
131
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kamu yönetiminde şeffaflık ve bilgi edinme yasası uygulaması
Çalışmamıza, çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan yönetimde şeffaflık kavramı ve katılımcı yönetim anlayışını mümkün kılan, bireylere yönetimin elinde bulunan bilgi ve belgelere ulaşma ve aldığı kararlara katılma imkânı sağlayan Bilgi Edinme Hakkı Kanunu konu olacaktır. Çalışmanın ana konusunu "Bilgi Edinme Kanunu"nun Türkiye'de uygulanması oluşturmaktadır. Bu amaçla bilgi edinme yasası kapsamında pek çok kamu kuruluşuna mesajlar gönderilmiştir. Uygulama sonucu elde edilen veriler ile Türkiye' de bilgi edinme yasanın ne derece uygulandığı test edilecek ve uygulama sırasında yaşanan aksaklıklar mevcut yasa kapsamında değerlendirilecektir.Öncelikli olarak ?yönetim? ve ?kamu yönetimi? kavramsal çerçevede incelenecek, Türk kamu yönetiminin yapısı ve temel soruları üzerinde durulacaktır. Çağdaş ve demokratik yönetimin gerekliliğinden olan şeffaflık kavramının tanımı yapılacak, gerekliliği ve faydaları kısacası yönetime olan katkısı ve önemi vurgulanacaktır. Yine şeffaflığın bir türü olan mali şeffaflığın yönetime olan katkısı ve yanlış uygulanması durumunda yaratacağı sakıncalar belirtilecektir.Ülkemizde Kamu hizmetlerinde ekinliğin ve verimliliğin arttırılması, katılımcılığın ve hesap verilebilirliğin sağlanarak demokrasinin güçlendirilmesi ve hizmet kalitesinin arttırılması amacıyla 24 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun dünyada ve Türkiye'de gelişim süreci ve günümüz yasal düzenlemeleri üzerinde durulacaktır. Türkiye'de bilgi edinme yasası ile belli hakların tanınması ve bazı istisnalarla bu hakların geri alınmasına vurgu yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Yönetim, Kamu Yönetimi, Şeffaflık, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, Bilgi Edinme Hakkı
Türkiye'de kayıtdışı ekonomi ve eğitim düzeyi ilişkisi
Kayıtdışı ekonomi, oldukça geniş bir faaliyet alanını kapsamakta ve çeşitli şekillerde adlandırılmaktadır. Kayıtdışı ekonominin ölçülmesi de oldukça zordur. Ancak Türkiye'de boyutlarının yüksek olduğu bilinmektedir. Nedenleri açısından ekonomik, mali, siyasi ve idari, ahlaki ve psikolojik olmak üzere dört grupta toplanabilir. Söz konusu nedenler ve bu nedenlerin etkisi ülkeden ülkeye farklılaşmaktadır. Türkiye açısından da nedenlerin ağırlıklarının farklılaştığı görülür. Etkileri konusunda olumlu ve olumsuz görüşler ileri sürülmüştür. Ancak olumsuz etkileri daha fazla ve akla yatkındır. Kayıtdışı ekonominin sayılan nedenlerden arındırılabilmesi için önerilebilecek bir faktör ise eğitimdir.Türkiye'de temel eğitim göstergeleri özellikle son dönemde olumlu bir görüntü sergilemektedir. Eğitim yatırımları, okullaşma oranları, okuryazar oranı, öğretmen ve mezun sayısındaki artışla birlikte eğitimde kalitenin de arttığı görülmektedir. Bu durum genç nüfusa sahip olan ülkemiz adına umut vericidir. Çünkü eğitim hem kişisel hem de toplumsal faydalara sahiptir. Faydaları açısından eğitim, gelir dağılımındaki adaletsizliği, doğurganlığı, suç oranlarını ve işsizliği düşürür; aynı zamanda ekonomik büyümeyi sağlar. Sayılan bu faydalar, kayıtdışı ekonominin birçok nedeni ile ilişki içindedir. Diğer yandan eğitim düzeyindeki artış ile birlikte hem kayıtdışı istihdam hem de yeraltı ekonomisinde faaliyet gösteren kişi sayısı düşmektedir.Sonuç olarak, eğitim yatırımlarında ve kalitesinde oluşturulabilecek bir artış, kayıtdışı ekonominin boyutlarını azaltacak, işgücünün daha verimli alanlarda çalışmasına ve daha iyi bir hayat standardına sahip olmasına yol açabilecektir.
Belediyelerde stratejik plana dayalı performans bütçe: Manisa Belediyesi örneği
Dünya da son yirmi beş yıldır, kamu harcamalarında mali disiplin ve etkinlik arayışları, performans esaslı bütçe sistemini gündeme taşımıştır. Bu yeni bütçe yaklaşımıyla; girdilere ve mevzuata uygunluk temelinde bütçeleme ve denetim anlayışından, sonuçlara göre bütçelemenin yapıldığı; kuruluşların etkinlik, verimlilik, kalite ve mali performans ölçülerine göre değerlendirildiği bir bütçe yönetimi ve denetimi anlayışı benimsenerek; mali disiplin, stratejik önceliklere göre kaynakların dağıtımı ve kamu hizmetlerinin sunumunda etkinlik ve verimliliğin sağlanması hedeflenmektedir.Dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de 1990'ların ortasında başlayan kamu mali yönetiminde reform çalışmaları sonucunda 2003 yılında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile, tüm kamu kurumları ile birlikte belediyelere de stratejik plana dayalı performans bütçe sistemi getirilmiştir.Stratejik plana dayalı performans bütçe sisteminin, belediyelerde kendisinden beklenen sonuçları üreterek işleyebilmesi, üç unsura bağlıdır: Birincisi; katılımcı bir anlayışla stratejik planın hazırlanmasıdır. İkincisi, çok yıllı bütçe çerçevesinde, gelir bütçesi tahminlerinin dikkate alınarak stratejik önceliklerin saptanması ve mali kaynakların bu önceliklere göre yukarıdan aşağıya dağıtılarak, tahsis etkinliği ile birlikte mali disiplinin sağlanmasıdır. Üçüncü unsur ise, önceliklendirilen stratejik hedeflerlerin, etkinlik ve verimlilik düzeyini ölçen göstergelerle, yıllık performans hedeflerinin oluşturulması ve bu hedefleri içeren belediye performans programı üzerinden performans denetimi yapılarak teknik etkinliğin sağlanmasıdır.Performans bütçe sisteminin kendisinden beklenen işlevleri gerçekleştirip uygulamada başarılı olabilmesi için, vatandaş odaklı bir performans geliştirme kültürünün belediyelerimize kazandırılması ve performans denetiminin standartlarını oluşturarak, performans denetimi gerçekleştirmek üzere 5018 sayılı kanunda öngörülen kurumsal düzenlemelerin tamamlanması gerekmektedir.
Avrupa Birliği ortak çevre politikası çerçevesinde çevre vergileri ve Türkiye için bir değerlendirme
Çevre kirliliğinin dışsal maliyetleri oldukça yüksektir. Özellikle sanayileşme ve teknolojik gelişmeler ile birlikte üretimin ve tüketimin hızla artması sonucu; hava, su ve toprak hızla kirlenmeye, doğal kaynaklar tükenmeye başlamış, doğanın kendi kendini yenileme niteliği zarar görmüştür. Bu gibi dışsallıklar tüketime konu olan mal veya hizmetler üzerine vergi konulması ya da sosyal maliyeti olan üretim sürecinin çeşitli aşamalarının vergilendirilmesi şeklinde içselleştirilebilir.Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Türkiye'de, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde çevre politikalarında bir değişim meydana gelmektedir. Bu değişim, çevre vergilerinde de görülmeye başlanmıştır. Türkiye'de Avrupa Birliği ya da OECD ülkelerindeki anlamıyla çevre vergileri, uygulama alanı bulamamaktadır. Bu ülkelerdeki çevre vergileri, üzerine kondukları mal ve hizmetlerin maliyetini arttırarak üretici ya da tüketicileri çevreye zararlı olmayan faaliyetlere yönlendirirken aynı zamanda teknolojik gelişmeyi de sağlamaktadır. Bu nedenle bu ülkelerde uygulanan çevre vergileri ilk planda ?yönlendirmek ve denetlemek? amacını gütmektedir. İkinci aşamada ise mali amaç güdülmektedir.Türkiye'de çevre vergisi olarak kabul edilebilecek vergiler; ÖTV'nin içerisinde yer alan Akaryakıt Tüketim Vergisi, Motorlu Taşıtlar Vergisi ve Çevre Temizlik Vergisi'dir. Ancak bu vergilerin ilk planda mali amaçlarla uygulamaya konulması ve hâsılatlarının çok az bir kısmının çevreyi korumak maksadıyla kullanılması bu vergilerin ?yönlendirici-denetleyici? niteliklerinin Avrupa Birliği ülkelerindekine benzer biçimde ortaya çıkmasına engel olmaktadır.Türkiye'nin Avrupa Birliği Müktesebatına uyumu çerçevesinde, Türkiye'de çevre vergileri, çevreye zararlı ekonomik faaliyetler üzerine kaydırılmalıdır. Çevreye daha az zarar veren teknolojiler, vergi indirimleri, muafiyet ve istisnalarla desteklemelidir. Böylece hem çevreyi koruma amacıyla çevreye zararlı faaliyet düzeyinin azaltılmasını sağlanırken, aynı zamanda ekonomik büyümenin önünde engel olarak kabul edilebilecek işgücü ve sermaye üzerindeki vergileri azaltılarak ekonomik büyüme teşvik edilmelidir.
Türkiye'de belediyelerin mali yapısı ve finansal sorunları: Konak Belediyesi örneği
Belediyeler yerel yönetimler içerisinde ön plana çıkan önemli bir yerel yönetim birimidir. Belediyelerin hallka daha yakın ve küçük ölçekli birimler olması sonucu hizmetlerin sunulmasında, halkın taleplerini karşılama ve sorunları çözme konusunda daha hızlı ve etkin olma imkanına sahiptirler.Belediyelerin halkın ihtiyaç ve beklentilerine uygun etkin ve verimli hizmet üretebilmeleri görevleri ile orantılı kaynak tahsis edilmesiyle mümkündür. Kaynak sorunu belediyelerin etkin hizmet sunumunu olumsuz etkilemekte ve giderek merkezi idareye bağımlı hale getirmektedir. Bu durum belediyelerin mali özerklik ilkesinden uzaklaşmasına neden olmaktadır.Çalışmanın amacı belediyelerin mali yapısının analizi ve finansal sorunlarının nedenlerinin belirtilmesidir. Çalışmanın kapsamı içerisinde birinci bölümde yerel yönetim kavramı ve Türkiye'de Belediyeler hakkında genel bilgiler verilmiş, ikinci bölümde Türkiye'de belediyelerin mali yapıları, gelişimi ve finansal sorunları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Konak Belediyesi'nin mali yapısı, finansal sorunları hakkında bilgiler verilmiş, Konak Belediyesi'nin mali yapısı hakkında yapılan anket çalışması ile oluşturulan bulgular değerlendirilmiştir.
Türkiye'de 1990 sonrası enerji politikalarının (petro-gaz'ın) kamu maliyesine yansımaları
İnsanlık tarihi boyunca enerji, ekonomik ve toplumsal kalkınmanın en temel araçlarından biri olmuştur. Sürdürülebilir enerji politikaları oluşturmak ve uygulamak için enerji kaynaklarına ulaşım ülkeler açısından hayati önem taşımaktadır. Enerji kaynaklarının gelişimi incelendiğinde sanayi devrimiyle birlikte öncelikle kömürün daha sonra petrol ve doğalgazın dünya ekonomileri üzerinde belirleyici rol aldıkları görülmektedir. Günümüzde ekonomideki her sektör doğrudan ya da dolaylı olarak petrol ve doğalgaza bağımlıdır. Bu nedenle petrol ve doğalgaz piyasasında ve fiyatında ortaya çıkan değişimler, oluşturdukları zincir reaksiyonlarla hem ülke hem de dünya ekonomileri üzerinde çeşitli etkiler yaratmaktadır.Türkiye birincil enerji üretimini ağırlıklı olarak kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlamakta, tüketimini ise bu kaynakların yanı sıra petrol ve son yıllarda hızla artan doğalgazdan karşılamaktadır. Ülkemizdeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının yetersiz ve verimsiz olması, bu kaynaklarda dışa olan bağımlılığımızı artırmakta ve bu durum ülkeden her yıl önemli miktarda döviz çıkışına sebep olmaktadır. Artan ithal kaynak bağımlılığı ülkede fiyatlar genel düzeyinin artışına, cari açıklara ve arz kesintilerine neden olmakta ve kamu finansman dengesinin içinde bulunduğu sorunlar üretim artışı sağlayacak yeni yatırımların gecikmeli olarak yapılmasını sağlamaktadır.Bu çalışma 1990 sonrası Türkiye'de enerji politikaları içerisinde petrol ve doğalgazın kamu maliyesine etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Bu kapsamda petrol ve doğalgaz politikalarının kamu gelirlerine, dış ödemeler dengesine, fiyatlar genel düzeyine, ekonomik büyümeye ve istihdama yansımaları üzerinde durulmuştur.
Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin istihdam üzerindeki etkileri : Avrupa Birliği ile bir karşılaştırma
İstihdamla ilgili sorunlar, ülkelerin ekonomik yapıları farklı olması nedeniyle her ülkede farklı ekonomik ve sosyal etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle istihdam ve işsizlik sorununa ülkeler çok önem vermektedir. İstihdam ve işsizlik sorunu birçok ülkenin olduğu gibi Türkiye'nin de en önemli sorunudur. Özellikle artan işsizlik oranı Türkiye'de bu problemin nasıl çözüleceğine dair yolların bulunma çabalarının artmasına neden olmuştur. Bu konudaki genel görüşe göre istihdam sorununun ağırlaşmasına yol açan bir çok sebep vardır. Ancak en önemlisi istihdam üzerindeki ağır vergi yüküdür.Son dönemlerde istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi yolunda işçi ve işveren arasında bir fikir birliğinin olduğu söylenebilir. İşçi açısından istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi daha çok ücret elde etmesi anlamı taşımaktadır. Bu durum işveren açısından ise işgücü maliyetinin düşmesine karşılık gelmektedir. Bu nedenle hemen hemen tüm ülkelerde istihdam üzerindeki vergi yükünün düşürülmesi eğilimi gözlenmektedir. Böylelikle yerli ve yabancı sermayenin önü açılarak yatırım ve istihdam artışının sağlanması hedeflenmektedir.Bu çalışmanın amacı Türkiye'de istihdam üzerindeki vergi yükünü tespit etmek ve vergi yükünün istihdam ve işsizlik oranlarını hangi yönde etkilediğini bulunmaya çalışmaktır. Ayrıca yine bu çalışmada istihdam üzerindeki vergi yükü AB ülkeleri ile karşılaştırılarak, Türkiye'nin durumu hakkında daha net bilgilere ulaşılması amaçlanmaktadır.
Türk vergi sisteminde transfer fiyatlandırmasına ilişkin düzenlemeler
Dünya son yüzyılda, küreselleşme ile birlikte gelen ticari ve finansal liberalizasyon hareketlerine paralel olarak, uluslararası ticaretin boyutunun hızla arttığı bir sürece sahne olmuştur. Bu durum uluslararası vergi hukuku alanına giren ekonomik faaliyetlerin (uluslararası vergi rekabeti, vergi cennetleri, elektronik ticaret, türev ürünler ve uluslararası transfer fiyatlandırması) artmasına neden olmuştur.Ülkelerin sahip olduğu vergilendirme yetkilerinin çakışması vergi sistemlerine yeni düzenlemeler getirilmesini zorunlu hale getirmiştir. Türk Vergi Sistemine dahil edilen transfer fiyatlandırması bu düzenlemelerden biridir.Transfer fiyatlandırması, uzun yıllardan beri hem uluslararası literatürde hem de iş dünyasında yer bulmuştur. Transfer fiyatlandırması yalnızca vergiyi değil, muhasebe, finans, hukuk ve ekonomiyi de içinde barındıran çok boyutlu bir kavramdır.Bu tezde, transfer fiyatlandırması uygulaması ayrıntılı şekilde ele alınmaya çalışılacaktır. Uygulamanın ilk olarak cereyan ettiği ve bu açıdan önemli olması nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri düzenlemeleri başta olmak üzere, OECD ve AB düzenlemeleri çalışmaya eklenmiş bulunmaktadır.
Tevkifat uygulamasının vergi kayıplarını önlemedeki rolü ve AB ülkeleri ile bir karşılaştırma
Tevkifat yöntemi gelirin elde edilmesi ile vergilendirilmesi arasındaki zamanı en aza indiren vergi tahsil yöntemidir. Verginin tevkifat yoluyla alınması gelirin kaynağında vergilendirilmesini ifade eder.Tevkifat yöntemi zaman içerisinde tahsil yöntemi olmanın yanı sıra bir vergilendirme tekniği olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Bu hallerde tevkifata tabi tutulan gelirler dolayısıyla beyanname verilmemekte hatta başka gelirler dolayısıyla beyanname verilse bile bu gelirler beyana dahil edilmemektedir.Tevkifat yöntemi tahsilâtta kolaylık sağlaması, vergi idaresinin işini kolaylaştırması, mükellefleri şekli yükümlülüklerden kurtarması ve vergi kayıplarını önlemesi gibi nedenlerle tercih edilen bir uygulama olmuştur. Bu nedenlerle uygulama alanı yapılan düzenlemeler ile devamlı genişletilmiştir.Küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak ülkeler vergilendirme alanında sorun yaşamaktadırlar. Bu süreçte meydana gelen yeni olanaklar mükelleflere vergiden kaçınma veya vergi kaçırma imkanları yaratmaktadır. Bu durum günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin gündeminde önemli bir sorunu teşkil etmektedir. Ülkeler vergi kayıplarıyla mücadele amacıyla aldıkları çeşitli vergi güvenlik önlemlerinin yanı sıra tevkifat uygulamasını da bu amaç doğrultusunda kullanılabilmektedir.Sağladığı bir çok kolaylık nedeniyle günümüzde tevkifat uygulaması Türkiye'deki kadar geniş bir biçimde olmasa da Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemlerinde de yer almaktadır.
Ticari liberalleşme sürecinde antidamping vergi uygulamaları
Uluslararası ticarette liberalleşme, bir taraftan DTÖ yükümlülükleri çerçevesinde gümrük tarifelerinin azaltılması, diğer taraftan çok sayıda ülkenin ikili anlaşmalarla kendi aralarındaki tarifeleri ve miktar kısıtlamalarını kaldırmaları yoluyla gerçekleştirilmektedir.Gümrük tarifelerinin, uluslararası alanda yapılan sürekli indirimler neticesinde, koruma aracı olarak kullanılma niteliğini kaybetmeye başlamasıyla beraber, zarar verici düzeye ulaşan ithalata karşı ülkeler yerli sanayilerini anti-damping önlemler ile korumaya çalışmaktadır.Uluslararası ticaretin geliştirilmesi yolunda atılan adımlardan biri, ekonomik kalkınma ve sanayileşme için özellikle yeni kurulan üretim dallarının dış rekabete karşı korunması doğrultusunda yapılan düzenlemelerdir. Bu düzenlemelerden biri de dampingli ithalat ve dampingli ithalata karşı alınacak anti-damping önlemlerdir.Damping, bir ürünün normal değerinin altında bir fiyatla bir başka ülkede ticarete sunulması olarak tanımlanmaktadır. Damping, yeni bir pazara girişte piyasada tutunmaktan, aşırı stokların veya modası geçmiş ürünlerin bir an önce elden çıkarılması isteğine, potansiyel rakiplerin pazara girişini önlemekten, uluslararası piyasadaki bir rakibin saf dışı bırakılması isteğine çok farklı amaçlarla yapılabilmektedir.Dampingli ithalatın etkisi, ithalatçı ülke ekonomisi üzerinde yarattığı etkilerle sınırlı kalmamakta, gerek ihracatın yapıldığı ülke ekonomisi üzerinde gerek üçüncü ülke ekonomileri üzerinde farklı iktisadi etkiler doğurmaktadır. Dampingli ithalata karşı önlem alınması, dampingli ithalatın ithalatçı ülke üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin yanı sıra üçüncü ülkeler üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi de telafi etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamız anti-damping düzenlemelerin dış ticarette haksız rekabetin önlenmesini ve bozulan ekonomik dengeyi düzeltmeyi amaçlamasını vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı; ticari liberalleşme sürecinde çeşitli anlaşmalarla ticaret serbestisinin sağlanması sonucunda ticari engellerin kaldırılmasının, dış ticarette bazı haksız rekabet biçimlerini kaçınılmaz kılması sonucu bunları önlemek için çeşitli düzenlemelere yer verilmesi gerektiğini belirtmektedir ve bu düzenlemelerden biri olarak anti-damping vergi düzenlemelerinin önemini vurgulayarak bu konuda bilgi vermektir.Bu çalışmada, uluslararası ticarette liberalleşmenin teorik temelleri üzerinde durulacak, liberalleşme sürecinde uygulanan anti-damping önlemlere yer verilecek ve Türkiye'de liberalleşme süreci ve anti-damping uygulamalar açıklanarak, dampingli ithalat ve dampingli ithalata karşı uygulanabilecek anti-damping önlemler konusunda bilgi verilecektir.Anahtar kelimeler; liberalleşme, damping, anti-damping vergi