Çukurova University
Anabilim Dalı

Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Çukurova University

1.822

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir merkez-çevre ilişkisi: Hatemi ve Ahmedinejad dönemleri İran'ın karşılaştırmalı analizi

İran, İslam Devrimi'nden itibaren uluslararası toplumun sık sık gündemine gelmiş bir ülkedir. Gündeme gelmesinin sebebi dış politikasında saldırgan-sert davranışlar kadar kendisinden beklenmeyen yumuşama-uyumlu davranışlar da göstermesidir. Nitekim İran, İslam Devrimi'nin önderi Ayetullah Humeyni döneminde saldırgan bir devlet görünümüne sahipti. Fakat, 1997 yılında Muhammed Hatemi'nin cumhurbaşkanı olmasıyla devlet politikasının uyumlu yönleri ön plana çıkmaya başladı. Hatemi'den sonra cumhurbaşkanı seçilen Mahmud Ahmedinejad döneminde ise yeniden sert tutumlara dönüldü. Bu çalışmanın temel konusu, İran'ın bu kısa vadedeki değişimlerine etki eden unsurların hangileri olduğuna cevap bulmaktır. Bu açıdan teorik çerçevede Modern Dünya Sistemi (MDS) kullanılmaktadır. MDS, kapitalist dünya-ekonominin ürettiği eşitsizliğin bütün toplumsal ilişkilerde ve yapılarda kurumsallaşmasıyla ortaya çıkmıştır. Küresel ölçekte etkilerini gözlemlediğiniz MDS, üç yapıya sahiptir: Artı değer, merkez-çevre hiyerarşisi ve hegemonya. Bu bağlamda İran'ın MDS'nin yapılarıyla girdiği etkileşimler, onun davranışlarındaki değişimi anlamamız için bir kılavuz niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak MDS'nin yapıları, İran'ın davranışlarını etkileyen içsel ve dışsal unsurlarla ilişki içindedir. İçsel unsurları toplumsal güçler ve devlet biçimi oluşturmaktadır. Toplumsal güçlerin birbirleriyle çatışmacı tutumları ve İran'da muhafazakâr devlet yapısı, bu kısa vadedeki değişimleri doğrudan etkilemektedir. Dışsal unsuları ise hegemonya bloğu ve karşı-hegemonya bloğu oluşturmaktadır. Hegemonya bloğunun devletlerarası sistemdeki avantajlı konumunu korumak için hareket etmesi ve karşı-hegemonya bloğunun hegemonya bloğu aleyhinde devletlerarası sistemdeki gücünü artırma arzusu, İran'ın dış politika davranışlarını değiştiren başlıca faktörler olmuştur.

Ahmedinejad, MahmudHatemi, MuhammedHegemonya+3
Mustafa Anıl Alpargu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 pandemi sürecinin Suriyeli sığınmacı istihdamına ve sosyal entegrasyon algısına etkileri: Adana ili örneği

Suriye İç Savaşı, onuncu yıl dönümünde dahi çözüme kavuşturulamadığından, dünyanın en büyük mülteci krizinin kaynağı olmaya devam etmektedir. Kendi ülkelerinde tecrübe ettikleri şiddet, çatışma ve insan hakları ihlalleri sebebi ile milyonlarca insan yaşayacakları daha güvenli bir yer bulma umuduyla ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. Dünyada en fazla Suriyeliye ev sahipliği yapan ülke konumunda olan Türkiye, mülteci akınının getirdiği birçok sorunun yanı sıra Suriyeli sığınmacıların iş gücüne ve sosyal hayata entegrasyonu sorunuyla da karşı karşıya kalmıştır. Özellikle 2019 yılının son aylarında ortaya çıkan ve 2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sürecinde entegrasyon sorunu daha da belirgin hale gelmiştir. Bu çalışmada Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar işgücüne katılım ve kültürel entegrasyon boyutları ile ele alınarak Covid-19 pandemi öncesi ve sonrası dönemler çerçevesinde karşılaştırılarak etki analizi yapılmıştır. Araştırma kapsamında Türk işgücü piyasasında Covid-19 pandemi krizi öncesi ve sonrası dönemleri incelenerek, "Covid-19 pandemi süreci Suriyeli sığınmacıların istihdamını nasıl etkilemiştir?" sorusuna cevap aranmıştır. Adana'da 15 Suriyeli sığınmacı ve 15 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ile yüz yüze yapılan yarı yapılandırılmış mülakatlar kapsamında Covid-19 pandemi sürecinin yerel vatandaşlara kıyasla toplumda hali hazırda dezavantajlı konumda bulunan Suriyeli sığınmacıların işgücüne katılımlarını ve genel yaşam standartlarını olumsuz anlamda daha fazla etkilediği gözlemlenmiştir. Ayrıca araştırma bulgularından hareketle pandemi döneminde yaşanan ekonomik daralma çerçevesinde halk nezdinde yaşanan sıkıntılara ek olarak devlet desteklerinin ve finansal kaynakların Suriyeli sığınmacılar ile paylaşılması durumunun T.C. vatandaşlarının Suriyeli sığınmacılara karşı ayrımcı ve dışlayıcı tutum sergilemesine sebep olduğu saptanmıştır. Bu durum sığınmacılar ile vatandaşlar arasında çeşitli politikalar aracılığı ile geliştirilmeye çalışılan sosyo-kültürel entegrasyon süreçlerine zarar vermektedir.

AdanaCOVID 19Göçmenler+5
Emine Önük
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

EU's foreign policy towards the Southern Mediterranean region: The case of Libya

This thesis analyzes the Europeanization of the European Union's foreign policy towards the Southern Mediterranean region, adopting a bottom-up Europeanization approach which stresses the impact and role of member states on the EU's foreign and security policy and the uploading process of national foreign policy preferences driven by national interests to the EU level. On this basis, the thesis examines the degree of the Europeanization of European foreign policy towards the Southern Mediterranean region in the light of the case of Libya in the post-Lisbon era. The thesis consists of three chapters. The first chapter presents an overview of "Europeanization" as a conceptual and theoretical framework, focusing on different conceptualizations, perspectives, dimensions, and scopes of Europeanization and explains the Europeanization perspective adopted in this study. The second chapter focuses on the political integration of Europe and the EU foreign policy developments and discusses the process of Europeanization in the foreign policy area. It also examines the key dimensions of the EU's engagement with the Southern Mediterranean region, explaining the main initiatives and their consequences. In the third chapter, the thesis analyzes the case of Libya, focusing on the EU policies and responses in the aftermath of the Arab Spring. In conclusion, in the light of the Libya case, the thesis presents how "bottom-up Europeanization" gained ground in the EU foreign policy towards the Southern Mediterranean region and discuss the degrees, limits and prospects of the Europeanization of EU foreign policy. Keywords: Europeanization, European Foreign Policy, Southern Mediterranean Region, Arab Spring, Libya

Mediterranean regionMediterranean policyEuropean Union+4
Seda Çatak
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mültecilerin medya temsillerinde tanımlanmış mağdur etkisi: Aylan Kurdi örneği

2 Eylül 2015 tarihinde Türkiye'den Yunanistan'a deniz yoluyla geçmek isteyen Suriyeli mültecilerin yolculuk ettiği botun batmasıyla 5'i çocuk 12 mülteci boğularak hayatını kaybetmiştir. Bu kazada cansız bedeni kıyıya vuran üç yaşındaki Aylan Kurdi'nin trajik fotoğrafı sosyal medyalarda dolaşıma girdiği birkaç saat içinde hızla yayılarak milyonlarca kişi tarafından görüntülenmiş ve bu ikonik fotoğraf devletlerin, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin dikkatini mülteci krizine çevirmiştir. Bu olayda empati, öfke, acıma, merhamet, keder, şefkat, utanç ve suçluluk duygularının öne çıktığı söylemler yaygınlaşırken, bireyler mültecilerle ilgilenen sivil toplum ve yardım kuruluşlarına çok sayıda bağışta bulunmuş, siyasi aktörler ve hükümetler ise toplumsal baskının da etkisiyle mülteci politikalarında bazı düzenlemelere gitmiştir. Bu çalışma, Tanımlanmış Mağdur Etkisi (TME) yaklaşımı çerçevesinde Aylan Kurdi vakasında tekil, tanımlanmış bir mağdurun görsel temsilinin duyguları harekete geçirme gücüne ve mültecilere yönelik egemen söylemleri dönüştürme rolüne odaklanmaktadır. Çalışmada mültecileri gayri-insanileştiren görseller ve söylemlerin Aylan Kurdi vakası ile değişim gösterdiği, bu değişimi ise tanımlanmış mağdur etkisine bağlı olarak ortaya çıkan duyguların tetiklediği savunulmaktadır. Bu kapsamda 27 Ağustos – 9 Eylül 2015 arasında Hürriyet, Cumhuriyet, Sabah, Sözcü ve Yenişafak gazetelerinde Suriyeli mültecilerle ilgili yayınlanan 500 adet haber ve köşe yazından oluşan medya arşivi metinsel ve görsel olarak analiz edilmiştir. Çalışmada ikonik fotoğrafın görsel analizinin yanı sıra medyada öne çıkan söylemlerin analizi ile Aylan bebek vakasında görüntüler, duygular ve söylemlerin nasıl birbirine bağlandığı gösterilmiştir.

GazetelerGöçmenlerKurdi, Aylan+4
Çiğdem Kapan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1990 sonrası Çin-ABD ilişkilerinin "Güç geçişleri yaklaşımı" bağlamında incelenmesi

Bu tez çalışmasında, Soğuk Savaş sonrası Çin-ABD ilişkileri güç geçişi teorisi çerçevesinde ele alınmıştır. Çin-ABD ilişkisi iki büyük gücün ilişkisi olarak görülmektedir. Hegemon güç olarak kabul edilen ABD ve onun en önemli rakibi olarak kabul edilen Çin ilişkilerinin analizi için Organski'nin güç geçişi teorisi kullanışlı bir teori olarak görülmektedir. Çin yükselişi endüstriyel gelişimiyle ilgilidir. ABD ve Batı bloğu ülkeleriyle Çin'in uluslararası sistemde yükselmesi sebebiyle ilişkilerde sorunlar yaşanmıştır. Uluslararası sistemde gelişmekte olan ülkeler arasında açık ara farkla ekonomik bazında en önemli ülke Çin'dir. Çin bu nedenle uluslararası sistemde yeni dünyanın taşıyıcısı ve yönlendiricisi konumuna gelmiştir. Küresel ve bölgesel ticarette Çin'in rekabet yeteneklerini sürekli olarak arttırması, eğitimli insan gücü, teknolojik ve alt yapı yatırımları ile dünya ticaretinden aldığı pay gibi avantajlar sayesinde hızla yükselmektedir. Çin'in yükselişi, uluslararası sistemde hegemon olan ABD tarafından tehdit olarak algılanması ve bunun sonucunda çeşitli yaptırımlar uyguladığı tarihsel verilerden anlaşılmaktadır. Bu çalışmada ABD'den Çin'e bir güç geçişinin olup olmayacağı ve bu geçişinin savaş ya da barış yoluyla mı olacağı konusu ele alınmıştır. Sonuç olarak, ilerleyen yıllarda Çin'in bu yükselişinin devam etmesi durumunda ABD'den Çin'e bir güç geçişinin gerçekleşeceği düşünülmektedir.

Amerika Birleşik DevletleriGüçGüç geçişkenleri kuramı+4
Duygu Çalışır
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covıd-19'un güvenlikleştirilmesi: Dünya Sağlık Örgütü örneği

Soğuk Savaş sonrası dönemde, güvenlik kavramı dönüşüm geçirirken güvenlik çalışmalarında yeni odaklanılan konulardan biri sağlık ve daha özelde bulaşıcı hastalıklar olmuştur. İnsanlık tarihinin bütünleşik bir parçası olan bulaşıcı hastalıklar, uluslararası sağlıkta iş birliğine ve Dünya Sağlık Örgütü'nün ortaya çıkışına itici güç olmuştur. Aralık 2019'da ortaya çıkan Covid-19 salgını ise bireyden uluslararası sisteme kadar tüm dünyayı tehdit ederek güvenliğin sağlık boyutunu tekrar vurgulamıştır. Bu çalışmanın amacı, uluslararası sağlıkta iş birliğini sağlama açısından en yetkili kuruluş olan Dünya Sağlık Örgütü'nün, Covid-19 salgınına yönelik yaklaşımını güvenlikleştirme çerçevesinde incelemektir. Bu doğrultuda, Dünya Sağlık Örgütü'nün en üst düzey görevlisi Genel Direktör Dr. Tedros'un, Covid-19 salgınının ortaya çıkışından pandemiye dönüştüğü süreçteki söylemleri analiz edilmektedir. Bu kapsamda, tezin üç ana argümanı bulunmaktadır. Birincisi, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü, Covid-19 salgını için "uluslararası önemi haiz halk sağlığı acil durumu" ilan ettikten sonra bu sorunu, bir süre daha uluslararası toplum yerine sınırlı topluluklara yönelik tehdit olarak tanımlamıştır. İkincisi Covid-19 salgını, Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü tarafından küresel güvenlik sorunu olarak çerçevelendikten sonra da uluslarararası toplum, "biz hissiyatına" sahip olamamıştır. Üçüncüsü, Covid-19 pandemisi vakasında güvenlikleştirme süreci nesnel tehditlerden bağımsız düşünülememektedir. Anahtar kelimeler: Covid-19 pandemisi, Dünya Sağlık Örgütü, güvenlikleştirme, makro güvenlikleştirme

Yiğit Kocahan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İklim yönetişimi için yerel yönetim yaklaşımları: Adana Büyükşehir Belediyesi örneği

Şehirler, iklim değişikliği konusunda sera gazı salınımı ve enerji tüketimi gibi çevreye ve atmosfere zararlı etkilere maruz kalmaktadır. Fakat, bu sorunla mücadelede büyük potansiyeli olduğu gözlemlenmiştir. Şehirler ve yerel yönetimler, iklim değişikliğiyle ilgili plan ve politika hazırlamada daha etkili olabilecek ve daha hızlı harekete geçebilecek aktörlere dönüşmektedir. Bu doğrultuda, iklim değişikliği meselesinde eylem planlarının hazırlanması ve yeni uygulamaların geliştirilebilmesi için şehirlere rehberlik edecek ve destekleyecek bilgi ve uzmanlık sağlayan ağlara ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaç çerçevesinde, ulusötesi belediye ağları (UBA), şehirlerin işbirliğini kuvvetlendirmek adına farklı ülkelerden yerel hükümetleri bir araya getirmektedir. İklim değişikliğinde bilimsel bilgiye dayalı ve işbirlikçi bir çözüm elde etmek amacıyla UBA'ların yerel yönetimleri bir araya getirmesi dikkat çekicidir. Ayrıca, küresel sera gazı emisyonlarını azaltma çabaları, birden fazla ölçek ve düzeyde ele alınan bir toplu eylem sorunudur. Bu çalışmada özellikle son yıllarda yerel yönetimlerin UBA'lara iklim değişikliğini azaltma ve uyum için gönüllü olarak taahhütte bulunma nedenleri, uluslararası normların yerelde ne şekilde çerçevelendiği ve UBA'lardaki taahhütler kapsamında etkin bir iklim yönetişiminin var olup olmadığı çok merkezli yönetişim yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu amaçla çalışma üç temel soruyla, yerel yönetimlerin ulus ötesi belediye ağlarına katılımının arkasındaki sosyo-ekonomik nedenler nelerdir? Yerel yönetimlerin ulus ötesi ağlara imzacı olmaları, kentsel ölçekte eylemlerini ne ölçüde etkiliyor? Adana Büyükşehir Belediyesi, azaltım ve uyum için iklim eylem planı hazırlanırken ne ölçüde çok merkezli bir yönetişim modelini takip etmektedir? Adana Büyükşehir Belediyesi (ABB) örneğinde genel olarak yerelde iklim değişikliğine yönelik tecrübelerini ve iklim eylem planı hazırlanırken iklim yönetişimi modelini araştırmaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler yarı yapılandırılmış mülakat ve ikincil veri kaynaklarından elde edilmiştir. Yarı yapılandırılmış mülakatlarda, temasta bulunan kurumlardan amaçlı örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemi ile seçilen 10 katılımcı bulunmaktadır. Bu 10 kişinin ortak özelliği, ABB'nin ağa imza attıktan sonra iklim eylem planının hazırlık sürecinde hem aktif hem de pasif bir şekilde var olmalarıdır. İkincil veri kaynakları kurumsal belgeler, haberler, raporlar ve web sitesi içeriğidir. Veriler vaka ve içerik analiziyle değerlendirilmiştir.

Çağla Öztemiz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dolaylı tutum ışığında, insansız hava aracı sistemleri'nin kullanımının asimetrik savaş stratejilerinde yarattığı değişimlerin incelenmesi

Bu çalışma, insansız hava araçlarının devletlerin asimetrik savaşlardaki mücadele stratejilerine etkilerini ortaya koymayı ve gelecekteki savaş dinamiklerini anlamamıza yönelik bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaygın bir olgu haline gelen asimetrik savaşlar, özellikle Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte küresel çapta yayılarak hâkim savaş formu halini almıştır. Bu tür savaş ve çatışmalar, manevra yetenekleriyle düşmanın zayıf noktalarını belirleme ve en beklenmeyen anlarda saldırıya geçme temel prensipleri üzerine kurulu oldukları için onları, savaşın benzer prensiplerle yürütülmesi gerektiğini savunan Dolaylı Tutum yaklaşımı çerçevesinde ele almak mümkündür. Hava gücü, devlet dışı aktörlerin asimetrik stratejilerine karşı devletlerin başvurduğu kritik araçlardan biridir. Sürat, manevra kabiliyeti ve erişim yetenekleri ile harekât bölgesinin tamamına nüfuz ederek buralarda baskı kurma kabiliyetine sahip olan hava gücü, böylece devlet aktörlerine, muhasımlarını daha güvenli mesafelerden daha hızlı bir şekilde etki altına fırsatı vermiştir. Ancak, hava gücü geliştikçe asimetrik aktörler de strateji ve taktiklerini değiştirmiş; asimetrik savaşlar, devlet aktörleri açısından daha zorlu ve daha maliyetli bir mücadele şekline dönüşmüştür. İnsansız hava araçları da böyle bir dönemde, kavramsal ve teknolojik olgunluğa erişmiş yeni bir silah platformu olarak ortaya çıkmış; hava gücünü, asimetrik savaş ve çatışmaların gerektirdiği şekilde uygulayabilmek maksadıyla daha önce benzer görevler icra eden büyük ve pahalı insanlı uçakların yerine muharebe sahasına dahil edilmişlerdir. Yüksek süratlerle uçarak görev icra eden, havadan kalış süreleri nispeten kısıtlı jet motorlu muharip uçaklar yerine daha yavaş uçabilen ancak, uzun süreler boyunca havada kalarak görev icra etme kapasitesine sahip olan bu araçlar, asimetrik savaş ve çatışmaların yavaş, sabır gerektiren ve tehlike arz eden görevlerine daha iyi uyum sağlamışlar ve devlet aktörlerine hava gücünün avantajını yeniden geri getirmeyi başarmışlardır. Bu çalışmada da insansız hava aracı sistemlerinin muharebe sahasındaki etkileri karşılaştırmalı iki vaka üzerinden incelenerek "insansız hava aracı sistemlerinin asimetrik savaşlarda kullanılması tarafların mücadele taktik ve stratejilerini nasıl etkilemiştir" sorusuna yanıt aranmaya çalışılacaktır.

Hamza Doğan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spinoza'nın felsefi sistemi çerçevesinde demokrasinin arzuladığı insanı düşünmek

Bu çalışma, bir demokrasinin kendini politik bir toplum içinde gerçek anlamda var edebilmesi bakımından birtakım insani gerekliliklere ihtiyaç duyacağı fikrinden yola çıkılarak vücuda getirilmiştir. Bu hususu açıklığa kavuşturabilmek için ise, Benedictus de Spinoza'nın elverişli felsefi projesinden yararlanılmıştır. Nitekim Spinoza felsefesinin ışığında demokrasilerin nasıl insanları arzuladığını araştırdığımız bu tez, üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tez konusu kapsamında kısa bir girizgâh yapılarak Spinoza'nın genel olarak kişisel hayatından ve ayrıca yaşadığı dönemin bazı koşullarından bahsedilmiştir. Birinci kısımda, Spinoza felsefesinin öne çıkan kavramlarına ve argümanlarına yer verilerek bu düşünce sisteminin genel çerçevesi açıklanmıştır. İkinci bölümde, Spinoza'nın siyaset felsefesiyle alakalı muhtelif bilgiler verilmiş ve ilaveten onun demokrasi nosyonu hakkındaki mülahazaları izah edilmiştir. Üçüncü fasılda ise, Spinoza'nın bir bütün olarak felsefi dünyasından hareket edilerek demokrasinin icap ettirdiğini ileri sürdüğümüz kimi insani hususiyetler ifade edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada, demokrasinin isteyeceğini muhakeme ettiğimiz bazı insani yeterlilikleri anlayabilmek amacıyla, öncelikle Spinoza'nın genel olarak felsefi düşüncelerinden ve ayrıyeten onun politika felsefesine ilişkin fikirlerinden faydalanarak araştırma problematiğimiz kapsamında çeşitli neticelere ulaşmış bulunmaktayız.

Anıl Özdil
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçlerin Avrupa Birliği siyasetine etkileri: Suriye örneği

Bu çalışmanın amacı, Suriye iç savaşı sonrası yaşanan göç hareketinin, Avrupa Birliği'ne siyasal etkilerinin analiz edilmesidir. Özellikle Soğuk Savaşın sona ermesinin ardından oluşan güç boşluğu sonrası Irak, Afganistan ve Suriye gibi çeşitli kriz alanlarının, bitmeyen çatışma ve savaşların ortaya çıkması, bu ve benzeri bölgelerde yaşayan milyonlarca insanı sığınmacı konumuna düşürmüştür. Çalışmada Avrupa Birliği'ne doğru yaşanan göç hareketinin, Birliğin siyasetine etkisi ve bu durumun yabancı düşmanlığı ile sağ siyasal hareketi etkileyip etkilemediğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Avrupa Birliği gibi savaşsız toplum gayesi ile oluşturulan bir çekim merkezine doğru oluşan göç hareketlerinin etkileri araştırılmıştır. AB'ye matematiksel konum olarak oldukça uzak sayılabilecek Afganistan, Irak ve Suriye gibi coğrafyalarda çıkan insanlık sorunlarının, küreselleşen dünyada göz ardı edilemeyeceği ve etkilerinin tüm dünyada hissedileceği gerçeği ile hareket edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde göçlerin nedenleri konusu açıklanmaya çalışılmış ve dünya üzerinde zorunlu göç hareketi doğuran insan hakları ihlalleri ve çatışma bölgelerinin etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Avrupa Birliği'nin göçe ilişkin yaklaşımı, kurucu anlaşmalar ve ortak göç politikasının şekillenmesi çerçevesinde incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümündeyse, Avrupa Birliği'ne doğru olan göçmen hareketinin, Birlik siyasetine etkisi incelenmiştir. Bu çerçevede özelde Suriye krizinin ardından artan göç dalgasının birlik ekonomisine etkisi üzerine de durulmuş, ardından siyasal anlamda birlik ülkelerinde ve AB kurumlarında oluşturduğu etkiler incelenmiştir. Son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinde aşırı sağcı siyasal söylemlerin artış eğiliminde olması, yaşanan yabancı göçünün bir sonucu mudur? Sorusu çalışmanın cevabını aradığı temel sorudur. Bu sorunun cevaplanması için AB ülkelerinde yaşanan siyasal gelişmeler, aşırı sağ partilerin seçim dönemlerinde göçmen sorununu propaganda malzemesi yaparak elde ettiği başarılı sonuçlar istatistikler ile ortaya konulmuştur. Suriyeli sığınmacı krizinin zirve yaptığı dönemler incelendiğinde aşırı sağ partilerin, ulusal parlamentolarda elde ettikleri başarılar yanında AB Parlamentosunda da etkili olmaya başladığı gözlenmiştir. Krizin durağanlaşarak etkisini yitirmeye başladığı dönemde ise aşırı sağ partilerin etkisinin azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak çalışma hedefine ulaşarak göçmen yoğunluğunun artmaya başlamasıyla yabancı düşmanlığında artış yaşandığı, bunun da aşırı sağ söylemlere neden olduğu, bu söylemleri dillendiren partilerin oy oranlarında artış gözlemlendiği sonucuna varılmıştır.

Avrupa BirliğiGöç politikalarıGöçler+6
Cüneyt Demir
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi

Bu çalışmada Teun van Dijk'ın eleştirel söylem analizi yöntemiyle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik nefret söylemi incelenmiştir. Bunun için öncelikli olarak söylem kavramı değerlendirilmiştir. Söylem kavramına içkin hegemonyaya dayalı güç ilişkilerine değinilerek toplumsal güç ilişkileri bakımından hiyerarşinin altında kalan grupların yeni medyada temsili analiz edilmiştir. Yeni medyanın kendine has özellikleri ile algoritmaların çalışma prensiplerinin sosyal medya platformlarında Suriyeli göçmen algısını nasıl etkilediği tartışılmıştır. Sosyal medya platformlarında nefret söyleminin nasıl yaygınlaştığı ve grupları nasıl hedef gösterdiği açıklanmış ve seçilen örneklerle X'te Suriyeli göçmenlere yönelik üretilen nefret içerikli paylaşımlar analiz edilmiştir. Yapılan analizler doğrultusunda sosyal medya kullanıcıları tarafından üretilen nefret içerikli söylemlerin dönemin mevcut egemen söylemleriyle oldukça paralel olduğu ve bu söylemlerin argümanlarının Van Dijk'ın belirlediği kategoriler ile benzer olduğu gözlemlenmiştir.

Eleştirel söylem çözümlemesi
Selin Ece Oğuz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu diplomasisi aracı olarak kültürel diplomasi: Güney Kore'nin Hallyu (Kore Dalgası) politikası

Bu çalışma, Hallyu'nun (Kore Dalgası'nın) yumuşak güç potansiyelini araştırmaktadır. Bu nedenle, çalışmada yumuşak güce ilişkin teorik tartışma, Hallyu'nun tanımlayıcı bir analiziyle birleştirilmiştir. Kavramsal çerçeveyi Joseph Nye'ın perspektifinden, Kore Dalgası'na ilişkin bir analiz ve Kore'nin belirli dış siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşmak için devlet ve özel sektörün el ele vererek Kore Dalgası'ndan nasıl yararlanabileceğine ilişkin bir tartışma izlemektedir. Çalışma, Güney Kore kamu diplomasisi için yalnızca yumuşak güce dayanmasa bile, Kore Dalgası'nın, Kore'nin uluslararası imajı için fırsatlar sağlayarak, Kore popüler kültürünün ağ etkisini genişleterek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde ün salmış idolleri ile imaj üretimi yaparak yumuşak gücüne katkıda bulunduğu sonucuna varmaktadır.

Şeyma Cengiz
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Nijerya'ya yönelik dış politikası

Bu çalışma, Türkiye'nin 2016 ve 2024 yılları arasında Nijerya'ya yönelik dış politikasının evrimini ve stratejik yönelimini araştırmaktadır. Türkiye'nin daha geniş Afrika stratejisi bağlamında, Nijerya, Ankara'nın Sahra Altı Afrika genelindeki çok kutuplu hedeflerinde kritik bir çıpa devlet olarak ortaya çıkmaktadır. Bu dönem, üst düzey diplomatik temaslar, çok sektörlü mutabakat zaptlarının (MoU'lar) imzalanması ve ticaret, savunma, eğitim ve kültür diplomasisinde yoğunlaştırılmış işbirliği ile karakterize edilmektedir. Türkiye'nin Nijerya ile olan angajmanı, yumuşak güç, insani diplomasi ve daha geniş jeopolitik değerlendirmelerin bir karışımını yansıtmaktadır. Çalışma, yorumlayıcılığa dayalı nitel bir araştırma tasarımını benimsemekte, Türk dış politikasının nasıl alındığını, anlaşıldığını ve Nijerya'da kurumsallaştırıldığını değerlendirmek için belge analizi, elit röportajları ve ikincil literatürü kullanmaktadır. Yumuşak güç, Neorealizm ve Postkolonyal Uluslararası İlişkiler kavram ve kuramlarına dayanarak, Türkiye'nin Batı dışı ve sömürgeci olmayan kimliğinin, giderek çok kutuplu hale gelen küresel düzende Nijerya'nın stratejik hedefleri ile nasıl uyum sağladığını araştırmaktadır. Bulgular, Türkiye'nin Türkiye Bursları programı, Maarif Vakfı ve Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) gibi araçları etkili bir şekilde kullandığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, şeffaflık, uzun vadeli planlama ve karşılıklı güven gibi alanlarda zorluklar devam etmektedir. Nijerya'nın yanıtı, diplomatik olarak sıcak olmasına rağmen, Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği dahil olmak üzere diğer küresel aktörlerle çakışan stratejik çıkarlar nedeniyle temkinli kalmaktadır. Bu çalışma, Türk dış politikasının Nijerya'da dini dayanışma, kalkınma diplomasisi ve ekonomik 8 genişlemeyi birleştiren hibrit bir model aracılığıyla işlediği sonucuna varmaktadır. Yükselen güçlerin Afrika devletleriyle geleneksel donör–alıcı paradigmasının ötesinde nasıl etkileşim kurduğunu anlamaya Afrosentrik, ampirik temelli bir katkı sunmaktadır.

Samuel Kıng Agbede
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Impacts of Brexit on The United Kingdom's internatonal politics and macroeconomic rates

Britain's decision to exit the European Union, which is abbreviated as Brexit, is a culmination of events in the history of EU-UK relations and this process will have crucial consequences on both continental and global scale. Therefore, this study focuses on determining the impacts of BREXIT on the United Kingdom's international politics and macroeconomic indicators through analysing the United Kingdom-European Union relations from a global perspective regarding the historical background, political aspects, and economic matters. From the perspective of historical background, the impacts of it on the UK's international politics will be shown by the fact that Brexit has its roots in its close history. In this regard, from Winston Churchill to Theresa May, the UK governments' approach to the EU will be examined. Furthermore, by using the data sets such as Gross Domestic Product (GDP), Total Investment (TI), Inflation Rate (IR), Unemployment Rate (UR), General Government Total Expenditure (GGTE), General Government Net Debt (GGND), and Current Account Balance (CAB) between 2006-2023 obtained from International Monetary Fund Outlook Database and t-Test: Paired Two Sample for Means, a statistical method, the impacts of Brexit on UK's macroeconomic rates will be determined. In conclusion, the results of t-Test analysis has shown that Brexit decision is expected to bring an important advantage to the UK because Brexit significantly affects 4 macroeconomic indicators out of 7 macroeconomic indicators discussed in the thesis. However, even if the current situation looks positive, it is still difficult to determine the impacts of Brexit on the macroeconomics of the UK because the studies on Brexit are mostly based on estimated values. Therefore, it is also expected that the ongoing Brexit negotiations between the EU and the UK might cause serious political and economic negativeness and uncertainties in the near future.

United KingdomBrexitMacroeconomy+5
Fatih Kaya
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The rise of nationalism and immigration influx in europe

This study weighed renaissance in European nationalism and the challenges of influx in Europe- France. It attempted to find out the attitude of French towards immigrants and the reason why immigrants face intolerance and discrimination from the French. The French government on the other hand engage in political rhetoric to induce nationalism in France. immigration to Europe in general and to France in particular is on the rise and it has been a discursive phenomenon in world politics but France is a different case, owing to the fact that North Africans and French colonized Africans in West Africa especially always resort to France as heaven of opportunities. This happen though both legal and illegal channels, a process that pushed France into taking stringent policies against immigration over time. This research adopted the theories of nationalism as rhetorical pedestal to study nationalism and immigration influx in France, also those policies did not integrate the immigrants nor stabilized the situation in France. The policies failed to that even through it was capable of doing it and also the study also confirmed that France is turning into one of the toughest countries in western Europe concerning its immigration laws and measures. Furthermost, there no change in welfare system to facilitate the organization of immigrants the way that is beneficial to the economy of France., The study conclude that there is paradigm shift in understanding of immigration as a concept, throughout the 20th century it was considered to be a positive factor that proves France's attractiveness, with that changed the perception of nation and citizenship. France should lessen its policies, laws measures on immigration, the influx , of course must be controlled yet it should be put to better economic use as not all immigrants are liabilities - Mamoudou Gassama ,an illegal immigrant who recently saved a four year old is a case in point.

EuropeanFranceEmigrants+5
Othman Abdullahı Lıman
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Power sharing lebanon, Iraq and Syria comparison study

With the beginning of 20th century, countries have emerged in the region whose people have not had an opinion in their emergence and have not chosen to separate from their mother country (Ottoman Caliphate) and also haven't chosen the borders as they have been known today. Moreover, the peoples of these countries have had no choice with the political systems that have governed them to this day. The peoples of these countries have suffered from the rule of dictatorships, the prohibition of freedoms, prisons, and executions. All of this was in the milieu of economic backwardness, political isolation and military defeats. With the end of the first decade of 21st century and the spread of communications, the peoples of Arab countries have become connected to the world and the economic, social and political situation has become unbearable, for that Tunisia has revolutionized to depose the president Zine El Abidine Ben Ali on January, 2011. The revolutions of Arab Spring have continued to reach Egypt followed by Libya and Yemen and all of them have deposed their dictator presidents. Then this spring reached to Syria on March 15, 2011, but this time it has failed and could not remove the dictatorship from Syria and Bashar Assad, who inherited the position from his father is still the president and fighting the war of No victor and No vanquished. Until March 14, 2018, the number of people killed in this revolution has reached more than 300,000 since 15 March 2011, most of them are civilians, children and women. Half of Syria's population have left their homes, around 7 million are abroad. Turkey has hosted about 3.5 million of them. In July 2017, World Bank has estimated the cost of conflict losses at 226 billion $ (183 billion €), 4 times the pre-conflict GDP (gross domestic product). With all the above, neither Syrian regime has been able to eliminate the revolutionaries nor the revolutionaries, in all their political, military and civilian forms, regardless of the reasons have been able to overcome the regime and depose the president. But the surest thing is that there are gaps of confidence have arisen among the components of Syrian people, between Kurds and Arabs, Sunnis and Alawites (the sect of President Bashar al-Assad), and between Sunni (the majority of Syrian people) and Christians (the most effective minority in Syrian scene). These gaps have turned into a real confidence crisis that needs an effective political system to solve it. At this time, the international community has agreed that the political solution in Syria is the only way after the failure of the military one by both sides. One of the proposals of the political solution is Power-Sharing form among all active parties in Syrian scene. Syria was not the first country in which Power-Sharing Form has been proposed to resolve the political crises, The international system, led by Western countries has established Power-Sharing Form, firstly in Lebanese Republic when it has been separated from Syria and declared as an independent republic. However, Lebanon experienced major political crises and a devastating civil war lasted for 16 years and did not enjoy long periods of stability. Then the west, in 2003, has imposed Power-Sharing in Iraq at the time of US invasion in 2003 and the overthrow of Saddam Hussein, who ruled Iraq with an unjust dictatorship and the one- party rule for decades. But once again we see a model of political disorder and a deepening of the division between the components of Iraqi people, and increasing the ethnicity and sectarianism which may not have existed before the adopting of Power-Sharing. The question raised in this research is why did not Power-Sharing Form help building the confidence among the various active components and how much was this form active in establishing the stability and achieving growth in Lebanon? And was Power-Sharing in Iraq an appropriate alternative to the dictatorship to turn Iraq into a democracy that achieves security, stability, the rule of law and growth in it? Another question is: What is the best form of Power-Sharing that allows Syria to achieve the political stability? This stability, which will lead Syria to move from dictatorship to democracy and from the one-party rule to the sharing of power and from political, economic and social disorders to the stability that leads to the growth? This study trying to extract the most effective form, which could have a role in the success in Syria as a political solution to Syrian case.

IntegrationPower sharingIraq+4
Saad Hüseyin Vefai
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket bağlamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin analizi: Aktörlerin eylem ve söylem çerçeveleri

Bu tez çalışması toplumsal cinsiyet karşıtı hareket bağlamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin eylem ve söylem pratiklerini çerçeveleme süreçleri, yeni toplumsal hareketler ve karşı hareketler yaklaşımları perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında Türkiye'deki LGBTİ+ hareketini temsil eden iki önemli dernek olan Kaos GL ve SPoD'un eylem ve söylem pratikleri içerik analizi yöntemi ile incelenmiş ve çerçeveleme süreçlerine göre tematik analize tabi tutulmuştur. Aynı şekilde Türkiye'deki toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin iki uçtaki önemli temsilcileri olan KADEM ile Büyük Aile Platformu'nun eylem ve söylem pratikleri de incelenmiş, sonuçta hareketlerin birleri karşısında nasıl konumlandığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma Türkiye'deki toplumsal cinsiyet karşıtı hareketin LGBTİ+ hareketine yönelik nasıl argümanlar ürettiğinin ve LGBTİ+ hareketinin bu argümanlara nasıl karşılık verdiğinin anlaşılması, bu eylem ve söylem pratiklerinin yıllara göre farklılık gösterip göstermediğinin ortaya koyulması bakımından ve hareketlerin başarı ya da başarısızlığının değerlendirilmesi bakımından önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet karşıtı hareket, LGBTİ+ hareketi, çerçeveleme süreçleri, eylem ve söylem pratikleri

Kolektif eylem repertuarıLGBTİSosyal hareketler
Hasan Çağlar Başol
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Libya'daki gelişmelerin Türk dış politikasına etkisi (2011-2022)

11 Eylül Saldırıları/ABD'nin Irak İşgali/2008 Ekonomik Krizi ile başlayan/devam eden ABD'nin uluslararası alandaki gerileyişi, Arap Baharı süreciyle birlikte bölgesel ve küresel alanda daha fazla hissedilmektedir. ABD'nin bu gerileyişi nedeniyle Ortadoğu, Akdeniz, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Afrika Kıtası'nda meydana gelen güç boşluğunun ikinci bir aktör tarafından doldurulamaması, küresel ve bölgesel güç olma hedefinde olan aktörlerin bölgeye ilgisini artırmaktadır. 2011'de NATO Müdahalesi sonrasında Libya'da Kaddafi'nin devrilmesiyle ortaya çıkan siyasi istikrarsızlık, bu ilginin Libya üzerinde yoğunlaşmasına zemin hazırlamış ve Libya ABD, Fransa, Rusya, Türkiye, Mısır, Suudi - BAE İttifakı'nın doğrudan Avrupa Birliği (AB), İsrail, Yunanistan ve Kuzey Afrika Devletleri'nin ise dolaylı olarak varlık gösterdiği bir çatışma alanına dönüşmüştür. Doğu Akdeniz'deki MEB Anlaşmazlıkları, Ekonomik Kalkınma Hedefleri, Enerji Güvenliği, İdeolojik Yayılma, Rejim Güvenliği'nin Korunması; Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'ndaki siyasi, ekonomik ve askeri güç dengelerini koruma/değiştirme hedefleriyle Libya İç Savaşı'na taraf olan bu aktörlerin, sahada vekalet savaşlarıyla birbirlerine üstünlük kuramaması, bu aktörler arasında askeri çatışma olasılığını güçlendirerek Libya İç Savaşı'nı bölgesel bir rekabet/kriz alanından çıkartarak uluslararası bir rekabet/kriz halini almasıyla sonuçlanmıştır. Bu noktada Türkiye, yeniden yapılanma aşamasında olan küresel ve bölgesel statükoyu kendi lehine değiştirmek, ABD, Rusya ve AB gibi küresel güçlerin küresel ve bölgesel politikalarını kendi ulusal güvenlik ve çıkarlarına aykırı bir şekilde konumlandırmasını önlemek, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Suudi - BAE İttifakı gibi bölgesel güçlerle yaşadığı sorunlar karşısında Ortadoğu, Akdeniz ve Afrika Kıtası'nda jeopolitik, ekonomik, ideolojik, siyasi ve askeri kazanımlar elde ederek bölgesel güç olmayı hedeflemektedir. Ancak küresel ve bölgesel anarşinin artmasıyla birlikte yukarıda isimleri geçen devletlerin güçleri oranında küresel ve bölgesel hegemonya kurma girişimlerinde bulunmaları ve bu amaçla Libya İç Savaşı'nda farklı gerekçelerle etkinlik göstermeleri, Libya'yı çok zor/karmaşık bir satranç tahtası haline getirmektedir. ANAHTAR KELİMELER:Libya İç Savaşı, Türk Dış Politikası, Bölgesel Güç Dengeleri, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Münhasır Ekonomik Bölge, Enerji Güvenliği.

Bölgesel güçEnerji güvenliğiLibya+7
Soner Yetiş
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Asya ülkelerinde terör tehdidi: "El-Kaide" terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutu

Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi üzerine odaklanmaktadır, özellikle de El-Kaide terör örgütünün bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunu ele almaktadır. Orta Asya, coğrafi konumu nedeniyle jeopolitik açıdan önemli bir bölgedir ve terörizm bu ülkeler için ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. El-Kaide, 1980'lerin sonlarında kurulan ve 1990'larda küresel bir terör tehdidi haline gelen bir terör örgütüdür. Bu tezde, El-Kaide'nin Orta Asya'daki bölgesel oluşumu incelenmektedir. Orta Asya ülkeleri, özellikle Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kazakistan gibi ülkeler, El-Kaide'nin bölgedeki faaliyetleri ve örgütlenmesi açısından önemli bir rol oynamaktadır. Bu tez ayrıca El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerine yönelik tehdit boyutunu ele almaktadır. El-Kaide, bölgedeki istikrarsızlık, yoksulluk, aşırılık yanlısı ideolojiler ve diğer faktörlerden faydalanarak Orta Asya ülkelerinde etkinlik göstermektedir. Bu terör örgütü, bölgede radikalizasyonu teşvik etmekte, militanları eğitmekte ve terör saldırıları düzenlemektedir. Tezde, El-Kaide'nin Orta Asya ülkelerindeki varlığı ve tehdit boyutunun analizine dayalı olarak, bu tehdidin nasıl ele alınabileceği ve önleyici önlemlerin nasıl alınabileceği üzerinde de durulmaktadır. Bölgesel işbirliği, istihbarat paylaşımı, güvenlik güçlerinin kapasitesinin artırılması ve sosyal ekonomik kalkınmanın teşvik edilmesi gibi önlemler önerilmektedir. Bu tez, Orta Asya ülkelerindeki terör tehdidi konusunda bir farkındalık oluşturmayı ve politika yapıcıları, akademisyenleri ve ilgili tarafları bu alanda daha fazla çalışmaya teşvik etmeyi amaçlamaktadır. El-Kaide'nin bölgesel oluşumu ve tehdit boyutunun anlaşılması, Orta Asya'nın güvenlik durumunun iyileştirilmesine ve terörizmle mücadelede daha etkili stratejilerin geliştirilmesine katkıda bulunabilir.

El KaideGüvenlik politikalarıOrta Asya+7
Baıan Asanova
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Turkey and Germany relations in the framework of Syrian refugee crisis

Along with the historical relations, this study aims to analyse the effects of the Syrian refugee crisis, the unavoidable relationship between Turkey and Germany and to uncover the critical turning points that Turkish-German bilateral relations have undergone during the crisis era. It also studies some challenges and opportunities, which have appeared for both countries due to the efforts for hindering refugees' entering into the EU uncontrolled. The study first gives a historical perspective of bilateral relations to understand the contemporary matter broadly. It then evaluates the refugee crisis and its transformation from a regional crisis into a European crisis. At this point, the strategic moves from both parties are also taken place in the study. The Turkish-German dialogue has been reinterpreted with the declaration of the "EU-Turkey Statement", widely known as the EU-Turkey "refugee deal." Domestic and foreign obstacles of the bilateral dialogue are unfolded within this study. In the final part, some assessments are put forward regarding the prospect of Turkish-German relations and the expectations from the "refugee deal" by considering the data of the previous chapters of this study. The ultimate aim of the study is to shed light to this specific eight-year period in the long dated Turkish- German relations. Besides the destructiveness of the civil war, this study briefly examines the historical relations to understand fully, how deep and rooted have been the relations of both countries over the course of history as well.

EmigrantsCrisisCrisis management+5
Ahmet Muhsin Kankılıç
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Global energy projections and Turkish foreign policy after the cold war

Economies are more linked than before because of globalization and in this sense this make many international actors to engage in interactions. So, energy and energy independence are very important for the all economies. Energy is a risk and security problem of economies which is called "unprecedented uncertainty". So, energy policy is a kind of war arena in which some players are in and some are out within the mentioned context above, the aim of the study is to show up how energy resources and diversifications brings different energy policies, power struggles and outcomes. In this study, it is tried to be explained how energy and geopolicy is inter connected with each other. This study's goal is to understand and investigate how energy strategies and geopolitics of global powers' shape the world policy and change the Turkey's position in this geopolitical war game. İn this study,qualitative research method, document analysis and descriptive analysis technique were used. According to this, this study consist of sixth chapters. In the First Chapter, energy and globalization were explained. In the Second Chapter the concepts of Energy and International Relations were explained. In the Third Chapter, energy transportation trends, energy investments and important regional energy projections were explained together in the context of security. In The Fourth Chapter, The Energy Projections of Global Power States' were being disclosed. In The Fifth Chapter, The Energy Role of Turkey was explained together with the context of his regional/security relations. In the last part, discussions and conclusions were made about the subject. The study aims to offer both a definition and analysis of the Global Energy Projections together with the Turkish Energy Policy. The study will show how the energy will play a significant role in today's new Post Cold War period in the world policy in the following years. Key Words: Energy, Power, Energy Policy, Global Powers

EnergyEnergyEnergy planning+6
Zeynel Abidin Polattaş
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye İsrail ilişkilerinde ABD etkisi: Konstrüktivist bir yaklaşım

Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in bağımsız bir devlet olarak sahneye çıktığı 1948'den bu yana inişli-çıkışlı bir seyir halindedir. Bu süreçte iki ülke arasında yaşanan olumlu veya olumsuz gelişmelere, ABD'nin kayıtsız kalmadığı görülmektedir. Zira İsrail, Amerikan dış politikasında öncelikli ve stratejik bir konuma sahiptir. İsrail'in güvenliği, ABD'nin Orta Doğu politikasını belirleyen en önemli unsurdur. Buradan hareketle, Orta Doğu'da İsrail ile sorun yaşayan ülkeler ve İsrail için tehdit oluşturan unsurlar, doğrudan veya dolaylı olarak karşılarında ABD'yi görmektedirler. Bu çalışmanın amacı, konstrüktivist bir yaklaşımla Türkiye-İsrail ilişkilerini Amerikan dış politikası ekseninde değerlendirmektir. Uluslararası ilişkilerde İsrail'e adeta kalkan olan ve İsrail'i Orta Doğu'ya yönelik dış politikasının merkezine yerleştiren ABD'nin koşulsuz İsrail desteğinin arkasında yatan sebepler, konstrüktivist bir yaklaşımla ele alınmıştır. ABD ve İsrail arasındaki özel ilişkinin bağları, konstrüktivizmin kilit kavramları olan söylemler, kültürler, kimlikler ve çıkarlar üzerinden ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Uluslararası ilişkilerde ABD'nin İsrail'i her anlamda koşulsuz destekleme politikasının ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı bir tutum sergilemesinin nedenleri, konstrüktivizmin "kimlikler çıkarları oluşturur çıkarlar da devletlerin dış politika tercihlerini şekillendirir" ana hipotezinden hareketle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu minvalde çalışmada dış politika çıktılarına bakıldığında gerek İsrail'in Orta Doğu'daki uygulamalarında gerekse Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı tutumlarının kökeninde konstrüktivist yaklaşımının yattığı savunulmaktadır. ABD'nin İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarını desteklemesi, BM nezdinde İsrail'in aleyhine alınacak kararları veto etmesi, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini desteklemesi, Golan Tepeleri'nin işgalinde İsrail'e arka çıkması, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması Amerikan dış politikasındaki başlıca İsrail yanlısı uygulamalardır. ABD, diğer taraftan Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde de İsrail yanlısı bir dış politika izlemektedir. Türkiye, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasına destek verirken, İsrail'in aksi yöndeki uygulamaları ve ABD'nin İsrail yanlısı tutumu ikili ilişkilerde kırılmalara yol açmıştır. Bununla birlikte ABD, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan sorunlara, Davos ve Mavi Marmara gibi kriz meselelerine konstrüktivist bir anlayışla dâhil olmuştur. En nihayetinde, ABD'nin Türkiye-İsrail ilişkilerine olan yaklaşımının temel itibariyle Yahudi kimliğiyle benzer nitelikler taşıyan Evanjelist kimliğinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEvanjelizmKonstrüktivizm+6
Levent Özdemir
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The role of United Nations Security Council on the solution of international problems after the post-Cold War period and reform debates in the United Nations

This study allows us to make a journey to the United Nations Security Council from the past to the present. After two great brutal battles witnessed by the Earth, mainly in USA and UK who are from war-winning countries established the International Power Organization which is named as the United Nationsin order to ensure peace and security to avoid a third world war full of destruction in the future. The Security Council which is one of the six main organs of the United Nations and has the only privileged position in terms of the binding of its decisions consists of the United States, England, France, China and Russia which are permanent members. This study provides information on the structure, functioning and functionality of the United Nations. Also after the Cold War period, from the 2000s to the present day, the study tried to identify the key points by revealing the successful and unsuccessful situations of the Security Council due to its decision-making and veto power to ensure security. The fact that the permanent members are among the countries producing the most arms has started to question the confidence of the United Nations in the international framework. Also, the Security Council lost prestige due to the failures of members of the Security Council, particularly the use of veto in the international area. The Security Council confronted of suggestions and demands from some individuals and institutions for reform. Although, the United Nations wants to carry out these reforms, The Security Council members reject many reform requests in their own interests. Also, this academically examined study has attempted to assess why the Security Council is still seen as the center of international problems today and how the Security Council is pursuing the reform demands proposed to overcome these problems. Key words: Post-Cold War, United Nations, Security Council, Veto, Reform Proposals, Reform Demands

United Nations Security CouncilReformAfter the Cold War+2
Burcu Gürbüz
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yumuşak güç stratejisi açısından Türkiye'nin ve İsveç'in BM Güvenlik Konseyi üyelikleri

Bu çalışma, Türkiye'nin 1951-1952, 1954-1955, 1961, 2009-2010 ve İsveç'in 1957-1958, 1975-1976, 1997-1998, 2017-2018 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne üyelik süreçlerini detaylandırarak bu süreçlerin karşılaştırmasını yapmayı amaçlamıştır. Bu iki ülkenin üyelik süreçleri ve bu üyelik süreçlerinin dış politikalarına yansıması incelenmiştir. Çalışma, iki ülkenin de Güvenlik Konseyi'ne nasıl aday olduklarını, adaylık süreçlerini nasıl geçirdiklerini ve bu süreçte Konsey'de verdikleri kararları ele alırken Türkiye ve İsveç'in dış politika hedeflerini, stratejilerini ve Güvenlik Konseyi üyelik süreçlerindeki yaklaşımlarını analiz etmiştir. Bu bağlamda her iki ülkenin de dört üyelik dönemi ayrıntılı bir şekilde gözden geçirilmiş ve bu süreçlerin dış politikalarına olan yansımaları incelenmiştir. Aynı zamanda küresel güçlerin Türkiye ve İsveç'in üyelik süreçleri üzerindeki etkileri ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları üzerindeki rolleri ele alınmıştır. Diğer taraftan bu iki ülkenin uluslararası arenada nasıl algılandıklarını ve Konsey'de etkinliklerini nasıl gösterdiklerini anlamak için detaylı bilgiler verilmiştir. Artan yumuşak güçleri ile birlikte uluslararası sistemde daha fazla etki yarattıkları ve bu yumuşak güçlerinin farklı ulusal çıkarları üzerindeki etkilerine odaklanılmıştır.

Esra Üçtepe
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ABD-İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail ilişkileri, ilk bakışta diğer devletlerarası münasebetlerden farklı gözükmektedir. Bu aykırı izlenimin sebebi ikili ilişkilerin temelinin, karşılıklı çıkarların yanında, din, lobi, iç politik olaylar ve ekonomi gibi değişkenlerin oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu değişkenlerin, ABD- İsrail ilişkilerini karmaşık göstermesine karşın, iki devlet için de neorealist perspektifte karşılıklı çıkarlara dayalı ilişkiler tesis edilmiştir. İsrail Ortadoğu'daki varlığını sürdürebilmek ve güvenliğini sağlayabilmek için ABD'nin ekonomik, siyasal ve askeri yardımına ihtiyaç duymaktadır. ABD de Ortadoğu'daki hegemonyasını sürdürülebilir kılmak için bölgede stratejik ortağı olarak İsrail'i öncelemektedir. Ortadoğu ise istikrarsız bir görünüm vermeye devam etmektedir. İsrail'in kuruluşuyla birlikte istikrarsızlık genel anlamda Arap-İsrail ilişkileri ile doğru orantılı olmuştur. Ayrıca çözümsüz kalan Filistin Sorunu da istikrarsızlığın önemli sebeplerindendir. Bu çalışmadaki amaç, ABD'nin İsrail'e olan bakış açısında din, lobi faaliyetleri gibi kavramlar önemli bir yer tutmakla birlikte, neorealist yaklaşımın bu kavramlara nazaran ön planda olduğunu sınamaktır. ABD'nin İsrail ile olan ilişkilerindeki neorealist bakış açısının Ortadoğu'ya olan önemli etkilerini araştırmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Çalışmada, kuramsal çerçeveye dayanılarak, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkar algılamaları ve ABD-İsrail ilişkileri kronolojik olarak analiz edilmiştir. Ayrıca ikili ilişkilerdeki önemli faktörler olan dini inanışlar, lobi faaliyetleri gibi konular da ele alınmıştır. ABD- İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri ise Filistin Sorunu, çatışma, aktörler arası ilişkiler çerçevesinde analiz kapsamına dahil edilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriHegemonyaOrta Doğu politikası+4
Ozan Çelik
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk düşüncesinde uluslararası ilişkiler ve medeniyet meselesi

Düşünce tarihine dayalı olan bu tezde, Türk Düşüncesi ve Uluslararası İlişkiler disiplinindeki medeniyet tartışmaları Batılılaşma bağlamında incelenmektedir. Türk Düşüncesi açısından medeniyet meselesi; dünyayı şekillendiren Batılı sosyal dinamiklerden doğan sorunlara çözüm bulmaya yönelik pratik ihtiyaçlarla bir krize dönüşür. Bu sebeple, medeniyet ilkin, kudretli zamanlara dönüşün, pratik sorunlarına dair çözüm olarak görülür. Askeri gereksinimlerle başlayan Batılılaşma olgusu, bunun temel göstergesidir. Fakat askeri ihtiyaçları aşan bir sosyal etkinliğin süreç içerisinde yaşanmasıyla Türk Batılılaşması çeşitli fikri ve fiili zeminlerde genişler. Türk Batılılaşması'nın başlangıcı, modern dönem itibariyle Türk Düşüncesi'nde Tanzimat Dönemi olduğu ortak görüştür. Her sosyal mesele süreç içerisinde dönüşüm geçirdiği için bu çalışmada ardıl-öncül ilişkisi üzerinden medeniyet olgusuna odaklanılmaktadır. Somut bir biçimde, Türk Batılılaşması'nın Cumhuriyet öncesi bir arka planı vardır. Bu tezin temel araştırma sorusu Türk Düşüncesi'nin medeniyet bağlamında uluslararası ilişkileri kavrayışına yanıt aramaktır. Söz konusu inceleme, Türkiye'nin tarihsel süreçte Batılılaşma fikirlerini ve İngiliz Okulu'nun Medeniyet Standardı ile Samuel Huntington'ın Medeniyetler Çatışması yaklaşımlarını mercek altına almaktadır. Türk Düşüncesi medeniyet meselesinde tarihsel-toplumsal unsurlara sahipken, uluslararası ilişkileri kendi bünyesindeki sosyal değişimde çoğunlukla hesaba katmaz. Bu noktada, Türk medeniyetçiliğinin tarihsel-sosyolojik yapısı daha belirgindir. Uluslararası ilişkilerin toplumsal yapıyı nasıl etkilediği düşünürler tarafından incelenmez. Bir diğer deyişle; Türk uluslararası ilişkiler anlayışında tarihsel-sosyolojik faktör ön plandadır. Bunun muhtemel sebebi de Türk medeniyetçiliğinin devletçi oluşu, devleti medeniyetle özdeşleştirmesidir.

MedeniyetMedeniyetler çatışmasıTürk düşünce tarihi+3
Baykal Aydemir
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diplomatik sığınma kavramı ve bir uluslararası hukuk uygulaması: Haya de la Torre Olayı

Diplomatik sığınma, bir devletin kendi toprakları dışında, yabancı topraklarda bulunan diplomatik misyon binalarında sığınma hakkı tanımasıdır. Diplomatik sığınma, uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkilerde daima tartışmalı bir konu olmuştur. Ülke devletinin egemenlik yetkisi ile koruma sağlayan devletin diplomatik dokunulmazlığı arasındaki hassas denge, diplomatik krizlerin meydana gelmesine sebebiyet vermektedir. Devletler için diplomatik sığınmaya dair anlaşmazlıkların çözümünde diplomatik yöntemlerin denenmesi öncelikli olsa da bazı anlaşmazlıkların çözümü seneler sürmektedir. Kolombiya ve Peru arasında yaşanan Haya de la Torre Olayı, diplomatik sığınmaya ilişkin Uluslararası Adalet Divanı'nın karar verdiği ilk ve tek olay olması nedeniyle önemlidir. Uluslararası Adalet Divanı'nın diplomatik sığınmaya yaklaşımı özellikle Latin Amerika bölgesinde eleştirilmiş; Divan kararı birçok açıdan yetersiz bulunmuştur. Divan kararındaki eksiklikler, Latin Amerika ülkelerini diplomatik sığınmaya dair bölgesel bir uluslararası sözleşme düzenlenmelerine teşvik etmiştir. Çalışmada sığınma kavramı, sığınmanın tarihi süreci, sığınma türleri açıklanmıştır. Ülke dışı sığınmanın bir görünümü olan diplomatik sığınma, diplomatik dokunulmazlık ve ayrıcalıklar konusundan ayrı değerlendirilemeyeceği için misyon binalarının dokunulmazlığı ele alınmıştır. Diplomatik sığınmanın tarihsel arka planı ve kuramsal açıdan diplomatik sığınma bu bölümde incelenen diğer başlıklar olmuştur. Uluslararası hukuk düzenlemelerinde diplomatik sığınma değerlendirilmiştir. Uluslararası hukuktaki önemli diplomatik sığınma örnekleri açıklanmıştır. Diplomatik sığınma ile özdeşleşen Uluslararası Adalet Divanı Kolombiya/Peru Davası'na göre diplomatik sığınmanın şartları ve diplomatik sığınmanın sona erme usulleri incelenmiştir. Çalışmanın sonunda diplomatik sığınma konusuna ilişkin sorunlar ve çözüm önerileri sunulmuştur. ANAHTAR KELİMELER:Sığınma, Diplomatik Sığınma, Ülke Dışılık, Diplomatik Dokunulmazlık, Uluslararası Sözleşmeler, Haya de la Torre, Uluslararası Adalet Divanı.

Şeyma Çatak Daldal
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Twıtter (X) diplomasisi çerçevesinde kariyerdışı büyükelçilerin Twıtter kullanımı (2006-2024)

Bu araştırmada kariyerdışı büyükelçilerin sosyal medya platformu olan Twitter (X) kullanımları incelenmiştir. Araştırmanın amacı kariyerdışı büyükelçilerin Twitter kullanım verilerini inceleyerek söz konusu büyükelçilerin Twitter diplomasisi kullanımını analiz etmektir. Bu kapsamda araştırma örneklemini 2006 ile 2024 yılları arasında görev yapan kariyerdışı büyükelçiler oluşturmaktadır. Büyükelçilerin kişisel Twitter hesaplarında yaptığı paylaşımlar örnek olay tarama modeli kapsamında web içerik analiz tekniği ile incelenmiştir. Çalışma kapsamında daha doğru verilere ulaşmak amacı ile tweet paylaşımları kategorilenmiştir. Bunlar; Göç ve Sığınmacı, Orta Doğu, Afrika, Terörizm ve Diaspora kavramlarıdır. İlgili kavramlar hakkında Büyükelçilerin tweetleri, retweetleri ve beğenileri incelenmiştir. Kariyerdışı büyükelçilerin, Twitter diplomasisindeki etkilerini incelemek amacıyla ise Propaganda, Diyalog Kurma, Bilgi Yayma ve Gündem Belirleme alt başlıkları belirlenmiş ve araştırma kapsamında ilgili alt başlıklar hakkında yapılan paylaşımlar ele alınmıştır. Ulaşılan verilere bakıldığında; belirli kariyerdışı büyükelçilerin Twitter'ı aktif kullandığı, yabancı kamuoyunun oluşturulamadığı, görev yapılan devlette diasporanın Twitter kullanımı ile desteklendiği, propaganda ve bilgi yayma konularında yeterli olunduğu gözlemlenmiştir. Çalışma ile elde edilen bulgular literatür kapsamında değerlendirilmiş ve daha sonra yapılacak çalışmalar için tavsiyelerde bulunulmuştur

Rabia Karakılıç
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dış politikada denge veya güçlünün peşine takılma: Türkiye-ABD ilişkileri (1960-1980)

Bu çalışma, 1960-1980 yılları arası Türkiye-ABD ilişkilerini, uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde gücün, ulusal çıkarların ve gücün küresel dağılımının rolünü vurgulayan Neorealist teori kapsamında yer alan dengeleme (balancing) ve peşine takılma (bandwagoning) kavramları merceğinden incelemektedir. Çalışma, bu dönemde her iki ülkenin seçilmiş olay ve eylemlerini kuramsallaştırma yoluyla incelemekte ve söz konusu kavramların ilkelerine dayalı olarak değerlendirmektedir. Araştırma, Neorealist bakış açısının hem Türkiye'nin hem de ABD'nin bu dönemdeki eylemlerini ve kararlarını anlamakta faydalı olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmanın bulguları, söz konusu yıllardaki Türkiye-ABD ilişkilerinin ve devletlerin uluslararası ilişkilerdeki davranışlarını açıklamada Neorealist teori çerçevesinde yer alan dengeleme (balancing) ve peşine takılma (bandwagoning) rolünün daha derinden anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, ABD, Neorealizm, Dengeleme, Peşine Takılma.

Amerika Birleşik DevletleriDenge politikasıDengeleme+5
Ferzan Taşpinar
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni güvenlik yaklaşımları bağlamında Venezuela ve İran'ın enerji güvenliği politikaları

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte doğan yeni güvenlik yaklaşımları, devlet ve askeri güç odaklı geleneksel güvenlik anlayışının sınırlarını zorlayarak güvenlik kavramının içine yeni boyutlar ve tehdit alanları eklemiştir. Bu yeni bakış açısına dahil edilen alanlardan biri de Kopenhag Okulu ve Yeşil Teori çerçevesinde kuramsallaşan enerji güvenliği kavramı olmuştur. Çalışmanın da kuramsal altyapısını oluşturan enerji güvenliği kavramı, başlangıçta sadece arz güvenliğiyle sınırlı tutulurken; zamanla enerjinin talep, geçiş ve altyapı boyutlarını da içerecek şekilde genişlemiş ve küreselleşme, sanayileşme, üretim ve dünya nüfusundaki artış gibi sebeplerden dolayı da devletlerin öncelikli gündem maddesi haline gelmiştir. Venezuela ve İran gibi enerji kaynakları bakımından oldukça zengin olan ve ekonomileri bu kaynaklara bağımlılık gösteren ülkelerde de enerji güvenliği, öncelikli güvenlik alanlarından biri olmasının yanı sıra ulusal ve ekonomik güvenlikle de eş tutulmaya başlanmıştır. Bu nedenle ilgili ülkeler, enerji güvenliğini sağlamaya yönelik stratejik yaklaşımlar geliştirerek ulusal ve ekonomik güvenliklerini de korumaya yönelik politika çerçeveleri oluşturmuş ve bu doğrultuda dış politika ideolojisine, liderlerin vizyonlarına ve siyasi ideolojilere bağlı olarak çeşitli politikalar geliştirilmiştir. Çalışmanın ana argümanını oluşturan bu durum üzerine odaklanarak "Venezuela ve İran'ın tarihsel süreçte enerji güvenliklerini sağlamak için geliştirdiği politikalar nelerdir? Bu politikaların belirlenmesinde ve yönetilmesinde etkili olan aktörler kimledir? Bu süreçte liderler, siyasi ideolojiler ve dış politika stratejileri enerji politikalarını nasıl şekillendirmektedir?" gibi çalışmanın temel araştırma sorularına cevap aranırken; aynı zamanda bu soruları cevaplandırmak da çalışmanın ana amacını oluşturmuş ve çalışmanın kapsamını belirlemiştir. Ayrıca Venezuela ve İran'ın enerji güvenliği politikalarındaki benzerlikler ve farklılıklar, sahip olduğu enerji kaynakları, çeşitli ülkelerle geliştirdiği enerji odaklı ilişkiler de çalışmanın kapsamı içinde yer almıştır. Bu bağlamda çalışmanın kapsamı oldukça geniş tutulmasına rağmen veri toplama sürecinde yeterli bilgiye ulaşılamadığından dolayı da Venezuela'nın doğalgaz politikaları ve AB ile olan ilişkileri gibi konular, çalışmanın sınırları dışında tutulmuştur

EnerjiGüvenlikVenezuella+1
Bayram Ali Çetinkaya
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aliyevler politikasının Dağlık Karabağ zaferindeki rolü ve son dönem gelişmeleri

Bu tezde Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin 30 sene sonra kazandığı Karabağ Zaferinde Aliyevlerin nasıl politika izledikleri anlatılmaya çalışılmıştır. Haydar Aliyev'e öncelik verilerek onun politikasının oğlu İlham Aliyev tarafından devam ettirilerek nasıl zafere ulaşıldığı anlatmak amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra realizm teorisi çerçevesinde Aliyevlerin yürüttüğü politika incelenmiştir. Çalışmada karşılaştırılmalı desen kullanılmış. Verilerin toplanılmasında ilk öncelik yakın tarihli güncel bilgilere dayalı olan yazılara dikkat edilmiştir. Ayrıca çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmada betimsel ve gözlem araştırma yöntemi kullanılmıştır. Tezin içeriğinde ise uzun yıllardır yaşanan Karabağ sorunu ve Azerbaycan'ın 30 senedir geri almaya çalıştığı toprakların 2020 senesinde gerçekleşmesi ve bu duruma Aliyevlerin yürüttüğü Denge Politikasının Zaferdeki büyük payı anlatılmaktadır. Azerbaycan Devletinin kaybettiği %20 Karabağ bölgesi ister yapılan hatalar istersede bu sorunda baş aktör olan Rusya'yı dizginlemek için Aliyevlerin sarf ettiği çaba ele alınmıştır. Tezde 1991 yılından itibaren Azerbaycan'ın başına gelen cumhurbaşkanlarının yürüttükleri politikadan ziyade kıyaslamada yapılmıştır. Cumhurbaşkanlarının Karabağ olayında yaptıkları hataları ve çabaları ele alınmıştır.

Garanfıl Karımova
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye'deki güç mücadelesinde bölgesel aktörlerin rekabeti: İran ve İsrail örneği

Tarihten günümüze güç mücadelelerindeki önemli yerini koruyan Suriye, Akdeniz'e kıyıdaş olması, diğer stratejik geçiş yollarına da haiz olması ve de çeşitli etnik, kültürel, ideolojik farklılıkları barındırması bölgedeki aktörlerin ilgisini çekmiştir. Ortadoğu'daki Arap Bahar'ından etkilenen Suriye 2011'de başlayan iç savaşla tarihi kırılma yaşamış ve kaosa sürüklenmiştir. Suriye'de büyük bir otorite boşluğu oluşmuştur. Sürece tesir eden devletler kendi pozisyonları doğrultusunda iç savaşa müdahil olmuşlardır. Bu çalışmayla 'Suriye'deki güç mücadelesinin arka planında hangi aktörler mevcuttur? Neden iç savaşa güç perspektifinden yaklaşılmıştır? Neden bölgesel aktörlerin rekabeti seçilmiştir? İran ve İsrail hangi güç unsurlarıyla, hangi bağlamda Suriye'ye müdahil olmuştur?' gibi araştırmanın problemleri incelenerek şu saptamalar yapılmıştır. Güç hem araçtır hem de amaçtır. Devletlerin amacı güç maksimizasyonuna ulaşarak rakiplerini bertaraf etmek ve varlığını sürdürmektir. Bu ülkeler stratejik ve milli çıkarlarını gözetmek için güvenlik söylemiyle Suriye'de, erken ön alma çabasına girişmişlerdir. Çalışmanın konusu olan ülkeler çıkarlarına göre vekil savaşçıları caydırıcı araç olarak kullanmışlardır. Bu ülkeler Arap Baharı'nı araçsallaştırarak kendi hedeflerine giden yolda politik, kültürel ve ideolojik olguları kullanmışlardır. Etik ve ahlaki değerler göz ardı edilmiştir. Devlet üstü yapı olarak Birleşmiş Milletler de bu duruma ön alamamıştır. Suriye'deki bölgesel güçlerin güç mücadelesinin eski tarihlerden beri sürdüğünden bahsedilmiştir. Krize giden sürecin arka planı olarak, emperyalist ülkelerin hakimiyeti ve Esad ailesinin iktidara gelmesinden bahsedilmiştir. Bununla birlikte çalışma Arap Baharı sonrasıyla sınırlandırılmıştır. Arap Baharı hem güç sahası Suriye'yi hem de çatışmaya müdahil bölgesel güçleri etkilediği için, bölgesel aktörlerin rekabeti seçilip analiz edilmiştir. Ortadoğu'da yer alan bölgesel güçlerin, aynı süreçte ve aynı coğrafyada sürece doğrudan veya dolaylı müdahil olmaları, aralarındaki rekabeti kaçınılmaz kıldığı sonucuna varılmıştır. Politik bağlamda İran, Suriye'de kendi rejimine sadakatle bağlı bir yönetimin devamından yana pozisyon alırken İsrail ise kendisini tehdit etmeyecek, gücü sınırlandırılmış bir Suriye istemektedir. İdeolojik bağlamda İran Şii Hilali kapsamında hareket ederken İsrail ise vaat edilen topraklar kapsamında hareket etmesi, iki eksenin çakışmasına ve neticede çatışmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, İsrail'in, kendisine karşı Suriye'deki mevcut İran tehdidini öne sürerek bu ülkeye saldırılar düzenlemesi ve İran'ın da İsrail'e karşı Suriye'yi direniş cephesi şeklinde öne sürerek karşı savunma niyetiyle bu ülkedeki askeri varlığını devam ettirmesi, Suriye'deki istikrarsızlığın devam etmesine neden olduğu sonucuna varılmıştır.

Enes Erdoğmuş
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

NATO'nun Doğu Avrupa güvenlik politikası ve Rusya ile ilişkileri üzerindeki etkisi

Soğuk Savaşın bir eseri olarak 1949 yılında SSCB'ye karşı, ABD önderliğinde Batılı devletlerin kurduğu NATO, SSCB'nin dağılmasıyla da varlık sebebi tartışılır hale gelmiştir. NATO kendi meşruiyetini sağlamak ve değişen uluslararası sisteme adapte olabilmek için 1990 yılından itibaren günümüze kadar sürekli değişim ve dönüşüm gerçekleştirmiştir. NATO değişim ve dönüşüm politikaları çerçevesinde eski düşman olarak tanımlanan ülkeler ile ilişkilerini geliştirerek bazılarını üye olarak ittifaka almış, diğerleriyle de çeşitli iş birliği alanları oluşturmuştur. NATO bu politikalar kapsamında Rusya ile birtakım ilişkiler geliştirmiştir. Fakat NATO'nun izlemiş olduğu politikalar NATO-Rusya ilişkilerini olumlu veya olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma ile NATO'nun Soğuk savaş sonrası Doğu Avrupa'da izlemiş olduğu politikaları inceleyerek NATO-Rusya ilişkilerine nasıl etki ettiği değerlendirilmiştir. Çalışmada nitel yöntemler kullanılarak kaynaklar taranmış ve değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan çalışmanın sonucunda NATO'nun Doğu Avrupa'da KAİK, BİO ve AAOK gibi ortaklık programlarıyla izlediği politikaların NATO-Rusya ilişkilerine genel olarak olumlu yansıdığı kanısına varılmıştır. Fakat NATO'nun Doğu Avrupa'da izlediği "genişleme politikaları", "alan dışı müdahale" ve "Füze Kalkanı" projesinin ise NATO-Rusya ilişkilerini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Özellikle NATO'nun genişleme politikası ilişkilerin olumsuz yönde ilerlemesine, neredeyse çatışma aşamasına gelmesine sebep olmuştur.

Asadulla Fatalıyev
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Karadeniz'deki varlığı ve bölgesel güç konumunun jeopolitik açıdan analizi

daha sonra doldurulacaktır

Ahmet Muzaffer Eşme
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in ulusal güvenlik sorunlarının neorealizm perspektifinden analizi

Araştırmanın temel amacı, Çin'in ulusal güvenlik sorunlarına yönelik politikalarının ve uluslararası ilişkilerdeki rolünün neorealizm çerçevesinde analiz edilmesidir. Çin'in güvenlik anlayışının tarihsel gelişimi neorealizm üzerinden incelenmiştir. Bu analiz de, neorealizmin uluslararası ilişkilerdeki güç dinamikleri ve devlet davranışlarına nasıl uygulandığı Çin örneği üzerinden irdelenmiştir. Araştırma, nitel analiz yöntemlerini kullanarak gerçekleştirilmiştir. Çin'in tarihî ve güncel politik belgeleri, liderlerin konuşmaları ve uluslararası ilişkiler literatürü detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu metodoloji, Çin'in güvenlik politikalarının derinlemesine anlaşılmasını sağlamıştır. Bulgular, Çin'in güvenlik politikalarının ve dış politika kararlarının neorealizmin temel prensipleriyle uyumlu olduğunu ortaya koymuştur. Bu politikaların hem bölgesel hem de küresel düzeyde güç dengesi üzerinde belirgin bir etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, Çin'in uluslararası sistem içindeki rolünün ve bölgesel güvenlik sorunlarına yaklaşımının neorealizm çerçevesinde etkili bir şekilde analiz edilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu araştırma, Çin'in ulusal güvenlik politikalarını ve uluslararası ilişkilerdeki rolünü anlama ve değerlendirme konusunda neorealizm teorisinin sağladığı kritik perspektifi ortaya koymaktadır. Çin'in gelecekteki güvenlik stratejilerinin ve uluslararası politikadaki konumunun bu teorik çerçevede daha iyi anlaşılması ve tahmin edilmesi mümkündür. Bu araştırmanın önemi, Çin'in hızla artan global etkisinin ve bölgesel güvenlik politikalarının derinlemesine anlaşılmasını sağlamaktadır. Çin, dünya siyasetinde giderek daha belirgin bir rol oynamakta ve uluslararası güç dengelerini etkilemektedir. Bu durum, hem bölgesel hem de küresel güvenlik açısından önemli sonuçlar doğurmakta ve dünya genelindeki politikaları şekillendirmektedir. Çin'in ulusal güvenlik anlayışını ve politikalarını anlamak, bu değişimleri ve etkilerini daha iyi kavramak için hayati önem taşımaktadır. Bu konunun seçilmesinin temel nedenlerinden biri, neorealizmin, devletlerin uluslararası sistemdeki davranışlarını anlamada güçlü bir teorik çerçeve sunmasıdır. Neorealizm, güç dengesi, güvenlik rekabeti ve devletlerarası ilişkiler gibi kavramlarla, Çin'in uluslararası arenadaki stratejilerini ve karar alma süreçlerini analiz etmek için ideal bir yaklaşım sağlar. Ayrıca, bu çalışma, Çin'in Tayvan, Hong Kong, Güney Çin Denizi ve Doğu Türkistan gibi önemli bölgesel meselelerdeki tutumunu daha iyi anlamak için de bir fırsat sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çin, Ulusal Güvenlik, Neorealizm.

Emre Memiş
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoklasik realizm çerçevesinde Rusya-Ukrayna krizinin AB'nin enerji güvenliği üzerindeki etkisi

Dünyada artan enerji ihtiyacı ve bağımlılığıyla birlikte uluslararası aktör ilişkilerinin temel bileşenlerinden olan enerji ve enerji güvenliği meselelerinin güç siyasetinin en önemli dinamikleri haline gelmesi, uluslararası aktörlerin dış politika hamlelerinde oldukça belirleyici olmuştur. Yeterli kaynağa sahip olmayan ve enerjiyi dış kaynaklardan tedarik eden Avrupa Birliği enerji kaynaklarına olan talep bakımından bölgesel güçler arasında ön sıralarda yer alması sebebiyle enerji politikaları oluşturarak enerji güvenliğini sağlamak durumundadır. Buradan hareketle tez kapsamında söz konusu varsayımı yapılandırmak adına enerji ve güvenlik kavramları açıklanarak, enerjinin güvenlik tanımlarını nasıl şekillendirdiğinin ortaya koyulması ve enerji güvenliğinin uluslararası ilişkiler dış politika analiz kuramlarından olan neoklasik realizmden yararlanılarak kavramsallaştırılması amaçlanmıştır. Oluşturulan teorik çerçeve aracılığıyla AB'nin enerji güvenliğini sağlaması noktasında oluşturabileceği stratejik hamlelerinin dış politikasındaki yeri tespit edilerek, geleneksel tanımlamaların ötesine geçilecek ve aynı zamanda uluslararası ilişkiler disiplini kuramları da dikkate alınarak, enerji güvenliğine ve AB'nin enerji jeopolitiğine teorik bir bakış açısı kazandırmak amaçlanmaktadır. AB'nin enerji profilinin yanı sıra kuruluşundan günümüze enerji alanında yaptığı politikalara ve girişimlere değinilmesi üzerine tasarlanan çalışmada aynı zamanda AB'nin enerji güvenliği anlayışına ve enerji güvenliği hedeflerine yer verilmiş, Birliğin enerji güvenliğini sağlaması noktasında kilit konumda bulunan Rusya ve Ukrayna'nın önemine dikkat çekilmiştir. Ek olarak Rusya-Ukrayna arasında enerji nedeniyle çıkan krizlerin, AB'nin enerji güvenliğine etkilerinin ve küresel yansımalarının neoklasik realizm aracılığıyla incelendiği çalışmada enerjinin dış politikadaki yeri ve önemine işaret edilmiştir

Avrupa BirliğiKrizRusya
Hilal Özdemir
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlikleştirme Bağlamında 11 Eylül Sonrası ABD'nin Ortadoğu Politikası

11 Eylül 2001 terör saldırıları ABD'nin güvenlik anlayışında bir değişim meydana getirmiştir. Soğuk Savaş döneminde komünizmi tehdit olarak algılayan ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından terörizme karşı savaş başlatmıştır. ABD 11 Eylül 2001 terör saldırısıyla güvenlik tarihinde yeni bir sürece girerek, tehdit algılamalarını da bu olaya dayandırarak şekillendirmiştir. 11 Eylül 2001'deki terör saldırılarının ardından ABD'nin Ortadoğu politikası, güvenlikleştirme kavramı çerçevesinde yeniden şekillenmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinden sonra ABD güvenlik algılamalarında gittiği değişikliklerle birlikte kendisine yönelebilecek tehditleri önceden tespit edip ortadan kaldırmaya yönelik politikalar izlemeye başlamıştır. Bu dönemde, terörizmle mücadele ve ulusal güvenlik tehditleri ve algılamaları ABD'nin bölgedeki stratejik kararlarını belirleyen temel unsurlar haline gelmiştir. ABD, güvenlikleştirme yaklaşımını benimseyerek, terör ve terör örgütleriyle mücadele adı altında bölgesel ve yerel askeri müdahaleler ve güvenlik iş birliklerini artırmıştır. Irak ve Afganistan'a yönelik askeri harekâtlar, bu stratejinin en somut örnekleri olarak öne çıkmaktadır. Ortadoğu'da ekonomik ve ticari çıkarları, enerji güvenliğinin sağlanması, İsrail'in güvenliği, ABD'nin güvenliği ve terörle mücadele gibi çıkarları bulunan ABD, 11 Eylül sonrası güvenlikleştirme politikalarını kullanarak Ortadoğu'da varlığını artırmıştır. İran nükleer sorunu, Suriye krizi, Arap Baharı süreci ve İsrail-Filistin meselesi bu bağlamda değerlendirilmektedir. Tezin amacı 11 Eylül sonrası ABD'nin güvenlikleştirme politikalarının, ABD'nin Ortadoğu'daki hedefleri ve uygulamaları üzerindeki etkilerinin analiz edilmesidir. Bu çalışma, güvenlikleştirme çerçevesinde 11 Eylül sonrası ABD'nin Ortadoğu politikasının nasıl dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Çalışmanın hipotezi, ABD'nin 11 Eylül sonrası güvenlikleştirme politikalarını araçsallaştırarak Ortadoğu'daki çıkarlarını devam ettirdiği iddiasıdır. Bu kapsamda ABD 11 Eylül saldırılarının ardından güvenlikleştirmeyi araçsallaştırarak Ortadoğu'daki çıkarlarını devam ettirmiş ve Ortadoğu'da askeri varlığını artırmıştır.

11 Eylül 2001 olayıUluslararası güvenlik
Öznur Çimen
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in enerji güvenliği politikalarının jeopolitik analizi: Orta Doğu örneği

Çin Halk Cumhuriyeti, Deng Xiaoping'in başlattığı 1978 yılı reformları ile birlikte önemli bir dönüşüm süreci yaşamaya başlamıştır. Dünya da bu dönüşümün dikkat çeken boyutu ise ekonomik büyüme olmuştur. Ekonomik büyümenin artması, Çin'in enerji talebini de sürekli artırmıştır ve Çin, 1993 yılında petrol ithalatçısı haline gelmiştir. Enerji ithalatının büyük bir bölümü Orta Doğu bölgesinden temin edilmektedir. Çin Halk Cumhuriyeti'nin büyümesinin temelinde üretim vardır ve üretimin devamlı olabilmesi için güvenli, temiz, kesintisiz bir enerji akışının olması gerekir. Çin'in artan enerji ihtiyacı, ulusal güvenlik meselesi haline gelmiştir ve çözümü de enerji güvenliğinin sağlanmasıyla mümkündür. Çin yönetimi, enerji güvenliğinin sağlanması ve enerji ihtiyacı için Orta Doğu ülkeleri ile kültürel, ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerini güçlendirmeye çalışmaktadır. Çalışmada, kuramsal çerçeve olan enerji jeopolitiğine dayanılarak Çin'in giderek artan enerji talebi karşısında Orta Doğu bölgesine jeopolitik yaklaşımı, enerji güvenliğini nasıl sağladığı ve enerji diplomasisi analiz edilmiştir. Çalışmanın amacı yükselen güç Çin'in artan enerji ihtiyacında Orta Doğu bölgesinin rolünün analiz edilmesidir. Çalışma kapsamında Çin'in ulusal enerji güvenliği politikalarının değişim ve dönüşümünde Orta Doğu bölgesinin stratejik önemi ve Çin'in artan enerji ihtiyacını hangi kaynaklardan sağladığı sorularına cevap aranmıştır. Araştırma kapsamında dünyada artan enerji ihtiyacında Orta Doğu bölgesinin önemi, dünya ve Çin için bir kez daha anlaşılmıştır. Çalışma sonucunda dünya güç dengelerinin değiştiği ve bu değişimde Çin Halk Cumhuriyetinin yükselen ekonomisi ile çok önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Çin'in yükselen ekonomisiyle birlikte artan enerji ihtiyacının hem kendisi için hem de uluslararası enerji piyasası için ne kadar önemli olduğu anlaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Çin, Orta Doğu, Enerji Jeopolitiği, Enerji Güvenliği, Enerji Diplomasisi

Beyza Arıdil
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuzey Irak bölgesinin enerji kaynakları bağlamında merkezi yönetimle olan ilişkileri

Bu çalışma, Irak Merkezi Yönetimi ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki enerji ilişkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Irak'ın sahip olduğu zengin enerji kaynakları ile küresel güçlerin bu kaynaklardan faydalanma arzusu, IKBY'nin kendi sınırları içerisinde yer alan rafineriler üzerinde kontrol kurma isteği ve Irak Merkezi Yönetimi'nin ülke sınırları içindeki her türlü bağımsız yapılanmayı tehdit olarak değerlendirmesi, taraflar arasında enerji temelli anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde enerji kavramı, ikinci bölümünde Ortadoğu petrolünün küresel ölçekteki önemi, üçüncü bölümde Ortadoğu enerji politikalarında Kuzey Irak'ın stratejik konumu ve son bölümde Irak Merkezi Yönetimi ile IKBY arasındaki enerji ilişkileri ele alınmıştır.

Muhammed Said Cengiz
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Postkolonyal perspektiften Batı emperyalizminin bir uzantısı olarak kültürel mirasın yağmalanması: ABD'nin Irak yaklaşımı

Bu çalışmanın amacı, Batı emperyalizminin kültürel miras üzerindeki dönüştürücü ve yıkıcı etkilerini postkolonyal bir perspektifle incelemektir. ABD'nin Irak'a yönelik yaklaşımı üzerinden emperyalist politikaların somut ve somut olmayan kültürel mirası nasıl tahrip ettiği analiz edilmektedir. Çalışma, postkolonyal teori çerçevesinde ABD'nin Irak'a müdahalesinin altında yatan temel motivasyonları ve bu müdahalenin Irak'ın siyasi, ekonomik ve toplumsal dokusunda yarattığı değişimleri ortaya koymaktadır. Tezin teorik çerçevesi, postkolonyal yaklaşım üzerine inşa edilmiştir. Kültürel miras olgusu, uluslararası ilişkiler bağlamında ele alınmış, Ortadoğu ve Irak özelinde tarihsel ve kültürel mirasın önemi vurgulanmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak tarihsel ve güncel veriler ışığında ABD'nin Irak politikası ve bu politikanın kültürel sonuçları incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, ABD'nin Irak'taki askeri müdahalelerinin ve işgal sonrası siyasi, ekonomik ve sosyal politikalarının ülkenin kültürel mirasında telafi edilemez zararlara yol açtığını ve Irak toplumunun kültürel kimliği üzerinde derin travmatik etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. ABD'nin Irak politikası, ülkenin kültürel kimliğini ve mirasını hedef alan sistematik bir yıkım projesi olarak değerlendirilmiştir. Bu politikanın temelinde, Irak'ın jeostratejik önemini ve doğal kaynaklarını kontrol altına alma hedefinin yattığı vurgulanmıştır. ABD'nin Irak'a yönelik yaklaşımından, Batı emperyalist politikalarının farklı biçimlerde devam ettiği, özellikle kültürel alanda yeni bir hegemonya biçiminin ortaya çıktığı ve kültürel mirasın stratejik bir faktör olarak emperyalist hedeflere hizmet ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEmperyalizmIrak+2
Elif Miray Yazıcı
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İkinci Meşrutiyet döneminde çok partili siyasal hayat

Bu çalışmanın amacı, Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılın sonlarında başlayan modernleşme hareketleriyle birlikte II. Meşrutiyetin ilân edilmesiyle kendisini gösteren çok partili siyasal hayatın Osmanlı Devleti'nin demokratikleşmesi yolundaki rolünü değerlendirmektir. 1876 yılında ilan edilen Kanun-ı Esasi ile başlayan meşrutiyet devrinde, Osmanlı Devletinde siyasal yapılanmalar meydana gelmeye başlamıştır. Bu dönem içerisinde İttihat ve Terakki Fırkası, Hürriyet ve İtilâf Fırkası, Ahrar Fırkası gibi siyasal hareketler kurulmuştur. Bu çalışmada genel olarak II. Meşrutiyet'in ilanından sonra yaşanan siyasal gelişmeler anlatılarak Osmanlı Devleti'nin içine girmiş olduğu siyasal ortam açıklanmıştır. Çok partili siyasi yaşamın sona ermesine yol açan önemli olaylar da incelenmiştir. İttihat ve Terakki ile İttihatçı subayların ortaklaşa gerçekleştirdiği 23 Ocak 1913 tarihli hükümet darbesinin siyasi ve askerî nedenleri analiz edilmiş, baskın her yönüyle değerlendirilmiştir. 1920 yılına kadar çeşitli aksaklıklara rağmen devam eden meşruti yönetim, 1923 yılından itibaren tamamen yıkılmış ve Cumhuriyet Rejimi olarak anılan yeni bir dönem başlamıştır. Osmanlı Devletinin 1923 yılına kadar demokratikleşme yolunda yaşadığı tecrübeler Türkiye Cumhuriyetinin siyasal yapısına zemine hazırlamıştır.

Zafer Yılmaz
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin dış politikasındaki dönüşüm üzerinden Çin'in hegemon güç olma stratejisini anlamak

Çin Halk Cumhuriyeti, 1949 yılında kurulduğundan bu yana, dönemin şartlarına uygun dış politika stratejileri benimsemiştir. Mao Zedong döneminde, Çin daha içe dönük ve kendi kendine yeterli bir ülke olarak varlık göstermiştir. Ancak Deng Xiaoping döneminde, Çin kapsamlı reformlarla birlikte dışa açılmaya başlamış ve ekonomik kalkınma odaklı bir profil çizmiştir. Bu dönemde, Çin'in ekonomik hamlelerinin bölgesel ve küresel güçleri endişelendirmemesi amacıyla düşük profilli bir dış politika stratejisi benimsenmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte iki kutuplu dünya düzeni sona ermiş ve Amerika Birleşik Devletleri, yeni sistemde üstünlüğünü bir süre devam ettirmiştir. Ancak, 11 Eylül terör saldırıları ve 2008 küresel finansal krizinin yarattığı siyasi ve ekonomik sarsıntılar, Amerika'nın bu üstünlüğünün sorgulanmasına neden olmuştur. Amerika'nın sistem içindeki etkisinin azalması, Çin'in alternatif bir güç olarak yükselişine yönelik görüşleri güçlendirmiştir.2000'li yıllardan itibaren sürekli bir yükseliş gösteren Çin, bu yükselişin sonucu olarak Xi Jinping döneminde, Deng Xiaoping 'in düşük profil politikası olan "Tao Guang Yang Hui" stratejisinden uzaklaşarak "Çin Rüyası" stratejisiyle uluslararası sistemde daha belirgin ve aktif bir rol oynamaya başlamıştır. Bu çalışmada, Çin'in dış politikasında yaşanan bu dönüşüm ve bu dönüşümlerin ışığında Çin'in yeni dönemde hegemonya hedefi olup olmadığı araştırılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Çin, Deng Xiaoping, Xi Jinping, Hegemonya

Kübra Karakaş
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in çevreye dost enerji politikalarının dış politikasına ve ekonomik performansına yansımaları

Bu çalışma küresel ölçekte hızla büyüyen Çin'in mevcut ve geleceğe yönelik enerji politikalarını, yenilenebilir ve temiz enerji çerçevesinde değerlendirerek, bu politikaların ülke ekonomisine ve dış politikasına etkisini incelemektedir. Çalışmada öncelikle çevreye dost enerji politikaları, yenilenebilir ve temiz enerji çerçevesinde kavramsal değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmanın devamında enerji arz güvenliği kapsamında Çin'in enerji politikası incelenmiş olup, çevre dostu enerji kaynaklarının Çin'in toplam enerji üretim ve tüketimi içerisindeki payı analiz edilmiştir. Devamında Çin'in çevreye dost enerji noktasındaki politikalarının gelişimi, uluslararası iş birlikleri, enerji geliştirme stratejisi bağlamında değerlendirilerek, gelinen noktada enerji sektörlerinin ülke ekonomisine katkısı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada Çin'in mevcut politikaları ile yenilenebilir enerjide dünya lideri konumunu koruyacağı ve 2060'a kadar karbon ayak izini silme yönündeki hedeflerini gerçekleştireceği ortaya konmuştur.

EnerjiEnerji güvenliğiEnerji politikaları+7
Firdevs Korla
Düzce University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital çağda toplumsal hareketlerin dönüşümü: Sivil haklar hareketi ve Black Lives Matter

Bu çalışma, dijital çağda toplumsal hareketlerin dönüşümünü, Sivil Haklar Hareketi ile Black Lives Matter hareketi üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. İki hareketin tarihsel bağlamı, örgütlenme yapısı, siyasal talepleri ve kolektif kimlik üretimleri analiz edilerek aralarındaki süreklilik ve kopuş unsurları değerlendirilmektedir. Bu analiz çerçevesinde, Yeni Toplumsal Hareketler Teorisi hareketlerin dönüşen doğasını anlamlandırmak için temel kuramsal zemin olarak ele alınmıştır. Çalışmada, Sivil Haklar Hareketi'nin merkeziyetçi liderlik yapısı ve hukuki eşitlik odaklı talepleri ile Black Lives Matter hareketinin dijital ağlar üzerinden örgütlenen, yatay yapılı ve kültürel tanınma temelli yapısı karşılaştırılmıştır. Analizler sonucunda, iki hareket arasında tam anlamıyla bir kopuştan ziyade, tarihsel bir süreklilik içerisinde yeni koşullar ve araçlarla şekillenen bir dönüşüm olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dijitalleşmenin protesto biçimlerini, kolektif kimlikleri ve kamusal alanla kurulan ilişkiyi yeniden tanımladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, dijital çağda toplumsal hareketlerin yalnızca fiziksel alanla sınırlı kalmadığı; çevrimiçi ağlar, sembolik direniş ve kimlik politikaları aracılığıyla siyasal alanda etkili olabildiği savunulmaktadır.

Nida Aydın
Düzce University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türk dış politikasında entegrasyon sürecinde Orta Asya ve Özbekistan

SSCB?nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya devletleri bağımsızlıklarını kazanmış, sahip oldukları jeopolitik önem ve ekonomik kaynaklar bağlamında çeşitli aktörlerin odak noktası olmuş ve ?Yeni Büyük Oyun? olarak tabir edilen hâkimiyet mücadelesinin sahnelendiği alanlardan biri haline gelmiştir. Bugün bölge ülkelerinden birisi olarak Özbekistan, Orta Asya ve daha genelde Avrasya jeopolitiğinde merkezi durumda bulunan, önemli bir ülkedir. Gerek jeopolitik konumu, gerek bölgenin sahip olduğu enerji kaynakları gerekse de Türk-İslam medeniyetinin merkezi olması ve bünyesinde barındırdığı nüfus yapısıyla bölgesel ve küresel politikalar açısından önem arz eder konumdadır. Dolayısıyla Orta Asya bağlamında verilen liderlik mücadelesinde Özbekistan?ın kilit bir ülke olduğunu görmekteyiz.Bugün özellikle ekonomik ve ticari ilişkiler açısından ön plana çıkarılması gereken bu coğrafya, Türk Dış Politikası bağlamında ihmal edilmemesi gereken bir alandır ve şüphesiz Türkiye?nin bölgesel gücü ve rolü açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla çalışmamız, özellikle ekonomik açıdan bölgesel bir işbirliğinin gerekliliği noktasında bir katkı yapabilme amacındadır. Kapsam olarak Türkiye ve beş Orta Asya devleti incelenmiş ve zaman aralığı olarak ise Soğuk Savaş sonrası dönem dikkate alınmıştır. Metodolojik açıdan özellikle ekonomik ve ticari işbirliklerini ön plana çıkaran neoliberal kurumsalcı yaklaşımın benimsenerek işbirliğini sağlama noktasında bir çözüm sunulabileceği savunulmuştur. Nitekim vardığımız sonuç, bugün Türkiye-Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında kurulması istenen bölgesel bir entegrasyonun mümkün görünmediği ancak ekonomik ve ticari bağları kuvvetlendirmek suretiyle özellikle ikili ilişkileri sağlamlaştıracak şekilde adımlar atılmasının gerekliliğidir.269Tabi bunu yaparken de Türk Dış Politikası?nda sağlam ve kararlı adımların doğru bir zamanda atılması gerekliliğine ek olarak milli bir şuur içerisinde hareket edilmesi gerekliliği de vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: 1. Entegrasyon2. Orta Asya 3. Özbekistan4. Türk Dış Politikası5. Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO)

BütünleşmeOrta AsyaOrta Asya politikası+7
Fahriye Keskin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağımsızlıktan sonra Tacikistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki dış siyaset, ekonomik güçlendirme ve gelişmeye yönelik ilişkiler

Bu tezde Sovyetler Birliğinin dağılmasını izleyen dönemde Türkiye ile Tacikistan arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. İki ülke ilişkileri, 1991-1995 yılları arasında Tacikistan'ın Türkiye ile ilişkileri, ekonomik koşullarının olumsuzluğu, Tacik İç Savaşı ve bu ülkenin İranve Rusya ile olan yakın ilişkisi nedeniyle kısıtlı kalmıştır. 1996-2004-2010 arası dönemde ise iki ülke ilişkileri Tacikistan'ın Orta Asya coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olduğunun Türkiye tarafından daha iyi anlaşılması, Tacik İç Savaşının önemli bir siyasal uzlaşı ile sonuçlanması ve Tacikistan'ın bölgesel istikrar için vazgeçilmezliği gibi etkenler nedeniyle gelişmiştir. Türkiye-Tacikistan ilişkilerinde bugün gelinen nokta değerlendirildiğinde, bağımsızlığın hemen ardından gelen ilk yıllara oranla ilerleme olduğu, fakat bu ilerlemenin henüz istenen düzeyde gerçekleşmediği sonucuna varmak mümkündür. Anahtar Kelimeler: 1. Tacikistan, 2. Bölgesel İstikrar, 3. Türkî Cumhuriyetler, 4. Tacikistan İç Savaşı, 5. Türk Tacik İlişkileri.

Ekonomik gelişmelerEkonomik ilişkilerTacikistan+5
Gulyam Yuldashev
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kimlik-dış politika ilişkisi: Türk devlet kimliğinin Türk dış politikası üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı Türk Devlet kimliği minvalinde kimlik-dış politika ilişkisinin ele alınması ve son dönem Türk Dış Politikasına etki eden devlet kimliğinin nasıl inşa edildiğinin ortaya koyulmasıdır. Bu temel amaç çerçevesinde Türk Dış Politikasında etkin olmuş kimlik tahayyüllerinin ve son dönem Türk Dış Politikasının inşasına etki eden enstrümanların açıklanması diğer alt amaçları oluşturmaktadır. Çalışmanın hipotezi; son dönem Türk Dış Politikasına etki eden kimlik tasavvurunun yumuşak güç enstrümanları çeperinde inşa edildiği ve bu kimlik inşası gerçekleştirilirken de herhangi bir eksen kaymasının yaşanmadığı bilakis, Türkiye?nin kendi eksenini kendisi çizdiği varsayımı üzerinedir. Söz konusu yeni kimlik yapısını yani 2002-2012 yılları arasında Türk Dış Politikasında etkin olmuş olan (ve günümüzde de etkin olmaya devam eden) kimlik tasavvuru; gerek yumuşak güç unsurları minvalinde şekillendirilmiş olması gerekse de 5. Büyükelçiler Konferansı?nda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu?nun dış politika vizyonunun dayandığı temel ilke olarak tanımlaması neticesinde ?yumuşak güç? kimliği olarak adlandırılacaktır. Bu bağlamda, çalışmanın ilk kısmında öncelikle kimlik ve dış politika kavramları ayrı ayrı ele alınmış, kavramların epistemolojisine değinildikten sonra temel Uluslararası İlişkiler kuramları bağlamında Kimlik-Dış Politika İlişkisi açıklanmıştır. Çalışmanın ?Türk Dış Politikasında Kimlik Arayışları? isimli ikinci kısmında tarihsel olarak Soğuk Savaş sonrası, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı öncesi dönem yani 1991-2002 yılları arasındaki süre ele alınmıştır. Önce Türk Dış Politikası açısından söz konusu dönemim bilançosu ele alınmış, ardından dış politikaya etki eden/edecek kimliğin nasıl kurgulandığı, nerede üretildiği ve ihtiva ettiği süreklilik bağlamında nasıl bir devlet kimliği haline geldiği, Batıcılık Kimliği başlığında açıklanmaya çalışılmıştır. Ortaya koyulan bilgilerin ışığında, söz konusu zaman dilimi içerisinde, yani 1991-2002 arasında, yukarıdaki satırlarda da değinilen Avrasyacılık, Neo Osmanlıcılık, İslamcılık gibi kimlik tasavvurlarının nasıl ortaya çıktıkları, ne anlam ifade ettikleri ve Türk Dış Politikasına etkileri incelenmiş, bu bağlamda ne kadar etkin olabildikleri ya da olamadıkları, bir tarihsel süreklilik arz etme konusundaki başarıları ve tutarlılık bağlamında ihtiva ettikleri incelenmiştir. Bir diğer deyişle, bu bölüm içerisinde, söz konusu tahayyüllerin bir ?devlet kimliği? olabilecek yeterliliğe sahip olup, olmadıkları ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü olacak olan ?11 Eylül Sonrası Dönem? başlıklı bölümde tarihsel olarak 2002-2012 yılları arasındaki dönem inceleme alanı olmuş ve öncelikle söz konusu dönemin, Türk Dış Politikası açısından bilançosu ele alınmıştır. Ardından Türk Dış Politikasında etkili olan yeni söylemler incelenmiş ve dış politikaya olan etkileri ortaya koyulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümü olan ?Türk Dış Politikasında Yumuşak Güç? başlığı altında, son dönemde Türk Dış Politikasında giderek önem kazanan yumuşak güç konsepti derinlemesine ele alınmıştır. Çalışmanın yine dördüncü bölümünde 1991-2002 ve 2002-2012 yılları arasında Türk Dış Politikasındaki yumuşak güç pratiği kurumlar, faaliyetleri ve geri dönüşler minvalinde değerlendirilecektir. Bu pratiği detaylıca incelemedeki amaç 2002-2012 yılları arasında inşa edilen devlet kimliğinin, yumuşak güç temelinde yükseldiği varsayımını doğrulamak adınadır. Sonuç bölümü ile çalışma nihayetlendirilecektir. Çalışmada ?2002-2012 yılları arasında dış politikaya etki eden devlet kimliği hangi enstrümanlar ile nasıl inşa edilmiştir? sorusuna cevap aranacaktır. Çalışmanın temel varsayımları, çalışmanın ilgili bölümlerinde de verildiği üzere kimlik ve dış politika arasında organik bir bağ olduğu yönündedir. Ancak Soğuk Savaş öncesi var olan kimlik yapısı (Batıcılık), Soğuk Savaş?ın ardından sorgulanmış ve alternatifler (Avrasyacılık, Neo-Osmanlıcık ve İslamcılık) ile çeşitlendirilmek istenmiştir. Ancak söz konusu alternatiflerin hiçbiri gerçek anlamda kendisine Türk Dış Politikasında bir uygulama alanı bulamamıştır. Bu varsayımın neden ve sonuçları ilgili bölümlerde detaylıca verilmiştir. Ancak 2002 yılından itibaren inşa edilmeye başlanan kimlik, Soğuk Savaş öncesi kimlik algısına (Batıcılık) alternatif ve/ya çeşitlilik sunmaktan ziyade üzerine eklemlenerek daha etkin bir dış politika izleme gayesinin güdüldüğü de aşikârdır. Bu bağlamda son dönem Türk Dış Politikasında, yumuşak güç kavramı ve bu gücü icra edecek kurumların çoğalması ile söz konusu eklemlemenin gerçekleştirilmeye çalışıldığı, daha doğru bir deyiş ile 2002-2012 arası dönemde öncekilere oranla farklı bir kimlik algısının inşa edilmeye gayret edildiği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu sayede de bir bakıma, özellikle dış basın tarafından uzun süre dillendirilen ?Türk Dış Politikasında bir eksen kayması var mıdır?? soruna, bilakis, ?Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dış politikasında kendi eksenini çizmeye mi çalışmaktadır?? sorusu ile cevap vermektir. Anahtar Sözcükler: 1. Türk Dış Politikası 2. Kimlik-Dış Politika İlişkisi 3. Yumuşak Güç 4. Kamu Diplomasisi 5. Devlet Kimliği

Devlet kimliğiDiplomasiKimlik+4
Erman Akıllı
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mısır'da orta sınıfların yükselişi: Refahın güce dönüşmesi

Bu tezin amacı, Mısır Devriminin itici gücünün orta sınıflar olduğu ve devrim sonrası düzenin yine orta sınıflar lehine bir atmosfer oluşturduğunun vurgulanmasıdır. Mısır?ın yaşadığı sosyal dönüşüm Eisenstadt?ın modernleşme kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Neo-patrimonyal toplumların modern döneme geçiş sürecinde tatbik etmesi gereken sistemsel değişimler Mısır siyasi ve ekonomik tarihi irdelenerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Siyasi otoritenin devrilmesi ile başlayan devrimci sürecin devam edebilmesi ve saf devrime ulaşabilmek için eski rejimin kalıntılarının tasfiye edilmesi gerektiği çalışmanın ulaştığı sonuçlardan biridir. Müslüman Kardeşler ile başlayan İslami yükselişin ideolojik değil, gelir düzeyine göre değişen sınıfsal yapılanmanın bir parçası olduğu ise çalışmanın sonuçlarından bir diğeridir. Anahtar Sözcükler: 1. 2011 Mısır Devrimi 2. Orta Sınıf 3. Çoğul Moderniteler 4. Neo-patrimonyal Toplum 5. Saf Devrim

DevrimlerGüçModernite+5
Nilgün Eliküçük
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrail devletinin vatandaşlık sorunsalı: Hiyerarşik kimlikler ve eşitlik talepleri

Kimlik meseleleri daha önce hiç olmadığı kadar karmaşık bir yapı arz etmeye başlamaktadır. İnsan hakları, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi evrensel değerlerin neden olduğu kimliksel uyanış karşısında ise devletlerin belirli taleplere cevap verebilme kabiliyetlerinin, demokrasinin içselleştirilmesi ile yakından ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Devlet ile halk arasında bir mekanizma işlevi gören vatandaşlığın ehemmiyeti de böylece net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede İsrail'de vuku bulan kimlik çatışmalarını konu alan bu çalışma vatandaşlık zemini üzerinde değerlendirilmektedir. İsrail Devleti'nin demokrasi karşıtı uygulamaları ile beraber parçalı ve hiyerarşik bir toplumsal yapının belirdiği hususu ise çalışmanın ana argümanını oluşturmaktadır. Nitekim siyasi, hukuki, dinî, ekonomik, kültürel ve sosyal pek çok parametre göz önünde bulundurulduğunda üç boyutlu çatışma profilinin toplumda mevcut olduğu görülmektedir: 1) Aşkenazi- Mizrahi bölünmesi, 2) Seküler- Haredi ayrışması, 3) Arap- Yahudi çatışması. İsrail'in, vatandaşları arasında ayrım gözeten ve bir tarafı avantajlı kılmaya yönelik politikaları dolayısıyla etnik bir devlet niteliği taşıdığı yönündeki sav ise çalışmanın sonunda sabitleşmektedir. Anahtar Sözcükler: 1) İsrail Devleti 2) Vatandaşlık 3) Aşkenazi- Mizrahi Bölünmesi 4) Seküler- Haredi Ayrışması 5) Arap- Yahudi Çatışması

Arap-İsrail çatışmasıEşitlikHiyerarşi+6
Hamza Yavuz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Mısır ilişkileri: 1922-1981

Mısır, dünya tarihinde olduğu gibi Türk tarihinde de önemli olay ve olguların yaşandığı stratejik bir bölge olmuştur. Türklerin özellikle Osmanlı hâkimiyeti sonrası Mısır?da hakimiyet kurması ile birlikte Türk-Mısır ilişkilerinin temeli atılmış olmaktaydı. Türk hanedanını temsil eden Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve ailesi, Mısır tarihinde silinmez bir iz bırakacaktı. Hanedanın devamı ile birlikte Mısır'da halk, Türkiye'nin bağımsızlık savaşını örnek alacak ve Türk-Mısır halkları aynı kaderi paylaşacaktı. Türkiye'nin bağımsızlığı sonrasında özellikle hilafetin kaldırılması gibi laik reformların gerçekleştirilmesi, Mısır halkı üzerinde olumsuz etki yaratacaktı. İngilizlere karşı bağımsızlık mücadelesini kısmen 1922'de kazanan Mısır halkı, bu tarihten itibaren her yönüyle bağımsız olmak için Batı'ya karşı uzun bir savaş verecekti. Mısır halkı ve Mısır ordusundaki genç subaylar bu durumdan hoşnut değillerdi. Bu hoşnutsuzluk Hür Subaylar'ın askeri darbesi ile sonuçlanacak ve Ortadoğu'da statükoyu değiştirecek olan Nasır'ın tarih sahnesine girmesine vesile olacaktı. Soğuk Savaş'a kadar özellikle Atatürk döneminde Türk-Mısır ilişkilerinin iyi olmasına ve Türkiye'nin Mısır halkının yanında rağmen, Türkiye'nin özellikle Sovyetler Birliği'nden gelebilecek tehdit algısı nedeniyle, Türkiye Batı'ya yaklaşmıştır. Bu yaklaşma, Türkiye'yi başta Mısır olmak üzere Arap Ortadoğusu'ndan uzaklaştıracaktı. Yahudilerin 1948?de İsrail devletini kurmasının hemen ardından meydana gelen I. Arap-İsrail Savaşı, Ortadoğu'daki dengeleri değiştirmiştir. Değişen bu dengede Türkiye'nin, İsrail'i tanıyan ilk Müslüman devlet olması ve İsrail yanlısı politika izlemesi sonucunda, Mısır ile yolları ayrım noktasına gelecekti. Türkiye, uluslararası politikada özellikle Kıbrıs meselesinde hem Batı'nın hem de Arap ülkelerinin Türkiye aleyhine tutumları nedeniyle, Mısır ve Araplar ilişkilerine önem vermek zorunda olduğunu kavramıştı. Ortadoğu Komutanlığı ve Bağdat Paktı gibi Batı güdümündeki oluşumlar sonrasında Mısır tarafından oldukça tepki gören Türkiye, Ortadoğu politikasında değişim yapacaktı. Süveyş Savaşı'nda temkinli davranışlar ve gerektiğinde Mısır'ı destekleyici kararlar ile Türkiye, bunu somut bir şekilde göstermiştir. Nasır, Türkiye'yi bir yandan Batı yanlısı olmakla suçlamakla beraber, öteki taraftan da Arap Ortadoğusu'nda en güçlü rakibi olarak görmesine rağmen, Enver Sedat'ın rasyonel dış politika izlemesi ile Türk-Mısır ilişkileri daha iyi hale gelecekti. Anahtar Sözcükler 1. Türkiye 2. Mısır 3. Cemal Abdül Nasır 4. Ortadoğu 5. Süveyş Kanalı

Arap-İsrail ilişkileriArap-İsrail savaşlarıSiyasi ilişkiler+4
Tamer Aslan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00