
290
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Finansal okuryazarlık ve dijital okuryazarlık düzeyinin kripto para piyasası yatırımlarına etkisi: Uşak Üniversitesi örneği
21. yüzyılda bireyin ihtiyaçlarının artmasıyla orantılı gereksinimlerinin karşılanması amacıyla birçok yeni saha ortaya çıkmıştır. Bu alanlardan biri hiç kuşkusuz paradır. Takasla başlayan süreç sanal paralara dönüşerek devam etmiştir. Son yüzyılda gelişen dünyada oluşan finansal krizlerle birlikte (piyasa koşulları, halkın demografik yapısında) toplumda değişimler meydana gelmiştir. Değişimler neticesinde finans konusunda bireylerin gelişmesi gerektiği, bunu da finans ile alakalı kavramları öğrenme yani okuryazar olma durumu ön plana çıkmıştır. Yaşamı sürdürürken yaptığımız tüm (market alışverişi, kredi çekme, sanal piyasalarda al sat gibi) parasal aktiviteleri gerçekleştirirken hem okuryazar hem de finansal ve dijital okuryazar olunması durumunda kişinin finansal hedeflere ulaşmasına oldukça yardımcı olacaktır. Okuryazarlık kavramı bir kişinin yazılan bir kelimeyi veya cümleyi yazma, kavrama, anlama ve anlatma becerilerinin bütününden oluşmaktadır. Finansal ve dijital okuryazar olma durumu ise finansal ve dijital mecralarda geçen terimleri anlama, parayı yönetme, finansal kararlar alabilme ve dijital kaynakları doğru şekilde açıklama, yönetme, yorumlama, analiz etme gibi becerileri gerçekleştirebilmektir. Yapılan yüksek lisans tezinde, Uşak Üniversitesinde 214 sayıda öğrenciye anket uygulanarak bir örneklem oluşturulmuştur. Öğrencilere uygulanan anket sonuçları analiz edilmiş ve çeşitli testler yapılmıştır. Bu testler sırasıyla güvenilirlik, normallik, non-parametrik ve korelasyon testleri yapılmıştır. Öğrencilerin finansal okuryazarlık ve dijital okuryazarlık düzeylerinin kripto para yatırımlarına etkisi saptanmaya çalışılmış ve elde edilen veriler ışığında sonuçların kripto para piyasası yatırımlarına olan etkisi araştırılmıştır. Araştırmadan çıkarılan sonuçlara göre öğrencilerin bölümler açısından farklılık olmadığı, sınıflar açısından dijital okuryazarlık ve kripto para piyasası arasında anlamlı bir fark olduğu ancak finansal okuryazarlık ve kripto para piyasası arasında anlamlı bir fark olmadığı analiz edilmiştir. Cinsiyet finansal okuryazarlık ve dijital okuryazarlık arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Ancak, cinsiyet ile kripto para piyasası yatırım kararı arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna varılabilir. Anahtar Kelimeler: Finansal okuryazarlık, Dijital okuryazarlık, Kripto para
Borsa İstanbul'da sürü psikolojisi incelemesi: Bankacılık sektörü örneği
Geleneksel finans teorileri kişilerin rasyonel olduğu düşüncesi üstüne kuruludur. Buna karşın yatırımcıların finansal tercihlerini etkileyen psikolojik faktörleri göz ardı etmektedir. Bu durumun tam tersini varsaymakta olan davranışsal finans disiplini ise yatırımcıların verdikleri kararlara ait süreçlerinin farklı psikolojik eğilimlerine sahip olduğunu ifade etmektedir. Davranışsal finans teorisi, geleneksel finans görüşünün, finansal piyasalarda rastlanmakta olan fiyat köpükleri ile bunun ardından yaşanacak çöküş ve krizleri açıklamada yetersiz kaldığı yerde, kişilerin rasyonel olmaktan uzaklaştığını ve sürü davranışı ortaya çıkararak piyasaların dengesini bozduğunu ortaya atmaktadır. Bu duruma bağlı olarak fiyat oynaklığının yaşanması ve yüksek kırılganlıkların meydana gelmesini savunmaktadır. Gerçekleştirilen bu çalışmada, Christie ve Huang (1995) tarafından geliştirilen, aynı endekste işlem gören hisse senedi getirilerinin yatay kesit davranışını analiz etmemizi sağlayan, getirilerin yatay kesit standart sapması (CSSD) metodu ve Chang, Cheng ve Khorona (2000) tarafından geliştirilen yatay kesit mutlak sapması (CSAD) modelleri kullanılarak, Borsa İstanbul Bankacılık sektöründeki sürü davranışı incelenmiştir. Covid öncesi dönem, Covid dönemi ve tüm dönem olmak üzere 3 ayrı dönemi kapsayan çalışmamızın sonuçları incelendiğinde, tüm dönem ve Covid öncesi dönemde her hangi bir sürü davranışına rastlanmazken, Covid döneminde sürü davranışının varlığı tespit edilmiştir.
Afganistan ve Türkiye'de İslami finans sektörünün karşılaştırılması
Bu çalışmada temel amaç, Afganistan'da İslami bankacılık alanında tam teşekküllü tek banka olan Afganistan İslam Bankası ile Türkiye'de Katılım Bankacılığı sektörünün karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu amaçla Afganistan İslam Bankası ve Türkiye'de Katılım Bankacılığı Sektörünün 2018Q3- 2020Q4 dönemleri için finansal oran analizi yöntemiyle karşılaştırma yapılmıştır. Afganistan İslam Bankasına ait veriler, IBA(Islamic Bank of Afghanistan)'nın web sitesinden, Türkiye'de Katılım Bankacılığı sektörüne ilişkin veriler ise Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) internet sitesinden derlenerek oluşturulmuştur. Çalışmanın önemini Afganistan İslam bankası ile Türkiye'deki İslami finans sektörünün finansal rasyolarının karşılaştırılarak finansal performanslarında önemli farklılıklar olup olmadığının ortaya konulması oluşturmaktadır. Çalışmanın sonuçları Afganistan IBA(İslamic Bank of Afghanistan) İslami Bankasının cari oranının Türkiye'de katılım bankacılığı sektörüne göre daha yüksek olduğunu, Türkiye'deki katılım bankacılığı sektörünün ideal cari orana yakın olduğunu göstermektedir. Borç/özkaynak ve borç/varlık oranının Türkiye'deki katılım bankacılığı sektöründen daha iyi olması IBA'nın borçtan çok öz sermayeyi finanse ettiğini göstermektedir. Aktif karlığı ve özkaynak karlılığı açısından değerlendirildiğinde Türkiye Katılım Bankacılığı sektörünün IBA'dan varlıklarını yönetmede ve mevcut varlıklardan etkin gelir elde etmede daha iyi olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bankacılıkta sermaye yeterliliğini etkileyen faktörler üzerine bir araştırma
Basel komitesi tarafından getirilen düzenlemelerin en önemli argümanı sermaye yeterliliğinin sağlanmasıdır. Finans sektöründe maruz kalınabilecek risklerin minimize edilmesi hususunda sermayenin yeterliliği ve niteliği büyük bir öneme sahiptir. Sermaye yeterliliği oranı ne kadar etkili ve verimli bir şekilde kullanılırsa bankaların etkinliği de o kadar artmaktadır. Bu çalışmada, sermaye yeterlilik oranı üzerinde etkisi olan bankalara özgü faktörler ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Sermaye yeterlilik rasyosunu etkileyen bağımsız değişkenler olarak, likidite oranı, toplam mevduat/toplam varlık oranı, net faiz marjı, toplam kredi/toplam aktif oranı ve takipteki kredi oranı alınmıştır. Bu amaçla 2010:Q1-2020:Q3 zaman aralığında 31.12.2021 tarihli aktif büyüklüğü verilerine göre sıralanmış ilk 10 mevduat bankasının üç aylık verileri araştırmanın değişkenlerini oluşturmaktadır. Araştırmanın modeli ise veri setine uygun olarak panel veri analizi şeklinde belirlenmiştir. Araştırma sonuçları değerlendirildiğinde sermaye yeterlilik oranını; likidite oranı ve toplam kredi/toplam aktif değişkenleri negatif yönde, toplam mevduat/ toplam varlık, takipteki kredi ve net faiz marjı pozitif yönde etkilemektedir.
Finansal okuryazarlığın para yönetimi çerçevesinde incelenmesi: Ankara ili sağlık çalışanlarına bir uygulama
Küresel olarak yaşanan finansal krizler, salgın hastalıklar, teknolojinin gelişmesine paralel olarak çoğalan finansal araçlar, bireylerin finansal okuryazarlığa olan ilgisini artırmaktadır. Bireyler günlük harcamalarından yatırımlarına kadar her aşamada finansal bilgiye ihtiyaç duymaktadırlar. Bu nedenle bireyler finansal birikimlerini kontrol altında tutmak ve paralarını yönetebilmek için finansal okuryazar olmak istemektedirler.Aynı zamanda hane halkları, ülke ekonomileri ve finansal piyasalar açısından da finansal okuryazarlık önemlidir. Çünkü finansal sistemde bilgiye sahip olmak, bilgiyi etkili ve verimli kullanmak ülke ekonomilerinin gelişimine katkı sağladığı gibi finansal piyasaların da daha etkili kullanımını sağlamaktadır. Bu bağlamda finansal okuryazarlık; finansal piyasa içerisinde var olan riskleri değerlendirme, finans piyasasını anlama, parayı yönetebilme ve tasarrufları farklı alanlarda değerlendirebilme yetisidir. İlgili yazında finansal okuryazarlığın bireylerin ve toplumların refahına pozitif yönde katkı sağladığı görüşünün hâkim olması, bu konuya ilgiyi arttırmakta ve toplumun birçok kesimi için finansal okuryazarlık becerisinin araştırılmasını cazip kılmaktadır. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarının demografik özelliklerinin finansal okuryazarlık ve para yönetme becerisini nasıl etkilediği ve finansal okuryazarlık algısı ile para yönetme beceri algısı arasındaki ilişki incelenecektir. Bu amaçla Ankara ili sağlık çalışanlarına anket uygulanmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir.Buna göre sağlık çalışanlarının finansal okuryazarlık algısı demografik özelliklere göre incelediğinde cinsiyet, hanedeki kişi sayısı, aylık gelir, eğitim durumu ve haneye gelir getiren kişi sayısının anlamlı farklılaşma gösterdiği tespit edilmiştir. Para yönetimi algısı demografik özelliklere göre incelediğinde ise meslek grubu, hanedeki kişi sayısı, hane aylık geliri, eğitim durumu ve aylık gelirinin anlamlı farklılaşma gösterdiği tespit edilmiştir.Finansal okuryazarlık algısı ile para yönetme beceri algısının birbirine istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Katılım bankalarının ekonomiye katıkıları: Türkiye ve seçili ülkeler karşılaştırılması
Dünya hızla yaygınlaşan katılım bankacılığı, son yıllarda kamu bankalarının da faizsiz finans sektörüne girişi ile birlikte Türkiye‟de de gelişimini büyük bir hızla sürdürmektedir. Faizden uzak faaliyet gösteren katılım bankaları, İslami çerçevede finans sektöründe yer almakta ve diğer tüm bankalara bir alternatif niteliğinde bulunmaktadırlar. Ülke ekonomilerine ciddi katkıları olan bu kurumlar, insan yaşamından faizin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak ve faiz nedeniyle finans dünyasına katılmayan âtıl fonları sistem içerisine çekmeyi amaç edinmişlerdir. Bu tez çalışması, Türkiye ile seçilmiş ülkeler arasında karşılaştırmalı bir analize odaklanarak, katılım bankalarının ekonomik büyüme ve istikrarın sağlanmasında oynadığı önemli rolü incelemektedir. Ön bulgular, katılım bankalarının faize dayalı olmayan finansal modelinin, özellikle küresel finansal kriz dönemlerinde ekonomik istikrara önemli ölçüde katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Bu bankalar, finansal kapsayıcılığı artırmada, sürdürülebilir kalkınmayı desteklemede ve ekonomik oynaklık karşısında dayanıklılığı artırmada çok önemli bir rol oynamaktadır. Ancak performans ve etki, farklı düzenleyici ortamlar, ekonomik gelişme düzeyleri ve kültürel faktörler nedeniyle ülkeler arasında farklılık gösterir. Bu çalışma, katılım bankacılığının ekonomik katkılarının kapsamlı bir şekilde incelenmesini sağlayarak mevcut bilgi birikimine katkıda bulunmakta ve böylece Türkiye ile diğer ülkeler arasındaki karşılaştırmalı çalışmalardaki boşluğu doldurmaktadır. Ayrıca, katılım bankalarının ekonomik büyümeyi ve istikrarı canlandırma potansiyelinin optimize edilmesine yönelik politika önerileri sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Katılım bankacılığı, finans sistemi, faiz, İslam
Google trend arama hacim endeksi ile BİST 30 firmalarının getirileri arasındaki ilişki
Alphabet firması bünyesinde yer alan Google, Google arama motoru ile farklı konularda genel aramalar yapmak, Google finans ile finansla ilgili bilgi almak ve Google Akademik ile akademik çalışmaları takip etmek gibi birçok hizmeti kullanıcılarına sunmaktadır. Bu da Google'ın arama verilerini sınıflandırmasında uzmanlaşmış bir firma olduğunu göstermektedir. Alphabet firması, Google Trends hizmeti ile 2004 yılından beri kullanıcılara Google arama terimlerinin sorgulama hacmini ve bu hacimlerdeki zaman içerisinde meydana gelen değişimleri paylaşmaktadır. Bu çalışmada yatırımcı ilgisini temsil eden Google arama sayılarının paylaşıldığı Google Trends aramaları ile BİST 30 şirketlerinin fiyatlarındaki değişim arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Diğer bir ifade ile Google arama hacimlerinin ile pay fiyatları arasında karşılıklı bir etki olup olmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Şirketlerin getiri verileri Investing internet adresinden, Google Trends verileri ise Google Trends internet adresinden temin edilmiştir. Araştırılan veri seti 2016 ve 2021 arasındaki aylık verilerden oluşmaktadır. Bu çalışmada, getiri ile Google Trends aranma sayısı arasındaki ilişki Panel VAR testi ile incelenmiştir. Yatay kesit bağımlılığı olup olmadığı Pesaran CD Testi ile incelenmiş yatay kesit bağımlılığı olduğu sonucuna ulaşılınca CIPS Birim Kök testi yapılmıştır. Hangi nedensellik testinin uygulanacağına karar vermek için homojenlik testi yapılmış ve değişkenlerin homojen olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan nedensellik analizi sonucunda Google Trends arama hacim endeksi ile firma getirileri arasında çift yönlü ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Banka finansal tablolarında sunulan muhasebe politikalarının Türkiye Muhasebe ve Finansal Raporlama Standartları (TMS/TFRS) açısından incelenmesi
Türkiye'de faaliyette bulunan bankaların, Uluslararası Muhasebe Standartları ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarının Türkçeye çevrilmiş hali olan Türkiye Muhasebe Standartları(TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına(TFRS) uyum seviyelerinin tespit edilmesi amacıyla yapılan bu araştırmada ülkemizden Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu(BDDK) çerçevesinde 12 banka seçilmiş, bu bankaların finansal tablo setleri ve dipnotları incelenmiş ve TMS ve TFRS ilkelerine ne düzeyde uyum sağladıkları araştırılmıştır. Araştırma kapsamına dahil edilen bankalar BDDK'nın yayınlamış olduğu verilere dayanarak aktif büyüklüğüne göre sıralanmış en büyük ilk 12 kamu ve özel sektör bankalarıdır. Çalışmada faydalanılan veriler örneklemde bulunan bankaların 2021 yılı finansal tablolarıdır. Araştırma neticesinde çalışmada yer alan bankaların TMS/TFRS gerekliliklerine büyük bir oranda uyum gösterdikleri, banka finansal tablolarının sunuluşunda belirli bir formatın olmasının tablo kullanıcıları açısından kolaylıklar sağladığı, bankaların uluslararası alanda kabul gören standartlara büyük uyumu sonucunda da küresel anlamda uyumlu raporlama yapıldığı sonucuna ulaşılmaktadır.
COVID-19 pandemi krizinin Türk bankacılık faaliyetleri üzerine etkisi ve sektörün geleceğine dair öngörüler
Dünyada uzun yıllardır görülmeyen bir salgın hastalık türü olan Covid-19 ve sebep olduğu pandemi krizi, ortaya çıktığı andan itibaren insan hayatını hem sosyal hem de ekonomik yönden fazlasıyla etkilemiştir. Geçmişte yaşanan krizlerden çok sayıda ders çıkarmayı başarmış ve sistemlerini krizlere karşı daha dayanıklı hale getirmiş olan bankalar, küresel finans sistemini geniş çaplı etkileyen Covid-19 pandemi krizinden de yara almadan çıkmayı başarabilmişlerdir. Yaşanan kriz bankacılık sistemine yeni refleksler kazandırmış, kriz esnasında ve sonrasındaki süreçteki banka performanslarında kayda değer bir olumsuzluk yaratmamıştır. Türk Bankacılık Sektörü neredeyse her on yılda bir tekrarlanan ekonomik krizlere alışkın olsa da böylesi bir pandemi ile ilk kez karşılaşılması ve krizin hem küresel hem de yerel ekonomi ve finans çevrelerine olan etkilerinin kestirilememesi, sistemin çökeceğine dair ürkütücü senaryoların da beraberinde gelmesine yol açmıştır. Bu noktada her ülke krize karşı farklı önlemleri devreye sokarken, süreçte G-20 ülke ekonomileri yaklaşık %3,3 daralma yaşamış, Türkiye %1,8 büyüme oranı ile Çin ile birlikte büyüme ivmesini koruyan sayılı ülkelerden biri olmayı başarmıştır (SPK, 2020). Pandemi nedeniyle ani bir şekilde daralan küresel ticaret sonucunda fabrikalar bulundukları iş kollarına göre belirli sürelerle faaliyetlerini yavaşlatmak ya da durdurmak zorunda kalmış, turizm, sağlık, eğitim gibi hizmet sektörleri ve buna bağlı birçok alt iş kolunda yaşanan küçülme istihdam başta olmak üzere pek çok makroekonomik göstergenin bozulmasına neden olmuştur. Öngörülemeyen bu durum karşısında alınan sert tedbirler ticari aktivitenin keskin bir şekilde düşmesine sebebiyet vermiş, şirketler ve çalışanlar finansal edimlerini yerine getirememe ve temerrüde düşme riski ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu ortam, içerisinde bankaları da barındıran finansal kurum ve kuruluşları, iş modellerini ve stratejilerini hızla yenilemeye, yeni koşullara hızlı bir şekilde adapte olmaya ve yeni riskleri yönetme becerisi kazanmaya zorlamıştır (KPMG, 2020). Merkez bankaları kriz süresince genel olarak birbirine paralel politikalar yürütmüş ve krizin etkilerini azaltmak adına likidite destekleri, varlık alımları, takas hatları, politika faiz indirimleri, kredi olanakları, vadeli finansman olanakları, döviz müdahaleleri, zorunlu karşılıklarda indirim ve sermaye ihtiyacının azaltılması gibi araçları kullanmışlardır. Kullanılan bu araçlarla krize karşı hızlı bir reaksiyon gösterilmiş, Covid-19'un piyasalar üzerindeki baskısı azaltılmaya çalışılmıştır. Ancak pandemi sürecinde yaşanan ikinci dalganın makroekonomik göstergelerdeki bozulmaları arttırması, ilk aşamada alınan önlemlerin etkilerinin sınırlı kaldığı gibi bir düşünceye de yol açmıştır (Şahin, 2021: 69-80). Bankalar insan aktivitesinin azaldığı bu süreci, dijitalleşmeye daha fazla önem vererek ve alternatif dağıtım kanallarının kullanımını arttırarak aşmaya çalışmıştır. Bu yüzden Covid-19 krizinin, bankalara dijitalleşmenin önemini daha iyi kavrama ve teknolojilerini geliştirme yönünde yeni bakış açıları da kazandırma gibi faydaları da olmuştur. Tüm bu etkiler göz önüne alındığında Türk Bankacılık Sektörünün süreçten dolayı yaşadığı değişimlerin ve bu değişimlere karşı aldığı önlemlerin daha iyi anlaşılması gerektiği düşünülmektedir. Bu nedenle Türk Bankacılık Sektörünün Covid-19 pandemi krizine nasıl bir reaksiyon verdiği değerlendirilmekte ve pandeminin Türk Bankacılık Sektörü mali yapısında yarattığı etkiler rakamsal boyutlarıyla ele alınarak, uygulanan politikaların mali yapıları ne derece koruduğuna dair tespitlerde bulunulmaya çalışılmaktadır.
Finansal yenilikler ve para politikası ilişkisi: Türkiye örneği
Son yarım yüzyılda, dünyada hızla artan ekonomik büyüme, küreselleşme ve finansal serbestleşme süreci yaşanmış ve ülke otoriteleri bu süreci para politikası araçlarıyla yönlendirmeye çalışmışlardır. Ekonomik büyümenin ihtiyaç duyduğu yatırımlar, finansal piyasalarda yaratılan fon fazlasıyla desteklenmeye çalışılmış, dolayısıyla finansal sektör hızla gelişim göstermiştir. Teknolojik gelişmelerin, artan rekabetin ve uygulanan para politikalarının etkisi ile finansal sektör, devamlı bir yenilik süreci geçirmiş ve finansal araç çeşitliliğini arttırmıştır. Ancak artan finansal yeniliklerin ekonomik ve sosyal kalkınma için sunduğu yeni fırsatların yanı sıra para politikaları üzerinde yaratacağı yeni zorluklar ve riskler de belirsizliğini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de 2014:1-2022:4 arası dönem verileri kullanılarak finansal yenilikler ve uygulanan para politikası araçları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu kapsamda çalışmada, finansal yenilik göstergesi olarak kredi kartı kullanım hacmi, para politikası göstergesi olarak ise politika faiz oranı değişkeni kullanılarak Granger ve Todo Yamamato Nedensellik Testi uygulanmıştır. Her iki nedensellik testinden elde edilen sonuçlar, finansal yeniliklerden para politikasına doğru bir nedensellik ilişkisi olmadığını göstermektedir. Ancak yapılan Granger nedensellik test sonucuna göre, para politikasından finansal yeniliklere doğru tek yönü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.
Finansal gelişme ile gelir eşitsizliği ilişkisi: Finansal Kuznets Eğrisi hipotezinin sınanması
Fon arz ve talep eden kesimleri bir araya getirerek ekonomik büyüme için kritik bir araç olarak tanımlanan finansal sektör, beşeri ve fiziksel yatırımları arttırmada vurgulanması gereken kilit bir unsurdur. Ancak, finansal sektör gelişimi aynı zamanda gelir dağılımı eşitsizliğini etkileyebilmekte ve bu etkiler de zaman içinde değişiklik gösterebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında, ülkelerin finansal sistemlerinin geliştirilmesi için politikaların uygulanması büyük önem taşırken, aynı zamanda gelir dağılımında adaletin de gözetilmesi gerekmektedir. Kuznets'in ekonomik birimler arasındaki gelir dağılımı farklılıklarını açıklayan Kuznets Hipotezi, ekonomik büyümenin başlangıç aşamalarında gelir eşitsizliğinin arttığını, belirli bir büyüme noktasından sonra ise azaldığını belirtmektedir. Ekonomik büyümenin başlangıç aşamalarında gelir eşitsizliği söz konusudur, çünkü kaynaklar ve gelir dağılımı henüz karmaşık bir ekonomik yapının içindedir. Ekonomik büyüme orta aşamaya ulaştığında tasarruf oranları artar, ancak aynı zamanda gelir eşitsizliği de artar. Ekonomik büyüme devam ettikçe finansal piyasalara toplumun geniş kesimlerinden katılım olur ve bu süreçte gelir eşitsizliği azalır. Ekonomik büyüme ile gelir eşitsizliğini ele alan Kuznets Hipotezini finansal piyasa gelişimine uyarlayan Greenwood ve Jovanic (1990), Finansal Kuznets Hipotezini geliştirmişlerdir. Finansal Kuznets Hipotezine göre finansal gelişme ile gelir eşitsizliği arasında 'ters U' şeklinde bir ilişki bulunmaktadır. Bunun nedeni, finansal gelişmenin başlangıç aşamalarında gelir eşitsizliğinin artması, belirli bir eşikten sonra ise gelir eşitsizliğinin azalmasıdır. Finansal gelişmenin başlangıç aşamalarında finansal altyapı yetersizlikleri, bilgi asimetrisi ve finansal sisteme dahil olma maliyeti, finansal gelişmelerden yalnızca belirli bir gelir seviyesinin üzerinde olanların yararlanabilmesine imkan tanımakta ve bu durum gelir eşitsizliğinin artmasına neden olmaktadır. Finansal gelişme belirli bir eşik değerin üstüne çıktığında ise finansal erişebilirliğin getirisi olarak girişimcilik faaliyetlerinin ve finansal ürün çeşitliliğinin artması, buna karşın finansal piyasa aksaklıklarının ve kredi kısıtlamalarının azalması finansal gelişmelerden toplumun her kesiminin faydalanmasını sağmaktadır. Dolayısıyla gelir eşitsizliği azalmaya başlar. Bu çalışmanın amacı finansal gelişme ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişkiden hareketle, Finansal Kuznets Eğrisi hipotezinin OECD ülkeleri için geçerliliğini sınamaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda gelir eşitsizliğinin göstergesi olarak gini endeksi ile bağımsız değişken olarak finansal gelişmenin göstergesi olan M2 para arzı, Finansal Kuznets Eğrisinin seyrini görebilmek amacıyla M2 para arzının karesi, kontrol değişkenler olarak ise kamu harcamaları, GSYİH büyüme oranı ve nüfusun büyüme oranı değişkenleri kullanılarak, 2002-2019 yılları arası yıllık verilere Esnek Genelleştirilmiş En Küçük Kareler Yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular, çalışmada ele alınan OECD ülkelerinde finansal gelişmenin ilk aşamalarında gelir eşitsizliğinin azaldığını, fakat belirli bir eşik düzey aşıldıktan sonra gelir eşitsizliğinin arttığını göstermektedir. Buna göre finansal gelişme ile gelir eşitsizliği arasında 'U' şeklinde bir ilişkiden söz edilmektedir. Ayrıca GSYİH büyüme oranı ve kamu harcamalarının gelir eşitsizliği üzerinde azaltıcı, nüfusun büyüme oranının ise arttırıcı etkisi görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Finansal gelişme, gelir dağılımı, panel veri analizi.
Finansal derinleşmede bireysel emeklilik sisteminin rolü: Türkiye üzerine ampirik bir uygulama
Bireylerin emeklilik dönemlerinde, sosyal güvenlik sisteminin yetersiz kalması, yeni bir sosyal güvenlik sistemi arayışına girilmesine sebep olmuş, böylece bireysel emeklilik sistemi ortaya çıkmıştır. Bireysel emeklilik sistemi bu yönü ile sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı niteliğini taşımaktadır. Bu sistem, bireylerin çalışabildikleri dönemde elde ettikleri tasarrufları bireysel emeklilik fonlarına aktararak emeklilik dönemlerinde ek gelir sağlama fırsatı sunmaktadır. Bununla beraber, elde edilen bu gelir ile standartları yükselen bireyler yatırıma yönelebilmektedir. Böylece finansal aracıların ve finansal araçların çeşitlenip yaygınlaşması anlamına gelen finansal derinleşmeyi arttırabilmekte ve yatırımda bulunmak isteyen girişimciler ile bireysel emeklilik sistemi arasında fon transferi sağlanabilmektedir. Bu çalışma, Türkiye'de 2006Q4-2024Q1 arası çeyreklik verileri kullanılarak finansal derinleşmede bireysel emeklilik sisteminin rolünü araştırmaktadır. Bunun için çalışmada finansal derinleşme göstergesi olarak M2 para arzı ve bireysel emeklilik göstergesi olarak bireysel emeklilik katılımcılarının fon tutarı değişken olarak kullanılmış, bu değişkenler zaman serisi yöntemi olan ARDL sınır testi yaklaşımı ve Granger Nedensellik testi kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda BES fonlarının tutarındaki artışın, finansal derinleşmeyi artırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Yapılacak olan devlet desteği ve teşvikleriyle BES'e olan katılım artacak bu da fonların artmasına neden olacaktır. Bu durumda finansal sisteme önemli ölçüde kaynak sağlayıp sistemin gelişmesine neden olacaktır. Böylece finansal derinleşme de artacaktır. Özetle BES'in artmasının finansal derinleşmeyi pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan Granger nedensellik test sonuçları da bu sonuçları destekler nitelikte olup BES'in finansal derinleşmenin Granger nedenseli olduğu görülmüştür.
Hisse senedi fiyatları ile finansal başarısızlık arasındaki ilişki: Borsa İstanbul-30 endeksinde yer alan imalat firmaları örneği
Bir şirketin finansal başarısızlığı, şirketin finansal yükümlülüklerini zamanında ödeyememe olasılığıdır. Finansal başarısızlık, şirketin iflası, yeniden yapılanması veya başka bir şekilde tasfiyesi ile sonuçlanabilir. Finansal başarısızlık riski, bir şirketin hisse senedi fiyatını etkileyebilecek önemli bir faktördür. Finansal başarısızlığı yüksek olan bir şirket, yatırımcılar tarafından daha riskli olarak algılanır ve bu da hisse senedi fiyatının düşmesine neden olabilir. Bu çalışmada, Borsa İstanbul-30 imalat sektöründe listelenen şirketlerin hisse senedi fiyatları ile finansal başarısızlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma, 2010-2020 dönemi için BİST-30'da yer alan 11 şirketlik bir örneklem üzerinde yürütülmüştür. Çalışmanın bulgularına göre, finansal başarısızlık riski ile hisse senedi fiyatları arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmaktadır. Söz konusu durum finansal başarısızlık ile hisse fiyatlarının etkileşiminin kısa dönemde değil de uzun dönemde oluştuğunu göstermektedir. Çalışmanın bulguları, yatırımcılar için önemli bir ipucu sunmaktadır. Genellikle yatırımcılar bilanço sonuçlarını kısa dönemde fiyatlamaktadır. Çalışma sonuçlarına göre finansal başarısızlık durumu anında ortaya çıkan bir durum değildir. Hisse fiyatları üzerinde uzun dönemde bir etkileşim meydana getirmektedir. Finansal başarısızlığı daha yüksek olan şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmadan önce, bu şirketlerin finansal durumlarını dikkatlice değerlendirmeleri gerekmektedir.
Kara para aklama operasyonları ve global finans sistemi üzerindeki etkileri
Dünya çapındaki gelişmeler, ekonomik faktörlerin önemini artırdı ve bu da insanların para kazanma ihtiyacını artırdı. Bu durum, insanları para kazanmak için hem yasal hem de yasa dışı yollar aramaya itmiştir. Bu noktada, özellikle yasa dışı eylemlerden elde edilen ve suç geliri olarak da bilinen kara paranın varlığı çok önemlidir. Kara para, yasa dışı bir şekilde kazanılan paradır ve ekonomiye dahil değildir. Kara para aklama, kara paranın yasal ekonomiye dahil edilmesi sürecidir. Para aklama, genel olarak az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde sıkça rastlanan bir suistimaldir. Bu ülkelerin ekonomik altyapıları daha zayıf ve henüz tam olarak gelişmemiş olduğu için, illegal gelirleri yasal gibi gösterme eylemlerine daha yatkındırlar. Günümüzde, özellikle organize suç örgütleri ve terörizmle bağlantılı gruplar tarafından sıklıkla kullanılan finans kurumları, bu illegal faaliyetlerde kritik bir rol üstlenmektedir. Bu tür yasa dışı işlemlerin engellenmesinde bankaların üstlendiği sorumluluk büyüktür. Teknoloji odaklı küreselleşmenin etkisiyle gelişen ticari, ekonomik ve mali piyasalar, finansal sistemlerin daha bütünleşik hale gelmesine yol açmıştır. Bu durum, bir ülkede meydana gelen değişikliklerin hızla diğer ülkelere sıçramasına ve ulusal finansal sistemlerin bağımsızlıklarını kaybetmesine neden olmuştur. Piyasaların karmaşıklığı, finansçılar için popüler bir konu haline gelmiş ve finansal sistemin bu karmaşıklığı yeni finans teorileri ve araçlarının geliştirilmesini teşvik etmiştir. Küreselleşme ile piyasalar daha kırılgan hale gelmiş, yatırımcıların ve finans teorisyenlerinin dikkati uluslararası finansal sistemlere yönelmiştir. Bu durum, ulusal ve uluslararası finansal sistemlerin detaylı bir şekilde incelenmesini gerektirmiştir. Artan duyarlılık, ulusal ve uluslararası finans sistemlerinin birbirleriyle daha bağlantılı hale gelmesine ve böylece piyasalardaki olayların geniş etkilere sahip olmasına neden olmuştur. Bu da, firmaların karşılaştığı riskleri çeşitlendirmelerine rağmen bazı risklerin hala devam etmesine yol açmaktadır. Finans teorisyenleri, riskleri sistematik ve sistematik olmayan risk olarak ikiye ayırır. Yüksek risklerin daha yüksek getiri beklentilerine yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenle, yatırımcılar risk değerlendirmesi yaparken bu iki risk türünü ayırt etmelidir. Uzman portföy yönetiminde, sistematik risklerin dikkate alınması özellikle önemlidir çünkü bu tür riskler tüm varlıkları etkileyebilir ve şirketlerin kontrolü dışındadır. Sistematik risk, piyasa riski olarak da bilinir ve birçok farklı faktörden oluşur. Anahtar Kelimeler: Türk mali sistemi, Kara Para Aklama, Ekonomi, Türkiye, Finans.
Türk ve Gine hukuklarında mevduat kavramı ve mevduat sahiplerinin korunması
Bankalar, finansman ihtiyacı olanlar ile finansman kapasitesine sahip yatırımcılar arasında finansal bir aracıdır ve bu anlamda ekonominin de önemli bir itici gücüdür. Zira bankalarda toplanan mevduat veya farklı isimler adı altında toplanan fonlar üretime, istihdama ve neticede ekonominin gelişimine hizmet eder. Bu bazen kalkınma ve yatırım bankaları bazen ticari bankalar ve bazen de katılım bankaları yoluyla gerçekleşir. 1994-2003 yılları arasında Türkiye'de 25 banka yönetim sorunları, özellikle iç ve dış denetim zafiyeti gibi nedenlerle iflas etmiş ve bunun devlete geri ödeme maliyeti 41 milyar dolara mal olmuştur. 2011 yılında Gine'de bir banka iflas etmiştir. Bu durum Gine devletine 2017 yılında 2,2 milyon dolar tutarında bir geri ödemeye mal olmuş ve on bin civarında mevduat sahibinin(mudi) mağduriyeti söz konusu olmuştur. Bu iki ülkedeki ekonomik koşullara ve bankacılık düzenlemelerine bağlı olarak devletler, yalnızca olası bir iflastan kaçınmak, ekonomik bir denge sağlamak, mudileri korumak için değil, aynı zamanda mevduatları sigortalamak için de katı önlemler almışlardır. Bu bağlamda çalışmamızın konusu hem Türk hem de Gine banka hukuklarında önemli bir fon toplama yöntemi olan mevduat kavramını inceleyerek bankalara bu fonu temin eden mevduat sahiplerinin haklarını ve onları koruyucu hukuki mekanizmaları incelemektir. Bu iki ülkede yaşananlardan sonra olası mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi ve alınan tedbirlerin daha iyi anlaşılabilmesi için karşılaştırmalı bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuş, bu sistemlerdeki koruyucu hükümlerin açıklanması, eksikliklerinin ortaya çıkarılması ve önerilerde bulunulabilmesi için bu karşılaştırmalı çalışmanın yapılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, Gine ve Türkiye'deki mevduat kavramı, hukuki niteliği, mevduat türleri ve mevduat sigorta sistemleri ele alınarak birikimlerini banka mevduatına yatıran tasarruf sahiplerinin korunması meselesi ve bunun her iki ülke hukuk sistemi ve esasında ekonomisi açısından önemi ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: Mevduat Kavramı ve Hukuki Niteliği, Mevduat Türleri, Mevduat Sahiplerinin Hakları ve Korunması.
Sosyal medyada gelişmeleri kaçırma korkusunun bireysel yaratıcılık üzerindeki etkisi: Kayseri ilindeki bankacılara yönelik bir araştırma
Ülkemizde aktif olarak kullanılan en önemli iletişim araçlarından biri hiç şüphesiz sosyal medyadır. İnsanların sık sık birbirleriyle iletişim halinde olduğu bu platform gün geçtikçe gelişerek önemini artırmaktadır. Sosyal medyanın öneminin artmasıyla birlikte, bireylerin yaratıcılık düzeylerinde olumlu/olumsuz etkilerin olduğu tartışılmazdır. Bu sebeple bu çalışmada örneklemin "Kayseri ilindeki bankacılar" temel alınarak seçilen bu kitlenin sosyal medya araçlarını kullanımları ve bireysel yaratıcıklarındaki olumlu/olumsuz etkileri incelenmiştir. Bu amaçla Kayseri ilindeki aktif banka çalışanlarından Google Form aracılığıyla 340 anket toplanmış ve analiz edilmiştir. Anket formunda; katılımcıların demografik özellikleri, sosyal medya kullanım yoğunlukları, gelişmeleri kaçırma korkusu düzeyleri, sosyal medya kullanımının bireysel yaratıcılığı ne yönde etkilediğine dair tanımlayıcı sorular içeren ifadeler yer almaktadır. Gelişmeleri kaçırma korkusunun bireysel yaratıcılık üzerindeki etkisini analiz etmek için bağımsız değişken olarak sosyal medya bağımlılığı boyutları, bağımlı değişken olarak bireysel yaratıcılığa ilişkin ifadelerin kullanıldığı modellerle çok değişkenli doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcılık için fikir kaynağı olabilir" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu, sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal tolerans ve sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcı fikirlerin uygulanmasında iyi bir araçtır" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu, sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcı fikirlerin yayılması için uygun bir kaynaktır" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu görülmüştür.
Türk ve Filistin hukuklarında banka yatırımcısının korunması
Bankalar, çalışmaları sırasında birçok zorlukla karşı karşıya kalırlar. Bunların en önemlisi, ekonomik ve kalkınma hedeflerine yön veren bankacılık istikrarını bozacak faktörlerdir. Çünkü bankacılık istikrarı ekonomik büyüme, rekabet ve artan bankacılık verimliliği ve etkinliği ile sonuçlanır. Banka mevduatlarının bunları yatıran tasarruf sahiplerine (mudilere) geri ödenmesi gerektiği bilinmektedir. Genel olarak para sisteminin bütünlüğü, para ve mevduatın temsil ettiği araçların güvenliğine dayandığından; mevduatı tehdit eden bir tehlikenin ortaya çıkması, bankacılık sistemi için de doğrudan bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, mevduat sahiplerinin mevduatlarını güvence altına almak için çalışan ve bankacılık sisteminin bütünlüğünü ve istikrarını sağlayan bir kurum veya kuruluşun varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Türk ve Filistin hukuklarında banka yatırımcılarının korunması ve kamuyu aydınlatma düzenlemeleri her iki ülkenin yasalarına ve düzenlemelerine göre farklılık gösterebilir. Bu bağlamda çalışmamızın konusu, mudilerin parasını ve haklarını koruyan ve sadece mevduat sahiplerinin değil, her türlü banka yatırımcısının bankaların iflas ve buna benzer mali durumlarını bozan süreçler karşısındaki haklarını koruyan sistemleri ele almaktır. Bu tezde Türkiye ve Filistin Hukuklarındaki yasal düzenlemeler ve kanunların eşliğinde yatırımcıları korumakla yükümlü olan kurum ve kuruluşların etkinlikleri karşılaştırmalı şekilde incelenecek olup bu ülkelerin yatımcı bağlamında eksik yönlerinin tespitinin sağlanması ile bu konudaki öneriler sunulacaktır. Ayrıca konuya ilişkin her türlü sistematik eser, monografi, rapor, dergi, gazete, röportaj, makale, tez vb. birinci el kaynakların taranması sağlanıp bunun vesilesi ile literatüre kazandırılması hedeflenmektedir. Araştırmada toplanan tüm bilgiler zihinsel bir süzgeçten geçirilerek sınıflandırılacak, teorik çerçeveye göre yorumlanacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Türk ve Filistin Hukuklarında banka yatırımcısı, banka menkul kıymet yatırımcısı, banka yatırımcısının korunması
Yenilikçi pazarlama uygulamalarının banka tercihine etkisinde algılanan faydanın rolü: Ampirik bir çalışma
Bankalar, müşteri ihtiyaçlarını karşılamak ve rekabetçi bir ortamda hayatta kalmak için yenilikçi olmak zorundadır. Müşteriler, günümüzde bilinçli hale gelmiş ve artan faaliyetlerle birlikte daha fazla ihtiyaç ve istekleri bulunmaktadır. Bankalar, bu ihtiyaçları karşılamak için çaba gösterirken, yenilikçi olmaları ve faaliyetlerini yenilemeleri gerekmektedir. Yenilikçilik, yeni ürünlerin, üretim sürecinin, pazarlama araçlarının ve kanallarının geliştirilmesi gibi farklı yönleri içermektedir. Bu nedenle, bankaların "Yenilikçi ol ya da öl" felsefesiyle hareket etmeleri önemlidir. Bu bilgiler doğrultusunda çalışma, yenilikçi pazarlama uygulamalarının sağladığı algılanan faydanın, müşterinin bankayı tercih etmesindeki rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Bu araştırmada, verilerin toplanması için rastgele örnekleme metodu tercih edilmiş ve çevrimiçi anket kullanılmıştır. Geliştirilen modelin değerlendirilmesinde, öncelikle açıklayıcı faktör analizi yapılmış ve ardından modeldeki ilişkilerin gücünü ve etki düzeyini belirlemek için Korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarında, test edilen modelin kabul edilebilir bir uyum sağladığı gözlemlenmiştir. Araştırmada, banka tercihi ile algılanan fayda arasında iki yönlü pozitif ve en yüksek düzeyde (0.884) anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aynı şekilde, banka tercihi ile Yenilikçi Pazarlama Uygulamaları arasında da iki yönlü pozitif ve yüksek düzeyde (0.823) anlamlı bir ilişki gözlemlenmiştir. Algılanan Fayda ile Yenilikçi Pazarlama Uygulamaları arasında da iki yönlü pozitif ve yüksek düzeyde (0.871) anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Araştırmanın hipotezlerini test etmek için basit doğrusal regresyon analizi da kullanılmıştır. Analiz sonucunda F-testi olasılık (Anlamlılık) değerlerinin (p<0,05) anlamlı olduğu görülüp hipotezler kabul durumunda olduğu gösterilmiştir. Bu bulgular, müşterilerin banka seçiminde algılanan fayda ve yenilikçi pazarlama uygulamalarının önemli rol oynadığını göstermektedir.
Türk bankacılık sektöründe ticari kredi müşterilerin banka tercihini etkileyen faktörlerin sosyo-demografik özellikler çerçevesinde analiz edilmesi
Türkiye'de ticari kredi müşterileri bankacılık portföyünün büyük kısmını oluşturur. Firmaların finansal taleplerini karşılamak amacıyla verilen ticari krediler, bireysel kredilerden özellikle ciro bakımından ayrılırlar. Bireysel krediler gerçek kişilerin gelirlerine paralel olarak mal veya hizmet satın alımına bağlı olarak belli koşullarda verilirken, ticari krediler işletmelere finansal ihtiyacını karşılamak, nakit açıklarını gidermek, yeni yatırımlar için proje finansmanını temin etmek, ithalat – ihracat durumlarında dış finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla verilir. Ticari krediler ciro itibariyle bankalar ve firma sahiplerine yüksek risk –yüksek getiri elde ettiğinden ülke ekonomisine katkı sağlaması nedeniyle bu araştırmanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu bağlamda çalışma ile Türk bankacılık sektöründe ticari kredi müşterilerinin banka tercihini etkileyen faktörlerin sosyo-demografik özellikler çerçevesinde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Ankara ili İş Bankası ticari kredi müşterileri üzerine anket çalışması yapılmıştır. Kolayda örnekleme yöntemi kullanılarak yüz yüze anket gerçekleştirilmiştir. 527 katılımcı ile gerçekleştirilen verilerin analizinde ilk olarak normallik analizi ardından t testi son olarak da tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Analizden elde edilen bulgular ile müşterilerin banka tercihini etkileyen faktörlerin önemlilik derecesi saptanmıştır. Katılımcıların çoğunluğu erkek, 24-54 yaş arası, evli, lise veya lisans mezunu, ticari sektörde çalışan kişilerden oluşmaktadır. Ticari kredi müşterilerinin banka tercihinde etkili olan faktörlere; erkek katılımcıların kadın katılımcılara göre, evli olanların bekar olanlara göre, 25-54 yaş grubunun 55 yaş ve üzeri grubuna göre, lise ve lisans mezunu katılımcıların ilköğretim ve yüksek lisans mezunu katılımcılara göre, banka ile 6-10 yıl sürede çalışanların diğer sürelerde çalışanlara göre önem verdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarının Türk finans sektörüne katkı sağlarken; bankalara ticari kredi pazarlama stratejileri oluşturma ve geliştirmeleri konusunda yol göstereceği düşünülmüştür.
Finansal gelişme ve Covid-19 pandemisinin gelir eşitsizliğine etkileri: G-20 ülkeleri üzerine bir uygulama
Finansal gelişme ve gelir eşitsizliği arasındaki ilişki merak edilen bir konu olarak sürekliliğini devam ettirmektedir. Finansal gelişme, hem ekonomik gelişmede hem de gelir dağılımı adaletinin sağlanmasında kilit nokta olarak görülmektedir. Bu maksatla çalışmanın temel amacı, finansal gelişme ve gelir eşitsizliği arasındaki ilişkinin varlığını tespit etmektedir. Bunun yanı sıra, çalışmanın amacına 2019 yılı sonlarında meydana gelen ve küresel bir etki yaratan Covid-19 pandemisi de dâhil edilerek gelir eşitsizliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini G-20 ülkeleri oluşturmaktadır. Ülke grupları içinde yer alan Avrupa birliği çalışma örneklemine dâhil edilmemiştir. 19 ülkenin yer aldığı örneklemde, 1990-2021 yıllarının verileri kullanılmıştır. Veriler, panel veri analizine tabi tutulmuştur. Çalışma kapsamında oluşturulan modellerden elde edilen sonuçlara göre; finansal gelişme değişkenleri gelir eşitsizliğini etkilemektedir. Finansal gelişmede meydana gelen pozitif veya negatif etkiden gelir eşitsizliği de aynı ölçüde etkilenmektedir. Covid-19 pandemisinin dâhil edildiği diğer modele göre ise; pandeminin hem finansal gelişme hem de gelir eşitsizliği üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Firma düzeyinde Ar-Ge yatırımlarının belirleyicileri: Almanya ve Türkiye imalat sektörlerinin karşılaştırmalı analizi
Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge), şirket düzeyinde yenilikçiliğin, rekabetçiliğin ve ekonomik büyümenin temel itici gücüdür. Tüketiciler en yaratıcı ve yenilikçi ürünleri daha az yaratıcı olanlara tercih etmektedir. Rekabetin giderek arttığı bir piyasa, ticari yenilikçiliği teşvik edebilir. Böyle bir ortamda şirketler yeni ürünleri daha hızlı ve verimli bir şekilde geliştirmek ve üretmek zorunda kalmakta, bu da araştırma ve geliştirmeye daha fazla yatırım yapılmasına yol açmaktadır. Günümüzde, artan rekabet baskısıyla birlikte, bazı şirketlerin inovasyon eksikliği nedeniyle iflas ettiği veya cirolarında düşüş yaşandığı görülmektedir. Bununla birlikte, Ar-Ge yatırım seviyeleri şirketler arasında, hatta aynı sektör içinde bile önemli farklılıklar göstermektedir. Ampirik ve teorik analizlere dayanan bu çalışma, şirketlerdeki Ar-Ge harcamalarının iç belirleyicilerini incelemektedir. Çalışmada, Firma Büyüklüğü , Nakit Tutumu, Aktif Kârlılığı (ROA), Kaldıraç ve Gelecek Fırsatları (Tobin's q) gibi içsel veya mikro ekonomik faktörlerin incelenmesi planlanmaktadır. Ayrıca çalışmada, GSYH büyümesi, kurumsal kalite, enflasyon oranı ve ticari açıklık gibi dışsal faktörlerin ekonomik performans üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde incelenecektir. Çalışmanın temel amacı, 1980-2021 dönemi için yıllık veriler kullanılarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (BİST) ve Hamburg Menkul Kıymetler Borsası'nda imalat sanayinde faaliyet gösteren şirketlerin Ar-Ge yatırımlarını etkileyen içsel faktörleri belirlemektir. Analiz sonuçlarına göre, kaldıraç, firma büyüklüğü ve gelecek fırsatları (Tobin's q), her iki ülke için oluşturulan modellerin genelinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş ve Ar-Ge yatırımları üzerinde etkili oldukları tespit edilmiştir. Ancak, Nakit Tutumu ve aktif kârlılık (ROA) Almanya modelinde istatistiksel olarak anlamlı bulunurken, Türkiye modelinde anlamlı bir etki göstermemektedir. Gecikmeli bağımlı (Lag.R&D) değişkenine ait katsayı her iki ülke için de pozitif ve yüksek düzeyde anlamlıdır.
UFRS 4'ten, UFRS 17 sigorta sözleşmeleri standardına geçişin mali tablolar üzerindeki etkisi
Oluşturulmuş tez çalışmasında UFRS 4 standardından UFRS 17 sigorta sözleşmeleri standardına geçişin, finansal tablolar üzerindeki etkilerinin incelenmesi esas alınmıştır. Birinci bölümde tezin amacı ve ortaya çıkış nedenine yer verilmiştir. İkinci bölümde sigorta ve sigortacılık muhasebesi ifade edilmiştir. Üçüncü bölümde UFRS 17 sigorta sözleşmelerinin gereklilik nedeni ve ortaya çıkışı açıklanarak, UFRS 17'ye geçiş sürecinde, değişen yöntemler, uygulamalar, muhasebe hareketlerine yer verilmektedir. Dördüncü bölümde, değişen standart ile birlikte, yeni hesap planını yorumlanarak, etkileri incelenmiştir. Aynı zaman da aynı finansal verilere sahip olan bir sigorta şirketi üzerinden yeni ve eski mali tablo hesaplamaları yapılarak, finansal sonuçlar karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümünde ise mali sonuç, karar zarar durumunun etkileri yorumlanarak, yeni standartta oluşan bulgulara yer verilmiştir.
Xu030 endeksinde yer alan hisselerin periyodik getirileri ile teknik analiz göstegeleri arasında karşılaştırma, geleneksel MACD değerleri ile kodlanmış parametreleri arasında getiri karşılaştırması
Bu çalışmanın amacı; finansal piyasalarda borsa (pay) senetlerinde yatırım yapmak isteyen bireysel veya kurumsal yatırımcıların yatırım kararları alırken kullandıkları teknik analiz indikatörlerinin XU030 endeksinde yer alan hisse senetleri üzerinde etkilerini incelemek olmuştur. Bu amaç doğrultusunda XU030 endeksinde yer alan hisselerin 2021, 2022 ve 2023 yılının ilk 4 ayındaki getirileri incelenmiştir. Hisselerin getirileri karşısında teknik analizde kullanılan teknik göstergelerden hareketli ortalamanın bir alt dalı olan Üssel hareketli ortalama ve Hareketli ortalamaların mesafesi olarak kullanılan iki adet gösterge kullanılmıştır. Hisselerin periyodik getirileri karşısında göstergelerin hangi parametreleri ile kombinasyon oluşturulduğunda en iyi getirileri elde ettikleri tespit edilmiştir. Hisselerin periyodik zaman parametrelerinde 30, 60, 120, 180 ve 240 dakikalık periyotları filtrelenmiştir. Hareketli ortalama teknik göstergesinde 50, 100 ve 200 parametreleri kullanılmıştır. MACD indikatöründe 9, 12 ve 26 parametreleri kullanılmıştır. Çalışmanın diğer bölümünde ise geleneksel teknik göstergelerin parametreleri üzerinde kombinasyon güncellemesi gerçekleştirerek daha iyi getiriler elde edilebilir mi olmuştur. Bu kapsam da elde edilen sonuçlar incelendiğinde MACD göstergesinde 34, 144 ve 9 parametreleri kullanarak geleneksel MACD değerlerinden daha iyi getiriler elde edildiği görülmüştür. Bu çerçevede finansal piyasalarda yatırım kararı verecek yatırımcıların, uygulama sonuçlarını değerlendirerek daha yüksek getirili yatırım fırsatları yakalayabilmektedirler.
Pandemi öncesi ve sonrasında çevrimiçi alışverişin kullanımı: Türkiye ve Avrupa ülkelerinde e-ticarein gelişimi
Geleneksel gerçek mekanda faaliyet gösteren kuruluşlarda satın almak yerine, modern müşterilerin internetin avantajlarını giderek daha fazla tercih etmeye başladıkları bir gerçektir.Bu kapsamda pandemi sürecinin Türkiye ekonomisine etkilerine değerlendirilirken Avrupa ülkeri ve Türkiye'nin e-ticaret sitelerini kullanarak yapılan alışverişlerin yıllar içindeki artışı analiz edilmiştir.
1945-2023 yılları arasındaki küresel krizlerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Dünya ekonomisi her zaman belli dönemlerde ekonomik istikrarsızlıklarla karşılaşmıştır ve bu istikrarsızlıklar dünya devletlerini etkileyen ekonomik krizler meydana getirmiştir. Bu yazıda, dünya genelinde yaşanan krizlerin Türkiye'ye olan etkisi ve Türkiye'deki krizler ele alınmıştır. Türkiye'deki krizlerin bazıları iç sorunlardan kaynaklanmış olsa da bazıları da uluslararası gelişmeler nedeniyle ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki krizlerin sadece tek bir nedenle açıklanması doğru değildir, çünkü zaman zaman siyasi nedenler, zaman zaman arz-talep dengesizlikleri ve zaman zaman da bankaların tutumu gibi çeşitli faktörler rol oynamıştır. Bu tezde, çeşitli örnekler ve kriz türleri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Türkiye, tarihinde birçok darbe görmüş ve bu darbeler sonrasında bazen krizlere sürüklenmiştir. Ekonomik krizlerin ortaya çıkmasında demokratik bir tutumun varlığı veya yokluğu da etkili bir faktördür.
Bankacılıkta risk yönetimi ve COVİD-19 pandemisinin Türk bankacılık sektörüne olası etkileri
İlk etapta Çin'in Wuhan şehrinde görülen covid-19 virüsü kısa bir sürede tüm dünyaya yayılarak başta sağlık sektörü olmak üzere tüm sektörleri sekteye uğratmıştır. Salgının etkilediği önemli sektörlerden biri de finansal sektördür. Dünya genelinde ülkelerin merkez bankaları genellikle para basarak piyasalara likidite desteği sağlamış, mevcut kredileri yapılandırmış, düşük faizli krediler ve sosyal yardımlarla hane halkı ve reel sektörü salgının olumsuz ekonomik etkilerine karşı korumaya çalışmıştır. Türkiye'de ise yine benzer şekilde finansal piyasaların lokomotifi konumundaki bankalar aracılığıyla kredi takip vadelerinin uzatılması, reel sektör ve hane halklarına mevduat bankaları üzerinden düşük faizli kredi verilmesi gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. BDDK tarafından covid-19 salgınının, piyasalar ve Türk ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerini azaltma amacıyla olağandışı önlemlere başvurulmuş, Yurtdışında faaliyet gösteren finansal kuruluşların TL borçlanıp döviz talebi yaratmalarının önüne geçmek amacıyla TL-YP swap işlemleri banka özkaynaklarının belli bir yüzdesi ile sınırlandırılmıştır. Kredi hacmini arttırma amacıyla aktif rasyosunun hesaplanış katsayılarında değişikliğe gidilmiştir. Bu çalışmanın amacı Covid-19 pandemisinin ve bu kapsamda hayata geçirilen düzenlemelerin bankacılıkta yer alan temel riskler üzerinden finansal tablolara olan etkilerini incelemektir. Çalışmanın ilk bölümlerinde risk yönetimi, sermaye düzenlemeleri ve sektörün maruz kaldığı risk çeşitleri incelenmiş, son bölümde ise virüsün etkin olduğu dönemde uygulanan mevcut düzenlemeler ve pandemi öncesi dönem ile pandemi sürecinde elde edilen sektör rasyoları karşılaştırılarak Türk bankacılık sektörünün maruz kaldığı etkiler tablo ve grafikler yardımıyla analiz edilmiştir.
A study on the primary components of income: A case of Turkey
The objective of this study is to analyze the effects of social, economic, and individual factors on individual earnings. This research study is motivated by Becker's Human Capital Model and Mincer's studies on wage models. The empirical analyses are conducted on a unique micro data set compiled by Turkish Statistical Institute's (TURKSTAT) in 2011, named Household Budget Survey and Income Distribution. The data set covers an effective sample size of 9,918 households and 37,121 individuals who are interviewed by TURKSTAT periodically. First, basic wage models are studied and then, these models are enriched by adding a gender effect. The findings indicate that the males earn more than females with similar characteristics, which confirm the existence of gender wage gap among economically active Turkish population. Moreover, vocational high school graduates perform economically better than other high school graduates. The study reveals other significant relationships between the earnings of economically active population and the primary determinants of income that are included in the models. Keywords: Wage Differentials, Mincer Wage Equation, Human Capital Theory
The impacts of global oil prices fluctuations on stock market returns: An empirical analysis for OECD countries
Purpose of this study is to analyze the effect of fluctuations occurred in national and world oil prices to financial (Equity Share Price Index (RSP)) and macroeconomic factors (Short Term Interest Rate (IR), Industrial Production Rate (IPR)) within the scope of 19 OECD countries (Austria, Belgium, Canada, Czech Republic, Denmark, Finland, France, Germany, Ireland, Israel, Italy, Netherland, Norway, Poland, Portugal, South Korea, Spain, Switzerland, United Kingdom) and to contribute to empiric studies which take place in field literature. In the study monthly data set of the period of 1994-2013 of above counties was used. For the analysis these data; stationary, cointegration and Granger tests were used. In line with the findings offered on the basis of countries, even though it is not possible to come up with a certain deduction between the energy and financial and macroeconomic factors towards all the countries, it was possible to group the related variables in relation to the countries belonging to OECD in terms of interactions among each other. Keywords: Global oil prices, Stock market returns, Cointegration, Causality, OECD
Value creation in U.S. bank mergers before and after the global financial crisis
This thesis examines short-term value creation of 214 mergers and acquisitions (M&As) that were announced between 2000 and 2014 in U.S. banking industry. In particular, the merger premiums before and after the Global Financial Crisis (2008-2009) are examined. We find that, on average, the target banks' cumulative abnormal returns (CARs) are 23.64% while the bidders' CARs are -1.24% around the announcement date with a 3-day (+1,-1) event window over the sample period both being statistically significant. We also find statistically significant positive CARs of 2.42% for the combined entity of the bidder and target banks within the same event window. Our findings point out that M&As are value-creating events for the combined entity due to created synergies between bidders and targets; however, bidders may sometimes overpay to obtain these gains. The CARs for the M&As that cash is used as a medium of payment are found to be higher than stock only-financed acquisitions. Our findings reveal that M&As taking place before the Global Financial Crisis period (2000-20007) realize lower gains for targets, bidders and combined compared to those after the Global Financial Crisis periods (2010-2014) possibly due to stronger banks surviving after the crisis and more prudent and reliable market environment after the Dodd-Frank Act. For target and bidder banks, the CARs decrease as the relative size of the target to the bidder bank increase. Finally, we demonstrate that instate (focusing) mergers resulted in higher CARs than interstate (diversifying) mergers for the full sample period.
The responses of asset prices in Turkey to monetary policies of Federal Reserve and European Central Bank
This study aims to investigate the responses of asset prices in Turkey such as stock market indices returns, exchange rates and domestic interest rate to the monetary policy changes of the Fed and the ECB for the pre- and post- global financial crisis. The time period of the study between 2004 and 2013 is separated into two main parts as the pre-crisis period (January 2004 - September 2008) and the post-crisis period (October 2008 - December 2013) by considering the key event of the global financial crisis, which is the bankruptcy of Lehman Brothers in September 2008. The study employs event-study approach and standard instrumental variables approach proposed by Rigobon and Sack (2004) by utilizing appropriate monetary policy measures for the pre- and post-crisis periods. The monetary policy measures are based on short-term interest rates for the pre-crisis period while the monetary policy measures are retrieved from longer-term interest rates for the post-crisis period. The findings of the study offer that the most of the asset prices in Turkey react significantly to the monetary policy changes of the Fed and the ECB while the assets do not respond significantly in general in the pre-crisis period. The accommodative monetary policy actions during the post-crisis period increase most of the returns of the stock market indices in Turkey and lead to appreciation of Turkish lira against U.S. dollar. Furthermore, the expansionary policy implementations of the Fed during the post-crisis period result in depreciation of Turkish lira against euro as well as a decrease in the domestic interest rate.
Turkish banking sector performance analyses after the 2001 crisis
This thesis contributes to the weaknesses and strengths of the banking sector in Turkey. Performance analyses (DuPont analysis, CAMELS rating and Data Envelopment Analysis) are done by using quarterly data from 2001 to 2015. The effects and results of policies implemented after the 2001 crisis are investigated in line with solid banking sector construction for the European Union membership procedure; goals and targets of 10th Development Program and for the Istanbul International Finance Center project. In general, due to financial recovery maintained after the 2001 economic crisis, banking industry has shown improvements and has become stronger from the beginning of the millennium. In order to maintain more solid and sound sustainable system, successful policies must continue, especially in the banking sector asset quality and liquidity management areas. Also, supervisory transparency should be increased, even if it may embrace negative effects on financial actors. Even so, traditional ratio analyses are found to be consistent with advanced models. Managerial positions of banks in the sector are found in a good state, but it is observed that a requirement for adequate risk management department still continues as strong is an evidence on skimping hypothesis of NPL's. State owned deposit banks in the Turkish banking sector are performing better than their competitors but they are not in their best state in all measures. This should not mean that crowding out foreign banks out of the system would result in better overall assessment. Although the performance gap between the analyzed units have converged in time. Turkish banks are observed to have a lower performance in managing asset quality as well as vulnerability to market risk than foreign banks.
Belirsizlik ve Türkiye ekonomisine etkisi
There has been a renewed attention to measure uncertainty and estimate its effects on the economy following 2008/2009 global financial crisis. This thesis develops an uncertainty measure for Turkey and analyses the macroeconomic effects of changes in this measure for the period of June 2005-August 2015. Two uncertainty measures are formed through principal component analysis by using a number of uncertainty proxies from three main financial markets and Expectations Survey. Aggregating uncertainty derived from varying sources into one summary statistic, the constructed measures capture four important incidents of uncertainty for Turkey in the last decade. These episodes occurred in May 2006 (domestic economic and political issues), October 2008 (collapse of Lehman Brothers), 2011 (Europe crisis), the summer of 2013 (taper tantrum coincided with Gezi events). A 7-variable vector autoregression model is constructed in order to estimate the impact of uncertainty shocks on Turkish economy. The variables included in the model are uncertainty measure, economic conditions index, unemployment rate, industrial production index, CPI, credit interest rate, and consumer confidence index. Economic conditions index is used to disentangle the effects of uncertainty from deterioration in the economic outlook. The results present evidence that an unanticipated shock to uncertainty measure is associated with a fall in industrial production, rise in unemployment, inflation and credit interest rate together with worsening in consumer confidence. The results are robust to a series of checks with respect to different ordering of variables, an alternative uncertainty measure, and a shorter variable set and sample period.
The dynamics of financial and macroeconomic determinants in natural gas and crude oil markets: Evidence from Oecd/Gcc/Opec countries
This study analyzes the countries in the Organization for Economic Cooperation and Development (OECD), Gulf Cooperation Council (GCC) and Organization of the Petroleum Exporting Countries (OPEC) within the data period to test whether there is long-term or short-term relationship between world's oil and natural gas consumption and the economic growth in the relevant countries. This analysis is undertaken in relation to the variables of world energy prices (Brent, West Texas Intermediate, Dubai, Henry Hub, Japan and Russia) and the liquidity level, stock market and industrial production of the target countries. Within the framework of this study, Augmented Dickey Fuller (ADF), Phillips-Perron (PP) and Kwiatkowski-Phillips-Schmidt-Shin (KPSS) unit root tests, Johansen cointegration and Granger causality analyses are implemented. The empirical findings of this thesis indicate that there are multidirectional relationships between the above-mentioned variables. These relationships can be explained by the factors that each country group owns within the framework of their energy sources, financial markets, economic conditions and geographical positions. The data accrued and analyzed in this thesis is presented as a contribution to guide policymakers, global investors and researchers in constituting an extensive country specific energy, macroeconomic and financial policies.
Financial constraints to innovation activities: Revealed barriers versus deterring barriers
In the last decades, competition has showed its pressure on markets by the globalization. Competition forces market to be more knowledge based. Firms change the quality and variety of the goods/services according to the needs of the market. While they are seeking for profit and taking competitive advantage over the market the creation of knowledge is a necessity. In this paper, we examine the hampering factors on the innovation, which are financial obstacles. Hampering factors have two possible effects on firms' decision to introduce innovation, revealed and deterring obstacles. The nature and the degree of the perception of financial obstacles to innovation is investigated by firm level data from Turkish CIS 2006 and CIS 2010. The estimations are done by using Multivariate Probit Models and Ordered Probit Models. According to our findings categorizing firms by their size and foreign ownership are useful for the consideration of financial obstacles. The assessments of barriers are important for the firms who engage in 5 or above innovative activities. Innovatively active firms in CIS 2006 are more likely to face financial barriers to innovation than firms in CIS 2010. Highly innovatively active firms are more likely to assess barriers as highly important. Keywords: Innovation, Financial Barriers, Revealed Barriers, Deterring Barriers
The effects of economic conditions and financial market development on the capital structure of firms
This thesis aims to provide a cross-country comparison of the factors that affect the capital structure decisions of firms. The significance of firm-specific variables, the country-specific variables, and the industry of the firms is investigated by constructing a panel data set from a sample of firms operating in 14 countries. In order to analyze the significance of the country-specific factors which are time-invariant, Hausman-Taylor method of analysis has been implemented together with the fixed-effects model. The analyses of the whole sample, regions, and the countries demonstrate that the firm-specific variables are the right proxies for the parameters set forth in the theoretical framework. The research results suggests that the financing decisions of firms are highly influenced by the features of the banking system and the size of the stock market. In this study, it is demonstrated that well-functioning legal system facilitates borrowing. It is also proved empirically that the increasing transparency of firms leads to more equity financing and less debt usage. The analysis of pooled data with the aggregate tax rate implies that the firms use more debt in order to benefit from tax advantages as trade-off theory predicts. It is suggested that more accurate data and analysis is needed for developing countries. The conflicts between the different theories of capital structure can be resolved with the analysis of samples from countries bearing distinct features. Keywords: Capital structure, leverage, financial distress
The determinants of credit risk in Turkish banking sector: Does efficiency matter
The aim of this thesis is to analyze the bank-specific and macroeconomic determinants of credit risk (i.e., non-performing loans) of the commercial banking sector in Turkey over the period 2002 and 2015. The sample data includes the 23 commercial banks, which represents the 90 % of the total banking sector in Turkey. By employing traditional pooled OLS, fixed effect (FE) and random effects (RE) estimators we found significant evidence both with bank-specific and macroeconomic factors. The empirical findings of this thesis is important mainly for the policy makers within financial institutions, bank regulators and bank managers. Accordingly, we found great deal of evidence between efficiency and credit risk. In other words, high technical efficient commercial banks tent to make high quality loans and thus, have better asset quality. We surprisingly found that the rapid growth of commercial and consumer loans over the last decade did not adversely affected the credit risk of commercial banks in Turkey. State-owned banks are found more prone to have higher degree of non-performing loans compared to domestic and foreign private banks. The Global Financial Crisis (GFC) in late 2008 unfavorably influenced the credit risk. Besides the bank-specific (internal) factors we had significant results with macroeconomic factors. Each macroeconomic factor have different effects on the level of non-performing loans. We found negative link between Growth rate of GDP (business cycle) stock market index (BIST 100) and level of credit risk and positive relationship with unemployment, interest and exchange rates and credit risk. Keywords: Credit risk, Technical efficiency, Macroeconomic factors, Panel data analysis.
Suggested framework for designing, implementing, and conducting an effective internal control system "applied on Turkish company"
Due to the rapid changes of business and operating environments, risks and opportunities have become volatile variables that need to be successfully navigated through adopting an effective internal control system to overcome risks and exploit opportunities. Many regulatory organizations, e.g. the Committee of Sponsoring Organization of the Tradeway Commissions (COSO), have issued an internal control framework to guide companies in designing, implementing and conducting their internal control systems according to their internal and external environments. However, the COSO's framework is a roadmap of recommendations, conditions, and characteristics. It is a standardized framework which requires some applicable tools to direct the implementation of its roadmap's instructions. In Turkey, companies operate in a special business environment of volatile and accelerated economic and political variables producing an over-expanding risks and opportunities, weak internal control culture, and the deficiency of sufficient experienced and competent personnel and other infrastructure in the field of internal control. Therefore, the current study suggests a framework for integrating traditional techniques, e.g. Benchmarking, Balanced Scorecard and Control-self assessment with the COSO's Internal Control – Integrated Framework. It presents a building-block model to assist Turkish companies design, implement, and conduct an effective internal control system in accordance with the COSO's Internal Control – Integrated Framework. Hence, it is expected to assist Turkish companies in building and developing an effective internal control systems that achieves total quality. Keywords: Internal Control System, COSO, BSC, Benchmarking, CSA.
Cost-benefit analysis of kidney donation systems and an alternative proposal for Turkey
This study analyzes the cost and benefit of the kidney donation system in Turkey through the analyses of the costs of hemodialysis and kidney transplantation. These analyses were made by using real data. Afterwards, a sensitivity analysis is made by the use of the results of the cost-benefit analysis. One other sensitivity analysis is made for the determination of the amount of the monetary incentive. Within the framework of this study, an alternative system for increasing organ donation rates is proposed which is based on the following three pillars: an opt-out system, a monetary incentive and a government monopsony.
An analysis of relation between interest rate spread and economic activities of OECD countries using panel data analysis
The aim of this study is to see long run relation between interest rate spread and economic activities for OECD countries. In this context, the research focused on the effect of spread on main maco-economic indicators such as industrial production, inflation and unemployment rate between 2005 and 2015 by using monthly data. Apart from spread, stock exchange index, M1 and long term interest rates were used to see their influence on macro-economic variables. Panel data analysis was employed to find long run linkage between the variables. The tools that necessary for panel analysis were employed. For instance panel unit root tests, panel cointegration tests, panel estimation methods were employed in the analysis. The results reveal that while interest rate spread still has positive relation with economic activities, as pointed by some authors, the degree of positiveness seems to be declining over the years. However, due to macro-economic development around the World, some variables such as money supply is losing its significance in explaining economic activities. This happens at the time of the economies that are in a new state, which some economists call as "New Normal". Because, interest rates in many countries are in near-zero level and has been staying there for a along time since the financial crisis of 2008. Despite these lower rates, economic activities could not reach the level desired up until 2016. Although inflation seems to be explained well by all financial indicators, the relation between unemployment rate was not found for spread.
The role of Islamic finance in reduction of financial exclusion in Ethiopia
This research investigates the role of Islamic finance in combating financial exclusion in Ethiopia. It intends to assess the extent and the nature of religious driven financial exclusion of Ethiopian Muslims and the level of their participation in the existing interest free window banking system introduced to the sector recently. In order to collect data for the research, the researcher employed mixed approaches such as questionnaires and semi-structured interviews. The questionnaire was distributed to 321 respondents in Addis Ababa while the semi-structured interview was conducted with selected high-ranking bank officers. Findings show that, 94.4%, 87.2% and 69.2% of the respondents did not have access to credit, micro finance and insurance respectively. Additionally, 62.9% of respondents reported to have never used home financing such as condominium housing program. Religion was found to be the main factor for not accessing conventional financial services. Further, the research also found that 67.9% of respondents did not access interest free banking window products and services offered by conventional banks. This finding potentially implies the failure of the newly introduced interest free window in enhancing the inclusion of Ethiopian Muslims in the financial system. The absence of full-fledged Sharia compliant financial institution in Ethiopia considerably contributed to the exclusion of Ethiopian Muslims in the country's economy. It is, therefore, an overdue task for Ethiopian government to accommodate the interest of its Muslim population in the financial system. This includes, but not limited to, the establishment of full-fledged interest free financial institutions, including interest free bank, insurance and microfinance institutions. Keywords: Religious driven financial exclusion, Islamic finance, interest free window banking, full-fledged interest free finance.
Evaluation of stock market reaction to the inclusion of firms 2016 ise sustainability index
This thesis examines the stock market reaction to the inclusion of firms in 2016 Istanbul Stock Exchange Sustainability Index (ISESI). For that purpose, two types of econometric analysis applied. First analysis is event study methodology. Daily stock returns used for the event study analysis which was started at 4 November 2014 to 29 April 2016. Event date is announcement date at the same time 4 November 2015. As an event window (+2, -2) and (+5, -5) windows chosen. Cumulative Abnormal Returns in this event windows except (+2, -2) event window two firms are not significant. Second analysis is Ordinary Least Square (OLS). We use dummy variable to measure effect of inclusion sustainability index. As a result of the regression, we obtain two kinds of equations. These are full model and reduced model. We use omitted variable bias method to obtain reduced equation. The results of OLS indicates that stock returns are affected by oil prices, interest rates, exchange rate and money supply. Also, results point out that one day deferred stock price is effective in the stock price changes. In relation to the transition to the sustainability index, the results which are obtained from OLS in this study point out that being included in the sustainability index does not make much sense in the stock prices. Keywords: ISESI, Sustainability, Sustainability Index, Event study, OLS, Efficient Market
G20 üyesi ülkelerin Basel III kriterlerini benimsemelerinin kredi dereceleri üzerindeki etkisi
This study is designed to test the effect of Basel III standards adoption by 27 countries included in Basel III adoption reports (including G20 group members) on their credit rating, in addition to this the study tests some important explanatory variables which have been proven to have an effect on sovereign credit rating, the study includes a data analysis section which follows the past literature in collecting, sorting, and analysing data in order to have a reliable results, depending on BCBS semi-annual adoption reports, along with other macroeconomic indicators published by IMF and World Bank, however the basic indicator for credit rating is Standard &Poor's credit rating due to its high sensitivity, an important finding of the study is the statistical evidence of relationship between adoption of Basel III standards (represented by first and second phases of the accord) and credit rating of the population.
Effects of exchange rate on export performance: A case study of Tanzania
This study analyses effects of exchange rate of Tanzanian shilling on the country's exports performance applying Vector Auto-Regressive (VAR) model covering the sample period from 1993Q1 to 2016Q4. The results show that; there is no long-run association between exchange rates and exports. Results of Granger Causality test shows that; exchange rate and foreign demand granger cause exports (each with unidirectional causality). The Impulse Response Function (IRF) shows that; a one-standard deviation positive shock to exchange rate (depreciation of local currency) increases the country's exports in nominal terms. And although the effect of shock is contemporaneous but it is not statistically significant at the 5% in the first four periods. Moreover, such effect of shocks is not permanent as it does not increase exports for all 10 periods. The same were observed when a one standard deviation positive shock to the foreign demand was applied. The variance decomposition shows that, the effects of exchange rates on Tanzania's exports are weak in the short run (less than 5%) but reaches 12.3% in the tenth period. And the variance brought by shocks in foreign demand remained weak (less than 5%) up to the tenth quarter. Hence, with these results, deliberate devaluation of shilling can do good towards boosting exports; this is in line with Marshall-Lerner Condition. Keywords: Exchange Rates, Exports, VAR, Granger Causality, IRF, Variance Decomposition.
Yönetim kurulu kalite endeksi ve finansal performans ilişkisi
Yönetim kurulu firmaların karar almada en önemli organlarından biridir. Kurulu oluşturan üyelerin firma performansı üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Kurul üyelerinin etnik kökeni, bağımsız olup olmama durumu, cinsiyet çeşitliliği ve finansal uzmanlığa sahip olup olmaması firmanın performansını büyük ölçüde etkilemektedir. Literatürde bu unsurların ayrı ayrı ele alınarak birçok kez incelendiği tespit edilmiştir. Fakat ilk kez bir arada inceleyip ele alan kişi ise Bin-Sariman' dır. Yönetim kurulunda bulunan üyelerin firma performansına etkisinin incelenmesi için 2015 yılında Bin-Sariman tarafından bir endeks oluşturulmuştur. Bu endeks Yönetim Kurulu Kalite Endeksidir. Çalışmada Bin-Sariman'ın oluşturduğu endeksten faydalanılmış ve firma performansı üzerine etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada Yönetim Kurulu Kalite Endeksinin firmaların finansal performansına etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul'da işlem gören 136 adet imalat sanayi firmalarının verilerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın veri setini 2015 – 2018 yılları oluşturmaktadır. Her yıl 3'er aylık dönemler olmak üzere ele alınmıştır. Kullanılan veriler FİNNET veri dağıtım sistemi ve Kamuyu Aydınlatma Platformundan (KAP) ulaşılarak Dinamik Panel Veri Analizi uygulanmıştır. Analizde kullanılan bağımlı değişkenler aktif karlılık (ROA), öz sermaye karlılığı (ROE) ve piyasa değeri/defter değeri (PDDD), bağımsız değişken ise yönetim kurulu kalite endeksi (BDQ)'dir. Kontrol değişkenlerini firma yaşı (FY) ve kaldıraç oranı (KO) oluşturmaktadır. Uygulanan Dinamik Panel Veri Analizi sonuçlarına Yönetim Kurulu Kalite Endeksi aktif karlılık, öz sermaye karlılığı ve piyasa değeri/defter değerini olumlu yönde etkilemiştir. Buna göre BDQ arttıkça ROA, ROE ve PDDD artmaktadır.
Katılım sigortacılık sisteminin bireylerin sigorta eğilimlerine etkisi
Katılım sigortacılık sistemine dahil olan bireyler, topladıkları paralar ile bir havuz oluştururlar, biriken paralar yardımlaşma sandığı ya da risk fonunda toplanır. Riskin meydana gelmesi halinde bireylerin zararları bu havuzda biriken paralar ile karşılanır. Katılım sigortacılığı (Tekafül), bireyler bir araya gelerek riske maruz kalmış katılımcıların zararlarının karşılaması için yaptıkları yardımlaşmadır. Katılım bankaların finans piyasalarında gelişme göstermesi, katılım sigortacılığının gelişmesini sağlamıştır. Kamu bankalarının islami finans piyasalarına girmesiyle birlikte, faizsiz finans piyasaları açısında önemli bir dönem olmuştur. İslami finans ve katılım sektörü islam ülkelerinde büyük potansiyele sahiptir. Sigortacılık sektörü ülke ekonomilerine olumlu katkı sağlamaktadır. Türkiye' de katılım piyasalarının gelişmesi, sosyal katılım ve ekonomik kalkınma için büyük önem arz etmektedir. Faiz, garar (belirsizlik), kumar kaygısı taşıyan bireyler sigorta faaliyetlerinden uzak durmaktadır. Bu faaliyetlerden uzak duran bireyler, katılım bankacılık ve katılım sigortacılık faaliyetlerinin gelişmesiyle, bireylerin birikimleri ekonomiye kazandırılmıştır. Bu çalışma ile bireylerin katılım sigortacılık sisteminin uygulamaları hakkında bilgi ve farkındalık düzeyleri artırmak, katılım sigortacılığına bakış açılarını değiştirmek, sigorta yaptırmayan bireyler için katılım sigortacılığını bir alternatif olarak anlatmaktır. Çalışmamda Çorum ilindeki, Hitit Üniversitesinde çalışan bireylerin katılım sigortacılık sistemi ile bireylerin sigorta eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığını araştırmak çalışmamın ana konusunu teşkil etmektedir.
Türkiye'de bankacılık türleri açısından kredi risk yönetiminin analizi
Finans sektöründe farklı alanlarda birden çok işlemi gerçekleştiren bankalar, yaptıkları işlemlerin fazlalıkları ve iş yükümlülükleri sebebiyle her zaman farklı risk gruplarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sebeple bankalar her zaman riskle iç içe ve bu risklere karşı mücadele etmek zorundadır. Bankaların önemli faaliyetleri arasında yer alan kredi işlemleri beraberinde kredi riskini getirmektedir. Kredi riski, firma ya da bi-reysel müşterilerin bankalardan aldıkları kredileri zamanında geri ödememesi, ödeye-memesi ve kredi sözleşmesinde yer alan hükümlere uymamalarından dolayı ortaya çık-maktadır. Kredi riskinin olmaması mümkün değildir. Bu sebeple kredi riskinin düzgün ve etkin yönetilmesi bankalar açısından oldukça önemlidir. Koşulların değişmesi rekabet ortamını da arttırmaktadır. Bu nedenle bankalar rekabet ortamına uyarak varlıklarını sürdürebilmek için kredi vermek durumundadırlar. Fakat verilen krediler iyi bir şekilde yönetilirse bankalara gelir sağlamaktadır. Bu çalışmada bankacılık sektöründen bahsedi-lerek, bankacılıkta kredi riski, risk türleri, kredi riskinin ölçümü ve yönetimi ele alınarak, Türkiye'de faaliyet gösteren özel ve kamu sermayeli bankaların 2007-2017 yılların arasında kredi riskini ortaya koyacak değişkenlerin belirlenmesi amaçlanarak, uygulanan analizler ile bankaların kredi riskine etki eden değişkenler saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada Kamu Sermayeli Mevduat Bankaları olarak sınıflandırılan Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş, Türkiye Vakıflar Bankası T.A.Ş. bankaları ile; Özel Sermayeli Mevduat Bankaları sınıflandırılan Akbank T.A.Ş, Anadolubank A.Ş., Fibabanka A.Ş., Şekerbank T.A.Ş., Turkish Bank A.Ş., Türk Eko-nomi Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. bankalarına ilişkin 2007 ve 2017 yılları arasına ait finansal verilere Türkiye Bankalar Birliği sayfa-sından ulaşılarak Logit ve Probit Regresyon Analizleri yapılmıştır. Türkiye' de 3 adet Kamu Sermayeli Mevduat bankası ve 9 adet Özel Sermayeli Mevduat Bankası yer al-masına rağmen Özel Sermayeli Bankalar grubunda yer alan Adabank A.Ş. ait verilerde süreklilik olmadığından çalışmaya dahil edilmemiştir. Takipteki Alacaklar ile Kredi ve Alacaklar hesapları için 2 Model kurgulanmış olup, Model 1 için Logit Marjinal Etki sonuçlarına göre, Toplam Mevduat/ Toplam Aktifler (X15), Toplam Gelirler/ Toplam Giderler (X41), Şube Başına Toplam Aktif (X52) değişkenlerinin pozitif yönde marjinal etkiye sahip olduğu Faiz Gelirleri / Faiz Giderleri (X40), Faiz Giderleri/ Toplam Giderler (X45), Şube Başına Toplam Mevduat (X53) değişkenlerinin ise negatif yönde marjinal etkiye sahip olduğu görülmüştür. Model 2 sonuçlarına göre de Özkaynaklar / Mevduat + Mevduat Dışı Kaynaklar (X4), Toplam Mevduat (X48) değişkenleri pozitif yönde marjinal etkiye sahip iken, Sermaye Yeterlilik Oranı (X1), TP Mevduat / Toplam Mevduat (X13), Net Dönem Karı- Zararı / Ödenmiş Sermaye (X33) değişkenlerinin negatif yönde marjinal etkiye sahip olduğu görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Türk Bankacılık Sektörü, Takipteki Krediler, Kredi ve Alacaklar, Lojistik Regresyon, Kredi Riski
Bankacılık sektöründe karlılığı belirleyen faktörlerin analizi
Bankacılık sektöründe karlılık konusu, sektörün ayakta kalabilmesinde önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Banka türlerine göre farklılık gösteren karlılık unsuru, bu çalışmada banka türleri için karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Analize dahil edilen bankalar; ticari bankalar ve katılım bankaları arasından seçilmiş olanlardır. Ticari bankalar için 2010-2017 aralığındaki dönem; Katılım bankaları için ise, 2010-2018 yılları arasındaki dönem ele alınmıştır. Ticari bankaların 2018 yılına ait verilerine ulaşılmadığı için bu yılın verileri analiz edilememiştir. Ayrıca; katılım bankalarının sektörde çok yeni olmalarından ötürü de bu yıla ait verileri analize dahil edilmiştir. Ticari bankalar sınıfındaki Özel Sermayeli Bankalardan; Akbank, Anadolubank, Şekerbank, Turkish Bank, Türk Ekonomi Bankası, Türkiye İş Bankası ve Yapı ve Kredi Bankası analiz edilmiştir. Yabancı Sermayeli Bankalardan; Arap Türk Bankası, Deniz Bank, Finans Bank, HSBC, Citibank, Deuscthe Bank ve Kamu Sermayeli Bankalar da Vakıfbank, Halkbank ve Ziraat Bankası analiz edilmiştir. Çalışmada analize dahil edilen Katılım Bankaları ise; Albaraka Türk Katılım, Türkiye Finans Katılım, Vakıf Katılım ve Ziraat Katılım Bankalarıdır. Bu çalışmanın amacı; banka türlerinin verilen dönemdeki karlılık performanslarını etkileyen faktörlerin tespit edilmesidir. Analiz edilecek bankalarla ilgili veriler; Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve Türkiye Katılım Bankaları Birliği'nden (TKBB) alınmıştır, Çalışmada; bankaların karlılık ölçümü için parametrik olmayan regresyon yöntemlerinden biri olan MARS ® (Multivariate Adaptive Regression Splines) yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem; bir bağımlı değişken ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek için kullanılmaktadır. Çalışmadaki bağımlı değişkenler; Aktif Karlılık (ROA) ve Özkaynak Karlılığı (ROE) olarak belirlenmiştir. Bağımsız değişkenler ise; Şube Başına Aktif (AKTIF_SUBE), Şube Başına Mevduat (MEVD_SUBE), Şube Başına Kredi (KRD_SUBE) ve Şube Başına Net kar Oranı (NETKAR_SUBE), Personel Başına Aktif (AKTF_PERS), Personel Başına Mevduat (MEVD_PERS), Personel Başına Kredi (KRD_PERS) ve Personel Başına Net Kar (NETKAR_PERS) şeklindedir. Analiz sonucunda ROA bağımlı değişkeninin iki banka grubu açısından farklı sonuçlar ortaya koyduğu belirlenmiştir. Özellikle modeldeki anlamlı değişken sayısına bakıldığında ticari bankaların katılım bankalarına göre daha fazla değişkeni anlamlı olarak bulunmuştur. Katılım bankalarında ise yalnızca iki adet anlamlı değişken bulunmuştur. Ticari bankaların ROA bağımlı değişkenine göre analizi sonucunda; (NETKAR_PERS), (NETKAR_SUBE), (KRD_SUBE) ve (MEVD_PERS) değişkenleri istatistiki açıdan anlamlı bulunmuştur. Ticari bankaların ROE bağımlı değişkenine göre anlamlı değişkenleri; NETKAR_PERS, NETKAR_SUBE, AKTF_SUBE ve KRD_PERS olarak bulunmuştur. Katılım Bankalarının ROA değeri açısından bakıldığında; MEVD_PERS ve NETKAR_PERS değişkenleri yüksek oranda anlamlı çıkmıştır. Katılım Bankalarının ROE bağımlı değişkeni için analiz gerçekleştirildiğinde ise; KRD_PERS ve AKTF_SUBE değişkenleri; modeli istatistiki olarak açıklayabilen anlamlı değişkenler olarak bulunmuşlardır. Anahtar Kavramlar: Ticari Bankalar, Katılım Bankaları, MARS ® Yöntemi, Karlılık Analizi
Banka satın alma ve birleşmelerinin pay senetleri üzerine etkileri
Bu tezde banka satın alma ve birleşmelerinin pay senetleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Banka satın alma ve birleşmelerinin tarihi, nedenleri, ülkemizde ve dünyada gelişimi detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmada veri seti olarak Türkiye'de 2000 yılından sonra yapılan banka satın alma ve birleşmeleri seçilmiştir. Akbank T.A.Ş., Denizbank A.Ş., Finansbank A.Ş., Şekerbank T.A.Ş., T. Garanti Bankası A.Ş. ile Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. analizde incelenen bankalar arasında yer almıştır. Adı geçen bankaların satın alma ve birleşme faaliyetlerinin pay senetleri üzerine nasıl bir etkide bulunduğu Olay Analizi yöntemi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre bankaların satın alma ve birleşme faaliyetlerinin pay senetleri üzerinde olumlu veya olumsuz yönde mutlaka bir etkisinin var olduğu sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de finansal sistemin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi
Finansal sistemdeki gelişim ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki uzun zamandır tartışılan bir konudur. Özellikle son yıllarda iki değişken arasındaki ilişki, yazında dikkat çeken konulardan biri haline gelmiştir. Teorik yönden incelendiğinde, bu ilişkinin temelleri Bagehot ve Schumpeter tarafından atılmıştır. Son yıllarda ise McKinnon ve Shaw bu konu üzerinde çalışmışlardır. Finansal sistem, ekonomik performans için oldukça önem arz eden bir faktördür. Finansal sistem, ekonomik düzenin en önemli alt sistemi olma özelliğini taşımaktadır. Bu durumun en temel sebebi, günümüz ekonomilerinin en çok ihtiyaç duyduğu fon aktarım sürecinin merkezi olmasıdır. Ekonomik sistemdeki başarı, finans sisteminin etkinliğine büyük oranda bağlıdır. Diğer taraftan, ekonomik büyüme yasal regülasyonlarla uluslararası bütünleşme seviyesinde gelişmeye sebep olmakta, ortalama gelir seviyesinde yükselişe ve finansal sistemdeki gelişim için de en uygun ortamı oluşturmaktadır. Finansal gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisinde, arz öncüllü ve talep takipli hipotezler önem arz etmektedir. Arz öncüllü hipoteze göre, finansal gelişme ekonomik büyümeyi arttırmaktayken, talep takipli hipoteze göre ekonomik büyümeden finansal gelişmeye doğru bir ilişki söz konusudur. Bu çalışmada Türkiye'de finansal sistemdeki gelişme ve ekonomik büyüme ilişkisinin nedensellik yönü, 1998:Q1-2018:Q4 dönemli üçer aylık veriler kullanılarak incelenmeye çalışılmıştır. İlişkinin yönünü tespit edebilmek için Toda- Yamamota ekonometrik tekniğinden yararlanılmıştır. Literatürdeki çalışmalara göre nedenselliğin yönü tartışmalı bir konuda olsa bu çalışmada ekonomik büyümeden finansal sistemdeki gelişmeye doğru tek yönlü bir ilişki saptanmıştır. Dolayısıyla Robinson tarafından ortaya atılan talep takipli hipotezi destekleyici kanıt sunulmuştur. Anahtar Kavramlar: Finansal Gelişme, Ekonomik Büyüme, Toda- Yamamota Nedensellik Testi
Türkiye gayrimenkul sektörü finansman araçları: İpotekli konut kredileri ve Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı'nın mevcut durumu
Sanayileşme ve kentleşme ile birlikte Anadolu'dan büyük kentlere göçler, kent nüfusunun ve konuta olan ihtiyacın artmasına neden olmuştur. Yaşanılan konut ihtiyacını karşılamak üzere hem tüketicilere hem de üreticilere yönelik sistemler geliştirilmiştir. İpotekli Konut Finansman Sistemi ile tüketicilerin konut ihtiyaçlarını karşılamak üzere talep ettikleri finansal destek sağlanırken; GYO'lar ile yapım maliyeti yüksek gayrimenkul projelerinde yaşanan finansal sıkıntıların önüne geçilerek, uzun vadede fon desteği sağlanmaktadır. Ekonomiler için lokomotif görevi gören konut sektörü, İpotekli Konut Kredileri ve GYO'lar sayesinde organize olarak, profesyonel şekilde ilerlemektedir. Bu tezin amacı; İpotekli Konut Kredileri ile GYO'ların mevcut durumlarının, risklerinin ve ekonomi içerisindeki yerlerinin belirlenmesi ile birlikte sitemin işleyişini ortaya koymak ve konut edinimindeki sistemler için farkındalık yaratmaktır.