Dicle University
Discipline

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Dicle University

340

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Üriner inkontinansın tedavisinde pelvik taban egzersizlerinin pelvik taban kas kuvveti üzerine etkilerinin non-invazif yöntemle saptanması

Amaç:. Üriner inkontinansın tedavisinde pelvik taban egzersizlerinin pelvik taban kas kuvveti üzerine etkilerinin non-invazif yöntemle saptanıp saptanamayacağını belirlemektirYöntem: Çalışmaya üriner inkontinans tanısı almış ve gönüllü olarak katılmayı kabul eden 33 egzersiz ve 31 kontrol olmak üzere 64 olgu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan olgular randomize olarak 2 gruba ayrıldılar. Birinci gruba Pelvik taban egzersizleri 12 hafta boyunca verildi, ikinci gruba her hangi bir uygulama yapılmayarak kontrol grubu oluşturuldu. Her iki gruba 12 hafta öncesinde ve sonrasında beden kütle indeksi, bel kalça oranı, bel uyluk oranı, transabdominal ultrason ölçümü, PERFECT sistemiyle kuvvet değerlendirmesi, stop testi, stres testi ve pad testi yapıldı. Olguların egzersiz öncesi ve sonrası grup içi ile egzersiz ve kontrol grubu arasında gruplar arası olarak bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi ile karşılaştırılmıştır.Bulgular: Egzersiz grubundaki olguların ortalama yaşları 51.9±10,06 yıl ve Kontrol grubundaki olguların ortalama yaşları 48,06±5,14'dır. Egzersiz grubunun tedavi öncesindeki ve tedavi sonrasındaki Transabdominal transvers USG ve Transabdominal longutüdinal USG değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artma saptanmıştır (p=0.00). Kontrol grubunun 12 hafta öncesindeki ve 12 hafta sonrasındaki Transabdominal transvers USG ve Transabdominal longutüdinal USG değerlerinde değişim görülmemiştir. Egzersiz grubu ve kontrol grubundaki olguların hem tedavi öncesinde hem tedavi sonrasında PERFECT kuvvet ölçüm değerleri artıkça USG kuvvet ölçüm değerleri artmaktadır ( p=0.00 r=0.631, p=0.00 r=0.644).Sonuç: Literatürdeki çalışmalar da, bizim çalışmamızla paralel olarak pelvik taban kas eğitimiyle pelvik taban kas kuvvetinde artış saptanmıştır. Çalışmamızda tedavi sonrasında tedavi sonuçlarını değerlendirmede kuvvet ölçümü olarak ultrasonla da gelişmelerin saptanabileceği gözlenmiştir.Anahtar Sözcükler: Pelvik Taban Egzersizleri, PERFECT

EgzersizKas kuvvetiPelvis+2
Özge Çeliker Tosun
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lateral epikondilitli hastalarda, sürekli ultrason tedavisinin klinik ve tanısal ultrasonografik bulgulara etkisinin araştırıldığı plasebo kontrollü randomize çalışma

ÖZETAmaç:Bu çalışmanın amacı lateral epikondiliti olan hastalarda, terapötik ultrasonun ağrı, dirsek ve el bileği eklem hareket açıklıkları, kavrama gücü, fonksiyonel test, yaşam kalitesi ve ultrasonografik bulgular üzerine etkinliğini araştırmaktır.Materyal Metod:Lateral epikondiliti olan 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Bir gruba (n:20) sürekli ultrason tedavisi, diğer gruba (n:20) plasebo ultrason tedavisi uygulandı. Her iki gruba da günlük yaşam aktivitesi modifikasyonu olarak etkilenen taraf dirsek için tekrarlayıcı dirsek ve el bilek hareketleri, ağır yük kaldırma, travmalardan kaçınmaları önerildi. Hastalar 3 ay boyunca izlendi. Hastaların istirahat, gece ve hareketle oluşan dirsek ağrısı 0-10 cm' lik visüel analog skala (VAS) ile, dirsek ve el bileği eklem hareket açıklıklarıgoniometre ile, kavrama gücü Jamar dinamomotre ile (dirsek 90 derece fleksiyonda ve dirsek ekstansiyonda, ön kol pronasyonda iken), fonksiyonel durum Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand)' in Türkçe çevirisi (DASH-T) ile, yaşam kalitesi short form 36 (SF-36)' nın Türkçe uyarlaması ile, tanısal ultrasonografi ile lateral epikondil bölgesinde tendonun kalınlığı, ekojenitesi, kalsifikasyon, bursit ve peritendinöz sıvı olup olmadığı değerlendirildi. Bu değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası (3. hafta) ve 3. ayda yapıldı.Bulgular:Tedavi öncesinde, her iki grup arasında yaş, cinsiyet, ortalama ağırlık, boy, VKİ, meslek, eğitim düzeyi açısından anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Semptom süresi kontrol grubunda, ultrason grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla saptandı (p<0,05). Gruplar arasında dominans ve etkilenen taraf açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Tedavi grubunda tüm VAS skorlarında, kontrol grubunda da VAS istirahat ve VAS hareket skorlarında iyileşmenin olduğu görüldü (p<0,016). Ancak gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Ultrason grubunda dirsek aktif fleksiyon açısında tedavi öncesi ile 3. ay, dirsek pasif fleksiyon açısında tedavi öncesi ile 3. hafta ve tedavi öncesi ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016).Dirsek pasif fleksiyon açısında, tedavi öncesi ile 3. hafta arasındaki iyileşme karşılaştırıldığında, ultrason grubundaki iyileşme anlamlı olarakBulgular:Tedavi öncesinde, her iki grup arasında yaş, cinsiyet, ortalama ağırlık, boy, VKİ, meslek, eğitim düzeyi açısından anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Semptom süresi kontrol grubunda, ultrason grubuna göre istatistiksel olarak daha fazla saptandı (p<0,05). Gruplar arasında dominans ve etkilenen taraf açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Tedavi grubunda tüm VAS skorlarında, kontrol grubunda da VAS istirahat ve VAS hareket skorlarında iyileşmenin olduğu görüldü (p<0,016). Ancak gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Ultrason grubundadirsek aktif fleksiyon açısında tedavi öncesi ile 3. ay, dirsek pasif fleksiyon açısında tedavi öncesi ile 3. hafta ve tedavi öncesi ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016). Dirsek pasif fleksiyon açısında, tedavi öncesi ile 3. hafta arasındaki iyileşme karşılaştırıldığında, ultrason grubundaki iyileşme anlamlı olarak daha fazla saptandı (p<0,05). Hastaların dirsek ekstansiyon, supinasyon, pronasyon; aktif ve pasif ölçümleri karşılaştırıldığında, her iki grup arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Tedavi sonrası da anlamlı değişiklik saptanmadı. El bileği aktif fleksiyon açısında tedavi grubunda tedavi öncesi ile 3. ay, 3. hafta ile 3. ay arasında ve kontrol grubunda tedavi öncesi ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016).Ancak her iki grup arasında farklılık saptanmadı (p>0,05). Ultrason grubunda pasif ekstansiyon açısında tedavi öncesi ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016). Her iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). El bileği aktif ulnar deviasyonunda tedavi öncesi ile 3. ay arasında ve el bileği pasif ulnar deviasyonunda tedavi öncesi ile 3. haftadaki iyileşme ultrason grubunda daha fazla saptandı (p<0,05). Kontrol grubunda el bileği aktif radial deviasyon açısında tedavi öncesi ile 3. hafta arasında azalma ve 3. hafta ile 3. ay arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016). Ultrason grubunda tedavi öncesi ile 3. hafta arasında, el bileği pasif radial deviasyon ölçümlerinde, daha fazla iyileşme saptandı (p<0,05). Kavramagücünde dirsek fleksiyondayken ve dirsek ekstansiyondayken yapılan ölçümlerde tedavi ile anlamlı değişiklik olmadı (p>0,016). Ultrasonografik değerlendirmede, ultrason grubunda başlangıç ve 3. ay arasında, sağlam taraf ultrasonografik tendon kalınlığı ölçümü değerlendirildiğinde, anlamlı olarak arttığı görüldü (p<0,016). Kontrol grubunda bir hastada tüm değerlendirmelerde kalsifikasyon saptandı. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Hastaların hiçbirinde, hiçbir değerlendirmede bursit ve sıvı saptanmadı. Ultrason grubunun etkilenen dirseği değerlendirildiğinde, tedavi öncesi ve 3. haftada, iki hastanın dirseği sağlam tarafa göre hipoekojen, 18 hastanın dirseğinin ekojenitesi ise normaldi. 3. ayda ise üç hastanın etkilenen dirseği sağlam tarafa göre hipoekojen, 17 hastanın etkilenen dirseği normaldi. Kontrol grubunda ise tedavi öncesinde bir hastanın etkilenen dirseği hiperekojen, bir hastanın etkilenen dirseği hipoekojen, 18 hastanınki ise normaldi. Tedavi sonrası 3. haftada iki hastanın etkilenen dirseği hipoekojen, 18 hastanın dirseği normaldi. 3. ayda ise üç hastanın etkilenen dirseği hipoekojen, 17 hastanın etkilenen dirseği normaldi. Tedavi öncesi, 3. hafta, 3. ay arasındaki ekojenite değişimi, anlamlı bulunmadı (p>0,05). SF-36'nın ağrı alt bölümünde her iki grupta tedavi öncesi ile 3. ay arasında, tedavi grubunda da mental sağlık alt bölümünde tedavi öncesi ile 3. hafta arasında anlamlı iyileşme saptandı (p<0,016) . Gruplar arasında ise genelsağlık alt bölümünde tedavi öncesi ile 3. hafta arasındaki iyileşme ultrason grubunda anlamlı şekilde daha fazlaydı (p<0,05). DASH-T FS skorunda, ultrason grubunda tedavi öncesi ile 3. ay arasında, kontrol grubunda ise tedavi öncesi ile 3. ay ve 3. hafta ile 3. ay arasında anlamlı iyileşmenin olduğu görüldü (p<0,016). Yine kontrol grubunda DASH-T W skorunda tedavi öncesi ile 3. ay arasında da anlamlı iyileşmenin olduğu görüldü (p<0,016). DASH-T W skorunun, ultrason grubunda tedavi öncesi ile 3. hafta arasındaki iyileşmesi, kontrol grubunda ise 3. hafta ile 3.ay arasındaki iyileşmesi anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05).Sonuç: Lateral epikondilit tanısı alan hastalarda, terapotik ultrason tedavisinin; tedavi sonrası dirsek pasif fleksiyonu, el bilek pasif radial ve ulnar deviasyonları ve fonksiyonellik artışına, yaşam kalitesinin genel sağlık alt bölümüne, el bilek aktif ulnar deviasyonu artışına ise 3. ayda katkı sağladığı, ancak ağrı, kavrama gücü ve ultrasonografik bulgulara etkisi olmadığı saptandı.Anahtar Sözcükler: Lateral epikondilit, terapotik ultrason, tanısal ultrasonografi

Fizik tedaviTenis dirseğiUltrasonik dalgalar+2
Burcu Ergin
Dokuz Eylül University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Subakromial sıkışma sendromunda mulligan ve proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon yöntemlerinin ağrı, fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Amaç: Çalışmamızın amacı, Subakromiyal Sıkışma Sendromu'nda (SSS) Mulligan ve Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (PNF) yöntemlerinin omuz ağrısı, üst ekstremite fonksiyonelliği ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek ve etkiler arasında fark olup olmadığını karşılaştırmaktır.Yöntem: Çalışmaya Özel Balçova Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dal Merkezi'ne SSS tanısı ile başvuran ve çalışmaya kabul edilme kriterlerine sahip yaş ortalaması 50,3±1,13 yıl olan toplam 40 hasta (26'sı kadın, 14'ü erkek) dahil edildi. Tedavi öncesi hastalar basit rasgele sayılar tablosu kullanılarak iki gruba ayrıldı. Grup 1'deki olgulara standart fizyoterapi programına ek PNF tekniklerinden ?kas-gevşe aktif hareket? ve Grup 2 olgularına da standart programa ek olarak Mulligan tekniği uygulandı. Tüm uygulamalar haftada 5 gün, 4 hafta olacak şekilde toplam 20 seans uygulandı. Hastaların omuz ağrısı, üst ektremite fonksiyonelli (Constant Omuz Skoru) ve yaşam kalitesi (Kısa Form SF-36) değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmeler tedavi sonrası ve 3. ayda tekrarlandı.Bulgular: Tedavi öncesi değerlendirmesinde demografik özellikler, ağrı şiddeti, Constant omuz skoru ve SF-36 yaşam kalitesi skorları her iki grupta da benzerdi ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0.05). Tedavi sonrası ve 3. ay değerlendirmelerde Grup 1 ve Grup 2 hastalarında ağrı şiddetinde azalma, Constant omuz skorunda artış olduğu ve tedavi öncesi değerlerle karşılaştırıldığında aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). SF-36 skorlarına bakıldığında Grup 1'de fiziksel ve mental komponent skorunda istatistiksel olarak anlamlı artış belirlenirken (p<0.05), Grup 2'de mental komponentteki artış istatiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Grupların tedavi sonrası ve 3. ay ölçüm sonuçları birbiri ile karşılaştırıldığında ağrı şiddeti, Constant skoru ve yaşam kalitesi skorundaki değişiklerin benzer olduğu, ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı görüldü (p>0.05).Sonuç: Sonuçlarımız, SSS konservatif tedavisinde standart fizyoterapiye ek olarak uygulanan PNF ve Mulligan yöntemlerinin omuz ağrısının azalmasında, üst ekstremite fonksiyonelliğinin ve yaşam kalitesinin artmasında etkili olduğu ve bu etkinin 3. ay ölçümlerinde de devam ettiğini göstermiştir. Ek olarak PNF ve Mulligan uygulamalarına bağlı elde edilen gelişmelerin benzer bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Subakromiyal Sıkışma Sendromu, PNF, Mulligan konsept, Omuz ağrısı, Fonksiyonel düzey, Yaşam kalitesi.

AğrıOmuzOmuz ağrısı+4
Sinem Karakuş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı tip total diz artroplastisi uygulanan hastaların fonksiyonel sonuçlarının incelenmesi

Amaç: Diz osteoartriti nedeniyle farklı tip total diz artroplastisi (TDA) uygulanan hastaların fonksiyonel sonuçlarının incelenmesidir. Gereç-yöntem: Çalışmamızda yaş ortalamaları 66.7±8.8 olan 141 hastanın toplam 257 dizi değerlendirilmeye alınmıştır. Katılımcıların tümüne Diz Eklemi Değerlendirme Formu ve Oxford diz skorlaması (ODS) uygulanmıştır. Ayrıca fonksiyonel sonuçlar performansa dayalı 5 tekrarlı otur-kalk testi, 10 m süreli yürüme testi, çömelme testi, dizüstüne gelme testi ve Knee Society diz skorlamasının merdiven inip çıkma parametresi ile değerlendirilmiştir. Araştırmamız çift kör olarak yapılmış ve çalışmanın sonunda farklı tip total diz artroplastisi olan hastalar arka çapraz bağı korunan-arka çapraz bağı kesilen, patellası değişen- patellası değişmeyen, tibial insert kalınlığı ?12 mm olan- tibial insert kalınlığı ?11 mm olarak gruplara ayrılmıştır. Bulgular: Arka çapraz bağ durumu, patella değişimi ve tibial insert kalınlıklarına göre değerlendirilen TDA?lı hastaların 90° çömelme, 120° çömelme, dizüstü pozisyona gelme, merdiven inip-çıkma, otur-kalk testi ve yürüme testi performansları arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). 90° çömelme sırasındaki ağrı açısından hem patellası değişen-patellası değişmeyen hem de insert kalınlığı ?11 mm- insert kalınlığı ?12 mm olan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Dizüstü pozisyonu sırasındaki ağrı açısından hem arka çapraz bağı korunan-arka çapraz bağı kesilen hem de insert kalınlığı ?11 mm- insert kalınlığı ?12 mm olan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Hastaların ODS skorları değerlendirildiğinde Arka çapraz bağ durumu ve patella değişimi açısından gruplar arasında anlamlı fark görülmezken (p>0.05) insert kalınlığı ?11 mm- insert kalınlığı ?12 mm olan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Farklı protez tiplerinin fonksiyonel sonuçlar üzerinde ciddi bir katkısı olmadığı gözlenmiştir. Farklı protez tiplerinin hastaların performansından daha çok bu performanslar sırasındaki ağrı ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, fonksiyonel sonuçlar, protez dizaynı

ArtroplastiDizDiz eklemi+1
Bahar Kaya
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritli hastalarda konvansiyonel ve akupunktur benzeri transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu(TENS) tedavisinin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı diz osteoartritli hastaların tedavisinde konvansiyonel ve akupunktur benzeri Transkutan Elektriksel Sinir Stimülasyonu (TENS) uygulamasının ağrı, fiziksel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Materyal Metod: Çalışmaya, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği?ne diz ağrısı şikayeti ile başvuran iki yanlı primer diz osteoartriti tanısı konan 60 hasta alındı. Hastalar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Grup I?de yer alan hastalara 4 Hz frekans ve 200 mikrosaniye (µsn) dalga genişliğinde akupunktur benzeri TENS, grup II?de yer alan hastalara 70 Hz frekans ve 100 µsn dalga genişliğinde konvansiyonel TENS 30 dakika süreyle uygulandı. Hastaların diz ağrısı 10 cm`lik görsel analog skala (VAS) ile, eklem hareket açıklığı (EHA) goniometrik ölçüm ile, fonksiyonel durum Western Ontario ve McMaster Universities Osteoarthritis İndex (WOMAC)?ın Türkçe uyarlaması ile, yaşam kalitesi kısa form-36 (SF-36)?nın Türkçe uyarlaması ile değerlendirildi. Hastalar tedavi başlangıcında, 3. haftada ve 6.haftada değerlendirildi. Bulgular: Her iki tedavi grubunda ağrı-VAS, WOMAC ağrı, WOMAC-fiziksel fonksiyon ve SF-36 alt grup skorlarının bazılarında tedavi öncesine göre anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Diz EHA?da ve WOMAC-eklem tutukluğunda her iki grupta anlamlı iyileşme saptanmadı (p>0.05). Gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Konvansiyonel TENS ve akupunktur benzeri TENS ağrı ve fiziksel fonksiyon üzerine etkili saptanmıştır. Diz EHA üzerine her iki TENS uygulamasının etkisi saptanmamıştır. Konvansiyonel TENS ve akupunktur benzeri TENS?in birbirine üstünlükleri saptanmamıştır. Anahtar Sözcükler : Diz osteoartriti, Konvansiyonel ve akupunktur benzeri TENS

AkupunkturAnaljeziFizik tedavi+5
Güler Öz
Dokuz Eylül University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Anatomik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun postoperatif osteoartrit oluşumuna etkisi

Çalışmamızın birincil amacı, anatomik rekonstrüksiyon ile ön çapraz bağ (ÖÇB) yırtığı tedavi edilen hastaların uzun dönem sonuçlarında osteoartrit varlığını değerlendirmekti. İkincil amacımız anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonu olan hastalar ile non-anatomik ÖÇB cerrahisi olan hastalar arasında, diz osteoartritinin gelişim farklılığı olup olmadığının değerlendirilmesiydi. Çalışmamıza ortalama 13 ± 8 yıl önce anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonu cerrahisi uygulanmış, 18 ile 64 yaş aralığındaki 35 birey ve non-anatomik yöntemler ile ÖÇB tedavisi uygulanmış 9 birey olmak üzere toplam 44 kişi dahil edildi. Non-anatomik cerrahi uygulanan grupla cerrahi üzerinden geçen yıl eşleştirilmeli, anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren 9 kişilik bir grup (Anatomik 1) oluşturuldu. Eşleştirilen gruplar aralarında kıyaslandı. Olgularda osteoartritin varlığını belirlemek için röntgen üzerinden Kellgren-Lawrence skoru, ağrı şiddeti için Görsel Analog Skalası (GAS), aktivite düzeyinin belirlenmesi için Tegner Aktivite Skoru dizin fonksiyonelliği için Diz Cemiyeti Skoru kullanıldı. Olguların opere ve opere olmayan diz ekstansör ve fleksör kas kuvveti izokinetik kas kuvvet ölçümü ile belirlendi. Anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren bireylerin %65,9'unda osteoartrit bulgularına rastlandı. Cerrahi yöntemler arası karşılaştırmada Non-anatomik cerrahi geçiren hastaların GAS sonucu düşük, Diz Cemiyeti Skoru sonuçları daha yüksek çıktı. Osteoartrit dereceleri arasında ise anlamlı bir fark görülmedi. Tüm hastaların rekonstrükte diz izokinetik kuvvet sonuçları, diğer ekstremitedeki diz kuvvetinden düşük çıkarken eşleştirilmiş gruplar arası karşılaştırmada non-anatomik grupla cerrahi üzerinden geçen yıl eşleştirilmeli anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonu geçiren grup (Anatomik 1) grubunun ekstansör kas defisiti 60°/s Work ölçümleri daha yüksek çıktı. Sonuç olarak anatomik ÖÇB rekonstrüksiyonunun postoperatif osteoartrit oluşumuna engel olamadığını ve gruplar arası karşılaştırmada Non-anatomik yöntemle cerrahi geçiren hastaların daha az ağrı hissedip, diz fonksiyonları daha iyi olsa da osteoartrit dereceleri arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, Ön çapraz bağ, Rekonstrüksiyon

OsteoartritOsteoartrit-dizÖlçekler+1
Bengü Balakkız
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kolorektal kanserli hastalarda fonksiyonel kapasiteyi belirleyen faktörler

AMAÇ: Kolorektal kanserli hastalarda fonksiyonel kapasiteyi belirleyen faktörleri tespit etmek ve ölçülen parametrelerle (fiziksel aktivite düzeyi, yorgunluk, yaşam kalitesi, anksiyete/depresyon durumu) aralarındaki ilişkiyi incelemektir. YÖNTEM: Çalışmaya evre II-III kolorektal kanser tanısı alan 42 hasta alındı. Hastaların fonksiyonel kapasitesi altı dakika yürüme testi (6DYT) ile, fiziksel aktivite düzeyi Eastern Coorperative Oncology Group Performans Skalası (ECOG-PS) ile, yorgunluk düzeyi Kısa Bitkinlik Anketi (KBA) ile, yaşam kalitesi Kanser Tedavisinin Fonksiyonel Değerlendirmesi-Kolorektal (FACT-C) ile, anksiyete depresyon durumu Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ile değerlendirildi. BULGULAR: %54,8?i erkek(n=23), %45.2?si kadın(n=19) olan hastaların %61.9?u(n=26) evre II, %38.1?i(n=16) evre III kolorektal kanserdi. 6DYT?te yürünen maksimum mesafe (6DYM) ortalaması 382.51±74.36 m idi. Oluşturulan lineer regresyon modelinde varyasyonun %34.8?ini açıklayan ECOG-PS skoru değişkeni, 6DYM?nin tek anlamlı prediktörü olarak bulundu. 6DYM ile ECOG-PS skoru arasında negatif yönde, orta güçte anlamlı ilişkinin olduğu saptanırken(p=0.001, r=-0.415); 6DYM ile yorgunluğun günlük yaşam aktivitelerine etkisi(KBA-GYA) arasında negatif yönde, orta güçte anlamlı ilişki(p=0.013, r=-0.379); 6DYM ile FACT-C skoru arasında pozitif yönde, orta güçte anlamlı ilişkinin olduğu saptandı (p=0.016, r=0.369). SONUÇ: Kolorektal kanserli hastalarda fonksiyonel kapasitenin belirlenmesinde fiziksel aktivite düzeyinin değerlendirilmesi önemlidir. Fonksiyonel kapasitenin arttırılması için fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması, yorgunluğun günlük yaşam aktivitelerine etkisinin azaltılması ve yaşam kalitesinin arttırılması etkili olabilir. Bu hedeflere ulaşmak amacıyla planlanan tedavi programına fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarının dahil edilmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.

AnksiyeteDepresyonFiziksel aktivite+4
Murat Tomruk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl sklerozlu hastalarda fiziksel aktivite düzeyini etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Multipl sklerozlu (MS) hastalardaki fiziksel aktivite düzeyini etkileyen faktörleri belirlemektir. Yöntem: Araştırmaya 52 MS hastası katıldı. Olguların dizabilite düzeyleri Expanded Disability Status Scale (EDSS) ve Multiple Sclerosis Functional Composite (MSFC) ile belirlendi. Subjektif fiziksel aktivite düzeyi Godin Boş Zaman-Egzersiz Anketi ile değerlendirildi. Objektif fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi için hastalar 7 gün boyunca Caltrac? markalı akselerometre kullandı. Yürüme değerlendirmesi için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 8 Metre Yürüme Testi (8MYT), Six Spot Step Test (SSST) ve MS Yürüme Ölçeği-12 (MSWS-12) kullanıldı. Yorgunluk Etki Ölçeği (YEÖ) ile yorgunluk, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile depresyon, Uluslararası MS Yaşam Kalitesi Anketi (MusiQoL) ile yaşam kalitesi değerlendirildi. Kognisyon değerlendirilmesinde ise Paced Auditory Serial Addition Test-3 (PASAT-3), Multiple Sclerosis Neuropsychological Screening Questionnaire ? Hasta ve Bilgi veren formu (MSNQ-H ve MSNQ-B) kullanıldı. Bulgular: Godin Boş Zaman-Egzersiz Anketi ile Caltrac? akselerometre arasında orta derecede korelasyon (r=0,305) bulundu. Godin Boş Zaman-Egzersiz Anketi ile EDSS (r=-0,372), 6DYT (r=0,464), 8MYT (r=-0,498), YEÖ (r=-0,310), BDÖ (r=-0,320) ve MusiQoL (r=0,361) arasında korelasyon bulundu. Caltrac? akselerometre ile erkek cinsiyet (r=0,397), beden kütle indeksi (BKİ) (r=0,337), çalışma durumu (r=0,279) ve 6DYT (r=0,278) arasında korelasyon belirlendi. Fiziksel aktivite düzeyi ile kognisyon arasında korelasyon yoktu. Godin Boş Zaman-Egzersiz Anketi ile ölçülen fiziksel aktivite düzeyini etkileyen faktörün 8MYT (ß=-0,422) olduğu belirlendi. Caltrac? akselerometre ile ölçülen fiziksel aktivite düzeyinin belirleyicilerinin cinsiyet (ß=0,371) ve BKİ (ß=0,268) olduğu belirlendi. Sonuç: Subjektif fiziksel aktivite düzeyini etkileyen faktörün 8MYT, objektif fiziksel aktivite düzeyini etkileyen faktörlerin ise cinsiyet ve BKİ olduğu bulundu. MS?li hastalarda fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesinde subjektif ve objektif ölçüm yöntemlerinin birlikte kullanılması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Multipl skleroz, fiziksel aktivite, akselerometre

EgzersizFiziksel aktiviteMultipl skleroz
Turhan Kahraman
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Quadriceps açısının (Q açısı) dinamik plantar basınç değerleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı Q açısı, taban altı basınç değerleri, naviküler kemik düşme testi, kalkaneo-tibial açı ve femoral anteversiyon açısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalamaları 22,3±2.53 yıl olan sağlıklı 64 kişi (33 erkek, 31 kadın) dahil edildi. Katılımcılar Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Denge ve Yürüme Analizi Laboratuarı?nda değerlendirmelere alındı. Antropometrik değerlendirmeler için kalkaneo-tibial açı, Q açısı, naviküler kemik düşme testi ve femoral anteversiyon açısı kullanıldı. Dinamik plantar basınç değerlendirmesi için EMED-m (Novel gmbh, Almanya) kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların ortalama Q açısı değerleri ayakta 110±3.98, sırtüstü yatışta ise 120±3.64 olarak bulunmuştur. Cinsiyetler arası Q açısı farkı anlamlı çıkmamıştır (p=0.697). Q açısının 1. Metatars ve parmak, 2. Metatars ve parmak, 5. Metatars ve parmak, total ayak ve orta ayak maksimum kuvvetlerini, tepe basınçlarını, basınç-zaman integrallerini ve kuvvet zaman integrallerini anlamlı olarak değiştirdiği bulunmuştur. Sonuç: Q açısının ölçülmesi ölçüm tekniği nedeni ile düşük hassasiyet ve iç tutarlılık seviyelerine sahip olmasına rağmen farklı klinik durumlarda ayak altındaki potansiyel risklerin öngörülebilmesi açısından önemli bir kinematik veri olduğunu düşünmekteyiz. Yine de Q açısı ölçüm tekniklerinin standardizasyonu ve klinik problemlerde nasıl yorumlanacağı konularında ileri araştırmalar gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Q açısı, kalkaneo-tibial açı, femoral anteversiyon açısı, naviküler kemik düşme testi, plantar basınç

AyakAyak bileğiBacak+4
Ata Elvan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Prematüre doğum yapan annelerin doğum sonrası yaşam kalitesi ve anksiyete düzeyi ile term dönemdeki bebeklerinin motor perofrmans düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Preterm doğumu takiben oluşan yüksek stres seviyesi ve depresyon gibi durumlar ebeveynlerin yaşam kalitesini etkileyebilmektedir. Preterm bebek annelerinde depresyon görülme sıklığının term dönem doğum yapan annelere göre 1,6 kat daha fazla olduğu yapılan çalışmalar sonucu ortaya konmuştur. Ancak annelerin yaşam kalitesi ile ilgili çalışma sayısı azdır. Bu çalışmada, prematüre bebeği olan annelerin yaşam kalitesi düzeyinin bebeklerin motor gelişim düzeyine olan etkisini ortaya çıkarmak amaçlandı. Çalışmaya, 29-36 hafta aralığında doğan 26 preterm bebek ve anneleri alındı. Anne ve bebeklerin her ikisi aynı anda, bebeklerin term döneme ulaşmış olduğu 37-40 gestasyon haftasında değerlendirildi. Annelere, doğumdan sonra, Doğum Sonu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DSYKÖ) ve STAI (I-II) uygulandı. Term döneme ulaşan bebeklerin motor değerlendirmesi için Test of Infant Motor Performance (TIMP) kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen bebeklerin gestasyon yaş ortalaması 34,4 hafta, ortalama doğum ağırlıkları 2024,88 gramdı. Yapılan korelasyon analizinde annelerin DSYKÖ ve DSKÖ skorları ile bebeklerin TIMP skorları arasında ilişki bulunmadı (p>0.05). Annelerin DSYKÖ puanı ile DKÖ puanı (r=-0,591) arasında negatif yönlü orta kuvvetli ilişki bulunurken, SKÖ puanı (r=-0,673) ile arasında negatif yönlü güçlü ilişki bulundu (p<0,05). Bu çalışmanın sonucunda; annelerin yaşam kalitesi ve anksiyete düzeyinin bebeklerin motor gelişim performansını etkilemediği görülmüştür. Ancak çok sayıda olgunun olduğu ve uzun süreli yapılabilecek takip çalışmasıyla daha doğru sonuçların ortaya çıkacağını düşünmekteyiz.

AnksiyeteAnnelerBebek-prematür+6
Hande Fidan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiparetik serebral palsili hastalarda üst ekstremite robotik rehabilitasyonunun üst ekstremite becerileri ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi üzerine etkisi

HEMİPARATİK SEREBRAL PALSİLİ HASTALARDA ÜST EKSTREMİTE ROBOTİK REHABİLİTASYONUNUN ÜST EKSTREMİTE BECERİLERİ VE FONKSİYONEL BAĞIMSIZLIK DÜZEYİ ÜZERİNE ETKİSİ Nuriye Büyüktaş, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, nuriyeozhan@hotmail.com ÖZET Amaç: Bu çalışma, hemiparetik serebral palsili (SP) hastalarda üst ekstremite robotik rehabilitasyon uygulamalarının üst ekstremite becerileri ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyi üzerine etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma Dr. Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesi ve Rehabilitasyon Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran, 4-18 yaş aralığında 34 hemiparetik SP'li hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubuna dahil olan 17 olguya klasik fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak robotik rehabilitasyon uygulamaları yapılmıştır. Kontrol grubunda bulunan 17 olguya, sadece klasik fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları yapılmıştır. Klasik fizyoterapi ve rehabilitasyon 45 dakika, robotik rehabilitasyon 30 dakika olarak uygulanmıştır. Çalışmaya katılan her olgunun tedavi programı 15 seans sürmüştür. Tedavi öncesinde ve sonrasında vücut işlevleri ve aktivite ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Kas tonusunu değerlendirmek için Modifiye Ashworth Skalası (MAS), el becerilerini değerlendirmek için Abilhand-Kids testi, üst ekstremite motor fonksiyonları değerlendirmek için Üst Ekstremite Becerilerinin Kalitesi Testi (The Quality of Upper Extremity Skills Test-QUEST), fonksiyonel bağımsızlık düzeyini değerlendirmek için Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, üst ekstremite genel kas tonusunda, dirsek ve el bölgesi kas tonusunda çalışma grubu lehine anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0,05). El yeteneklerinde, üst ekstremite motor fonksiyonlarında ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyinde tedavi öncesi ve sonrası istatistiksel olarak anlamlı fark olmakla birlikte (p<0.05), bu anlamlı farklılığın klasik fizyoterapi ve rehabilitasyona ek olarak uygulanan robotik rehabilitasyon grubunda daha fazla olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Klasik fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına ek olarak yapılan üst ekstremite robotik rehabilitasyon uygulamaları, sadece klasik fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarına göre hemiparetik SP'li hastaların üst ekstremite becerilerini ve fonksiyonel bağımsızlık düzeyini daha fazla arttırmıştır. Uzun dönem fizyoterapi ve rehabilitasyon gerektiren SP gibi bir nörogelişimsel bozuklukta motivasyonu ve tedavinin etkinliğini arttırmak amacıyla robotik cihaz gibi yüksek teknolojili aktivitelerin eklenmesi müdahalenin başarısını arttıracaktır. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Robotik Rehabilitasyon, Üst ekstremite becerileri, Fonksiyonel Bağımsızlık, QUEST, Spastisite

BağımsızlıkBeceriKas spastisitesi+3
Nuriye Büyüktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Pediatrik motivasyon ölçeği'nin (pedıatrıc motıvatıon scale (pmot)) Türkçe'ye uyarlanması, geleneksel rehabilitasyon programına katılan farklı kronik engele sahip çocuklarda motivasyonun değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, rehabilitasyon programına motivasyonu değerlendiren Pediatrik Motivasyon Ölçeği'nin (PMÖ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmak ve rehabilitasyona katılan kronik engelli bireylerde fonksiyonel seviye ile motivasyon arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışmaya, 8-18 yaş arasında, rehabilitasyon programına katılan 62 kronik engelli çocuk dahil edildi. Çocukların sosyo-demografik özellikleri, araştırmacı tarafından hazırlanan bir form ile sorgulandı. Çocukların rehabilitasyona motivasyonu PMÖ ve Görsel Analog Skala (GAS) ile değerlendirildi. Ölçeğin geçerliliğinin belirlenebilmesi için PMÖ ile GAS arasındaki korelasyon incelendi. İç tutarlılığın belirlenebilmesi için Cronbach alfa değeri hesaplandı. Test-tekrar test güvenilirliğinin belirlenebilmesi için rastgele 15 çocuğa ilk değerlendirmeden iki hafta sonra ikinci değerlendirmeler yapıldı ve "Intraclass Correlation Coefficient (ICC)" değeri hesaplandı. Çocukların fonksiyonel seviyesi Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ile değerlendirildi. Bulgular: Çocukların yaş ortalaması, 12,16±3,19 idi. PMÖ ve GAS arasında pozitif yönde iyi derecede bir korelasyon olduğu tespit edildi (r=0,713, p=0,000). PMÖ'nün iç tutarlılığı yüksek (Cronbach alfa=0,827), test-tekrar test güvenilirliği çok yüksek (ICC=0,960) olarak bulundu. Fonksiyonel seviye ile motivasyon arasında ilişkiye rastlanmadı (p=0,896). Sonuç: PMÖ'nün Türkçe versiyonu kronik engelli çocuklarda geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Çalışmamızda, kronik engelli çocuklarda fonksiyonel seviye ile rehabilitasyona katılım konusundaki motivasyon düzeyi arasında bir ilişki bulunmamıştır. Çalışmamıza katılan çocukların fonksiyonel seviyelerinin yüksek olması motivasyon düzeylerinin de yüksek olmasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, Çocuk, Rehabilitasyon, Kronik Engel

Merve Kurt
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyaljili kadınlarda kalistenik egzersiz eğitiminin ağrı, kardiyorespiratuar endurans, fiziksel yetersizlik, yaşam kalitesi, depresyon ve kaygı üzerine etkisi

ÖZETFibromiyalji sendromu kronik ağrıya yol açan ve hastanın hayatını her yöndenolumsuz etkileyen bir hastalıktır. Çalışmamızın amacı, fibromyaljili kadınlardakalistenik egzersiz eğitiminin ağrı, kardiyorespiratuar endurans, fizikselyetersizlik, yaşam kalitesi, depresyon ve kaygı üzerine etkisinideğerlendirmektir. Çalışmamız Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıpve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğinde tanısı konan 27 fibromiyaljisendromlu olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular tedavi programının başlangıcıve bitiminde değerlendirildi. Değerlendirmelerde; ağrı şiddeti, hassas noktasayısı ve hassas noktaların ağrı eşiği, sağlık düzeyi ve fiziksel fonksiyonellik,kardiyorespiratuar endurans, yaşam kalitesi, depresyon, kaygı, kas kısalıkları,esneklik, kavrama kuvveti ve spinal bölge eklem hareket açıklığına bakıldı.Ayrıca birinci tedavi grubuna kalistenik test yapıldı. Olgular iki tedavi grubunaayrıldı. Her iki gruptaki olguların tümüne 15 seans; yüzeyel sıcaklık modalitesi,Transkuteneal elektriksel sinir stimulasyonu ve ultrason uygulandı. Birinci gruba8 hafta süre ile haftada 3 gün bir fizyoterapist eşliğinde kalistenik egzersizprogramı, üst ekstremite ve gövdeye yönelik germe, kuvvetlendirme, postüregzersizleri ve hasta eğitimi verildi. kinci gruba ise ev programı olarak üstekstremite ve gövdeye yönelik germe, kuvvetlendirme, postür egzersizleri,hasta eğitimi ve yürüme programı verildi. Tedavi sonrasında yapılandeğerlendirmelerde her iki grupta ağrı şiddeti, hassas nokta sayısı ve hassasnoktaların ağrı eşiğinde, sağlık düzeyi ve fiziksel fonksiyonellik, yaşam kalitesi,depresyon, esneklik ve kavrama kuvvetinde anlamlı gelişme olduğu görüldü(p<0.05). Kardiyorespiratuar egzersiz testi parametrelerinde ve kaygı düzeyindeher iki grupta da fark görülmedi (p>0.05). Kalistenik testte ise eğitim sonrası,egzersizlerin tekrar sayılarında, algılanan zorluk düzeylerinde, istirahat veegzersiz sonrası kalp hızı ve sistolik kan basıncında anlamlı gelişmeler olduğubelirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, her iki araştırma grubunda da olumlugelişmeler sağlandı.Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji sendromu, egzersiz testi, maksimal oksijentüketimi, aerobik egzersizV

Zeliha Özlem Baştuğ
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli olgularda iki farklı havuz içi egzersiz eğitiminin fiziksel yetersizlik, ağrı, günlük yaşam aktivitesi ve depresyon üzerine etkisi

ÖZETDiz osteoartritinde ortaya çıkan ağrı ve fiziksel yetersizliğin fizik tedavi ile birlikteyapılan havuz içi egzersiz tedavisiyle nasıl değişiklik gösterdiği ve hangi tiphavuz içi egzersiz eğitiminin daha etkili olduğunu saptamak önemlidir. Buçalışmanın amacı, diz osteoartrit tanısı konan olgularda iki farklı havuz içiegzersiz eğitimini, su içi tedavi almayan olgularla ve kendi içinde karşılaştırarak,su içi tedavinin ilave katkısının olup olmadığını eğer varsa, bu egzersizlerdenhangisinin fiziksel yetersizlik, ağrı, günlük yaşam aktivitesi ve depresyonüzerinde daha etkili olduğunu saptamaktır. Çalışmamıza diz osteoartriti tanısıkonan toplam 89 hasta katılmıştır. Çalışmaya katılan olgular üç grubaayrılmışlardır. İki grup havuz içi egzersiz eğitimi alan grup olmuştur ve rastgeleörneklem tekniği ile seçilerek 30'ar kişilik eşit iki gruba ayrılmışlardır. Üçüncügrup ise ayaktan tedavi edilen ve su içi egzersiz tedavisi almayan 29 kişidenoluşan bir grup olmuştur. Araştırma grubundaki olgulara iki farklı tipte egzersizeğitimi uygulanmıştır. Havuz içi egzersiz tedavisi olarak; birinci araştırmagrubuna; iki fazdan oluşan ve her fazda ısınma, germe ve kuvvetlendirmeperiyotlarını içeren sadece alt ekstremiteye yönelik egzersiz eğitimi verilmiştir.İkinci araştırma grubuna; birinci gruba uygulanan alt ekstremite egzersizlerineek olarak, üst ekstremiteye yönelik egzersizler ile birlikte gövdeye yönelikegzersiz eğitimi de verilmiştir. Çalışmamızda olgularımızın ağrı şiddetleri(Görsel Analog Skalası) VAS'a ile değerlendirilmiştir. Fiziksel yetersizlik vegünlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi (Western Ontario and McMasterUniversities Osteoarthritis Index) WOMAC indeksi ile yapılmıştır. Olgularımızınemosyonel durum değerlendirmesi için (Hastane Anksiyete ve Depresyon) HADölçeği kullanılmıştır. Her iki araştırma grubu ile kontrol grubunun (Görsel AnalogSkalası) VAS'a göre ağrı değerlendirmesi sonucu gruplar kendi içindekarşılaştırıldığında, tedavi sonrasında tüm gruplarda istatistiksel olarak olumlugelişmeler saptanmıştır (p<0,001). Gruplar arasında tedavi öncesi ve sonrası(Görsel Analog Skalası) VAS'a göre ağrı değerlerinde zaman içerisindekideğişim incelendiğinde birinci araştırma grubundaki değişim diğer gruplara göredaha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arasında tedavi öncesi ve sonrası(Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index) WOMACvağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyon değerlerinde zaman içerisindeki değişimincelendiğinde ikinci araştırma grubundaki değişim diğer gruplara göre dahayüksek bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arasında tedavi öncesi ve sonrası(Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği) HAD depresyon değerleriincelendiğinde, tedavi sonrasında birinci araştırma grubundaki olgularındepresyon durumlarının diğer gruplara göre daha çok azaldığı görülmüştür(p<0,05). Tüm gruplarda altı dakikalık yürüme testi değerlendirmesi sonucu,tedavi sonrası yürüme mesafesi artmıştır (p<0.001). Sonuç olarak, diz OAtedavisinde havuz içi egzersiz tedavisinin yararlı olduğu saptanmıştır. Olgularınağrı sonuçlarında birinci araştırma grubunun daha iyi olduğu görülmüştür. İkinciaraştırma grubunda günlük yaşam aktivitesi ve fiziksel yetersizlik sonuçlarınınbirinci araştırma grubuna göre daha çok geliştiği saptanmıştır. Üst, altekstremite ve gövde egzersizlerinden oluşan havuz içi egzersiz tedavisininfonksiyonların gelişmesinde daha etkili olduğu görülmüştür. Üç hafta uygulananhavuz içi egzersiz tedavisiyle olgularımızın depresyon durumları azalmıştır veegzersiz kapasiteleri gelişmiştir.Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, havuz egzersizi, ağrı, günlük yaşam aktivitesi,fiziksel yetersizlikvi

Hülya Güvenir
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Mikrodiskektomi sonrası erken dönem egzersiz tedavisinin etkiliği

ÖZETÇalışmamızın amacı mikrodiskektomi sonrası birinci haftada başlanan standartev egzersiz programına ek olarak klinikte fizyoterapist rehberliğinde uygulananlomber dinamik stabilizasyon egzersizlerinin etkililiğini incelemekti. Çalışmayakatılan toplam 40 olgu, rasgele örneklem yöntemi ile tedavi ve kontrol grubunaayrıldı. Bu olgular, egzersiz programlarına başlamadan önce ve 8 haftalık eğitimprogramının sonunda tanımlayıcı ve klinik özelliklerinin yanısıra kas kuvveti,endurans, ağrı, eklem hareket açıklığı, esneklik, yeti yitimi, fonksiyonel kapasite,yaşam kalitesi ve işe dönüş açısından değerlendirildi. Her iki gruptaki olgulartanımlayıcı, klinik özellikler ve bulgular açısından benzerdi. Tedaviden önce SF-36'nın ağrı ve sosyal fonksiyonları dışındaki tüm ölçümlerde gruplar birbirinebenzerdi. Tedavi sonrasında lomber bölge toplam kas kuvveti, lomber fleksiyon-ekstansiyon enduransları, eklem hareket açıklığı ölçümleri, esneklik, fonksiyonelkapasite gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı şekilde farklı bulundu(p<0.05). Gruplar karşılaştırıldığında tedavi grubunda anksiyete ve SF-36'nıngenel sağlık alt ölçeğinde alınan puanlar tedaviden sonra anlamlı bulunmazken,diğer tüm parametrelerde tedavi öncesine göre anlamlı değişimler elde edildi.Kontrol grubunda ise ağrı şiddeti, esneklik, anksiyete ve SF-36'nın genel sağlıkve vitalite alt ölçeklerinde elde edilen puanlar tedavi sonrasında öncesine göreistatistiksel olarak anlamsız idi. Diğer tüm parametrelerde ise tedaviden sonraanlamlı değişimler saptandı (p<0.05). Olguların işe dönüşleri arasında gruplararasında anlamlı farklılık bulunmadı. Bununla birlikte tüm olguların en geç ikinciayda işe döndükleri tespit edildi.Sonuçlarımız, ev programlarına ek olarak erken postoperatif dönemdeuygulanan dinamik stabilizasyon programının sadece ev programına göre dahaetkili olduğunu göstermektedir. Benzer çalışmaların geniş serilerde ve uzunizlem periyotlarını içerecek şekilde yapılması sonuçların kanıt düzeyiniartıracaktır.Anahtar Kelimeler: Dinamik lomber stabilizasyon; bel ağrısı; lomber diskcerrahisi; egzersiz; fizik tedavi ve rehabilitasyon.

Melih Ecmel Çakmak
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Tip II diyabetli hastalarda aerobik ve dirençli egzersizlerden oluşan egzersiz eğitim programının metabolik kontrol depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

ÖZETBu çalışma, Tip II diyabetli hastalarda aerobik ve dirençli egzersizlerden oluşangözetimli egzersiz programının metabolik kontrol, depresyon ve yaşam kalitesiüzerine etkilerini değerlendirmek amacı ile planlandı. Söğütözü BayındırHastanesi Endokrinoloji Bölümünde izlenen 36 Tip II diyabetli hasta çalışmayaalındı. Hastalar gelişigüzel olarak egzersiz ve kontrol grubu olmak üzere ikigruba ayrıldı. Kontrol grubunda standart tedaviye (diyet, tıbbi tedavi, egzersizönerisi) devam edildi. Egzersiz grubunda geleneksel tedavi yaklaşımına ekolarak sekiz hafta boyunca, fizyoterapist gözetiminde egzersiz programıuygulandı. Program dirençli egzersizler, kalistenik egzersizler ve yürüyüşükapsadı. Çalışma öncesi ve sonrası iki grupta açlık kan glikoz, hemoglobin A1c,total kolesterol, HDL, LDL kolesterol ve trigliserit değerleri ölçüldü ve yaşamkalitesi, depresyon düzeyleri değerlendirildi. Kısa Form 36 (SF-36) yaşamkalitesi anketi, Center for Epidemiological Studies Depression Scale (CES-D)depresyon ölçeği, yaşam kalitesi ve depresyonu değerlendirmek için kullanıldı.Kontrol grubunda hemoglobin A1c, açlık kan glikoz, total kolesterol, HDL, LDLkolesterol ve trigliserit düzeylerinde değişiklik gözlenmedi. Egzersiz grubunda,LDL kolesterol değişmezken; hemoglobin A1c, açlık kan glikoz, total kolesterol,ve trigliserit düzeylerindeki azalma ve HDL kolesterol düzeyinde artmaanlamlıydı. Egzersiz grubunda sosyal fonksiyon hariç yaşam kalitesinin tüm altölçekleri ve depresyondaki düzelmeler anlamlıydı. Kontrol grubunda depresyonve yaşam kalitesinde anlamlı değişiklik bulunmadı. Sonuç olarak, dirençliegzersizler, kalistenik egzersizler ve yürüyüşü içeren gözetimli egzersizprogramının Tip II diyabetli hastalarda metabolik kontrol, yaşam kalitesi vedepresyon üzerine olumlu etkiler yaptığı saptandı.Anahtar Kelimeler: Diabetes Mellitus; kalistenik egzersiz; yürüyüş; glisemikkontrol; sağlık sonuçları

Aylin Küçükarslan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Miyofasiyal ağrı sendromunda klasik fizyoterapi yöntemlerine ek olarak uygulanan servikal mobilizasyonun etkinliği

ÖZETBu tezin amacı miyofasiyal ağrı sendromunda klasik fizyoterapi yöntemlerine ekolarak uygulanan servikal mobilizasyonun etkinliğini incelemekti.Çalışmaya katılan 40 olgu, tesadüfi olarak mobilizasyon (n=21) ve kontrol grubu(n= 19) olarak ikiye ayrıldı. Her iki gruba hotpack, masaj ve ev egzersizprogramı uygulandı. Mobilizasyon grubuna bu modalitelere ek olarakmobilizasyon teknikleri uygulandı. Olguların sosyodemografik özellikleri ve kliniksemptomları ile ilgili veriler toplandı. Tedavi öncesi ve sonrasında olguların ağrıözellikleri, tetik nokta hassasiyeti ve sayısı, kas kuvveti, eklem hareket açıklığı,depresyon, yeti yitimi ve yaşam kalite düzeyleri değerlendirildi. Tüm veriler non-parametrik istatistiksel testler kullanılarak analiz edildi. Tedavi öncesinde her ikigruptaki olguların yaş, vücut kitle indeksi ve eğitim süresi yönünden anlamlışekilde farklı oldukları bulundu (p<0.05). Bu nedenle bazı ileri istatistikselanalizler için bu değişkenler kontrol edildi.Tedavi öncesi değerlerle karşılaştırıldığında, tedaviden sonra her iki grupta daağrı yakınmalarında anlamlı bir azalma, eklem hareket açıklığı ve kaskuvvetinde artma, yeti yitiminde azalma saptandı (p < 0.05). Her iki gruptadepresyon düzeyinde de azalma bulundu (p < 0.05). Mobilizasyon grubundatetik nokta sayısında azalma olurken diğer grupta bir değişim olmadı.Etki büyüklüğü karşılaştırmaları, mobilizasyon grubunda bu ölçümlerde klinikdüzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Bu grupta Kısa-Form 36' nın tüm altölçek puanlarında anlamlı şekilde düzelmeler bulunmasına karşın, kontrolgrubunda sadece fiziksel fonksiyon, genel sağlık ve vitalite alt ölçekpuanlarında düzelmeler saptandı.Sonuçlarımız mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programınınkronik boyun ağrısı olan miyofasiyal ağrı sendromlu olguların tedavisinde etkiliolduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem periyotlarınıiçeren çalışmaların yapılması bu sonuçların kanıt düzeyini artıracaktır.Anahtar kelimeler: Servikal mobilizasyon; boyun ağrısı; miyofasiyal ağrısendromu; masaj; klasik fizyoterapiiv

Emel Şahin
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Patellofemoral ağrı sendromunda fiziksel yetersizliğin egzersiz kapasitesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

ÖZETÇalışmamızın amacı, patellofemoral ağrı sendromunda fiziksel yetersizliğin, egzersizkapasitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda, ÖzelMesa Hastanesi, Ortopedi polikliniğinde patellofemoral ağrı sendromu tanısı konmuş 25olgu araştırma grubunu, sağlıklı 25 olgu ise kontrol grubunu oluşturdu. Her iki gruba,fonksiyonel kapasitesini değerlendirmek için 12 dakikalık yürüme testi yapıldı. 12dakikalık yürüme testi öncesinde, hemen sonrasında, toparlanma 3. ve 5. dakikalarda;olguların kalp hızı, kan basıncı, solunum frekansı, ağrı şiddetleri görsel analog skalası(VAS) ve algılanan zorluk dereceleri BORG ile değerlendirildi. Her iki grupta 12dakika yürüme testi sonrası tahmini oksijen tüketimi değerleri hesaplandı.Çalışmamızda, olgularımızın patellofemoral ağrı değerlendirmesi Kujala patellofemoralağrı puanlaması ile yapıldı. Olguların yaşam kalitesi Dünya Sağlık Örgütü YaşamKalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile, depresyon durumu ise Beckdepresyon anketi ile yapıldı. Gruplar arasında hem 12 dakikalık yürüme mesafeleri hemde tahmini maksimum oksijen tüketimi değerleri açısından istatistiksel fark bulunmadı(p>0,05). Her iki grup arasında yürüme testi öncesi, hemen sonrası, toparlanma 3. ve 5.dakikalar arasında; kalp hızı, kan basıncı, solunum frekansı ve BORG değerleri arasındaistatistiksel bir fark bulunmadı (p>0,05). Araştırma grubunda VAS değerlerindeistatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,05). Yürüme testi öncesi ve hemen sonrasıBORG değerleri arasındaki fark araştırma grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0,05). Araştırma grubunda Kujala patellofemoral puanlaması kontrol grubuna göredaha düşük bulundu (p<0,05). Gruplar arasında, WHOQOL-BREF yaşam kalitesiölçeği; fiziksel, psikolojik ve çevresel alt parametrelerinde araştırma grubu aleyhineistatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken (p<0,05), sosyal alanda gruplar arasındaanlamlı bir farklılığa rastlanmadı (p>0,05). Beck depresyon anketi değerleriincelendiğinde iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Ancak, her ikigruptaki olguların Kujala patellofemoral puanlaması ile WHOQOL-BREF' in fizikselalan puanlaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). Sonuçolarak, araştırma grubunda patellofemoral ağrı sendromunun fiziksel yetersizliğe yolaçtığı, yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz yönde etkilediği bulundu.Anahtar kelimeler: Patellofemoral ağrı sendromu, fonksiyonel kapasite, yaşamkalitesi.

Betül Gümüşay
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Kas iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik ağrıların yaşam kalitesi üzerine olan etkileri

ÖZETBu tez kronik kas iskelet sistemi hastalıklarına bağlı kronik ağrıların yaşamazalan yaşam kalitesinin belirleyicilerini tesbit etmek amacı ile tasarlandı. RA,OA, FMS, MAS, bel ve boyun ağrılı kişileri içeren 304 kronik kas iskelet sistemhastası (çalışma grubu) ve kronik ağrı yakınma problemi olmayan 157 (kontrolgrubu) olgu çalışmaya katıldı. Olguların sosyo-demografik ve ağrı özellikleri,depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları, yeti yitimleri ve sağlıkla ilgili yaşamkaliteleri özel anketlerle değerlendirildi. Çalışma grubundaki olguların duyusal,afektif ve toplam ağrıları ile ölçümün yapıldığı anda hissedilen ağrı şiddetleri vedeğerlendirilen toplam ağrı kontrol grubundaki olguların ağrışiddetiözelliklerinden daha fazla idi (p<0.05). Kontrol grubu ile karşılaştırıldığındaçalışma grubundaki olguların uyku kaliteleri daha kötü idi (p<0.05). Kas iskeletsistem hastalıklarına bağlı kronik ağrısı olan olguların mental, fiziksel ve toplamyorgunluk düzeyleri kontrol grubundaki olgulardan daha fazla bulundu (p<0.05).(p<0.05). Çalışma grubundaki olguların kontrol grubundan daha fazladepresyona eğilimi olduğu bulundu (p<0.05). Çalışma grubundaki olgularınsürekli anksiyete düzeyleri kontrol grubundakilere göre daha fazla bulunmuşken(p<0.05) , durumluluk anksiyete puanları arasında fark yoktu (p>0.05).Çalışma grubundaki olguların ağrıya bağlı oluşan yeti yitimi düzeyleri kontrolgrubundaki olgulardan daha fazla idi (p<0.05). Çalışma grubundaki olgularınsağlıkla ilgili yaşam kalite düzeyleri Kısa Form-36 anketinin vitalite ve mentalsağlık alt ölçekleri dışındaki diğer alt ölçeklerde kontrol grubundaki olgulardananlamlı düzeyde daha düşük idi (p<0.05). Fiziksel fonksiyon ve genel sağlıkdışında hastalık gruplarının sağlıkla ilgili yaşam kalite düzeyleri benzerdi(p>0.05). Bu çalışmamızın bulguları sonucunda sağlıkla ilgili yaşam kalitesiüzerinde uyku kalitesi, yorgunluk ve depresyon düzeylerinin önemli etkisiolduğunu göstermiştir. Elde edilen sonuç literatür ile uyumludur.Anahtar Kelimeler: Uyku kalitesi; psikolojik problemler; yorgunluk; ağrıya bağlıyeti yitimi; sağlıkla ilgili yaşam kalitesi

Ayça Aytar
Baskent University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında kas iskelet sistemi bozuklukları ile ilgili yaşam kalitesini etkileyen faktörler

Bu çalışma sağlık çalışanlarında kas iskelet sistemi bozuklukları ile ilgili yaşamkalitesini etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile yapıldı. Araştırmaya kamu veözel sağlık kuruluşlarında çalışan, yaşları 20-45 arasında değişen doktor,fizyoterapist, diş hekimi ve hemşireden oluşan toplam 320 sağlık çalışanıkatıldı. Konjenital kas iskelet sistemi deformitesi olanlar, nörolojik, ortopedik,romatizmal problemleri olanlar, kas iskelet sistemi ile ilgili operasyon geçirenlerve 2 yıldan daha kısa süredir çalışanlar araştırmaya dahil edilmedi. Olgularınsosyodemografik özellikleri, postür analizi, depresyon düzeyi, bel ağrısıdüzeyleri ve yaşam kalitesi özel anketlerle değerlendirildi. New York PostürDeğerlendirme Yöntemi(NYPDY)'nde gruplar arasında toplam puan yönündenyapılan istatistiksel karşılaştırmalarda doktorların %96,3'ünün(p<0,05), dişhekimlerinin %98,8'inin(p<0,05) aldıkları puan ?çok iyi? iken, bu oranfizyoterapistlerde %77,5 ve hemşirelerde ise %76,3 olarak bulundu(p<0,05).NYPDY'nin omurga, kalça, ayak arkı, omuz lateral postürü, üst sırt, gövde, belve karın postürü alt parametreleri kötü postürden çok iyiye doğru istatistikselolarak gruplandırıdığında sıralama fizyoterapistler, hemşireler, doktorlar ve dişhekimlerinden oluştu(p<0,05). Nottingham Sağlık Profili(NHP) alt ölçekleriistatistiksel olarak karşılaştırıldığında doktor, fizyoterapist ve hemşirelerin ?ağrıalt ölçeği? ve ?fiziksel hareketlilik? yönünden benzer puanlar aldıklarısaptandı(p>0,05). Diş hekimlerinin ağrı alt ölçeğinde aldıkları puanlar anlamlıderecede doktor ve fizyoterapistlerden farklı(p<0,05), hemşirelerlebenzerdi(p>0,05). diş hekimlerinin fiziksel hareketlilik alt ölçeğinde aldıklarıpuan fizyoterapist ve hemşirelerden farklı(p<0,05), doktorla benzerbulundu(p>0,05). ?Duygusal Reaksiyonlar alt ölçeğinde doktorlarınfizyoterapistlerden farklı(p<0,05) diş hekimleri ve hemşirelerle benzer puanaldıkları bulundu(p>0,05), Gruplar arasında NYPDY toplam puanı ile NHP altölçekleri Enerji, ağrı, sosyal izolasyon, duygusal reaksiyonlar ve fizikselhareketlilik yönünden negatif korelasyon bulundu(p<0,01). Gruplar arasındaNYPDY toplam puanları açısından fark bulunamamıştır(p>0,05). Ancakfizyoterapist ve hemşirelerin NYPDY alt parametreleri puanları diğer meslekgruplarından daha düşük olarak saptanmıştır(p>0,05). Sonuç olarak, sağlıkçalışanlarında kas iskelet sistemi ile ilgili bozukluklar yaşam kalitesi altölçeklerini etkilemektedir.Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, kas iskelet sistemi bozuklukları, yaşamkalitesi

Pınar Tunç
Baskent University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral paralizili çocuklarda bobath nörogelişimsel tedavi yaklaşımının yürüme parametreleri üzerine olan etkileri

Çalışmamız, serebral paralizili (CP) çocuklarda Bobath nörogelişimsel tedavi(NDT) yönteminin yürüme parametreleri üzerine olan etkilerini incelemek amacıile yapıldı. Çalışmamıza, yaşları 4?17 yıl arasında değişen unilateral spastik CPtanısı alan 15 olgu katıldı. Sosyodemografik ve tanımlayıcı verilerin yanı sıraolgular tedavi öncesi ve sonrasında kaba motor fonksiyonlar, kas tonusu, eklemhareket açıklığı, alt ekstremite uzunluğu, fonksiyonel durum, denge, yaşamkalitesi, yürümenin kinetik, kinematik ve zaman-mesafe karakteristikleri ile enerjitüketimi açısından değerlendirildi. Olgular NDT yöntemi ile 12 hafta boyuncahaftada üç seans olacak şekilde toplam 36 seans tedaviye alındı. Uygulanantedavi sonrası olguların kaba motor fonksiyon puanları, motor ve toplamWeeFIM puanları, dinamik ve statik denge indeks puanları ve sağlıkla ilgiliyaşam kalitesinin arttığı ve yürüme sırasında tüketilen enerji miktarlarınınazaldığı saptandı (p<0.05). Buna karşın kas tonuslarında, etkilenen taraf dizinaktif fleksiyon ve ekstansiyonu ve kalça eksternal rotasyonu (p<0.05) dışındakieklem hareket açıklıklarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilemedi(p>0.05). Yürümenin incelenen etkilenen taraf salınım fazındaki maksimumayak bileği dorsifleksiyon açısı dışındaki kinematik değişkenler ve zamanmesafeözellikleri ile kinetik değişkenler açısından tedavi sonrasında istatistikselolarak anlamlı bir değişim bulunmadı (p>0.05). NDT yönteminin unilateralspastik CP'li çocukların yürüme parametrelerinden salınım fazındaki maksimumayak bileği dorsifleksiyon açısı ile enerji tüketim düzeyi üzerine olumlu etkisininolduğu saptanmıştır. Bu etkinin çocukların dengelerindeki düzelmeye bağlıolduğu düşünülmektedir. Bobath NDT yönteminin etkinliğini belirlemeyiamaçlayan daha sonra yapılacak çalışmaların erken yaşlarda, geniş seriliörneklemlerle, randomize kontrollü bir çalışma düzeni içerisinde ve izlemperiyotlarını içerecek şekilde planlanması önerilir.Anahtar Kelimeler: Serebral Paralizi, yürüme, nörogelişimsel tedavi,oksijen tüketimi, yaşam kalitesi

Oksijen tüketimiParaliziSerebrovasküler bozukluklar+4
Duygu Türker
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Özürlü çocukların kardeşlerinin fiziksel uygunluk, fiziksel aktivite, psikososyal durum ve yaşam kalitesi yönünden değerlendirilmesi

Özürlü çocuğun varlığı, ailedeki tüm bireylerin yaşantısını olumsuz yöndeetkilemektedir. Çalışmamızda özürlü çocukların kardeşlerinin fiziksel uygunluk,fiziksel aktivite, psikososyal durum ve yaşam kalitesi düzeylerinindeğerlendirilmesi ve sağlıklı kardeşi olan çocuklarla karşılaştırılması amaçlandı.El kavrama kuvveti ölçümleri, curl up, trunk lift, dikey sıçrama, modifiye apley,otur uzan, omuz esnekliği testleri yapıldı. Fiziksel aktivite, düzeyi FELS FizikselAktivite Anketi ile belirlendi. Çocuk Depresyon Ölçeği ile psikolojik iyilik halideğerlendirildi. Yaşam kalitesi değerlendirmesi için Çocuk Sağlık Anketikullanıldı. İki grup, kavrama kuvveti; curl up, trunk lift, Modifiye Apley, omuzesnekliği ve otur uzan test puanları yönünden benzerdi (p > 0.05). Sağlıklıkardeşi olan çocukların dikey sıçrama yüksekliği, özürlü kardeşi olançocuklardan daha yüksekti (p < 0.05). Gruplar Fiziksel Aktivite Anketi Sporİndeksi puanı yönünden benzerdi (p > 0.05). Özürlü kardeşi olan çocukların,Fiziksel Aktivite Anketinin Boş Zaman, İş ve Toplam İndeks puanları sağlıklıçocuklardan daha düşüktü (p < 0.05). Özürlü kardeşi olan çocukların depresyonpuanları sağlıklı kardeşi olan çocuklardan daha yüksekti (p < 0.05). İki grup,Aile Uyumu alt ölçeği dışında, Çocuk Sağlık Anketi puanları yönünden benzerdi(p > 0.05). Sağlıklı kardeşi olan çocukların Aile Uyumu alt ölçeği puanları özürlükardeşleri olan çocuklardan daha düşüktü (p < 0.05). Sonuç olarak; özürlüçocuğun tüm aile üyelerine, pediatrik rehabilitasyon alanında çalışanfizyoterapistler tarafından verilen eğitim, kardeşlerin iyilik halini artırabilir.Anahtar Kelimeler: Kardeş, Özürlü Çocuk, Fiziksel Uygunluk, Yaşam Kalitesi

Engelli kişilerFiziksel aktiviteFiziksel uygunluk+4
Elçin Mamak
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral paralizili çocukların yaşam kaliteleri üzerinde etkili olan faktörler

Çalışmamız serebral paralizi (CP)'li çocukların sağlıkla ilgili yaşam kalitedüzeyleri (SİYK) üzerine etki eden klinik ve sosyoekonomik etmenleri belirlemekamacı ile yapıldı. Çalışmaya 5?17 yaşları arasındaki CP tanısı alan 350 olgukatıldı. SİYK'yı ölçmek amacıyla Çocuk Sağlık Anketi-Ebeveyn Formu 50 (CHQPF50)ve CP Yaşam Kalitesi Anketi (CPQOL-Child) kullanıldı. SİYK'yı belirleyenfaktörler aşamalı doğrusal regresyon analizi ile test edildi.Kaba motor fonksiyon düzeyi ile CP ağrı puanının CHQ-PF50 ile belirlenen?Fiziksel Sağlık? düzeyi, bakıcıda depresyon olup olmaması ve çocuğun geceidrar kaçırma sorununun ise ?Psikososyal Sağlık? düzeyi üzerinde belirleyicietmenler olduğu bulundu. CPQOL-Child alt ölçeklerinden ?Sosyal İyilik Hali veKabullenme? düzeyi bakıcının depresyon durumu ve çocuğun gece idrarkaçırma sorunu tarafından belirlenmektedir. ?Fonksiyon?, ?Katılım ve FizikselSağlık? düzeyini belirleyen etmenler kaba motor fonksiyon sınıflama düzeyi,gece idrar kaçırma ve bakıcının depresyon durumudur. ?Emosyonel İyilik Hali veÖz Saygı? düzeyinin belirleyicileri ise bakıcının depresyon durumu, çocuğungece idrar kaçırma sorunu ve Aile Refah İndeksi puanıdır. ?Sunulan HizmetlereUlaşım? düzeyini CP Ağrı İndeks puanı belirlemektedir. ?Ağrı ve Yeti YitimininEtkisi? üzerinde belirleyici olan değişkenler kaba motor fonksiyon toplam puanı,Aile Refah İndeksi puanı, çocuğun yaşı ve CP Ağrı İndeks puanıdır. ?AileSağlığı? düzeyini belirleyen etmenler bakıcının depresyon durumu, aile refahindeks puanı ve CP ağrı indeks puanıdır.Sonuçlarımız CP'li çocukların SİYK'sını artırmak amacıyla uygulanacak tedaviyöntemlerinin hasta, aile ve toplum merkezli olacak şekilde multidisiplinerolmasının önemini vurgulamaktadır.Anahtar Kelimeler: Serebral Paralizi, Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi, Prediktör,Ağrı, Depresyon

AğrıDepresyonParalizi+5
Duygu Güven
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ön diz ağrısı olan olgularda fiziksel aktivite, kardiyorespiratuar endurans, aktivite ve katılım sınırlılıkları ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Bu çalışma, ön diz ağrısı olan olgularda fiziksel aktivite, kardiyorespiratuar endurans, aktivite ve katılım sınırlılıkları ve yaşam kalitesi ilişkisinin değerlendirmesi amacı ile planlandı. Bu araştırmada, Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinden tesadüfi olarak seçilen 30 ön diz ağrılı ve 30 kontrol grubundan oluşan 60 olgu değerlendirilmiştir. Fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, kardiyorespiratuar enduransı belirlemek için 12 dakika yürüme testi, sağlıkla ilgili yaşam kalitesini değerlendirmek amacıyla Notthingam Sağlık Profili, fonksiyonel yetersizliği değerlendirmek için Lysholm Skala isimli ölçeği, olguların günlük yaşam aktivite düzeylerini belirlemek amacıyla Günlük Yaşam Aktiviteleri Puanlaması ve olguların toplum içindeki katılımlarını değerlendirmek için Toplumsal Katılım Anketi uygulanmıştır. Olgulara, vücut düzgünlüğünü değerlendirmek amacıyla New York Postur Analiz ölçeği, kas kuvveti değerlendirmesi için Dr. Lowet' in manuel kas testi, bacak çevre ve uzunluk ölçümleri ve kas kısalık testi yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerde ön diz ağrılı grubun postür analizi toplam puanının kontrol grubuna göre daha düşük olduğu (p<0.003), hamistring kası (p<0.016) ve gluteus maksimus (p<0.005) kas kuvvetinin kontrol grubuna göre daha düşük ve hamistring kasının kontrol grubuna göre kısa (p<0.05) olduğu bulundu. Çalışma sonucunda, ön diz ağrısı grubunda fiziksel aktivite düzeyinin, kardiyorespiratuar enduransın ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulundu (p<0.05). Ön diz ağrısı grubunda 12 dakika yürüme mesafesinin düşük olması ve algılanan zorluk derecesinin kontrol grubuna göre yüksek olması, ön diz ağrısı grubunun, kardiyorespiratuar enduransının düşük olguğunu göstermiştir (p<0.01). Ayrıca ön diz ağrısı grubunda fonksiyonel yeti yitimi artarken, günlük yaşam aktivitelerinin azaldığı saptandı (p<0.01). Çalışmamız ön diz ağrılı olguların sosyal uyumlarının da azaldığını gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak araştırmamız, ön diz ağrısı olan olgularda fonksiyonel kapasitenin ve fiziksel aktivite düzeyinin, fonksiyonel yetersizliğin, ayrıca günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinin olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Ön Diz Ağrısı; IPAQ; yaşam kalitesi; fonksiyonel yeti yitimi; toplumsal katılım

AğrıDizDiz eklemi+3
Gözde Çağıran
Baskent University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı genç bireylerde nemli sıcaklık ve kısa dalga diatermi uygulamasının denge, eklem pozisyon hissi ve kas kuvveti üzerine etkisi

Bu çalışma sağlıklı genç bireylerde nemli sıcaklık ve kısa dalga diyatermi uygulamalarının denge, propriyosepsiyon ve kas kuvveti üzerine etkilerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmamıza 18?25 yaş aralığında, herhangi bir sistemik rahatsızlığı ve geçirilmiş diz travması olmayan, ağrı ve yorgunluğu olmayan 20 kadın 20 erkek toplam 40 sedanter olgu dahil edilmiştir. Çalışmamıza alınan olgular rastgele örneklem yöntemi ile kullanılan fizyoterapi ajanına göre hotpack (HP) ve kısa dalga diyatermi (KDD) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Uygulamalar tek seans olmak üzere olguların dominant taraf diz eklemine, HP grubu için 20 dakika, KDD grubu için ise 20 dakika süre ile uygulanmıştır. Uygulamalara başlamadan önce çalışmaya katılan olguların tanımlayıcı özellikleri sorgulanmıştır. Uygulama öncesi ve sonrası diz eklemi için propriyosepsiyon ve fleksör/ekstansör diz kaslarının kuvveti bilgisayarlı izokinetik dinomometre kullanılarak değerlendirilmiştir. Olguların dengeleri kinesthetic ability trainer (SportKAT 3000) aleti ile test edilmiştir. Olgular çalışma başlangıcında tanımlayıcı özellikler, dominant taraf kullanımı, ağrı, yorgunluk, diz ekstansiyon ve fleksiyon kuvveti, denge ve propriosepsiyon değerleri açısından benzer özelliklere sahip bulunmuştur. Uygulama sonrası yapılan değerlendirmede; her iki grupta diz ekstansiyon ve fleksiyon kas kuvvetinde uygulamalar sonrası artış saptanmıştır (p<0.05). HP grubunda denge skorlarında uygulama sonrası istatistiksel olarak herhangi bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). KDD grubunda statik tek ayak denge skorunda uygulama sonrası artış bulunmuştur (p<0.05). Propriosepsiyon değerlerinde uygulamalar sonrası her iki grupta da istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Diz ekstansiyon ve fleksiyon kuvveti, denge ve propriosepsiyon açısından gruplar arasında herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0.05). HP ve KDD uygulamalarının akut dönemde denge, propriyosepsiyon ve kas kuvvetinde meydana getirdikleri etki açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: İzokinetik Dinamometre; Fizyoterapi; Rehabilitasyon; Postüral Kontrol; Fizyoterapi Ajanları.

DengeDiyatermiDuruş+6
Belde Çulhaoğlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu ve huzursuz bacak sendromu birlikteliği: Yaşam ve uyku kalitesi analizi

Fibromiyalji Sendromu Ve Huzursuz Bacak Sendromu Birlikteliği: Yaşam Ve Uyku Kalitesi Analizi, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon AD, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanlık Tezi, Ankara, 2011. Fibromyalji Sendromu (FMS) ve Huzursuz Bacak Sendromu (HBS) toplumda oldukça sık görülen ve tanıları klinik olarak konulan hastalıklardır. FMS'li hastalarda HBS daha sık görülmekte ve bu durumun nedeni tam olarak bilinmemektedir. HBS farkındalığı istenilen düzeyde değildir. FMS'li hastalarda HBS eşlik etmesi durumunda HBS'ye tanı konmaması ve tedavi edilmemesi FMS tedavisini güçleştirir ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Bu çalışmada FMS'li hastalarda HBS sıklığının ve şiddetinin bulunması, FMS ve HBS birlikteliğinin yaşam kalitesi ve uyku kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada FMS tanısıyla takip edilen veya FMS tanısı yeni konulan hastalarda yüz yüze görüşme yöntemi ile HBS varlığı ve şiddeti belirlendi ve tüm hastaların Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Epworth Uykuluk Skalası (EUA) ve Fibromyalji Etki Anketi (FEA) skorları bulundu. Ayrıca tam kan sayımı, ferritin, kreatinin, TSH düzeyleri ölçüldü. Araştırmaya ortanca yaşları 49.0(39.0-57.0) [ortanca(%25-75)] 115 kadın hasta katıldı. Hastaların %42.6'sında FMS'ye eşlik eden HBS olduğu bulundu. HBS hastaların %20.4'ünde şiddetli, %18.3'ünde orta şiddetli olarak sınıflandırıldı. FMS'li hastaların %91.3'ü kendilerinde uyku bozukluğu olduğunu belirtti ve % 76.5'inde PUKİ ile uyku bozukluğu olduğu saptandı. HBS'si olan ve olmayan FMS hastalarının PUKİ skorları 9.0±4.4vs7.8±4.3,p=0.003; EUS skorları 5.0(3.0- 7.5)vs3.0(1.0-4.3),p=0.036 ve FEA skorları 68.1±9.8vs59.4±16.9,p=0.027 olarak bulundu. HBS'si olan hastalarda uyku kalitesi bozukluğu ve anemi sıklıkları daha fazlaydı. HBS'si şiddetli ve çok şiddetli olan grubun FEA skorları hafif ve orta olanlardan yüksekti. Araştırmamızda FMS'de HBS sıklığının normal toplumdan fazla olduğu, HBS'si olan olan FMS hastalarının uyku ve yaşam kalitelerinin daha kötü olduğu bulundu. Bu sonuçlara dayanarak FMS tanısı konulan her hastada HBS varlığının araştırılması ve varsa bu hastalığa yönelik tedavilerin planlanması gerektiği söylenebilir. FMS ve HBS birlikteliğini daha iyi açıklayabilecek prospektif kohort çalışmaları yapılmalıdır.

Gül Mete Civelek
Baskent University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı bireylerde mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin quadriseps ve hamstring kas kuvveti, pasif eklem pozisyon hissi ve eklem hareket açıklığı üzerine olan akut etkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin eklem hareket açıklığı, diz propriosepsiyonu, diz ekstansör ve fleksör kas gruplarının kuvvetine akut etkisinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 18?35 yaş arası 28 sağlıklı olgu ile Başkent Üniversitesi Hastanesi 5. Sokak Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda gerçekleşmiştir. Her olguya Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniği, üst üste üç gün ve her seansta 3 tekrarlı olarak uygulanmıştır. Olguların, ilk gün diz repozisyon hatası, ikinci gün izokinetik kas kuvveti, üçüncü gün izometrik kas kuvveti Cybex 770 Norm izokinetik dinamometre (Lumex Inc, Rankokoma, NY USA) cihazı ile uygulama önce ve sonrası değerlendirilmiştir. Ayrıca olguların düz bacak kaldırma hareket açıklıkları, üç günde de, uygulama önce ve sonrasında gonyometrik ölçümle kaydedilmiştir. Olgular uygulama öncesi ve sonrası kendi içinde değerlendirilmiştir. Uygulama önce ve sonrasında diz proprioseptif ve izometrik kas kuvvet değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Buna karşılık, izokinetik kas kuvvet (p<0,05) ve eklem hareket açıklığı (p<0,001) değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı artışlar görülmüştür. Bu çalışmada, Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin, izokinetik quadriseps ve hamstring döndürme momenti tepe değerlerini yükselttiği ve düz bacak kaldırma hareket açıklığını arttırdığı sonucuna varılmıştır.

Diz eklemiEgzersiz testiFizik tedavi+3
Ayşe Orer Ungan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artrit, osteoartrit, fibromiyalji hastalarında fiziksel uygunluk ve fiziksel aktivite düzeylerinin değerlendirilmesi

6Fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk düzeyi romatoid artrit, osteoartrit, fibromiyalji hastalarında ağrı, kas kuvvetsizliği, hareket kısıtlılığı, yorgunluk sonucunda azalmaktadır. Yapılan çalışmalarda romatoid artrit, osteoartrit, fibromiyalji hastalarda fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk düzeyinin belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışmamızın amacı romatoid artrit, osteoartrit veya fibromiyalji tanısı ile izlenen olgular ve sağlıklı bireylerin fiziksel uygunluk ve fiziksel aktivite düzeylerini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Çalışmamız, Başkent Üniversitesi Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğinde tanısı konan 50 romatoid artrit, 95 osteoartrit, 82 fibromyalji ve 110 sağlıklı olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Olguların ağrı değerlendirmesi için Mcgill Ağrı Anketi kullanılmıştır. Fiziksel aktivite düzeyinin belirlenmesi amacıyla Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılmıştır. Sağlıkla ilgili fiziksel uygunluk düzeyinin belirlenmesi amacıyla vücut kompozisyonu (VKİ), kas kuvveti ve enduransı (sit up testi), esneklik ( otur uzan- gövde lateral fleksiyon testi), kardiyorespiratuar endurans ( 6 dakika yürüme testi ) ve denge (KAT 3000) ölçümleri yapılmıştır. Fibromyalji grubunun Mcgill Ağrı Anketi alt parametre skorları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde romatoid artrit, osteoartrit gruplarına göre daha yüksek bulunmuştur (p ≤ 0,05). Romatoid artrit, osteoartrit, fibromiyalji hasta gruplarının IPAQ anketi alt parametrelerinden yürüme ve toplam fiziksel aktivite skorlarının, sağlıklı olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğuna rastlanmıştır (p≤0,05). Fibromyalji grubundaki olguların % 36,6'sı, osteoartrit grubundaki olguların % 28,4'ü, romatoid artrit grubundaki olguların % 38'inin ve sağlıklı olguların % 22,7'sinin inaktif olduğu saptanmıştır. Sağlıkla ilgili fiziksel uygunluk düzeyi açısından romatoid artrit grubundaki olguların kontrol grubuna göre sit up testi sonuçları anlamlı düzeyde daha düşük, borg yorgunluk skala sonuçları daha yüksek bulunmuştur (p≤ 0,05). Fibromyalji grubundaki olguların, osteoartrit ve sağlıklı olgulara göre sit up testi sonuçları anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Romatoid artrit grubundaki olguların osteoartrit grubundaki olgulara göre statik denge düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğuna rastlanmıştır (p <0.05). Osteoartrit grubundaki olguların sağlıklı olgulara göre dinamik denge düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak sağlıklı bireylerle kıyaslandığında romatoid artrit, osteoartrit veya fibromiyalji hastalarının fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. Romatoid artritli olguların fiziksel aktivite ve fiziksel uygunluk düzeylerindeki azalma, osteoartrit ve fibromiyalji olgulardan daha belirgindir. Romatizmal hastalıklarda egzersiz ve günlük fiziksel aktivite programları fizyoterapi rehabilitasyon tedavi yaklaşımları arasında yer almalıdır. Anahtar Kelimeler: Romatoid artrit, osteoartrit, fibromiyalji, fiziksel aktivite, fiziksel uygunluk

Artrit-romatoidFibromiyaljiFizik tedavi+3
Manolya Acar
Baskent University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik hastalarda uyku bozuklukları ile ilişkili faktörler ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Yaşlı hastalar çok çeşitli uyku bozuklukları açısından risk altındadırlar. Kronik uyku bozuklukları; duygu durumda bozulma, yaşam kalitesinde azalma, kaza risklerinde ve sağlık hizmetlerinden faydalanma talebinde artma ile ilişkilidir. Özellikle yaşlı popülasyonda yetersiz ve etkisiz uyku; önemli derecede artmış morbidite ve mortalite, azalmış yaşam kalitesi, artmış depresyon ve anksiyete oranları, denge ve ambulasyonda zorluk, düşme riski ve bakıcı ihtiyacının artması ile ilişkilidir. Bu yüzden bu bozukluk klinik dikkat ve araştırmayı gerektirmektedir. Bu çalışmadaki amacımız geriatrik hastalarda uyku bozuklukları ile ilişkili faktörleri saptamak, bunların yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek, fiziksel fonksiyon, depresyon ve anksiyete semptomları, psikolojik iyilik ve psikofarmasötik alımı arasındaki ilişkileri gözlemlemektir. Çalışma 65 yaş üstü, mini mental test skoru 11'den fazla olan, fonksiyonel ambulasyon ölçeği 4 veya üzerinde olan 100 hasta üzerinde gerçekleşti. Ağır inme veya diğer nörolojik hastalık, ağır bilişsel bozukluk, ağır psikiyatrik bozukluğu olan hastalar dışlandı. Hastalar uyku problemleri olan ve olmayan olarak iki gruba ayrıldı. Medical Outcomes Study uyku skalası (MOS-SS) ile bireylerin uyku durumları değerlendirildi. Geriatrik depresyon ölçeği ile depresif duygu durum belirlemesi yapıldı. Charlson komorbidite indeksine göre komorbidite düzeyleri belirlendi. SF-36 anket formu ile de yaşam kaliteleri değerlendirildi. Çalışma grubumuzda bireylerin %48'inde uyku bozukluğu saptadık. Geriatrik bireylerde uykuyu etkileyeceği düşünülen faktörler bir arada değerlendirildiğinde sadece SF-36 mental sağlık skoru istatiksel olarak anlamlı bulundu.

Aslıhan Uzunkulaoğlu
Baskent University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum adiponektin ve leptin seviyeleri ile diz osteoartritinin klinik ve radyolojik şiddeti arasındaki ilişki

En yaygın erişkin eklem hastalığı olan osteoartritin sistemik bir bozukluk olduğunu gösteren ve metabolik sendroma benzer etkileşimlere sahip olduğunu öne süren kanıtlar gün geçtikçe artmaktadır. Adipokinlerin çeşitli inflamatuvar belirteçlerin salınımında etkili olarak osteoartrit patofizyolojisinde rol oynadıkları düşünülmekte ve hastalık progresyonu için biyokimyasal belirleyici olarak kullanılması konusunda çalışmalar devam etmektedir. Bu amaçla çalışmamızda serum adiponektin ve leptin seviyeleri ile diz OA' nin klinik ve radyolojik şiddeti arasındaki ilişki araştırılmıştır. ACR diz OA tanı kriterlerine göre primer diz OA tanısı konmuş, 40 yaş ve üzerinde toplam 76 hasta aydınlatılmış onamları alındıktan sonra çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, vücut kitle indeksleri (VKİ), serum adiponektin ve leptin seviyeleri tespit edilmiştir. OA radyolojik şiddeti Kellgren-Lawrence evrelemesiyle; klinik şiddeti ise visüel analog skala (VAS), Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index (WOMAC) ve Short Form- 36 (SF-36) soru skalalarıyla değerlendirilmiştir. Serum leptin ve adiponektin düzeyleriyle diz OA'nın radyolojik ve klinik şiddeti arasında aşikar bir ilişki gösterilememiştir. Ancak literatürle uyumlu olacak şekilde serum leptin seviyeleri VKİ ile adiponektin seviyeleri ise yaş Elde edilen veriler ve yapılmış diğer çalışmalar ışığında adiponektin ve leptin serum düzeylerinin OA' in klinik izlem ve prognoz tayininde etkili belirteçler olamayacağı ön görülebilir, fakat bu yaygın hastalıkta etkin ve kolay kullanılabilecek laboratuar belirteçlerin gerekliliği bir kez daha vurgulanmıştır.

AdiponektinDiz eklemiLeptin+6
Ayşegül Güngör Oygür
Baskent University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sarkoidozlu hastalarda egzersiz programının etkileri

Amaç: Evre 3 ve 4 sarkoidoz hastalarında solunum, aerobik ve kuvvetlendirme egzersizlerini içeren egzersiz programının, hastaların solunum fonksiyonları, dispne, yorgunluk ve ağrı algısı, egzersiz kapasitesi, kas kuvveti, yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon üzerine etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya 35-65 yaş arası evre 3 ve 4 sarkoidoz hastaları dahil edildi. Hastalar randomizasyon sonrası egzersiz ve kontrol gruplarına ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri, klinik semptomları kaydedildi. Akciğer fonksiyonları, body pletismograf ve karbon monoksit difüzyon kapasitesi testi ve arter kan gazı ölçümü ile değerlendirildi. Göğüs kafesi esnekliklerinin değerlendirilmesi için mezura ile üç bölgeden çevre ölçümü yapıldı. Dispne algıları; Modifiye Medical Research Council Dispne Skalası, yorgunlukları; Yorgunluk Şiddet Ölçeği, ağrıları; Vizüel Analog Skalası ile değerlendirildi. Solunum kas kuvveti maksimal inspiratuar ve ekspiratuar basınç ölçümleri ile, periferik kas kuvveti sırt ve bacak dinamometresi kullanılarak ölçüldü. Yaşam kalitesi; St.George Solunum Hastalıkları Anketi ve Short Form-36 Yaşam Kalitesi Anketi kullanılarak değerlendirildi. Psikolojik semptomların değerlendirilmesi için Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği kullanıldı. Egzersiz grubundaki hastalar 12 hafta süren gözetimli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubundaki hastalara ise rutin medikal tedavi uygulandı. Bulgular: Egzersiz grubunun yaş ortancası; 59(52-64), kontrol grubunun yaş ortancası 51(45-57) yıl, ve sırasıyla sarkoidoz tanı süre ortancaları 11(4-4) ve 6(3-14) yıldı. Egzersiz grubunda izlem sonrasında altı dakika yürüme mesafesi, periferik kas kuvveti, test sonunda hissedilen bacak yorgunluğu ve dispne şiddeti ile periferik oksijen saturasyonunda iyileşme, algılanan ağrı, dispne ve yorgunluk şiddetleri ile anksiyete seviyesinde azalma kaydedildi(p<0.05). Kontrol grubunun yorgunluk şiddetinde artış olduğu görüldü(p<0.05). Egzersiz grubunda göğüs kafesi çevre ölçümleri arttı(p<0.05). Kontrol grubunda izlem sonunda semptom skorunda kötüleşme olduğu görülürken, egzersiz grubunda izlem sonunda hastalığa özel tüm yaşam kalitesi parametrelerinde iyileşme saptandı(p<0.05). Genel yaşam kalitesi skorlarında her iki grupta da bir değişiklik gözlenmedi(p>0.05). İzlem sonunda solunum fonksiyon testi paramatreleri her iki grupta da değişmezken, arteriyel oksijen basıncı ve arteriyel oksijen saturasyonu egzersiz grubunda iyileşme gösterdi.(p<0.05). Sonuç: Solunum, aerobik ve kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan egzersiz programının, ileri evre sarkoidoz hastalarının semptomlarını, anksiyete ve yorgunluklarını azaltması, fonksiyonel kapasitesini, yaşam kalitesini geliştirmesi nedeniyle, bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Sarkoidoz, egzersiz programı, egzersiz kapasitesi, yaşam kalitesi, nefes darlığı, yorgunluk, kas kuvveti

Egzersiz tedavisiKas kuvvetiSarkoidoz+5
İlknur Naz
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnme hastalarında bihemisferik transkranial doğru akım stimulasyon tedavisinin üst ekstremite fonksiyonlarına etkisinin araştırılması

İnme rehabilitasyonunda hastaları daha fonksiyonel ve bağımsız hale getirmek için yeni yaklaşımlar ve tedavi yöntemleri geliştirilmektedir. İnme geçiren hastaların hemiplejik üst ekstremite fonksiyonlarını geliştirmeye yönelik transkranial doğru akım stimulasyon (tDAS) tedavisi bu yaklaşımlardan biridir. tDAS tedavisinin inme rehabilitasyonunda kullanımı ile ilgili son zamanlarda çalışmalar artmış olmakla birlikte henüz rutin rehabilitasyon programında kullanılmamaktadır. Çalışmamızda bihemisferik tDAS tedavisinin subakut inmeli hastalarda üst ekstremite motor fonksiyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, 01.08.2016-20.01.2018 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğinde rehabilite edilmek üzere yatırılmış olan 32 (16 tDAS grubu, 16 sham grubu) inme hastası çalışmaya alındı. Hem tDAS hem de sham grubundaki hastalara 3 hafta süreyle, haftanın 5 günü, günlük ortalama 60-120 dakika boyunca konvansiyonel üst ekstremite rehabilitasyon programı uygulandı. tDAS grubundaki hastalara konvansiyonel inme rehabilitasyon programına ek olarakgünde 30 dakika süreyle toplamda 15 seans bihemisferik tDAS tedavisi uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. haftada klinik değerlendirmeleri yapıldı. Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği Kendine Bakım (FBÖ) Skoru, Brunnstrom Motor Evrelemesi (BME) ve Fugl Meyer Üst Ekstremite Motor Değerlendirme (FM) sonuçları kaydedildi. Gruplar arasında demografik özellikler bakımından farklılık yoktu. Tedavi öncesi yapılan değerlendirmede BME ve FM skorunda gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, FBÖ skorunda tDAS grubunda anlamlı fark tespit edildi (p=0.05). tDAS grubundaBME, FM ve FBÖ skoru giriş ve çıkış değerleri karşılaştırıldığında birbirinden istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı fark göstermekteyken (p<0,001), sham grubunda giriş ve çıkış değerlerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Ayrıca tedavi sonrası değerlendirmede tDAS grubunda FBÖ skoru ve FM kazançları karşılaştırıldığında istatiksel olarak ileri derecede anlamlı fark saptandı (p<0,001). Sonuç olarak, bu randomize çift kör çalışmamızda, bihemisferik tDAS tedavisi inme geçirmiş hastalara subakut dönemde konvansiyonel rehabilitasyon yöntemlerine ek olarak uygulandığında, üst ekstremite motor ve fonksiyonel gelişimin daha iyi olduğu saptanmıştır. Bu uygulamanın rutin olarak inme rehabilitasyonu pratiğine girebilmesi için; ne kadar süre ve yoğunlukta uygulanması gerektiği gibi pek çok soruya cevap bulunması amacıyla geniş kapsamlı, daha uzun süre takipli randomize kontrollü klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Motor beceri testleriMotor becerilerRehabilitasyon+3
Dilek Çetinkaya Alişar
Baskent University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

AQUA-lenfatik terapinin alt ekstremite lenfödem üzerine etkisi: randomize kontrollü çalışma

Amaç: Aqua-lenfatik terapinin (ALT) alt ekstremite lenfödeminde koruyucu fazdaki etkinliğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya, daha önce kompleks dekonjestif fizyoterapi tedavi fazını bitirmiş unilateral alt ekstremite lenfödem hastaları alındı ve çalışma 30'u deney, 27'si kontrol grubu olmak üzere, toplam 57 hasta ile tamamlandı. Hastaların tüm değerlendirmeleri kör araştırmacı tarafından yapıldı. Ekstremite hacminin değerlendirilmesinde çevre ve volumetrik ölçüm, eklem hareket açıklığının değerlendirmesinde gonyometre kullanıldı. Fonksiyonel kapasite değerlendirmesinde 6dk yürüme testi uygulandı. Yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) anketi ile, sosyal kaygıları Sosyal Görünüş Kaygı Ölçeği ile, gelecek kaygıları Beck Umutsuzluk Ölçeği ile değerlendirildi. Hastalar her seansta 5-8 kişi olacak şekilde haftada 2 gün, 6 hafta tedaviye alındı. ALT grubu'nda su içi self lenfatik drenaj, su içi özelleştirilmiş egzersizler fizyoterapist eşliğinde yaptırıldı. Kontrol grubuna bu yaklaşımlar fizyoterapist eşliğinde karada uygulandı. Tüm hastalara tedavi öncesi self-drenaj, egzersiz, cilt bakımı ve günlük yaşam aktivitelerini içeren bir saatlik eğitim verildi. Bulgular: ALT grubunun 24'ü (%80) kadın, 6'sı (%20) erkektir. Hastaların yaş ortalamaları 44.50 ± 13.69 yıl, Vücut Kütle İndeksi (VKİ) ortalaması ise 29.43 ± 7.90 kg/m2' dir. Kontrol grubunun ise 23'ü (%85,2) kadın, 4'ü (%14.8) erkektir. Hastaların yaş ortalaması 47.66 ± 16.82 yıl, VKİ ortalaması ise 29.43 ± 8.07 kg/m2' dir. Tedavi sonrası ALT grubunda daha fazla olmak üzere her iki grubunda ödem şiddetlerinde, fonksiyonel kapasitelerinde, yaşam kalitelerinde, sosyal ve gelecek kaygılarında anlamlı düzelme görüldü (p<0.05) (p≤0.001). Sonuçlar: ALT, kompleks dekonjestif fizyoterapi tedavi fazını tamamlamış olan unilateral alt ekstremite lenfödem hastalarında, koruyucu fazda lenfödemlerini yönetmede etkili ve güvenilir bir yaklaşımdır.

BacakFizik tedaviLenfatik hastalıklar+4
Gülbin Ergin
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Vestibuler migren hastalarında dizabilite seviyelerine göre denge, kognisyon, fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam kalitesinin incelenmesi

AMAÇ: Vestibüler migren (VM) hastalarında denge, kognisyon, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi düzeyinin baş dönmesi olmayan migrenliler ve sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması, dizabilite seviyesinin bu işlevler üzerine etkisinin incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmaya VM tanısı alan 32 hasta ile benzer yaş-cinsiyette 32 migren hastası ve 31 sağlıklı birey katıldı. Denge değerlendirmesi Balance Evaluation Systems Test (BEST) ile, baş dönmesi ve baş ağrısı şiddeti Vizüel Analog Skala (VAS) ile, baş dönmesine bağlı dizabilite seviyesi Baş dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ile, kognisyon Stroop testi ile, fiziksel aktivite seviyesi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFFA) ile, yaşam kalitesi seviyesi SF-36 yaşam kalitesi ölçeği ile değerlendirildi. BULGULAR: Gruplar arasında yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, medeni durum ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Baş ağrısı şiddeti migrenlilerde, VM hastaları ve sağlıklı bireylerden, baş dönmesi şiddeti VM grubunda migrenliler ve sağlıklılardan anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,0167). BEST 4,5,6 ve toplam değerlerinde VM'liler migrenliler ve sağlıklı bireylerden, migrenliler de sağlıklı bireylerden daha kötüdür (p<0,0167). SF-genel algı değerleri VM grubunda migrenlilere göre daha düşük iken (p<0.0167), SF-fiziksel ve sosyal değerlerinde VM ile migren grubu arasında fark yoktur (p>0.0167). SF- genel algı, SF-fiziksel, SF-sosyal parametrelerinde VM ile sağlıklı kontrol grubu arasında anlamlı fark olup (p<0.0167), migren ve sağlıklı grup arasında anlamlı fark yoktur (p>0.0167). Stroop 1, 2, 4, 5 ve stroop etkisi parametresinde VMlilerin değerleri sağlıklılardan anlamlı olarak daha düşük (p<0.0167) iken VM ile migren grubu arasında fark görülmedi (p>0.0167). Migrenliler ile sağlıklılar arasında sadece Stroop 4 ve Stroop etkisi parametresinde anlamlı fark görüldü (p<0.0167). UFFA kategorilerinde, VM ile migren grubu arasında anlamlı fark görülmezken (p>0,0167), VM ve migren grubunun değerleri sağlıklı gruba göre (p=0,000) anlamlı olarak daha düşüktür. SONUÇ: VM hastalarında, migrenlilere göre denge ve yaşam kalitesinin bozulduğu, sağlıklı bireylere göre de denge, yaşam kalitesi, kognisyon ve fiziksel aktivite düzeyinin bozulduğu, migrenlilerin ise sağlıklılara göre denge, kognisyon ve fiziksel aktivite düzeyinin bozulduğu tespit edildi. ANAHTAR SÖZCÜKLER: vestibüler migren, dizabilite, kognisyon, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite

Baş ağrısıBilişBiliş bozuklukları+7
Naziye Şenyuva
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankilozan spondilit'li hastalarda Tai Chi Chuan formunda planlanan egzersiz programının kassal uygunluk, denge ve fonksiyonel durum üzerine etkisi

Amaç: Ankilozan Spondilit hastalarında Tai Chi Chuan formunda planlanan egzersiz programının göğüs ekspansiyonu, kassal uygunluk, denge, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 30 hasta basit rastgele örnekleme yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Grup I (n=15) hastalara Tai Chi egzersizleri gözetimli ve grup egzersizi olarak; Grup II hastalara (n=15) standart egzersizler ev programı olarak verildi. Egzersizler haftada iki gün toplam 12 hafta olacak şekilde ilerletildi. Hastalara göğüs ekspansiyonu, alt ekstremite ve gövde kassal esneklik, abdominal ve alt ekstremite kas enduransı ve denge değerlendirmeleri yapıldı. Değerlendirmede ayrıca BASMI, BASFI, BASDAI, ASQoL, IPAQ-kısa form ve özyeterlilik anketleri kullanıldı. Değerlendirmeler başlangıçta ve 12 hafta sonra yapıldı. Bulgular: Egzersiz öncesi grupların demografik özellikleri ve diğer değerlendirilen değişken sonuçları karşılaştırıldığında iki grup arasında fark yoktu ve gruplar homojendi (p>0.05). Egzersiz sonrası Grup I hastalarının ağrı ve sabah sertliği şiddetinin azaldığı, göğüs ekspansiyonu, kassal esneklik ve enduransının arttığı, BASMI, BASFI, BASDAI ve yaşam kalitesi ve öz yeterlilik anketi sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler olduğu belirlendi (p<0.05), Ev programı ile takip edilen Grup II hastalarının fiziksel aktivite düzeyi dışında diğer değerlendirme sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Sonuç: Ankilozan Spondilit tanısı alan hastalarda, Tai Chi egzersizlerinin, fizyoterapist eşliğinde, grup olarak ve haftada 2 gün düzenli yapıldığında, ağrı ve sabah sertliği, spinal mobilite, denge, fonksiyonel ve aktivite düzeyi ile yaşam kalitesi gibi bulgularda olumlu değişikliklere neden olduğu belirlendi. O nedenle, Tai Chi egzersizlerinin bu hastalarda, hastalığa bağlı bulguların denetiminde diğer egzersiz programlarına alternatif bir egzersiz tipi olarak kullanılabileceği görüşüne varıldı. Anahtar Sözcükler: Ankilozan Spondilit, Egzersiz, Tai Chi Chuan, Spinal mobilite, Yaşam kalitesi.

DengeEgzersizFizik tedavi+6
Özge Çakır
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılarda yaş ve fiziksel aktivite düzeyinin fonksiyonel uygunluğa Etkisi

Amaç: Araştırmanın amaçları yaşlılarda fonksiyonel uygunluk ve fiziksel aktivite düzeylerini (FAD), FAD'yi etkileyen etmenleri, yaş ve FAD'nin fonksiyonel uygunluk üzerine etkilerini belirlemektir.Yöntem: Balçova sınırlarında yaşayan, 65-87 yaşlarında 229 yaşlının (111[%48.5] kadın, 118[%51.5] erkek) FAD'leri değerlendirildi. Fonksiyonel uygunluk olarak beden kütle indeksi (BKİ), alt ve üst gövde kuvveti, alt ve üst gövde fleksibilitesi, dinamik denge ve aerobik enduransa bakıldı.Bulgular: Sonuçlara bakıldığında olguların FAD'lerinin 32-51 kcal/kg/gün arasında değiştiği ve egzersiz davranışının FAD'yi anlamlı ölçüde etkilediği görüldü (p<0.05). Genç yaşlıların (65-69 yaş), yaşlılardan (70 yaş ya da üzeri) anlamlı ölçüde daha kötü BKİ'ye, daha iyi alt gövde kuvveti, dinamik denge ve aerobik enduransa (mesafe) sahip oldukları belirlendi (p<0.05). Yaşın üst gövde kuvvetine, fleksibiliteye ve aerobik enduransa (VO2peak), FAD'nin fonksiyonel uygunluğa anlamlı etkisi olmadığı bulundu (p>0.05). Yaş grupları FAD'ne göre yeniden dizildiğinde, FAD düşük grupta, genç yaşlıların BKİ'nin yaşlılardan anlamlı ölçüde daha kötü olduğu (p<0.05), FAD yüksek grupta, iki yaş grubu arasında BKİ açısından fark olmadığı belirlendi (p>0.05). FAD yüksek grupta, genç yaşlıların alt gövde kuvvetinin ve dinamik dengesinin yaşlılardan anlamlı ölçüde daha iyi olduğu (p<0.05), FAD düşük grupta iki yaş grubu arasında alt gövde kuvveti (p>0.05) ve dinamik denge (p=0.046) açısından fark olmadığı görüldü. Genç yaşlıların her iki FAD grubunda yaşlılardan anlamlı ölçüde daha iyi aerobik enduransa (mesafe) sahip oldukları bulundu (p<0.05).Sonuç: Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, yaşlılarda egzersiz davranışının FAD'yi anlamlı ölçüde etkilediği görüldü. Yaş ve FAD'nin fonksiyonel uygunluğa etkisi incelendiğinde, genel olarak yaşın fonksiyonel uygunluk üzerine etkili olduğu ancak FAD'nin etkisi olmadığı bulundu. Bununla birlikte, genç yaşlıların bazı fonksiyonel uygunluk parametrelerinde yaşlılardan daha iyi olabilmeleri için FAD'lerinin yüksek olması gerektiği belirlendi.Anahtar sözcükler: yaşlanma, fiziksel aktivite düzeyi, fonksiyonel uygunluk.

Fiziksel aktiviteFiziksel uygunlukYaşlanma
Hülya Tuna
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Lateral epikondilitli hastalarda kinesio bantlamanın etkinliği

Çoğunlukla işe bağımlı, tekrarlayıcı strain yaralanmalarından kaynaklanan lateral epikondilitin tepe insidansı 40 ve 50'li yaşlarda olup genel popülasyondaki insidansı % 1 ? % 3'tür. Kadınlarda hastalık süresi daha uzun ve şiddetlidir. Lateral epikondilit bir kez gelişti mi iyileşmesi güç olan, tedaviye başvurmaksızın seyre bırakıldığında 6 aydan 24 aya kadar kronik hal alabilen, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir rahatsızlıktır. Konservatif tedavi ilk sıradadır. Minimum 6 aylık konservatif yaklaşımların ardından cerrahi tedavi endikedir.Bantlama da bir tedavi yöntemi olarak, fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarında tercih edilmektedir. Kenzo Kase tarafından icat edilen Kinesio® bant, yeni bir yapışkan bantlama yöntemidir. Esnek ve uzun süre cilt üzerinde kalabilen, estetik görünümlü, suya ve terlemeye tolerasyonu yüksek özel bir bant kullanılmakta ve özel uygulama teknikleriyle, farklı amaçlar doğrultusunda uygulanmaktadır.AMAÇ: Bu çalışmada, uygulanmasına ülkemizde de son yıllarda başlanmış olan ve kullanılırlığı gittikçe yaygınlaşan kinesio bantlamanın, lateral epikondilit tedavisindeki etkisi araştırılmıştır.OLGULAR: Yaş ortalaması 46,56 olan; 15 kadın 3 erkekten oluşan; 18 lateral epikondilitli hastanın ortalama semptom durasyonu 12,72 hafta idi. 14 olguda dominant taraf tutulumu vardı.YÖNTEM: Hastalar 2 gruba ayrılarak infrared, ultrason, germe, derin friksiyon masajı, kuvvetlendirme egzersizlerinden oluşan bir tedavi programı uygulanmıştır. Bir gruba kinesio bantlama ayrıca uygulanarak, tedavideki etkinliği araştırılmıştır. Sonuç ölçümleri için VAS, Nirschl lateral epikondilit evrelemesi ve kavrama kuvveti ölçümü kullanılmıştır.SONUÇLAR: Grupların, başlangıç değerlerine göre kontrol zamanındaki fark ortalamaları karşılaştırmasında; kinesio grubunun VAS ve Nirschl Lateral Epikondilit Evrelemesi skorlarında kontrol grubundan anlamlı ölçüde daha fazla gelişme gösterdiği saptanmıştır.

Fizik tedaviTenis dirseği
Cuma Ali Şahin
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 Diabetes Mellitus'lu periferik nöropatisi olan hastalarda denge eğitiminin postural stabiliteye etkisi

Amaç: Hafif ve orta dereceli periferik nöropatisi olan tip 2 Diabetes Mellitus(DM)'lu olgularda günlük yaşamdaki aktivitelere benzeyen, bilgisayar ortamındaki denge eğitiminin postural stabiliteye etkisini araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Hafif ve orta şiddetli periferik nöropatisi olan 20 tip 2 DM'lu olgu çalışma grubuna, benzer yaş, boy ve vücut ağırlığına sahip 20 sağlıklı birey de kontrol grubuna alınmıştır. Vizüel destekli bilgisayar ortamında denge değerlendirmesi, çalışma grubunda eğitim öncesi ve sonrasında tekrarlanırken, kontrol grubu oluşturan olgularda bu değerlendirme bir kez yapıldı. Değerlendirme kapsamında çalışma grubuna katılan olgularda eğitim öncesi ve sonrasında duyu, bacak ve sırt kas kuvveti ölçümleri yapıldı. Eğitim öncesi değerlendirmeler tamamlandıktan sonra çalışma grubunu oluşturan olgulara günlük yaşam aktivitelerine benzer aktiviteleri içeren vizüel destekli denge eğitim programı haftada 5 gün 3 hafta boyunca bireysel olarak uygulandı. Denge eğitimi sonrası değerlendirme sonuçları grup içi ve gruplararası karşılaştırıldı.Bulgular: Olguların eğitim öncesi ve sonrası değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında koruyucu duyu, bacak sırt kas kuvveti ve dengenin duysal kompenenti klinik, unilateral duruş, stabilite limitleri, yürüme, dönüş, basamak ve öne hamle testlerinde istatistiksel açıdan anlamlı iyileşmeler olduğu görüldü(p<0.05). Çalışma grubu ile kontrol grubunun değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında ise eğitim öncesinde diyabetik nöropatili olgularda düşük olan değerlerin eğitim sonrasında kontrol grubu olgularına benzer özellikte veya daha iyi olduğu gözlendi(p<0.05, p>0.05).Sonuç: Hafif ve orta şiddetli periferik nöropatisi olan tip 2 DM'lu olgulara uygulanan vizüel destekli denge eğitimi postural stabilitenin parametreleri olan vücut salınımları değişiklikleri ve performans süreleri ile koruyucu duyu, bacak sırt kas kuvveti üzerine istatistiksel açıdan anlamlı derecede iyileşmeler sağladığı ve bu olgularda vizüel destekli denge eğitiminin dengeyi geliştirmek amacıyla fizyoterapi uygulamalarında yer alması gerekliliği görüldü.

DengeDiabetes mellitus-tip 2Duruş+2
Zeliha Özay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Profesyonel futbolcularda görülen nonspesifik bel ağrıları ve neden olan faktörler

Amaç: Çalışma, profesyonel futbolcularda görülen nonspesifik bel ağrılarınının prevelansını ve nonspesifik bel ağrılarına neden olabilecek faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Türkiye Profesyonel Futbol Lig'indeki takımlarda oynayan yaş ortalaması 23.97±2.75 yıl olan 121 sporcu dahil edildi. Sporcuların demografik özellikleri ve son bir yıl içinde aldığı nonspesifik bel ağrısı tanısı kaydedildi. Neden olabilecek faktörlerden, geçirilmiş yaralanma öyküsü, futbol oyunu ile ilgili parametreler (oynadığı mevkii, antrenman süresi, antrenman frekansı), futbol geçmişine ilişkin parametreler (futbola başlama yaşı, amatör ve profesyonel futbolcu olarak geçirdiği yıl) ve önceki sezona ilişkin parametreler ( geçen sezon ilk on birde oynadığı maç sayısı, sezon boyunca oynadığı maç sayısı) sorgulandı.. Sporcuya ait faktörlerden lumbal ekstansörler ve abdominal kas kuvveti, lumbal ve alt ekstremite esnekliği ve hamstring kas kısalığı ölçümleri yapıldı. Veriler dört gözlü veya çok gözlü Ki-kare yöntemi ile analiz edildi.Bulgular: Çalışmaya dahil ettiğimiz 121 profesyonel futbolcudan 38'inde son bir yılda tanılanmış nonspesifik bel ağrısı vardı ve profesyonel futbolcularda nonspesifik bel ağrısı görülme prevelansı %31.4 idi. Demografik özelliklerden boy uzunluğu ve vücut kütle indeksinin nonspesifik bel ağrısı oluşmasında etkili olmadığı görüldü (p>0.05). Benzer şekilde futbola, futbolcunun futbol geçmişine ve önceki sezona ilişkin parametreler ile nonspesifik bel ağrısı görülmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu. (p>0.05). Sporcuya ait faktörlerden hamstring kas kısalığı nonspesifik bel ağrısı görülmesinde etkili bir faktör olarak belirlenirken (p<0.05), kas kuvveti ve lumbal-alt ekstremite esnekliğinin istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı bulundu (p>0.05) .Sonuç: Çalışmadan elde edilen verilerden profesyonel futbolcularda nonspesifik bel ağrısı prevelansının %31.4 ve hamstring kas kısalığının nonspesifik bel ağrısı gelişmesinde etkili bir faktör olabileceği sonucuna varılmıştır. Futbolcularda nonspesifik bel ağrısı görülme oranının yüksek olması sporcunun performansını ve takım başarısı olumsuz etkilyebilmektedir. Bu nedenle futbolcularda nonspesifik bel ağrısına neden olan başka faktörlerin araştırıldığı ve sonuçlara göre koruyucu fizyoterapi yöntemlerinin geliştirildiği yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Nonspesifik Bel Ağrısı, Profesyonel Futbolcu, Faktörler

Fiziksel tıp
Adem Çalı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Lise öğrencilerinde fiziksel inaktivite ve beden ölçüt düzeyleri ile öğrenim yılları arasındaki ilişki

Giriş: Obezite ve fiziksel aktivitedeki azalma çocukluk ve ergenlik çağında kardiyovasküler riskin artışında etkilidir.Amaç: Çalışmanın amacı, lise öğrencilerinde fiziksel aktivite ve vücut kompozisyonları ile öğrenim yılları arasındaki ilişkiyi saptamaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya her sınıftan 30 öğrenci olmak üzere 120 kişi katıldı. Vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, deri kıvrım kalınlıkları (biseps, triseps, subskapularis ve suprailiak) ölçümleri yapıldı. Fiziksel aktivite seviyesi IPAQ kısa form ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz SPSS for Windows 11.0 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Obezite gelişimi ve bel çevresi ölçüm değerleri için öğrenim yılları arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Bel çevresi ölçüm değerlerinde erkek öğrencilerin değerleri kızlara göre anlamlı ölçüde yüksek bulundu (p=0.001). Biseps ve subskapularis değerlerinde sınıflar arası fark saptanmadı fakat kız öğrencilerin ölçüm değerleri erkeklere göre istatistiksel açıdan anlamlı seviyede yüksek bulundu (p=0.001, 0.028). Triseps ölçüm değerinde sınıflar ve cinsiyetler arası anlamlı fark görüldü (p=0.038, 0.018). Sınıf ? cinsiyet etkileşimi incelendiğinde lise 3'de kız ve erkek öğrencilerde triseps ölçümünün anlamlı düzeyde azaldığı gözlendi (p=0.048). Suprailiak ölçümde ise cinsiyet ve sınıflar arası anlamlı fark saptanmadı. Sedanter yaşam değerlendirmesinde sınıflar ve cinsiyetler arası anlamlı fark görülmedi. Fiziksel aktivite seviyesinde sınıflar arası (p=0.593) ve cinsiyetler arası istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmadı (p=0.095, 0.327). Her sınıfta cinsiyetler arası fiziksel aktivite seviyesi incelendiğinde, lise 1 ve 2'de kız öğrencilerin fiziksel aktivite seviyesi erkeklere göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0.004, 0.003). Lise 3'de cinsiyetler arası anlamlı fark görülmezken () lise 4'de erkek öğrencilerin kızlara göre anlamlı düzeyde aktif olduğu saptandı (p=0.019).Sonuç: Lise düzeyinde öğrenim gören ergenlerde fiziksel aktivite seviyesinde belirgin azalma görüldü. BKİ başta olmak üzere vücut kompozisyonu bileşenlerinde (triseps deri kıvrım kalınlığı değeri hariç) öğrenim yılları ile ilişkili bir değişim saptanmadı.Anahtar Kelimeler: Ergen, Fiziksel Aktivite, Vücut Kompozisyonu

ErgenlerFiziksel aktiviteVücut kondüsyon puanı
Çiğdem Ünlü
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda iki farklı egzersizin fiziksel fonksiyon üzerine etkisi

Amaç: Çalışma, stabilizasyon egzersizleri ve klasik gövde egzersizlerinden oluşan iki farklıegzersiz programının kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda fiziksel fonksiyon üzerineetkisini belirlemek için planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart 2009 ile Aralık 2009 tarihleri arasında ManisaSalihli'deki Ada Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Dal Merkezi'ne başvuran ve kronik nonspesifikbel ağrısı tanısı alan altmış iki (otuz kadın, otuz iki erkek) hasta dahil edildi. Hastalar,stabilizasyon (grup 1) ve klasik gövde (grup 2) egzersizleri olmak üzere 2 gruba ayrıldı.Hastaların herbirine on dört seans elektroterapi ve sekiz haftalık egzersiz programı uygulandı.Çalışma kapsamında hastaların demografik bilgileri, hastalığın süresi, sigara içimi, çalışmadurumu, ağrı şiddeti, dizabilite ve fiziksel performans düzeyi incelendi. Değerlendirmeler 8haftalık egzersiz programı öncesinde ve sonrasında yapıldı. Ağrı şiddeti vizüel analog skala(VAS), dizabilite düzeyi Roland-Morris Dizabilite Anketi (RMDQ) ve fiziksel performans iseFiziksel Performans Test Bataryası (PPT) kullanılarak değerlendirildi. Verilerin analizi SPSS15.0 programı yardımıyla bağımlı grupta t testi kullanılarak yapıldı.Bulgular: Hastaların cinsiyete göre dağılımları incelendiğinde her iki grupta erkeklerinoranının kadınlara göre daha fazla olduğu saptandı. Pre-obez hastalar, sigara içenler veilköğrenim düzeyindeki hastaların her iki grupta da çoğunlukta olduğu görüldü. Hastalarınağrı şiddeti ve dizabilite düzeyinde her iki grupta tedavi öncesine göre anlamlı azalma olduğubelirlendi. Stabilizasyon egzersizlerinin ağrı şiddeti ve dizabiliteyi azaltmada daha etkiliolduğu bulundu (p<0.05). Fiziksel performansın lumbal fleksiyon derecesi, 5 dakika yürüme,ağırlıkla öne uzanma testlerinde tedavi öncesine göre anlamlı artma varken; elli adım yürüme,sandalyeye oturup kalkma ve 10 tekrar gövde fleksiyonu testlerinde anlamlı azalma olduğubulundu (p<0.05). Stabilizasyon egzersizleri lumbal fleksiyon derecesi, sandalyeye oturup2kalkma, 10 tekrar gövde fleksiyonu ve ağırlıkla öne uzanma testlerinde daha etkili iken; klasikgövde egzersizlerinin ise elli adım yürüme ve 5 dakika yürüme testlerinde daha etkili olduğugörüldü.Sonuç: Kronik non-spesifik bel ağrılı hastalarda ağrı şiddeti ve dizabilite düzeyini azaltmadastabilizasyon egzersizlerinin klasik gövde egzersizlerinden daha etkili olduğu bulundu.Fiziksel performansın lumbal fleksiyon derecesi, sandalyeye oturup kalkma, 10 tekrar gövdefleksiyonu ve ağırlıkla öne uzanma testlerinde stabilizasyon egzersizleri daha etkili iken; elliadım yürüme ve 5 dakika yürüme testlerinde ise klasik gövde egzersizlerinin daha etkiliolduğu görüldü.Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, stabilizasyon egzersizleri, klasik gövde egzersizleri, fizikselfonksiyon

Bel ağrısıEgzersizEgzersiz tedavisi+2
Ömer Doğruer
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başparmak karpometakarpal eklem osteoartritinde ultrason tedavisinin etkinliği

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı baş parmak karpometakarpal (KMK) eklem osteoartritinde ultrason uygulamasının eklemde ağrı, fonksiyonel durum ve kas gücüne etkisinin araştırılmasıdır.MATERYAL-METOD: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başparmak kökünde ağrı (VAS >4 cm) ve/veya deformite şikâyeti ile başvuran, klinik ve radyografik olarak başparmak KMK eklem osteoartriti ile uyumlu hastalar çalışmaya alındı. Hastalar iki gruba randomize edildi. Birinci gruba ultrason tedavisi, ikinci gruba plasebo ultrason tedavisi (cihaz kapalı) haftada 5 gün, üç hafta boyunca, günde 5 dakika şeklinde verildi. Hastaların değerlendirmeleri tedavi öncesi, tedavi sonunda ve tedavi bitiminden 6 hafta sonra yapıldı. Elde istirahatte ve hareketle (günlük yaşam aktiviteleri sırasında) oluşan ağrı değerlendirmesi 10 cm lik vizüel analog skala (VAS) ile, parmak sıkma gücü pinçmetre ile, el kavrama gücü JAMAR dinamometresi ile ölçüldü. Fonksiyonel değerlendirme için AUSCAN el osteoartrit indeksi kullanıldı.BULGULAR: Her iki grupta da tedavi sonunda ve 6. haftada istirahat sırasındaki ağrı ve hareketle ağrı açısından anlamlı iyileşme oldu. Tedavi sonunda istirahat sırasında ve hareketle ağrı skorları ultrason grubunda plasebo grubuna göre daha düşüktü; 6. haftada ise hareketle ağrı skoru ultrason grubunda plasebo grubuna göre daha düşüktü. Kavrama gücü yalnızca ultrason grubunda altıncı haftada anlamlı artış gösterdi. Uç-uca tutma ve üç nokta tutma gücü ultrason grubunda tedavi sonunda ve 6. haftada başlangıca göre artmıştı; plasebo grubunda ise 6. haftada başlangıca göre artmıştı. Tutma güçleri açısından gruplar karşılaştırıldığında hiçbir dönemde anlamlı fark saptanmadı. AUSCAN toplam skoru ultrason grubunda tedavi sonunda ve 6. haftada başlangıca göre anlamlı düzelme gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında AUSCAN toplam skoru hem tedavi sonunda, hem de 6. haftada plasebo grubundan anlamlı düzeyde daha iyiydi. AUSCAN fonksiyon skoru 6. haftada plasebo grubundan anlamlı düzeyde daha iyiydi.SONUÇ: Başparmak karpometakarpal eklem osteoartritinde ultrason tedavisi ağrı, kavrama gücü ve fonksiyonel durum üzerine etkilidir.Anahtar kelimeler: Başparmak karpometakarpal eklemi, osteoartrit, ultrason

Başparmak-elEklemlerFizik tedavi+2
Soner Avcılar
Dokuz Eylül University
2010
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of work related musculoskeletal disorders and ergonomic awareness among physiotherapists

The Purpose of the study is to determine whether ergonomic awareness changes with the previous work related musculoskeletal disorders (WRMDs) experiences. For that reason, 102 physiotherapists (PT) actively working in Izmir surveyed about their WRMDs experiences and ergonomic awareness.A four paged self administrative questionnaire was distributed to the PTs in drop and collect method. Questions investigated musculoskeletal symptoms, specialty areas, task and job-related risk factors, and responses to injury. Additionally Ergonomic Awareness Scale (EAS) was included for ergonomic awareness scores.There was no significant relationship reported between ergonomic awareness score and WRMDs history (p=0,189). Mean EAS score of all PTs (n=102), were found 40, 91 ± 14,44 out of hundred points. EAS score of PTs with (n=78) and without WRMDs (n=24) experience was 55,6 ±14,8 and 60±12,7 respectively.Results of the study showed WRMDs experience would not necessarily improves ergonomic awareness. Ergonomics is a complex subject with different interrelated aspects which must be dealt with every level of authorities and organisations. Prevention from WRMDs cannot be achieved with individual efforts and attempts, therefore ergonomic awareness training programs should be introduced at undergraduate and postgraduate levels.

PhysiciansErgonomicsPhysical therapy+3
Barış Gürpınar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik bel ağrılı hastalarda egzersiz katılımını etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, kronik bel ağrılı hastalarda egzersize katılımı etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir.Yöntem: Çalışma üç aydan uzun süren bel ağrısı mevcut kronik bel ağrılı ve fizyoterapi programına dahil edilmesine karar verilmiş 35 olgu ile gerçekleştirilmiştir. Her bir olgunun tedavi programı iki hafta sürmüştür. Olguların egzersiz katılımının; dizabilite, memnuniyet, hayal gücü yeteneği, yorgunluk ve öz-yeterlilik ile olan ilişkisi incelenmiştir. Olguların egzersiz katılımlarını ölçebilmek için ev programı temelli rehabilitasyon katılım ölçeği (Patient Self-Report Scales of Their Home Based Rehabilitation Adherence Scale) kullanılmıştır. Ölçek, olgular tarafından her gün puanlanmıştır. Dizabilite değerlerini belirlemek için Oswestry Dizabilite Ölçeği (Oswestry Disability Questionnaire) (ODÖ) tedaviden önce ve sonra olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Hastaların tedavi programından memnuniyeti, Hasta Memnuniyet Ölçeği (Patient Acceptable Symptom Scale) (HMÖ) ile değerlendirilmiştir. Değerlendirme programın sonunda yapılmıştır. Yorgunluk tedavi programının sonunda ölçülmüş ve ölçümde The Checklist Individual Strength (CIS) ölçeğinin yenilenmiş sürümü kullanılmıştır. Hayal gücü yeteneği ölçümü, Hareket Tanımlama Ölçeğinin (Visual Imagery Questionnaire-Revised Second Version) (HTÖ) yenilenmiş ikinci sürümü ile gerçekleştirilmiş ve ölçüm programın başlangıcında yapılmıştır. Öz-yeterlilik ölçümü ise McAuley'in Öz-yeterlilik Ölçeği (McAuley's Self-Efficacy Scale) (ÖYÖ) ile egzersiz programının başında gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi ve Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır.Bulgular: Katılım ile hayal gücü yeteneği ve hasta memnuniyeti arasında pozitif yönde, orta derecede güçlü ve anlamlı bir ilişki elde edilmiştir (p<0,05). Katılım ile öz-yeterlilik arasında pozitif yönde, zayıf ve anlamlı olmayan bir ilişki elde edilmiştir (p>0,05). Katılım ile dizabilite ve yorgunluk parametreleri arasında ise negatif yönde, zayıf ve anlamlı olmayan bir ilişki bulunmuştur (p>0.05). Tedaviden memnun olan olguların tedavi öncesinde ölçülen dizabilite değerleri, tedavi sonrasında anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05). Tedaviden memnun olmayan olguların ise tedavi öncesi ve sonrası ölçümleri arasında anlamlı fark saptanamamıştır (p>0,05).Sonuç: Hastaların hayal gücü yeteneği geliştirilerek katılımın arttırılabileceğini ve buna bağlı olarak hareket fonksiyonlarının hızlı gelişimi ile birlikte iyileşmenin de hızlandırılabileceği görülmüştür. Hastaların duyduğu yüksek memnuniyetin ise fizyoterapistle olan ilişki nedeni ile değil tedavinin bir sonucu olarak elde edildiği ortaya konulmuştur. Katılımın; dizabilite, yorgunluk ve öz-yeterlilik seviyelerinden etkilenmediği belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Bel ağrısı, katılım, hayal gücü, yorgunluk, egzersiz.

Bel ağrısıEgzersizFizik tedavi+3
Mehmet Koray Büyüktaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik ve proprioseptif egzersizlerin etkinliği

Amaç: Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik ve proprioseptif egzersiz programlarının, kas kuvveti proprioseptif duyu ve ayak bileği fonksiyonları üzerine olan etkilerini araştırmak amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışma ayak bileği fonksiyonel instabilite tanısı almış 28 hasta ile tamamlandı. Olgular rastgele 3 gruba ayrılarak 1. gruba izokinetik egzersizler (Grup 1), 2. gruba proprioseptif egzersizler (Grup 2) verildi ve 3. grup kontrol grubundan (Grup 3) oluştu. Yapılan değerlendirmelerde, denge ölçümü için SportKAT (Kineshetic Ability Trainer) kullanılarak statik ve dinamik denge değerlendirmesi yapıldı. Ayak bileği invertör ve evertör kasların kuvvetini ölçmek için Cybex Norm İzokinetik Dinamometre kullanıldı. Propriosepsiyonu değerlendiren aktif ve pasif repozisyonlama testi için de aynı cihaz kullanıldı. Hastalara Kaikkonen Fonksiyonel Skala'sı uygulandı. Bütün testler sağlam taraf ayak bileğinde kişiye öğretildi ve daha sonra instabil ayak bileğinde uygulandı. Grup1 ve Grup2'nin programı haftada 3 gün ve 6 hafta olarak düzenlendi.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 3 grup, tedavi öncesi statik ve dinamik denge değerleri, aktif ve pasif repozisyonlama testleri, izokinetik evertör ve invertör kas kuvvetleri ve fonksiyonel skala değerleri yönünden karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05).Grup1 hastalarının tedavi öncesi ve tedavi sonrası denge, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti ve fonksiyonel skala değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edildi (p<0.05). Grup 3 ile karşılaştırıldığında da tüm parametrelerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(p<0.05).Grup 2 hastalarının tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerleri denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala yönünden karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edildi (p<0.05). Kas kuvveti yönünden tedavi sonrasında öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuçlar Grup 3 ile karşılaştırıldığında denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(p<0.05). İki grup arasında izokinetik kas kuvveti yönünden anlamlı fark yoktu (p>0.05). Grup 1 ve Grup 2 karşılaştırıldığında denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala değerlerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). İzokinetik kas kuvveti açısından karşılaştırıldığında Grup 1 lehine iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0.05).Tartışma ve Sonuç: Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik kuvvetlendirme egzersizleri kas kuvvetini arttırmakla kalmayıp denge duyusu ve propriosepsiyon üzerinde de olumlu etkiler yapmaktadır. Proprioseptif egzersiz programları ise denge ve proprioseptif duyuyu iyileştirmektedir. Ancak izokinetik kas kuvveti üzerinde önemli bir kazanım oluşturmamaktadır. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kronik dönemde de olsa ayak bileği fonksiyonel instabilite durumunda verilecek egzersiz programlarının denge, propriosepsiyon, kas kuvveti ve fonksiyonel skala üzerinde olumlu katkılar sağladığı görüldü.Anahtar kelimeler: Ayak bileği, fonksiyonel instabilite, propriosepsiyon, izokinetik egzersiz, fonksiyonel skala.

Ayak bileğiEgzersizEgzersiz+5
Feyzan Cankurtaran
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Subakromial sıkışma sendromu olan hastalarda terapotik ultrason tedavisinin etkinliği üzerine yapılan randomize kontrollü bir çalışma

Amaç: Subakromial sıkışma sendromlu hastalarda terapotik ultrason tedavisinin eklem hareket açıklığı, ağrı, fonksiyonel testler ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlandı.Materyal Metod: Subakromial sıkışma sendromu tanısı alan 62 hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Bir gruba standart egzersiz programı ve terapotik ultrason (n=31) ve diğer gruba standart egzersiz programı ve plasebo ultrason (n=31) verildi. Hastalar 12 hafta boyunca izlendi. Hastaların omuz eklem hareket açıklığı (EHA) goniometre ile, istirahat, gece ve hareketle oluşan omuz ağrısı 0-10 cm'lik visüel analog skala (VAS) ile, fonksiyonel durum Western Ontario Rotator Kaf İndeksi (WORC), The Society of the American Shoulder and Elbow Surgeons Evaluation (ASESS) ve Constant skorlaması (CS) ile, yaşam kalitesi short-form 36 (SF-36) ile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. ve 12. haftalarda yapıldı.Bulgular: Tedavi öncesinde her iki grup arasında yaş, cinsiyet, meslek, eğitim düzeyi, semptom süresi, travma öyküsü, omuz magnetik rezonans görüntüleme (MRG) evresi açısından anlamlı fark yoktu ( p>0.05). Tedavi sonrasında da her iki grupta yapılan egzersiz sayısı ve antienflamatuar ilaç kullanımı açısından da anlamlı bir fark saptanmadı ( p>0.05). Her iki grupta da tedavi ile EHA değerlerinde anlamlı bir iyileşme görüldü (p<0.05). Tedavi sonrası ölçümlerde gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. VAS skorlarında her iki grupta anlamlı iyileşme görülürken, 12. haftada tedavi öncesine göre iyileşme VAS hareket ve gece skorlarında istatistiksel anlamlı olarak ultrason grubunda daha iyi bulundu. ASESS skorlarında ultrason grubunda anlamlı iyileşme sağlanırken, kontrol grubundaki iyileşme istatistiksel anlamlı değildi. CS'de, tedavi öncesi iki grup arasında istatistiksel fark yok iken 12. haftada ultrason grubunun skoru istatistiksel anlamlı olarak kontrol grubundan daha iyiydi. WORC skorlarında iki grupta da anlamlı iyileşme görüldü. Ultrason grubundaki iyileşme kontrol grubundakinden daha iyi olmasına rağmen aradaki fark istatistiksel anlamlı değildi. SF-36 parametrelerinde 12. haftada ultrason grubunda 8 parametrenin 6'sında anlamlı iyileşme sağlanırken, kontrol grubunda 8 parametrenin 3'ündeanlamlı iyileşme olduğu görüldü. Tedavi sonrası ölçümlerde gruplar arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı saptanmadı (p>0.05).Sonuç: Subakromial sıkışma sendromu tanısı alan hastalarda konvansiyonel egzersize devamlı modda terapotik ultrason eklenmesinin ağrı azalmasına, fonksiyonellik artışına katkı sağladığı bulundu.

AğrıEgzersizOmuz eklemi+4
Emel Aslankara
Dokuz Eylül University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanseri tedavisi sonrası lenfödem gelişen olgularda eğitimin üst ekstremite fonksiyonlarına etkisi

Amaç: Bu çalışma, meme kanseri tedavisi sonrası lenfödem gelişen olgularda eğitimin üst ekstremite fonksiyonlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Çalışmaya, meme kanseri tedavisi sonrası lenfödem (LÖ) gelişen toplam 38 olgu katılmıştır. Olgular, LÖ konusunda (LÖ nedir) ve LÖ'in risk faktörlerinin (risk faktörleri, cilt bakımı, günlük yaşam aktivitelerinde dikkat edilecek durumlar, egzersizler, koruyucu giysiler) azaltılması konusunda eğitim alan (Grup 1) (n=19) ile standart tedavi alan (cerrahi, kemoterapi, radyoterapi) (Grup 2) (n=19) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Olguların üst ekstremite eklem hareketlerini değerlendirmek için Universial gonyometre kullanılmıştır. Omuz fonksiyonlarının değerlendirmesi için de Kol, Omuz ve El Sorunları anketi (DASH) ve Omuz Ağrı ve Disabilite Ölçeği (SPADİ) kullanılmıştır. Ölçümler bir kez ve aynı fizyoterapist tarafından yapılmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır.Bulgular: İki grup arasında omuz fleksiyon hareket açısı karşılaştırıldığında LÖ konusunda eğitim alan grup lehine anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Omuz abdüksiyon, internal- eksternal rotasyonu ve dirsek fleksiyon hareketleri, DASH ve SPADİ ölçekleri karşılaştırıldığında her iki grup arasında değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). Ancak LÖ konusunda eğitim alan grubun omuz fonksiyonlarının standarttevi alan gruba göre daha iyi olduğu gözlenmiştir. LÖ şiddeti gruplar arasında karşılaştırıldığında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05).Sonuç: LÖ konusunda eğitim alanlar, standart tedavi alanlara göre omuz fleksiyon hareketinin daha iyi olduğu belirlenmiştir. Omuz fonksiyonlarında her iki grupta değişiklik olmadığı ancak LÖ konusunda eğitim alan grupta daha iyi olduğu belirlenmiştir.

Hasta eğitimiKolLenfödem+4
Naıl Imamoglou
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Gürültünün el becerileri üzerine etkisi

Amaç: Araştırmanın amacı gürültünün el becerileri üzerine etkisini belirlemektir.Yöntem: Araştırmaya yaşları 18-30 arasında değişen (x±Sx=24.91±3.65 yıl) 127 kişi (74 [%58.27] kadın, 53 [%41.73] erkek) katıldı. Olgular sistematik örnekleme ile iki gruba bölündü. Gruplardan biri önce gürültülü sonra gürültüsüz ortamda, diğeri önce gürültüsüz sonra gürültülü ortamda Minnesota Manipülasyon Hızı Testi'nin yerleştirme ve döndürme alt-testlerini uyguladı. Testler dominant ve non-dominant el için ayrı ayrı uygulandı. Verilerin analizinde bağımlı ve bağımsız gruplarda t testi kullanıldı.Bulgular: Gürültülü ortamda dominant ve non-dominant elle yapılan yerleştirme ve döndürme testi ile gürültüsüz ortamda dominant ve non-dominant elle yapılan yerleştirme ve döndürme testi karşılaştırıldığında iki grup arasında süre açısından anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gürültülü ve gürültüsüz ortamda dominant elle yapılan yerleştirme ve döndürme testi non-dominant elle karşılaştırıldığında, dominant elle yapılan yerleştirme ve döndürme testinin süresi non-dominant elle yapılan yerleştirme ve döndürme testinin süresinden anlamlı derecede kısa bulundu (p<0.05).Sonuç: Araştırmamızda gürültülü ve gürültüsüz ortamda yapılan el becerisi testinin süreleri arasında anlamlı bir fark olmadığı, dolayısıyla gürültünün el becerilerini etkilemediği, dominant elle yapılan el becerisi testinin non-dominant elle yapılana göre daha kısa olduğu ve dominant elin el becerisinin non-dominant ele göre daha iyi olduğu sonucuna varıldı.Anahtar Sözcükler: gürültü, el becerisi, performans, el dominansı.

ElEl tercihiGürültü+2
Özlem İlmezli
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda fiziksel aktivite ile uyku kalitesi arasındaki ilişki

Amaç: Çalışmanın amacı, 65 yaş üzeri yaşlılarda fiziksel aktivite ile uyku kalitesi arasında ilişki olup olmadığını saptamaktır.Yöntem: Çalışmaya dinlenme ve bakımevi'nde kalan, yaş ortalaması 78,30 ± 6,48 olan, 228 birey (126 Kadın, 102 Erkek) katılmıştır. Karşılıklı görüşme yöntemiyle demografik bilgileri kaydedilmiştir. Yaşlıların fiziksel aktivite düzeyi (FAD), uyku kalitesi, gündüz uykululuğu değerlendirilmiştir.Bulgular: Sonuçlar incelendiğinde FAD'e göre yaşlıların 64'ünün (% 20,2) inaktif, 143'ünün (% 62,7) minimal aktif, 39'unun (% 17,1) ise çok aktif olduğu görülmüştür. Uyku kalitesi açısından bakıldığında 118 kişinin (% 51,8) uyku kalitesinin iyi, 110 kişinin (% 48,2) kötü olduğu belirlenmiştir. 175 kişinin (% 76,8) gündüz uykululuğunun olduğu, 53 kişinin ise (% 23,2) olmadığı saptanmıştır. Olgular FAd skorları açısından gruplandırıldığında uyku kalitesi açısından gruplar arasında anlamlı fark görülmemiştir (p:0,33). Gündüz uykululuğu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p:0,00). FAD ile uyku kalitesi arasında anlamlı bir korelasyon bulunamamıştır (p:0,65). Fiziksel aktivite düzeyi (FAD) ile gündüz uykululuğu arasında istatistiksel açıdan negatif yönde, zayıf, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p:0,03, r: - 0,14). Uyku kalitesi ile gündüz uykululuğu arasında istatistiksel açıdan negatif yönde, zayıf, anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p:0,00, r: 0,20).Sonuç: Araştırmanın sonuçları uyku kalitesiyle FAD arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olmadığını göstermiştir. Bununla birlikte gündüz uykululuğunun olguların FAD ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Olgularda gündüz uykululuğunun olması sonucunda FAD'da azalma saptanmıştır. Uyku kalitesiyle gündüz uykululuğu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Gündüz uykululuğu yaşlılarda düşük FAD'ın nedenleri arasında olduğu ve FAD değerlendirmelerinde gündüz uykululuğunun da sorgulanması gerektiği saptanmıştır.

Fiziksel aktiviteUykuUyku bozuklukları+2
İsmail Çalık
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diyabetik bireylerde farklı egzersiz programlarının etkinliğinin incelenmesi

Amaç: Araştırmamız yeni diyabet tanısı almış diyabetik bireylerde süpervize ve kanıta dayalı olarak kombine uygulanan aerobik, rezistans ve fleksibilte egzersiz programının kardiyovasküler hastalık risk faktörleri ile ilişkili egzersiz kapasitesi ve lipid profili değişimleri ile fleksibilite, vücut kompozisyonu ve glisemik kontrol üzerine etkilerini araştırmak amacıyla planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza 2'si kadın 4'ü erkek 6 olgu egzersiz grubunda, 5'i kadın 5'i erkek 10 olgu kontrol grubunda olmak üzere 16 yeni diyabet tanısı almış tip 2 diyabetik birey katılmıştır. Egzersiz grubu 12 hafta süresince egzersiz programına devam etmişlerdir. Olguların vücut kompozisyonu Inbody 720 marka cihaz ile empedans yöntemine göre değerlendirilmiştir. Fleksibilite ölçümlerinde otur ? uzan testi ve gövde lateral fleksiyon testi kullanılmıştır. Aerobik kapasite Astrand bisiklet ergometresi testi ile belirlenmiştir. Egzersiz testi sırasında olguların kan basıncı ve kalp hızı değerleri ölçülmüştür. Lipid profili, açlık-tokluk kan glükozu ve HgA1c biyokimyasal laboratuar testleriyle ölçülmüştür. Olgular egzersiz öncesi ve sonrası grup içi ile egzersiz ve kontrol grubu arasında gruplar arası olarak karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analizlerde SPSS 15.0 Programı kullanılmıştır.Bulgular: Egzersiz grubundaki olguların yaş ortalaması 55.16 ± 8.10 yıl, Kontrol grubundaki tip 2 diyabetli olguların ortalama yaşları 57.80 ± 10.06 yıl'dır. Olguların demografik özellikleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark yoktur.(p > 0.05) Olgular grup içi değerlendirildiğinde Vücut yağ yüzdesinde azalma, otur ? uzan testi ve aerobik kapasitede artma yönünde egzersiz sonrasında istatistiksel olarak anlamlı derecede fark bulunmuştur (p < 0.05). Trigliserid kolesterol ve tokluk kan glükozu egzersiz sonrasında istatistiksel olarak anlamlı derece azalma gösterirken (p < 0.05) , HDL, LDL ve total kolesterol değerlerinde bir değişiklik bulunmamıştır (p > 0.05). Olgular gruplar arası değerlendirildiğinde ise egzersiz grubuyla kontrol grubu arasında yalnızca egzersiz sonrası açlık kan glukozu ve HgA1c değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede fark bulunmuştur (p < 0.05).Sonuç: 12 haftalık kombine egzersiz programının, egzersiz kapasitesinin ve fleksibilitenin artmasında, vücut yağ oranı kontrolünde, kardiyovasküler hastalık riski azaltarak uygun glisemik kontrolün sağlanmasında insülin rezistansı etkilerinden bağımsız olarak tip 2 diyabetik hastalar için etkin bir egzersiz programı olduğu sonucuna varılmıştır.

Diabetes mellitus-tip 2EgzersizGlisemik indeks+1
Serap Acar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00