Bitlis Eren University
Anabilim Dalı

Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Bitlis Eren University

5.855

Arşivlenen Tez

15

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ferit Edgü'nün düzyazılarının içerik açısından incelenmesi

"Ferit Edgü'nün Düzyazılarının İçerik Açısından İncelenmesi" adını alan bu çalışma, Ferit Edgü'nün, 1978-2021 yılları arasında yazdığı yirmi bir yapıtını, içerikleri bakımından inceleyen bir çalışmadır. Metinler, içeriğe yönelik yorumlama, açıklama ve tasnifleme yöntemleriyle ele alınarak sınıflandırılmıştır. Edgü, yazma eylemini yaşamına karşı bir direnç olarak geliştirmiştir. Bir resme bakmakla bir yazıyı okumak arasındaki farkı en aza indirgediği düzyazılarında Edgü, anımsama, eleştirme, değerlendirme amaçlarına yönelik yazdığı düzyazılarında, sözcüklerini edebî ve görsel olanaklardan yararlanarak belirlemektedir. Edgü'nün, yazınsal ve görsel alanların yaratıcılarına duyduğu yakınlık ve duygudaşlık, onun, düzyazılarında disiplinler arası çalışan bir yazar olarak konumlandırılmasını sağlamıştır. Sözcükleri bulamadığında imgelerin gücünü kullanan Edgü'nün düzyazıları, onun duyarlılığının ölçütüdür. Zira Edgü'nün bir metin kaleme alması için bir sanatçı, öykü, roman, imge, renk, biçim, ayrıksılık ve bir farkındalık yeterli olmuştur. Edgü, düzyazılarında, yazınsal somutlamayı ve yalın bir üslubu benimseyerek az sözle çok şey anlatmayı tercih etmektedir. Edgü'nün düzyazılarının karakteristik özellikleri ile ilgili çıkarımlarda bulunulan bu çalışmada Edgü üzerine yapılan değerlendirme, onun düzyazı yazarlığının belirleyici kimliğinin sanatlar arası düzlemde yazan ve çizen çok kültürlü bir zemine sahip olmasıdır. Edgü, birey olma aykırılığı ve yazınsal tutumuyla kendine has kalabilmiş bir yaratıcıdır. Yazı, Edgü'de düşsel bir eylemdir. Olayın gerçeğini, bir dil eylemiyle, imgeyle düşe çevirdiği metinlerinde yazınsal çizgisine, kendi tarz ve üslubuna bağlı kalmış, yazma edimini yaşama eylemine dönüştürmüş, düzyazıları söz konusu olunca sanatlar arası çalışan bir yazar kimliğine bürünmüştür.

DüzyazıEdgü, Ferit
Tuğçe Ertekin
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni Türk Edebiyatında Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil toplum kuruluşları birden fazla insanın bir araya gelerek farklı engelleri aşmak için oluşturdukları tüzel kişiliklerdir. Bu çalışmada II. Meşrutiyet’ten günümüze kadar olan süreçte var olan edebî örgütlenmelerin önde gelenleri tespit edilip incelenmiştir. 1908-2023 yılları arası incelendiğinden dolayı süreli yayınlar ve sanatkârların anıları esas kaynak olarak alınmıştır. Sivil toplum kuruluşlarının yayın organı olarak çıkardığı yıllıklar/dergiler/bültenler özellikle taranmıştır. İncelenen tüzel kişiliklerin internet sitelerinde yer alan duyurular, haberler ve faaliyetler bölümleri çalışma esnasında kaynak olarak kullanılmıştır. Buna ek olarak yaşayan sanatkârlarla bizzat irtibata geçilip konu hakkındaki bilgilerine başvurulmuştur. Bu yöntem daha çok son dönemde var olan (yaşayan) sivil toplum kuruluşları incelenirken kullanılmıştır. Yapılan çalışma birçok konu ile direkt ve dolaylı yönden ilişkilidir. Bundan dolayı girişte edebî kuruluşları daha iyi anlamak için bir şablon/ saha oluşturulmuştur. Çalışmanın ana kısmında çağdaş Türk edebiyatında varlık gösteren edebî kuruluşlar üç ana başlık altında incelenmiştir. Ana başlıkların içinde yer alan alt başlıklarda kategorilendirilmeye gidilmiştir. Bu sınıflandırmalarda değerlendirilen sivil toplum kuruluşları kronolojik olarak o ana başlık altında incelenmiştir. Ele alınan edebî sivil toplum örgütünün kuruluşu, yönetim kurulu ve amacı, düzenlediği edebî etkinlikler ve yayınları detaylı bir şekilde değerlendirilmeye tâbii tutulmuştur.

Yeni Türk EdebiyatıEdebî Sivil Toplum KuruluşuDernek+2
Hakan Pekdemir
Giresun University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
21
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinin anlambilimsel ve biçimbilimsel olarak karşılaştırılması

Zarf-fiil ekleri, her dilde olduğu gibi Türk dilinde de işlek bir biçimde kullanılan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk dilinin zaman içerisinde çeşitli gruplara ayrılması, zarf-fiil eklerinin anlamsal ve biçimsel değişimlerine yol açmıştır. Bu çalışmada amaç, Eski Anadolu Türkçesi esas alınarak Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinde görülen anlamsal ve biçimsel değişiklikleri tespit etmektir. Karşılaştırma yapılırken başta Türk dünyası olmak üzere Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Kitabı'na ait "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" başlıklı hikâye kullanılmıştır. Hikâyenin Dresden nüshası için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı I-II" adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserin Türkiye Türkçesine aktarımı için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı" adlı eserine başvurulmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçeleri tanıtılmıştır. Ardından Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil ekleri sıralanmış ve bu ekler, "İnceleme" kısmında "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" adlı hikâye üzerinden anlamsal ve biçimsel olarak karşılaştırılmıştır. Yapılan bu karşılaştırma, "Sonuç" kısmında tablolar üzerinden verilmiştir.

Anlam bilimBiçimbilimDede Korkut Kitabı+7
Şeyma İlhan
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesirlerinden hareketle Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyası

"Nesirlerinden Hareketle Adalet Ağaoğlu'nun Düşünce Dünyası" adlı bu bilimsel çalışma Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Adalet Ağaoğlu'nun roman, hikâye ve tiyatro gibi edebiyatın kurmaca türleri dışında kalan nesirlerindeki düşünce dünyasını yansıtmayı esas alır. Böylece Ağaoğlu'nun sanat ve edebiyat başta olmak üzere, hayattaki birçok konuya bakışı ve yazar tavrı anlaşılmaya çalışılacaktır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyasını yansıtan on beş kaynak taranarak elde edilen bilgiler tasnif ve tahlil edilmiştir. Çalışma Giriş, Sonuç ve Kaynakça dışında dört bölümden oluşmaktadır. Giriş'te yazarın kısaca hayatına ve eserlerine yer verilmiş, çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi belirtilmiştir. Birinci Bölümde, Adalet Ağaoğlu'nun "Sanat ve Edebiyata Dair Düşünceleri", İkinci Bölümde, "Sanatı ve Eserlerine Dair Düşünceleri", Üçüncü Bölümde "Sosyal ve Politik Konulara Dair Düşünceleri", Dördüncü Bölümde "Bazı Şahsiyetler ve Eserlere Dair Düşünceleri" ele alınmıştır. Sonuç kısmında yazarın düşünce dünyası ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmış ve sanatçının çok yönlü, zengin bir düşünce dünyasına sahip olduğu ortaya çıkartılmıştır. Yapılmış olan bu bilimsel çalışmanın edebiyat bilimine katkı sağlaması beklenmektedir.

Ağaoğlu, AdaletDüşünceDüşünce yapısı+1
Ramazan Kılıç
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk halk hukuku: Mersin ili Silifke ilçesi örneği

İnsanoğlu dünyada var olduğu zamandan itibaren bir düzene, bu düzenin sağlanması için de birtakım kurallara; kuralların işlerliğini sağlamak için de yaptırımlara ihtiyaç duymuştur. Bu bağlamda insanoğlunun bir arada yaşama tecrübesi, sosyalleşmesi ve toplumsal olguya ulaşma süreçlerinin belirli kurallarla düzenlenmesini gerektirmiştir. "Türk Halk Hukuku: Silifke Örneği" adlı bu çalışmada Mersin'in Silifke ilçesinde gerçekleştirilen halk hukuku uygulamaları ve halk hukukundan yazılı hukuka geçen kanun maddeleri incelenmiştir. Halk hukukunun pozitif hukuka yansımasının örnekleri dava dosyaları üzerinden açıklanarak halk hukuku ile ilişkisi bağlamında irdelenmiştir. Bu çalışmanın amacı hukukun kaynaklarının neler olduğu, hukuk sistemlerinin nasıl meydana geldiği, hukukun kaynakları içerisinde sözlü hukukun yeri ve insanoğlunun var oluşundan bu yana toplumda hukukun sözlü hukuktan yazılı hukuka geçişini incelemektir. Bu çalışma, giriş, altı ana başlık ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Çalışmanın dördüncü ve beşinci bölümüne kaynaklık eden bilgilerin saha tespitinde toplanması için "katılarak gözlem", "derinlemesine görüşme", "yaşam anlatıları" ve "gözlem" gibi yöntemler kullanılmıştır. Sahada verilerin toplanması ve deşifrelerin yapılmasında yöresel özelliğin özgünlüğü açısından halk etimolojisi korunarak verilerin aktarılmasına özen gösterilmiştir. Çalışma, toplumun kendi hukukunu geçmişten gönümüze yaratma, yaşatma ve uygulama şeklinde gösterebilmesinin yanı sıra zamana göre oluşan değişikliklerin tespit edilmesi açısından önem arz etmektedir.

Eminenur Dal Eğe
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik Türk edebiyatı mesnevilerinde antropomorfik unsurlar

İnsan duygu, düşünce itibarıyla kendisine benzer olana yakınlık gösterme eğilimindedir. Kişinin bir sanat eseriyle bağ kurmasında etkili olan da kendisini eserin içerisinde görebilmesidir. Okuyucu kendisiyle özdeşleştirdiği bir eserin kahramanı sayesinde esere daha fazla odaklanabilmekte ve eser okuyucuda daha büyük etki oluşturabilmektedir. Sanat eserlerinde kahramanlar her zaman insan olmaz. Bazı eserlerde insan dışında canlı, cansız farklı varlıkların kahramanlaştırıldığı görülür. Okuyucunun eserde kendini bulabilmesi için insan biçimine bürünmüş ya da insana ait özellikler gösteren çeşitli unsurlar devreye girmektedir. İnsan dışındaki varlıkları insan biçimine döndürme, onlara insansı özellikler yakıştırma, ekleme antropomorfizm olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Harnâme, Münâzara-i Tûtî vü Zâg, Nefhatü'l Ezhâr, Hüsn ü Aşk, Mihnetkeşân adlı mesnevilerde hangi antropomorfik unsurlara yer verildiğini tespit etmek amaçlanmıştır. Klasik Türk edebiyatındaki mesneviler metin merkezli yaklaşımla incelenmiş ve hedeflenen şekilde tez konusu irdelenmeye çalışılmıştır.

Fatma Seyrek
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital oyun ve uygulamalı halkbilimi: Uruz Er Kişinin Geri Dönüşü (Return of the Er Kishi) oyunu örneği

Siber çağ olarak anılan 21. yüzyılda folklorun araştırma sahası genişlemiş, dijital üretimleri ve sosyal ağları içerisine almıştır. Dijitalleşme, folklorik mahiyet taşıyan ürünlerin üretimine bir engel teşkil etmediği gibi yeni araştırma yöntemlerini de tartışmaya açmıştır. Dijital saha; medya-iletişim, eğitim, psikoloji, sosyoloji, yazılım gibi alanların inceleme konusu olduğu kadar halk bilimini de ilgilendirmekte, disiplinlerarası çalışmayı gerekli kılmaktadır. Küreselleşme ve dijitalleşmeyle birlikte tüketim ve üretimin birbirinden ayrılan çizgileri silikleşmiş, tüketim odaklı siber kültürde dijital oyunlar en çok talep edilen üretimler haline gelmiştir. Dijital oyun sektörü, geniş bir pazara sahip olmasının yanı sıra üretim sürecinde, tasarım, grafik, ses-müzik, yazılım, pazarlama, test etme gibi aşamaları bulunan çok katmanlı bir sektördür. Video oyunu kendi başına bir anlatı teşkil etmekte ve kendinden önceki anlatılarla bağlantı kurmaktadır. Mitler ve mitolojiler video oyunlarının en sık kullanılan konularındandır. Türk mitolojisi de bu anlamda hem yerli hem yabancı yapımlı oyunlarda kendisine yer bulmaktadır. Bu çalışma uygulamalı halk bilimi bağlamında video oyunlarının incelenmesini içermektedir. Çalışmada son dönem dijital oyunlardan olan ve Türk mitolojisine ait unsurların yoğun olarak kullanıldığı Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü (Uruz Return Of The Er Kishi) adlı oyunun ihtiva ettiği geleneksel unsurlar araştırılmıştır. Video oyunlarının halk kültürüyle ilişkisi sorgulanmış ve geleneksel anlamıyla oyunun dönüşümü/değişimi üzerinde durulmuştur. Oyun kavramı değişen mekânında yapı, içerik ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Yeni bir anlatı türü olarak kabul edilen dijital oyunlara, Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü adlı oyun üzerinden çok yönlü bir yaklaşımla bakılmış, uygulamalı halk bilimi bağlamında değerlendirilen oyunun istendik, eksik veya hatalı görülen yönleri aydınlatılmıştır. Uruz oyununun Türk mitolojisinden nasıl faydalandığı ve oyunun kültürel aktarım, kültürel pazarlama, kültürel tanıtım fonksiyonları ortaya koyulmuştur. Uruz oyunu eksikliklerine rağmen içeriği ve sanat tasarımı açısından kültürel ögeleri başarılı şekilde kullanan ve bu anlamda öncü sayılabilecek bir oyundur. Sonuç olarak Uruz benzeri oyunların çoğalması ve oyunlar için zengin bir içeriğe sahip olan Türk mitolojisinin başka video oyunlarına da kaynaklık etmesi umulmaktadır.

Burcu Yüce
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mukaddimetü'l-edeb'in söz varlığının Altay Türkçesinde görünümü

Mukaddimetü'l-Edeb, XII. yüzyılın başlarında yazılmış olan, yazıldığı dönemin dili ve söz varlığı hakkında bilgi edinmemize yardımcı olan bir sözlüktür. Eser gerek dil özellikleri ve gerekse söz zenginliği konusunda derin değerler taşır. Eserde yer alan ve o dönemin söz varlığını oluşturan birçok sözcük günümüze kadar gelmiştir. Türk dili, tarih boyunca Türkologlar ve araştırmacılar tarafından çeşitli dönemlere ve lehçelere ayrılmıştır. Çağdaş Türk lehçelerinden bir tanesi olan Altay Türkçesi; dilleri ve kültürleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Altay Türklerinin yazı dildir. Altay Türkleri, Güney Sibirya bölgesinde Altay Dağlarında yaşayan bir Türk topluluğudur. Türkçe geçmişten bugüne değin dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya hitap edebilmiş büyük dillerden biridir. Mukaddimetü'l-Edeb ile ilgili çalışmaların az olduğu, özellikle Mukaddimetü'l-Edeb'in diğer dillerdeki görünümüyle, söz varlığıyla ilgili çalışmaların çok daha az sayıda olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu eserin yalnızca bir lügat olmadığı, aynı zamanda yazıldığı dönemin diliyle yani Harezm Türkçesinin söz varlığını gözler önüne serdiği de unutulmamalıdır. Çalışmada öncelikle Mukaddimetü'l-Edeb'e ve eser ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Akabinde Altay Türkleri, Altay Türklerinin demografik yapısı, dilleri ve Altay Türklerinin boyları aktarılmıştır. Çalışmanın inceleme kısmında Mukaddimetü'l-Edeb ve Altayca Türkçe Sözlükteki sözcükler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Karşılaştırma dört bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde fonetik ve anlam bakımından aynen devam eden kelimeler; ikinci bölümde fonetiği değişmiş anlamı değişmemiş kelimeler; üçüncü bölümde fonetiği aynı, anlamı değişmiş kelimeler ve dördüncü bölümde hem fonetiği hem anlamı değişmiş kelimeler incelenmiştir. Fonetik değişimlerin yanında sözcüklerdeki anlamsal değişimler de aktarılarak Altay Türkçesi içerisinde Mukaddimetü'l-Edeb'in söz varlığının ne oranda mevcut olduğu gösterilmiştir.

Murat Kağan Atalay
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

O'tkır Hashımov'un Bahor Qaytmaydı adlı hikâyesinin çevirisi ve söz varlığı incelemesi

Çağdaş Özbek Edebiyatında 1962- 2013 yılları arasında, roman, masal, hikâye ve piyes gibi elli'den fazla eser veren O'tkir Hashimov eserlerinde yaşadığı dönemi ve bireyi olduğu Özbek halkının gerçeklerini ele almıştır. Özbek halkının inançlarını, değer yargılarını, örf, adet, ananelerini ve sosyo- ekonomik bozulmalarını bazen dramatik bazen komedi bazen de yergi biçiminde okuyucuya sunan Hashimov, Özbek Halk Edebiyatı'nın gelişiminde de önemli rol oynamıştır. Çağdaşı olan şair ve yazarların aksine Hashimov'un eserleri Türkiye'de akademik anlamda istenilen düzeyde ilgi görmemiş olsa da Hashimov'un Özbek Halk Edebiyatı'nın yapıtaşlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bir önceki çalışmamızda Hashimov'a ait yedi hikâyenin çevirisi yapılmış, bu hikâyelerin bizlerde uyandırmış olduğu etki sonucunda, Hashimov'un başka bir eseri olan "Bahar Gelemeyecek" adlı hikâyesi, gerek dönemin edebi hayatı bakımından gerekse toplumsal yapı ve dil kullanımı bakımından bilgilendirici düzeyde olması nedeniyle, tez çalışmamızın konusu olarak daha kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve bütün bunların sonucunda akademik anlamda Türkiye'de yapılmak istenen çalışmalar ile ilgili yol gösterici olması hedeflenmiştir. Bu amaçla eser Özbek Halk Edebiyatından Türk Edebiyatına Çevrilerek, Türk Edebiyatına yeni bir eser kazandırılmak istenmiş, bununla beraber yapılan tematik söz varlığı ve kelime türleri incelemesiyle literatüre katkı sağlamak çalışmamızın ana amacını oluşturmaktadır. Özbek Edebiyatından dilimize kazandırılan eser sayısının her geçen gün artış gösterdiği bilinmektedir. Bu eserler arasında Hashimov'un eserlerinden de birkaç örnek göstermek mümkün olsa da incelemiş olduğumuz "Bahor Qaytmaydi" adlı eserin daha önce ülkemizde çalışılmadığı görülmüştür. Bu çalışmamız, O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eserinin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevrisi, Tematik Söz Varlığı ve Kelime Türleri incelemesi vd. Köken Bilgisi unsurlarının birleşiminden oluşmuştur. Giriş kısmından sonra Yöntem, O'tkir Hashimov'un Hayatı, Edebi Kişiliği, Eser Hakkında, Eserinin Özeti ve Söz Varlığı gibi başlıklar vd. bu başlıklarla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Birinci Bölümde: Tematik Söz Varlığına ve Kelime Türleri vd. Köken Bilgisine yer verilmiştir. İkinci Bölümde: Metnin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevirisi bulunmaktadır. Sonuç bölümünde ise O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eseri üzerinde yapılan söz varlığı incelemesi sonucunda elde edilen sayısal verilerin "Kelime Türleri Yüzdelik Dilim Grafiği" ve "Kelime Kökeni Yüzdelik Dilim Grafiği" değerlendirmesi ve yorumlanması yer almaktadır. Çalışmanın Türk Dili ve Edebiyatı alanında Çeviri ve Söz Varlığı alanında yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Yakup Bilmez
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ülkü mecmuasındaki hikâyeciler ve hikâyeleri

Adını bizzat Atatürk'ün verdiği ve 1933-1950 yılları arasında Ankara'da yayımlanmaya başlayan Ülkü mecmuası, halkevlerinin resmî yayın organıdır. Ülkü, döneminin siyâsî ve içtimâî tarihini yansıtması bakımından önem arz eden "bir mefkûre" ve "bir misyon" mecmuâsıdır. Devletin ideolojik unsurları olan "altı ilkenin" teori ve pratikte geniş halk kitlelerine benimsetilmesi ve bunlara belirli bir kuramsal çatı sağlamayı hedefler. Ülkü, halkevlerinin fikir ve ruhuna bağlı olarak, inkılâp unsurları etrafında millî dile, millî tarihe, millî sanatlara ve kültüre hizmet eden bir yayın organı olmuştur. Serilerinin tamamında yer alan yazılar bu yayım politikasına uygun şekilde kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, mecmuanın 272 sayısında tespit edilen hikâyelerin tamamı bilimsel ve sistemli bir şekilde incelemeye tabiî tutulmuştur. Çalışma üç ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım; "Giriş" kısmıdır. Alt başlıklarla halkevlerine ve Ülkü mecmuasına dâir açıklamalara yer verilmiştir. İkinci kısım "İnceleme" kısmıdır. Bu kısımda hikâye ve yazar dizinine yer verilmiş sonrasında ise, dönem ve hikâyeler hakkında değerlendirmelere gidilmiştir. Üçüncü kısımda da mecmuada yer alan tüm "Hikâye Metinleri Yayın Sırasına Göre " aktarılmıştır. Çalışmanın sonunda; Ülkü mecmuasının başta "köycülük" olmak üzere edebiyat, dil, tarih, coğrafya, güzel sanaatlar, sosyoloji, felsefe, ekonomi, spor, yurt koruma, ziraat, halk sağlığı, bibliyografya, halkevleri haberleri gibi bölümlerle dönemin ruhunu yansıtan metinleri sayfalarına taşıdığı görülmüştür. Süreli yayınlar arasında yer alan gazete ve dergiler dönemin tanıklığını yapan yayım organlarıdır. Özellikle son yüzyılın edebiyatı için vazgeçilmez kaynakların başında gelir. Bu çalışmada; 1933-1950 yılları arasında Ülkü mecmuasında yayımlanan hikâyeler ile yazarları belirlenmiş ve konu hakkında çalışma yapacak ilgililerin istifâdesine sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Ülkü, Atatürk, Altı Ok, İnkılap, Süreli Yayınlar, Hikâye.

Süheyla Karataş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şevket Rado'nun dergiciliği: Aile - Ev ve Hayat - Ayna Dergileri üzerine bir inceleme

Tanzimat'tan günümüze kültür, sanat ve edebiyatın taşıyıcısı olan süreli yayınlar belirli periyotlarla yayımlanır ve geniş kitlelere ulaşmayı hedefler. Süreli yayın faaliyetleri içerisinde dergiler, sanat, bilim, siyaset gibi çeşitli konulara yoğunlaşarak bilginin ve kültürün yayılmasında önemli rol oynar. Aynı zamanda çeşitli alanlarda güçlü kalemlerin bir araya gelmesine fırsat sunarak toplumu bilinçlendirme noktasında bir etkileşim alanı oluşturur. Dergiler, güncel olaylar, kültürel ve sanatsal faaliyetler hakkında toplumun gelişimine hizmet ederek toplumsal değişimin ve ilerlemenin önü açar. Toplumu bilinçlendirme hususunda etkin isimlerden biri de Şevket Rado'dur. 20. yüzyıl Türk kültür ve edebiyat dünyasında sadece dergi yöneticisi olarak değil, aynı zamanda yazıları ve düşünsel katkılarıyla da önemli bir şahsiyettir. 1945'te Yapı ve Kredi Bankası'nın basın ve yayın işlerinin başına geçerek Doğan Kardeş matbaasını kurar. 1930 yılından 1980'li yılların sonuna kadar farklı türlerde eser veren Rado, özellikle sohbet türünün Türk edebiyatındaki önemli temsilcilerinden olur. 1945'lı yıllardan 1980'li yılların sonuna kadar aktif bir dergicilik dönemi geçirir. Böylece Rado ve rekor sayılara ulaşan dergileri Türk dergicilik tarihinde oldukça önemli bir yer edinir. Rado'nun çalışmaları her zaman dönemin önemli meselelerine ışık tutan bir köprü görevi görür. Şevket Rado, çeşitli dergilerin yönetiminde yer alarak geniş kitlelere ulaşmayı başarır. Yöneticisi olduğu dergilerde kültürel, sanatsal ve toplumsal içeriklerle okuyucuyu bilinçlendirmek ister. Aynı zamanda entelektüel kişiliğiyle, kendi yazıları ve düşünsel katkılarıyla önemli meseleler üzerine farkındalık yaratacak eleştirilerde bulunur. Objektif değerlendirmeleriyle değişim ve gelişimin önünü açmayı hedefleyen Rado'nun çalışmalarında evrensel bakış açısının tesiri görülür. Bu çalışmanın incelemesi Şevket Rado'nun çıkarmış olduğu Aile - Ev Dergisi (1947 -1952) 20 sayı ve Hayat - Ayna (1970 - 1976) 64 sayı olmak üzere dergilerin tüm sayıları üzerinde yapılmıştır. Dergiler üzerine detaylı bir inceleme yapılarak Rado'nun dergicilik anlayışı ve dergicilik faaliyetleri incelenmiştir. Çalışma; Giriş, İnceleme, Tahlilî Fihristi, Seçilmiş Metinler ve Sonuç şeklinde beş bölümde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile - Ev Dergisi, Hayat - Ayna, Süreli Yayınlar, Şevket Rado

Burcu Çorbacıoğlu Şahin
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mehmed Murad Nakşibendî Hülâsâtü'ş-Şürûh (VI. cilt) (İnceleme-metin-sözlük)

Mevlânâ'nın Farsça telif ettiği Mesnevî, yazıldığı dönemden bu yana anlaşılmaya çalışılmış bu minvalde Mesnevî üzerine çeşitli eserler yazılmıştır. Bu eserlerin bir bölümünü şerhler oluşturmaktadır. Türk edebiyatında Mesnevî'nin tamamına yazılan şerhlerden biri 19. yüzyılda yaşayan Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adını verdiği eseridir. Nakşî olan Mehmed Murad, eserinin de dîbâcesinde belirtiği üzere Murad Molla Tekkesi'nde Mesnevî dersleri verirken Mesnevî'yi baştan sona üç kere ders olarak okuttuktan sonra hatrına muhtasar bir şerh yazmak gelmiş, öğrencilerinin de talebiyle eserini kaleme almıştır. Mehmed Murad, eserin sonunda eserini tamamladığı ve dört şârihin -Ankaravî, Şem'î, Sürûrî, Şeyh Yusuf- kalemi olduğu için "ıyd-ı ekber" eylediğini ifade etmiştir. Bu çalışmada Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adlı Mesnevî şerhinin altıncı cildi ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Mehmed Murad Nakşibendî'nin hayatı ve eserleri, ikinci bölümde Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh'un altıncı cildinin çeşitli yönlerden incelenmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde eserin altıncı cildinin çeviri yazı metnine, dördüncü bölümde metinden oluşturulan kelime anlamları, murad ve eş anlamlı kelimeler sözlüğüne yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mesnevî, Mehmed Murad Nakşibendî, Hülâsâtü'ş-Şürûh, şerh, VI. Cilt

Divan şiiriMevlana Celaleddin-i RumiMuhammed Nakşibendi+2
Karden Karakoç
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gül İrepoğlu'nun romanlarına yeni tarihselci bir yaklaşım

"Gül İrepoğlu'nun Romanlarına Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım" adlı tez çalışmasında yazarın romanları basım tarihine göre sırayla incelenmiştir. Bu değerlendirmelerdeki ölçütler ise Yeni Tarihselcilik kuramı doğrultusunda oluşturulmuştur. Bunun yanında eser incelemesinde klasik roman çözümlemesinden de yararlanılmıştır. Ayrıca eserler basım yıllarına göre kronolojik olarak incelenmiştir. Son dönem Türk edebiyatı yazarlarından biri olan Gül İrepoğlu, çıkış noktasını tarihten alarak yazdığı altı romanını, hayalî unsurlarla zenginleştirmiştir. Bu tez çalışmasında da romanlarda yer alan unsurlar Yeni Tarihselcilik kuramına göre incelenmiştir. Romanların çözümlenmesinde kurama göre belirlenen on bir başlık kullanılmıştır: Bu başlıklar "Romanın Tanıtımı", "Tarihin Kurgusallığı ve İdeoloji ile İktidarın Tarih Yazımına Etkisi", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Zaman Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Mekân Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Anlatıcı/Yazarın Konumlandırılışı", "Metinlerarasılık", "Üstkurmaca", "Hiper-metinsel Tasarım", "Çoğulculuk", "Kolaj", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Dil ve Üslup"tur. İnceleme neticesinde her altı romanın da Yeni Tarihselcilik bağlamında muhtevaları açısından oldukça zengin materyaller içerdiği görülmüştür. Gül İrepoğlu'nun Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü- Giysilerin Penceresinden, İstanbul Yıldızı Aşk-ı Derya-Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi, Kavuşmak romanlarında Yeni Tarihselcilik anlayışıyla örtüşen birtakım unsurlar tespit edilmiştir. Bu çalışma, Yeni Tarihselcilik ilkelerinin Gül İrepoğlu'nun romanlarındaki yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Tarihî Roman, Gül İrepoğlu, Yeni Tarihselcilik, Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü, İstanbul Yıldızı, Kavuşmak, Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi.

Ebru Kahramanlar
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kozanlı Âşık Ali Kemal Yiğit'in hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir inceleme

Kadim bir geçmişe sahip olan âşıklık geleneği nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu geleneğin günümüze taşınmasındaki en önemli görev şüphesiz kültür taşıyıcısı, geleneğin temsilcisi âşıklarıdır. Sanatlarını icra eden âşıklar sazları ve sözleri ile kültürel unsurları geleceğe taşımışlardır. 21. yüzyılda bile canlılığını sürdüren âşıklık geleneği Türk kültürünün hazinesidir. Âşık Edebiyatı gibi kadim bir geleneği tez çalışması olarak seçmemizin nedeni, teknoloji çağında bile varlığını sürdüren hala gün yüzüne çıkmamış birçok haznedarı bulunan bu geleneğin önemini vurgulamak; hayatı boyunca âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışan ve bu geleneğe gönül veren âşıklara yol gösterici olan Ali Kemal Yiğit'i bilim dünyasına tanıtmaktır. Âşıklık geleneğinin Adana'daki güçlü temsilcilerinde olan Ali Kemal Yiğit ile ilgili müstakil bir çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada aşığın hayatı ve sanatı incelenmiştir. 2009 yılında aramızdan ayrılan aşığın ulaşabildiğimiz 276 şiiri, atışma ve mektuplaşmaları çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu şiirler şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Genel itibariyle bu çalışma, Âşık Ali Kemal Yiğit hakkında hazırlanmış bir biyografi çalışmasıdır. Anahtar Sözcükler: Âşıklık geleneği, âşık, Adana, Ali Kemal Yiğit, âşık edebiyatı

Adana-KozanAşık edebiyatı
Şeyma Küçükaşçı Erdem
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (42b-80b) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

0

İbrahim Kılıç
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çandır folkloru

Bu çalışmada Yozgat'ın Çandır ilçesinde doğum, evlilik, ölüm gibi geçiş evreleri, halk mutfağı ile yiyecek, içecek ve mutfak gereçleri, anonim halk ürünleri olan mani, türkü, ninni, bilmece, fıkra, dağ bitkileri, halk hekimliği ve ocaklık geleneği hakkında derleme yapılmıştır. Sözlü olarak yapılan derlemenin yanı sıra derlenen bilgileri destekleyen görseller eklenmiştir. Birinci kısımda sözlü gelenekten derlenen söylemelik türler mani, ninni, ağıt, türkü aktarılmıştır. Sözlü kültür ürünleri çalışma kurallarına bağlı kalınarak aktarılmaya özen gösterilmiştir. Bu birikimlerin derlenmesi ve yazıya geçirilmesi ile varlığını korumak ve sürdürmek amaçlanmıştır. Sözlü kültür ürünleri doğaçlama ve anlık olarak söylenip geçilen türlerdir. Genellikle o anki duyguları yansıtıcı nitelikte, şekil olarak özenli ürünlerdir. Bu ürünlerin varlığını korumak aktarıcılığını yapmak kalıcılık açısından önemlidir. İkinci kısımda genellikle nesir türünde varlık gösteren ve uzun kış gecelerinde, iş yaparken daha eğlenceli hale getirmek için anlatılan türlerdendir. Bu anlatmalık türler içinde inanca bağlı olarak aktarılan Hızır anlatmaları ve memoratlar da yer almaktadır. Diğer ürünler masal, efsane, fıkra, atasözü ve deyimlerdir. Tüm bu ürünler aktarılırken hem kaynak kişiler vasıtasıyla derlenerek hem de gerekli kaynaklardan bilgiler sentezlenerek aktarılmaya gayret edilmiştir. Üçüncü kısımda ise toplu yapılan uygulamaları daha eğlenceli hale getirmek için, kılık değiştirme, yapılan gösteriler ve bu gösteriler sırasında dikkat çeken giyim kuşam geleneği aktarılmaya çalışılmıştır. Dördüncü kısımda kutlamalar, törenler ve bayramlar hakkındaki ritüeller derlenmiştir. Bayram, törenler, kutlamalar toplumu bütünleştirici ve diri tutan kurumlardır. Bu bölümde dini ve milli bayramlar ile birlikte yağmur duası, koç katım töreni, mevsimsel kutlamalar kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bölümün sonunda teknolojinin evleri işgal etmediği ve bireyleri birbirinden uzaklaştırmadığı dönemde daha sık oynanan günümüze ulaşan çocuk oyunları tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu oyunlar da aslında toplumsal bütünlüğün ve birlikteliğin temelini atan ısındıran unsurlardan biridir. Beşinci kısımda toplumu sosyolojik, psikolojik ve kültürel bakımdan yönlendiren halk inanışlarını aktarmaktadır. Kötü ruhlardan korunmak, daha sağlıklı, bereketli ve olumlu bir hayat için yapılması gereken tabular yer alır. Bunlar toplumun yazısız kuralları haline gelmiştir. Bu kurallar kalıplaşmış ve benimsenmiştir. Temelinde korkunun yer aldığı bu korunma biçimleri geçmişten günümüze varlığını koruyarak gelmiştir. Yapılmasında herhangi bir kural ve zorunluluk olmamasına rağmen insan korunma içgüdüsüyle geçmiş tecrübelerden ve kalıplardan faydalanarak ritüelleri titizlikle devam ettirmektedir. Doğum, evlenme, ölüm gibi geçiş evrelerinde devam ettirilen bu ritüeller kaynak kişilerden derlenmiştir. İlçe kültürüne bağlı gelenek- görenek, örf-adet ve birikimler aktarılmaya çalışılmıştır. Halk mutfağı yiyecekler, içecekler, kışlık hazırlıklar ve mutfak gereçleri tanıtılmış ve nerede kullanıldığı aktarılmaya çalışılmıştır. Altıncı kısımda modern tıbbın gelişmediği dönemde geleneksel tıbbı oluşturan halk hekimliği hakkında bilgiler aktarılmış, bununla birlikte halk hekimliğiyle alakalı olan ocaklık geleneği, nazar ve nazarlık aktarılmaya çalışılmıştır. Ocaklık geleneğinin ne şekilde oluştuğu, inançlar, hangi durumlarda başvurulduğu gözlemlenmiştir. Bu bölümde dağ bitkileri hakkında bilgiler ele alınmıştır. Dağ bitkileri halk hekimliği açısından önem taşımaktadır. Kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmış olup birkaç bitkinin görüntüsüne çalışmada yer verilmiştir. Yedinci kısımda imkânlar doğrultusunda yapılan el işçilikleri aktarılmaya çalışılmıştır. El emeği ürünler günlük hayatta kullanılmış ve değerlendirilmiştir. Sekizinci kısımda Çandır hakkındaki genel bilgiler, ekonomi, nüfus, tarım, hayvancılık aktarılmıştır. Bu bölümde ilçe ve ilçeye bağlı köylerin tarihi hakkında bilgiler derleme yöntemi ve yazılı kaynakların yardımıyla aydınlatılmaya gayret edilmiştir. İlçenin ekonomisi ve ekonomiyi etkileyen, iklim, nüfus, tarım ve hayvancılık bilgileri verilmiştir. Dokuzuncu kısımda yerel ağızdan kelimeler anlamlarıyla birlikte aktarılmıştır. Onuncu kısımda araştırma ile ilgili kapsam ve sınırlar, kullanılan metot gibi teknik bilgiler yer almaktadır. On birinci kısım elde edilen tüm malzemelerden bahseden sonuç kısmı yer almaktadır. Bu bilgilerin kültür açısından önemi ve Çandır ilçesinin bu kültür bağlamında tanıtımı aktarılmıştır. Kültür geçmişten günümüze aktarılarak varlığını korumaktadır. Bir bölgenin kültürünün oluşmasında o bölgenin coğrafi özellikleri, toplumsal yapısı, tarihi etkili olmaktadır. Bu etkiler göz önünde tutulduğunda Çandır'ın kültürel yapısının Anadolu Türk Kültürüyle benzeşimi görülmüştür. Bütün değişim ve farklılıklarıyla günümüzde varlığını koruyan ve unutulan kültürel ritüellerin tümü Yozgat Çandır folklorunu oluşturmaktadır. On ikinci kısımda derlenen malzemeler görsellerle desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çandır, Geçiş Evreleri, Söylemelik Türler, Anlatmalık Türler, Göstermelik Türler, Yerel Ağız, Halk Mutfağı, El Sanatları.

Azize Bulut
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağatay Türkçesi söz varlığının Özbek Türkçesindeki görünümü (Sedd-i İskenderî örneği)

Çağatay Türkçesi, XV-XX yüzyıllarda arasında hem konuşma hem yazı dili olarak kullanılmış, XIX. yüzyıldan sonra yerini Özbek Türkçesine bırakmış Türkçenin tarihî bir lehçesidir. Çalışmanın amacı, Sedd-i İskenderî'yi şekil bilgisi ve söz varlığı açısından inceleyerek Özbek Türkçesindeki görünümünü ortaya koymaktır. Sedd-i İskenderî ile ilgili yapılan çalışmalar taranmış olup bu çalışmaların daha çok ilgili döneme ait birden fazla eserin genel başlıklar çerçevesinde gramer açısından incelenmesidir. Bu çalışma ise, müstakil bir eserde tespit edilen şekil bilgisi ve söz varlığına ait bulguların Özbek Türkçesinde tanıklanıp tanıklanmadığının tespitidir. Bu çalışmada öncelikle Çağatay Türkçesi, Ali Şîr Nevâyî, Özbek Türkçesi, Sedd-i İskenderi hakkında bilgiler verilmiştir. Tezi yazarken teze kaynaklık eden Hatice Tören'in Sedd-i İskenderi (İnceleme- Metin) adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserde tespit edilen bulguların anlamları için Çağatay sahası ve Osmanlı-Türkçe sözlüklerden yararlanılmıştır.

Ayşegül Taşkesen
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde'de ocaklık geleneği

Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan ocaklar, şifacılık görevlerinin yanında kültür taşıyıcılığının ve aktarıcılığının birer sembolü niteliği kazanmışlardır. Anasır-ı erbaadan biri olan ateş ve buna bağlı olarak gelişen ocak kültü Türkler tarafından kutsal kabul edilerek etrafında çeşitli inanç ve pratikler gelişmiştir. İslamiyet'ten önce Kamlara gösterilen saygınlık İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte ocaklara ve ocaklılara gösterilmiştir. Ocakçılığın kökeninin Hz. Fatıma'ya dayandırılması da onun dinî bir hüviyet kazanmasına sebep olmuştur. Anadolu coğrafyasının her köşesinde bu ocaklara rastlamak mümkündür. Niğde ve çevresi de ocaklar açısından zengin bir bölgedir. Buna sebep olarak Niğde'nin zengin kültür ortamının sağlayıcısı olması ve çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olmasını gösterebiliriz. Bu kültür ortamının etkilerinin ocaklık kültürüne yansımaları bağlamında Niğde ve çevresinde saha çalışmasına dayalı olarak tespit edilen 85 ocak çalışmaya dahil edilmiştir. Bu tez çalışmasında yönlendirilmiş karşılıklı görüşme tekniği, gözlem ve mülakat yöntemleri kullanılmıştır. Sahaya çıkmadan önce kaynak şahıslar ile alana dair ön çalışmalar yapılmış ve pek çok ocak tespit edilmiştir. Alan araştırması sırasında birçok yeni ocak bulunmuştur. Niğde genelinde toplam seksen beş ocak tespit edilmiştir. Bu ocaklar içerisinde en yaygın ocak terme ve siğil ocaklarıdır. Tespit edilen 85 ocak 34 farklı hastalığı tedavi etmektedir. Bu tez çalışması neticesinde bir ocaklının aynı zamanda birden fazla hastalığı tedavi edebildiği görülmektedir. Bir gelenek halinde yaşatılan ocak ruhunun ve buna bağlı uygulanan sağaltma pratiklerinin zamana ve modern tıbba yenik düşmeden işlevini koruduğu gözlemlenmiştir. Çalışma ile uygulamalardaki eski Türk inanç sisteminin izleri de gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır.

NiğdeOcaklar
Muhammet Teke
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (361a-400b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî İslâm tasavvuf düşüncesine yön veren, husûsî konularda yeni bir bakış açısı kazandıran önemli bir şahsiyettir. Eserleri içerisinde özellikle Mesnevî'si birçok tasavvuf ekolünün referans kitabıdır. Mesnevî her dönemde farklı ilim insanlarınca incelenmiş, tartışılmış, değerlendirilmiştir. Mevlânâ'nın görüşlerini ve felsefesini açıklamak maksadıyla birçok şerh çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Bu tez Seyyid Mehmed Ali tarafından yazılmış Mesnevî-yi Ma'nevî adlı Mesnevî şerhini tanıtmak, 361a-400b varakları arasında yer alan metnin transkripsiyonunu ve sözlük çalışmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Mesnevî-yi Ma'nevî, İsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî'nin Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif adlı Mesnevî şerhinin henüz hangi nüshasından istifade edilerek yazıldığı tespit edilmemiş ve transkripsiyonu yapılmamış bir yazma şerhtir. Birinci bölümde, metin şerhi ve şerh geleneği, şerh metinlerinin tasnifi, Mesnevî'ye yazılmış tercüme ve şerhleri, mesnevî nazım şekli, Mevlânâ ve Mesnevî hakkında özet bilgilere yer verilmiştir. Seyyid Mehmed Ali'nin hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgiler derlenmiş; Mesnevî-yi Ma'nevî tanıtılmıştır. Seyyid Mehmed Ali'nin eserinin tamamına yönelik değerlendirmeler aktarılmıştır. Bölümde Mesnevî-yi Ma'nevî'nin şerh metodu, dil hususiyetleri ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde metnin muhtevası tasavvufî şerh geleneğine göre incelenmiştir. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyonu yapılmış ve metindeki kelimelere ait sözlük çalışması gerçekleştirilmiştir. Mesnevî-yi Ma'nevî'yle ilgili araştırma yapanlar eseri İsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî'nin Mesnevî şerhinin muhtasarı olarak değerlendirmektedirler. Bu nedenle eserin değerlendirilmesinde Ankaravî'nin Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif ile Mesnevî-yi Ma'nevî arasındaki benzerlikler ve farklılıklar çeşitli örneklerle desteklenmiş, muhtelif karşılaştırmalar yapılmıştır. Ayrıca Seyyid Mehmed Ali'nin neden muhtasar bir eser yazmayı tercih ettiği tartışılmıştır. Bu incelemeler Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif'in H 1039/1630 yılında son halini alan nüshası temel alınarak yapılmıştır.

Hamit Uygun
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çınaraltı Dergisinde şiir

1941 – 1948 yılları arasında yayın hayatını sürdüren Çınaraltı, milliyetçiliğin sağlam kalelerinden biri olmuştur. Yapılan çalışmalara bakıldığında ise şiirle ilgili bütünsel bir araştırmanın yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu eksikliği gidermek için dergide yayımlanan şiir ve şairleriyle birlikte dönemin sanat anlayışı da incelenmiştir. Türkçü fikir ve sanat anlayışı bakımından dönemini en iyi yansıtan haftalık dergilerinden biri olan Çınaraltı, siyasî ve sosyal olaylara kayıtsız kalmamış, aynı zamanda edebî ve kültürel hayata dair birçok malzemeye de yer vermiştir. Dergi özellikle millî kültür bilincini sağlamlaştırmak, halkı bilinçlendirmek ve Türklüğe hizmet etmek için yayın yapmıştır. Dergi, üç dönem içerisinde toplamda 161 sayı olarak yayımlanmıştır. İlk iki dönemini dergicilikte sıkça adından bahsettiren Orhan Seyfi Orhon yönetmiştir. Üçüncü döneminde ise derginin yönetimini başyazarlarından biri olan Yusuf Ziya Ortaç üstlenmiştir. Üç dönem incelendiğinde dergide şekilsel değişimler görülmesine rağmen içerik olarak belirgin bir değişim görülmemiştir. Yayımlanan tüm sayılarda Türkçü-milliyetçi tutumunu sürdüren derginin yayın politikasına uygun hareket ettiği anlaşılmıştır. Çınaraltı geleneği sürdürme anlayışında oldukça baskın olmasına rağmen yeniliğe karşı çıkmamış, millî olma şartıyla çeşitli konuları işlemiştir. Dergi yayın politikası doğrultusunda Garip şiir anlayışını eleştirmiş, bugün Hisar topluluğu olarak bilinen grubun üyelerine ilk şiirlerini yayımlamaları için destek sağlamıştır.

Süreli yayınlarTürk şiiriÇınaraltı dergisi+1
Melike Hasgül
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde ağzındaki deyimlerin yapı bakımındansınıflandırılması

Bu çalışmada "deyim" kavramı, Niğde ili ağzında kullanılan deyimler ve bu deyimlerin yapıları bakımından sınıflandırılması ele alınmıştır. Çalışma giriş, deyimlerin yapısal olarak sınıflandırılması, sözlük ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmada, deyimler yapılarına göre sınıflandırılmadan önce bir giriş yapılmıştır. Giriş bölümünde, çalışmanın amacı, önemi, kapsam ve sınırlılıkları ve yöntemi belirtilmiştir. Daha sonrasında "deyim" kavramı ile ilgili açıklamalara ve deyimlerin anlamsal ve yapısal olarak sınıflandırılması hakkındaki çalışmalara yer verilmiştir. Birinci bölümde derlenen Niğde yöresine ait deyimler, yapıları bakımından sınıflandırılarak ilgili kategorilere ayrılmıştır. Deyimler, yardımcı fiillerle kurulan ve temel unsuru esas fiil olan deyimler, isim tamlaması yapısındaki deyimler, sıfat tamlaması yapısındaki deyimler, isnat öbeği ve edat öbeği yapısındaki deyimler ve ikileme yapısındaki deyimler, cümle yapısındaki deyimler ve tek kelimeden oluşan deyimler şeklinde sınıflandırılmıştır. Tek kelimeden oluşan deyimler ise isim ve fiil durumunda olmalarına göre ayrıca sınıflandırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kaynaklar incelenerek ve taranarak elde edilen Niğde ili ağzında kullanılan deyimler bir sözlük hâline getirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Niğde ağzında kullanılan 700 adet deyim elde edildiği belirtilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmalar incelenerek, bahsedilen diğer yörelerde kullanıldığı tespit edilen deyim oranlarına yer verilmiştir. Sonrasında, deyimler üzerinde yapılan yapısal sınıflandırmanın sayısal verilerini içeren çizelge listeleri hazırlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Niğde, Niğde Ağzı, Deyimler, Deyimlerin Yapısı, Deyimlerin Sınıflandırılması.

Mahinur Ayça Temel
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde ili Pınarcık köyü ağzı (İnceleme-söz varlığı)

Türkiye Türkçesinin önemli dil alanlarindan biri de ağızlardır. Anadolu ağızları ile ilgili Türkiye'de ve dünyada pek çok çalışmalar yapılmıştır. Ağız özellikleri ile ilgili çalışmalar günden güne gelişerek devam etmektedir. Ağız araştırmaları, Türkçenin konuşma dili olarak ses, şekil ve anlam özelliklerini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, Türkçenin geçmişten günümüze yaşadığımız coğrafyadaki kültürel birikimini ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada Niğde'nin merkeze bağlı köylerinden olan Pınarcık köyünün söz varlığı tespit edilmiştir. Pınarcık köyünün söz varlığı açısından değerlendirilmesi yapIlIrken ele alInan bıçımbırımlerde görülen ses, şekıl ve anlam özellıklerı de ıncelenıp belırtılmıştır. ÇalIşma bır saha çalIşmasI olduğundan dolayI, bu çalIşmada yöntem olarak öncelıkle kaynak kışıler tespıt edılıp bu kaynak kışılerden yola çIkIlarak, önceden hazIrlanmIş sorulara veya bazen röportaja dayalI olarak ırtıcalen yöneltılen sorulara verılen cevaplardan yola çIkIlarak bölgenın söz varlIğI tespıtı yapIlmIştIr. YapIlan bütün konuşmalar kayIt altIna alInmIştIr. Bu çalIşma, sahanIn söz varlIğInI ortaya koyan ılk çalIşma olacağIndan önemlıdır. AğIzlar üzerıne yapIlan çalIşmalara bakIldIğInda, Türk dılının araştIrIlmaya ve ıncelenmeye halen ıhtıyacI olan en önemlı konularIndan bırının bölge ağIzlarI olduğunu söylemek mümkündür. PInarcIk köyündekı söz varlIğI, bırebır o yörede yaşayan ınsanlarIn ağzIndan derlenerek hazIrlanmIştIr. Yörenın sözlü olarak yaşamakta olan kültürel özellıklerını yansItan, bu kültürel unsuru kalIcI hale getırıp, unutulmasIna, yok olup kaybolmasIna engel olan, yörenın ses, şekıl ve söz varlIğI özellıklerı ıle Türkıye Türkçesı ağIzlarIndakı yerını belırleyen, tanItan ve ortaya koyan bu çalIşmalar önem arz etmektedır. Nığde'nın merkeze bağlI köylerınden olan PInarcIk köyünün söz varlIğI açIsIndan değerlendırılmesı yapIlmIştIr. Bu doğrultuda, öncelıkle kaynak kışıler belırlenmış ve bu belırlenen kaynak kışıler ıle görüşülmüş ve önceden belırlenen sorular sorularak bu görüşmeler ses kayIt cıhazI aracIlIğIyla kayIt altIna alInmIştIr. Ses kaydIna alInan görüşmeler bırebır yazIya aktarIlmIştIr. Kaynak kışılerın konuşmalarIndan yola çIkIlarak, köyün söz varlIğI ve ağIz özellıklerı ortaya konulmuştur. Kaynak kışı metınlerınden hareketle ses, şekıl ve anlam özellıklerı de ele alInIp ıncelenmıştır. Köyde kullanIlan, söylenış açIsIndan farklI olan kelımeler çalIşmanIn sonunda sözlük bölümünde ele alInmIştIr. ÇalIşmada ses bılgısı, şekıl bılgısı, söz dızımı ve cümle bılgısı, söz varlIğI, kaynak kışı metınlerı ve sözlük bölümlerı gösterılerek sonuç kIsmI verılmıştır. øncelemeler kaynak kışılerın metınlerınden yola çIkIlarak yapIlmIştIr. Anahtar Kelımeler: AğIz ÇalIşmasI, Ses Bılgısı, ùekıl Bılgısı, Anlam Bılgısı, Söz VarlIğI

Hatice Çetinkaya
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hoca Ahmet Yesevi, Yesevilik ve Türk Topluluklarında Yesevi ile ilgili menkıbe ve efsaneler

Tarih boyunca var olmuş veya var olduğu kabul edilen sonradan efsaneleştirilen birçok sûfî evliya vardır. Bu evliyaların hayat hikayeleri ve çalışmaları bilim insanları tarafından tartışılmakta olan konulardır. Menkıbeler ise veli kişilerin yaşamları döneminde veya öldükten sonra onlara dayandırılarak anlatılan olaylardır. Bunların bir kısmı hayatların sürdüğü devirden daha sonra ortaya çıkmış ve alperen ve dervişleri aracığıyla yayılmış ve kayda geçmiştir. Bunlardan velilerin yaşadığı dönemde başından geçen olaylarla öldükten sonra ortaya çıkan efsaneler birbirine karışır. Hikâyelerin gerçekten evliyalara ait olup olmadığı da araştırılacak hususların başındadır. Sözlü kültürden geldiği anlaşılan konularsa bazı zaman bu tartışmaların arasına alınmamış veya görmezden gelinmiştir. Hoca Ahmet Yesevî de bu durumda ele alınabilecek bir din alimidir. XII. asırda yaşayan ve kendisine ait olup olmadıkları dahi tartışılan, yazıya dökülme dönemi bilinmeyen ''Hikmet''leri üzerinden Hoca Ahmet Yesevî'yi anlamlandırmak güçtür. Diğer taraftan ölümünden daha sonra Cevahirü'l-Ebrar min Emvac-ı Bihar, Nesabname, Risale-i Hüsmeddin-i Sığanakî veya Menakıb-ı Ahmed-i Yesevî, Nesebname, Lemehat min Nefehati'l-Kuds, v.b. eserlerde Hoca Ahmet Yesevî'nin menkıbevî yaşamı ile kerametlerine yer verilir ve bu kaynak sözlü kültür ürünlerini içinde barındırır. Bu çalışmada Hoca Ahmet Yesevî'nin Türk Topluluklarındaki menkıbevî hayatı ve efsaneleri ile ilgili olan veya Hoca Ahmet Yesevî'yi bahsederken menkıbelerin de çokça yer aldığı çeşitli makaleler incelenmiş; söz konusu Ahmet Yesevî'nin menkıbevî hayatı anlatılan eserlerin bibliyografyası hazırlanmıştır. Bununla birlikle Yesevî'nin tasavvuf anlayışı, kendisine atfedilen kerametleri ve zikrleri hakkında kapsamlı çalışılmıştır.

Türk tasavvuf edebiyatı
Yernat Abdrakhov
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşlıcalı Yahya Bey'in Gülşen-i Envâr ve Şah-u Gedâ isimli eserlerinde kelime grupları

Bu çalışma Şâh U Gedâ ve Gülşen-i Envâr'da geçen kelime gruplarını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Türk Dili tarihi açısından önemli olan Şâh u Gedâ ve Gülşen-i Envâr 16. Yüzyılda Taşlıcalı Yahya tarafından kaleme alınmıştır. Şâh U Gedâ mesneviye tasavvufi bir görünüm verilmeye çalışılan dilinin sadeliğiyle dikkat çeken bir eserdir. Gülşen-i Envâr ise, tasavvuf ve tarikat yoluyla hakikati bulmaya davet eden bir mesnevidir. Dili sadedir. Bu iki eser temel alınarak yapılan çalışmada on beş kelime grubu tespit edilmiş ve bunlar da kendi içinde gruplandırılmıştır. Ele alınan kelime gruplarının diğer kelime gruplarıyla birlikte kullanılışlarına ve cümle içindeki görevlerine de çalışmada yer verilmiştir.

Anahtar kelimeAnahtar yeterliklerKelime grupları+1
Ceyda Öz Yaşa
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konya merkez ağzı

Yapılan birçok çalışma bizim geçmişte konuşulan dil dağarcığı hakkında bilgi vermektedir. Bugün diğer Türk milletlerine baktığımızda birçok ülkenin dil haritalarının tamamlandığını görmekteyiz. Ülkemizde halen ağız çalışması yapılmamış şehirlerimiz bulunmaktadır. Yaptığımız bu çalışmalarla gelecek nesillere kaynak bırakmakta ve aynı zamanda unutulmaktan kurtarmaktayız. Bu alandaki çalışmalara baktığımızda 1867 yılından 1940 yıllarına kadar J. Thury, J Kunos, J. Denny, F. Vinese, L. Bonelli, T. Kowalski gibi yabancı araştırmacılar ve Balhasanoğlu gibi birkaç Türk araştırmacılar vardır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar ekilmemiş artarak devam etmiş eksilmemiştir. Bizde bu çalışmamızda Konya'da yaşlı ağız yapı özellikleri bozulmamış kişilerle röportaj yapmış bulunmaktayız. Derlediğimiz metinden Konya ağzından seslere, Konya Ağzında ses olaylarına, isim çekimlerine, Konya ağzında fiillere, edatlara ve sözlüklere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Konya ağzı, Konya ağzı ses olayları, Konya ağzı isim çekimleri.

Kübra Sağlam
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir çocuk oyunları

Kırşehir ilinin çocuk oyunları, bölgenin zengin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu bilinçle Kırşehir ilinde oynanan ve unutulmaya yüz tutmuş çocuk oyunlarını derinlemesine inceleyerek ve bu oyunları kayıt altına alarak sonraki nesillere aktarmayı amaçladığımız çalışmamızı yaparken Kırşehir'deki çocuk oyunlarına dair yazılı kaynaklar (kitaplar, makaleler, yerel tarihçeler) ve diğer dokümantasyonlar incelenerek, bu oyunların tarihçesini, evrimini ve kültürel bağlamını anlamak için belge analizleri yapılmıştır. Çocuklar arasında oyunların nasıl oynandığını ve hangi oyunların popüler olduğunu gözlemlemek için saha çalışmaları yapılmış ve daha sonra Kırşehir'deki çocuklar, ebeveynler, öğretmenler ve Kırşehir halkıyla görüşmeler yapılarak geleneksel çocuk oyunları hakkında bilgiler toplanmıştır. Çalışmamız sonucunda Kırşehir ilinde oynanan birçok oyunun tamamen unutulduğu, birçoğunun ise unutulmaya yüz tuttuğu görülmüştür. Gelişen teknolojinin olumsuz etkileriyle unutulmuş ve unutulmaya yüz tutan bu geleneksel çocuk oyunlarının canlandırılarak tekrar kültürümüzün bir parçası haline getirme gayesi, çalışmamızın ve bunun gibi çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: oyun, çocuk, dijital oyunlar, çocuk oyunları

Elif Deniz
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Qıylı Zaman romanı örneğinde geçiş dönemi Kazakçası

Türk lehçelerinin Kıpçak grubunda yer alan Kazak Türkçesi XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yazı dili olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu yazı dili, üzerinden uzun bir zaman geçmesine standardını yakalayamamıştır. Bunun pek çok geçerli sebebi vardır. Söz konusu dilin çok geniş bir coğrafyada kullanılması, bu dilin konuşulduğu bölgede uzun yıllar başka bir dilin egemen olması, birkaç farklı alfabe ile kaydedilmek zorunda kalması gibi durumlar geçerli sebeplerden bazılarıdır. Kazak Türkçesinin yazımı ve imlası ile ilgili belirsizlik, yazı dili olma sürecinin başından beri hep olmuştur. 1928 yılında yayımlanan Qıylı Zaman romanı, bu belirsizliğin olduğu dönemin ürünüdür. Baytursınulı tarafından 1927 yılında son şeklini verdiği Arap kökenli Kazak alfabesiyle yazılmış olan eser, dil ve üslup yönünden geçiş dönemi özellikleri barındırdırmaktadır. Muhtar Ävezov tarafından kaleme alınan roman, Kazakistan'da yaşanan 1916 yılı olaylarını anlatmaktadır. Bizzat yazarın şahit olduğu olaylar bölgenin ağız özellikleri ve söz varlığıyla okuyucuya aktarılmıştır. Çalışma giriş, ses bilgisi, şekil bilgisi ve cümle bilgisi bölümlerinden oluşmaktadır. Bu bölümlerden sonra metin, dizin ve sonuç bölümleri eklenmiştir. Arap harfleriyle yazılmış olan eser, Latin harflerine aktarılmış ve çalışmanın sonuna eklenmiştir.

Kazakça
Fatma Yeloğlu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (121a-160b arası) (inceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Klasik Türk edebiyatı'nın en önemli mutasavvıf şairlerinden biri olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî 'nin Mesnevi'si her anlamda önemli bir eser olma özelliğine sahiptir. Sadece Türk dünyasını değil tüm insanlığı etkileyen bu eser Tasavvufî düşüncenin bütün konularını içermekte ve İslâm kültürünün en önemli eserleri arasında sayılmaktadır. 1260'lı yıllarda Hüsameddin Çelebi tarafından yazıya geçirilen eser 6 cilt olup 25.618 beyitten meydana gelmiştir. Fars diliyle ve aruzun "Fâilâtün- Fâilâtün- Fâilün" kalıbıyla yazılmıştır. Mevlânâ eserinde güzel ahlakı, dürüstlüğü, ibadeti ve örnek insan olmayı anlatmıştır. Konusu genel olarak aşktır. Kısa hikâyeler anlatılan Mesnevi'de hikâyelerin arasına ayet ve hadisler yerleştirilerek geniş yorumlar yapılmıştır. Mesnevi üzerine yapılan tercümeler vasıtasıyla Mevlana'nın düşünce ve görüşleri geniş kitlelere ulaşmıştır. Mevlânâ'nın bu kıymetli eseri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bunun başında da Mesnevi'nin daha iyi anlaşılmasını sağlayan şerhler gelmektedir. Bu eserler Mevlânâ'nın nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, beyitlerde ne anlatılmak istendiği fikrini bizlere ayrıntılı bir biçimde sunar. Çalışmamız Mehmed el-Mevlevî'nin "Mesnevî-yi Ma'nevî" adlı Mesnevî şerhinin "121a-160b" varaklarını içermektedir.

Gülendam Kirazcı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (201a-240b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Klasik Türk Edebiyatı'nın en önemli mutasavvıf şairlerdendir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin, kaleme almış olduğu Mesnevi yahut diğer adıyla da bilinen Mesnevî-yi Manevî adlı eseri en çok okunan eseridir. Eser 6 ciltten meydana gelip, mesnevî nazım şekliyle yazılmıştır. Birinci cilt 657-660/1259-1263 yılları arasında yazılmış olup, 662/1264 tarihinde ise ikinci cilt yazılmaya başlanmış ve bütün eser Mevlânâ'nın ölümüne yakın bir tarihte tamamlanmıştır. Eserin tamamı 25.618 beyitten oluşmaktadır. Eser aruzun "Fâilâtün- Fâilâtün- Fâilün" kalıbıyla yazılmıştır. Mevlânâ'nın bu eseri yüzyıllar boyunca en çok okunan eserler arasında yer almasında ahlakî ve edebî yönü oldukça önemli bir yer tutar. Tasavvufi anlayış çerçevesinde genel olarak aşk konusu işlenirken bununla birlikte sabır, gayret, tevekkül, ilim akıl, idrak, hakikat suret vb. konuları da yer almaktadır. Didaktik bir eser olma özelliğine sahip olan bu eser belli bir plan doğrultusunda ilerlememiştir. Bir hikâyeyi anlatırken başka bir hikâyeyi anımsatmış, anımsattığı hikâyeyi anlatırken bir başka olaya değinmiş derken tekrar ilk hikâyeye değinip ilk hikâye üzerinde durmuştur. Bu üslubuyla okuyucular üzerinde meraklandırıcı ve sürükleyici bir etki yaratmıştır. Bununla birlikte eseri sadece Türk Edebiyatı açısından değil, İslam dünyası açısından da oldukça önem arz etmektedir. Mevlânâ Mesnevi'sine 13. yüzyıla kadar oluşmuş düşünce yapılarını, hayata geçen ayet ve hâdisleri; sözleri fıkraları ihtiva ederek eserini zenginleştirmiştir. Bu önemli eser üzerine birçok çalışmalar yapılmıştır. Bunun başında da Mesnevi'nin daha iyi anlaşılmasını sağlayan şerhler gelmektedir. Bu eserler Mevlânâ'nın nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, beyitlerde ne anlatılmak istendiği fikrini bizlere ayrıntılı bir biçimde sunar. Çalışmamız Seyyid Mehmed Ali'nin "Mesnevî-yi Ma'nevî" adlı Mesnevî şerhinin "201a-240b" varaklarının transkripsiyonlu metnini ve incelemesini içermektedir.

Şükran Öztürk
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (321a-360b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Bu çalışmanın konusu, Seyyid Mehmed Ali'nin Mesnevî-yi Ma'nevî adlı eserinin 321a-360b varakları arasındaki bölümlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi, metnin çevriyazıya aktarılması ve tıpkıbasımının yapılmasıdır. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, şârihin hayatı ve şerh yöntemi ele alınmış, ikinci bölümde eserin muhtevası incelenmiş, üçüncü bölümde ise şerh metni sunulmuştur. Şerh metninin hemen ardından, eserde geçen mecaz ve metaforların anlamlarını açıklayan bir Murâd Sözlüğü yer almaktadır. Bu sözlük, metinde kullanılan tasavvufi kavramların ve şârihin ifadelerinde gizlenen anlamların daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada kullanılan metin, Mesnevî-yi Ma'nevî'nin tek nüshasına dayanmaktadır. Ancak tek nüsha olması ve metnin zamanla yıpranması nedeniyle okuma zorluklarıyla karşılaşılmıştır. Yazının yer yer silik olması ve eksik kısımlar barındırması, çalışmanın ilerleyişini güçleştirmiştir. Bu zorlukları aşabilmek için şerhin metni, Ankaravî'nin şerhiyle karşılaştırmalı olarak okunmuş ve gerekli görülen yerlerde eksiklikler tamamlanmaya çalışılmıştır. Şârih, Ankaravî'nin metnindeki bazı kelimeleri farklı dillerde (Arapça, Farsça veya Türkçe) karşılıklarıyla değiştirdiği için bu incelikler de göz önünde bulundurulmuş ve metin bu doğrultuda oluşturulmuştur. Ayrıca, müstensihin hatalarından kaynaklanan eksik veya sorunlu kısımlar, metin tamiri yöntemine başvurularak düzeltilmiştir. Metin içerisindeki ayet ve hadisler, çevriyazıyla sunulmuş; tercümeleri ilgili yerlerde dipnotlarla açıklanmıştır. Hadislerin bulunabilen kaynakları belirtilmiş, kaynağı tespit edilemeyen hadisler ise yalnızca tercümeleriyle verilmiştir. Metin transkripsiyonu sırasında Klasik Türk Edebiyatı'nın bilimsel çevriyazı sistemi temel alınmış, Arapça ve Farsçadaki uzun sesler için "Ā/ā", "Ì/ì", "Ū/ū" gibi göstergeler kullanılmıştır. Eserdeki beyitler, hem koyu hem de italik biçimde belirtilmiş, varak numaraları [321a][360b] şeklinde gösterilmiştir. Her varakta yer alan satır sayısı 15'tir ve satır numaraları parantez içinde (1), (2), (3) şeklinde belirtilmiştir. Satır sonlarında bölünen kelimelerin bölündüğü kısımdan itibaren numaralandırma yapılmıştır.

Aygül Daban
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkçede sezdirim

İnsan bildirişimini çıkarımsal modelle değerlendirecek her çalışmanın sezdirme sürecini açıklaması bir gerekliliktir. Türkçeyle ilgili sezdirim çalışmalarına bakıldığında çok farklı bakış açılarıyla karşılaşılmıştır. Bu görüşlerin kuramsal açıdan belirsiz ve eksik olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında sezdirim terimi ve sezdirim bildiren yapılarla ilgili belirsizlik ve eksiklikleri ortadan kaldırarak tanımı ve tasnifiyle ilgili sınırları açık bir sezdirim kavramı ortaya koymak amaçlanmıştır. Sezdirim terimi, edimbilimin temel kavramlarından biri olması nedeniyle ortaya atıldığı günden beri tartışmaya açık olmuştur. Bu sebeple sezdirimle ilgili Batı'da kabul görmüş farklı bakış açıları, Türkçe üzerine yapılmış çalışmalar ve belagat çalışmaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Daha sonra Türkiye Türkçesine ait çağdaş metinler, tiyatro oyunları ve günlük konuşmalardan edinilen örnekler, bu incelemelerde elde edilen veriler üzerinden değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler ve incelenen örnekler sonucunda sezdirimler; konuşurun yüzey yapıda ifade ettiği tümcenin anlamının ötesine geçen, dinleyici tarafından ulaşılması/çıkarılması/yorumlanması beklenen, niyet katmanı ve anlamsal kasıt içeren hesaplanabilir çıktılar olarak tanımlanmıştır. Sezdirimin tanımlanma sürecinde vurgulanması gereken bulgulardan biri, konuşurun bildirişim sırasında edimsel sezdirimler dışında kastedimlerden de faydalandığıdır. Bu nedenle tümcenin anlamının ötesine geçen her edimbilimsel çıktının, bir sezdirim olarak değerlendirilmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Böylece sezdirimlerin, kastedimlerden ayrı bir edimsel kavram olarak nitelendirilmesinin bir gereklilik olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu ayrımın neticesinde Grice'ta uzlaşımsal sezdirim ve genelleştirilmiş bildirişimsel sezdirim olarak karşılanan örneklerin birer sezdirim olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sezdirim bildiren yapıları sınıflandırma sürecinde öncelikle iki tür sezdirimin varlığına dikkat çekilmiştir. Bu iki tür, anlatısal ve edimsel olmak üzere adlandırılmış ve anlatısal sezdirimlerin farklı bir kuramsal bakış açısına ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünden sınıflandırmaya dâhil edilmemiştir. Edimsel sezdirimler sınıflandırılırken sezdirimlerin; bağıntı durumuna, çıkarım sürecine, muhataba etkisine ve bağıntıyı sağlayan unsura göre olmak üzere dört ana başlıkta tasnif edilmesinin uygun olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu sınıflandırma sonucunda edimsel sezdirimler bağıntı durumuna göre güçlü ve zayıf sezdirimler; çıkarım sürecine göre öncül ve sonuç sezdirimleri; muhataba etkisine göre bilgilendirme ve hatırlatma sezdirimleri; bağıntıyı sağlayan unsura göre ise cevap, gerekçe, önvarsayımsal, ilişki, acil durum, gerçeklik, üçüncü kişi, uyumsuzluk, sözde bilgi ve kastedimsel sezdirimler olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sezdirim, Edimbilim, Bildirişim, Kastedim.

Vural Akboğa
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
DoktoraAçık ErişimTR

Türk edebiyatında muamma şerhleri ve Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si (Transkripsiyonlu metin-inceleme)

Kelime anlamı olarak "gizli, örtülü, anlaşılması güç, işaret ve remiz yoluyla söylenmiş söz veya şey"; edebiyat terimi olarak da bir ismin gizlenmesi amacıyla tertip edilmiş bilmeceleri içeren türe ad olan muamma, şu anki bilgilere göre Arap edebiyatında ortaya çıktığı düşünülen, oradan Fars edebiyatına geçerek müstakil bir ilim haline gelip teorisi en ince ayrıntısına kadar ortaya konulmuş edebî bir maharettir. Klasik Türk edebiyatında ilk nüvelerini 15. yüzyılda gördüğümüz ve 16. yüzyıla gelindiğinde altın çağını yaşayan muamma, şarihlerin dikkatini çeken bir tür olmayı başarabilmiştir. Özellikle muamma yazma konusunda klasik edebiyatın mihenk taşı sayılan ve bu konudaki mahareti tezkire yazarları ile edebiyat otoriteleri tarafından kabul görmüş Emrî'nin muammaları, hem kendi döneminde hem de kendinden sonraki dönemlerde adından söz ettirebilmiş ve şarihler tarafından şerh edilmeye değer manzumeler olarak görülmüştür. Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si de bu anlayışla kaleme alınan eserlerden biridir. Türk edebiyatında "muamma" denince akla gelen ilk isim olan Edirneli Emrî Çelebi'nin muammalarını müstakil olarak içeren bu eser, onun muammalarının halli (çözümü) ve edebî değerinin ortaya konulması açısından önemli bir yere sahiptir. Hazırlamış olduğumuz tez çalışması, giriş kısmı ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında şerh ve şerh edebiyatıyla ilgili bilgilere değinilmiş, ardından birinci bölümde muamma kavramı ve Türk edebiyatında kaleme alınan muamma şerhleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Muammâyî Ahmed Çelebi'nin hayatına dair tarafımızca ortaya konan tespitlere yer verilmiş ve müellifin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si incelenerek şerh tekniği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eser, transkripsiyon yazı sistemiyle Latin harflerine aktarılmıştır.

Songül Akboğa
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı edebiyatında su taşıtları ve kültür

On dokuzuncu yüzyılda, Osmanlı'da siyasi, sosyal, ekonomik açıdan çeşitli gelişmeler yaşanmıştır. Kültür dünyası için de hareketli geçen bu dönemin özellikleri, Osmanlı basılı metinlerine yansımıştır. Osmanlı İstanbul'unun yaşamında vazgeçilmez olan kayık, sandal, vapur gibi taşıtlar ile deniz, nehir birçok edebî yapıtta merkezî bir konuma sahiptir. Buna rağmen on dokuzuncu yüzyıl edebiyatında su yolları ve taşıtlarının kapsamlı olarak incelenmediği gözlemlenmiştir. Mekân üzerine yürütülmüş çalışmalar genellikle kara ulaşımına ve karadaki mekânlara odaklanmıştır. Oysa su yolları ve taşıtları edebî metinlerin yapısı bakımından önem taşımaktadır. Ayrıca eserlerde çeşitli görevler üstlenip anlamlar ortaya koymaktadır. Bu yüzden su yolları ve taşıtlarının, dönem içerisinde kaleme alınan eserlerde kullanımlarının, anlamlarının, zaman ile mekân birlikteliği de dikkate alarak bütüncül bir şeklide değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda tezde, 1851-1900 yılları arasında farklı alfabelerde Türkçe basılmış kurmaca metinlerde İstanbul şehir içi su yolları ve taşıtlarının sosyoekonomik, kültürel, psikolojik anlamları, işlevleri ve önemi sorgulanmaktadır. Belirlenen zaman aralığından çeşitli ölçütlere göre saptanan 50 eserde, su yolları ve taşıtlarının anlatının yapısı açısından işlevinin açığa çıkarılmasında Mihail Bahtin'in kronotop kavramına başvurulmuştur. Deniz, nehir ve göllerin yanı sıra kayık, sandal gibi su taşıtlarının kronotop değeri incelenmiştir. Vapur yeni bir kronotop olarak tanıtılmıştır. Su yolları ve taşıtlarının olay örgüsündeki işlevleri tartışıldıktan sonra psikolojik, kültürel ve toplumsal anlamları değerlendirilmiştir. Sonuçta on dokuzuncu yüzyıl içerisinde su yolları ve taşıtlarının metni kurma, çözüme ulaştırma, kişileri birleştirme, ayırma gibi işlevlerde kullanıldığı, zamanı somutlaştırarak görünür kıldığı, olay örgüsünün düzeni ile kişilerin duygu düşünceleri üzerinde etkili olduğu ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: kronotop, Bahtin, dönüm noktası, deniz, vapur, kayık, sandal, zaman yönetimi.

Ayşe Yiğit
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Halide Edip Adıvar'ın öykülerinde kadın ve tarih

Halide Edip Adıvar, eserlerinde yaşadığı dönemin sosyal sorunlarını ele alan ve bireyin psikolojisini titizlikle işleyen bir yazardır. Birçok türde eserler veren Adıvar'ın, akademik çalışmalarda hayatı ve eserleri ele alınmasına rağmen öyküleriyle ilgili yapılan çalışmalar azdır. Daha önce dergi ve gazetelerde yayımlanmış öykü, mensur şiir ve gezi yazılarının toplandığı Harap Mabetler (1911), Dağa Çıkan Kurt (1922) kitapları ve aynı şekilde ölümünden sonra basılan Kubbede Kalan Hoş Sada (1974) isimli eserler incelendiğinde, metinlerde, Adıvar'ın tarihle ilgili düşünce ve tartışmalarının olduğu görülmektedir. Adıvar'ın bahsedilen eserlerindeki toplam on beş metninde, tarihî olay, karakter ve gerçekliklerin yeniden kurgulandığı görülmüştür. Söz konusu öykülerde geçmiş, bugün ve gelecek kadın çerçevesinde işlenmiştir. Adıvar'ın yaşadığı dönemde etkili bir ideoloji olan milliyetçiliğin metinlerdeki olay ve karakterlere tesir ettiği de saptamıştır. Yeni Tarihselcilik, geleneksel tarih anlayışının sorgulanmasıyla meydana gelen bir yaklaşımdır. Tarih ve edebiyat alanlarındaki metinler üzerinde çalışan bu yaklaşımın, Adıvar'ın öykülerinde gözlemlenen olguları anlamlandırmak için elverişli araçlar sunduğu düşünülmüştür. Dolayısıyla bu tezde, çeşitli ölçütlere göre belirlenen örneklem, Yeni Tarihselcilik ve milliyetçilik kuramlarının ışığında incelenmiştir. Sonuçta yazar, eser ve dönem üçlüsünün bir döngü hâlinde birbirini ürettiği ve dönüştürdüğü sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halide Edip Adıvar, tarihî öykü, tarih, Yeni Tarihselcilik, toplumsal cinsiyet, milliyetçilik

Rabia Bakırdaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mehmet Akif ve Tevfik Fikret'in manzum hikâyelerinde karakterleştirme

Bu tezde, Mehmet Akif'in Safahat, Tevfik Fikret'in Rübab-ı Şikeste adlı şiir külliyatlarında yer alan manzum hikâyelerdeki karakterleştirme teknik ve yöntemleri incelenmiştir. Akif'in 110 şiirinden 29'u, Fikret'in 170 şiirinden 22'si manzum hikâye olarak belirlenmiştir. Manzum hikâyeler, metin odaklı bir yaklaşım olan anlatıbilim yöntemi benimsenerek anlatıcı, karakter ve anlatım teknikleri bağlamında incelenmiştir. Karakter, anlatı metinlerinin temel unsurlarındandır ve önemli işlevlere sahiptir. Okuyucuya hikâye ile bağ kurma, olayların gelişimini anlama imkânı tanırlar. Ayrıca yazarın hikâyede iletmek istediği tematik unsurları temsil edebilir; özellikleri, değerleri ve davranışlarıyla hikâyenin derinliğini artırabilir; metin boyunca yaşadığı değişim, dönüşüm ve çatışmalar sayesinde okuyucuda merak uyandırılabilir; en önemlisi, anlatının gerçek yaşamla bağ kurmasına yardımcı olurlar. Karakter anlatının diğer unsurları ile daimi bir etkileşimle var olur. Karakterin kim tarafından nasıl kurgulandığını incelemeyi amaçlayan çalışmada ilk olarak konu, "anlatıcı karakterleştirmesi" ve "figür karakterleştirmesi" olarak sınıflandırılmıştır. Karakteri metne yerleştiren unsurun belirlenmesinin ardından yazarların onları hangi yöntemle görünür kıldıkları irdelenmiştir. Sonuçta, Akif ve Fikret'in en çok tercih ettiği karakterleştirme yönteminin "anlatıcı karakterleştirmesi" olduğu görülmüştür. Bununla birlikte, Fikret'in dışsal odaklanmaya sahip heterodiegetik anlatıcıyı, Akif'in ise içsel odaklanmaya sahip homodiegetik anlatıcıyı benimsediği saptanmıştır. Bu durumun karaktere olan mesafeyi belirlediği, bunun da karakter hakkındaki bilgilerin inanırlığına etki ettiği görülmüştür. Ayrıca karakterlerin anlatıcı tarafından karakterleştirilmesi, şairin kendi sesinin anlatıda yansımasının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir.

Fatma Nur Topel
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk destanlarında baba-oğul ilişkisi

Destanlar, ait oldukları milletin maddî-manevî tüm değerlerini bünyesinde barındıran, tarihini, kültürünü ve başından geçmiş önemli olayları bize aktaran eserlerdir. Destanlar uzun bir gelişim sürecinden sonra nesilden nesile aktarım yoluyla günümüze kadar ulaşmıştır. Toplumun en küçük yapı taşı olarak nitelendirilen aile, Türk kültüründe ve destanlarında son derece önemli bir yere sahiptir. Türk kültüründe aile yapısının içerisinde bulunan bireylerin kendilerine ait rollerin yapısı vardır. Baba-oğul ilişkisi de bu yapının içinde çok önemli bir rol oynamamaktadır. Çalışmamızdaki destanlarda aile kavramı üzerinden baba-oğul ilişkisinin nasıl ele alındığı ve Türk toplumuna nasıl yansıdığı araştırılacaktır.

İpek Nur Güllü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sibirya destanlarında kahramanların erginlenme (olgunlaşma) süreçleri

İnsanoğlu var olduğundan beri, kuşaktan kuşağa, dün ve bugün arasında bir bağ kuran sözlü kültür ürünleri arasında destanlar önemli bir yer tutmaktadır. Destanlar, toplumların tarihini, inançlarını ve değerlerini yansıtan önemli kaynak, içerdiği bakımından derin anlamlar barındıran ve toplumun mitik düşüncelerini aktaran metinlerdir. Türk düşünce sisteminin sözlü bir görünümü olan destanlar Türk milletinin yaşamı yorumlama şekillerini ve yaşam karşısında gösterdikleri tutum ve davranışlarını barındıran sözlü kültür ürünüdür. Geçmişten günümüze kadar aktarılan bu ürünler, insanlığın kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Destanların çeşitli görünümlerine rağmen benzer motifleri ve işleyişleri olduğu bilinmektedir. Joseph Campbell kahraman arketipine odaklanarak, kahramanların benzer hikâyelerinin döngüselliğini "monomit" kavramıyla kuramsallaştırmıştır. Monomit kuram, kahramanın "yola çıkış-erginlenme-dönüş" aşamalarının halk anlatılarında döngüsel ve ortak bir akış içinde meydana gelmesini ifade etmektedir. Sibirya Destanlarında Kahramanın Erginlenme (Olgunlaşma) Süreçleri adlı bu çalışmada Joseph Cambell'in "Kahramanın Sonsuz Yolculuğu" şeklinde Türkçeye çevrilen çalışmasında teorik çerçevesini belirlediği monomit kuramı, Sibirya Sahası Türk kahramanlık destanlarına uygulayarak bu metinlerin ortak sembolizm açısından benzerliklerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sibirya Türk Destanları, Altay, Hakas, Tıva, Yakut (Saha), Şor, Erginlenme

Şerife Yeniay
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Nazım Hikmet şiirinde öznenin görünümleri

Bu çalışma, Nâzım Hikmet şiirlerindeki özne sorunsalına odaklanmaktadır. Nâzım Hikmet, şiiri sadece bir duygu ya da düşünce yansıtma ve yayma aracı olarak görmemiş, bunların şiir yoluyla oluşumunun örneklerini sunmuştur. Bu örneklerde sabit ve önceden verili bir dizgeye dayanarak hayat süren özne fikrinden değil, öznenin dönüşen ve dönüştüren etkisinden yola çıkmıştır. Siyasal, toplumsal ve öznel olanın birbirinden ayrılmadığını gören Nâzım Hikmet, türlerin sınırlarını da poetikası çerçevesinde genişletmiş ve metin yazmanın aynı zamanda bir imkân üretmek olduğunun farkına varmıştır. Bu noktada onun şiirini incelerken öznel ve toplumsal olanın gözden kaçırılmaması gerekliliği doğmaktadır. Siyasal, sosyal ve toplumsal bakış açıları her ne kadar önem taşısa da öncü bir şair olan Nâzım Hikmet'in şiirini değerlendirirken eksik kalabilmektedirler. Bu çalışmada geliştirilmeye çalışılan bakış açısıyla Nâzım Hikmet şiiri, gerek biçim ve içerik gerek metin üretme stratejileri yönünden birbiriyle ilişkili olgular olarak ele alınmış, Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin öncülüğünü yaptığı şizoanalitik bakış açısının kavramlarından yararlanılmıştır. Şizoanalizin felsefeyi bir kavram üretme yolu olarak görmesi, arzuyu öznel ve toplumsal üretimin temeline koyması, sabit kavram alanları yerine kavramların birbiriyle ilişki kurarak çoğalması gibi birçok çıkış noktası, çalışmanın şiir bağlamındaki öncülünü oluşturmuştur. Şiirdeki gelenek ve gelecek görünümlerine, Nâzım Hikmet'in şair özne olarak kendisini kurmasına ve şiir üretim stratejilerine yine şizoanalizin özne sorunsalı çerçevesinden yaklaşılmıştır. Şairin türlerle olan ilişkisi, geleneğe bakış açısı, hayatta şiire verdiği yer ve öznellik kurguları, yine aynı çerçeveden hareketle çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu çözümleme için şairin belirtilen ilişkileri en çok kurduğu metinler olan anlatı şiirlerine yer verilmiştir.

Alptuğ Topaktaş
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Halide Nusret Zorlutuna'nın romanlarında toplumsal cinsiyet ve kimlik

Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeğe, toplum ve kültür tarafından yüklenen rolleri tanımlamak; kadınlığın ve erkekliğin biyolojik bir cinsiyet olduğu kadar sosyolojik bir olgu olduğunu anlatmak; kadın ve erkeği, toplumsal yapı içinde, toplumsal normlar çevresinde birbirinden ayırmak için kullanılan bir kavramdır. Bu yönüyle kavram, bir kimlik biçimini ifade eder ve antropolojiden tarihe, psikolojiden sosyolojiye, sosyal bilimlerin birçok alanında kadın ve erkek kimliğinin nasıl oluşturulduğunun incelenmesine imkân sağlar. Toplumsal cinsiyet rollerinin belki de en görünür olduğu alanın edebiyat olduğu dile getirilebilir. Bu tez, Halide Nusret Zorlutuna'nın romanlarının toplumsal cinsiyet kavramı çerçevesinde incelenmesi hakkındadır. Bu doğrultuda söz konusu romanlarda kurulan toplumsal cinsiyet söylemleri, kadınlık ve erkeklik rolleri ile kimlik biçimleri irdelenmektedir. Çalışmada Zorlutuna'nın seçilmesinin temel gerekçesi, onun Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde yaşaması ve kamusal alana girebilen bir kadın olarak toplumun cinsiyet algılarındaki dönüşümün bir örneğini temsil etmesidir. Ayrıca onun hem sahip olduğu muhafazakâr kimliği hem de kamusal alandaki öncü kadın rolünü eserlerine taşıması, eserlerini gerçekçi bir tarzla toplumu anlatma çabasıyla yazması da onun romanlarının seçilmesinin bir diğer gerekçesidir. Bu doğrultuda tez, dört bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde toplumsal cinsiyet ve edebiyat ilişkisi çerçevesinde kuramsal bir arka plan oluşturulmuştur. İkinci bölümde, tezdeki incelemelerin tutarlı olması adına Zorlutuna'nın hayatına yer verilmiş ve tezde ele alınan romanlar özetlenmiştir. Üçüncü bölümde, söz konusu romanlardaki kadın kurgularına odaklanılmış ve kadın roman kişileri, anne, eş ve toplumsal hayattaki rolleri çerçevesinde incelenmiştir. Dördüncü Bölümde ise erkekler ile erkeklik kurguları irdelenmiştir.Böylece Zorlutuna'nın eserlerindeki toplumsal cinsiyet rolleri aydınlatılmış ve neredeyse bütün romanlarında toplumun kadın ve erkeğe yüklediği rolleri olay örgüsü çerçevesinde tartışmaya sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Zorlutuna'nın bütün romanlarında, muhafazakâr bir aydın kimliğinin yansıması bulunmaktadır. Bu durum, onun romanlarında, toplum tarafından makbul görülen cinsiyet rollerinin daha belirgin, çağının düşünce dünyasına aykırı gelebilecek fikirlerin ise daha kapalı kurgulanmasıyla sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halide Nusret Zorlutuna, toplumsal cinsiyet, kadınlık, erkeklik, kimlik

Sevim Betül Baloğlu
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kahramanmaraş mutfağı üzerine halk bilimsel bir inceleme

Kahramanmaraş ili bulunduğu coğrafi konum ve tarihi itibariyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kahramanmaraş şehrinde, her bir medeniyet kendinden sonra gelen nesle kültürel mirasın önemli taşıyıcısı olan mutfak kültürünü kalıt olarak bırakmıştır. Bu bağlamda; Kahramanmaraş ilinde geçiş dönemleri, özel günler, kutsal aylar ve bayramlarda oluşan yeme içmeler ve yeme içme odağında belirmiş halk inanışları, sofra adabı, misafir ağırlama kültürü, mutfak araç gereçleri ve mutfak kültürünün yansıması olan halk edebiyatı sözlü kültür ürünleri bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Bu tez çalışmasında; öncelikle geçiş dönemleri üzerinde durulup, o dönemlerde kendini gösteren mutfak kültürü incelenmiştir. İnsanoğlunun yeme içme eylemi hayatın bütün dönemlerinde devam etmiştir. Özel günlerde ve kutsal aylarda beliren yeme içme uygulamaları araştırılıp ortaya konmuştur. Ayrıca mutfak etrafında gelişen inanış ve uygulamalar üzerinde çalışılmıştır. Bütün bunlarla birlikle Kahramanmaraş mutfak kültürünün sözlü edebiyata yansıması sonucu ortaya çıkan eserlere yer verilmiştir. Tezin sonunda Kahramanmaraş yöresine ait yiyecekler, içecekler ve mutfak araç gereçleri tanıtılmıştır.

Elif Aksan Polat
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Türkçesinde fiilden türetilmiş kökteş sözcük aileleri

Türkçe, yapı bakımından eklemeli diller grubu içerisinde yer alır. Bu özellik dolayısıyla yapım ve çekim işlemleri, isim ve fiil köklerine çeşitli ekler eklenerek yapılır. Birden fazla sözcük türetme sistemine sahip olan Türkçede en çok kullanılan yol, yapım ekleri ile türetmedir. Yapım ekleri ile sözcük türetme, isim veya fiil niteliği taşıyan köklere yapımlık bağımlı biçimbirimlerin (yapım ekleri) getirilmesi ile gerçekleşir. Böylece ilgili kökten onunla anlam ilişkisine sahip olan yeni bir isim veya fiil türetilmiş olur. Türkçenin bu sözcük türetme olanağı, sınırlı sayıda kökten çok fazla sayıda yeni sözcük türetilmesini sağlar. Aynı kökten türetilmiş sözcükler de "kökteş sözcük aileleri"ni oluşturur. Bu sözcük grupları, Türkçenin sözcük türetme sisteminin işlekliğini ve gücünü göstermesi açısından ilgi çekicidir. Bu çalışmada, Türkiye Türkçesinde tek heceli kök fiillerden (261 adet), fiilden isim ile fiilden fiil yapım ekleri ile türetilmiş kökteş sözcükler ve bu sözcüklerden oluşmuş aileler belirlenmiştir. Türkçe Sözlük (TDK, 2019) ve Derleme Sözlüğü (1993) başta olmak üzere, ağız çalışmaları ve sözlükleri, terim sözlükleri, ilgili makaleler ve tezler, Türkçe Ulusal Derlemi ve internet taranarak söz konusu tek heceli kök fiillerden yapım ekleri ile türetilmiş sözcükler belirlenerek fişlenmiş ve sistemli bir biçimde tablolaştırılmıştır. Bu sözcükler içerisinde sadece sözlüklerde (genel, ağız ve terim) olanlar değil, sözlüklerde madde başı yapılmamış olmasına rağmen ilgili kökten türetilen ve yazı veya konuşma dilinde kullanıldığı belirlenen sözcükler de bulunmaktadır. Böylece ilgili kökten türetilerek kullanılan tüm sözcükleri belirlemek amaçlanmıştır. Yapılan çalışmayla, Türkçenin en önemli yapı özelliği olan yapım ekleri ile sözcük türetme sisteminin Türkiye Türkçesindeki işlekliği ve gücü örneklerle gösterilmeye ve Türkiye Türkçesinin söz varlığının sınırları hakkında bir fikir edinilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

İmren Yıldız
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maarif İşçisi dergisinin dil incelemesi (Metin-inceleme)

Dil, sözlü veya yazılı bir biçimde insanların iletişim kurmak için kullandığı doğal bir araçtır. Sözlü olarak kullanılan dil, belli bir düzen ile bir araya gelen seslerin, belli kurallar dâhilinde birleşip anlamlı bir birim hâline gelmesiyle oluşmuştur ve milattan önce yazıya geçirilmeye başlanmıştır. Türklerin kullandığı dil de yaşadığı coğrafya, etkileşim içerisinde bulundukları topluluklar sebebiyle birçok değişikliğe uğramıştır. Bu değişiklikler farklı yazı dili geleneklerinin oluşmasını sağlamış ve bunlar da çeşitli Türk dili kollarını ortaya çıkarmıştır. Türklük biliminde lehçe adıyla anılan bu kollar Kıpçak, Karluk ve Oğuz olmak üzere üç ana grup olarak incelenmektedir. Araştırma konusu olarak seçilen Azerbaycan Türkçesi ise "Güneybatı (Oğuz) Türk lehçeleri" grubu içerisinde yer almaktadır. Dünyada gerçekleşen Rönesans, Reform gibi gelişmelerin tüm dünyayı etkilediği gibi Türk kültürünü de etkilediği görülmektedir. En büyük etkileşim matbaanın icat edilmesiyle olmuştur. 15. yüzyılda icat edilen matbaa Azerbaycan'a 20. yüzyıla yakın bir zamanda getirilmiştir. Matbaa ile tanışan Azerbaycan, petrol kaynaklarının sağladığı ekonomik gelişmeye bağlı olarak bir aydınlanma sürecine girmiştir. Bu süreç çağdaş okulların açılması ve gazete, dergi gibi kitle iletişim araçlarının kullanılmaya başlamasına zemin hazırlamıştır. Bu gazete ve dergilerle geniş halk kitleleri Sovyet ideolojisine uygun içeriklerle bilgilendirilmeye başlanmıştır. Toplumsal yaşamda büyük değişiklikler ortaya çıkaran bu süreç dili de etkilemiş ve Azerbaycan Türklerinin konuştuğu ve yazdığı dil (Türkçe) bu süreçten önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu etkinin gözle görünen belirtileri alfabede olmuştur. Azerbaycan'da Türkçe, 1927 yılına kadar Arap, 1927-1939 yılları arasına Latin, 1939-1991 yılları arasında Kiril alfabeleriyle yazılmıştır. Bu süre zarfında konuşma ve yazı dili arasında da farklar meydana gelmiştir. Günümüze kadar ulaşan yayınların inceleme altına alınması bu farkları/ benzerlikleri göz önüne sermiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan Azerbaycan basın hareketleri ile elimize ulaşabilecek kaynakların taranması bu konuda fikir birliği sağlanmasında büyük katkı sağlamıştır. Bu çalışmada, 1925 yılında çıkarılmaya başlanan Maarif İşçisi dergisinin 1, 4 ve 5. sayılarının çevriyazısının yapılmış ve dil özellikleri (ses ve biçim), Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi ile karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir.

Merve Aslantürk
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmaniye ili Sumbas ilçesi yer adları üzerine halk bilimsel bir inceleme

Bir varlığa isim vermek insanoğlunun geçmişten günümüze en temel özelliklerinin başında yer almaktadır. İnsanoğlunun yaratılışından itibaren varlıkları anlamlandırmak, onu diğerlerinden ayırt etmek için varlıklara sembolik olarak bir isim verme gereksinimi duymaktadır. Bu isimlendirmeyi insanoğlu tek başına yapmaz, içinde yaşadığı toplum ile birlikte gerçekleştirir. Bu açıdan bakıldığında toplumların kendilerini anlamlandırırken mekâna da ayrı bir anlam yükledikleri görülür. Halk biliminin de inceleme alanı içinde yer alan adlandırma çalışmaları kapsamında hazırlanan "Sumbas İlçesi Yer Adları Üzerine Halk Bilimsel Bir İnceleme" ismini taşıyan tezde, bölgede var olan yer ve mevki adları sınıflandırılarak incelenmiş, bu doğrultuda isimlerin nereden geldiği ile ilgili çıkarımlar elde edilmiştir. Sumbas ilçesi özelinde önceki dönemlerde yer isimleri üzerine böyle bir çalışmanın yapılmamış olması bu tezin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Nitekim buradaki tezin amacı Sumbas ilçesi merkez olmak üzere adı geçen ilçeye bağlı bulunan yerleşim alanlarındaki mekânlar ve mevkilerin isimlerini tespit ederek halk bilimi açısından bu isimlerin nereden geldiğini ortaya koymaktır. Bu hedefle ilçe kapsamındaki hemen hemen bütün yer ve mevkiler gezilerek araştırılmış, bilgisi olan yetkin kaynak kişilere ulaşılarak konu hakkında detaylı bilgilere ulaşılmıştır. Tez; Kısaltmalar, Giriş, Dört Bölüm, Sonuç, Öneriler, Kaynakça ve Özgeçmiş bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, çalışmanın konusu ve amacı, gerekçesi, çerçevesi ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde Sumbas ilçesinin coğrafi özelliği ve nüfusu, ilçe oluşu ve yerleşim alanları; ikinci bölümde bölgenin tarihi, iskânlar, yerleşen aşiretler ve bu aşiretlere bağlı yer adları; üçüncü bölümde Sumbas ilçesi yer adlarının veriliş nedeni ve anlamı; dördüncü bölümde de Sumbas ilçesi yer adlarının alfabetik dizimi ele alınmıştır. Sonuç ve Öneriler bölümünde araştırmamızın sonucunda edinilen veriler ışığında yapılması olası çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.

Gökhan Öçaldı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağlam odaklı yazma etkinliklerinin ortaokul öğrencilerinin yazılı anlatımlarındaki söz dizimsel yoğunluğa etkisi

Bu çalışma, bağlamsal yazma faaliyetlerinin ortaokul öğrencilerinin yazılı ifadelerindeki cümle yapısının yoğunluğunu ne ölçüde etkilediğini incelemektedir. Araştırma, nicel yönteme dayalı olarak, deney ve kontrol gruplu ön test-son test deseninin kullanıldığı yarı deneysel bir model çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Öğrencilere ön test aşamasında, "olay metnini yeniden yazma" ya da "atasözünden hareketle hikâye yazma" durumlarından birini seçmeleri istenmiş ve bu doğrultuda hikâye edici bir metin yazdırılmıştır. Elde edilen öğrenci metinleri ise "Bilgisayar Tabanlı Söz Dizimsel Yoğunluğu Değerlendirme Formu" aracılığıyla analiz edilmiştir. 8 haftalık uygulama sürecinde, deney grubuna bağlam odaklı yazma etkinlikleri; kontrol grubuna ise MEB öğretim planı uygulanmıştır. Sekiz haftalık uygulama sürecinin ardından son test aşamasında, deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilere "küresel ısınma ve çözüm önerilerine ilişkin bir köşe yazısı" ya da "sahipsiz hayvanlar ve başıboş köpekler sorununun çözümüne yönelik olarak yetkili makamlara hitaben elektronik mektup" seçeneklerinden birisini tercih ederek metin yazmaları istenmiştir. Elde edilen metinler, ön testte olduğu gibi "Bilgisayar Tabanlı Söz Dizimsel Yoğunluğu Değerlendirme Formu" kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS.27 paket programı ile analiz edilmiştir. Öncelikle, ön test ve son testten elde edilen toplam puanlar ile formda yer alan sekiz boyuta ilişkin puanların normallik dağılımı incelenmiştir. Araştırma denencelerine ilişkin analizlerden önce deney ve kontrol gruplarının her bir boyuta ilişkin puanlarının normallik varsayımını karşılama durumu kontrol edilmiştir. Denenceler ile ilgili analizler yapılırken normallik varsayımını sağlayan değişkenler için parametrik testler, sağlamayan değişkenler için de parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Boyutlar bazında deney ve kontrol grupları karşılaştırıldığında metinde kullanılan paragraf sayısı, paragraf başına düşen cümle sayısı ortalaması, cümle başına düşen sözcük sayısı ortalaması, sözcük başına düşen hece sayısı ortalaması ve sözcük başına düşen harf sayısı ortalamasında gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre, deney grubunun yazdığı metinlerdeki cümle sayısında deney grubu lehine orta düzeyli bir artış saptanmıştır. Ayrıca, toplam sözcük sayısı ve farklı sözcük çeşitliliği açısından da deney grubu lehine anlamlı farklılıklar kaydedilmiştir. Deney grubunda yapılan ön test ve son test karşılaştırmalarında, metinlerdeki sözcük başına düşen hece ve harf sayısı ortalamalarının son test sonuçlarında anlamlı derecede arttığı belirlenmiştir. Yarı deneysel olarak tasarlanan bu araştırmanın sonuçları, bağlam odaklı yazma etkinliklerinin deney grubundaki öğrencilerin yazılı metinlerindeki sözcüklerin hece ve harf sayılarını anlamlı düzeyde artırdığını ortaya koymuştur. Deney grubunda paragraf, cümle ve sözcük çeşitliliği açısından ön test ve son test arasında anlamlı bir değişim görülmemiştir. Ancak, bu grubun cümle sayısı, toplam sözcük sayısı ve farklı sözcük kullanımında kontrol grubuna göre daha üstün performans sergilediği tespit edilmiştir. Kontrol grubunun sonuçları, geleneksel yazma eğitiminin yazılı üretkenlik (sözcük sayısı, farklı sözcük sayısı) üzerinde orta düzeyde etkili olduğunu, ancak metin organizasyonu ve cümle-paragraf yapısı gibi nitel ölçütlerde anlamlı gelişim sağlamadığını ortaya koymaktadır. Bu araştırma sonuçları genel olarak göz önüne alındığında yazma etkinliklerinin bağlam odaklı gerçekleştirilmesi tavsiye edilebilir.

Sözcük kullanımıSözcük seçimiTürkçe eğitimi+2
Mustafa Yılmaz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Peyami Safa'nın Sözde Kızlar ve Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar romanlarında erkeklik kurguları

Erkekliğin tıpkı kadınlık gibi toplumsal cinsiyet yapılanmasının bir ürünü olduğu düşüncesi eleştirel erkeklik çalışmalarını gün yüzüne çıkarmıştır. Bu çalışmalar neticesinde erkeklerin ve erkekliklerin eleştirel bir çerçevede incelenmesi sağlanmıştır. Eleştirel erkeklik çalışmalarının günümüzde, toplumsal cinsiyet araştırmalarında kadını odağına alan incelemelere kıyasla daha az yaygınlık gösterdiği bilinmektedir. Bunun yanı sıra birçok disiplinde kendine yer bulan erkeklik çalışmalarının gittikçe yaygınlaşması erkeklik nosyonunun farklı bakış açılarıyla irdelenmesine de imkân sunmuştur. Toplumsal cinsiyet ve erkeklik olgusunun edebiyat çalışmalarında da incelenmesi sosyolojik, kültürel bir olgu olan erkekliklerin, edebî eserler vasıtasıyla izinin sürülmesine olanak tanımıştır. Bu minvalde söz konusu bu tez Peyami Safa'nın Sözde Kızlar ve Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar romanlarının, erkeklik kavramı çerçevesinde incelenmesi hakkındadır. Bu doğrultuda çalışmaya konu olan romanlarda kurulan erkeklik söylemi, erkekliklerin kimlikleri ve rolleri üzerinden irdelenmektedir. Bunun yanı sıra erkek kimliklerinin, dönem ve toplumsal yapı düzleminde tarihsel olarak hangi şartlarla inşa edildiği incelemenin kapsamı arasına alınmıştır. Çalışmaya Sözde Kızlar ve Aylaklar romanlarının seçilmesinin temel nedeni, Türk milletinin ve edebiyatının iki önemli tarih aralığı olan erken Cumhuriyet ile Cumhuriyet dönemlerinin toplumsal bir cinsiyet olan erkeklik algısındaki dönüşümlerine bir temsil oluşturmasıdır. Bu bakımdan tez girişin yanında üç bölüme ayrılmıştır. Girişte toplumsal cinsiyet, kadınlık ve erkeklik hakkında teorik bilgiler sunulmuştur. Birinci bölümde, erkeklik ve edebiyat çerçevesinde Modern Türk Edebiyatındaki erkeklik kurgularından bahsedilerek çalışmanın kuramsal arka planı verilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde sırasıyla teze konu olan Peyami Safa'nın Sözde Kızlar ve Melih Cevdet Anday'ın Aylaklar romanındaki erkeklik kurguları incelenmiş ve bu doğrultuda çalışmanın bir bütünlük sağlanması adına hem yazarlar hem de eserler hakkında bilgiler verilmiştir. Bununla beraber metinlerdeki erkeklik nosyonu beden, ideal ve ötekilik kurgusu dâhilinde dönem ve yazarların yansıttığı fikirler ve ideolojiler çerçevesinde ele alınarak irdelenmiştir. Romanlarda, modern toplum ve modern insan kimlikleri bağlamında "züppelik ve aylaklık" kavramı ile milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ideolojileri etrafında temellenen ideal ve öteki erkekliklerin inşa edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Böylece eserlerde, toplumsal bir cinsiyet kabul edilen erkekliğin toplumsal norm ve rolleri aydınlatılarak tarihsel, kültürel ve sosyolojik bir olgu olan erkekliklerin değişkenliği iki farklı roman, yazar ve dönem üzerinden tespit edilmiştir.

Aysel Büyükkiraz
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğu Karadeniz Laz folkloru

Kadim bir coğrafya olan Anadolu toprakları tarih sahnesi içerisinde ilk çağlardan, günümüze kadar olan tarihi süreçte pek çok millete, topluma, devlete ve dine ev sahipliği yapmış büyük bir medeniyetler beşiğidir. Bu zengin coğrafyanın içerisinde Doğu Karadeniz kıyıları Eski Çağ halkları için önemli bir yaşam alanı olmuştur. Doğu Karadeniz Bölgesi sahip olduğu coğrafya ve kültürel çeşitlilik bakımından köklü yerleşim bölgelerindendir. Aynı zamanda bölge, Avrasya ve Kafkasya'ya açılan bir kapı niteliğindedir. Antik çağlardan itibaren özellikle Kafkasya ve Anadolu'nun farklı coğrafyalarından gerçekleştirilen göçler ve yerleşimler sayesinde kültür ve folklor bağlamında çeşitlilik oluşmasına imkân sağlamıştır. Dolayısıyla Doğu Karadeniz Bölgesi'nin en eski yerleşik topluluklarından olan Lazlar da gerek kendi kültürleri gerekse farklı topluluklarla yapmış oldukları inanç ve kültür alışverişleri sayesinde zengin bir kültür ve folklor mirası oluşturmuşlardır. Bu kapsamda hazırlanan çalışmada, Laz kültürü ve folkloruna ait ögeler alan araştırması ve literatür taramasından elde edilen bilgiler üzerinden değerlendirilerek; çalışma üç ana başlık altında ortaya koyulmuştur. Birinci bölümde geçmişten günümüze kadar olan süreçte Lazların tarihsel zaman döngüleri ele alınmıştır. Ayrıca Laz kültürünün ve folklorunun işlevsel bir taşıyıcısı olan Lazca/Laz dili'nin geçmişi ve güncel durumuyla birlikte, Laz kültürü ve folkloru üzerinde geçmişten günümüze kadar yapılan yayınların akademik taramaları değerlendirilmiştir. İkinci bölümde geçiş dönemleri olarak kabul edilen "doğum, sünnet evlenme, askerlik ve ölüm" gibi kavramlar çeşitli alt başlıklara ayrılarak kültür ve folklor uygulamaları bağlamında değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde Lazların geleneksel dünya görüşlerine bağlı olarak tasavvur edilen ve inanılan; doğa olayları, hayvanlar, bitkiler, gün ve zaman gibi daha pek çok kavrama ait inanç unsuru ve bunlara bağlı uygulamalar tespit edilmiş ve çeşitli yönleri ile değerlendirilerek ortaya koyulmuştur. Ayrıca Laz halk inanışları içerisinde yer alan olağanüstü ve mitolojik varlıklar tespit edilerek, her bir varlık kendi bünyesinde çeşitli yönleri ile değerlendirilmiştir. Bununla birlikte üçüncü bölümde Lazların özel gün ve bayramları ve bu bayramlarda uygulanan yerel adetler ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde elde edilen bulgular bir bütün içerisinde değerlendirilerek, Türk kültür havzası içerisindeki uygulamaların yerini tespit etmek amacıyla Anadolu sahası örneklem olarak alınmıştır. Tez, yöre kültürü ve folkloru üzerine daha sonra yapılabilecek çalışmalara kılavuzluk etmesi amacıyla bilim dünyasının istifadelerine sunulmuştur.

Şanver Tercuman
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk edebiyatında fantastik hikâyenin unsurları (1980-1990)

Bu çalışma, 1980-1990 yılları arasında Türk edebiyatında yazılan fantastik hikâyeler hakkındadır. Çalışmada popüler bir tür olan fantastik edebiyatın genel özellikleri ortaya konarak Tzvetan Todorov'un fantastik edebiyat kuramına göre metin tahlilleri yapılmıştır. Bu yolla bir hikâyeyi fantastik olarak kabul edebilmemiz için hangi özelliklerin gerektiği sorgulanmıştır. Çalışmada 1980-1990 yıllarının seçilme sebebi Türk siyasi hayatının edebiyata yansımalarıdır. 1980 yılında yaşanan 12 Eylül Askeri Darbesi neticesinde özgürlükler ve basın organları kısıtlanmıştır. Hem yeni yönetime hem de kapitalist sisteme uyum sağlamaya çalışan Türk halkı televizyona, teknolojiye ve modaya yoğun ilgi gösterir. Edebiyat alanında ise bireyselleşmenin yoğunlaştığı, kadın yazar sayısının arttığı, sağ ve sol görüşlü yazarların aynı dergilerde yazdığı bir döneme girilmiştir. 1980'li yıllarda özellikle bilim-kurgu ve fantastik türlerine ait eser sayısının artması bu dönemi dikkat çekici hâle getirir. Çalışmada öncelikle bir edebî tür olarak fantastikten, hem dünyada hem de bizdeki tarihi gelişiminden kısaca söz edilmiştir. Ayrıca bilim-kurgu, büyülü gerçekçilik, korku edebiyatı, gotik, kara roman, ütopya ve ükronya gibi benzer/yakın türler fantastik edebiyatla karşılaştırılmıştır. Ardından masal, mitoloji, destan, efsane, halk hikâyesi gibi fantastik hikâyeye kaynaklık eden türler anlatılmıştır. Ek olarak fantastik hikâyenin özelliklerinden, yazılma ve okunma sebepleri tartışılmıştır. Çalışmanın ana konusu olan 1980-1990 yılları arasında yazılan fantastik hikâyeler, fantastik edebiyat kuramı ışığında; karakter seçimi, zaman, mekân ve olay açısından incelenmiştir. Verilen eser örnekleri üzerinden değerlendirmeler yapılarak belirtilen yıllar arasında kaleme alınan fantastik hikâyelerin özelliklerinden söz edilmiştir. Çalışmada edebÎ, tarihÎ, sosyal ve siyasİ değerlendirmeler yapılarak 1980- 1990 yılları arasında Türk edebiyatında yazılan fantastik hikâyelerin detaylı biçimde açıklanması amaçlanmıştır. Yapılan metin tahlilleriyle kişi, zaman, mekân ve olaylar tespit edilerek sınırları belirlemenin zor olduğu fantastik türe dair sınıflandırmalar yapılmıştır.

Cemal Melik Dıvarcı
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye Türkçesindeki türemiş fiillerin yapım eki dizilimleri

Başta iletişim olmak üzere birçok işlevi olan dil; ses, sözcük, ek, sözcük grubu, cümle ve anlamın yer aldığı birbirine bağlı çeşitli düzlemlerden oluşan dizgeler bütünüdür. Bu düzlemlerden biri de biçim düzlemidir. Türkçenin kendine özgü biçim özelliklerinin başında eklemelilik gelmektedir. Türkçedeki yapımlık biçimbirimler (yapım ekleri), sözcük tabanlarına belli kurallar çerçevesinde eklenerek yeni sözcük türetimini gerçekleştirirler. Türkçede, yeni sözcük türetmek için kullanılan yöntemlerin en yaygın olanı yapımlık biçim birimlerle sözcükler oluşturmaktır. İsim veya fiil tabanlarına getirilen yapım ekleriyle çok sayıda sözcük türetilebilir. Bu türetmeler sonucunda, ortak kökten türetilmiş "kökteş sözcük aileleri" oluşur. Bu sözcük kümelerinin oluşmasını sağlayan farklı yapım eki dizilimleri bulunmaktadır. Bu çalışmada; Türkçe Sözlük taranarak belirlenen 6775 türemiş fiilin biçimbirim çözümlemeleri eş zamanlı yöntemle yapılmış, yapım eki dizilimleri belirlenerek sınıflandırılmış ve bu fiillerin 40 farklı yapım eki dizilimine sahip olduğu görülmüştür. Böylece Türkiye Türkçesindeki türemiş fiilleri oluşturan yapım eklerinin dizilim biçimleri, diğer bir deyişle "yapım eki dizilim kataloğu" oluşturulmaya başlanmıştır.

Esma Çiçek
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
11
DoktoraAçık ErişimTR

Edebiyat ve ideoloji bağlamında Türk tiyatrosunda toplumculuğun görünümleri (1946-1960)

Bu çalışma, 1946-1960 yılları arasında kaleme alınan tiyatro oyunlarının toplumculuk açısından incelenmesi hakkındadır. Toplumculuk, Türk edebiyatı araştırmalarının çoğunda Marksizmle, daha doğrusu Marksizmin Sovyetler Birliği'ndeki (SSCB) yorumu sosyalist gerçekçilikle irtibatlandırılan bir kavramdır. Bu tezde, söz konusu kabule itiraz edilmiş ve başka ideolojilerin telkini amacıyla işlevsel kılınmaya çalışılan edebî üretimlerin de toplumculuk çatısı altında incelenmesi gerektiği iddia edilmiştir. Toplumculuk gibi bir sanat anlayışının kavranabilmesi için sanat ve toplum ilişkisinin kökenine dair bir araştırmanın gerekliliğinden hareketle çalışmada mit, mağara resimleri, dram ve ritüel gibi köken anlatılar irdelenmiş ve bu anlatıların işlevsel-faydacı (pragmatist) bir özle biçimlendiği öne sürülmüştür. Böylece, temelde ideolojik iletkenlik potansiyeli öncelenerek üretilen toplumcu tiyatro oyunlarına meşru bir zemin oluşturma gayesi güdülmüştür. Çalışmada, Marksist estetik teorisyenlerinin savunuları, edebiyat ve ideoloji arasındaki bağın anlaşılabilmesi noktasında ayrıca önemsenmiştir. Buradan yola çıkılarak ideoloji, egemen sınıf anlamında iktidar ve iktidarın çıkarlarının toplum tarafından doğallıkla kabulünün sağlanması anlamında yönetim olgularıyla ilişkilendirilmiştir. Araştırmada, bu tarz eserlerin söz konusu telkini nasıl gerçekleştirdiğinin anlaşılabilmesi için Michel Foucault'nun terminolojisine başvurulmuş, böylece Foucault'nun teorisinin bir edebiyat incelemesinde faydalanılabilir hâle getirilmesi hedeflenmiştir. Marksist-toplumcu tiyatronun önemli dayanaklarından Erwin Piscator ve Bertolt Brecht'in görüşleri ise, başka ideolojilerin telkini noktasında işlevsel kılınmaya çalışılan tiyatro üretimlerinin anlamlandırılması ve meşrulaştırılması bağlamında irdelenmiştir. Sovyet Rusya'ya ait bir sanat anlayışı olan sosyalist gerçekçilik, devletin ulusal çıkarlarına hizmet için geliştirilmiş bir estetik teori olsa da devrimci romantizm (ideal/ideolojik gelecek tahayyülü) ve olumlu tip (ideal/ideolojik kişi kurgusu) unsurlarının, kuramın anavatanını aşarak bütün toplumcu edebî üretimlerin içine sinen bir töz biçiminde değerlendirilebileceği öne sürülmüştür. Bu bakış, tezin örneklemi toplumcu tiyatro oyunlarının inceleme başlıklarını oluşturmuştur. Sonuçta, 1946-1960 yılları arasında kaleme alınıp bu çalışmada ele alınan tiyatro oyunlarının, içinde üretildikleri toplumu bilinçlendirme, uyandırma, yönlendirme ve değiştirme niyetiyle oluşturulduğu tespit edilmiş ve hepsinin toplumcu kıstaslar doğrultusunda şekillendiği anlaşılmıştır. Gerçekleştirilen incelemeyle ayrıca, sanat ve ideoloji arasındaki simbiyotik ilişkinin daha anlaşılır kılınması hedeflenmiştir.

Özneİdeoloji
Turhan Koç
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Murathan Mungan'ın kurmaca eserlerinin Lacancı psikanalitik yöntem ışığında incelenmesi

Edebiyat dünyasına ilk adımını şiirle atan Murathan Mungan, 1970'lerin ikinci yarısından itibaren daha çok siyasi ve ideolojik içerikli yazılarıyla kendini gösterir. Şiir, şarkı sözü, eleştiri, deneme ve makale gibi pek çok türde eser veren yazar, öykü, roman tiyatro ve senaryo türündeki eserleriyle de Türk edebiyatında önemli ve özgün bir yere sahiptir. Hem şairliği hem de kurmaca yazarlığı ile postmodern bir duruş sergileyen Mungan; dil ve anlatımın sınırlarını zorlayan, çok yönlü okumalara ve farklı disiplinlerin imkanlarına açık edebi kişiliği ile yazınında psikanalize de ağırlıklı olarak yer verir. Bu çalışmanın amacı, Mungan'ın sanat anlayışı ve kurmacasında Sigmund Freud tarafından keşfedilen, ardından farklı ekollerle Freud çizgisinden uzaklaşan ve Jacques Lacan 'ın "Freud'a Dönüş" ilkesi ile tekrar Freudyen eksene yerleştirmekle birlikte yapısalcılık ve dilbilim ile daha eklektik hale getirdiği Lacancı psikanalizin yansımalarını incelemektir. Mungan ve Lacan'ın insana bakışı; edebiyat ve psikanalizin özneyi ve dili merkeze alan ortak paydasında buluşur. Freud ve Lacan'ın psikanaliz anlayışının temelini oluşturan bilinçdışı, dil ve cinsellik gibi kavramlar; diğer felsefe, sanat, edebiyat akım ve kuramları kadar psikanalizin de farkında ve takipçisi olan Mungan'da da önemli bir konuma sahiptir. Lacancı psikanalizin kuramlaştırdığı özne, öteki, dil ve arzu gibi kavramların Mungan'ın sanat anlayışı ve kurmaca eserlerinde karşılaştırmalı olarak incelenerek öznenin hakikatine, yaşamı anlamlandırmaya dair süreçlerine ışık tutmayı amaçladığımız bu çalışma doğrultusunda ayrıca yazarın modernizm ve postmodernizmle birlikte değişen ve dönüşen bilgi, hakikat, etik, estetik ve sanat gibi kavramlara dair görüşlerine de yer verilecektir.

Fatma Balaban
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00