
138
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kalp yetmezliği hastalarında semptomların değerlendirilmesi
Araştırma kalp yetmezliği hastalarında hastaneye tekrarlı yatışlara neden olan semptomların sıklığını ve boyutlarını değerlendirmek, bunları etkileyen sosyodemografik ve klinik ilgili özelliklerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini kardiyoloji servisinde yatan 117 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından "Hasta Bilgi Formu", "Kalp Yetmezliği Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği (MSAS-HF)" ve "Charlason Komorbidite İndeksi" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, Independent t, One-way annova, Mann whitney u, Kruskal wallis testleri ve Korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmaya alınan hastaların %66.7'si erkek ve yaş ortalaması 68.60±12.55 yıldır. Hastaların %40.2'sinin kalp yetmezliği tanı yılı 1-3 yıl arasındadır. New York Kalp Derneği (NYHA) sınıflamasına göre hastaların %59.8'inde III.sınıf kalp yetmezliği bulunmaktaydı. Hastaların %58.1'inin ejeksiyon fraksiyon değeri %10 - %25 arasında olup, %42.7'si geçen 1 yıl içinde 1-3 kez kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatmıştır. Hastaların en sık deneyimlediği semptomlar; gece ve gündüz solunum güçlüğü (%82.1;%81.2), uyku problemi (%77.8), halsizlik (%65.8), düz yatar pozisyonda solunum güçlüğü (%59.8), şişkinlik hissi (%59.8)'dir. Yaş ile MSAS-HF alt ve genel ölçek puanı arasında anlamlı ilişki vardı ve yaşlı hastaların ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Geçen yıl kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye 3'den fazla yatış yapan hastaların Global Sıkıntı İndeksi, 1-3 kez yatanların Psikolojik alt ölçek puanı ortalaması anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Günlük kilo takibi yapmayan, uyku düzeni olmayan, egzersiz yapmayan ve evde özbakım sorunu olan hastaların MSAS-HF alt ve genel ölçek puanı ortalamaları daha yüksektir ve fark anlamlıdır (p<0.05). Sonuç olarak kalp yetmezliği hastaları sık oranda ve şiddette semptomlarla yaşamaya ve semptom yüküyle başetmeye çalışmaktadır. Hemşireler özellikle şiddetli seyreden ve hastaneye yatışlarda etkilli olan semptomlara odaklanarak, bu semptomların azaltılmasına ilişkin stratejiler geliştirmelidir. Anahtar Kelimeler: Kalp yetmezliği, Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği, Semptom, Tekrarlı yatış
Onkoloji hastalarının konfor düzeyi
Araştırma, onkoloji hastalarının konfor düzeyini değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Ünitesi'nde 3 Ağustos - 3 Kasım 2015 tarihleri arasında kanser kemoterapisi alan hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise araştırma kabul ölçütlerine uyan 213 hasta oluşturdu. Veriler, "Hasta Bilgi Formu" ve "Genel Konfor Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde, t testi, tek yönlü varyans analizi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Dunnet T3 Post Hoc testi kullanıldı. Araştırmada, hastaların Genel Konfor Ölçeği toplam puanı 140.63±16.86; puan ortalaması ise 2.93±0.35 olarak belirlendi. Hastaların fiziksel boyut puan ortalaması 34.80±5.33, psikospritüel boyut puan ortalaması 39.72±5.87, çevresel boyut puan ortalaması 35.58±6.45, sosyokültürel boyut puan ortalaması 30.53±3.56; ferahlama düzeyi puan ortalaması 47.39±5.92, rahatlama düzeyi puan ortalaması 49.57±6.85, üstünlük düzeyi puan ortalaması 43.67±6.28'dir. Araştırmada, hastaların genel konfor düzeyinin cinsiyet, yaş ve meslekten anlamlı olarak etkilendiği belirlendi (p<0.05). Hastaların Genel Konfor Ölçeği fiziksel üstünlük alt boyut puan ortalaması ile genitoüriner sistem kanserleri arasında; psikospritüel rahatlama alt boyut puan ortalaması ile kemoterapi kür sayısı arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ayrıca, hastaların konforla ilgili "hastalara göre rahata ermenin tanımı" ve "konfor düzeyini artırabilecek durumlar" ile Genel Konfor Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmacı tarafından onkoloji hastalarının konfor düzeyini arttırmaya yönelik önerilerde bulunuldu.
Hemodiyaliz hastalarında ayak refleksolojisi uygulamasının konstipasyona etkisi
Araştırma, hemodiyaliz hastalarında ayak refleksolojisi uygulamasının konstipasyona etkisini değerlendirmek amacı ile deneysel olarak yapıldı. Araştırma, Kasım 2015- Şubat 2016 tarihleri arasında Özel Yavuz Selim Diyaliz Merkezi ve Özel RNS Diyaliz Merkezi'nde hemodiyaliz tedavisi alan 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere 60 hasta ile gerçekleştirildi. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği", "Bristol Dışkı Kıvamı Skalası" ve "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ile araştırmacı tarafından toplandı. Deney ve kontrol grubundaki hastalara başlangıç haftasındaki ilk hemodiyaliz seansı öncesinde bütün veri toplama araçları uygulandı. Deney grubu hastalarına başlangıç haftasındaki ilk hemodiyaliz seansı sırasında ilk ayak refleksolojisi uygulaması yapıldı. Bu uygulama, deney grubundaki hastalara dört hafta boyunca her hemodiyaliz seansında bir kez olmak üzere toplam on iki kez uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise ayak refleksolojisi uygulaması yapılmadı. Deney ve kontrol grubu hastalarına, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu hemodiyaliz seansı sırasında "Görsel Kıyaslama Ölçeği", on ikinci hemodiyaliz seansı sırasında "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği", "Bristol Dışkı Kıvamı Skalası" ve "Görsel Kıyaslama Ölçeği" tekrar uygulandı. Araştırmada, deney grubundaki hastaların kontrol grubundaki hastalara göre laksatif kullanımında, "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği" ve alt boyutları puan ortalamalarında, "Görsel Kıyaslama Ölçeği'ne" göre konstipasyon semptomları şiddeti puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı azalma; "Bristol Dışkı Kıvamı Skalası" puan ortalamalarında istatiksel olarak anlamlı artma saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmacı tarafından hemodiyaliz hastalarının yaşadığı konstipasyonun hafifletilmesi/giderilmesinde ayak refleksolojisi uygulamasının yaygınlaştırılmasına yönelik önerilerde bulunuldu.
Giresun ili Keşap ilçe merkezinde yaşayan yaşlılarda ağrı prevalansı ve ağrıyla baş etme yöntemleri
Araştırma, yaşlıların ağrı prevalansını ve ağrıyla baş etme yöntemlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Giresun ili Keşap ilçe merkezinde yaşayan 255 yaşlı oluşturdu. Araştırma Mart 2015 - Haziran 2015 tarihleri arasında ev ziyaretleri gerçekleştirilerek yapıldı. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Geriatrik Ağrı Ölçeği ve Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı, yüzdelik, ortalama, Oneway Anova, Kruskall Wallis, Student t testleri kullanıldı. Araştırmaya alınan yaşlıların herhangi bir nedenle son bir ayda deneyimlediği ağrı prevalansı %92.5, kronik ağrı prevalansı ise %73.7 olarak saptandı. Yaşlıların Geriatrik Ağrı Ölçeği puan ortalamaları 55.03±25.80 olarak belirlendi. Yaşlıların Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği alt boyutlarının puan ortalamaları; Kendi Kendine Başa Çıkma 18.71±6.89, Çaresizlik 11.11±5.69, Bilinçli Bilişsel Girişimler 12.20±4.56 ve Tıbbi Çare Arama 9.69±5.68 puan bulundu. Yaşlıların Geriatrik Ağrı Ölçeği ve Çaresizlik puan ortalamaları ile yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, ekonomik durum, yaşlının bakımından sorumlu olan kişi, günlük aktivitelerinde desteğe gereksinim duyma ve kronik hastalık arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Kendi Kendine Başa Çıkma puan ortalamaları ile eğitim; Bilinçli Bilişsel Girişimler puan ortalamaları ile cinsiyet, eğitim, günlük aktivitelerinde desteğe gereksinim duyma; Tıbbi Çare Arama puan ortalamaları ile yaş, medeni durum, ekonomik durum, yaşlının bakımından sorumlu olan kişi, günlük aktivitelerinde desteğe gereksinim duyma ve kronik hastalık arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, yaşlılarda ağrı prevalansının yüksek olduğu, ileri yaşlılık, düşük eğitim düzeyi, kadın cinsiyet, kötü ekonomik durum gibi sosyodemografik değişkenlerin yaşlıların daha fazla ağrı hissetmelerine, ağrıyla baş etme durumunu olumsuz etkilemesine ve kendilerini daha çaresiz hissetmelerine yol açtığı belirlendi.
Yaşlı diyabet hastalarının sorunlu alanları ve aile destek düzeyleri
Araştırma, yaşlı diyabet hastalarının sorunlu alanları ve aile destek düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Bayburt Devlet Hastanesi Endokrin Polikliniği'ne diyabet tanısı ile başvuran 65 yaş ve üzeri 218 hasta oluşturdu. Veriler, "Hasta Bilgi Formu", "Diyabet ile İlgili Sorunlu Alanlar Ölçeği (DİSA)" ve "Hensarling'in Diyabet Aile Destek Ölçeği (HDADÖ)" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, Mann-Whitney U test, Kruskal Wallis Varyans ve Spearman Korelasyon testleri kullanıldı. Hastaların DİSA puan ortalaması 37.46±9.53'dür. Cinsiyet, diyabet süresi, tedavi şekli, oral antidiyabetik ilaç ve insülin kullanma süresi, diyabete bağlı komplikasyon gelişimi, diyabete bağlı son bir yılda hastanede yatma ve aile tipi ile DİSA puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Hastaların toplam HDADÖ puan ortalaması 57.13±13.75, HDADÖ alt boyut puan ortalamaları ise "empatik destekte 23.01±6.11", "teşvik destekte 14.00±4.96", "kolaylaştırıcı destekte 14.25±3.68" ve "paylaşımcı destekte 5.87±1.90'dır." Evde birlikte yaşanılan birey sayısı ile toplam HDADÖ ve HDADÖ tüm alt boyut puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Yaş ile toplam HDADÖ, empatik destek; cinsiyet ile paylaşımcı destek; çocuk sayısı, aylık gelir düzeyi ile kolaylaştırıcı destek; yaşanılan yer ile empatik, kolaylaştırıcı destek, toplam HDADÖ; diyabet eğitimi alma ile empatik, teşvik destek, toplam HDADÖ; diyabete bağlı komplikasyon gelişimi ile paylaşımcı destek; diyabet nedeniyle destek alma ile empatik, kolaylaştırıcı, paylaşımcı destek, toplam HDADÖ; puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptandı (p<0.05).
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda ölüme ilişkin depresyon ve ölüm kaygısı
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Olan Hastalarda Ölüme İlişkin Depresyon ve Ölüm Kaygısı Araştırma, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) tanısı alan hastalarda ölüme ilişkin depresyon ve ölüm kaygısı düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini göğüs servislerinde KOAH tanısı ile yatarak tedavi alan 104 hasta oluşturdu. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği", "Ölüme İlişkin Depresyon Ölçeği", "Medical Research Council Scale" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, Independent Sample T testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Mann Whitney U testi ve Korelasyon Analizi kullanıldı. Araştırmaya alınan hastaların yaş ortalaması 67.65±9.63 yıl ve %77.9'u erkektir. KOAH nedeniyle hastaları en fazla rahatsız eden semptom dispne (%71.2), öksürük (%17.3) ve balgam çıkarmadır (%11.5). Hastaların %44.2'sinde hafif düzeyde, %40.4'ünde orta düzeyde ölüm kaygısı ve %51'inde depresif duygu durumu olduğu belirlendi. Kadın, eşi ölmüş, ölümcül hastalığı olması durumunda öğrenmek istemeyen hastaların ölüme ilişkin depresyon puan ortalaması; kadın, bekar/boşanmış, öz bakım ihtiyaçlarını yarı bağımlı olarak karşılayabilen hastaların ölüm kaygısı toplam puan ortalaması daha yüksektir ve gruplar arasındaki fark anlamlıdır (p˂0.05). Ölüm kaygısı alt boyut puanlarının dağılımında en yüksek ortalama "ölüm süreci acı ve ızdırap çekme ile ilgili kaygılar" (15.80±5.17) boyutuna aittir ve orta düzeydedir. Dispne skalası ile ölüme ilişkin depresyon ve çürüme bozulma ile ilgili kaygılar alt boyut puan ortalamaları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki vardır (r=0.231 p=0.018, r=0.222 p=0.023). Sonuç olarak KOAH hastalarının yarısı depresif duygu durumu ve tamamına yakını hafif ve orta düzeyde ölüm kaygısı yaşamaktadır. Hemşireler, özellikle dispne derecesi yüksek, kadın, eş desteği olmayan, eğitim düzeyi düşük, öz bakım gereksinimlerini karşılamada güçlük yaşayan ve ölümcül hastalığı olması durumunda öğrenmek istemeyen hastaları ölüm kaygısı ve ölüme ilişkin depresyon açısından daha yakından izlemelidir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Dispne, KOAH, Ölüm, Ölüm Kaygısı
Akdeniz Bölgesindeki diyabet eğitim hemşirelerinin koçluk yaklaşımına ilişkin görüşleri: Nitel araştırma
Diyabetin giderek artan prevalansı ve yaşam boyu süren bir kronik hastalık olması nedeniyle, bireyler bu hastalıkla baş edebilmek için yalnızca medikal tedaviye değil, aynı zamanda etkili bir öz-yönetim sürecine ihtiyaç duymaktadırlar. Son yıllarda hem ulusal hem de uluslararası literatürde sağlık koçluğunun diyabet yönetiminde etkili olduğuna dair kanıtlar artmakla birlikte, bu yaklaşımın sahada nasıl uygulandığı, uygulayıcı sağlık profesyonellerinin özellikle de eğitimli hemşirelerin bu konudaki görüşlerinin yeterince araştırılmadığı görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Akdeniz Bölgesi'ndeki kamu hastanelerinde görev yapan ve diyabet koçluğu eğitimi almış diyabet eğitim hemşirelerinin koçluk yaklaşımına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desenle yürütülmüş olup içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Akdeniz Bölgesi'ndeki kamu hastanelerinde çalışan, koçluk eğitimi almış ve araştırmaya katılmaya gönüllü yedi diyabet eğitim hemşiresi ile bire bir derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler ses kaydıyla toplanıp yazıya dökülmüş ve Maxqda programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda 5 ana tema ve 20 alt tema belirlenmiştir. Bu temalar; koçluk yaklaşımına yönelik düşünceler, koçluk yaklaşımının kullanımının uygunluğu, koçluk yaklaşımı kullanırken yaşanan zorluklar, hemşireler açısından koçluk yaklaşımının katkıları ve hastalar açısından koçluk yaklaşımının katkıları şeklinde sıralanmıştır. Hemşireler koçluk yaklaşımının hasta eğitimi sürecinde etkili olduğunu, hastaların farkındalıklarını artırdığını ve katılımcı bir öğrenme ortamı sunduğunu ifade etmişlerdir. Ancak zaman yetersizliği, hasta motivasyonu eksikliği ve kurumsal destek eksikliği gibi uygulamada çeşitli güçlüklerle karşılaştıkları belirtilmiştir. Araştırma bulguları, koçluk yaklaşımının hemşirelerin profesyonel uygulamalarında hastaya yönelik bireyselleştirilmiş eğitim sunma açısından güçlü bir yöntem olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet yönetimi, sağlık koçluğu, diyabet eğitim hemşiresi, öz-yönetim, nitel araştırma.
Yoğun bakım hemşirelerinde alarm yorgunluğunun konfora etkisi
Araştırma yoğun bakım hemşirelerinde alarm yorgunluğunun konfora etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Çalışma Bucak Devlet Hastanesi ve Burdur Devlet Hastanesi yoğun bakımda çalışan 98 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Hemşire Tanıtım Formu", "Alarm Yorgunluğu Değerlendirme Ölçeği", "Genel Konfor Ölçeği Kısa Formu " kullanılarak Aralık 2024 – Mart 2025 tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde Microsoft Excel ve SPSS (Statistical Package for Social Sciences) Release 21.0 kullanılmıştır ve tüm testler için kritik karar eşiği p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Sınıflama ve sıralama düzeyinde ölçülmüş, kategorik (cinsiyet, eğitim düzeyi vb.) veriler arası karşılaştırmalarda Ki-kare testi uygulanmıştır. Verilerin normal dağılımına Shapiro-Wilk testi ile Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmıştır. İki gruptan oluşan ve alt grupları normal dağılım gösteren değişkenlerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi tercih edilmiştir. İkiden fazla alt gruba sahip olan ve normal dağılım kriterini sağlayan değişkenlerde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Araştırmaya katılan hemşirelerde alarm yorgunluğu değerlendirme ölçeği alt boyutlarından "Engeller" alt boyutunda puan 12,70±4,47, "Kayıtsızlık" alt boyutunda 18,93±5,31 puan, "Dikkat" alt boyutunda 10,69±1,32 puan, "Uygun Tepki" alt boyutunda 12,95±1,97, "Özel Cihazlar" alt boyutunda ise 10,64±1,48 ortalama puan hesaplanmıştır. Hemşirelerin genel konfor düzeyleri ise orta-yüksek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Genel konfor puanları, engeller ve özel cihazlar değişkenleri ile anlamlı şekilde yordanmıştır. Sonuç olarak yoğun bakım hemşirelerindeki alarm yorgunluğu konfor düzeyini etkilemiştir. Alarm yorgunluğu arttıkça konfor düzeylerinde azalma gözlenmiştir.
Multipl Skleroz'lu hastaların günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirme durumunun belirlenmesi
Tanımlayıcı tipteki bu araştırma; Multipl Skleroz'lu (MS) hastaların günlük yaşam aktivitelerini (GYA) gerçekleştirme durumlarının belirlenmesi amacıyla, 17.08.2007-30.04.2008 tarihleri arasında Ankara merkezde bulunan Sağlık Bakanlığı'na bağlı 5 devlet hastanesi ve 2 üniversite hastanesinin nöroloji polikliniklerinde yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğü tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve 93 MS hastası araştırma kapsamına alınmıştırAraştırmada veriler araştırmacı tarafından literatürden yararlanılarak oluşturulmuş bir anket formu kullanılarak toplanmıştır. Anket formunda hastaların tanıtıcı ve hastalık özelliklerine, son bir ayda yaşadıkları MS belirtilerina ve GYA'ne ilişkin sorulara yer verilmiştir. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, Mann-Withney U ve Kruskall-Wallis H ve korelasyon testleri kullanılarak analiz edilmiştirAraştımada MS'li hastaların hareket, çalışma ve eğlenme, beslenme, boşaltım ve güvenli bir çevre sağlama ve sürdürme alanlarında daha fazla sorun yaşadıkları belirlenmiştir. Yaş, cinsiyet, tanı süresi, prognozu ve sosyal destek alma, son bir ayda yaşanılan sorunlar GYA ile ilişkili bulunmuştur. Hastaların son bir ayda yaşadıkları sorunlara ilişkin toplam puanları arttıkça GYA alt grup ve toplam puanlarının da arttığı belirlenmiştirElde edilen bulgular doğrultusunda; hastaların günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede çeşitli sorunlar yaşadıkları belirlenmiş ve hastaların günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede desteklenmelerine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin hemodinamik monitörizasyonu bakımda kullanımı ve etkileyen faktörler saptanması
Bu araştırma, yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin yoğun bakım teknolojilerinden biri olan hemodinamik monitörizasyonu (HDM) bakımda kullanımı ve etkileyen faktörlerin saptanması amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemi Ankara ili belediyesi sınırları içerisinde yer alan hastanelerinin HDM teknolojilerinin kullanıldığı yoğun bakımlarda çalışan, araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 91 hemşire oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak soru formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 11.0 programında yüzdelik hesaplaması, ki kare testi, fisher's exact test ile istatiksel olarak değerlendirilmiştir.HDM teknolojileri yönünden yeterli donanıma sahip yoğun bakım ünitelerinde birbirine benzer HDM teknolojilerinin kullanıldığı belirlenmiştir. Hemşirelerin toplam çalışma süresinin artması, yoğun bakımdaki toplam çalışma süresinin artması ve HDM teknolojilerine yönelik bilgi alması hasta bakımında parametrelerin kullanımını arttırmıştır. Hemşirelerin yoğun bakım dışında başka bir ünitede/klinikte çalışmaları yaşadıkları güçlükleri azattığı belirlenmiştir.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda HDM teknolojilerinin ve parametrelerinin kullanımına yönelik; prosedürlerin oluşturulması ve kullanılması, yoğun bakım ekibinin sorumluluklarının ve hastaların monitörizasyon gereksinimlerinin belirlenmesi, daha az invaziv yöntemlerle uygulanan teknolojilerin seçilmesi, teknolojilerin satın alma öncesinde dilinin Türkçe'ye çevrilmesi ve kullanım kılavuzlarının hazırlanması, ünite içinde yeterli bilgisi ve deneyimi olan hemşirelerin üniteye yeni başlayan hemşirelere danışmanlık/rehberlik yapması, hemşirelerin düzenli olarak katıldığı hizmet içi eğitimlerin düzenlenmesi ve hemşirelerin tamamının bu eğitimlere katılması yönelik önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Hemodinamik monitörizasyon, hemşirelik bakımında kullanımı
Tip 1 diyabetli hastalarda damgalanma ile diyabet teknolojileri kullanım memnuniyeti arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma 'Tip 1 Diyabetli Hastalarda Damgalanma ile Diyabet Teknolojileri Kullanım Memnuniyeti Arasındaki İlişkinin İncelenmesi' amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 4 Temmuz 2022-1 Mart 2023 arasında, Batman ve Diyarbakır illerinde bulunan hastanelerde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini bu hastanelere başvuran 12-22 yaş arası 150 Tip 1 diyabet hastaları oluşturmuştur. Araştırmada "Hasta Tanıtım Formu", "Diyabet Teknolojisi Ölçeği" ve "Tip 1 Diyabet Damgalama Değerlendirme Ölçeği'' veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşülerek veya online bir şekilde bireylerle görüşülerek toplanmıştır. Çalışmanın verileri SPSS (IBM SPSS Statistics 26) adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmada hastaların diyabet teknolojileri memnuniyet durumları incelendiğinde; 15-19 yaş grubunda olanların, şehirde yaşayanların, herhangi bir işte çalışanların, egzersiz yapanların, şeker ölçümü yaparken ayrımcılık yapılmayanların, hiperglisemi yaşamayan ve hipoglisemi yaşamayan grupta yer alan hastaların diyabet teknolojilerinden memnuniyet puanları istatiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. BKİ (Beden Kitle İndeksi) (kg/m2) arttıkça, bireylerin diyabet teknolojisi ölçeği puanlarının arttığı belirlenmiştir. Şeker ölçüm sayısı (kez/gün) arttıkça, diyabet teknolojisi ölçeği puanlarının azaldığı belirlenmiştir. Diyabet teknolojisi ölçeği puanları arttıkça T1DDDÖ (Tip 1 Diyabet Damgalama Değerlendirme Ölçeği)- toplam puanlarının azaldığı belirlenmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda bireylerde hissedilen damgalanmanın azaltılması için diyabet teknolojileri konusunda bireylerin daha fazla desteklenmesi, teknoloji farkındalığının ve toplum bilincinin artırılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Tip 1 diyabet, Damgalanma, Diyabet teknolojileri, Memnuniyet
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan yaşlılarda düşme korkusu kaçınma davranışı ile stres ile başetme yöntemlerı arasındaki ilişkinin incelenmesi.
Amaç: Bu araştırma, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan yaşlılarda düşme korkusu kaçınma davranışı ile stres ile başetme yöntemleri arasındaki ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu araştırma, Elazığ'da bir Devlet Hastanesi'nde göğüs hastalıkları servisine yatış yapan 65 yaş ve üzeri KOAH'lı 171 bireyle, 27 Temmuz 2022-1 Mart 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri, "Hasta Tanıtım Formu, 'Başa Çıkma Stilleri Ölçeği Kısa Formu Ölçeği'(BÇSÖ-KF) ve 'Yaşlı Yetişkinlerde Düşme Korkusu Kaçınma Davranışı Ölçeği (FFABQ) ile yüz yüze görüşme yolu ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmamıza göre katılımcıların BÇSÖ ortalama puanı 70,75±9,27 ve FFABQ puanıysa 31,24±12,9 bulunmuştur. FFABQ ile BÇSÖ-KF arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmemiştir (p>0.05). Sonuç ve Öneriler: KOAH'lı yaşlı hastaların kaçınma davranışlarının azalması için hastalar desteklenmelidir. KOAH'lı 65 yaş üstü bireylerin kaslarının gerilemesiyle oluşan düşmelerin önlenmesi için düzenli egzersiz yapmaları için bilgilendirilmeli ve bu konuda yönlendirilmelidirler. Gelecek çalışmalarda düşme kaçınma davranışlarının nasıl azalacağı ile ilgili deneysel çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: KOAH, düşme korkusu, kaçınma, yaşlı birey, baş etme, stres.
Dahiliye yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda deliryum ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışma, dahiliye yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda deliryum ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Temmuz 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında Diyarbakır Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi dahiliye yoğun bakım ünitesinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini dahiliye yoğun bakım ünitesine yatan 103 hasta oluşturmuştur. Çalışma verileri, Hasta Tanıtım Formu, Glasgow Koma Skalası (GKS), Yoğun Bakım Ünitesi Konfüzyon Değerlendirme Ölçeği (YBÜ-KDÖ), Hemşirelik Deliryum Tarama Ölçeği (H-DTÖ) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın verileri SPSS (IBM SPSS Statistics 26) adlı paket program kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Yaş sınıflarına göre SMMT skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (F=4,376; p=0,006). Eğitim düzeylerine göre H-DTÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (χ2=12,504; p=0,006). Birlikte yaşanılan kişilere göre SMMT skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (Z=-2,246; p=0,025). Nazogastrik tüp (NG) kullanım durumuna göre H-DTÖ skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (Z=-2,316; p=0,021). NG kullanım durumuna göre SMMT skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (Z=-2,695; p=0,007). H DTÖ skoru ile SMMT skoru arasında negatif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=-0,617; p<0,001).Sonuç: Çalışmada yoğun bakım ünitesinde yatan hastalarda yaş, eğitim düzeyi, birlikte yaşanan kişi ve nazogastrik tüp kullanımı açısından deliryum ile ilişkili faktörler olarak bulunmuştur. H-DTÖ ve SMMT arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Deliryum multifaktöriyel bir sendrom olduğu için deliryuma zemin hazırlayacak faktörlerin bilinmesi deliryumun önlenmesinde oldukça önemlidir. Bu nedenle deliryumun erken tanımlanması için eğitim programlarının yapılması ve hastaların deliryum yönünden takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Deliryum, Yoğun Bakım Ünitesi, Hemşirelik
Hemşirelerin kemoterapiye bağlı gelişen oral mukozite ilişkin bilgilerinin saptanması
TEZ KONUSU : Hemşirelerin Kemoterapiye Bağlı Gelişen OralMukozite lişkin Bilgilerinin SaptanmasıÖĞRENC N N ADI ve SOYADI : Gülbahar KÖROĞLUTEZ DANIŞMANININ ADI ve SOYADI: Yrd.Doç.Dr.Sevinç KUTLUTÜRKANANAB L M DALI : Hemşirelik ProgramıYILI : 2006STATÜSÜ : Yüksek Lisans TeziÖZETKöroğlu, G., Hemşirelerin Kemoterapiye Bağlı Gelişen Oral Mukozitelişkin Bilgilerinin Saptanması, Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, HemşirelikProgramı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2006Bu araştırma, hemşirelerin kemoterapiye bağlı gelişen oral mukoziteilişkin bilgilerini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini, Ankara ili merkezindeki kamu hastanelerinintıbbi onkoloji, hematoloji klinikleri ve gündüz tedavi ünitelerinde çalışan, araştırmayıkabul eden 148 hemşire oluşturmuştur.Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formukullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Student T testi ve Varyans Analizi(Oneway ANOVA) kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; hemşirelerin mezun olduklarıokul, çalıştığı klinik ve çalışma süresi, daha önce tıbbi onkoloji, hematoloji klinikleri,gündüz tedavi ünitesinde çalışma durumu, oral mukozitle ilgili bilgi alma ve bu bilgikaynaklarından hizmet içi eğitim ve kongre-seminer-sempozyum şeklinde bilgi almadurumu, hastalarına eğitim verme durumlarına göre bilgi puan ortalamaları arasındakifark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; kemoterapi alanhastalara bakım veren hemşirelere oral mukozit hakkında sürekli eğitimlerindüzenlenmesi, oral mukozit ile ilgili kongre, seminer ve sempozyumlara katılımınınsağlanması, oral mukozite ilişkin edinilen bilginin bakıma yönelik olabilmesini sağlamakamacıyla chek-list, broşür, kitapçık vb. araçlar kullanılarak çalışmanın daha genişpopülasyonda yapılması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Oral Mukozit, Kemoterapi, Hemşirelik, Kanser, Ağız Bakımı
Tiroid kanseri şüphesi olan hastalarda yapılan tanısal işlemlerde sanal gerçeklik uygulamalarının etkisi
Amaç: Bu çalışma tiroid kanseri şüphesi olan hastalarda yapılan tanısal işlemlerde sanal gerçeklik uygulamalarının etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 15 Ekim2024-31 Ocak 2025 tarihleri arasında, Gaziantep ilinde bulunan Gaziantep Şehir Hastanesinde yürütülmüştür. Çalışmanın öerneklemini bu hastanelere başvuran tiroidde kitle şüphesi olan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmada "Hasta Tanıtım Formu", "Beck Anksiyete Ölçeği", "Ağrı Korkusu Ölçeği" ve "Vizuel Analog Skala Ölçeği" veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Veriler yüzyüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Çalışmanın verileri SPSS 21 (Statistical Package for the Social Sciences) adlı paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmada gruplar arası karşılaştırmalara bakıldığında, girişim öncesi ve sonrası dönemlerde sanal gerçeklik (VR) grubu ile kontrol grubunun VAS (Vizuel Analog Skala Ölçeği), BAÖ (Beck Anksiyete Ölçeği) ve AKÖ (Ağrı Korkusu Ölçeği) puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Gruplar kendi içerisinde karşılaştırıldığında ise; VR grubunda VAS puan ortalaması girişim sonrası azalarak istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,006). Kontrol grubunda, VAS puan ortalaması girişim öncesi ve sonrası arasında belirgin bir azalma göstermemiş olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). BAÖ puanları açısından, VR grubunda BAÖ puan ortalaması girişim sonrası azalarak istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Kontrol grubunda da BAÖ puanları girişim sonrası azalarak istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.001). AKÖ puanlarında, VR grubunda AKÖ puan ortalaması girişim sonrasında azalarak istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Kontrol grubunda ise AKÖ puanları girişim sonrası azalarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p=.025). Sonuç: Tiroid kanseri şüphesi durumunda hastalarda yapılan tanısal işlemlerde ağrı, korku ve anksiyetelerinin incelenmesi ve bunların yönetiminde VR uygulamaları gibi non-farmakolojik yöntemlerin kullanılması, konuyla ilgili daha geniş ölçekli çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Tiroid Kanseri, Sanal Gerçeklik, Ağrı, Korku, Anksiyete, Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi
Tip 2 diyabet hastalarında perde kullanımının kendi kendine enjeksiyon, test yapma korkusu ve ağrıya etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Tip 2 diyabetli bireylerde doğa içerikli perde kullanımının kendi kendine enjeksiyon yapma, kan şekeri ölçümü sırasında yaşanan korku ve ağrı düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü deneysel bir desenle Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde Kasım 2023- Mart 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırma kriterlerine uyan 64 hasta oluşturmuş olup, bu hastalardan 32'si deney grubuna (perde uygulanan) ve 32'si kontrol grubuna dahil edilmiştir. Veriler, Katılımcı Tanıtım Formu, Diyabetlilerde Kendi Kendine Enjeksiyon ve Test Yapma Korkusu Sorgulama Formu (D-FISQ) ve Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 21.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya başlamadan önce Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan yazılı izin alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 64 Tip 2 diyabetli hastanın % 46,9'u kadın, %53,1'i erkek; 59'u evli, 5'i bekârdır. Randomizasyon sonrası deney ve kontrol gruplarının tanıtıcı özellikleri istatistiksel olarak karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Müdahale sonrası deney grubu kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kendi kendine enjeksiyon korkusu, test yapma korkusu ve VAS puan ortalaması istatiksel olarak anlamlı azaldığı saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Doğa içerikli perde uygulaması, enjeksiyon ve test yapma sırasında bireylerin yaşadığı korku ve ağrı düzeylerini azaltmada etkili bir non-farmakolojik yöntem olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, doğa temalı görsellerin klinik uygulamalara entegre edilmesinin hasta konforunu artırabileceğini göstermektedir
Kanser hastalarına verilen eğitimin kemoterapi semptomlarına etkisi
Araştırma, kanser hastalarına verilen eğitiminin kemoterapi semptomlarına etkisini değerlendirmek amacı ile deneysel olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Kemoterapi Ünitesinde Eylül 2012-Eylül 2013 tarihleri arasında kemoterapi tedavisi alan 800 hasta; örneklemini ise 30 deney ve 30 kontrol grubu olmak üzere 60 hasta oluşturdu. Veriler, Hasta Bilgi Formu ve Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplandı. Deney grubundaki hastalara ikinci kür kemoterapi almaya geldiklerinde Hasta Bilgi Formu ve Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği uygulandı ve kemoterapi semptomlarına yönelik ilk eğitimleri yapıldı. Eğitimin ardından hastalara araştırmacı tarafından oluşturulan Kemoterapi Semptom Eğitim Kitapçığı verildi. Kemoterapi semptomlarına yönelik eğitim, araştırmacı tarafından her bir hastaya üçüncü ve dördüncü kür kemoterapi almaya geldiklerinde tekrarlandı. Hastalar beşinci kür kemoterapi almaya geldiklerinde Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise ikinci kür kemoterapi almaya geldiklerinde Hasta Bilgi Formu ve Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği, beşinci kür kemoterapi almaya geldiklerinde Kemoterapi Semptom Değerlendirme Ölçeği tekrar uygulandı. Araştırmada deney grubunda kontrol grubuna göre "Kabızlık" semptomunun sıklığında; "Tedaviden sonra kusma" ve "Ağız ve boğazla ilgili problemler" semptomlarının şiddetinde; "Tedaviden sonra kusma", "Ağrı", "Enfeksiyon belirtileri", "Ağız ve boğazla ilgili problemler", "İştahta değişme", "Halsizlik hissetme", "Olağanüstü yorgunluk hissetme", "Endişeli veya sıkıntılı hissetme" ve "Karamsar veya üzüntülü hissetme" semptomlarının rahatsızlık derecesinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma saptandı (p<0.05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmacı tarafından kemoterapi semptomlarının azaltılmasına/önlenmesine yönelik önerilerde bulunuldu. Anahtar Kelimeler: Kanser, Kemoterapi, Semptom, Eğitim, Hemşirelik
Trabzon il merkezinde yaşayan yaşlılarda düşme riski, düşme prevalansı ve düşmeye bağlı işlevsel yetersizlik
Yaşlılık dönemi bireylerin statü kaybettiği, bağımlılık ve kaza riskinin arttığı ve fiziksel yeteneklerinin azaldığı bir dönemdir. Yaşlı bireylerin yaklaşık 1/3'ü her yıl, en az bir kez düşme deneyimi yaşamaktadırlar. Araştırma, Trabzon il merkezinde 65 yaş ve üzeri bireylerde düşme risk faktörleri, düşme prevalansı ve düşmeye bağlı işlevsel yetersizliği saptamak amacıyla yapıldı. Kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırmanın örneklemini, Trabzon il merkezinde yaşayan 65 yaş ve üzeri 343 birey oluşturdu. Veriler, sosyodemografik özellikler, düşme risk faktörleri, düşme prevalansı ve işlevsel yetersizlikle ilgili 24 maddelik anket formu ve kısa yeti yitimi anketi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik ve ki-kare ve Student T Testi kullanıldı. Çalışmada, 65 yaş ve üstü bireylerde düşme prevalansı %36.2 bulundu. Düşme prevalansı yaşla birlikte artış göstermektedir (p<0.05). Beden kitle indeksine göre zayıf olanlarda (%62.5), bekar ya da dul olanlarda (%41.6) okuryazar olan ve okuryazar olmayanlarda (%40), çalışmayan yaşlılarda (%60), geniş aile yapısına sahip olanlarda (%54.3), çok katlı ve asansörsüz apartmanda oturanlarda (%35.3), kronik hastalığı olanlarda (%40.1), çoklu ilaç kullananlarda (%50), üriner inkontinansı olanlarda (%60.9), görme durumu zayıf olanlarda (%48.7), denge sorunu olan (%62.3) yaşlılarda düşme öyküsü yüksek bulundu. Düşme nedenleri arasında, ilk sırada kaza ya da çevresel faktörler (%31.2) saptandı. Klozet ya da tuvalette tutunma çubuğunun olmaması %50 oranında düşme nedeniydi. Yaşlıların %26 'sı rollerini yerine getirmede yetersiz olduğunu belirtti. Ağır yeti yitimi olan (%54.81) yaşlıların %13.7'sinde düşme öyküsü vardı. Yaşlılarda düşme yaygın bir sorundur. Belirlenen risk faktörlerine ve nedenlerine yönelik önleme programlarının geliştirilmesi düşme oranlarının azaltılmasında etkili olacaktır. Anahtar Sözcükler: Düşme riski, düşme prevalansı, işlevsel yetersizlik, yaşlılık
İstanbul ili bir şehir hastanesinde antihipertansif tedavi gören bireylerde ilaç uyumunu bozan faktörlerin incelenmesi
Bu araştırma, antihipertansif tedavi gören bireylerde ilaç uyumunu olumsuz etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki çalışma, Nisan 2024 – Ağustos 2024 tarihleri arasında bir şehir hastanesinde tedavi gören 208 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda geliştirilen Sosyodemografik Bilgi Formu, Tıbbi Öykü Formu ve Hipertansif Hastalarda İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz Etkililik Ölçeği (İBÖS) kullanılarak toplanmıştır. Veri analizinde değişkenlerin normal dağılım gösterdiği belirlenmiş ve bu doğrultuda parametrik testler uygulanmıştır. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, grup karşılaştırmalarında bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve post hoc testleri (Tukey, LSD) kullanılmıştır. Katılımcıların %33,3'ü 50–60 yaş aralığında yer almakta olup, %52,9'u erkek, %54,8'i evli ve %75,2'si çocuk sahibidir. Eğitim düzeyleri incelendiğinde %25,2'si ilkokul altı, %23,8'i ise üniversite ve üzeri düzeyde eğitime sahiptir. Katılımcıların %47,6'sı düzenli bir işte çalışmakta, %24,3'ü ise evde bakım sorumluluğu taşımaktadır. Evli bireylerin İBÖS puan ortalaması (56,84±14,18), bekâr bireylerin ortalamasına (52,27±13,20) kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (t=2,398; p=0,017). Çocuk sahibi bireylerde de benzer şekilde, İBÖS puanları (56,23±13,05), çocuk sahibi olmayan bireylerden (50,35±15,53) anlamlı olarak daha yüksektir (t=2,688; p=0,008). Tansiyon ölçüm sıklığına göre İBÖS puanları arasında anlamlı fark saptanmıştır (F=3,419; p=0,005). Ayrıca, ilaç kullanım süresine göre değerlendirildiğinde beş yıl ve üzeri süredir ilaç kullanan bireylerin uyum düzeyi, bir yıldan az süredir ilaç kullananlara göre daha yüksektir (F=2,809; p=0,027). Stres kaynağı olduğunu belirten katılımcıların puan ortalaması (56,86±14,02), stres kaynağı bulunmayan bireylerin ortalamasından (51,89±13,28) anlamlı şekilde fazladır (t=2,593; p=0,010). Araştırma bulguları, ilaç uyumunun sosyodemografik ve bireysel faktörlerden etkilendiğini ve bu faktörlerin dikkate alınmasının tedavi sürecinde önemli olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Antihipertansif tedavi, hipertansiyon, ilaç uyumu, risk faktörleri, tedaviye bağlılık
Akut koroner sendromlu hastalara verilen kardiyak rehabilitasyon faz 1 ve faz 2 eğitiminin yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Akut Koroner Sendrom (AKS) tanısı almış hastalara, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanıp uzman görüşüne sunulan Faz 1 ve Faz 2 Kardiyak Rehabilitasyon eğitimlerinin uygulanmasının, yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma yöntemi olarak prospektif yarı deneysel tasarım kullanılmıştır. Çalışma, 17.12.2024- 17.04.2025 tarihleri arasında İstanbul'daki bir özel hastanenin Koroner Yoğun Bakım Ünitesi'nde yürütülmüştür. Güç analizi ile belirlenen 45 AKS tanılı hasta araştırmaya dâhil edilmiştir. Veriler, Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu ve Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇBYKÖ) ile toplanmıştır. Hastalara taburculuk öncesinde Faz 1 ve Faz 2 KR eğitimi verilmiş; yaşam kalitesi ölçümleri taburculuk öncesi ve taburculuktan iki hafta sonra tekrar uygulanmıştır. Bulgular, KR Faz 1 ve Faz 2 eğitiminin, hastaların genel yaşam kalitesini anlamlı düzeyde artırdığını ortaya koymuştur. Eğitim sonrası yaşam kalitesi puanlarında istatistiksel olarak anlamlı artış görülmüş; özellikle ruhsal sağlık, fiziksel sağlık, sosyal ve bilişsel fonksiyonlar gibi tüm alt boyutlarda anlamlı iyileşmeler saptanmıştır (p<0,001). Bu bulgular, KR eğitiminin fonksiyonel ve psikososyal iyilik halini geliştirmede etkili bir müdahale olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, hemşirelerin eğitici rolü çerçevesinde, hastalara taburculuk öncesinde sistematik eğitimlerin verilmesi önerilmektedir. Ayrıca, KR programlarının farklı sağlık kurumlarında yaygınlaştırılması, dijital çözümlerle desteklenmesi ve bireyselleştirilmiş yaklaşımlar ile hasta uyumunun artırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut koroner sendrom, eğitim, kardiyak rehabilitasyon, konfor, koroner arter hastalığı, yaşam kalitesi
Parkinson hastalığı olan bireye bakım verenlerin algıladıkları sosyal destek ile bakım veren yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Parkinson hastalığı olan bireye bakım verenlerin algıladıkları sosyal destek ile bakım veren yükü arasındaki ilişkinin incelenmesidir.Yöntem: Araştırma Mayıs- Ekim 2011 tarihleri arasında iki üniversite hastanesi Parkinson ve Hareket Bozuklukları Polikliniklerinde yürütülmüştür. Çalışma örneklemini araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun 212 hasta oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Bakım Verenlerin Yükü Envanteri, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Modifiye Hoehn ve Yahr Ölçeği kullanılmıştır. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek puanı ile Bakım Verenlerin Yükü Envanteri puanları arasındaki ilişki Pearson Korelasyon analizi ve Çoklu Regresyon analizi kullanılarak incelenmiştir.Bulgular: Bakım veren yükü toplam puanları ile algıladıkları sosyal destek toplam puanları arasında orta düzeyde ve negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişki istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlıdır (r: -.45, p<.001, Tablo 4). Parkinson hastalığı olan bireylere bakım verenlerin, bakım yüklerinin en fazla aileden alınan sosyal destekten etkilendiği, ikinci sırada arkadaştan ve son olarak da aile ve arkadaş dışında olan kişilerden alınan destekten etkilendiği bulunmuştur.Sonuç: Hemşirenin, danışmanlık rolünü kullanarak, bireyin var olan sosyal destek kaynaklarının farkına varması ve bu sosyal destek kaynaklarının harekete geçirilmesi sayesinde bakım veren yükünü azaltacağı düşünülmektedir.
Yoğun bakım hemşirelerinin ölüme karşı tutumlarının ölmekte olan hasta bakımı üzerine etkisinin belirlenmesi
Araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin ölüme karşı tutumlarının ölmekte olan hasta bakımı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini Sağlık Bilimleri Üniversitesi Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kaşüstü Kampüsü'nde erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 80 hemşire oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından "Kişisel Bilgi Formu", "Ölüme Karşı Tutum Ölçeği (ÖKTÖ)" ve "Frommelt Ölmekte Olan Hastanın Bakımına İlişkin Tutum Ölçeği (FATCOD)" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Student's t-testi, tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis varyans analizi, Post-Hoc analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırmada, yoğun bakım hemşirelerinin ÖKTÖ toplam puan ortalamasının 116.23±16.33 olarak belirlenmesi ile ölüme karşı tutumlarının orta düzeyde olumlu olduğu saptandı. Hemşirelerin ÖKTÖ alt boyutlarından en fazla "tarafsız kabullenme ve yaklaşım kabullenme" (63.88±8.71); en az "kaçış kabullenme" (18.63±5.66) tutumunu benimsedikleri ve bu alt boyutlarda ölüme karşı olumlu tutumlarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Cinsiyet ve yaşam sonu bakım bilgisi/eğitimi almanın, hemşirelerin ölüme karşı tutumlarını anlamlı olarak etkilediği bulundu (p<0.05). Yoğun bakım hemşirelerinin FATCOD puan ortalamasının 100.30±9.31 olarak belirlenmesi ile ölmekte olan hastanın bakımına ilişkin tutumlarının orta düzeyde olumlu olduğu saptandı. Eğitim düzeyinin hemşirelerin ölmekte olan hastanın bakımına ilişkin tutumlarını anlamlı olarak etkilediği bulundu (p<0.05). Yoğun bakım hemşirelerinin FATCOD ile "tarafsız kabullenme ve yaklaşım kabullenme" alt boyut puan ortalamaları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde (r=0.282, p=0.011); FATCOD ile "ölüm korkusu ve ölümden kaçınma" alt boyut puan ortalamaları arasında negatif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlendi (r=-0.290, p=0.009). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, araştırmacı tarafından yoğun bakım hemşirelerinin ölüme ve ölmekte olan hasta bakımına ilişkin olumlu tutumlarını arttırmak için önerilerde bulunuldu.
Kemoterapi alan hastalarda konstipasyon sıklığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma, ayaktan kemoterapi alan hastaların konstipasyon sıklığını ve konstipasyonun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ayaktan kemoterapi ünitesinde Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında kemoterapi alan 252 hasta oluşturdu. Veriler "Hasta Bilgi Formu", "Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) Performans Ölçeği", "Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği (KCÖ)", "Konstipasyon Yaşam Kalitesi Ölçeği (KYKÖ)" ve "Bristol Dışkı Kıvamı Skalası" kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, Bağımsız Gruplarda t testi, Varyans Analizi (ANOVA), Mann Whitney U testi, Kruskall Wallis Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Analizi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Çalışmaya alınan hastalarda konstipasyon ciddiyet puanı orta düzeyde (30.48±13.87) ve konstipasyon sıklığı %31.7 oranında belirlendi. Hastaların, konstipasyona bağlı yaşam kalitesinin orta düzeyde (71.79±18.74) olumsuz etkilendiği saptandı. Cinsiyet, Beden Kitle İndeksi (BKİ), eğitim düzeyi, analjezik, antiemetik ve antiülser ilaç kullanımı, hemoroid hastalığı, ECOG Performans Skoru, iştah durumu ve fiziksel aktivite yapma durumu ile KCÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Cinsiyet, eğitim düzeyi, ECOG Performans Skoru, analjezik, antiemetik ve antiülser ilaç kullanımı, hipertansiyon ve hemoroid hastalığı, kullanılan tuvalet türü ve iştah durumu ile KYKÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarında konstipasyon üçte bir oranında görülmektedir. Hastalarda konstipasyon ciddiyeti orta düzeydedir ve yaşam kalitesini orta düzeyde olumsuz etkilemektedir.
Bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesi
Araştırma, bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesi amacıyla retrospektif tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın verileri acil servise 01.01.2019-31.12.2019 tarihleri arasında başvuran 18 yaş üstü toplam 11518 hastanın kaydı incelenerek elde edilmiştir. Verilerin incelenmesi 08.11.2020-08.12.2020 tarihlerinde arasında bir ay sürmüştür. Acil servise başvuran hastaların %55.7'si erkek, %35.5'i 45-64 yaş arasında idi. Acil servise erkek hastaların (%55.7) daha fazla başvuru yaptığı belirlendi. Hastaların %72.1'inin acil polikliniğe başvuru yaptığı, çoğunluğunun sarı alanda tedavi (%91.8) olduğu ve bu başvuruların %53.3'ünün 08.00-15.59 saat aralığında gerçekleştiği saptanmıştır. Başvuru şikayeti olarak baş ağrısı (%5.0), boğaz ağrısı (%4.6) ve öksürük (4.1) ilk sıralarda yer almaktaydı. Hastalara en çok koyulan tanılar da Akut Üst Solunum Yolu Enfeksiyonu, Tanımlanmamış (%14.3) ve Yumuşak Doku Bozukluğu, Tanımlanmamış, Diğer (%10.7) olarak bulunmuştur. Kadın hastaların en fazla üst solunum yolu enfeksiyonu (%12.7), erkek hastaların yumuşak doku bozuklukları (%13.3) nedeniyle başvuru yaptığı görülmüştür. Sonuç olarak acil polikliniğine hastalar, en fazla birinci basamak sağlık merkezlerinde veya polikliniklerde tedavi olabilecek hastalıklar nedeniyle başvuru yapmışlardır. İlçe devlet hastanesinde acil serviste gereksiz kalabalıklığı azaltmak için sık başvuru nedenlerini ve tetikleyen faktörlerin irdelenmesi uygun olacaktır.
Tip 2 diyabet hastalarının tedaviye uyumlarının ve insülin algılarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, tip 2 diyabet hastalarının tedaviye uyumlarının ve insülin algılarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan bu çalışmanın evrenini, 2020 yılının ilk altı ayı içerisinde Karadeniz Teknik Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Farabi Hastanesi'nde Endokrinoloji Polikliniğine başvuran tip 2 diyabet tanısı olan hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Temmuz ile Eylül 2020 tarihleri arasında, Hasta tanıtım formu, Charlson Komorbidite İndeksi, Tip 2 DM Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği ve İnsülin Tedavisi Değerlendirme Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS paket programı ile yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde betimsel istatistikler, parametrik testlerden t-testi ve ANOVA, parametrik olmayan testlerden de Mann Whitney- U ve Kruskall Wallis H testleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan hastaların, yaş ortalaması 59.35±11.99 ve %58.1'i kadındır. Hastaların %57.6'sının 10 yıldan az süredir tip 2 diyabet hastalığı vardır ve %73.3'ünün diyabete ek hastalığı bulunmaktadır. Tip 2 DM Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması 78.12±12.60 olan hastaların (%99) tedaviye uyumları "orta" düzeydedir. Hastaların İnsülin Tedavisi Değerlendirme Ölçeği'nden toplamda 54.49±15.75, pozitif değerlendirme alt boyutundan 15.03±3.53 ve negatif değerlendirme alt boyutundan ise 45.50±13.05 puan almışlardır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre hastaların diyabet tedavisine uyumları orta düzeydedir. Sadece oral antidiyabetik ilaç kullanan hastaların tedaviye uyumları insülin tedavisi alan hastalardan daha düşüktür. Hastaların insülin tedavisini olumsuz değerlendirdikleri, dolayısıyla insüline karşı negatif algılarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Tip 2 diyabetli bireylerde özbakım eksikliği hemşirelik teorisine dayalı girişimlerin sağlık sonuçlarına etkisi
Amaç: Tip 2 diyabetli bireylerde, özbakım eksikliği hemşirelik teorisine (ÖEHT) dayalı girişimlerin ?öz bakım gücü, özbakım aktiviteleri, HbA1c düzeyi, Lipid düzeyi ve bel çevre genişliğine? etkisinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışma; ön test-son test düzeni kullanılarak, çift kör, randomize kontrollü yapılmış; blok randomizasyonla çalışma grubuna 70, kontrol grubuna 69 hasta dağılmıştır. Ön test uygulandıktan sonra, çalışma grubuna Nisan 2012 tarihinde ÖEHT?e dayalı diyabet özyönetim eğitimi (DÖYE) yapılmıştır. Eğitim ortalama yedi kişilik gruplarda, birer hafta arayla üç oturumda tamamlanmıştır. Yaklaşık üç saat süreli eğitim oturumları, hasta problemlerine dayalı yapılmıştır. Ekim 2012?de çalışma ve kontrol grubuna son testler uygulanmıştır. Veriler diyabetli bireylerin temel durumsal özellikleri tanılama formu, diyabet özbakım aktiviteleri anketi, özbakım gücü ölçeği ve biyolojik sonuçlar izlem formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi t-testi, ki-kare, bağımsız gruplarda student t testi, bağımlı gruplarda student t testi ve izlemden kayıpların olması nedeniyle intention to treat analizi ile yapılmıştır. Bulgular: Girişim sonrası, çalışma grubunun özbakım gücü puan ortalamasında ve HbA1c düzeyinde girişim öncesine göre anlamlı iyileşme (p<0.05) görülürken; kontrol grubunda değişiklik saptanmamıştır (p>0.05). Çalışma grubunda girişim sonrası 6. ayda girişim öncesine göre egzersiz, ayak bakımı ve kan şekeri testi özbakım davranışları puanlarında, anlamlı artış belirlenmiştir (p<0.05). Çalışma ve kontrol grubunun girişim sonrası 6. ayda girişim öncesine göre lipid düzeyleri ve bel çevre genişliği ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: ÖEHT?e dayalı DÖYE sonrasında, diyabetli bireylerin özbakım gücü ve özbakım davranışları gelişmiş, glisemik kontrolü iyileşmiştir. ÖEHT, araştırmanın planlaması ve özyönetim eğitimi sürecinde iyi bir rehber olmuştur. Diyabetli bireylerin özyönetim eğitiminde ÖEHT kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Özbakım Eksikliği Hemşirelik Teorisi, Özyönetim Eğitimi, Özbakım Gücü, Özbakım Davranışları.
Bakımevinde kalan yaşlı bireylerin sıvı alım durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bakımevinde kalan yaşlı bireylerin sıvı alım durumları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi. Yöntem: Araştırma Temmuz-Kasım 2012 tarihleri arasında bir huzurevinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun 135 yaşlı birey oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler Anket Formu, Sıvı Durumlarını Değerlendirme Anket Formu, Mini Mental Test, Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Anketi, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Mini Nutrisyonel Değerlendirme Testi kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde bireylerden 3 günlük sıvı alım miktarlarını kaydetmeleri istenmiştir. Bireylerin alması gereken günlük sıvı miktarları Gaspar formulüne göre hesaplanmıştır. Sıvı açığı, alınması gereken sıvı miktarından, alınan sıvı miktarı çıkartılarak hesaplanmıştır. Sıvı açığı miktarı ve etkileyen faktörler arasındaki ilişki Pearson Korelasyon analizi, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis test kullanılarak incelenmiştir. Bulgular: Bireylerin %84,4? ünün (n:114) günlük alması gereken miktardan daha az sıvı aldığı ve bu bireylerin sıvı açığı ortalamasının 712,96+368,84 ml. olduğu bulunmuştur. Bireylerin sıvı alımlarını etkileyen faktörler incelendiğinde üriner inkontinansı olanların (p<0,001), ağız diş sağlığı sorunu olanların (p<0,05), depresyonu olanların (p<0,05), kas-iskelet sorunu olanların (p<0,05) ve yeterli sıvı almadığını düşünenlerin (p<0,001), sıvı açığı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre hemşirelerin, yaşlı bireylerin yeterli sıvı alımlarının sağlanması için sıvı alımını etkileyen faktörleri bilmesi ve sıvı alımını arttırmaya yönelik girişimlerin uygulanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Dehidratasyon, yaşlı, sıvı alımı, hidrasyon
Tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların konfor düzeyini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu araştırma tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların konfor düzeyini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Araştırma Ağustos 2020-Eylül 2021 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın evrenini son bir yılda Atatürk Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Endokrin Polikliniğine başvuran Tip 2 diyabet tanılı (616) hastalar oluşturdu. Örnekleme yöntemiyle araştırma kriterlerine uyan 250 hasta araştırma kapsamına alındı. Araştırmanın verileri Hasta Tanıtım Formu, Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi ve Genel Konfor Ölçeği (GKÖ) ile toplandı. Verilerin analizi Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) paket programı ve Openepi (version 3.01) programı kullanılarak yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, sayı ve ortalama, Student t Testi ve/veya Mann-Whitney U Testi, ANOVA ve/veya Kruskal-Wallis Testi, Ki-kare Testi ve/veya Korelasyon Analizi kullanıldı. Araştırmada genel konfor puan ortalaması 138.37±16.10 olan hastaların konforu (2.88) orta düzeydedir. Araştırmaya katılan hastaların eğitim durumu, aile tipi, diyabet tedavi şekli, diyabete bağlı komplikasyon gelişme durumu, hipertansiyon, kalp hastalığı, felç, amputasyon, sık sık kan şekeri ölçümü yapmak, insülin enjeksiyonu yapmak, felç geçirme, ek hastalıkla ilgili ilaç kullanma durumu, stres algılama düzeyi, uyku düzeni, hastalıkla başa çıkabilme algı durumu, yaş, diyabet süresi ve kullanılan ilaç sayısı ile GKÖ arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Modifiye Charlson Komorbidite İndeks Puanının ise GKÖ Puanını yordadığı saptandı. Araştırma sonucunda tip 2 diyabeti olan hastaların konforunun orta düzeyde olduğu, konfor düzeyini sosyodemografik değişkenle arasında yer alan eğitim ve aile tipinin; hastalığa bağlı gelişen komplikasyonların, kan şekeri ölçümü, insülin uygulaması gibi invazif girişimlerin ve uyku, stres gibi günlük aktiviteleriyle ilgili değişkenlerin etkilediği belirlendi.
Kademeli olarak azalmış stres eşiği modeline göre yapılan girişimlerin demanslı birey ve ailesinin bakım sonuçlarına etkisinin incelenmesi
Amaç:"Alzheimer Hastalığında Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (AH-YKÖ)" geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek" ve "Azalmış Stres Eşiği Modeli'ne (ASEM) göre yapılan girişimlerin AH olan birey ve aile sonuçlarına etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Metodolojik ve deneysel olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Metodolojik olarak AH-YKÖ'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması 72 hasta ve bakım veren ile yapılmıştır. Deneysel aşama; dahil edilme kriterlerine uygun hasta ve bakım verenlerin evlerinde 70 hasta ve bakım veren ile girişim ve karşılaştırma gruplu pretest-posttest1-posttest2 izleme modeli kullanılarak yapılmıştır. Veriler 'Sosyodemografik Özellik Formu', 'AH-YKÖ' 'Bakım Veren Yükü Envanteri', 'Beck Depresyon Ölçeği', 'WHOQOL-BREF', 'NPI', 'GYA' kullanılarak toplanmıştır. Girişim grubundaki hasta ve yakınlarına ASEM'e dayalı girişimler karşılaştırma grubuna rutin bakım uygulanmış olup altı ayda toplam dört ev ziyareti yapılmıştır. Bulgular: Birinci aşamada AH-YKÖ'nin hastalar için cronbach alfa iç tutarlılık güvenilirlik katsayısı 0.84, bakım verenler için 0.77 olup yüksek derecede güvenilir olduğu saptanmıştır. İkinci aşamada girişim ve karşılaştırma grupları arasında bakım verenlerin yük, depresyon, yaşam kalitesi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak girişim grubunda bakım verenlerde incelenen tüm değişkenler izlem süresince istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme göstermiştir. Hastaların NPI, GYA, AH-YKÖ'nin hasta yakını versiyonu puanları arasında da iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: AH-YKÖ geçerli ve güvenilirdir. İkinci aşamada girişim ve karşılaştırma grubunda bakım verenlerin yük, depresyon ve yaşam kaliteleri benzer bulunmuştur. Ancak ASEM'e dayalı olarak hazırlanıp sunulan bakım, AH olan bireye bakım veren aile üyelerinin bakım veren yükü ve depresyon düzeylerini azaltmada, yaşam kalitelerini ise arttırmada anlamlı bir iyileşme sağlamıştır. Anahtar Sözcükler: Demans, RCT, ASEM
Kalp yetersizliği olan bireyin bakım verenlerine uygulanan destek grup girişiminin hasta ve bakım veren sonuçlarına etkisi
Amaç: Hollanda Objektif Yük Envanteri'nin Türk örnekleminde geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek ve kalp yetersizliği olan bireyin bakım verenlerine uygulanan destek grup girişiminin hasta ve bakım veren sonuçlarına etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma metodolojik ve yarı deneysel olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Metodolojik olarak Hollanda Objektif Yük Envanteri'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması bir üniversite hastanesinin kardiyoloji servis ve polikliniğinde 230 bakım veren ile yapılmıştır. Yarı deneysel aşamada; bir üniversite hastanesinin kardiyoloji polikliniğinde kontrol (n:35) ve girişim grubu (n:34) olmak üzere 69 bakım veren ile yapılmıştır. Girişim grubu Neuman Sistemler Modeli'ne göre yapılandırılmış destek grup toplantılarına katılmış olup veriler girişim ve kontrol grubundan girişim öncesi, 3. ay ve 6. ayda toplanmıştır. Bulgular: Hollanda Objektif Yük Envanteri'nin Türkçeye uyarlanmasında psikolinguistik ve psikometrik özellikleri açısından geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. İkinci aşamada girişim grubu bakım verenlerin objektif kişisel bakım boyutu dışındaki alt boyutlarda yük puanı kontrol grubuna göre grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0.05). Girişim ve kontrol grubundaki bakım verenlerin depresyon belirtileri puanı benzer bulunmuştur (p>0.05). Bakım verenlerin baktığı kalp yetersizliği hastalarının yaşam kalitesi ve tekrarlı yatma durumu girişim ve kontrol grubunda benzer bulunmuştur (p>0.05). Sonuç: Hollanda Objektif Yük Envanteri geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Girişim grubundaki bakım verenlerin yük ortalamaları tüm boyutlarda girişim öncesine göre 3. ayda istatistiksel olarak anlamlı biçimde azalma göstermiştir. Bu nedenle kalp yetersizliği hastalarına bakım verenler için destek grup girişimlerinin yaygınlaştırılması ve bu girişimlerin daha uzun bir sürede yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Bakım Veren, Destek Grup, Kalp Yetersizliği, Neuman Sistemler Modeli
Hasta aktiflik düzeyi ölçüm aracının (Patient activation measure) Türkçe'ye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: "Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı'nı (PAM) Türkçe'ye uyarlamak üzere geçerlik ve güvenirliğini saptamaktır. Yöntem: Metodolojik bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Aralık 2014 - Ocak 2015 tarihleri arasında Kardiyoloji, Diyabet ve Romatoloji polikliniğine gelen, Hipertansiyon, Diyabet veya Romatoid Artriti olan toplam 130 hasta oluşturmuştur. Veriler; hastalara yönelik sosyo demografik bilgi formu ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) ile toplanmıştır. Bulgular: Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı'nın (PAM) Türkçe versiyonu'nun iç tutarlılık güvenirlik katsayısı .81, Madde – toplam puan korelasyon katsayıları .38-.66 arasındadır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda Kaiser-Meyer-Olkin katsayısı (KMO) .75, Barlett testi sonucu x2: 646, 870; p: 0, 000'dır. Doğrulayıcı faktör analizine göre, ölçeğin model uyum indeksleri x2: 98,72 df: 62, x2 / df oranı 1,59, RMSEA: 0.071, GFI: 0.88; CFI: 0.96, NFI: 0.90; NNFI: 0.95 olarak saptanmıştır. Rasch analizinde, güvenirlik katsayısı, 0.83-0.87 aralığında, geçerliğinde ise madde uyum değerleri INFIT: 0.68-1.53, OUTFIT: 0.65-1.54 aralıklarında değişmektedir. Sonuç ve Öneriler: Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı'nın (PAM) kronik hastalığı olan bireylerin aktiflik düzeylerini değerlendirmek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. PAM, hasta aktifliğini tanılama, öz bakım stratejilerine daha az uyum gösterebilecek hastaları belirleme ve aktiflik düzeyine uygun girişimleri saptayıp, bakım planı geliştirmede kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Hasta aktifliği, öz yönetim, öz bakım, sağlık davranışları, kronik hastalık yönetimi.
Diyabetli bireylerin diyabet komplikasyonlarına farkındalığı ve diyabet özbakım davranışları
Amaç: Diyabetli bireylerin diyabet komplikasyon farkındalığı ve diyabet özbakım davranışlarının incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklem grubunu İzmir Bornova 6 no'lu Atatürk Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 211 Tip 2 DM hastası oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemini aile sağlığı merkezine başvuran, örnekleme dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tip 2 diyabetli bireyler oluşturmuştur. Araştırma verileri Haziran-Kasım 2014 tarihleri süresinde toplanmıştır. Veri toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Özellikleri Tanıtıcı Anket Formu ve Diyabet Özbakım Aktiviteleri Anketi (DÖBA) kullanılmıştır. İstatistiksel analizler sayı, yüzde, t testi ve mann-whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan diyabetli bireylerin retinopati farkındalığı %93.4, diyabetik ayak %91.5, nöropati %86.7, nefropati %86.3, inme %73.5, kalp yetmezliği %64.9, cinsel fonksiyon bozukluğu %54.5 olarak saptanmıştır.Diyet, kan şekeri izlemi ve ayak bakımı özbakım davranışı puan ortalamalarının, her bir komplikasyonun farkında olan bireylerde olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Cinsel fonksiyon bozukluğu farkındalık durumu hariç komplikasyon farkındalık durumunun haftalık olarak egzersiz yapma durumunu etkilemediği saptanmıştır. Sonuç: Araştırmanın sonucunda; bireylerin diyabet komplikasyon farkındalığı %54 - %93 aralığında saptanmıştır. Diyabet komplikasyon farkındalığı olanların diyabet özbakım davranışları puan ortalamaları, farkında olmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: diyabet komplikasyonlarına farkındalık, diyabet özbakım davranışları
Tip 2 diyabetli bireylerin cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin ve ilişkili faktörlerin incelenmesi
Bu araştırma tip 2 diyabetli bireylerin cinsiyete göre fiziksel aktivite düzeylerinin ve ilişkili faktörlerin incelenmesi amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışma, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Endokrinoloji polikliniğinde yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini polikliniğine başvuran, örnekleme dahil edilme kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 413 tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur. Çalışma verileri Haziran-Kasım 2012 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizinde T testi, Ki Tare testi, Pearson Korelasyon analizi, Mann Whitney U testi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Kadın diyabetli bireylerin %54,2'sinin, erkek diyabetli bireylerin %41,8'nin fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olduğu bulunmuştur. Kadınların toplam fiziksel aktivite puanları 1265,81±1063,97 MET-dk/hafta, erkeklerin toplam fiziksel aktivite puanları 1601±1006,23 MET-dk/haftadır. Diyabetli kadın ve erkek bireylerin gelir durumu azaldıkça toplam fiziksel aktivite puanı azalmaktadır. Kadın bireylerin beden kitle indeksi azaldıkça toplam fiziksel aktivite puanları azalmaktadır. Çalışmanın sonucunda tip 2 diyabetli kadın ve erkeklerin çoğunun fiziksel aktivite düzeyinin yetersiz olduğu görülmüştür. Fiziksel aktivite yapma düzeyi kadınlarda erkeklere göre daha düşüktür. Çalışmanın sonuçlarına göre diyabet eğitiminde fiziksel aktivitenin öneminin vurgulanması, fiziksel aktivite düzeyinin düşük olmasının nedenlerinin araştırılması ve bu problemin çözümü için çalışmalar yapılması önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: Diabetes Mellitus, fiziksel aktivite, cinsiyet, ilişkili faktörler
Akciğer kanseri tanısı alan hastalarda web destekli hasta eğitiminin semptom yönetimine ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, akciğer kanseri tanısı alan hastalarda web destekli hasta eğitiminin semptom yönetimine ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, tek grupta tekrarlı ölçümler düzeni ile oluşturulmuş, yarı deneysel bir çalışmadır. Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Mustafa Samur Gündüz Kemoterapi Ünitesi'nde gerçekleştirilen çalışmanın örneklemini, çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan 30 akciğer kanseri tanılı hasta oluşturmuştur. Çalışma kapsamında araştırmacı tarafından hazırlanan web sitesinin içeriğinin değerlendirilmesinde ise DISCERN Kılavuzu, Web İçeriği Değerlendirme Formu ve Sistem Kullanılabilirlik Skalası kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, Akciğer Kanseri Semptom Skalası, Modifiye Borg Skalası, EORTC QLQ C-30 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve LC-13 Akciğer Modülü kullanılmıştır. Araştırmanın verileri çalışmanın başında, 2., 6. ve 12. haftalarında olmak üzere dört izlemde toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package for Social Science 21.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın analizinde tanımlayıcı istatistikler, Friedman testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Ölçek puan ortalamalarının birbiri ile ilişkisini belirlemek amacıyla Korelasyon testi, semptomların yaşam kalitesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla ise Regresyon testi kullanılmıştır. Analizlerde farklılıkların belirlenmesi için %95 anlamlılık düzeyi (α=0.05 hata payı) kullanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda web sitesinin değerlendirilmesinde uzmanların puanlamaları arasındaki uyum Kendall Uyuşum Katsayısı ile değerlendirilmiş ve görüşlerin tutarlı olduğu sonucuna varılmıştır (W:0.944, p<0.05). DISCERN kılavuzu ile genel değerlendirme puan ortalaması 5 üzerinden 4.6±0.5 bulunmuştur. Web İçeriği Değerlendirme Formu ile yapılan analiz sonucunda bir madde hariç (2.9±0.3) tümü uygun olarak kabul edilmiş olup puan ortalaması 3±0 olarak bulunmuştur. Çalışmamız kapsamında oluşturulan ve 22 hasta tarafından değerlendirilen web sitesinin Sistem Kullanılabilirlik Skalası puan ortalaması 81.81±2.9 olarak bulunmuştur. Yapılan analiz sonucunda EORTC QLQ-C30 Fonksiyonel ölçeğin alt boyutlarından biri olan sosyal alan, EORTC QLQ-C30 Semptom ölçeğinin yorgunluk, bulantı ve uykusuzluk boyutları, EORTC QLQ-C30 LC-13 ölçeğinin dispne ve saç dökülmesi boyutları arasında ölçümler arası anlamlı farklılık saptanmıştır. Çalışmamızda, web sitesinde yer alan bilgilerin kaliteli, uygun ve kullanılabilir olduğu saptanmıştır. Ayrıca web tabanlı eğitimin hastaların yorgunluk, bulantı ve uykusuzluk semptomlarının yönetimine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
The sexual dysfunction in individuals with TYPE II diabetes mellitus
This study was conducted to evaluate the sexual dysfunction in individuals with type II diabetes mellitus. The study sample consisted of 280 individuals, 141 of whom were women and 139 men, who had attended to Endocrinology and Metabolic Diseases, Diabetes Clinic of Akdeniz University Hospital between May-June 2014. Data was collected by using personal information form containing socio-demographic characteristics and questions regarding sexual functioning, Female Sexual Function Index and International Index of Erectile Function. Descriptive statistics such as frequency distribution, mean and standard deviation were used to define the sampling. Internal consistency was used for Cronbach's alfa and the methods used for the tests were as follows; t test, Mann-Whitney U, Chi-square test and Fisher' exact test. 95% significance level was used in order to determine the differences in the analysis (α=0.05 tolerance). In our study, 50.4% of individuals were found to be women, 49.6% men and 46.1% of women were in the 46-55 age group and 54% in the 56-60 age group. Mean age of women was 51.60 and of men was 54.46. In the group, 97.9% of women and 99.3% of men were married and all the individuals had a partner. 58.2% of women and 38.8% of men were primary school graduates, 68.1% of the women were housewives and 63.3% of men were retired. Medical nutrition therapy in women was 90.8% and 96.4% in men; use of oral antidiabetic was 83.7% for women, 83.6% for men. The rate of insulin use in women was 31.5% and 36.0% in men. As for the most frequent diabetes related complications, neuropathy came first with 41.8% in women, and retinopathy with 34.5% in men. HbA1C averaged 7.20% in women and 7.78% in men. Treatment compliance rates were found to be moderate, %48.9 in women and %51.1 in men. In the study, the rate of sexual dysfunction was found to be 84.4% in women. The most affected areas were sexual desire (73.8%) and arousal (48.9%). Erectile dysfunction in men rated 90.6%. The most affected areas were satisfaction and orgasmic function rated 76.3% and 25.2% respectively. 55.4% of the men had moderate erectile dysfunction, of 33.8% mild and of %7.2 severe. Hypertension, doing housework, exercise, depression, sexual dysfunction, with itching in the genital area were found to be a significant difference with sexual dysfunction in women. Neurological problems, blood glucose, the book as a source of information / brochures / booklets / with newspaper and his family chose were found to be a significant correlation with sexual dysfunction and erectile dysfunction in men. The rate of sexual dysfunction was found high in men and women. Key Words: Type II Diabetes Mellitus, Sexual Dysfunction, Erectile Dysfunction, Sexuality, Nursing
Kalp yetersizliği olan bireylerde öz bakım yönetiminin incelenmesi ve hemşirelik bakım ve izlem programının hasta sonuçlarına etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı; kalp yetersizliği olan bireylerde öz bakım yönetiminin incelenmesi ve hemşirelik bakım ve izlem programının "öz bakım, yaşam kalitesi, hastaneye tekrar yatma durumuna" etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma, niteliksel ve niceliksel araştırma olarak iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın kavramsal çerçevesini Riegel ve Dickson (2008) tarafından geliştirilen "Kalp Yetersizliği Öz Bakım Teorisi" oluşturmuştur. Niteliksel araştırmada; örneklemi, 18 yaş üzerindeki kalp yetersizliği olan bireyler (n: 24) oluşturmuştur. Veriler "yarı yapılandırılmış görüşme formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmış, "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Niceliksel araştırmada; Deneysel araştırma tasarımı kullanılmış, randomize kontrollü çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırma örneklemini 45 girişim ve 45 karşılaştırma olmak üzere 90 kalp yetersizliği olan birey oluşturmuştur. Girişim grubuna hemşirelik bakım ve izlem programı uygulanmıştır. Veriler başlangıç, üçüncü ve altıncı ayda toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak kalp yetersizliği öz bakım indeksi, sol ventrikül disfonksiyon ölçeği uygulanmış, hastaneye yatma durumu bireylere sorularak ya da hastane kayıtlarından yararlanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Niteliksel araştırmada; Kolaylaştırıcılar ve engeller olmak üzere iki tema ortaya çıkmıştır. Niceliksel araştırmada; Girişim grubunun öz bakım, yaşam kalitesi puanları ile karşılaştırma grubunun puanları arasında istatistiksel olarak üçüncü ve altıncı ayda anlamlı düzeyde fark saptanmıştır. Girişim ve karşılaştırma grubunun hastaneye yatma durumlarına göre karşılaştırılmasında başlangıç- üçüncü ayda anlamlı fark bulunurken, üçüncü-altıncı ayda anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Elde edilen sonuçlar, kalp yetersizliği olan bireylere uygulanan hemşirelik bakım ve izlem programının öz bakım ve yaşam kalitesini geliştirdiğini ve hastaneye tekrar yatma durumunu azalttığını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Kalp yetersizliği, Öz bakım, Yaşam kalitesi, Hastaneye tekrar yatma, Hemşirelik.
İmplante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü (ICD) hastalara uygulanan web tabanlı eğitimin şok anksiyete düzeyine ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Florida Şok Anksiyete Ölçeği'nin (FŞAÖ) Türkiye geçerlik ve güvenirlik çalışmasını gerçekleştirmek ve implante edilebilen kardiyoverter defibrilatörlü (ICD) hastalara uygulanan web tabanlı eğitimin şok anksiyete düzeyine ve yaşam kalitesine etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma metodolojik ve randomize kontrollü çalışma olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Metodolojik aşamada, FŞAÖ'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması için 115 ICD hastasından veri toplanmıştır. Randomize kontrollü çalışma, girişim (n:39) ve kontrol (n:37) olmak üzere 76 hasta ile yürütülmüştür. Girişim grubuna Bandura'nın Sosyal Bilişsel Öğrenme Teorisi'ne göre yapılandırılmış web tabanlı eğitim uygulanmıştır. Veriler girişim öncesi, 3. ay ve 6. ayda toplanmıştır. Veriler χ2 analizi, t testi, tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Florida Şok Anksiyete Ölçeği Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır, Cronbach alfa tüm ölçek için 0.83'tür ve Türkiye örnekleminde tek boyutlu olarak kullanılmasının uygun olduğu saptanmıştır. İkinci aşamada girişim grubundaki bireylerin FŞAÖ puan ortalamaları zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüktür (p=0.016). Girişim grubundaki bireylerin mental sağlık (p=0.010) ve vitalite/enerji (p=0.028) alt boyut puan ortalamaları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir. Mental özet değer ve fiziksel özet değer açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0.05), girişim grubunda mental özet değer puanında zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p=0.038). Sonuç: Florida Şok Anksiyete Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Girişim sonrasında bireylerin şok anksiyete düzeylerinde anlamlı bir azalma, yaşam kalitesi ölçeğinin birçok alt boyutunda ise istatistiksel olarak anlamlı biçimde yükselme olmuştur. Bu nedenle ICD hastaları için uygulanan web tabanlı girişimlerin alternatif bir yöntem olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatör, Şok Anksiyete, Yaşam Kalitesi, Web Tabanlı Eğitim, Sosyal Bilişsel Öğrenme Teorisi.
Kalp yetmezliği olan bireylerde cinsiyetin hastalık algısına etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kalp yetmezliği olan bireylerde cinsiyetin hastalık algısına etkisini incelemektir.Yöntem: Karşılaştırmalı, tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma örneklemine bir üniversite hastanesinin kardiyoloji polikliniğinde takip edilen 115 kalp yetmezliği hastası alınmıştır. Veriler kalp yetmezliği olan bireyi tanılama formu, komorbidite indeksi ve ?Hastalık Algısı Ölçeği? kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare ve t testi kullanılmıştır.Bulgular: Kadınların erkeklere göre anlamlı olarak daha fazla semptom algıladıkları (p<0.05) ve duygusal temsiller puan ortalamalarının daha yüksek olduğu (p<0.05), buna karşılık erkeklerin risk etkenleri puan ortalamalarının kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.001).Sonuç: Bu sonuçlara göre kadın ve erkeklerin spesifik endişelerine yönelik girişimlerin planlanması ve bu girişimlerin etkisinin incelenmesi, hastalık algısını etkileyen diğer değişkenlerin incelenmesi, hastaların risk etkenleri açısından ayrıntılı olarak incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Sözcükler: Kalp yetmezliği, hastalık algısı, hemşirelik, cinsiyet ve hastalık algısı, kalp yetmezliği ve hastalık algısı
Hastanede yatan yaşlı bireylerde demansla ilişkili olabilecek işlevsel -bilişsel bozukluk sıklığının incelenmesi
Bu araştırma hastanede yatmakta olan 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde demans ile ilişkili olabilecek bilişsel ve işlevsel bozukluk sıklığını incelemek amacıyla tanımlayıcı bir çalışma olarak yapılmıştır.Araştırma Haziran-Temmuz 2010 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin 15 farklı yatan hasta kliniğinde yürütülmüştür. Çalışma örneklemini araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uygun 273 hasta oluşturmuştur.Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler Anket Formu, Geriatrik Depresyon Ölçeği Kısa Formu (GDÖ-15), Deliryum Derecelendirme Ölçeği (DDÖ), İşlevsel Faaliyetler Anketi (İFA), Eğitimliler için Düzenlenmiş Standardize Mini Mental Test (D-SMMT) ve Eğitimsizler için Düzenlenmiş Standardize Mini Mental Test (D-SMMT) kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır.Sosyodemografik verilerin sayı ve yüzde dağılımları yapılmıştır. Demans ile ilişkili olabilecek bilişsel ve işlevsel bozukluğu olan ve olmayan kişiler demans gelişimini etkileyebilecek değişkenler açısından ki- kare analizi ve iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ile değerlendirilmiştir.Hastanede yatan 65 yaş üzeri 273 bireyden 91'inde (% 33,3) demans ile ilişkili olabilecek bilişsel ve işlevsel bozukluk olduğu belirlenmiştir. İleri yaşta (p<0,01), kadınlarda (p<0,05), geliri gidere denk ve geliri giderinden az olanlarda (p<0,01), unutkanlık sorunu olduğunu bildirenlerde (p<0,05) ve eğitim düzeyi düşük olanlarda (p<0,01) olası demans görülme riskinin anlamlı derece fazla olduğu bulunmuştur. Medeni durum (p>0,05) ve primer tanısına ek olarak başka bir kronik hastalığının olması (p>0,05) ile demans arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (Tablo 1).Bu çalışma sonuçları hastanede yatan 65 yaş üzeri bireylerde demans ile ilişkili olabilecek bilişsel ve işlevsel yetersizlik oranlarının oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Hastanın hastanede yatış sürecini ve mortalite oranlarını belirleyecek en önemli faktörlerden biri olan bilişsel durumun değerlendirilmesi ve sorunların önceden saptanıp uygun girişimlerde bulunulması hastaların daha iyi bir hastane bakımı almalarına yardımcı olacaktır.
İlk kez akut miyokard infarktüsü geçiren bireylerin tıbbi yardım isteme konusunda nasıl karar verdiklerinin incelenmesi
Amaç: İlk kez akut miyokard infarktüsü (AMI) geçirmiş hastaların semptomları başladıktan sonra tıbbi yardım istemeye nasıl karar verdiklerini açığa çıkarmaktır.Yöntem: Teori üretme tekniği kullanılarak yapılan bu niteliksel araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi kardiyoloji kliniğinde yürütülmüştür. Örneklem seçimi maksimum varyasyon tekniği ile yapılmıştır. İlk kez AMI geçirmiş 30 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler ?yarı yapılandırılmış görüşme formu? kullanılarak ?derinlemesine görüşme? yöntemiyle toplanmıştır. Görüşmelerin tamamı hastalardan izin alındıktan sonra ses kayıt cihazına kayıt edilerek yapılmıştır. Veriler ?tümevarım-içerik analizi? yöntemi ile değerlendirilmiştir.Bulgular: Çalışmada hastaların tıbbi yardım aramaya karar verme süreleri ortalama yedi saat (436,67dk), ortanca süre ise 90 dakika olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda ?normal olmama duygusu? ve ?durumun yaşamsal olduğunu düşünme? olmak üzere iki ana tema ortaya çıkmıştır. Tıbbi yardım aramaya karar vermenin, semptomların ciddi olarak algılanması, semptomları yönetememe, korku ve dış faktörler ile oluşan bir süreç olduğu bulunmuştur.Sonuç ve Öneriler: Bu çalışmanın sonucu yardım aramaya karar vermede semptomları tanımanın önemini göstermektedir. Bu nedenle topluma, koroner arter hastalığı tanısı olan bireylere ve ailelerine akut miyokard infarktüsü semptomları ve erken tıbbi yardım almanın önemi konusunda eğitim programları geliştirilmesi ve basın-yayın destekli bilinçlendirme kampanyalarının düzenlenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Akut miyokard infarktüsü, hemşirelik, hastane öncesi gecikme, tıbbi yardım arama, karar verme, teori üretme.
Web tabanlı verilen diyabet eğitiminin bakım sonuçlarına etkisi randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma Tip 2 diyabetli bireylere internet ortamında verilen diyabet eğitiminin A1c düzeyi ve sağlık kontrollerine gelme davranışı üzerine etkisini test etmek amacıyla deneysel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini randomizasyon ile basit rastgele düzenle belirlenen deney (n:61) ve kontrol (n:61) grubu olmak üzere 122 Tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur.Çalışma bir web sitesi ve bir üniversite hastanesinin Endokrin Polikliniği Diyabet Eğitim Birimi`nde yürütülmüştür. Veri toplamada diyabetli bireyleri tanılamak, gereksinimlerini belirlemek, A1c düzeyi ve sağlık kontrolüne gelme davranışlarını saptamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen iki ayrı form kullanılmıştır. Deney grubunun gereksinimlerine yönelik Özbakım Eksikliği Hemşirelik Teorisi'ne dayalı destekleyici-eğitici yaklaşıma göre eğitim ve veri toplama basamakları web üzerinden yürütülmüş, poliklinikte diyabet hemşireleri ve hekimleri tarafından izlemi sürdürülen kontrol grubunun verileri hasta kayıtlarından araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Repetaed Measure Analizleri kullanılmıştır. A1c düzeyi ve sağlık kontrolüne gelme davranışı izlemleri; girişim öncesi, üçüncü, altıncı, dokuzuncu ve onikinci aylarda yapılmıştır.Deney grubu için zamana bağlı (girişim öncesi, 3.6.9.12.ay) A1c değerinde %8.0'dan %6.9'a anlamlı bir düşüş görülürken (p<0.05), kontrol grubunda ise %8.1'den %8.6'ya bir yükseliş görülmüş ve değişim anlamlı bulunamamıştır (p>0.05). Deney grubunun girişim öncesinde %74 olan sağlık kontrolüne gelme davranışının, onikinci ayın sonunda %100'e, kontrol grubunun girişim öncesi %70 olan sağlık kontrolüne gelme davranışının ise, %82'ye çıktığı görülmüştür. Yapılan güç analizinde araştırmanın gücü 0.85 olarak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, diyabetli bireylerin eğitim ve izleminde web tabanlı izlem sitelerinin, hasta merkezli girişimler içinde tamamlayıcı bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Diyabet Eğitimi, İnternet, Özbakım Eksikliği Hemşirelik Teorisi, A1c, Sağlık Kontrolü.
Kanserli hastaların umut ve başetme düzeylerinin belirlenmesi
Araştırma kanser hastalarının umut ve başetme düzeylerini belirlemek, umudun başaçıkma tarzları üzerine etkisini incelemek, umut ve başetmeyi etkileyen değişkenleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Gündüz Kemoterapi Ünitesine gelen, kanser nedeniyle kemoterapi alan, araştırmaya katılmayı kabul eden 240 hasta oluşturmuştur. Veriler, hastalara anket formu uygulanarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Herth Umut Ölçeği ve Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)'nden yararlanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesi SPSS 11 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Tüm veriler için tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Veriler ilk olarak univariate regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Univariate analiz sonuçlarında toplam umut ve alt ölçekleri, SBÇTÖ alt ölçekleri ile anlamlı bulunan değişkenler multivariate regresyon analizine alınmıştır. Herth Umut Ölçeği'nin üç alt ölçeği ve toplam umut puanı ve SBÇTÖ için ayrı ayrı multivariate analizler yapılmıştır. Ayrıca Herth Umut ölçeği ve SBÇTÖ arasındaki ilişkinin varlığını ölçmek için korelasyon testleri yapılmıştır. Değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.Yapılan çalışma sonucunda bireylerin umut ortalaması 90 üzerinden 71.88±9.10 bulunmuştur. Elde edilen puan ortalamaları hastaların yüksek düzeyde umutlu olduğunu göstermektedir. Hastaların umut düzeyini; aylık gelir, hastalıkla ilgili bilgi düzeyi, semptomlardan ağız içinde yaraların olması, endişeli sıkıntılı hissetme ve korku faktörlerinin etkilediği saptanmıştır. Ayrıca iyileştiğini hissetme, aile desteği gibi faktörlerin de hastaların umut düzeyini etkilediği görülmüştür. Bireylerin umut ve stresle başetme tarzları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. SBÇTÖ puan ortalamaları, her alt ölçeğin puan aralıklarına göre değerlendirildiğinde kanserli hastaların stresle başetmede kullandıkları yöntemlerin sırasıyla kendine güvenli yaklaşım (x=16.12), iyimser yaklaşım (x=10.73), sosyal destek arama yaklaşımı (x=8), çaresiz kendini suçlayıcı yaklaşım (x=10.74) ve boyun eğici yaklaşım (x=8) olduğu görülmektedir. SBÇTÖ sosyodemografik faktörler, hastalıkla ilgili faktörler, kemoterapi semptomları ve umudu etkileyebileceği düşünülen faktörlerle karşılaştırılmıştır.Elde edilen puan ortalamaları hastaların yüksek düzeyde umutlu olduğunu ve stresle başaçıkmada duygulara yönelik yaklaşımlardan çok probleme yönelik yaklaşımları kullandıklarını göstermektedir. Çalışma sağlık çalışanlarına, kanserli hastalarda umut ve başetme yeterliliklerini artıracak uygun müdahaleleri belirlemelerinde önemli veriler sağlamıştır.Anahtar kelimeler: Kanser, umut, başetme, onkoloji hemşireliği
Kanserli bireylerde West Haven Yale çok boyutlu ağrı envanteri'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, kanser tanısı alan bireylerde West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe'ye uyarlanarak, Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin yapılması amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırma, 25 Ocak 2010 - 10 Nisan 2010 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Gündüz Kemoterapi Ünitesi'ne ayaktan tedavi almak üzere gelen 520 birey ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan hastaların tanıtıcı özelliklerini içeren kişisel bilgi formu, West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır.Ülkemizde West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmalarına rastlanmamıştır. Bu envanterin Türkçe versiyonu çeviri-geri çeviri tekniği kullanılarak yapılmıştır. Envanterin Türkçe versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla iç tutarlık katsayısı, madde analizi, test-tekrar test ve paralel form yöntemleri kullanılmıştır. Envanterin Cronbach alfa katsayısı 0.29 ile 0.93 arasında bulunmuştur. Envanterin madde analizi sonuçlarında, envanterin maddeleri arasındaki korelasyonların hepsi anlamlı düzeyde yüksektir. Değişkenler arasında önemli pozitif ilişki gözlenmektedir. West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe versiyonunun ağrı deneyimi boyutu ve günlük aktiviteler boyutu ile Beck Depresyon Ölçeği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0.01); yakınların gösterdikleri tepkiler boyutu ile Beck Depresyon Ölçeği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p>0.05). West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe versiyonunun ölçüt geçerliği alt-üst grup ortalamalarına dayalı madde analizi ile belirlenmiştir. Envanterin üst gruptaki madde puan ortalamaları ile alt gruptaki madde puan ortalamaları incelendiğinde, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Envanterin yapı geçerliğini belirlemek üzere açıklayıcı faktör analizi kullanılmış ve bir madde dışındaki tüm maddelerin faktör yük değerleri 0.432 ile 0.930 arasında bulunmuştur.Sonuç olarak, West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe versiyonunun kanser tanısı alan bireylerde kronik ağrının niteliğini, şiddetini, fiziksel, duygusal, psikososyal ve davranışsal boyutlarını ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri'nin Türkçe versiyonunun farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Kanser ağrısı, West Haven Yale Çok Boyutlu Ağrı Envanteri, geçerlik, güvenirlik.
Kalp yetersizliği olan hastaların ve bakımverenlerin anksiyete-depresyon düzeyleri ve yaşam kalitelerinin belirlenmesi
Araştırma, kalp yetersizliği olan hastaların ve bakımverenlerinin anksiyete-depresyon düzeylerini, yaşam kalitelerini değerlendirmek, birbirleriyle ilişkisini incelemek ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla analitik olarak planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği ve Kliniğine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden, kalp yetersizliği tanısı alan 150 hasta ve 150 bakımveren oluşturmuştur. Veriler, hastalara ve bakımverenlerine anket formu uygulanarak toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Bakımveren Bilgi Formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'nden yararlanılmıştır.Verilerin değerlendirilmesinde SPSS-11 istatistik paket programı kullanılmıştır. Tüm veriler için tanımlayıcı istatistikler, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'ni etkileyen değişkenler için stepwise yöntemi ile çoklu regresyon analizleri, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği arasındaki ilişkinin varlığını ölçmek için korelasyon testleri yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, hastaların ve bakımverenlerinin yaşam kalitelerinin orta düzeyin altında, anksiyete depresyon düzeylerinin ise eşik değerin üstünde ve yüksek olduğu bulunmuştur. Hastaların yaşam kalitelerini ve anksiyete-depresyon düzeylerini; yaş, sağlık durumu, eğitim, hastaneye yatış sayısı, cinsiyet, başka bir kronik hastalığın varlığı, yaşanan semptomlardan ödem, aktivite kısıtlılığı, göğüs ağrısı, uyku problemi ve nefes darlığı gibi değişkenlerin etkilediği görülmüştür. Bakımverenlerin yaşam kalitelerini ve anksiyete-depresyon düzeylerini ise; yaş, cinsiyet, sağlık durumu, eğitim, hastalıkla ilgili bilginin varlığı, aile içinde alınan sorumluluk, evde hasta ile yaşanan sıkıntı gibi değişkenlerin etkilediği belirlenmiştir. Hastaların ve bakımverenlerin yaşam kaliteleri ve anksiyete-depresyon düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, yaşam kalitesi, bakımveren, anksiyete-depresyon, hemşirelik
Oral antidiyabetik ilaç kullanım hataları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu araştırma, oral antidiyabetik ilaç kullanan tip 2 diyabetli bireylerde ilaç kullanım hataları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Çalışma örneklemini en az altı aydır oral antidiyabetik ilaç kullanan, insülin kullanımı olmayan ve çalışmaya gönüllü katılan 190 diyabetli birey oluşturmuştur. Araştırma verileri Haziran-Ağustos 2010 tarihleri arasında bir aile sağlığı merkezinde, anket formu kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare ve lojistik regresyon analizi kullanılmıştır.Çalışmaya katılan diyabetli bireylerde ilaç kullanım hata oranı %64,7 olarak saptanmıştır. Çalışma sonucunda en fazla yapılan ilaç hatası ilaçların zamanında alınmamasıdır. Diğer ilaç hataları, ilaçları karıştırma, ilacı yanlış dozda alma, ilacı yanlış şekilde alma ve kendi kendine ilacı bırakma olarak bulunmuştur. Çalışmamızda ileri yaşta, bekar olanlarda, eğitim seviyesi düşük olanlarda, yalnız yaşayanlarda, evde kendi kendine kan şekerini ölçmeyenlerde, kullandığı ilacın prostpektüsünü okumayanlarda, ilaç kullanım eğitimi almayanlarda ve günlük alınan ilaç sayısı fazla olanlarda ilaç kullanım hatası anlamlı derece yüksek bulunmuştur (p<0,05). Hastalara göre hata nedenleri; ilaç sayısının fazla olması, görme problemleri, okuma-yazmasının olmaması, açlık hissi nedeniyle ilaçtan önce yemek yemeği öncelikli bulma, unutkanlık, ilaç dozunun az ya da fazla geldiğini düşünme, ilacın yan etkisi, ilacı tükendiğinde tekrar almama, kendini iyi hissedip ilaç almaya gereksinim duymama ve ilaç tabletlerinin büyük olması nedeniyle yutmakta güçlük yaşama olarak belirtmiştir. Bu çalışmanın sonucunda oral antidiyabetik ilaç kullanan tip 2 diyabetli bireylerde ilaç kullanım hata oranlarının yüksek olduğu görülmektedir. Oral antidiyabetik ilaç kullanım hataları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesinin sağlık çalışanlarına farkındalık kazandırabileceği ve bu grup hastaya yaklaşımda destek olabileceği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Oral Antidiyabetik İlaçlar, İlaç Hataları, Etkileyen Faktörler
İnmeli bireylerin hastaneye başvurma sürelerini etkileyen etmenlerin incelenmesi
Amaç: İnmeli bireylerin hastaneye başvurma sürelerini etkileyen etmenlerin incelenmesidir.Gereç ve Yöntem: Çalışma Şubat-Mart-Nisan 2011 Tarihleri arasında İzmir ili sınırları içinde yer alan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, Ege Üniversitesi Hastanesi, İzmir S.B. Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde gerçekleştirilmiştir. Hastanelerin acil servislerine müracaat eden bireylerden, inme tanısı alıp nöroloji servisi ya da inme ünitesi bölümlerine yatarak tedavi edilmelerine karar verilen bireyler çalışmaya alınmıştır. Veri toplama aracı olarak "İnmeli Bireylerin Özellikleri" anket formu kullanılmıştır.Bulgular: Acil servise başvuran ve inme tanısı alan 517 bireyin hastaneye başvuru zaman ortancasının 210 dakika (3.5 saat) olduğu, %47'sinin (n= 243) ilk üç saatte hastaneye başvurduğu bulunmuştur. Başka sağlık kurumuna giden (p= .000), belirtileri 01.00-18.00 saatleri arasında başlayan (p= .001) bireylerin daha geç hastaneye başvurdukları görülmüştür. Hastaneye nakil sırasında ambulans kullanan (p= .000), belirtiler başladığında yanında biri olan (p= .002) bireylerin anlamlı olarak hastaneye erken başvurdukları görülmüştür.Sonuç: Görüşülen bireylerin hastaneye ulaşma süresi yaşam kurtarıcı tedavi seçeneği olan rt-PA uygulanabilmesi için sınır olan üç saatin üzerindedir. Bu çalışmanın sonuçları, bu süreyi kısaltmada ve erken başvuru oranını artırmada en yakın inme merkezine en hızlı ulaşımı sağlayabilmek için acil yardım sistemlerinin organizasyonun ve inme belirtilerini hızla tanıyıp tıbbi yardım arayabilme konusunda toplumu bilinçlendirmenin önemini ortaya koymaktadır.Anahtar Sözcükler: inme hemşireliği, hastane öncesi dönem, gecikme
Tip 2 diyabetli bireylerde diyabet belirtileri kontrol listesi ölçeği'nin geçerlik güvenirlik çalışması
Bu araştırmanın amacı, Tip 2 diyabetli bireylerde Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanarak, Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin yapılmasıdır. Araştırma, 25 Ocak 2011 - 1 Nisan 2011 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine muayene olmak üzere gelen 340 birey ile yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır.Ölçeğin Türkçe versiyonu çeviri-geri çeviri tekniği kullanılarak yapılmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla, iç tutarlık katsayısı ve madde analizi yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.75 ile 0.92 arasında bulunmuştur. Ölçeğin madde analizi sonuçlarında, maddeler arasındaki korelasyonların hepsi anlamlı düzeyde yüksektir. Değişkenler arasında önemli pozitif ilişki gözlenmektedir. Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun ölçüt geçerliği alt-üst grup ortalamalarına dayalı madde analizi ile belirlenmiştir. Ölçeğin üst gruptaki madde puan ortalamaları ile alt gruptaki madde puan ortalamaları incelendiğinde, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliğini belirlemek üzere doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi yöntemleri kullanılmış ve tüm maddelerin faktör yük değerleri 0.36 ile 0.89 arasında bulunmuştur. Faktör analizi sonuçlarına göre, orginal ölçek ile Türkçe versiyon alt ölçekleri benzer bulunmuştur.Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun Tip 2 diyabetli bireylerde yaşanan semptomların etki düzeyini ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Diyabet Belirtileri Kontrol Listesi Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun farklı sosyo-ekonomik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmektedir.
Akut koroner sendromlu hastalarda çok boyutlu yaşam kalitesi indeksinin geçerlik ve güvenirlik çalışması
ÖZETBu çalışma, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği (Multidimensional Index of Life Quality)'ni Türkçe'ye uyarlamak ve akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda geçerlik ve güvenirliğini belirlemek üzere metodolojik olarak planlanmıştır.Araştırmanın örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji polikliniği ve servisinde izlenen akut koroner sendrom tanısı alan 370 hasta oluşturmuştur. Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin çok boyutlu ölçümünü yapmak amacıyla geliştirilen 35 maddelik bir ölçektir. Ölçeğin Türkçe dil geçerlik çalışması altı uzman tarafından yapılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliği için beş uzmandan görüş alınmıştır. Uzmanlardan gelen görüşler, ölçeğin maddeleri arasındaki korelasyonun oldukça iyi olduğunu göstermiştir (p=0.063). Açıklayıcı faktör analizi sonucunda toplam varyansı %69.7 olan altı faktörlü bir yapı elde edilmiştir. Ölçeğin iç tutarlığını belirlemek için hesaplanan cronbach alfa katsayısı ölçek toplam puanı için 0.94 olarak bulunmuştur. Güvenirlik çalışmaları kapsamında, ölçeğin altı alt boyutu için 0.43-0.95 arasında değişen korelasyonlar belirlenmiştir. Test-tekrar test korelasyonları anlamlı düzeyde (p < 0.01) ve yüksek (r = 0.87) bulunmuştur. Paralel form yönteminde, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği ile Miyokart İnfarktüsü Boyutsal Değerlendirme Ölçeği arasındaki karşılıklı korelasyon negatif yönde, orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.Hastaların tanıtıcı bilgilerine ilişkin olarak, yaş, medeni durum, meslek, eğitim durumu, gelir-gider durumu ve birlikte yaşadığı bireyler değişkenleri, birlikte, bireylerin yaşam kalitesi ile anlamlı bir ilişki vermiştir. Hastalıkla ilgili özelliklerine bakıldığında ise, miyokart infarktüsü geçirme sıklığı, alkol kullanımı, hastaneye yatış sayısı, egzersiz yapma ve ilaçları düzenli kullanma değişkenleri, birlikte, bireylerin yaşam kalitesi ile anlamlı bir ilişki vermiştir.Sonuç olarak; Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin Türkçe versiyonundan elde edilen ölçümlerin orijinal ölçek yapısıyla uyumlu, Türk toplumu için geçerli ve güvenilir olduğu bulunmuştur. Ölçeğin, Türk toplumunda akut koroner sendrom tanısı alan bireylerde kullanılabileceği ve yaşam kalitesini çok boyutlu olarak değerlendirebileceği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Yaşam Kalitesi, akut koroner sendrom, geçerlik ve güvenirlik.
Yaşlı bireylerde geriatrik ağrı ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu metodolojik araştırmanın amacı, yaşlı bireylerde Geriatrik Ağrı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirliğinin yapılmasıdır. Çalışmanın verileri, 1 Mart 2012 - 10 Haziran 2012 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniği'ne ayaktan tedavi için gelen 244 bireyden toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak; Mini Mental Durum Değerlendirme Formu, araştırmacı tarafından hazırlanan hastaların tanıtıcı özelliklerini içeren Kişisel Bilgi Formu ve Geriatrik Ağrı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır.Ölçeğin Türkçe versiyonunun dil geçerliği çeviri ve geri-çeviri tekniği kullanılarak yapılmıştır. Geriatrik Ağrı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun ölçüt geçerliği alt-üst grup ortalamalarına dayalı madde analizi ile belirlenmiş, üst ve alt grup madde puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (t=38.597 p= 0.000). Ölçeğin yapı geçerliğini belirlemek üzere açıklayıcı faktör analizi kullanılmıştır. Faktör analizi sonuçlarına göre; orijinal ölçek ile Türkçe versiyon alt ölçekleri benzer bulunmuştur. Ölçeğin Türkçe versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla iç tutarlık katsayısı ve madde analizi yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0.85, ölçek alt boyutlarının Cronbach alfa değerleri 0.67 - 0.93 arasında bulunmuştur. Ölçeğin madde analizi sonuçlarında, ölçeğin maddeleri arasındaki korelasyonların hepsi anlamlı düzeyde yüksektir. Değişkenler arasında önemli pozitif ilişki belirlenmiştir. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin, Geriatrik Ağrı Ölçeği puan ortalamalarına göre % 48.8'inde (n= 119) hafif ağrı, % 43 ünde (n=105) orta ağrı, % 8.2'sinde (n=20) şiddetli ağrı olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak, Geriatrik Ağrı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun yaşlı bireylerde ağrının niteliğini, şiddetini, fiziksel, duygusal, psikososyal ve davranışsal boyutlarını ölçmek için geçerli ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Geriatrik Ağrı Ölçeği'nin Türkçe versiyonunun farklı sosyo-demografik özelliklere sahip gruplarda uygulanması ve bu gruplardaki geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Geriatrik Ağrı Ölçeği, geçerlik, güvenirlik, hemşirelik.
İç hastalıkları kliniklerinde yatan yaşlılarda sıvı dengesini etkileyen faktörler
Bu araştırma iç hastalıkları kliniklerinde yatan yaşlı bireylerde sıvı dengesi ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları kliniklerinde yatan hastalardan ve araştırma örneklemini bilişsel yeterliliği olan, okuma yazma bilen, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve 0.5-1 ml/kg/h' den fazla idrar çıkışı olan 100 hasta oluşturulmuştur. Araştırma verileri 01.07.2013-30.09.2013 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi İç Hastalıkları kliniklerinde, anket formu kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, kikare, MannWhitney U testi, korelasyon, regresyon ve logistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hastaların aldığı çıkardığı sıvıların denge durumu incelendiğinde; %48'inin dengede olduğu, % 52'sinin ise dengede olmadığı görülmüştür. Hastaların günlük aldığı toplam sıvıların (IV+ oral) ortalaması 1290.55±374.03 ml olarak bulunmuştur. Hastaların aldığı çıkardığı sıvı denge durumu ile hastaların aldığı toplam sıvılar (IV,oral) (p<0,05) ve hastaların aldığı IV sıvılar (p<0,05) arasında da pozitif yönlü ve orta güçte bir korelasyon olduğu bulunmuştur. Hastalarda sıvı dengesini etkileyen faktörlerden idrar kaçırma durumunun sıvı dengesi üzerinde etkili olduğu bulunmuştur (p<0,05). Yaş, cinsiyet, tanılar, kullandığı ilaçlar, suyu kendi alma durumu, defekasyon çıkışı ve bulantı/kusma durumu ile sıvı dengesi arasındaki istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Hastaların sıvı dengesine ilişkin parametreler (vücut ağırlığı, kan basıncı, nabız, solunum, vücut ısısı, deri turgor tonüsü, 24 saatlik idrar çıkışı, idrar pH, idrar osmolaritesi) ile sıvı dengesi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlara göre yaşlı hastalara aldığı çıkardığı sıvı dengesine yönelik bilgiler verilmeli, sağlık çalışanlarının da bilgileri yenilenmeli ve farkındalık düzeyleri arttırılmalı; hem sağlık çalışanlarına, hem de hasta ve yakınlarına eğitimler planlanmalıdır.