Çankırı Karatekin Üniversitesi
Discipline

Sinema Televizyon Anabilim Dalı

Çankırı Karatekin Üniversitesi

183

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Ezel Akay'ın filmlerinde anlatı ve stil

Bir yönetmenin biçem analizi, ona ait filmlerin biçimsel analizini gerektirir ve bu analiz, yönetmenin biçemindeki ayırt edici ve öne çıkan tercihleri ortaya koyar. Filmlerin biçimsel sistemini, yönetmenin tercih ettiği "anlatı" ve "stil" unsurları oluşturur. Bir filmdeki anlatı ve stil unsurlarını incelemek ise, o filmin biçimsel yapısını ve anlatı tarzını detaylı bir şekilde analiz etme imkânı sunar. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Ezel Akay'ın biçemini değerlendirmektir. Bu sebeple yönetmenin filmlerindeki anlatı ve stil unsurlarının, nasıl bir biçimsel sistem oluşturduğunu anlamak amacıyla, yönetmenin 9 Kere Leyla (2020) ve Osman Sekiz (2022) filmlerindeki özgün tercihleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Filmlerindeki biçimsel sistemde, anlatı unsurlarının nasıl düzenlendiği ve ön çıkan stil unsurları analiz edilmiştir. Böylelikle Ezel Akay'ın biçeminin ayırt edici özelliklerini ortaya koyan bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Ezel Akay, kendini masalsı gerçekçi bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlayan; özellikle mizansen ve kurgu tekniklerindeki özgün biçimsel tercihleriyle öne çıkan bir yönetmendir. Yönetmenin filmleri, David Bordwell ve Kristin Thompson'un stil analiz yöntemi esas alınarak izlenmiş; her bir görsel ve işitsel unsur detaylı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Akay'ın, anlatı ve stil öğelerini yabancılaştırma etkisi yaratacak şekilde farklılaştırarak özgün bir anlatı stratejisi geliştirdiğini göstermektedir.

Estetik biçim teorisiGörme biçimleriTür film+1
Ali Aksoy
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2024
00
Master'sOpen AccessTR

TRT'nin değişen belgesel anlayışı: Macera temalı popüler yapımlarda mizansen

Bu çalışmada, öncelikle belgesel sinemanın tanımı, kurmaca sinemayla belgesel sinemanın ayrımı, kurmaca sinemanın bir stil aracı olan mizansenin belgesel sinema da kullanımı, gerçeklik perspektifi içerisinde incelenmiştir. Ardından belgesel sinemanın tarihi süreci ele alınarak televizyon ve belgesel ilişkisinin yolculuğu araştırılmıştır. Bu bağlamda Türk belgesel sinema tarihine değinilmiş ve Türkiye'de kamu yayıncılığı politikaları çerçevesi içinde içerik üreten Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ve onun tematik belgesel kanalı TRT Belgesel'in oluşum süreci araştırılmıştır. Çalışmada, TRT Belgesel kanalında yayınlanmaya başladıkları 2019 yılından bugüne, yüksek reyting oranlarına sahip olan ve bu başarıda mizansenin yoğunlukla kullanılmasının etkisinin olduğu varsayılan Ailenin Yeni Üyesi ve Su Savaşları adlı belgesel serileri ele alınmıştır. Bu belgesel serilerinde kullanılan mizansen ögelerinin nasıl kullanıldığı, belgeselin gerçeklikle olan sıkı bağlarını (olumlu-olumsuz) etkileme düzeyi ve TRT'nin belgesel anlayışındaki değişim ile mizansen ögelerinin düzenlenmesi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Geçmişte kamu yayıncılığını önceleyerek, reklam alma endişesi barındırmadan belgesel içeriği üreten TRT'nin, tematik kanalı TRT Belgesel ile günümüzde değişen piyasa koşullarına uyum sağladığı, kendine has pazarlama stratejileri geliştirdiği, kurmaca olan filmlerde uygulanan teknikleri, kendi projelerinde uygulayarak yüksek izlenme oranlarına ulaştığı ve bu doğrultuda popüler belgesel kanallarından biri haline geldiği gözlemlenmiştir.

Doğukan Hazar İskenderoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postmodern sinemada filmlerarasılık kavramı bağlamında Mr. Nobody filminin analizi

Postmodernizmin temelinde yatan kendisinden öncekiyle olan ilişkisi, sinemada da kendini yoğun bir biçimde göstermektedir. Sinema alanında postmodernizm, metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarıyla ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle postmodernizm tanımlanarak metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarına ulaşılmıştır. Bu kavramlar sinema çerçevesinde incelenmiş ve aralarındaki bağ "Mr. Nobody" filmi üzerinden değerlendirilmiştir. "Mr. Nobody" filmi ile benzerliği olan filmler filmlerarasılık kavramının "parodi, pastiş, gönderme, alıntı, anıştırma" yöntemleriyle incelenerek; örnek filmin bu filmlerle olan bağlantıları kategorize edilmiştir. Bu kategorize işlemi benzerlik olan filmleri sahne sahne görselleriyle yan yana konularak benzerlikleri ortaya çıkarılmış ve metinsel olarak sahneler arası bağlantılar ortaya konulmuştur.

Burak Ekmekçi
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sivas sinema salonları üzerine bir sözlü tarih çalışması

Sinema, 19. yüzyılda icat edilen ve günümüze kadar durmaksızın gelişmeye devam eden popüler, sanatsal ifade biçimidir. Ülkemizde sinema konulu araştırmalar genellikle yapım, yönetmen ve yapım firmalarını konu edinmekte, kültürel toplumsal bellekte yer alan sinema salonlarını kapsayan çalışmalar ise yetersiz kalmaktadır. Bu konuda yerel düzeyde yapılan araştırmalar Türkiye'de sinema tarihi konusundaki çalışmalara katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda Sivas sinema salonları üzerine yapılan ilk araştırma niteliğindeki bu çalışma, Sivas kent belleğinde yer alan bilgiler ışığında sinemaların kuruluşundan günümüze tarihsel gelişimini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve Sivas matbu kaynaklarında yer alan Sivas sinemaları başlıklı yazıların da derlendiği litateratür değerlendirilmesi yer almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye'de sinema gösterimi ve ilk sinema salonları, Sivas şehir tarihi ve sinema salonlarının bu tarihsel çerçevede gelişimine değinilmiş, Sivas'ta yapılan ilk sinema gösterimi ve ilk sinema salonu konusu ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde kartopu örneklemiyle sinema sahipleri, yakınları ve sinema çalışanlarından oluşan 25 katılımcı ile 2021-2023 yıllarını kapsayan süreçte sözlü tarih görüşmesi yapılmıştır. Bu görüşmelerden ve doküman analizi ile elde edilen veriler çerçevesinde Erken Cumhuriyet Dönemi'nden günümüze kadar açılmış 23 sinema salonunun tarihsel gelişimi ve dönüşümü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Son olarak araştırma bulguları Türkiye'de sinema tarihi çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivas, Sinema, Bellek, Sinemacılık, Sözlü Tarih

BellekSinemaSinema sektörü+3
Mustafa Aburşu
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında hegemonik erkeklik kavramı üzerinden erkekliğin olgusu/değişimi/dönüşümü: Eşkıya, Gemide, Ağır Roman

Sinema, bir iletişim aracı ve sanat dalı olarak toplumun anlam ve değerlerini yansıtırken, aynı zamanda bu unsurların yeniden üretimine katkıda bulunur. Ataerkil düzeni ve hegemonik erkekliği pekiştiren bir iktidar aracı olarak sinema, bu yapıların yeniden üretiminde sürekli kılar. Günümüzde, toplumsal cinsiyetin dinamiklerinde meydana gelen değişimlerle birlikte, ataerkil yapılar ve bunlara dayalı erkeklik anlayışları ciddi bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca toplumsal alanda değil, aynı zamanda kültürel üretim alanlarında da etkisini göstermektedir. Sinema, toplumsal gerçeklikleri yansıtan güçlü bir sanat formu olarak, erkeklik kimliğinin evrimini ve hegemonik erkekliğin yeniden üretim süreçlerini izlemek için verimli bir alan sunmaktadır. Hegemonik erkeklik, öncelikle toplumsal cinsiyet bağlamında tarihsel bir perspektifle ele alınmakta, ardından kavram, Türk Sinemasında erkeklik teması bağlamında incelenerek, nitel metin çözümlemelerinden biri olan betimsel analiz yöntemi çerçevesinde çözümlenmektedir. Bu tez çalışmasında, Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve pratik gücünün önemi ele alınmış ve filmler, erkeklik olgusu ile bu olgudaki değişimler doğrultusunda toplumsal cinsiyet bağlamında, hegemonik erkeklik kavramı çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma kapsamında 1990'lar Türk Sineması'ndan örneklem olarak seçilen Eşkıya (1996), Gemide (1997) ve Ağır Roman (1998) filmlerinde erkeklik imgesi irdelenmiştir. Bu filmler, erkek karakterlerin karşılaştıkları toplumsal ve bireysel normlar aracılığıyla geleneksel erkeklik anlayışlarını sorgularken, çoğu zaman bu krizlerden sonra hegemonik erkekliğin yeniden inşa edildiği bir sürecin işlediğini ortaya koymaktadır. Özellikle güç, iktidar ve duygusal derinlik gibi temalar etrafında şekillenen bu dönüşüm, erkekliğin yalnızca krizlere uğramadığını, aynı zamanda erkeklik anlayışlarını olgusunu pekiştiren bir yeniden üretim sürecine dönüştüğünü gözler önüne serer. Son olarak çalışmanın odağını oluşturan hegemonik erkeklik kavramının, sinema üzerinden sürekliliğini sağlayan bulguların yeniden üretilip üretilmemesi konusu tartışılmış ve Türk Sinemasında toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki etkisi erkeklik temsillerinin hegemonik normlarla ilişkisi ele alınmıştır. Erkeklik, toplumsal cinsiyet, hegemonik erkeklik ve homososyallik gibi kavramlarla analiz edilerek, erkeklerin toplumsal konumları, iktidarları ve baskı altındaki durumları ortaya konmuştur. Erkeklerin hem ezen hem de ezilen rollerinde bulunabildiği vurgulanmış ve erkeklik temsillerindeki krizler, bu kimliklerin toplumda nasıl doğallaştırıldığını göstermiştir. Hegemonik erkeklik, toplumsal cinsiyet düzeninde bir norm olarak kabul edilirken, ideal erkeklik ise toplumdan topluma değişen ve hedeflenen bir erkeklik biçimi olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sürekli yeniden üretilen ve doğal hale getirilen toplumsal yapılar yansıtılmıştır.

Özlem Uçar
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şehrin sahnesi: Sokak müziği

Tez çalışması kapsamında çekilen belgesel filminde İstanbul şehrinde icra edilen sokak müziğinin Kadıköy'de ne amaçla, nerelerde icra edildiği, Kadıköy'de sokak müziği yapan Semoke grubunun tecrübeleri üzerinden sokak müzisyenliğinin gelişimi, Kadıköy halkının sokak müziğine yaklaşımı ve sokak müzisyenlerinin kazanımlarının öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu belgesel filminde, Sema ve Barış'ın kurduğu Semoke grubu fona alınarak, öncesinde diğer sokak müzisyenleriyle de yaptığımız görüşmelerden edinilen ortak görüşler yansıtılmıştır. Semoke gurubunun bir gününe şahit olunulan belgesel filminde, grubun üyeleri Sema ve Barış'ın röportaj yöntemi ile görüşleri alınıp paralelinde sokaktaki müzik performansları kayıt edilmiştir. Sonuç olarak müzisyenlerin sokak müziğine yönelmesinin en etkili nedeninin zaman ve mekândan bağımsız olarak iş akışlarını yönetebilmelerinin sağladığı özgürlük olduğu anlaşılmıştır. Kadıköy semtinin bu rahatlıktan dolayı sokak müzisyenleri tarafından tercih edildiği gözlemlenmiştir. Teorik bölümden sonra film ile ilgili afiş çalışması, sahne arkası görüntüler, filmin bütçesi ve filmin künyesi gibi bilgiler verilmiş, sonuç kısmında sokak müziğinin bu belgeseldeki perspektif açısından anlatımı kısaca özetlenerek gelecekte bu alanda eser üretecek kişilere öneriler sunulmuştur.

Belgesel filmFilmKısa film+4
Volkan Özgümüş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Temas

Büyük kentte yaşayan Elif hastaneye gider. Yeni teşhis konulan hastalığı kendisini büyük ölçüde etkiler. Hastalığını ilk öğrendiği anda inanmak istemese de hastaneden çıktıktan sonra düşünmek için yalnız kalmak ister. Geçtiği yolda karşılaştığı sokak köpeğiyle parkta tekrar karşılaşır. Elif ve köpek fiziksel temasa geçmeden birbirlerine sadece bakarlar. Parka gelen iki gencin hareket ve konuşmaları Elif ve köpek için huzursuz edici bir hal alır. Doğal yaşam alanlarının azlığı nedeniyle apartmanlar arasında bulunan parkta kentin diğer alanları gibi sıkışmış haldedir.Hayvanların kendine yaşam alanı bulamamasının yıkıcı etkisi dikkatini çekemeye başlar. Köpeğin içinde bulunduğu zor koşullara rağmen Elif'e yaklaşması Elif'i o andan itibaren olumlu bir psikolojiye yönlendirir. Bu ortamda Elif'in ve hayvanların dışarıda kalma, tedirginlik, tekinsiz hali ele alınmıştır. Parklar ve arsalar binaların arasında küçük, önemsiz bir yer kaplamaktadır. Elif hastalığının inkâr ve kabul aşamasını tek başına atlatmaya çalışırken parkta gördüğü bir köpek Elif'in ruh halini olumlu anlamda etkileyecektir. Bütün canlıların var olma hakkı insanın duyarlığına bağlıdır. Bu filmde; farkındalığın gelişmesi ve hayvanlarla iyi ilişkiler kurulmasının, sokak hayvanları kadar, insanların da lehine olacağı gösterilmiştir.

FilmHastalıkHayvan sevicilik+3
Hülya Kaplan
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kopya

Günümüzde teknoloji her şeyi kolaylaştırmış ve insanların asla olmaz diye düşündükleri olaylara zaman içinde ışık tutmuş ve onları var etmiştir. Günümüzde teknolojiyi aktif bir şekilde kullanan insanoğlu bir tuşa basarak roketler aracılığıyla birbirleriyle savaşabilir hale gelmiş ve sonuç itibariyle dünyanın kaderinin değişmesinde oldukça etkili olmuştur. Burak, bir yapım şirketinde çalışan kurgucudur ve zamanının çoğunu ofiste bilgisayar başında geçirir. Ofiste çalışırken, bilgisayarı üzerinden herkesin alışık olduğu bir "kopyala-yapıştır" işlemi yaptıktan sonra gerilim dolu ilginç bir klonlanma döngüsü içine girmiştir. Bilgisayarının klavyesinde tuşladığı bir komut kombinasyonu, Burak'ın psikolojisinde ciddi etkiler bırakmıştır. Bu döngü engellenemez şekilde devam etmektedir.

FilmGerilimKlonlama+4
Muhammet Burak Arı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antik kent Seleucia Pieria

Bu belgesel projesi ile Hatay Samandağ İlçesi, Antik Çağ'daki adıyla Seleucia Pieria şehrinin günümüze kadar gelen Helenistik Dönem tarihi zenginliklerinin tanıtılması amaçlanmıştır. İmparator Vespasianus'un şehri ve limanı sel baskınlarından korumak için Musa Dağı'ndan çıkan derenin yatağını değiştirerek, sel sularını başka yöne akıtma düşüncesi hayata geçirilmiş; beden gücüne dayalı olarak yapılan çalışmalarla dağ oyularak, 1380 metre uzunluğunda bir tünel açılmıştır. Tünel, bir "Roma Mühendislik Projesi" olarak görülmektedir. Tünel yakınındaki Nekropol alanda Kaya Mezarları (Beşikli Mağara) yer almaktadır. Beşikli Mağaranın tavanındaki istiridye ve midye gibi deniz canlılarından oluşan motifler bir süsleme sanatı olarak görülmektedir. Dor Mabedi'nden kalan kalıntılar, yılın her mevsiminde yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Bu tarihi eserler, günümüzde gereken hassasiyetin gösterilmemesinden ötürü yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Antik ÇağAntik şehirlerBelgesel film+2
Ceyhun Kuseyri
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kapının Ardı

Nilgün Hanım, ıssız bir bölgede bulunan Beykoz yetiştirme yurdunun öğretmenidir. Gece nöbetine kaldığı bir gün; bölgenin ıssızlığı, yetimhanenin ürkütücü yapısı yüzünden okulun ışıklarını açık bırakıp uykuya dalmıştır. Böyle bir mekânda bir kadının yalnız bırakılması sonucu yaşayabileceği korkular ve ruh hali seyirciye anlatılmak istenmiştir. Nilgün Hanım böyle bir ortamdayken uykusunda kâbus görmeye başlamış, içine attığı korkularıyla rüyasında yüzleşmiştir, uyandığında ise her şeyin yolunda olduğunu anlamış ama gördüğü kâbus oldukça gerçekçi bir şekilde Nilgün Hanım'ı etkisi altına almış ki uyandığında nefes nefese kalmıştır. Bu filmde, korku duygusunun insanlarda bıraktığı psikolojik tahribat, sinemanın teknik unsurlarını etkin bir şekilde kullanarak kurmaca yoluyla seyirciye aktarmaya çalışılmıştır.

FilmFilm yapımcılığıKorku+2
Sait Ali Demir
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yuvamdaki Çatlak

Bu tez kapsamında ve kısa animasyon filmde, toplum tarafından sahiplenilen cinsiyet eşitliği söylemine rağmen, geçmişte olduğu gibi bugün de erkek egemen toplumun kadını dışlaması, yok sayması ve değersizleştirmesi ele alınıyor. Kadının erkek egemen toplum bakış açısında oluşturduğu küçük bir çatlaktan sadece kendisini değil, kendisiyle birlikte her şeyi özgürleştirmesinin hikayesi anlatılıyor.

CanlandırmaFilmFilm yapımcılığı+1
Cem Ulu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş ve Başar

Savaş ve Başar adlı bu kısa filmde; otizmli ikiz olan çocuklar Savaş ve Başar'ın hikayesi anlatılır. Önce üvey anneleri sonra ise, çocukların tesadüfü durumlarla yıllar sonra karşılaşması gösterilir. Bir doğum günün partisi çocukların hayatını değiştirir. Aileler bu durum karşısında çok şaşırır. Evlat edindikleri çocuklarının ikiz olduklarını bilmezler. Fakat çocukların durumlarını bildikleri için beraber büyümelerinin onlara iyi geleceğini düşünürler. Aileler birlik ve beraberlik içerisinde, sadece çocuklarının sağlıkları ve eğitimleri için bir araya gelirler. Hep beraber mücadele eder ve büyük yollar kat ederler. Savaş ve Başar beraber artık daha sağlıklı ve mutludur.

FilmFilm yapımcılığıKısa film+1
Derya Durali
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Veysel'in Kanatları

Bu çalışma, kişinin öz kontrolünü sağlayamaması sonucunda yaşadığı kayıpları anlatmaktadır. Kısa filmin ana karakteri, sahip olduğu sınırlı sayıda mülkü kaybettikten sonra çaresizlik hissi içerisinde, manevi anlamda ağırlıklarından kurtulmaktadır. İnsanın sahip olduklarının değerini bilmeyerek öz kontrolünü kaybetmesi, geri dönüşü imkansız trajedilere neden olmaktadır. Bu kısa filmde de bir anlatıcı karakteri vasıtasıyla kumar bağımlılığının yol açtığı sonuçların, yukarıda bahsi geçen kavramlarla birleşerek yarattığı domino etkisi göz önüne serilmek istenmiştir.

FilmKısa filmSenaryo+1
Metin Hasgül
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mezarlık bekçisi

Bu tez çalışmasının ana hedefi; uzun zamandır gündemde olan, Türkiye'nin Suriye'den gelen mültecileri kabul etmesini, Türk halkının Suriyelilere olan yaklaşımını; küçük, sıradan, yalnız ve hayatları boyunca ölüm görmüş Mezarlık Bekçisi Halil ile savaşta yaralanarak Türkiye'ye sığınan İbrahim'in hikâyesi üzerinden anlatmaktı. Konu, toplumsal olan bir olayın bireysel yaşantılara indirgenmesiyle bir kısa film ölçeğinde anlatılmıştır. İki ayrı topluma ait iki insanın, koşullar sonucu aynı mekânda buluşmasının ve birlikte yaşama pratiğinin ele alındığı film; bize, farklılıklar ne olursa olsun insanların hayatı paylaşabileceğini, dayanışabileceğini anlatmaktadır. Çocuk yaşta oğlunu kaybeden mezarlık bekçisi Halil ile savaşta tüm yakınlarını kaybeden İbrahim; yani ortak acıları ölüm olan ve bir var oluş çabası içinde olan iki yalnız insan üzerinden bu konunun aktarılabilmesi için, henüz senaryo aşamasında psikoloji biliminden yararlanılmıştır. Böylece özellikle diyaloglarda, izleyicinin kendisinden bir parça bulması, kendini sorgulaması amaçlanmıştır. Karakterlerin olabildiğince yalnız ve kentin hareketli yaşantısından uzaklaşmış, daha doğrusu o hayatın dışına savrulmuş olmaları, yalnızlık ve adeta bir ön-ölüm sonucu oluşan yalnızlık duygusunun vurgusu açısından çok önemliydi. Bu nedenle filmde yalnızca iki ana karaktere yer verilmiştir. Ortak acıları ve yalnızlıkları olan Suriyeli İbrahim ile terk edilmiş bir köyde tek başına yaşayan mezarlık bekçisi Halil'in hayatlarının, bir ölüm yoluyla kesişmesini anlatan filmde, bu iki karakter üzerinden yalnızlık, ölüm korkusu, muhtaç olma gibi insana ait evrensel duygular işlenmiştir.

Kısa filmSavaşSinema+2
Özge Uçar Çığşar
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tersine göç (Belgesel film)

Tersine Göç isimli belgeselde son yıllarda hızla artan tersine göç olgusu ele alınmıştır. Bu bağlamda kentten kırsala göç gerçekleştiren kişilerle röportajlar yapılarak, büyük şehirleri terk etme nedenleri, belirledikleri rotasyondaki motivasyonları ve bunun maddi manevi avantaj ve dezavantajlarına değinilmiştir. Ayrıca katılımcıların günlük pratiklerine yansıyan değişimler de göz önüne alınarak bu deneyimleri görsel belgelerle desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tersine Göç, Kırsal Yaşam, Doğaya Dönüş, Yaşam Tarzı Göçü

Belgesel filmFilmGeriye göç+3
Cansel Kılınçcı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Geçmişten günümüze jenerik tasarımındaki gelişmeler

Bu çalışmanın konusu dünyada üretilmekte olan sinema filmleri ve TV dizilerinin açılış sekanslarında yer alan jeneriklerin tarihsel gelişimleridir. Sinemanın icadından sonraki erken dönemde filmleri yaratan stüdyo şirketleri ile filmlerde görev alan kişilerin tanınmasını sağlamak amacıyla isimlerinin yazı kartları şeklinde filmlerin başına ve sonuna eklendiği jenerikler, ilerleyen dönemde ünlü grafik ve jenerik tasarım sanatçısı Saul Bass'ın da etkisiyle büyük bir değişim geçirmiş ve böylelikle sinema ile grafik sanatının sentezlendiği yeni bir anlatı alanı doğmuştur. Günümüzde milyarlarca dolarlık ticari hacme ulaşmış olan Amerikan televizyon ve sinema endüstrisinde; jenerik tasarımının kendi ticari hacmi de son derece büyümüştür. Günümüzde tanınmış bir jenerik sanatçısıyla çalışarak özgün şekilde tasarlanan bir jenerik oluşturmanın maliyeti yaklaşık olarak proje başına on milyon doları bulabilmektedir. Bugün başta Amerika Birleşik Devletleri'nde ve diğer ülke sinemalarında üretilen her büyük bütçeli yapımda mutlak surette bir jenerik tasarımı mevcuttur. Üretilen film ya da TV dizisi yapımlar konu içerikleri kadar jenerik tasarımlarıyla da öne çıkmaktadır. Örneğin, yakın tarihte Amerikalı HBO kanalı tarafından çekilmiş ve tüm dünyada çok büyük izleyici rakamlarına ulaşmış olan "Game of Thrones"(2011-2019) dizisi gibi epik bir yapımın en çok akılda kalan ve izlenen kısımlarından birisi de özel şekilde tasarlanmış olan açılış jeneriği sekansıdır. Dolayısıyla bu durum büyük izleyici kitlelerine ulaşma noktasında jenerik tasarımının kalite ve etkileyiciliğinin neredeyse film ya da dizinin konusu kadar önemli olabileceğini ortaya koymaktadır. Son 20 yıl içerisinde Türkiye'de üretilen sinema filmleri ve TV dizileri hem uluslararası saygın film festivallerinde hem de çeşitli ülkelerin büyük kanallarında hatırı sayılır ticari başarılara ulaşmıştır. Ancak ne yazık ki bu olumlu gelişmelere paralel olarak ülkemizde jenerik tasarımı aynı oranda gelişme gösterememiştir. Ülkemizde faaliyet gösteren ve yurt dışına dizi ve film ihracatı yapan yapımcılar jenerik tasarımlarına gereken yatırımı yapmamakta ve ihtiyaç duyulan değeri vermemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye dizi ve sinema sektörü dünyaya açılmaya ve ticari rekabette başarılar elde etmeye devam ettikçe; bizim ülkemizde de jenerik tasarımına olan ihtiyacın artacağını ve bu alanda rekabetin oluşmasıyla hem ekonomik hem de estetik anlamda başarı grafiğinin yükseleceği düşünülmektedir.

Animasyon filmlerFilmHareketli grafikler+4
Kamer İncedursun
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yakan Çakmak: Kısa film

Süleyman sabahtan akşama kadar bir kahvede karın tokluğuna çalışan kendi halinde ve gel-git akıllı olması sebebiyle arkadaşlarının dalga geçtiği bir adamdır. Süleyman yıllar önce üye olduğu bir dernek ile ilgili açılan bir davada sorguya alınır ve evinde bulunan 19 çakmağı ne yapacağı sorusuna cevap vermek zorundadır.

FilmKısa filmSinema+1
Dinçer Adiller
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Konuşmak çok güzel (Kısa film)

Konuşmak Çok Güzel adlı kısa filmde; Elif, işitme engelli on iki yaşında bir kızdır. Filmde farklı kişiler, Elif'in hayat hikâyesi hakkında bilgi vermektedir. Elif'in arkadaşı Yeter, Eliflerin evinin pencere camına ayna tutarak onunla iletişim kurar. Elif, onun yardımıyla uyanır ve birlikte okula giderler. Yeter okul yolunda bize Elif ile ilgili bilgiler verir. Daha sonraki sahnede işitme engelliler öğretmeni beden diliyle ilgili bilgiler verir. Elif, rehabilitasyon merkezinde duyma, anlama, okuma, konuşma alıştırmaları yapar. Beş yaşına kadar duyamayan, dolayısıyla hiç konuşamayan Elif artık duyabilmekte, konuşabilmekte ve zamanda okuyabilmektedir. Elif, filmin sonunda mutlu ve huzur içinde, "Ben artık konuşuyorum, konuşmak çok güzel, anneciğim seni seviyorum" der.

Armağan Güneş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Değişim

Bu belgesel filmde, sinemanın toplumsal duyarlılığı harekete geçirecek niteliği ve bilgi paylaşım özelliği dikkate alınarak yola çıkılmıştır. Günümüz eğitiminde ilköğretimde uygulanılan farklı teknik ve yöntemlerle elde edilen yeni başarılar ortaya konulmuştur. Böylece aynı zamanda eğitimde "iyi örnek" alınabilecek bir görsel kaynak da ortaya çıkmıştır. İlköğretimde sanatın kullanılabilirliği konusunda araştırmacıları ve ilgili kişileri bilgilendirmek, içinde benim de bulunduğum ve uygulama yaptığım yeni yaklaşımlardan haberdar etmek bu belgeselde mümkün olmuştur. Bir bakıma, bu film ile sosyal-kültürel, sanatsal faaliyetlerin, eğitim ve öğretimde başarıyı arttırmada ne denli etkili olduğu, çocuklar üzerinde yarattığı olumlu yöndeki değişimler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Öğrenci, Okul, Eğitim, Öğretim, Öğrenim, Sanat,Değişim

DeğişimEğitimOkul-öğrenci etkileşimi+4
Özlem Arpacı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Misofonya(Kısa film)

Ayla alkolik babası ve sevgi dolu annesi ile birlikte yaşayan, seslere karşı uç noktalarda hassasiyetleri olan küçük bir kızdır. Babasının kavgacı karakteri Ayla'nın seslere karşı duyarlılığını arttırıp sosyal hayatını yaşanması zor bir hale sokmaktadır. Yıllar sonra evlendiğinde dahi bu rahatsızlıktan kurtulamamış, ancak bir takım önlemlerle gündelik hayata adapte olmaya çalışmıştır. Lakin yaşam koşullarının zorluğu ve yaşamındaki insanların tutumu onu her şeyi bırakıp sessiz bir ortamda doğada yaşamaya itecektir. Anahtar Kelimeler : Aile içi şiddet, ses, doğa

FilmKısa filmSenaryo+1
Melodi Tözüm
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Animelerde teknik ve içerik yönünden geleneksel ve yenilikçi yaklaşım: Rüzgarlı Vadi ve Code Geass örneği

Bu çalışmada, Japon Çizgi Film sanatı animenin ortaya çıkışını anlatılmış, ardından teknik ve konu yönünden animenin zaman içinde değişimi incelenerek, geleneksel ve yenilikçi anime örnekleri olan iki eser: Rüzgarlı Vadi (1984) ve Code Geass (2006) üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın içerik yönünden incelenmesinde Kuram Oluşturma (Grounded Theory) yöntemi kullanılmış, ayrıca röportajlar yapılarak saha araştırması gerçekleştirilmiştir.

AnimeJapon sinemasıManga+1
Olca Karasoy
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Orman

Orman adlı bu kısa filmde; genç bir adamın beyninde adalet ve düzen kavramlarının çatışması süreci anlatılmaktadır. Bir ormanda karşısındaki üç karakter olan Yiğit, Hande ve Ali ile sohbet eden Erhan, önce karakterlerin başına gelen acı olayları dinler. Yiğit yanlışlıkla bir adamı vurmak zorunda kalmıştır, Hande, kendisine tecavüz etmek isteyen bir adamı öldürmüştür, Ali kendisini ve kardeşini korumak için bir adamı vurmuştur. Birbirine çok benzeyen ve birbirinden ayırması çok zor olan bu üç hikaye içinde suçluyu bulmak zorunda olan Erhan, en adaletli, en doğru, en tarafsız kararı vermek zorunda kalır. Bu süreçte içinde bulunduğumuz dönemdeki adalet, eşitlik ve ahlak gibi kavramlar üzerinde konuşan karakterler sonunda Erhan'ın seçtiği bir tanesi ile yola devam edeceklerdir. Filmin sonunda bu karakterlerin aslında Erhan'ın zihninde yarattığı, çatışan fikirlerinin somut birer görüntüsü olduğu anlaşılacaktır.

AdaletHayal gücüKısa film+1
Erhan Kıyçak
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Karşı daire

Yalnızlık, aşk ve saplantı temasını seyirciye aktarmayı hedefleyen bu çalışmada, ana karakter olan ressamın gözünden bir sanat eserinin üretim sürecinin ve ülke gündeminin sorgulanmasına çalışılmıştır.

DramaFilmKara mizah+1
Emrah Güngörmüş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İtaat (Kısa film)

Büfe işletmecisi olan Orkun ve öğretmen olmak için atanmayı bekleyen Murat'ın yolları, gönüllü denek olarak kullanılacakları laboratuvarda kesişir. Murat "denek" olma karşılığı verilen ücretin peşindedir. Orkun ise sadece heyecan yaşamak istemektedir. Cihan, bu deney kurumunda asistan olarak görev yapmaktadır. Murat ve Orkun'a, bir öğretmen ve öğrenciye ihtiyaç olduğunu ve öğretmenin öğrenciye hangi soruları soracağını ve yanlış cevap aldığı zaman öğrenciye küçük dozlarda elektrik vereceğini, dolayısıyla deneyin niteliğini açıklar. Murat'ın öğretmen, Orkun'un öğrenci olması bir kura sonucu saptanır. Eğlenceli ve karşılıklı anlayış dolu bir havada başlayan deney çalışması zaman ilerledikçe emir - komuta zincirine dönüşür. Öğrenci - öğretmen ya da komut veren - komut alan ilişkisi filmde psikolojik gerilim yaratma yöntemi olarak kullanılır.

FilmFilm yapımcılığıKısa film+1
Ergüç Kaya Ölmez
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

1960-1970 Türk fantastik sinemasında ses ve görüntü efekt üretimi (Belgesel)

Bu belgesel film, 1960-1970 yılları arasında yapılan fantastik filmlerde ses ve görüntü efekti üretimi üzerine bir bilgi yolculuğudur. Ülkemizde çok az örneği görülen ancak sinema tarihimizde adı geçen bir döneme ait filmler ve yapılış özellikleri konu edilmiştir.

BelgesellerEfektGörüntü+7
Sinan Demirtaş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Düşler Atölyesi Projesi tanıtım filmi

Bu tez çalışmasında; Uluslararası Bağlantı Kur Programı çerçevesinde Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın, IYF (Uluslararası Gençlik Vakfı) ve Nokia işbirliği ile Türkiye'nin 21 noktasında, gerçekleştirdiği Düşler Atölyesi sosyal sorumluluk projesi ele alınmaktadır. Türkiye genelinde sosyo ekonomik açıdan gelişmemiş olan noktalarda yürütülen projenin; hedef kitlesi, kapsamı, çocuk- gönüllü kazanımları, sanatçı destekleri, yaşam becerileri ve Türkiye çapında yapılan etkinliklerin anlatıldığı bir tanıtım filminin oluşturulma süreci tez olarak yansıtılmaya çalışılmaktadır. Anahtar kelimeler, Eğitim, Sanat Eğitimi, Düşler Atölyesi, Yaşam Becerisi, Gönüllü, Çocuk.

Düşler AtölyesiEğitimFilm+3
Gazi Selçuk
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Arkhe

Bu Tez Çalışmasında; dramatik kurgu temelli bir kısa film projesi bütünüyle ele alınmaya çalışılmaktadır. Buna göre; kısa film projesinin konusu, kapsamı senaryosu detaylarıyla verilmekte, çekim çalışmalarının planlanmasından, bütçesine, çekim sırasında yaşanan sorunlara ve edinilen tecrübelere kadar tüm aşamalara deyinilmektedir.

ArkheFilmFilm yapımcılığı+1
Ali Birçek
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Evde İki Başına

Bu Tez çalışmasında; biri dişi diğeri erkek iki ev kedisinin gün içerisinde sahipleri yokken yaptıkları şeyler görselleştirilmiştir. Filmde kedileri anlatmak için kedi yerine insanlar kullanılmıştır. Kedilerin , evde yalnız başına kaldıklarında aralarındaki çatışması zaman zaman da kendi dünyalarındaki halleri yansıtılmıştır. Tam bir kedi fizyonomisi kullanılmadan insan hareketleriyle kediler anlatılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Kedi , dişi, erkek, yalnız, ev

Hatice Dezkaya
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

İstasyon

Filmin ana kahramanı çocukluğunda yaşadığı travmatik olayların etkisini tüm yaşamı boyunca atlatamamış ve halen bu travmanın etkisiyle gündelik yaşamında birçok sorun yaşamaktadır. Ana kahraman Oğuz Atay'ın ?Korkuyu Beklerken? adlı kitabındaki ?Demiryolu Hikayecileri? adlı öyküdeki karakterden esinlenilenerek, sözü edilen travmatik kişilik ?demiryolu, tren? gibi simgesel gösterenler bağlamında kurgulanmıştır. Kahraman travmatik kişiliği nedeniyle kendisini toplumdan tecrit etmiş bir biçimde yaşamı tercih etmiştir, kendisini kötü sonla biten öykülerle ifade etmekte ve bu öyküleri tren istasyonlarında satarak geçimini sağlamaktadır. Kendi dünyasında yarattığı ?Kırmızı Elbiseli Kadın? sadece yazamadığı bir hikâye değil, kendini var edebilme çabasıdır. Bu hikaye de tıpkı diğer hikayeler gibi kötü sonla bitecektir. Bu kötü son ana kahramanın travmasının kendi kurgusal dünyasında çözüme kavuşturulmasının gerçeklikteki yansımasıdır.

Demir yollarıFilmKısa film+4
Erdal Barış Yıldırım
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Abbas Kiarostami örneğinde minimalizm

Tez projesi olarak ABBAS KİYARÜSTEMİ / ?Abbas Kiyarüstemi Örneğinde Minimalizm? başlıklı bir belgesel film ortaya çıkmıştır.Bu çalışmanın birinci bölümünde Minimalizm ve Sinema Sanatı, Sinema\ Resim ilişkisi, İran Devrimi (öncesi ve sonrası) sineması'nın Abbas Kiyarüstemi üzerindeki etkileri, Kiyarüstemi'nin İran Devrimi sırasındaki duruşu hakkındaki bilgilere yer verilmiştir.İkinci bölümde ise Kiyarüstemi'nin sanatı, filmleri, sanatına dair aldığı övgüler, filmin hazırlık aşamasındaki çalışmaları ( belge, fotograf, tarama, internetten görseller, v.b.gibi...), Film için hazırlanmış Grafik Tasarımlara ve film'in Tez aşaması çalışmalarındaki görüntülerine yer verilmiştir. Bu film çalışmasında, Abbas Kiyarüstemi'nin biyografisini, kronolojik olarak filmlerini ve aldığı ödüllerini, minimalist anlayışını filmleri üzerinden, yaşayan, şiirsel bir dille anlatılmaya ve betimlenmeye çalışılmıştır. Özellikle Kiyarüstemi'nin filmografisi içinde başyapıt filmlerinden, dünyada tanınması ve yerini, kariyerini sağlamlaştırmasını sağlayan filmlerinin de altı çizilmiştir. Filmlerinin ortak paydası, karekteristiği araştırılmış ve minimalizmle ilişkilendirilmiştir. Bu bağlamda Abbas Kiyarüstemi sanki digital kamera kullanarak yönetmeni, yani kendisini devre dışı bırakmıştır. Digital mikro sinemaya doğru giden, minimalist sinema anlayışına bir katkı daha yapan bu yeni anlayış çok daha düşük bir bütçeyle film yapımına yol ? yöntem gösterir. Bu belgesel filmde Kiyarüstemi'nin ?gözlüğü?. O'nun bilgeliği, ve dünyaya bakışı sembolize edilmiştir . Kiyarüstemi'nin minimal gözlüğünden baktığımızda, yaşam, ölüm, değişim gibi bu filmleri birbirine bağlayan ortak temaları görmekteyiz. filmlerinde Kiyarüstemi'nin İran şiirinin özünü yakalayan ve şiirsel görüntüler yaratabilen, sinema anlayışını ortaya koyan filmlerini görmekteyizAnahtar Sözcükler: Abbas Kiyarüstemi, Minimalizm, Şiir, Masal, Koker Üçlemesi, Digital Mikro Sinema, Gözlük, Belgesel.

Belgesel filmBelgesellerGözlükler+5
Serdar Kıcıklar
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yokluk (Kısa film)

Ekonomik-siyasal nedenlerden kaynaklı İstanbul'a göç eden üç kardeş? (anne-baba ölmüştür.) 1+1 olan bir dairede oturmaktadırlar. 3 kardeş, en büyükleri 30'lu yaşlarda, ortanca kız kardeş ve en küçük erkek kardeş. En büyük olan (abi); Konfeksiyon işçisi Kız kardeş; Lokantada garsonluk yapıyor. küçük kardeş ise okula gitmektedir.Kız kardeş sabah uyanır. Kahvaltıyı hazırlar. Abisi ve kardeşini uyandırır, kahvaltı bittikten sonra çocuğu okula göndermek için üstünü giydirir. Çantasından para çıkarır ve abisine uzatıp kirayı ödemesini söyler.Abi, üst kattaki ev sahibine çıkarak kirayı verir, eve geldikten sonra iki kardeş arasında geçen diyalog; çocuğun ayakkabıya ihtiyacı olduğunu söyler (kız kardeş) abi, bugün biraz avans çekeceğini ve akşam ayakkabı mağazasından ayakkabı alacağını söyler?Abi, konfeksiyonda çalışma sahnesi (öğlen arası), yemek yerlerken konfeksiyonda çalışan bir bayanla bakışırlar. Arkadaşları bunu fark eder ve bu akşam için abiden söz alıp akşam bir eğlence merkezinde eğlenmek için karar verirler?Akşam çıkışta bara gidilir, abi; içmek istemez fakat zorla içirilir. Konfeksiyonda çalışan kızıda çağırırlar?Tüm eğlence masraflarını abi ödemiştir. Çorbacıya gidilir, çorbalarını içtikten sonra abi, cebinde paranın kalmadığını bilir. Arkadaşından borç para talebinde bulunur.Arkadaş, kusura bakma bugün çekmiş olduğum avansı kardeşim için bilgisayar alacam, onun için borç veremem der.Abi, yüz ifadesi değişir, kalkarlar.Binanın önüne gelir, kapının önünde kardeşinin ayakkabılarını görür, pişmanlığını ve hüznü görürüz?

FilmKısa filmSinema+1
Melik Özer
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kameramanın dünyası:Özdemir Öğüt

?Bir Kameramanın Dünyası? başlıklı tez çalışması, kameraman Özdemir Öğüt'ün yaşamını ve Türk sinemasına katkılarını incelemektedir.Özdemir Öğüt, görüntü yönetmeni olarak Tük Sinemasında birçok filme imzasını atmıştır. Ayrıca Türkiye'de Nemrut'tan başlayarak, Ege'ye kadar olan tarihi kalıntıların bulunduğu bölgelerin birçok belgeselini çekmiştir.Bu çalışmada yapılan röportajlar ile Özdemir Öğüt'ün Türk sinemasına emekleri, zor şartlarda gerçekleştirdiği çalışmaları, teknik imkanların yokluğundan dolayı yaşadıkları sıkıntılar anlatılmaktadır.Şimdiye dek kameramanların, şimdiki adıyla görüntü yönetmenlerinin, dünyasına ilişkin pek fazla düşünülmemiş olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Dünyaya onların penceresinden hiç bakılmasa da, onlar bize kendi pencerelerinden gördüklerini aktardılar. Kimi zaman güldürdüler, kimi zaman ağlattılar. Çocukluğumuzda ise izlediklerimizi gerçek bir dünya zannettik. Hep o kahramanların yerinde olmak istemedik mi? Bu çalışma, Türk Sinemasında perdenin diğer tarafında duran ustaların dünyasını anlayabilme çabasının bir yansımasıdır.Anahtar Kelimeler: Özdemir Öğüt, Görüntü Yönetmeni, Türk Sineması,

Belgesel filmBiyografiFilm+5
Nezahat Fatma Atalay
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Yeşilçam'dan dizilere

Bu belgesel film çalışmasıölçeğinde; her yönüyle geniş bir alanı tanımlayan Yeşilçam Sineması ile bugün onun bir yansıması gibi düşünülen Türk Televizyon Dizileri'nin; içerik, teknik ve özellikle de çalışma koşulları ele alınmıştır. Konuyla ilişkili (ilintili) olarak ilgili kurumların yöneticileriyle ve sektör çalışanlarıyla görüşülmüştür.Bu zamana kadar konuyla ilgili yapılan belgesellerin çoğu salt Yeşilçam Sineması ile ilgilidir. Bu belgesel film dizisektörünü de içinde barındırması sebebiyle önemlidir.Zira izleyicilerin talepleri doğrultusunda dizi sektörünün önemi azımsanmayacak boyuttadır.Yeşilçam anlatım klişelerinin ve çalışma koşullarının dizilerde devam ettiğidüşüncesinden yola çıkılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yeşilçam, sinema, dizi, emek, çalışma koşulları.

Televizyon dizileriTürk sinemasıTürk televizyon dizileri
Merve Asiltürk
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Cemal Erez'in çizgi film dünyası

Bu tez çalışmasında çizgi film sanatının dünya ve Türkiye?de ki gelişim aşamaları ele alınmaktadır. Bu konuda öncü olan Türk çizgi film çalışmalarına katkısı olan sanatçılar ve çalışmaları incelenmiştir. Türkiye?nin yetiştirmiş olduğu önemli değerlerden Cemal Erez?in çizgi film dünyasına girişi, Türkiye ve dünyada elde etmiş olduğu başarıları, çalışmaları, teknikleri araştırılmış ve incelenmiştir.

Erez, CemalFilmFilm yapımcılığı+2
Aslıhan Gülen
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yürüyordum...

Sait Faik Abasıyanık?ın kendi hayatından esinlendiği hikayede Sait adındaki kahraman, bir gün Burgazada yollarında gezmeye çıkar. Kapalı ve yağmurlu bir gündür. Sokaklarda, kırlık alanlarda yürür. Not defterine notlar alır. Belki de bir hikaye yazmaktadır. Arada bir ?hişt!? diye ses duyar, ilgilenir ve onun peşinden gider. Böylece yürür, dolaşır, doğanın tadını çıkarır. Genç bir çifte rastlar. Onları bir süre takip eder. Sonra bir tanıdığına rastlar ve bir süre sohbet eder dertleşir. Sait gün boyunca doğada, her gördüğü, konuştuğu insanda ``hişt!?? sesini arar. Sonunda bu sesin yaşamın bir işareti olduğunu anlar ya da böyle olduğuna inanır. Duyduğu sesleri yaşamın, doğanın, insanların ona verdiği mutlulukla bağdaştırır. Hikâye görüntü ağırlıklı filme alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Sait, Burgazada, Balıkçı, Genç çift,`?hişt!??,Doğa?

FilmFilm yapımcılığıKısa film+2
Şebnem Pınarlı
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Salıncak

Estetik bir garabet halinde büyümekte olan metropolün ?varoş? olarak adlandırılan kenar semtlerindeki bir evdeyiz. Milyonlarca insanın bu dünyaya ait değilmiş gibi fark edilmeden sürdürdükleri bir hayat. Her gün yanı başımızda, çok içimizde oldukları halde hiç fark etmediğimiz aileler ve insanlar? Şehrin ortasında duran, ama şehrin hiç fark etmediği bir ev burası. Evde, tek çocuklu genç bir kadın töre, namus ve başka toplumsal dayatmaların altında hayatını sürdürmeye çalışıyor. Kocasından gördüğü şiddete toplumsal baskılar da eklenmiş. Genç kadın, en son yaşadığı şiddetli bir dayağın ardından, radikal bir karar hazırlığındadır. Bebeğini sırtına sararak kendini asar. Tavanda sallanan genç bir kadının cesedi. Yerde yuvarlanmış bir sandalye, hemen onun yanında bir bohça, içinde kefen bezi, sabun ve lif, bir entari, birkaç küçük takı. Bir yolculuğa çıkar gibi hazırlandığı bu intihar sürecinde, bebeğini sırtına sararak götüreceğini zannetmiştir. Onu geride bırakamayacak kadar dahi ümidi kalmamıştır.

FilmFilm yapımcılığıKısa film+2
Nazan Kesal
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Olasılıklar üzerine bir aşk filmi

İki sevgili arasında olan ilişkilerin anlatıldığı bu filmde;Timur,üniversite mezunu fakat işsiz ve takıntıları olan bir kişiliktir.Canan ise tam tersi olarak paraya ve maddi değerlere önem vermektedir.İkili arasında Timur?un takıntıları ve işsiz olması nedeniyle sürekli tartışmalar yaşanmaktadır.Bunlara daha fazla dayanamayan Canan evi terk eder.Timur ise daha önceden Canan?ı mutlu etmek için aldığı borçlar yüzünden tehditler almaktadır.Bu yüzden intihar etmeye karar vermiştir.Fakat Timur?un takıntı haline getirdiği sayılar bir gün ona güler.Bunu duyan Canan ise hemen Timur?u arayıp tekrar birlikte olmak istediğini ve onu çok sevdiğini söyler.Ama Timur bunları dinlemez ve Canan?a artık birlikte olamayacaklarını söyler.İntihar etmekten vazgeçen Timur için hayat yeniden başlamaktadır. Hayatını sadece bir şans oyununa bağlayıp tüm planlarını buna göre yapan takıntılı bir adam(Timur) ve onun tam tersi karakteri olan sevgilisini(Canan) konu alan bir filmdir.Takıntıları ile uğraşan bir adamın kendisini kaybettiğini,karamsarlık içine girdiğini ve sevgilisi için borç para alarak büyük bir batağa düştüğünü görürüz.Bunun tam tersi olarak kadın karakter ise erkekte olan bu takıntılara daha fazla dayanamaz ve kendi isteklerini karşılayabilecek bir erkek ile birlikte olmak ister.Kadın-Erkek ilişkilerinin incelendiği bu filmde kadınların bazılarının erkekler ile para(menfaati)doğrultusunda birlikte olduklarını görürüz.Parası yokken terk edilen erkek karakter parası olduğu anda tüm kötü huyları,takıntıları unutulup tekrar aranıp birlikte olunmak istenmektedir.Yapacağım bu film ile birlikte artık günümüzde kaybolmaya başlayan aşk kavramının ilişkiler için aslında ne kadar önemli olduğu, ilişkilerimizde sadece para üzerinde kısıtlı kalınmaması gerektiğini,para ve gösteriş merakının önemsiz olduğunu,önemli olanın aşk ve mutluluk olduğunu,insanları oldukları gibi sevip,öyle kabullenip yaptıklarını yanlışlar ve doğrularda hep yanlarında olup onları desteklememiz gerektiği anlatılmaktadır.

FilmFilm yapımcılığıKısa film+1
Mustafa Şengelen
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sinemasında son western: Yahşi Batı

Amerikan Sinemasının (temsil anlamında) en önemli türünü oluşturan western örneklerini ülkemizde görmek ilginçtir ve doğudaki bir başka ülkede de bizdeki kadar yaygın örnek çıkmamıştır.Sinemamızın en büyük ivmeyi kazandığı Yeşilçam Dönemi yılları içinde, 1962-1973 yılları arasında western olarak tanımlanabilecek 61 adet ürün ortaya çıkmıştır. Neden başladığı, böylesi bir yükseliş kazandığı sorusuna verilecek yanıt benim çalışma konum oldu. Ve bu nedenle kırk yıl sonra yapılan Yahşi Batı filmi ilgimi çekti, bu film Türk sinemasının yaşadığı bu süreci hatırlattı.Böylece, dönemin en ünlü yıldızları dahil tüm Yeşilçam oyuncuları, örneğin 1966'da Yılmaz Atadeniz'in yönettiği "Kovboy Ali" filminde Yılmaz Güney'in bile göründüğü bu süreç üzerine bu belgesel ortaya çıktı. Olayın hem sinema hem sosyoloji, toplumsal hayat ile ilgisi de belki bu belgeselde ortaya konmuş olacaktır. Anahtar kelimeler: Western, Yeşilçam Dönemi, Yahşi Batı, Amerikan Sineması

Gözde Özçoban
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Onların hikayesi

Bu tez çalışması Köy Enstitüleri, ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli yasa ile açılmış, Türkiye'ye özgü bu eğitim projesini ve kurucularından İsmail Hakkı Tonguç?un yaklaşık 10 yıl süren çalışmalarını anlatmaktadır. Neredeyse tüm Anadolunun okulsuz ve öğretmensiz olduğu yıllarda köylerden gelen ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kurulmuş bu eğitim kurumlarına günümüzden bakmak amacım olmuştur.Yardımları için danışman hocam Prof.Dr.Oğuz Makal?a teşekkürlerimi borç bilirim. Anahtar Kelimeler: Köy Enstitüleri, Eğitim, Çocuk, Okul, Proje

Selim Mazlum
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sinema oyunculuğu (sinema ve tiyatro oyunculuğu ilişkisi)

"Sinema Oyunculuğu (Sinema ve Tiyatro Oyunculuğu İlişkisi)" tezi, sinema oyunculuğunun tarihsel, sanatsal ve teknik gelişimini incelemektedir. Tez, sinema ve tiyatro oyunculuğu ilişkisini, alanların uzmanları, tarihçileri, yönetmenleri ve oyuncularının görüşleriyle birlikte şu başlıklar altında belgelemektedir: Eserin türü, yöntem, dil, karakter yaratımı, oyuncunun çalışması, prova, devamlılık, zaman, alan tekniği, kurgu, planlar ve sahnenin fiziksel özellikleri, vurgulama, ses ve konuşma, ışıklama, mekan ve dekor, makyaj, seyirci ilişkisi, gerçeklik, diyalog ve etki-tepki, yönetmen ve oyuncu ilişkisi, iş süreci, eğitim. Anahtar Kelimeler: Sinema, oyunculuk, sinema oyunculuğu, tiyatro oyunculuğu

OyunculukSinemaTiyatro+1
Kemal Oruç
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Sinemasında nataşalar

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan işsizlik ve yoksulluk, en çok kadınları vurur. Rus kadınları, hayatlarında ilk defa kendi ülkeleri dışına çıkarak farklı sektörlerde iş bulabilmek için yoğun bir çaba içine girerler. 1989'da Sarp Sınır Kapısı'nın açılmasıyla, Türkiye'de onlara en yakın şehirler olan Artvin, Rize ve Trabzon'a giderler. Onların gidişiyle muhafazakar Doğu Karadeniz Bölgesi'nde uzun bir süre sosyal travma yaşanır. Nataşa olarak adlandırılan bu kadınlar, bölge kadını tarafından yuva yıkan kadınlar olarak görülürler. Ancak buna rağmen Türk erkeklerle Rus kökenli kadınlar arasında büyük, ateşli ve bir o kadar da dramatik aşklar yaşanır. Farklı din, farklı dil ve farklı kültürde yetişen Rus kadınları ile Türk erkeklerin, muhafazakar bir bölgede yaşadıkları aşklar çok zor ve dramatik olur.

KadınlarRuslarSinema+2
Orhan Tekeoğlu
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Demir şehir

Belgesel, gerçek hayattan esinlenir. Kardemir fabrikasının Karabük şehri ile ilişkili konularını ele alır. Geçmişi irdeleyerek şehrin, fabrikasına nasıl sahip çıktığının temelini oluşturmaktadır. Bu belgeselde, işçilerin direnişini, halkın şehirde hayatı durdurmasını ve Kardemir fabrikası ile şehrin birbirinden ayrılmaması gerektiği anlatılmıştır. Belgesel, Türkiye'nin ilk entegre sanayi kuruluşu Kardemir fabrikası ve Karabük şehrinde çekilmiştir. Fabrikanın kapanması gündeme geldiğinde halkın ve Kardemir çalışanlarının ortaya koyduğu destansı direniş ele alınmıştır. Kardemir işçileri ve Karabük halkı şehirde yaşamı durdurarak dönemin hükümetinin fabrikayı kapatma kararı aldığı dönemde fabrikanın kapatılmasına engel olmayı başarmışlardır. Şehrin Kardemir'e en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde halk fabrikaya sahip çıkarak ortalama 5-6 bin ailenin yaşam standartlarına etki etmiştir. Günümüzde de demir tozlarının içinde emek sarf eden işçilerin direniş günleri hala akıllardadır. Sendika, işçilere sahiplenme ve çalışma koşullarını düzenlemek için çalışmalarını gerçekleştirmektedir. Demir-çelik sektöründe işçinin emek gücünden oldukça fazla yararlanıldığı bilinmektedir. Belgeselde Kardemir ve Karabük şehri arasındaki bu ilişkiler, Kardemir çalışanları ve şirket arasındaki ilişkiler, çalışanlar ve Karabük şehri arasındaki ilişkilerin geçmişten günümüze tarihi seyri anlatılmaya çalışılmıştır.

Dijital belgesel üretim projeleriİşçi sendikaları
Emrullah Taş
İstanbul Beykent University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

André Malraux'nun hayali müzesinin çağdaş sanat politikaları ve güncel sanat projeleri açısından önemi

Aby Warburg sanat eserlerinin röprodüksiyonlarını bir araya getirip kendi mantığı içerisinde düzenlemeler yaptığı ?Mnemosyne Atlas? panolarını ve oval biçimdeki, standart katalog sistemini kullanmayan, kitapların kullanıcının ilişkilendirmesine göre yer değiştirdiği kütüphanesini 20. yüzyılın ilk çeyreğinde geliştirir. André Malraux da sanat eserlerinin fotografik röprodüksiyonları dolayısıyla sanat tarihinin geleneksel anlayışını bozan, her dönemden ve her türde sanat eserinin bir araya gelebildiği öznel bir kurgu olan ?Hayali Müze?'sini II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, 1947'de geliştirmeye başlar.Aby Warburg ve André Malraux'nun yirminci yüzyılın ilk yarısında ortaya koydukları sanat kuramları, yirmibirinci yüzyılda teknolojinin olanaklarıyla yeniden güncel hale gelmiştir. Warburg ve Malraux'nun geliştirdikleri kurgu günümüzde hipermetinsel ve rizomatik bir yapıya karşılık gelmektedir. Her türlü görüntü ve bilgiye internet üzerinden ulaşabilmek mümkündür. Web 2.0'ın bilgi yükleme, yorum ekleme ve düzenleme yapmaya uygun yapısı aktif kullanıcıları ortaya çıkarmıştır. Yani internet üzerindeki görsel, metinsel her tür bilgiyi, kullanıcı alıp, yorumlayıp, yeniden sunabilir. Bir zamanlar fotografik teknolojiyle gerçekleşen yeni yorum biçimleri, günümüzde bilgisayar teknolojisinde karşılığını bulmuştur.Sanatçıların yapıtları dönemlerinin ruhunu yansıtır. Tezin son bölümünde, Bellek Atlası ve Hayali Müze'nin ilham kaynağı olduğu sanatçıların çalışmaları çözümlenmiştir.

ArşivlerMalraux, AndreModern sanat+4
Nezaket Tekin
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Amerikan sinemasına egemen mutlu son ideolojisi

ÖZETAmerikan Sineması Hollywood demektir. Hollywood da Amerika. Dünya üzerinde sineması ile bu denli bütünleşen başka hiçbir ülke yoktur. Amerikan zihniyeti ile paralel biçimde sineması da hiçbir olgu ya da yargıyı dışlamaz ve işte böyle bir yaklaşım sayesinde, ülkede Hollywood'un yani ABD'nin bakış açısına aykırı izlenimi veren onca bağımsız filme varolma şansı verilmekte, zaten bu sayede de egemen olanın hiçbir zaman yıkılmaması, alaşağı edilmemesi garanti altına alınmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekte egemen olan; kucaklayıcı, bireylerini her koşulda anlayışla karşılayan, onları yücelten, hep ikinci bir şansları olduğuna inandıran ve en önemlisi sürekli umut aşılayan bu ideolojidir. Bu ideolojinin kilitlendiği tek hedef Amerikalı olmanın ve Amerikan yaşam tarzını benimsemenin bir bireyin başına gelebilecek en iyi ve bildiğiniz ulvi şeylerin tümünden daha kutsal olduğuna duyulan inançtır. Ve Hollywood bu yolda olan biten her şeyin meşru kılınması dolayısıyla kitlenin onay verip her şeye rıza göstermesi için bu ideolojiyi büyük bir özen ve ciddiyetle aralıksız yeniden üretmektedir.Amerikan kültürünü diğer bütün araçlardan çok filmler şekillendirmektedir. Kahramanlarının çoğunu onlara filmler kazandırmakta ve Amerikan değerlerinin tanımlanmasında büyük rol oynamaktadır. Aşkı ve hayatı anlamlandırmalarına, iyi çocuklarla kötü çocukları ayırt etmelerine yardımcı olmaktadır. Hollywood filmleri diğer unsurların hepsinden çok Amerikan rüyası yaratmış ve sonra da dünyanın dört bir yanına ihraç etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nde tüm devlet kurumlarının yöntem ve çalışmaları Amerikan kaderine hizmet etmektedir. Hollywood da bu kurumların içinde Amerikan rüyasını, dünyanın belki de en büyük illüzyonunu, çok başarılı bir şekilde üreten ve hem Amerika'da hem de dünyanın diğer birçok ülkesinde pazarlayan kurumların başında gelmektedir.Bu çalışmada amaçlanan Hollywood'u kötülemek ya da karalamak hatta eleştirmek şeklinde anlaşılmamalıdır. Asıl yapılmak istenen Hollywood üzerinden bir ulusu, bir zihniyeti okuyabilmek ve anlayabilmektir. Bizlere sinemasıyla bu verileri sağlayan ve bu denli kapsamlı bir çözümleme olanağı sunabilen başka bir ülke yoktur. Bu açıdan bakılırsa yapılmak istenenin Amerikan sinemasının, yani Hollywood'un bir ülke sineması olarak incelenmesinden çok, Amerika Birleşik Devletleri'nin tüm kodunun Hollywood üzerinden okunabilecek olmasının ısrarla altının çizilmesidir.

Amerikan sinemasıHollywoodSinema+2
Hilal Süreyya Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

1990 sonrası ulusal sinemada birey üzerinden gündelik yaşam ideolojisini yansıtma sorunsalı

İnsana ait olan her şey toplumsal, kültürel dolayısıyla da ideolojiktir. Gündelik yaşamın ise toplumsal hakkında ciddi bir ideolojik metin barındırdığı göz ardı edilemez. Gündelik yaşamın sanatın konusu olması ya da gündelik yaşam içerisindeki sıradanlığın sanatın konusu olması yeni bir olgu olmamakla birlikte üzerinde pek durulmayan bir alandır. Sanatı da bu bağlamda ideolojinin gizlediği gerçekliği deşifre edecek bir araç olarak görmek gerekmektedir. Türkiye'de sinemanın serüvenine bakıldığında 1990'lı yılların ikinci yarısından itibaren hızlı bir ivme kazanan ulusal sinemanın, genelde büyük anlatılar yerine sıradan yaşamlara ve sıradan insan öykülerine yöneldiği görülmektedir. Bu yeni oluşan sinemanın anlatılarını, birey olma mücadelesindeki toplumsal aktörlerin gündelik yaşam içerisinde nasıl bir ideoloji ile şekillendikleri sorusu üzerine inşa ettikleri görülmektedir. Mevcut ideolojinin, temelde milliyetçi ve ahlakçı bir söylemde ilerlemesine karşın bireylerin otoritenin stratejilerine gündelik taktiklerle cevap verebilen ama otoritenin çok da dışına çıkamayan bir algılayış ve yaşayış biçimi ortaya koyduğu ortadadır.Bu çalışmada gündelik yaşam içerisinde, birey ve birey algısını belirleyen temel kavramlar ışığında, Türkiye'de kadın ya da erkek toplumsal aktörlerin, bu toplumsal alanda nasıl varlık gösterilebildiği tartışılmıştır. Bu bağlamda yerleşik ideolojik metnin birey olmaya ne kadar izin verebildiği ideolojik ve sosyolojik eleştiri yöntemi kullanılarak örnek filmler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Örnek filmlerde de görüldüğü gibi birey kavramı, entelektüel bir tartışma konusu olmasının ötesinde gündelik yaşamda kendisine çok da karşılık bulamayan ve toplumsal aktörlerce de hayata geçirilmesine izin verilmeyen bir olgudur. Bu nedenle de Türkiye'de birey olgusundan genellikle nominal bir kavram olarak söz edilebilmektedir. Filmlerde de görüldüğü gibi nominal olarak beliren bireyin temel sorunu; ister kent mekanında olsun, isterse taşrada, temelde bir varoluş mücadelesinden öteye geçememektedir.

1980 sonrasıCinsel kimlikGünlük yaşam+4
Tuğba Elmacı
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüketim toplumuna geçişte televizyonun sosyo-ekonomik rolü

Tüketim kültürü çağdaş dünyanın belirleyici olgularından biridir. ABD başta olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin tamamında `tüketim' hakim toplumsal form haline gelmektedir. Tüketimciliğin altyapısı bilimsel-teknolojik devrimler tarafından meydana getirilirken, tüketimci değerlerin oluşumu kitle iletişim araçları sayesinde gerçekleşmektedir. Bu araçların en etkilisi olan televizyon, tüketim kültürünün meydana gelmesinde en önemli rolü üstlenmiştir. Ticari şirketler olarak işleyen televizyon kuruluşları toplum üzerinde iki yönlü etkide bulunmaktadır: Tüketim idealleriyle dolup taşan reklam iletilerinin oturma odalarına kadar taşınmasına yardımcı olmak ve program içeriklerini `tüketimci' değerler doğrultusunda oluşturmak. Bu ikincisi bilhassa önemlidir. ?Rating? sistemine bağlı olan ticari televizyonlar acımasız bir rekabet tarafından yönlendirilmekte, ?en çok izlenen kanal? olmak için mücadele vermektedirler. Bu da ?sade?, ?süssüz?, ?eğitici? içeriklerin değil, ?sansasyonel?, ?çarpıcı?, ?gösteri değeri taşıyan? içeriklerin ekranlarda daha fazla yer bulmasına yol açmaktadır. Bilindiği gibi dünyanın yüzyıllardan beri değişmeyen en büyük gösterisi `zenginlik'tir. Varlıklı kesimler ?zengin? olmaktan başka hiçbir şey yapmasalar da, çağlar boyunca ilgi çekmeyi becermişlerdir. Çünkü zenginlik her zaman renkli ve şaşalı görüntüler sunmaktadır. Dolayısıyla masallar nasıl gündelik hayatın sıradan görünümlerini değil de, ?kralları, prensleri, sarayları, perileri ve büyücüleriyle? sıradışı bir hayatı anlatırsa, ticari televizyonlar da fakirliğin `gri' tonunu değil, zenginlerin `renkli hayatlarını' ekrana taşırlar. O yüzden dizi oyuncuları hemen her zaman yüksek gelir düzeyine mensup bakımlı bay ve bayanlardan oluşur. Magazin programları daima onların hayatını işler. Bu yüzden program içerikleri izleyicilerin kendi `sıradan' hayatlarını `zengin' hayatlarla karşılaştırabilecekleri bir ayna işlevi görür. Eğer aynadaki görüntü memnuniyetsizlik yaratıyorsa reklam kuşağını beklemek yeterlidir. Aradaki farkı kapatmak için hangi ürünleri satın almamız gerektiği reklamlar tarafından söylenecektir.

TelevizyonTelevizyon izleyicileriTelevizyon program endüstrisi+1
Yörükhan Ünal
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya' da yaşayan Türk yönetmenlerin filmlerinde göçmen olgusu

ÖZETİnsanlık tarihiyle paralellik taşıyan göç hareketlerinin öznesi olan göçmen,1950'li yıllardan itibaren savaş sonrası Avrupa'nın kapitalist ekonomilerinin işgücütalebini karşılayan ekonomik nesne olarak görülmüştür. Türkiye'den Almanya'yaişçi göçüde aynı genel mantık çerçevesinde değerlendirilmiştir. Kendilerini, köy vekasaba kökenli, feodal-geleneksel değerlerle yüklü bir yaşamdan modern Almankentlerinde farklı bir değerler sisteminde bulan ve birinci kuşak olarak adlandırılanTürk göçmen işçiler, izleri günümüze kadar gelen bir kültürel şok yaşamışlardır.Alman toplumu ile iletişim kurabilecekleri en önemli araç olan dil sorununuçözemeyen birinci kuşak Türk göçmenler, Türkiye eksenli geleneksel kimlik vekültür yapılarını korumak amacıyla genelde gettolarda konumlanmışlardır. Bu içekapanma onları Alman toplumundan ve hâkim kültürden soyutlamıştır. Almantoplumu tarafından uyumsuz yabancılar olarak görülmeye başlayan Türk göçmenleriki Almanya'nın birleşmesi ve yaşanan ekonomik sorunlardan dolayı artan ırkçılıkhareketleri ve yabancı düşmanlığı ile karşılaşmışlardır.Birinci kuşağın aksine Alman okullarında eğitimlerine devam edebilen ikincikuşak Türk göçmen çocukları Almanca'yı öğrenmeleri ile birlikte Alman toplumu ileiletişim kurabilmişlerdir. Evde Türkiye'yi okulda Almanya'yı yaşayan ve kayıpkuşak olarak ta adlandırılan bu kuşak kimlik ve kültür algılamalarını Türkiye'ninyanı sıra Almanya üzerinden de kurgulamaya başlamıştır. Fakat asıl dönüşüm üçüncükuşakla birlikte yaşanmıştır. Almanya'nın kültürel değerler sisteminin etkisi ilebüyüyen bu kuşak çifte kimlik ve çifte bilinç ile Türklük-Almanlık ikileminikendileri için bir avantaja dönüştürmüştür. Alman Türk'ü olarak ta tanımlanan bukuşak kültürel üretim araçlarını özelliklede sinemayı kendilerini ifade edebilmekamacıyla kullanmıştır. Üçüncü kuşak yönetmenlerince çekilen filmler büyük ilgigörüp katıldıkları festivallerde önemli başarılar kazanmışlardır. Bu filmler üçüncükuşağın göçmenlik deneyimlerini, gündelik hayatlarını, geleneksel Türk göçmenailesi içerisindeki kültür ve kimlik çatışmalarını, kuşaklar arasında yaşanan zihinselkopuşu anlatmıştır.V

Akil Fikret Tosun
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Sinemada Suç ve Ceza-Modern toplumlarda adalet arayışının sinemada temsili

Sinemada Suç ve CezaModern Toplumlarda Adalet Arayışının Sinemada TemsiliEmel YuvayapanÖZETToplumların politik, ekonomik, ahlaki yaşamlarıyla sanatsal üretimleriarasında kopmaz bir ilişki vardır. Sanat üretiminin analiziyle, ele alınmakistenen toplumlar hakkında pek çok ipucuna ulaşmak mümkündür. Aynışekilde, ele alacağımız bir kavram da bizler için toplum yaşamına dair önemliveriler sağlayacaktır. Adalet ve adaletin kendini somut olarak görünür kıldığıyasa aracılığıyla belirlenen suç ve ceza kavramları da bu bağlamda takibiyapılabilecek kilit kavramlardandır. Tüm topluma karşı gerçekleştirilmiş biredim olarak kabul edilen suç, bir bütün olarak toplumun, bu dışsallaştırmayıoluşturan değer yargılarını anlamamızın yolunu açar. Suçun bir sonucu olarakortaya çıkan ceza, suçtan birebir etkilenmiş olanların dışında adaletin zarargörmüş olduğu ve yeniden kurulması gerekliliği üzerinde temellenmektedir.Aynı zamanda, sanat anlatısı için oldukça uygun bir içerik de oluşturan bukavramlar, sinema tarihi boyunca pek çok filmde ya olay örgüsünü kurabilmekya da toplumsal bir tartışmanın izini sürebilmek için kullanılagelmiştir.

Emel Yuvayapan
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kamera-gerçek ilişkisi ve belgesel sinemada gerçek

Belgesel sinema, sinematografik üretimin bir alanı olarak sadece sanatsaldeğil, aynı zamanda bilimsel niteliğe de sahiptir. Bunun nedeni sadece belgeselsinemanın nesnesine yaklaşırken uyguladığı çalışma yönteminde karşımızaçıkmaz, aynı zamanda izleyicinin belgesele yüklediği anlamda yatmaktadır. Bunagöre, belgesel sinema, etrafımızdaki dünyayı açık hale getirmenin, onu`kavranabilir' yapmanın, yani genel olarak `varoluşu bilme'nin günümüzde enönemli görsel aracıdır. Bu anlam yüklemesi, izleyiciyi kaçınılmaz olarak belgeselsinemanın her söylediğinin doğru ve gerçek olduğu düşüncesine götürür.Doğruluk ve gerçeklik, birbirini besleyerek dönüştüren kavramlardır. Felsefitanımlamaya göre gerçek, hakkında bilgi ürettiğimiz nesnelerin tam da bilgilenmesürecindeki varoluş biçimine, doğru ise bu nesneden edindiğimiz bilginin sözkonusu nesneye uygunluğu durumuna gönderme yapar. Fakat burada bir açmazlakarşılaşırız: Devamlı değişen dünyada gerçekliğin değişkenliğine bağlı olarakdoğruluk da değişecektir. Bununla da kalmaz, bir kimlik yeniden-üretimmekanizması olarak kamera, belgeselcinin bilinçli ya da bilinçsizce uyguladığıdramatizasyon aracılığıyla yöneldiği nesnenin gerçekliğine müdahale eder, yanigerçekliği değiştirir. Bu durumda tartışılması gereken asıl soru şu olmaktadır:İzleyicisinin neredeyse değişmez bir doğruluk değeri atfettiği belgesel sinema,hangi gerçeklikten yola çıkarak hangi doğruluğu nasıl üretebilir?Bu çalışma, bu sorunun yanıtını aramaktadır. Bunun için, ilk bölümde, genelhatlarıyla felsefe tarihinde gerçeklik ve doğruluk sorunu incelenmekte; ikincibölümde estetik kuramlarında gerçekçilik üzerine tartışmalar ele alınmakta,üçüncü bölümde gerçekliğe dair sinema estetiği tartışmalarına değinilmekte,dördüncü bölümde Dziga Vertov ve Jean Rouch'un manifestal nitelik taşıyanfilmlerinin göstergebilimsel çözümlemesinden yola çıkılarak belgesel sinemadagerçekliğin nasıl bozulduğu araştırılmakta; sonuç bölümündeyse söz konusugerçeklik bozunumunu ortadan kaldıramasa bile en aza indirmesi muhtemelestetik olanaklar tartışılmaktadır.

Uğur Kutay
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Siyasal İslam sineması örneğinde İran sineması

Pehlevi'nin ülkeyi modernizme geçirme girişimleri uzun yıllar din adamlarının muhalefetine takılmıştır. Yüzyıllardır Şii geleneği içinde monarşi ile birlikte varlık göstermiş olan din adamlarının, modernizm sürecinden sonra ilk kez monarşi ile ters düşmeye başlaması, yabancıların petrol kaynaklarından büyük rantlar elde etmesinden kaynaklanmıştır. Ülkenin Batılaşmasına en büyük tepki ise Ayetullah Humeyni'den gelmiştir. Geleneksel İran halkına ters düşen yaptırımlar ve yabancı ülkelere verilen tavizler nedeniyle monarşi rejimine olan güvenleri sarsılmıştır, işsizlik ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin giderek arttığı ekonomik koşullarda Humeyni'nin halkçı söylemiyle İran halkı, Şah'a karşı ayaklanmaya başlamışdır. Ülkenin yönetimi gibi, dış dünyaya bağlı olan sineması da 1958 yılına kadar varlık gösterememiştir. Şah halkın tepkilerinin artmasından korktuğu için Humeyni'yi ülke dışına yollamıştır. Humeyni bu kez yurt dışından gönderdiği video ve ses kasetleri ile camilere, medreselere, Çarşı esnafına ulaşmış, böylece Şah'a karşı yürütülen muhalefet, tabana yayılmıştır. Halk rejime olan hoşnutsuzluğunu ülke genelinde yaşanılan grev ve yürüyüşlerle dile getirmiş, Şah bu ayaklanmaları bastırma konusundaki beceriksizliğinin bedelini, 1978 yılında ülkeyi terk ederek ödemiştir. Bu tarihten sonra İran'da yeni bir dönem başlamış, Humeyni'nin önderliğinde örgütlenen İslami rejim, İran'da 1979 yılından sonra uygulamaya girmiştir. İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulması ve İslam'ın yönetime talip olmasıyla birlikte, siyasal İslam'ın ülkenin her alanına yayılmış ve İslami rejime göre ülkenin yeniden yapılandırılması süreci başlamıştır. Rejim değişiminden sonra en büyük darbeyi sinema almıştır. Şah karşıtı gösterilerin favorisi haline gelen sinemaların yakılması nedeniyle, bu dönemde sinemanın biteceğine kesin gözüyle bakılırken, Humeyni'nin sinema üzerine yaptığı olumlu konuşmalar sayesinde sinemada yeniden yapılandırılması sürecine gidilmiştir. Humeyni sinemaları yasaklamak yerine İslami rejimin propagandasının yapılabileceği hale gelmesi için, yatırımlar yaparak desteklemiştir. Sinemayı devletin denetimine aldıktan sonra, İslami sinema yapma arayışlarına giren İslami rejimde, sinema adına en iyi gelişme Hatemi'nin, Kültür ve İslami Rehberlik Bakanlığı'na getirilmesi olmuştur. Hatemi'nin özgürlükçü tavrı sayesinde, Şah döneminde önemli filmler yapmış olan İran Yeni Dalga yönetmenlerine film yapma izni verilmiştir. Rejimin boşluklarından yararlanan bu sinemacılar, İslami propaganda yapmak yerine, entelektüel sinemalarını geliştirme fırsatı bulmuşlardır. İslami rejimde sinema ile devlet arasındaki ilişkinin, bir dargın bir barışık gitmesi, sinemayı bazen olumlu bazen de olumsuz etkilemiştir. Olumlu etkilendiği dönemlerde, büyük yatırımlar yapılmış, maddi anlamda desteklenmiştir. Ayrıca tüm dünyaya kapılarına kapatan İslami rejim, sineması sayesinde ilk yıllardaki kötü imajını düzeltmiştir. Yurt dışında İslami rejimin erdemlerini anlatmayı hedeflerken, entelektüel sinemacıların kıvrak zekâları sayesinde, rejim eleştirisi yapan muhalif filmlerin de oluşmasını sağlamıştır. İranlı muhalif yönetmenlerin Şah döneminden beri kullandığı, metorik anlatım tarzıyla sansürden kurtulup, rejim eleştirisi yapma yöntemini bu dönemde de uygulamaya devam etmişlerdir. Günümüz İran sinemasında; Şah döneminin muhalif yönetmenlerinin oluşturduğu tarzın, genç yönetmenlerce kullanılması ve muhalif olarak bilinen yönetmenlerin hala film yapmaları, İran sinemasını ilginç kılmaktadır. Günümüz egemen sinema anlayışının dışında, naif ve sıcacık hikayeleriyle, İran sineması, minimal sinema anlayışıyla gerçekleştirdikleri filmlerinde, gerçek ve kurmacanın en doğal şekliyle harmanlandığı, anlatımın metaforlarla zenginleştirildiği, gündelik yaşamın içinde gezinen kamerasıyla yaşamı yakalamaya çalışan, insanı duyguların evrensel olduğunu ön plana çıkaran samimi yaklaşımıyla Batılı izleyiciyi şok eder ve Hollywood sinemasının standartlarının dışında da filmler yapılabileceğinin en iyi örneklerini oluştururlar.

Sabire Batur
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2007
00