
448
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Gelişimsel pedagoji temelli bilim eğitimi programının çocukların bilimsel düşünme eğilimlerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, gelişimsel pedagoji temelli bilim eğitimi programının okul öncesi dönemdeki çocukların bilimsel düşünme eğilimlerine olan etkisini incelemektir. Araştırmada, potansiyel eğilimlerin incelenmesi ve bu doğrultuda eğilimlerin öğrenme süreçlerindeki rolü üzerinde odaklanılmaktadır. Ayrıca eğilim temelli eğitim programı uygulamalarının, çocukların bilimsel düşünme eğilimleri üzerindeki etkilerini inceleyerek, programın bileşenlerinin hangi yollarla bu eğilimleri güçlendirdiğini ortaya koymayı hedeflemektedir.
Ortaokul öğrencilerinin sosyal bilgiler dersine yönelik tutum ve davranışlarının incelenmesi
Ortaokul öğrencilerinin sosyal bilgiler dersine yönelik tutum ve davranışlarını incelemeyi amaçlayan bu araştırmada temel nitel araştırma modeli uygulanmıştır. Araştırma evrenini Isparta Şarkikaraağaç ilçesinde bulunan 12 ortaokulda görevli 18 sosyal bilgiler öğretmeni ve bu ortaokullarda öğrenim gören 1200 öğrenci oluşmaktadır. Araştırmada çalışma grubunu 2023- 2024 eğitim öğretim yılı Isparta Şarkikaraağaç ilçesindeki ortaokullar arasından maksimum çeşitleme örneklemesiyle seçilen 9 ortaokulda görevli 10 sosyal bilgiler öğretmeni ve bu ortaokullarda öğrenim gören 30 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış 'Öğretmen Görüşme Formu' ve 'Öğrenci Görüşme Forumu aracılığıyla elde edilmiştir. Veri toplama sürecinde görüşmeler öğretmenlerin ve öğretmenlerin serbest zamanlarında gerçekleştirilmiştir. Görüşme sırasında öğretmenlerin tercihine bağlı olarak ses kaydı veya not alma yöntemiyle veri toplanmıştır. Öğrenci görüşmelerinde ise araştırmacı tarafından not alma yöntemiyle veri toplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler, nitel araştırma prosedürüne de uygun olarak, içerik analizi ve betimsel analizle çözümlenmiştir. İçerik analizi başlatılmadan önce verilerin bilgisayar ortamına aktarımı sağlanmış, katılımcılara kodlar verilmiştir. İçerik analizi kapsamında kodlama, kategorileştirme ve temalaştırma süreçleri izlenmiştir. Betimsel analiz kapsamında bulgular doğrudan alıntılarla desteklenmiştir.
Özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlere yönelik pozitif psikoloji yaklaşımına dayalı psikoeğitim programının ebeveyn öz yeterliği, travma sonrası büyüme ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerine yönelik pozitif psikoloji yaklaşımına dayalı bir psikoeğitim programı geliştirmek ve bu programın ebeveyn öz yeterliği, travma sonrası büyüme ve psikolojik iyi oluş düzeylerine etkisini test etmektir. Çalışmada ön test-son test kontrol gruplu deneysel desenden faydalanılmıştır. Çalışma grubunu Antalya ili Muratpaşa ilçesindeki bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden destek eğitim alan bedensel ve zihinsel özel gereksinimi bulunan çocukların ebeveynleri oluşturmaktadır. Deney grubunda 11 ve kontrol grubunda 11 olmak üzere toplam 22 katılımcı ile çalışılmıştır. Değişkenlerle ilgili veri toplamak için Ebeveyn Öz Yeterliği Ölçeği, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği ve PERMA Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna seçilen gönüllü katılımcılarla demografik özellikleri ve çocuklarının tanı grupları ya da tıbbi öyküleri benzer olan katılımcılar ise kontrol grubuna seçilmiştir. Deney grubuna pozitif psikoloji temelli psikoeğitim programı uygulanmış; kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. 7 oturum süren program sürecinin ardından tüm katılımcılara üç ay sonra izleme testi de uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Mann Whitney U Testi, Friedman Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde, psikoeğitim programının ebeveyn öz yeterliği, travma sonrası büyüme, psikolojik iyi oluş düzeylerinde deney grubu lehine olumlu etki gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Ebeveyn öz yeterliği, psikoeğitim, psikolojik iyi oluş, travma sonrası büyüme
Özel eğitim anaokullarında çalışan öğretmenlerin erken okuryazarlık bilgi düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, özel eğitim anaokulunda çalışan öğretmenlerin erken okuryazarlık becerilerine ilişkin bilgi düzeylerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda öğretmenlerin erken okuryazarlık kavramına ilişkin bilgi düzeyleri ve uygulama deneyimleri incelenmiştir. Araştırma, açıklayıcı sıralı karma yöntemle gerçekleştirilmiş; nicel veriler Erken Okuryazarlık Bilgi Testi (EROBİT), nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Araştırmanın nicel veri toplama sürecinde İstanbul Anadolu Yakası'nda çalışan 127 öğretmen yer almıştır. Nitel veriler 15 öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin erken okuryazarlık becerilerine ilişkin bilgi düzeylerinin genel olarak orta seviyede olduğunu göstermiştir. Ayrıca, mezun oldukları lisans programı, hizmet süresi ve eğitim alma durumlarına bağlı olarak bilgi düzeylerinde farklılıklar belirlenmiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, öğretmenlerin erken okuryazarlığın öneminin farkında oldukları ve sınıf içi uygulamalarda fonolojik farkındalık, sözcük dağarcığı, dinlediğini anlama ve harf farkındalığı gibi temel erken okuryazarlık becerilerine yer verdiklerini ancak materyal desteği ve mesleki eğitim açısından çeşitli güçlükler yaşadıklarını ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, öğretmenlerin bilgi düzeylerini açıklayıcı nitelikte olup, erken okuryazarlık uygulamalarının sınıf içi yansımalarına ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken Okuryazarlık, Özel Eğitim Anaokulu, Özel Eğitim.
Yetişkinlerde stres ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı yetişkinlerde algılanan stres ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünü incelemek ve psikolojik iyi oluşun bazı demografik değişkenlere göre farklılaşmasını tespit etmektir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma grubunu Türkiye'de özel ya da kamu iş yerinde herhangi bir meslek grubunda çalışmakta olan 376'sı (%59,2) kadın, 279'u (%40,8) erkek toplam 635 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada algılanan stres bağımsız değişken, psikolojik esneklik aracı değişken, psikolojik iyi oluş ise bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Araştırmada farklılaşmaya ilişkin yapılan T-Testi ve Anova analizlerinde cinsiyet, medeni durum, çalışma deneyimi, kurum türü ve gelir düzeyi değişkenleri bağımsız değişken, psikolojik iyi oluş değişkeni ise bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları; Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Psikolojik Esneklik Ölçeği ve Psikoloji İyi Oluş Ölçeği'dir. Bu araştırmada ölçeklerin Cronbach Alpha katsayıları sırasıyla; .85, .81 ve .82 olarak saptanmıştır. Verilerin analizi SPSS v26 programıyla yapılmıştır. Aracılık analizinde ise PROCES Macro eklentisi v4.1 kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre psikolojik esnekliğin algılanan stres ile psikolojik iyi oluş arasında aracı rolü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Stres ve psikolojik esnekliğin birlikte psikolojik iyi oluş üzerindeki değişimin yaklaşık %35'ini açıkladığı bulunmuştur. Bir diğer bulguya göre yetişkinlerin cinsiyeti ve çalıştığı kurum türünün psikolojik iyi oluşa göre anlamlı bir şekilde farklılaşmadığı tespit edilmiştir. İş yaşamında deneyimli olan bireylerin, evli olan bireylerin ve yüksek gelire sahip bireylerin psikolojik iyi oluşu diğerlerine göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Bu araştırma sonuç olarak; yetişkin bireylerde psikolojik esnekliğinin algılanan stres ile psikolojik iyi oluş arasında koruyucu bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen araştırma bulguları mevcut literatür doğrultusunda tartışılmış ve gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Pandemi dönemi kültür üretimi ve müzelerin değişen eğitsel rolü üzerindeki etkisi
Geçmişten günümüze salgın hastalıklar, milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş ve toplumsal, kültürel, psikolojik boyutlarıyla derin etkiler yaratmıştır. Salgın süreçlerinde yaşanan yıkım, belirsizlik ve direnç biçimleri, sanatçılar için tarihsel olarak önemli bir ilham kaynağı olmuş; bu dönemlere ait sanat eserleri hem bireysel ifadelerin hem de kültürel hafızanın taşıyıcısı hâline gelmiştir. Bu bağlamda, 21. yüzyılın en büyük küresel krizlerinden biri olan Covid-19 pandemisi de kültür ve sanat alanında önemli dönüşümlere yol açmıştır. Bu araştırma, koronavirüs pandemisinin bireysel ve toplumsal etkilerini kültürel üretim, müzelerin eğitsel rolleri ve sanat eğitimi programları bağlamında ele almaktadır. Pandemi döneminde hız kazanan dijitalleşme ile birlikte sanatın üretim, sergileme ve paylaşım biçimlerinde önemli değişimler meydana gelmiş; müzeler çevrimiçi ortamlarda daha görünür ve erişilebilir hâle gelerek eğitsel işlevlerini yeniden tanımlamıştır. Araştırmada, uzaktan eğitimin yaygınlaştığı bu dönemde müzelerin sergileme pratikleri ve sanat eğitimi programları üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın amacı, pandemi sürecinde kültür üretiminde ve sanat eğitimi alanında yaşanan dönüşümün müzeler ve kültür kurumları üzerinden nasıl değiştiğini ortaya koymaktır. Bu kapsamda, 2000-2024 yılları arasında tamamlanmış lisansüstü tezler üzerinden "müze eğitimi, sanal müze, sanat eğitimi" anahtar kelimeleri doğrultusunda içerik analizi yapılmıştır. Dijitalleşme süreci, sanal müzelerin öğrenme deneyimine etkisi ve müzelerin eğitimdeki yeni rolleri, nitel araştırma yöntemleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırma, alanyazın taraması ve betimsel içerik analizine dayalı nitel bir çalışma olup, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen sanat eserleri biçim ve içerik yönünden analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, pandemi sürecinin kültürel üretim biçimleri ile müzelerin eğitsel işlevlerinde köklü bir dönüşüm yarattığını ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, sanat eğitimi programlarının yeniden yapılandırılmasına yönelik önemli ipuçları sunmaktadır.
2018 ve 2024 felsefe dersi öğretim programlarının içerik yaklaşımlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu araştırmada 2018 ve 2024 Felsefe dersi öğretim programlarını, sarmal programlama yaklaşımı bağlamında karşılaştırmak ve her iki programın hedef ve içeriklerinin sarmal yaklaşıma göre yapılandırıldığı varsayımını nasıl karşıladığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Nitel yaklaşımın esas alındığı ve betimsel analizin işe koşulduğu çalışmada, doküman incelemesi gerçekleştirilmiştir. 2018 ve 2024 Felsefe dersi öğretim programlarına ait dokümanlarla sınırlandırılmış bu çalışmada veriler, sarmal yaklaşımın esas aldığı "içerik", "beceri", "tekrar" ve "işlevsellik" olmak üzere dört ana tema etrafında tanımlanan çözümleme formu yoluyla analiz edilmiştir. Felsefenin ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji alanlarına yönelik kavramlara odaklanan bu araştırmada, elde edilen bulgulardan 2018 programının kavramsal bakımdan sınırlı olmasına karşın 2024 programında içerik çerçevesi, öğrenme-öğretme yaşantıları gibi bölümlerde daha fazla ilişkili kavrama yer verdiği görülmüştür. Bunun yanı her iki programın da aşamalılık bağlamında, içeriğin bilinenden bilinmeyene, genelden özele ve basitten karmaşığa bir yapı şekillendirildiği görülmüştür. 2018 programı 11. sınıf ünitelerinin, 10. sınıf felsefe ünitelerini tamamlayan ve bağlamı felsefe tarihi düzleminde sunan bir yapıyla ele alırken; 2024 programının 11. sınıfta felsefeyi hayat, çevre, hukuk, edebiyat ve teknoloji gibi bağlamlara taşıdığı görülmüştür. Her iki programında 10. sınıf konularını, yeri geldiğinde tekrar ve kapsamı genişleyecek tekrarlara olanak sağlayan bir yapı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. 2018 öğretim programında, içeriğin işlevselliğine yönelik kazanım açıklamalarının olduğu gözlenirken, 2024 programlarında öğrenme-öğretme yaşantıları bölümünde kalıcı öğrenmelere hizmet edebilecek daha yoğun işlevsel uygulamalara yer verildiği ve içeriği güncel hayatla ilişkilendirerek tasarımlandığı gözlenmiştir.
Pozitif psikoloji temelli ebeveynlik programının aile işlevleri ve ruh sağlığı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, pozitif psikoloji yaklaşımı çerçevesinde yapılandırılmış bir ebeveyn müdahale programı geliştirerek ebeveynlerin ruh sağlığını desteklemek ve aile işlevlerini güçlendirmektir. Araştırma sürecinde ön test-son test deney ve kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma sürecinde ön test ve son test ölçümleri için Kişisel Bilgi Formu, Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği, PERMA Ölçeği ve Kısa Semptomlar Ölçeği ile veri toplanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, çocuğu/çocukları 2024-2025 eğitim-öğretim yılında, Manisa ilinde bir devlet ilkokulunda öğrenim gören, deney grubu (n = 24) ve kontrol grubu (n = 20) olmak üzere 44 ebeveyn (anne) oluşturmaktadır. Katılımcıların seçkisiz olmayan atama yoluyla, uygun örnekleme yöntemiyle belirlendiği çalışmada deney grubuna çalışma süreci için geliştirilen 7 oturumluk ebeveyn müdahalesi uygulanırken, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Pozitif ebeveynlik müdahale programının etkisini değerlendirmek amacıyla, bağımlı değişkenlerdeki (ebeveyn davranışları, iyi oluş ve psikolojik belirtiler) değişimleri analiz etmek için tekrarlı ölçümler varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Deney ve kontrol grupları arasında başlangıçta var olabilecek farkların analiz sonuçlarını etkileyip etkilemediğini kontrol etmek için Kovaryans Analizi (ANCOVA) uygulanmıştır. Araştırma sonucunda Pozitif Psikoloji Temelli Ebeveyn Programı, ebeveynlerin çocuklarıyla ilişkilerinde olumlu ebeveyn davranışlarını geliştirmede, öznel iyilik hallerini arttırmada ve psikolojik belirtilerini azaltmada etkili bulunmuştur. Fiziksel cezalar alt boyutunda ise deney ve kontrol grupları arasında zaman içerisinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Elde edilen bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Ekolojik sanatın çevre bilinci açısından sanat eğitimindeki yeri
Sanat, çevre bilinci oluşturmada hayati bir rol oynayarak, farklı sanat disiplinlerinin çevre üzerindeki potansiyel etkileri değerlendirme imkanı sağlamaktadır. Sanat, çevresel konuları duygusal ve estetik bir bağlamda işleyerek toplumu ekolojik farkındalığa dikkat çekebilmektedir. Türkiye'deki sanat eğitimi programlarının çevre bilinci gelişimine olan etkileri değerlendirilerek ve bu programlardaki eksiklikler belirlenip, çevre bilinci üzerindeki potansiyellerini artırmak amacıyla öneriler geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu, gelecekteki nesillerin çevre bilinciyle donatılmasında kritik bir adım olabilmektedir. Sanatın çevre bilinci üzerindeki etkileri Türkiye'nin resim öğretmenleri, sanat eğitimciler, akademisyen ve sanatçılar odak grup çalışması üzerinden değerlendirilerek, toplumsal ve kültürel faktörlerin sanatın çevre bilinci oluşturmadaki rolü üzerindeki etkilerini anlamamıza yardımcı olması sağlanmak istenmektedir. Sanat, sadece bireylerin değil, aynı zamanda toplumun genelinde çevre bilinci oluşturmada nasıl bir etki yaratabileceğini anlamak, daha etkili stratejiler geliştirmek açısından önemli bir görev taşımaktadır. Sanat eğitimi alanında faaliyet gösteren resim öğretmenleri, sanat eğitimciler, akademisyen ve sanatçılar gerçekleştirilecek olan odak grup görüşmeleri aracılığıyla katılımcı görüşleri ve deneyimleri değerlendirilecektir. Bu, araştırmaya saha içinden gelen değerli perspektifleri dahil etme ve çeşitli bakış açılarını ele alma fırsatı sunacaktır. Türkiye'de ortaya çıkan çeşitli sanat eserleri ve projelerini inceleyerek, bu eserlerin çevre bilinci üzerindeki etkilerini değerlendirmek araştırmanın temel bileşenlerinden biri olmaktadır. Sanatın somut örnekleri, teorik çerçeveyi güçlendirebilir ve pratiğe dönüştürerek çevre bilinci oluşturmadaki potansiyelini daha iyi anlamamıza olanak sağlayabilmektedir. Bu araştırma, Türkiye'de ortaya çıkan sanat eserleri ve projelerinin çevre bilinci üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlayarak önemli bir alanı ele almaktadır. Sanatın somut örneklerinin incelenmesi, teorik çerçevenin pratik uygulama ile nasıl bütünleşebileceğini gösterme potansiyeline sahiptir. İşte bu noktada, çevre bilincini pratiğe dönüştürme sürecinde sanatın kritik bir rol oynayabileceğini gösteren somut örneklerin ortaya konulması, araştırmanın temel başarı faktörlerinden biri olacaktır. Ayrıca, bu analiz, sanatın çevre bilinci oluşturmadaki gerçek etkilerini anlamak için bir fırsat sunmaktadır. Sanat eserleri ve projelerinin çevresel konulara duyarlılık oluşturmadaki başarıları ve zayıflıkları değerlendirilerek, gelecekte benzer çalışmaların daha etkili bir şekilde tasarlanabilmesine katkı sağlayabilmektedir. Bu bağlamda, çeşitli sanat eserlerinin çevre bilincine nasıl katkı sağladığını belirlemek, çevre eğitimi ve farkındalık alanlarında daha etkili stratejilerin geliştirilmesine yönelik yol göstermektedir. Türkiye'deki sanat eğitimi programları, sanat eserleri ve çevre bilinci ile ilgili dökümanların detaylı bir şekilde analizi, araştırmanın literatür bağlamını güçlendirir ve teorik temellere daha sağlam bir destek sağlar. Araştırmada nitel analiz yöntemleri kullanılarak çeşitli temalar belirlenip ve bulgular yorumlanacaktır. Bu aşama, sanatın çevre bilinci oluşturmadaki rolünü daha açık bir şekilde ortaya koyarak araştırma tamamlanacaktır. Çalışmada, ulaşılan sonuçlar dahilinde sanatın çevre bilinci oluşturmadaki etkilerini artırmak ve sürdürülebilirlikle ilgili farkındalığı geliştirmek amacıyla stratejilere yer verilecektir.
İngilizce öğretmenlerinin yapay zekayı sınıf değerlendirmesine entegre etmelerinin incelenmesi: Şanlıurfa ili örneği
Language teaching has many components, one of which is classroom assessment. As technology evolved around the years, language assessment evolved as well. With the development of artificial intelligence (AI), its integration into language assessment was inevitable. As teachers are the primary agents in assessment, examining their perceptions regarding the integration of AI tools in assessment is essential. This study examines the perceptions, experienced benefits, encountered challenges, and needs of English as a foreign language (EFL) teachers regarding the integration of AI tools into classroom assessment. This study used a mixed method research design to capture both broad and in-depth data. The data was collected from 52 Turkish EFL teachers who answered a questionnaire with Likert-scale items, "select all that apply" questions, and open-ended questions. The emerging quantitative data was analysed descriptively using SPSS 30, whereas the qualitive data was analysed thematically. To enrich the findings, semi-structured interviews were conducted with 7 participants, which was also analysed using thematic analysis. The findings revealed that the majority of teachers' use AI tools for assessment with varied frequencies, however none of them use it always. The main reasons for not using AI tools were uncovered to be limited knowledge and limited infrastructure. On the other hand, it was found that teachers mainly used it for providing feedback and generating questions. Moreover, benefits such as practicality, objectivity, and increased student engagement were frequently mentioned. However, challenges including no courses, high cost, and inadequate infrastructure were also identified. Participants mentioned needs of professional development courses and a developed infrastructure to facilitate wider adoption. Therefore, the study concludes that effective integration of AI tools depends on not only teachers, but on all stakeholders. Considering all, this study offers implications and recommendations for teachers, institutions, and policy developers regarding AI tools integration in language assessment.