Dicle University
Discipline

Speech and Language Therapy

Dicle University

166

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Pazar esnafının ses hijyeni farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı Diyarbakır ilinde Pazar esnafı olarak çalışmakta olan bireylerin ses hijyeni hakkındaki farkındalık düzeyleri ve ses yorgunluklarının demografik bilgiler açısından incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve 100 Pazar esnafının katıldığı anket uygulaması yapılmıştır. Demografik Bilgi Formu, Ses Yorgunluğu Ölçeği ve Ses Hijyeni Farkındalık Düzeyi Bilgi Formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Diyarbakır ilindeki pazarcılara yönelik anket uygulaması ile toplanan veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulguları, bazı demografik değişkenlerin ses hijyeni ve ses yorgunluğunu etkilediğini göstermektedir. Sesi aktif kullanma süresi, kronik hastalık olma durumu ve yaş değişkenlerinin anlamlı etkileri bulunmaktadır. Buna karşın cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışma süresi, tıbbi rahatsızlık, ses ile ilgili profesyonel eğitim alma durumu değişkenlerinin ise bir etkisi tespit edilememiştir. Sonuç: Çalışmanın sonuçları, Pazar esnafının demografik değişkenlerin ses hijyeni ve ses yorgunluklarını etkilediğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar ses hijyen/vokal hijyen hakkında bilgisi olan Pazar esnafının ses yorgunluk düzeyinin ses hijyen/vokal hijyen hakkında bilgi sahibi olmayanlardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar eşliğinde Pazar esnafının ses kullanımı konusunda eğitim almaları önerilmektedir. Bu sayede ses hijyeni ve ses yorgunluğu farkındalıklarının artması mümkün olacaktır.

Üzeyir Aydın
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fizik tedavi ve rehabiltasyon servisinde yatan hastaların disfaji prevalansı

Amaç: Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Servislerinde yatan hastaların disfaji prevalansını tespit etmektir. Ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon servislerinde Dil ve Konuşma Terapistlerinin gerekliliğini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Demografik bilgileri alınıp çalışmaya dahil edilmeye uygun görülen hastalara Eating Assessment Tool-1 (EAT-10) ve Disfaji Handikap İndeksi (DHİ) anketleri uygulanmıştır. EAT-10 anketinden 3 ve üzeri paun alan hastalara Volüm Viskozite Yutma Testi (V-VST) testi uygulanmıştır. Veriler Microsoft Excel 2010 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 21'si erkek, 30'u kadın 51 hasta alınmıştır. Hastalar 21 yaş –90 yaş aralığındadır. Hastaların 24'i nörolojik, 27'si ortopedik tanı ile serviste yatmaktadır. 2 hasta PEG ile beslenmektedir. 40 hasta EAT-10 anketinde 3 puan altı almış ve yutma işlemlerinin güvenli olduğu saptanmıştır. 9 hastaya V-VST testi uygulanmış ve değişen parametreler, hacim ve kıvamlarda yutma güvenliğinin bozulduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Çalışmaya katılan 51 hastanın 11'ine disfdaji tanısı konmuştur. Bu hastaların 9'u kadın, 2'si erkektir. 10'u nörolojik, 1'i ortopedik tanı ile serviste yatmaktadır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon servisi disfaji prevalansı %21.5 olarak saptanmıştır.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriPrevalans+3
Zehra Aycan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk evlerinde kalan korunma ihtiyacı olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesi

Çocuk evlerindeki korunma ihtiyacı olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesi sonucu dil bozukluklarının erken tanılanması, uygun yönlendirmelerin yapılması ve erken müdahale programı oluşturularak dil bozuklukları ile ilişkilendirilen psikososyal ve akademik becerilerde yaşanabilecek güçlüklerin önlenebilmesi amaçlanmıştır. Bunun yanında dil becerileri gelişiminin sosyodemografik bazı değişkenler ile olan ilişkisi incelenmiştir.Bu tezin çalışma grubunu yaşları 2.0 - 7.11 arasında değişen çocuk evlerindeki korunma ihtiyacı olan 35 çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; Sosyodemografik Bilgi Formu ve Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) kullanılmıştır. Elde edilen veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çocukların dil becerileri gelişim düzeylerinin ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Türkçe Erken Dil Gelişim Testi alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil performansı ile yaş değişkeni arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Alıcı dil becerileri ile kuruma gelme yaşı değişkeni arasında anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ifade edici dil ve sözel dil performansı arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet, bilingualizm (çift dillilik), bakımverenin eğitim düzeyi, kurumda kalma süresi, kardeş sayısı ve aile bireyleri ile görüşme sıklığı değişkenleri ile TEDİL alt test puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05).

Dil becerileriDil bozukluklarıDil gelişimi+3
Rukiye Diyarbakırlıoğlu
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş arası çocukların konuşma ve ses özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, motor konuşma bozukluğu olan 4-12 yaş aralığındaki motor konuşma bozukluğu olan çocuklar ile sağlıklı gelişim gösteren çocukların bazı ses özelliklerini incelemek ve bahsedilen iki grup arasında karşılaştırmaktır. Çalışmamızda motor konuşma bozukluğu nedeniyle kas koordinasyonu ve postürdeki yetersizliklerin jitter, shimmer, HNR ve temel frekans gibi değerler üzerindeki etkisi ve konuşmadaki zorlanmanın incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 4-12 yaş aralığında motor konuşma bozukluğu olan 30 çocuk ve sağlıklı gelişim gösteren(motor konuşma bozukluğu olmayan) 30 çocuk olmak üzere toplamda 60 çocuk dahil edilmiştir. Tüm çocukların /a/ sesi fonasyonu sırasında Audacity programı ile ses kaydı alınmıştır. Ses kayıtları Samson Go Mic mikrofon ile alınmıştır. Alınan ses kayıtları Özelleştirilmiş Praat ile jitter, shimmer, HNR ve temel frekans değerleri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu şekilde kız ve erkek çocuklarında cinsiyet değişkeni temel frekans için anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Çalışmaya alınan katılımcılarda Jitter, shimmer ve HNR değişkenlerine göre hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Jitter, shimmer ve HNR değişkenine göre kız ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Hasta katılımcıların hepsinde konuşmada zorlanma olduğu bulunmuştur. Sonuç: Motor konuşma bozukluklarından biri olan dizartri nöromotor bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Dizartri nedeniyle solunum, fonasyon, rezonans, prozodi ve artikülasyon için gereken hareketlerin güç, hız, açıklık(range), kararlılık ve doğru tonda üretiminde anormalliklerini konuşmaya yansımaktadır. çalışmamızın sonucunda motor konuşma bozukluğu görülen çocuklarda ses pertürbasyon değerleri ve harmonite değerinin etkilendiği görülmüştür.

DizartriKonuşmaKonuşma bozuklukları+4
Ayşe Merve Arı
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Okul öncesi çağda kekemeliği olan ve kekemeliği olmayan çocukların ortalama sözce uzunluğu (OSU) değerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada okul öncesi çağda kekemeliği olan ve kekemeliği olmayan çocukların ortalama sözce uzunluk (OSU) değerinin karşılaştırılması yapılmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya okul öncesi çağda kekemeliği olmayan normal dil gelişimine sahip 30 çocuk ve okul öncesi çağı kekemeliği olan 30 çocuk olmak üzere toplam 60 çocuk dahil edilmiştir. Tüm çocuklara alıcı ve ifade edici dil becerileri ölçen Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulanmıştır. Kekemeliği olan çocukların kekemelik şiddeti KEŞİDA-4 Testi ile ölçülmüştür. Araştırmanın bağımlı değişkeni OSU değeri iken bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, kekemelik varlığı ve kekemelik şiddet düzeyidir. Bulgular: Kekemeliği olan çocukların OSU değeri kekemeliği olmayan çocuklarınkinden daha düşük değerde bulunmuştur ancak anlamlı farklılık bulunamamıştır. Sonuç: Çalışma sonucunda kekemeliği olan çocukların kekemeliği olmayan çocuklara göre daha düşük OSU değeri sonuçları çıkmıştır ancak istatiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Kekemeliği olan çocuklarda kekemelik şiddeti arttıkça normal OSU değerinden daha düşük çıkmaktadır. Bu durum kekemelik şiddeti arttıkça çocuklarda iletişim kurmadaki zorluk ve akıcısızlık durumunda konuşma eylemini yarıda kesme durumundan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Merve Pınar Şaşmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Rehabilitasyon hastanesinde çalışan sağlık personellerinin disfaji hakkındaki farkındalıklarının incelenmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı rehabilitasyon hastanesinde görev yapan ve yutma bozuklukları belirtilerini ve semptomlarını gözlemleme olasılığı daha yüksek olan sağlık personelinin disfaji bilgisi ve disfaji yönetiminde dil ve konuşma terapistlerinin rolü ile ilgili farkındalık düzeyini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma için betimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya rehabilitasyon hastanesinde çalışan 42 fizyoterapist, 30 hemşire ve 30 doktor katılmıştır. Araştırmacılar tarafından oluşturulan 'Rehabilitasyon Hastanesinde Çalışan Sağlık Personellerinin Disfaji Farkındalık Anketi' kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 programı ile ki-kare analizi yapılarak elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmada disfaji değerlendirme yöntemlerinden en sık başvurulanın disfaji için klinik kanıt ve yatak başı yutma değerlendirmesi olduğu görülmüştür. Disfaji rehabilitasyonunda dil ve konuşma terapistinin hastayı, bakıcıyı ve sağlık çalışanını güvenli oral alım teknikleri konusunda bilgilendirmek rolü en yüksek tutarlılığa sahip cevap olmuştur. Disfaji rehabilitasyonu için dil ve konuşma terapistlerine sevk oranları düşük bulunmuştur. Fizyoterapist ve hemşirelerin doktorlara oranla disfaji eğitiminde eksiklik görülmüştür. Sonuç: Sağlık personellerinin disfaji yönetimi ve dil ve konuşma terapistinin rolü konusunda bilgi ve farkındalıklarının yetersiz olduğu görülmüştür. Bu çalışma, rehabilitasyon hastanesinde disfajinin etkili yönetimi için sağlık personelinin disfaji farkındalığı ve bilgisi, multidisipliner ekip çalışması ile disfaji yönetiminde disiplinler arası işbirliğin önemini vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Disfaji, Rehabilitasyon Hastanesi, Yutma, Farkındalık, Sağlık Personeli

AnketlerFarkındalıkRehabilitasyon+3
Esra Acıelma
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan 2-6 yaş arası çocuklarda ebeveyn tutumlarının incelenmesi

Amaç: Dil ve konuşmada gecikme olgusu; bir çocuğun dil gelişiminde takvim yaşından beklenenin altında performans göstermesi durumudur. Bu çalışmada gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların anneleri ile normal konuşma gelişimine sahip çocukların annelerinin ebeveynlik tutumları açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 2-6 yaş arasında gelişimsel dil ve konuşma bozukluğuna sahip 20 çocuk ve annesi vaka grubunda; normal konuşmaya sahip 34 çocuk ve annesi kontrol grubunda olmak üzere toplam 54 çocuk ve annesi dâhil edilmiştir. Bütün katılımcı ebeveynlere Sosyodemografik Bilgi Formu ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda literatürle uyumlu bir şekilde gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunun (GDKB) erkek çocuklarda daha fazla görüldüğü tespit edilmiştir. Ayrıca, annenin öğrenim durumu (p=0.02) ve ailenin sosyoekonomik düzeyi (p=0.03) bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Ebeveyn tutumları bakımından ise gelişimsel dil ve konuşma bozukluğu (GDKB) olan çocuğa sahip annelerde aşırı koruyucu (p=0.01) ve izin verici (p=0.03 ebeveyn tutumlarının daha yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çocuklarda dil ve konuşma gecikmesine sebep olan birçok faktör bulunmaktadır. Çalışmamızda cinsiyetin, annenin öğrenim durumunun ve ailenin sosyoekonomik düzeyinin gelişimsel dil ve konuşma bozukluğunda etkili faktörler olabileceği; bunun yanı sıra aşırı koruyucu ve izin verici ebeveyn tutumlarının, çocuğun dil gelişimde önemli bir role sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dil Gelişimi, Dil Gecikmesi, Gecikmiş Konuşma, Gelişimsel Dil ve Konuşma Bozukluğu, Ebeveyn Tutumları

Ana-baba tutumuDil gelişimiKonuşma+2
Ahmet Karakuzu
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ses polikliniğine başvuran fonksiyonel ses hastalarına uygulanan diyafram solunumu eğitiminin aerodinamik parametrelere etkisi

Amaç: Çalışmamızın amacı; KBB polikliniğindeVLS ile KBB uzmanı tarafından fonksiyonel ses bozukluğu tanısı alan hastalarda diyafram solunumu eğitiminin ses üzerindeki sonuçlarını belirlemek ve değerlendirmektir. Objektif değerlendirme amacı ile çalışmamıza dâhil ettiğimiz s süresi, z süresi, s/z oranı, maksimumfonasyon zamanı, fonasyon bölümü/oranı ve vital kapasite hava akış hızı/volüm ilgili olan aerodinamik parametrelerdir. Aerodinamik ölçümler, fonasyon da görev yapan akciğerlerin hacimleri ve kapasiteleri hakkında bilgi veren hava basıncı ve hava akış hızı/volüm ölçümleridir. Diyafram solunumu eğitimi öncesinde ve diyafram solunum eğitiminin tamamlanmasından bir ay sonra karşılaştırılarak ses tedavisi etkinliğinin değerlendirilmesinde yüksek güvenilirlik ve geçerliliği olan bir dizi nesnel ölçümortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem:Aralık 2018-Mayıs 2019 yılları arasında, fonksiyonel ses bozukluğu tanısı almış, 18-65 yaş arası 60 hasta ve 30 kadın, 30 erkek olarak 60 kontrol grubu çalışma kapsamına alındı. Maksimum fonasyon zamanı, s süresi, z süresi ve s/z oranı audacity ses analiz programı kullanılarak ölçüldü.Kayıtlar, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB polikliniğinin ses laboratuarında alındı. Vital kapasite (VK) ve fonasyon bölümü/oranı ölçümü ise solunum fonksiyon testi (SFT) olan pletismograf ile ölçüldü. Bulgular:Terapi öncesi ve sonrasında maksimum fonasyon zamanı, s süresi, vital kapasite, fonasyon katsayısı/oranı (p>0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Z süresi, s/z oranı terapi öncesi ve sonrasında (p<0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (Tablo 42). Sonuç:Diyafram solunumu eğitimi öncesi ve sonrası z süresi ve s/z sürelerindeanlamlı farklılıkların olması fonksiyonel ses hastalarında yapılacak terapilerde solunum terapisinin uygulanmasının da yer alması gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler :Fonksiyonel ses hastalığı, Aerodinamik analiz, Diyafram solunumu eğitimi.

AerodinamikDiyaframKonuşma+7
Sevcan Özalp
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde ses bozukluğu belirtileri ve risk faktörlerinin belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Diyarbakır ilinde ilkokul ve ortaokullarda görev alan öğretmenlerde, demografik özelliklerin ve iş yükünün ses bozukluğu belirtilerinden biri olan boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetine olan etkisini incelemek ve bu şikayete neden olabilecek risk faktörlerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Diyarbakır merkez sur ilçesinde bulunan ilkokul ve ortaokullarda görev alan 98 öğretmen dahil edilmiştir. Araştırma için Brezilya Çalışma Bakanlığı tarafından geliştirilmiş öz ses değerlendirme formu kullanılmıştır. Öğretmenlerde Mesleki Ses Bozukluğu semptomlarından boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetleri dikkate alınmıştır. Boğazda ağrı veya tahriş hissi şikayetinin karşılaşma sıklığı ile yaş, cinsiyet, çalışma hayatı, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimi karşılaştırılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri boğazda ağrı veya tahriş hissi bağımsız değişkenleri ise yaş, cinsiyet, çalışma hayatı, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimidir. İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyet yaş, cinsiyet, çalışma hayatı,. çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam biçimi değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla verilere Fisher' in kesin testi ile devamlılık düzeltmeli ki-kare testi uygulanmıştır. Bulgular: İlkokul ve ortaokul öğretmenlerinde ses bozukluğu belirtilerinden biri olan boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti görülme oranı % 72,4 olarak belirlenmiştir. Kadın öğretmenlerde bu oran % 79,2 iken, erkek öğretmenlerde bu oran % 66 olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti ile çalışma ortamının stres ve gerginlik düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Mesleki olarak zamanlarının çoğunu ders anlatarak geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti diğer katılımcılara göre daha fazla olduğu belirlenmiştir(p<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda çalışma ortamının stres ve gerginlik düzeyi ile boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çalışma ortamı gerginlik stres seviyesi artıkça boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetinin görülme düzeyinin arttığı görülmektedir. Çalışma sonucunda zamanlarının çoğunu ders anlatarak geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti, zamanlarının çoğunu diğer işlerle geçiren katılımcıların boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyetine göre daha fazla olduğu görülmektedir.

Ortaokul öğretmenleriRisk faktörleriSes+2
Şehmus Yıldız
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kilise korosunda ilahi söyleyen bireylerin ses özelliklerinin incelenmesi

Kurtaran, M. (2022). Kilise Korosunda İlahi Söyleyen Bireylerin Ses Özelliklerinin İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Anabilim Dalı, İstanbul. Çalışma kapsamında temel amaç kilise korosunda ilahi söyleyen bireylerin ses önceliklerinin belirlenmesidir. Bununla birlikte ses eğitimi alıp kilise korosunda ilahi söyleyen bireyler, ses eğitimi almayıp kilise korosunda ilahi söyleyen bireyler ve gönüllü bireyler olmak üzere oluşturulan üç grubun ses özelliklerinin karşılaştırılması da araştırmanın temel amaçlarındandır. Son olarak demografik özelliklere bağlı olarak bireylerin ses özelliklerinin farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesi de araştırmanın bir diğer amacıdır. Araştırma modeli olarak nicel araştırma yöntemlerinden olan nedensel – karşılaştırma modeli tercih edilmiştir. Araştırma kapsamında 45 kişiye ulaşılmıştır.Katılımcıların yaşları 15 ile 70 yaş arasında değişkenlik göstermektedir. Cinsiyet dağılımı ise 26 kadın, 19 erkek şeklindedir. Eğitimli grubun ve eğitimsiz grubun %53,3'ü kadın (8) iken %47,7'si (7) erkektir. Gönüllü grubun ise %66,6'si (10) kadın, %33,3'ü (5) erkektir. Eğitimli grubun yaş ortalaması 42.73 iken standart sapması 13.54'dür. Eğitimsiz grubun yaş ortalaması 32.93, standart sapması ise 10.2 iken gönüllü grubun yaş ortalaması 38.4, standart sapması 7.66'dır. Yapılan analizler doğrultusunda cinsiyet değişkeni bakımından (p=0.802), yaş değişkeni bakımından (p=0.054), sigara alkol kullanımı değişkeni bakımından (p=0.601 ve p=0.816), ameliyat olma değişkeni bakımından (p=0.601), şikayet değişkeni bakımından (p=0.420), alerji varlığı bakımından (p=0.816), s/z ölçümleri değişkeni bakımından (p=0.760) ve V-RQOL değişkeni bakımından (p=0.840) istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda çalışma öncesinde ön görüldüğü üzere cinsiyet, yaş, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve sağlık durumu gibi demografik değişkenlerin bireylerin ses düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa yol açmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte VSHI ve MFS gibi daha spesifik değerlerin ses üzerindeki etkilerinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir.

Maria Viktoria Kurtaran
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kekemelerde otomatik düşüncelerin değerlendirilmesi

Gerçekleştirilen bu çalışmanın temel amacı bireylerin kekemelik şiddetine bağlı olarak otomatik düşünce düzeylerindeki değişimin belirlenmesidir. Bir başka ifade ile kekemelik şiddeti ile otomatik düşünce düzeyi arasındaki ilişkinin sınanması, ilişki olması halinde bu ilişkinin yönü ve kuvvetinin belirlenmesidir. Bu temel amacın yanı sıra kekemeliğe ilişkin terapi alıp tamamlamış, kekemeliğe ilişkin terapi almaya devam eden, kekemeliğe ilişkin terapi almamış ve akıcı konuşan bireylerin otomatik düşünce düzeylerinin karşılaştırılması da araştırmanın temel amaçları arasında yer almaktadır. Çalışma kapsamında nedensel – karşılaştırma modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemi 60 kişiden oluşurken kekemelik terapisi alıp tamamlayanlar, kekemelik terapisine devam edenler, kekemelik terapisi almayanlar ve akıcı konuşanlar şeklinde oluşturulan dört grupta katılımcılar eşit dağılım göstermiştir. Katılımcıların 17 – 36 yaş aralığında iken yaş ortalamaları 26.77 olmuştur. Katılımcıların 43'ü erkek, 17'si kadındır. Kekemelik şiddeti dağılımında ise katılımcıların %48,9'unun (22) hafif, %26,7'sinin (12) çok hafif, %8,9'unun (4) orta, yine %8,9'unun (4) şiddetli ve %6,7'sinin (3) çok şiddetli olarak sınıflandırıldığı görülmüştür. Çalışma kapsamında kekemelik şiddeti ile otomatik düşünce düzeyi arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişkiye rastlanmıştır ancak bu ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Terapi alma, terapiyi tamamlama, terapi almama ve akıcı konuşmaya göre oluşturulan grupların kekemelik şiddeti ve otomatik düşünme düzeylerinde de gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır. Sonuç olarak ön görülenin aksine kekemelik terapisinin bireylerin kekemelik düzeyleri ve otomatik düşünme düzeyleri üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı, kekemelik şiddeti ile otomatik düşünme düzeyi arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir.

Ezgi Yasemin Kavvasoğlu
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

20-30 yaş arası sağlıklı yetişkinlerde fabl ile elde edilen anlatı örneklerinin analizi: Pilot çalışma

Fabllar toplumun benimsediği ya da karşı çıktığı davranış ve düşünceleri konu alan edebi bir türdür. Dilin yapısal temeli olan sentaks, konuşmacının düşünceleri ve duygularını, açık ve kesin bir şekilde ifade etmesi için sözcükleri cümleler içinde dizmek olarak tanımlanmaktadır. Eleştirel düşünme ise, problemlerin ortaya konması, problem durumundaki değişimleri ayırt edebilme ve denetleyebilme gibi bazı zihinsel süreçleri kapsamaktadır. Konuşma içeriğindeki bilişsel yükü artışı sentaktik karmaşıklığın artmasına neden olmaktadır. Çeşitli araştırmalarda fablların anlatımı ve fabllarla ilgili eleştirel düşünme sorularının dildeki sentaktik karmaşıklığı ortaya çıkardığı bulunmuştur. Literatürde çocukluk çağı ve adölesan dönemde fabllar yoluyla eleştirel düşünme sorularına verilen cevapların içerdiği sentaktik karmaşıklık düzeyi ile ilgili araştırmalar bulunmasına rağmen genç yetişkinlerle ilgili yeterli veri bulunmamaktadır. Bu araştırmada 20-30 yaş arası primer nörolojik/psikiyatrik hastalık tanısı olmayan sağlıklı bireylerin fablla elde edilen anlatı örneklerinde eleştirel düşünme ve konuşma dilindeki sentaktik karmaşıklıkları incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerin, 20-30 yaş arası edinilmiş beyin hasarı olan bireylerin dil ve kritik düşünme becerilerinin klinik ortamlarda değerlendirilebilmesi için değerlendirme aracı geliştirme ve normatif veri tabanı oluşturma amacıyla kullanılması planlanmıştır. 20-30 yaş arasında olan katılımcılara önce Addenbrook Kognitif Değerlendirme Bataryası uygulanmış ve 89 puan üstü alan 33 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma katılımcılarına fabl okutularak fablı anlatmaları istenmiş ve fabla ilişkin sorular yöneltilmiştir. Fablın anlatısı ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplar çevrim yazıya dönüştürülmüştür. Transkripsiyonlar ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi sayısı ve eylemsi yoğunluğu açısından analiz edilmiştir. Anlatı örneğinden elde edilen değerler ile eleştirel düşünme sorularına verilen cevaplardan elde edilen değerlerde ortalama sözce uzunluğu, tip tür oranı, cümle yapıları (basit, karmaşık, sıralı), eylemsi kullanımları, eylemsi yoğunluğu karşılaştırılmıştır.

Murat Berk Horzum
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ses polikliniğine başvuran hastaların ses kullanım alışkanlıkları ile ses hijyeni ve ses hastalıkları hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi

Kocataş, Ş.N. (2024). Ses Polikliniğine Başvuran Hastaların Ses Kullanım Alışkanlıkları ile Ses Hijyeni ve Ses Hastalıkları Hakkında Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi ve Ses Özelliklerinin Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Dil ve Konuşma Terapisi Anabilim Dalı, İstanbul. Bu araştırma ses polikliniğine başvuran hastaların ses kullanım alışkanlıkları ile ses hijyeni ve ses hastalıkları hakkında bilgi düzeylerini incelemeye ve ses özelliklerini belirlemeye yönelik yapılmıştır. Araştırmaya 20 ile 60 yaş arasında 47'si kadın 14'ü erkek toplam 61 birey katılmıştır. 61 Katılımcıdan demografik bilgiler alınmış ve ardından "Ses Polikliniğine Başvuran Hastaların Ses Kullanım Alışkanlıkları ile Ses Hijyeni ve Ses Hastalıkları Hakkında Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi" anketi doldurmaları istenmiştir. Algısal değerlendirme için GRBAS; aerodinamik ölçümler için ise s/z ve maksimum fonasyon süresi değerleri ölçülmüştür. Yapılan analizler sonucunda ses polikliniğine başvuran hastaların ses kullanım alışkanlıkları açışından risk taşıdıkları, ses mekanizmasının zarar görmesine neden olan davranışların farkında oldukları halde ses hijyenlerine yeterince dikkat etmedikleri, ses hastalıklarıyla ilgili bilgi düzeyleri ortalamanın üzerinde olmasına rağmen, bu bilgileri yaşamlarında yeterince uygulamadıkları belirlenmiştir. Verilen cevaplara göre, hastaların ses problemlerinin hayatlarını olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca kadın ve erkek bireylerde VHI puanları açısından, anlamlı farklılık bulunmuştur. Sigara içme durumuna göre içen ve içmeyen bireyler arasında G puanları ve MFS açısından, düzenli uyuma durumuna göre bireyler arasında MFS açısından, boğazın sık temizlenme durumuna göre G, B, A, S puanları ve VHI puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıkların oldukları bulunmuştur. Bu araştırmada da katılımcıların ses hijyeni konusundaki bilgi ve uygulamalarının sınırlı olduğu belirlenmiştir. Sürekli olarak seslerini kullanmak zorunda olan meslek gruplarındaki bireylerin doğru ses kullanımı ve ses hijyeni konusunda bilinçlendirilmesi ve bu konuda farkındalık kazanmaları gerekmektedir.

Şeyma Nur Kocataş
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Geriatrik popülasyonda ses özellikleri ve presbifaji arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma geriatrik popülasyonda ses özellikleri ve presbifaji arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaçla 65 yaş üstü 96 katılımcının dahil edilerek disfaji risk skoruna göre yutma bozukluğu olan ve olmayan bireyler arasında akustik, aerodinamik ses parametreleri, yutma performansları ve nütrisyonel değerlendirmeler arasında bir fark olup olmadığı araştırılmıştır. İncelenen akustik parametreler, F0, jitter, shimmer, harmonik gürültü oranı, aerodinamik parametreler ise maksimum fonasyon süresi (MPT) ve S/Z oranı olup yutma performansı ise EAT-10 ve zamanlı su yutma testiyle ölçülmüştür. Disfajisi olan bireylerde MPT istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha düşüktür. Ayrıca artan yaş ile MPT düşmüş, diadokinetik hız testindeki kelimeleri artiküle etme süresi artmıştır. Sonuçlar, azalmış solunum desteği ve kontrolünün, ağız hareket açıklığı ve koordinasyonunun azalması, vokal kıvrım kapanmasının ve vokal kıvrım addüksiyonu sırasında hava akımı kontrol eksikliklerinin yaşlı popülasyonda disfaji için risk faktörleri olduğunu göstermektedir.

Buse Çelebi
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Frontal lob tümörü olan bireylerde sosyal kognisyonun video temelli gerçek yaşam senaryosu ile değerlendirilmesi: pilot çalışma

Bu araştırmada frontal lob beyin tümörlü bireyler ve sağlıklı bireylerde sosyal kognisyon becerilerinin incelenmesi, kullanılan testler ile dilin pragmatik bileşenlerine ulaşılması amaçlanmıştır. Araştırmaya toplam 8 Frontal Lob Tümörü (BT) ve 8 sağlıklı kontrol olmak üzere 16 birey dahil edilmiştir. 16 katılımcıdan sosyodemografik bilgiler alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla BT grubu için Addenbrook kognitif muayenesi ve kontrol grubuna Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MOCA) ve sonrasında her iki gruba da Video-temelli Sosyal Senaryo: Sosyal Kognisyonun değerlendirilmesi için geliştirilen pilot araç, M.D. Anderson Beyin Tümörü Semptom Envanteri (MDA-BTSET) uygulanmıştır. Ölçekler yüz yüze görüşme sağlanarak uygulanmıştır. Veriler ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş, elde edilen anlatı örnekleri çevrim yazıya dönüştürülmüştür. Dönüştürülen çevrim yazı incelenerek kullanılan içsel durum terimleri manuel olarak sayılmıştır. Bu terimler kognitif, fizyolojik, emosyonel, linguistik ifadeler ve metafor olarak sınıflandırılabilir. Kontrol grubunun Emosyonel terim puanları, BT grubunun Emosyonel terim puanlarından anlamlı olarak daha yüksektir (Mann Whitney U test; U=11,5; Z=-2,171; p=0,03<0,05). Kontrol grubunun Linguistik terim puanları, BT grubunun Linguistik terim puanlarından anlamlı olarak daha yüksektir (Independent Samples T test; t=-2,415; p=0,03<0,05). Yaşam kalitesi skorları ile İDT kullanımı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (Spearman Korelasyon Analizi; Pearson Korelasyon Analizi; p>0,05). Kontrol grubu ile BT grubu arasında Fizyolojik bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. (Mann Whitney U test; p>0,05) Kontrol grubu ile BT grubu arasında Kognitif ve Metafor bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (Independent samples t test; p>0,05). Elde edilen bulgular, BT hastalarının emosyonel ve linguistik terim kullanımlarının kontrol gruplarına göre daha düşük performans sergilediklerini göstermektedir. Bu sonuçlar, beyin tümörlerinin sosyal kognisyon ve dil üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine işaret etmektedir. Tedavi veya tümörün kendisinden kaynaklanan sosyobilişsel işlevlerdeki bozuklukların, diğer insanların duygusal ve zihinsel bakış açılarını tanıma ve anlama gibi kişilerarası becerileri bozabileceği saptanmıştır. Ayrıca, beyin tümörü nedeniyle pragmatik dil becerilerinde yaşanan bozulmaların hastaların günlük yaşamı ve sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Beyin tümörü hastalığının ve tedavisinin, bireyler üzerinde sosyobilişsel fonksiyonları önemli ölçüde etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak BT hastalarında yalnızca nörokognitif değerlendirmelere değil, aynı zamanda sosyal biliş ve dil kullanımına odaklanan kapsamlı değerlendirme yöntemlerine de ihtiyaç vardır.

Gamzenur Mızrakçı
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Temporal lob epilepsili hastalarda sosyal kognisyonun video temelli gerçek yaşam senaryosu ile incelenmesi: Pilot bulgular

Bu araştırma ile Temporal Lob Epilepsili Bireylerin sosyal kognisyon düzeylerinde herhangi bir bozulma olup olmadığını ve yaşam kalitesi düzeyinin analizi amaçlanmaktadır. Araştırma Atlas Üniversitesi Medicine Hastanesinden Dr. Öğr.Üyesi Demet Aygün ÜSTEL tarafından takipli ve Temporal Lob Epilepsisi tanısı almış 17 olgu ve yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi eşleşen 17 kontrol grubu tarafından oluşmaktadır. Çalışmaya yaş ortalaması 37.5 olan 34 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 17'sini kadın (%50) 17'ini (%50) erkek oluşturmaktadır. Katılımcıların 10 tanesi (%29,41) lisans mezunu, 22 tanesi (%64,70) lise mezunu ve 2 tanesi (%5,88) ortaokul mezunudur. Temporal lob epilepsisi bireylerin sosyal kognitif işlevlerinde bozulmalara yol açarak empati yetenekleri, çıkarım yapma becerileri ve kognisyonda bozulmalara sebep olur. Bu bozulmalar dil becerilerine yansır. Dil becerilerinde bozulmaları değerlendirebilmek için TLE'li bireylerle sağlıklı bireylerin içsel durum terimlerini ne sıklıkla kullandığı karşılaştırılmıştır. Bireylere daha önceden hazırlanan gelin, görümce ve damat temalı Gerçek Yaşam Senaryo videosu izletilip buna yönelik sorular sorup verilen cevaplar transkript edilmiştir. Transkript sonuçlarına göre TLE'li bireyler ile sağlıklı bireylerin sosyal kognisyon sorularına verilen cevaplardaki kognitif terim sayısı değerleri arasında ve emosyonel terim sayıları arasında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. (p=0,005<0,05), (p=0,001<0,05) Temporal Lob Epilepsisi hastalığı bulunan bireyler ile sağlıklı bireylerin sosyal kognisyon sorularına verilen cevaplardaki Metaforik terim sayısı değerleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. (p=0,261>0,05) Temporal lob epilepsili bireylerde kognisyonun etkilenip etkilenmediğini incelemek içinse Addenbrook Kognitif Bataryası uygulanmıştır. Temporal lob epilepsili bireylerle sağlıklı bireylerin Addenbrook skorları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. (p=0,001<0,05). Transkript edilen cevaplarda verilen sonuçlara göre TLE bireylerin kognitif terim sayısı ve emosyonel terim sayısını sağlıklı bireylere göre daha az ürettiği görülmüştür. Metafor Sayısı ortalaması birbirine çok yakın olup anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Literatürdeki çalışmalarla uyumlu olarak TLE'li bireylerde kognisyonun ve buna bağlı olarak afektif ve kognitif empatinin bozulduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Epilepsi, Temporal Lob, Sosyal Kognisyon, Dil, Afektif Empati, Kognitif Empati

Mert Özdem
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel problemlere etki eden dilsel ve bilişsel faktörlerin incelenmesi

Amaç: Matematiksel becerilerde güçlük yaşayan bireylerde çeşitli dil ve bilişsel gelişim alanlarında sorun görülebilir. Bu araştırmanın amacı; 6-7 yaş grubu çocuklarında rutin olmayan matematiksel performansa etki eden dilsel ve bilişsel faktörleri incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 18 erkek, 12 kız toplam 30 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların ebeveynlerinden gönüllü onamı alınmış ve Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ve WISC-R Çocuklar İçin Zeka Testi uygulanmıştır. Dil gelişimi testinde ortalama ve ortalama üstü puana sahip olan, WISC-R zeka testinde 90 ve üzeri puana sahip olan katılımcılara LITMUS Türkçe Cümle Tekrar Testi (LITMUS-TR) , Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrar Testi (TAST) ve Rutin Olmayan Matematiksel Problemler (ROM) testi yüz yüze olarak, sessiz bir ortamda, karmaşık sırada verilerek uygulanmıştır. Bulgular: Korelasyon analizinde, matematik performansı ile WISC-R Testinin Genel Puanı Sözel Yetenek Puanı, Performans Yeteneği Puanı; alt testlerden Benzerlik, Resim Düzenleme, Parça birleştirme alt testleri ve LITMUS-TR testinin Sentaks Puanları arasında orta düzeyde pozitif ilişkiler tespit edilmiştir (p<0,05). Bu ilişkiler ile yapılan regresyon analizinde ise WISC-R zeka testinin, matematik performansı üzerinde (β=0,46) pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür (p<0,05). TEDİL ve Matematik Performansı arasındaki ilişki incelenmiş ve alıcı dil puanları açısından matematik performansının ortalama üstü alıcı dil düzeyine sahip çocuklarda, ortalama düzeyde alıcı dil performansı olan çocuklara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,024<0,05). Sonuç olarak dilsel ve bilişsel faktörlerin matematiksel problemlerin çözümüne etki ettiği bulunmuştur. Bu nedenle matematiksel problemlerin çözümünü desteklerken dilsel ve bilişsel becerilerin gelişimini de dahil etmek gerekmektedir.

Tuğçe Kiraz
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişimsel dil bozukluğu olan ve olmayan çocuklarda çalışma belleğinin matematik performansına etkisinin karşılaştırılması

Bu araştırmada amaç, Gelişimsel Dil Bozukluğu (GDB) olan ve Tipik Gelişim Gösteren (TGG) çocukların çalışma belleği performanslarının rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performanslarına etkisini incelemektir. Araştırmaya Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'e göre, GDB olduğu saptanan (n=26) ve TGG (n=26) 6- 8.11 ay yaş aralığındaki toplam 52 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılara WISC-R Zeka Testi; Çalışma Belleği Ölçeği (ÇBÖ) ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. GDB olan çocukların ÇB kapasiteleri (sözel, görsel ve toplam) (p<0.05) ve rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları (p<0.05) TGG akranlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur. Regresyon analizinde, ÇB alt testleri (r=0.527) ve TODİL-Organize Etme bileşke puanının (r=0.419), matematiksel performans ile ilişkili olduğu görülmektedir. 6 yaş- 8 yaş 11 ay arası çocuklarda GDB; rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansı ve ÇB'yi olumsuz etkilemektedir. TODİL-Organize Etme bileşke puanı ve ÇB becerileri, katılımcıların rutin olmayan sözel problemlerdeki matematiksel performansları üzerinde belirleyici bir role sahiptir.

Begüm Aydın
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algının matematik performansına etkisi

Matematiksel yeterlilik, günlük hayatta önemli bir yere sahiptir. Sözel sayı becerileri sayı bilgisinin gelişmesini sağlayarak matematiksel becerilerin temelini oluşturur. Matematiksel işlemler fonolojik becerilerin ve sayı sözcüklerinin kullanımını içeren saymaya dayalı bir beceridir. Fonolojik farkındalık, bir üst dil becerisidir ve dilin ses yapısının analiz edilmesini sağlamaktadır. Sözel sayı becerileri, fonolojik farkındalık becerilerinden ve görsel-uzamsal süreçlerden etkilenmektedir. Görsel uzamsal beceriler matematiksel işlem öğrenme için gereklidir. Bu çalışmada 7;0–8;11 yaş aralığında normal gelişim gösteren 40 katılımcının fonolojik farkındalık becerilerinin ve görsel uzamsal algı performanslarının matematiksel performansa etkisi incelenmiştir. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı ve Regresyon Testi çözümlenmesi kullanılmıştır. Çocukların fonolojik farkındalık düzeyleri ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (r=0,370; p=0,019). Katılımcılara WISC-R Zeka Testi, Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL), Frostig Gelişimsel Görsel Algı Testi, Fonolojik Farkındalık Testi ve rutin olmayan matematiksel problemler uygulanmıştır. Çocukların TODİL konuşma bileşke performansı ile matematiksel performansları arasında orta düzeyde pozitif ilişki görülmüştür (p=0,049, r=0,313). Analiz sonuçlarına göre, fonolojik farkındalık (β=0,34, p<0,05) ve TODİL konuşma bileşke performansı (β=0,29, p<0,05) matematiksel performans üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahiptir. Fonolojik farkındalık becerilerinin ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi konuşma bileşke performansının matematiksel performans üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ve gelişimsel görsel algının matematik performansı üzerinde etki etmediği sonucuna ulaşılmıştır.

Seda Akça
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklarda dil ve bilişsel gelişimin matematik performansına etkisi

Alerjik riniti olan çocukların tipik gelişim gösteremeyebildikleri; dil, konuşma, akademik ve bilişsel becerilerde güçlük yaşayabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 6-8.11 yaş arası alerjik riniti olan çocuklar; normal gelişim gösteren akranları ile dil, konuşma, biliş ve matematiksel beceri açısından karşılaştırılmıştır. Çalışmaya alerjik riniti olan 35 birey, sağlıklı kontrol 35 birey olmak üzere toplamda 70 katılımcı dahil edilmiştir. 70 katılımcıdan sosyo- demogrofik bilgileri alındıktan sonra katılımcılara sırasıyla Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL), Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi (TAST), Türkçe Cümle Tekrarı Testi (LİTMUS-TR), Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R), Sesletim Alt Testi (SET) ve yaş düzeyine göre rutin olmayan matematiksel problemler sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, alerjik rinit grubundaki katılımcılar, okuma yazma, akademik güçlük, devamsızlık, uyku problemleri ve yorgunluk gibi sorunlar yaşarken, sağlıklı kontrol grubunda bu sorunlar daha az sıklıkta gözlemlenmemektedir. TODİL'de alerjik rinit grubunun dinleme, organize etme, dilbilgisi ve sözlü dil becerileri ortalamanın altında kalırken, sağlıklı kontrol grubunda bu beceriler ortalama düzeydedir. WISC-R'da ise alerjik rinit grubunun puan ortalamaları, sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşüktür. Matematik performansı ile diğer testler arasındaki korelasyon analizlerinde yalnızca sözel puan ile matematik arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş, ancak Bonferroni düzeltmesi sonrasında bu ilişki kaybolmuştur. LİTMUS-TR ile matematik performansı arasında zayıf pozitif bir ilişki, TAST ile ise orta düzeyde pozitif bir ilişki saptanmıştır. Araştırma, dil ve bilişsel becerilerin matematik performansını etkileyen önemli faktörler olduğunu ortaya koymakta; düşük dil seviyesine sahip çocukların matematik performanslarının da düşük olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Alerjik Rinit, Dil Bozukluğu, Biliş, Matematik

Göksu İrem Emrah
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarla tipik gelişim gösteren çocukların disfaji semptomlarının ve aile etkilenimlerinin karşılaştırılması

Beslenme ve yutma sorunları, yalnızca çocukların fiziksel sağlığını ve beslenme durumunu değil, aynı zamanda ebeveynlerin psikolojik iyi oluşunu ve günlük yaşamını da önemli ölçüde etkileyen çok boyutlu problemlerdir. Bu çalışma, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanılı çocuklar ile tipik gelişim gösteren çocukların disfaji semptomlarını ve bu semptomların aileler üzerindeki etkilerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmaya 35 OSB tanılı çocuk ve 35 tipik gelişim gösteren çocuğun ebeveyni katılmıştır. Çocukların yutma fonksiyonları, ebeveyn bildirimi temelinde Pediatrik Yeme Değerlendirme Aracı (PEDI-EAT-10) ile değerlendirilmiş; ayrıca, bu sorunların aileler üzerindeki etkisini ölçmek için Türkçe Beslenme/Yutma Etki Anketi (T-FS-IS) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, OSB grubundaki çocukların %20'sinde yutma fonksiyonlarında bozulma bildirilirken, tipik gelişim gösteren çocuklarda bu oran %8,57 olarak bulunmuştur. Ancak PEDI-EAT-10 puanları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu durum, OSB grubunda yutma problemlerinin daha sık bildirilmiş olmasına rağmen, bu farkın istatistiksel düzeyde anlamlı olmadığını göstermektedir. T-FS-IS ölçeğinden elde edilen veriler ise yalnızca "günlük aktiviteler" alt boyutunda anlamlı bir farka işaret etmiş; OSB tanılı çocukların ebeveynlerinin günlük yaşam aktivitelerini sürdürmede daha fazla güçlük yaşadıkları görülmüştür. Diğer alt boyutlarda ve toplam puanlarda ise iki grup arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Bu bulgular, OSB tanılı çocuklarda görülen beslenme ve yutma güçlüklerinin yalnızca bireysel bir sağlık sorunu olmadığını, aynı zamanda ailelerin yaşam kalitesini ve psikososyal yükünü etkileyen önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, OSB'li çocukların beslenme ve yutma sorunlarının değerlendirilmesinde ve bu sorunlara yönelik müdahalelerde, aile sistemini de kapsayan bütüncül ve destekleyici yaklaşımların benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıEbeveynler+4
Melike İrem Alnıaçık
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kekemeliği olan okul çağı çocuklarının kekemelik anıfarkındalıkları ile ikincil davranışları arasındaki ilişkininincelenmesi

Aksu, İ. E. (2025). Kekemeliği Olan Okul Çağı Çocuklarının Kekemelik Anı Farkındalıkları ile İkincil Davranışları arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Yüksek Lisans, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Anabilim Dalı, İstanbul. Amaç: Bu araştırmanın temel amacı; kekemeliği olan çocukların kekemelik anı farkındalıklarının ikincil davranışları ile nasıl bir ilişkisi olduğunu ortaya koymaktır. Bu temel amaçla birlikte kekemelik şiddeti ile ikincil davranışlar arasındaki ilişkiyi, kekemelik şiddetleri ile kekemelik anı farkındalıkları arasındaki ilişkiyi, yapılan değerlendirmelerde cinsiyetler arası farklılığın olup olmadığı incelenmiştir. Yöntem: Araştırmada nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Model olarak ilişkisel tarama modeli ile çalışılmıştır. Araştırmanın örneklemi okul çağı kekemeliği olan 40 çocuktan oluşmaktadır. Cinsiyet dağılımı kekemeliğin toplumda görülme dağılımına uygun şekilde belirlenmiştir. Veriler; Kekemelik Şiddeti Değerlendirme Aracı-4 (KEŞİDA), Kekemeliği Olan Çocuklar için Bilişsel, Afektif, Linguistik, Motor ve Sosyal Değerlendirme (CALMS-TR) ve Kekemelik Anı Farkındalık Ölçeği (PAIS-TR) ve İkincil Davranış Değerlendirme Aracı ile toplanmıştır. Bulgular: Çalışma kapsamında kekemelik anı farkındalığı ile ikincil davranışlar arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı (r= -,299; p>.05) belirtilmiştir. Kekemelik şiddeti ve ikincil davranışlar arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu (r= ,498; p<.05) belirtilmiştir. Yapılan ölçümlerde puan ortalamaları bağlamında kız ve erkek grupları arasında CALMS bilişsel (p=,426), afektif (p=,647), sosyal (p=,489), KEŞİDA (p=,164), İDDA (p=,506) ve PAIS-TR (p=,526) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı belirtilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen bulgular, ikincil davranışlar ile kekemelik şiddeti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu, kekemelik anı farkındalığı ile ikincil davranışlar arasında anlamlı bir ilişki görülmediğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Kekemelik, Kekemelik Anı Farkındalığı, İkincil Davranışlar

İrem Ezgi Aksu
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

KOAH tanısı olan ve olmayan bireylerde ses ve yutma özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışma KOAH tanısı olan ve olmayan bireylerde ses ve yutma özelliklerini çok boyutlu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmaya KOAH tanısı almış 29 birey ve 26 sağlıklı bireyle olmak üzere toplam 55 kişi katılmıştır. Veriler iki aşamada toplanmıştır. İlk aşamada, tüm katılımcılarla demografik bilgi formu, Mini Mental Durum Testi (MMDT), Eating Assessment Tool (EAT-10), Ses Handikap İndeksi (SHI-10), GRBAS ve Ses Yolu Rahatsızlık Ölçeği (SYRÖ) doldurtulmuştur. Ayrıca bu aşamada KOAH tanısına sahip bireylere Modified Medical Research Council (mMRC) ölçeği uygulanmıştır. İkinci aşamada tüm katılımcıların akustik ve aerodinamik ölçümleri alınmış, Zamanlı Su Yutma Testi (ZSYT) kullanılmıştır. Verilerin analizi için ki-kare, bağımsız örneklem t testi, Mann–Whitney U testi, ki-kare testi ve Spearman ile Pearson korelasyon analizleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre KOAH tanılı bireyler ile sağlıklı grup arasında akustik parametrelerden temel frekans, jitter, shimmer değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında aerodinamik değerlendirmeler sonucunda maksimum fonasyon süresinde anlamlı farklar saptanırken (p<0,05), s/z oranında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Gruplar arası EAT-10, SHI-10, GRBAS, SYRÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Ancak KOAH tanısı olan bireylerin sağlıklı gruba göre yutma kapasitelerinde azalma görülse de istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir. Korelasyon analizi sonucunda, KOAH grubunda mMRC skoru ile maksimum fonasyon süresi ve EAT-10 SYRÖ, GRBAS arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler saptanırken (p<0.05); SHI-10, yutma fonksiyonları ve s/z oranı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Ayrıca, GOLD evrelerine göre yapılan analizde gruplar arasında incelenen parametreler açısından anlamlı bir farklılıklar saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak KOAH hastalarında ses parametrelerinde ses bozukluğuna yönelik bulguların anlamlı derecede daha belirgin olduğu, yutma parametrelerinde ise subjektif yakınmaların daha belirgin olduğu görülmektedir.

Yaren Çomak
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2026
10
Master'sOpen AccessTR

Türkçe konuşan sağlıklı yetişkinlerde anlamlı ve anlamsız sözcük tekrarlarında oral diadokokinetik hızın karşılaştırılması

Konuşma üretimi; motor planlama ve programlama süreçlerini içeren karmaşık bir davranış olup, özellikle ardışık artikülatör hareketlerin hızlı ve doğru biçimde gerçekleştirilmesini gerektiren diadokokinetik (DDK) görevlerinde bu süreçlere yüksek düzeyde duyarlıdır. Anlamlı sözcüklerin, zihinsel sözlükte yer alan hazır fonolojik ve motor temsiller aracılığıyla konuşma motor üretimini kolaylaştırabildiği; buna karşılık anlamsız hece dizilerinin çevrim içi yapılandırma gerektirmesi nedeniyle daha yüksek bilişsel ve motor işlemleme yükü oluşturduğu ileri sürülmektedir. Yaşlanmayla birlikte işlemleme hızında gözlenen genel yavaşlamanın bu farkı belirginleştirebileceği öne sürülse de, Türkçeye özgü anlamlı sözcük avantajını inceleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, Türkçe konuşan sağlıklı yetişkinlerde anlamlı sözcük tekrarının, geleneksel anlamsız sözcük tekrarına kıyasla oral DDK performansını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını ve bu kolaylaştırıcı etkinin yaş gruplarına göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Araştırmaya, 18–35 yaş, 36–55 yaş ve 56–75 yaş aralıklarında yer alan ve her grupta 40 kişi olmak üzere toplam 120 sağlıklı Türkçe konuşan yetişkin birey katılmıştır. Veri toplama sürecinde katılımcıların dil yeterlilikleri ve oral-motor yapıları değerlendirildikten sonra, anlamlı (/patika/) ve anlamsız (/pataka/) sözcükleri içeren sıralı DDK görevlerini tek nefeste, mümkün olan en hızlı ve doğru şekilde tekrar etmeleri istenmiştir. Analizlerde DDK üretim hızı, vokal reaksiyon süresi (VRS) ve hata oranları incelenmiştir. Bulgular, anlamlı sözcüklerin anlamsız sözcüklere kıyasla daha yüksek DDK üretim hızı sağladığını göstermiştir. Yaş arttıkça motor konuşma hızında anlamlı bir azalma gözlenmiş; ancak bu azalma sözcük türüne bağlı olarak farklılaşmamıştır ve sözcük türü ile yaş grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir etkileşim bulunmamıştır. Hata oranları anlamsız sözcüklerde görece daha yüksek olmakla birlikte, bu fark istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sonuç olarak, yaşlanmanın genel motor hızı yavaşlattığı; ancak zihinsel sözlükten geri çağırmaya dayalı leksikal kolaylaştırıcı etkinin yaşa dirençli bir mekanizma olarak korunduğu görülmüştür. Bu bulgular, Türkçe oral DDK performansına ilişkin normatif ve kuramsal literatüre katkı sunmaktadır.

Yusuf Saldamlı
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Edinilmiş dil bozukluğu olan ve olmayan ileri yaştaki bireylerin dil becerisinin telefonla konuşma üzerine etkisi

Dündar Divarci, A. (2026). Edinilmiş Dil Bozukluğu Olan ve Olmayan İleri Yaştaki Bireylerin Dil Becerisinin Telefonla Konuşma Üzerine Etkisi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Atlas Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Dil ve Konuşma Terapisi Anabilim Dalı, İstanbul. Amaç: Bu çalışma, edinilmiş dil bozukluğu olan ve olmayan 65 yaş ve üzeri bireylerin telefonla konuşma becerilerini ve dijital teknoloji kullanımlarını karşılaştırmalı olarak incelemeyi; ayrıca bu becerilerin dil performansı, bilişsel durum ve yaşam kalitesi ile olan ilişkilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmaya, edinilmiş dil bozukluğu olan 25 ve sağlıklı 25 olmak üzere toplam 50 kişi katılmıştır. Veriler; "Telefonla Konuşma Anketi", dil ve bilişsel tarama testleri (YDT, MMDT, T-HAT) ve "Yaşam Kalitesi Ölçeği (WHOQOL)" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Analiz sonucunda, edinilmiş dil bozukluğu olan grubun telefonla konuşma zorluğu ve telefona yönelik olumsuz tutum puanlarının sağlıklı gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek; günlük telefonla konuşma miktarının ise anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Buna karşın, her iki grubun dijital teknoloji kullanım sıklığı açısından benzerlik gösterdiği ve kullanımın düşük seviyede olduğu görülmüştür. İlişki analizlerinde, telefonla konuşma zorluğunun bireylerin bilişsel durumları ve dil becerileri ile negatif yönlü güçlü bir ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Telefona yönelik olumsuz tutum ve baskı hissinin ise yaşam kalitesi ile negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir Sonuç: Görsel ipuçlarının bulunmadığı telefon görüşmeleri, edinilmiş dil bozukluğu olan yaşlılar için zorlayıcı ve baskı yaratan bir süreçtir. Bu zorluklar sadece dilsel değil, bilişsel sınırlılıklarla da yakından ilişkilidir ve bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Rehabilitasyon programlarında bu çok yönlü ilişkinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Edinilmiş Dil Bozukluğu, Yaşlılık, Telefonla İletişim, Bilişsel Durum, Yaşam Kalitesi.

Aleyna Dündar Divarci
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Özgül öğrenme bozukluğu tanısı almış 9-12 yaş arası çocukların zihin kuramı ve pragmatik dil becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) tanısı almış 9–12 yaş arası çocukların pragmatik dil becerileri ile zihin kuramı becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, yaşları 9,00–12,80 yıl arasında değişen (X ̄ = 10,94 ± 1,08) 43 ÖÖB tanılı çocuk (16 erkek, 27 kız) ile yaşları 9,30–12,70 yıl arasında değişen (X ̄ = 10,67 ± 1,00) 11 tipik gelişim gösteren (TG) çocuk (5 erkek, 6 kız) olmak üzere toplam 54 çocuk katılmıştır. Veri toplama sürecinde katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Pragmatik Dil Becerileri Envanteri (PDBE), Sally-Anne Testi, Bonibon Testi, Çikolata Testi, Dondurma Kamyonu Testi, Göz Testi, Garip Hikâyeler Testi ve Gaf Testi uygulanmıştır. Yapılan Mann-Whitney U testine göre TG'li grubun ÖÖB'li gruba kıyasla pragmatik dil becerileri ve zihin kuramı ölçümlerinde daha yüksek puanlar elde ettiğini ortaya konmuştur. Spearman sıra farkları korelasyon analizinde TG grubunda yalnızca PDBE-KET ile Göz testi arasında (r=0,807; p=0,003), ÖÖB'li grupta ise yalnızca PDBE-SET puanları ile Çikolata testi arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r = 0,321; p = 0,036). Bootstrap destekli çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre ise ÖÖB grubunda ileri düzey zihin kuramı becerisini ölçen Garip Hikâyeler Testi'nin (p = 0,015) ve cinsiyet değişkeninin (p = 0,027) pragmatik dil becerilerinin anlamlı yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Buna karşın, Göz Testi pragmatik dil becerileriyle ilişkili olmakla birlikte bağımsız bir yordayıcı olarak anlamlı bulunmamıştır (p > 0,05). Modelin genel olarak anlamlı olduğu ve pragmatik dil becerilerindeki varyansın %47'sini açıkladığı görülmüştür (R² = 0,47; düzeltilmiş R² = 0,42; F = 8,56; p < 0,001). Elde edilen bulgular özgül öğrenme bozukluğunda zihin kuramı ve pragmatik becerilerinin değerlendirilmesi ve müdahale süreçlerinde cinsiyet farklılıklarının dikkate alınmasının ve bireyin kendi ile başkalarının zihinsel durumlarını bağlam içerisinde ele almayı içeren ileri düzey zihin kuramı becerilerine daha fazla odaklanılmasının yararlı olabileceğini göstermektedir.

Öğrenme bozuklukları
Aycan Rabia Akman
Atlas University · Institute of Graduate Studies
2026
00
Master'sOpen AccessTR

Yalova ilindeki din görevlilerinin ses bozukluklarının ve risk faktörlerinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı Yalova ilindeki din görevlerinin ses bozuklukları semptomlarının ve risk faktörlerinin belirlenmesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı Yalova Müftülüğü'ne bağlı çalışan 28 imam-hatip, 20 müezzin-kayyım ve 21 Kur'an kursu öğreticisi olmak üzere toplam 69 kişi çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak "Din Görevlilerinin Ses Bozukluklarını Değerlendirme ve Risk Faktörlerini Belirleme Anketi" kullanılmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkenleri yaş, cinsiyet, çalışma hayatı, çalışma ortamı, alışkanlıklar ve yaşam kalitesi; bağımlı değişkeni ise boğazda ağrı veya tahriş hissidir. İki Değişken için İki Yönlü Ki-Kare testi ile verilerin analizleri yapılmıştır. Din görevlilerinin %63,8'inin boğazda ağrı veya tahriş hissi şikâyeti yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet, ünvan değişkenleri, hafta içi maksimum çalışma saati, çalışma ortamının gürültüsü ve sigara kullanımı ile boğazda ağrı veya tahriş hissi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Ayşe Nur Şanver
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

5;0-7;0 yaş arasındaki gelişimsel dil bozukluğu olan, otizm spektrum bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocukların yürütücü işlev becerilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, tipik gelişim gösteren (TGG), otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan ve gelişimsel dil bozukluğu (GDB) olan çocukların yürütücü işlev becerilerinin betimlenerek karşılaştırılmasıdır. Çalışma; yaşları 58-88 aylar arasında değişen TGG (n=14), OSB (n=14) ve GDB (n=14) olan toplam 42 çocuktan oluşmaktadır. Çocuklara Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi, Renkli Progresif Matrisler Testi ve Peg Tapping Testi uygulanmıştır. Dahil edilme kriterlerini karşılayan çocukların ebeveynleri, Yönetici İşlev Davranışlarını Derecelendirme Ölçeği-Anne/baba formunu doldurmuştur. Verilerin analizi için IBM SPSS 26.0 paket programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda, TGG çocukların YİDDÖ alt ölçek puanlarında OSB ve GDB olan çocuklardan istatistiksel açıdan anlamlı ve düşük puanlara sahip olduğu görülmüştür. TGG, OSB ve GDB çocuklar için cinsiyet ve yaş değişkenlerinin yürütücü işlev puanları üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Korelasyon analizlerine göre, dil ve yürütücü işlevler arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. RPMT ve TEDİL puanları arasında istatistiksel açıdan pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, OSB ve GDB olan çocukların değerlendirme ve terapi süreçlerine yürütücü işlev becerilerinin dahil edilmesinin dil, biliş gelişimlerine olumlu yönde katkılar sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Şule Özer
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

4-6 yaş aralığındaki kekemeliği olan ve olmayan çocukların öz-düzenleme becerilerinin karşılaştırılması

Kekemeliği olan ve olmayan 4-6 yaş aralığındaki çocukların öz-düzenleme becerilerini ebeveyn raporu ve araştırmacı ölçümüne dayalı olarak karşılaştırmak bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Çalışmaya 4-6 yaş aralığında 14 kekemeliği olmayan ve 10 kekemeliği olan çocuk katılmıştır. Katılımcılara Okul Öncesi Öz-Düzenleme Ölçeği ve 4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz-Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne Formu) uygulanmıştır. Uygulanan ölçeklerin yanı sıra kekemeliği olan grubun kekemelik sıklığı hesaplanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, katılımcıların öz-düzenleme becerileri yaş, cinsiyet ve kekemelik sıklığı değişkenlerine göre incelenmiş ve kekemeliği olan ve olmayan çocukların öz düzenleme puanları gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda 4 ve 6 yaş grubunda kekemeliği olan ve olmayan çocukların öz-düzenleme becerilerinde farklılık gösterdiği görülmüştür.

Leman Dilara Çakar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de çalışan Dil ve Konuşma Terapistlerinin tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi ve buna etki eden faktörlerin araştırılmasıdır. Bu kapsamda 138 kadın ve 29'u erkek olmak üzere toplamda 167 katılımcı tarafından doldurulan 11 maddelik Kişisel Bilgi Formu ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği verileri analiz edilmiştir. Analiz için SPSS 22.0 istatistik programı kullanılarak; betimleyici özelliklerin belirlenmesinde frekans yüzde analizleri, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistikleri ve değişkenlerin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek üzere de Kurtois (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Katılımcıların ölçek düzeylerini belirleyen boyutlar arasındaki ilişkiler için Pearson korelasyon analizleri; katılımcıların betimleyici özelliklerine göre ölçek düzeyindeki farklılaşmaların incelenmesinde ise bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve post-hoc (Tukey, LSD) analizleri kullanılmıştır. Cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çalışılan ortam, deneyim yılı, aylık gelir düzeyi ve meslek değiştirme düşüncesinin tükenmişlik düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan Dil ve Konuşma Terapistlerinin tükenmişlik puan ortalamaları incelendiğinde Duygusal Tükenme alt ölçeğinde orta seviye tükenmişliğe sahip oldukları görülmüştür. Dil ve Konuşma Terapistlerinin tükenmişlik düzeylerine yönelik farkındalığın arttırılması ve bu durumun yaşanmaması veya daha yüksek bir noktaya gelmemesi için önlemlerin alınması önem arz etmektedir.

Şerife Nur Biçen
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

36-79 aylar arasında tipik ve atipik dil gelişimi gösteren türkçe-almanca iki dilli çocukların anlatı becerilerinin makro yapısal düzeyde incelenmesi

Mevcut çalışma tipik gelişim gösteren (TGG), atipik gelişim gösteren dil gelişimi riskli (AGG_R) ve atipik gelişim gösteren dil bozukluğuna sahip (AGG_B) Türkçe-Almanca iki dilli çocukların anlatı becerilerini makro yapı çerçevesinde MAIN (Anlatıda Çok Dilliliği Değerlendirme Aracı) kullanılarak 36-79 aylar arasında boylamsal olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla çalışmaya TGG (n= 34), AGG_R (n= 15) ve AGG_B (n= 12) iki dilli toplamda 61 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılar MAIN kullanılarak her iki dilde önce model öykü görevinin anlama sorularını yanıtlamış daha sonra da anlatım görevinde kendilerine sunulan resim serilerini kullanarak kendi öykülerini anlatmış ve anlattıkları öykülere ait anlama sorularına yanıt vermişlerdir. Elde edilen veriler makro yapı bileşenleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde R programıyla gruplar arası ve gruplar içi diller arası karşılaştırmalar iki yönlü varyans analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Yaş değişkeninin makro yapılarla ilişkisi ise korelasyon analiziyle incelenmiştir. Tüm analizler sonucunda yaş ile makro yapı puanları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Gruplar arası analizlerle, TGG çocukların makro yapı puanlarının AGG_R ve AGG_B çocukların puanlarından daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Çocukların dilleri arası yapılan karşılaştırma, baskın olan ikinci dilleri Almancadaki makro yapı puanlarının Türkçe puanlarından daha yüksek olduğunu göstermiştir. Son olarak, anlatı görev türünün anlama puanlarına olan etkisi araştırılmış ve model öykü sonrası anlama puanlarının anlatım görevinden sonraki anlama puanlarından yüksek olduğu bulgulanmıştır. Tüm bu bulgular ışığında, bu çalışmanın Türkçe eşlemeli TGG ve AGG iki dilli çocukların anlatı becerilerine dair referans norm verileri için önemli bir başlangıç noktası olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Seda Esersin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Parents and children together (PACT) müdahale programinin Türkçe'ye uyarlanmasi ve etkililiğinin incelenmesi

Zayıf fonolojik temsillerin yanı sıra birçok alanda zorluklar gösteren konuşma sesi bozukluğu (KSB) olan bireylere yönelik kanıta dayalı kapsamlı programların geliştirilmesi son derece önemlidir. Bu araştırmada Parents and Children Together (PACT) Müdahale Programı'nın Türkçe'ye uyarlanması ve orta veya ileri düzeyde KSB olan çocuklarda etkililiğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya deney ve kontrol grubunda 7'şer çocuk olmak üzere toplamda 14 çocuk katılmıştır. Araştırma kapsamında kontrol grubuna müdahale uygulanmazken; deney grubundaki çocuklara 10 hafta boyunca haftada bir gün PACT Müdahale Programı uygulanmıştır. Müdahale bitiminde 10 hafta mola verilmiştir, sonrasında izlem verileri toplanmıştır. Araştırma kapsamında, çocukların fonetik ve fonolojik gelişimleri Sesletim Alt Testi, doğru ünsüz yüzdesi, hata tipleri, İşitsel Ayırt Etme Alt Testi, EROT-Sesbilgisel Farkındalık Testi ile değerlendirilirken, bozukluğun günlük iletişim becerilerine etkisini ölçmek için Bağlam İçi Anlaşılırlık Ölçeği ve FOCUS-34 Ölçeği kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, kontrol grubundaki çocukların ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>,05), deney grubundaki çocukların, FOCUS-34 hariç (p>,05), tüm alt testlere ait ön test, son test ve izlem puanlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<,05). Bu bulgular, uygulanan PACT Müdahale Programı'nın KSB olan çocukların fonetik, fonolojik gelişimleri ve fonolojik farkındalık becerileri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, aile katılımının fonolojik müdahale yoğunluğunu arttırmada ve hedeflerin günlük iletişim ortamlarına genellenmesinde önemli rol oynadığını desteklemektedir.

Beyza Nur Dükar
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Konuşma sesi bozukluğu olan 48-72 aylık çocukların yürütücü işlev becerilerinin incelenmesi

Araştırmada konuşma sesi bozukluğu (KSB) olan çocukların yürütücü işlev beceri performansları yaş, cinsiyet ve KSB şiddet düzeyi değişkenlerine göre incelenmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel tarama yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışmaya 48-72 ay aralığında ana dili Türkçe olan 22 kız ve 44 erkek çocuk katılmıştır. Veri toplama araçları olarak Türkçe Erken Dil Gelişim Testi, SST'nin Sesletim Alt Testi ve Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlev Envanteri-Öğretmen Formu kullanılmıştır. Analiz Jamovi programı ile yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Bulgular, yaş değişkenine göre 48-59 ay grubunun, cinsiyet değişenine göre erkek grubunun yürütücü işlev beceri performanslarının, çalışan bellek performanslarının ve ketleyici kontrol performanslarının sırasıyla 60-72 ay ve kız grubundan geride olduğunu göstermiştir. Ayrıca KSB şiddet düzeyi arttıkça yürütücü işlev beceri performanslarının, çalışan bellek performanslarının ve ketleyici kontrol performanslarının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır.

Gizem Nur Gör
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

4–6 yaş arası konuşma sesi bozukluğu olan çocukların anlamsız sözcük tekrarı becerileri ile alıcı dil becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, 4–6 yaş arası Konuşma Sesi Bozukluğu (KSB) olan çocukların Anlamsız Sözcük Tekrarı (AST) performansları ile alıcı dil becerileri ve sözel olmayan zeka ile ilişkisi incelenmiş; AST performansının KSB şiddeti ve yaş değişkenlerine göre anlamlı farklılık olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. 62 (n=62) KSB'li çocuğa Sesletim Alt Testi, Raven Renkli Progresif Matrisler Testi, Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi ve Türkçe Anlamsız Sözcük Tekrarı Testi uygulanarak araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden tarama araştırması ile yürütülmüş olup toplanan verilerin analizinde SPSS-25 paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde; 4–6 yaş arası KSB olan çocuklarda AST performansının sözel olmayan zeka ile ilişkili olduğu, AST puanlarının KSB şiddeti ile anlamlı farklılık gösterdiği; AST puanları ile alıcı dil becerileri arasında ilişki olmadığı ve AST puanlarının yaşa bağlı olarak istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur. KSB'li çocukların sözel olmayan bilişsel yeteneklerinin de değerlendirme prosedürlerine dahil edilmesi gerektiği, KSB şiddetinin de dil ve konuşma terapistleri tarafından ihtiyaca yönelik terapi programını oluşturmaları için göz önünde bulundurulması gereken bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Şefika Ahsen İşgören
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Okul çağı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda yürütücü işlev becerileri ile anlatı becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), dil bozukluğu olan çocuklarda sıklıkla rastlanan nörogelişimsel bozukluklardan biridir. DEHB olan çocuklarda görülen dil bozukluklarının yürütücü işlevlerdeki (Yİ) bozuklukla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, DEHB olan çocukların yürütücü işlev becerileri ile anlatı becerilerinin betimlenerek tipik gelişim gösteren (TGG) çocuklar ile karşılaştırılması ve yürütücü işlevler ile anlatı becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. 8-12 yaş aralığındaki 30 DEHB ve 35 TGG olmak üzere toplam 65 katılımcıya yürütücü işlev becerilerinin değerlendirilmesi amacıyla CNSVS testi uygulanmış, ayrıca her katılımcıya anlatı becerilerinin mikroyapı ve makroyapı ölçümlerinin değerlendirilmesi amacıyla "Kurbağa Neredesin?" resimli hikaye kitabı kullanılarak tekrar anlatım görevi verilmiştir. Veriler bağımsız gruplar t-testi ve Pearson korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, DEHB olan çocukların tüm yürütücü işlev alanlarında TGG çocuklara göre anlamlı olarak düşük performans gösterdikleri, anlatı becerilerinde ise içsel durum terimleri dışındaki tüm bileşenlerde DEHB olan çocukların TGG çocuklara göre anlamlı olarak düşük performans gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Genel nörobilişsel durumu gösteren nörobilişsellik endeksi ile toplam anlatı puanı arasında pozitif yönde güçlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Bu çalışmanın DEHB olan çocukların yürütücü işlev becerileri ile anlatı becerilerini birlikte değerlendirilmesi açısından önemli olduğu ve ileride yapılması hedeflenen benzer çalışmalara yol göstereceği

Ayşe Serra Kaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Alzheimer demansı tanılı bireylerin farklı evrelere özgü dil becerilerinin araştırılması

Demans tipleri içerisinde en sık görülen Alzheimer tipi demansta, yapı hasarı sonucunda iletişim güçlükleri görülebilir. Nörodejeneratif bir hastalık olan Alzheimer Demansının hastalığın ilerleyen aşamalarında farklı dil ve konuşma özellikleri sergileyebileceği bilinmekle birlikte ulusal alanyazında farklı evrelere özgü dil profillerinin ortaya konduğu bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu motivasyondan hareketle, mevcut araştırmanın amacı Türkçe konuşan Alzheimer Demansı tanılı bireylerin Alzheimer Demansının farklı evrelerinde görülen dilsel özelliklerinin betimlenmesidir. Bu bağlamda çalışmaya 12 kadın, 12 erkek olmak üzere toplamda 24 Alzheimer Demansı tanılı birey ve 24 sağlıklı yaşlı kontrol grubu dahil edilmiştir (12 K, 12 E). Hafif, orta ve ileri Alzheimer evrelerine sahip katılımcılara Hafızanı Test Et- Türkçe (TYM-TR) ve Afazi Dil Değerlendirme Testi (ADD) uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS 24 paket programı aralığıyla analiz edilmiş olup hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırmalar için uygun istatistiksel analiz yöntemleri seçilerek tüm analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma bulguları, Alzheimer tanılı bireylerin sağlıklı bireylerden daha düşük puanlar aldığını, Alzheimer tanılı bireylerin TYM-TR ve ADD test puanları arasında bir korelasyon olduğunu göstermiştir. Buna göre, katılımcıların evreleri ilerledikçe testlerden aldıkları puanlar düşmektedir. Yürütülen bu tez çalışması, klinikte Alzheimer tanılı bireyleri değerlendiren ve terapilerini yürüten terapistler için bir kaynak niteliğinde olup ileriki çalışmalar için Alzheimer tanılı bireylerin uygun terapi yaklaşımları ve süreleri ile yürütülen terapilerinden elde edilen kazançların araştırılması önerilmektedir.

Emine Beyza Ateş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

7-10 yaş aralığındaki Türkçe konuşan tek dilli tipik gelişim gösteren çocukların kişisel anlatı becerilerinin global tales-TR aracılığıyla değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Türkçe alanyazına kişisel anlatı değerlendirmesinde kullanılabilecek standart bir aracın kazandırılması ve 7-10 yaş aralığındaki tipik gelişim gösteren (TGG) çocukların değerlendirme sonuçlarının sunulmasıdır. Bu amaçla çalışmaya 7, 8, 9 ve 10 yaşlarından 20'şer çocuk olmak üzere tek dilli Türkçe konuşan TGG toplam 80 çocuk dahil edilmiştir. Türkçeye uyarlanan Global TALES-TR protokolü çocuklarla çevrim içi uygulanmıştır. Anlatılar, Türkçe Dil Örnekleri Analizi Programı (SALT) kullanılarak mikro yapı ölçümleri açısından değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde SPSS 22.0 paket programı ve TURCOSA yazılımı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, incelenen 6 mikro yapı ölçümünün 3 tanesinde 7-10 yaş arasında, birinde ise 8-9 yaş arasında farklılık gözlenmiştir. Cinsiyet bakımından yalnızca 9 yaş grubunda iki ölçüm parametresinde, tüm katılımcılar dikkate alındığında (n=80) ise bir parametrede anlamlı fark görülmüştür. Mikro yapı karşılaştırma sonuçları genel olarak çocukların 'sinirli/kızgın' anlatısının daha detaylı, 'gurur duymak' anlatısının daha kısa olduğuna işaret etmektedir. İpucu kullanımının ve yanıtlanamayan soruların sıklığı, çocukların en zorlandığı sorunun 'sorun/problem' anlatısı olduğunu göstermektedir. Anlatılar daha çok aile, arkadaş, okul ve başarı konularına odaklanmıştır. Sonuçlar, uyarlanmış protokolün kişisel anlatı değerlendirmesinde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu sayede dil bozukluğu gibi gruplarda da daha geniş bilgiler edinilebilir. Bireylerin bu yönden desteklenmesi ise müdahale sürecine katkı sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Global TALES protokolü, Kişisel anlatı, Mikro yapı, SALT

Anlatım bozukluklarıAnlatım diliSözlü anlatım
Esra Yaşar Gündüz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Nörojenik dil bozukluğu olan bireylerin terapilerinde dil, biliş ve iletişimi destekleyici mobil cihaz uyumlu uygulama içeriği ve yazılımının geliştirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Türkçe konuşan nörojenik edinilmiş dil bozukluğu olan bireylerin kullanabileceği FON-SEM adlı mobil cihaz uyumlu terapi uygulamasını geliştirerek, bu uygulamanın kullanılabilirliğinin afazili bireylerin birincil bakıcısı ve dil ve konuşma terapistleri ile kontrol edilmesidir. Bu bağlamda çalışmaya 19 dil ve konuşma terapisti ve 18 afazili bireyin birincil bakıcısı dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında bozukluk temelli yaklaşım çerçevesinde geliştirilen FON-SEM mobil terapi uygulaması işitsel anlama temelinde, semantik ve fonolojik bölümleri içeren toplamda 300 görevden oluşmaktadır. Geliştirilen uygulamanın kullanılabilirliği katılımcılar tarafından Mobil Uygulama Kullanılabilirlik Ölçeği, Kullanmaya Devam Niyeti Ölçeği ve Marka Sadakat Ölçeğinin doldurulması ile kontrol edilmiştir. Analizler sonucunda her iki grupta FON-SEM mobil terapi uygulaması yüksek düzeyde kullanılabilir olduğu bulunmuştur; ancak iki grup arasında kullanılabilirlik skoru açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. Bununla birlikte her iki grupta da Mobil Uygulama Kullanılabilirlik Ölçeğinin alt grubunu oluşturan değişkenlere ilişkin skorların artması ile kullanıcıların kullanmaya devam niyetlerinde de bir artış olduğu görülmüştür.

Dil ve konuşma terapisiMobil uygulamaNeurobilişsel işlevler
Tolga Sözüçok
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
20
DoctorateOpen AccessTR

Kekemeliği olan okul öncesi çocukların ebeveynlerine uygulanan duyarsızlaştırma terapisinin çocukların ve ebeveynlerin tutum ve kaygılarına etkisi

Bu çalışmanın amacı okul öncesi (3-6 yaşlarında) kekeleyen çocukların ebeveynlerinin duyarsızlaştırılması ile çocukların iletişim tutumlarının ve konuşma davranışlarının; ebeveynlerin kekemeliğe ilişkin duygu ve tutumlarının, genel tutumlarının ve kaygı düzeylerinin değişimini araştırmaktır. 20 okul öncesi kekeleyen çocuk ve ebeveynleri çalışmaya dahil edilmiştir. Tek grup ön-test, son-test deneysel desenli çalışmada, veriler katılımcılara uygulanan terapi öncesinde, terapiler bittikten sonra ve izleme amacıyla terapilerin bitiminden 3 ay sonra toplanmıştır. Anneler ve babalar "Kekemelik için Anne-Baba Tanısal Ölçeği-Türkçe", "Ebeveyn Tutum Ölçeği" ve "Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği"ni doldurmuş; çocuklara ise araştırmacı tarafından "Kiddy CAT-TR: Kekeleyen Okul Öncesi Çocukları İçin İletişim Tutum Testi" uygulanmıştır. Terapi süreci, kekeleyen çocuğun yalnızca anne ve babaları ile 8 hafta, toplamda 10 seans olarak gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analiz aşamasında, nicel verilerin karşılaştırılmasında iki bağımsız grup arasındaki fark için bağımsız t testi, ikiden fazla bağımlı aşama karşılaştırılmasında ise tekrarlı ölçümlerde varyans analizi uygulanmıştır. Ebeveynlere uygulanan duyarsızlaştırma terapisinin ardından çocukların iletişim tutumları ve konuşma davranışlarında ve ebeveynlerin kekemeliğe ilişkin duygu ve tutumlarında anlamlı düzeyde olumlu gelişmeler gözlenmiştir. Ebeveynler anlamlı düzeyde daha fazla demokratik ve daha az otoriter, aşırı koruyucu ve izin verici tutumlar sergilemişlerdir. Ebeveynlerin genel kaygı düzeylerinde anlamlı düzeyde azalma olmuştur. Sonuç olarak, ebeveynlere uygulanan duyarsızlaştırma terapisinin, okul öncesi kekeleyen çocukların kekemeliğinin yönetiminde hem çocuk hem de ebeveynler için etkili olduğu görülmüştür.

Aile tutumuBilişsel davranış terapileriDil ve konuşma terapisi+4
Ayhan Çağlayan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin ses terapisinde bilişsel işlevlerin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı vokal fold nodülü veya fonksiyonel ses bozukluğu olan hastaların ses terapisi süreçlerinde bilişsel işlevlerin incelenmesi ve ses terapisi sürecinin aktif bileşenlerinin araştırılmasıdır. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi DİLKOM'a ses terapisi için başvuru yapmış vokal fold nodülü veya fonksiyonel ses bozukluğu tanılı 11'i kadın ve 1'i erkek olmak üzere toplam 12 katılımcıya nöropsikolojik testler uygulanmıştır. Uygulanan nöropsikolojik testler; Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi, Londra Kulesi Testi, İz Sürme Testi, Stroop Testi'dir. Katılımcılara uygulanan terapi protokolü Vokal Hijyen Önerileri, Rezonant Ses Terapisi, Vokal Fonksiyon Egzersizleri olarak sabit tutulmuştur. Katılımcıların sesleri terapi öncesi ve sonrası algısal, aerodinamik, akustik olarak değerlendirilmiştir. Analiz için SPSS 29.0 istatistik programı kullanılarak; betimleyici özelliklerin belirlenmesinde frekans yüzde analizleri, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistikleri kullanılmıştır. Katılımcıların seslerinin ses terapisi öncesi ve sonrası değerlendirmelerinin kazanç skorlarıyla nöropsikolojik testlerin korelasyonuna Spearman Korelasyon Testi ile bakılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucu ses terapisi ön-test ve son-test verileri ile nöropsikolojik testlerin sonuçları arasında anlamlı korelasyonlar bulunmuştur. Ses hastasının terapiye aktif katılımı ve terapinin yarar sağlaması adına hastayı değişime ikna etmede hastanın kişisel faktörlerinden bilişsel işlevler göz önünde bulundurulmalıdır. Ses terapisi sürecinde bilişsel işlevlerin terapi sonuçlarıyla ilişkili olduğu bulunan bu çalışmanın klinik açıdan önem arz ettiği düşünülmektedir.

Rana Sarpkaya
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yutma bozukluğu olmayan yetişkin bireylerde yutma manevraları sırasında gerçekleşen kas aktivasyonunun ultrasonla değerlendirilmesi

Medikal uygulamalar için güvenli kabul edilen ve yaygın şekilde kullanılan bir teknoloji olan ultrason (US), yutma fonksiyonu değerlendirmelerinde kullanımı artmaya başlayan ve rehabilitasyon sürecinde de kullanılmaya başlayan bir teknolojiyi temsil etmektedir. Yutma manevraları terapi seçeneklerinde sıklıkla tercih edilen yöntemlerdendir Bununla birlikte, bugüne kadarki mevcut alanyazına bakıldığında yutma bozukluklarının değerlendirilmesi ve müdahalesinde ultrason kullanımının seyrek; yutma manevraları sırasında kas aktivasyonu ve larengeal elevasyonu inceleyen çok az çalışma olduğu görülmektedir. Bu çalışma, yutmanın orofarengeal fazda gerçekleşen bozuklukların müdahalesinde sıklıkla kullanılan üç yutma manevrasının uygulanması sırasında US kullanımını doğrulamak için farklı yaş ve cinsiyet grubunda ağız tabanı kaslarının hareketlerini, zamanlamasını karşılaştırmayı ve manevralar sırasındaki hyoid-larenks yakınlaşmasına ilişkin sayısal veriler elde etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda yutma manevraları sırasında gerçekleşen sürelerin yaşla birlikte uzadığı, hyoid-larenks yakınlaşmasını sağlayan en etkili tekniğin Mendelsohn manevrası olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte kişilerin koopere olmakta en çok zorlandıkları manevranın da yine Mendelsohn manevrası olduğu bulunmuştur. Dolayısıyla bu çalışma, manevraları uygulama sırasında ultrasonun kullanılabileceğini göstermekte; yutma manevralarına ilişkin kas aktivasyon bilgisi sunmaktadır.

Kulak-burun-boğaz hastalıklarıUltrasonografiYutma bozuklukları
Ayşegül Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerin hızlı bozuk konuşması olan öğrencilere yönelik bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, farklı eğitim kademelerindeki (ilkokul-ortaokul-lise) öğretmenlerin hızlı-bozuk konuşma hakkındaki bilgi düzeyleri ve hızlı-bozuk konuşma şüphesi taşıyan öğrencileri doğru uzman/uzmanlara yönlendirme konusundaki farkındalıkları incelemektir. Araştırmanın deseni ilişkisel tarama modelidir. Çalışmaya, Türkiye'nin farklı şehirlerinden toplam 90 öğretmen katılmıştır. Katılımcılara, "Öğretmenlerin Hızlı Bozuk Konuşması Olan Öğrencilere Yönelik Bilgi Ve Farkındalıklarının Belirlenmesi Anketi" uygulanmıştır. Veriler, SPSS programında analiz edilmiş; gruplar arası farklılık için Mann-Whitney U ve Tek Yönlü ANOVA testleri uygulanmıştır. Yapılan istatiksel analizler sonucunda, öğretmenlerin hızlı-bozuk konuşmaya yönelik tanılama, bilgi ve farkındalık düzeylerinin öğretim kademesi, cinsiyet, hizmet kıdemi ve eğitim/seminer alma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p>0.5). Öğretmenler, hızlı-bozuk konuşması olan öğrencilerinin ailesini yönlendirecekleri meslek alanı konusunda en yüksek oranda (%63,3) dil ve konuşma terapisti olarak belirtmişlerdir. Özellikle, ortaokul öğretmenlerinin (%80) bu yönlendirmede en yüksek orana sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin hızlı-bozuk konuşmayı tanılama düzeyi, bilgi (r=.498; p<.001) ve farkındalık düzeyi (r=.500; p<.001) arasında ayrıca, bilgi ve farkındalık düzeyi arasında da pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur (r=.545; p<.001). Elde edilen bulgular ışığında, öğretmenlerin hızlı-bozuk konuşma konusunda bilgi ve farkındalık düzeylerinin yetersiz olduğu ve dil ve konuşma terapistleri tarafından verilecek eğitim, seminer vb. artması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Arzu Aghayeva
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Okul çağı kekemeliği olan ve olmayan çocuklarda akıcısızlık durumları ile duygusal tepkiler arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmanın amacı, 6-16 yaş aralığındaki kekemeliği olan (n= 60) ve olmayan (n= 60) çocukların Konuşma Durumunu Değerlendirme Formundan (SSC) aldıkları puanların kekemeliğin var olma durumu, yaş ve cinsiyet değişkenlerine göre grup içinde ve gruplar arasında anlamlı bir şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. Bu bağlamda, katılımcılardan toplanan veriler SPPS 25.0 paket programıyla analiz edilmiştir. Analizler, kekemeliği olan okul çağı çocukların SSC puanlarının kekemeliği olmayan yaşıtlarından anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu; grup içi yapılan analizlerde ise yaş değişkeninin SSC-ER puanı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken SSC-SD puanı üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğunu; grup içi cinsiyet değişkeninin sadece kekemeliği olmayan grupta 12-16 yaş aralığındaki SSC-SD puanı üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğunu; grup içi SSC-ER ve SS-SD toplam puanları karşılaştırıldığında kekemeliği olan grupta SSC-SD; kekemeliği olmayan grupta SSC-ER puanının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, SSC'nin Türkçe konuşan kekeleyen ve kekelemeyen çocukları ayırt etmede başarılı olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Sözcükler: Okul çağı kekemelik, Konuşma Durumunu Değerlendirme Formu (KDDF), öz değerlendirme, duygusal tepki, konuşmanın kesintiye uğraması.

Dil ve konuşma terapisi
Nurgül Uğurlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

6-9 yaş arası konuşma sesi bozukluğu olan özgül öğrenme güçlüğü olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda pragmatik dil becerileri envanteri skorlarının karşılaştırılması

Bu araştırmada Konuşma Sesi Bozukluğu tanısı olan, Özgül Öğrenme Güçlüğü tanısı olan ve tipik gelişim gösteren 6-9 yaş aralığındaki çocuklarda Pragmatik Dil Becerileri Envanteri–Türkçe Versiyon (PDBE-TV) skorlarının karşılaştırılması hedeflenmektedir. Tipik gelişim gösteren 21, Konuşma Sesi Bozukluğu olan 19 ve Özgül Öğrenme Güçlüğü olan 18 katılımcı olmak üzere toplamda 58 kişiyle çalışma yürütülmüştür. Tüm katılımcılara uygulanan PDBE-TV, SST-SET ve TODİL verileri analiz edilmiştir. İstatistiksel analizde SPSS 30.0 programı kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılması ve gruplar arasındaki farklılıkların incelenmesi amacıyla Ki-Kare testi uygulanmıştır. Sürekli değişkenler için ise üç veya daha fazla bağımsız grubun karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) tercih edilmiştir. Normallik varsayımını sağlamayan sürekli değişkenler için ise Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Tüm testler için istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Özgül Öğrenme Güçlüğü tanısı olan katılımcıların pragmatik dil becerilerinde anlamlı düzeyde daha düşük skorlara sahip olduğu görülmüştür. Özgül Öğrenme Güçlüğü tanısı olan çocukların pragmatik dil becerileri açısından da desteğe ihtiyaç duyabilecekleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Mukaddes Çibik
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Konuşma Handikap Indeksinin Türkçeye uyarlanması geçerlik ve güvenirlik çalışması

Bu çalışmada, baş boyun kanseri (BBK) tanılı bireyler için geliştirilmiş olan, Konuşma Handikap İndeksinin (KHİ) Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Türkçeyi akıcı bir şekilde konuşan 93 BBK'lı ve 107 sağlıklı birey olmak üzere toplam 200 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılardan, KHİ, EORTC-QLQ-H&N-35 ölçeklerini ve Demografik Bilgi Formunu doldurmaları istenmiştir. 28 katılımcıdan 14 gün arayla KHİ ve EORTC-QLQ-H&N-35 ölçeklerini tekrar doldurmaları istenmiştir. Elde edilen verilerin analizi SPSS 25 programı aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Veri analizleri için t testi, Mann –Whitney U testi, tek yönlü ANOVA, Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Ölçek geçerliliği için, açımlayıcı faktör analizi kullanılmış; güvenirliği içinse Cronbach alfa ve test-tekrar testi Pearson korelasyonu hesaplanmıştır. Geçerlik analizi sonucunda yapı ve benzer ölçüt geçerliliğini sağladığı, güvenirlik analizi sonucunda ise ölçeğin mükemmel derecede güvenilir katsayısına sahip olduğu bulunmuştur (α=0,92). KHİ ölçeğini, Türkçe konuşan BBK tanılı bireylerin konuşma ile ilgili problemlerini değerlendirmek için geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Münevver Deniz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnme sonrası gelişen disfajide duyusal stimülasyon ve nöromusküler elektrik stimülasyon terapi yaklaşımlarının etkililiğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, inme sonrası disfaji gelişen hastaların yutma terapisinde NMES ve duyusal stimülasyonun bir arada uygulanmasının, sadece duyusal stimülasyonun uygulanmasından daha etkili olup olmadığını karşılaştırmak ve bu yaklaşımların etkililiğini incelemektir. Çalışmada, inme sonrası disfaji tanısı alan 20 katılımcı yer almıştır. Katılımcılar, terapi öncesi ve sonrası Videofloroskopik Yutma Çalışması (VFYÇ) ile değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Gugging Yutma Tarama Testi (GUSS), Disfaji Handikap İndeksi (DHİ), Yeme Değerlendirme Aracı (EAT-10), Penetrasyon Aspirasyon Skalası (PAS) kullanılmıştır. Bir gruba duyusal stimülasyon ve NMES yaklaşımları birlikte, bir gruba ise sadece duyusal stimülasyon uygulanmıştır. Analiz için SPSS 25 paket programı, verilerin normal dağılımını belirlemek için Kolmogorov Simirnov ve Shapiro Wilk testleri, bulguların analizi için Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testleri kullanılmıştır. Her iki grubun terapi öncesi ve sonrası bulguları karşılaştırıldığında tüm ölçeklerde anlamlı bir fark görülse de gruplar arasındaki bulgularda EAT-10 skorları hariç anlamlı bir fark bulunamamıştır.

Fethiye Beyza Yazal
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Disfoni Riski Tarama Protokolü'nün Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi

Disfoni sesin kalitesinde bozulmalar ile karakterize, her yaş ve cinsiyetten insanı etkileyebilen bir bozukluktur. Disfoni taraması ile disfoni riski yüksek olan bireyler tespit edilebilir ve erken müdahale imkânı doğar. Bu çalışmada Disfoni Riski Tarama Protokolü'nün Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya sağlıklı ses sahip 70, disfonik sese sahip 70 kişi olmak üzere 140 kişi katılmıştır. Katılımcılar kadın, erkek ve çocuk gruplarına ayrılmıştır. Katılımcılar öncelikle DRTP-TR'yi doldurmuştur. Sonrasında işitsel algısal, akustik ve öz değerlendirmeler yapılmıştır. İşitsel algısal değerlendirme için GRBAS ölçeği, öz değerlendirme için Ses Handikap İndeksi (SHİ) ve Pediatrik Ses Handikap İndeksi (PSHİ) kullanılmıştır. Akustik değerlendirmede temel frekans, jitter, shimmer ve NHR değerleri bulunmuştur. Bulgulara bakıldığında tüm gruplarda DRTP-TR puanları, sağlıklı ve disfonik katılımcılarda farklılaşmıştır. DRTP-TR, yüksek güvenirlik ve geçerlik sonuçları göstermiştir. DRTP-TR'nin diğer değerlendirme bulguları ile ilişkisi incelenmiştir. DRTP-TR puanları ile G puanı, SHİ/PSHİ puanı ve jitter, shimmer, NHR değerleri arasında anlamlı korelasyon görülmüştür. DRTP-TR'nin kesme puanı kadınlarda 39, erkeklerde 32.5, çocuklarda 22.5 şeklinde bulunmuştur. Sonuç olarak DRTP-TR Türkçe konuşan bireylerde disfoni taramasında kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araçtır.

Asude Beyza Savaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkçe konuşan popülasyonda akustik ses kalitesi endeksi'nin algısal disfoni şiddet seviyeleri arasında ayrım yapmada doğruluğunun ve değişime karşı duyarlılığının incelenmesi

Akustik Ses Kalitesi İndeksi (Acoustic Voice Quality Index-AVQI), hem uzatılmış ünlü fonasyonu hem de konuşma örneğini analiz ederek, genel ses kalitesini çok parametreli şekilde inceleyen ve altı akustik parametrenin ağırlıklı bileşimiyle ses kalitesini 0-10 arasında bir değerle temsil eden bir indekstir. Bu çalışmanın amacı Türkçe konuşan popülasyonda AVQI'nin algısal disfoni şiddet seviyeleri arasında ayrım yapmadaki doğruluğunun ve değişime karşı duyarlılığının incelenmesidir. Bu çalışmada sağlıklı 66, hafif 46, orta 56, şiddetli düzey disfonik 61 olmak üzere toplamda 229 katılımcıdan alınan ses örnekleri ile AVQI analizi gerçekleştirilmiştir. AVQI'nin değişime karşı duyarlılığını inceleyebilmek adına genel ses kalitesinde değişim gözlenen 56 katılımcıdan ses örnekleri ikinci kez alınmıştır. Algısal disfoni şiddet seviyelerinin belirlenebilmesi adına 5 değerlendirici tarafından işitsel algısal analiz gerçekleştirilmiştir. Değerlendiriciler arası ve değerlendiriciler içi güvenirlik düzeyleri hesaplanmış, mükemmel düzeyde güvenirlik olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Algısal disfoni şiddet seviyeleri arasında duyarlılık, özgüllük ve kesme değerler hesaplanmıştır. Türkçe konuşan popülasyonda AVQI'nin sağlıklı-hafif, hafif-orta, orta-şiddetli algısal disfoni şiddet seviyelerini sırası ile 2.72, 3.76, 5.08 kesme değerleri ile ayırt edebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Genel ses kalitesinde değişim öncesi ve sonrası ses kayıtları analiz edilmiş ve AVQI'nin Türkçe konuşan popülasyonda değişime karşı duyarlılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Furkan Ali Irklı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Fonksiyonel ses bozukluğu olan yetişkin bireylere yapılan müdahalede transkutanöz elektriksel sinir uyarımı etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada fonksiyonel ses bozukluğu olan kişilere sadece ses terapisi ve ses terapisiyle transkutanöz elektriksel sinir uyarımı uygulanarak, sesin akustik, işitsel algısal, aerodinamik ve öz değerlendirme yöntemleriyle analiz edilerek müdahalede tanskutanöz elektriksel sinir uyarımının etkililiği incelenmiştir. Çalışmaya dahil olan 16 katılımcıyla haftada bir kez olmak üzere 6 hafta boyunca terapi yapılmıştır. Her iki gruba da ses hijyeni, solunum egzersizi, Larengeal Manuel Terapi, esneme iç çekme egzersizi ve pipet fonasyonu egzersizi uygulanmıştır. Ek olarak grubun birine transkutanöz elektriksel sinir uyarımı gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan terapi öncesi, sonrası ve izlem şeklinde üç kere olmak üzere aerodinamik, akustik, işitsel algısal ve öz değerlendirme için veri toplanmıştır. Toplanan veriler istatistiksel olarak grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmıştır. Transkutanöz elektriksel sinir uyarımının kas gerilimi disfonisinde standart ses terapisine eklenmesi özellikle kişilerde karşılaşılan larenks ve çevresi kaslar gerginlik ve ağrı semptomları, öz değerlendirme, sesin aerodinamik ve işitsel algısal özelliklerinde olumlu etkilere sahiptir. Transkutanöz elektriksel sinir uyarımının rutin terapi programlarına dahil edilmesi daha iyi terapötik çıktılar elde edilmesini sağlamaktadır.

Dil ve konuşma terapisiSes bozukluklarıSes terapisi
Tuğçe Nergiz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Kekemeliğe yönelik alay etme ve akran zorbalığı müdahale programının etkililiğinin incelenmesi: Kocaeli örneklemi

Alay Etme ve Zorbalık: Kabul Edilemez Davranışlar (Teasing and Bullying: Unacceptable Behaviour; TAB) Programı, Kanada'da 4-6. Sınıf öğrencilerine yönelik geliştirilmiş sınıf temelli bir müdahale programıdır. Bu çalışmada, TAB Programının Türk kültürel bağlamına uyarlanarak ana dili Türkçe olan ve kekemeliği bulunmayan 4-6. sınıf öğrencilerinin kekemeliğe yönelik akran tutumları, empati düzeyleri ve zorbalıkla baş etme becerileri üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın katılımcılarını, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Kocaeli ilinde yer alan dört farklı devlet okulunda öğrenim görmekte olan 4., 5., ve 6. sınıf düzeylerindeki kekemeliği olmayan toplam 671 öğrenci oluşturmuştur (Erkek= 341; Kız = 330). Deney grubunda 311 katılımcı yer alırken kontrol grubunda ise 360 katılımcı yer almıştır. Veri toplama araçları olarak Kekemeliği Olan Çocuklara Yönelik Akran Tutumları (PATCS-TR) Ölçeği, Çocuklar ve Ergenler için Empati Ölçeği, Zorbalık Eğilimi Ölçeği ve Zorbalıkla Başetme Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale öncesinde her iki gruba da ön testler uygulanmış; deney grubuna haftada bir oturum (bir ders saati + bir teneffüs saati) olacak şekilde toplam altı hafta süren TAB müdahalesi uygulanmıştır. Müdahale sonrasında ise programın etkililiğini değerlendirmek ve izlemek amacıyla 1. ve 6. ayda hem deney hem de kontrol gruplarına ölçümler tekrar yapılmıştır. Araştırma bulguları, TAB Programı'nın kekemeliğe yönelik akran tutumlarını anlamlı düzeyde geliştirdiğini, empati düzeylerini artırdığını ve zorbalıkla baş etme becerilerini güçlendirdiğini göstermiştir. Anahtar Sözcükler: Akran tutumları, Akran zorbalığı, Kekemelik, Sınıf temelli müdahale, Zorbalıkla baş etme.

Ahsen Erim
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2025
00