
1,433
Archived Theses
16
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Savunma ve iç güvenlik alanında özel askeri danışmanlık şirketleri ve uluslararası güvenlik
Askeri ve güvenlik işlevlerinin yaygın olarak dış kaynak kullanımı son yıllarda önemli bir olgu haline gelmiştir. Gelişen bu yeni endüstri, doğası gereği ulus ötesidir ve çok hızlı bir şekilde büyümektedir. Özel askeri endüstrinin yükselişi çeşitli müşterilere askeri ve güvenlik alanında hizmetler sunan özel askeri şirketlerin, Soğuk Savaş sonrası dönemde net kurumsal yapılar olarak ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Paralı asker kavramının olumsuz çağrışımı nedeniyle günümüz özel askeri şirketleri kendilerine meşru bir kamu rolü edinebilmek adına tüzel kişiliklerini dönüştürmüş, devlet kurumları ve uluslararası kuruluşlar için bir dizi askeri ve güvenlik hizmetleri yürüterek daha görünür hale gelmiştir. Özel askeri danışmanlık şirketleri, özel askeri endüstrisi içerisinde ordunun temel misyonuna en yakın hizmet sağlayıcı sektördür. Cephe hattı savaşına doğrudan katılmayan, savunma ve iç güvenlik alanında hizmet sunan özel askeri danışmanlık şirketleri, müşterilerine stratejik tavsiyeler, eğitim ve operasyonel hizmetler sunarak stratejik ve taktik ortamlarını yeniden şekillendirebilmekte, askeri yetenek ve kabiliyetlerde dönüştürücü bir kazanım yaratabilmektedir. Günümüzde çoğu özel askeri şirket danışmanlık alanında hizmet vermektedir. Başarısız devletler silahlı kuvvetlerinin yeniden yapılandırılmasında özel askeri danışmanlık şirketlerinden hizmet talep ederken, güçlü devletler için bu şirketler dış politika hedeflerinin yürütülmesinde uygun maliyetli ve politik çözümler sunmaktadır. Özel askeri danışmanlık şirketlerinin savunma politikaları üzerindeki dolaylı etkileri, bilgi analizi ve düzenleme yetkisi pratik güvenlik gündemini belirleme gücünü giderek artırmaktadır. Bu çalışmada, tematik olarak özel askeri danışmanlık şirketlerinin hizmet kapsamını, rollerini, merkezi olan devletle olan ilişkilerini ve bu bağlamda uluslararası güvenliğe olası etkileri incelenmiştir. Bu nedenle etki alanları, faaliyetleri ve kurumsal yapılarına odaklanılmış özel askeri danışmanlık şirketlerinin kapsamlı ve yapısal analizine dayalı bir araştırma sunulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada tarihsel, betimsel araştırma yöntemleri ile belgeye dayalı veri analizi yapılmıştır.
Yerel siyasette mahalle muhtarlarının yeri ve önemi "Antakya örneği"
Devletin vatandaşa sunmakla yükümlü olduğu hizmetler özelliklerine göre merkezi ve yerinden yönetimler olmak üzere iki birim tarafından yerine getirilmektedir. Yerel hizmet birimi olan yerinden yönetimler, vatandaşların mahalli müşterek niteliğindeki ihtiyaçlarını karşılayarak birlik ve bütünlük içerisinde bir yaşam sürmelerini sağlamaktadır. Özgür ve demokratik bir toplumun inşasında çok önemli olan yerinden yönetimler yerel halkın ihtiyaçlarını, merkezi yönetime göre daha hızlı saptayıp, üretilen hizmetlerin verimli olmasını sağlaması bakımından çok önemlidir. Yerinden yönetimler içerisinde sayılmayan ancak merkezi yönetimin ve yerinden yönetimlerin yardımcısı olarak görülen mahalleler, tüzel kişiliği olmayan ve ilk basamakta yer alan en küçük yönetsel birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Temeli çok eskiye dayanan, halka en yakın yönetim birimi olan mahalleler ve yönetiminde bulunan mahalle muhtarları geçmişten günümüze dek mahalle sakinlerinin mahalli müşterek niteliğindeki ihtiyaçlarını çözüme kavuşturan önemli bir yapı olmuştur. Yerel siyasetin belirlenmesinde önemli bir yeri olan geçmişten günümüze kadar belirli dönemlerde kaldırılıp yaşanan sorunlar neticesinde yeniden kurulan mahalle muhtarlığı, çok partili hayata geçiş döneminde de merkezi iktidarın keyfine ve politikalarına bağlı bir yapı olarak, yerel siyasette bir araç olarak kullanılmaya devam edileceği ifade edilmiştir. Fakat gelişen Türkiye, çıkarılan yasalar ve yeni gelen hükümetler mahalle muhtarlarının yerel siyasetteki yeri ve öneminde değişiklikler yaşanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada gelişen ve değişen Türkiye'de halka en yakın yönetim birimi olan, yerel siyasetin yönünü belirlemede önemli bir aktör olarak karşımıza çıkan muhtarların yerel siyasetteki yeri ve öneminin ne olduğu irdelenecektir. Çalışmanın tezleri; Antakya ilçesinde muhtarlar siyasi partiler tarafından çok önemli olup, yerel siyaseti inşa eden bir yapıdır. Antakya ilçesinde muhtarlar siyasi partiler tarafından yerel seçimlerde bir araç olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın yöntemi ise tarihsel, betimsel araştırma yöntemleri uygulanarak, derinlemesine görüşme ve belgeye dayalı veri analizi yapılacaktır. Bu doğrultuda mahalle muhtarları ile gerçekleştirilen derin görüşmeler neticesinde elde edilen veriler incelenerek sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.
21. yüzyılda 'duygu politikası': Sara Ahmed ve Martha Nussbaum arasında bir karşılaştırma
Bu çalışmanın amacı duygu politikalarını incelemektir. Bu inceleme liberal ve radikal yaklaşımların karşılaştırılması ile yapılmıştır. Birinci bölümde duygu kavramının tanımı ve politika ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Geçmişten günümüze duygu kavramına dair tartışmaların nasıl geliştiğine değinilmiştir. İkinci bölümde Sara Ahmed'in duygu politikasına dair düşünceleri incelenmiştir. Duygu politikalarının kültürel, siyasi, toplumsal hayatın inşasında rolüne değinilmiştir. Üçüncü bölümde Martha Nussabum'un duygu politikasına dair görüşleri açıklanmıştır. Liberal toplumun inşasında yararlı ve zararlı duyguların analizi yapılmıştır. Sonuç bölümünde bu iki düşünürün yaklaşımlarını benzer ve farklı taraflarına değinilmiştir.
Limits of extraterritorial jurisdiction at sea: An analysis on interception of vessels embarked with illegal migrants or asylum seekers
Although it has gradually been deprived of its initial dominance, the principle of freedom of the high seas has long been and still is a basic principle of the current maritime law. The freedom of high seas does not only belong to coastal State but also to landlocked States. The principle provides all States including non-recognized free navigation. Moreover, the right to overflight as well as laying cables, pipelines, and enjoyment of the sea resources are not subject to the exclusive jurisdiction of certain State or States. The usage of high seas is considered as in the character of res communis. Even if migration and crimes committed upon seas are long-standing incidents, recent development in navigation and struggles in many regions have escalated smuggling and trafficking activities. Migration has become one of the most common incidents to be faced in these seas. Recent incidents in the Mediterranean Sea demonstrate the weakness of international rules and their enforcement. It is also evident that international provisions are also failing to protect the migrants' fundamental rights including the right to life. Rescue operations for persons in imminent danger and interdictions against vessels carrying illegal migrants have unveiled absence of necessary regulations, or inadequate interpretation of some of them. In order to protect migrants' life and fundamental rights, it is required that international bodies must act proactively. Push back strategy from the maritime frontier and seaworthy boat practice for migrants upon the seas are the contemporary technics which clashed with the non-refoulement principle and the fundamental rights of the migrants. Extraterritorial application of right to life and non-refoulement are essential tools and responsibilities in migrant smuggling and interception measures in this regard.
Intractable conflicts and logic of attack: ungoverned spaces in Somalia and implication on national and regional security
The situation in Somalia has over the last three decades transformed rapidly from a domestic conflict into a regional security crisis characterized by terrorism, cross border kidnappings, human trafficking, piracy, migration and assassinations. While there is growing concern over the conflict's impact on the region, the humanitarian situation in the country which has seen the death of over half a million people and millions others displaced often overshadow academic research conducted in the region and preoccupy efforts of peace ambassadors. This thesis aims to examine how and why the situation in Somalia affects domestic and regional security in the Horn of Africa. The study adopts a qualitative study approach by interrogating official government reports, academic and media publications as well as documents from non -governmental organizations. It uses information from various conflict reporting databases to analyze the trend and actors involved in attacks within Somalia and the region. The thesis consists of six chapters, it begins by examining the Somalian conflict within the context of complexity and ungoverned space theories. In this chapter the methodology adopted in the study is also discussed in detail. The second chapter examines the clan configuration among Somali communities and the origins of 'soft -bond' networks which have shaped the nature of the conflict. The third chapter of the thesis explores the colonial and historical origins of instabilities in Somalia as well as the history of peace efforts and why they failed. In chapter four, I asses the complexity of the conflict in Somalia and discuss the logic of attack and the transformation of the conflict over the years. Chapter five discusses the implications of the Somalian conflict on national and regional security, while chapter six which is also the findings section discusses the nexus between the Somalian conflict and the socio -economic, political and cohesion aspects of the society. The study argues that the impact of the situation in Somalia on the region is aggravated by three issues often overlooked. One is the emergence of ungoverned spaces in the country that allows criminal groups to recruit, train and carry attacks within and outside the country. Second is the transformation of the conflict itself from a civil war into organized crime making the situation intractable. This has not only continued to pose serious security threats to Somalia and her neighboring countries but also undermined peace efforts as perpetuators of these criminal activities continue to benefit from the instability in the country. The third element that has made the conflict adopt a regional dimension is the perception of the involvement by regional countries in the crisis which continues to influence the logic of attack in the country. The study identifies these three issues as critical barriers to peace in the Horn of Africa.
Human rights violations and the failure of the democratic transition in Myanmar
This thesis examines the practices of human rights violations in terms of democratic transition in Myanmar. This study argues that the democratic transition of Myanmar is ruptured through the violations of human rights, with the oppression over the opposition and ethnicity politics, predominantly occurred after the military has seized the power as coups (d'état) two times in 1962 and on the 1st February 2021. The coup ends up with a civil war, the rejection of the democratic election results, and disclaiming of the minority's rights. The study problematizes the challenges Myanmar encounter in democratic transition evident by the human rights violations, in the case of Rohingya Muslims. Rohingya Muslims are remained stateless according to 1982 citizenship law and Rohingyas were not recognized as a minority in Myanmar. These facts make Rohingya pretty fragile to human violations. The research employs qualitative research design in a descriptive way and aims at mapping the violation of the human rights and practices minorities rights in Myanmar as the region witnesses an ongoing democratic transition in which dreadful challenges led to political uncertainty. Struggling political crises mainly show up as consecutive military coups, causing humanitarian crises with a lack of deliberation, which is a requirement of a democratic regime. Keywords: Democracy, Human Rights Violations, Myanmar, Military, Minority Rights. Rohingya,
Federalism in Somalia: Debates on the culture and the power distribution
This thesis examines whether Somalia is federal state or not, as well if the Somali government allows division of power to its member states. This thesis problematizes whether clan-based Somalia society with ethnic diversity appropriate federalism, departing from the concepts of division of power, between the central government and federal states. Therefore, this study looks at how the institutions function politically, by recalling all previously written literatures and the necessary sources, such as, articles, books. Somalia embraced federalism officially in 2012, but had practiced since 2000 by different transitional governments. The objective of this research is to question to what limits federalism is operated in Somalia, then study and discuss how culture and society in Somalia find a place in federalism, so the main questions of this thesis are. Is Somalia a federal state? Is Somalia adopting division of power? Finally, the research will also bring up the discussion on federalism with a society with tribal and ethnic diversity in the continent of Africa. Numerous countries operate federalism such as Nigeria, Senegal, Uganda, Ethiopia in Africa. These countries achieved to practice federalism to some extent, for instance division of power, giving some power to member states, provided social compatibility, functioned with their institutional organization. This study aims at giving an insight to the upcoming researchers, policy makers, political science scholars, and international organizations specially those put efforts in understanding the experience of federalism in the whole Horn of Africa. Keywords: Somali, division of power, ethnicity, federalism, culture.
Siyasal sistemlerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması: Örnek ülke incelemeleri
Yönetim sistemleri veya siyasal sistemler, devletlerin ve kurumların yönetimi için hükmetme gücünün kimin elinde nasıl bulunacağını belirleyerek ortaya çıkan ve gelişen devlet iktidarı türlerini ifade etmektedir. Çeşitli hükümet sistemlerini oluşturmak için geçmiş çağlardan beri sınıflandırmalar mevcuttur. Herhangi bir zamanda varlığını gösteren ve işleyen siyasal kurumların oluşturduğu yapı siyasal sistemlerdir. Bu kurumlar arasında etkileşim ve koordineli bir çalışma söz konusudur. Siyasal sistem ülkenin kültürel, sosyal, ekonomik ve diğer yapıları ile etkileşim halindedir. Fakat kurumlar bir devletin sadece yapısını oluşturur, genel özelliklerini ise seçim sistemleri, siyasal güçleri, partilerin yapısı, vatandaşların siyasete katılımı gibi etmenler oluşturur. Üst düzey devlet yöneticisi, devlet kurumların da ilgili olduğu alt birimlerde mevzuatlar ile ilgili uygulamaları denetler ve benzer görevleri yürütürler. Demokrasi, dünyadaki tüm devlet ve bireylerin kurum veya devlet politikasını şekillendirmek için sahip olduğu yönetim biçimidir. Demokrasi ölçümleri 1970'den beri Freedom House, 2006 yılından bu yana The Economist tarafından yapılmaktadır. Demokrasi endeksleri hükümetlerin siyasal katılımlarını, siyasal özgürlüklerini ve seçim süreçlerini inceleyerek hazırlanmaktadır. Demokrasi sınıflandırması açısından ülkeler; tam demokrasiler, kusurlu demokrasiler, hibrit rejimler ve demokratik olmayan rejimler olarak kategorize edilmektedir. Bu çalışmada, demokrasi sınıflandırmalarına göre ülkelerde üst düzey devlet yöneticilerinin atanması incelenecektir. Çalışmanın hipotezi; siyasal sistemlerde farklı demokratikleşme düzeylerine göre üst düzey devlet yöneticilerinin atanmasında çeşitlilikler olduğudur. Çalışmanın yöntemi, betimsel ve tarihsel araştırma yöntemleri ve belgeye dayalı veri analizidir. Bu çerçevede The Economist'e göre demokratikleşme puanları üzerinden veriler incelenerek sonuca ulaşılacaktır.
Dünyada ve Türkiye'de ceza infaz kurumlarının yönetsel açıdan dönüşümü: Kavramsal bir araştırma
Bu çalışmada ceza infaz kurumlarının tarihsel gelişimi ve yapısı hakkında ayrıntılı bir şekilde araştırma yapılmış ve ceza infaz kurumlarında yönetim sürecine ilişkin detaylı bilgi verilmiştir. Bu araştırmada, geniş bir biçimde literatür araştırması yapılarak ceza infaz kurumları hakkında bilgiler verilmiş olup, yönetim süreci ele alınmıştır. Bu araştırma sürecinde, literatürde yer alan ve ceza infaz kurumlarını ele alan tez çalışmaları, kitap, makaleler dikkate değer bir biçimde incelenerek kaynak taraması yapılmıştır. Aynı zamanda cezaevi ile ilgili çıkan yasa, tüzük, yönetmelik gibi kaynaklara da tezde yer verilmiştir. Bu kaynaklara dayanarak hükümlü ve tutukluların işledikleri suç türleri, ceza infaz sistemleri, cezaevlerinde yaşanan asayiş sorunları, ceza infaz kurumunda bulunan servislerin mahkûmlara yönelik iyileştirme ve onları ıslah etme çabaları ele alınmıştır. Bu araştırmanın amacı, ceza infaz kurumlarının tarihi geçmişi, yapısı ile ilgili literatürde var olan bilgileri ortaya koymak ve yönetim biçimleri hakkında bilgiler vermektir. Bu araştırma, kavramsal bir araştırma olup, literatürde var olan kaynakların kapsamlı bir şekilde taranması ile gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte araştırma detaylarının ortaya çıkarılması için, güncel olan; kanun, tüzük ve yönetmeliklerden de faydalanılmıştır. Veri tabanındaki bilgilerin istatistikleri alınmış ve bu alınan veriler tablo yardımıyla verilmiştir. Araştırmada taranan kaynaklardan ve diğer kanun, tüzük ve yönetmeliklerden ve araştırmanın bulgularından elde edilen bilgiler ışığından ortaya çıkan sonuçlar, tasnif edilerek tezin sonucu ortaya koyulmuştur.
Suriye'deki güvenli bölgelerde sosyal ve kültürel değişim
Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyinde oluşturduğu güvenli bölge meselesi, özellikle Suriyeli mültecilerin karmaşık durumu içinde uluslararası aktörlerin bu güvenli bölgeye ilişkin vizyonunun netliği konusunda belirsizlik olmasına rağmen, Suriye meselesinde en öne çıkan konulardan biri haline gelmiştir. Ancak, Suriye'nin çeşitli bölgelerinden güvenlik ve dini yaşam koşullarından kaçarak bu güvenli bölgeye sığın mas , bu bölgenin Suriyeliler için güvenli bir sığınak olarak önemini teyit etmektedir. Bu araştırmanın varsayımı ülkedeki farklı sosyal ve kültürel geçmişlere sahip insanların inşa edilen güvenli bölgelere sığınması sonucu sosyal ve kültürel sorunların ortaya çıkması ve muhtemel değişim sürecinin sancılı olmasıdır. Bu varsayım temelinde çalışmada sığınmacı sonucu oluşan yeni nüfus bileşenine odaklanılacak ve bunun sonucunda ortaya çıkan zorluklar ele alınarak çözüm önerileri sunulacaktır. Bu amaçla, Suriye'nin kuzeyindeki güvenli bölgenin oluşumuna yol açan siyasi, güvenlik, sosyal ve ekonomik gerçeklikleri ve olaylar tartışılacaktır. Anahtar kelimeler: Güvenli Bölge, Suriye, Sosyal ve Kültürel Değişim
2015 yılından sonra Türkiye'nin sınır ötesi askeri güç kullanımının iç siyasete etkileri
2011 yılında başlayan Arap Baharının etkisiyle Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan ve Güney sınırımızda yer alan Suriye içerinde baş gösteren iç karışıkların sonucunda ülkemize gelen yoğun göçün ve terör saldırılarının önlenmesi açısından, BM'nin 51. maddesi uyarınca başlatılan harekatlar ile, 2015 yılında kısmen "Şah Fırat Operasyonu" ile başlayan harekatların, "2016 Fırat Kalkanı, 2017 İdlip Operasyonu, 2018 Zeytin Dalı Harekâtı, 2019 Barış Pınarı Harekâtı, 2020 yılında ise halen devam eden Bahar Kalkanı Harekâtı" ile devam etmekte olup, Türkiye sınır güvenliğini koruma adına önemli adımlar atılmıştır. Türkiye, yapılan sınır ötesi askeri güç kullanımlarında Türk Savunma Sanayi'nin geliştirmiş olduğu yerli ve milli olarak üretilen teçhizatları kullanmıştır. Genel olarak bakılacak olursa; gerçekleşen operasyonların başarılı olması ve olumlu sonuçların meydana gelmesi neticesi olarak iç politika ekseninde, siyasi partilerinin seçim beyannamelerinde yapılan operasyonların olumlu ve olumsuz görüş bildiren partiler ele alınmış ve siyasi partilerin iç politika ekseninde etkin rol oynama çabası ele alınarak bu çalışma yapılmıştır.
Toplumsal hareketlere katılımda duyguların rol ve etkileri
Bu araştırma, toplumsal hareketleri ve bu hareketler içerisinde yer alan kişilerin (aktivistler) profillerini, sahip oldukları duygular üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda araştırma çeşitli toplumsal hareketlere katılmış gönüllülük esasına dayalı olarak 181 kişi ile yürütülmüştür. Veriler; Sosyal Kişilik Özellikleri (SKÖ), Bireysel Özellikler, Güven Duygusu, Öfke Duygusu, Dışlanmışlık ve Hayal Kırıklığı Duygusu, Umut(suzluk) Duygusu, Korku Duygusu, Güncel Politika/Siyasete İlgi Konusu, Toplumsal Duyarlılık/Farkındalık ve Toplumsal Hareketler ölçekleri ile elde edilmiştir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla SPSS (Statistical Package for the Social Sciences Version 25.0.0; SPSS Inc., Chicago, IL, ABD) programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonunda katılımcıların yaşı ve cinsiyetinin SKÖ, bireysel özellikler, öfke duygusu, dışlanmışlık ve hayal kırıklığı duygusu, umut(suzluk) duygusu, korku duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusu gibi hususlarda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ayrıca katılımcı bireyin çalıştığı sektörün; sosyal kişilik özelliklerini, umut(suzluk) duygusunu ve toplumsal hareketler grup ortalama düzeylerini etkilerken; gelirin, SKÖ ve toplumsal hareketlerin grup ortalama düzeylerini de etkilediği ve yaşanılan şehrin, toplumsal duyarlılık/farkındalık bakımından grup ortalama düzeyleri üzerinde yine benzer şekilde etkili olduğu görülmüştür. Bunun yanında medeni durumun, SKÖ, öfke duygusu ve güncel politika/siyasete ilgi konusunda grup ortalama düzeylerini etkilediği görülmüştür. Ek olarak ailedeki kişi sayısı ve eğitim durumunun ise hiçbir değişkeni etkilemediği tespit edilmiştir.
Türkiye'de OHAL KHK'ları ile yapılan ihraçların unvan, kurum, il değişkenleriyle incelenmesi
Türkiye'de OHAL KHK'ları ile Yapılan İhraçların Kurum, Unvan, İl Değişkenleriyle İncelenmesi isimli çalışmamızda esas olarak KHK'ların ekli listelerinde yer almak suretiyle yapılan ihraçlar değerlendirilmiştir. Kamu görevinden çıkarma işlemlerine ilişkin resmi gazete verileri incelenerek veri setleri oluşturulmuştur. İhraç edildikten sonra başka bir KHK ile kamu görevine iade edilenler, OHAL Komisyonu kararı veya Mahkeme kararı ile görevine iade edilenlerin iadelerine ilişkin durumları çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır. Oluşturulan veri setlerinde yer alan değişkenler göz önünde bulundurularak kamu görevinden ihraç edilenlerin hangi unvan, kurum ve şehir de yoğunlaştıkları tespit edilerek değerlendirilmesi yapılmıştır. Yapılan değerlendirme neticesinde FETÖ/PDY başta olmak üzere devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya grupların başla devletin stratejik kurumları olan yargı kurumları, emniyet ve eğitim kurumlarında en çok istihdamın sağlandığı unvanlarda, taşradan ziyade Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerde yoğunlaştıkları tespit edilmiştir. Yine bu kapsamdaki şahısların en çok istihdamın sağlandığı kadrolar haricinde bulundukları kurumlarda üst düzey yönetici pozisyonlarına doğru dikey yönlü yükselme imkanı olan kadrolarda da yer aldıkları tespit edilmiştir. Bu tez çalışması ve benzeri çalışmaların kamu personel rejiminde yapılacak yeniliklere de katkısının olacağı beklenmektedir.
Toplumsal hareketlerde kadın aktivizminin rolü
Toplumsal hareketler, literatürde eski toplumsal hareket ve yeni toplumsal hareket olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bu hareketler; kapsamı, konusu, aktörleri, hedefleri ve ideolojik farklılıkları dolayısıyla kadın aktivizmini şekillendirmektedir. Literatür incelendiğinde görülmektedir ki, yeni toplumsal hareketlerde, kadın aktivizminin rolü ve hareketlere etkisi büyük bir öneme sahiptir. Tarihsel süreç ele alındığında kadın aktivizminin gelişimi, farklı dönemlerde ve farklı ülkelerde çeşitli şekillerde ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmamızda kadın aktivizminin, farklı ülkelerde ortaya çıkan yeni toplumsal hareketler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Kadın aktivizminin toplumsal hareketlerdeki rolü, üç farklı ülkede meydana gelen toplumsal hareketler ele alınarak analiz edilmiştir. Bu toplumsal hareketler; Fransa'da ortaya çıkan Sarı Yelekliler Hareketi, Afganistan'da meydana gelen Taliban Yönetimi'ne karşı kadın aktivizmi ve son olarak İran'da yaşanan Mahsa Amini Olayı'nın yarattığı toplumsal hareketlerde kadınların etkisi konusudur. Kadın aktivizminin üç farklı ülkede meydana gelen toplumsal hareketler üzerindeki etkisi, sonuç bölümünde çeşitli şekillerde ortaya konulmuştur. Genel olarak, farklı konularda ortaya çıkan toplumsal hareketlerin başlamasında, ortaya çıktığı ülkeye ve uluslararası kamuoyuna yayılmasında, etkisini artırmasında ve hedeflerine ulaşmasında kadın aktivistlerin rolünün önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bir baskı grubu olarak sosyal medya: Twitter örneği
Bu tez kapsamında sosyal medya bir baskı grubu olarak ele alınmış olup, çeşitli örnekler üzerinden konu derinlemesine irdelenmiş, yapılan paylaşımlar şekiller halinde sunularak analiz edilmiş ve ardından da konuyla ilgili değerlendirmeler aktarılmıştır. Tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmanın araştırma sorusu "Sosyal medya bir baskı grubu mudur?" olarak belirlenmiştir. Araştırma, baskı grupları kavramı ile beraber sosyal medyayı da eş zamanlı olarak inceleyerek konunun derinlemesine analizini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Sosyal medya her ne kadar güncel bir kavram olsa da yer yer baskı grubu adıyla ifade edilen toplulukların önüne geçebilmektedir. Günümüzdeki en önemli konulardan bir tanesi hızlı iletişim teknolojileridir. Sosyal medya bu teknoloji sayesinde ortaya çıktığı için örgütlerin hızlı aksiyonlar almasına ve sosyal duyarlılığı geliştirmesine büyük katkı sağlamaktadır. Aynı zamanda doğruluğu ispatlanamayan bilgilerin paylaşılması da konunun bir başka boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez kapsamında yapılan uzun soluklu araştırmanın sonuçları paylaşılarak bilimsel alana katkı sağlamaya çalışılmıştır. Tez çalışması sırasında sosyal medyanın nasıl daha yararlı ve etkin bir baskı grubu olabileceği hususundaki bulgular, gelecekteki bilimsel çalışmalara yol gösterecek şekilde sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Baskı Grupları, Sosyal Medya, Twitter.
Türk siyasal hayatında Milli Görüş partileri ve bölünme kongreleri
Türk siyasetinde 1960'lı yıllar sağ ve sol ayrımının belirginleşmeye başladığı ve güçlü bir tabanın oluştuğu dönemdir. Bu dönemde özellikle sağcı olarak adlandırılan kesimlerin içinde sıkışan mütedeyyin kesimin, kendi fikirlerini benimseyen ve bu minvalde siyaset yapan oluşumlara ihtiyaç duyduğu bir zemin de oluşmuştur. Türk siyasi hayatında etkili bir hareket olan Milli Görüş Hareketinin yaşadığı ayrılıkların tespiti, yaşanılan ayrılıkların altında yatan nedenlerin belirlenmesi ve ayrılığa giden süreçlerin incelenerek Türk siyasi hayatına olumlu ve olumsuz yansıyan etkileri araştırılmıştır. Hareket kurulduğu 1969 yılından itibaren birçok siyasi badireler atlatmış, parti kapatmaları ve yasaklamalara maruz kalmıştır. Hareket siyasi hayatı boyunca dört kongre sonrası ayrışma yaşayarak bölünmüştür. Farklı anlayış ve fikirlerin oluşması sonucu ayrılıklar ve bölünmeler yaşayan hareket, tüm olanlara rağmen siyasi hayatını devam ettirmiştir. Hareketin bölünme yaşanan dört kongresinin nitel araştırma yöntemi kullanılarak incelendiği bu çalışma, literatürde yer alan belli ayrılıkların incelendiği araştırmalardan ziyade, hareketin kuruluşundan itibaren günümüze kadar yaşadığı tüm ayrılıkları ele almış, hareketin kurucu liderinin vefatından sonra yaşanan ayrılıkları da inceleyerek literatüre katkı sunulması hedeflenmiştir.
Türk siyasal hayatında tarım reformları: 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu
Tanzimat döneminden sonra Cumhuriyet tarihinde yapılan Tarım Reformları, bu reformların katma değeri, ne ölçüde başarılı olduğu araştırılacaktır. Üçüncü beĢ yıllık kalkınma planı (1973-1977) içerisinde özellikle toprak ve tarım reformlarına oldukça fazla değer gösterildiği anlaĢılmaktadır. Tarımdaki üretimin sürekliliğini sağlamaya ve tarımsal faaliyetlerde bulunanların ekonomik refahını artırmaya dayalı bu reformlar, tarım sektöründe koruyucu bir rol oynayacaktır. Toprak reformu, düĢük gelirli bir çiftçilik sınıfı yerine geliĢmiĢ bir orta sınıf yaratabilir. Reformun en önemli noktalarından biri, tarım sektöründeki potansiyel iĢsizliğin ekonomik koĢullardaki değiĢiklikler ve diğer değiĢikliklere yanıt olarak diğer sektörlere kaydırılarak ele alınmasıydı. Ek olarak, kooperatifler üzerine araĢtırmalar çiftçilere gerekli desteği sağlayacak ve mahsul üretimini artıracaktır. Üçüncü kalkınma planı, tarım sektöründe iklim koĢullarına bağımlılığı azaltmak için tarımsal faaliyetlere yatırım yapılmasını öngörmektedir. Sulanabilir olan tarım arazilerinin arttırılması ve bu doğrultuda yatırımların yapılması gerekmektedir. Tarımsal yatırım alanında öncelik temel gıda maddeleri, meyveler, sebzeler ve hayvancılığa verilmektedir. ĠĢletme yatırımlarına odaklanır. Tarıma yatırım yapmanın bir diğer nedeni de tarımsal ihracatın artırılmasıdır. Bu bağlamda araĢtırmada 1973 yılında gerçekleĢtirilen Toprak ve Tarım Reformu dönemin gazete haberleri ve TBMM tutanaklarında yer alan bilgiler ışığında incelenmiştir.
Jandarma teşkilatı ve tarihi süreç içerisinde gelişimi
Devletin bekasında hayati rol oynayan ve tarihsel gelişimi boyunca çeşitli isimlerle zikredilen güvenlik kuvvetleri ve ordunun kuruluşu, insanların bütün olarak yaşama başladığı veya devletin teşekkül ettirildiği tarih olarak bilinmektedir. Bu çalışmada güvenlik ihtiyacının karşılanmasında önemli bir görev ifa eden jandarma teşkilatı anlatılmaya çalışılmıştır. Toplumlar, insanların güven içinde yaşamaları için zamanın ihtiyaçlarına göre kanunlar çıkarmışlar ve güvenlik teşkilatlarını kurmuşlardır. Bu çalışmada hem teşkilat geçmişleriyle hem de güçlü devlet yapılarıyla ön plana çıkmış ülkelerin jandarma teşkilatı yapılarına değinilmiştir. Jandarma, Kurtuluş Savaşı sırasında ülkenin zorlu şartlarına ve örgütün lojistik gücünün yetersiz olmasına rağmen cephede savaşan birliklerin yanında yer almıştır. Bu çalışmada; Cumhuriyet yıllarından günümüze kadar güçlenen, yenilenen ve zamanla yeni yasalarla güncellenen jandarma teşkilatının bu süreci incelenmiştir. Jandarma ve polis teşkilatları; vatandaşları çeşitli suçlara mağdur olmaktan korumak amacıyla tedbirler alır. Bu çalışmada vatandaşların güvenliğini ve huzurunu sağlayan Jandarma Teşkilatının içyapısı ve işleyişi incelenmiştir. Jandarma teşkilatı yapısı ve işleyişi, İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk kuvvetlerinden ayrılmaktaydı. 668 sayılı KHK ile İçişleri Bakanlığına bağlanan jandarma teşkilatı yeni bir düzen ve işleyiş ile sürecini devam ettirmektedir. Bu çalışamada 668 Sayılı KHK ile İçişleri Bakanlığına bağlanan jandarma teşkilatının değişen idari yapısı ve işleyişi ele alınmış olup uyum sürecine değinilmiştir.
Türk Ceza Kanunu'nda göçmen kaçaklığı suçu ve göçmen kaçaklığı ile mücadele politikaları
Türk Ceza Kanunu'nda Göçmen Kaçakçılığı Suçu ve Göçmen Kaçakçılığı Suçu ile Mücadele Politikaları isimli bu çalışmada, insanın varoluşundan beri en temel eylemi olan 'göç' inceleme konusu yapılmıştır. Sosyolojik olarak pek çok sınıflandırma yolu ile tasnif edilen göç eyleminin ceza hukuku ile temas ettiği nokta 'yasadışı göç 'tür. İç savaş, ekonomik sıkıntılar, iklim krizi gibi pek çok nedenle dünyada her geçen gün göç ve göçmen sayısı artmakta ve ne yazık ki bu göçlerin büyük çoğunluğunun yasadışı yollarla yapıldığı görülmektedir. Yasadışı göç eyleminin temel süjesi olan göçmenler; kimi zaman varılmak istenen veya transit geçilen ülkeye bazı kişi veya kişi gruplarının maddi menfaat karşılığında yardım etmesi ile ulaşmaktadır. İşte tam da bu noktada göçmenler suçun konusu-mağduru olma durumunu geçmekte ve göç kavramının ceza hukukundaki görünümlerinden biri olan göçmen kaçakçılığı suçu meydana gelmektedir. Çalışma göçmen kaçakçılığı suçunu hukuki yönden incelemekle birlikte bu suç ile mücadeleye yönelik değerlendirmeler içermektedir. Bu kapsamda bir çalışmanın yapılabilmesi için öncelikle literatür taraması yapılmış; göç ile göçmen kavramları, göç çeşitleri, yasadışı göç ve uluslararası hukukta göçmen kaçakçılığına ilişkin temel düzenlemeler ile kuruluşlar incelenmiştir. Jeopolitik konumu itibariyle dünyada göç hareketliliğinin yoğun olduğu bir ülke olan Türkiye açısından yasal mevzuat incelenmesi yürürlükte bulunan kanunlar ve kadük olmuş kanunlar açısından karşılaştırma yapılmak suretiyle çalışılmıştır. Göçmen kaçakçılığının, son yıllarda uluslararası gündemin önemli konularından biri olması ve hem kişiler özelinde hem de devletler nezdinde doğan mağduriyetlerin artması bu alanda birtakım politikalar oluşturulmasını gerekli kılmıştır. Geliştirilen mücadele politikalarının, göçmen kaçakçılığı sorununun ele alınış biçimine göre çeşitlilik gösterdiği vurgulanmıştır. Göçmen kaçakçılığı uluslararası örgütlü suç içerisinde değerlendirildiğinde, uygulanmakta olan önlemler uluslararası örgütlü suçla mücadele kapsamındaki önlemlerle örtüşmektedir. Çalışma kapsamında, uygulanan ve uygulanması önerilen mücadele politikaları; Türkiye özelinde incelemeye alınmış, Türkiye'nin yakın ilişkiler içinde olduğu ve göçmen sorununu yakından yaşayan Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya ile Fransa bu kapsamda örnek seçilerek göçmen kaçakçılığı ile ilgili uyguladıkları politikalar yönünden incelenmiştir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kamu yönetimi teşkilatlanması
Kıbrıs adasının tarihsel süreçleri üzerinde durulmuş, Osmanlı Devleti öncesi ve Osmanlı Devleti dönemindeki gelişmeler incelenmiştir. Günümüzde Kıbrıs adasının ekonomik, sosyal ve siyasal yönden gelişimi açıklanmış. Döneminin güçlü ülkelerinin Kıbrıs adasını topraklarına katma nedenleri ile günümüzde Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin Kıbrıs adasına bakış açıları üzerinde çalışılmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin idari yapısı ele alınmış, ülkenin egemenliğinin göstergesi olan; yargı, yasama ve yürütme erkleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, ülkede Cumhurbaşkanlığı seçimi, Milletvekilliği seçimleri ve yerel seçimler üzerinde durulmuş, Cumhurbaşkanlığı Kurumu, Bakanlar Kurulu, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetimler üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ilçe, bucak ve belediye kurumlarının kuruluşları, yapıları organlarının seçimleri ile ilgili çalışmalar yapılarak kurumlar arasındaki ilişkiler anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Kıbrıs adasının tarihten gelen sorunu açıklanırken Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ve Yunanistan'ın çözümün neresinde oldukları çözüm için tüm tarafların üstünde anlaşmaya varabileceği bir çözüm getirilip getirilmediği, Kıbrıs sorunu için getirilen çözümlerin neler olduğu, bu çözümlerin iki tarafın öz iradesiyle mi getirildiği yoksa dayatmalar sonucunda getirilen çözüm önerileri mi olduğu üzerinde durulmuştur. Son zamanlarda Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının bulunduğu yetki alanları üzerinde çıkan sıkıntılar bu sıkıntıların çözüm yolları için hangi ülkelerin ne tür çözüm yolları getirdiği, Akdeniz'in altında bulunan enerji kaynakları ile ilgili Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bakış açılarının neler olduğu bu konu ile ilgili hangi çalışmaların yapıldığı konuları ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetim, Doğu Akdeniz
Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolü
Şiddet coğrafi sınır tanımamaktadır. Kadına yönelik şiddet ve istismar, dünyada olduğu gibi bugün Türkiye'de de en yaygın toplumsal sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet, kadının yaşam, sağlık, beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılma gibi temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorun olarak nitelendirilmektedir. Bu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınları baskı altına almayı ve üstünlük kurmayı hedeflemektedir. Aile, kadına yönelik şiddetin en sık yaşandığı ortamlardan biri olarak ifade edilmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddet uzun zamandır bilinmesine rağmen, geçmişte sadece aileyi ilgilendiren özel bir mesele olarak görülmekteydi. Ancak 1980'li yıllardan itibaren bu algı değişmiş ve kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda özellikle 90'lı yılların sonlarından 2000'li yılların başına kadar bu alanda faaliyet gösteren kadın örgütlerinin kendi kurumlarını oluşturma mücadelesinde bazı yasal değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemde yaşanan değişimler, kadına yönelik şiddetin yasa koyucular ve kamu otoriteleri tarafından toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak kabul edilmeye başlandığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolünün ortaya konmasıdır.
Türk Kamu Yönetimi'nde dijitalleşme politikaları
21. yüzyılda devletler, kamu politikaları vasıtasıyla vatandaşlarının bilgi toplumu olması yönünde çeşitli girişimlerde bulunmaktadırlar. Toplumların bilgi ve iletişim kullanımının artması ve ülkelerin her alanda dijitalleşme olgusunu kullanması ülkelerin küresel alanda rekabet gücünü arttıracaktır. Çalışmamızda Türkiye'nin kamu politikaları kapsamında son 50 yıllık bilgi ve teknoloji alanındaki gelişmeleri ele alınmakta ve bu süreçte kamusal hizmet sunumunun dijitalleşme faaliyetleri ile iyileştirilmesi için yapılan çalışmalar bağlamında yürütülmüştür. Türkiye özellikle 1990'lı yıllarda başlayan bilgi toplumu olma yolundaki politikaları ile günümüze dek sürekli gelişmiş ve vatandaşlarına birçok kamusal hizmeti dijital teknolojiler vasıtasıyla sunmuştur. Özellikle Covid-19 salgınının ortaya çıkardığı teknolojik rekabet ortamı ülkeleri dijital sektörlerin geliştirilmesi olgusu üzerinde daha fazla durulmasına yöneltmiştir. Küreselleşen dünya düzeninde fiziki sınırlar neredeyse ortadan kaldırılmış ve dijital teknolojiler sayesinde iletişim çok daha kolay hale gelmiştir. Bu alandaki gelişmelerden Türkiye'de geri kalmamış ve 2000 sonrası kamu politikası, hükümet programları ve kalkınma planları gibi kapsamlı planların içinde bilgi ve iletişim teknolojilerine yer vermiştir. Ulusal alanda toplumun her kesimine internet ve dijital cihazları götürmeyi hedef kılarak bilgi toplumu olma yolunda stratejiler geliştirilmiştir. Kamu idare teşkilatlanması içinde yeniden yapılanmaya gidilmiş ve teknoloji kavramı genel politikalar kapsamından alınıp başlı başına bir politika halini almıştır. Kamu hizmet sunumlarının vatandaşlara ulaştırılmasında bürokratik engeller mümkün olduğunca kaldırılmış ve vatandaşların hizmete doğrudan erişimi ön planda tutulmuştur. E-devlet tabanlı uygulamalarla bireylerin yer ve zaman kısıtlaması olmadan hizmetlere ulaşması sağlanmıştır. Geleneksel devlet yaklaşımından yeni kamu yönetimi yaklaşımına geçiş ile birlikte vatandaşların karar süreçlerine katılımı sağlanmıştır. Bireyler dijital e-uygulamalar sayesinde merkezi ve yerel yönetimlerin faaliyetleri hakkında görüş ve düşüncelerini anlık olarak ilgili yerlere aktarma fırsatı bulmuşlardır. Kamu yönetimi ve kırtasiyecilik alanında maliyetler azaltışmış ve birçok resmi süreçler dijital uygulamalar sayesinde gerçekleştirilmiştir. Türkiye'nin uluslararası alandaki rekabet gücünü arttırmak için kamu yönetimi ve toplum nezdinde son 20 yılda gerçekleştirdiği dijital dönüşüm, sürekli değişen ve gelişen dünya düzeninde gelecekte de Türkiye gibi bütün dünya ülkeleri için önemini korumaya devam edecektir.
TE-SAT raporları çerçevesinde Avrupa Birliği'nin terörizm olgusuna bakışı
Bir olgu olarak terörizm, insanlık tarihi kadar eskidir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi (DTM) ve Pentagon binasına yönelik düzenlenen terör saldırıları ile birlikte terörizm, küresel bir boyut kazanmıştır. 1960 ve 1970'li yıllardan itibaren ise bu olgu, hem Avrupa hem de Avrupa Birliği (AB) için de ciddi bir tehdit oluşturmaya başlamıştır. Bu olgu, tüm insanlık için küresel bir tehdit olarak günümüzde de varlığını sürdürmeye devam etmektedir. 11 Eylül saldırılarından önce, AB ve üye devletleri, terör tehditlerine karşı tam anlamıyla hazırlıklı değillerdi. Ancak, 1990'lı yıllardan sonra AB üye devletleri arasında terör konusunda iş birliği ve koordinasyonu sağlamak amacıyla AB tarafından "Avrupa Birliği Kolluk Kuvvetleri İş Birliği Ajansı (Europol)" kurulmuş ve bu kurum, 1999 yılında tam anlamıyla faaliyete geçmiştir. AB, Madrid (2004) ve Londra (2005) terör saldırılarının ardından yeni, potansiyel ve küresel terör tehditleriyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu tür tehditlerin üstesinden gelebilmek için AB bir araç olarak çeşitli stratejiler, programlar, planlar ve belgeler geliştirmiştir. AB'nin terörle mücadele politikalarındaki temel araçlarından biri ise, Europol tarafından 2007 yılından itibaren yayımlanan "Terörizm Durum ve Eğilim Raporları (TE-SAT Raporları)" olmuştur. Bu Yüksek Lisans Tezinin amacı, AB'nin terörizme bakış açısını TE-SAT Raporları çerçevesinde ortaya koymaktır. Bu Raporlar, AB'nin yıllık terörizm durumunu ve eğilimlerini göstermek için AB üye devletleri ve diğer ilgili aktörler tarafından sağlanan nitel ve nicel verilerden oluşmaktadır. Bu Raporlar'ın terörle mücadeledeki kilit rolü, Europol'ün AB'nin terörle mücadele politikaları özelindeki iş birliği ve koordinasyon işlevini yansıtmasıdır.
Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımında muhafazakarlığın rolü
Geleneksel toplum sahip oluğu dini, kültürel, geleneksel değerler çerçevesinde kadına ve erkeğe birbirinden farklı roller biçmektedir. Kadının ve erkeğin cinsiyetine uygun görülen rollerine olan bağımlılığı toplumda önemli görülmektedir. Rollerini benimseyen kişiler toplumda kabul görürken, benimsemeyen kişiler dışlanarak cezalandırılmaktadır. Muhafazakar düşünce dini değerler ile geleneksel toplumun değerlerini harmanlayıp bireylerin bu çerçevede hareket etmesini desteklemektedir. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerine değinilerek, muhafazakar söylemin Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımını ne derecede etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile cinsiyeti sebebiyle dezavantajlı olan kadının muhafazakar kimliği ile çalışma hayatına katılma ve çalışma hayatında ayakta kalma mücadelesi incelenmiştir. Bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerinin muhafazakar düşünceyle birleşince çalışma hayatının her evresinde kadın açısından olumsuz durumların artmasına sebep olduğunu, bu doğrultuda yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri ele alarak konuya dair çözümler adına farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmakta ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan kendini muhafazakar olarak tanımlayan 14 kadınla derinlemesine mülakat gerçekleştirilmektedir. Dini yaşantıyı temeline alan ve geleneksel rollerin gerekliliğini savunan muhafazakar düşünceye bağlı olan kadınların çalışma hayatına katılımının her aşamasında olumsuzluklara maruz kaldığı saptanmaktadır.
Türkiye'nin yerel yönetimler politikası
Bu tezde Türkiye'nin yerel yönetimler geçmişi ele alınmış ve bu yerel yönetimlere dair sorunların nasıl çözümlenmesi gerektiğine yönelik üretilen politikalar ile kendi yerel sistemini şekillendirmek için yaptığı politikalar tarihsel gelişimleri ele alınarak incelenmeye çalışılmıştır. Türkiye'de siyasi iktidarların kendi bakış açılarından yerel yönetimlere dair yaptıkları politikalar ve daha sonrasında gelen hükümetlerin bu politikaları sil baştan değiştirmesi veyahut da ortadan kaldırması ile birlikte istikrarlı ve düzenli bir anlayışın hâkim olamaması sonucunda bu alanda problemlerin bitmemesine neden olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'nin Osmanlı'dan miras aldığı yerel yönetim sistemi ile birlikte Cumhuriyet sonrasında bu alanda yaşadığı sorunlar ve buna yönelik getirilen çözümler ve şekillenen kamu politikaları ele alınmıştır Tez, giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm, üçüncü bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde yerel yönetimlere (il özel idaresi, belediye, büyükşehir belediyesi, köy) dair kavramsal bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu bakımdan Türkiye'de yerel yönetimlerin geçmişi ve gelişim süreci, yerel yönetimlerin yasal mevzuattaki yerine değinilmiştir. Yine Türkiye'nin yerel yönetimler için kendi yapısında yaptığı reformlar ve taraf olduğu uluslararası anlaşmalar bilimsel bir çerçeveden ele alınmaya çalışılmıştır. İkinci bölüm de kamu politikası kavramsal çerçevede ele alınıp incelenmiştir. Kavramlar biraz daha detaylı bir biçimde incelenmiş, kamu politikasının hazırlanma aşaması, uygulanma aşaması ve değerlendirme aşamalarında nelerin yaşandığı ve nasıl bir yol izlendiğini ve buna yönelik analizin temellerinin nasıl atıldığının üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de uygulanan kamu politikasında etkileri olan kurumlar ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ele alınmaya çalışılmıştır. Özelde ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde yeni kamu politikası aktörleri incelenmiş özellikle Cumhurbaşkanlığı Politika Kurulları ve Cumhurbaşkanlığı Ofislerinin sahip oldukları konumlarının ve işlevlerinin üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise Türkiye'de yerel yönetimlerin sorunlarına karşı yapılan çözümlerin neden başarısız oldukları üzerinde durulup, bundan sonra belirlenecek çözümlere dair kamu politikalarının geliştirilmesinin nasıl olması ile ilgili değerlendirme yapılmıştır Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yerel Yönetimler, Kamu Politikası.
Moral Panik Kuramı çerçevesinde medyanın göçmen/mülteci/sığınmacılara yönelik algısal etkileri
Bu çalışmada, göçmenlere yönelik olumlu ya da olumsuz genel tutumların veya genelleştirilmiş inançların oluşmasında medya tarafından üretilen moral paniklerin ne denli etkili olduğu ve hipergerçeklik kuramı ile moral panikler arasındaki benzerliğin imkânı sorgulanmıştır. Çalışmada "göçmen/mülteci/sığınmacıları" ele alan yazılı basının dijital platformlarında yer alan haberler moral panik kuramı çerçevesinde ele alınmış ve hipergerçeklik kuramı ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmanın yöntemi "Durum Çalışması" ve "Eleştirel Söylem Analizi" olarak belirlenmiştir.
Kamu güvenlik politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın yeri ve önemi
Bu çalışma, kamu güvenliği politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın rolünü ve önemini incelemektedir. Temel amaç, kamu güvenliği politikalarının etkinliğini artırmak, toplumların güvenliğini sağlamak ve güvenlik tehditleriyle başa çıkmak için istihbaratın nasıl kullanılabileceğini anlamaktır. Literatür taraması ve uzman görüşlerine dayanarak, istihbaratın tanımı, işlevleri ve kamu güvenliği politikalarıyla ilişkisi incelenmiştir. Analitik bir yaklaşımla elde edilen bulgular, istihbaratın etkin bir şekilde nasıl kullanılabileceğini ve güvenlik tehditleriyle nasıl başa çıkılabileceğini vurgulamaktadır. Çalışma, nitel araştırma yöntemi ile birincil ve ikincil kaynaklardan elde edilen verilerin analizine dayanmaktadır. Literatür taraması, akademik makaleler, konuya ilişkin yazılan kitaplar ve diğer ilgili kaynaklar üzerinden yapılmıştır. Ayrıca, uzman görüşleri ve kamu güvenliği politikalarıyla ilgili hazırlık ve uygulama aşamalarının incelenmesi önemli bir yöntem olmuştur. Bu yöntemlerle elde edilen bulgular, kamu güvenliği politikalarının geliştirilmesinde istihbaratın önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, kamu güvenliği politikalarının ve stratejilerinin geliştirilmesinde istihbaratın kritik bir rol oynadığını göstermektedir. İstihbaratın etkin kullanımı, toplumların güvenliğini sağlama ve güvenlik tehditlerine karşı önlem alma konusunda önemli bir araçtır. Bu nedenle, kamu güvenliği politikalarının oluşturulması ve uygulanmasında istihbaratın dikkate alınması ve stratejik bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
Sosyal belediyecilik: Kırıkkale Sulakyurt Belediyesi örneği
Kamu yönetimi sisteminin önemli bir yanı olarak belediye yerel yönetimleri, demokratik katılım birimleri olmanın yanı sıra kamusal mal ve hizmetlerin yerindelik (subsidiarity) ilkesi çerçevesinde etkin ve verimli bir şekilde sunulmasının da önemli bir aracı olarak işlev görmektedir. Klasik belediyecilik hizmetlerinin ön planda olduğu bir dönemi müteakip 1970'li itibaren sosyal belediyecilik yönüyle öne çıkan belediyeler, sosyal devlet uygulamalarının yerel düzeyde hayata geçirilmesi ve sosyal belediyecilik bağlamında giderek daha önemli hâle gelmiştir. Yerel düzeyde toplumun dezavantajlı kesimlerine yönelik sosyal hizmetlerin sunumunda başat aktör hâle gelen belediyelerin bu yükselişi, özellikle 1990'lardan itibaren belirginleşen küreselleşme ve yerelleşme dinamikleri çerçevesinde ortaya çıkan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal gelişmelere paralel olarak günümüzde de artarak devam etmektedir. Sözü edilen gelişmelerin ve özellikle kentleşme süreçlerinin realize ettiği iklim bağlamında gençlik hizmetlerinden spor ve yaşlı bakım hizmetlerine, ulusal ve uluslararası göç hareketleriyle hız kazanan yeni sosyal ve ekonomik sorunlardan kentsel yoksulluğun belli başlı dışsallıklarını ortadan kaldırmaya kadar geniş bir yelpazede, sosyal belediyecilik uygulamalarının giderek daha önemli hâle geldiği görülmektedir. Altı çizilen çerçevede bu çalışmanın amacı, sosyal belediyecilik uygulamaları bağlamında Sulakyurt Belediyesi örneğinin incelenmesidir. Bu kapsamda öncelikle belediye yerel yönetimlerinin kuramsal, kavramsal çerçevesi, sosyal belediyecilik yaklaşımıyla ilişkilendirilerek irdelenmiş, sonrasında ise sosyal belediyeciliğin Türkiye pratiği temel özellikler, başlıca nitelikler, sorunlar ve çözüm arayışları bağlamında ele alınmıştır.
Türkiye ile Azerbaycan'ın kamu yönetimi teşkilatlarının karşılaştırılması
Devlet vatandaşların tek başlarına karşılayamadıkları ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturulmuş bir örgüttür. Devlet kamu yönetimleri vasıtasıyla hizmet sunar. Kamu yönetimi için ise belli bir kamu yönetimi teşkilatının var olması gerekmektedir. Bu durumda her ülke kendi sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşantısına, birikimine göre bir yönetim yapısı benimseyerek ve kendi yapısına uygun kamu yönetimi teşkilatı oluşturarak idare edilmektedir. Ülkedeki kamu yönetimi sunumu belirli bir kamu yönetimi teşkilatlanması ile gerçekleştirilmektedir. Bu teşkilatlanma her ülkede farklı olabilmektedir. Çünkü her ülkenin geçmişte ve bugün içinde bulunduğu durumlar kamu yönetimi teşkilatını doğrudan etkileyebilmektedir. Böylelikle her ülkede farklılaşan kamu yönetimi teşkilatlarının neler olduğu, benzerliklerinin ve farlılıklarının neler olduğu, karşılaştırmalı kamu yönetimi ile ortaya çıkarılabilmektedir. Bu çalışmada da Türkiye ve Azerbaycan'ın kamu yönetimi teşkilatlarının nasıl olduğu, nasıl bir yapıda oluşturulduğu, her iki ülkenin yönetim sistemleri ve buna bağlı olarak merkezi ve yerel yönetimler açısından nasıl teşkilatlandığı güncel bilgiler dahilinde açıklanarak karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma yapılırken, her iki ülkenin birbirine benzeyen ve birbirinden farklı olan özelliklerini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Çalışma giriş ve sonuç hariç üç ana bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde Türkiye'deki kamu yönetimi teşkilatı, ikinci bölümünde Azerbaycan'da kamu yönetimi teşkilatı, üçüncü bölümünde ise Türkiye ve Azerbaycan'ın kamu yönetimi teşkilatlanması bakımından karşılaştırılması yer almaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma tekniklerinden karşılaştırma tekniği kullanılmıştır.
Türk kamu yönetimi sisteminde dijital dönüşüm süreci
Dijitalleşme, her alanda olduğu gibi kamu yönetimi sisteminde de önemli değişimleri beraberinde getirmiştir. Kamusal hizmetlerin dijital olarak sunulması hem devlet hem vatandaşlar açısından birçok maliyetten tasarruf sağlamıştır. Dijital vatandaşlık kavramı ortaya çıkmış, vatandaşlar kamu politikası oluşturma süreçlerinde aktif rol almaya başlamıştır. Dijital dönüşüm, günümüzde iş yapış biçimlerini değiştiren bir faktör olmanın yanı sıra, bir gelişmişlik göstergesi haline gelmiştir. Çalışmada uluslararası kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlarda, ülkelerin dijital gelişmişlik düzeyine dair ölçülen endeksler veri olarak kullanılmıştır. Geleneksel devlet ile dijital devlet arasındaki farklar ortaya konmuştur. İlk bölümde Türk kamu yönetim sistemi yapısal ve örgütsel açıdan incelenmiş, ikinci bölümde Türk kamu yönetiminin dijital dönüşüm süreci tarihsel bağlamda ele alınarak, bu doğrultuda hayata geçirilen projeler ve uygulamalardan bahsedilmiştir. Süreci koordine eden Dijital Dönüşüm Ofisi'nin çalışmalarına yer verilmiştir. Son bölümde ise sürecin analizi yapılarak, dijitalleşmenin kamu yönetimine, kamusal hizmet sunumlarına ve politika oluşturma süreçlerine olan etkileri incelenmiştir. Tüm kişisel verilerin dijital ortama aktarıldığı günümüzde önem verilmesi gereken siber güvenlik konusu da ele alınmıştır. Dijital dönüşüm, beraberinde getirdiği riskler göz önünde bulundurularak, ulusal menfaatler doğrultusunda planlı ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmelidir.
Bireycilik ve toplumculuk ekseninde Türkiye'de TV dizilerinin kültürel değişime etkileri
Bu çalışmada Türk televizyon dizileri ve diğer dijital platformlar üzerinden sosyal mühendislik ya da toplum mühendisliğinin söz konusu olup olmadığının incelemesi yapılacak ve bu nitelik, bireycilik ve toplumculuk kuramları ekseninde gerçekleştirilecektir. Bu inceleme ile birlikte bu durumun toplumsal ve kültürel etkileri açıklanmaya çalışılacaktır. Söz konusu etkilerin toplumsal düzen, toplumsal refah ve toplumsal güvenlik açısından önemini vurgulamak ve sosyal bilincin diziler ve dijital içerikler tarafından nasıl bir etki altına alındığının gözlemlenmesi ve konu ile ilgili sorunların çözümlerini ifade etmeye çalışmak amaçlanmaktadır. Bu çalışma Bireycilik, Toplumculuk ve bu konulara dair kuramların oluşturduğu fikirleri, televizyon ve dijital platform dizilerinin popüler kültür akımlarını ne kadar temsil ettiğini, küreselleşmenin toplumsal düzen üzerindeki etkisinde televizyonun rolünü ve kültürel değerlerin neden dikkatle korunması gerektiği konularını kapsamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemleri olan gözlem, temel kaynak ve yayınların incelenmesi(literatür taraması) gibi teknikler kullanılmıştır. Bulgulara göre Bireycilik ve Toplumculuk kuramları genellikle yanlış yorumlanmakta ve toplumu oluşturan bireyler kültürel değerleri farklı açılardan ele almaktadır. Doğu-Batı kültür ve medeniyet çatışmaları devam etmekte ve Doğu kendini Batı'nın her anlamda gerisinde konumlandırmaktadır. Batı'nın ekonomik, teknolojik ve siyasi üstünlüğü, Doğu toplumlarını "Batı Özentisi" haline getirmekte ve dolayısıyla kültürel değişim "olması gereken" değil "olması gerektiğine inanılan" şeklinde gerçekleşmektedir.
Sosyal belediyecilik, sosyal yardım ve kadınlar: Çankırı Belediyesi örneği
Küreselleşmeyle birlikte dünya genelinde merkezi ve yerel yönetimlerde önemli değişimler yaşandı. 1980'lere kadar kamu hizmetleri, toplum içinde eşitlik sağlama amacıyla yürütülüyordu. Ancak 1980'lerden sonra neoliberal politikaların etkisiyle, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi yönünde adımlar atıldı ve devletin piyasaya müdahale etmemesi gerektiği düşüncesi benimsendi. Refah düzeyinin artması, eğitim, konut, sağlık ve iş istihdamı gibi önemli konuların etkili bir şekilde yönetilmesi toplum için hayati öneme sahiptir.1980'den sonra Türkiye'de sosyal hizmetlerin büyük bir kısmı belediyelere devredildi. Bu süreç, yerel yönetimlerin toplumun ihtiyaçlarını daha etkin bir şekilde karşılamasını amaçlıyordu. Ancak özelleştirme politikalarının etkisiyle bazı hizmetlerin kalitesinde ve erişiminde zorluklar yaşandı. Dolayısıyla, belediye hizmetlerinin sürdürülebilirliği ve etkinliği için dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Bu, hem özel sektörün rolünü hem de devletin sorumluluklarını göz önünde bulundurmayı gerektirir. Çalışmada, Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemlerde belediyelerin gelişimi ve dönüşümü incelenirken, yerel yönetimler açısından sosyal belediyecilik kavramı ele alınmıştır. Sosyal belediyecilik anlayışı, belediyelerin sadece altyapı hizmetlerini değil, aynı zamanda toplumun sosyal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak hizmet sunmalarını ifade eder. Bu bağlamda, Çankırı Belediyesi örneği üzerinden sosyal belediyecilik uygulamaları incelenmiştir. Özellikle, kadınlar için sunulan hizmetler bu analizin merkezinde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Yerel yönetimler ve Sosyal Belediyecilik, Çankırı Belediyesi
Siyasette kadın temsili Meral Akşener örneği: 2018-2023 seçimleri
Geçmişten günümüze kadar var olan toplumlar belirli kültürel normlar yasalar çerçevesinde şekillenmiştir. Oluşturulan bu normlar ile birlikte yaşamın sürdürülmesi sağlanmaya çalışılmış böylece kaos ya da düzensizlik yerine düzen ve istikrarın var olduğu bir sistem hedeflenmiştir. Ancak toplumlar tarafından oluşturulan bu normlar eşitlik açısından toplumun bütün bireylerine aynı derecelendirmeye tabi tutamamış ve toplumsal alanda da bu sebeple çatışmalar var olmuştur. Toplumsal alanda var olan ilk ve en temel çatışma alanlarından biri de hiç kuşkusuz kadın ve erkek arasında var olan çatışmadır. Kadınlar ve erkekler cinsiyetlerinden kaynaklı bazı roller atfedilerek bu rollere uygun davranmaları gerektiği düşüncesi hâkim olmuştur. Siyaset de kadınların değil erkeklerin egemenlik alanı olarak benimsenmiştir. Kadınların siyasette var olabilmeleri için mücadeleler verilmiş ve bu haklı mücadeleler neticesinde siyasi haklarına sahip olabilmişlerdir. Çalışmanın ilk olarak üzerinde durduğu konu kadınların siyasal hak mücadelesi ve sonrasında elde ettikleri kazanımlar olmuştur. Çalışma Türkiye özelinde bu kazanımlarla siyasette bir yere gelmiş kadınlar üzerinden siyasette kadın temsilinin bir örneğini ortaya koymayı amaçlamıştır. 2018-2023 arası İyi Parti genel Başkanı Meral AKŞENER'in söylemlerini inceleyen çalışmada, kadın lider ve toplum üzerindeki etkisinin analizi yapılmıştır.
Etnik kimlik, göç ve organize suç ilişkisi
Tezin Başlığı: Etnik Kimlik, Göç ve Organize Suç İlişkisi Tezin Yazarı: Esra BİLGİOĞLU Üniversite/Enstitü: Çankırı Karatekin Üniversitesi/ Sosyal Bilimler Enstitüsü Anabilim Dalı: Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı/ Tezli Yüksek Lisans Programı Danışman: Prof. Dr. Ertan BEŞE Sayfa Sayısı: 117 Bu çalışma, organize suç örgütlerinin yapısal ve işlevsel dönüşümünü göç ve etnik kimlik ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Küreselleşme ve modernleşmeyle birlikte sınırların daha geçirgen hâle gelmesi, göç hareketlerinin yoğunlaşmasına ve bu hareketlerin organize suç örgütleriyle kesişmesine neden olmuştur. Göçmen ve mültecilerin yasa dışı yollarla ülkeler arası geçiş yapmaları, onları suç örgütlerinin ağına düşürme riskini artırmakta; hedef ülkelerde ise dışlanma, fırsat eşitsizliği ve ayrımcılık gibi sebeplerle bu bireylerin organize suç yapılarına katılımı kolaylaşmaktadır. Etnik kimlik bu bağlamda, yalnızca kültürel bir aidiyet değil, aynı zamanda örgütlenme ve korunma aracı olarak da işlev görmektedir. Çalışma, göç ve etnisitenin organize suç yapıları üzerindeki etkisini sosyolojik ve kriminolojik kuramlar çerçevesinde değerlendirmektedir. Temel araştırma soruları; etnik kimlik ve göç olgularının organize suçtaki rolü ile bu yapıların söz konusu olguları nasıl bir fırsata dönüştürdüğünü sorgulamaktadır. Tezde nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, betimleyici ve yorumlayıcı analiz yaklaşımıyla örnek olaylar üzerinden karşılaştırmalı örnek olay analiziyle incelenmiştir. Japonya'dan Yakuza, ABD'den Mara Salvatrucha, İtalya'dan Ndrangheta ve Türkiye'deki organize suç yapıları teorik çerçeveyle ilişkilendirilerek incelenmiştir. Çalışma, literatürde çoğunlukla ayrı ele alınan göç, etnik kimlik ve organize suç konularını bir araya getirerek disiplinlerarası bir boşluğu doldurmakta ve politika yapıcılar için uygulanabilir öneriler sunmayı hedeflemektedir. Bu yönüyle hem akademik hem toplumsal düzeyde önemli katkılar sunmaktadır.
Türkiye ve Azerbaycan hükümet sistemlerinin karşılaştırılması
Hükümet sistemleri devletlerin sosyal, ekonomik ve siyasal özelliklerini yansıtmaktadırlar. Her devlet, kendi sosyal, ekonomik ve siyasal özelliğine uygun hükümet sistemini belirlemek üzere birçok çalışma gerçekleştirmektedir. Devletler tarihleri boyunca farklı hükümet sistemlerini de kullanabilmektedirler. Nitekim insan hayatı devamlı hareket halinde olduğu için devletler de devamlı hareket halindedir. Çalışmamızda bu bağlamda soy ve kültür anlamında benzer olan Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümet sistemleri incelenmiştir. İki devletin geçirdiği siyasal aşamalar birbirlerinden farklılıklar arz etmektedir. Ancak hükümet sistemlerinin de birçok benzer noktası bulunmaktadır. Bu anlamda çalışmamızda iki devletin hükümet sistemleri detaylı bir biçimde incelenerek karşılaştırma yapılmıştır. Çalışma sonucunda her iki devletin kullandığı hükümet sistemlerinin birçok benzer noktasının yanı sıra çeşitli farklılıklara da sahip olduğu görülmüştür.
Türkiye'nin güvenlik yönetimi bağlamında 2015 sonrası Suriye'ye gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonlar
Bu çalışma, Türkiye'nin 2011 sonrası Suriye merkezli güvenlik tehditlerine karşı geliştirdiği stratejileri; uluslararası hukuk, güvenlik yönetimi ve terörle mücadele politikaları çerçevesinde analiz etmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde güvenlik, millî güvenlik ve sınır güvenliği kavramları kuramsal düzeyde ele alınmış, Türkiye ile Suriye arasındaki sınır güvenliği sorunu incelenmiştir. Devamında, uluslararası hukuk kapsamında Türkiye'nin meşru müdafaa hakkı ve sınır ötesi operasyonların hukuki temelleri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde, terör kavramı, çeşitleri ve mücadele yöntemleri kuramsal temelde açıklanmış; Türkiye'nin IŞİD/DAEŞ, PKK/PYD/YPG, HTŞ ve ÖSO gibi aktörlerle mücadelesi tarihsel süreç ve güncel gelişmeler ışığında incelenmiştir. Üçüncü bölümde, 2015 sonrası dönemde gerçekleştirilen sınır ötesi askerî operasyonlar (Şah Fırat, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı) operasyonel, stratejik ve diplomatik boyutlarıyla değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde, Türkiye'nin güvenlik politikasının sadece askerî öncelikli değil, aynı zamanda diplomatik ve sosyo-politik boyutları kapsayan çok katmanlı bir paradigma haline geldiği vurgulanmıştır. Çözüm süreci tartışmaları, PKK/PYD/YPG'nin devletleşme eğilimi ve HTŞ lideri el-Colani'nin siyasi dönüşümü, yeni güvenlik stratejileri bağlamında analiz edilmiştir.
Ombudsmanlık Kurumu: Türkiye-Azerbaycan karşılaştırması
Kamu yönetimi içinde yer alan denetim mekanizmalarının temel amacı, kamu kurumlarının faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu sağlamak, idarenin keyfi kararlar almasını önlemek ve vatandaşın haklarını korumaktır. Aslında denetim, sadece yönetim sürecinin ayrılmaz bir parçası değildir. Aynı zamanda demokratik bir devletin de kritik bir yapı taşıdır. Zamanla bu denetim kavramı, iç ve dış denetim olmak üzere ikiye ayrılsa da amacı hep aynı kalmıştır. Netice itibariyle de kamu kurumlarının işleyişini iyileştirmede, düzenin sağlanmasında ve bilhassa hesap verilebilirliğin güvence altına alınmasında önemli bir işlev görmüştür. Bu çalışmada, Türkiye ve Azerbaycan örnekleri referans alınarak bir kıyaslama yapılmıştır. İki ülkedeki kamu denetim kurumları da hem yapısal özellikleri bakımından hem de hukuki temelleri bakımından uygulamadaki yansımalarıyla beraber irdelenmiştir. Yöntem olarak, nitel araştırma tekniklerinden biri olan belge analizi tercih edilmiştir. Bunun yanı sıra ombudsmanlık kurumunun kamu yönetimindeki yeri, sahip olduğu yetkiler, başvuru süreci ve bu kurumların kamu yönetimi üzerindeki denetleyici rolleri de incelenmiştir. Yönetimle denetim arasındaki sıkı ilişki de değerlendirilmiş ve bu ilişkinin kamu gücünü nasıl sınırlayıp vatandaş lehine kullanılabildiği ortaya konulmuştur. Araştırma sonucunda, Türkiye ve Azerbaycan'daki ombudsmanlık kurumlarının uygulama ve toplumsal etkiler yönünden bazı farklılıklar barındırdığı görülmüştür. Her iki ülkede de bu kurumların hukuk devleti ilkesine katkı sağladığı, idari işlemlerin denetlenmesinde tarafsız bir duruş sergilediği ve kamuya hesap verebilirliği artırdığı söylenebilir. Hem mevzuat hem de uygulama yönünden yapılan değerlendirmeler, denetim mekanizmasının sadece düzeni sağlamakla kalmayıp bireylerin haklarını koruma konusunda da etkili bir araç olduğunu ortaya koymuştur.
Premodern dönem siyasal meşruiyet anlayışlarının epistemolojik açıdan değişimi
Bu çalışmada, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan değişimi ele alınmıştır. Siyasal meşruiyet, iktidarın varlığını mümkün kılabilmek için insanların onayını sağlayan değer referanslarına işaret etmektedir. Siyasal meşruiyete ilişkin fikirlerin tarih boyunca farklı sosyal, siyasal ve iktisadi koşullar etkisinde değiştiği söylenebilmektedir. Çalışmanın amacı, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyete dair düşüncelerin epistemolojik değişimini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda siyasal meşruiyet kavramsallaştırmasının çerçevesi ve tarihi seyri incelenmiştir. Ardından Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirleri kronolojik bir değerlendirmeyle tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra da bu fikirlerin siyasal epistemoloji açısından ne gibi bir değişimi yansıttığı tahlil edilmiştir. Çalışmada nitel yaklaşım tercih edilmiş, seçili siyasal meşruiyet düşünceleri üzerinden değişen siyasal epistemoloji somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Literatürdeki kitaplar, kitap bölümleri, bilimsel makaleler ve çevrimiçi internet sitelerinden yararlanılarak, doküman analizi yöntemiyle Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin değişimi açığa çıkartılmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Premodern Dönem'de siyasal meşruiyetin epistemolojik açıdan metafizik referanslara dayandığı görülmüştür. Siyasal iktidarın meşruluğunun atalar kültü, mit, efsaneler ve din gibi metafizik unsurlara dayalı olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte Erken Modern Dönem'le beraber siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik açıdan, dünyevi siyasal iktidarlara, insana, bilime ve hukuka atıfla oluşturulduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışma siyaset felsefesi ve siyasal düşünceler tarihini, Premodern Dönem siyasal meşruiyet fikirlerinin epistemolojik değişimi bakımından değerlendirmeyi önermektedir. Böylece yapılacak çalışmalarla siyasal meşruiyet fikirleri daha kapsamlı biçimde irdelenebilecek, siyasal düşünceler tarihi ve siyaset felsefesi literatüründeki siyasal meşruiyet mülahazalarının birçok açıdan tahlili mümkün olacaktır.
Siyasi partilerin göç iletişimine yönelik içerik analizi: 2023 Türkiye Genel Seçimleri örneği
Günümüzde küresel düzeyde önemli bir yere sahip olan göç, Türkiye'de de politik, ekonomik ve sosyal konularda öne çıkmaktadır. Toplumun göç olgusuna bakış açısı çeşitli açılardan olabilirken, bazı kesimler tarafından olumsuz olarak karşılanabilmektedir. Bu bakımdan, toplumdaki mülteci ve göçmenlere dair genel bakış açısı aslında ağırlıklı olarak medyada nasıl anlatıldıkları üzerinden şekillenmektedir. Bu sebeple, medya ve medyadaki haberler göçe dair görüşlerde temel referans kaynağı alınan yer olarak karşımıza çıkmaktadır. Göçmenleri hedef alan olumsuz söylemler, toplumda gerilimleri tetikleyerek ayrımcılık ve önyargıya neden olabilir ve bunun sonucunda nefret söyleminin ve toplumda göçmen karşıtlığının artmasına sebep olabilmektedir. Bu noktada, medyanın kullanımı, olumsuz başlıklar, göçmenlerin temsil edilme biçimleri, ayrımcı dil, nefret içeren söylemler ve görsel temsiller göçmenlere yönelik olumsuz algılara sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, siyasi partilerin seçim sürecinde yürütmüş oldukları kampanya kapsamında göç ve göçmenlere ilişkin söylemlerini analiz ederek, toplumun göç olgusuna olan bakış açısını nasıl etkilediğini, Türkiye'de göç meselesinin siyasal iletişime nasıl etki ettiğini, siyasi partilerin iletişim politikalarında nasıl bir yer edindiğini değerlendirmektir. Ayrıca göç konusundaki siyasi söylemlerin, sosyal medyada nasıl bir etki ettiğine dair kayıtlara geçmesidir. Bu doğrultuda bu çalışma özellikle seçim sürecinde göç ve göçmenlerle ilgili söylemlerin toplumda nefret, ayrımcılık gibi duyguları açığa çıkararak göçmenlere karşı bakış açısını nasıl etkilediğini siyasal iletişim bağlamında incelemiştir. Çalışma 2023 Türkiye Genel Seçim süreciyle sınırlandırılmıştır. Çalışma, yöntem olarak siyasal iletişim bağlamında değerlendirileceğinden nitel içerik analizi yöntemi olarak değerlendirilebilecek eleştirel söylem analizi kullanılmıştır. Bu dönemde siyasi partilerin "göç" konusunda yapmış olduğu söylemler, seçim çalışmaları, propagandalar, sosyal medya paylaşımları vb. incelenecektir. İncelemede elde edilen veriler, sosyal medya üzerinden paylaşılan bu söylemlerin toplumda nasıl karşılık bulduğu nitel içerik analiz yöntemiyle analiz edilerek söylem analizi çözümlemesiyle sonuçlandırılacaktır.
Kamu güvenliği ve politikaları açısından bireysel ve toplumsal şiddetin etkileri
Kamu güvenliği, bireylerin ve toplumların huzur içinde yaşamasını sağlayan temel bir unsurdur. Bu bağlamda, bireysel ve toplumsal şiddet, kamu güvenliğini tehdit eden önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bireysel şiddet, genellikle bir bireyin diğerine karşı gerçekleştirdiği fiziksel veya psikolojik zarar verici eylemleri kapsamaktadır. Bu tür şiddet, kurbanlarda travma, korku ve güvensizlik duyguları yaratmakta ve toplumda da benzer hissiyatların yayılmasına neden olmaktadır. Toplumsal şiddet ise etnik çatışmalar, terör saldırıları ve kitlesel protestolar gibi daha geniş çaplı ve kolektif eylemleri içermektedir. Toplumsal şiddet, kamu düzenini doğrudan etkileyerek toplumsal barışı ve istikrarı bozmaktadır, ayrıca ekonomik kayıplara ve sosyal parçalanmaya yol açmaktadır. Her iki şiddet türü de kamu güvenliği politikalarının şekillendirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır. Bireysel şiddete karşı alınacak önlemler, genellikle eğitim, farkındalık kampanyaları ve sosyal destek sistemlerinin güçlendirilmesini gerektirmektedir. Toplumsal şiddetin önlenmesi için ise daha kapsamlı stratejiler gerekmekte olup; bu stratejiler çoğunlukla toplumsal anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini, adaletin sağlanmasını ve sosyal adaletin teşvik edilmesini içermektedir.
Türkiye'de idari yargının tarihsel gelişimi ve mevcut durumu: Bir analiz
ÖZET Tezin Başlığı : TÜRKIYE'DE İDARİ YARGININ TARİHİ GELİŞİMİ VE MEVCUT DURUMU: BİR ANALİZ Tezin Yazarı : Muhammed Mahir ÖZDEMİR Danışman : Prof. Dr. Gürbüz ÖZDEMİR Anabilim Dalı : Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Tezin Türü : Yüksek Lisans Kabul Tarihi : İdari yargı, devlet ile birey arasındaki uyuşmazlıkları çözen, idarenin hukuki denetimini sağlayan hukuk sistemidir. Bu tez, Osmanlı Devleti'nden günümüze kadar idari yargı sisteminin geçirdiği tarihsel gelişimi, gelişimin evrelerini ve bugünkü mevcut yapısını ele almaktadır. Özellikle Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadar ve şu an ki mevcut duruma kadar yasal ve kurumsal değişimler ele alınmaktadır. Bu bağlamda karşılaşılan sorunların çözümüne dair bir çerçeve sunulmaktadır. Özellikle hukukun üstünlüğü ile yargı bağımsızlığı prensipleri çerçevesinde idari yargının güçlendirilmesine yönelik öneriler getirilmektedir. Tezin ikinci bölümünde, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki idari yargı uygulamaları ve bu dönemin temel özellikleri üzerinde durulmaktadır. Tanzimat Dönemi ile başlayarak Cumhuriyet'in ilanı ve mevcut duruma kadar idari yargı alanında önemli reformlar gerçekleştirilmiş ve Türkiye'nin modern idari yargı sistemi oluşturulmuş bulunmaktadır. Üçüncü bölümde, Cumhuriyet dönemindeki bu reformların sonuçları ve idari yargı sisteminin anayasal dayanakları incelenmektedir. Özellikle 1961 ve 1982 Anayasaları ile idari yargının konumunun güçlendirildiği ve Danıştay'ın yetki ve görevlerinin genişletildiği vurgulanmaktadır. Dördüncü bölümde, uygulamadaki sorunlar öğretisel tartışmalar ve reform önerileri ele almaktadır. Özellikle idari davaların uzun sürmesi, yargı bağımsızlığı ve etkin denetim gibi sorunlar üzerine ve gereken reformlara değinilmektedir. Son olarak sonuç bölümde, Türkiye'deki idari yargının geleceğine dair öngörüler ve öneriler sunulmaktadır. İdari yargının daha belirleyici, sürekliliği ve adil bir kuvvetle işlemesi için yapılması gereken reformlar ve bunlara ilişkin hukuki altyapı değerlendirilmektedir. Anahtar kelimeler:İdari Yargı, İdare Hukuku, İdari Yargılama Usulü
Türkiye ve Azerbaycan ombudsmanlık kurumları: Karşılaştırmalı bir değerlendirme
Bireylerin hak ve özgürlüklerini kamu otoriterlerinin karşında savunup idare ile vatandaş arasında çıkan uyuşmazlıkları çözüme kavuşturan ombudsmanlık kurumu ilk olarak İsveç'te kurulmuştur. Başarılı bir şekilde uygulanmakta olan ombudsmanlık kurumu hızla diğer ülkeler tarafından benimsenmeye başlamıştır. Araştırmanın konusunu oluşturan ülkelerden Türkiye Cumhuriyeti'nde Ombudsmanlık Kurumu 2012 yılında, Azerbaycan Cumhuriyetinde ise 2002 yılında oluşturulmuştur. Araştırmada; nitel yöntemlerden doküman analizi yolu ile karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmayla birlikte denetim kavramına, ombudsmanlık kurumunun tarihsel gelişimine, genel özelliklerine, türleri ile uygulama sahası bulduğu 17 ülkenin ombudsman kurumunun yapısal ve işlevsel özelliklerine değinilecektir. Araştırmadan ulaşılan sonuçlar doğrultusunda, Kamu Denetçiliği Kurumunun işlevselliği açısından kanunda düzenlemeye gidilmeli ve kuruma re'sen inceleme yetkisi verilmelidir. Azerbaycan İnsan Hakları Müvekkilinin yayınladığı yıllık raporlarda başvurulara ilişkin istatiksel verilere daha fazla yer verilmelidir. Kurumların bilinirlik düzeylerinin artırılması amacıyla medya aracılığı ile kamuoyu desteği sağlanmalı ve ulusal düzeyde faaliyetler düzenlenmelidir. Her iki kurumda parlamento ombudsmanlığının bir örneğidir. Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyetinde ombudsmanlık kurumları hızlı ve kolay ulaşılabilir bir konumda yapılandırılmalı ve bu doğrultuda özel amaçlı ombudsmanların kurulması gerekmektedir.
Türkiye ve Güney Kore hükümet sistemlerinin yönetim yapısı bağlamında karşılaştırılması
Dünya üzerinde çeşitli hükümet sistemleri mevcuttur. Günümüzde en yaygın hükümet sistemleri; başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemidir. Türkiye parlamenter sistemle yönetilen bir ülke iken kendine özgü ve oldukça yeni bir hükümet sistemi olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçmiştir. Güney Kore başkanlık sistemiyle yönetilen bir ülke iken parlamenter sisteme geçiş yaşamış ve tekrar kendine özgü başkanlık sistemine geçmiştir. Kore Savaşı'ndan sonra "kardeş ülke" olan iki devlet ekonomik, siyasi, kültürel açıdan birlikte birçok faaliyet yürütmektedir. Bu çalışma ile de yönetsel açıdan mevcut ilişkiye bir yenilik getirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada ilk olarak devlet şekilleri ve hükümet sistemlerinin neler olduğu, ikinci olarak Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, üçüncü olarak Güney Kore Başkanlık Sistemi ve son olarak iki ülkenin karşılaştırılması yer almaktadır. Çalışma literatür taramasına dayalı bir nitel araştırmadır.
Büyük veri ve kamu politikası: COVID-19 pandemi süreci dijital temas izleme uygulamaları üzerine uluslararası bir değerlendirme
Dijital çağda hükümetler büyük veri teknolojisini kamu yönetimi ve kamu politikası oluşturma süreçlerine dahil etmeye başlamışlardır. Bu çalışmaya başlarken büyük verinin kamu politikaları oluşturma ve uygulama sürecini nasıl değiştirdiği, politika oluşturma sürecine dahil edilen büyük verinin hükümetlere nasıl fayda sağladığı ve vatandaş katılımının büyük veri ile ortaya çıkan politika çıktıları ile arasındaki ilişkinin nasıl ilerlediği soruları ile yola çıkılmıştır. Doküman inceleme ve kaynak tarama tekniği kullanılmış ve ikincil verilerden yararalanılmıştır. Büyük verinin kamu politikası oluşturma sürecine dahil edilmesi politikların kanıta dayalı şekilde oluşturulması, hedeflerin daha net belirlenmesi, politikaların ekonomik ve sosyal etkilerinin senaryoya dökülebilmesi ve öngörü yeteneğinin kazanılması ile kaynakları rasyonel kullanabilme, yeni hizmetler üretebilme, kişiselleştirilmiş (ihtiyaca dayalı) diğer bir ifadeyle biray odaklı politikalar geliştirebilme, duygu durum analizi sayesinde politikaların kabul edilirliğini artırabilme ile vatandaşların daha çok etkiye sahip olduğu karar verme süreci oluşturabilme, kamu politikası oluşturma sürecini gerçek zamanlı kontrol edebilme ile değerlendirme sürecini her aşamada uygulayabilme, hızlı cevap verebilme ve anında müdahale edebilme yeteneği ile sürece katkı sağlamaktadır. Bu durumda hükümetler daha etkin, verimli, üretken, nitelikli mal ve hizmet sunan, meşru ve demokratik hale gelmiştir. Kamunun iş yapma süreçleri hızlanmış ve faaliyetleri insan kapasitesinin sınırlarını aşmıştır. Bu noktada Covid-19 pandemi döneminde devletler pandemiyi kontrol altına alabilmek için büyük verinin sunduğu avantajlardan yararlanmaya başlamıştır. Devletlerin insan istihdamının ve insan hızının yetersiz kaldığı küresel Covid-19 salgını döneminde büyük veri teknolojisinden faydalanarak oluşturdukları dijital temas takip uygulamarı pozitif vakaların bildirilmesini sağlayarak enfekte zincirinin önüne geçmeyi hedeflemişdir. Pandemi döneminde ülkelerin büyük veriden nasıl yararlandıklarını ortaya koymak amacıyla 30 ülke karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Covid-19 dijital temas izleme uygulamaları incelendiğinde oluşturulan politikaların dijital kesimi temsil ettiği, bu nedenle uygulamaya ne kadar çok kişi katılırsa uygulamaların ve oluşturulan politikaların daha başarılı olacağı sonucuna ulaşılmıştır. Büyük veri hükümetlere pandemi sürecinde de verileri etkin bir şekilde yönetilebilmeyi, gerçek zamanlı işlenebilmeyi, hızlı hareket edebilmeyi ve anında müdahale edebilmeyi sağlamıştır.
Türkiye'de kamu diplomasi faaliyetleri bakımından kurumsal ve bürokratik yapılanma
Politika ve bürokrasi bağıntısı geçmişten beri siyaset biliminin yanı sıra kamu yönetimi disiplininin de ana inceleme konularından biri olmuştur. Modernleşme süreciyle beraber "devletler üstü" kuruluşların sayısı artmış ve bu bağlamda konvansiyonel savaşlar azalmıştır. Bunun sonucunda, "kamu diplomasisi" anlayışı modern devletlerde çeşitli araçlarla olgunlaşarak kurumsallaşmıştır. Söz konusu "politika-bürokrasi" ilişkisine "kamu diplomasisi "kavramı eklemlenmiştir. Bu kurumsallaşmadan Türkiye'de etkilenmiş olsa da dünyaya oranla daha geç sayılabilecek bir zaman diliminde kamu diplomasisi kurumlarını oluşturmuştur. Bu kurumsallaşma sürecinde Türk devlet geleneğinin köklü pratikleri önemli bir role sahiptir. Ancak söz konusu geleneksel pratikler, bazı dönemlerde bu süreci kötü yönde etkilemiş, nihayetinde günümüzde bu ilişkilerin daha fazla sorgulanıyor olması ve söz konusu kamu diplomasisi kurumlarının daha hızlı bir şekilde değişime uğrayarak bürokratikleşmesi bu konuyu çalışmaya değer kılmıştır. Bu çerçevede çalışma; siyaset, kamu diplomasisi ve bürokrasi kuramlarının modernleşmeye bağlı gelişimleriyle, imparatorluk tecrübesine sahip Türkiye'de söz konusu gelişimlerin nasıl şekillendiğinin ortaya konulmasını amaçlamaktadır. Bu bağlamda tezin temel hipotezi, Türkiye'de bulunan kamu diplomasisi kurumlarının eksikliğinden yola çıkarak Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı yönetimsel dönüşümün bu eksikliğin giderilmesi hususunda önemli bir kilometre taşı olduğu iddiasını içermektedir. Çalışmada "yorumsamacı" bir yaklaşım kullanılmıştır. Bu çerçevede "eleştirel literatür taraması" yöntemi benimsenmiştir. Tezin ana konusunu oluşturan "kamu diplomasisi kurumlarının bürokratikleşmesi" sürecini açıklamada birincil kaynaklar olarak; kamu diplomasisi kurumlarının politikaları, kurum yöneticilerinin beyanatları, devletin yönetim kademesinde sürece yön verenlerin çalışmaları, kamu diplomasisinin bürokratikleşmesini sağlayan hukuki düzenlemeler, söz konusu süreci yönetme iddiasıyla yola çıkan siyasal partilerin tüzükleri ve beyannamelerinden yararlanılmıştır.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile parlamenter sistemde kamu politikası oluşumunun karşılaştırılması
Türkiye'nin siyasi tarihi incelendiğinde farklı hükümet sistemlerinin uygulandığını görülmektedir. Uzun süre uygulanan Parlamenter hükümet sisteminde zaman içinde politik istikrar sağlanamadığı durumlarla karşılaşılmıştır. Hangi hükümet sisteminin ülke şartlarına daha uygun olabileceği sorusu zaman zaman gündeme taşınmıştır. 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen Anayasa değişikliğini öngören referandum ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kabul edilmiştir. 24 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin ardından 9 Temmuz 2018 tarihinde Cumhurbaşkanının yemin etmesiyle birlikte fiilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiştir. Önceki dönemlerde kamu politikalarının belirlenmesi sürecinde ana aktörler olan yasama ve yürütme organlarının yanına cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde politika kurulları ve ofisler de dâhil edilmiştir. Kamu politikalarının belirlenmesi, uygulanması ve değerlendirilmesinde cumhurbaşkanlığının etkinliği ve rolü artırılmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de Parlamenter hükümet sisteminde ve cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kamu politikasının oluşumu ve süreci karşılaştırmalı olarak incelenecektir.
Güvenlik kültürü ve iç politikaya etkileri bağlamında "Mavi Vatan" kavramı ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası
Türkiye bulunduğu coğrafi ve jeopolitik konum itibariyle küresel ve bölgesel birçok konu ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisindedir. Bu tezin amacı, "Mavi Vatan" kavramı çerçevesinde son dönemde Doğu Akdeniz'de gerçekleşen askeri, ekonomik ve diplomatik gelişmelerin, Türk iç politikasına ne derece etki ettiği sorusuna siyasi aktörler ve düşünce kuruluşları zaviyesinden cevap arayıp literatüre katkı sağlamaktır. 'Politika ile ilgili hiçbir mesele tümüyle dışa ya da içe ait değildir. Bu tespitten hareketle dış politikanın, iç ve dış ilişkilerin ve aktörlerin karmaşık ortamında üretilen/uygulanan bir politika olduğunun altı çizilmelidir. İçte ve dışta farklı aktörlerin ve menfaatlerin bir araya getirilmesi ve bunların somut uygulamalara dönüşmesi zaman içerisinde değişebilen koalisyonlara dayanmaktadır'. 'Dış politika' esasen dışarıya ilişkin gibi görünse de temelde iç siyasi dinamiklerle ilişkili ve karşılıklı etkileşim içerisinde olan bir kavram olma özelliğine sahiptir. İç politikada halk ve ülke içi siyasi aktörlerin hem fikir oluşturma, hem de ortak bir politikayı destekleme düşüncesi, mevcut ülkenin uluslararası camiada daha kararlı ve güçlü adımlar atmasını kolaylaştırır. "Mavi Vatan" ve "Doğu Akdeniz" meselesinde de bu durum aynen geçerli ve izlenmesi gereken yol olarak dikkate değerdir. Sonuç olarak elde edilen bulgular çerçevesinde, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de kendisinin ve KKTC'nin haklarını askeri, hukuki ve bürokratik alanlarda olabildiğince savunduğu ve etkin bir dış politika izlediğini söylemek mümkündür. Belli farklılıklar dışında Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de ki haklılığı gerek İktidar ve muhalefet açısından ve gerekse de belirlenen Düşünce Kuruluşları açısından haklı görülmüştür.
Türkiye'de erken seçimler ve Türk siyasi hayatına etkileri: 1957 genel seçimleri
1923 yılında Halk Fırkasının kurulması ile birlikte Türkiye'de uzun soluklu bir Tek Parti süreci başlamıştır. Tek Parti sürecinde iktidarda bulunan Cumhuriyet Halk Partisi'nin 1946 yılına kadar uygulamış olduğu politikalara karşı gelen tepkiler, parti içerisinde muhalif bir kesimi doğurmuştur. Bu muhalif kesim ilerde halkın hür iradesiyle iktidara gelmiş olan Demokrat Parti'nin temelini oluşturmuştur. İkinci Dünya Savaşı'nın getirisi olan değişen dünya düzeninin de etkisi ile, Türkiye "demokrasi" kavramı ile tanışmış ve çok partili siyasi hayata geçilmiştir. Demokrat Parti'nin ilk kez bir muhalefet partisi olarak halkın hür iradesiyle iktidara gelmiş olması ve bu sayede demokrasi kavramının somutlaşması, Türk Demokrasi Tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında çok partili siyasi hayata geçilmesi ile kurulan Demokrat Parti'nin, sergilemiş olduğu muhalif tutum, iktidara gelmek için vermiş olduğu mücadele ve iktidara geldikten sonra yaşanan siyasi gelişmelerin askeri müdahaleye nasıl bir zemin hazırladığı, 1957 erken genel seçimi özelinde incelenerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Seçim, Demokrasi, 1957 Seçimi, Demokrat Parti, Çok Partili Siyasi Hayat.
Bir demokrasi ve özgürlük savaşçısı: Sadık Aldoğan
1945 yılında dünya siyasetinde değişimler yaşanırken Türkiye'de bu değişimlerin etkisi altında kalmıştır. Yaşanan değişimlerin etkisiyle çok partili siyasi hayata geçen Türkiye'nin siyasi seyri de değişime uğramış, Demokrat Parti adında yeni bir parti kurulmuştur. O dönemde iktidar partisi olan CHP'ye karşı olanlar Demokrat Parti'ye katılmışlardır. Sadık Aldoğan, askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra DP saflarında siyasete katılan kişilerdendir. Milli Mücadele döneminde yapılan savaşlarda başarılar göstermiş olan Aldoğan, siyasi hayatta da kendisinden söz ettirmiştir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'nin kuruluş aşamasında yaşanan sıkıntılara tanıklık etmiş, Türkiye'nin bağımsızlığı adına verilen savaşlarda görevler alarak mücadele vermiş ve daha sonra mücadelesini siyasete taşımış olan General Sadık Aldoğan'ın, demokrasi ve özgürlük uğruna harcadığı çabaları ortaya koymaktır. Bu çalışmayla Aldoğan'ın, askeri hayattaki hizmetleri, söylemleri ve Türk siyasal hayatına katkıları genel çerçevede analiz edilmeye çalışılmıştır. Aynı zamanda o dönemde görülen siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik olaylar hakkında bilgi edinmemize olanak sağlamıştır.
Kamu diplomasisinde uluslararası insani yardım ve destek kapsamında Türkiye'nin yumuşak güç uygulamaları: Sudan ülke örneği
Diplomasi çok boyutlu bir kavram olup kendi içerisinde çeşitli alt dallara ayrılmaktadır. Devletlerin belli amaca yönelik resmi olarak sürdüğü ve ikna etme sürecini ifade eden diplomasi yaşanan değişimlere paralel olarak dönüşmüş, değişmiş ve gelişmiştir. Bu kapsamda kamu diplomasisi görece etkili bir devletin diğerleri üzerinde resmi olmayan ancak kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde etkileme çaba ve süreci olarak ortaya çıkmıştır. Kamu diplomasisi özünde resmi diplomasisinin desteklenmesinde devlet dışı aktörlerin katılımını ifade etmektedir. Kamu diplomasisi, genel bir yaklaşım tarzı ve soyut bir kavram olup hayata geçirilmesinde yumuşak güç uygulamalarıyla pratik kazanmaktadır. Yumuşak güç uygulamaları ise değişen koşullara göre iki şekilde yorumlanmaktadır. Birincisi kamu diplomasisini amaçlarına hizmet edecek şekilde strateji, program ve projelerin gerçekleştirilmesidir. İkincisi ise herhangi bir amaç gütmeden ve herhangi bir çıkar ilişkisine dayanmadan yumuşak güç uygulamaların gerçekleştirilmesidir. Batı tarzı yumuşak güç uygulamalarında, belli bir amaç (etnik, dini, ideolojik vb.) söz konusu olduğu gibi insani yardımlar dahil olmak üzere gerçekleştirilen faaliyetlerin sonucunda hedef ülkede bağımlılık oluşturma, borçlandırma, vesayet elde etme vb. gibi amaçlar öne çıkmaktadır. Uluslararası belgelerde insani yardımların çıkar ilişkisine dayanamaması, hedef, amaç ve uygulama bakımından ayrım gözetilmemesi gerektiği belirtilmektedir. Bu çalışmada kamu diplomasisi ve yumuşak güç uygulamaları incelenmiştir. Yumuşak güç uygulamalarından uluslararası insani yardım boyutu merkeze alınarak; Türkiye'nin bu alandaki faaliyetleri hakkında açıklamalar yapılmış ve ardından Türkiye'nin Sudan'a yönelik yumuşak güç uygulamaları kapsamında yaptığı insani yardımlar araştırılmıştır. Çalışma sonucunda Türkiye'nin yumuşak güç uygulamaları sürecinde gerçekleştirdiği insani yardım faaliyetlerinde Batı yaklaşımının tersine hedef ülkeye yönelik resmi bir çıkar ilişkisi gözetmeden, herhangi bir ayrım gözetmeden, mümkün olduğunca dengeli ve adil bir şekilde insani yardım faaliyetlerinde bulunduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte Türkiye'nin Sudan'a yönelik gerçekleştirdiği insan yardım faaliyetlerinin bu ülkenin kalkınmasına önemli ölçüde yardımcı olduğu, farklı alanlarda çok çeşitli yardımların sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Diplomasisi, Yumuşak Güç, İnsani Yardım, Türkiye, Sudan.