
19
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Küreselleşme kavramı iktisadi boyutu ve Türkiye'ye yansıması
Bu çalışmada, küreselleşme kavramı, iktisadi boyutu ve Türkiye'ye yansıması elealınmıştır. Küreselleşme kavramının gelişiminde önemli olan üç ana tarih vardır. Bunlar; 1789 Sanayi Devrimi, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ve 1991 SSCB'nin dağılması tarihleridir. Buçalışmada bu üç tarihin dünya küresel ekonomisine etkileri tarihi süreç içinde değerlendirilmiştir. Dünyadaki belli başlı küresel mali olaylar ele alınarak Türkiye'yeetkilerine yer verilmiştir.Bu tez üç ana bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde, Küreselleşme kavramı elealınmıştır. İkinci bölümde, küreselleşmenin iktisadi tarihi ele alınarak küreselleşmeninekonomik faktörleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde, küreselleşmenin, cumhuriyetöncesinden günümüz Türkiye'sine kadarki etkileri incelenmiştir.
Yıllara yaygın inşaat taahhüt ve onarım işlerinin vergilendirilmesi ve muhasebeleştirilmesi (Türkiye uygulaması)
Gelir Vergisi Kanunu'nun birinci maddesinde gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır denilmek suretiyle, vergiye tabi gelirin belirlenmesi açısından takvim yılının esas alınacağı ifade edilmektedir. Genel kural bu olmakla birlikte, bazı faaliyetler açısından durum farklıdır. Bu farklılık yıllara yaygın inşaat ve onarma işlerinde açıkça görülmektedir. İnşaat ve onarım işlerinde elde edilen kazançlar Gelir Vergisi Kanunu'nun ticari kazançlar ile ilgili hükümlerine göre vergilendirilmektedir. Ancak yıllara yaygın inşaat ve onarma işlerinde işin bitim tarihinin birden fazla yıla yayılması ve gelir ve giderlerin takvim yılı içerisinde gerçek olarak tespit edilmesindeki zorluklar nedeniyle, yıllara yaygın inşaat ve onarma işleri için yıllık gelir esası prensibinin dışında başka bir vergilendirme rejimi uygulanmaktadır.Yıllara yaygın inşaat ve onarma işlerinde gelir ve giderlerin, takvim yılı içerisinde gerçek olarak tespit edilmesindeki zorluk nedeniyle uygulanan özel vergilendirme rejimi, kazancın tespit edilmesindeki zorluğu ortadan kaldırmış, ancak uygulamada başka belirsizliklere, başka tartışmalara yol açmıştır.Çalışmamızda, Gelir Vergisi Kanunu'nun 42-44'üncü maddelerinde hüküm altına alınan düzenlemeler ve bu düzenlemelerin Tek Düzen Muhasebe Sistemi açısından muhasebeleştirilmesi, uygulamada yarattığı tartışmaların neler olduğu ve bu tartışmalı konuların çözüm yollarının neler olabileceği açıklanmaya çalışılmıştır.
Serbest bölgelerde mali yapı sorunları. Ege serbest bölge örneği
Küreselleşmeyle birlikte dünyamız ortak bir ekonomik pazar haline gelmiştir. Küresel sermaye, yatırımlarını en fazla kar elde edecekleri ülkelere yapmaktadır. Bir ülkeye yabancı sermaye gelmesi demek, yatırım demek, istihdam demek, ekonomik kalkınma ve güçlenme demektir. Ülke yönetimleri, kimi zaman zararlı vergi rekabetiyle kimi zamanda yasal zeminde teşvik yasaları ve teşvik bölgeleri ile yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekebilmek için yarışmaktadırlar. Bugün toplam dünya ticaretinin yaklaşık %15'i serbest bölgelerde gerçekleşmektedir. Serbest bölgeler, sağladıkları büyük istihdam, yeni teknoloji girişi ve ülke ekonomilerine katkılarından dolayı devletler tarafından desteklenmektedirler. Aynı zamanda da, vergi teşvikleri ve gümrük işlemlerindeki kolaylıklar başta olmak üzere diğer avantajlar nedeniyle özellikle yabancı yatırımcıların tercih sebebi olmaktadırlar.İzmir-Gaziemir'de 2.2 milyon m2 alanda kurulu olan, 73'ü yabancı olmak üzere toplam 264 ihracata dönük firmanın faaliyet gösterdiği Ege Serbest Bölgesi (ESBAŞ); 3218 Sayılı Yasaya dayanan özel vergilendirme modelinin uygulandığı Türkiye'de ki 19 serbest ticaret bölgesinden biridir. Ege Serbest Bölge modeli çerçevesinde; istihdam, yatırım ve ihracat açısından sağlanan vergisel avantajlar, yerli ve özellikle yabancı yatırımcıların ekonomiksel açıdan sözü edilen bölgeyi tercih etmelerine etken olmuştur.Bu çalışmada; ilk olarak serbest bölgelerin tarihsel gelişimi anlatılıp, dünyada ve Türkiye'de ki uygulamaları ele alınmıştır. Daha sonra Türkiye'de serbest bölgelerdeki vergi uygulamaları irdelenerek, ESBAŞ modeli kurulmuştur. Takiben, vergi cenneti eşdeğeri ESBAŞ modelinin kritik kontrol noktaları oluşturularak, vergisel analiz ortaya konulmuştur. Buradan hareketle serbest bölgelerin ekonomiye katkıları üzerinde durulmuştur.
Türkiye'de bağımsız dış denetim kuruluşlarının vergi denetimi üzerindeki etkisi
Günümüzde devletler tarafından benimsenen serbest piyasa ekonomisi nedeniyle özelleştirmeler artmakta ve devletler ekonomideki üstlendikleri görevleri azaltmaya çalışmaktadırlar. Ancak ekonomik olarak özelleştirmeler yoluyla küçülmeye çalışan devletlerin üstlendikleri hizmetlerin bu yolla azalmadığı görülmektedir. Aksine gelişen ekonomilerle birlikte devletin özellikle hizmet sektöründeki görevlerinin arttığı görülmektedir. Bu artış devletin üstlendiği maliyetleri de arttırmaktadır.Devletin üstlendiği kamu hizmetlerini yerine getirmek için kullandığı en önemli araç vergileme hakkıdır. Vergilemenin temel amacı kamu hizmetlerinin finansmanını sağlamaktır.. Devlet ülkesindeki mükellefleri mali güçlerine göre vergilemeye tabi tutmaktadır.Devletin en önemli finansman kaynağı olarak kullandığı vergi gelirlerinin zamanında toplanabilmesi oldukça önemlidir. Ancak ülkemizde vergi gelirlerinin ; çeşitli nedenlerle toplanamadığı görülmektedir. Bu soruna neden olan pek çok sebep bulunmaktadır. Bu sebeplerin başında da vergi denetiminde yaşanan sorunlar ve yetersizlikler gelmektedir.Ülkemizde devlet vergi denetimi alanında oldukça yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple devlet bazı özel kuruluşlara vergilemeye kaynak teşkil eden unsurların düzenlenmesi ve incelenmesi için yetki vermiştir. Bu konuda yetkilendirilen meslek mensupları Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirlerdir.Defter tutma , finansal tablolar analizi yaparak raporlama yapma , denetim ve tam tasdik hizmetlerinin yanı sıra danışmanlık hizmeti de veren meslek mensuplarının bir araya gelerek kurdukları bağımsız dış denetim kuruluşlarının vergi denetimini destekleyerek vergi gelirlerinin attırılmasında önemli rol oynadığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler : 1) Bağımsız Dış Denetim , 2) Vergi İncelemesi 3) Denetçi
Sermaye şirketlerinde kar dağıtımının vergilendirilmesi ve muhasebeleştirilmesi
İşletmelerin temel amacı belli bir dönemde gerçekleştirdikleri faaliyetleri sonucu kâr elde etmektir. Kâr en basit ifadeyle giderler ile gelirler arasındaki olumlu farktır. İşletmelerin bir yıllık faaliyet sonuçlarını ortaya koyan en önemli gösterge isletme kârıdır. Bir yıllık faaliyet sonucu elde edilen kârın önemli bir kısmı devlete vergi olarak aktarılırken kalan kısmın şirket bünyesinde yedek akçe olarak pay sahipleri ve bunlar dışında kalanlara dağıtımı söz konusudur.Genel olarak kâr dağıtım prensipleri, Türk Ticaret Kanunu'nda belirlenmiştir. Kâr dağıtımı Türk Ticaret Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu ve vergi mevzuatı açısından ele alınmıştır. Kar dağıtımı ayrıca muhasebe ilkeleri açısından da ele alınmıştır.Faaliyet sonucu elde edilen kârın başlangıcından nihai dağıtım aşamasının son halkasına kadar geçen sürelerde yasalarda yer alan düzenlemelerin çokluğu dikkat çekmektedir. Konu bir bütün olarak değerlendirildiğinde kârın dağıtımı ve vergisel yükümlülüklerin hesabı konusu yasal mevzuat açısından tekrar değerlendirilmeli, daha açık ve anlaşılır düzenlemeler yapılmalıdır.
Vergi İcra Hukuku`nda ödeme emri ve sonuçları
ÖZETYüksek Lisans TeziVERGİ İCRA HUKUKUNDA ÖEDEME EMRİ VE SONUÇLARIUluğ İlve YücesoyDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüMali Hukuk Anabilim DalıMaliye BölümüVergi icra hukuku ile ödeme emri arasındaki ilişki, bir süreç ile ilk adımarasındaki ilişki gibidir. Ödeme emri işlemi olmaksızın vergi icra hukukudisiplini düşünülemez.Ödeme emri işlemi; hem idare hukuku, hem vergi hukuku, hem anayasahukuku hem de vergi icra hukukuyla da bağlantılıdır. İdari işlem kimliği ileidare hukukunun konusu olan ödeme emri; kanuni idare , hukuk devleti,insanhaklarına saygılı devlet ilkesi gereğince anayasa hukukuyla bağlantılıdır.Maddivergi hukukunun bir anlamda garanti edici kısmı olmasından dolayı vergihukukuyla la da bağlantılıdır.Bu çalışmada, ödeme emri işlemini maddi vergi hukuku, anayasa hukuku veidare hukuku bağlamında nasıl şekli vergi hukukunun yani vergi icrahukukunun bir parçası olduğu incelenmiştir. Öncelikle vergi icra hukukuöncesi icra hukuku incelenmiş, ardından vergi icra hukukunun temelleri veilkeleri üzerine durulmuştur. İkinci bölümde, vergi icra hukukuna konu olankamu ve vergi alacakları kuramsal,tarihsel ve mevzuat açısından elealınmıştır.Üçüncü bölüm ise vergi icra hukukunun başlangıcı ödeme emrininkuramsal temelleri incelenmiş,ödeme emri işleminin hukuk dünyasında ortayaçıkış şekli yani tebliğine kadarki süreç incelenmiştir.Tebliğ sonrası süreçte iseolasılıklara göre ödeme emrinin olası sonuçları incelenmiş ve sonuçbölümünde çeşitli öneriler getirilmiştir.2006,124 sayfaAnahtar Kelimeler:Ödeme emri işlemi,Vergi icra hukuku,insan hakları,icrahukuku,anayasa hukuku,idare hukuku.
Tüketim vergileri boyutunda elektronik ticaret
Elektronik ticaretin çok farklı tanımlamaları yapılmaktadır. Bazı tanımlamalar geleneksel ticaret sekillerinin de kullandıgı araçlarla yapılan ticareti elektronik ticaret olarak tanımlarken bazı tanımlamalar sadece internet üzerinden yapılan ticareti elektronik ticaret olarak tanımlamaktadırlar. Elektronik ticarette vergilendirme ile ilgili bazı sorunlar bulunmaktadır. Elektronik ticaretin vergilendirilmesinde yasanan ana sorun dijital (sayısal malların) yani dataların internet üzerinden satısının yapılmasının vergilendirilmesinin ne sekilde yapılacagı yönündedir. Elektronik ticaret hızla büyürken politikacılar ve akademisyenler tarafından elektronik ticaretin ne sekilde vergilendirilecegi yogun olarak tartısılmaktadır. Bazı çevreler elektronik ticaret alanının serbest bölgeler gibi vergisiz bir alan olması gerektigini savunmaktadırlar. Bazı akademik çevreler internetin yeni ticaret dünyası olarak degerlendirilmesi gerektigi dolaysıyla yeni dünyada yeni vergi sistemleri getirilmesi gerektigini savunarak elektronik ticaretin yeni vergi düzenlemeleri ile vergilendirilmesini savunmuslardır. Bu görüse göre internet hattı üzerinden geçen her birim (byte) basına vergi alınması teklif edilmistir. Bazı çevreler ise elektronik ticaretin geleneksel ticaret ile aynı sekilde ve aynı düzenlemelerle vergilendirilmesini savunmaktadırlar. Vergilendirmenin ne sekilde yapılacagı kesin olarak belirlenmemistir.
Türk Ceza Hukukunda ve Vergi Ceza Hukukunda tekerrür (Afyonkarahisar örneği)
Tekerrür, bir kez ceza mahkûmiyetine uğradıktan sonra tekrar suç işleyen inatçı suç-luların ıslah edilmesine yönelik bir suç politikası aracıdır. Bu çalışmada tekerrür kurumu-nun kavramsal incelemesi, tarihi gelişimi ve teorik temelleri açıklanmıştır. Türk Ceza Hu-kuku'nda ve Vergi Ceza Hukuku'nda tekerrürün düzenleniş şekli, şartları, kapsamı ve so-nuçları incelenmiştir. Afyon E Tipi Cezaevinde bulunan tekerrüre düşen mahkûmlarla, bun-ların suç profilini tespit etmeye yönelik bir anket çalışması yapılmıştır. Yapılan araştırma-da, tekerrüre düşmüş mahkûmların tekerrüre düşmesinde, işsizlik ve ekonomik nedenlerin, yaş küçüklüğünün, arkadaşlık ortamının, eğitim seviyesinin düşüklüğü gibi nedenlerin önemli rol oynadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, vergisel kabahatlerde tekerrüre düşen vergi mükelleflerini ve tekerrüre düşme nedenlerini tespit etmeye yönelik olarak Afyonkarahisar'daki vergi mükellefleri üzerinde bir anket çalışması yapılmıştır. Bu çalış-mada denetim geçiren mükelleflerin büyük bir çoğunluğunun tekerrüre düştüğü görülmüş-tür. Vergisel kabahat işlenmesinin ve vergisel kabahatlerde tekerrüre düşülmesinin en önemli nedeni, denetimlerin yeterince yapılmaması ve vergi yükünün ağır olmasıdır.Anahtar kelimeler; Tekerrür, Türk Ceza Hukuku, Vergi Ceza Hukuku, Afyonkarahisar Örneği.
Vergi kayıp ve kaçağının nedenleri ve çözüm yolları (1980 sonrası Türkiye uygulaması)
ÖZET Özel mülkiyetin hakim olduğu ekonomik sitemlere sahip devlet tiplerinde, devletin başlıca gelir kaynağı vergilerdir. Günümüzde vergiler sadece bir kamu geliri değil, aynı zamanda bir maliye politikası aracıdır. Vergiler devletin egemenlik gücüne dayanarak herkesten mali gücü oranında zora dayanarak aldığı kamu gelirleridir. Vergiler, her ne kadar zora dayanarak almıyor dense de vergilere gösterilecek büyük reaksiyonlara engel olabilmek için, bir ölçüde de olsa vergi ödeyenlerin de rıza göstermesi gerekir. Aksi halde vergiye karşı reaksiyonların şiddeti vergiden kaçınma, vergi kaçırma yada çeşitli yollarla vergi yükünü başkaları üzerine aktarmadan da öte vergi reddi olayına kadar gider. Vergiye karşı gösterilen bu reaksiyonlar vergi kayıp ve kaçağına yol açar. Vergi kayıp ve kaçağının mali, ekonomik,sosyal ve psikolojik etkileri vardır. Bu nedenle vergi kayıp ve kaçağının ne kadar olduğunun bilinmesi gerekir. Bunun için çeşitli ölçme yöntemleri geliştirilmiştir. Karma ekonomik yapıya sahip ülkemizde de devletin en önemli ve sağlam gelir kaynağı vergilerdir. Fakat vergiler kamu harcamalarını karşılayamamakta ve devlet kamu harcamalarını karşılayabilmek için borçlanma ve emisyona baş vurmaktadır. Oysa ülkemizde, 1 996 yılı için 3 katrilyon TL 'yi aşkın vergilenemeyen gelir ve buna isabet eden 700 trilyon TL'yi aşkın vergi kayıp ve kaçağı vardır. Bu miktar ise bütçe açıklarına yakındır. Vergi kaçırmanın ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenleri vardır. Ülkemizde vergi kaçakçılığının en yoğun olduğu kesim, kendi hesabına çalışanlardır. Vergi kayıp ve kaçakçılığı, devlet gelirlerinin azalmasına, ekonomik istikrarsızlığa, rekabet eşitsizliğine, gelir dağılımında adaletsizliğe ve devlete güvenin sarsılmasına neden olur. Veri kaçırma, yasal işlemlerde kanuni ödevlerini yerini getirmemekle yada yasadışı işlemler yaparak devletin bilgisi dışında faaliyet göstererek yapılır. Vergi kayıp ve kaçağını önlemek için herşeyden önce adil bir vergi düzeni ve etkin bir vergi denetimi gerekir
İktisadi kalkınma açısından teşvik edici vergi politikasının önemi (Türkiye uygulaması)
ÖZET Gelişmekte olan ülkelerde iktisat politikası amaçlarının başında iktisadi kalkınmanın sağlanması gelmektedir.İktisadi kalkınmanın sağ lanması uzun bir süreci gerektirmektedir. Bu sürecin ilk aşaması başta alt yapının kurulması, daha sonra ise sınai üretime önem verilmesidir. Başka bir deyişle, kalkınmanın sağlanması sanayileşmeyle paralellik arzetmektedir. Bu bağlamda devletin tam kamusal yatırımları gerçek leştirerek, özel sektörün tasarruf imkanlarını artırıcı teşviklere ağırlık vermesi gerekmektedir. Ülkemizdeki gelişmeler esas alındığında planlı dönemle birlikte teşvik politikalarının önemi daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmış- tır.Bunlar içinde vergisel teşvikler ağırlıklı olarak uygulama alanı bul- muştur.Özellikle 1980' den sonra ihracata dayalı sanayileşme politikala rının önem kazanmasıyla bu tür teşvik uygulamaları yoğunluk kazan mıştır.
Türkiye`de kayıtdışı ekonominin vergi gelirleri üzerindeki etkisi
Türkiye'de kayıtdışı ekonominin vergi gelirleri üzerindeki etkisi çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Çalışmamızda kayıtdışı ekonominin tanımı, özellikleri, nedenleri, ölçüm yöntemleri ve etkilerine ilk bölümde yer verilmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de kayıtdışı ekonominin nedenteri, boyuttan ve vergi gelirleri üzerinde oluşturduğu etkiler incelenmiş ve kayıtdışı ekonominin Türkiye'de yoğun olduğu sektörler hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde, öncelikle kayıtdışı ekonominin global boyutları hakkında bilgi verilmiş ve daha sonra Türkiye'de kayıtdışı ekonominin önleneb'rtmesine yönelik olarak yapılan düzenlemelere ve kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınabilmesi için yapılması gerekenler öneriler halinde sunulmuştur.
Mali kanunların karmaşıklığı açısından Türkiye'de belediyelerin karşılaştığı sorunların incelenmesi
Okunabilirlik, bir metnin anlaşılırlık düzeyini belirleyen ve metinlerin hece yapısı, kelime uzunlukları ile cümle karmaşıklığı gibi dilbilimsel özellikler temelinde değerlendirilen bir kavramdır. Literatürde okunabilirlik araştırmaları, ilköğretim ders kitaplarından yasal metinlere kadar geniş bir yelpazede çeşitli metin türlerini incelemektedir. Maliye alanındaki mevcut çalışmalar ise öncelikle vergi mevzuatının mükellefler nezdindeki anlaşılırlık düzeyine odaklanırken, mahalli idareler ve özellikle belediyelere ilişkin mali mevzuatın okunabilirliği konusunda önemli bir araştırma boşluğu bulunmaktadır. Bu tez çalışması, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak, Türkiye'de belediye mali mevzuatının okunabilirlik düzeyini analiz etmektedir. Çalışma, Türkçe metinlerin okunabilirlik analizinde yaygın olarak kullanılan Ateşman Okunabilirlik Formülü' nü (1997) temel almaktadır ve bu kapsamda belediye maliyesine ilişkin mevzuat metinleri; dilsel karmaşıklık, teknik terim yoğunluğu ve yapısal özellikler açısından detaylı şekilde incelenmektedir. Bu analizler, mevzuat metinlerinin erişilebilirlik düzeyini objektif ölçütlerle değerlendirmeyi ve mevcut duruma ilişkin bilimsel veriler sunmayı hedeflemektedir. Çalışmada, belediye finansman sisteminin temelini oluşturan altı kritik mahalli kanun metni (1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun ile 5957 sayılı Sebze ve Meyveler İle Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun), detaylı olarak analiz edilmiş ve bu metinlerin okunabilirlik düzeylerinin büyük ölçüde "Zor" ve "Çok Zor" kategorilerinde yer aldığı tespit edilmiştir. Söz konusu mevzuatın karmaşıklığı ve anlaşılırlık sorunları ise belediyelerin görev-sorumluluk tanımlarının, mali sistem işleyişinin ve gelir kaynaklarının yeterince anlaşılamamasına ve etkin şekilde uygulanamamasına yol açmaktadır. Çalışma ayrıca Türkiye'de belediye finansmanı alanında yeterince araştırılmamış bu önemli sorunu ele alarak, mahalli idarelerin reformları ve mevzuat sadeleştirme çalışmaları için önemli veriler ve öneriler de sunmaktadır.
Türk Vergi Hukukunda ihtirazi kayıt kurumu
"Türk Vergi Hukukunda İhtirazi Kayıt Kurumu" üzerine yapılan çalışma ile ihtirazi kayıt kurumunun vergi hukuku özelinde ortaya çıkış nedenleri ve hukuki niteliği ele alınarak, yargı aşamasına yansımalarının incelenmesi amaçlanmıştır. İhtirazi kayıt kurumunun uygulamada oldukça geniş ve önemli bir yeri olmasına rağmen bu konuda çok fazla kapsamlı çalışmanın bulunmaması da tez konusu seçiminde etken olmuştur. Bu bağlamda, ihtirazi kaydın tarihsel gelişimi, farklı hukuk disiplinleri ile ilişkisi, uygulama yöntemleri ve temel haklar ile ilişkisi ele alınmıştır. İhtirazi kayda ilişkin süreç içerisinde verilmiş önemli ve zaman zaman çelişkili yargı kararları ve konunun temel hak ve özgürlüklere ilişkin boyutunu irdeleyen Anayasa Mahkemesi kararları incelenerek değerlendirme ve görüşlerimize yer verilmiştir.
Vergi ceza hukukunda çift defter tutma fiili
Geçmişten günümüze devletin görevleri giderek artma eğilimi göstermiştir. Artan bu görevler karşısında devletin kamusal mal ve hizmetlerin finansmanını sağlamaya yönelik kamu gelirlerini hatasız, vaktinde ve kayıpsız şekilde toplaması zorunlu bir hal almıştır. Vergileme aşamasında vergi yasaları ve vergi idaresi vasıtasıyla kayıp ve kaçağın engellenebildiği ölçüde devlet gelir dağılımında adalet, kaynak dağılımında etkinlik, ekonomik istikrar gibi toplumsal barışı destekleyen ekstra fiskal fonksiyonlarını yerine getirebilecektir. Vergi Ceza Hukuku, vergi kanunlarında düzenlenmiş olan vergisel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesinden doğan kabahat ve yine vergi kanunlarında yasa koyucu tarafından tanımı yapılan vergi suçlarının ve bunlar hakkında öngörülen cezai yaptırımları inceleyen bir bilim dalıdır. Vergi kaçakçılığı suçuna yol açan fiiller ve bu suç için öngörülen cezai yaptırımlar 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu çalışmada, vergi kaçakçılığına yol açan fiillerden biri olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-1 bendinde düzenlenen "defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydetmek" fiili doktrindeki adı ile çift defter tutma fiilinin hukuk sistemi içindeki yeri incelenerek bu fiile yol açan sebepler ile e-defter uygulamasına geçilmesinin ardından fiilin tespitinin ne şekilde yapılabileceği ve son olarak fiilin işlendiğinin tespitinin ne gibi yöntemlerle ortaya çıkarılabileceği değerlendirilmiştir.
Dar mükellef kurumların vergilendirilmesi
Dar mükellefiyet, Türk vergi sisteminde gelir üzerinden alınan vergilerdeki mükellefiyet çeşitlerinden bir tanesidir. Kurumlar Vergisi Kanununa (KVK) göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan kurumlar dar mükellef olmakta ve sadece Türkiye'de elde ettikleri kazanç ve iratlar dolayısıyla vergilendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, dar mükellef kurumların, başta KVK olmak üzere Türk vergi sistemine eklenen yeni vergiler ile diğer bütün vergi kanunlarından kaynaklanan yükümlülüklerini tespit etmektir. Dar mükellefiyete göre vergilendirmenin temeli yersellik ilkesidir. Ancak her devletin vergi kanunlarını yer bakımından uygularken aynı ilkeyi tercih etmemesi ve yersellik ilkesinden kişisellik ilkesine doğru eğilim göstermesi sonucunda, vergilendirme yetkileri çatışmakta ve uluslararası vergi hukukunun en önemli problemlerinden biri olan çifte vergilendirme sorunu meydana gelmektedir. Devletlerin çifte vergilendirme sorununa ilişkin tek taraflı olarak aldıkları önlemler yetersiz kaldığından uluslararası vergi hukukunun en önemli araçlarından biri olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarına (ÇVÖA) başvurulmaktadırlar. Devletler, ÇVÖA ile çatışan vergilendirme yetkilerini ya akit devletlerden birine bırakarak ya da aralarında paylaşarak çözüme kavuştururlar. Bu çalışma kapsamında, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve İngiltere'de dar mükellef kurumların vergilendirilmesi ile Türkiye'deki uygulamalar karşılaştırılmış, Türkiye ile bu ülkeler arasında yapılan ÇVÖA'lar incelenmiştir. Dar mükellef kurumların vergilendirilmesi sürecinde meydana gelen ulusal ve uluslararası sorunlar; vergi anlaşmaları, yerel vergi mevzuatı, idarenin görüşleri ve vergi yargısının kararları göz önünde bulundurularak hukuki çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak dar mükellefiyetin Türkiye'nin mali egemenliğinin tesis edilmesi, vergilemede adaletin ve eşitliğin sağlanması, vergi gelirlerinin arttırılması gibi birçok faydası olan önemli bir vergi hukuku müessesesi olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dar mükellef kurumlar, dar mükellefiyet, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları, çifte vergilendirme, vergilendirme yetkisi, kurumlar vergisi, vergi hukuku
Temettü ve hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları çerçevesinde vergilendirilmesi
GÜL BELEVİ AKYÜZ Vergilendirme yetkisi, her devletin kendi tasarrufunda gözükse dahi, sermaye ithal eden veya ihraç eden ülke olmak sebebiyle benimsenen kaynak veya mukimlik ilkesi arasındaki çatışma, ortaya çifte vergilendirme sebebiyle zarar gören kişilerin olmasına yol açmakta ve bu zararı engellemek için de devletler tarafından birtakım düzenlemelerin getirilmesi zorunluluğu doğmaktadır. Devletler tarafından benimsenen kaynak ve mukimlik ilkesi arasındaki çatışmadan yola çıkarak Türkiye'nin de taraf olduğu OECD Modeli benimsenerek hazırlanmış olan ve güncel rakamı 85 adet olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları kapsamında, temettü dağıtımdan ve hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların vergilendirilmesi incelenmiştir. Bu kapsamda çifte vergilendirmeyi önlemek için iç hukukumuzda yer alan düzenlemeler ve uygulanan yöntemler araştırılmış; akdedilen anlaşmalar kapsamında Türkiye'nin vergilendirme yetkisinin ne kadar sınırlandırıldığına yönelik bir inceleme yapmak amaçlanmıştır. OECD Model Anlaşması'nın ilgili maddeleri, ülkemizin koyduğu madde çekinceleri de dikkate alınarak incelenmiş ve çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının iç hukukumuzda mahkeme ve Gelir İdaresi Başkanlığı nezdinde uygulanıp uygulanmadığı özelge ve içtihat atıflarıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çifte Vergilendirme, Temettü, Değer Artış Kazancı, OECD, mukim
Performans esaslı bütçeleme sistemi ve Azerbaycan'da uygulanabilirliği
.Dünya ülkelerinin kamu yönetimi alanlarında yaşanan değişimler sonucunda kamusal mal ve hizmetlerin kalitesinin artırılmasına yönelik bütçe reformları gerçekleştirilmektedir. Bu amaçlar doğrultusunda bütçe sistemleri girdi odaklı anlayıştan sonuç/çıktı odaklı Performans Esaslı Bütçeleme (PEB) sistemine doğru değişim geçirmektedir. Özellikle batılı ülkelerin önderliğinde gerçekleştirilen bu reformlar 1990'lı yıllardan itibaren yaygınlaşmış ve gelişmekte olan ülkelere doğru yayılmıştır. Kamu kaynaklarının daha etkin ve verimli kullanılmasını sağlayan PEB sistemi ile kamu yönetiminde mali saydamlığın ve hesapverme sorumluluğunun gerçekleştirilmesi, ekonomik istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda farklı ülkelerde uygulama alanı bulan PEB sistemini her ülke kendi ekonomik ve mali yapısına uygun olacak şekilde geliştirmiştir. Bütçelerin performans odaklı bir yaklaşımla hazırlanması, uygulanması ve denetlenmesini öngören PEB sistemini ülkeler, kamu yönetim sistemlerini iyileştirmede ve makroekonomik hedeflerini gerçekleştirmede önemli bir araç olarak kullanmıştır. Dünyada yaşanan gelişmelerin işığında Azerbaycan Cumhuriyeti de ekonomisinin doğal kaynaklara olan bağımlılığını azaltmak ve karşılaştığı ekonomik problemlere çözüm arayışı çerçevesinde sonuç esaslı bütçeleme sistemine geçiş yönünde çalışmalar yapmaya başlamıştır. Bu amaçlar doğrultusunda çıkartılan v kararnameler ile sonuç esaslı bütçeleme sisteminin temel yapısı ve izlenecek süreç belirlenmiştir. Çalışmada öncelikle bütçe sistemleri ve PEB sisteminin kavramsal çerçevesi belirlenmiş, PEB sistemin özellikleri konusunda bilgi verilmiştir. Daha sonra, bazı gelişmiş ülkelerde ve Türkiye'de PEB uygulamalarından bahsedilmiş ve uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Son olarak ise Azerbaycan'da sonuç esaslı bütçelemeye geçiş yönünde yapılan çalışmalardan bahsedilmiş ve başarılı bir geçiş süreci için atılması gereken adımlar konusunda dünya uygulamaları kapsamında değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Performans Esaslı Bütçe, Bütçe Sistemleri, Bütçe Reformu, Sonuç Esaslı Bütçeleme.
Türk hukukunda iş ortaklıkları ve vergilendirilmesi
İş ortaklıkları, yapı itibariyle ortak girişimin –bilinen yaygın adı ile "Joint Venture"ların- sözleşmeye dayalı özel bir türüdür. Ticari hayatımızda gitgide yaygınlaşan ve özellikle günümüzde büyük çaplı devlet projelerinde ve yapı sektöründe karşılaşmakta olduğumuz iş ortaklıkları, hem hukuki niteliği hem de vergilendirme esasları açısından özel bir konumda yer almaktadır. İş ortaklıkları, Kurumlar Vergisi Kanunu'nda kurumlar arasında sayılmış ve ekonomik ve hukuksal yönden bağımsız birden fazla gerçek veya tüzel kişinin belirli bir işin ifasını iş sahibine karşı her biri işin tamamından sorumlu olmak üzere üstlenerek gerçekleştirmek amacıyla bir sözleşme ilişkisi çerçevesinde bir araya gelmeleriyle oluşan bir ortaklık yapısıdır. İş ortaklığının karakteristik vasfı, ortakların iş sahibine karşı işin tamamından sorumlu olmayı üstlenmeleri ve geçici nitelikte olmalarıdır. Ayrıca tüzel kişilikleri bulunmadığından dolayı hukuken adi ortaklık statüsündelerdir. İş ortaklıkları, kolayca kurulabilmesi ve geçici nitelikte ortaklıklar olması nedeniyle tercih edilmektedir. Kurumlar vergisi mükellefiyetlerinin ihtiyari oluşu nedeniyle dilendiği takdirde adi ortaklık olarak da vergilendirilebiliyor olmalarından dolayı, bir işin ifası için bir araya gelen teşebbüslerin ayrı bir tüzel kişilik meydana getirmeden de ortaklık kurmasına olanak sağlamaktadır. Kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis eden iş ortaklıklarının kazançları, iş ortaklığı nezdinde kurumlar vergisi esaslarına göre vergilendirilip, hesapların ayrı tutulması nedeniyle kontrol ve denetim imkânı da sunması nedeniyle avantajlar sunsa da iş ortaklığının zarar etmesi halinde ortakların bu zararı mahsup edemiyor oluşu dezavantaj yaratmaktadır. Nitekim adi ortaklıkların vergilendirilmelerinde, ortaklığın zarar etmesi halinde ortakların bu zararı mahsup etmesi mümkündür. İşbu tez çalışması ile vergi hukuku anlamında özel bir konumda bulunan iş ortaklıklarının özellikleri, hukuki yapısı, neden tercih edildiği, iş ortaklıklarının vergi mükellefiyeti, kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmesinin avantajları ve dezavantajları ile iş ortaklıklarına ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlar ele alınmaktadır.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun Hukuk ve Ekonomi Öğretisi çerçevesinde değerlendirilmesi
Hukuk ve ekonomi öğretisi diğer adıyla hukukun ekonomik analizi çeşitli hukuk alanlarında çalışma yapılabilme kabiliyetine sahiptir. Kamu harcamalarının önemli bir bölümünü oluşturan kamu alımlarını konu edinen kamu ihale hukukunun hukuk ve ekonomi öğretisi bakımından ele alınması çalışmanın temel özelliğini ortaya koymaktadır. Kamu ihale hukukunun geniş bir mevzuata sahip olmasına rağmen, çalışmanın sistematiğinin gereklilikleri nedeniyle hukuk ve ekonomi öğretisinin 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tezde bahsedilen Kanun bakımından ekonomik etkinliğin sağlanıp sağlanmadığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Ekonomik etkinliğin tespiti amacıyla kullanılan temel ölçüt ise rekabettir.