
105
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Dört farklı adeziv materyalin antibakteriyel etkilerinin farklı zaman periyotlarında karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Amaç: Çürüğün geleneksel mekanik yöntemlerle temizlenmesi, prepare edilen kavite yüzeylerindeki mikroorganizmaların tamamen elimine edilmesini sağlayamamaktadır. Zaman içerisinde sekonder çürük oluşumuna yol açan bu mikroorganizmaların eliminasyonu için, birtakım antibakteriyel ajanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, antibakteriyel içerikli dört farklı adeziv materyal, antibakteriyel içeriğe sahip olmayan bir adeziv ajan ve antibakteriyel etkili vankomisin emdirilmiş antibiyogram diskinin farklı zaman periyotlarındaki antimikrobiyal etkinliklerinin disk difüzyon yöntemiyle karşılaştırmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda; standart, liyofilize, Streptococcus mutans (ATCC 25175), Lactobacillus acidophilus (RSKK 03037) ve Enterococcus faecalis (ATCC 29212) bakteri suşları kullanıldı. Araştırmamızın ilk aşamasında; S.mutans ve E.faecalis suşlarının Brain-Heart Infusion sıvı besiyerine, L.acidophilus suşunun ise MRS Broth besiyerine ekimi yapılarak 37 oC'de CO2'li etüvde 24-48 saat inkübasyona bırakıldı. Katı besiyerlerine pasajları yapılan bakteri kolonileri steril eküvyon ile alınarak, 3ml FTS ve 0.5 McFarland bulanıklığında (1,5x108 CFU/ml) bakteri süspansiyonları hazırlandı. Bu çözeltilerden yine steril eküvyonlarla alınan bakteriler, katı agar plaklarının tüm yüzeylerine yayıldı. İkinci aşamada ise; standart, 5mm çapında, steril ve boş antibiyogram disklerine sırasıyla 30 mikrolitre miktarlarında Clearfil SE Protect Bond Primer, Gluma 2 Bond, Peak Universal Bond, FL Bond II ve Clearfil SE Bond adeziv ajanları 2 emdirildi. Kontrol grubu olarak 30mg Vankomisin emdirilmiş antibiyogram diskleri kullanıldı. Hazırlanan diskler, her bir petri kabına 4 farklı adeziv ajanı ve iki adet kontrol grubu olacak şekilde, 2.5-3cm aralıklarla agar plakların üzerine yerleştirildi. Her mikroorganizma için 10 ayrı petri kabında aynı işlemler tekrarlandı. Kullanılan adeziv ajanların 24 ve 48. saatteki antibakteriyel etkileri değerlendirilip, bakteriyel inhibisyon zon çapları ölçüldü. Tanımlayıcı istatistik olarak ortalama ve standart sapmanın verildiği bu çalışmada; sürekli değişkenlerin normallik dağılım varsayımına uygunluğu Kolmogorov-Smirnow Testi, homojenliği ise Levene Testi ile değerlendirildi. Bağımsız gruplara ait ortalamalar arası farklılıkların karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (One Way ANOVA), gruplar arası çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni Testi kullanıldı. Bulgular: Clearfil SE Protect Bond Primer'in en yüksek antibakteriyel etkinliğe sahip adeziv olduğu ve kontrol grubuyla birlikte en çok Streptococcus mutans mikroorganizmasına karşı etkili olduğu belirlendi. Clearfil SE Bond materyali kullanılan mikroorganizmalara karşı hiçbir antibakteriyel etki göstermezken, diğer materyallerin en yüksek antibakteriyel etkiyi her iki ölçüm periyodunda da Enterococcus faecalis mikroorganizmasına karşı sergilediği tespit edildi. Kullanılan tüm adeziv ajanların 48. saatteki antibakteriyel etkilerinin istatistiksel açıdan anlamlı olmamakla birlikte 24. saattekine oranla daha fazla olduğu görüldü. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre; Clearfil SE Protect Bond'un her üç bakteri üzerine en güçlü antibakteriyel etki göstermesi, kavitasyon oluşmuş mine ve dentin çürüklerinde adeziv ajan olarak kullanımını ön plana çıkarmıştır. Bununla birlikte çalışmanın negatif kontrol grubunu oluşturan Clearfil SE Bond adezivinin, Streptococcus mutans, Lactobacillus acidophilus ve Enterococcus faecalis bakterileri üzerine antibakteriyel etki göstermemesi diş çürüğü tedavisinde antibakteriyel içerikli adeziv kullanmanın önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adeziv ajanlar, Antibakteriyel etki, Disk difüzyon yöntemi
Güncel remineralizasyon ajanlarının mine üzerine etkisinin farklı yöntemlerle değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızda ; başlangıç çürük lezyonlarının zencefil, üzüm çekirdeği özü ve biberiye gibi doğal medikamentler ile kazein ve hidroksiapatit içeren materyallerin remineralizasyon kapasitesini kantitatif olarak in vitro koşullarda değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 42 adet mine örneği Grup-I (%10 Kazein Fosfopeptit Amorf Kalsiyum Fosfat [CPP-ACP], GC Tooth Mousse, Grup-II (Biberiye Yağı), Grup-III (zencefil+bal), Grup-IV (zencefil+bal+kakao), Grup-V (üzüm çekirdeği özü) ve Grup-VI (kontrol grubu; remineralizasyon solüsyonu) olarak altı gruba ayrıldı. Başlangıç yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent analizleri yapılan mine örnekleri yapay çürük lezyonu oluşturmak amacıyla 72 saat demineralizasyon solüsyonunda bekletildi. Demineralizasyon sonrasında yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent analizleri kaydedildi. Yapay çürük lezyonu oluşturulan mine örneklerine altı günlük pH döngüsü sürecinde gruplandırılan remineralizasyon ajanları uygulandı. Bu döngü sonrasında da yüzey mikrosertlik ve DIAGNOdent ölçüleri yapılarak kaydedildi. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edildi. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Sayısal verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerin altı grup karşılaştırılmasında ANOVA testi ile Student Newman-Keuls testi uygulandı. Normal dağılmayan değişkenlerin altı grup karşılaştırılmasında Kruskal Wallis ve Wilcoxen Signed Rank testi kullanıldı. Bağımlı ölçümlerin karşılaştırılmasında Friedman iki yönlü varyans analizi yapıldı. Sonuçlar, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda DIAGNOdent ölçümlerinde tüm gruplarda remineralizasyon gözlenmekle beraber gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Yüzey mikrosertlik ölçümlerinde ise tüm deney materyalleri florürlü diş kreminden anlamlı derecede daha fazla remineralizasyon göstermiş olup en başarılı grup olarak üzüm çekirdeği özü bulunmuştur (p≤0.05). Yüzey mikrosertlik ölçümlerinde ise pozitif kontrol grubu ile karşılaştırıldığında gruplar arasında belirgin istatistiksel farklılıklar bulunmaktadır (p≤0.05). Etkinlikleri incelenen grupların remineralizasyon kapasiteleri üzüm çekirdeği özü > zencefil+bal+kakao>zencefil+bal> biberiye yağı > GC tooth mousse şeklinde sıralanmaktadır. Sonuç: Altı gün sonunda başlangıç çürük lezyonlarının remineralize olabildiği bu çalışmanın şartlarında biberiye, zencefil + bal + kakao, üzüm çekirdeği özü materyallerinin, remineralizasyon amacıyla kullanılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: biberiye, yüzey mikrosertlik, DIAGNOdent, remineralizasyon, üzüm çekirdeği özü, zencefil.
Farklı estetik restoratif materyallerde yüzey pürüzlülüğünün streptokok mutans adezyonuna etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, klinikte rutin olarak kullandığımız diş rengindeki restoratif materyallerine farklı bitirme ve polisaj disk sistemleri uygulandıktan sonra göstermiş olduğu yüzey pürüzlülük değerlerini ve materyal yüzeyine adezyon gösteren streptokok mutans sayısını belirleyip, yüzey pürüzlülüğü ile S.mutans adezyonu arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kullandığımız dört farklı kompozit rezinlerle (nanofil esaslı 3M Filtek™ Ultimate Universal Restorative, mikrohibrit esaslı 3M Filtek™ Z250, nanohibrit esaslı Tokuyama Estelite Asteria ve nanoseramik esaslı Dentsply Ceram.x Duo) iki farklı rezinle modifiye cam iyonomer siman (3M Photac Fil Quick Aplicap, GC Fuji 2 LC Capsule) materyallerinin her birinden 21 adet olacak şekilde toplam 126 adet örnek 8mm çapında 2mm kalınlıkta disk şekilde hazırlandı. Kontrol grubu olarak kullanılan polistren materyalinden ise 7 adet örnek SEPAR Plastik AŞ.'den hazır olarak alındı. Her test materyalinden hazırlanan 21 adet örnek 7'şerli üç gruba ayrılarak her bir gruba farklı bitirme ve polisaj disk seti (3M Sof-Lex, Kerr Optidisk, Shofu SuperSnap) üretici firmaların talimatları uyarınca uygulandı. Yüzey pürüzlülükleri ölçülen örneklerin üzerlerinde bakteri adezyonunu kolaylaştırmak için müsin içeren yapay tükürükte 1 saat bekletilerek materyal yüzeyinde pelikıl oluşumu sağlandı. Pelikıl oluşumundan sonra örneklere S.mutans içeren solüsyonlar eklendi ve 35-37°C'de 24 saat inkübasyona bırakıldı. 24 saatin sonunda restoratif örneklere adezyon gösteren S.mutanslar sayıldı. Bulgular: Yüzey pürüzlülük değerleri bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilirken (p<0.05), bitim ve polisaj disk setleri arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Tüm bitirme ve polisaj disk setlerinde en fazla yüzey pürüzlülüğü gösteren materyal; RMCİS olan 3M Photac Fil Quick Aplicap'ken, en az yüzey pürüzlülüğünü; nanohibrid esaslı Tokuyama Estelite Asteria kompozit rezini göstermiştir. Bakteri adezyonu bakımından materyaller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunurken (p<0.05), bitirme ve polisaj disk setleri arasında anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Tüm bitirme ve polisaj disk setlerinde en fazla S.mutans adezyonuna maruz kalan materyal; nanoseramik esaslı Dentsply Ceram.x Duo oldurken, en az bakteri tutulumu sergileyen restoratif materyal ise; Tokuyama Estelite Asteria kompozit rezin olmuştur. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre, kullandığımız üç farklı bitirme ve polisaj sistemi arasında hem yüzey pürüzlülüğüne hem de S.mutans adezyonuna etki açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Materyallerin yüzey pürüzlülüğü ile S.mutans adezyonu arasında %26.2 oranında düşük güçte pozitif yönlü bir korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, rezinle modifiye cam iyonomer siman, yüzey pürüzlülüğü, S.mutans adezyonu
Diyarbakır kamu hastanelerinde çalışan diş hekimlerinin COVİD-19 pandemisinden etkilenme düzeyi
Amaç: Bu çalışma, Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan dişhekimlerinin Covid-19 pandemisi sürecinde, pandemi öncesine oranla son bir hafta içinde yaşadıkları depresyon düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan toplam 200 diş hekimi dahil edildi. Katılımcılara sosyo-demografik veriler ve Beck Depresyon Ölçeğini içeren toplam 30 soruluk bir anket uygulandı. Beck Depresyon Ölçeğine göre oluşan skorlar: 0-9 puan normal; 10-16 puan hafif düzeyde depresyon, 17-29 puan orta düzeyde depresyon, 30-63 puan şiddetli düzeyde depresyon şeklinde değerlendirildi. Elde edilen veriler, IBM SPSS 21 paket programı kullanılarak analizi yapıldı. Shapiro Wilk's testinden yararlanılarak değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları hesaplandı. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken; Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testlerinden yararlanıldı. Anlamlı farklılıkların görülmesi halinde, Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testiyle değerlendirme yapıldı. Sonuçlar yorumlanırken p <0.05 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamızda, Beck depresyon ölçüm skoru bakımından; cinsiyet, medeni durum, çalışılan kurum, pandemiyle ilgili bilgilendirme eğitimi ve Covid-19 hastalığına yakalanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Beck skoru bakımından yaş grupları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmaktaydı. 40 yaş üstünde olanların Beck skoru 20-40 yaş arasında olanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Mesleki unvanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Öğretim üyesi olanların Beck skoru araştırma görevlisi olanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Filyasyonda çalışma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Filyasyonda çalışmayanların skoru, çalışanlara göre anlamlı derecede düşüktü. Bu dönemde psikolojik destek veya ilaç alma ihtiyacı hissetme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktaydı. Sonuç: Katılımcıların Beck skoru ortalaması 15.03 olarak belirlenmiştir. Çalışmamız bulgularına göre, Diyarbakır ili Kamu Hastanelerinde çalışan diş hekimlerinin Covid-19 pandemi sürecinde hafif düzeyde etkilendiği söylenebilir. İçinde bulunduğumuz Covid-19 pandemi sürecinde diş hekimliği eğitim-öğretim ve klinik hizmetleri kapsamında acil eylem planlarının ve çapraz enfeksiyon kontrol protokollerinin optimize edilmesinin önemi ortaya çıkmaktadır. Anahtar kelime: Covid-19 Pandemisi, Diş Hekimliği, Beck Depresyon Ölçeği.
Erişkin bireylerde çürük prevalansının karşılaştırılarak değerlendirilmesi
Amaç: Diş çürüğü toplumda her yaşta görülebilen, genel sağlık durumunu olumsuz yönde etkileyen bir halk sağlığı sorunudur. Tarih öncesi dönemlerde insanları etkilemeye başlayan bu sorun modern çağın getirmiş olduğu beslenme değişiklikleriyle birlikte toplumu etkilemeye devam etmektedir. Çalışmamızda, 2020 yılı içerisinde herhangi bir sebeple Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran, 38275 hastadan panoramik filmi mevcut olan 16 yaş ve üzeri toplam 400 erişkin bireyin; çürük prevalansının karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Rastgele örnekleme yöntemiyle belirlenen panoramik filmlerde tespit edilen sekonder çürük, diş kaybı ve restorasyon sayılarıyla oluşturulan DMF-T indeksleri cinsiyet, yaş grubu, mevcut restorasyon tipi, bulunduğu çene ve hangi diş grubuna ait olduğu hususunda sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Çalışma, 27.01.2021 tarihli (Toplantı sayısı: 1 / Karar No: 1) Etik Kurul onayı ile başlatılmıştır. Panoramik filmler, bilgisayar ekranı üzerinde iki farklı gözlemci tarafından incelenmiş olup 20 yaş dişleri değerlendirme dışı tutulmuştur. Restorasyonlu diş sayısının çürük diş sayısına ilave edilmediği çalışmada elde edilen sonuçlar, Pearson ki-kare testiyle analiz edilmiştir. Bulgular: Sekonder çürük görülme sıklığının; cinsiyet, yaş grubu ve mevcut restorasyon tipi değişikliğinden etkilenmediği ve bu değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Diş kaybı miktarı; cinsiyet farklılığından etkilenmezken, yaş grubu ve bulunduğu çene açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar sergilemiştir. Restorasyonlu diş sayısı incelendiğinde; cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken yaş grupları ve diş grupları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç: Diş çürüğünün erken teşhisi, başarılı bir tedavinin temel şartıdır. Çalışmamızın sonucunda; hastaların yaşının artmasıyla birlikte, diş kayıp miktarının da arttığı, fakat restorasyonlu diş miktarının azaldığı görülmüştür. Bu sonuçtan hareketle, toplumun genelini içine alacak nitelikteki koruyucu tedbirlerle toplum ağız-diş sağlığınının daha iyi seviyelere gelmesine yardımcı olunacağı kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Diş çürüğü prevalansı, sekonder çürük, diş kaybı, restorasyon türü.
Alternatif posterior restoratif materyallerin yüzey sertliklerinin karşılaştırılması
Çalışmamızın amacı posterior dişlerde restorasyon materyali olarak kullanılan Fuji II LC capsule (Rezin Modifiye Cam İyonomer Siman), Equia Forte HT (Yüksek Viskoziteli Cam İyonomer Siman) ve Cention N (Alkasit) materyallerinin yüzey mikrosertliklerinin (Vickers) incelenmesidir. Fuji II LC capsule, Equia Forte HT, Cention N ışıkla sertleştirme ve Cention N kendiliğinden sertleşme olmak üzere 4 gruba ayrılıp, n=10 olmak üzere 40 örnek (5 mm çap, 2 mm yükseklik) hazırlandı. Örneklerin 10.000 döngülük termal yaşlandırma öncesi ve sonrasında Vickers mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve SEM görüntüleri alındı. Normal dağılıma sahip olan değişkenlerin bağımlı ikili grupların incelenmesinde Bağımlı Örneklem T (Paired T) testi, varsayımın karşılanmadığı durumlarda Wilcoxon Signed Rank testi kullanıldı. Bağımsız ikiden çok gruba ve normal dağılıma sahip değişkenlerin incelenmesi için ANOVA, normal dağılım varsayımı karşılanmadığı durumlarda Kruskal Wallis testi uygulandı ve Post Hoc Bonferroni analizi yapıldı. p<0.05 olduğunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Termal yaşlandırma öncesi mikrosertlik değerlerinde Fuji II LC capsule ve Equia Forte HT gruplarının, Cention N ışıkla sertleştirme ve Cention N kendiliğinden sertleşme gruplarından yüksek olduğu görüldü. (p<0.05) Termal yaşlandırma sonrası en yüksek mikrosertlik değerini Equia Forte HT sergiledi. Termal yaşlandırma sonrası tüm grupların mikrosertlik değerlerinde düşüş görülürken en fazla düşüş Fuji II LC capsule grubunda gözlendi. ANAHTAR KELİMELER: Rezin Modifiye Cam İyonomer, Yüksek Viskoziteli Cam İyonomer, Alkasit, Yüzey Mikrosertliği.
Gömülü üçüncü molar dişlerin ikinci molar dişlerde oluşturduğu etkilerin KIBT ve panoramik radyografi ile incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı gömülü üçüncü molar dişlerin komşu dişlerde neden olduğu çürük, eksternal kök rezorpsiyonu ve periodontal kemik yıkımını panoramik ve KIBT görüntülerini karşılaştırmalı olarak inceleyerek, bu iki yöntem arasındaki korelasyonu değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada 205 hastaya ait 388 adet gömülü üçüncü molar dişin OPG ve KIBT görüntülerinin tamamı değerlendirildi. Gömülü üçüncü molar dişler Pell & Gregory ve Archer ve Kruger sınıflandırma kriterlerine göre ayrımlanırken, ikinci molar dişte oluşturduğu distal çürük, marjinal kemik kaybı ve eksternal kök rezorpsiyonu panoramik ve KIBT üzerinden incelendi. Bulgular: 205 hastada 388 adet gömülü dişin değerlendirilmiş, distal çürük görülme oranının panoramik radyografilerde %27,5, KIBT'te ise %31 olduğu bulgulanmıştır (p<0,05). KIBT'te izlenen ikinci molarlarda eksternal kök rezorpsiyonu oluşumu, panoramik radyografilerin %18,8 inde görülmemiştir (p<0,05). Marjinal kemik kaybı ise KIBT'te, panoramik röntgenden %9,8 oranında daha fazla gözlenmiştir (p<0,05). Her üç patoloji de Sınıf 2 pozisyonda en yüksek oranda gözlenirken, distal çürük en yüksek oranda pozisyon B konumunda gözlenmiştir. Alt ve üst çene için yapılan incelemelerde her üç patolojinin oranı KIBT değerlendirmesinde panoramik radyografiden yüksek bulunmuştur. Sonuç: KIBT; her ne kadar radyasyon dozu ve maliyet açısından dezavantajlı olsa da distal çürük, marjinal kemik kaybı ve eksternal kök rezorpsiyonu patolojilerinin tespitinde panoramik röntgene kıyasla daha etkili olduğu görülmüştür. Tetkik istenirken bu durumun kar-zarar analizi açısından bir kriter olarak göz önünde bulundurulabileceği, böylelikle patolojilerin gözden kaçmasının önüne geçilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: gömülü molar diş, distal çürük, eksternal kök rezorpsiyonu, marjinal kemik kaybı, KIBT, panoramik radyografi
Farklı solüsyonlarda bekletilen kompozit rezinlerde ilave polimerizasyon işleminin renk değişimine etkisi
Amaç: Bu çalışmamızda farklı doldurucu içeriğe sahip kompozit rezinlerin standart ve ilave polimerizasyon işlemlerinden sonra çeşitli renklendirici solüsyonların içerisinde bekletilerek renklenme miktarlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Filtekᵀᴹ Z250 (3M ESPE), G-aenial Anterior (GC) ve Neo Spectraᵀᴹ ST HV (Dentsply Sirona) olmak üzere farklı içeriğe sahip üç çeşit kompozit rezin kullanılmıştır. İki mm derinliğinde 8mm çapında kalıplar kullanılarak ve her bir grup için 10 adet (n:10) olacak şekilde toplamda 240 adet kompozit rezinden örnekler hazırlandı. Örneklerin polimerizasyonu LED ışık cihazı (Woodpecker Led-G, Çin) kullanılarak 20 sn süreyle yapıldı. Bitirme ve cila işlemleri Super-Snap (Shofu, JAPONYA) bitirme diskleriyle yapıldıktan sonra örneklerin yarısına ilave polimerizasyon işlemi gerçekleştirildi. Daha sonra bütün örnekler distile su içerisinde 24 saat süreyle 37°C'de etüvde (Mikrotest MST 55, Ostim Ankara) bekletildi. Distile sudan çıkarılan örneklerin ilk renk ölçümü spektrofotometre cihazıyla [VITA Easyshade V (Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen, Germany)] yapıldı. İlk ölçümden sonra 100 gözenekli plastik kaplara yerleştirilen örneklerin üzerine poşet çay (Lipton, Rize, Türkiye), filtre edilmiş kahve (Nescafe Classic, Nestle, Türkiye), klorheksidin içerikli gargara (Kloroben gargara, % 0.12 klorheksidin glukonat, Drogsan, Ankara, Türkiye) ve kırmızı şarap (Buzbağ Klasik, öküzgüzü-boğazkere, %13 alkol, 2021 Elazığ, Türkiye) eklendi. Bir hafta sonra örnekler etüv cihazından çıkarıldıktan sonra distile suda yıkandı ve ikinci ölçümler yapıldı. Bulgular: Solüsyon gruplarının sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). En fazla renk değişikliğine sebep olan solüsyonun şarap olduğu ve bunu sırasıyla kahve ve çayın takip ettiği izlendi. Kompozit gruplarının sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0,05), en düşük renk değişikliği sergileyen kompozit rezin materyalinin mikrohibrit esaslı Filtekᵀᴹ Z250 olduğu belirlendi. Standart ve ilave polimerizasyonun sebep olduğu renkleşme değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamakla birlikte (p>0,05), ilave polimerizasyon işleminin materyallerin renk değiştirme miktarını olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre; kullanılan renklendirici solüsyonlar içerisinde kompozit rezinlerde en fazla renklenmeye neden olan solüsyonun kırmızı şarap olduğu bunu sırasıyla kahve, çay ve klorheksidin içerikli gargara şeklinde olduğu görülmüştür. Bununla beraber ilave polimerizasyon işleminin kompozit rezinlerde renklenmeyi azalttığı sonucuna varılmıştır.
Gıda taklidi likidlerin farklı estetik restorasyonların yüzey yapısı ve çözünürlüklerine etkisi
Amaç: Çalışmamızın amacı; restoratif materyallerin ağız içerisinde maruz kaldıkları gıdalara bağlı olarak, oluşan yüzey pürüzlülükleri ve çözünürlüklerini FDA tarafından belirlenen gıda taklidi likitler kullanarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, bir adet universal kompomer (Dyract XP, Dentsply), bir adet geleneksel mikrohibrit kompozit (Filtekᵀᴹ Z250, 3M ESPE), bir adet nanohibrit kompozit (G-Aenial Anterior, GC) ve bir adet yüksek viskoziteli cam iyonomer siman (ChemFill Rock, Dentsply) olmak üzere toplam dört adet estetik restoratif materyal kullanıldı. 8mm çapa ve 2mm kalınlığa sahip kalıplar kullanılarak, toplam 160 adet örnek hazırlandı. Çözünürlük değerlerini belirlemek için, örneklerin başlangıç ağırlıkları hassas terazide tartılarak mikrogram cinsinden kaydedildi (M1). Örneklerin başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri, AFM cihazı kullanılarak ölçüldü. Örnekler gıda taklidi dört farklı likit içerisinde (etanol, heptan, sitrik asit ve distile su) 7 gün süreyle bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılmasının ardından desikatörde bekletilerek ağırlıkları sabitlenen örneklerin ikinci ağırlıkları, M3 olarak kaydedildi. Ardından ikinci yüzey pürüzlülük değerleri ölçüldü. Örneklerin çözünürlük değerleri, ISO 4049:2009 spesifikasyonuna göre hesaplandı. Bulgular: Tüm gıda taklidi solüsyonlarda bekletilen materyaller arasında, en yüksek çözünürlük ve pürüzlülük artışı sergileyen materyalin ChemFil Rock yüksek viskoziteli cam iyonomer siman olduğu belirlendi. Bu materyalde en yüksek yüzey pürüzlülük değer artışına ve çözünürlüğe sebep olan solüsyonun ise sitrik asit olduğu tespit edildi (p<0,005). Sonuç: Restoratif materyaller ağız içi ortamda, gıdaların içeriğindeki kimyasallar maddelere, çiğneme sırasında oluşan kuvvetlere ve devamlı sıcaklık değişimine maruz kalmakta ve dolayısıyla yüzey özellikleri ve çözünürlük değerleri değişkenlik göstermektedir. Çalışmamızda kullandığımız tüm restoratif materyallerin, gıda taklidi likitlerden yüzey pürüzlülüğü ve çözünürlük açısından farklı oranlarda etkilendiği görüldü. Anahtar Kelimeler: Estetik restoratif materyaller, gıda taklidi likitler, yüzey pürüzlülüğü, çözünürlük.
Radyasyon uygulamasının, kompozit rezinlerin bağlanma dayanımı ve mikrosızıntısına etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Dişlere direkt radyasyon uygulamasının, klinikte kullanılan estetik restoratif materyallerin bağlanma dayanımı ve mikrosızıntısı üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal veya ortodontik nedenlerle çekimine karar verilmiş 120 adet 20 yaş dişi kullanıldı. İki gruba bölünen dişlerde; ilk grupta bulunan 60 dişte mikrosızıntı, ikinci gruptaki 60 dişte bağlanma dayanımına bakıldı. Radyasyon uygulanacak deney grubu örneklerine (n=60) günde 2Gy/d haftada 5 gün olmak üzere toplamda 60 Gray radyasyon verildi. Mikrosızıntı değerlerine bakılacak bütün dişlere Class II (mezio-okluzal) kaviteler açıldı. Açılan kaviteler, üç farklı kompozit rezin materyaliyle restore edildi. Elde edilen örneklerden alınan kesitler, stereomikroskop yardımıyla incelendi ve mikrosızıntı değerleri karşılaştırıldı. Bağlanma dayanımı test edilecek dişlerin tüberkülleri kesilerek fissürleri sıfırlandı. Okluzal yüzeye yerleştirilen teflon kalıpların her birinin içerisine farklı bir kompozit rezin yerleştirilerek polimerize edildi. Radyasyon uygulanan ve uygulanmayan diş dokularına üç farklı kompozit rezinin bağlanma dayanımı, makaslama bağlanma test cihazı yardımıyla değerlendirildi. Bulgular: Örneklere radyasyon uygulanması sonrasında hem mikrosızıntı hem de bağlanma dayanımı değerlerinde anlamlı derecede farklılıklar gözlendi. Bütün restoratif materyallerde radyasyon uygulanması sonrasında mikrosızıntı değerleri artmakla birlikte; radyasyon uygulanmış deney grubu örnekleri arasında oklüzal bölgede en yüksek mikrosızıntı skoru sergileyen materyalin mikrohibrit esaslı Filtek Z250 kompozit rezin olduğu, servikal bölgede ise hibrit esaslı Charisma Classic kompozit rezinin belirlendi. En düşük bağlanma dayanımı değerleri hibrit esaslı Charisma Classic kompozit rezinde izlendi. Bununla birlikte en fazla görülen kopma tipinin adeziv kopma olduğu tespit edildi. Sonuç: Radyasyon uygulaması, estetik restoratif materyallerin mikrosızıntısının artmasına, bağlanma dayanımlarının azalmasına neden olmaktadır. En yüksek bağlanma değerine sahip olan Filtek Z250 kompozit rezin materyali, en yüksek mikrosızıntı değerini okluzal bölgede sergiledi. Anahtar Kelimeler: Radyoterapi, kompozit rezin, mikrosızıntı, bağlanma dayanımı.
The evaluation of residual monomer release after polymerization of four different composite resin
Aim: The aim of this study is to measure and evaluate the amount of released residual monomer (Bis-GMA UDMA ve TEGDMA) after polymerization from four different nanofiller composite material during different time slots by High Performance Liquid Chromatography (HPLC) technique . Material and Method: In our study, four different composite resin materials with nano filler content were used (Grandio, Filtek™ Ultimate Universal, Clearfıl Majesty Posterior ve Tetric EvoCeram). A total of 40 sample discs were prepared and polished such a way that 10 pieces of each material would be used. Each disc has a diameter of 5mm and a height of 2mm. Samples were placed in amber glass bottles containing 75% ethanol / 25% water solution. On the 1st, 15th and 30th days, 1mL samples were taken for measurement and transferred to a 1.5mL glass vials. Thus total of 120 samples were prepared and used during the experiment. 6 different solutions of the monomers were prepared and the HPLC instrument was calibrated and chromatographic conditions were established. Retention times of pure monomers were determined. The samples were analyzed by HPLC and chromatograms were obtained. Shapiro-Wilk test was used for normal distribution. The One Way Anova test was used to compare the amount of residual monomer release between different brands. Tukey HSD test was used to determine which brand and which monomer made the difference. Bonferroni test was used for dual comparisons in repeated experiements. During the evaluation of these test, p <0.05 was considered statistically significant. Results: The retention times of the Bis-GMA, UDMA and TEGDMA standard monomers obtained 5.3, 4.9 and 4.4 minutes, respectively. Bis-GMA and UDMA were released from all of the materials used in our study. However TEGDMA release was not observed only from the Tetric EvoCeram material. There are significant differences in the total monomer release of all composite resins in terms of time.It was found that the maximum amount of release for each of the 3 monomers was on the 15th day. Conclusion: In all time periods, it was determined that residual monomer release occurred from the materials. Residual monomers can damage the pulp through the dentine tubules. It can cause local or systemic toxicity by absorbing or swallowing soft tissues. Protective measures sould be applied such as methods to provide maximum polymerization, the use of pulp protective materials and the use of composite resins with increased filler content . Keywords: nanofiller composite resin, residual monomer, high performance liquid chromatography, biocompatibility
Beş farklı tek aşamalı self etch adezivlerin hücre kültürü ortamında sitotoksisitelerinin değerlendirilmesi
Diş hekimliğinde kullanılan adeziv rezinlerin, restorasyonları diş dokusuna güçlü bir şekilde bağlaması ve canlı dokular üzerine toksik etkili olmaması gerekmektedir. Günümüzde klinik kullanımı gittikçe artan self-etch adeziv sistemlerin sitotoksik etkisinin belirlenmesinde, genellikle materyalin hücreler ile direkt temasta olduğu in-vitro sitotoksisite testleri kullanılmaktadır. Bu yöntemlerde; test edilen materyalin hücre canlılığı, morfolojisi, membran bütünlüğü ve metabolik aktivite üzerinde meydana getirdiği değişiklikler değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı; diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılan, polimerize edilmemiş beş farklı tek aşamalı self-etch adezivin [Prime&Bond One Select (PB-OS), Optibond All-in-One (OB-AIO), G-bond (GB), Clearfil Universal Bond (CUB), Single Bond Universal (SBU)] sitotoksik potansiyellerinin, hücre kültürü ortamında direkt temas yöntemiyle kalitatif ve kantitatif olarak karşılaştırılmasıdır. Araştırmamızın ilk aşamasında; adeziv materyaller maymun böbrek epitelyal hücrelerine [CCL81(Vero)] direkt temas yöntemi ile uygulandı. Hücrelerin yoğunluğu ve morfolojilerindeki değişim ile birlikte, kültür ortamında oluşan reaksiyon zonları tanımlanarak sitotoksisite kalitatif olarak değerlendirildi. Sonuç olarak; SBU, CUB, GB ve OB-AIO gruplarında, test materyali etrafında veya altında 1cm'yi aşan zon oluşumu belirlendi. PB-OS grubunda ise zon sınırları 1cm'ye yakın bulundu. İkinci aşamada ise; test materyallerinin dört farklı dilüsyonu (%1, %0.1, %0.01 ve %0.001) L929 fare fibroblast hücre kültürü ortamına ilave edildi. Üç farklı zaman periyodunda (24, 48 ve 72 saat) inkübe edilen test materyallerinin hücre proliferasyonuna etkileri MTT testi ile değerlendirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizinde; 24 saatlik inkübasyon süreci sonunda CUB'nin, 48 saatlik inkübasyon süreci sonunda GB ve SBU'nun, 72 saatlik inkübasyon süreci sonunda ise OB-AIO'nun en sitotoksik materyaller olduğu belirlendi. Tüm adezivlerin sitotoksik etkisinin doza bağımlı olarak anlamlı derecede arttığı ve zamana bağlı olarak değişiklik gösterdiği gözlemlendi.
Comparison shear bond strenght of bulk composite and posterior composites with different surface treatments
Aim; Acid and laser etching is applied on the dentin surface to increase the bond strength. In this study, the effects of both the layering methods and the etching methods on dentin bonding strength of composites were investigated. Materials and Methods; In our study, 180 noncarious and unrestored third molar teeth were used. All of the teeth were embeded to the auto polimerisan acryl in the rectangular plastic mold which were at the 3cm and 6cm edges and 4cm long as occlusal surface facing paralel with ground. The samples were randomly divided into three main groups (n = 60). Group 1 acid etching Group 2 Laser (Er: YAG) etching, and Group 3 control group. After that each group divided 4 sub groups. Four different restorative fillings materials were used on dentin surfaces of the samples in the subgroubs. The restorative filling materials were polymerized on the dentin surface by placing them in silicone transparent molds 3 mm in diameter and 4 mm in height. 3M P60, 3M Bulk fill,Tetric N Ceram and Tetric N Ceram Bulk fill restorative materials were used. Self-etch Universal Single Bond was used. In the Instron Universal test machine power applied as 1mm/minute speed till restoration broken from sample. Data recorded as a MPa. Fracture tips established on the broken samples surface with stereo microscope 40X magnification. Results; It was found that in 3M posterior and bulk fill groups while acid etching had higher shear bond strength compared to laser-etching statistically, laser-etching had higher shear bond strength compared to non-etching statistically (p<0,05). No statistically significant differance was found between laser etching,acid etching and control groups in Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill applied samples. In this study, the difference between Tetric N Ceram and Tetric N Ceram bulk fill in the laser treated groups was found to be statistically significant (p<0,05). Conclusion; Laser etching may be used as an alternative to acid etching. Bulk fill method may be used in clinics in terms of bonding strength as an alternative to layering method. Keywords; Er:YAG, bond strength, bulk fill
2017 yılında Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine müracaat eden 16 yaş üstü bireylerde sekonder çürük prevalansının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı Kliniği'ne Diyarbakır ili ve çevre illerden gelen 16 yaş üzerindeki hastaların cinsiyet, hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, çene tipi, restorasyon yaşı ile sekonder çürük oluşum ilişkisinin incelenmesi ve sekonder çürük prevalansının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yönem: Dicle Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Kliniği'ne gelen 16 yaş ve üzeri toplam 400 hasta kaydı cinsiyet, hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, çene tipi, restorasyon yaşı açısından incelenmiş ve bu kayıtlar üzerinden epidemiyolojik bir çalışma planlanmıştır. Bu epidemiyolojik çalışma için 23.06.2017 tarihli (Toplantı Sayısı: 6 / Karar No: 4 doğrultusunda) Etik Kurul Karar Onayı ile çalışmamız başlamıştır. Hastaların ağız içi muayeneleri ünit reflektörü ışığından yararlanılarak standart ağız aynaları ve künt uçlu sonlar yardımıyla yapıldı. Hastaların genel radyografik değerlendirilmesinde dijital panaromik film ve rvg periapikal film sonuçları incelendi. Hasta yaş gruplarını seçerken daha önce yapılan araştırma sonuçları ile bir karşılaştırma yapabilmek için 16 yaş ve üzeri hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmamızın sonuçları Pearson ki-kare testiyle değerlendirildi. Bulgular: Sekonder çürük prevalansının değerlendirildiği ki-kare test sonuçlarına göre hasta yaş grubu, restorasyon türü, restorasyon tipi, diş grubu, restorasyon yaşı ile sekonder çürük arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05); cinsiyet ve çene tipi ile sekonder çürük arasında anlamsız ilişki bulundu (p>0,05). Sekonder çürük ile anlamlı ilişki bulunan gruplar arasında istatistiksel analizler yapıldı. İstatistiksel sonuçlara göre kompozit grubunda daha fazla sekonder çürük görülmüştür. Çene tipi ile sekonder çürük grupları arasında anlamsız ilişki görülmüştür (p>0,05). Restorasyon tipi ile sekonder çürük arasında ki anlamlı ilişkinin M.O.D. ile D.O. kavitelerde en yüksek olduğu görülmüştür. Hasta yaş grupları içinde 36-45 yaş grubu ile sekonder çürük arasında anlamsız ilişki görülmüştür (p>0.05). Diğer yaş grupları ile sekonder çürük arasında çok anlamlı ilişki görülmüştür (0,01) . Çalışmada restorasyon türü ve restorasyon yaşı ile sekonder çürük arasında istatistiksel analiz sonuçlarına göre çok anlamlı ilişki görülmüştür (p<0.01). Sonuç: Diş hekimliğinde zamanında kesin ve doğru yapılan bir tanı, başarılı bir tedavinin ilk adımıdır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, sekonder çürük oluşumunun amalgamda kompozite göre önemli derecede az olduğu görüldü. Çalışmada 16-25 ve 26-35 yaş grupları toplam hasta grubunun % 74'ünü oluşturmaktadır. Bu durum çürük insidansının yüksek olduğu yaşlarda ideal restoratif materyal seçimine ve restorasyon yapım aşamalarına dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Sekonder çürük, hasta yaşı, amalgam, kompozit, cinsiyet.
Comparative evaluation of antimicrobial efficacy and fluorid release of glass ionomer based seven different restorative material
Aim: In dental practice, restorative materials that can release fluoride are effective in preventing decay. The aim of this study was to evaluate 1 high viscosity glass ionomer cement (EQUIA/GC), 2 resin modified glass ionomer (Fuji II LC/GC, Photac Fil Quick Aplicap/3M), 2 glass ionomer (Ketac Molar Easymix/3M, Fuji II/GC), and 2 compomers (Freedom/SDI, Dyract XP/ DENTSPLY) through a comparison of fluoride release and antimicrobial effects. Material and Method: A total of 210 samples were prepared, as 10 for each of the 7 materials for fluoride release and 20 for each material for the antimicrobial effect tests. To measure fluoride release, 5ml distilled water and 5ml TISAB II were added to the samples, which were then incubated at 37˚C. The fluoride levels of the material were measured using the selective electrode on days 1, 3, 7, 14 and 28. To compare the antimicrobial effects, 20 samples were separated 2 groups and implanted in culture media containing S.Mutans and L.Acidophylus. Measurements were taken on days 2, 4 and 6. The Friedman test was applied to measurements that were repeated 5 times in 7 different groups. In the comparison of 7 different groups, the Kruskal Wallis test was used. In the calculation of correlations between continuous measurement variables, Pearson correlation coefficient was used. Results were evaluated at statistical significance level of p<0.05. Results: All the materials released fluoride and difference between them was determined to be statistically significant (p<0.05). The antimicrobial effect values of the materials against S. Mutans and L. Acidophylus were evaluated with Kruskal Wallis test and Bonferroni correction for multiple comparisons. A statistically significant difference was determined between the materials on all the measurement days. Conclusion: All the materials were observed to release fluoride. With the exception of the compomers, all the other materials showed an antimicrobial effect against S. Mutans and L. Acidophylus. Key Words: Glass ionomer cement, resin modified ionomer cement, compomer, fluoride, antimicrobial effect
Antibakteriyel madde içeren adezivler ile antibakteriyel madde içermeyen adezivlerin hücre kültürü ortamında sitotoksisite açısından değerlendirilmesi
Amaç: Bu tezin amacı; antibakteriyel bileşen içeren adeziv sistemler ile antibakteriyel bileşen içermeyen adeziv sistemlerin, sitotoksisite açısından kıyaslanarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda beş farklı adeziv sistem, hücre kültürü ortamında direkt temas yöntemiyle biyouyumluluk açısından karşılaştırılarak değerlendirildi. Test materyallerinin dört farklı dilüasyonu ( %1, %0.1, %0.01, %0.001) L929 fare fibroblast hücre kültürü ortamına ilave edildikten sonra; üç farklı zaman periyodunda (24-48-72 saat) inkübe edilen test materyallerinin, hücre proliferasyonuna etkileri, XTT testi ile değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizinde, , iki yönlü varyans analizi ve Bonferoni post-testinden yararlanıldı. Bulgular: Gluma self etch adeziv sistemin yüksek dozlarının hücre canlılığını kontrole göre anlamlı ölçüde azalttığı ,doz arttıkça hücre canlılığında istatistiksel olarak anlamlı ölçüde farklılık olmadığı görülmüştür. Öte yandan, bütün inkübasyon sürelerinde en yüksek dozda bile toksik etki düşük bulunmuştur. Clearfil SE Bond ve adeziv sistem, tüm inkübasyon sürelerinde, en yüksek dozda(%1) kontrole göre anlamlı ölçüde hücre canlılığını azaltmıştır. Peak Universal adeziv sistem, tüm dozlarda kontrole göre anlamlı ölçüde hücre canlılığını azaltmıştır. Gluma 2 Bond'un en yüksek dozda(%1) hücre canlılığını anlamlı ölçüde azalttığı, bu azalmanın zaman bağımlı olarak arttığı görülmektedir. Clearfil Protect Bond adeziv sistemin; tüm inkübasyon süreleri için, %1 ve %0,1 dozlarının hücre canlılığını anlamlı ölçüde azalttığı görülmektedir. Materyallerin hem 48 hem de 72 saatlik inkübasyonda anlamlılık dereceleri farklı olsa da benzer etkileri olduğu saptanmıştır. Sonuç: Adeziv sistemlere eklenen antibakteriyel bileşenlerin biyouyumluluğa olumsuz bir etkisi olmamıştır. En yüksek dozun hem antibakteriyel içeriğe sahip adeziv sistemlerde hem de antibakteriyel içeriğe sahip olmayan adeziv sistemlerde en toksik dozu oluşturduğu, bunun inkübasyon süresi ile artış gösterdiği gözlenmiştir.
Farklı sürelerde sertleştirilmiş kalsiyum silikat bazlı kuafaj materyallerinin kanla kontaminasyonunun makaslama bağlanma dayanımına etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışmasının amacı piyasada yaygın olarak kullanılan kuafaj materyalleri olan MTA ve Biodentin'in farklı sertleşme süreleri (24, 48, 72 ve 96 saat) sonrasında kanla kontaminasyonunun bir self etch adeziv rezinle makaslama bağlanma dayanımı (MBD)'na etkisinin incelenmesidir. Bu çalışma için 192 adet akrilik bloğa 5 mm çapında, 2 mm yüksekliğinde yuvalar hazırlandı. Blokların yarısı üretici talimatlarına göre hazırlanan ProRoot MTA, diğer yarısı ise Biodentin ile dolduruldu. MTA ve Biodentin grupları 4 farklı sertleşme süresine göre (24, 48, 72 ve 96 saat) 4 gruba ayrılarak 37°C'de ve %100 nemli ortamda sertleştirildi. Her bir kuafaj materyalinin farklı sertleşme süreleriyle oluşturulan gruplar kontaminasyonlu ve kontaminasyonsuz olarak 2 alt gruba (n:12) ayrıldı. Kontamine olmayan gruplarda, herbir sertleşme süresinden sonra örnek yüzeylerine bir self etch adeziv rezin (Clearfil Liner Bond, Kuraray Inc.) ve bir rezin bazlı kompozit (Filtek P60, 3M ESPE) üretici talimatlarına göre uygulanarak ışıkla polimerize edildi. Kontamine olan gruplarda ise farklı sertleşme sürelerinden sonra örnek yüzeyleri 20 saniye kanla kontamine edildikten sonra suyla yıkandı ve pamuk peletle kurulandıktan sonra adeziv rezin ve kompozit uygulaması yapıldı. Materyallerin makaslama bağlanma dayanımı değerleri üniversal bir test makinesi kullanılarak ölçüldü. Veriler 2 yönlü ANOVA test analizine tabi tutuldu. Her bir grup için bir örnekten SEM görüntüleri alınarak yüzey değişimleri incelendi. Bu çalışmanın bulgularına göre, kontamine olmamış MTA ve Biodentin gruplarında her bir materyalin zamana bağlı olarak 24, 48, 72 ve 96 saatlik sertleşme süreleri arasındaki bağlanma dayanım değerleri arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). 72 ve 96 saatlik kontamine olmayan gruplarda ProRoot MTA, Biodentin'e göre istatistiksel olarak daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı gösterdi (p<0.05). Kan kontaminasyonu, ProRoot MTA ve Biodentine'in makaslama bağlanma değerlerinde kontamine olmayan gruplarına göre önemli oranda azalmaya neden oldu (p<0.05). 96 saatlik kontamine gruplarda ProRoot MTA, Biodentin'e göre istatistiksel olarak daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı gösterdi (p<0.05). Bunun yanında MTA'nın sertleşme süresinin uzamasıyla birlikte (72 ve 96 saatler) kanla kontamine olan gruplarda MBD değerleri klinik olarak kabul edilebilir bağlanma dayanımı değerlerine yakındı. Bu çalışmada kan kontaminasyonunun kuafaj materyallerinin makaslama bağlanma dayanımını azalttığı tespit edilmiştir. Bu nedenle restoratif tedavilerin yapılmadan önce, kuafaj materyallerinin sertleşme sürelerinin uzun tutulması ve kanla kontaminasyonunu mümkün olduğu kadar önleyici klinik tedbirlerin alınması önerilir. Anahtar Kelimeler: Biodentin, Kalsiyum Silikat Bazlı Kuafaj Materyalleri, Kan Kontaminasyonu, MTA, Pulpa Kuafajı
Fiber tipinin, yaşlandırmanın ve kompozit kalınlığının optik özelliklere etkisi
Amaç: Bu çalışmada farklı tiplerdeki fiberle güçlendirilmiş kompozitin (FGK) ve kompozit kalınlıklarının optik özelliklere etkisi incelenerek, hızlandırılmış UV yaşlandırma işleminden sonra meydana gelen renk değişiminin in vitro olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 120 örnek, üç farklı FGK materyali ile desteklenen 3 farklı kalınlıkta (2, 3 ve 4 mm) kompozit diskler (10 mm çap) şeklinde nanohibrit kompozit(Estelite Sigma Quick, Tokuyama, Tokyo, Japan) ile hazırlanmıştır. Fiber içeren gruplar; polietilen (Ribbond THM), cam (EverStick C&B) ve kuvars (Quartz Splint UD) iken kontrol grubu fibersiz olarak hazırlanmıştır (n=10). FGK gruplarda fiberler 6 mm uzunlukta kesilip kompozit numunelerin tam ortasına yerleştirilmiştir. Kompozit tabakaları ve FGK lar 20 sn süre ile polimerize edilmiş ve örneklerin polisajı yapılmıştır. Örneklere 300 saatlik UV yaşlandırma prosedürü uygulanmıştır (Prowhite Ultraviolet Accelerated Weatherometer). Örneklerin renk ölçümleri yaşlandırma öncesi ve sonrası kolorimetre (ShadeEye Ex, Shofu, Japan) cihazı kullanılarak yapılmıştır. TP00 (translusensi parametresi) ve ∆E00 değerleri her ölçümde kaydedilen L, a, b, C, h değerleri kullanılarak CIEDE00 renk ölçeğine göre hesaplanmıştır. Verilerin analizinde iki yönlü ANOVA posthoc Bonferroni testi, tek yönlü ANOVA posthoc Tukey ve zamana bağlı değişikliklerin değerlendirilmesi için eşleştirilmiş örneklem t testi kullanılmıştır (p< .05). Bulgular: Fiber ve kompozit kalınlığının ∆E00 ve TP00 değerlerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.00). TP değerlerinde 2mm kalınlıkta polietilen grubu ile kontrol grubu arasında fark bulunmamıştır (TP1: p=0,12; TP2: p=0,48). 4 mm'de fiberin transluseinsi üzerindeki etkisi ortadan kalkmıştır. Cam grubu haricindeki fiberli gruplar kontrol grubuna göre daha düşük TP00 değerleri göstermişlerdir. UV yaşlandırma sonrası ∆E00 değerleri tüm polietilen fiberli gruplarda eşik değerinin (AT: 1.8) üzerinde bulunmuştur. Yaşlandırma sonrası tüm gruplarda L değerleri ve TP00 değerleri daha düşük, b değerleri ise daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Fiber tipi, kompozit kalınlığı ve yaşlandırma, optik parametreleri etkilemiştir. Cam fiberin TP00'si, polietilen ve kuvars fibere göre daha yüksek bulunmuştur. Yaşlandırma işlemi, materyallerin daha opak, koyu ve sarı görünmesine sebep olmuştur. Kontrol grubuna benzer TP00'sinden dolayı, düşük kompozit kalınlığında polietilen ve kuvars fiberin kullanımı önerilebilir; ancak polietilen fiberin yüksek ∆E00 değeri göz ardı edilmemelidir. Kompozit restorasyonun nihai rengine karar verilirken fiberin tipi ve kompozit kalınlığının etkisi dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Fiberle güçlendirilmiş kompozit, hızlandırılmış yaşlandırma, kalınlık, translusensi, renk stabilitesi, ribbond, CIEDE2000
Orta seviye dental anksiyeteli hastaların posterior bölgedeki oklüzal diş çürüklerinin restorasyonları sırasında dinledikleri müziğin dental anksiyeteleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında restoratif diş tedavisi yapılan orta seviye dental anksiyeteli hastalara müzik dinletilmesinin, dental anksiyete ve anksiyeteye bağlı olarak değişen bazı fizyolojik parametreler üzerindeki etkisi incelendi. Çalışma için Modifiye Dental Anksiyete Skalası (MDAS) ile orta seviye dental anksiyeteye sahip 70 hasta belirlendi ve rastgele 2 gruba ayrıldı (n=35). İlk gruba restoratif tedavi sırasında müzik dinletilmezken (kontrol grubu), ikinci gruba bireylerin kendi seçtikleri bir müzik eseri dinletildi (deney grubu). Her hastanın tedaviden önce, kavite açıldıktan sonra ve tedavi bitiminde olmak üzere 3 defa nabız, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, oksijen satürasyon (SpO2) değeri ve vücut sıcaklığı ölçüldü. Her hastadan tedavi başlamadan önce ve bittikten sonra olmak üzere 2 defa tükürük kortizolü numuneleri alındı. Ayrıca tedavi bitiminde hastalara MDAS tekrar uygulandı. Değerlerde meydana gelen değişimler istatistiksel olarak analiz edildi. Deney grubunda kontrol grubuna göre sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, tükürük kortizolü değerlerinde azalma meydana geldiği tespit edildi. Nabız ve MDAS değerlerinde her iki grupta da anlamlı bir azalma görülse de deney grubunda bu azalma istatistiksel olarak daha fazladır. SpO2 ve vücut sıcaklığı değerlerinde ise her iki grupta da anlamlı bir değişim gözlenmedi. Restoratif diş tedavisi sırasında orta seviye dental anksiyeteli hastalara kendi seçtikleri bir müzik eserinin dinletilmesi anksiyetenin azalması bakımından etkili, ekonomik ve pratik bir yöntemdir. Anahtar kelimeler: dental anksiyete, müzik terapisi, MDAS, posterior oklüzal çürük, nabız, kan basıncı, SpO2, vücut sıcaklığı.
Farklı yapıdaki kor materyallerinin tamir bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi
Farklı yapıdaki 3 akışkan bulk fill kor materyalinin tamir mikrogerilim bağlanma dayanımlarının (μGBD), yaşlandırmanın ve uygulanan ön yüzey işlemlerinin, tamir μGBD'sine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada bulk fill kor materyallerinden (Clearfill DC Core plus, EverX Flow, SDR Flow+) 6x6x4 mm lik örnekler hazırlandı. Örnekler bir LED ışık cihazıyla (Elipar, 3M ESPE, Almanya) polimerize edildi. Hazırlanan örneklere termal yaşlandırma işlemi uygulandı. Ön yüzey işlemlerine göre, 7 gruba ayrıldı; Kontrol, bu gruba her gruba uygulanan zımpara uygulandı, FA; fosforik asit, HFA; hidroflorik asit, K; kumlama, FA+S; fosforik asit+silan, HFA+S; hidroflorik asit +silan, K+S; kumlama+silan. Ayrıca her kor materyalinden başlangıç bağlama dayanımını belirlemek için ön yüzey işlemi veya yaşlandırma işlemi uygulanmadan tamir kompoziti (P60, 3M ESPE, Almanya) uygulandı. Yaşlandırılan ve ön yüzey işlemleri uygulanan örneklere 4 mm yüksekliğinde tamir kompoziti uygulandı. Örnekler 24 saat 37 °C nemli ortamda bekletildikten sonra düşük hızlı kesme cihazı (Micracut 125, Metkon, Bursa,Türkiye) kullanılarak yaklaşık 1 mm²'lik kesitler elde edildi (n=15). Örneklerin mikrogerilim bağlanma dayanımı (μGBD) testi (Microtensile Tester, Bisco, IL, ABD) 1 mm/dk bir hızda gerçekleştirildi ve veriler MPa cinsinden kaydedildi. Veriler 2 yönlü ANOVA ve Tukey HSD testi ile analiz edildi. μGBD ana faktörlerden (kor materyali yapısı, ön yüzey işlemi) istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendi (p=0.00). Ön yüzey işlemleri arasında K+S tüm gruplara göre istatistiksel olarak daha yüksek μGBD gösterdi (p<0.05) ve kor materyalleri arasında grup K+S de anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Kor materyalleri karşılaştırdığında EverX Flow grubunun μGBD değeri genel olarak daha yüksektir (p<0.05). Başlangıç grubuna göre yaşlandırma sonrası bütün gruplarda μGBD değerinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlendi (p<0.05). Ön yüzey işlemi grupları arasında en yüksek tamir bağlanma dayanımı değerini kumlama ve silan uygulaması, kor materyalleri arasında da EverX Flow (kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit) grubu gösterdi.
Picea orientalıs reçine özütünün kavite dezenfektanı olarak değerlendirilmesi: In vitro çalışma
Bu çalışmada Picea orientalis reçine özütünün kimyasal analizinin yapılması, sahip olduğu antimikrobiyal aktivitenin belirlenmesi ve dentine bağlanma dayanımının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Picea orientalis reçineleri etanol ile çözelti haline getirildi ve HPLC-DAD metodu ile kimyasal analizi yapıldı. Sonrasında seçilen oral bakteriler üzerinde agar difüzyon test metodu ile antimikrobiyal aktivitesi tespit edildi. Bağlanma dayanım testi için hazırlanan 180 dentin örneği, bir tanesi kontrol grubu olmak üzere, kullanılacak farklı kavite dezenfektanlarına [Klorheksidin glukonat (Ceraxidin-C, Imıcryl) ve Picea orientalis reçine özütü] göre rastgele 3 gruba ayrıldı. Her grup için atanan dentin örnekleri aynı universal adeziv sistem (Single Bond Universal, 3M ESPE) farklı yüzey hazırlama yöntemlerine uygun olarak kullanılacak şekilde (self etch/etch&rinse) 2 alt gruba daha ayrıldı. Tüm gruplar aynı kompozit sistem ile (Estelite Sigma Quick, Tokuyama Dental), çapı 3 mm yüksekliği 4 mm olan şeffaf plastik kalıp kullanılarak restore edildi. Daha sonra grupların yarısı; kısa ve uzun süreli bağlanma dayanımının incelenmesi için yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Reçine özütlerinin kafeik asit, ferulik asit ve t-sinnamik asit içeriği yüksek bulundu. Özütler S. aureus üzerinde yüksek antimikrobiyal aktivite gösterdi. Tüm deney gruplarında yaşlandırılmamış örneklerin bağlanma dayanımı, yaşlandırılmış örneklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p:0.000; p>0.05). Yaşlandırılmamış örneklerde kontrol grubunun bağlanma dayanımı, klorheksidin (p:0.000) ve Picea orientalis reçine özütü (p:0.000) gruplarından anlamlı şekilde yüksek bulunarak (p<0.05) en yüksek bağlanma değeri elde edildi. Tüm deney gruplarında klorheksidin ve Picea orientalis reçine özütü arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Reçine özütleri zengin fenolik yüksek antioksidan kapasiteye sahiptir ve en yüksek antimikrobiyal aktivite S. aureus üzerinde bulunmaktadır. Reçine özütlerinin dezenfektan olarak kullanılması bağlanma değerlerini olumsuz etkilememektedir. Yaşlandırma işlemi bağlanma değerlerini düşürmektedir.
Farklı içeceklerin restoratif materyallerin sertliği ve pürüzlülüğü üzerindeki etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmada farklı içeceklerde bekletilen dört farklı restoratif dental materyalin sertlik ve yüzey pürüzlülüğündeki değişimin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bir adet geleneksel kompozit reçine (Filtek Z250, 3M Espe,St. Paul, MN, ABD), 2 adet bulkfil kompozit (Xtrafill Voco, Cuxhaven, Almanya ve Tetric N Ceram, İvoclar Vivadent,AG Schaan/Liechtenstein, Almanya) ve bir adet cam iyonomer siman (Ketac Molar Easymix, 3M Espe, St. Paul, MN, ABD) kullanılmıştır. Örnekler 4 mm yüksekliğinde 8 mm çapında yuvarlak teflon kalıplar kullanılarak hazırlanmıştır (n=10). Her bir örneğe kalın, orta, ince ve süper ince grenli diskler ile polisaj yapılmıştır. Daha sonra örneklerin başlangıç pürüzlülük ve sertlik değerleri ölçülmüştür. Pürüzlülük testleri için ölçüm uzunluğu 2 mm ve cut off değeri 0.25 mm olarak ayarlandı. Sertlik testleri 200 gr yükün 15 sn boyunca uygulanması ile gerçekleştirildi. Daha sonra her bir materyal grubu kendi içerisinde 3 ayrı içecekte bekletilmek üzere 3 gruba ayrılmıştır. Gruplar kola, çay ve distile suda 30 gün boyunca her gün günde 3 defa ve her seferinde 15 dk olacak şekilde bekletildi. İçeceklerde bekletilmeyen sürelerde tüm örnekler distile suda bekletildi. 30 günlük süre dolduktan sonra örneklerin pürüzlülük ve sertlik testleri aynı parametreler kullanılarak tekrar edildi. Örneklerin başlangıç ve içeceklerde bekletildikten sonraki taramalı elektron mikroskobu alınarak yüzey analizleri yapıldı. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda grupların başlangıç yüzey pürüzlülük ve sertlik değerleri arasında anlamlı olarak fark bulundu (p<0.05). Tüm testler sonucunda yapılan analizde içeceklerde bekletildikten sonra materyallerin pürüzlülük ve sertlik değerlerinde değişim görüldü (p<0.05). İçecekler materyallerin pürüzlülük değerlerinde artış, mikrosertlik değerlerinde düşüşe sebep oldu. İçeceklerden en çok etkilenen materyalin cam iyonomer, en az etkilenen materyalin ise geleneksel kompozit reçine olduğu belirlendi. Günlük hayatta tüketilen içeceklerin materyallerin sertlik ve yüzey pürüzlülüğünde etkili olduğu tespit edildi.
Dentin aşırı hassasiyeti deneyimi değerlendirme formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)türkçe adaptasyon çalışması
Dt. Saffet Başaran, Dentin Aşırı Hassasiyeti Deneyimi Değerlendirme Formunun [Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ)] Türkçe Adaptasyon Çalışması, Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, 2015. Bu çalışmanın amacı, Dentine Hypersensitivity Experience Questionnaire (DHEQ) değerlendirme formunun Türkçe versiyonunun güvenirlik ve geçerliğini değerlendirmek ve dentin aşırı hassasiyeti derecesi, cinsiyet ve yaşın ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi (OHRQoL) üzerindeki etkisini araştırmaktır. İlk olarak, DHEQ formunun Türkçe'ye tercümesi yapılıp, kültürel adaptasyonu sağlanmıştır. Dentin aşırı hassasiyeti teşhisi konan 251 hasta, değerlendirme formunu doldurmak üzere çalışmaya alınmıştır. DHEQ Türkçe formunun güvenirliği iç tutarlılık ve test-tekrar test yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiştir. İçsel yapı geçerliği faktör analizi üzerinden doğrulayıcı faktör analizi (DFA) kullanılarak incelenmiştir. Dışsal geçerlik, DHEQ toplam puanı ve alt ölçek puanlarının, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile korelasyonuna bakılarak test edilmiştir. Ayrımsama geçerliği, toplam ve alt ölçek puanlarını, araştırılan farklı hassasiyet dereceleri ile karşılaştırarak değerlendirilmiştir. Etki ölçeği, iç tutarlılık açısından yüksek değerler almıştır (tüm madde-toplam korelasyonları >0.2 ve Cronbach alfa = 0.95). Test-tekrar test güvenirliği için sınıf içi korelasyon katsayısı 0.73 bulunmuştur. İçsel yapı geçerliği faktör analizi ile hesaplanmıştır. Tüm maddeler >0.4 faktör yüklerine sahiptir. Dışsal geçerlik açısından, etki ölçeği, genel ağız sağlığı puanı ve yaşam üzerindeki genel etki bölümü ile anlamlı şekilde korelasyona sahiptir. İlave olarak, DHEQ Türkçe formu, farklı derecelerde dentin aşırı hassasiyeti olan hastaların ayırt edilmesinde geçerli bulunmuştur. En yüksek derecede (derece 3) aşırı hassasiyet gösteren hastalar için daha yüksek etki skorları gözlenmiştir. Cinsiyet ve yaş açısından, kadınlar ve daha yaşlı hastaların (>40 yaş), anlamlı şekilde daha fazla OHRQoL etkilenmesine sahip olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bulgularımız, DHEQ Türkçe formunun tatmin edici psikometrik özellikler gösterdiğini ve Türkiye'de dentin aşırı hassasiyeti olan hastalarda uygulanabilir olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, dentin aşırı hassasiyeti, DHEQ, güvenirlik, geçerlik
Rezin infiltrasyon uygulanmış sağlam ve demineralize minede farklı yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin makaslama bağlanma kuvvetine etkisi
Bu in-vitro araştırmanın amacı, rezin infiltrasyon tekniği uygulanmış sağlam veya demineralize mine yüzeyine farklı pürüzlendirme yöntemlerinin; makaslama bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Bu araştırmada 180 adet çekilmiş insan üst keser dişlerinin mine yüzeyleri kullanılmıştır. Örneklerin yarısı deneysel olarak demineralize edilmiş (14 gün, asidik tampon, pH 4.8) diğer yarısı ise sağlam olarak bırakılmıştır. Sağlam (S) ve demineralize (D) örnekler (n=90) ilk olarak iki alt gruba ayrılmıştır (n=45): Rezin infiltrasyon uygulanmış grup (Icon, DMG) (I) ve rezin infiltrasyon uygulaması yapılmamış grup (IY). Daha sonra bu gruplar da pürüzlendirme prosedürlerine göre üç alt gruba daha ayrılmıştır (n=15): 35% Fosforik Asit (FA), %9 Hidroflorik Asit (HFA), Er,Cr:YSGG lazer (L). Rezin infiltrasyon uygulanmış gruplara pürüzlendirme prosedürleri öncesinde termal siklus (5000X, 5°- 55°C) yapılmıştır. Pürüzlendirme prosedürlerini takiben etch and rinse adeziv sistem (Adper Single Bond 2, 3M ESPE) ve mikro hibrit kompozit rezin (Filtek Z250, 3M ESPE) örnek yüzeylerine uygulanmıştır. Tüm örnekler, termal siklus (x5000, 5°-55°C) sonrası makaslama bağlanma kuvveti test cihazında 1mm/dk piston başlığı hızında analiz edilmiştir. Kompozit rezinlerin başarısızlığa uğradığı andaki değer kaydedilmiştir. Başarısızlığa uğramış örnekler başarısızlık tipini belirlemek için stereomikroskop altında X20 büyütmede gözlenmiştir. Veriler, üç yönlü Anova ile analiz edilmiştir ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile %5 anlamlılık düzeyinde yapılmıştır. Sonuçlar, I gruplarında FA hem sağlam hem de demineralize minede anlamlı şekilde diğer pürüzlendirme gruplarından daha yüksek makaslama bağlanma dayanımı değerleri göstermiştir (p<0,05). L sağlam minede HFA'dan daha yüksek bağlanma dayanımı gösterirken (p<0,05), demineralize grupta HFA ile benzer değerler göstermiştir (p>0,05). vi IY gruplarında; L ve HFA hem sağlam hem de demineralize minede benzer sonuçlar göstermiştir (p>0,05). FA, sağlam minede diğer pürüzlendirme gruplardan daha yüksek bağlanma dayanımı (p<0,05) göstermiştir. FA, IY gruplarında demineralize minede L ile benzer (p>0,05); HFA'dan yüksek (p<0,05) bağlanma dayanımı göstermiştir. I gruplarında; HFA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu, demineralize mine grubundan daha düşük bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam ve demineralize mine grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). IY gruplarında HFA ve L ile pürüzlendirilmiş demineralize mine grupları, sağlam mine gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grubu demineralize mine grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). HFA ve L ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında rezin infiltrasyonu uygulanmış gruplar daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). FA ile pürüzlendirilmiş sağlam mine grupları arasında ise IY grubu, I grubundan daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Demineralize minede pürüzlendirme yönteminden bağımsız olarak I grupları IY gruplarından daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Sonuç olarak %35 fosforik asit bağlanma dayanımına zarar vermeden rezin infiltrant uygulanmış mine üzerinde kullanılabilir.
Normal veya kontamine dentine uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinin rezin-dentin makaslama bağlanma dayanımına etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, üç farklı kontaminasyon uzaklaştırma prosedürünün, bir üniversal adeziv sistemin kontamine olan/olmayan dentine makaslama bağlanma dayanımındaki etkisini incelemektir. Çalışmada kullanılan çekilmiş sığır keser dişlerinden 180 adet dentin örneği elde edildi ve örnekler rastgele 12 gruba ayrıldı (n=15). Deney dizaynına üç farklı kontaminasyon oluşturma (kan ve/veya hemostatik ajanla kontamine etme) ve kontaminasyon uzaklaştırma (suyla yıkama, suyla yıkadıktan sonra %35'lik fosforik asit veya %10'luk gallik asit uygulama) prosedürü dahil edilerek gruplar şu şekilde oluşturuldu: GrS: Kontaminasyon yok/suyla yıkama GrF: Kontaminasyon yok/yıkadıktan sonra %35'lik fosforik asit uygulama GrG: Kontaminasyon yok/yıkadıktan sonra %10'luk gallik asit uygulama GrKS: Kan kontaminasyonu/suyla yıkama GrKF: Kan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %35'lik fosforik asit uygulama GrKG: Kan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %10'luk gallik asit uygulama GrHS: Hemostatik ajan kontaminasyonu/suyla yıkama GrHF: Hemostatik ajan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %35'lik fosforik asit uygulama GrHG: Hemostatik ajan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %10'luk gallik asit uygulama GrKHS: Kan+Hemostatik ajan kontaminasyonu/suyla yıkama GrKHF: Kan+Hemostatik ajan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %35'lik fosforik asit uygulama GrKHG: Kan+Hemostatik ajan kontaminasyonu/yıkadıktan sonra %10'luk gallik asit uygulama. Gruplara ilgili kontaminasyon oluşturma/uzaklaştrma prosedürleri uygulandıktan sonra dentin örnekleri üzerinde kompozit rezin restorasyonlar tamamlandı ve tüm örnekler termal siklus işlemine tabi tutuldu. Örneklerin MBD analizi, kafa hızı 0,5 mm/dakika olarak ayarlanan test cihazında gerçekleştirildi. Kırılma tipleri, stereo mikroskop altında X20 büyütmede değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 25 programını kullanarak ANOVA ve post-hoc Tukey HSD testleri ile 0,05 güven aralığında değerlendirildi. İstatistiksel olarak anlamlı en yüksek ve en düşük ortalama MBD değeri elde edilen gruplar sırasıyla GrG ve GrKHF olarak belirlenmiştir. Gruplar, ortalama MBD değerleri açısından yüksekten düşüğe doğru şu şekilde sıralanmıştır: GrG=21,98±2,78; GrHG=20,15±3,14; GrKG=19,21±2,93; GrKHG=17,37±2,02; GrS=16,54±2,09; GrF=13,37±2,90; GrKF=11,73±2,70; GrKS=11,67±2,73; GrKHS=11,59±2,95; GrHS=11,02±3,40; GrHF=8,23±2,56 ve GrKHF=7,72±2,08. Bu çalışmanın sınırları dahilinde kontamine olan/olmayan dentine suyla yıkadıktan sonra %10'luk gallik asit uygulama prosedüründe, %35'lik fosforik asit asit uygulama prosedürüne kıyasla daha yüksek ortalama MBD değeri elde edilmiştir (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Ankaferd kanama durdurucu, dentin, kontaminasyon uzaklaştırma, makaslama bağlanma dayanımı, üniversal adeziv
PH döngü modeli ve farklı tamir yöntemleri uygulanan zirkonya seramiklerinin bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışmamızın amacı; üç farklı yüzey işlemi (kontrol grubu, air abrazyon ve Er:YAG lazer) uygulanarak iki farklı tamir kiti (Cimara ve Bisco Intraoral Tamir Kiti) ile tamir edilen ve farklı yaşlandırma yöntemleri (pH döngüsü ve termal döngü) ile yaşlandırılan Yttria Stabilize Zirkonya (Y-TZP) seramiklerinin makaslama bağlanma dayanımlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Y-TZP seramik bloklar (N=120) (Aidite, Zir Dental, Qinhuangdao, Çin) (6 mm x 8 mm x 8 mm) farklı yüzey işlemi için rastgele üç eşit gruba ayrıldı: (a) kontrol grubu (üretici firmanın önerdiği yüzey işlemleri), (b) air abrazyon ve (c) Er:YAG lazer. Yüzey işlemlerinden sonra, bloklara aşağıdaki tamir kitlerinden biri uygulandı: (1) Cimara (Voco, Cuxhaven, Almanya) ve (2) Bisco İntraoral Onarım Kiti (Bisco, Schaumburg, IL, ABD). Kompozit rezin (Clearfil Majesty Posterior, Kuraray, Japan) işlem gören yüzeylere tabakalanarak uygulandı ve ışıkla polimerize edildi. Tamir edilen örneklerin bir yarısı termal döngüye (n=10) (5.000 döngü), diğer yarısı pH döngüsüne (n=10) (6 ay) tabi tutulduktan sonra tüm örneklere makaslama bağlanma dayanımı testi uygulandı. Başarısızlık tipleri ışık mikroskobu altında incelendi. Veriler, üç yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U ve Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırma testleri kullanılarak değerlendirildi (α=0,05). Bulgular: Yaşlandırma yöntemleri, yüzey işlemleri ve tamir kitleri arasında etkileşimin olduğu ve de tamir kiti ile yüzey işlemleri arasında etkileşimin olduğu bulunmuştur (p<0,05). Tüm gruplarda %100 adeziv başarısızlık görüldü. Sonuç: Zirkonya seramiklerin tamirinde yüzey işlemlerinin, tamir kitlerinin ve pH döngüsünün makaslama bağlanma dayanımları üzerine etkisinin olduğu bulunmuştur.
Farklı doldurucu oranına sahip akışkan kompozitlerin renk stabilitelerinin ın vitro değerlendirilmesi
Amaç: İki farklı bitirme-cila sistemi (OptiDisc, Pogo) ile cilalanan, farklı doldurucu içeriğine sahip dört farklı akışkan kompozit rezin materyalinin [Supreme (Filtek Supreme XTE Flowable), Bulkfill (Filtek Bulk-Fill Flowable), Estelite (Estelite Universal Medium Flow), GaenialFlo (G-aenial Universal Flo)], üç farklı solüsyona (su, kahve, çay) maruz bırakıldıktan sonraki renk stabilitelerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen her akışkan kompozit rezin materyalinden, 30'ar adet olmak üzere toplam 120 adet disk şeklinde (6mm çapx2mm kalınlık) örnek hazırlandı. Her kompozit grubunda bulunan 30 örnek, kullanılacak bitirme-cila sistemine göre rastgele iki alt gruba ayrılarak Optidisc veya Pogo cila sistemi ile cilalandı. Bitirme-cila işlemleri tamamlanan örnekler etüvde distile suda 37°C'de 24 saat süreyle bekletildi ve daha sonra kontakt tip spektrofotometre aracılığıyla ilk kantitatif renk ölçümleri gerçekleştirildi. İlk ölçümlerin ardından örnekler 3 alt gruba ayrılarak su, kahve veya çay olmak üzere 3 farklı solüsyonda 7 gün süreyle etüvde bekletildi. CIE Lab sistemi kullanılarak ve ölçümlerden elde edilen ortalama L, a, b, değerleri ΔE=[(ΔL)2 +(Δa)2 +(Δb)2]1/2 formülüne yerleştirilerek, renk değişimini ifade eden ΔE değerleri hesaplandı. Materyal, içecek ve cila sistemine göre ortalama ΔE değerlerinin istatistiksel analizinde Üç Yönlü Varyans Analizi ve post-hoc Tukey HSD testleri kullanıldı. Önem düzeyi p<0,05 alındı. Bulgular: Akışkan kompozit rezin materyal tipi, solüsyon ve cila sisteminin renk değişimine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkisi oldu (p<0,001). Çay veya kahvede bekletilen gruplar, suda bekletilen kontrol gruplarına kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek renk değişimi gösterdi (p<0,05). Ancak çay ve kahvede bekletilen gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Pogo ile cilalanan gruplar, Optidisc gruplarına kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek renk değişimi gösterdi (p<0,05). En yüksek ve en düşük renk değişimi sırasıyla Supreme ve Estelite akışkan kompozit rezin materyallerinde elde edildi (p<0,05). Estelite akışkan kompozit rezin materyali, hiçbir koşul altında klinik olarak kabul edilemeyecek düzeyde renk değişimi göstermedi. Sonuç: Çalışmanın sınırlamaları dahilinde en yüksek renk stabilitesi gösteren akışkan kompozit rezin materyali Estelite olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Akışkan Kompozit Rezin, Renk Analizi, Renk Stabilitesi, Spektrofotometre.
Rezin esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğüne beyazlatıcı diş macununun etkisi
Bu in-vitro çalışmanın amacı, farklı zaman dilimlerinde rezin esaslı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğüne beyazlatıcı diş macununun etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda negatif kontrol grubu olarak insan dişi minesi, (DM); pozitif kontrol grubu olarak geleneksel bir nanohibrit kompozit rezin, HXU (Herculite XRV Ultra, Kerr, Orange, CA, ABD); deney grubu olarak sonik aktivasyonlu nanohibrit direkt bulk-fill kompozit rezin, SF2 (SonicFill 2, Kerr, Orange, CA, ABD) ve güçlendirilmiş mikrofil partiküllü indirekt kompozit rezin, TATL (Tescera, Bisco Dental Products, Seul, Kore) kullanılmıştır. Tüm restoratif materyaller standart olarak A2 renginde seçildi. Yüzey pürüzlülüğünü belirlemek için 8 mm çapında ve 4 mm yüksekliğinde disk şeklinde metal kalıplardan yararlanılarak kompozit rezin örnekleri hazırlandı. Her bir kompozit rezin materyal ve üst keser insan dişi mine yüzeyi için 24 adet (n=12) olmak üzere toplamda 96 adet örnek hazırlandı. Örneklerin polimerizasyonunda 1470 ± %20 mW/cm2 gücünde LED ışık cihazı (Elipar Deep Cure-S, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) kullanıldı. Her bir materyal iki alt gruba ayrılarak beyazlatıcı diş macunu (White Now CC, Signal, Unilever, Bulgaristan) solüsyonu ve distile su kullanılarak yumuşak bir diş fırçası (Sensitive Expert, Signal, Unilever, Almanya) ile 5000, 15000 ve 30000 döngü süresince iki boyutlu fırçalamaya tabi tutuldu. Mekanik profilometre ile tüm döngü zamanlarında yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılırken, sadece başlangıç aşamasında ve 30000 döngü sonunda AFM cihazında ölçümler gerçekleştirildi. SEM'de 2D ve AFM'de 3D görüntüler alındı. Verilerin istatistiksel analizinde tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), çoklu grup karşılaştırmaları için Post Hoc LSD testi ve ikili karşılaştırmalar için Bağımsız grup t-testi (Independent sample T-test) uygulandı. Testler α=0,05 istatistiksel anlamlılık düzeyinde yapıldı. Ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılmasında mekanik profilometre (Surtronic S-128, Taylor Hobson, Leicester, İngiltere) ile elde edilen yüzey pürüzlülüğü değerleri AFM ile ölçülen değerlerden anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Fırçalama solüsyonu düzeyinde yapılan yapılan karşılaştırmada, kompozit rezinlerde diş macunu ile fırçalanan örneklerde distile su gruplarına göre daha yüksek pürüzlülük değerleri sergilerken, diş minesi grubunda diş macunu ile fırçalanan örneklerde yüzey pürüzlülüğü değerlerinin daha az arttığı görüldü. Materyal düzeyinde yapılan karşılaştırmalarda, AFM Line ve AFM Surface ölçümleri uyumlu çıkarken, mekanik profilometre ölçümlerinde materyallerin pürüzlülük sıralaması AFM ölçümlerinden farklılık gösterdi. İlave polimerizasyon yönteminin ve sonik aktivasyonun yüzey pürüzlülüğü değerlerini azaltmak için pozitif bir katkısı olmamıştır. Beyazlatıcı diş macunu, beklenildiği üzere rezin esaslı kompozit rezin materyallerin yüzey pürüzlülüğünü arttırıcı etki göstermiştir.
Üç boyutlu yazıcı ile farklı dentalreçinelerden farklı kürleme süreleri ileüretilen inley restorasyonların doğruluğunundeğerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; üç boyutlu yazıcı ile farklı daimî dental reçinelerden, üç farklı kürleme süresi uygulanarak üretilen inley restorasyonların yüzey doğruluklarının tersine mühendislik yazılım programı aracılığıyla incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Mandibular birinci molar fantom diş ağız içi tarayıcı ile taranarak dijital ortama aktarıldı. Dijital tasarım programı aracılığıyla inley kavitesi ve inley restorasyon tasarımları hazırlandı. Hazırlanan inley restorasyon tasarımı, üç boyutlu yazıcıya aktarıldı. LCD (sıvı kristal ekran) teknolojisiyle çalışan yazıcı ile üç farklı daimî dental reçinenin (P-Crown V2 Ceramic, Varseo Smile Crown Plus, Saremco Print-Crowntec) her birinden 60 adet inley restorasyon üretildi. Her grup 2000, 4000 ve 6000 atım kürleme sürelerine göre üç alt gruba ayrıldı. Yazıcıya ait üretim parametreleri firma talimatları doğrultusunda ayarlanarak baskı işlemleri gerçekleştirildi. Yazıcı tablasından ayrılan örnekler ilk olarak %99'luk izopropil alkol ile yıkanıp kurutuldu. Sonrasında Otoflash G171 cihazı ile 1.2 bar nitrojen atmosferi altında kürleme işlemleri gerçekleştirildi. Kürlenen örnekler ağız içi dijital tarayıcı ile taranarak dijital veriler bilgisayar ortamına aktarıldı. Her bir örneğin dijital ölçüsü, referans tasarımıyla çakıştırıldı ve yüzey doğruluğu incelendi. Çakıştırma sonucunda elde edilen veriler SPSS v24.0 istatistik programı yardımıyla analiz edildi. Bulgular: Farklı daimî restorasyon reçineleri arasındaki RMS ortalamaları incelendiğinde; 6000 atım sayısında her üç reçine grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü. 4000 atım kürleme işlemi uygulandığında tüm gruplarda RMS değerinin azaldığı gözlemlendi. En düşük RMS değerleri Crowntec grubunda görülürken, en yüksek RMS değerlerinin ise Senertek grubunda bulunduğu tespit edildi. Sonuç: 3B yazıcılarla aynı üretim protokolünde üretilen restorasyonların yüzey doğruluğu daimî dental reçine çeşidi ve farklı kürleme sürelerinden etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Üç boyutlu baskı, dental reçine, inley, indirekt restorasyon.
Akıllı kromatik teknolojisi ile üretilmiş kompozit rezinin renk stabilitesi ve yüzey pürüzlülüğünün değerlendirilmesi
Bu çalışmada akıllı kromatik teknoloji ile üretilmiş yeni bir kompozit rezinin, farklı solüsyonlarda bekletilerek pürüzlülük ve renk değişimlerinin in-vitro koşullarda incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, smart (akıllı) kompozit rezin grubunda yeni bir ürün olan Omnichroma (Tokuyama Dental Corporation, Tokyo Japan) ile Zenit (President Dental, München, Almanya) ve Harmonize (Kerr Corporation, Orange CA, ABD) olmak üzere üç adet kompozit rezin materyali kullanılmıştır. Kompozit rezin grupları içinde bekletildikleri solüsyonlara (distile su, kahve, kola, portakal suyu) göre 4 alt gruba ayrılmış ve her solüsyon için 10' ar adet olacak şekilde toplam 120 adet, 2x6 mm boyutlarında kompozit diski hazırlanmıştır. Örneklerin başlangıç renk (Minolta CR-321, Osaka, Japan) ve pürüzlülük (Perthometer M2, Mahr, Germany) ölçümleri yapılmıştır. İlk ölçümlerin ardından 4 farklı (distile su, kahve, kola ve portakal suyu) içecek grubunda bekletilmeye bırakılan örnekler 37 C'de etüvde 7 gün boyunca bekletilmiş ve gün aşırı solüsyonları yenilenmiştir. Renk ve pürüzlülük ölçümleri tekrarlanmıştır ve değerler kaydedilmiştir. Sayısal değişkenlerin normallik testi Kolmogorov Smirnov ve Shapiro-Wilk testi testi ile kontrol edilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics for Windows (Version 20.0) programı ile yapılmış olup ve istatistik analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 (p) olarak dikkate alınmıştır. Kompozit materyaller ve renklendirici solüsyonlar kendi içerisinde işlem öncesi ve sonrası pürüzlülük açısından değerlendirildiğinde, Harmonize materyalinin kahve sonrası (p=0,024), Omnichroma materyalinin ise kola sonrası pürüzlülük ortancaları arasındaki farklılık değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p=0,021) ve böylece pürüzlülüğün artış gösterdiği görülmüştür. Çalışmamızda kompozit gruplar arasında en az yüzey pürüzlülüğü nanoseramik yapıdaki Zenit kompozit rezinde bulunmasına rağmen en fazla yüzey pürüzlülüğü nanohibrit bir kompozit rezin olan Harmonize'da gözlenmiştir. Renklendirme solüsyonlarına göre kompozitlerin renk değişimleri karşılaştırıldığında renklendirme solüsyonlarına göre renk değişimi (ΔE) ortancaları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (hepsi için p<0,001). Akıllı kromatik teknolojisi ile üretilmiş Omnichroma kompozit rezin materyalin, ΔE renk değişim değeri kompozit dolgu materyallerine göre karşılaştırıldığında ortancalar arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,350). Sonuç olarak kullanılan kompozit rezin materyallerin sonuçları incelendiğinde renk stabilitesi ve pürüzlülük bakımından Omnichroma kabul edilebilir değerler göstermiştir. Bu nedenle klinik olarak diğer estetik kompozit rezinlere alternatif bir seçenek olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akıllı kromatik kompozit, estetik restoratif materyaller, renk değişimi, sferikal doldurucu, yüzey pürüzlülüğü
Farklı içeriğe sahip hassasiyet giderici diş macunlarının tübül tıkama etkinliğinin değerlendirilmesi
Dentin tübülleri çok sayıda bireyde ağız ortamına açılmasına rağmen sadece bir kısmında dentin hassasiyeti oluşturur. Bu çalışmada dentin hassasiyetinde kullanılan farklı içeriklere sahip diş macunlarının dentin tübüllerini kapatmadaki etkinliğinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada üçüncü büyük azı dişlerden 60 adet dentin örneği elde edilmiş ve altı farklı uygulama grubuna ayrılmıştır. Kullanılan diş macunları: 1) Sensodyne Rapid Relief®, 2) Prevdent®, 3) Theodent®, 4) Twin Lotus®, 5) Agard Propolis®, 6) Chitodent® diş macunlarından oluşmaktadır. Tüm örneklere smear tabakasını kaldırmak ve dentin tübüllerini açığa çıkartmak için %37'lik ortofosforik asit uygulandı. Daha sonra 1 aylık fırçalama süresine denk gelecek şekilde fırçalama simülatöründe, örnekler hazırlanan diş macunu ve yapay tükürük içeriği ile fırçalandı. Bütün örnekler dentin tübüllerindeki tıkanıklığını görüntülemek üzere SEM'de incelendi. Nanohidroksiapatit içerikli Prevdent® diş macunu açık dentin tübüllerini tıkama açısından diğer diş macunlarından istatiksel olarak anlamlı şekilde daha etkili bulundu (p<0.05). Fırçalama sonrası tüm gruplarda, fırçalama öncesine göre açık dentin tübül sayısının azaldığı görüldü. Teobromin içerikli Theodent® ve bitkisel içerikli Twin Lotus® diş macunu tübül tıkama bakımından istatistiksel olarak benzer bulundu (p>0.05).
Bir self cure universal adezivin farklı hassasiyet giderici macunlarla birlikte kullanımının dentin yüzeyindeki bağlanma dayanımına etkisi
Bu çalışmanın amacı, yeni geliştirilen self cure universal bir adeziv olan Tokuyama universal adezivin, farklı hassasiyet giderici diş macunlarıyla kullanımının, dentin makaslama bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 50 adet daimi 3.molar diş kullanıldı. Tüm dişlerin kökleri uzaklaştırıldıktan sonra mine yüzeyleri kaldırılıp bukkal ve lingual dentin yüzeyleri açığa çıkarıldı. Tüm dişler sırasıyla 600, 800, 1000 gritlik silikon karbid zımparalar ile zımparalandı ve rastgele 5 gruba ayrıldı. Grup 1: Sensodyne Bakım ve Onarım, Grup 2: İpana Pro-Expert (Sensitive protection), Grup 3: Colgate Sensitive Pro-relief, Grup 4: Prevdent diş macunu, Grup 5: Kontrol. Fırçalama işlemi 14 gün boyunca günde 2 kez 15 sn boyunca elektrikli diş fırçası (Oral B Professionel Care Triumph) ile gerçekleştirildi. Kontrol grubuna macun uygulanmadı. Kullanılan diş macunlarının dentin tübülü tıkama açısından değerlendirmesi için Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) kullanıldı. Hassasiyet giderici macun uygulamasının ardından her grup; Clearfil SE-Bond (CSB) ve Tokuyama universal bond (TUB) uygulanmak üzere 2 alt gruba ayrıldı. Adeziv uygulandıktan sonra tüm örnek yüzeylerine mikrohibrit universal bir kompozit rezin olan Filtek Z 250 (B3, 3M ESPE, St Paul, MN, USA) uygulama talimatlarına göre uygulandı. Daha sonra tüm örnekler termal siklüs cihazı ile toplam 5.000 döngü olacak şekilde yaşlandırıldı. Makaslama bağlanma dayanımı testi universal test cihazıyla gerçekleştirildi. Elde edilen verilerin analizi iki yönlü ANOVA ve post hoc Tukey testi ile yapıldı (p≤0,05). Çalışmamızdan elde edilen veriler değerlendirildiğinde, tüm gruplar arasında en yüksek ortalama bağlanma dayanımı değeri Grup 5'in CSB alt grubunda gözlenirken; en düşük ortalama bağlanma dayanımı değeri ise Grup 4'ün TUB alt grubunda gözlendi. Tüm CSB alt grupları, TUB alt gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. 4.grup kullanılan adeziv sistemden bağımsız olarak kontrol gruplarına göre daha düşük bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. Çalışmamızda kullandığımız self cure universal adeziv rezin, self etch sistemler içinde altın standart olarak kabul edilen Clearfil SE-bond kadar yüksek bağlanma dayanımı performansı gösterememiştir. Yeni geliştirilen self cure universal adezivlerin bağlanma dayanımları ile ilgili in vivo ve in vitro çalışmalara ihtiyaç vardır.
Diyot lazerle yapılan beyazlatma sonrası farklı jenerasyon adeziv sistemlerin mineye olan bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi
Estetik diş hekimliğine olan ilginin artması, estetik restorasyonlar ile diş beyazlatma işlemlerinin birlikte uygulanmasını gündeme getirmektedir. Bu in vitro çalışmanın amacı diyot lazer ile yapılan beyazlatmanın farklı adeziv sistemler kullanılarak yapılan kompozit restorasyonların bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Çalışmada 180 adet çekilmiş insan üst kesici dişi kullanılmıştır. Mine yüzeyleri zımparalanarak düzleştirildikten sonra dişler 18 gruba ayrılmıştır (n=10). Beyazlatma işlemi yapılmadan üç farklı adeziv sistemin uygulandığı ilk 6 grup kontrol gruplarıdır. Deney gruplarının yarısında Opalescence Boost PF %40, diğer yarısında LaserWhite 20 Beyazlatma Jeli 940 nm dalga boyundaki diyot lazer ile birlikte kullanılarak beyazlatma işlemi yapılmıştır. Beyazlatma işlemlerinin ardından farklı bekleme sürelerini takiben (beyazlatma sonrası 0. gün ve 7.gün) gruplara üç farklı adeziv sistem (Adper Single Bond 2, Clearfil SE bond ve Clearfil Universal bond) uygulanmış ve sonrasında kompozit rezin ile restorasyonları yapılmıştır. Örnekler makaslama bağlanma dayanıklılığı testine tabi tutulmuş, ardından kırılma tipi analizi için stereomikroskop altında incelenmiş ve her gruptan bir örnek tarama elektron mikroskobu (SEM) ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırma için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. p değerleri 0.05'in altında hesaplandığında istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre, beyazlatma ajanları bağlanmayı olumsuz etkilemiştir ve beyazlatma sonrası bir hafta bekleme süresi bağlanma değerlerindeki düşüşü elimine etmektedir. Opalescence Boost ile kıyaslandığında bağlanma değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmaması ve kısa çalışma süresi gibi nedenlerden dolayı diyot lazer ile beyazlatmanın alternatif bir seçenek olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Adeziv sistem, bağlanma dayanımı, diyot lazer, mine, ofis tipi beyazlatma
Günlük kullanılan multivitamin efervesan tabletlerin farklı dental kompozit rezinlerin renk parametreleri üzerine etkileri
Amaç: Bazı mult(v(tam(n efervesan tabletler(n test ed(len kompoz(t rez(n materyallerde meydana get(reb(leceğ( renk değ(ş(mler(n( değerlend(rmek ve karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Çalışmamızda b(r supra- nanof(l (Omn(choroma, Tokuyama Dental, Tokyo, Japonya) (OMC) kompoz(t, b(r nanoh(br(t (Ruby CompNano, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBC), b(r subm(kroh(br(t (Char(sma Smart, Heraeus Kulzer GmbH, Hanau, Almanya) kompoz(t (CHR), b(r akıcı (Ruby Flow, İnc( Dental, Türk(ye) kompoz(t (RBF) ve b(r bulk- f(ll (F(ltek One Bulkf(ll Restorat(ve, 3M ESPE, St.Paul, MN, ABD) kompoz(t (FBL) rez(n materyal ve kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(kl(ğ( oluşturab(lecek üç farklı mult(v(tam(n (çeceğ( ((Youplus C v(tam(n( Ç(nko Propol(s efervesan tablet (Abd((brah(m, Türk(ye) , Supradyn® Efervesan Tablet (Bayer, Fransa), Sambucol Plus efervesan tablet (Pharmacare) ) kullanıldı. Her b(r v(tam(n solüsyonu (ç(n ve kontrol grubu (ç(n (n= 10) her b(r kompoz(t rez(nden 40 adet ve toplamda 200 adet (N= 200) beş mm çapında ve (k( mm kalınlığında d(sk şekl(nde örnekler teflon kalıp kullanılarak hazırlandı ve LED ışık c(hazı (le (Valo Ultradent Products, UT, ABD) (le pol(mer(ze ed(ld(. İlk renk ölçümler( örnekler d(st(le suda 24 saat beklet(ld(kten sonra yapıldı ve sonrasında kompoz(t örnekler kullanılacak farklı solüsyonlara göre rastgele gruplandırıldı. Mettler Toledo T50 pH metre (Mettler-Toledo Gre(sensee, İsv(çre) (le solüsyonların pH ölçümler( yapıldı. Örnekler 28 günlük toplam süre boyunca mult(v(tam(n solüsyonlarda, 24 saatl(k aralıklarla günde 2 dk. süreyle beklet(ld( ve b(r sonrak( döngüye kadar d(st(le suda saklandı. 14. ve 28. günlerde spektrofotometre kullanılarak (VITA Easyshade V, VITA Zahnfabr(k, Bad Säck(ngen, Almanya) renk ölçümler( yapıldı. Ölçümlerde Internat(onal Comm(ss(on on Illum(nat(on (CIE) L*a*b* S(stem( esas alındı ve ΔE00 formülü kullanılarak renk değ(ş(m değerler( hesaplandı. ΔE2000 değerler(n(n normal dağılıma uyup uymadığı Shap(ro W(lk test( (le anal(z ed(lm(ş ve ver(ler tekrarlı ölçümler varyans anal(z( (ANOVA) kullanılarak anal(z ed(lm(şt(r. Post-hoc karşılaştırmalar (ç(n Tukey testler( kullanılmıştır, anlamlılık önem düzey( p <0,05 olarak bel(rlend(. Bulgular: En fazla renk değ(ş(m( 14. ve 28. günlerde FBL- YPL grubunda (zlen(rken bunu OMC- SPR grubu tak(p etm(şt(r. V(tam(nlere bağlı en fazla renk değ(ş(kl(ğ( 14. ve 28. günler(n her (k(s(nde de YPL gruplarında (zlenm(ş ve bunları sırasıyla SPR ve SMB grupları (zlem(şt(r. Kompoz(tlerde 14. günde en fazla renk değ(ş(m( OMC grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla FBL, CHR, RBC ve RBF grupları tak(p etm(şt(r, 28. günde (se en fazla renk değ(ş(m( FBL grubunda (zlenm(ş ve bunu sırasıyla OMC, CHR, RBF ve RBC tak(p etm(şt(r. 28 günlük renklend(rme sürec(, 14 günlük renklend(rme per(yoduna kıyasla daha fazla renk değ(ş(m(ne neden olmuştur (p<0.019). Sonuç: Mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonları kompoz(t rez(nlerde renk değ(ş(m(ne neden olab(lmekted(r. Test ed(len v(tam(nler (çer(s(nde en fazla renklenme yapan mult(v(tam(n efervesan tablet solüsyonunun YPL olduğu bulunmuştur. Ayrıca, FBL ve OMC kompoz(t rez(nler(n(n, test ed(len mult(v(tam(nlerle daha fazla renklenmeye eğ(l(ml( oldukları saptanmıştır. Anahtar kel=meler: Kompoz(t, Mult(v(tam(n, Renk değ(ş(m(, Efervervesan
Farklı dentin yüzeylerinde MMP inhibitörleriyle uygulanan adeziv restorasyonların bağlanma dayanımı
Bu çalışmanın amacı, erozyona uğratılmış ve sağlıklı dentin dokularında farklı türde MMP inhibitörü kullanılarak gerçekleştirilen restorasyonların bağlanma dayanımı değerlerine etkisinin in vitro olarak incelenmesidir. MMP inhibitörü olarak %2' lik klorheksidin ve daha önce bu alanda çalışması yapılmamış olan 1,5 µM' lık tomatine materyalinin varlığında veya yokluğunda etch & rinse bir adeziv sistemle birlikte kullanılarak yapılan restorasyonlar 24 saat ve 6 aylık suda yaşlandırma işlemlerine tabii tutulmuştur. Toplamda 84 dişin kullanıldığı bu çalışmada 24 saat ve 6 aylık yaşlandırma dönemlerindeki mikro-gerilim bağlanma dayanımı değerleri karşılaştırmalı olarak 12 ayrı alt grupta incelenmiştir. Örneklerde oluşan kopma tipleri stereomikroskop altında incelenerek NCSS, Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Her iki dentin yüzeyinde de yaşlandırma süresine bağlı olmadan en yüksek bağlanma dayanımı değerleri tomatine uygulanan gruplarda elde edilirken (p<0,01), her iki MMP inhibitörü arasında gerek süreye gerek uygulanan dentin tipine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık (p<0,01) bulunmuştur. Klorheksidin uygulanan gruplarda 24 saat sonunda elde edilen mikrogerilim bağlanma dayanımı değeri MMP inhibitörü uygulanmayan gruba göre her iki dentin tipinde de daha düşük tespit edilirken; zamana bağlı degredasyonun klorheksidin uygulaması yapılan deney gruplarında kontrol grubuna göre daha az görüldüğü bildirilmiştir. Her iki dentin tipinde MMP inhibitörü kullanılan veya kullanılmayan gruplarda 24 saatten 6 aya gidildikçe bağlanma dayanımı değerleri düşüş gösterirken; bu düşüşün en az gerçekleştiği gruplar tomatine materyali uygulamasının yapıldığı gruplar olarak tespit edilmiştir (p<0,01). Dentin tipleri kıyas edildiğinde sağlıklı dentinde erozyona uğratılmış dentine göre tüm gruplarda daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edilmiştir. 24 saat ve 6 ay suda yaşlandırmadan sonra gerçekleştirilen mikro-gerilim bağlanma dayanımı testlerinde dentin çubuklarında ortaya çıkan kopmalar stereomikroskop altında x30 büyütmede incelenmiş; her iki dentin türünde de MMP inhibitörü uygulanan veya uygulanmayan tüm alt gruplarda en çok adeziv/miks kopma tipine rastlanmıştır. Bulgular, zamana bağlı ortaya çıkan bağlanma dayanımı kaybının klorheksidine kıyasla tomatine ile daha çok azaltılabileceğini ve erozyona uğratılmış dentin söz konusu olduğunda degredasyon derecesinin tomatine yardımıyla daha az etkileneceğini göstermiştir.
Farklı yapıdaki opakerlerin renk maskeleme etkilerinin kıyaslanması
Tez çalışmamızın amacı, kullanılan iki farklı yapıdaki opaker kompozit materyali (Filtek Universal Restorative Pink Opaque ve Masking Liner) ile universal reçine kompozitin renk maskeleme etkisini üç farklı enstrümantal renk analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Renkleşmiş diş yapısını taklit etmek amacıyla C4 renginde kompozitten diskler (8mm çap, 2mm kalınlık) hazırlanmıştır. Opak kompozit reçineler aynı çapa sahip 0,5 mm kalınlığında, universal kompozit reçine materyali ise 1 mm kalınlığında hazırlanan teflon kalıplar ile oluşturulmuştur. Renk analizleri, spektrofotometre (VITA Easyshade V; VITA Zahnfabrik), dijital kamera (700D, Canon) ve akıllı telefon ile kombine kullanılan ışık standardizasyon cihazı ile alınan fotoğrafların ile elde edilmiştir. Daha sonra spektrofotometreden elde edilen değerler ve tüm dijital fotoğraf analizleri CIELab renk uzayındaki parametreler kullanılarak bir bilgisayar yazılım programı (Classic Color Meter, Apple Corp) ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler Shapiro-Wilk, Kruskal Wallis, Anova, Friedman, post-hoc Bonferroni testi ile yapılmıştır (p<0,05). Gruplar arasındaki ortalama fark ve renk analiz yöntemleri arasındaki uyumu değerlendirmek için Bland-Altman analizi yapılmıştır. Opaker kompozit reçineler karşılaştırıldığında renk maskeleme yeteneği en yüksek olan pat yapıda opaker reçinenin kullanıldığı POU grubu bulunmuştur. Spektrofotometre, polarize filtre takılı Smile Lite MDP ve DSLR yöntemleri arasında istatistiksel anlamlı farklılık görülmüştür ancak Bland-Altman analizi, SFM ve MDP gruplarındaki ∆E değerlerine uygulanmış olup, iki yöntem arasında uyumluluk tespit edilmiştir.
Beyazlatıcı diş macunlarının dişlerin rengine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisi
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı farklı beyazlatma mekanizmalarına sahip diş macunlarının insan dişlerinin renk değişimine ve yüzey pürüzlülüğüne etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada periodontal nedenlerle çekilmiş 40 adet çürüksüz insan maksiller keser dişi kullanılmıştır. Dişler su soğutması altında hassas kesme cihazı kullanılarak mine-sement sınırından kron ve kök olmak üzere iki parçaya ayrılmış, kron kısımları vestibül yüzeyleri altta kalacak şekilde, 3 cm çapında silikon kalıp kullanılarak kendiliğinden sertleşen soğuk akriliğe gömülmüştür. Silisyum karbür kâğıtlar ile minimum doku kaybına sebep olacak şekilde cila işlemleri yapılan diş örnekleri renklendirme işlemine geçmeden önce 24 saat boyunca distile su içerisinde bekletilmiştir. Tüm örnekler, çözünebilir kahve içeren oda sıcaklığındaki solüsyonda 6 gün boyunca bekletilmiştir. Renklendirme sonrası örnekler distile su ile yıkanıp rastgele 5 gruba ayrılmıştır(n=8). Grup I: Distile su, kontrol grubu; Grup II: ROCS Sensation Whitening (RSW); Grup III: Signal White Now Gold (SWN); Grup IV: Colgate Optic White Charcoal (COW); Grup V: Opalescence Whitening(OW). Fırçalama periyoduna başlamadan önce ve sonra renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri yapılmıştır. Renk ölçümü VITA Easyshade Advance 4.0(VITA Zahnfabrik, Bad Sackingen, Almanya) spektrofotometre ile, yüzey pürüzlülüğü ölçümü ise mekanik profilometre cihazı (Surftest SJ-201, Mitutoyo, Tokyo, Japonya) ile yapılmıştır. Veriler Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Tukey HSD Testine tabi tutulmuştur (p = 0,05). Bulgular: Tüm gruplarda kabul edilebilir eşik değerin üstünde (ΔE00 = 1,8) renk değişimi gözlenmiştir. En az renk değişimi sadece distile suyla fırçalama yapılan kontrol grubunda gözlenmiştir. Bromelain enzimi içeren RSW grubu en yüksek ΔE00 değerine sahiptir ve COW grubu onu takip etmiştir. İkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. (p>0,05) Tüm gruplardaki pürüzlülük değişikliklerinin benzer olduğu görülmektedir. İstatistiksel olarak bu gruplar arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) Sonuç: Farklı beyazlatıcı diş macunları kahve ile renklendirilmiş insan dişi minesinde zamanla yüzey pürüzlülüğünde distile suya kıyasla anlamlı bir değişiklik yapmamaktadır. Tüm diş macunları diş rengini iyileştirirken, bromelain içeren beyazlatıcı diş macunlarının hasta kullanımı için etkili bir seçenek olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Beyazlatıcı diş macunu, Fırçalama, İnsan dişi, Renk, Yüzey pürüzlülüğü.
İndirekt reçine kompozit materyalleri ile farklı tip yapıştırma sistemleri arasındaki bağlantı kuvvetinin in-vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmada farklı indirekt reçine kompozit materyallerinin diş ve direkt kompozit materyalleri üzerine farklı tip yapıştırma sistemleri kullanılarak makaslama kuvvet direnci testi uygulanıp elde edilen kopma dayanım kuvvetinin in vitro olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 64 adet boş otopolimerizan akrilik örnek hazırlanmıştır. Bu örneklerin içleri için 32 adet çürüksüz ve restorasyonsuz sağlam insan molar dişi ve 32 adet disk şeklinde Z250 (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) kompozit örnek kullanılmıştır. Bu materyaller üzerine üretici firmaların önerileri doğrultusunda RelyX U200(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) self adeziv reçine siman ve RelyX Ultimate(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) total etch adeziv reçine siman uygulanarak iki alt grup oluşturulmuştur. RelyX Ultimate uygulanan gruba Scotchbond Universal Etch(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) ile Single Bond Universal(3M ESPE GmbH Dental Products, Neuss, Germany) uygulanmıştır. Gradia (GC Corporation Tokyo, Japan), Ceramage Body(ShofuInc, Kyoto, Japan), Tescera ATL(Bisco Dental Products Richmond, ABD) ve Lava Ultimate(3M ESPE, Seefeld, Germany) materyallerinden üretilen çubuklar simante edilerek deney grupları oluşturulmuştur(n=12). Makaslama kuvvet direnci 230 deney yapılarak ölçülmüştür. Kırık yüzeyler stereo mikroskopta incelenmiş kopma türleri belirlenmiştir. Örnek yüzeyleri SEM taramalı elektron mikroskop ile incelenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS IBM 24,0 Software programı kullanılmış,. veriler Shapiro Wilk's testi, Mann-Whitney U testi ve Ki-Kare testi ile p<0.05 düzeyinde anlamlılık ile değerlendirilmiştir. Diş üzerine farklı adeziv sistemlerle simante edilen indirekt restoratif materyallerinin kopma dayanım kuvvetlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır(p<0.05). Diş üzerinde en yüksek makas bağlanma direnci kuvveti RelyX Ultimate yapıştırıcısı ile yapıştırılan Ceramage grubunda, en düşük makas bağlanma direnci kuvveti ise RelyX U200 yapıştırıcısı ile yapıştırılan Ceramage grubunda bulunmaktadır. Z250 kompozit blok üzerinde farklı adeziv sistemlerle simante edilen indirekt restoratif materyallerinin kopma dayanım kuvvetlerinde istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fark bulunmaktadır(p<0.01). Kompozit üzerinde en yüksek makas bağlanma direnci kuvveti RelyX Ultimate ile simante edilen Tescera ATL grubunda, en düşük makas bağlanma direnci kuvveti ise RelyX U200 ile simante edilen Lava Ultimate grubunda bulunmaktadır. Bu çalışma sonucunda ağız içerisinde kırılan kompozit restorasyonların veya derin dentin çürüğü bulunan arka bölge diş gruplarının indirekt restorasyonlarla restore edilebileceği ve adeziv siman türünün restorasyonun dayanıklılığı açısından büyük önem taşıdığı bulunmuştur.
Farklı beyazlatma ajanları ve farklı cila sistemlerinin nanofil kompozit reçinenin yüzey pürüzlülüğüne ve renk değişikliğine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; cila işlemi uygulanan ve uygulanmayan kompozit yüzeylerin çay ve kahve solüsyonunda renklendirilmesinden sonra ofis tipi beyazlatma ajanlarının yüzey pürüzlülüğü ve renk değişimi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Filtek Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) kompozit materyalinden 8 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde toplam 108 adet örnek hazırlanmıştır. 3 ana grup oluşturulup gruplardan biri cilalanmadan bırakılmış, diğerleri Sof-Lex (3M ESPE) disklerle veya OneGloss (Shofu, Kyoto, Japonya) lastiklerle cilalanmıştır. Daha sonra tüm gruplar 1 hafta boyunca çay veya kahve solüsyonunda bekletilmiştir. Renklendirme işleminden sonra örneklere Opalescence Boost (Ultradent, Utah, ABD) veya Opalescence Quick (Ultradent) ofis tipi beyazlatma ajanları birer hafta arayla toplam 2 seans uygulanmıştır (n=9). Ciladan sonra ve beyazlatmadan sonra profilometre kullanılarak aritmetik yüzey pürüzlülüğü (Ra) değerleri hesaplanmıştır. Örneklerdeki renk değişimi spektrofotometre yardımıyla ciladan sonra, renklendirmeden sonra ve beyazlatmadan sonra olmak üzere üç aşamada ölçülerek hesaplanmıştır. Elde edilen iki renk değeri arasındaki fark ΔE formülüyle bulunmuştur. Elde edilen bulgular Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Bonferroni-Dunn testi, Wilcoxon Signed Ranks testi ile karşılaştırılmıştır (p<0,05). Yüzey pürüzlülük değerleri açısından en yüksek başlangıç pürüzlülük değeri OneGloss ile cilalanmış yüzeylerde gözlenmiştir (p<0,01). Beyazlatma sonrası tüm gruplarda başlangıca göre pürüzlülük değerleri anlamlı olarak artmıştır (p<0,01). Renk değişimi açısından en yüksek ΔE değerleri kahve ile renklendirilen yüzeylerde gözlenmiştir (p<0,01). Her iki solüsyonda sadece Sof-Lex ile cilalı yüzeylerde Opalescence Boost ΔE değerini <2,7'nin altına indirebilmiştir.
Üniversal adezivlerin fonksiyonel monomer ve hema içeriklerinin çürüksüz servikal lezyon restorastonlarının klinik performansına etkisi
Bu klinik çalışmanın amacı, çürüksüz servikal lezyonlarda farklı monomer içeriklerine sahip universal adezivler kullanılarak, adezivler arasındaki monomer içerik farklılığının restorasyonların klinik performansına olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya ağzında dört adet servikal lezyon bulunan 27 hasta dahil edildi. Toplam 108 adet servikal lezyon, G-Premio Bond (n=27), Xeno Select (n=27), Tetric-n-Bond (n=27) ve Clearfil Bond Quick (n=27) universal adezivleri self-etch modunda uygulanarak Clearfil Majesty ES-2 nanofil kompozit reçine ile tek bir operatör tarafından restore edilmiştir. Restorasyonlar başlangıç, 6 ve 12 aylık klinik kullanımlar sonrası FDI kriterleri ile değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistiği yapılmış, Friedman's ve Kruskal Wallis testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p<0,05). 12 ay sonraki kümülatif katılım oranı %96,3' tür. G-premio ve Clearfil Bond Quick materyal grupları için retansiyon oranı %96,2, Xeno Select ve Tetric-n-Bond materyal grupları için %100 olarak bulunmuştur. Restorasyonların başlangıç, 6, ve 12 aylık klinik kullanımı sonrası retansiyon, kenar uyumu, kenar renklenmesi, yüzey parlaklığı, renk uyumu ve translusensi, estetik anatomik form, post-operatif hassasiyet, periodontal cevap ve sekonder çürük parametreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). 12 aylık değerlendirme sonucunda her bir materyal grubu yüksek başarı oranları göstermiş, farklı monomer içeriklerinin universal adezivlerin klinik performansları açısından bir farklılık oluşturmadığı tespit edilmiştir.
HEMA'lı ve HEMA'sız self-etch adezivlerde ilave hidrofobik reçine uygulamasının sınıf V kompozit restorasyonların klinik performansına etkisi
Bu çalışmanın amacı, çürüksüz servikal lezyonlara iki farklı tek aşamalı dentin adezivinin tek başlarına veya ilave hidrofobik reçine tabakası ile birlikte uygulanmasıyla gerçekleştirilen restorasyonların, 18 aylık klinik performanslarının FDI kriterlerine göre değerlendirilerek, adezivler arasındaki içerik farklılığının ve ilave hidrofobik reçine tabakasının, materyallerin klinik davranışına olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya dahil edilen 31 hastada mevcut olan 160 adet diş, Grup 1'de Clearfil S3 Bond Plus, Grup 2'de Clearfil S3 Bond Plus ve Heliobond, Grup 3'te G-Premio Bond, Grup 4'te G-Premio Bond ve Heliobond uygulanarak Clearfil Majesty ES-2 ile tek bir operatör tarafından restore edilmiştir. Restorasyonlar 1 haftalık, 6, 12 ve 18 aylık klinik kullanımlar sonrası değerlendirilmiştir. Çalışma grupları arasındaki farklılık normal dağılıma sahip olmayan değişkenler için Kruskal Wallis Tek yönlü varyans analizi ve Dunn's çoklu karşılaştırma testi ile karşılaştırılmıştır. Zamanlar/ölçümler/gruplar arası farklılık normal dağılıma sahip olmayan sürekli değişkenlerde Friedman ANOVA ve Tukey Post Hoc Test ile değerlendirilmiştir (p<0,05). Restorasyonların başlangıç, 6, 12 ve 18 aylık klinik kullanımı sonrası yüzey parlaklığı, marjinal renkleşme, renk uyumu ve translusensi, estetik anatomik form, kırık ve retansiyon, marjinal adaptasyon, post-operatif hassasiyet, periodontal cevap ve sekonder çürük parametreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Adezivler arasındaki içerik farklılığı ve ilave hidrofobik reçine uygulamasının klinik performansa önemli bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klinik çalışma, Diş aşınması, Adezyon, Reçine kompozit, FDI kriterleri. Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 31778
Farklı remineralizasyon ajanlarının kök çürüklerine etkisinin in vitro olarak incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; remineralizasyon ajanlarının yapay kök çürükleri ve S. mutans ile L. casei biyofilmi üzerindeki etkilerini incelemektir. Sığır dişlerinin kök yüzeylerinden elde edilen 138 adet örnek 5 gün demineralizasyon solüsyonunda bekletildi. Yapay çürük oluşturulan örnekler (1) kontrol, (2) Sodyum florür (NaF), (3) NaF+Kazein Fosfopeptid Amorf Kalsiyum Fosfat (CPP-ACP), (4) NaF+Trikalsiyum Fosfat (TCP), (5) NaF+Ksilitol kaplı Kalsiyum Fosfat (CXP) ve (6) Gümüş Diamin Florür/Potasyum İyodür (SDF/KI) gruplarına (n=23) ayrıldı. Sonrasında spektral analiz yapılacak örneklere remineralizasyon ajanları uygulandıktan sonra pH döngüsüne tabi tutuldu. pH döngüsü öncesi ve sonrasında LF ve FTIR-ATR analizleri yapıldı. Biyofilm değerlendimeleri içinse demineralize örneklere ajanlar uygulanıp, üzerlerinde S. mutans ve L. casei ile ikili biyofilm oluşumu sağlandı. Oluşan biyofilm CLSM ve SEM ile incelendi. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı ile p<0,05 anlamlılık düzeyinde analiz edildi. LF ölçümlerinde pH döngüsü öncesi ve sonrası fark değerlendirildiğinde kontrol grubuyla diğer gruplar arasında, deney grupları lehine anlamlı farklılık tespit edilirken, SDF/KI grubu en düşük LF değerleriyle, diğer tüm gruplardan anlamlı farklılık gösterdi (p<0.05). FTIR-ATR analizinde SDF/KI grubunda yapıda kimyasal reaksiyonlar olduğunu gösteren sonuç verirken, kontrol grubunda Fosfat/Amid I oranındaki düşüş, diğer dört deney grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). CLSM analizinde, hem toplam hem de canlı biyokütle bakımından tüm remineralizasyon ajanlarının, oluşturulan biyofilm üzerinde etkili olduğu görüldü. Bununla birlikte, tüm materyaller arasında en etkili ajan %5 NaF olarak bulundu. Çalışmamızda tüm remineralizasyon ajanlarının demineralizasyonu önlemede başarılı olduğu, S. mutans ve L. casei biyofilmi üzerine etkili olduğu gösterilmiştir.
Bulk-fill kompozitlerin uzun dönem monomer salınımının in vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı farklı ışık cihazlarıyla farklı sürelerde polimerize edilen farklı reçine kompozitlerden Bis-GMA, Bis-EMA ve UDMA monomer salınımlarının uzun dönem (6 ay) değerlendirilmesidir. Çalışmada 3 farklı bulk fill (Filtek Bulk Fill Flow, Tetric EvoCeram Bulk Fill, SonicFill Bulk Fill) ile geleneksel (Filtek Z250) reçine kompozitler kullanıldı. Geleneksel reçine kompozit için 2 mm, bulk fill reçine kompozitler için 4 mm yüksekliğinde, 8 mm çapında toplam 80 numune (n=20 her grup) metal kalıplar kullanılarak hazırlandı, halojen (Optilux 501) ve LED (Demi Ultra) ışık cihazlarıyla 20 sn ve 40 sn süre ile polimerize edildi (n=5). Polimerizasyondan hemen sonra numuneler %75 etanol/su çözeltisinde oda sıcaklığında monomer salınımı için bekletildi. Monomer salınımı analizleri LC-MS/MS cihazıyla 24 saat, 1 hafta, 1ay ve 6 ay periyotlarında yapıldı. Zamana bağlı salınım değerlerinin ve değişimin değerlendirilmesi için çok değişkenli varyans analizi (Multivariate ANOVA) ile tekrarlı ölçümler varyans analizi (Reperated measure ANOVA), gruplar arasında monomer salınımındaki farklılıkları belirlemek için Tukey HSD ve Tamhane çoklu karşılaştırma testleri yapıldı (p<0.05). Işık cihazı tipi monomer salınım değerlerini anlamlı şekilde etkiledi (p<0.001). Işık uygulama süresinin artması, anlamlı derecede monomer salınım değerlerinin azalmasına neden oldu (p<0.001). Toplam monomer salınımları açısından UDMA en yüksek salınım gösteren monomer olurken, en az salınım Bis-EMA monomerinde gözlendi. Tetric EvoCeram Bulk Fill reçine kompozitinde UDMA ve Bis-GMA monomerlerinin salınımının diğer reçine kompozitlere oranla anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0.001). Işık cihazı tipi ve ışık uygulama süresi monomer salınım değerleri üzerine önemli etkiye sahiptir. Reçine kompozitlerin kimyasal yapısı, uzun dönem monomer salınımını etkilemektedir . Anahtar Kelimeler: Monomer salınımı, Işık cihazı, Işık uygulama süresi, Bulk Fill kompozit, LC-MS/MS
Güncel adezivlerin uygulanma aşamasındaki gecikmelerin dentine bağlanma başarılarına olan etkilerinin incelenmesi
Amaç: Kompozit restorasyonların uzun dönem klinik başarısını etkileyen en önemli aşamalardan birisi adeziv uygulama basamağıdır. Çalışmamızın amacı adezivin kaviteye uygulanması sırasında yaşanabilecek bir gecikmenin dentine olan bağlanmayı nasıl etkileyeceğini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamızın mikro gerilim bağ dayanımı testlerinde toplam 45 adet çekilmiş diş kullanıldı. Dişler 15'er dişten oluşan üç gruba rastgele dağıtıldı. Birinci grup Clearfıl Se Bond (Kuraray Noritake Dental Inc., Japonya), ikinci grup G-Premio Bond (GC, Tokyo, Japonya) ve üçüncü grup Singlebond Universal Bond (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) olarak belirlendi. Ardından immediate uygulanma, gode içinde 3 dk. bekletildikten sonra uygulanma ve gode içinde 5 dk. bekletildikten sonra uygulanma şeklinde farklı uygulama süreleri için üçer alt grup daha oluşturuldu (n=5). Bonding ajanlar üretici talimatlarına uygun bir şekilde oklüzal dentin yüzeylerine uygulandı ve dişlere 2 mm'lik tabakalama tekniği ile kompozit rezin yerleştirildi. Her tabaka Valo Cordless (Ultradent, South Jordan, Utah, ABD) geniş spektrumlu LED ışık cihazı ile 20 sn. polimerize edildi. Hazırlanan örneklerden 1x1 mm boyutlarında stickler elde edildi. Sticklerin bağlanma dayanımları mikro gerilim test cihazında (Micro Tensile Tester, Bisco Inc., Schaumburg, IL, ABD) test edildi. Test sonucu kopan parçaların kırılma paternleri bir ışık mikroskobu ile incelendi. Temsili örnekler Taramalı Elektron Mikroskobu SEM (Leo 1430, Zeiss, Almanya) ile de ayrıca analiz edildi. Bulgular: En yüksek ortalama mikro gerilim bağlanma dayanımı değerleri Clearfil SE Bond'un kullanıldığı ve adeziv uygulamasında herhangi bir beklemenin olmadığı grupta 35,14±7,75 MPa olarak elde edildi (p<0,001). En düşük ortalama mikro gerilim bağlanma dayanımı değeri ise G-Premio Bond'un 5 dk godede bekletilerek uygulandığı grupta 13,43±4,69 MPa olarak saptandı (p<0,001). 5 dk bekletme sonrası bond uygulanan grupların tümünde adeziv başarısızlık oranları %85 in üzerinde ölçüldü. Kırık ara yüzeylerinin SEM incelemelerinde 5 dakika bekletilmiş Universal adeziv gruplarında kompozit yüzeyinde smear tabakası benzeri görüntüler tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızın sınırları dahilinde 5 Dk. süresince gode içinde bekletilen adeziv gruplarının başarısızlık oranlarının belirgin şekilde arttığı tespit edilmiştir. Bağlayıcı ajanlar üretici firma talimatlarına doğrultusunda mümkün olan en kısa sürede uygulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bağlayıcı ajan, bağlanma dayanımı, adeziv bağlantı.
N-asetilsistein ilavesinin dişeti rengindeki bazı kompozitlerin çeşitli biyouyumluluk parametreleri üzerine olan etkilerinin in vitro değerlendirilmesi
N-Asetilsistein İlavesinin Dişeti Rengindeki Bazı Kompozitlerin Çeşitli Biyouyumluluk Parametreleri Üzerine Olan Etkilerinin İn vitro Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışmanın amacı diş eti çekilmelerinin ve servikal diş defektlerinin estetik restoratif tedavisinde kullanılan bazı kompozitlerin sitotoksik ve apptotik etikilerini hücre kültürü yöntemi ile araştırmak ve bu materyallere ilave edilen N-asetilsisteinin olası biyolojik etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmamızda, iki adet gingival kompozit (PermaFlo Pink Ultradent, South Jordan Amerika) (Amaris Gingiva,VOCO, Cuxhaven, Almanya) ve bir adet geleneksel akışkan kompozit (Filtek Ultimate Flowable, 3M ESPE, Seefeld, Almanya ) kullanılmıştır. Her bir kompozitten 5 mm çapında 2 mm kalınığında altışar örnek hazırlanmış ve bir LED ışık cihazı ile standart güç modunda (1000mW/cm2 ) üretici firma talimatları doğtultusunda polimerize edilmiştir. N-Asetil-L-sisteinin (NAC) olası etkilerini araştırmak için; ağırlıkça %1 NAC içeren ilave üç kompozit test grubu hazırlanmıştır. Çalışmamızda fare fibroblast hücre hattı (L929) kullanılmıştır. Direkt kontakt testi ile 24 saat sonunda hücre sitotoksisiteleri WST-1 testi ile değerlendirilmiş, apoptoptoz markerları kaspaz 3, kaspaz 8 ve anneksin V seviyeleri ise PCR testi ile RNA izolasyon kiti kullanılarak belirlenmiştir. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: WST-1 testi sonucunda hiçbir sitotoksik etki gözlenmemiştir. Filtek Ultimate Flowable, PermaFlo Pink ve PermaFlo Pink+NAC grubunda hücre populasyonunda artış gözlenmiştir. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında %1 NAC ilaveli 3M Filtek Ultimate grubu hariç, tüm gruplarda kaspaz 3 seviyelerinde anlamlı düşüş gözlendi (p<0,05). Kaspaz 8 seviyeleri incelendiğinde; tüm gruplarda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Filtek Ultimate Flowable ve VOCO Amaris Gingiva grubunda kontrol grubuna kıyasla daha yüksek Annexin V aktiviteleri saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Test edilen kompozitlerden hiçbiri 24 saatlik direkt kontakt testi sonucunda L929 fare fibroblast hücreleri üzerinde doğrudan sitotoksik bir etki oluşturmamıştır. Materyaller apoptotik yolak üzerinde kaspaz 3, kaspaz 8 ve anneksin V seviyeleri üzerinde çeşitli değişimlere yol açarak apoptotik süreci etkilemiştir. Ağırlıkça %1 oranında NAC ilavesinin bu etkileri baskılamada yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gingival kompozit, sitotoksisite, NAC, kaspaz 3, kaspaz 8, anneksin V
Rezin içerikli restoratif materyallerin pürüzlülüğünün, su emilimi ve suda çözünürlüklerinin in vitro olarak incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı rezin materyallerin asit ortamda pürüzlülüğünü, su emilimini ve suda çözünürlüklerini incelemektir. Yöntem: Çalışmada, 1 adet yüksek viskoziteli Bulk Fill kompozit (Filtek Bulk Fill Posterior Restorative), 1 adet mikrohibrit kompozit (Charisma® Smart), 1 adet nanohibrit indirekt posterior kompozit (GradiaTM Plus indirekt kompozit ) ve 1 adet ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer (RIVA resin modifiye cam iyonomer ) kullanılarak 4 mm çap ve 4 mm kalınlıkta toplam 80 adet örnek hazırlandı. Çözünürlük ve su emilimi değerlerini saptamak için, örneklerin başlangıç ağırlıkları mikrogram (μg) cinsinden kaydedildi (M1). Başlangıç yüzey pürüzlülük ölçümleri profilometre (Surftest SJ-201, Mitutoyo, Tokyo, Japonya) ile yapıldı, ilk ölçülen yüzey pürüzlülük değerleri Ra1 olarak kaydedildi. Örnekler (n=10) 2 farklı solüsyonda (distile su, sitrik asit) 40 gün bekletildi, ardından örneklerin solüsyonlarda bekleme sonrası ağırlıkları mikrogram (μg) cinsinden kaydedildi (M2). Tekrar profilometre ile ikinci yüzey pürüzlülük değerleri belirlendi (Ra2). Örnekler desikatörde bekletilip ağırlık sabitlendiğinde, değerler M3 olarak kaydedildi. Çözünürlük ve suda emilim düzeyleri ISO 4049:2009 standartlarına göre hesaplandı. İstatistiksel analiz, Tek yönlü ANOVA ve Tukey HSD çoklu karşılaştırmaları kullanılarak yapılmıştır (p=0.05). Bulgular: Yüzey pürüzlülük değişimi ve su emilim değerleri karşılaştırıldığında CİS grupları kompozit gruplarına göre daha yüksek yüzey pürüzlülüğü ve su emilimi değerleri göstermiştir (p<0,05). Gruplar arasında suda çözünürlük açısından anlamlı farklılıklar olduğu bulunmuştur (p<0,05). CİS-SA grubu en yüksek suda çözünürlük değeri göstermiştir ve bu çözünürlük değeri diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak farklı bulunmuştur. Sonuç: Bekleme ortamı çalışmamızda test edilen gruplar arasında sadece cam iyonomer siman grubunda yüzey pürüzlülüğü, su emilimi ve çözünürlüğünde anlamlı bir artışa sebep olmuştur. En fazla su emilimi, çözünürlük ve yüzey pürüzlülüğü değişimi CİS-SA grubunda görülmüştür. Bekleme ortamı kompozit rezin grupları arasında su emilimi ve yüzey pürüzlülüğü değişimi açısından herhangi bir fark yaratmamıştır. Kompozit grupları arasında bekleme ortamı kompozitlerin çözünürlüğünde anlamlı bir farka sebep olmamıştır. Anahtar Kelimeler: suda çözünürlük, su emilimi, yüzey pürüzlülüğü, sitrik asit
Farklı renk, kalınlık ve materyallerle üretilen lamina venerlerin renk maskeleme özelliklerinin in vitro incelenmesi
Bu çalışmanın amacı 4 farklı CAD/CAM materyali ile yapılan farklı kalınlıklardaki porselen lamina venerlerin renkleşmiş bir substratı maskeleme yeteneğini ölçmektir. C2 rengindeki kompozit reçineden (Filtek Z550) paslanmaz çelik kalıp ile 12x14 mm boyutlarında ve 4 mm kalınlığında 150 adet substrat oluşturulmuştur. Substratların rengi VITA Easyshade spektrofotometreyle ölçülmüştür. Lamina venerler elmas kesme diski ile IPS e.max MT ve LT (EMX-MT, EMX-LT), IPS Empress LT (EMP), Celtra DUO LT (CD), VITA Suprinity T (VS) CAD/CAM bloklardan 0.3, 0.5 ve 0.8 mm kalınlıklarda kesilmiştir (n=10). Variolink II ışıkla sertleşen reçine siman ile lamina venerler substratlar üzerine üretici firmanın direktifleri doğrultusunda simante edilmiştir. Simantasyon esnasında örneklerin üzerine 1 kg ağırlık konmuştur. 20 sn sonra ağırlık kaldırılıp, taşan siman temizlenerek 10 sn ışık uygulanmıştır. Örneklerin rengi tekrar ölçülmüştür. Elde edilen iki renk değeri arasındaki fark ΔE formülüyle hesaplanmıştır. Elde edilen bulgular Pearson Korelasyon Analizi, One-way ANOVA testi, Tukey HDS testi ve Tamhane's T2 testi ile karşılaştırıldı (p<0.05). Elde edilen bulgulara göre VS hariç tüm materyallerde kalınlık ve renk maskeleme yeteneği arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Materyallerin kalınlığa göre ΔE değerlerinin hesaplanmasında tüm gruplarda en düşük ΔE'yi VS göstermiştir. En yüksek ΔE ise 0.3 mm'de EMX-MT, 0.5 mm'de CD ve 0.8 mm'de CD olmuştur. Tüm materyallerde kalınlık arttıkça ΔL artmıştır. Bu çalışmanın renkleşmiş dişlere porselen lamina vener yapılması konusunda kliniğe rehber olması hedeflenmektedir. Key Words: discolored teeth, dental veneers, dental porcelain, dental esthetics, CADCAM
Farklı irrigasyon yöntemlerinin fiber postların bağlanma dayanımı üzerine etkileri
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin, fiber postun bağlanma dayanımı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma deneysel bir araştırma olup, geleneksel, Diyot lazer, Er,Cr:YSSG lazer ve Pasif ultrasonik irrigasyon aktivasyon yöntemleri kullanıldı. Çalışmaya dahil edilen 135 adet insan alt çene daimi küçük azı dişleri, kök boyları 15 mm olacak şekilde kesilerek standardize edildi. Push-out testi için kullanılacak örnek-lerin kök kanal tedavileri yapıldı ve ardından farklı irrigasyon aktivasyon yöntemleri uygulandı. Fiber post iki farklı rezin siman ile simante edildikten sonra apikal, orta ve koronal üçlü bölgelerinden 1 mm kalınlığında disk şeklinde kesitler elde edildi. Elde edilen kesitlere universal bir test cihazı ile 0,5 mm/dakika hızında push-out bağlanma dayanımı testi yapıldı. Çalışmaya dahil edilen dişlerden 10 örnek konfokal lazer ta-ramalı mikroskop analizi için, 5 örnek ise SEM analizi için ayrıldı. SPSS 22 paket programı ile elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapılmıştır. Bulgular: Her iki rezin simanda da, diyot lazer ile irrigasyon aktivasyonu yapılan örneklerin apikal üçlü bölgesinde diğer yöntemlere göre daha yüksek bağlanma daya-nımı değerleri bulunmuştur.(p<0,05) Ancak orta üçlü bölgesinde diyot lazer ile Er,Cr;YSGG lazer irrigasyon aktivasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır. Koronal üçlü bölgesinde ise her iki rezin simanla yapıştırılan örnek-ler arasında, Er,Cr;YSGG ile irrigasyon aktivasyonu uygulanan örnekler en yüksek bağlanma dayanımı değerlerini göstermiştir. Her iki rezin siman grubunda da en fazla koheziv tip kırılma görülmüştür. Sonuç: Geleneksel irrigasyon hariç tutulmak üzere irrigasyon yöntemlerinin genel olarak fiber postun bağlanma dayanımını arttırdığı sonucuna varılsa da, kök kanalının tüm bölgeleri için tek bir yöntemin ideal olduğunu söylemek mümkün değildir. Anahtar kelimeler: Fiber post, irrigasyon, push-out, rezin siman
Farklı açılanmalarda tasarlanan modellerde polimerize edilen bir bulk fill kompozitin dönüşüm derecesi, su emilimi ve çözünürlük değerlerinin incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, farklı açılanmalar ile hazırlanan bir bulk fill kompozitin iki güncel ışık cihazı ile farklı mesafelerden polimerize edilmesinin ardından materyalin dönüşüm derecesi, su emilimi ve suda çözünürlük özellikleri üzerine olası etkilerinin in vitro olarak incelenmesidir. Yöntem: Farklı derecelerde açılandırılmış (90°, 75°, 60°, 45°), 4 mm derinliğe sahip silindirik teflon kalıplara yerleştirilen bir bulk fill kompozit rezin (Filtek Bulk Fill), iki farklı LED ışık cihazı (VALO Cordless, iLed Curing Ligt) ile üç farklı mesafeden (0 mm, 2 mm, 4 mm) ışıkla polimerize edildi. Toplam 24 grup her grupta 5 örnek olacak şekilde hazırlandı. Örneklerin dönüşüm dereceleri, Fourier Transform Infrared Spektrometre cihazı ile ölçüldü. Kompozitlerin 21 gün boyunca 37±1°C distile suda bekletilmesinin ardından, su emilimi ve suda çözünürlük değerleri ISO 4049:2009 spesifikasyonuna göre hesaplandı. Dönüşüm derecesi verilerinin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde Üç Yönlü Varyans Analizi ve Duncan çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Su emilimi ve suda çözünürlük sonuçları Kruskal-Wallis testi ile analiz edildi. Bulgular: Tüm örnekler arasında, en yüksek ortalama dönüşüm derecesi değeri (%41,55±4,38) polimerizasyon işleminin 90°'lik açılanma ile hazırlanan örneklere VALO ışık cihazının en yakın mesafeden uygulandığı grupta elde edilmiştir. Tüm örnekler arasında en düşük ortalama dönüşüm derecesi değeri (%8,97±4,59) ise, polimerizasyon işleminin 45°'lik açılanma ile hazırlanan örneklere iLED ışık cihazının 4 mm mesafeden uygulandığı grupta elde edilmiştir. Örneklerin dönüşüm derecelerinin kullanılan ışık cihazı tipinden (p=0,003), cihazın kullanım mesafesinden (p=0,002) ve hazırlanan örneklerin açılı tasarımından (p<0,001) etkilendiği tespit edilmiştir. Ayrıca VALO ışık cihazının, farklı eğim açılarına sahip bulk fill kompozit örneklerin dönüşüm dereceleri üzerinde daha başarılı sonuçlar gösterdiği saptanmıştır (p<0,034). Farklı koşullarda polimerize edilen bulk fill kompozit rezin örneklerin su emilimi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (p=0,585). Aynı şekilde örneklerin suda çözünürlük değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,654). Sonuç: Bulk fill kompozit rezinler zaman tasarrufu ve uygulama kolaylığı sağlasa da klinik kullanımda özellikle derin ve eğimli kavitelerde ışık enerjisinin materyale yetersiz ulaşması ihtimali göz önünde bulundurularak dikkatli kullanılmalıdır.
Bulk-fill rezin kompozitlerin polimerizasyon büzülmesi hacimsel değişiminin micro-CT aracılığı ile incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı uygulama tekniklerine ve içeriğe sahip güncel bulk-fill rezin kompozitlerin, standart ve yüksek ışık gücü moduna sahip ışık cihazı ile polimerize edilmelerinin ardından polimerizasyon büzülmesi sonucu meydana gelen hacimsel boyut değişikliklerinin bilgisayarlı mikro tomografi (mikro-CT) kullanılarak değerlendirilmesidir. Yöntem: Bu çalışmada altı adet rezin esaslı bulk-fill kompozit; SonicFill 2 (Kerr Dental, Brea, CA, ABD), VisCalor (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya), AdmiraFusion Extra (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya), Filtek Bulkfill (3M Espe, St.Paul, MN, ABD), Fill-Up (Coltene Whaledent, Alstatten, İsviçre) ve GrandioSO Heavy Flow (Voco GmbH, Cuxhaven, Almanya) kullanılmıştır. Bulk-fill rezin kompozitler, herhangi bir restorasyon ya da çürük içermeyen çekilmiş molar dişlerde oluşturulan 4,2 (±0,5) mm çapında ve 4 (±0,5) mm derinliğindeki Sınıf 1 kavitelere üreticilerinin önerileri ile uygulanmıştır. Kompozitler 2 farklı ışıklama modu, standart ve yüksek güç modlarında polimerize edilmek üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. Tüm örnekler için, dişlerin boş kavite hacimleri ve sonrasında ise bulk-fill rezin kompozitler kaviteye yerleştirildikten sonra polimerizasyondan önce ve sonra olmak üzere herbir örnek için üçer kez olmak üzere mikro-CT ile 2 ve 3 boyutlu görüntüleri alınmıştır. Ardından materyaller nicel ve nitel olarak hacimsel birbirleri ile karşılaştırılmış ve değerlendirilmiştir. Verilerin, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Duncan çoklu karşılaştırma testi ve bağımsız t-testi ile analiz edilmiştir. (p<0,05) Bulgular: Bulk-fill rezin kompozitlerin, kaviteye yerleştirildikten sonra meydana gelen adaptasyon mikroboşluğu en düşük oranda VisCalor grubunda, en yüksek oranda ise Fill-Up grubunda görülmüştür. Polimerizasyon büzülmesi hacimsel oranlarına bakıldığında ise, düşük ışık gücü uygulandığında en düşük oran Sonic Fill 2, en yüksek oran AdmiraFusion grubunda bulunmuştur. Yüksek ışık gücü uygulandığında ise en yüksek hacimsel büzülme oranı Sonic Fill 2 grubunda görülmüştür. Polimerizasyon sonrası kavite ile bulk-fill rezin kompozit arasında oluşan mikroboşluk oranına bakıldığında, en yüksek oran hem yüksek hem düşük ışık gücü grubunda AdmiraFusion grubunda gözlenmiştir. Yüksek ışık gücü uygulandığında, bütün kompozitlerde hacimsel büzülme ve mikroboşluk oranı artmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlı artış sadece Sonic Fill 2 grubunda görülmüştür. Sonuç: Çalışmada kullanılan tüm bulk-fill rezin kompozitler, hem hacimsel büzülme, hem de mikroboşluk oranlarına bakıldığında birbirlerinden farklı değerler göstermektedir. Yüksek ışık gücü uygulaması, bütün rezin kompozitlerin büzülme ve mikroboşluk oranlarını arttırmaktadır. Anahtar kelimeler: Bulk fill rezin kompozit, polimerizasyon büzülmesi, bilgisayarlı mikro tomografi, ışık gücü