Çankırı Karatekin Üniversitesi
Anabilim Dalı

Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalı

Çankırı Karatekin Üniversitesi

68

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı, temel inançlar ve öz anlayışın psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu araştırma remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı, temel inançlar ve öz-anlayışın psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma Kanser Savaşçıları ve Kanserle Dans Derneği'nin Facebook hesaplarında çevrimiçi anket yoluyla gerçekleşmiştir. Çalışmaya remisyon dönemindeki 113 meme kanseri olan kadın katılmıştır. Veriler; tanıtıcı veri formu, Vücut Algısı Ölçeği, Temel İnançlar Ölçeği, Öz-Anlayış Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak 24 Kasım 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı ve temel inançlardaki değişimin psikolojik sağlamlık ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. Remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı ve temel inançların psikolojik sağlamlıktaki değişimin %99,8'ini açıkladığı saptanmıştır (F=3062,290; p<0,0001). Araştırma sonucunda remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda öz-anlayış ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında güçlü bir ilişki olduğu; ancak öz-anlayışın psikolojik sağlamlığı istatistiksel olarak anlamlı yordayıcı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu doğrultuda, remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda temel inançlar ve beden imajı algısı psikolojik sağlamlığı önemli ölçüde yordadığı için psikolojik sağlamlığı arttırmaya yönelik programların içeriğinde bu kavramlara yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece, remisyon dönemi de dahil olmak üzere kadınların psikolojik sağlamlıklarının desteklenebileceği söylenebilir.

Beden imajıKadınlarMeme hastalıkları+6
Gizem Sarıoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yoğun bakım hemşirelerinde iş ile ilgili ruminasyonun, eş duyum yorgunluğu ve psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin iş ile ilgili ruminasyon düzeyinin eş duyum yorgunluğu ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara ili içerisinde Erişkin Yoğun Bakım Üniteleri bulunan ve kurum izni alınan iki farklı üniversite hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşireleri ile Googleforms olarak hazırlanan araştırma linki üzerinden çevrimiçi anket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 116 erişkin yoğun bakım hemşiresi dahil edilmiştir. Veriler, tanıtıcı veri formu, İşsel Ruminasyon Ölçeği, Connor Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği kullanılarak 25 Haziran 2021- 10 Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; duygusal ruminasyon ve eş duyum yorgunluğu arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki; kopma ruminasyonu ve eş duyum yorgunluğu arasında ise negatif yönde doğrusal bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Problem çözme ve kopma ruminasyonları ve psikolojik sağlamlık arasında ise pozitif yönde doğrusal bir ilişki gözlemlenmiştir. Psikolojik sağlamlıkta meydana gelen değişimin %17,3'ü, eş duyum yorgunluğunda meydana gelen değişimin %27,8'i işsel ruminasyonlar tarafından açıklanmaktadır. Problem çözme ve kopma ruminasyonlarının psikolojik sağlamlık üzerindeki etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05); duygusal ruminasyonun ise istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı (p>0,05) görülmektedir. Duygusal ve kopma ruminasyonlarının eş duyum yorgunluğu üzerindeki etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05); problem çözme ruminasyonunun ise anlamlı bir etkisinin olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda yoğun bakım hemşirelerinde duygusal ruminasyonun, eş duyum yorgunluğu yaşanmasına etki ettiği ve problem çözme ve kopma ruminasyonlarının ise psikolojik sağlamlığı güçlendirdiği söylenebilir. Dolayısıyla yoğun bakım hemşirelerinin eş duyum yorgunluğunun azaltılması ve psikolojik sağlamlığın arttırılması için oluşturulacak destek programların içeriğinde iş ile ilgili ruminasyonlara yönelik bilişsel müdahalelere yer verilmesi önerilebilir.

Eş duyum yorgunluğuHemşirelerHemşirelik+4
Pelin Gedik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarının karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimlerinin yaş bağlamında incelenmesi

Bu araştırmada, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarının karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimlerinin yaş bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma, Hacetttepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde Gündüz Tedavi Ünitesi'nde ayaktan kemoterapi alan 65 yaş ve üstü 93 hasta ve 65 yaş altı 93 hasta, toplam 186 hasta ile yürütülmüştür. Her iki grup cinsiyet, kanser türü ve almakta oldukları kemoterapi protokolleri açısından eşleştirilmiştir. Veriler, "Hasta Bilgi Formu" ve "Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği Kısa Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, "Mann- Whitney U" testi, "Kruskal-Wallis H" testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, katılımcıların Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği toplam puan ortancası 1,92 olarak bulunmuştur, günlük yaşam ihtiyaçları ve sağlık hizmeti ve bilgilendirme ihtiyaçları alt ölçeklerinde ihtiyaç belirttikleri bulunmuştur. Altmış beş yaş altı katılımcıların cinsellik ihtiyaçları ve sağlık hizmeti ve bilgilendirme ihtiyaçları alt ölçeklerinde 65 yaş ve üstü katılımcılara oranla daha fazla ihtiyaç belirttikleri bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda, 65 yaş ve üstü hastalara bakım veren sağlık profesyonellerinin hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin içinde bulundaki yaş dönemine göre farklılık gösterebileceği konusunda farkındalık kazanmasını hedefleyen çalışmaların yürütülmesi ve yaşlı bireylerin gereksinimlerini ifade etmede sorun yaşayabileceklerinin sağlık bakım vericiler tarafından göz önünde bulundurulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser tedavi hizmetleri; Karşılanmamış gereksinimler; Sağlık hizmetleri gereksinim ve talepleri; Yaşlılar için sağlık hizmetleri

Ayaktan tedaviHasta bakımıKanser hastaları+6
İrem Ayvat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik, tutum, duygu, davranış ve mitleri

Bu çalışma, klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik, tutum, duygu, davranış ve mitlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Ankara İli Belediye sınırları içinde şehir merkezinde bulunan 100 ve üzeri yatak kapasitesine sahip eğitim ve araştırma, devlet, özel ve üniversite hastanelerinde çalışan klinik hemşireleri araştırma evrenini oluşturmuştur. Yapılan güç analizi sonucunda; %90 güç ve % 5 tip I hata düzeylerinde çalışmaya en az 251 hemşirenin alınması gerekli olduğu belirlenmiştir. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından geliştirilen ve iki bölümden oluşan tek form ile toplanmıştır. Formun ilk bölümü hemşireleri tanıtıcı bilgilerle ilgili olup, ikinci bölümü klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik tutum, duygu, davranış ve mitlerini belirlemeye çalışan anketi içermektedir. Araştırmadan elde edilen verilerin sunumunda sıklık (sayı, yüzde) analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada hemşirelerin yaklaşık yarısının LGBTİ bireylerle aynı ortamda çalışma, arkadaş olma, onlara özel bir birimde hemşirelik bakımı sunma konusunda olumsuz tutumlara sahip olduğu ya da kararsız kaldığı, hemşirelerin çoğunluğunun da LGBTİ bireye bakım verme konusunda olumlu tutum içinde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin LGBTİ bireylere yönelik çoğunlukla heteroseksüel hastalardan farklı duygular hissetmediği, farklı davranışlar sergilemediği ancak bazı özel durumlarda nasıl yaklaşım göstereceği konusunda zorlandığı görülmüştür. Hemşirelerin bir kısmının LGBTİ olmayı hastalık, konjenital anomali, ruhsal bir sorun, travmatik olaya bağlı gelişen bir durum, sapıklık, ahlaki zayıflık; bu bireyleri uyuşturucu madde kullanmaya yatkın, HIV gibi bulaşıcı hastalık taşıyabileceği düşünülen, fuhuş sektöründe çalışan, rastlantısal cinsel ilişkiler yaşayan bireyler olarak görme mitlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda hemşirelerin olumsuz tutum, duygu, davranış ve mitlerinin değiştirilmesine yönelik farkındalık ve eğitim çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Homoseksüellik, transseksüel bireyler, interseks bireyler, tutum, hemşire

DavranışDuyguEş cinsellik+7
Sinem Öcalan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Behçet hastalarına roy adaptasyon modeli bağlamında verilen psikoeğitimin hastalık uyumu, çift uyumu, benlik saygısı ve psikiyatrik belirtiler üzerine etkisi

Araştırma Behçet hastalarına Roy Adaptasyon Modeli bağlamında verilen psikoeğitimin hastalık uyumu, çift uyumu, benlik saygısı, ve psikiyatrik belirtiler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde hizmet veren SB Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi, SBÜ Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve SB Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde takip edilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 35 müdahale, 35 kontrol grubu olmak üzere 70 Behçet tanısı almış hasta oluşturmuştur. Veriler Hasta Bilgi Formu, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri ile toplanmıştır. Deney grubuna Roy Adaptasyon Modeli bağlamında hazırlanan psikoeğitim programı, haftada bir 90-120 dakika olacak şekilde 7 oturum şeklinde uygulanmıştır. Ölçekler eğitim öncesi ve sonrası, ayrıca son oturumdan bir ay sonra izlem amaçlı uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir etki verilmemiş, aynı şekilde ölçümler yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, bağımlı gruplarda t testi ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak, Roy Adaptasyon Modeli bağlamında Behçet hastalarına verilen psikoeğitimin hastalık uyumunu, benlik saygısını artırdığı ve psikiyatrik belirtileri azalttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Roy Adaptasyon Modeli, hastalık uyumu, psikoeğitim

Behçet hastalığıBelirti ve semptomlarBenlik saygısı+5
Nermin Erdoğan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser sonrası sağ kalan bireyler ve bakım verenlerinde psikolojik sağlamlık ve üstbilişlerin nüks korkusu ile ilişkisi

Bu araştırma kanser sonrası sağ kalan bireylerde ve bakım verenlerinde psikolojik sağlamlık ve üstbilişlerin kanserin nüksetme korkusu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma Ankara ili içerisinde Büyükşehir belediyesine bağlı, tıbbi onkoloji kliniği bulunan ve kurum izni alınan dört hastanede yürütülmüştür. Araştırmaya 112 kanser sonrası sağ kalan birey ve 112 bakım veren dahil edilmiştir. Veriler tanıtıcı veri formları, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Üstbilişler-30 Ölçeği ve Kanserin Nüksetmesi Korkusu Envanteri kullanılarak 1 Ekim 2018-1 Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre: sağ kalan bireylerin psikolojik sağlamlık puanları ile üstbilişler ve nüks korkusu değerleri arasında negatif yönde bir ilişki bulunmaktadır. Sağ kalan bireylerin üstbilişler puanları ile nüks korkusu değerleri ve bakım verenlerin üstbilişler düzeyleri arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Nüks korkusu olan bakım verenlerin, kanser sonrası sağ kalan yakınlarının nüks korkusu düzeyleri ile tüm nüks korkusu alt boyut puanları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Nüks korkusu yaşamayan bakım verenlerin, kanser sonrası sağ kalan yakınlarının toplam nüks korkusu düzeyleri ile güvence ve baş etme alt boyutları haricindeki tüm alt boyutlar ile pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, kanser sonrası sağ kalan bireyler ve bakım verenlerin nüks korkusu, psikolojik sağlamlık ve üstbilişler düzeylerinin birbirlerinden etkilenebildiği söylenebilir. Dolayısıyla, sağ kalım sürecinde birey ve bakım vereninin nüks korkusu düzeylerini azaltmada psikolojik sağlamlık düzeyinin artırılmasına ve üstbilişlerin pozitif yönde değiştirilmesine yönelik yaklaşımların benimsenmesi önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküNeoplazmlar+4
Mehtap Erkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kanser hastalarının bütüncül iyilik hallerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Toptaş Kılıç S., Kanser Hastalarının Bütüncül İyilik Hallerinin ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Psikiyatri Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu araştırma kanser hastalarının bütüncül iyilik halinin incelenmesi amacıyla metadolojik ve tanımlayıcı olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, "Holistic Well-Being Scale" adlı ölçeğin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması olup gündüz tedavi ünitesine gelen ve onkoloji kliniklerinde yatan 230 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, geçerliği ve güvenilirliği kanıtlanan "Bütüncül İyilik Hali Ölçeği" ve " Kısa Semptom Envanteri"nin yeni bir örneklem grubunda (203 hasta) hastaların tanıtıcı özelliklerine, bütüncül iyilik hali ile ilgili değerlendirmelerine göre dağılımı incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü aşamasında, hastaların bütüncül iyilik hali değerlendirmelerine ilişkin deneyimlerini belirlemek amacıyla 18 hasta ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgiler formu, Bütüncül İyilik Hali Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H analizi, pearson korelasyon kat sayısı, doğrulayıcı faktör analizi, Kendal-W analizi, güvenirlik aşamasında ise ölçeğin iki yarıya bölünmesi analizi ve cronbach alfa katsayısı kullanılmıştır. Nitel aşamada ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Bütüncül İyilik Hali Ölçeği'nin Türkçe formunun, özgün formundan farklı olarak 6 boyut 26 madde ile Türk kültürüne uygun olduğu, hastaların bütüncül iyilik hallerinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Yaş, çocuk durumu, yaşadığı yer, geldiği yer, yaşadığı kişiler, hastalık türü ve destek alma durumu Bütüncül İyilik Hali ölçeğinin alt boyutlarında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yapılan bireysel görüşmeler sonucunda hastalar bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdiklerine yönelik fiziksel boyut, psikolojik boyut, sosyal boyut, spritüel boyut, ekonomik boyut ve sağlık ekibi üyelerinden beklentiler olmak üzere altı kategori oluşmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; Bütüncül İyilik Hali Ölçeği'nin ülkemizde yapılacak çalışmalarda kullanılması, hastaların fiziksel ve psikososyal alanlarda sorun yaşadıkları gözönüne alındığında hastalara bu sorunlara yönelik psikoeğitim programlarının geliştirilmesi önerilir.

Güvenilirlik ve geçerlilikHemşirelikKanser hastaları+4
Sevcan Toptaş Kılıç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin öfke yönetimine psikodramanın etkisi

Giriş: Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin öfke ifade tarzlarına psikodramanın etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde kayıtlı N=1554 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini yapılan duyurular sonrası katılıma gönüllü olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 21 öğrenci oluşturmuştur. Çalışma uygulama grubunda 11 birey, kontrol grubunda 10 birey ile tamamlanmıştır. Katılımcılar Sürekli Öfke Alt Ölçeği ön test puanlarına göre randomize edilmişlerdir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Sürekli Öfke - Öfke İfade Tarzı Ölçeği(SÖÖTÖ), Grup Sonrası Geri Bildirim Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package fort the Social Sciences (SPSS) 21 programında yapılmıştır. Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulama grubuna on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubu gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonrası ölçümlerde uygulama ve kontrol grubunun sürekli öfke, öfke içte, öfke kontrol, öfke dışa alt ölçekleri puan ortalamasının ön test-son test farkları her boyut için ayrı ayrı karşılaştırıldığında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanamamıştır(p>0.05). Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre hemşirelik öğrencileri ile yürütülen on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubunun bireylerin öfke ifade tarzları üzerinde etkili olduğu saptanmıştır fakat kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Araştırma sonuçları ilgili alan yazın kapsamında değerlendirilerek, sınırlılıkları belirtilmiştir.Anahtar kelimeler: Üniversite Öğrencisi; Öğrenci Hemşire; Öfke; Öfke İfade Tarzı; Psikodrama

DramaDuygu ifadesiPsikiyatrik hemşirelik+6
Tuğba Durmuş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş gross duygu düzenleme modeli'nin öğrenci hemşirelerin öfke ifadesi ve tarzlarına etkisi

Giriş: Bir meslek üyesi olma yolunda üniversitede okuyan hemşirelik öğrencilerinde öfkeyi işlevsel düzenleyebilme konusu giderek önem kazanmaktadır. Öfkeyi düzenlemede bilişsel-davranışçı yaklaşımların ve müziğin bu yaş grubunda etkili araçlar olarak kullanılabildiği bilinmektedir. Müziğin ritim bileşeni ile duygusal düzenleme süreçlerini bilişsel-davranışçı bir temelde inceleyen Gross Duygu Düzenleme Modeli'nin bütünleştirilmesi ve psikiyatri hemşireliği uzmanlığında düzenli ve kolaylıkla ulaşabilecek yeni girişimsel araçların geliştirilmesi önemli görülmüştür. Araştırma sonuçları, müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin öğrenci hemşirelerde işlevsel öfke düzenlenmesi için kullanımı açısından sonraki çalışmalara örnek olacaktır. Amaç: Araştırma, müzikte ritim bileşeninin Gross Duygu Düzenleme Modeli ile bütünleştirilerek yürütülecek öfke düzenleme programının, öfke duygusu açısından risk altında olduğu taramalarla belirlenen öğrenci hemşirelerde öfke ifadesi ve öfke tarzları üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve yöntem: Araştırma üç kontrol gruplu ve tek körlü randomize deneysel tiptedir. E.Ü. Hemşirelik Fakültesi'nde okuyan ve Sürekli Öfke-Öfke İfadesi Tarzları Ölçeği (SÖÖİTÖ) ile Sürekli Öfke puanları ortalamanın üzerinde saptanan üçüncü sınıf öğrencileri araştırmanın hedef grubunu oluşturmuştur (N=67). Araştırma verileri örneklem koşullarını yerine getiren 38 öğrenciden sağlanmıştır. Veriler SÖÖİTÖ ve alanyazın doğrultusunda geliştirilen 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak; ön-son ve izlem ölçümleriyle toplanmıştır. Müzikal ritim girişimleri ile bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modelli girişim programı, ön uygulama yapılmasının ardından beş oturumda tamamlanmıştır. Müzikal ritim girişimlerinin yer aldığı oturumlar bir uzmanla yürütülmüştür. Veri analizinde tek yönlü ve tekrarlı varyans analizleri (4x3 Faktöriyel Anova) kullanılmıştır. İstatistiksel önemlilik düzeyi p˂0.05, etki büyüklüğü ε2 ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın etik izinleri alınmıştır. Bulgular: Araştırmada farklı zamanlardaki farklı girişimsel uygulamaların SÖÖİTÖ puanları üzerindeki etkisi incelendiğinde, Sürekli Öfke(F(6-68): 22,639, p<0.05), Öfke Kontrol(F(6-68): 9,024, p˂0.05), Öfke Dışa (F(6-68): 15,865, p˂0.05) ve Öfke İçte (F(6-68): 10,888, p˂0.05) boyutları açısından gruplararası anlamlı farklılık bulunmuştur. Geliştirilen girişim programı, öfkenin tüm boyutlarında etkili olumlu değişiklikler yaratmıştır. İleri incelemelerde değişikliğin Sürekli Öfke, Öfke Kontrol ve Öfke Dışa boyutlarında girişim grubu; Öfke İçte boyutunda ise ritim uygulamalarının yapılmadığı bilişsel-davranışçı kontrol grubu lehine olduğu görülmüştür (p<0.05). Araştırmanın etki gücü grupxzaman etkileşiminde güçlü ve çok güçlü olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma kapsamında müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimler; öğrencilerin öfke yaşama eğilimleri ve öfkeyi uygunsuz dışa yansıtma davranışlarını diğer yöntemlere oranla daha etkili şekilde azaltırken, öfke duygusunun kontrol edilme becerisini de geliştiren en etkili girişim olmuştur. Bütünleştirilmiş girişimler öfkenin içe döndürülmesi eğilimini olumlu şekilde azaltmasına rağmen, ortaya çıkardığı etki bilişsel-davranışçı olarak sunulan girişimlerin gerisinde kalmıştır. Sonuç olarak bulgular müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin kısa ve uzun dönemde öfkenin her boyutunda etkili şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu girişim aracının; duygunun şiddeti, kontrolü ve dışa vurumu açısından öncelikli olarak tercih edilebilir etkide ve benzer girişimsel örneklerine göre daha güçlü bir özellik taşıdığı görülmüştür. İşlevsel öfke düzenlenmesinin kazandırılmasını hedefleyen araştırmacı ve uygulamacıların; hem fiziksel boşalımın sağlanacağı ritim uygulamalarına hem de Gross Model temelli bilişsel-davranışçı yeniden yapılanmayı sağlayacak yaklaşımlara yer verecek girişimler planlaması önerilmektedir.

Duygu düzenlemeDuygu ifadesiHemşirelik+7
Gizem Beycan Ekitli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The strengths of individuals alcohol addiction andevaluation of perceptions on strengthening

This is a phenomenological qualitative study conducted to investigate the experiences of individuals with alcohol dependence in the process of addiction, abstinence and strengthening. The population of the study consisted of individuals with alcohol dependence problem who continued to abstinence for at least 1 year over the age of 18 who continued to Istanbul Alcoholics Association Anonymous. The study was completed with a total of 9 people, 8 male and 1 female, who have been sober for at least one year and accepted to participate in the study. The research data were obtained through the semi-structured interviews conducted with the Identifying Information Form and the Semi-Structured Interview Questionnaire containing the descriptive information of the participants. In the analysis of the data obtained from the Semi- Structured Interview Questions, Interpretative Phenomenological Analysis was used. As a result of the study, the perceptions and experiences of the strengths and empowerment factors that affect the determination of alcohol dependence and alcohol withdrawal from the individuals' perspectives were determined. When the findings obtained from the themes and sub-themes are evaluated, it is a great power to continue AA, to participate in the activities and to be in solidarity. Factors that strengthen individuals after abstinence are that they have regained their lives, have become at peace with themselves and their social environment, strengthening selfefficacy levels, increasing subjective well-being levels, and increasing social support. It has been determined that sobering is an important capital that should not be lost for these individuals. Keywords;Individuals with alcohol dependence; empowerment; power; nursing; alcoholics anonymous; phenomenological study

Alcohol dependentsAlcohol drinkingAlcoholism+3
Elif Kaytan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanede dijital sistem kullanımının hemşirelerin otonomi ve iş doyumuna etkisi

Bu araştırma ile hastanelerdeki dijitalleşmenin hemşirenin otonomi ve iş doyumu üzerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma dijital hastane olan Sağlık Bakanlığı Tire Devlet Hastanesi(TDH) ve dijital hastane olmayan Sağlık Bakanlığı Ödemiş Devlet Hastanesi(ÖDH)'nde Ekim 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya Tire Devlet Hastanesinden en az bir yıl dijital sistemi kullanmış 140, Ödemiş Devlet Hastanesinden 160 hemşire katılmıştır. Veri toplama aracı olarak 12 soruluk hemşire tanıtım formu, Sosyotropi-Otonomi ölçeği(SOÖ) otonomi alt boyutu ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği(MİDÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 16.0 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularının analizinde; Frekans ve yüzde hesaplamaları, T-Testi, Mann-Whitney U Testi ve değişkenle arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Ve Spearman Rho Korelâsyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Minnesota İş Doyumu Ölçeği toplam puan ortalaması 64,10±14,43, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Minnesota İş Doyumu Ölçeği toplam puan ortalaması puan ortalaması 67,40±11,80 ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur(p>0,05). Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Sosyotropi-Otonomi Ölçeği otonomi alt boyutu toplam puan ortalaması 76,99±19,31, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Sosyotropi-Otonomi Ölçeği otonomi alt boyutu toplam puan ortalaması 81,59±17,23 ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin otonomi ve iş doyumları arasında ilişki olmadığı, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin otonomi ve iş doyumları arasında ise pozitif yönde düşük ilişki(p<0,05) olduğu, genel otonomi ve iş doyumları arasındaki ilişkinin ise pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür(p<0,05). Araştırmanın sonuçlarına göre dijital hastanede çalışan hemşirelerin ve dijital olmayan hastanede çalışan hemşirelerin iş doyumu düzeyleri ve otonomi düzeylerini artırmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Hastane bilgi sistemleriHastane yönetimiHastaneler+5
Gülseher Otuzbir
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Şiddet gören kadınlarda tidal modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının psikolojik dayanıklılıklarına etkisi

Giriş: Kadına yönelik şiddet dünyada ve ülkemizde gittikçe artan, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kadına yönelik şiddet, uzun dönemde tüm toplumu ilgilendiren, karmaşık sorunlara neden olmaktadır. Araştırmalar, psikolojik dayanıklılığın şiddetin olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir. Psikolojik dayanıklılığın, sağlık çalışanlarının dikkate alması gereken önemli bir kavram olduğunun altı çizilmektedir. Şiddeti önleme çalışmalarının yanında şiddet gören kadınların iyileşme ve toplumsal yaşamda yer almalarını sağlayacak rehabilitasyon çalışmaları son derece önemlidir. Özellikle toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri ile bu sürecin etkili bir şekilde yürütüleceği araştırmalarda belirtilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası hemşirelerin kişiye özgü, sistematik bakım sunmasında hemşirelik modellerinden yararlanması gerekmektedir. Kişinin yaşam öyküsüne ve deneyimlerine önem veren Tidal (Gel- Git) Modelin hem şiddette iyileşme hem de psikolojik dayanıklılık ile olan uygunluğundan yola çıkarak, bu araştırmada Tidal Modele (Gel- Git) dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılığına etkisi incelenmiştir. Yöntem: Deneysel ve betimleyici tipteki araştırma kontrol gruplu, ön test- son test uygulamalıdır. Bir belediyeye bağlı kadın konukevinde 01.10.2015- 30.10.2016 tarihleri arasında eş şiddeti nedeniyle bulunan kadınlarla yürütülmüştür. Örneklem seçme yöntemi kullanılmamıştır. Pilot çalışma yapılmış, %80'lik güce ulaşmak için 10 girişim 10 kontrol grubu yeterli olarak belirlenmiştir. Araştırma 13 girişim, 14 kontrol grubu olmak üzere toplam 27 kadın ile yürütülmüştür. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık (YİPDÖ) kullanılmıştır. Ayrıca Tidal Modelin gerekliliği doğrultusundaki formlar araştırmada kullanılmıştır. Bakım grubuyla toplam yedi görüşme yapılmıştır. Kullanılan formlar betimsel olarak incelenmiştir. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı analizler, Wicoxon ve Mann Whitney- U testleri kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubundaki kadınların (n=14) %71.4'ünün boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %57.2'sinin ortaokul-lise mezunu olduğu, %71.4'ünün en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.9'unun düzenli bir işi olmadığı, %78.6'sının çocuk sahibi olduğu belirlenmiştir. Kadınların tümü eşlerinden hem fiziksel hem de duygusal şiddet görmüştür. Beş kadının eşinden cinsel şiddete, bir kadının ise ekonomik şiddete uğradığı belirlenmiştir. Umut duygu algısına 10 üzerinden verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında, anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenirken; yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygularında anlamlı farklılıklar saptanmamıştır. YİPDO ve alt ölçekleri puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Girişim grubundaki kadınların (n=13) %76.9'unun medeni durumunun boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %46.1'inin eğitim düzeyinin okuryazar-ilkokul olduğu, %69.2'sinin en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.3'ünün düzenli bir işi olmadığı, %76.9'unun çocuğu olduğu, tamamının eşinden fiziksel ve psikolojik şiddete uğradığı, ikisinin eşinden cinsel şiddete uğradığı saptanmıştır. Umut ve güç algısına verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur. YİPDO toplam puanı ve Gelecek Algısı, Kendilik Algısı puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde artma belirlenmiştir. Grupların değişim farklarının karşılaştırılmasında Gelecek Algısı alt ölçeğinin değişim farklarında ve YİPDÖ ölçek toplam puanının değişim farkının karşılaştırılmasında anlamlı farklılık ve bu farklılığın girişim grubunun lehine olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın hipotezleri dikkate alındığında Tidal (Gel- Git) Modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımı şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılıklarında anlamlı düzeyde olumlu yönde etkili olduğu belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılığın koruyucu faktörlerinden gelecek algısı puanlarının da anlamlı düzeyde ve olumlu yönde etkilendiği saptanmıştır. Buna karşın kadınların umut, yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygu algısına verdikleri puan ortalamalarının değişimlerinde anlamlı farklılık belirlenmemiştir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Emel Öztürk Turgut
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarını incelemektir. Araştırma ebeveyninde bipolar bozukluk olan 131 genç ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan gençlere Tanıtıcı Bilgi Formu ve Benlik Tasarımı Ölçeği uygulanmıştır. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin sosyo-demografik özelliklerinden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve aile yapısı ile benlik tasarımı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmazken gelir düzeyi ile benlik tasarımı puan ortalmaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gelir düzeyi yüksek olan gençlerin, gelir düzeyi düşük olan gençlere oranla benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin hangi ebeveyninin hasta olduğu, hasta olan ebeveynin eğitim durumu, yaşı, hastalık tanı yılı ve hasta ebeveynle birlikte yaşama yılı benlik tasarımı puan ortalamalarını etkilememiştir. Ancak yetişirken anne babası dışında büyükannesinden ve büyükbabasından destek alan gençlerin benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde hastalık olmayan gençlerin oluşturduğu örneklemlerle kıyaslandığında ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarım puan ortalamasının daha düşük olduğu görülmektedir. Bu gençlerin benlik tasarımlarının olumlu yönde arttırılabilmesi için uzman desteğine ihtiyaçları vardır. Ruh sağlığı ekibinin bir üyesi olarak uzman psikiyatri hemşirelerinin bu bağlamdaki müdahaleleri olumlu katkı sağlayacaktır.

Ana-babaBenlikBenlik tasarımı+3
Gülhan Küçük
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadına yönelik şiddet farkındalığı oluşturmada psikoeğitimin aile işlevselliğine etkisi

Bu araştırma aile içi şiddete yönelik verilen psikoeğitim programının şiddete ilişkin tutuma ve aile işlevselliğine olan etkisini değerlendirmek amacıyla tasarlanan ön test - son test uygulamalı eğitim müdahalesi olan kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir alan araştırmasıdır. Araştırma, İzmir ilindeki belediyelere bağlı kadın dayanışma merkezlerine (İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkesi, Karşıyaka Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Gaziemir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Bornova Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Buca Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Çiğli Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Narlıdere Belediyesi Pakize Ateş Kadın Dayanışma Merkezi, Konak Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Balçova Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi) psikolojik danışmanlık almak amacıyla başvuran evli, 15-49 yaş arasındaki 40 kadına Ağustos 2013- Kasım2013 tarihleri arasında uygulanmıştır. Psikoeğitim öncesinde kadınlara, Sosyo-demografik ve Şiddet Öyküsüne İlişkin Veri Toplama Formu, Aile İçi Şiddete Yönelik Bilgi Formu, Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra toplam 6 oturumdan oluşan ve ayda iki kez olmak üzere düzenlenen grup eğitimi uygulanmıştır. Psikoeğitim sonrasında Aile İçi Şiddete Yönelik Bilgi Formu, Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Psikoeğitim öncesinde, KUŞİTÖ uygulanan kadınların tutum puanları (X̅= 42.40±16.53), ölçek ortalamasının (X̅=57) altında olduğu görülmüştür. Bu sonuç da kadınların tutum yaklaşımlarının modern eğilim gösterdiğini göstermiştir. Psikoeğitim sonrasında KUŞİTÖ uygulanan kadınların tutum ortalamaları (X̅=30.62±6.72), ön test tutum ortalamalarına göre anlamlı düzeyde düşme göstermiştir (p<0.05). Bu sonuç da kadınların psikoeğitim sonrası tutum yaklaşımlarının modern eğilim gösterdiğini göstermiştir. Araştırmaya katılan kadınların ADÖ ön test toplam puanı X̅=2.15±0.49 çıkmıştır. Bu sonuca göre aile ilişkilerinin ortalama düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan kadınların ADÖ ön test toplam puanı X̅=2.00±0.39 çıkmıştır. Araştırmaya katılan kadınların son test ADÖ toplam puanları ön teste göre düşme göstermesine rağmen ADÖ'nin tüm alt boyutlarında anlamlı düşme görülmemiştir (p>0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda; Kadına şiddete yönelik verilen psikoeğitimin etkinliği değerlendirmeye yönelik çalışmaların İzmir ili dışındaki kadın dayanışma merkezlerinde de yapılması, kadına şiddete yönelik verilen psikoeğitimin etkinliğini değerlendirmeye yönelik örneklem sayısının daha büyük olduğu çalışmalar yapılması, psikiyatri hemşirelerinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgilendirme ve tutum değişikliği sağlamada psikoeğitimi kullanmaları konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi önerilebilir.

AileAile işlevleriHasta eğitimi+3
Pınar Mutlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkol bağımlılığı sorunu olanların çocuklarının hayatta kalma rolleri ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlilik çalışması

Bu araştırmanın amacı, alkol bağımlılığı sorunu olan ebeveyne sahip ergenlerin psikososyal durumlarını değerlendirmek amacıyla Devine ve Braithwaite (1993) tarafından geliştirilen "Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği'nin (The Survival Roles of Children of Alcoholics Scales) Türk toplumu için geçerlilik ve güvenilirliğini belirlemek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşaması Ege Üniversitesi Hastanesi Bağımlılık Polikliniği ve Manisa Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi Bağımlılık Polikliniği'nde Mart 2015-Temmuz 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Mart 2014-1 Temmuz 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Bağımlılık Polikliniği, Manisa Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi Bağımlılık Polikliniği'nde tedavi ve rehabilitasyon amacıyla kayıtlı bulunmakta olan alkol bağımlılarının araştırmanın örneklem seçim ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 12-24 yaş arasındaki 277 alkol bağımlısı ebeveyne sahip ergen çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu ve Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin dil eşdeğerliğinin sağlanması için Türkçe' ye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. İçerik geçerliliği çalışmasında ise uzman görüşü alınmış, bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapılmış Kendall Uyuşum Katsayısı korelasyon testi uygulanarak ölçeğin içerik geçerliliği saptanmıştır (Kendall's Wa = 0.333, χ²=26.000, df=26, p=.463). Ölçeğin pilot uygulamasının ardından ilk olarak örneklem grubuna uyan alkol bağımlılığı sorunu olan ailelerin telefon numaraları ve iletişim bilgilerine ulaşılmış, ebeveyn ile görüşülerek gerekli izinler alındıktan sonra ergenlerle telefonda veriler toplanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliği çalışması için faktör analizi yapılmış, Sorumluluk Sahibi Çocuk alt ölçeği, İçe Kapanık Çocuk alt ölçeği, Asi Çocuk alt ölçeği, Yatıştırıcı Çocuk alt ölçeği ve Komiklik Yapan Çocuk alt ölçeği olmak üzere orijinal ölçeğe uyumlu beş faktör saptanmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışmasında ilk olarak toplam puan korelasyonları incelenmiş tüm maddelerin korelasyon değeri 0.20' nin üzerinde olup madde toplam puan korelasyonlarının p<0.001 düzeyinde anlamlı olduğu saptanmıştır. Ölçek orijinal madde sayısı olan 27 madde de kalmıştır. Ölçeğin alt ölçek Cronbach Alpha değerleri ise .94, .84 arasında olup, ölçek ve alt ölçekler kabul edilebilir düzeyde iç tutarlılık göstermiştir. Ölçeğin zaman karşı değişmezliğini belirlemek için birinci uygulamadan iki hafta sonra ölçek 30 ergene tekrar uygulanmıştır. Birinci ve ikinci uygulama arasındaki toplam puan korelasyonları karşılaştırıldığında test -tekrar test ölçek toplam puanı r =.76 olduğu ve arasındaki ilişki ileri derecede anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak; "Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği" Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Anahtar kelimeler: alkol bağımlılığı; ebeveyn alkolizmi; geçerlilik; güvenirlilik

Alkol içmeAlkolizmAna-baba+5
Derya Küliğ
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisi

Araştırma, refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisini belirlemek amacı ile planlanmış ön test son test kontrol gruplu bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı olan öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında tüm öğrencilerin anksiyete düzeyi belirlenmiştir. İkinci aşamada anksiyete düzeyi yüksek olan öğrencilerden basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 kişi vaka ve 30 kişi kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplamada; "Tanıtıcı Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği ve Anksiyete Algı Skalası" kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için etik kuruldan, kurumdan ve öğrencilerden yazılı izinler alınmıştır. Araştırmanın girişim aşamasında ilk olarak vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji ile ilgili eğitim verilmiştir. Vaka grubundaki öğrencilere toplamda altı seans refleksoloji uygulanmıştır. Vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji uygulaması sonrası "Beck Anksiyete Ölçeği ve Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği" son test ve bir ay sonra kontrol izlem testi olarak eş zamanlı uygulanmıştır. Ayrıca vaka grubundaki öğrencilere her refleksoloji uygulaması öncesi ve sonrası anksiyete algı skalası uygulanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Bağımlı Gruplarda t testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon, Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde; refleksoloji uygulaması sonrası vaka ve kontrol grubu öğrencilerin gruplar arası Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş kaydedilmiştir (p=0.00). Öğrencilerin grup içi Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarında vaka grubunda anlamlı bir fark saptanmış (p=0.00), kontrol grubunda anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.83). Refleksoloji uygulanan vaka grubundaki öğrencilerin anksiyete algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.00). Sonuç olarak, altı seanslık refleksoloji uygulamasının anksiyete düzeyine olumlu etkisinin olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Refleksoloji, anksiyete, psikiyatri hemşireliği.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHemşirelik+4
Merve Uğuryol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser hastalarında James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, kanser tanısı almış bireylerin yaşadığı distresi ölçmek amacıyla Wells-Di Gregorio ve arkadaşları (2013) tarafından geliştirilen James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği'nin (James Supportive Care Screening) Türk toplumuna uyarlanarak, geçerlik ve güvenirliğini yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne bağlı Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Tülay Aktaş Onkoloji Hastane'sine, ayakta kemoterapi tedavisi almak için başvuran bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil olma kriterlerini taşıyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 280 kanser tanısı almış birey oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği (JDBGBÖ) ve ölçüt geçerliliği için EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. JDBGBÖ'nin geçerlik çalışmasında ilk olarak; dil geçerliği sağlamak için, ölçeğin Türkçe'ye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağlandıktan sonra, içerik geçerliği için ölçek, uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) istenilen değer olan 0.80'in üzerinde bulunmuştur (KGİ>0.80). Ölçeğin ön uygulamasından sonra, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin verdiği cevaplar, araştırmacının kendisi tarafından ölçeğe işaretlenmiştir. Ölçeğin kapsam geçerliği için, Temel Bileşenler Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Temel Bileşenler Analizine göre, ölçek orijinal yapısına uygun olarak altı faktör altında sıkıştırılmıştır. DFA uyum indeksleri değerleri kapsam geçerliği için uygun değerler arasında bulunmuştur (x2/df=2.073, RMSEA=0.62, CFI=0.91, NFI=0.90, NNFI=0.91, SRMR=0.07, GFI=0.90). Ölçeğin ölçüt geçerliliği için, ölçeğin Duygusal Sorunlar alt boyutu ile eşdeğer ölçeğin Duygusal Fonksiyon skoru arasında negatif yönde, ölçeğin Bilişsel Alanda Yaşanan Sorunlar alt boyutu ile eş değer ölçeğin Kavrama Fonksiyon skoru arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin Fiziksel Belirtiler alt boyutu ile eş değer ölçeğin Semptom Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgulara göre, James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracıdır. JDBGBÖ'nin güvenirlik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde 28'in madde-toplam puan korelasyon değeri en az istenilen değer olan 0.20 altında ve korelasyon için hesaplanan p değeri istatistiki açıdan anlamsız bulunmuştur (r=0.068, p=0.253). Madde 28, ölçekten çıkarıldığında, ölçeğin Cronbach alfa'sında önemli derecede değişiklik oluşmadığı ve orjinal ölçeğin kuramsal yapısını bozmamak adına madde çıkarma işlemine gidilmemiştir. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.918 olarak, alt boyut Cronbach alfa değerleri ise; 0.549 ile 0.875 arasında bulunmuştur. JDBGBÖ'nin zaman karşı değişmezliğini belirlemek için, ölçek birinci uygulaman iki hafta sonra 30 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İlk ve son ölçümler incelendiğinde; alt boyut toplam puan ve ölçek toplam puan korelasyonları arasında pozitif yönde ileri düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Bu bulgulara göre, JDBGBÖ Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracıdır. Sonuç olarak, "James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği" (JDBGBÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Anahtar Kelimeler: Kanser, Distres, Geçerlik, Güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlik ve geçerlilikHasta memnuniyeti+4
Hacer Demirkol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çözüm odaklı yaklaşımın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygısına etkisi

Bu araştırma, Çözüm Odaklı Yaklaşımın Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygısına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinden oluşan karma desen kullanılmıştır. Nicel boyut tek körlü, randomize kontrollü, deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiş; ön test, son test ve izlem düzeni kullanılmıştır. Nitel boyutta ise olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin çocuk ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile takip ve tedavi edilen 12-18 yaş aralığındaki ergenler oluşturmuştur. Çalışma, uygulama grubunda 22, kontrol grubunda 20 olmak üzere toplam 42 ergen ile yürütülmüştür. Kontrol grubuna poliklinikteki mevcut tedavi ve takip uygulanırken, uygulama grubu ile ek olarak Çözüm Odaklı Yaklaşım temelli görüşmeler yürütülmüştür. Nicel veriler, Kişisel Bilgi Formu, Genel Özyeterlik Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Nitel veriler ise görüşme sonlarında ergenler tarafından yazılan dökümanlar aracılığıyla toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Bağımsız Gruplar t- testi ve Bağımlı Gruplar t –testi kullanılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Uygulamanın sonunda ergenlerin özyeterlik ve benlik saygısı puan ortalamalarının zaman içinde ve gruplar arasında farklı olduğu, zaman ve grup arasındaki etkileşimin de istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Uygulama ve kontrol grubundaki ergenlerin özyeterlik ve benlik saygısı puanları açısından öntest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p >0.05), sontest ve izlem puanları arasında uygulama grubu lehine ileri düzeyde anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmanın etki büyüklüğü 1.02, gücü 0.92 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel bulgularında ise ergenler, özyeterlik ve benlik saygılarında olumlu yönde etkilenme olduğunu işaret eden ifadeler kullanmıştır. Çözüm Odaklı Yaklaşım temelli görüşmelerin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile takip edilen ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygılarını artırdığı saptanmıştır.

Dudu Karakaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan ebeveynlerin iletişim becerilerinin, çocukların yaşam kalitesi ile ilişkisi

Çocukları Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alan ebeveynlerin, iletişim becerilerinin çocukların yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelemek amacıyla yürütülen araştırma tanımlayıcı desendedir. Araştırma Mart – Mayıs 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Psikiyatri Polikliniği ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı Polikliniğine gelen, araştırma kriterlerini karşılayan gönüllü çocuklar ve ebeveynleri ile yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya iki kurumdan 101 çocuk ve 101 ebeveyn gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma verileri, çocukların ve ebeveynin tanıtıcı bilgilerini içeren birey tanıtım formu, Çocuklara Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DE /HB – YK), ebeveynlere İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği (İBDÖ) ve Çocuk Ana-Baba İlişki Ölçeğinin (ÇAİÖ) uygulanması ile elde edilmiştir. Ölçek puanlarının normal dağılıma uygunluğunu değerlendirilmesi için Shapiro-Wilk test istatistikleri ve ölçeklere uygun olarak parametrik olmayan yöntemler kullanılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde bağımsız iki ve üstü grupların ölçek puanları ile karşılaştırılmasında Mann-Whitney U Testi, ve Kruskal-Wallis H Test istatistikleri kullanılmıştır. Ölçeklerin birbirleriyle ilişkisinin derecesi, yönü ve anlamlılığı Spearman Korelasyon Testi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; çocukların yaş ortalamaları 10.43±1.29' dur. Çocukların %20.8'i kız, %79.2'si erkekti. Çocukların %25.7'sinde DEHB' eşlik eden bir hastalık bulunmaktadır ve %89.1'i de ilaç tedavisi almaktadır. Örneklemde yer alan ebeveynlerin yaş ortalaması 38.65 ± 5.86'dır. Ebeveynlerin %28.7'si DEHB hakkında bir kaynaktan eğitim almışlardır. Soruyu yanıtlayan çocukların değişim istekleri; okul başarılarına (%20), kendilerine (%16.47), aileleri (%14.11) ve arkadaşları (%5.88) ile ilişkilerine, somut nesnelere (%14.11), dünyaya (%5.88) yöneliktir. Çocukların %21.97'sinin hiçbir şey istemediğini belirtmiştir. Çocukların %21.97'sinin hiçbir şey istemediğini belirtmiştir. Çocukların yaşam kalitesi puan ortalaması ev yaşam alanında 62.22±13.31, okul yaşam alanında 61.17±13.29'dur. Ailedeki toplam çocuk sayısının artması, kreşe gitmiş olma, anaokuluna gitmiş olma, anne ve baba ile birlikte yaşamaması yaşam kalitesini (ev ya da okul yaşam alanlarında) olumsuz etkilemektedir. Çocukların sözel ifadeleri bu bulguları destekler niteliktedir. Ailede başka bir DEHB tanısı almış kişinin olması, yaşam kalitesinin olumlu etkilemektedir. Ebeveynlerin iletişim becerileri ortalamaları yüksek bulunmuştur (106.0±10.51). Ebeveynlerin ÇAİÖ toplam puan ortalamaları 59.31±14.26'dır. Çocukların yaşam kalitesi puan ortalamaları ile ebeveynlerin iletişim becerileri puan ortalamaları ve ana baba ilişki ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamı bir ilişki yoktur. Araştırma örnekleminde DEHB tanılı çocukların yaşam kaliteleri ile ebeveynlerinin iletişim becerileri arasında bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler; Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu; Yaşam Kalitesi; İletişim Becerileri

Ege Miray Topcu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikiyatrik bozukluğu olan bireylerde psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumları arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma, psikiyatrik hastalığı olan bireylerin, psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumu arasındaki ilişkiyi incelenmek amacı ile planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel türde ilişkisel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma, Mayıs- Ağustos tarihleri arasında Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi polikliniğine kontrole gelen 18-65 yaş aralığındaki, araştırmaya alınma ölçütlerine sahip 100 gönüllü hasta ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler, "Tanımlayıcı Bilgi Formu", araştırmacı tarafından hazırlanan "Tedavi Uyum Soru Formu", "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve "Morisky İlaç Uyum Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS-16 paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde sayı ve yüzde dağılımlar, ortalama ve standart sapma, Independent Samples T-testi, ANOVA, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U Testi ve Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların %55.0´ının depresif bozukluk, %26.0´ının şizofrenik bozukluk ve %19.0´ının iki uçlu(bipolar) bozukluk tanısı mevcut bulunmuştur. Hastaların %34.0´ının 18-24 yaş arasında olup, %67.0´ı kadın ve %50.0´ıbekardır. Hastaların Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği puan ortalaması 99.67±8.01, Tedavi Uyum Soru Formu puan ortalaması 42.36±5.57 ve Morisky İlaç Uyum Ölçeği puan ortalaması 5.92±1.34 olarak bulunmuştur. Hastaların psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki(r=0.045) olduğu ancak istatistiksel olarak anlamlı(p=0.654) olmadığı bulunmuştur. Hastaların tanı alma sürelerinin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği puan ortalamasını etkilediği (p= 0.048); gelir gider durumlarının da Morisky İlaç Uyum Ölçeği puan ortalamasını etkilediği (p= 0.000) bulunmuştur. Tedavi Uyum Soru Formu puan ortalamasında sosyodemografik özelliklerin ve hastalık öykülerinin etkili olmadığı bulunmuştur.

Fulya Tanyeri
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi

Hemşirelik merhamet yorgunluğunun en çok yaşandığı mesleklerdendir. Fiziksel, duygusal ve sosyal tükenme semptomları merhamet yorgunluğu yaşayan hemşirelerde ortaya çıkabilmektedir. Araştırma hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Hatay ili İskenderun ilçesinde bulunan İskenderun Devlet Hastanesinde görev yapan 481 hemşireden örnekleme yöntemine gidilmeden araştırmaya katılmayı kabul eden gönüllü 339 hemşire üzerinde Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Merhamet ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 24 en yüksek puan 120'dir. Tükenmişlik ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 21 en yüksek puan 105'tir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, One Way Anova, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, All pairwise, Pearson ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin %46.6'sı 26-25 yaş arasında, %74'ü kadın ve %56.6'sı evlidir. Hemşirelerin Merhamet Ölçeği toplam puanı 3.77±0.55, Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı 3.78±1.10 olarak belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği alt boyutlarından umursamazlık ile duygusal tükenme arasında pozitif yönlü orta şiddette anlamlı ilişki olduğu tespit bulunmuştur. Merhamet ve tükenmişlik arasında negatif yönlü zayıf anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği ile hemşirelerin yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, en uzun yaşanılan bölge, çalışma yılı, mesleği isteyerek seçme, klinikte görevlendirilme şekli, meslekten memnuniyet, hastalarla empati kurma, hastaların acısından etkilenme gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin orta düzeyde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik yaşadıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak hem yönetimsel hem de bireysel açıdan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişliklerini önlemeye ve etkili baş etme yöntemleri geliştirmeye yönelik eğitimler planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Merhamet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Öznur Şahin
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6 Şubat Kahramanmaraş depremini yaşamış ergenlerde psikolojik sağlamlığın travma sonrası stres bozukluğu üzerindeki etkisi: Öz şefkatin aracı rolü

Daha sonra doldurulacaktır.

DepremErgenler
Kader Şerifoğlu
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesanlarda şükran pratiğinin psikolojik sağlamlık ve duygu düzenleme üzerine etkisi

1. ÖZET ADÖLESALARDA ŞÜKRAN PRATİĞİNİN PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK VE DUYGU DÜZENLEME ÜZERİNE ETKİSİ Bu çalışma, şükran pratiğinin psikolojik sağlamlık ve duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla, randomize kontrollü deneysel desende yapılmıştır. Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören adölesan öğrencilerle Nisan 2025- Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın örneklemi, G*Power programı kullanılarak belirlenmiş ve 50 kişilik deney ile 50 kişilik kontrol grubundan oluşmuştur. Deney grubuna, beş oturumdan oluşan şükran pratiği müdahalesi uygulanmıştır. Kontrol grubuna müdahalede bulunulmamıştır. Ön test ve son test uygulanmıştır. Veriler, müdahale öncesi (öntest) ve sonrası (sontest) olmak üzere iki aşamada, araştırmacı tarafından yüz yüze toplanmış; bu süreçte Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu ile Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada öncelikle elde edilecek farklılıkları göstermek ve seçilen grupların benzer özellikler taşıdığını ifade etmek üzere Şükran müdahalesi öncesinde deney ve kontrol grupları arasında Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (5.93±0.59) ile Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (6.43±1.24) ön test puan ortalaması incelenmiş ve anlanlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0.062, p=0.475). Şükran Pratiği sonrasında Deney ve Kontrol Gruplarında son test puanları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.001). Sonrasında ölçekler ve alt gruplarına yapılan ANCOVA Analizi ile ön test etkisi kontrol altına alınarak son testte deney ve kontrol grupları, Şükran Pratiği ve Grup ile Şükran Pratiği ortak etkisi araştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar elde edilmiştir (p<0.05). Araştırma sonucunda, deney grubunda yer alan öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuş; şükran pratiği uygulanan bireylerin duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri (2.54±0.13) azalırken, psikolojik sağlamlık düzeyleri (4.00±0.56) artmıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sağlamlık, Duygu düzenleme, Adölesanlar, Psikiyatri Hemşireliği , Randomize kontrollü deney, Şükran, Şükran Pratiği

Kübra Aydın
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde teknoloji bağımlılığı ile aleksitimi ve kısa semptom envanterinin incelenmesi

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI İLE ALEKSİTİMİ VE KISA SEMPTOM ENVANTERİNİN İNCELENMESİ Bu araştırma üniversite öğrencilerinde teknoloji bağımlılığının aleksitimi ve kısa semptom envanteriyle ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişik arayıcı desende yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2023-2024 güz yarıyılında Dicle Üniversitesine kayıtlı 31284 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi Epi İnfo programı ile %95 güven aralığı %5 hata payı ile 379 öğrenci olarak belirlenmiştir. Araştırma toplam 379 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelikler, ortalama, standart sapma ve Mann Whitney U testi ile Kruskal Wallis kullanılmıştır. Araştırmaya alınan değişkenler normal dağılım gösterdiğinden pearson korelasyon katsayısı ve çok değişkenli doğrusal regresyon modeli kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 22.49 ± 3.13 olup %43'ü erkek ve %57'si kadındır. Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği puan ortalaması 48.83 ± 15.76, Toronto Aleksitimi Ölçeği puan ortalaması 51.45 ± 9.4, Kısa Semptom Envanteri puan ortalaması ise 62.36 ± 42.06 olarak bulunmuştur. Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği puanları ile Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Bu araştırmada, öğrencilerin teknoloji bağımlılıkları orta düzeyde olduğu, olası aleksitimik özellikler taşıdıkları ve psikolojik belirtilerinin de orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Psikolojik semptomların artması ve duyguları ifade etmede güçlük yaşanması, teknoloji bağımlılığı düzeylerini artırdığı, ayrıca psikolojik semptomlar ve aleksitimi düzeylerinin teknoloji bağımlılığı üzerinde önemli bir etkisi olduğu da bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda psikiyatri hemşirelerinin teknoloji bağımlılığı ile başa çıkmada psikolojik semptomlar ve aleksitimi üzerine odaklanması, üniversitelerde teknoloji bağımlılığı hakkında farkındalığı artırmak için öğrencilere yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sağlanması, teknoloji bağımlılığı müdahalelerinde psikolojik semptomlar ve duygusal farkındalığı ele alarak daha etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesi ve teknoloji bağımlılığı, aleksitimi ve kısa semptom envanteri ilişkisini inceleyen daha fazla araştırmanın yapılması önerilebilinir.

Kısa Semptom EnvanteriTeknolojik bağımlılıkToronto Aleksitimi Skalası
Şahin Türkoğlu
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ile öz-şefkat ve yetersizlik duygusunun incelenmesi

Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile öz-şefkat ve yetersizlik duygusu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişik arayıcı desende yapılmıştır. Çalışmanın evrenini İnönü Üniversitesine kayıtlı 36790 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi Epi İnfo programı ile %95 güven aralığı %5 hata payı ile 380 öğrenci olarak belirlenmiştir. Araştırma toplam 408 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgileri ve Sosyal Medya Kullanım Alışkanlıkları ile İlgili Form, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Yetersizlik Duygusu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelikler, ortalama, standart sapma ve Mann Whitney U testi ile Kruskal Wallis kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21.79 ± 2.94'tür. Öğrencilerin öz-şefkat puanları ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.005). Öz-şefkat puanları ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında negatif yönde bir ilişki saptanırken (p<0.05), yetersizlik duygusu puanlarının sosyal medya bağımlılığı puanları üzerinde istatistiksel olarak bir etkiye sahip olmadığı bulunmuştur (β2=0.044, p=0.397). Çalışmanın sonuçları doğrultusunda, öğrencilerin öz-şefkat düzeylerinin sosyal medya bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu, ancak yetersizlik duygusunun bu bağımlılık üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Bu nedenle, öz-şefkatin artırılmasına yönelik müdahalelerin sosyal medya bağımlılığını azaltmak için etkili olabileceği ve yetersizlik duygusunun etkilerini anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiği önerilebilinir.

BağımlılıkSosyal medyaYetersizlik duygusu+1
Serpil Tan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Travma yaşantısı olan bireylerde kendine yabancılaşma, başkalarının beni olma sorunu ve ilişkili etkenlerin incelenmesi

Bu çalışmada, travmatik yaşantılardan biri olan terör saldırıları sonrası bireylerde kendine yabancılaşma, başkalarının beni olma sorunu ve ilişkili etkenlerin niceliksel ve niteliksel boyutta incelenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında travmatik deneyimi olan bireyleri psikososyal açıdan değerlendirmek ve psikososyal hemşirelik yaklaşımı sunmak için psikiyatri hemşireliğine yönelik yapılandırılmış bir rehber oluşturmak ise araştırmanın bir diğer amacıdır. Araştırma, Ego Psikolojisi ve Yorumlayıcı Fenomenolojik Yaklaşım kuramsal çerçevesinde çoklu yöntem ile gerçekleştirilmiş bir alan çalışmasıdır. Çoklu yöntemin kullanıldığı araştırmanın evren ve örneklem grubunu 13 Mart 2016 tarihinde Ankara ili Kızılay Meydanı'nda gerçekleşen bombalı terör saldırı sonrası patlamanın meydana geldiği caddeye komşuluğu olan ve hasar görmüş iş yerlerinde çalışmaya devam eden bireyler oluşturmaktadır. Niceliksel kısım, 64 kişi ile yürütülmüş ve veri toplama aracı olarak Olayların Etkisi Ölçeği, Manevi Yönelim Ölçeği, Savunma Biçimleri Testi ve Ruhsal Belirti Tarama Testi kullanılmıştır. Veri analizleri, kendine yabancılaşmanın medeni durum, somatizasyon, kaygı ve kişilerarası duyarlılık ile ilişkisi olduğunu, ayrıca savunma biçimleri ile psikolojik belirtiler; manevi yönelim ile obsesif kompulsif bozukluk, fobik anksiyete ve ek skala arasında ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Niteliksel kısımda, 11 katılımcı ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler Yorumlayıcı Fenomenolojik Yaklaşım ile uyumlu olarak MAXQDA plus10 nitel araştırma yazılımı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda, (1) yaşananlara yüklenen anlam, (2) değişim, (3) baş etme biçimleri, (4) saldırı sonrası bireylerin tepkileri, (5) beklentiler olmak üzere beş ana tema oluşturulmuştur. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış, psikiyatri hemşireliği uygulayıcılarına, araştırmacılara yönelik önerilerde bulunulmuş ve psikiyatri hemşireliğinde travma sonrası psikososyal yaklaşım rehberi oluşturulmuştur.

Psikiyatrik hemşirelikPsikolojik travmaRuh sağlığı+2
Nazan Turan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ciddi ruhsal bozukluğu olan hastaların madde kullanımlarının ve ilişkili değişkenlerin belirlenmesi

Bu çalışma ciddi ruhsal bozukluğu olan hastalarda sigara, alkol ve diğer bağımlılık yapıcı madde kullanımlarının birlikte görülme sıklığını ve bu ilişkiyi çeşitli yönleriyle araştırmak amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türde yapılan araştırma, bir eğitim ve araştırma hastanesinin ve bir üniversite hastanesinin psikiyatri poliklinik ve yataklı servisindeki hastalarla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini şizofreni ve diğer psikotik bozukluklar, ikiuçlu bozukluk, majör depresif bozukluk, anksiyete bozuklukları, obsesif kompulsif bozukluğu tanısı almış 358 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Sosyodemografik Bilgi Formu ve Madde Kullanım Özellikleri Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Sigara kullanımında en yüksek grup şizofeni tanılı hastalar (%70.4) olmak üzere diğer ruhsal bozukluklar arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Sigara kullanım oranı, çoktan aza doğru sırası ile şizofreni ve psikozla giden bozukluklar, iki uçlu bozukluk, majör depresyon, anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk şeklindedir. Hastaların alkol ve madde kullanım oranlarında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmaya dahil edilen hastalardan alkol ve madde kullanan kişilerde sigara içme deneyimi olduğu ve herhangi bir madde kullanımına en çok gençlik yıllarında başlandığı saptanmıştır. Sigara, alkol ve diğer madde kullanımının önlenmesi için psikiyatri hemşireleri tarafından risk faktörlerinin belirlenmesi, madde kullanım bozukluğu geliştirme riski yüksek olan hasta gruplarının bilinmesi, bu maddeleri kullanım oranı yüksek olan hasta grupları başta olmak üzere etkili başetme yöntemlerinin tedaviyle birlikte hastalara verilmesi önerilir. Ayrıca alkol ve diğer madde kullanımına geçişte basamak görevinde olan sigara kullanımının önlenmesinde özellikle psikiyatrik tıbbi tanısı bulunan hastaların risk grubunda değerlendirilmesi, birincil ruhsal hastalığın tedavisi yapılırken ya da tamamlandıktan sonra mevcut madde kullanım bozukluklarının tedavi edilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği, Ruhsal Bozukluk, Madde Kullanım Bozuklukları

Madde kullanım bozukluklarıMental bozukluklarPsikiyatrik hastalıklar+2
Tuğba Koca
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde kumar bağımlılığı ve dürtüsellik ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmayla, üniversite öğrencilerinde giderek yaygınlaşmaya başlayan kumar bağımlılığının dürtüsellikle olan ilişkisi incelenmek istenmiş ve bu doğrultuda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'ndeki 489 öğrencinin katılımıyla çalışma yürütülmüştür. Ankette öğrencilerin demografik bilgileri için hazırlanmış bir form, patolojik kumar oynama davranışını ölçmek için South Oaks Kumar Tarama Testi (SOKTT) ve dürtüsellik ilişkisini incelemek için Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF) kullanılmıştır. Toplanılan veriler IBM SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiş ve bulgular bu doğrultuda tartışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre kumar bağımlılığı ile dürtüsellik arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür (r=.26, p<.001). Aynı zamanda üniversite öğrencilerinde dürtüselliğin, kumar bağımlılığı üzerinde anlamlı, pozitif yönde ve zayıf düzeyde etkisi olduğu saptanmıştır (R=,265; R2: ,070; p<,05). Bu doğrultuda "muhtemel patolojik kumarbaz" düzeyinde puan alan (Ort.=2.31, SS.=.67) üniversite öğrencilerinin, kumar puanı daha düşük ve normal olan (Ort.=1.91, SS.=.44) öğrencilere göre dürtüsellikleri anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Psikiyatri hemşiresi olarak, kumar bağımlılığı açısından risk grubunda olan dürtüselliği yüksek bireylere psikososyal eğitimler ve danışmanlık hizmeti verilerek koruyucu önlemler alınması önerilir.

BağımlılıkDürtüsel davranışDürtüsellik+2
Mahmud Said Gerçekcioğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanedeki kadın işgörenlerin algıladıkları öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlilik ile başetme stratejileri arasındaki ilişkisi

Araştırma, hastanede çalışan kadın işgörenlerin algıladıkları öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlik ile başetme stratejileri arasındaki ilişkinin belirlenmesini amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini Ağustos 2021-Mayıs 2022 tarihleri arasında hastanede çalışan kadın doktor, hemşire ve oda destek elemanları oluşturmuştur (n=274). Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Öğrenilmiş Çaresizlik Ölçeği, Başaçıkma Stratejisi Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre öğrenilmiş çaresizlik ile problem çözme boyutu arasında (r=-0,234, p<0,05) ve öz yeterlik arasında (r=-0,370, p<0,05) anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Öğrenilmiş çaresizlik ile kaçınma boyutu arasında (r=0,290, p<0,05) ise anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca genel öz yeterlik ölçeği ile problem çözme boyutu arasında (r=0,411, p<0,05) anlamlı ve pozitif yönlü, kaçınma boyutu arasında (r=-0,209, p<0,05) anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu görülmüştür. Çalışan kadınların algıladıkları öğrenilmiş çaresizliğin öz yeterlik üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür (β=-0,426, p<0,05). Bu etkide başetmenin aracı rolü olup olmadığına bakılmıştır. Elde edilen modelin sonuçlara göre doğrudan etkinin anlamlı olduğu fakat etki katsayısının azaldığı görülmüştür ve kısmi aracı olduğu kararı verilmiştir (β=-0,301, p<0,05). Sonuç olarak çalışmada, kadın sağlık çalışanlarında öğrenilmiş çaresizlik ve öz yeterlik değişkenlerinin anlamlı ve negatif yönlü bir ilişkisi olduğu başetme stratejilerinin kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur. Kadın sağlık çalışanlarında öğrenilmiş çaresizlik yaşantısının azalması ve öz yeterlik düzeyinin arttırılması, başetme stratejilerinin güçlendirilmesine yönelik hizmet içi eğitimlerin verilmesi, önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Başetme stratejisi, kadın, öğrenilmiş çaresizlik, öz yeterlik, psikiyatri hemşireliği

HastanelerKadınlarPsikiyatrik hemşirelik+3
Sümeyye Sena Güzel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ın Nasiriye kentindeki Al-Haboubi Eğitim Hastanesi'nde hemşirelerin maruz kaldığı zorbalık ve benlik saygısı arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı, Irak'ta bir hastanede çalışan hemşirelerin zorbalık ve benlik saygısı düzeylerini değerlendirmek, hemşirelerde zorbalık ve benlik saygısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu çalışma, 01.08.2022- 31.12.2022 tarihleri arasında Irak'taki eğitim hastanelerinde kesitsel ve tanımlayıcı olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Irak'taki hastanelerden birinde çalışan hemşireler oluşturmaktadır. G-power analizine göre örneklem sayısı en az 169 Hemşire olarak belirlenmiştir. Veriler "Hemşirelerin Sosyal ve Demografik Özellikleri" formu, hemşirelerin işyerinde zorbalığa maruz kalma durumlarını değerlendirmek için Olumsuz Davranış Anketi (ODAR) Arapça form ve Benlik Saygısı Ölçeği (BSÖ) Arapça formu kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Veriler, SPSS 26 yazılımında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma ve ANOVA ve t-testi kullanılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışma, katılımcıların çoğunluğunun 20-35 yaş arasında ve %56,2'sinin kadın olduğunu göstermiştir. ODAR puan ortalaması 45.62±15.39 iken BSÖ toplam puan ortalaması ise 25.26±2.80 olarak bulunmuştur. ODAR ve cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu, yaş, medeni durum, eğitim durumu ve gelir doyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). BSÖ ile medeni durum arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunurken, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve gelirden memnuniyet arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı da gösterilmiştir. ODAR ile BSÖ arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Hemşirelere, zorbalıkla başa çıkma ve benlik saygısını güçlendirme konularında eğitim programları sunulabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Zorbalık, Benlik Saygısı

Ayat Alı Kassab Alsahlanee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak'ın Nasiriyah kentindeki kalp hastaları arasında depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinin belirlenmesi

Irak'ın Nasiriyah kentindeki bir eğitim hastanesi ve kalp merkezine başvuran kalp hastalarının depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamalarının incelenmesi ve kalp hastalarının demografik verilerin (yaş, cinsiyet, medeni durum, gelir) ile depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamalarına göre farklılık olup olmadığının ortaya konulması bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Irak Nasiriyah'ta bulunan bir Eğitim Hastanesi ve bir Kalp Merkezine tedavi almak için Haziran-Eylül 2022 döneminde başvuran 200 kalp hastası ile tanımlayıcı bir çalışma yapılmıştır. Veriler yüz yüze toplanmıştır. Veri toplamak için sosyodemografik veri toplama formu ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği 21- Arapça versiyonu kullanılmıştır. Veri analizi için SPSS paket programı kullanılmış olup, verilerin normallik durumu çarpıklık ve basıklık testi ile belirlenmiş olup verilerin analizinde sayı, yüzde, aritmetik ortalama, t testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Çalışma grubunun %76,5'inin 51-64 yaş aralığında olduğu, çoğunluğunun erkek olduğu, %66,5'inin evli, %33,5'inin ilkokul mezunu olduğu ve depresyon puan ortalamalarının 13,65±6,24 olduğu bulunmuştur. Depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamaları yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, mali durum, yerleşim yeri, sigara içme durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık söz konusudur (p <0.05). Kalp hastalığı tanısı konduktan sonra hastalar psikososyal olarak hemşireler tarafından değerlendirilmeli ve risk faktörleri belirlenmelidir. Depresyon gibi komorbit tanı oluşturacak potansiyel risk faktörlerinden korunmak için koruyucu ruh sağlığı yaklaşımı sağlanmalıdır.

Hayder Abdulrazaq Mohammed Alhawasee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu hastanesinde görev yapmakta olan hekim ve hemşirelerin algılanan stres düzeyleri ve baş etme tarzlarının belirlenmesi

Hekimler ve hemşireler çalışma alanları gereği stresli meslek grupları arasında sayılmaktadırlar. Bu nedenle stres düzeylerinin ve stresle başetmede kullandıkları yöntemlerin belirlenmesi, özellikle çalışmanın yapıldığı pandemi döneminde önem kazanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, bir kamu hastanesinde çalışan hekim ve hemşirelerin algılanan stres düzeyleri ve baş etme tarzlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şubat 2021-Nisan 2021 aylarında Ankara Şehir Hastanesinde çalışmakta olan hekim (N=2410) ve hemşireler (N=3900); örneklemini ise çalışmaya katılmayı kabul eden hekim (n=130) ve hemşireler (n=242) oluşturmuştur. Veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre hemşirelerin Algılanan Stres Ölçeği puanları hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p<0.005). Hekim ve hemşirelerin Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği alt boyutlarından aldıkları puanlarda; hekimlerin İyimser Yaklaşım alt boyutu puanı, hemşirelerin ise Çaresiz Yaklaşım ve Boyun Eğici Yaklaşım alt boyutu puanı daha yüksek çıkmıştır (p<0.005). Hekim ve hemşirelerin Kendine Güvenli Yaklaşım ve Sosyal Destek Arama alt boyutu puanları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Sonuç olarak; hemşirelerin algılanan stres düzeylerinin hekimlere göre daha fazla olduğu; hemşirelerin stresle baş etmede hekimlere göre etkisiz yöntemlere daha fazla başvurduğu belirlenmiştir. Çalışmanın pandemi döneminin bitip, normal yaşama dönüldüğünde tekrar edilerek karşılaştırılması ve özellikle hemşirelere etkin baş etme yöntemlerini kullanmalarını sağlayacak uzun süreli psikososyal destek programları uygulanması önerilir.

Başa çıkmaDoktorlarHastaneler-devlet+3
Eda Yaralı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık profesyonellerinin yaşadığı ölüm kaygısı ile iş yaşam kalitesi ve motivasyonlarının incelenmesi

Sağlık profesyonelleri, yaptıkları iş gereği ölüm ve ölümcül hastayla, diğer meslek gruplarına göre daha sık karşılaşmaktadır. Bu durumun özellikle pandemi sürecinden geçen sağlık çalışanlarında ölüm kaygısı, iş yaşam kalitesi ve motivasyon düzeylerini etkilediği düşünülmektedir. Tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak yapılan bu araştırma, bir kamu hastanesinde çalışan sağlık profesyonellerinin ölüm kaygısı, iş yaşam kalitesi ve motivasyon düzeyleri ile tanıtıcı özellikler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Mayıs 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde çalışmakta olan hemşire, ebe, sağlık memuru, acil tıp teknisyeni doktor, laborant, eczacı, röngen ve anestezi teknisyeninden oluşan 453 kişi; örneklemini ise bunlar arasında çalışmayı kabul eden 242 sağlık profesyoneli oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Yetişkin Motivasyon Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen verilere göre sağlık profesyonellerinin ölüm kaygısı orta, motivasyon puanlarının ise yüksek düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışanlar için Yaşam Kalitesi ölçeği alt puanlarından Mesleki Tatmin puanları yüksek, Tükenme ve Eşduyum puanları düşük çıkmıştır. Çocuk sahibi olanların olmayanlara göre Ölümü Düşünme ve Tanıklık etme alt boyut puanları yüksek çıkmıştır. Acil serviste çalışanlar ile, mesleği ebe, hemşire ve sağlık memuru olanların eş duyum yorgunluğu yüksek bulunurken;özellikle acil serviste çalışanların tükenme puanları diğer servislerde çalışanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ayrıca ölümle ilgili eğitim alanların MeslekiTatmin alt boyut puanları, Motivasyon ve Eşduyum Yorgunluk puanları yüksek çıkmıştır. Sonuç olarak sağlık profesyonellerinin yaşadığı aksaklıklar tespit edilerek sahada çalışan konsültasyon liyozon psikiyatri hemşireleri tarafından bu gruplara yönelik olarak müdahale ve girişimler planlanmalı. Çalışanlara yönelik olarak bireysel ve kurumsal desteklere öncelik tanınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, İş Yaşam Kalitesi, Motivasyon, Sağlık Profesyoneli

MotivasyonSağlık personeliYaşam kalitesi+3
Emine Sarıca
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde psikolojik sağlamlık ile bilişsel farkındalık arasındaki ilişkide stresle baş etmenin aracı rolü

Bu araştırma üniversite öğrencilerinde psikolojik sağlamlık ile bilişsel farkındalık arasındaki ilişkide stresle baş etmenin aracı rolünün araştırılması amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Çalışma 711 (%72,4)'i kadın, 271 (%27,6)'i erkek olmak üzere 982 üniversite öğrencisi ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri, "Tanıtıcı bilgiler formu", "Risk Faktörlerini Belirleme Listesi", "Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği", "Bilişsel Farkındalık Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılarak 15-30 Ekim 2021 tarihinde araştırmacı tarafından yüz yüze veri toplama tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Pearson Korelasyon analizi için IBM SPSS v22 programı, yapısal eşitlik modeli için ise AMOS programı kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin bilişsel farkındalık ile probleme yönelik başa çıkma üzerinde pozitif, duygulara yönelik stresle başa çıkma tarzları üzerinde ise negatif yönde etkisi bulunmuştur. Psikolojik sağlamlık stresle başa çıkma tarzlarından olan probleme yönelik başa çıkma üzerinde pozitif yönde, duygulara yönelik başa çıkma üzerinde ise negatif yönde doğrudan bir etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca psikolojik sağlamlık ile bilişsel farkındalık arasındaki ilişkide stresle baş etmenin rolü ile ilgili kurulmuş olan hipotezin geçerli olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda üniversite öğrencilerine yönelik psikolojik sağlamlığı ve bilişsel farkındalığı artırmaya yönelik içeriğin eğitim müfredatlarına eklenmesi önem taşımaktadır.

Bilişsel farkındalıkPsikolojik sağlamlıkStres+3
Harun Özbay
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İşverenlerin şizofreni tanılı bireylerin istihdamına yönelik tutumları: Düzce ili örneği

Bu çalışma, işverenlerin şizofreni tanılı bireylerin istihdamına yönelik tutumlarını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Düzce ilindeki 50 ve üzeri çalışanı bulunan fabrikaların işverenleri oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu ve İşyerinde Engelliye Yönelik Tutum Ölçeği (İEYTÖ) aracılığıyla toplandı. Araştırmanın verileri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 paket programında analiz edildi. Verilerin analizinde KolmogorovSmirnov, Shapiro-Wilk testleri, student t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) testi, Mann Whitney U, Kruskal-Wallis ve Ki-kare testleri kullanıldı. Araştırmaya katılan işverenlerin yaş ortalamasının 37.7±8.9 yıl, İşyerinde Engelliye Yönelik Tutum Ölçeği (İEYTÖ)'nin ortalama puanları 3.83±0.43 idi. İşverenlerin yarısının kadın, %90.3'ünün üniversite mezunu olduğu, %66.7'sinin insan kaynakları pozisyonunda, çoğunluğunun tekstil iş kolunda (%26.4), 0-5 yıldır çalıştığı (%55.6) belirlendi. İşverenlerin %9.1'sının herhangi bir engelinin olmadığı, %73.6'sının engelli yakının olmadığı, %81.9'unun engelli personel çalıştırmaya olumlu baktığı, hepsinin engelli personel çalıştırdığı, çalışan engelli personelin çoğunluğunu (%68.1) ortopedik engelli çalışanların oluşturduğu tespit edildi. İşverenlerin %52.8'inin engelli bireylerin istihdamı hakkında olumlu düşünürken, psikiyatrik hastalığı olan bireylerin istihdamı hakkında ise şarta bağlı olarak olumlu düşündüğü (%41.7) görüldü. Psikiyatrik engelli bireylerin istihdam edilmesinde en çok (%43.1) toplum ruh sağlığı hizmetlerinde çalışan personelin işverenler ve İŞKUR (Türkiye İş Kurumu) ile ortaklaşa işbirliği yapması önerildi. Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda işverenlerin psikiyatri engelli bireylerin istihdamına olumlu tutum geliştirilmesi ve damgalanmanın azaltılması için eğitim programlarının düzenlenmesi; istihdamın arttırılması için İŞKUR ile daha kapsamlı ve sürdürülebilir çalışmaların yapılması önerildi.

Diş dökülmesiEngelli kişilerHemşirelik+4
Zeliha Ersoy
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin duygusal zeka ve iletişim becerilerinin eşdeğer öğrenim gören öğrencilerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Bu çalışma; Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin duygusal zeka ve iletişim becerilerinin değerlendirilmesi ve eşdeğer eğitim gören diğer üniversite öğrencileri ile karşılaştırılması amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Düzce Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümünde 2007-2008 eğitim öğretim döneminde öğrenim gören 147 ve Düzce Üniversitesi'nde 4 yıllık lisans eğitimi veren Orman Fakültesi, Teknik Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 1270 öğrenci oluşturmaktadır. Örnekleme Sağlık Yüksekokulu öğrencilerinden 130 ve diğer fakültelerin öğrencilerinden yaş, sınıf ve cinsiyetleri eş 130 öğrenci dahil edilmiştir.Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından literatür taranarak geliştirilen Kişisel Bilgi Formu; Hall (1999) tarafından geliştirilen ve Ergin (1999)'nin Türkçe geçerlik güvenirlik çalışmasını yaptığı Duygusal Zeka Değerlendirme Ölçeği ve Korkut (1996) tarafından geliştirilen İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel değerlendirmesinde yüzdelik, grup oranlarını karşılaştırmada ki kare, iki grup ortalaması arasındaki farkın analizi için student t testi ya da Mann-Whitney U testi, ve sürekli değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemede Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar Hemşirelik Öğrencilerinin Duygusal Zeka Değerlendirme Ölçeği alt boyutlarından Duyguların Farkında Olma Kendini Motive Etme ve duygusal zeka toplam puanlarının Karşılaştırma Grubu'na göre yüksek olduğunu; Duyguları Yönetme, Empati ve Sosyal Beceriler alt boyutlarında gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir. Benzer şekilde Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin iletişim becerileri puan ortalamalarının Karşılaştırma Grubu'na göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir.

Duygusal zekaHemşirelikÜniversite öğrencileri+1
Ayşe Kuzu
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bipolar bozukluğu olan hastaların tedaviye uyumlarının arttırılmasında psikoeğitimsel modelin etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu araştırma Bipolar Affektif Bozukluğu olan hastalara verilen psikoeğitimin tedaviye uyumun arttırılmasında etkinliğini değerlendirmek amacıyla deneysel olarak yapılmıştır.Araştırmanın evreni, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Duygudurum Polikliniğinde ayaktan takip edilen, DSM-IV-TR ölçütlerine göre Bipolar Affektif Bozukluk tanısı almış hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini 30 deney, 33 kontrol olmak üzere 63 hasta oluşturmuştur.Araştırmanın verileri, hastaların tanıtıcı özelliklerini belirleyen form, Tıbbi Tedaviye Uyum Oranı Ölçeği (MARS), McEvoy Tedavi İzlem Formu ve Nöroleptik Tedaviye Katılım Ölçeği'nin (ANT) hastalara öntest ve sontest olarak uygulanması suretiyle toplanmıştır. Deney grubuna 6 haftalık, haftada 2 saatlik psikoeğitim uygulanmış, kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Verilerin analizinde ki kare ve t testi uygulanmıştır.Araştırma sonucunda; deney grubundaki hastaların %63.3'ünün, kontrol grubundaki hastaların %57.6'sının tedaviyi bırakma öyküsü olduğu; en fazla tedaviyi bırakma nedenlerinin iyileştiğini düşünme (%35.59) ve ilaçsız başarabileceğini düşünme (%33.89) olduğu belirlenmiştir. Deney grubundaki hastaların tedaviye uyum oranı ön testte %40 (12 hasta) iken, son testte bu oran %86.7 (26 hasta), kontrol grubundaki hastaların tedaviye uyum oranı ön testte %33.3 (11 hasta) iken, son testte %24.2 (8 hasta) olmuştur. Deney ve kontrol grubundaki hastaların ön testte MARS ve ANT puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamsız (p>0.05) iken, psikoeğitim sonrası (son test) deney grubunda artış olduğu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) olduğu belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen bulgular doğrultusunda ayaktan tedavi edilen Bipolar Affektif Bozukluk tanısı almış hastaların tedaviye uyumunun artırılması için psikoeğitim uygulanması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bipolar Bozukluk, Tedaviye Uyum, Psikoeğitim, Hemşirelik.

Bipolar bozuklukHemşirelik
Şirin Harkin
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antipsikotik kullanan hastalarda ilaç yan etkilerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma antipsikotik kullanan hastalarda ilaç yan etkilerinin tedaviye uyum üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve analitik olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Bolu il sınırları içerinde yaşayan, şizofrenik bozukluk ve bipolar affektif bozukluk tanısı ile ayaktan takip edilen 507 hasta, örneklemini basit rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen 120 hasta oluşturdu. Antipsikotiklere bağlı yan etkiler Liverpool Üniversitesi Nöroleptiklerin Yan Etkilerini Değerlendirme Ölçeği (LÜNYED) ile, hastaların tedaviye uyumu Tıbbi Tedaviye Uyum Oranı Ölçeği, McEvoy Tedavi İzlem Formu, Nöroleptik Tedaviye Katılım Ölçeği, ilaç dozunu kendiliğinden değiştirme ve ilacı kendiliğinden bırakma durumundan oluşan beş alt kategoriden oluşan değerlendirme şeması ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde ki kare, student t testi, Mann-Whitney U, ANOVA, korelasyon katsayısı ve lojistik regresyon analizi kullanıldı.Araştırma sonucunda; hastaların ilaç yan etkileri ve ilaç yan etkilerinin yönetimi konusunda eğitilmediği, ilaç yan etkisi nedeniyle ilaç dozunu azaltanların oranının %36.9, ilaçlarını tamamen bırakanların ise %24.3 oranında olduğu belirlendi. Kadın hastalarda hormonal, depo form ilaç kullanmayanlarda otonomik yan etkiler daha fazlaydı. Hastaların %75.0'inin tedaviye uyumsuz olduğu, LÜNYED Ölçeğine göre çoğunluğunun (%45.8) yan etkileri orta şiddette yaşamakta oldukları, bazı yan etkilerin tedaviye uyumsuzluğu arttırdığı görüldü. Tedaviye uyumsuzluğun bağımlı değişken olarak alındığı lojistik regresyon analizinde ağız kuruluğu olanlarda olmayanlara göre 13.9 kat, aşırı uyuma yan etkisi yaşayanlarda yaşamayanlara göre 9.4 kat tedaviye uyumsuzluk riskinin fazla olduğu belirlendi. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda antipsikotik kullanan hastaların ilaç yan etkileri konusunda eğitilmesi, ilaç yan etkilerinin yönetimi konusunda verilecek eğitime hastayla birlikte ailenin de dahil edilmesi, ağız kuruluğu ve aşırı uyuma yan etkilerini yaşayan hastaların tedaviye uyumsuzluk açısından yakından takip edilmesi, hastaların yan etkiler nedeniyle ilaç dozunu kendiliğinden azaltıp azaltmadıklarının ya da ilaçları bırakıp bırakmadıklarının araştırılması, kadın hastaların hormon takiplerinin düzenli yapılması ve oluşabilecek değişiklikler konusunda bilgilendirilmesi ve ilaç yan etkilerinin yönetimi konusunda prosedürlerin oluşturulması önerildi.

Bipolar bozuklukHastalarHemşireler+7
Elvan Sağlam
Düzce University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikiyatride kullanılan hasta tespit yöntemleri ve hemşire-hekimin hasta tespiti ile ilgili görüşleri

Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. Bu durum ise hastanın saldırgan davranış göstermesine, kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. Bu sebeple fiziksel?kimyasal tespit yöntemleri güvenlik tedbiri amacıyla uygulanması gerekmektedir.Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte, uygulayan ve uygulanan üzerinde fiziksel ?psikolojik etki oluşturmaktadır. Uygulamada belli bir standardın olmaması, yasal boşluğun olması, uygulama hakkında sağlık personelinin yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları, devamlılığın sağlandığı etkin bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanlarının farklı tutum ve davranış sergilemelerine neden olmaktadır. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği, hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olup uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir.Çalışma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin alınması amacıyla yapılmış olup veriler araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile elde edilmiş ve bağımlılık testi olarak Fisher's ve Pearson ki-kare testi uygulanmıştır. Tespit yöntemlerinin kullanımı ile değişkenlerden çalışma şekli arasında( ? 2: 11.589; P: 0.001), fiziksel ve kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına kilosuna göre ayarlanmalıdır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında( ? 2: 4.458; P: 0.035), hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemleri kullanılmalıdır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında ( ? 2: 14.05; P: 0.000),sağlık personeli, hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunları tespit kullanımını arttırır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında anlamlı fark bulunmuştur( ? 2: 12.233;P:0.000).Bunun yanında tespit kullanımında eğitimin önemi vurgulanmıştır. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken, hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedirÇalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşle klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu, bu sebeple hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır.Anahtar kelimeler: Tespit yöntemleri, fiziksel/kimyasal tespit, psikiyatri hemşiresi, psikiyatri hekimi

DoktorlarHasta takibiHastalar+6
Ucun Yasemin
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir askeri fabrikada çalışan işçilerde tükenmişliğin incelenmesi

Bu araştırma, fabrika işçilerinin tükenmişlik düzeyini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara il merkezindeki bir fabrikada çalışan 247 işçi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, evrenin tamamı örnekleme dâhil edilmiştir. Araştırmanın verileri ?Kişisel Bilgi Formu? ve ?Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ)? kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda ise Benferoni düzeltmeli Kruskall-Wallis H testi kullanılmıştır. Bu araştırmada MTÖ alt ölçeklerinden DT ve D alt ölçeği puan ortalaması orta düzeyde, KBA alt ölçeği puan ortalaması düşük düzeyde bulunmuştur. Araştırmada ?yaş, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, sahip olunan ve birlikte yaşanan çocuk sayısı, birlikte yaşanan kişiler, şu an çalışılan atölye ve fabrikadaki çalışma süresi, toplam çalışma süresi, başka bölümde çalışma durumu, işi kendine uygun bulma, sahip olunan bilgi ve becerilerin yapılan işle uyumu, iş ile ilgili geleceğe ilişkin düşünce, yapılan işi sevme, işe devam etme nedeni, çalışma ortamından memnuniyet, iş ortamındaki sağlık ve güvenlik tedbirleri, üstlerden takdir görme, iş yükü, iş stresi ve düzeyi, iş yerinde güçlük yaşama ve yaşanan güçlüklerin türü, ekonomik durum, alınan ücreti yeterli bulma, ailede sağlık sorunu yaşama ve kendine zaman ayırma? şeklindeki faktörlerin çalışmaya katılan işçilerde tükenmişlik düzeyini önemli ölçüde etkilediği saptanmıştır. Atölyelerin bulundukları risk bölgeleri, iş kazası geçirme durumu, iş kazasının türü ve sonucu, işçinin sağlık sorununun olup olmaması tükenmişlik üzerinde etkili değildir.Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, işçi, fabrika

Yasemin Aslan
Gazi University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemi döneminde hemşirelerin bilinçli farkındalık düzeyleri ile tükenmişlik ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma, COVID-19 pandemi döneminde hemşirelerin bilinçli farkındalık düzeyleri ile tükenmişlik ve işten ayrılma niyetleri arasında ilişki olup olmadığını, ayrıca bunların sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma 2-5 Şubat 2021 tarihleri arasında COVID-19 pandemi koşulları sebebiyle online platformlarda yürütülmüştür. Tanımlayıcı tipteki araştırmada örneklemi, Facebook'taki hemşire ve sağlık çalışanlarının yer aldığı platformlar, Facebook, Twitter, Instagram ve e-posta kaydı olan meslektaş grubundan ulaşılan 386 hemşire oluşturmaktadır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği ve İşten Ayrılma Ölçeği olmak üzere dört farklı veri toplama aracıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, betimsel veriler için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri; verilerin karşılaştırılmasında bağımsız iki örneklem t-testi, ANOVA, LSD post hoc testi, Pearson Korelasyon Testi ve Regresyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların yüzde 86,5'i kadın, yüzde 39,4'ü 25 yaş ve altı, yüzde 67,4'ü bekar, yüzde 69,9'u lisans mezunu, yüzde 29,5'inin meslekteki hizmet süresi 2-5 yıldır. Katılımcıların duygusal tükenmişlikleri "yüksek düzeyde", bilinçli farkındalıkları, kişisel başarı hisleri ve işten ayrılma niyetleri "orta düzeyde", duyarsızlaşmaları ise "düşük düzeyde" bulunmuştur. Toplam çalışma süresi 5 yıl ve az olanlarda ve 21 yıl ve üzeri olanlarda bilinçli farkındalık düzeyi düşüktür. Bilinçli farkındalık, duygusal tükenmedeki değişimin yaklaşık yüzde 14'ünü, duyarsızlaşmadaki değişimin yaklaşık yüzde 12'sini ve işten ayrılma niyetindeki değişimin yaklaşık yüzde 4'ünü açıklamaktadır. Sonuç: Hemşirelerde toplam çalışma süresi 5 yıl ve az olanlarda ve 21 yıl ve üzeri olanlarda bilinçli farkındalık düzeyi düşük, COVID-19 sürecinde algılanan iyi ruh hali ile bilinçli farkındalıkta artış birliktedir. Bilinçli farkındalığın artması duygusal tükenmişliği, duyarsızlaşmayı ve işten ayrılma niyetini azaltmakta ancak kişisel başarı hislerini etkilememektedir. Pandemi sürecinde hemşirelerin zorlu koşullar altında çalışmanın verdiği stres ve diğer nedenlerle olumsuz düzeylere gerileyen genel ruh sağlıklarını sürecin kalanında ve sonrasında düzenli olarak değerlendirmeye ve iyileştirmeye yönelik programlar düzenlenmesi, özellikle duygusal tükenmişliği önlemeye yönelik tedbirler alınması tavsiye edilebilir. Anahtar kelimeler: Bilinçli farkındalık, Koronavirüs, COVID-19, Hemşire, İşten ayrılma niyeti, Pandemi, Psikiyatri, Tükenmişlik.

Bilinçli farkındalıkCOVID 19Hemşireler+5
Asya Şağban
Koç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Davranış sorunları olan ergenlerin ebeveynlerine uygulanan eğitimin ebeveyn tutumu, ebeveyn ruh sağlığı ve ergen davranışına etkisi

Amaç: Davranış problemi olan ergenlere sahip anne babaların ebeveyn eğitimi gereksinimlerini belirlemek ve davranış sorunları olan ergenlerin ebeveynlerine yönelik Ergen Üç P Programı (Group Teen Triple P) uygulamak ve etkinliğini değerlendirmektir.Yöntem: Araştırma tanımlayıcı kalitatif ve deneysel (randomize kontrollü) tipte araştırma bölümlerinden oluşmaktadır. Araştırmanın kalitatif bölümü; örneklemini amaçlı (purposive) örnekleme tekniği kullanılarak seçilen 15 ebeveyn oluşturmuş ve verilerin değerlendirilmesinde tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın girişimsel bölümü; örneklemini blok randomizasyon yöntemi ile 38 deney ve 38 kontrol olmak üzere ayrılan 76 ebeveyn oluşturmuştur. Veriler, Sosyo-demografik Veri Toplama Formu, Anne-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ), Genel Sağlık Anketi?12 (GSA?12), Güçler ve Güçlükler Anketi (SDQ), Çatışma Davranışı Anketi, Ebeveyn Memnuniyet Anketi kullanılarak toplanmıştır. Deney grubuna 8 hafta süren Ergen Üç P Programı uygulanmıştır. Veriler eğitimden hemen sonra ve üç ay sonra toplanmıştır. Veriler varyans analizi, t-testi, ki-kare analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Kalitatif bölüm için; yapılan analizler sonrası ebeveynlerin davranış problemlerini tanımlamaları, baş etmeleri ve eğitim gereksinimlerine yönelik önerileri için üç tema belirlenmiştir. Girişimsel bölüm için; Ergen Üç P Programı'nın anne baba tutumlarını değiştirmede etkili olmadığı, ebeveynlerin ruh sağlığı düzeyini değiştirmede etkili olduğu, ergenlerin problemli davranışlarını azalttığı, ergenlerin ebeveynleriyle ebeveynlerin de ergenlerle daha az çatışma yaşamasını sağladığı saptanmıştır.Sonuç: Kalitatif bölüm için; ülkemiz için geliştirilecek ya da yeni uygulanacak ebeveyn eğitimi programında tüm bu sonuçların göz önüne alınarak değerlendirilmesine, girişimsel bölüm için ise; Ergen Üç P Programı'nın yaygınlaştırılmasına gereksinim vardır.

Ana-baba eğitimiAna-baba tutumuDavranış bozuklukları+4
Burcu Arkan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aileden aileye destek programının şizofreni hastalarına bakım verenlerin ruh sağlıklarına ve başetme yöntemlerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı aileden aileye destek (AAD) programının, şizofreni hastalarına bakım verenlerin başetmeyöntemleri ve ruh sağlığı üzerine etkisini incelemektir.Yöntem: Araştırmada randomize kontrollü girişimsel ve programa yönelik görüşleri belirlemek amacıyla kalitatif araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma İzmir Şizofreni Dayanışma Derneği'ne kayıtlı şizofreni hastasına bakım verenlerle yapılmıştır. Araştırmada ?Genel Sağlık Anketi?(GSA) ve ?Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği?(SBÇTÖ) kullanılmıştır. Araştırma üç adımda yürütülmüştür. Birinci adımda ?AAD Programı? geliştirilmiştir. İkinci adımda ?AAD Programı'nı? sürdürecek kişiler belirlenmiş ve eğitilmiştir. Üçüncü adımda eğitim alan bakım verenler diğer bakım verenleri eğitmişlerdir. Program öncesi, sonrası, üçüncü ve altıncı ayda AAD ve kontrol grubuna GSA ve SBÇTÖ uygulanmıştır. AAD grubunda 22, kontrol grubunda 24 olmak üzere 46 bakım veren ile çalışma tamamlanmıştır. AAD grubuna katılanlardan 20'si kalitatif bölümün örneklemini olusturmuşlardır.Bulgular: AAD grubundaki bakım verenlerin dört ölçümdeki GSA puan ortalamaları arasında ileri düzeyde anlamlı fark olduğu, kontrol grubundaki bakım verenlerin dört ölçümden elde edilen puan ortalamaları arasında ise anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. SBÇTÖ alt boyutlarına göre AAD programına katılan bakım verenlerin, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal destek arama yaklaşım puanları kontrol grubundaki bakım verenlerin puanlarından yüksek olduğu bulunmuştur. AAD grubundaki bakım verenlerin SBÇTÖ alt boyutlarından, çaresiz yaklaşım puanı kontrol grubundaki bakım verenlerin puanlarından düşük çıkmıştır. SBÇTÖ'nin boyun eğici yaklaşım alt boyutu puanlarında ise iki grup arasında anlamlı fark yoktur. Kalitatif bulgularda dört tema belirlenmistir.Sonuç: AAD programının şizofreni hastalarının bakım verenlerinin baş etme yöntemleri ve ruh sağlığı üzerinde olumlu sonuçları vardır. Benzer programların düzenli olarak uygulanması önerilmektedir.

AileHasta bakımıHemşirelik bakımı+5
Kerime Bademli
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlk atak ve kronik psikoz hastasına bakım verenlerin yükünün karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırma, ilk atak ve kronik psikoz hastasına bakım verenlerin yükünü karşılaştırmak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Yöntem: Araştırma, Nisan 2011?Haziran 2011 tarihleri arasında bir üniversite hastanesi ve eğitim araştırma hastanesinin psikoz polikliniği ile bir ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesinin polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini ilk atak psikoz hastasına bakım veren 39, kronik psikoz hastasına bakım veren 40 kişi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Veri Formu ve Bakım Verenlerin Yükü Envanteri (BYE) (Caregiver Burden Inventory (CBI)) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzdelik dağılımı, ki kare, fisher exact test ve bağımsız gruplarda t testi analizi kullanılmıştır.Bulgular: Kronik Psikoz hastasına bakım verenlerin yük puanlarının ortalaması (51.14±17.59) ilk atak psikoz hastasına bakım verenlerin yük puanlarının ortalamasından (34.35±14.12) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (t=-4.670, p=0.000). Alt boyutlardan zaman bağımlılık yükü (p=0.000), gelişimsel yük (p=0.000), fiziksel yük (p=0.001) ve sosyal yük (p=0.000) boyutunda kronik psikoz hastasına bakım verenler ilk atak psikoz hastasına bakım verenlere göre anlamlı olarak daha fazla yük yaşadıkları saptanırken, duygusal yük (p =0.306) boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır.Sonuç: Çalışmada, kronik psikoz hastasına bakım verenlerin yükü ilk atak psikoz hastasına bakım verenlerden anlamlı olarak daha fazladır. Bu durum, kronik psikoz hastaların hastalık süresinin uzun, yatış sayısının fazla olması ile kronikleşmenin getirdiği yeti yitimi ve hastada yarattığı bilişsel zararlar ile açıklanabilir. İlk atak ve kronik psikoz hastalarına bakım verenlere uygulanacak hemşirelik girişimleri ve aile müdahalelerinin bakım verenlerin gereksinimlerine göre planlanması önerilmektedir. Ayrıca kronik ve ilk atak psikoz hastalarının birlikte yer alabileceği programlarla birlikte özellikle ilk atak psikoz hastalarının bakım verenlerine erken psikoz programları gibi müdahale programlarının geliştirilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: psikoz, ilk atak psikoz, şizofreni, bakım veren yükü

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHemşirelik bakımı+2
Perihan Sagut
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şizofreni hastasına bakım verenlerin yüklerinin ruhsal sağlık durumlarına etkisinin incelenmesi

Amaç: Çalışma; şizofreni tanılı bireylerin bakım verenlerinin duygusal, sosyal, fiziksel ve ekonomik yüklerinin ruhsal sağlık durumları ile ilişkisini incelemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Araştırma Şubat 2009 ? Temmuz 2010 tarihleri arasında İzmir?de şizofreni hastalarının tedavi gördüğü ve izlendiği Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Psikoz Biriminde, İzmir Şizofreni Dayanışma Derneğinde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini araştırmaya dâhil etme kriterlerine uygun 104 bakım veren oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; şizofreni hastası ve bakım veren tanıtıcı özellikler soru formları?, `Genel Sağlık Anketi? (G.S.A= General Health Question) ve `Aile Yükü Formu? kullanılmıştır. Şizofreni hastasının ve bakım vereninin sosyodemografik verileri için sayı ve yüzde dağılımı kullanılmıştır. Bakım veren yük alt boyutları ile ruhsal sağlık durumları arasındaki ilişkiyi incelemek için korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre; bakım verenlerin %86,5?inin ruhsal sağlık sorunları açısından yüksek risk taşıdığı bulunmuştur. Bakım verenlerin duygusal yük (.538) sosyal yük (.586), fiziksel yük (.524), ekonomik yük (.529) ile ruhsal sağlıkları arasında orta düzeyde anlamlı ilişkisi olduğu bulunmuştur. Bakım verenin duygusal, fiziksel ve ekonomik yükleri arttıkça ruhsal sağlık sorunlarının da arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada şizofreni hastasına bakım verenlerin; ruhsal sağlık sorunları yaşamaları açısından yüksek risk taşıdığı, yüklerinin ruhsal sağlık durumlarını etkilediği, bakım veren yükünün artması durumunda ruhsal sağlık sorunlarının da arttığı bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; şizofreni hastasına bakım verenlerin ruhsal sağlık sorunları yaşama açısından riskli grup olduğu ve ruhsal sağlık sorunları açısından izlenmeleri önemlidir. Bakım verenlerin yükleri ve ruhsal sağlık durumlarının farklı zaman noktalarında (hastane yatışı, relaps ve iyileşme dönemleri) uzunlamasına incelendiği çalışmaların yapılması ve geliştirilen programların bakım verenlerin yüklerine ve ruhsal sağlık durumlarına olan etkisinin değerlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Bakım Veren, Şizofreni Hastalığı, Yük, Ruhsal Sağlık

AileHasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrası+4
Pınar Harmancı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikiyatri ve psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hekim ve hemşirelerin ruh sağlığı bozuk olan bireylere ilişkin görüşleri

Sağlık çalışanları, ruhsal bozukluğu olan bireylerle toplumda ve hizmet verdikleri her alanda karşılaşabilmektedirler. Sağlık çalışanlarının bu bireylere yönelik görüşleri verdikleri bakımın niteliğini doğrudan etkilemektedir. Sadece psikiyatride değil psikiyatri dışı kliniklerde çalışanların da bu hastalara yönelik tutumları erken tanı, tedavi ve rehabilitasyonda etkili olmaktadır.Amaç: Araştırma psikiyatri ve psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hekim ve hemşirelerin ruh sağlığı bozuk bireylere ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini, Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, Ege Üniversitesi Hastanesi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yetişkin psikiyatri klinikleri ve psikiyatri dışı (dahiliye ve cerrahi) kliniklerinde çalışan araştırmayı kabul eden 157 hemşire ve 141 hekim oluşturmuştur. Veriler OMI (Opinions About Mental Illness Scale) ölçeği ve tanıtıcı bilgiler formu aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız gruplarda t testi, nonparametric bağımsız gruplarda Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Sperman Korelasyon analizi uygulanmıştır.Bulgular: Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin ruh sağlığı ideolojisi boyutunda puan ortalamaları psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hemşirelerden daha düşük, sosyal kısıtlayıcılık puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Psikiyatri kliniğinde çalışan hekimlerin otoriterlik, ruh sağlığı ideolojisi, bireylerarası etiyoloji ve sosyal kısıtlayıcılık puan ortalamaları psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hekimlerden daha düşük iken koruyuculuk/kollayıcılık puan ortalamaları yüksek bulunmuştur.Sonuç: Psikiyatri kliniklerinde çalışan hemşirelerin ve psikiyatri dışı kliniklerde çalışan hekimlerin ruhsal bozukluğu olan bireylere yönelik daha olumsuz görüş ve tutumlara sahip oldukları saptanmıştır. Bu sonuca göre hekim ve hemşirelerin tutumlarına yönelik farkındalık ve eğitim programlarının oluşturulması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Ruhsal hastalık, stigma, ruhsal hastalığa yönelik tutum.

DamgalamaDoktorlarMental bozukluklar+5
Selda Işık
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelere göre yönetici hemşirelerin paternalistik davranış örüntülerinin hasta bakımı ile ilgili görevlerine yansıması

Bu çalışma, klinik hemşirelerin bakış açısına göre, servis sorumlu hemşirelerinin paternalistik davranış örüntülerinin hasta bakımıyla ilgili görevlerine yansımasının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada veriler, hemşirelere ait demografik özellikleri ve servis sorumlu hemşirelerinin hasta bakımıyla ilgili görevlerini belirlemeye yönelik soru formu ve paternalizm ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma Antalya'da, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Antalya Atatürk Devlet Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bu hastanelerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 609 hemşire oluşturmuştur.Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 31.8±6.1 olup, %69.6'sı evlidir. Hemşirelerin %44.8'i ön-lisans, % 41.7'si lisans mezunudur. Araştırmaya katılan hemşirelerin % 40.9'u Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, %29.7'si Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, %29.4'ü ise Antalya Atatürk Devlet Hastanesi'nde çalışmaktadır.Hemşirelere göre SSH'nin paternalizm düzeyi ortalaması 4.3±0.8'dir. Servis sorumlu hemşirelerinin %60.4'ü yüksek paternalizm, % 39.6'sı ise düşük paternalizm grubunda yer almıştır. Hemşirelerin yaş, medeni durum, eğitim durumu ve çalışma sürelerinin, paternalizm puanlamasında etkili değişkenler olduğu saptanmıştır. Yüksek paternalistik tutuma sahip servis sorumlu hemşirelerinin hasta bakımı ile ilgili girişimlerde doğrudan görev aldıkları belirlenmiştir.Her üç kurumda çalışan servis sorumlu hemşirelerinin paternalistik davranışlar sergilediği ve bu davranışların hasta bakım uygulamalarına yansıdığı belirlenmiştir. Bu yönüyle araştırmamızda, servis sorumlu hemşirelerinin paternalistik yaklaşımları ve bakımın yönetimi ile ilgili uygulamaları konusunda anlamlı verilere ulaşılmıştır.Paternalistik davranışların çalışanların otonomisini kısıtladığı bilindiğinden, servis sorumlu hemşirelerinin davranışlarını katılımcı ve paylaşımcı tutum yönünde değiştirmelerine olanak sağlayan kurumsal düzenlemelerin geliştirilmesi önerilmektedir. Ayrıca hemşirelerin mesleki kararlarında özerk davranmasının önündeki bireysel ve kurumsal engellerin ve bunların çözümlerinin belirleneceği araştırmalara gereksinim bulunmaktadır.Anahtar kelimeler: Servis sorumlu hemşiresi, hemşirelik, bakım yönetimi, paternalizm, paternalistik tutum

Hemşirelik
Aylin Mutlu
Akdeniz University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikiyatri tanısı alan ergen ve ebeveynlerinin öfke ifade etme biçimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, psikiyatri tanısı alan ergen ve ebeveynlerin öfkeyi ifade etme biçimleri arasındaki ilişkiyi incelemektir.Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gençlik Ruh Sağlığı Danışma ve Tedavi Birimine başvuran 15-18 yaş arasındaki ergen ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Çalışmanın verilerini toplamak için, Demografik Bilgi Formu ve Spielberger tarafından geliştirilen ve Özer tarafından Türkçeye uyarlanan Sürekli Öfke/Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) kullanılmıştır. Araştırmada, tek yönlü varyans analizi ve varyans analizinin anlamlı olduğu durumlarda Tukey's honestly significant difference (HSD) testi uygulanmıştır.Araştırma sonuçları öfke düzeyleri açısından incelendiğinde, psikiyatri tanısı alan ergenler ile ebeveyn anneler ve ebeveyn babaların sürekli öfke ve öfkeyi içe yansıtma durumları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Psikiyatri tanısı alan ergenler ile ebeveyn babaların öfkeyi dışarı yansıtma durumları bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmezken; ergenlerin ebeveyn annelere göre öfkeyi dışarı yansıtma düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Öfkeyi kontrol etme durumu bakımından psikiyatri tanısı alan ergenler ile ebeveyn anneler arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmezken; ebeveyn babaların öfke kontrollerinin ergenlere göre daha iyi olduğu görülmektedir.Bu araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak, ergen ve ebeveynlerin birlikte katıldığı öfke yönetimi programları düzenlenmesi önerilir. .Anahtar Kelimeler: Öfke, Öfke İfade Tarzları, Psikiyatri Hastası Ergen, Ebeveyn

Ana-babaErgenlerPsikiyatrik hastalar+1
Demet Taşçı
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan ergenlerin hastalığı algılamaları ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki

Bu araştırma kronik hastalığı olan ergenlerin hastalığı algılamaları ile anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Ege Üniversitesi Çocuk Hastanesinde yatan, 10?19 yaşları arasında, kronik hastalığı olan (hematoloji, böbrek, kalp hast. vb.) ergenler oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak, Hastalık Algı Ölçeği (HAÖ) , Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği(ÇDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği(BAÖ) kullanılmıştır. Araştırmada hastalık algısı ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla pearson korelasyon testi uygulanmıştır.Hastalık Algı Ölçeği alt boyutları ilişkisi incelendiğinde; hastalığı anlama ile tedavi kontrol ve kişisel kontrol arasında pozitif yönde, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile negatif yönde, anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ergen hastaların hastalığı anlamaları arttıkça, hastalığı ve tedaviyi kontrol edebildiklerine olan inançları da artmış, hastalık sonuçları hakkında olumsuz algı azalmıştır. Olumsuz hastalık algısına sahip olan ergenlerin, depresyon ve anksiyete düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Hastalığın süresi hakkındaki inançlar ile anksiyete ve depresyon arasında ise istatistiksel açıdan pozitif yönlü ve ancak anlamlı olmayan (p>0,05) bir ilişki saptanmıştır.Hemşirelere araştırmanın sonuçlarına dayalı olarak, kronik hastalığı olan ergenlerde olası psikososyal sorunların önüne geçilebilmesi için hastaların hastalığı nasıl algıladıklarını erken değerlendirmeleri önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Kronik hastalık, ergen, hastalık algısı, hemşirelik, depresyon ve anksiyete

AnksiyeteDepresyonErgenler+3
Tülün Liman
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin ailelerine verilen psikiyatri hizmetlerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin ailelerine verilen psikiyatri hizmetlerinin belirlenmesi, hasta ve aile özelliklerinin verilen hizmetleri kullanmalarına etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırma Ekim- Aralık 2010 tarihleri arasında Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin psikiyatri polikliniği ve yataklı servislerinde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini araştırmaya dahil etme kriterlerine uygun 80 aile oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, ``tanıtıcı özellikler soru formu'' ve ``kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin ailelerinin kullandıkları psikiyatri hizmetlerini değerlendirme formu'' kullanılmıştır. Sosyodemografik veriler ve ailelerin kullandıkları psikiyatri hizmetlerinin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde dağılımı kullanılmıştır. Hasta ve ailelerin özelliklerine göre ailelerin hizmetleri kullanma durumlarının karşılaştırılması ki-kare analizi ile değerlendirilmiştir.Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre; ailelerin %85'inin hizmet verenler tarafından (yalnızca doktorlar) hastaları ile birlikte ve %68,8'inin hastalarından ayrı görüşmeye alındıkları ve ailelerin %53,8'inin hastalık, hastalık belirtileri, tedavi, hastanın ilacını reddetme durumlarında ve zor durumlarla baş etme konularında bilgi aldıkları saptanmıştır. Ailelerin diğer sekiz hizmet alanını (aileye grup eğitimi yapılması, hastalarla yapılan grup eğitimlerine ailelerin katılması, hastanın kendi bakımını sürdürmesi, evlilik ve iş gibi yaşam alanlarını planlaması, yasal konular (rapor alma, öğrenci kaydının dondurulması, malulen emeklilik v.b.) ve intihar girişimi, saldırgan davranış gibi durumlarda başvurmaları gereken yerler hakkında aileye bilgi verilmesi ve ailelerin hasta ile ilgili (iş başvurusu, maddi yardım hizmetleri için sosyal hizmetlere başvurma vb.)ve kendileri ile ilgili (sosyal hizmetler, ilgili dernekler vb.) yararlanabilecekleri kaynaklara yönlendirilmesi) kullanım oranları oldukça az olup, kullanmama nedenleri hizmetlerin verilmemesi olarak belirtilmiştir.Hastalık süresi 10 yıldan kısa olan hasta ailelerinin hastalık süresi 10 yıldan daha uzun olanlara göre; hastanın kendi bakımını sürdürmesi hakkında aileye bilgi verilmesi hizmetinden daha fazla yararlandıkları saptanmıştır.Klinikte yatan hastaların ailelerinin hastadan ayrı olarak görüşmeye alınma, grup eğitimi yapılması, hastalarla yapılan grup eğitimlerine katılma, hastanın kendi bakımını sürdürmesi hakkında bilgilendirilme hizmetlerini kullanma durumları poliklinikten izlenen hasta ailelerine göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur.Çalışan ailelerin, hastaları ile birlikte görüşmeye alınma, hastanın kendi bakımını sürdürmesi, evlilik ve iş gibi yaşam alanlarını planlaması, yasal konular, intihar girişimi, saldırgan davranış gibi durumlarda başvurmaları gereken yerler hakkında bilgi verilmesi ve kendileri ile ilgili yararlanabileceği kaynaklara yönlendirilme oranları çalışmayan hasta ailelerinden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur.Sonuç ve Öneriler: Kronik ruhsal hastalığı olan bireylerin ailelerine verilen; hastaları ile birlikte ve hastalarından ayrı görüşmeye alınma ve hastalık, hastalık belirtileri, tedavi, hastanın ilacını reddetme durumlarında ve zor durumlarla baş etme konularında bilgi alma hizmetleri dışında diğer hizmetlerin verilmesi oldukça az olarak bulunmuştur. Ailelerin hizmetleri kullanmama nedenleri de hizmetlerin verilmemesi olarak belirtilmiştir. Ailelerin çalışmaması, hastanın poliklinikten izlenmesi ve hastalık süresinin 10 yıldan fazla olması gibi özelliklerin verilen hizmetlerin kullanımını etkilediği bulunmuş ve ailelerin bazı hizmetleri yeteri kadar alamadıkları saptanmıştır. Belirtilen özellikteki ailelerin oluşturulacak eğitim programlarına dahil edilmesi ve değerlendirilmesi önemlidir.Anahtar Kelimeler: Kronik Ruhsal Hastalık, Aile, Psikiyatri Hizmetleri

AileKronik hastalıkPsikiyatri+3
Hatice Aşık
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00