Demiroğlu Bilim University
Faculty

Faculty of Medicine

Demiroğlu Bilim University

88

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Enterobacterıaceae suşlarında karbapenem direncinin fenotipik ve genotipik olarak tanımlanması

Bakterilerdeki antibiyotik direnci, tüm dünyada giderek artmaktadır. Bu dirençli kökenler enfeksiyonların tedavisinde önemli sorunlara yol açmaktadır. Yaşamı tehdit eden ciddi, çoklu ilaç direnci gösteren GN bakterilerin yol açtığı enfeksiyonlarda karbapenem grubu antibiyotikler son seçenek durumunda olduğu için karbapenem direncinin ayrı bir önemi vardır. Bu çalışmada hastanemizde izole edilen karbapenem dirençli Enterobacteriaceae fenotipik ve genotipik özelliklerinin araştırılması ve karbapenem direncine sebep olan genetik mekanizmaların incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya toplam 43 karbapenem dirençli suş alınmıştır. Vitek-2 (bioMérieux, Fransa) sistemi ile isimlendirilmiş ve antibiyotik duyarlılıkları belirlenmiştir. Karbapenem MIC değerleri ayrıca E-test ile de çalışılmıştır. Fenotipik tanımlama için MHT ve MBL E test kullanılmıştır. Direnç genlerinden olan IMP, VIM, KPC, NDM 1 ve OXA 48 Multipleks PCR (hyplex® SuperBug ID) ile çalışılmıştır. MHT % 81.4 oranında pozitif saptanmıştır. Kırk üç suşun 7'sinde OXA 48 geni, 1'inde NDM 1 geni pozitif bulunmuş, diğerlerinde ise hiç bir direnç geni tespit edilememiştir. PCR sonuçları referans alınarak, fenotipik testlerle PCR uyumu karşılaştırılmıştır. MHT testi ile OXA 48 direnç geni pozitifliği ve MBL E test ile NDM 1direnç geni pozitifliği arasında uyum görülmüştür ( p < 0,05). Diğer antibiyotiklere karşı yüksek oranda direnç görülürken suşların %11.6'sında kolistin direnci görülmüştür. Karbapenem dirençli enterobactericeae izolatların hızlı ve erken tanımlanması bu çok dirençli patojenlerin neden olduğu enfeksiyonların engellenmesi ve bununla ilişkili mortalite oranlarının düşmesine katkı sağlayacaktır düşüncesindeyiz.

Antibiyotikler-laktamAntienfektif ajanlarEnterobacteriaceae+5
Ayşe Tekin
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ile serum düşük dansiteli lipoprotein alt grupları ilişkisi

Giriş ve Amaç: Yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD) ateroskleroz ile total ve düşük dansiteli lipoprotien (LDL) kolesterol yüksekliği gibi risk faktörleri paylaşmaktadır. LDL, elektroforez ile alt gruplara ayrılmaktadır. Bunlardan küçük dens LDL tiplerine B paterni adı verilmiştir. Tez çalışmamızda ateroskleroz patolojisinde önemli bir yeri olan bu paternin YBMD hastalarında görülüp görülmediği araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: TC İstanbul Bilim Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda YBMD tanısı konan ve sağlıklı kontrol olan 84 hasta ile çalışıldı. Hastalardan alınan kan örneklerinden total ve LDL kolesterol seviyeleri ve Lipoprint System poliakrilamid elektroforez kullanılarak LDL alt grubu profili çalışılmıştır. Bulgular: Yirmialtı hasta nonneovasküler YBMD, 37 hasta neovasküler YBMD, 21 hasta kontrol grubunu oluşturmuştur. Hastaların %67'si kadın, %33'ü erkektir. Katılımcıların ortalama yaşları 72,1±9,6'dır. Gruplar yaş ve cinsiyet açısından uyumludur. Katılımcıların total kolesterol seviyelerinin ortalaması 223,5±52,3mg/dl, LDL kolesterol seviyelerinin ortalaması 138,6±43,6 mg/dl'dir. Total ve LDL kolesterol bakımından YBMD gruplarının aralarında ve bu gruplarla kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcıların %84,6'ü A paterne sahiptir, %15,4'ü B paterne sahiptir. LDL kolesterol alt grupları bakımından nonneovasküler YBMD ve neovasküler YBMD gruplarının arasında ve bu gruplarla kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamamıştır. Tartışma: Toplumun yaklaşık %25'inde görülen B tipi LDL kolesterol alt grup paterni tüm hastalarımızda %14,3 oranında görülmüştür. Çalışmamızda kadın katılımcıların %10,7'sinin, erkek katılımcıların % 21,4'ünün B paterne sahip olması literatürle uyumludur. Çalışılan B patern profilinin YBMD hastalarında toplumdan farklı olmadığı sonucuna varıldı. Bu sonuç üzerinde YBMD'nin geniş etyopatolojik yelpazesinin, risk faktörlerinin ve özellikle erkek katılımcı gruplarımızın sayısının istatistik açısından yetersiz olmasının etkisi olduğunu varsaymaktayız. Bu yüzden bulgularımızın fazla olgu sayısı içeren, randomize, karşılaştırmalı çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

AterosklerozGöz hastalıklarıKolesterol-LDL+4
Amber Şenel Kükner
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nörosifiliz hastalarının klinik özellikleri

Sifiliz Treponema Pallidum' un neden olduğu kronik bir enfeksiyondur. Cinsel yolla veya anneden çocuğa bulaşır. Penisilin tedavisi ile beraber nörosifiliz sıklığı azalmasına rağmen, günümüzde HIV enfeksiyonu ile beraber sıklığında artış görülmektedir. 19 NS hastasının dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastaların çalışmaya dahil edilme kriterleri; beyin omirilik sıvısı (BOS) VDRL pozitifliği, BOS lökosit değerinin 10/ mm3, BOS protein değerinin 50 mg/dl' nin üzerinde olması idi. Hastaların ortalama yaşı, hastalığın başlangıç yaşı, hastaneye ilk yaşı, hastalık süresi, cinsiyeti, eğitim durumu, nöropsikoloji ve kranyal manyetik rezonans (MR) bulguları değerlendirildi. Çalışma grubunda 19 nörosifiliz hastası mevcuttu. Olguların hepsi erkekti. NS grubunda ortalama başlangıç yaşı ve ortalama izlem süresi 48 ve 2,12 yıldı. Hastaların başvuru yaşları ortalaması 48(8,74) yıldı. Yaş dağılımında minimum 35 ve maksimum 72 idi. Çalışma grubunun ortalama eğitim süresi 5,22(1,2) .Başvuruya kadar geçen süre minimum 1 ay maksimum 4 yıldı. Ortalama 2,12; standart sapma 2,10 yıldı. Hastalık süresi ortalama 2,12(2.10) yıldı. Hastaların klinik değerlendirmeleri sırasındaki ortalama MMSE skoru 14,4(8,6). Değerlendirme sırasındaki ortalama CDR (Clinical Dementia Rating) skoru 2,38(1.1) idi. NS olgularının kendilerine özgü klinik ve radyolojik bulguları vardır. Erken başlangıçlı demans olgularında NS akılda bulundurulmalıdır.

AtrofiDemansSifiliz+2
Ayça Altınkaya
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal spondilotik miyelopatinin cerrahi tedavisinde 2 seviye anterior diskektomi-füzyon ve tek seviye anterior korpektomi-füzyon tekniklerinin perioperatif bulgularının, klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması

Giriş: 2 seviye servikal dejeneratif disk hastalığının cerrahi tedavi yöntemi halen tartışmalıdır. Bu retrospektif çalışmanın amacı 2 seviye anterior servikal diskektomi-füzyon(ASDF) ve tek seviye anterior servikal korpektomi-füzyon(ASKF) uygulanmış hastaların radyolojik ve klinik sonuçlarına göre iki cerrahi tekniğin karşılaştırılmasıdır. Materyal ve Metod: Unkovertebral eklem osteofiti ve disk hernisi nedenli myeloradikülopatinin tedavisi için ASDF ve ASKF uygulanan 58 hasta çalışmaya dahil edildi. İki grup arasında perioperatif parametreler (hastanede kalış süresi, kan kaybı miktarı, operasyon süresi, komplikasyonlar), klinik sonuçlar (boyun ve kol Visual Analog Scale(VAS) skorları) ve radyolojik sonuçlar (servikal lordoz ve füzyon oranları) karşılaştırıldı. Karşılaştırma t test ve p değerleri kullanılarak yapıldı. p değerinin 0.05'den küçük olması istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Bulgular: ASDF grubunda yaş ortalaması 46.5 olan 31 hasta(19 kadın, 12 erkek), ASKF grubunda ise yaş ortalaması 48.8 olan 27 hasta(15 kadın, 12 erkek) mevcuttu. İki gruptaki tüm hastalara stabilizasyon için semi-dinamik plak ve füzyon için allogreft doldurulmuş kafesler kullanıldı. Ortalama takip süresi ASDF için 51.2 ay, ASKF için ise 48.4 aydı. Hastanede kalış süreleri açısından iki grup arasında fark saptanmadı. ASKF grubunda istatistiksel açıdan anlamlı fark olmaksızın kan kaybı daha fazlaydı ve operasyon süresi daha uzundu. ASDF grubunda 1 hastada dura yırtığı, 3 hastada ses kısıklığı; ASKF grubunda ise 1 hastada dura yırtığı ve geçici C5 palsi meydana geldi. Operasyon sonrasında boyun ve kol VAS skorları iki grupta benzerdi(ASDF:2.5, ASKF:2.8). Solid füzyon tüm hastalarda elde edildi. Servikal lordozda iyileşme ASDF grubunda 18.3 dereceden 24.4 dereceye, ASKF grubunda 17.4 dereceden 18.9 dereceye arttı. Sonuç: Miyeloradikülopati ile seyreden 2 seviye servikal dejeneratif disk hastalığının cerrahi tedavisinde ASDF veya ASKF tekniklerinin klinik semptomların iyileşmesi ve füzyon oranları açısından istatistiksel anlamlı farkların olmadığı görülmüştür. İstatistiksel açıdan anlamsız kan kaybı ve operasyon süresi ASDF grubunda daha azdı. Bunlara ek olarak ASKF servikal lordozda daha az iyileşme sağlamaktadır.

CerrahiCerrahi tedaviDiskektomi+4
Ramazan Soydan
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Posterior füzyon ve enstrümentasyon uygulanan skolyoz cerrahisinde hedef kontrollü infüzyon ile uygulanan remifentanil ve morfin'in hemodinami, weak up süresi ve postoperatif ağrı üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada skolyoz cerrahisinde morfin infüzyonunun çeşitli parametreler üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. ASA I-II grubu 40 olgu rastgele iki gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu iki grupta da standart uygulandı. İdamede ise Grup M'de propofol 50-200 mcq/kg/dk,morfin 0.5-2.5 mcq/kg/dk,Grup R'de propofol 50-200 mcq/kg/dk,remifentanil 0.1-0.3 mcq/kg/dk infüzyonları BİS değeri 40-60 arasında tutulacak ve ortalama arter basıncı 60-70 mmHg olacak şekilde infüzyon dozları ayarlanarak uygulandı. Her iki grupta %50 O2+%50 N2O karışımı ile hastalarda Ppeak<30 mmHg ETCO2 35-40 mmHg arasında tutulmak kaydıyla PCV-VG modunda ventilasyon sağlandı. Olgular wake up test süreleri,wake up testi öncesi ve sonrası sistolik,diastolik,ortalama arter basınçları(SAB,DAB,OAB)kalp atım hızı(KAH) ,postoperatif yan etkiler,ekstübasyon ve yoğun bakımda kalış süreleri,tramadol ve ek hipotansif ajan ihtiyacı,somatosensorial evoked potansiyel(SSEP) verilerinin anestezik ajanlardan etkilenimi ve maliyet kriterleri bakımından değerlendirildi. Çalışmamızda gruplar arası karşılaştırmada wake up testi öncesi ve sonrasında SAB ve KAH grup m'de anlamlı olarak düşük bulunmuştur.Wake up test süresi grup r 'de anlamlı kısa bulunmuştur. Gruplar arasında yan etki profili açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ekstübasyon süreleri grup r'de anlamlı olarak kısa bulunmuştur. YBÜ'nde kalış süreleri açısından bir fark saptanmamıştır. Postoperatif analjezik ve ek hipotansif ajan ihtiyacı grup r'de anlamlı olarak fazla bulunmuştur. SSEP verilerinden memnuniyetsizlik grup r'de anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Maliyet grup m'de anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Tüm bu veriler eşliğinde morfin infüzyonunun spinal cerrahide remifentanile alternatif bir ajan olarak kullanılabileceği kanaatine vardık. Anahtar kelimeler: Remifentanil, Morfin, Weak up süresi, Skolyoz cerrahisi

Ağrı-postoperatifCerrahiHemodinami+3
Egemen Eken
Demiroğlu Bilim University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfraklavikuler brakial pleksus blokajında bupivakain-lidokain kombinasyonunun farklı doz ve konsantrasyonlarda karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı; infraklaviküler brakial pleksus blokajı ile gerçekleştirilen el cerrahisi operasyonlarında, farklı doz ve konsantrasyonlardaki Bupivakain-Lidokain kombinasyonlarının etkinlik sürelerini saptamak ve ideal ilaç dozunu belirlemektir. Etik kurul onayı ve hasta onamlarını takiben hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı (n=20). Birinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain (Grup I), ikinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain-30 ml Serum Fizyolojik (Grup II), üçüncü gruba 10 ml %0,5 Bupivakain-10 ml %2 Lidokain- 40 ml serum fizyolojik uygulandı (Grup III). Gruplar yaş, ağırlık ve ASA (American Society of Anesthesiologists) skorları, blok sonrası operasyona başlama süresi, cerrahi süre, turnike süresi, peroperatif ve postoperatif ortalama arter basıncı, kalp tepe atımı ve SpO2 değerleri bakımından benzerdi. Grup I'de duyusal blok başlama süresi grup II ve grup III'den; grup II'de duyusal blok başlama süresi grup III'den; grup I'de motor blok başlama süresi grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha uzundu. Grup II ve grup III'de motor blok başlama süresi anlamlı farklılık göstermedi. Grup I'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II ve grup III'den; grup III'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II'den anlamlı olarak daha kısaydı. Grup I'de ek analjezi ihtiyacı ve VAS [Görsel Analog Skala (Visual Analogue Scale)] skoru grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0,05). Grup II ve grup III'de ek analjezi ihtiyaçları benzerdi (p > 0,05). Sonuç olarak lokal anestezik solüsyon hacminin artırılıp konsantrasyonlarının azaltılmasıyla blok başlangıcının hızlandırılabildiği, süresinin uzatılabildiği, postoperatif hastalarda daha düşük VAS skorları ve daha az ek analjezik gereksinimi sağladığı ortaya konulmuştur.

AnaljeziAnaljeziklerAnestetikler-lokal+6
Sultan Acar Sevinç
Demiroğlu Bilim University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

PET/BT pozitifliği hepatoselüler karsinom nedeniyle yapılan erişkin canlı vericili karaciğer transplantasyonunda düşük sağkalım göstergesi

PET/BT görüntülemenin HCC klinik evrelemesindeki rolü, karaciğer nakli için hasta seçimi, nüks ve sağkalımı predikte etmedeki yeri konusunda yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı HCC nedeniyle canlı vericili karaciğer nakli planlanan olguların operasyon öncesi PET/BT pozitifliği ile transplant sonrası nüks, sağkalım ve histopatoloji arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Haziran 2011 ile Aralık 2013 arasında HCC nedeniyle canlı vericili karaciğer nakli uygulanmış olan 60 hasta retrospektif olarak analiz edilmiştir. Pre-op görüntüleme verileri, histopatolojik özellikler, AFP, tümör sayısı ve çapı, nüks ve sağkalım, preop PET/BT taraması ile ilişkilendirilmiştir. Ortalama yaşı 53.8±7.99 olan toplam 60 hasta, ortalama olarak 20.6±10.96 ay izlenmiştir. PET/BT negatif ile pozitif olan hastaların sonuçları karşılaştırıldığında maksimum tümör çapı PET/BT pozitif olanlarda negatiflere göre daha büyük saptanmıştır (p=0.04). PET/BT pozitif hastalarda negatiflere göre daha yüksek mortalite ve nüks oranı saptanmıştır (p<0.05). Bir yıllık sağkalım PET/BT pozitif hastalarda negatiflere göre anlamlı oranda düşük çıkmıştır (%82 vs %100) (p=<0.05). Buna rağmen AFP, evre, diferansiyasyon derecesi ve mikrovasküler invazyonda farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Bu çalışma, transplantasyon öncesi PET/BT pozitifliğinin HCC'de kötü prognoz göstergesi olduğunu ve canlı vericili karaciğer transplantasyonundan sonra düşük sağkalım ve yüksek nüks oranı olduğunu göstermektedir.

Hepatit B virüsüHepatit B yüzey antijenleriHepatit C virüsü+4
Bedi Yoğurtçuoğlu
Demiroğlu Bilim University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mitral kapak replasmanı yapılan olgularda preoperatif hava yolu obstrüksiyonunun morbidite ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada mitral kapak replasmanı yapılan hastalarda, preoperatif solunum fonksiyon testleri ile saptanan hava yolu obstruksiyonunun, postoperatif mekanik ventilasyon süresi ile yoğun bakım yatış süresi ilişkisi incelendi. Materyal ve Yöntem: Kliniğimizde Ocak 2011-Aralık 2014 tarihleri arasında mitral kapak replasmanı yapılan 62 ardışık hasta, çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların cinsiyet, sistemik hastalık varlığı, sigara kullanımı, solunum fonksiyon testleri, ejeksiyon fraksiyonu, pulmoner arter basıncı, peroperatif kardiyopulmoner baypas ve aort klempi süreleri, postoperatif entübasyon süresi, cerrahi yoğun bakım kalış süresi, preoperatif ve postoperatif aspartat aminotranferaz, alanin aminotranferaz, serum üre nitrojeni, kreatinin, arter kan gazı değerleri kayıt edildi. Bulgular: Toplam 62 hastanın 36'sı kadın, 26'sı erkek idi. Hastaların 17'sinde sigara kullanım öyküsü vardı. Kırkyedi hastada eşlik eden sistemik hastalık mevcuttu. Bunlardan 9'u astım, 8'i kronik obstruktif akciğer hastalığı idi. Solunum yolu hastalığı olan 12 hastanın yoğun bakım kalış süresi, solunum yolu hastalığı olmayan 50 hastadan anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Kronik obstruktif akciğer hastalığı olan 8 hastanın yoğun bakım yatış süresi, kronik obstruktif akciğer hastalığı olmayanlardan anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). İlaç kullanımı olan 10 hastanın cerrahi yoğun bakım yatış süresi ilaç kullanımı olmayan 52 hastadan anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Hastaların yoğun bakım yatış süresi ile renal fonksiyon göstergeleri arasında anlamlı pozitif korelasyon mevcuttu (p<0,05). Entübe kalış süresi ile kardiyopulmoner baypas süresi arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (p<0,05). Entubasyon süresi ile birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar volüm değeri arasında anlamlı negatif korelasyon mevcuttu (p<0,05). Sonuç: Kardiyopulmoner baypas ile mitral kapak replasmanı planlanan hastaların preoperatif dönemde ayrıntılı olarak hava yolu obstruksiyonu varlığı açısından değerlendirilmeleri, postoperatif dönemde mekanik ventilasyon gereksinimi ve uzayan yatışın azaltılmasını sağlayabilir görüşüne varıldı.

Kalp kapak hastalıklarıMitral kapakMitral kapak stenozu+6
Yasemen Durak Erdinç
Demiroğlu Bilim University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromlu hastalarda sağ ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlarının, sağ atriyum boyutunun ve pulmoner arter basınçlarının değerlendirilmesi

Giris ve Amaç: Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OUAS) gün içinde uyuklama ve kronik yorgunluk ile iliskili, sebep oldugu kazalar ve/veya kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle morbidite ve mortaliteye neden olabilen, sık görülen bir patolojidir. Çalısmamızın amacı, orta veya agır siddette OUAS bulunan hastalarda; RV sistolik ve diyastolik fonksiyonlarının, RA boyutlarının ve pulmoner arter basınçlarının TTE ile incelenmesi, ve OUAS bulunmayan hastalarla karsılastırılması idi. Yöntem: Çalısmamıza Uyku Merkezi' nde en az 1 gecelik polisomnografik inceleme yapılmıs ve orta ya da ileri OUAS tanısı konmus 40 hasta ve kardiyoloji poliklinigine basvuran hastalara yapılan sorgulamada, EUS 10 bulunanlar arasından seçilen 15 kontrol olmak üzere, toplam 55 hasta alındı. Tüm hastalara TTE uygulandı; M-mode, iki boyutlu inceleme, renkli akım Doppler ve DD yardımıyla RV boyutları ve ön duvar kalınlıgı, RA çap ve alanı, RV sistolik ve diyastolik fonksiyonları, sistolik ve ortalama PAB' ları incelendi. Bulgular: OUAS' lu hasta grubunda RV sistolik ve diyastolik fonksiyonlarının bozuldugunu, sistolik ve ortalama PAB' larının kontrol grubuna göre yüksek oldugunu ve RA sistol sonu çapı ve alanının arttıgını gösterdik. Sonuç: Çalısmamızda elde ettigimiz veriler sonucunda, radyonüklid ventrikülografi, sag kalp kateterizasyonu yada MR gibi maliyeti ve/veya komplikasyonları daha fazla olan yöntemlerin yanında; özellikle DD gibi rutin kullanıma yeni giren tekniklerle birlikte, TTE' nin RV fonksiyonlarını degerlendirmede önemli ve degerli bir yöntem oldugu sonucuna vardık.

AtriyumPulmoner arterUyku apne sendromları+1
Deniz Güzel
Demiroğlu Bilim University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aort stenozlu hastalarda farklı protez kapaklarla gerçekleştirilen aort kapak replasmanlarından sonra sol ventrikül kütle gerilemesi oranlarının karşılaştırılması

Aort stenozu olan hastalarda sol ventrikül hipertrofisi gelisir. Aort kapak replasmanı zamanla sol ventrikül kütlesinde gerilemeyle sonuçlanır [3], bu da sol ventrikül hipertrofisiyle iliskili olan ani ölüm, konjestif kalp yetmezligi ve dirençli aritmiler gibi uzun dönem komplikasyonları azaltabilir [4]. Bu nedenle, sol ventrikül kütle gerilemesi, aort kapak replasmanından sonra uzun dönem sag kalıma etki eden en önemli kriterdir. Degisik protez kapaklar arasındaki sol ventrikül hipertrofisinin gerileme oranları aort kapak replasmanında kullanılan protezlerin özelliklerine göre farklılık gösterir. Yaslı hastalarda biyoprotezler tercih edilirken genç hastalarda mekanik kapaklar kullanılır. Bu çalısmanın amacı, üç farklı protez kapagın ameliyat sonrası dönemde sol ventrikül kütle gerilemesi üzerine etkilerinin degerlendirilmesidir. Bu amaçla, Florence Nightingale Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniginde Mayıs 2001 ile Aralık 2004 tarihleri arasında aort stenozu nedeniyle aort kapak replasmanı operasyonu uygulanan hastalar çalısmaya dahil edildi. Hastalar, takılan protezlerin tipine göre üç gruba ayrıldı. Grup I'e Hancock II Bioprotez kullanılan hastalar, grup II'ye Medtronic tek yaprakçık tipi protez kullanılan hastalar ve grup III'e St. Jude iki yaprakçıklı protez kullanılan hastalar alındı. Bu çalısmada istatistiksel analizler GraphPad Prisma V.3 paket programı ile yapılmıstır. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde degerlendirilmistir. Sonuçlar genel olarak degerlendirildiginde, her üç grupta da SVK'nde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma gözlenmis (p=0,0001) ancak, bu azalma gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmamıstır (p=0,054, p=0,363). Sonuç olarak her üç kapagın da sol ventrikül kütlesinin azalması üzerinde orta dönemde benzer etkileri oldugu ancak, daha kesin bir yorumda bulunabilmek için daha fazla hasta üzerindeki uzun dönem sonuçlarının degerlendirilmesi gerektigi kanısındayız.

Mehmet Kerem Oral
Demiroğlu Bilim University
2007
00