
155
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Ebeveynin konuşma hızının kekemeliği olan çocuğun kekemelik şiddeti, sıklığı ve konuşma hızı üzerine etkisinin çevrimiçi ve yüz yüze olarak incelenmesi
Sözel ifadenin anlamının aktarılmasında önemli bir role sahip olan konuşma hızının, kekemeliği olan çocuklar için kekemelik şiddetini yansıttığı düşünülmektedir. Bu çalışmada, ebeveyn konuşma hızının azaltılmasıyla, kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti, sıklığı ve konuşma hızı üzerine etkisi ile birlikte kekemeliği olan ve olmayan çocukların ve onların ebeveynlerinin konuşma hızları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 3-6 yaş arasındaki kekemeliği olan 46 çocuk ile yaş ve cinsiyet açısından eşleşen 46 kekemeliği olmayan çocuk ve her iki grubun ebeveynleri dahil edilmiştir. Çalışma ve kontrol grubundaki çocukların ve ebeveynlerinin konuşma hızları ve kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti ve sıklığı ebeveyn – çocuk arasındaki etkileşimli sohbet üzerinden elde edilen kayıtlar ile analiz edilmiştir. Kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti ve sıklığı Ağırlıklı Kekemelik Şiddeti Ölçümü (Weighted-SLD) ile hesaplanmıştır. Kekemeliği olan çocuklar ve ebeveynleri ile değerlendirme ve görüşmeler iki oturum halinde görüşülmüştür. İlk oturumun sonunda ebeveyn konuşma hızı azaltılması yönünde öneriler sunulmuştur. İkinci oturumda da yapılan değerlendirmeler tekrarlanmıştır. Ebeveyn konuşma hızının azalması sonucunda kekemeliği olan çocuğun kekemelik şiddetinde ve sıklığında anlamlı düzeyde bir azalma olduğu tespit edilirken çocukların konuşma hızlarında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı görülmüştür. Kekemeliği olan ve olmayan çocukların ebeveynleri arasında konuşma hızları açısından farklılık bulunmamıştır. Ayrıca, veri toplama yöntemi açısından çevrimiçi ve yüz yüze değerlendirme ve görüşmelerin birbiri yerine kullanılabilen güvenilir araçlar olduğu da ortaya konmuştur.
İnme sonrası iletişim çıktıları ölçeği'nin (Communication outcome after stroke scale -COAST) ve inme sonrası iletişim çıktıları-bakım veren ölçeği'nin (Carer communication outcome after stroke scale -carer COAST) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması
Afazide güncel değerlendirme yaklaşımları, eksiklik temelli değerlendirmelerin yanında fonksiyonel yaklaşımları da önermektedir. Afazili bireyin fonksiyonel iletişim becerileri ve yaşam kalitesini değerlendiren öz değerlendirme ölçekleri bu kapsamda önem taşımaktadır. Ayrıca bakım veren görüşlerinin alınması bütüncül değerlendirme için gereklidir. Bu doğrultuda çalışma (Communication Outcome after Stroke Scale-COAST) ve (Carer Communication Outcome after Stroke Scale-Carer COAST) ölçeklerinin Türkçeye geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesini hedeflemiştir. Çalışmaya 101 afazili birey ve 101 bakım veren dahil edilmiştir. Çalışmamızda yapı, kapsam ve ölçüt geçerliği; iç tutarlık ve test-tekrar test güvenirliği incelenmiştir. Ölçüt geçerliği için SAQOL-39-TR ölçeği kullanılmıştır. COAST-Türkçe (COAST-TR) ve CARER COAST-Türkçe (COAST- TR-BV) için Cronbach Alfa değeri 0.898, 0.883 olarak, test-tekrar test güvenirliğinde elde edilen değerler ise 0.948, 0.949 olarak bulunmuştur. COAST-TR ve COAST-TR- BV için ortalama madde toplam korelasyonları 0.594, 0.566 şeklinde yeterli düzeyde bulunmuştur. COAST-TR ve SAQOL-39-TR arasında pozitif yönlü orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeğinden alınan puanlar arasında orta ve yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur. Bunun yanında farklı afazi şiddet gruplarında ve tutuk- tutuk olmayan afazili gruplar arasında birey ve bakım veren ölçeklerinde gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Yapılan analizler sonrasında COAST-TR ve COAST-TR-BV ölçeklerinin Türkçe için geçerli ve güvenilir olduğu kanıtlanmıştır.
Altı yaşından küçük çocuklar için iletişim çıktılarına odaklanma ölçeği-34 (FOCUS-34) Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Okul öncesi dönemde sıklıkla görülen dil ve konuşma bozuklukları, çocukların iletişimsel katılım becerilerini olumsuz etkileyebilmektedir. FOCUS-34, dil ve konuşma bozuklukları olan okul öncesi çocuklarda iletişimsel katılımı değerlendiren geçerli ve güvenilir ölçektir. Bu çalışmada, FOCUS-34'ün Türkçe versiyonunun oluşturulması ve geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dil bozukluğu, konuşma sesi bozukluğu ve akıcı konuşma bozukluğu olan 20-72 ay aralığında toplam 175 çocuk ve ebeveyni dahil edilmiştir. Ebeveynlerden Demografik Bilgi Formunu, FOCUS-34-Türkçe Versiyon (FOCUS-34-TR) ölçeğini ve Erken Gelişim Evreleri-Sosyal Duygusal Envanterini (EGE-SD) doldurmaları istenmiştir. Ölçeğin geçerliğinin değerlendirilmesi için yapı geçerliği yöntemleri, yakınsak ve ıraksak geçerlik, güvenirliğinin değerlendirilmesi için ise iç tutarlılık ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri kullanılmıştır. FOCUS-34-TR ölçeği toplam için Cronbach Alfa değeri .97 olarak ve alt ölçekler için Cronbach Alfa değerleri .61 ile .94 arasında bulunmuştur. Test-tekrar test güvenirliği için 46 ebeveynden FOCUS-34-TR ölçeğini bir hafta sonra tekrar doldurmaları istenmiştir; test-tekrar test analizinde elde edilen değer .95 olarak bulunmuştur. FOCUS-34-TR toplam puan ile alt ölçekleri arasındaki korelasyonlar .77-.90 arasında bulunmuştur. Yakınsak ve ıraksak geçerlik testi için; FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasındaki ilişkiler incelenmiştir ve FOCUS-34-TR ölçeği ile EGE-SD arasında ve EGE-SD İletişim ve İnsanlarla Etkileşim alt alanları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda, FOCUS-34-TR ölçeğinin dil ve konuşma bozukluğu olan okulöncesi çocuklarda iletişimsel katılımı ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmüştür.
Konuşma sırasında farklı ses üretimlerinde gerçekleşen velofaringeal bölge hareketinin manyetik rezonans görüntüleme yoluyla incelenmesi
Artikülatörlerin hareketi konuşma seslerinin üretim özelliklerine ve koartikülatör bağlama göre değişkenlik gösterebilmektedir. Hareketli bir artikülatör olan velumun hareketinin de konuşma seslerinin üretim özelliklerinden ve koartikülatör bağlamdan etkilenmesi beklenmektedir. Çalışmamızda farklı ses üretimlerinde velum hareketinin incelenmesi amacıyla midsagital düzlemde anadili Türkçe olan 20 sağlıklı yetişkin bireyin manyetik rezonans görüntüsü (MRG) analiz edilmiştir. Ölçümler; dinlenme durumu, izole /a/, /i/, /e/, /o/, /u/ üretimlerinde ve durak/patlamalı (/b/, /d/, /g/), sürtünmeli (/z/), durak sürtünmeli (/dʒ/), nazal (/m/, /n/), yan daralmalı (/l/), tek vuruşlu (/r/) üretim tarzından ünsüz-ünlü bağlamda bulunan ünlü üretiminde gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen ölçümler aracılığı ile velar yükselme, velumun fleksiyon açısı, velar açılanmanın velumun başlangıcından uzaklığı ve velumun nazal yüzü ile arka faringeal duvar arası mesafenin istatistiksel olarak karşılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre Türkçe konuşan sağlıklı yetişkin bireylerde velumun hareket özellikleri farklı konuşma sesi üretimlerinde değişiklik göstermektedir. İzole ünlü üretimlerinde veya farklı ünsüz bağlamlarında üretilen ünlülerde velumun hareket özellikleri değişmektedir. Bu değişiklikleri ortaya çıkarmak için manyetik rezonans görüntülemenin uygun ve avantajlı bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Gelecekteki araştırmalarda MRG yoluyla velofaringeal bölge hareketini inceleyen çalışmaların artmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Okul çağı kekemeliği olan çocukların mizaç özellikleri
Mizaç, kekemeliğin nedeni olmasa da kekemeliğe etki edebileceği ve kekemeliğin şiddetini artırabileceği düşünülen bir faktördür. Kekemeliği olan okul çağı çocuklar, adölesan ve yetişkinlerde mizaç çalışmaları okul öncesi döneme göre daha az yapılmaktadır ve bulgular tutarsızdır. Çocuğun gelişimi boyunca ortaya çıkan değişiklikleri anlamak için okul çağı çocuklarda mizacın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, okul çağı kekemeliği olan çocukların kekemeliği olmayan akranlarıyla mizaç özelliklerini karşılaştırmak ve mizaç özellikleri ile kekemelik şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, 8-11 yaş arasındaki kekemeliği olan tipik gelişim gösteren 66 çocuk ile yaş ve cinsiyet açısından eşleşen 66 kekemeliği olmayan tipik gelişim gösteren çocuk dahil edilmiştir. Çocukların mizaç özelliklerini değerlendirebilmek için ebeveyn raporuna dayanan Okul Çağı Çocukları için Mizaç Ölçeği (School - Age Temperament Inventory - SATI) kullanılmıştır. Kekemeliği olan grubun kekemelik şiddeti; konuşma ve okuma kayıtları alınarak Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA-4) ile hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; kekemeliği olan ve kekemeliği olmayan çocuklar arasında SATI alt boyutlarından olumsuz tepkisellik, yaptığı işi sürdürebilme, yaklaşma/kaçınma ve aktivitenin hiçbirinde anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kekemeliği olan çocukların mizaç özellikleri ile kekemelik şiddeti arasındaki ilişki incelendiğinde, aktivite ile KEŞİDA-4 alt başlıklarından biri olan toplam puan arasında negatif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Olumsuz tepkisellik, yaptığı işi sürdürebilme ve yaklaşma/kaçınma ile KEŞİDA-4 alt başlıkları arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Aktivite ile KEŞİDA-4 alt başlıklarından olan sıklık puanı, süre puanı ve sekonder davranış arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Kekemeliği olan bireylere yönelik müdahale programı belirlenirken bireysel farklılıkları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmalıdır.
Alzheimerlı bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik mobil uyumlu yazılımın geliştirilmesi
Bu çalışmada, Alzheimer hastalığı (AH) olan bireylerde bilişsel iletişim bozukluğuna yönelik yazılımın geliştirilmesi ve bu yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerilerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma; uygulamanın geliştirilmesi, bireylerin değerlendirilmesi ve uygulamaya yönelik eğitim verilmesi, evde uygulamanın kullanılması ve tekrar değerlendirilmesi olmak üzere 4 aşamada tamamlanmıştır. Çalışmaya kriterleri sağlayan 32 birey dahil edilmiştir. Randomizasyon ile bu bireyler çalışma ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Her grup; 6 hafif evre, 6 orta evre ve 4 ileri evre olmak üzere toplam 16 katılımcıdan oluşmuştur. Geliştirilen yazılım tabletlere yüklenerek çalışma grubundaki katılımcılara verilmiştir. Kontrol grubundaki katılımcıların sadece farmakolojik tedavilerini almaları; çalışma grubundakilerin ise hem farmakolojik tedavilerini almaları hem de geliştirilen uygulamayı kullanmaları istenmiştir. Uygulama kullanımı öncesi ve sonrası tüm katılımcılar Mini Mental Test (MMT) ve Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD) ile değerlendirilmiştir. Uygulama kullanımı sonrası çalışma grubundaki katılımcıların bakım verenlerine uygulamaya yönelik anket yapılmıştır. Değerlendirme sonuçlarına göre ileri evre bile olsa çalışma grubundaki bireylerin ADD ve MMT sonuçlarına göre bilişsel iletişim becerilerinde olumlu yönde gelişme olmuştur ve anket sonuçları da bu bulguları desteklemiştir. Uygulamanın en fazla fayda sağladığı alanların ADD'de dilbilgisi, MMT'de ise oryantasyon olduğu görülmüştür. Kontrol grubundaki tüm evrelerdeki bireylerde hızlı bilişsel düşüş olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma ile Türkçe, AH'nin her evresinde kullanılabilen ve bütüncül bilişsel iletişim müdahale programını içeren, ileri evre AH'li bireyler için alternatif ve destekleyici iletişim sunan yazılım geliştirilmiştir. Geliştirilen yazılımın AH'li bireylerin bilişsel iletişim becerileri üzerindeki etkililiği de gösterilmiştir.
Gelişimsel dil bozukluğu riski olan çocukların sosyal-duygusal ve dil gelişimleri arasındaki ilişkinin normal dil gelişimi gösteren akranları ile karşılaştırılması
Gelişimsel dil bozukluğuna eşlik eden problemler olduğu bilinmektedir. Bu problemler arasında davranış problemleri ve sosyal-duygusal yeterliliğin düşük olması yer almaktadır. Bu araştırmada, gelişimsel dil bozukluğu riski (rGDB) olan ve normal dil gelişimine sahip çocukların dil ve sosyal-duygusal gelişimleri arasındaki ilişkiyi ve dil gelişimi ile sosyal-duygusal gelişim alanlarının çocukların etkileşimsel davranışları üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İkincil olarak, ebeveynlerin çocukları ile etkileşiminin dil ve sosyal-duygusal gelişimleri ile ilişkisi incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Dil ve Konuşma Terapisi Ünitesinde yürütülmüştür. Çalışmaya kronolojik yaşı 24-36 ay aralığında gelişimsel dil bozukluğu riski bulunan 51 çocuk (36 E, 15 K) ve normal dil gelişimine sahip 51 çocuk (30 E, 21 K) dahil edilmiştir. Dil değerlendirmeleri 'Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi', 'Dil Gelişimi Tarama Envanteri', 'Ortalama Sözce Uzunluğu'; sosyal-duygusal gelişim değerlendirmesi 'Kısa 1-3 Yaş Sosyal ve Duygusal Değerlendirme Ölçeği'; etkileşimsel davranış değerlendirmeleri 'Çocuk Davranışını Değerlendirme Ölçeği -Türkçe Versiyon' ve 'Ebeveyn Davranışını Değerlendirme Ölçeği - Türkçe Versiyon' ile yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, rGDB olan çocukların normal dil gelişimi gösteren akranlarına göre anlamlı olarak daha fazla davranış problemleri ve daha düşük sosyal-duygusal yeterlilik gösterdikleri görülmüştür (p < ,001). Çocukların dil gelişimleri ve sosyal-duygusal gelişimleri arasında ilişki bulunmuştur. Ebeveynin davranışlarının çocukların dil gelişimleri ve sosyal-duygusal gelişimleri üzerindeki etkisi gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: gelişimsel dil bozukluğu, dil gelişimi, sosyal-duygusal gelişim, çocuk davranışı, ebeveyn davranışı
Konuşma sesi bozuklukluğu olan çocukların yürütücü işlevler ve karmaşık sözdizimi becerilerini arttırmaya yönelik geliştirilmiş uygulamalı terapi programının etkinliğinin araştırılması
Konuşma sesi bozukluğu (KSB) olan çocuklar dil ve konuşma problemlerine ek olarak çeşitli sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu çalışmada, KSB'ye eşlik eden sorunlar ile ilgili daha fazla bilgi edinmek ve edinilen bilgiler ışığında yeni bir terapi programı geliştirmek amaçlanmıştır. Çalışmanın değerlendirme aşamasına 4-6 yaş aralığında konuşma sesi bozukluğu bulunan 34 çocuk ( 12 K, 22 E) ile normal gelişim gösteren 34 çocuk (14 K, 20 E) dahil edilmiştir. Bu aşamada dil ve konuşma değerlendirmeleri "Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi", "Sesletim Sesbilgisi Testi", "Konuşma Sesi Uyarılabilirlik Değerlendirme Formu" ile, sözdizimi becerileri değerlendirmeleri "Karmaşık Sözdizimi Becerileri Değerlendirme Aracı" ile, yürütücü işlev becerileri ise "Boyut Değiştirerek Kart Eşleme Görevi" ile yapılmıştır. Çalışmanın müdahale aşamasında konuşma sesi bozukluğu bulunan çocuklar arasından randomize seçilen 14 çocuk, 2 gruba ayrılmıştır. İlk grup Türkçe Uyarılabilirlik Terapisi (TUT) alırken ikinci grup yürütücü işlev ve sözdizimi becerileri temelinde geliştirilen Uygulamalı Terapi (UYTE) almışlardır. Araştırma sonucunda, konuşma sesi bozukluğu olan çocukların normal gelişim gösteren akranları ile karşılaştırıldığında sözdizimi ve yürütücü işlev becerilerinin anlamlı olarak düşük olduğu bulunmuştur (p < .001). Yapılan terapi oturumlarının ardından UYTE programına dahil olan çocukların yürütücü işlev becerileri ile sözdizimi becerilerinde anlamlı olarak artış gözlenirken TUT programında yer alan çocukların söz konusu becerilerinde bu artış gözlenmemiştir. Sonuç olarak, her iki terapi programının da dil ve konuşma becerilerini arttırdığı fakat UYTE programının yarattığı artışın TUT grubundaki artıştan istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: konuşma sesi bozukluğu, yürütücü işlevler, sözdizimi becerileri, türkçe uyarılabilirlik terapisi, uygulamalı terapi
Gelişimsel dil bozukluğu olan çocuklarda etkileşimli kitap okumanın üst biliş ve çalışma belleğine etkisinin incelenmesi
Gelişimsel dil bozukluğu (GDB) olan çocuklar, dil becerilerinin yanı sıra dikkat, davranış gibi alanlarda da sorunlar yaşayabilirler. Bu çalışmada, GDB'ye eşlik eden sorunlara dair daha fazla bilgi edinmek için etkileşimli kitap okumanın (EKO) GDB olan çocukların öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bunun için; ilk olarak GDB olan çocukların öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerilerinde -normal gelişim gösteren çocuklara göre- farklılık olup olmadığı ve daha sonra bu çocuklara EKO uygulanması sonucunda bahsedilen üç alandaki becerilerinde değişiklik olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmaya 30 tipik dil gelişimine sahip ve 30 GDB olan toplam 60 çocuk dâhil edilmiştir. Tipik dil gelişimine sahip çocuklardan iki kontrol, GDB olan çocuklardan ise iki çalışma grubu olmak üzere toplam dört grup oluşturulmuştur. Kontrol grubu olan, tipik gelişen çocuklara herhangi bir uygulama yapılmamış; ikinci grupta bulunan çocuklara EKO uygulanmıştır. Çalışma grubu olarak belirlenen, GDB olan çocuklara sadece Etkileşim Temelli Erken Çocuklukta Müdahale Programı (ETEÇOM) uygulanmış; dördüncü grup çocuklarına ise ETEÇOM ve EKO uygulanmıştır. Araştırma sonucunda GDB olan çocukların dil, öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerileri tipik gelişen çocuklardan anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. EKO uygulamasının, GDB olan çocukların alıcı dil becerilerini olumlu etkilemesinin yanında öz düzenleme, duygu düzenleme ve çalışma belleği becerilerini de anlamlı olarak pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Ek olarak bilişsel süreçlere dair zorlukları da görülen GDB olan çocuklara, EKO gibi bilişsel becerileri destekleyen uygulamalar yapılmasının bu çocuklar için faydalı olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: gelişimsel dil bozukluğu, etkileşimli kitap okuma, üst biliş, öz düzenleme, çalışma belleği
Travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişkinin incelenmesi
Travmatik beyin hasarından dolayı bireylerde ortaya çıkan bozukluklar, önemli bir sağlık sorunudur ve dil, konuşma ve bilişsel becerilerde ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Travmatik beyin hasarında yaygın olarak görülen bilişsel bozukluklardan biri dikkat bozukluğudur. Dikkat bozukluğu, bireyin dil ve konuşma becerilerini önemli derecede etkileyebilmektedir. Araştırmamızda travmatik beyin hasarlı bireylerde seçici dikkat becerileri ile konuşmanın anlaşılması arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmaya 18-60 yaş aralığında 30 şiddetli beyin hasarı tanılı ve 30 sağlıklı katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların Afazi Dil Değerlendirme Testi ve Stroop Testi performansları karşılaştırılmış ve aralarındaki ilişkiye bakılmıştır. Ayrıca travmatik beyin hasarlı katılımcıların koma süreleri ile uygulanan iki test arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmamızın sonucunda seçtiğimiz örneklem doğrultusunda travmatik beyin hasarlı katılımcıların seçici dikkat becerilerinin sağlıklı katılımcılara göre daha düşük performansa sahip olduğu görülmüştür ve işitsel anlama becerileri açısından travmatik beyin hasarlı ve sağlıklı katılımcılar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Ayrıca seçici dikkat becerilerinin işitsel anlama becerisini etkilediği gözlenmiştir. Son olarak koma süreleri ile seçici dikkat ve işitsel anlama becerileri arasında bir ilişki tespit edilmemiştir. Elde ettiğimiz sonuçlar doğrultusunda travmatik beyin hasarlı bireylerin terapi programlarına seçici dikkat becerilerinin de dahil edilmesi, bu bireylerdeki dil ve konuşma terapisi sürecini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.
Türkçe konuşan çocukların kekemelik bulgularının hece ve sözcük temelli değerlendirilmesi
Kekemelik değerlendirmelerinde çeşitli yöntemler ve araçlar kullanılarak kekemelik sıklığı ve şiddeti değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Türkçe'de hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları ve kekemelik şiddeti değerlendirmeleri incelenmiştir. Çalışmaya, kekemeliği olan, 7-16 yaş aralığında toplam 61 çocuk dahil edilmiştir. İlk olarak, çocukların spontan konuşma verilerinden hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları hesaplanmıştır. Kekemelik sıklıkları arasındaki uyum incelenmiş ve bu oranlar arasında bir dönüşüm oranı sağlanmıştır. Kekemeliği olan okul çağındaki bir çocuğun kullandığı bir sözcüğün ortalama 2,48 heceden oluştuğu gözlenmiştir. Bu oran ile heceden sözcüğe, sözcükten heceye dönüşüm sağlanmıştır. Kekemelik şiddeti değerlendirmelerinde ise hece temelli veri alan SSI-4-TR ve hem hece hem de sözcük temelli veri alan Weighted SLD ile kekemelik bulguları değerlendirilmiş ve aralarındaki şiddet uyumları incelenmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Türkçe'de kekemelik sıklığı hesaplamalarında sözcük temelli hesaplama oranlarının hece temelli hesaplama oranlarından istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek olduğu gözlenmiştir (p < , 001). Dönüşüm değeri olarak kullanılan 2,48'e göre, dönüştürülmüş sıklık değerleri ile gerçek sıklık değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı ve uyumlu oldukları gözlenmiştir (p <,005). SSI-4-TR ile hece ve sözcük temelli Weighted SLD kategorik değerlerinin uyumlu olduğu, ancak, hece temelli Weigthed SLD ile uyumun daha yüksek olduğu görülmüştür. Türkçe konuşan kekemeliği olan okul çağı çocuklarının hece ve sözcük temelli kekemelik sıklıkları arasında dönüşüm yapılmasında 2,48 oranı kullanılabilir. Kekemelik şiddeti değerlendirme araçları Türkçe'ye uyarlanırken, hece ve sözcük temelli hesaplama sonuçları arasındaki farkın göz önünde bulundurulması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Okul çağı, kekelenen hece sıklığı, kekelenen sözcük sıklığı,kekemelik şiddeti
Erken koklear implantasyon yaşının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılırlığı düzeyine olan etkisinin incelenmesi
Konuşma seslerinin algılanması ve üretilmesi işitme sistemine bağlı olduğundan işitme kaybı olan bireylerde artikülasyon ve fonolojik becerilerin yetersiz kaldığı bilinmektedir. Buna bağlı olarak konuşma anlaşılırlığı da bozulmaktadır. Artikülasyon ve fonolojik bozukluğun özellikleri; işitme kaybı başlangıç yaşı, işitsel bozukluk türü ve derecesinden etkilenmektedir. İleri ve çok ileri derecede işitme kaybı olan çocuklar, koklear implant gibi modern işitme teknolojisinden maksimum işitsel yarar sağlamaktadırlar. Bu araştırmada, prelingual işitme kayıplı çocuklarda koklear implantasyon zamanının konuşma sesi bozukluğu şiddetine ve konuşma anlaşılabilirliğine etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İkincil olarak, normal işitme becerilerine sahip akranları ile koklear implantlı çocukların artikülasyon, fonolojik ve anlaşılabilirlik becerileri açısından karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya koklear implantasyon yaşı 12-18 ay, 18-24 ay ve 24-30 ay aralığında bulunan 5-7 yaş arasında toplam 45 çocuk (32 E, 13 K) ve normal işitme becerilerine sahip 5-7 yaş arasında toplam 15 çocuk (7 E, 8 K) dahil edilmiştir. Konuşma sesi becerileri değerlendirilmesi "Türkçe Sesletim ve Sesbilgisi Testi (SST)" nin üç alt testi kullanılarak konuşma anlaşılabilirliği değerlendirilmesi ise "Bağlamiçi Anlaşılabilirlik Ölçeği" kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, erken koklear implantasyon yaşına sahip çocukların artikülasyon-fonolojik becerileri ve konuşma anlaşılırlığı daha geç yaşta koklear implantasyon yapılan çocuklardan anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca en erken dönemde koklear implantasyon olan çocukların bile normal işitme becerilerine sahip akranları ile karşılaştırıldığında konuşma sesi becerilerinde ve konuşma anlaşılabilirliğinde anlamlı derecede düşük performans gösterdiği bulunmuştur..
Türkçe konuşan 5-8 yaş arası kekemeliği olan çocukların pragmatik dil becerilerinin araştırılması
Pragmatik beceriler, bağlama uygun dil kullanma becerisi olarak tanımlanmaktadır. Pragmatik becerilerin gelişimi okul çağında, akran etkileşimi ile devam etmektedir. Araştırmalar, kekemeliği olan çocukların okul döneminde sosyal açıdan dezavantajlı olduğunu bildirmektedir. Kekemeliği olan çocukların sınırlı akran etkileşimi olduğunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır. Sınırlı akran etkileşimi, pragmatik dil becerilerinin gelişimi için risk oluşturmaktadır. Bu bilgilerden yola çıkarak, çalışmamızda kekemeliği olan çocukların pragmatik dil becerilerini ve kekemelik sıklığı ile pragmatik dil becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek hedeflenmiştir. Bu çalışmaya, Hacettepe Üniversitesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü'ne başvuran, 5-8 yaş arasında kekemeliği olan 64 çocuk dahil edilmiştir. Çocukların spontan konuşma kayıtları alınarak, kekemelik sıklığı hesaplanmıştır. Bütün katılımcıların dil gelişimleri Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Değerlendirme Testi (TODİL) ile değerlendirilmiştir. TODİL sonucunda dil gelişimi yaşıtları ile uyumlu bulunan çocukların öğretmenleri ile iletişime geçilmiştir. Çocukların pragmatik dil becerileri, öğretmenlerin puan verdiği, Pragmatik Dil Becerileri Envanteri (PDBE) aracılığı ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme bulguları, çalışmaya katılan çocukların %51,6'sının ortalamanın altında puanlar aldığını göstermiştir. Kekemelik sıklığı ile PDBE arasında negatif bir korelasyon olduğu görülmüştür (p<0,05). Çocukların kekemelik sıklığı arttıkça, pragmatik dil becerileri puanlarında düşüş gözlenmiştir. Çalışmamızın sonuçları, kekemeliği olan çocukların terapisi planlanırken, pragmatik becerilerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini desteklemektedir.
Afazili bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Afazi, beyinde meydana gelen bir hasarın dil dominant hemisferi etkilemesi sonucu ortaya çıkan, bireyin dili anlaması, üretmesi ve kullanmasında neden olan bir iletişim bozukluğudur (Lapointe, 2004; Papathanasiou, Coppens, Potagas, 2012). Afazi sonrasında bireyin yaşam kalitesi azalmaktadır. Yaşam kalitesinin iyi bir şekilde belirlenmesi afazi müdahalesinin etkililiğini arttırmaktadır. Türkiye'de afazili vakaların yaşam kalitesi düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı afazili bireylerin yaşam kalitesini ve yaşam kalitesini olumlu ya da olumsuz etkileyen faktörleri belirlemektir. Çalışmaya Anadolu Üniversitesi Dil ve Konuşma Bozuklukları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ne (DİLKOM) ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'ne başvuran 50 erişkin afazili birey dahil edilmiştir. Katılımcıların bilgilerini içeren katılımcı bilgi formu ve sağlık bilgilerini içeren sağlık bilgi formu doldurulmuştur. Çalışmaya katılan bireylere 'Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD), 'Beck Depresyon Ölçeği' ve 'SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği' uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda SF-36 ve Beck Depresyon Ölçeği ile SAQOL-39-TR arasında korelasyon bulunmuştur. Katılımcıların SAQOL-39-TR ölçeğinden ve alt alanlarından aldıkları puanlarının yaş, cinsiyet ve inme üzerinden geçen süre gibi potansiyel belirleyici faktörlerine göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Eğitim düzeyi, okuma alışkanlıkları ve evde yaşayan kişi sayısı değişkenler ile katılımcıların SAQOL-39-TR ölçeğinin bazı alt alanlarından aldıkları puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.
Türkçe konuşan tutuk ve akıcı afazililerin farklı cümle tiplerini anlaması ve üretmesi
Afazi, Serebro Vasküler Olaylar (SVO) sonucunda beynin belirli bir bölgesinde oluşan lezyona bağlı olarak dili anlama, üretme ya da dilin her iki modalitesinde bozukluğa yol açan bir dil bozukluğudur. Afazi tipleri, lezyonun anatomik yerine, kişilerin sözel çıktılarına ya da hasar sonucunda oluşan işlev kaybına göre farklı şekillerde sınıflandırılabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, sözel çıktılarına göre tutuk ve akıcı afazili olarak sınıflandırılmış bireylerin cümle üretim ve anlama becerilerini belirlemek ve aralarındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu amaçla 11 tutuk, 8 akıcı ve 8 sağlıklı bireyden oluşan katılımcılara, araştırmacı tarafından oluşturulan 66 soruluk cümle üretim testi ve 33 soruluk cümle anlama testi Ocak - Haziran 2015 tarihleri arasında DİLKOM'da terapi almaya devam eden afazili bireylere uygulanmıştır. Testler HELPSS terapi programı setinden esinlenerek oluşturulmuştur. Testler sonucunda elde edilen veriler SPSS 21.0 programında Mann Whitney U testi ile gruplar arasında, Wilcoxon testi ile gruplar içerisinde karşılaştırılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, tutuk afazililerin en iyi anladığı cümleler geçişli bildirim, geçişsiz bildirim ve yerleştirme cümleler; akıcı afazililerin en iyi anladığı cümleler ise geçişli emir, geçişsiz bildirim ve yerleştirme cümleler olarak bulunmuştur. Tutuk afazili bireylerin geçişsiz emir cümleleri ve geçişli bildirim cümlelerini akıcı afazili bireylere göre daha iyi anladığı ve yerleştirme cümleleri akıcı afazililere göre daha iyi ürettiği ortaya konmuş olup, tüm afazililerin en iyi ürettiği ilk üç cümlenin sıralaması farklı olsa da "geçişsiz emir, geçişsiz bildirim ve geçişli bildirim" cümleleri olduğu belirlenmiştir. Tekrarlamanın cümle üretimini kolaylaştırma etkisine bakıldığında ise tutuk afazililerin, geçişli emir cümlesi, geçişsiz bildirim cümlesi, edilgen cümle ve evet – hayır soru cümlelerini öykü içinde duyduklarında daha iyi ürettikleri; akıcı afazilierin ise sadece "evet – hayır soru cümlelerini" daha iyi ürettikleri ortaya konmuştur.
15-17 yaş çocuklar ve 18 yaş üstü yetişkinlerin semantik ve eylem akıcılık becerilerinin incelenmesi
Semantik ve eylem akıcılığını barındıran sözel akıcılık ölçümleri nöropsikologlar ve dil ve konuşma terapistleri tarafından nöropsikolojik değerlendirmede sıkça kullanılmaktadır. Her iki akıcılık türü, bir kategori (isim ya da eylem) üzerinden belirli sözel ipuçlarının sunulması sonrasında kişinin kısıtlı bir zaman diliminde ürettiği sözcükler aracılığıyla ölçülmektedir. Bu çalışmada semantik akıcılık ölçümü için "Kahvaltılıklar, Tanınmış Kişiler, Yemekler, İçecekler, Ev Eşyaları" kategorileri ve eylem akıcılığı için "İnsanlar ne yapar?" bağlamında 1.5 dakika boyunca üretilen eylemler değerlendirilmiştir. Ayrıca, demografik (eğitim, yaş ve cinsiyet) ve süre (ilk, orta ve son 30 saniye) değişkenlerinin ölçümler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Elde edilen veriler betimsel ve karşılaştırmalı istatistiksel yöntem kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada Türkçe konuşan ve yaşları 15-81 arasında değişen 150 katılımcı yer almıştır. Katılımcılar beş yaş (15-17, 18-29, 30-44, 45-59, 60 ve üstü) ve dört eğitim (Lise öğrencileri, 1-8 yıl, 9-11 yıl, 12 yıl ve üstü) grubuna ayrılmıştır. Ölçümler sonucu elde edilen ortalamaların yaş grupları arasında en yüksek 15-17, en düşük ise 60 yaş ve üstü gruptan elde edildiği gözlenmiştir. Eğitim değişkeninde, 1-8 yıl eğitim grubundaki katılımcılardan en düşük, 12 yıl ve üstü grubundan ise en yüksek ortalama sözcük sayılarının elde edildiği görülmüştür. Cinsiyet değişkeninde, kadın katılımcıların "Kahvaltılıklar ve Yemekler" kategorilerinde anlamlı olarak daha fazla ortalama sözcük ürettiği saptanmıştır. Süre dilimlerinde ise, ilk süre diliminde üretilen ortalama sözcük sayıları diğer dilimde üretilenlerden daha yüksek olmakla beraber, sonraki süre dilimlerinde bu değerlerin anlamlı olarak azaldığı tespit edilmiştir. Son olarak, kategoriler arasındaki üretim farklılıkları incelenmiş ve her bir kategoride üretilen sözcüklerin toplam ve ilk beş sıradaki üretim sıklığı hesaplanmıştır.
Türkçe konuşan Down sendromu olan çocukların dilbilgisel özelliklerinin betimlenmesi ve çalışma belleği ile ilişkisinin incelenmesi
Down Sendromuna özgü bazı yapısal ve bilişsel yetersizliklere ek olarak, down sendromunda dil ve konuşma problemlerine de rastlanmaktadır. Bu grupta, zihinsel yetersizlik grubundan farklı olarak, ifade edici dil becerileri daha fazla etkilenmiş durumdadır ve birçok dilde birtakım spesifik dilbilgisel problemlere sahip oldukları bulunmuştur. Özellikle söz dizimi ve biçimbilgisi bileşenlerinin etkilenmiş olduğu alanyazında birçok farklı dil için rapor edilmiştir. Ayrıca, son yıllarda yapılan bazı çalışmalarda kısa süreli bellek ve dilsel problemler arasında pozitif bir ilişki olabileceği ortaya koyulmuştur. Mevcut çalışmada, Türkçe konuşan Down Sendromlu çocukların dilbilgisel özelliklerinin(sözdizimi, biçimbilgisi) detaylı bir şekilde incelenerek profillerinin ortaya çıkarılması ve kısa süreli belleğin sözdizimi ve biçimbilgisi üzerindeki etkisi ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmaya 6;7-15;11 olan Trizomi 21 tipi ve hafif zihinsel yetersizliğe sahip 12 Down sendromlu çocuk katılmıştır. Dilbilgisel özelliklerini kapsamlı ve birçok boyutuyla değerlendirmek amacıyla 1) standardize dil gelişim testleri TEDİL (Topbaş & Güven, 2011) ve TODİL (Güven & Topbaş, 2016) uygulanmıştır. 2) Sohbet ve öykülendirme olmak üzere iki farklı bağlamda doğal dil örneği alınmış ve SALT programı ile analiz edilmiş ve norm grubuyla karşılaştırılmıştır. 3) Görsel-işitsel kısa süreli belleği ölçmek için GİSD-B (Karakaş ve Yalın, 1993) ve son olarak 4) Sözel kısa süreli belleği ölçmek amacıyla Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (Topbaş & Kaçar, 2014) uygulanmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, Down sendromlu grup anlama ve ifade etme düzeyinde dilbilgisel olarak mental yaş eşdeğeri olan akranlarından önemli ölçüde geri bulunmuştur. Dilbilgisel anlama düzeyleri, ifade etme düzeylerinden daha iyi durumda ve bu fark anlamlı bulunmuştur. Down sendromlu grubun dilbilgisel özellikleri ve sözel kısa süreli bellek ve görsel işitsel kısa süreli bellek arasındaki ilişkiye bakıldığında ise özellikle dilbilgisel ifade etme ve hem sözel hem de sözel olmayan kısa süreli bellekler arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgular diğer dillerde yapılan çalışmalarla uyumludur. Anahtar Kelimeler: Down sendromu, Türkçe, Kısa süreli bellek, Dilbilgisel problemler
İngiltere'de yaşayan Türkçe ve İngilizce konuşucusu sıralı ikidilli çocukların dil gelişim performanslarının özgül dil bozukluğu riski açısından incelenmesi
Bu çalışma, anadili Türkçe olup İngilizceyi ikinci dil olarak edinen ikidilli çocukların dil gelişim performanslarını belirlemek ve Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) tanılaması için geliştirilen ölçüm araçları ve testleri ikidilli çocuklarda sınamak amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın katılımcı grubu 6:0-7:11 yaş aralığında Londra'da yaşayan 20 ikidilli çocuktan oluşmaktadır. Çalışmada sözel olmayan zekâ testi ile Türkçe ve İngilizce olmak üzere dil gelişim testleri, cümle tekrar testleri ve anlamsız sözcük tekrar testleri kullanılmıştır. Çalışmada nicel betimsel (tarama) araştırma deseni temelinde karşılaştırmalı ve ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Ölçüm araçlarından elde edilen sonuçların birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiş ve performansların yaş gruplarına göre farklılık oluşturup oluşturmadığı test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ikidilli çocukların %95'inin konuştuğu dillerin en az birinde ortalama ve üstü düzeyde performans gösterdiği, katılımcıların %85'inin anadilleri olan Türkçede İngilizceden daha başarılı oldukları ve yalnızca %25'inin ikinci dilleri olan İngilizcede ortalama ve üstü düzeyde puan aldıkları saptanmıştır. Testler arası ilişkiler incelendiğinde Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ile Türkçe Cümle Tekrar Testi ve Clinical Evaluation of Language Fundamentals (CELF-4) ile İngilizce Cümle Tekrar Testi arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. İki dilde aynı özelliği ölçen testler arasında ise anlamlı ilişkiler görülmemiştir. Çalışma bulguları sözel olmayan bilişsel performansla dil becerileri arasında istatistiki olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığını göstermiştir. Ayrıca, testlerde yaş grupları arasında farklılıklar incelendiğinde herhangi bir testte gruplar arası istatistiki olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: ikidillilik, özgül dil bozukluğu, dil gelişim testleri, cümle tekrar testi, anlamsız sözcük tekrar testi, dil baskınlığı
Okul öncesi dönemde konuşma sesi bozukluğu terapilerinde bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamasının etkililiğinin incelenmesi
Bilişim teknolojisinde sağlanan ilerlemeler, dil ve konuşma terapilerinde kullanılan materyallere yeni bir boyut kazandırmaktadır. Bilgisayar destekli artikülasyon terapisi uygulamaları hem terapistler için bir materyal kütüphanesi oluşturmakta hem de kullanılan ilginç grafikler ve renkli ara yüzlerle çocuğun ilgisini canlı tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı konuşma sesi bozukluğu olan çocukların artikülasyon terapilerinde kullanılabilecek, Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) geliştirmek ve bu uygulamanın etkililiğini basılı materyal ile karşılaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda, tek denekli araştırma modellerinden uyarlamalı dönüşümlü uygulamalar modeli kullanılmıştır. Çalışma 5;1 ve 5;11 yaşlarında konuşma sesi bozukluğuna sahip iki çocuk ile yürütülmüştür. Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması'nın etkililiği, üç hedef ses için hazırlanan yoklama listelerindeki doğru üretim başarıları üzerinden belirlenmiştir. Bu sesler /k/, /ʃ/ ve /l/ sesleridir. Katılımcılara davranışçı yaklaşımla, haftada üç gün olmak üzere toplamda 12 seans terapi yapılmıştır. Terapi seansları 30'ar dakikalık iki oturumdan oluşmaktadır. Bu oturumlarda, her bir katılımcı ile /k/ ve /ʃ/ seslerinden birisi Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile diğeri ise basılı materyal kullanılarak çalışılmış, kontrol davranışı olarak kullanılan /l/ sesi için hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Müdahalede bulunulan seslerin terapi başarısı, her bir hedef sesi için terapi oturumlarında çalışılmayan sözcüklerle hazırlanan yoklama listeleri üzerinden belirlenmiştir. Katılımcılar hedef seslerden birisinin yoklama listelerinde, üç seans tutarlı olarak, %90 başarı ölçütünü karşıladığında terapi sonlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, katılımcılardan birinde Türkçe Artikülasyon Terapisi Uygulaması (TARTU) ile çalışılan hedef ses, diğerinde ise basılı materyal ile karşılayan hedef ses daha önce ölçüt karşılamıştır. Her iki katılımcıda da hiçbir terapi girişiminde bulunulmayan /l/ sesinin yoklama oturumlarındaki doğru üretim yüzdesinde bir değişiklik görülmemiştir.
Frontotemporal lobar dejenerasyon hastalarının sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
Toplum yapısının değişmesi, insan ömrünün uzaması ve yaşam şartlarının farklılaşmasıyla birlikte yıkıcı etkileri çok fazla olan demansın da görülme sıklığı artmıştır. Frontotemporal lobar dejenerasyon (FTLD), Alzheimer hastalığından (AH) sonra en sık görülen ve orta yaşta da insanları etkileyen bir hastalıktır. Demansın erken evresinde, çok kullanılan kelimeleri bile hatırlayamama şeklindeki kelime bulma sıkıntısı, dil bozukluklarının temel işaretindendir. Sözel akıcılık testleri, demansta dil ve bilişsel işlemleri değerlendirmek için yaygın olarak kullanılan testlerdendir. Bu çalışmanın evreni, hasta grubu ve kontrol grubundan oluşmaktadır. Hasta grubunu, Osmangazi Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Demans Polikliniğinde izlenen FTLD tanısı almış ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) skorları, 10-26 arasında olan 21 birey oluşturmaktadır. Kontrol grubunu ise herhangi bir nörolojik problemi olmayan gönüllü 21 kişi oluşturmaktadır. Hasta ve kontrol gruplarının yaşları sabitlenmiş ve yaş aralıkları 48 ile 71 arasında değişmektedir. Çalışmanın amacı ise hasta grubu ve kontrol grubunun sözel akıcılık becerilerini niteliksel ve niceliksel olarak incelemek ve gruplar arası farklılıkları ortaya koymaktır. Bu temel amaç yanında, FTLD'nin alt tiplerinden olan, frontotemporal demans (FTD) ve semantik demans (SD) hastalarının sözel akıcılık becerileri de incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. Bu araştırma kapsamında fonemik ve semantik sözel akıcılık testleri kullanılmış ve fonemik akıcılık değerlendirme kapsamında 'F-A-S' sesleri ve semantik akıcılık testi için de 'hayvanlar' kategorisi seçilmiştir. Niteliksel analiz kapsamında ise öbekleme ve geçiş yapma becerileri incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, hem fonemik hem de semantik akıcılık testlerinde hasta grubu, kontrol grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Öbekleme becerileri kapsamında iki grup arasında farklılık görülmemesine karşılık, hasta grubunun geçiş yapma becerisinin belirgin biçimde azalmış olduğu bulgulanmıştır. SD ve FTD hasta grupları arasında semantik akıcılık değerlendirmesinde üretilen toplam kelime bakımından bir fark elde edilmemişken FTD grubu fonemik akıcılık değerlendirmesinde SD hasta grubuna göre çok daha az kelime üretmiştir. Ayrıca SD hastaları fonemik akıcılık değerlendirmesinde semantik akıcılık değerlendirmesine göre çok daha fazla kelime üretmiştir. Bu hasta grubunun semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş yapma değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre oldukça fazladır. Bunun yanında hasta grubu her iki testte benzer şekilde ve daha az kelime üretmiştir. Hastaların semantik akıcılık değerlendirmesindeki geçiş değerleri de fonemik akıcılık değerlendirmesine göre daha fazladır.
Nörojenik disfajisi olan hastalarda nöromüsküler elektro stimülasyon terapisi (NMES)'nin kanıta dayalı etkililiğinin incelenmesi
Yutma oral yolla alınan gıdaların mideye iletilmesini sağlayan, pek çok yapının organize bir şekilde çalışmasıyla gerçekleşen hayati öneme sahip bir fonksiyondur. Bu fonksiyonun kısmen veya tamamen devre dışı olması durumunda yutma güçlüğü (disfaji) ortaya çıkar. Bu durum nörolojik hastalıklar neticesinde oluşursa, nörojenik disfaji olarak adlandırılır. Süreç içerisinde yetersiz beslenme, buna bağlı sağlık sorunları, bazen de hava yolunun korunamaması sonucu hayati riskler ve ölüm olgularıyla karşılaşmak olasıdır. Bu çalışmada, 2013 yılından bu yana Yunus Emre Devlet Hastanesi Mavi Hastane Yerleşkesi Yutma Kliniği'nde nörojenik disfaji tedavisinde kullanılan NMES'in kanıta dayalı etkililiğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik elde edilecek veriler tedavi öncesi ve tedavi sonrası şeklinde değerlendirilmiştir. Bakılmış olan parametreler; Disfaji Handicap Indeks (DHI), Mini Nütrisyon Testi (MNA) ve EAT-10 skorları, Fiberoptik endoskopik yutma çalışması (FEYÇ) bulguları, ganiometrik ölçümler, bilgisayar destekli ses analiz programı (MDVP), yeme süresi, kilo değişkenliği ve yenilen gıda formlarıdır. Ayrıca NMES 20 nörojenik disfajili hastaya Ters-Y (NMES 2b) pozisyonunda uygulanmıştır. Buna ilaveten; 2013-2015 yılları arasında NMES'le tedavi görmüş nörojenik disfajili 10 hastaya ilişkin retrospektif dosya taraması yapılmıştır. Sonrasında bu sonuçlar istatistiksel açıdan değerlendirilerek, nörojenik disfaji tanılı hastalarda NMES'in kanıta dayalı etkililiğinin bulunup bulunmadığı araştırılmıştır. Anahtar kelimeler: Yutma, Nörojenik Disfaji, NMES, Kanıta Dayalı Etkililik
Okul öncesi dönemdeki kekemeliği olan ve olmayan çocukların akran ilişkilerinin karşılaştırılması: Eskişehir örneklemi
Bu araştırmada, okul öncesi dönemde kekemeliği olan ve olmayan çocukların akran ilişkilerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, 5-6 yaş aralığındaki kekemeliği olan (n=45) ve olmayan (n=45) toplam 90 çocuk ve bu çocukların sınıf öğretmenlerinden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Çocuk Bilgi Formu", "Çocuk Davranış Ölçeği" ve "Akranların Şiddetine Maruz Kalma Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 paket programı kullanılarak Mann Whitney-U Testi ve Ki Kare (Chi Square) Testi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; kekemeliği olan ve olmayan grupların akran ilişkilerinin "Asosyal Davranış Gösterme", "Akranlarınca Dışlanma", "Korkulu-Kaygılı Davranış Gösterme", "Çekingen Davranış Gösterme" ve "Aşırı Hareketlilik" alt boyutları bakımından anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Kekemeliği olan gruptaki çocuklar tüm bu alt boyutlardan kekemeliği olmayan gruptaki çocuklardan daha yüksek puanlar almışlardır. Bunun yanında, kekemeliği olan ve olmayan gruplar arasında akran ilişkilerinin "Başkalarına Karşı Yardımı Amaçlayan Sosyal Davranış Gösterme" ve "Saldırgan Davranış Gösterme" alt boyutları bakımından anlamlı düzeyde bir farklılık saptanmamıştır. Kekemeliği olan grup ile kekemeliği olmayan grubun "Akran Şiddetine Maruz Kalma" puanları bakımından anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Kekemeliği olan grubun "Akran Şiddetine Maruz Kalma" puanlarının kekemeliği olmayan gruptan daha yüksek olduğu saptanmıştır. Kekemeliği olan grup ile kekemeliği olmayan grup arasında "Okula Uyum Sorunu Yaşama" değişkeni bakımından anlamlı düzeyde bir fark olduğu saptanmıştır. Okula uyum sorunu yaşayan çocukların kekemeliği olan grupta kekemeliği olmayan gruba göre sayıca daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kekemelik, Akran İlişkileri, Akran Şiddetine Maruz Kalma
Parkinson hastalığında ses ve konuşmanın akustik analizi
Bu çalışma İdiyopatik Parkinson hastalığına sahip bireylerin ünlü artikülasyonu,konuşma hızı ve ses özelliklerini akustik analiz yöntemleriyle inceleyerek sağlıklı grupla ve hastalığın evrelerine göre karşılaştırmayı ve konuşma özellikleri arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda 15 erken evre, 15 ileri evre Parkinson hastalığına sahip bireyden ve 30 kişiden oluşan yaş ve cinsiyet eşleştirmeli sağlıklı kontrol grubundan veri toplanmıştır. Ünlü artikülasyonunu incelemek için Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranı; konuşma hızı için Konuşma Hızı ve Artikülasyon Hızı, ses için F 0 , Jitter, Shimmer ve Gürültü-harmonik oranı parametreleri kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar Parkinson hastalığında Üçgen Ünlü Alanı, Dörtgen Ünlü Alanı ve F2i/F2u oranında anlamlı ölçüde düşüş olduğunu, konuşma hızı ve ses parametrelerinde anlamlı fark olmadığını göstermektedir. Erken evre ve ileri evre hasta grupları arasında hiçbir bağımlı değişkende fark bulunmamıştır. Parkinson hasta grubunda tüm ünlü artikülasyonu parametreleri ve konuşma hızı parametreleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmuştur. Hem sağlıklı grupta hem de hasta grubunda kadınların üçgen ve dörtgen ünlü alanları erkeklerden daha geniş, F2i/F2u oranı daha yüksek bulunmuştur.
Yetişkin bireylerde vokal ısınma egzersizlerinin etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırmada, profesyonel ses kullanıcısı olmayan ve ses bozukluğu olmayan kişilere uygulanan vokal ısınma egzersizlerinin, Çok Boyutlu Ses Analiz Programı (MDVP) ve Fonatuvar Aerodinamik Sistem (PAS) ses analiz programları kullanılarak etkililiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplamda 10'u kadın 18'i erkek olmak üzere 28 yetişkin dahil edilmiştir. Vokal ısınma egzersizleri yaklaşık 20 dakika süren nefes, esneme, fonasyon ve rezonans egzersizlerinden oluşmuştur. Katılımcılar seslerini ısıtmadan önce MDVP ve PAS ölçümleri alınmış ve seslerini ısıttıktan sonra aynı ölçümler tekrarlanmıştır. MDVP programı ile sese ilişkin akustik parametreler, PAS programı ile sese ilişkin akustik ve aerodinamik parametreler değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışma kapsamında kadın ve erkek katılımcılar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, vokal ısınma sonrası MDVP parametrelerinden jitter ve shimmer değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş bulunmuştur. PAS parametrelerinden frekans aralığı, ekspiratuvar hava akımı süresi, ortalama hava basıncı tepe noktası ve ekspiratuvar volüm parametrelerinde de vokal ısınma sonrası anlamlı bir artış olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, vokal ısınmanın sesin bazı akustik ve aerodinamik özelliklerini değiştirerek, objektif ses kalitesini arttırdığı ve sesi olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir.
Türkçe konuşan dudak damak yarığı olan çocukların alveolar ve post-alveolar sürtünmeli seslerinin akustik olarak incelenmesi
Dudak damak yarığı en sık görülen doğum defektleri arasındadır. Bu durum yarıkla dünyaya gelen bireyde fiziksel görünüm, beslenme, ortodonti, işitme ve konuşmada bazı problemlere sebep olabilir. Velofarengeal yetmezlik dudak damak yarığı olan bireylerin konuşmalarında görülebilen bir sorundur. Velofarengeal mekanizmanın doğru çalışamamasından kaynaklı ağız içerisine gelmesi gereken hava basıncı nazal kaviteye kaçarak burundan çıkar ve genizsi bir konuşmaya neden olur. Bu tür bir konuşmada, üretimi için yüksek basınç gerektiren sürtünmeli, durak sürtünmeli ve patlamalı sesler gibi sesler bozulmaya uğrar. Bu çalışmanın amacı hipernazalitesi olan dudak damak yarıklı çocukların sürtünmeli seslerini akustik olarak incelenmektir. Bu amaçla çalışmada hedef olarak seçilen sibilant sürtünmeli seslerin (/s, z, ʃ , Ʒ/) süre, ağırlık merkezi, eğimlilik ve basıklık değerleri incelenmiştir. Özellikleri incelenen bu sibilant sesler sözcük başı konumdayken taşıyıcı cümle içerisinde yer almıştır. Çalışmaya anadilleri Türkçe olan, hipernazalite sorunu yaşayan dört dudak damak yarıklı çocuk ile herhangi bir dudak damak yarığı, hipernazalitesi ve sesletim problemi olmayan dört çocuk katılmıştır (4 erkek, 4 kız). Katılımcıların yaş aralığı 10-12 arasında değişmektedir. Çalışmanın istatistiği için Open Source Statistics Software R kullanılmıştır. Bu programda linear mixed effects model uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda hedef seslerin süresinin, hipernazalitesi olan damak yarıklı çocuklarda daha uzun olduğu görülmüştür. Ayrıca hipernazalitesi olan çocuklarda Ağırlık Merkezi değeri daha düşüktür. eğimlilik değeri hipernazalitesi olan ve olmayan grupta farklılık göstermezken, basıklık değeri hipernazalitesi olan katılımcılarda daha düşüktür. Çalışmaya konu olan sürtünmeli seslerin süresine, ağırlık merkezi ve basıklık değerine hipernazalitenin etkisi vardır. Tüm sonuçlar hipernazalitesi olan çocukların ağız içi basıncını oluşturabilmek için daha uzun zamana ihtiyaç duyduklarını, sesletim yeri olarak daha art bölgeleri tercih ettiklerini ancak sürtünmeli bir sesi oluşturabilmek için gerekli olan türbülansı yaratabildiklerini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hipernazalite, dudak damak yarığı, sürtünmeli sesler, spektral moment, akustik
Kapsamlı afazi testinin (CAT-TR) türkçeye uyarlanması: imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu çalışmaları
Alanyazında mevcut olan afazi bataryalarının değerlendirme işlevini tam olarak yerine getirip getiremediği endişesi, beyin hasarlarının iletişime ve dil işlevlerine etkisini araştıran diğer ölçüm araçlarının geliştirilmesi ve kullanılması ihtiyacını doğurmuştur. Bunun sonucunda ülkeler arasında paylaşımı öngörülen tek tip bir değerlendirme aracı olarak seçilmede CAT (Comprehensive Aphasia Test) öne çıkmıştır. CAT'in Dil Bataryası Bölümünde yer alan sözcükleri imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu yordayıcılarına göre belirlemeyi amaçlayan bu çalışmada 71 katılımcı 236 sözcüğün imgelem, tanıdıklık ve edinim yaşı değerlendirmesinde, 40 katılımcı da 244 resmin adlandırma uyumu değerlendirmesinde yer almıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda sözcüklerin imgelem, tanıdıklık, edinim yaşı ve adlandırma uyumu (yüzde ve H istatistik) değerleri belirlenmiş ve söz konusu değişkenler arasındaki korelasyonlar Spearman's rho testiyle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda imgelem değeri arttıkça tanıdıklık değerinin de arttığı; edinim yaşı değeri arttıkça imgelem ve tanıdıklık değerlerinin azaldığı gözlenmiştir. Buna göre erken edinilen sözcüklerin geç edinilen sözcüklere oranla zihinde daha kolay imaj yarattığını ve daha tanıdık olduğunu söylemek mümkündür. Adlandırma uyumu (%) değeri arttıkça imgelem değerinin de arttığı; ancak edinim yaşı değerinin azaldığı tespit edilmiştir. Buna göre zihinde daha kolay imaj yaratan ve daha tanıdık olan sözcüklere ait resimlerin adlandırılmasında katılımcılar arasındaki adlandırma uyumu, diğerlerine oranla daha yüksektir. Söz konusu resimlere ait sözcüklerin daha erken yaşlarda edinildiği düşünülmektedir. Adlandırma uyumu hesaplamaları (yüzde ve H istatistik) arasında ise negatif korelasyon gözlenmiştir; katılımcılar arası adlandırma uyumu yüzdesi arttıkça H değeri düşmektedir. Ancak sözü edilen uyumun gözlenmediği sözcükler de mevcuttur. Anahtar Sözcükler: CAT, İmgelem, Tanıdıklık, Edinim yaşı ve Adlandırma uyumu (%), Adlandırma uyumu (H istatistik).
Kürtçe-Türkçe konuşan iki dilli yetişkin bireylerin sözel akıcılık becerilerinin incelenmesi
İki dillilik günümüz dünyasında kaçınılmaz bir olgudur. Türkiye'de Türkçe dışında ana dil olarak konuşulan 31 farklı dil bulunmaktadır. Buna bağlı olarak hastanelerde ve kliniklerde iki dilli bireylere rastlamak oldukça mümkündür. Bu nedenle, iki dillilik üzerine yapılan çalışmalar tanı ve uygun sağaltımın sağlanması açısından önemlidir. Kürtçe, Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaygın olarak konuşulan, Türkiye'deki 31 dilden birisidir. Sözel akıcılık ölçümleri günümüzde nöro-psikolojik test bataryaları arasında sıklıkla kullanılan bir değerlendirme yöntemidir. Bireyin sınırlı bir sürede, belirli bir koşula uygun olarak ürettiği dil çıktısını ifade etmektedir. Semantik akıcılık ölçümünde, bireyden belirli bir kategoriye ait sözcükleri; fonemik akıcılık ölçümünde belirli bir fonemle başlayan sözcükleri üretmesi beklenir. Araştırmaya Van ve Hakkâri'de yaşayan, Kürtçe ve Türkçe konuşan 85 iki dilli birey katılmıştır. Katılımcılar; 18-29; 30-49; 50 ve üzeri olacak şekilde üç ayrı yaş grubu ve eğitim düzeylerine göre ilköğretim, lise ve üniversite ve üzeri olmak üzere üç eğitim grubuna ayrılmıştır. İki dilli bireylerde sözel akıcılık becerilerini inceleyen bu çalışmada; hayvanlar, sebzeler-meyveler, eylemler kategorileri ve Kürtçe için /b,n,e/; Türkçe için /k,f,r/ fonemleri seçilmiştir. Her bir dil için değerlendirmeler en az bir gün arayla iki oturumda tamamlanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, katılımcılar sözel akıcılık değerlendirmesinde Kürtçeye kıyasla, Türkçede daha yüksek performans göstermişlerdir. Katılımcıların hem semantik hem de fonemik akıcılık için Türkçede ürettikleri sözcük sayısı Kürtçede ürettikleri sözcük sayısından fazladır. Katılımcıların semantik akıcılık performansları her iki dilde de fonemik akıcılık performanslarından daha yüksektir Araştırmadan elde edilen bir diğer bulgu ise sözel akıcılık performansının eğitim düzeyinden anlamlı bir şekilde etkilendiğidir. Diğer bir deyişle eğitim seviyesi arttıkça hem semantik hem de fonemik akıcılıkta üretilen sözcük sayısı artmaktadır. Katılımcıların yaş grupları ile semantik-fonemik sözel akıcılık becerileri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Çalışmada, katılımcıların her bir dil ve her bir kategori-fonem için en sık ve ilk beş sırada ürettikleri sözcükler belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kürtçe, Türkçe, iki dillilik, semantik akıcılık, fonemik akıcılık, eylem akıcılığı
Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan çocukların sağlık öyküsü, oral-periferal özellikleri ve konuşma sorunlarının betimlenmesi
Dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireyler başta sesletim ve rezonans olmak üzere pek çok alanda sorunlar yaşayabilmekte ve sağlıklı bireylerden oldukça farklı özellikler gösterebilmektedir. Bu çalışmada dudak damak yarığı veya kraniyofasiyal sendromu olan bireylerin değerlendirilmesinde kullanılması amacı ile üç alt bölümden oluşan bir değerlendirme formu oluşturulmuştur. Değerlendirmeye alınan bireylerin sağlık öyküsü alınmış, oral-periferal değerlendirmesi yapılmış, konuşma ve rezonans sorunları incelenmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde, dudak damak yarığı veya karinyofasiyal sendromu olan çocukların altta yatan birçok etkenden kaynaklı sorun yaşadığı, bazı periferal özelliklere sahip olduğu, yaşları gereğince normal kabul edilebilecek sesletim hatalarına ek olarak sesletim yerini, biçimini, ötümlülük özelliklerini değiştirdiği ve çifte artikülasyon yaptığı gözlenmiştir.
Avukatlarda ses bozukluğuna neden olan risk faktörleri: Lefkoşa örneklemi
Bu tezde, avukatlarda ses bozukluğunu değerlendirme ve risk faktörlerini belirleme hedeflenmiştir.. Hedefe ulaşmak amacıyla Korn ve arkadaşlarının (2016) "Vocal Tract Discomfort and Risk Factors in University Teachers" anketi uyarlanarak "Avukatlarda Ses Bozukluğunu Değerlendirme ve Risk Faktörlerini Belirleme Anketi" oluşturulmuştur. Bu anket Onam formu, kişisel bilgiler, çalışma ortamı, klinik semptomlar, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi olmak üzere 5 bölümden oluşmaktadır. Toplamda 46 sorudan oluşmaktadır. 46 sorunun 45'i çoktan seçmeli olup 1 tanesi açık uçludur. Bu anket 73 avukata uygulanmıştır. Boğazda ağrı ve tahriş semptomu ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerine göre oluşturulan gruplar karşılaştırılmıştır. "Çalışma hayatı" bölümünde avukatlara; çalışma, telefonda görüşme, müvekkilleri veya diğer kişiler ile görüşme süreleri, seslerini dinlendirme süreleri gibi organizasyonel faktörler hakkında sorular soruluştur. "Çalışma ortamı" bölümünde ise; avukatların çalışma ortamındaki gürültü; hava kalitesi; işten kaynaklanan stres, gerginlik ve kaygı gibi ergonomik ve çevresel faktörler hakkında sorular sorulmuştur. "Alışkanlıklar ve Yaşam Kalitesi" bölümünde, su tüketimi ve beslenme alışkanlıkları, tütün ürünleri, alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanımı; konuşkanlık; spor yapma, kilo durumu, stresli ve gergin kişilik, sürekli ilaç kullanımı gibi genel sağlık durumunu ve dolayısı ile yaşam kalitesini etkileyebilecek kişisel faktörleri hakkında sorular soulmuştur. Bulgulardan elde edilen sonuçlara göre; boğazda ağrı ve tahriş hissi şikayeti ile yaş, cinsiyet, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi değişkenlerinden hiçbiri ile istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: avukatlar, ses bozukluğu, profesyonel ses kullanıcıları
Akademisyenler arasında ses bozukluğunun ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, akademisyenlerde ses bozukluğun görülme sıklığının ve ses bozukluğuna sebep olan risk faktörlerinin betimlenmesi amaçlanmıştır. Akademisyenlerde ses bozukluğu ve risk faktörlerini betimlemek için araştırmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler kişisel yaş, cinsiyet, çalışma hayatı ve ortamı, yaşam kalitesi ve alışkanlıkları; bağımlı değişken ise boğazda ağrı veya tahriş hissidir. Araştırmaya Anadolu Üniversitesi'nin yüksekokulları, fakülteleri, enstitüleri ve konservatuarında çalışmakta olan öğretim üye ve elemanlarından oluşan 56 kişi katılmıştır. Katılımcıların her birine kendilerini değerlendirdikleri elektronik anket uygulanmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların elektronik ortamda doldurdukları anket ile toplanmıştır. Toplanan veriler Chi-square, Continuity Correction, Fisher's Chi-square testleri uygulanarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışma hayatı değişkenlerinden sınıftaki maksimum öğrenci sayısı ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunurken diğer bağımsız değişkenler ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayeti arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Bu bilgi ışığında sınıftaki öğrenci sayısı arttıkça akademisyenlerde ses bozukluğu riskinin arttığı düşünülmektedir.
Türkçe fonolojik farkındalık testi geliştirilmesi, geçerlik, güvenirlik çalışması
Fonolojik farkındalık becerileri ileride gözlenebilecek konuşma ve okuma-yazma sorunları için yordayıcı olarak kabul edilmekte ve konuşma sesi bozukluklarının (KSB) terapisinde ve okuma-yazma güçlüğü olan çocuklarda bir ön beceri olarak çalışılmaktadır. Bu nedenle becerilerin geliştirilmesine yönelik yürütülen fonolojik farkındalık girişimlerinin planlanabilmesi için öncelikli olarak bir değerlendirme aracına ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte ülkemizde çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendirecek yeterli sayıda ölçme aracının bulunmaması, yürütülen çalışmaların informel değerlendirmeler sonucunda ve belirli bir programa oturtulmaksızın gerçekleştirilmesine neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; 4;0-8;11 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren çocukların fonolojik farkındalık becerilerini değerlendiren geçerli ve güvenilir bir test geliştirmektir. Türkçe Fonolojik Farkındalık Testi (FFT), dört dilbilimsel düzey olmak üzere 16 alt testten oluşmaktadır. FFT, 524 tipik gelişim gösteren (TGG) ve 30 KSB'li katılımcıya uygulanmıştır. FFT'nin geçerliğini test etmek için kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ayırt edici geçerlik analizleri yapılmıştır. FFT'nin dilbilimsel düzey açısından 4 boyutlu ve görevler açısından 16 boyutlu yapısı doğrulayıcı faktör analiziyle ortaya konmuştur. Korelasyona dayalı yöntemlerle de yapı geçerliği desteklenmiştir. TGG grupla KSB'li grubu ayırt etme gücünün yüksek olduğu bulunmuştur. FFT'nin güvenirliğini test etmek için iç tutarlılık ve nesnellik analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonucunda da güvenilir bir ölçme aracı olduğu ortaya konmuştur.
7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması
Oral motor becerileri değerlendirmek, buna uygun teşhis koymak ve uygun müdahale planları geliştirmek önemlidir. Diadokokinezi(DDK)oral motor becerileri değerlendirmede kullanılan ölçümlerden birisidir. Diadokokinetik(DDK) analiz konuşma üretimindeki hız, doğruluk ve devamlılık ölçütlerini tek heceli /pɅ/, /tɅ/, /kɅ/ veya çok heceli /pɅtɅ/ ve /pɅtɅkɅ/ dizilimlerinde inceler. Bu çalışmada 7-12 yaşları arasında kekeme olan ve olmayan çocukların diadokokinetik performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Katılımcılar her yaş grubundan kekeme olan ve olmayan kız ve erkeklerden oluşturulmuş ve diadokokinetik ölçümlerden elde ediilen veriler ve tipik gelişen çocuklardaki verilerle karşışlaştırılmıştır. Çalışma sonunda kekeme olan çocuklarla olmayan çocukların diadokokinetik verileri yaşa, cinsiyete ve kekeme olup olmamalarına göre analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kekemelik durumuna yönelik /pɅ/ ve /kɅ/ hecesinde kekme olmayanların lehine anlamlı farklılıkların olduğu, cinsiyetler arası farklılıkta ise /kɅ/ hecesinde kız çocukların lehine anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Ayrıca /pɅ/ hecesi için 10-12 yaş grubu lehine anlamlılık görülmüştür.
Tek dilli Türkçe ve iki dilli Türkçe-Kürtçe konuşan dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin incelenmesi
Çocukların bir kısmı farklı nedenlerle dil dediğimiz sözel, yazılı veya başka bir sembol sistemini öğrenmekte, kullanmakta veya anlamada sıkıntılar yaşarlar. Bu sıkıntılar dilin bir veya daha fazla bileşeninde birlikte ve farklı derecelerde görülebilmektedir. Genel olarak herhangi belirli bir etiyolojisi olmadan sözel dilde yaşıtlarından önemli derecede görülen bir gerilik Özgül Dil Bozukluğu (ÖDB) olarak adlandırılmaktadır. Bu bozukluk dilin anlama ve ifade etme boyutunda dilin birçok bileşenini etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda sözdizimi ve biçimbilgisi bileşeninin ağırlıklı olarak birçok dilde etkilendiği ortaya konulmuştur. Bu konuda yapılan çalışmaların sayısı gün geçtikçe artmaktadır ve yapılan bu sistematik çalışmalar da göstermiştir ki ÖDB diller arası önemli oranda farklılıklara sahiptir. Diğer yandan tüm dünyada 100 milyondan fazla kişi tarafından ana dili olarak konuşulan Türkçe için bu konuda yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Ek olarak, alanyazında Kürtçe'nin tek dilli ve iki dilli edinimi ve bozukluğu ya da gelişiminde görülen aksaklıklarla ilgili çalışma neredeyse yoktur. Türkçe'de, tek dilli ve Almanca-Türkçe, İngilizce-Türkçe ve Hollandaca-Türkçe gibi iki dilli özgül dil bozukluğu olan çocuklarla yapılan sınırlı sayıda araştırma göstermiştir ki, bu çocuklar alan yazında diğer dillerde yapılan çalışmalara paralel olarak, hem biçimbilgisi hem de sözdiziminde yapı olarak farklılıklara sahip olmakla birlikte önemli problemler yaşamaktadırlar. Bu çalışmada anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinin profilini çıkarmak, bu özelliklerin anadili Türkçe-Kürtçe olan iki dilli normal dil gelişimine sahip çocuklar ve anadili Türkçe olan tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların morfolojik ve sentaktik özelliklerinden hangi açılardan farklılaştığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda ise bahsedilen hedeflere ulaşmak için bazı basamaklar izlenmiştir. İlk olarak bu üç grubun morfolojik ve sentaktik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla TODİL tüm alt testleriyle tüm katılımcılara uygulanmış ve aynı bağlamda tüm katılımcılardan doğal dil örneği alınıp sözcüklerde ve biçimbirimlerde ortalama sözce uzunlukları hesaplanmış ve 3 grubun sağladığı tüm sonuçlar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar ışığında iki dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocukların tek dilli özgül dil bozukluğuna sahip çocuklardan dilbilgisel bağlamda farklı özellikler sergilemediği saptanmıştır. Bu durum alanyazında yapılmış olan ilgili çalışmaların sonuçlarıyla örtüşmektedir. Anahtar Kelimeler: İki dillilik, Özgül Dil Bozukluğu, Türkçe, Kürtçe
Pazar esnafının ses hijyeni farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Diyarbakır ilinde Pazar esnafı olarak çalışmakta olan bireylerin ses hijyeni hakkındaki farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının demografik bilgiler açısından incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve 100 Pazar esnafının katıldığı anket uygulaması yapılmıştır. Demografik Bilgi Formu, Ses Yorgunluğu Ölçeği ve Ses Hijyeni Farkındalık Düzeyi Bilgi Formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Diyarbakır ilindeki pazarcılara yönelik anket uygulaması ile toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulguları, bazı demografik değişkenlerin ses hijyeni ve ses yorgunluğunu etkilediğini göstermektedir. Sesi aktif kullanma süresi, kronik hastalık olma durumu ve yaş değişkenlerinin anlamlı etkileri bulunmaktadır. Buna karşın cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma süresi, tıbbi rahatsızlık, ses ile ilgili profesyonel eğitim alma durumu değişkenlerinin ise bir etkisi tespit edilememiştir. Sonuç: Çalışmanın sonuçları, Pazar esnafının demografik değişkenlerin ses hijyeni ve ses yorgunluklarını etkilediğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar ses hijyen/vokal hijyen hakkında bilgisi olan Pazar esnafının ses yorgunluk düzeyinin ses hijyen/vokal hijyen hakkında bilgi sahibi olmayanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar eşliğinde Pazar esnafının ses kullanımı konusunda eğitim almaları önerilmektedir. Bu sayede ses hijyeni ve ses yorgunluğu farkındalıklarının artması mümkün olacaktır.
Motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş arası çocukların konuşma ve ses özelliklerinin değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı, motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş aralığındaki motor konuşma bozukluğu olan çocuklar ile sağlıklı gelişim gösteren çocukların bazı ses özelliklerini incelemek ve bahsedilen iki grup arasında karşılaştırmaktır. Çalışmamızda motor konuşma bozukluğu nedeniyle kas koordinasyonu ve postürdeki yetersizliklerin jitter, shimmer, HNR ve temel frekans gibi değerler üzerindeki etkisi ve konuşmadaki zorlanmanın incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 4-12 yaş aralığında motor konuşma bozukluğu olan 30 çocuk ve sağlıklı gelişim gösteren(motor konuşma bozukluğu olmayan) 30 çocuk olmak üzere toplamda 60 çocuk dahil edilmiştir. Tüm çocukların /a/ sesi fonasyonu sırasında Audacity programı ile ses kaydı alınmıştır. Ses kayıtları Samson Go Mic mikrofon ile alınmıştır. Alınan ses kayıtları Özelleştirilmiş Praat ile jitter, shimmer, HNR ve temel frekans değerleri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu şekilde kız ve erkek çocuklarında cinsiyet değişkeni temel frekans için anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Çalışmaya alınan katılımcılarda Jitter, shimmer ve HNR değişkenlerine göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Jitter, shimmer ve HNR değişkenine göre kız ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Hasta katılımcıların hepsinde konuşmada zorlanma olduğu bulunmuştur. Sonuç: Motor konuşma bozukluklarından biri olan dizartri nöromotor bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Dizartri nedeniyle solunum, fonasyon, rezonans, prozodi ve artikülasyon için gereken hareketlerin güç, hız, açıklık(range), kararlılık ve doğru tonda üretiminde anormalliklerini konuşmaya yansımaktadır. çalışmamızın sonucunda motor konuşma bozukluğu görülen çocuklarda ses pertürbasyon değerleri ve harmonite değerinin etkilendiği görülmüştür.
Rehabilitasyon hastanesinde çalışan sağlık personellerinin disfaji hakkındaki farkındalıklarının incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı rehabilitasyon hastanesinde görev yapan ve yutma bozuklukları belirtilerini ve semptomlarını gözlemleme olasılığı daha yüksek olan sağlık personelinin disfaji bilgisi ve disfaji yönetiminde dil ve konuşma terapistlerinin rolü ile ilgili farkındalık düzeyini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma için betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya rehabilitasyon hastanesinde çalışan 42 fizyoterapist, 30 hemşire ve 30 doktor katılmıştır. Araştırmacılar tarafından oluşturulan 'Rehabilitasyon Hastanesinde Çalışan Sağlık Personellerinin Disfaji Farkındalık Anketi' kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 programı ile ki-kare analizi yapılarak elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmada disfaji değerlendirme yöntemlerinden en sık başvurulanın disfaji için klinik kanıt ve yatak başı yutma değerlendirmesi olduğu görülmüştür. Disfaji rehabilitasyonunda dil ve konuşma terapistinin hastayı, bakıcıyı ve sağlık çalışanını güvenli oral alım teknikleri konusunda bilgilendirmek rolü en yüksek tutarlılığa sahip cevap olmuştur. Disfaji rehabilitasyonu için dil ve konuşma terapistlerine sevk oranları düşük bulunmuştur. Fizyoterapist ve hemşirelerin doktorlara oranla disfaji eğitiminde eksiklik görülmüştür. Sonuç: Sağlık personellerinin disfaji yönetimi ve dil ve konuşma terapistinin rolü konusunda bilgi ve farkındalıklarının yetersiz olduğu görülmüştür. Bu çalışma, rehabilitasyon hastanesinde disfajinin etkili yönetimi için sağlık personelinin disfaji farkındalığı ve bilgisi, multidisipliner ekip çalışması ile disfaji yönetiminde disiplinler arası işbirliğin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Disfaji, Rehabilitasyon Hastanesi, Yutma, Farkındalık, Sağlık Personeli
Gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan 2-6 yaş arası çocuklarda ebeveyn tutumlarının incelenmesi
Amaç: Dil ve konuşmada gecikme olgusu; bir çocuğun dil gelişiminde takvim yaşından beklenenin altında performans göstermesi durumudur. Bu çalışmada gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların anneleri ile normal konuşma gelişimine sahip çocukların annelerinin ebeveynlik tutumları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2-6 yaş arasında gelişimsel dil ve konuşma bozukluğuna sahip 20 çocuk ve annesi vaka grubunda; normal konuşmaya sahip 34 çocuk ve annesi kontrol grubunda olmak üzere toplam 54 çocuk ve annesi dâhil edilmiştir. Bütün katılımcı ebeveynlere Sosyodemografik Bilgi Formu ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu bir şekilde gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunun (GDKB) erkek çocuklarda daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, annenin öğrenim durumu (p=0.02) ve ailenin sosyoekonomik düzeyi (p=0.03) bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Ebeveyn tutumları bakımından ise gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu (GDKB) olan çocuğa sahip annelerde aşırı koruyucu (p=0.01) ve izin verici (p=0.03 ebeveyn tutumlarının daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çocuklarda dil ve konuşma gecikmesine sebep olan birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmamızda cinsiyetin, annenin öğrenim durumunun ve ailenin sosyoekonomik düzeyinin gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunda etkili faktörler olabileceği; bunun yanı sıra aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumlarının, çocuğun dil gelişimde önemli bir role sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dil Gelişimi, Dil Gecikmesi, Gecikmiş Konuşma, Gelişimsel Dil ve Konuşma Bozukluğu, Ebeveyn Tutumları
Ses polikliniğine başvuran fonksiyonel ses hastalarına uygulanan diyafram solunumu eğitiminin aerodinamik parametrelere etkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı; KBB polikliniğindeVLS ile KBB uzmanı tarafından fonksiyonel ses bozukluğu tanısı alan hastalarda diyafram solunumu eğitiminin ses üzerindeki sonuçlarını belirlemek ve değerlendirmektir. Objektif değerlendirme amacı ile çalışmamıza dâhil ettiğimiz s süresi, z süresi, s/z oranı, maksimumfonasyon zamanı, fonasyon bölümü/oranı ve vital kapasite hava akış hızı/volüm ilgili olan aerodinamik parametrelerdir. Aerodinamik ölçümler, fonasyon da görev yapan akciğerlerin hacimleri ve kapasiteleri hakkında bilgi veren hava basıncı ve hava akış hızı/volüm ölçümleridir. Diyafram solunumu eğitimi öncesinde ve diyafram solunum eğitiminin tamamlanmasından bir ay sonra karşılaştırılarak ses tedavisi etkinliğinin değerlendirilmesinde yüksek güvenilirlik ve geçerliliği olan bir dizi nesnel ölçümortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:Aralık 2018-Mayıs 2019 yılları arasında, fonksiyonel ses bozukluğu tanısı almış, 18-65 yaş arası 60 hasta ve 30 kadın, 30 erkek olarak 60 kontrol grubu çalışma kapsamına alındı. Maksimum fonasyon zamanı, s süresi, z süresi ve s/z oranı audacity ses analiz programı kullanılarak ölçüldü.Kayıtlar, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB polikliniğinin ses laboratuarında alındı. Vital kapasite (VK) ve fonasyon bölümü/oranı ölçümü ise solunum fonksiyon testi (SFT) olan pletismograf ile ölçüldü. Bulgular:Terapi öncesi ve sonrasında maksimum fonasyon zamanı, s süresi, vital kapasite, fonasyon katsayısı/oranı (p>0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Z süresi, s/z oranı terapi öncesi ve sonrasında (p<0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (Tablo 42). Sonuç:Diyafram solunumu eğitimi öncesi ve sonrası z süresi ve s/z sürelerindeanlamlı farklılıkların olması fonksiyonel ses hastalarında yapılacak terapilerde solunum terapisinin uygulanmasının da yer alması gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler :Fonksiyonel ses hastalığı, Aerodinamik analiz, Diyafram solunumu eğitimi.
İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde ses bozukluğu belirtileri ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Diyarbakır ilinde ilkokul ve ortaokullarda görev alan öğretmenlerde, demografik özelliklerin ve iş yükünün ses bozukluğu belirtilerinden biri olan boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetine olan etkisini incelemek ve bu şikayete neden olabilecek risk faktörlerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Diyarbakır merkez sur ilçesinde bulunan ilkokul ve ortaokullarda görev alan 98 öğretmen dahil edilmiştir. Araştırma için Brezilya Çalışma Bakanlığı tarafından geliştirilmiş öz ses değerlendirme formu kullanılmıştır. Öğretmenlerde Mesleki Ses Bozukluğu semptomlarından boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetleri dikkate alınmıştır. Boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayetinin karşılaşma sıklığı ile yaş, cinsiyet, çalışma hayatı, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimi karşılaştırılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri boğazda ağrı veya tahriş hissi bağımsız değişkenleri ise yaş, cinsiyet, çalışma hayatı, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimidir. İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyet yaş, cinsiyet, çalışma hayatı,. çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimi değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla verilere Fisher' in kesin testi ile devamlılık düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Bulgular: İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde ses bozukluğu belirtilerinden biri olan boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti görülme oranı % 72,4 olarak belirlenmiştir. Kadın öğretmenlerde bu oran % 79,2 iken, erkek öğretmenlerde bu oran % 66 olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti ile çalışma ortamının stres ve gerginlik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Mesleki olarak zamanlarının çoğunu ders anlatarak geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti diğer katılımcılara göre daha fazla olduğu belirlenmiştir(p<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda çalışma ortamının stres ve gerginlik düzeyi ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışma ortamı gerginlik stres seviyesi artıkça boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetinin görülme düzeyinin arttığı görülmektedir. Çalışma sonucunda zamanlarının çoğunu ders anlatarak geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti, zamanlarının çoğunu diğer işlerle geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetine göre daha fazla olduğu görülmektedir.
Kilise korosunda ilahi söyleyen bireylerin ses özelliklerinin incelenmesi
Kurtaran, M. (2022). Kilise Korosunda İlahi Söyleyen Bireylerin Ses Özelliklerinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Anabilim Dalı, İstanbul. Çalışma kapsamında temel amaç kilise korosunda ilahi söyleyen bireylerin ses önceliklerinin belirlenmesidir. Bununla birlikte ses eğitimi alıp kilise korosunda ilahi söyleyen bireyler, ses eğitimi almayıp kilise korosunda ilahi söyleyen bireyler ve gönüllü bireyler olmak üzere oluşturulan üç grubun ses özelliklerinin karşılaştırılması da araştırmanın temel amaçlarındandır. Son olarak demografik özelliklere bağlı olarak bireylerin ses özelliklerinin farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi de araştırmanın bir diğer amacıdır. Araştırma modeli olarak nicel araştırma yöntemlerinden olan nedensel – karşılaştırma modeli tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında 45 kişiye ulaşılmıştır.Katılımcıların yaşları 15 ile 70 yaş arasında değişkenlik göstermektedir. Cinsiyet dağılımı ise 26 kadın, 19 erkek şeklindedir. Eğitimli grubun ve eğitimsiz grubun %53,3'ü kadın (8) iken %47,7'si (7) erkektir. Gönüllü grubun ise %66,6'si (10) kadın, %33,3'ü (5) erkektir. Eğitimli grubun yaş ortalaması 42.73 iken standart sapması 13.54'dür. Eğitimsiz grubun yaş ortalaması 32.93, standart sapması ise 10.2 iken gönüllü grubun yaş ortalaması 38.4, standart sapması 7.66'dır. Yapılan analizler doğrultusunda cinsiyet değişkeni bakımından (p=0.802), yaş değişkeni bakımından (p=0.054), sigara alkol kullanımı değişkeni bakımından (p=0.601 ve p=0.816), ameliyat olma değişkeni bakımından (p=0.601), şikayet değişkeni bakımından (p=0.420), alerji varlığı bakımından (p=0.816), s/z ölçümleri değişkeni bakımından (p=0.760) ve V-RQOL değişkeni bakımından (p=0.840) istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda çalışma öncesinde ön görüldüğü üzere cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve sağlık durumu gibi demografik değişkenlerin bireylerin ses düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa yol açmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte VSHI ve MFS gibi daha spesifik değerlerin ses üzerindeki etkilerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Yetişkin kekemelerde otomatik düşüncelerin değerlendirilmesi
Gerçekleştirilen bu çalışmanın temel amacı bireylerin kekemelik şiddetine bağlı olarak otomatik düşünce düzeylerindeki değişimin belirlenmesidir. Bir başka ifade ile kekemelik şiddeti ile otomatik düşünce düzeyi arasındaki ilişkinin sınanması, ilişki olması halinde bu ilişkinin yönü ve kuvvetinin belirlenmesidir. Bu temel amacın yanı sıra kekemeliğe ilişkin terapi alıp tamamlamış, kekemeliğe ilişkin terapi almaya devam eden, kekemeliğe ilişkin terapi almamış ve akıcı konuşan bireylerin otomatik düşünce düzeylerinin karşılaştırılması da araştırmanın temel amaçları arasında yer almaktadır. Çalışma kapsamında nedensel – karşılaştırma modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 60 kişiden oluşurken kekemelik terapisi alıp tamamlayanlar, kekemelik terapisine devam edenler, kekemelik terapisi almayanlar ve akıcı konuşanlar şeklinde oluşturulan dört grupta katılımcılar eşit dağılım göstermiştir. Katılımcıların 17 – 36 yaş aralığında iken yaş ortalamaları 26.77 olmuştur. Katılımcıların 43'ü erkek, 17'si kadındır. Kekemelik şiddeti dağılımında ise katılımcıların %48,9'unun (22) hafif, %26,7'sinin (12) çok hafif, %8,9'unun (4) orta, yine %8,9'unun (4) şiddetli ve %6,7'sinin (3) çok şiddetli olarak sınıflandırıldığı görülmüştür. Çalışma kapsamında kekemelik şiddeti ile otomatik düşünce düzeyi arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişkiye rastlanmıştır ancak bu ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Terapi alma, terapiyi tamamlama, terapi almama ve akıcı konuşmaya göre oluşturulan grupların kekemelik şiddeti ve otomatik düşünme düzeylerinde de gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır. Sonuç olarak ön görülenin aksine kekemelik terapisinin bireylerin kekemelik düzeyleri ve otomatik düşünme düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı, kekemelik şiddeti ile otomatik düşünme düzeyi arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir.
20-30 yaş arası sağlıklı yetişkinlerde fabl ile elde edilen anlatı örneklerinin analizi: Pilot çalışma
Fabllar toplumun benimsediği ya da karşı çıktığı davranış ve düşünceleri konu alan edebi bir türdür. Dilin yapısal temeli olan sentaks, konuşmacının düşünceleri ve duygularını, açık ve kesin bir şekilde ifade etmesi için sözcükleri cümleler içinde dizmek olarak tanımlanmaktadır. Eleştirel düşünme ise, problemlerin ortaya konması, problem durumundaki değişimleri ayırt edebilme ve denetleyebilme gibi bazı zihinsel süreçleri kapsamaktadır. Konuşma içeriğindeki bilişsel yükü artışı sentaktik karmaşıklığın artmasına neden olmaktadır. Çeşitli araştırmalarda fablların anlatımı ve fabllarla ilgili eleştirel düşünme sorularının dildeki sentaktik karmaşıklığı ortaya çıkardığı bulunmuştur. Literatürde çocukluk çağı ve adölesan dönemde fabllar yoluyla eleştirel düşünme sorularına verilen cevapların içerdiği sentaktik karmaşıklık düzeyi ile ilgili araştırmalar bulunmasına rağmen genç yetişkinlerle ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Bu araştırmada 20-30 yaş arası primer nörolojik/psikiyatrik hastalık tanısı olmayan sağlıklı bireylerin fablla elde edilen anlatı örneklerinde eleştirel düşünme ve konuşma dilindeki sentaktik karmaşıklıkları incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerin, 20-30 yaş arası edinilmiş beyin hasarı olan bireylerin dil ve kritik düşünme becerilerinin klinik ortamlarda değerlendirilebilmesi için değerlendirme aracı geliştirme ve normatif veri tabanı oluşturma amacıyla kullanılması planlanmıştır. 20-30 yaş arasında olan katılımcılara önce Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası uygulanmış ve 89 puan üstü alan 33 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma katılımcılarına fabl okutularak fablı anlatmaları istenmiş ve fabla ilişkin sorular yöneltilmiştir. Fablın anlatısı ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplar çevrim yazıya dönüştürülmüştür. Transkripsiyonlar ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi sayısı ve eylemsi yoğunluğu açısından analiz edilmiştir. Anlatı örneğinden elde edilen değerler ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplardan elde edilen değerlerde ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi kullanımları, eylemsi yoğunluğu karşılaştırılmıştır.
Geriatrik popülasyonda ses özellikleri ve presbifaji arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma geriatrik popülasyonda ses özellikleri ve presbifaji arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaçla 65 yaş üstü 96 katılımcının dahil edilerek disfaji risk skoruna göre yutma bozukluğu olan ve olmayan bireyler arasında akustik, aerodinamik ses parametreleri, yutma performansları ve nütrisyonel değerlendirmeler arasında bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. İncelenen akustik parametreler, F0, jitter, shimmer, harmonik gürültü oranı, aerodinamik parametreler ise maksimum fonasyon süresi (MPT) ve S/Z oranı olup yutma performansı ise EAT-10 ve zamanlı su yutma testiyle ölçülmüştür. Disfajisi olan bireylerde MPT istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha düşüktür. Ayrıca artan yaş ile MPT düşmüş, diadokinetik hız testindeki kelimeleri artiküle etme süresi artmıştır. Sonuçlar, azalmış solunum desteği ve kontrolünün, ağız hareket açıklığı ve koordinasyonunun azalması, vokal kıvrım kapanmasının ve vokal kıvrım addüksiyonu sırasında hava akımı kontrol eksikliklerinin yaşlı popülasyonda disfaji için risk faktörleri olduğunu göstermektedir.
Frontal lob tümörü olan bireylerde sosyal kognisyonun video temelli gerçek yaşam senaryosu ile değerlendirilmesi: pilot çalışma
Bu araştırmada frontal lob beyin tümörlü bireyler ve sağlıklı bireylerde sosyal kognisyon becerilerinin incelenmesi, kullanılan testler ile dilin pragmatik bileşenlerine ulaşılması amaçlanmıştır. Araştırmaya toplam 8 Frontal Lob Tümörü (BT) ve 8 sağlıklı kontrol olmak üzere 16 birey dahil edilmiştir. 16 katılımcıdan sosyodemografik bilgiler alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla BT grubu için Addenbrook kognitif muayenesi ve kontrol grubuna Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOCA) ve sonrasında her iki gruba da Video-temelli Sosyal Senaryo: Sosyal Kognisyonun değerlendirilmesi için geliştirilen pilot araç, M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri (MDA-BTSET) uygulanmıştır. Ölçekler yüz yüze görüşme sağlanarak uygulanmıştır. Veriler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş, elde edilen anlatı örnekleri çevrim yazıya dönüştürülmüştür. Dönüştürülen çevrim yazı incelenerek kullanılan içsel durum terimleri manuel olarak sayılmıştır. Bu terimler kognitif, fizyolojik, emosyonel, linguistik ifadeler ve metafor olarak sınıflandırılabilir. Kontrol grubunun Emosyonel terim puanları, BT grubunun Emosyonel terim puanlarından anlamlı olarak daha yüksektir (Mann Whitney U test; U=11,5; Z=-2,171; p=0,03<0,05). Kontrol grubunun Linguistik terim puanları, BT grubunun Linguistik terim puanlarından anlamlı olarak daha yüksektir (Independent Samples T test; t=-2,415; p=0,03<0,05). Yaşam kalitesi skorları ile İDT kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (Spearman Korelasyon Analizi; Pearson Korelasyon Analizi; p>0,05). Kontrol grubu ile BT grubu arasında Fizyolojik bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. (Mann Whitney U test; p>0,05) Kontrol grubu ile BT grubu arasında Kognitif ve Metafor bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (Independent samples t test; p>0,05). Elde edilen bulgular, BT hastalarının emosyonel ve linguistik terim kullanımlarının kontrol gruplarına göre daha düşük performans sergilediklerini göstermektedir. Bu sonuçlar, beyin tümörlerinin sosyal kognisyon ve dil üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine işaret etmektedir. Tedavi veya tümörün kendisinden kaynaklanan sosyobilişsel işlevlerdeki bozuklukların, diğer insanların duygusal ve zihinsel bakış açılarını tanıma ve anlama gibi kişilerarası becerileri bozabileceği saptanmıştır. Ayrıca, beyin tümörü nedeniyle pragmatik dil becerilerinde yaşanan bozulmaların hastaların günlük yaşamı ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Beyin tümörü hastalığının ve tedavisinin, bireyler üzerinde sosyobilişsel fonksiyonları önemli ölçüde etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak BT hastalarında yalnızca nörokognitif değerlendirmelere değil, aynı zamanda sosyal biliş ve dil kullanımına odaklanan kapsamlı değerlendirme yöntemlerine de ihtiyaç vardır.
Temporal lob epilepsili hastalarda sosyal kognisyonun video temelli gerçek yaşam senaryosu ile incelenmesi: Pilot bulgular
Bu araştırma ile Temporal Lob Epilepsili Bireylerin sosyal kognisyon düzeylerinde herhangi bir bozulma olup olmadığını ve yaşam kalitesi düzeyinin analizi amaçlanmaktadır. Araştırma Atlas Üniversitesi Medicine Hastanesinden Dr. Öğr.Üyesi Demet Aygün ÜSTEL tarafından takipli ve Temporal Lob Epilepsisi tanısı almış 17 olgu ve yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi eşleşen 17 kontrol grubu tarafından oluşmaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 37.5 olan 34 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 17'sini kadın (%50) 17'ini (%50) erkek oluşturmaktadır. Katılımcıların 10 tanesi (%29,41) lisans mezunu, 22 tanesi (%64,70) lise mezunu ve 2 tanesi (%5,88) ortaokul mezunudur. Temporal lob epilepsisi bireylerin sosyal kognitif işlevlerinde bozulmalara yol açarak empati yetenekleri, çıkarım yapma becerileri ve kognisyonda bozulmalara sebep olur. Bu bozulmalar dil becerilerine yansır. Dil becerilerinde bozulmaları değerlendirebilmek için TLE'li bireylerle sağlıklı bireylerin içsel durum terimlerini ne sıklıkla kullandığı karşılaştırılmıştır. Bireylere daha önceden hazırlanan gelin, görümce ve damat temalı Gerçek Yaşam Senaryo videosu izletilip buna yönelik sorular sorup verilen cevaplar transkript edilmiştir. Transkript sonuçlarına göre TLE'li bireyler ile sağlıklı bireylerin sosyal kognisyon sorularına verilen cevaplardaki kognitif terim sayısı değerleri arasında ve emosyonel terim sayıları arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. (p=0,005<0,05), (p=0,001<0,05) Temporal Lob Epilepsisi hastalığı bulunan bireyler ile sağlıklı bireylerin sosyal kognisyon sorularına verilen cevaplardaki Metaforik terim sayısı değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. (p=0,261>0,05) Temporal lob epilepsili bireylerde kognisyonun etkilenip etkilenmediğini incelemek içinse Addenbrook Kognitif Bataryası uygulanmıştır. Temporal lob epilepsili bireylerle sağlıklı bireylerin Addenbrook skorları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. (p=0,001<0,05). Transkript edilen cevaplarda verilen sonuçlara göre TLE bireylerin kognitif terim sayısı ve emosyonel terim sayısını sağlıklı bireylere göre daha az ürettiği görülmüştür. Metafor Sayısı ortalaması birbirine çok yakın olup anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Literatürdeki çalışmalarla uyumlu olarak TLE'li bireylerde kognisyonun ve buna bağlı olarak afektif ve kognitif empatinin bozulduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Epilepsi, Temporal Lob, Sosyal Kognisyon, Dil, Afektif Empati, Kognitif Empati
6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel problemlere etki eden dilsel ve bilişsel faktörlerin incelenmesi
Amaç: Matematiksel becerilerde güçlük yaşayan bireylerde çeşitli dil ve bilişsel gelişim alanlarında sorun görülebilir. Bu araştırmanın amacı; 6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel performansa etki eden dilsel ve bilişsel faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 18 erkek, 12 kız toplam 30 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların ebeveynlerinden gönüllü onamı alınmış ve Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ve WISC-R Çocuklar İçin Zeka Testi uygulanmıştır. Dil gelişimi testinde ortalama ve ortalama üstü puana sahip olan, WISC-R zeka testinde 90 ve üzeri puana sahip olan katılımcılara LITMUS Türkçe Cümle Tekrar Testi (LITMUS-TR) , Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrar Testi (TAST) ve Rutin Olmayan Matematiksel Problemler (ROM) testi yüz yüze olarak, sessiz bir ortamda, karmaşık sırada verilerek uygulanmıştır. Bulgular: Korelasyon analizinde, matematik performansı ile WISC-R Testinin Genel Puanı Sözel Yetenek Puanı, Performans Yeteneği Puanı; alt testlerden Benzerlik, Resim Düzenleme, Parça birleştirme alt testleri ve LITMUS-TR testinin Sentaks Puanları arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler tespit edilmiştir (p<0,05). Bu ilişkiler ile yapılan regresyon analizinde ise WISC-R zeka testinin, matematik performansı üzerinde (β=0,46) pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür (p<0,05). TEDİL ve Matematik Performansı arasındaki ilişki incelenmiş ve alıcı dil puanları açısından matematik performansının ortalama üstü alıcı dil düzeyine sahip çocuklarda, ortalama düzeyde alıcı dil performansı olan çocuklara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,024<0,05). Sonuç olarak dilsel ve bilişsel faktörlerin matematiksel problemlerin çözümüne etki ettiği bulunmuştur. Bu nedenle matematiksel problemlerin çözümünü desteklerken dilsel ve bilişsel becerilerin gelişimini de dahil etmek gerekmektedir.
Gelişimsel dil bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda çalışma belleğinin matematik performansına etkisinin karşılaştırılması
Bu araştırmada amaç, Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB) olan ve Tipik Gelişim Gösteren (TGG) çocukların çalışma belleği performanslarının rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performanslarına etkisini incelemektir. Araştırmaya Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'e göre, GDB olduğu saptanan (n=26) ve TGG (n=26) 6- 8.11 ay yaş aralığındaki toplam 52 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılara WISC-R Zeka Testi; Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. GDB olan çocukların ÇB kapasiteleri (sözel, görsel ve toplam) (p<0.05) ve rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları (p<0.05) TGG akranlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur. Regresyon analizinde, ÇB alt testleri (r=0.527) ve TODİL-Organize Etme bileşke puanının (r=0.419), matematiksel performans ile ilişkili olduğu görülmektedir. 6 yaş- 8 yaş 11 ay arası çocuklarda GDB; rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansı ve ÇB'yi olumsuz etkilemektedir. TODİL-Organize Etme bileşke puanı ve ÇB becerileri, katılımcıların rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları üzerinde belirleyici bir role sahiptir.
Fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algının matematik performansına etkisi
Matematiksel yeterlilik, günlük hayatta önemli bir yere sahiptir. Sözel sayı becerileri sayı bilgisinin gelişmesini sağlayarak matematiksel becerilerin temelini oluşturur. Matematiksel işlemler fonolojik becerilerin ve sayı sözcüklerinin kullanımını içeren saymaya dayalı bir beceridir. Fonolojik farkındalık, bir üst dil becerisidir ve dilin ses yapısının analiz edilmesini sağlamaktadır. Sözel sayı becerileri, fonolojik farkındalık becerilerinden ve görsel-uzamsal süreçlerden etkilenmektedir. Görsel uzamsal beceriler matematiksel işlem öğrenme için gereklidir. Bu çalışmada 7;0–8;11 yaş aralığında normal gelişim gösteren 40 katılımcının fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algı performanslarının matematiksel performansa etkisi incelenmiştir. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı ve Regresyon Testi çözümlenmesi kullanılmıştır. Çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (r=0,370; p=0,019). Katılımcılara WISC-R Zeka Testi, Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL), Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi, Fonolojik Farkındalık Testi ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. Çocukların TODİL konuşma bileşke performansı ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (p=0,049, r=0,313). Analiz sonuçlarına göre, fonolojik farkındalık (β=0,34, p<0,05) ve TODİL konuşma bileşke performansı (β=0,29, p<0,05) matematiksel performans üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Fonolojik farkındalık becerilerinin ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi konuşma bileşke performansının matematiksel performans üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve gelişimsel görsel algının matematik performansı üzerinde etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklarda dil ve bilişsel gelişimin matematik performansına etkisi
Alerjik riniti olan çocukların tipik gelişim gösteremeyebildikleri; dil, konuşma, akademik ve bilişsel becerilerde güçlük yaşayabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklar; normal gelişim gösteren akranları ile dil, konuşma, biliş ve matematiksel beceri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmaya alerjik riniti olan 35 birey, sağlıklı kontrol 35 birey olmak üzere toplamda 70 katılımcı dahil edilmiştir. 70 katılımcıdan sosyo- demogrofik bilgileri alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL), Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (TAST), Türkçe Cümle Tekrarı Testi (LİTMUS-TR), Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R), Sesletim Alt Testi (SET) ve yaş düzeyine göre rutin olmayan matematiksel problemler sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, alerjik rinit grubundaki katılımcılar, okuma yazma, akademik güçlük, devamsızlık, uyku problemleri ve yorgunluk gibi sorunlar yaşarken, sağlıklı kontrol grubunda bu sorunlar daha az sıklıkta gözlemlenmemektedir. TODİL'de alerjik rinit grubunun dinleme, organize etme, dilbilgisi ve sözlü dil becerileri ortalamanın altında kalırken, sağlıklı kontrol grubunda bu beceriler ortalama düzeydedir. WISC-R'da ise alerjik rinit grubunun puan ortalamaları, sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşüktür. Matematik performansı ile diğer testler arasındaki korelasyon analizlerinde yalnızca sözel puan ile matematik arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, ancak Bonferroni düzeltmesi sonrasında bu ilişki kaybolmuştur. LİTMUS-TR ile matematik performansı arasında zayıf pozitif bir ilişki, TAST ile ise orta düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Araştırma, dil ve bilişsel becerilerin matematik performansını etkileyen önemli faktörler olduğunu ortaya koymakta; düşük dil seviyesine sahip çocukların matematik performanslarının da düşük olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Alerjik Rinit, Dil Bozukluğu, Biliş, Matematik
Kekemeliği olan okul çağı çocuklarının kekemelik anıfarkındalıkları ile ikincil davranışları arasındaki ilişkininincelenmesi
Aksu, İ. E. (2025). Kekemeliği Olan Okul Çağı Çocuklarının Kekemelik Anı Farkındalıkları ile İkincil Davranışları arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Anabilim Dalı, İstanbul. Amaç: Bu araştırmanın temel amacı; kekemeliği olan çocukların kekemelik anı farkındalıklarının ikincil davranışları ile nasıl bir ilişkisi olduğunu ortaya koymaktır. Bu temel amaçla birlikte kekemelik şiddeti ile ikincil davranışlar arasındaki ilişkiyi, kekemelik şiddetleri ile kekemelik anı farkındalıkları arasındaki ilişkiyi, yapılan değerlendirmelerde cinsiyetler arası farklılığın olup olmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Model olarak ilişkisel tarama modeli ile çalışılmıştır. Araştırmanın örneklemi okul çağı kekemeliği olan 40 çocuktan oluşmaktadır. Cinsiyet dağılımı kekemeliğin toplumda görülme dağılımına uygun şekilde belirlenmiştir. Veriler; Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA), Kekemeliği Olan Çocuklar için Bilişsel, Afektif, Linguistik, Motor ve Sosyal Değerlendirme (CALMS-TR) ve Kekemelik Anı Farkındalık Ölçeği (PAIS-TR) ve İkincil Davranış Değerlendirme Aracı ile toplanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında kekemelik anı farkındalığı ile ikincil davranışlar arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (r= -,299; p>.05) belirtilmiştir. Kekemelik şiddeti ve ikincil davranışlar arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu (r= ,498; p<.05) belirtilmiştir. Yapılan ölçümlerde puan ortalamaları bağlamında kız ve erkek grupları arasında CALMS bilişsel (p=,426), afektif (p=,647), sosyal (p=,489), KEŞİDA (p=,164), İDDA (p=,506) ve PAIS-TR (p=,526) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirtilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen bulgular, ikincil davranışlar ile kekemelik şiddeti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu, kekemelik anı farkındalığı ile ikincil davranışlar arasında anlamlı bir ilişki görülmediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kekemelik, Kekemelik Anı Farkındalığı, İkincil Davranışlar