Boğaziçi University
Discipline

Çevre Bilimleri Anabilim Dalı

Boğaziçi University

29

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

29 Theses
Master'sOpen AccessTR

Atıksu arıtma çamuru ve zirai atıkların birlikte kompost olarak kullanılabilirliği

Nüfus artışına paralel olarak gelişen şehirleşme ve endüstrileşmeyle artan gıda ihtiyacı yeni ve yenilenebilir üretim tekniklerini de gerektirmektedir. Çevresel sorunlar içinde katı atıkların bertafının önemli olmasının yanı sıra besin üretiminde de kullanımı çok önemlidir. Bunlar içinde arıtma çamurlarının belirli şartları sağlaması durumunda Çevre Bakanlığı tarafından toprak iyileştirilmesi için kullanımına izin verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, artıma çamurlarının hacim artırıcı malzemelerle karıştırılarak arazi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Şeker endüstrisinden temin edilen arıtma çamuru ile hacim artırıcı olarak kullanılan mısır sapı farklı oranlarda karıştırılarak oluşturulan kompostun, arazi yapısını ve bitki gelişimini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Uygulama; tarımsal atık ve arıtma çamurunun faklı oranlarda kullanılarak 5 farklı parselde (2m*2m) ve 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Yaklaşık 1 yıl süren çalışma için pH, EC, KOİ, kuru madde miktarı (KM), organik madde miktarı (OM), penetrasyon direnci, infiltrasyon hızı gibi parametre değerlerine bakılmıştır. Ayrıca bitki gelişimi açısından da incelenen bu uygulamada ıspanak bitkisi kullanılmıştır. Bitki gelişimi açısından değerlendirildiğinde genel olarak arıtma çamuru ve mısır bitkisi atıklarının kullanıldığı parsellerde etkili bir büyüme gerçekleştiği görülmüştür. Bu araştırma ile çamur ve hacim artırıcı malzemelerin birlikte kompostlanmasının çamur bertaftı için uygun nitelikte olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: artıma çamuru, bertaraf veya geri dönüşüm, bitki büyümesi, mısır sapı ve toprak kalitesi.

Ümmügülsüm Günay
Konya Technical University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Triklosan (ırgasan)/Bisfenol A (BPA) kimyasalların lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) üzerinde davranışsal ve toksik etkilerinin incelenmesi

Triklosan, sahip olduğu antibakteriyel özelliği nedeniyle sağlık ve kişisel bakım ürünlerinde, özellikle diş macunların yapısında kullanılan aktif bileşenlerdir. Endokrin bozucu kirleticilerden biri olan Bisfenol A kimyasalı, insan ve hayvan sağlığına olan olumsuz etkilerinden dolayı halk ve çevre sağlığını etkileyen önemli bir bileşendir. Besin zincirinde önemli bir rolü olan balıklar, son zamanlarda sucul ortamlarda yaygın olarak bulunan endokrin bozucu kimyasal olarak bilinen Triklosan ve Bisfenol A kimyasalına maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, endüstriyel ve kişisel bakım ürünlerinde yaygın olarak bulunan Triklosan (TCS) ve Bisfenol A (BPA) kimyasallarının, sucul yaşamı temsil eden Lepistes (Poecilia reticulata) ve Zebra Balığı (Danio rerio) türleri üzerindeki davranışsal ve toksik etkilerini detaylı bir şekilde incelemeyi, kimyasallara maruz kalan balıkların davranışsal özelliklerindeki değişimleri belirleyerek, bu değişikliklerin biyokimyasal ve fizyolojik düzeydeki etkilerini anlamayı hedeflenmiştir. Danio rerio ve Poecilia reticulata balıklarına 0-0.001-0.002-0.005-0.01-0.02-0.05-0.1 ve 0.2 mg/L dozlarda, yaşadıkları su ortamına TCS ve BPA konsantrasyonu eklenmiş, davranışsal değişimleri kamera kaydı ile kaydedilmiş ve LC50 değerleri hesaplanmıştır. 48 saatlik test süresinde, Triklosan kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.035 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.030 mg/L, Bisfenol A kimyasalına maruz kalan Poecilia reticulata balığının LC50 değeri ortalama 0.038 mg/L, Danio rerio balığı için ortalama 0.034 mg/L olarak hesaplanmış ve kimyasal konsantrasyonu arttıkça, balıkların yüzme hızında azalma ve davranış bozukluğu sıklığıda arttığı tespit edilmiştir.

Burak Tekelioğlu
Aksaray University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de orman yangını riskinin coğrafi bilgi sistemleri tabanlı olarak çok kriterli analizi ve haritalandırılması

Bu çalışma, orman yangınlarıyla mücadelede karar destek sistemlerinin önemli bir parçası olan orman yangını riskinin analizi amacıyla yapılmıştır. Orman yangını riski, bir alanda çeşitli kriterlerin bir araya gelerek orman yangını çıkmasına neden olma ihtimalini ifade etmektedir. Orman yangını riskini analiz edecek model; değişkenleri belirlemek, değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek ve risk indeksini hesaplayacak eşitliği oluşturmak üzere kurulmuştur. Bu çalışmada, orman yangını riskinin hesaplanması için, ağaç̧ türü̈, kapalılık, cağ̆ sınıfları, eğim, bakı, rakım, yollara mesafe, yerleşim yerlerine mesafe, tarım alanlarına mesafe, sulak alanlara mesafe ve enerji nakil hatlarına mesafe olmak üzere 11 kriter ele alınmıştır. Kriter değer aralıklarının belirlenmesi konusunda bugüne kadar yapılmış olan araştırmalar uzman görüşüne dayandığından, bu yöntemden farklı olarak kriter değer aralıklarını belirlemek için önce CBS analizleri yapılmış, ardından bunların doğruluğunu kontrol etmek amacıyla arazi çalışmaları yapılmıştır. Bunun sonucunda bazı kriterlerdeki değer aralıklarının, diğer araştırmacıların sonuçlarına göre önemli farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Önceki çalışmaların tam aksine, eğim arttıkça orman yangını riskinin azaldığı, rakım arttıkça orman yangını riskinin azaldığı, 'insan faaliyetlerine mesafe' kriterinde ise en yüksek riskli değer aralığının 0-25 metre olduğu sonuçlarına varılmıştır. Ayrıca hesaplamalarda ilk kez sulak alanlara mesafe ve enerji nakil hatlarına mesafe kriterleri kullanılmıştır. "Kriter ağırlıkları" da uzun dönemli yangın çıkış sebepleri analiz edilerek daha objektif şekilde ele alınmış ve bu değerlendirmeler ışığında risk indisinin hesaplanabilmesi için ulusal bir denklem ortaya konulmuştur. Modelin uygulanabilirliğinin test edilebilmesi için iklim, topoğrafya, bitki örtüsü ve toplumsal özellikler bakımından farklı 4 orman bölge müdürlüğü (Amasya, Antalya, Muğla ve Şanlıurfa) seçilerek özgün verilerle orman yangını riski analiz edilmiş̧ ve risk haritaları oluşturulmuştur. Bu risk haritaları 2020 yılında meydana gelen orman yangınları ile karşılaştırılarak hesaplamaların doğruluğu sınandığında, pilot bölgelerdeki orman yangınlarının ortalama %87'si, CBS analizleri sonucunda "çok yüksek/yüksek riskli alan" olarak belirlenen alanlarda meydana gelmiştir. Sonuç olarak, arazide gerçekten yangın çıkabilecek noktaların CBS analizleri ve alan çalışmaları sonucunda elde edilen bulgularla çok büyük ölçüde uyumlu olduğu tespit edilmiştir.

Orman yangınlarıRisk analizi
Uğur Baltacı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tenebrio molitor böceği ile yapılan böcek atölyesinin öğrencilerin böcek içsel motivasyonları üzerine etkisi

Çevre sorunlarının anlaşılmasında, öğrencilere verimli bir çevre eğitiminin kazandırılması ve çevre eğitiminin öğretim programlarında daha fazla yer alması oldukça önemlidir. Çevre eğitiminin önemli bir parçasını oluşturan omurgasızlar ise tüm hayvan türlerinin yaklaşık %90'ını kapsar. Büyük bir canlı grubunu oluşturan omurgasızlar, ekosistem açısından oldukça önemlidir. Bununla birlikte çoğu insan onların yaşamları ve önemleri hakkında yeterli farkındalığa sahip olmadıkları gibi özellikle böcekler ve örümceklere karşı büyük bir korku ve nefret hissederler. Bu problemin çözümüne yönelik, bu çalışmada genelde böcek eğitimi verilmiş, özelde başkalaşım konusunun öğretimi hakkında Tenebrio molitor L. epoksi başkalaşım materyali kullanılarak yapılan böcek atölyesi ile öğrencilere böcekler tanıtılmaya çalışılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma kapsamında yarı yapılandırılmış görüşme formu ve gözlem formu kullanılmış ve elde edilen nitel veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma Ankara merkezde bir ilköğretim okulunda 8. sınıfta öğrenim gören gönüllü olan 10 öğrenci ile yapılmıştır. Araştırma sonucunda yapılan böcek atölyesinin öğrencilerin sahip olduğu korkuyu yenmede yetersiz kaldığı ancak böceklere karşı ilgiyi, sevgiyi ve populasyonlarını koruma isteklerini arttırdığı belirlenmiştir. Böylece etkinliğin öğrencilerin böcek içsel motivasyonları üzerine pozitif yönde etki ettiği tespit edilmiştir.

Fatma Nur Koca
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsel atıksuların arıtmayla geri kazanımı Kaş örneği

Kıyısal su alanları şehirleşme, artan nüfus ve çeşitli turizm faaliyetleri sonucunda su kirliliği sorunları yaşamaktadırlar. Deniz kenarlarında bulunan yerleşim yerlerinin evsel atıksuları çoğunlukla arıtıldıktan sonra denize deşarj edilmektedir. Bu çalışmada arıtma sonrasında atıksuların kıyısal sulara deşarjı yerine tekrar kullanımlarının gerekliliği incelenmiştir. Uygulama alanı olarak Türkiye'nin Batı Akdeniz Havzasında yer alan ve kıyı turizmi açısından önemli bir konuma sahip olan Antalya'nın Kaş İlçesi seçilmiştir. İlçede yer alan atık su arıtma tesisi, turizm açısından çok değerli olan Çukurbağ Yarımadası'nda yer almaktadır. İlçenin turizm potansiyeli düşünüldüğünde, atık su arıtma tesisinde gelecekte yapılması muhtemel kapasite artışları, arazinin dar bir topografyaya sahip olması nedeniyle olumsuz sonuçlanacaktır. Arıtılan Kaş İlçesi evsel atıksuları, bir deniz deşarjı sistemi ile Kaş Körfezi kıyısal sularına bırakılmaktadır. Kaş Körfezi kıyısal sularında taşınım süreçlerinin anlaşılması için rüzgar iklimi, dalga iklimi ve akıntı iklimi HYDROTAM-3D sayısal modeli kullanılarak incelenmiş ve denize bırakılan kirleticilerin uzak alan dağılımları modellenmiştir. Modelleme çalışmaları kirlilik bulutunun Körfez içinde su kalitesi problemlerine yol açabileceğini göstermiştir. Bölgede yer alan tarım arazilerinin varlığı atıksuyun yeniden kullanımının gerekliliğini artırmaktadır. Modelleme çalışmalarına dayanılarak, atık su arıtma tesisinin Çukurbağ Yarımadası'ndan kaldırılması ve ileri biyolojik arıtma yöntemleri kullanılarak yeniden tasarlanması önerilmektedir. İleri arıtmayla arıtılan atık suların tarımsal sulama ya da kentsel sulama amaçlı olarak yeniden kullanılması sağlanmalıdır. Tüm benzer kıyı kentlerimiz için denize deşarj edilen arıtılmış atıksuların yeniden kullanımları, suyun sürdürülebilir yönetim planlarına dahil edilmelidir.

Hakan Aydoğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de leonarditin tarımda kullanılabilirliğinin teknolojik incelenmesi

Bu tezde, Çanakkale/Çan, Bitlis/Merkez, Kahramanmaraş/Elbistan, Bursa/Keles, Erzurum/Horasan ve Adıyaman/Gölbaşı leonardit sahalarından numuneler alınmıştır. Bir adedi yeni saha olan, toplam 6 sahadan alınan bu leonardit numunelerinin kimyasal içerikleri akredite bir laboratuvarda analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar literatürdeki diğer çalışmalar ile kıyaslanmıştır. Sonuçlar incelendiğinde, Türkiye'nin birbirine oldukça uzak olan 6 farklı bölgesinden alınan tüm leonardit numunelerinin, hümik ve fulvik asit içeriklerinin oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, kömür olarak değerlendirilemeyen tüm bu leonardit rezervlerinin, tarımda organik toprak düzenleyicisi olarak kullanılabilme potansiyeli olduğu görülmüştür. Tarımsal faaliyetlerde toprak düzenleyicisi ve gübre olarak kullanılan birçok kimyasalın tabiata verdiği zararın önlenmesi ve ithalatın azaltılması için, bu kimyasallar yerine leonardit kullanılabileceği tespit edilmiştir. Analizlerden elde edilen veriler, Türkiye'nin çok miktarda ve geniş coğrafyalara yayılmış olan kaliteli leonardit rezervlerine sahip olduğunu göstermektedir. Analiz sonuçlarına göre, Çanakkale/Çan, Bitlis/Merkez, Kahramanmaraş/Elbistan, Bursa/Keles, Erzurum/Horasan ve Adıyaman/Gölbaşı leonarditlerinin toplam hümik ve fulvik asit oranı, sırasıyla, %62.18, %59.58, %52.67, %52.34, %50.64 ve %44.35 olarak ölçülmüştür. Bu rezervlerin, ülkemizdeki bilinen diğer rezervler ile birlikte, çoğunluğu organik madde açısından fakir olan Türkiye tarım arazilerinin tamamını, 39 yıl boyunca her yıl tekrar rehabilite edebilecek kalite ve miktarda olduğu sonucuna varılmıştır.

Selin Yağlıdere
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çevre danışmanlık hizmeti veren çevre görevlilerinin çevresel farkındalık ve tutumlarının belirlenmesi: Ankara örneği

Çevre görevlileri çevre denetim mekanizmasının bir parçasıdır. Dolayısıyla toplumda çevresel tutum ve davranışlar konusunda öncülük yapması beklenen bir meslek grubudur. Bu çalışmada Ankara ili merkezli 'çevre danışmanlık' firmalarında görev yapan çevre görevlilerinin 'Çevresel Sorunlara İlişkin Farkındalık' ve 'Çevresel Tutumları'nın cinsiyet, yaş, aylık gelir, mesleki hizmet süresi ve öğrenim durumuna bağlı olarak farklılık gösterip göstermediği, betimsel araştırma yöntemlerinden tarama modeli kullanılarak irdelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 23.0 (Statistical Package for Social Sciences) paket programı ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların çevresel düşünce yapılarını çevresel davranışa yeterince aktaramadıkları ya da dönüştüremedikleri sonucuna varılmıştır. Cinsiyet değişkenine göre çevresel düşünce alt ölçeğinin puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık gösterdiği ve bu farklılığın kadınlar lehine olduğu görülmüştür. Bununla birlikte 'hizmet süresi' nin 'çevresel tutum' üzerinde etkili bir değişken olduğu görülmüştür. Eğitim sayesinde arttırılan farkındalığın, davranış değişikliği için yeterli bir faktör olmayabileceği sonucu da bu çalışmanın dikkat çeken sonuçlarından birisi olmuştur. Ayrıca bu çalışma bizlere katılımcıların çevre sorunlarının en temel sebebinin insan aktiviteleri olduğu konusunda farkındalıklarının düşük olduğunu da göstermiştir.

Erdal Gökşen
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk çevre mevzuatının yeşil liman uygulamaları kapsamında değerlendirmesi

Ulaşım, insan ile çevresi arasındaki iletişim için bilgi ve hizmet aktarım mekanizmasında önemli bir yere sahiptir. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olması, yaklaşık 8330 km kıyı uzunluğuna sahip olması ve Asya ile Avrupa arasında yer alan stratejik ve jeopolitik konumu hususları Türkiye için denizyolu ulaşımını daha da önemli bir yere taşımaktadır. Limanların iklim değişikliğinin doğuracağı olası risk ve değişimlere etkilenebilirlik düzeyinin yüksek olması iklim politikalarının sağlam temeller üzerine kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bu politikalara riayet ise mevcut mevzuatın önemini gözler önüne sermektedir. Limanların ilerleme veya entegrasyon eksikliğinin doğurabileceği negatif neticeler "yeşil limanlar" kavramını gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, mevzuatımızda yeşil limanlar ve iklim değişikliği özelinde revize edilmesi gereken noktalara dikkat çekmek amacıyla ilgili uygulama ve planlamalar Türk mevzuatı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Söz konusu mevzuatın incelenmesi sonucunda güncel mevzuatta eksik bulunan boyutlar ele alınmış ve detaylandırılması gerekli olan konular değerlendirilmiştir. Dünyada ve Türkiye'de yeşil limanlara yönelik politika ve mevzuatın gelişimi tartışılarak, farklılıklar ve benzerlikler üzerine bir karşılaştırma yapılmıştır. Yeşil limancılık hususunda sektörde uygulanması gereken mevzuattan sorumlu paydaşların arasındaki yeterli olmayan iletişim ve koordineli gitmeyen uygulamalar, yeterince açık ve bütünleşik olmayan mevzuat ve yeşil liman hususuna yönelik teşviklerin yetersizliği sonuçlarına ulaşılmış ve bu konularda öneriler geliştirilmiştir.

Elif Altuntaş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kemik çimentosunun (polimetil methakrilat) sucul canlılarda etkisinin belirlenmesi

Polimetilmetakrilat (PMMA), kemik çimentosu, protez taban malzemesi olarak yaygın olarak kullanılan, toz polimer ve sıvı monomerin karıştırılmasıyla kıvamlaşan, ekzotermik bir reaksiyonla yaklaşık 60-80° sıcaklığa ulaşıp sertleşen bir biyomateryaldir. Bu malzeme aslında implantların kemiğe sabitlenmesi için geliştirilmiştir. Ayrıca osteomiyelit tedavisinde yüksek konsantrasyonda lokal antibiyotik sağlamak için de kullanılmaktadır. PMMA bir termoplastik polimer olup, protez malzeme kullanıma ek olarak çok çeşitli alanlarda kendine yer bulan, dünyada en çok üretimi gerçekleştirilen malzemeler arasında yer almaktadır. Bu açıdan, PMMA aslında bir plastik olarak çevre kirleticiler arasındadır ve çevre kirleticilere son yıllarda verilen önem git gide artmaktadır. Bu çalışmanın amacı, PMMA'nın sucul toksikoloji açısından çevresel etkisini belirlemektir. DNA/RNA oksidatif hasarını değerlendirerek insanlar üzerindeki olası olumsuz etkilerini öngörmektir. Zebra balığı deney grupları (Danio rerio) 6, 24, 96 saat ve bir hafta boyunca planlanan zaman aralıklarında PMMA'ya 1, 10 ve 50 mg/L dozlarında olarak maruz bırakılmıştır. DNA/RNA oksidatif hasarını 8-hidroksi-2'deoksiguanozin (ng/g doku) olarak değerlendirmek için, zebra balığı DNA izolasyonu için homojenize ve hidrolize edilmiştir ve hasar LC-MS modifiye yöntemi ile ölçülmüştür. DNA hasarı, 24 saatlik grupların düşük dozlarına maruz bırakılan grupta istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmıştır, ancak 96 saatlik ve 1 haftalık grupların yüksek dozlarında kontrol gruplarına kıyasla bir fark gözlenmemiştir. Solungaç dokularında epitel hiperplazisi saptanmıştır. 96 saat ve bir hafta boyunca 10 mg/L ve 50 mg/L dozlara maruz kalan gruplarda epitel hiperplazisi'nin artığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, karaciğer dokularında da aynı konsantrasyon ve sürelerde histolojik olarak hidropik dejenerasyonlar gözlenmiştir. Histolojik hasar 50 mg/L PMMA maruz kalan grupta daha şiddetli olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, sonuçlarımız maruz kalma süresi ve dozu ile ilgili değişiklikleri temsil etmektedir. Zebra balıklarında akut genotoksik etkinin doku hasarına neden olduğu tespit edildiği için, çevre kirliliği ve sağlık sorunları arasında ilişki olduğu ileri sürülmektedir.

Selçuk Bozkır
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Akrilamid'in zebra balıkları(Danio rerio)'nda subletal etkilerinin belirlenmesi

Akrilamid (C3H5NO, CAS No. 79-06-1), aktifleştirilmiş bir çift bağ içeren, kristal ve kokusuz özelliklere sahip beyaz renkte görünen, çevreden doğal bir kaynağı olmayan endüstriyel doymamış bir amit ve katı bir monomerdir. Birçok kaynakta oluşması ve çoğu sektörde kullanılması sebebiyle hayatımızın neredeyse her yerinde karşımıza çıkabilecek olan akrilamid canlılara farklı şekillerde zarar vermektedir. Akrilamidin düşük konsantrasyonlarının bile farklı canlı türlerinde hasar oluşturduğu saptanmış ve genotoksik, nörotoksik, karsinojenik etkileri sebebiyle endişe yaratan bir kimyasal olarak görülmesine neden olmuştur. Bu çalışmada ekotoksikolojik çalışmalarda model organizma olarak kullanılan zebra balıklarında (Danio rerio) akrilamidin akut toksik etkisi ve subletal konsantrasyonlarının DNA üzerinde yarattığı hasar incelenmiştir. 96 saatlik LC50 değeri 98,60 mg/L (84,47-111,28 mg/L-%95 güven aralığı) olarak saptanmıştır. 96 saatlik LC50 değerinin 1/2 ve 1/10 değerleri subletal konsantrasyonlar olarak kullanılmış ve 24 ile 96 saat süreyle 10 ve 50 mg/L akrilamide maruz kalan erişkin zebra balıklarında kontrol grubuna göre DNA hasarı oluştuğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak akrilamide kısa süreli ve subletal maruziyetin sucul ekosistemde DNA hasarına yol açtığı saptanmıştır.

Saniye Perçin
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Kağıt ve plastik atıkların pirolizinde yaşam döngüsü değerlendirmesi

Rapid economic development and industrialization, coupled with a growing global population, have led to an unprecedented surge in waste generation, threatening both environmental and human health. Conventional waste management techniques struggle to process cellulose- and polymer-based composite label wastes due to their intricate structures in recycling operations. However, pyrolysis—a thermochemical process—can convert such non-recyclable wastes into energy and valuable chemical products, aligning with the principles of the circular economy. Cellulose, predominantly carbon, plays a critical role in biofuel production, while polymers, such as polyolefins and polystyrene, yield high-calorific-value products like hydrocarbon oils and syngas. These outputs, including syngas, LNG, and pyrolytic oil serve as carbon-neutral energy alternatives to fossil fuels, enhancing energy security and sustainability in industrial applications. This study evaluates the pyrolysis of label waste (85% cellulose and 15% polymers) using life cycle assessment (LCA) methodology. Leveraging experimental data from ITU Synthetic Fuels and Chemicals Technology Center (ITU-SENTEK), alongside market research and literature, the environmental performance of pyrolysis was compared with incineration in two scenarios. The findings revealed elevated Marine Aquatic Ecotoxicity Potential in the current scenario due to high electricity consumption, whereas the alternative scenario showed increased Global Warming Potential due to surplus CO₂ emissions from gas engines. Despite these challenges, pyrolysis presents a sustainable solution for energy recovery from label waste, contributing to waste management policies and the transition to a circular economy. These insights underscore its potential to promote sustainability and reduce reliance on fossil fuels in line with circular economy.

Packaging wasteCopyrolysisPlastic wastes+2
Neslişah Dide Özdemir
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Ölümcül sıcak hava dalgalarına karşı akıllı şehirlerin hazırlanma olanakları

Due to the anthropogenic climate crisis, extreme heatwave events in Türkiye are expected to increase significantly. This study employs the Holiday Climate Index (HCI) in conjunction with HUMIDEX to assess Türkiye's future climatic comfort. For this purpose, the outputs of the MPI-ESM-MR global climate model (GCM) were downscaled to 50 km using the RegCM4.4 regional climate model. Subsequently, HCI and HUMIDEX values for the summer and spring seasons were computed for two future periods, 2021–2050 and 2070–2099, with respect to the reference period of 1971–2000 under two scenarios, RCP4.5 and RCP8.5. The findings revealed alarming increases in extreme heat events accompanied by dangerous HUMIDEX risks. To investigate further, this study further analyzed future extreme heatwaves using temperature-related extreme indices developed by the Expert Team on Climate Change Detection and Indices (ETCCDI). Outputs from two GCMs, MPI-ESM-MR and HadGEM2-ES, were downscaled to 50 km with RegCM4.4, and the indices were computed for 2071–2100 relative to 1971–2000 under RCP4.5 and RCP8.5. The results indicate that future heatwaves will be so severe and prolonged that they could lead to significant fatalities without smart precautions. This study finds the most promising solution in air-conditioned facilities, such as libraries, shopping malls, gyms which can function as cooling centers and accommodate solar panel installations on their rooftops to provide a safeguard in the event of a power outage.

Fatma Sibel Saygılı Aracı
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Karbonsuzlaşmaya geçiş ve kirliliğin önlenmesi ı̇lkeleri doğrultusunda gazlı içecek ambalajları için plastik (PET) ve cam şişeler ve alüminyum tenekelerin karşılaştırmalı yaşam döngüsü değerlendirmesi

Packaging materials have numerous applications in our daily lives and in industry. One of them is soft drink packaging products. Both in Turkey (locally) and the EU, packaging-related regulations, directives, and policies have been updated in accordance with circular economy and the EU Green Deal principles. Although LCA is associated with the cradle-to-grave approach, when considering this concept under the circular economy approach, the cradle-to-cradle approach can also be adopted. Therefore, Sustainable Consumption and Production (SDG 12) is a point that needs to be related to Life Cycle Assessment (LCA). The primary objective of this study is to assess the environmental outcomes associated with decarbonization, reuse, recycling, and recycled content targets by conducting a Life Cycle Assessment (LCA) across various scenarios for soft drink packaging of PET, glass, and aluminum. During scenario development, relatable actions were taken together with the EU Green Deal, circular economy, and Paris Agreement targets. Initially, only for the pre-consumer stage, 2020 was set as the baseline scenario, i.e., for the production of the selected materials, less renewable energy and no recycled content were considered. With the increasing share of renewable electricity, 2035 and 2053 were targeted to improve both the pre-consumer stage by applying electrified systems and recycled content, and the post-consumer stage by supporting reuse and recycling. In the context of the selected impact categories, the thesis concluded that for the pre-consumer stage of each product, the use of recycled content, electrified processes and renewable electricity have favorable aspects under proper conditions. Attention must be paid to the necessary efficiency and redesign points in renewable electricity generation and electrification process. In the post-consumer stage, the reuse process (especially for glass) can be promoted in terms of primary resource savings and energy efficiency by improving water consumption in the washing (also applied in recycling) processes. While the reuse stage for PET sounds more environmentally friendly but needs to be considered in the context of health concerns and product durability during consumption, but as well as the aluminum, recycling for PET must be supported compared to their remanufacturing.

Masis Can Beduoğlu
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Doğaya atfedilen değerler, doğayla bağ, çevre dostu davranış ve esenlik: İstanbul'daki kent parkları ziyaretçileri üzerine bir vaka çalışması

Urban greenspaces play an important role not only for biodiversity conservation, but also for the well-being of urban residents. Recent empirical studies focused therefore on the interplay between nature connectedness, individual well-being and pro-environmental behavior. Yet, most studies so far have used student samples from high-income countries, where conservation and environmental policies are relatively well-established. The present study aims to test the impacts of plural values for nature (intrinsic, instrumental, relational), nature connectedness, ecological knowledge, eco-anxiety, environmental concern, on pro-environmental behavior (PEB) and subjective well-being in a relatively understudied middle-income developing country context with participants from a policy relevant urban greenspace field setting. To do this, face-to-face surveys with 112 participants were conducted in two popular urban greenspaces of Istanbul, Emirgan Grove and Hacıosman Atatürk Urban Forest. Findings suggest that relational values constitute an empirically distinct category of values highly significant for urban park visitors, and mediated by nature connectedness, they can predict PEB and subjective well-being significantly. Moreover, ecosystem-based ecological knowledge (recognition of local plant and animal species) was found to be a positive correlate of PEB, while environmental concern emerged as a potential predictor of subjective well-being. Overall, the study suggests relational values and connectedness to nature as two important leverage points for enhancing sustainable behavior and human well-being in urban contexts that could be targeted by biodiversity policy, education and urban design for reinforcing cycles of increased care and responsibility for nature and improved life satisfaction.

Buse Naz Tınıç
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
30
Master'sOpen AccessEN

Gelişmekte olan ülkelerde karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojilerinin benimsenmesinde karşilaşilan zorluklarin ve dikkat edilmesi gereken hususlarin incelenmesi: Türkiye örneği

This thesis examines the complex and often ambiguous landscape of Carbon Capture, Utilization, and Storage (CCUS) technologies in developing nations, amidst the pressing need to accommodate increasing material and energy demand within the decarbonization imperatives put forward by the Paris Agreement. By focusing on Türkiye as a case study, due to its reliance on emission-intensive production and strong trade ties with developed (more particulary European) countries, this thesis aims to bridge knowledge gaps and offer insights into the feasibility and strategic integration of CCUS into national climate and technology policies. By drawing upon the existing literature and insights from national and international experts, it concludes that, while CCUS is not a silver-bullet technology for all greenhouse gas (GHG) mitigation, it holds significant potential as a targeted approach for hard-to-abate sectors such as cement, chemicals, and iron and steel, predominantly found in developing economies, and that successful CCUS integration requires tailored strategies accounting for diverse social, economic, technological, and environmental factors, emphasizing that there's no one-size-fits-all approach. A key finding is the significant deployment disparity between developed and developing countries due to challenges in access to capital, knowledge gaps, and the absence of regulatory frameworks, calling for strengthened international climate policy focused on technology transfer, capacity building, and climate finance, tailored to the specific contexts of developing nations. For Türkiye, integrating CCUS into its net-zero strategies necessitates revised climate and energy policies built on clear governance structures to accelerate CCUS adoption, especially in industrial decarbonization rather than power generation.

Heavy industryDeveloping countriesClimate policy
Zişan Özdemir
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye'de bölgesel kalkınma ajanslarının çevre yönetişimindeki rolü üzerine bir değerlendirme: Trakya Bölgesi üzerine bir vaka çalışması

Over past decades, policies shaped solely for the purpose of development have failed to address the level of environmental problems reached and the scope they impact. These problems, seen on each and every scale and affecting every dimension of life, have raised the need for governance that can produce multi-level and multi-dimensional response. Environmental governance, which centers on multi-actor, multi-level and sustainability-focused approaches, has emerged as key response to these accelerating environmental challenges. This framework that is increasingly finding its mark on the global agenda, has also begun to acquire greater importance in Türkiye. Through the accession process to the EU, Regional Development Agencies (RDAs) were established to ensure balanced, participatory, and sustainable development at regional level was introduced in 2006 in Türkiye. In this context, this thesis examines the extent to which environmental governance perspectives are integrated into the RDA model in Türkiye, a country that has a long-lasting centralized decision-making and economic-growth focused approach. To present more grounded findings, this study conducts its analyses through the case study of Thrace Development Agency. The study covers the period 2014–2023 in line with the Thrace Regional Plan and uses content analysis and supporting interviews to present findings on issues that pose challenges and limitations in this integration. The study's findings indicate that, although the regional development agency model in Türkiye appears broadly compatible in concept, there are various issues requiring changes and improvements in terms of integrating environmental governance perspectives into practice more effectively.

Regional development agenciesEnvironmental governance
Türkay Sinan Özhisar
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
21
Master'sOpen AccessEN

Marmara Denizi'nde müsilajın politik ekolojisi: Nilüfer Çayı üzerine bir vaka analizi

This thesis examines the vulnerability of the Marmara Sea ecosystem to pollution and mucilage outbreaks, with a particular focus on the Nilüfer Creek, one of the major contributors to the ecosystem degradation in Marmara Sea. Using a political ecology framework, the study critically assesses existing regulations, preventive measures, and industrialization and urbanization processes to highlight the complex interconnections and interactions between different local, regional and national stakeholders. By using a multi-method approach that includes stakeholder mapping, institutional analysis, document review and targeted interviews, this study aims to comprehensively document the complex relations surrounding the Nilüfer Creek in Bursa. The thesis aims to not only contribute to a nuanced understanding of the linkages between the Nilüfer Creek and mucilage occurrences but also provide insights to improve sustainable water management practices in general. This study underscores the need for integrated governance and community engagement in addressing the complex intertwining of ecological, political and technological factors affecting water resources, especially around the Marmara Sea.

Yasemin Müjgan İleri
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye'de süt üretiminin politik ekolojisi: Değişen pratikler, kırsal geçim kaynakları ve süt hayvanları

This thesis examines the transformation of dairy farming in Türkiye through a political ecology and multispecies justice lens, focusing on how intensification is framed, governed, and implemented. It argues that dairy intensification cannot be understood as a purely technical or inevitable response to production needs, but as the outcome of a historically shaped governance trajectory that prioritizes growth and efficiency. Empirically, the thesis combines close reading of policy and planning documents, sectoral reports, and statistical series with field material from a major sectoral event in Bursa and semi-structured interviews with the officials from the Ministry of Agriculture and Forestry in Istanbul. The analysis identifies two interconnected hegemonic discourses shaping dairy governance. The first is that milk production must expand and animals must become more "efficient" through yield increases, breed transformation, and reproductive and herd-management technologies. The second is that farmers must become more efficient by scaling up, specializing, formalizing, and integrating into industrial value chains, while small-scale farmers are framed as backward and inefficient. A key finding is the tension between official insistence that Türkiye "needs" more milk and the simultaneous portrayal of the country as already self-sufficient and a leading producer. Read together, these narratives suggest that the push for "more" milk reflects a political-economic commitment to growth as a default policy orientation. The thesis concludes that dairy intensification in Türkiye functions as a multispecies political project with uneven consequences for rural livelihoods and dairy animals.

Tansu Yeşilkır
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
11
Master'sOpen AccessEN

Takdirden korumaya: Validebağ Korusu'nda biyoçeşitlilik algıları, doğayla bağ kurma ve duygusal tepkiler üzerine fenomenolojik bir araştırma

This thesis examines how Validebağ Grove, a relatively unstructured and biodiverse urban green space in Istanbul, shapes visitors' experiences of nature connectedness, emotional well-being, and engagement in the preservation efforts. A phenomenological approach is employed and in participant selection purposive, snowball, and convenience sampling methods are used to ensure a diversity of perspectives are reflected. Based on nineteen semi-structured in-depth interviews with regular visitors, the study highlights multiple intersecting themes. Participants described the grove as a sanctuary from urban stress, where unstructured terrain and encounters with biodiversity fostered psychological restoration, emotional resilience, and a sense of autonomy. In addition to being a source for aesthetic joy and wonder, biodiversity also emerged as a catalyst for ethical concern, care, and stewardship. Emotional responses to ecological degradation-especially eco-anxiety, grief, and anger- were widely reported and often coped through strategies such as nature exposure, humor, and selective engagement. Although many participants expressed deep attachment to the grove, engagement in the ongoing preservation movement was ranged from symbolic support to sustained resistance. Engagement was shaped by ethical values, social bonds, and structural constraints such as safety concerns, economic precarity, political disillusionment, and generational differences. These findings contribute to environmental justice discourse by showing how inequalities affect not only access to green spaces but also the ability to participate in grassroots movements. Ultimately, Validebağ Grove emerges as both a site of collective meaning-making and a contested urban common—an ecological refuge under threat and a space where emotional, ethical, and political dimensions of environmentalism converge.

Human nature relations
İnci Bilgiç
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye'de ahlaki tutumlar ile çevre dostu davranışlar arasındaki ilişkinin araştırılması

Given the accelerating global climate change and biodiversity crises, the need for pro-environmental action continues to grow. While both individual and governmental action are crucial for addressing these challenges, the moral underpinnings of individual pro-environmental behavior has been receiving increasing attention recently. Moral Foundations Theory (MFT) is an empirical method based on surveys to assess moral intuitions of individuals in different policy-relevant contexts such as political ideology, voting behavior, and recently, pro-environmental behavior (PEB). However, so far, studies have been mainly carried out in high-income countries where options for environmentally-friendly behavior are supported by governments. The present study aims to uncover how moral intuitions, as assessed within the MFT, predict individual PEB based on an online survey conducted with 502 respondents in Türkiye. The survey includes specific modules on the Moral Foundations Questionnaire-2 (care, equality, proportionality, loyalty, authority, purity), political orientation, PEB and socio-demographics. Findings indicate that care, equality and purity foundations positively predicted PEB, without any mediating role of political orientation for the sample at hand. The absence of any influence of political orientation on PEB may be related to the relatively little public polarization with respect to climate change in Türkiye, in contrast to the US samples, for instance. The results of the study contribute to environmental psychology and policy literatures by widening the geographical coverage of PEB and morality studies and providing a baseline for evaluating and enhancing pro-environmental behavior in middle-income, developing country contexts such as Türkiye.

Moral Foundations TheoryPolitical ecologyPro-environmental behaviours+3
Ayşe Betül Genç
Boğaziçi University · Çevre Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bal arılarında polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) analizleri ile çevre kirliliğinin değerlendirilmesi

Endüstriyel devrimle birlikte, dünya çapında kentlerin büyümesi, araç kullanımının artması, hızlı endüstrileşme ve buna karşılık planlama ve çevresel düzenlemelerdeki eksiklikler sonucu gittikçe artan hava kirliliği pek çok ülkede sağlık ve çevre sorunlarına yol açmıştır. Çevresel denetim programlarında, canlıların indikatör olarak kullanımları, bu projelerin doğru sonuçlara daha rahat ve ucuz yoldan ulaşmalarını sağlamaktadır. Bu tez projesinde İzmir kentinin yoğun sanayi bölgesinde bal arılarından yararlanarak biyoizleme uygulanmıştır. Bölgede ısı ve enerji ihtiyacını karşılamak için aşırı miktarda kullanılan kömür ve odun, havada pirojenik kaynaklı PAH kirliliğine sebep olmuştur. Bal arı örneklerinde petrojenik PAH'ların origini mühtemelen motorlu araçlar ve petrokimya endüstrisinden kaynaklanmaktadır. Anahtar kelemeler: Çevresel izleme, biyoindikatör, bal arısı, PAH'lar, kaynak belirleme, EPA

Navid Kargar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Portakal küspesinden hidrotermal yöntemle biyokömür eldesi

Bu çalışmada hidrotermal karbonlaştırma (HTK) yöntemi ile bir gıda endüstrisi atığı olan portakal küspesinden toprak iyileştirici olarak kullanılan "biyokömür" üretimi incelenmiştir. Bu amaçla, farklı sıcaklıklar (175, 190, 225 ve 260 °C) ve sürelerde ( 30, 60, 90 ve 120 dakika) portakal küspesinin karbonizasyonu gerçekleştirilmiştir. HTK prosesi sonunda yüksek karbon içerikli katı ürün ("biyokömür" / hidrokömür), sıvı ürün (sulu çözelti) ve az miktarlarda gaz ürün elde edilmiştir. Çalışmada hidrokömürlerin elemental bileşimi, PAH içeriği ve su tutma kapasitesi gibi özellikleri tayin edilmiştir. Ayrıca sulu çözeltideki, şeker bileşiklerinin, aldehitlerin, organik asitlerin ve fenolik bileşiklerin tayinleri, kimyasal oksijen ihtiyacı ve toplam organik karbon, pH ve elektriksel iletkenlik analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen hidrokömürlerin, C/N, O/C ve H/C oranları, pH koşulları, ağır metal analizleri ve besin içerikleri göz önüne alındığında toprak iyileştirici olarak kullanımlarının uygun olduğu sonucuna varılmıştır.

BiyokömürHidrotermal sentezKarbonatlaşma+2
Buse Atila
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ege Üniversitesi kullanma sularının kalitesinin araştırılması

Bu tezde Ege Üniversitesi'nde kullanma amaçlı yeraltı sularının parametrik değerleri incelenmiştir. İnceleme, element analizleri, polisiklik aromatik hidrokarbonların analizleri, pestisidlerin analizleri, mikrobiyolojik analizler ve temel parametrelerin analizleri olmak üzere 5 başlık altında gerçekleştirilmiştir. Bu Çalışmada, 9 Aralık 2013 saat: 18:30 ve 11 Şubat 2014 saat: 16:30 olmak üzere iki adet anlık numune, dört adet yeraltı suyu kaynağının birleşerek tek hatla geldiği Ege Üniversitesi yer altı kullanma suyu depolama ve pompa istasyonundan alınmıştır. Elde edilen değerler doğrultusunda Ege Üniversitesi kullanma amaçlı suların "Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği" ve "İnsani Tüketim Amaçlı İçme Suları Hakkında Yönetmelik" kapsamında kalite sınıfı değerlendirilmiştir. Elde edilen bulguların halk sağlığına ışık tutması ve gereken tedbirlerin belirlenmesi adına katkı sağlaması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda, incelenilen parametrelerde "İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik" limit değerlerine göre yüksek değerdeki toplam pestisid miktarı, Arsenik ve koliform bakteriler, kullanma suyunun içme suyu olarak kullanılmasını engelleyen etmenler olduğu tesbit edilmiştir. Bununla birlikte yeraltı suyunun toplam pestisit, Civa ve Klorür değerleri "Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği"nde yer alan sınıflandırmalara göre sınıf 2'ye dahil iken geride kalan bütün parametrelerin yine aynı yönetmeliğe göre sınıf 1 kalite kriterlerini sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Yeraltı suyu; Ağır metaller; Polisiklik aromatik hidrokarbonlar; Pestisidler; Toplam Coliform ve E.coli.

Ağır metallerPestisitlerPolisiklik aromatik hidrokarbonlar+1
Naci Sertaç Kaftan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Atıklardan biyokömür eldesi

Bu çalışmada torrefaction yöntemi ile zeytin ağacı budama atıklarının, asma budaklarının, mısır sapının ve etlik tavuk pisliğinin farklı sıcaklıklarda biyokömür haline getirilerek yakıt özelliklerinin iyileştirilmesi üzerine çalışılmıştır. Torrefaction çalışmaları, 250 ºC, 300 ºC ve 350 ºC reaksiyon sıcaklıklarında ve 30 dakika reaksiyon sürelerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada biyokömürlerin yakıt karakteristiğinin anlaşılması için elementel analiz, termogravimetrik analiz, FT-IR analizi ve PAH analizi yapılmıştır. Sıcaklık artışıyla birlikte yakıt karakteristiği açısından linyit yapısında biyokömürler elde edilmiştir. Çalışılan koşullarda %32 – 78 aralığında kütlece verim elde edilirken, ürünlerin ısıl değerleri 20 - 28 MJ/kg arasında değişim göstermekte olup linyite göre daha kaliteli bir ürün elde edilmiştir.

AtıklarBiyokömürTarımsal atıklar
Ezgi Erdoğan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ege bölgesi jeotermal sularında lityum, bor ve arsenik düzeylerinin incelenmesi ve bu elementlerin jeotermal sulardan seçimli olarak ayrılması

Günümüzde enerji ihtiyacının büyük kısmı fosil kaynaklı enerji ürünleriyle karşılanmaktadır. Enerji kaynaklarının tükenmeye yüz tutması ve çevreye verdikleri zararlar nedeniyle yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları gündeme gelmiştir. Jeotermal enerji de bu kaynaklar arasında çevreci ve yenilenebilir bir kaynak olarak ön plana çıkmaktadır. Jeotermal sular enerji kaynağı olmanın yanı sıra, zengin mineraller içermesi nedeniyle birçok amaçla kullanılmaktadır. Bu elementlerin sulardan geri kazanılması ve ekonomiye dönüştürülmesi oldukça önemli bir prosestir. Bor yüksek miktarlarda çevreye verildiğinde bitkilerde zehirlenmeye, bitki veriminin düşmesi, gibi birçok etkiye sebep olmaktadır. Ancak geri kazanıldığında endüstriyel alanda geniş kullanım alanına sahiptir. Arsenik ise çevreye verildiğinde kanser gibi tehlikeli hastalıklara sebep olurken geri kazanıldığında tıpta, dişçilikte kullanılabilmektedir. Lityum ise hem pahalı hem de rezervleri azalmakta olan önemli elementlerden biridir. Geri kazanımı yapıldığında cep telefon bataryaları, nükleer füzyon yakıtı gibi endüstriyel uygulamalar da kullanılmaktadır. Bu çalışmada, jeotermal sulardan membran filtrasyon ve iyon değiştirme yöntemleri birlikte kullanılarak bor, lityum ve arsenik elementlerinin seçimli olarak ayrılması amaçlanmıştır. Jeotermal su SDS Enerji AŞ. tarafından sağlanmıştır. Jeotermal sudan membran filtrasyonuyla bu elementlerin ayrılması için laboratuvar ölçekli çapraz akışlı düz tabaka membran test ünitesi ((SEPA CF-II, GE) kullanılmıştır. 4 farklı membran (DL, CK, NF-90 ve BW-XLE) kullanılmıştır. Membran çalışmalarının akabinde iyon değiştirme çalışmaları yapılmıştır. Bor ayrılması için bor seçimli Diaion CRB-02 reçinesi, arsenik ayrılması için ArsenXnp reçinesi kullanılmıştır. Lityum ayrılması için lityum seçimli inorganik λ-MnO2 adsorbanı kullanılmıştır.

Pınar Yanar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
10
Master'sOpen AccessTR

Evsel ve endüstriyel atık suların arıtımında membran biyoreaktör (MBR) teknolojisinin kullanılması ve arıtılmış ürün su kalitesinin incelenmesi

Bu çalışma, E.Ü. Kimya Mühendisliğinde bulunan laboratuvar ölçekli ters ozmos membran test sistemi (SEPA CF II GE-Osmonics) ve İTOB-OSB Arıtma Tesisi'nde kurulmuş olan küçük pilot ölçekli spiral sarım nanofiltrasyon (NF)/ters ozmos (RO) test sistemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. İTOB-OSB'de yürütülen çalışmalarda; Membran Biyoreaktör (MBR) prosesiyle arıtılan atıksuların yeniden kullanımı için NF ve RO gibi ileri membran arıtma yöntemlerinin uygulanabilirliği araştırılmıştır. Laboratuvar çalışmalarında, NF200 ve CK RO membranlarıyla MBR çıkış suyunun arıtılması için SEPA CF II GE-Osmonics membran test sitemi kullanılmış ve ürün suyun kalitesi incelenmiştir. İTOB-OSB'de yürütülen çalışmalarda, NF270 ve BW30 membranlarının performansı farklı basınçlarda, yapılan kesikli çalişmalarla ve sürekli çalışmalarla incelenmiştir.

Arash Arianfar
Ege University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Karadeniz'de (Trabzon) kentsel derin deniz deşarj etkisi altındaki alanlarda mikroplastik düzeylerinin belirlenmesi

Plastik endüstrisinin hızlı gelişimi, düşük maliyet, hafiflik, sağlamlık ve dayanıklılık gibi avantajlara sahip plastik ürünlerin geniş yelpazede üretilebilmesine imkân sağlamıştır. 1950'li yıllarda 1,5 milyon ton düzeylerinde olan yıllık plastik üretimi, artan taleplerle günümüzde 390 milyon ton düzeylerine ulaşmıştır. Sürekli artan üretim ve tüketim miktarları yanında yetersiz çevre bilinci ve atık yönetimindeki eksiklikler nedeniyle plastik atıkların çevresel ortamlardaki miktarlarında da hızlı bir artış gerçekleşmiştir. Böylece plastik kirliliği küresel ölçekte günümüzün en önemli çevre sorunları arasına yerleşmiştir. Plastikler çevresel faktörlerin etkisiyle fotolitik, mekanik ve biyolojik olarak parçalanarak mikroplastikleri oluşturmaktadır. Deniz ve okyanuslardaki plastik kirliliğinin en önemli kaynakları arasında kıyıdaki kentler, limanlar, nakliye faaliyetleri, çöplüklerden kaynaklanan sızıntılar ve atıksu arıtma tesisleri yeralmaktadır. Bu çalışma ile Karadeniz'in Trabzon kıyılarında belirlenmiş olan 21 ayrı istasyonda manta trol ağı kullanılarak deniz yüzeyindeki mikroplastik düzeyleri belirlenmiştir. İstasyonlar, derin deniz deşarjları (11 adet) ve akarsu (6 adet) etkilerini de temsil edecek şekilde seçilmiştir. Araştırma sonucunda mikroplastik sayısı, 0,12-3,71 adet/m3 (ortalama 0,68±0,80 adet/m3) aralığında tespit edilmiştir. Yüksek nüfus yoğunluğu ve yüksek deşarj kapasitesine sahip derin deniz deşarj noktalarına yakın konumlardaki istasyonlarda, yüksek miktarlarda mikroplastik tespit edilmiştir. Bağıl bolluk oranı en yüksek mikroplastik türü fiber (%73,9) olarak tespit edilmiş olup bunu sırasıyla fragment (%17,4) ve sünger/köpük (%5,7) türlerinin takip ettiği ortaya konulmuştur. Bulunan mikroplastiklerin renk dağılımları ise %26 siyah, %25 mavi, %21 şeffaf, %10 beyaz, % 10 kırmızı ve geri kalan %8 diğer renkler olarak belirlenmiştir. Mikroplastik partiküllerin kimyasal kompozisyonunda çok çeşitli polimerlerin varlığı tespit edilmekle birlikte baskın türlerin poly(1-butene) ve polycaprolactone triol olduğu ortaya konulmuştur.

Sema Çebin
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Doğu karadeniz bölgesi kıyı şeridinde iklim değişikliğinin ve meteorolojik kuraklığın incelenmesi

Bu çalışmada, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin kıyı şeridinde iklim değişikliğini ve meteorolojik kuraklığı incelemek amacıyla Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin illerinde yer alan 8 meteorolojik gözlem istasyonuna ait sıcaklık, bağıl nem, yağış ve basınç verilerinin Mann-Kendall, Spearman rho testleri ile Yenilikçi Şen Metodu kullanılarak trend analizleri yapılmıştır. Toplam yağış değerlerinde Giresun ve Hopa istasyonlarında yıllık olarak artan trend görülürken diğer istasyonlarda ya azalan trend görülmüştür ya da kritik eşiği geçen trendler bulunamamıştır. Yağış değerlerindeki en önemli detay ise tüm istasyonlarda aylık bazda düzensizliklerin olması olmuştur. Meteorolojik kuraklığın çoğu istasyonda özellikle son on yılda ciddi artış gösterdiği belirlenmiştir. Veri setini artırmak için ECMWF'ye ait uydu ölçümlerinden elde edilen ERA5 reanalysis verileri kullanılmıştır. Uydu verilerinden deniz suyu yüzey sıcaklıkları, buharlaşma miktarları ve yağışa geçebilir su miktarı verileri kullanılmıştır. Deniz suyu yüzey sıcaklıklarının neredeyse her ayda ve yıllık bazda ciddi bir derecede arttığı görülmüş olup buharlaşma miktarları ve yağışa geçebilir su miktarlarındaki değişimler incelenmiştir. Farklı istasyonlardaki ve farklı dönemlerdeki değişimler incelendiğinde iklim değişikliğinin bölgede farklı sonuçlar meydana getirmesinin olası olduğu görülmüştür.

Barış Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu karadeniz bölgesi'nde buharlaşma, rüzgâr, nem ve sıcaklık parametreleri ışığında iklim değişiminin incelenmesi

İklim, belirtilen bir yerde ve uzun bir dönem boyunca (en az 30 yıl süre ile) gerçekleşen ortalama hava koşullarıdır. Çeşitli atmosfer özellikleri, belirli oranlarda birleşerek, bir yerin iklimini oluşturur. Bu özelliklere iklim elemanları denir. İklimin doğasında değişkenlik bulunduğundan, iklim elemanlarının alan ve zamandaki değişimlerini ortaya koymak, bugünkü gerçek ve gelecekteki olası değişiklikleri anlamamıza da yardımcı olacaktır. Bu amaçla, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'ne ait Doğu Karadeniz Bölgesi ve Samsun illerinde bulunan 14 otomatik meteorolojik gözlem istasyonunun 1991-2020 yılları arasındaki sıcaklık, rüzgâr hızı, nem ve buharlaşma verileri incelenmiştir. Bu veriler, aylık olarak toplanmış, yıllık ortalamaları elde edilmiştir. Ortalamaları elde edilen verilerin eğilimlerini belirlemek için Mann-Kendall testi ve Şen Yöntemi eğilim analizleri yapılmıştır. Analizler sonucunda trend testi sonuçlarının uyumlu olduğu görülmüştür. Sıcaklık değerleri artan bir trend eğilimi gösterirken, rüzgâr ve nem değerleri ise azalan trend eğilimi göstermiştir. Trend eğilimleri farklarını incelemek için yıllık yağışlı gün sayıları ve rüzgâr yönleri analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda yağışlı gün sayısında azalan trend, hakim rüzgâr yönü güneydoğu olarak tespit edilmiştir.

Özgenur Kılıç
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00