Dicle University
Discipline

Veterinerlik Biyokimyası Anabilim Dalı

Dicle University

27

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

27 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Ruminantların kan ve karaciğer dokusunda antioksidan enzim ve lipit peroksidasyon düzeylerinin araştırılması

91 ÖZET Bu çalışmada, Elazığ ili ve çevresinde yetiştirilen ruminantların kan ve karaciğer dokusunda, antioksidan enzimlerden GSH-Px ve CAT'ın, lipit peroksidasyonu göstergelerinden biri olan MDA'in, klinik yönden önemli AST, ALT ve ALP aktivitelerinin, karaciğer dokusu protein düzeyi ile hemoglobin ve hematokritin normal değerleri araştırılmış, tür ve cinsiyet faktörlerinin bu parametrelere olan etkilerine bakılmıştır. Araştırma materyalleri Elazığ ELET Tesislerine kesim için getirilen ve klinik ve postmortem muayene sonrası sağlıklı olduğu anlaşılan ruminantlardan temin edilmiştir. Hayvanlar önce sığır, koyun ve keçi olmak üzere 3 gruba, daha sonra her bir grup kendi arasında erkek ve dişi olmak üzere 2 alt gruba ayrılmıştır. CAT ve GSH-Px aktivite tayininde Beutler, AST ve ALT aktivite tayininde Reitman ve Frankel, ALP aktivitesinin tayininde Bessey, Lowry ve Brock metodu, plazma MDA düzeyi tayininde Satoh ve Yagi'den modifiye edilen metot, doku MDA düzeyinin tayininde Ohkawa ve ark.nın geliştirdiği metot, protein tayininde Lowry, hemoglobin tayininde siyanomethemoglobin metodu kullanılmıştır. Türler arasında yapılan karşılaştırmalarda, eritrosit GSH-Px aktivitesinde önemli bir değişiklik görülmezken, eritrosit CAT, serum AST, ALT ve ALP aktiviteleri ile, plazma MDA, kan hemoglobin ve hematokrit düzeyleri üzerine türün etkileri önemli bulunmuştur. Karaciğer dokusu GSH-Px, CAT, AST, ALT, ALP aktiviteleri, MDA ve protein düzeyleri bakımından da yine türler arasında önemli farklılıklar saptanmıştır. En yüksek eritrosit CAT (p<0.001) aktivitesi sığırlarda, en yüksek plazma MDA (p<0.001) düzeyleri ise keçilerde gözlenmiştir. Karaciğer dokusu için en yüksek GSH-Px (p<0.001) aktivitesi sığırlarda, en yüksek CAT (p<0.001) aktivitesi koyunlarda, en yüksek MDA (p<0.001) düzeyleri ise keçilerde saptanmıştır. Tür içi yapılan karşılaştırmalarda, sığırlarda eritrosit GSH-Px ve CAT aktiviteleri, serum AST, ALT ve ALP aktiviteleri ile karaciğer GSH-Px ve ALT aktiviteleri üzerine cinsiyetin etkileri önemli bulunmuştur. Erkek sığırlarda eritrosit GSH-Px (p<0.001) aktivitesi, dişi sığırlarda ise eritrosit CAT (p<0.001) aktivitesi ile karaciğer dokusu GSH-Px (p<0.001) aktivitesi daha yüksek bulunmuştur. Koyunlarda eritrosit CAT aktivitesi, serum AST.ALT, ALP aktiviteleri, hemoglobin ve hematokrit düzeyleri, karaciğer dokusu GSH-Px, CAT ve AST aktiviteleri ile MDA düzeyleri bakımından erkek ve dişiler arasında önemli farklılıklar saptanmıştır. Eritrosit CAT92 (p<0.001) aktivitesi ve karaciğer dokusu MDA (p<0.001) düzeyi erkek koyunlarda, karaciğer dokusu GSH-Px (p<0.01) ve CAT (p<0.001) aktiviteleri ise dişi koyunlarda yüksek saptanmıştır. Erkek ve dişi keçiler arasında yapılan karşılaştırmalarda ise eritrosit GSH-Px ve CAT aktiviteleri, serum AST, ALP aktiviteleri, karaciğer GSH-Px, CAT ve AST aktiviteleri ile protein düzeyleri arasındaki farklılık önemli bulunmuştur. Özellikle keçi türünün dişilerinde hem eritrosit hem de karaciğer dokusu GSH-Px (p<0.001) ve CAT (p<0.001) aktivitelerinin erkeklere göre istatistiksel olarak önemli derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmada tür ve cinsiyet faktörlerinin etkisiyle söz konusu parametrelerde önemli derecede farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Bu farklılıkların sebebi, organizmaların aynı yaşam koşullarına farklı cevap vermeleriyle ilgili olabileceği gibi, türler ve cinsiyetler arasında farklı bir oksidan hasar mekanizmasının bulunmasıyla ya da eritrosit ve karaciğerde farklı konsantrasyonlarda bulunan H2O2 üzerine etki eden diğer endojen antioksidanların varlığıyla da ilgili olabilir. Sonuç olarak; söz konusu parametrelerin, hayvan sağlığını korumak ve kontrol altına almak bakımından yapılacak daha ileri çalışmalara bir temel teşkil edeceği, erken teşhis, tedavi ve koruyucu hekimlikte klinik açıdan yararlı olacağı ve ülkemiz hayvancılığına olumlu katkılarda bulunacağı kanaatindeyiz.

Sema Yaralıoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2000
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun meme doku arginazının kinetik özellikleri

Bu çalışma ile koyun meme doku arginazının bazı kinetik özellikleri laboratuarımızda optimize edilmiştir. Koyun meme doku arginazı için MnCİ2 ve preinkübasyon gereklidir. Preinkübasyon ısısının 52°C, süresi ise 12 dakika olarak tespit edilmiştir. L- amino asitlerden L-ornitin ve L- lizin, koyun meme doku arginazını inhibe etmektedirler. L-ornitin ve L-lizinin inhibisyonu nonkompetitif tiptedir. EDTA, p-CMBA, NEM, metilen mavisi koyun meme doku arginaz aktivitesini önemli derecede düşürmektedir. Bunlardan EDTA enzimi kompetatif, diğerleri ise nonkompetitif olarak inhibe etmektedir. Argininin yıkımından sorumlu olan arginaz hücre çekirdeğine bağlı olup en yüksek aktiviteyi pH 9.5'da göstermektedir. Değişik ışık koşullarında metilen mavisinin arginaz aktivitesi üzerine olan etkisi incelenmiştir. Metilen mavisinin, ışığın, MnCİ2'ün koyun meme doku arginazının fotoinaktivasyonuna olan etkileri de saptanmıştır. Koyun meme doku arginazının L-arginine karşı olan Km değeri 1.35mM'dır. Bu da koyun meme doku arginazının üreotelik tipte düşük Km'e sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Mehtap Özçelik
Fırat University · Institute of Health Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Gebe koyunlarda C vitamini ve mineral ilavesinin bazı akut faz proteinleri, antioksidan enzim düzeyleri, serum biyokimyası ve hematolojik parametreler üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Çalışma, gebeliğin üçüncü ayından başlayarak doğuma kadar belirli aralıklarla C vitamini (Askobik asit), mineral karması (Bakır glukanat, sodyum selenit, manganez glukanat, çinko glukonat) ve C vitamini (Askorbik asit) +mineral karması (Bakır glukanat, sodyum selenit, manganez glukanat, çinko glukonat) uygulamalarının gebelik ve laktasyon dönemindeki koyunlarda oksidan/antioksidan denge, akut faz proteinleri, hematoloji ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkilerinin araştırılması amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 60 baş sağlıklı İvesi ırkı dişi koyun kullanıldı. Gebe koyunlar G1 (n:15) kontrol grubu, G2 (n:15) vitamin grubu, G3 (n:15) mineral karması grubu, G4 (n:15) vitamin + mineral karması grubu olarak 4 gruba ayrıldı. Gebeliğin 3. ayından itibaren doğuma kadar, G2 grubuna her hafta 5 ml C vitamini enjeksiyonu yapıldı. G3 grubuna iki haftada bir 0.6 ml mineral enjeksiyonu yapıldı. G4 grubuna ise haftada bir C vitamini enjeksiyonu ve iki haftada bir C vitamini enjeksiyonunu takip eden günde mineral karması enjeksiyonu uygulandı. G1 grubuna diğer gruplar ile uyumlu olacak şekilde haftada bir 5 ml serum fizyolojik enjeksiyonu uygulandı. Koyunlardan, gebeliğin 3., 4. ve 5. aylarında, ayrıca erken laktasyon (laktasyonun 1. ayı) ve geç laktasyon (laktasyonun 3. ayı) dönemlerinde kan örnekleri alındı. Alınan örneklerde MDA, TAS, TOS, OSI, haptoglobin (Hp), seruloplazmin (Cp), hematoloji ve rutin biyokimya analizleri gerçekleştrildi. Elde edilen veriler ile varyans analizleri yapıldı ve p<0.05 önemli kabul edildi. Bulgular: Hematolojik parametrelerde gruplar arası karşılaştırmalarda Hb, RBC, Hct ve MCV seviyelerinde istatistiki açıdan önemli farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Grup içi kıyaslamada ise WBC, Hb, RBC, Hct, MCV, MCH, MCHC, RDW CV, RDW SD ve MPV parametrelerinde anlamlı değişiklikler gözlendi (p<0,05). Biyokimyasal parametrelerde gruplar arası karşılaştırmalarda, ALP, CK, Mg, Na, P, total protein ve progesteron düzeylerinde anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Grup içi kıyaslamada ise ALP, AST, CK, GGT, LDH, glukoz, kreatinin, total protein, üre, Mg, P, Na, K ve progesteron düzeylerinde önemli değişiklikler saptandı(p<0,05). Oksidan/antioksidan durum belirteçlerinden TAS, OSI ve MDA parametrelerinde, akut faz proteinlerinden Hp ve Cp düzeylerinde hem grup içi hem de gruplar arası karşılaştırmalarda anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde, gebeliğin 3. ayından başlayarak doğuma kadar devam eden C vitamini ve C vitamini+mineral karması uygulamalarının 5 aylık gebelerde MDA düzeylerini artırdığı saptanmış, ancak aynı olumsuz etkiler mineral karması grubunda izlenmemiştir. Bu nedenle, C vitamini ve C vitamini +mineral karması uygulamalarının gebeliğin 3. ayından itibaren bir ay süreyle, mineral karmasının ise gebeliğin sonuna kadar uygulanması önerilebilir. Bu yönü ile C vitamini ve C vitamini+mineral karması farklı doz uygulamaların denenebileceği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Halil Ayhan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İnek, koyun, keçi ve eşek kolostrumunun a549 ve mcf-7 farklı kanser hücreleri üzerindeki antitümöral etkinliği

Amaç: Kolostrum, yavrunun dünyaya geldiği ilk bir ay süresince anneden alacağı antikorları/immünoglobülinleri içeren doğal bileşiktir. Bu çalışma ile inek, koyun, keçi ve eşek gibi farklı türlerin kolostrumlarından elde edilen whey ve kazein proteinlerinin insan akciğer kanser hücresi (A549) ve meme kanser hücresi (MCF-7) üzerindeki etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Kolostrumlar, whey ve kazein proteinleri olarak fraksiyonlarına ayrıldı. SDS-PAGE elektroforez ile bu proteinler belirlenip membran filtre ile steril edildi. Liyofilize edilen proteinlerin farklı konsantrasyonlarının antitümöral etkinlik düzeyleri hücreler üzerindeki MTT canlılık testi ile ölçülerek IC50 değerleri saptandı. Ayrıca kolostrumlardaki sitokin düzeyleri (IL-2, IL-6 ve TNF-α) ölçüldü. Bulgular: Kolostrumdaki whey ve kazein proteinlerinin 6400 µg/ml ile başlayıp azalan seri dilüsyonları 24, 48 ve 72 saatlik süreler boyunca A549 ve MCF-7 hücreleriyle inkübe edildi. İnek whey MCF-7 hücreleriyle inkübe edildiğinde, hücre canlılık oranı: %37,06; IC50 değeri 3.144 µg/ml olarak saptandı. Eşek whey proteinlerinin MCF-7 hücre inkübasyonu sonucu hücre canlılık oranı % 16,64 ve IC50 değeri 3.424 µg/ml (p<0.001) olarak ölçüldü. Koyun kazeinin A549 hücreleriyle inkübasyonunda, hücre canlılık % 29,38 ve IC50 değeri 3.612 µg/ml olarak ölçülürken MCF-7 hücreleriyle inkübasyonunda hücre canlılık %37, IC50 3.383 µg/ml olarak saptandı. Sonuç: İnek ve eşek whey proteini ile koyun kazein proteinlerinin A549 ve MCF-7 kanser hücre hatlarında antiproliferatif ve antikanserojen etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır.

Antineoplastik ajanlarEşeklerKeçiler+5
İlhan Sabancılar
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyunlarda ksilazin-ketamin, ksilazin-propofol,ksilazin-ketamin-propofol'ün serbest radikal üretimi,kan gazları ve bazı hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

Bu çalışmada, koyunlarda ksilazin-ketamin, ksilazin-propofol ve ksilazin- ketamin-propofol kombinasyonlarının oksidatif stres ve antioksidan kapasite üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Ayrıca anestezi sırasında hastanın stabilizasyonu yönünden önemli olan kan gazları, hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin farklı anestezik madde kombinasyonlarından nasıl etkilendiklerinin tespiti araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma Dicle Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinden sağlanan ortalama canlı ağırlığı 43.27±4.76 kg olan 1 yaşlarında, doğum yapmamış klinik olarak sağlıklı 28 adet Zom ırkı dişi koyun üzerinde yürütüldü. Hayvanlar eşit sayıda (n= 7) ve rastgele biri kontrol olmak üzere dört gruba ayrıldı. Kontrol grubu dışında Grup 1'de bulunan hayvanlara ksilazin-ketamin, Grup 2'de bulunan hayvanlara ksilazin-propofol ve Grup 3'te bulunan hayvanlara ksilazin-ketamin-propofol kombinasyonları intravenöz olarak uygulandı. Tüm hayvanlardan anestezik ajanların uygulanmasından önce (0.dakika) ve anesteziklerin uygulanmasından sonra 15., 30., 60. ve 120.dk' larda vena jugularis'ten kan örnekleri alındı. Bu kombinasyonların antioksidan sistem üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla alınan kan örneklerinin serumlarında total antioksidan seviye (TAS), total oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ), plazmalarında malondialdehit (MDA) ve eritrositlerinde katalaz (CAT) aktiviteleri saptandı. Ayrıca anestezi sırasında hastanın stabilizasyonu yönünden önemli olan bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler ile kan gazı düzeyleri ölçüldü. Hayvanlarda kalp atım hızı, solunum sayısı ve vücut ısısı anestezik ajanların uygulanmasından önce (0. dk) ve anesteziklerin uygulanmasından sonra 5., 10., 15., 30., 45., 60. ve 120. dk' larda ölçüldü. Çalışmamızda her üç grubun kontrol grubu ile yapılan kıyaslamalarında TAS, TOS, MDA ve CAT düzeyleri bakımından önemli bir fark bulunmadı. Biyokimyasal değerleri bakımından grupların kontrol grubu ile yapılan kıyaslamalarında Grup 2'de direkt bilirubin düzeyinde 120. dk'da, Grup 3'te ALP düzeyinde 30. ve 120. dk' larda ve yine Grup 3'te üre düzeyinde 15., 30., 60. ve 120. dk' larda meydana gelen artış önemli bulundu. Çalışmamızda kan gazları ve elektrolit düzeyleri bakımından her üç grup kontrol grubu ile kıyaslandığında pO2 düzeylerinde Grup 1'de 15., 30. ve 120.dk' larda, Grup 2 ve Grup 3'te ise sadece 30. dk da, cSO2 düzeylerinde Grup 1'de 15., 60. ve 120.dk' larda, Grup 2'de ise sadece 60.dk da meydana gelen azalma önemli bulundu. Her üç çalışma grubunda Na düzeylerinde 30. ve 60. dk' larda, Grup 2 ile Grup 3'te ise 120.dk' da, Ca düzeylerinde ise Grup 2 ile Grup 3'te 120.dk' da meydana gelen azalma önemli idi. Sadece Grup 1'de glukoz düzeyinde 15.dk' da meydana gelen artma önemli bulundu. Hematolojik değerleri bakımından grupların kontrol grubu ile yapılan kıyaslamalarında sadece MCV düzeyinde Grup 3'te 15., 30., 60. ve 120.dk' larda meydana gelen artış önemli idi. Fizyolojik parametreler bakımından, her üç grup kontrol grubu ile kıyaslandığında kalp atım sayısında sadece Grup 3'te 120.dk' da, solunum sayısında Grup1 ve Grup 3'te 5.dk ile 30.dk' da, vücut ısısında Grup 2'de 10., 15., 30. ve 120.dk' da, Grup 3'te ise sadece 120.dk' da meydana gelen fark önemli idi. Çalışmada ksilazin-ketamin, ksilazin-propofol ve ksilazin-ketamin-propofol kombinasyon uygulamaları neticesinde Zom koyunlarında serum TAS ve TOS düzeylerinde, plazma MDA ile eritrosit CAT aktivitelerinde önemli bir değişiklik kaydedilmedi. Oksidan/antioksidan durum hayvanın anesteziye alınması gereken koşullarda antioksidan sistemin en az zarar göreceği ajanın tercih edilmesi bakımından bir fikir verebilir. Ayrıca veteriner pratikte cerrahi işlemler sırasında antioksidan veya serbest radikal temizleyici özelliğe sahip anestezik ilaçların tercih edilmesi hayvan sağlığı açısından bir avantaj olabilir. Ancak bu çalışmada antioksidan özelliğe sahip olduğu bilinen propofolün uygulanan dozlarda hayvan sağlığı açısından bir avantaj oluşturmadığı düşünülmektedir. Yapılan çalışmada ksilazin-ketamin, ksilazin-propofol ve ksilazin-ketamin-propofol kombinasyon uygulamalarının kan gazları ve elektrolit düzeylerinde azalmalara neden olduğu belirlendi. Bu durum daha önce solunum veya kardiyovasküler sistem hastalığı olduğu bilinen hayvanlar için temkinli olunmasını gerektirebilir. Ksilazin-propofol ve ksilazin-ketamin-propofol kombinasyonlarının uygulandığı hayvanlarda bazı hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde değişimler tespit edildi. Ksilazin-propofol kombinasyonun uygulandığı grupta üç hayvanda ve ksilazin-ketamin-propofol kombinasyonun uygulandığı grupta ise dört hayvanda apne gözlendi. Bu durumda anestezi esnasında hayvanlarda şekillenebilecek apne olasılığı önemli bir dezavantaj olarak değerlendirilebilir. Yapılan çalışmada ksilazin-ketamin uygulamasının toplam oksidan/antioksidan durum üzerine olumsuz etkisinin olmadığı ayrıca hematolojik ve biyokimyasal parametrelerde önemli bir değişikliğe neden olmadığı saptandı. Bu gruptaki hayvanlarda apne şekillenmedi. Aynı zamanda söz konusu hayvanların fizyolojik parametrelerde meydana gelen değişiklikleri vital fonksiyonlarda herhangi bir bozulma göstermeksizin iyi derecede tolere ettikleri izlendi. Sonuç olarak, Zom koyunlarında ksilazin-ketamin uygulamasının ksilazin-propofol ve ksilazin-ketamin-propofol kombinasyonlarına göre daha güvenle kullanılabileceği ve klinisyenlere öncelikli olarak önerilebileceği sonucuna varıldı.

AntioksidanlarBiyokimyaHematoloji+7
Esra Gökalp
Dicle University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Plazma ve serumda askorbik asit tayini: Metot ve dayanıklılık çalışmaları

Askorbik asit (Vitamin C ), bazı hayvan türlerinde, insanlarda ve primatlarda diyetle alınan, birçok biyokimyasal reaksiyonlarda ve fizyolojik süreçlerde yer alan, suda eriyebilen bir vitamin türüdür. Son yıllarda yapılan çalışmalarla askorbik asitin genel sağlık durumunun bir belirteci olabileceği, kanser ve diyabet gibi önemli rahatsızlıklarda tedavide kullanılabileceği üzerinde durulmaktadır.Vitamin C, kimyasal yapısı nedeniyle çok kolay bozunabilen bir moleküldür. Askorbik asit en-diol grubunun tek hidrojenini vererek dehidroaskorbik asite dönüşür. Bozunmanın nedeni olarak çevre şartlarının (pH, ışık, oksijen konsantrasyonu, divalen katyonlar, oksitleyici enzimler) önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Kandaki askorbik asit miktarının ölçümünde askorbik asitin bu kararsız yapısı ölçümün güvenilirliğini etkilemektedir. Kandaki askorbik asit ölçümlerinde, bu nedenden dolayı analiz öncesi faktörlerin önemi artmaktadır.Bu çalışmanın amacı; serumda ve plazmada askorbik asitin ölçümü için farklı örnek hazırlama metodları geliştirip, farklı ortam koşullarında ve farklı ölçüm yöntemleri kullanılarak en sağlıklı ölçümün belirlenebilmesi üzerinedir. Bu amaçla; askorbik asit ölçümüne zamanın, farklı sıcaklıklardaki saklama koşullarının, örneklere MPA ilavesi yapılmasının, HPLC ve spektrofotometrik yöntemlerin son olarak da kan alımında kullanılan antikoagülanların etkisi araştırılmıştır.Serum ve plazma örnekleri, 4-6 yaşlarındaki 10 adet sığırdan elde edilmiştir. Serum ve plazmalar elde edildikten sonra farklı ortam koşullarına tabi tutulmak üzere beş farklı gruba bölünmüş, örneklerin yarısına MPA ilave edilmiş ve hem HPLC hem spektrofotometrik yöntemle analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar istatistiki olarak değerlendirilmiştir. EDTA antikoagülanı kullanılarak alınmış kan örneklerinde anlamlı olarak azalma saptanmış, farklı ortam koşullarında bırakılan örneklerin analiz sonuçlarında ise genel olarak anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. MPA ilave edilen ve edilmeyen örneklerde ise genel olarak anlamlı farklılıklar saptanmış, MPA ilavesi yapılan numunelerde askorbik asit konsantrasyonu daha az miktarda bulunmuştur. Spektrofotometrik yöntemle ölçülen askorbik asit konsantrasyonları ise sayısal olarak daha fazla miktarda saptanmıştır.Sonuç olarak serum ve plazmada askorbik asit ölçümünün hemen yapılması ve EDTA'lı tüplerden ziyade serum veya heparinli tüplerin kullanılması gerektiği önerilmektedir. Öte yandan bu çalışmanın bulguları ışığında bu konu hakkında daha fazla örnek sayısıyla çalışmaların yapılması gerektiği değerlendirmesi yapılabilir.Anahtar kelimeler: askorbik asit, stabilite, HPLC, serum, plazma

AntikoagülanlarAskorbik asitKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+2
Turgut Şekerler
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Ovariektomi operasyonunun köpeklerin serum kolesterol, trigliserid, total protein, albumin, AST ve GGT düzeyleri üzerine etkisi

Bu çalışmanın materyalini Aydın Belediyesinin köpek barınağından getirilen, klinik olarak sağlıklı görünüme sahip, yaşları yaklaşık 4 aylık ile 5 yaş arasında değişen toplam 14 adet sokak köpeği oluşturdu. Overiohisterektomi uygulanan hayvanlar klinik olarak östrus siklusunda değildi. Operasyon öncesinde ve sonrasında yapılan kan alımları vena sefalika lateralisden gerçekleştirildi. Operasyondan önce, operasyonun 10. ve 30. gününde kan alındı. Serum tüplerine alınan kan örnekleri, 3000 rpm de 10 dakika santrifuj edildi. Serum AST, GGT, trigliserit, kolesterol, total protein ve albumin analizleri için serumlar analizin yapılacağı tarihe kadar -20 ? C'de saklandı. Analizler otoanalizör (BT 3000 Plus Italy) aracılığıyla hazır ticari kitler kullanılarak gerçekleştirildi.Operasyon öncesi 20,071 U/L olan serum AST aktivitesinin operasyonun 10. gününde 18,571 U/L seviyesine düştüğü görüldü. Ancak serum AST aktivitesi operasyonun 30. gününde 24,80 U/L olarak ölçüldü. Operasyon öncesi 5,428 U/L olan serum GGT aktivitesi operasyonun 10. gününde 5,357 U/L ve 30. gününde 5,500 U/L olarak belirlendi. Serum trigliserit düzeyi hafif bir artış ile 66,714 mg/dl'den 10. günde 75,500 mg/dl'ye çıktığı 30. günde ise 73,700 mg/dl'ye indiği tespit edilmiştir. Operasyon öncesi 150,928 mg/dl olan serum kolesterol düzeyi operasyonun 10. gününde istatistiksel olarak anlamlı bir artış ile 187,357 mg/dl'ye çıkmış fakat 30. Günde tekrar 151,200 mg/dl'ye inmiştir. 9,435 g/dl olan total protein konsantrasyonu operasyonun 10. günü 8,092 g/dl'ye düşmüş ancak 30. günde tekrar 9,360 g/dl'ye çıkmıştır. Serum albumin düzeyi başlangıçta 3,171 g/dl olarak ölçülmüş, 10. günde 2,971 g/dl 30. günde 2,950 g/dl olarak belirlenmiştir.Sonuç olarak, ovario-histerektomie operasyonunda 30 günlük süre zarfında kolesterol dışında istatistiksel olarak bir farklılık tespit edilmemiştir.Anahtar Kelimeler: Köpek, ovariektomi, AST, GGT, trigliserit, total protein, albumin, kolesterol.

Engin Aykuş
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde ovariohysterektominin serum bakır, çinko, kalsiyum, fosfor konsantrasyonları üzerine etkisi

Bu çalışmanın materyalini Aydın Belediyesinin köpek barınağından getirilen, klinik olarak sağlıklı görünüme sahip, yaşları yaklaşık 4 aylık ile 5 yaş arasında değişen toplam 14 adet sokak köpeği oluşturdu. Overio-histerektomi uygulanan hayvanlar klinik olarak östrus siklusunda değildi. Operasyon öncesinde ve sonrasında yapılan kan alımları vena sefalika lateralisden gerçekleştirildi. Operasyondan önce, operasyonun 10 ve 30. gününde kan alındı. Serum tüplerine alınan kan örnekleri, 3000 rpm de 10 dakika santrifuj edildi. Serum bakır, çinko, kalsiyum ve fosfor analizleri için serumlar analizin yapılacağı tarihe kadar -20 ? C'de saklandı. Analizler hazır kitler kullanılarak spektrofotometrik olarak gerçekleştirildi. Bu amaçla çözdürülen serum örneklerinde çinko ve bakır düzeyleri Randox (UK, Crumlin) firmasının kitleri kullanılarak gerçekleştirildi.Serum çinko, bakır ve kalsiyum düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde farklılıklar tespit edildi. Operasyon öncesi 166.37 ± 13.03 µg/dl olan serum çinko konsantrasyonu operasyonun onuncu gününde 247.42 ± 21.37 µg/dl seviyesine çıktığı görüldü. Ancak artan serum çinko konsantrasyonunun operasyonun 30. gününde tekrar düşerek 170.99 ± 7.55 µg/dl seviyesine indiği görüldü. Operasyon öncesi 77.10 ± 7.52 µg/dl olan serum bakır konsantrasyonu operasyonun onuncu gününde 107.81 ± 7.43 µg/dl seviyesine çıktığı görüldü. Ancak artan serum bakır konsantrasyonunun operasyonun 30. gününde tekrar düşerek 68.98 ± 6.86 µg/dl seviyesine indiği görüldü. Operasyon öncesi 11.25 ± 0.48 mg/dl olan serum kalsiyum konsantrasyonu ise operasyonu takip eden 30. günde istatistiksel olarak anlamlı düzeylerde artış göstermiş ve 15.53 ± 0.95 mg/dl düzeyine çıkmıştır. Serum fosfor düzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik görülmedi.Sonuç olarak, ovario-histerektomi operasyonu serum çinko, bakır ve kalsiyum düzeylerinde anlamlı değişikliklere neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Köpek, ovariektomi, çinko, bakır, kalsiyum, fosfor

BakırFosforHisterektomi+5
Bilal Gökçöl
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet oluşturulan ratlarda protein ve dna hasarı üzerine quercetinin etkisi

Diabetes Mellitus, insülin sekresyonu veya insülin üretiminin aksaması sonucu oluşan karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmalarının bozuklukları şeklinde karakterize edilen çoklu etiyolojili bir hastalık olarak ifade edilir. Oksidatif stresin diyabet durumunda artış gösterdiği saptanmıştır. Hipergliseminin, reaktif oksijen türleri üretiminin ve yıkımının arasındaki dengeyi bozduğu görülmüştür. Diyabetteki oksidatif stres, antioksidan enzimlerin ve proteinlerin glikasyonu ve glikozun oto-oksidasyonuyla oluşan reaktif oksijen türleri üretimindeki aşırı yükseliş gibi çeşitli mekanizmalar ile artabilmektedir. Diyabetik komplikasyonların sonucu olan bu değişimler, hücre organellerinde ve membranlarında biyomoleküler düzeyde tahribata sebep olabilmektedir. Bu çalışmada ratlarda streptozotosin ile oluşturulan diyabetin meydana getirdiği oksidatif stres üzerine quercetinin koruyucu rolünün protein, DNA ve lipid düzeyinde araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 6 grupta 90 adet rat alınmıştır. Diyabet oluşturmak amacıyla STZ ve streptozotosin+quercetin grubu ratlara streptozotosin, intraperitonal yoldan 50 mg/kg tek doz olarak enjekte edilmiştir. Ayrıca quercetin gruplarına 20 mg/kg, 50 mg/kg ve 70 mg/kg quercetin tek doz olarak 21 gün boyunca gavaj yolu ile verilmiştir. Enjeksiyondan 21 gün sonra çalışmadaki tüm ratların kuyruk venlerinden eter anestezisi altında kan örnekleri alınarak açlık kan şekerleri tespit edilmiş, plazma ve serum örnekleri çıkarılıp lenfosit izolasyonu yapılmıştır. Elde edilen serum ve plazma örneklerinde MDA, AOPP, NT, PCO tayini ile lenfosit örneklerinde Comet analizi gerçekleştirilmiştir. MDA düzeyinin SF grubuna kıyasla STZ grubunda artış gösterdiği belirlenmiş ve quercetin gruplarının tümünde MDA konsantrasyonunun STZ grubuna göre azaldığı tespit edilmiştir (p<0.05). AOPP, NT ve PCO seviyelerinin diyabetin etkisi ile STZ gruplarında SF grubuna göre daha fazla olduğu görülürken, quercetin gruplarında NT ve PCO düzeylerinin STZ grubuna göre artış gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Benzer artış STZ+20QUER ve STZ+50QUER gruplarına ait AOPP değerlerinde de gözlenirken STZ+70QUER grubunda ise AOPP açısından diyabete karşı bir direnç geliştiği izlenmiştir. DNA hasarının düzeyini görüntülemek amacıyla gerçekleştirdiğimiz comet analizi sonuçlarına göre streptozotosin uygulanması sonucu STZ grubunda DNA hasarının arttığı belirlenmiştir. Ayrıca STZ+70QUER grubunda DNA hasarının STZ grubuna kıyasla azaldığı bulunmuştur (p<0.05). Streptozotosin uygulanması sonucu ratlarda diyabete bağlı oksidatif stresin oluştuğu ve buna bağlı olarak lipidlerde, proteinlerde ve DNA'da hasarların meydana geldiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda quercetinin, özellikle de 70 mg/kg dozunun, DNA hasarı ve lipid peroksidasyonuna karşı koruyucu etki gösterdiği belirlenmiştir. Ancak quercetinin plazma proteinlerinin oksidatif yıkımına karşı yeterli direnci sağlamadığı kanısına da varılmıştır.

AntioksidanlarOksidatif stresSerbest radikaller
Ahmet Büyükben
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Köpek visceral leishmaniasisinde IL-6, TNF-α, DHEA ve kortizol düzeylerinin araştırılması

Köpeklerin visceral leishmaniasiste doğal rezervuar olduğu insanların ise rastlantısal olarak infekte oldukları bilinmektedir. İnfekte köpeklerin tedaviye yanıtlarının düşük olması nedeniyle günümüzde köpek leishmaniasis (KanL)'inin önlenmesinde ümit veren en önemli yaklaşımın immunoprofilaksi olduğu ifade edilmektedir. Bu nedenlerden dolayı günümüzde KanL'deki immun yanıtın araştırılması yönündeki çalışmalar önem kazanmıştır. Leishmaniasis şüphesiyle Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarı'na gönderilen köpek serumlarından IFA testi ile 20'si Leishmania seropozitif ve 20'si Leishmania seronegatif olarak değerlendirilen 2-4 yaşlarında toplam 40 adet erkek köpek çalışmaya dahil edilmiştir. Köpeklerin demografik özellikleri ile klinik bulguları bir anketle değerlendirmiştir. Çalışma grubundaki serumların tamamında immunokromatografik (HTT) yöntem ile de parazite özgü antikorlar araştırmıştır. Ayrıca serumlarda IL-6, TNF-α, DHEA ve kortizol seviyeleri ticari kitlerle ölçülmüştür. Sonuçlar ki-kare test ile karşılaştırılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. HTT ile IFA testinde seropozitif olarak saptanan köpek serumlarının tamamında bant saptanmıştır. Seronegatif 20 köpek serumunda ise HTT ile bant saptanamamıştır. Çalışmamızda seropozitif köpeklerde en sık bildirilen semptomlar sırasıyla: halsizlik (%75), tüy dökülmesi (%70), kilo kaybı (%70) olarak sıralanmaktadır. İki gruptaki köpekler semptomlar yönünden karşılaştırıldığında ateş ve halsizliğin gruplar arasında anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (sırasıyla p=0.015, p=0.021). Leishmania seropozitif köpeklerde serum TNF-α seviyeleri 17,32 pg/ml, kontrol grubu köpeklerde 16,59 pg/ml (p=0.722), seropozitif köpeklerin serum IL-6 seviyeleri 33,72 pg/ml, seronegatiflerin 13,43 pg/ml (p=0.091), Leishmania seropozitif köpekler ve kontrol grubu köpeklerin kortizol seviyeleri sırasıyla 2,21 µg/dL ve 1,94 µg/dL(p=0.546), Leishmania seropozitif köpeklerin serum DHEA-S değerleri 3,95 µg/dL iken seronegatif köpeklerin 3,23 µg/dL (p=0.088) olarak bulunmuştur. KanL'e karşı gelişen immun yanıttaki mekanizmalar ve etkileyen faktörler hakkındaki bilgilerin artmasının, ileride geliştirilecek immunoterapi araştırmaları için gerekli bilgi birikimine ve Leishmania'ya karşı aşı çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

DehidroepiandrosteronHidrokortizonKöpekler+5
Sema Ertuğ
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kültür balıklarında biyobelirteçler ile kirliliğin değerlendirilmesi

Yapılan çalışmada Kemer Barajı ve Fethiye'de balık çiftliklerinde maruz kalınan kirliliğin değerlendirilmesi amacı ile gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) karaciğer ve kas dokularında beş farklı biyobelirteç ölçümü yapılmıştır. Mevsimsel değişiklikleri değerlendirmek üzere Bozdoğan sınırlarında yer alan Kemer Barajındaki ağ kafeslerde ve Fethiye'deki beton kafeslerde balık çiftçiliği ile üretilen alabalıklardan Ocak ve Temmuz aylarında numuneler alınmış; Faz-I enzimi olarak EROD aktivitesi, Faz-II enzimleri GST aktivitesi ve GSH, oksidatif stres parametresi olarak lipid peroksidasyonu ürünü olan malondialdehit (MDA) miktarı ve nöromusküler parametre olan ACHE inhibisyonu biyobelirteç olarak ölçülmüştür. Aynı zamanda alabalık çiftliklerinden alınan su numunelerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri de ölçülmüş ve beş biyobelirteç ile beraber değerlendirilmiştir. Balıkların yetiştirildiği sudan alınan numunelerin kimyasal oksijen ihtiyacı, amonyum azotu ve iletkenlik değerleri dışında diğer değerlerin genellikle birinci sınıf su limit değerlerinin altında olduğu görülmüştür. Tüm verilerin değerlendirilmesi sonucunda Fethiye'deki beton havuzlarda EROD indüksiyonu, GST aktivitesinde, MDA seviyesinde ve ACHE inhibisyonunda Kemer Barajına göre anlamlı artış tespit edilmiştir (p≤0,05). Ayrıca tüm verilerin mevsimlere göre değerlendirilmesi sonucunda GSH, MDA seviyesinde ve GST aktivitesinde Ocak ayında anlamlı artış meydana geldiği görülmüştür (p≤0,05). İstasyonlar ayrı ayrı mevsimlere göre değerlendirildiğinde ise Kemer barajının Temmuz ayında; Fethiye'deki beton havuzların ise Ocak ayında daha fazla kirliliğe maruz kaldığı görülmüştür. Her iki istasyonda da Temmuz döneminde amonyum azotu artışına paralel olarak anlamlı ACHE inhibisyonunun gerçekleştiği tespit edildi (p≤0,05). Aynı şekilde Kemer barajında bulanıklık artışına paralel olarak oksidatif stres parametreleri GSH, MDA seviyesi ve GST aktivitesinde anlamlı artış tespit edildi (p≤0,05).

AlabalıklarAsetilkolinesterazBalıklar+6
Mehmet Ersin Kartal
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda farklı dozlardaki egzersizin bazı akut faz proteinleri ve lipid profiline etkileri

Akut faz yanıt, pek çok doku hasarında ortaya çıkan, yangısal olaylardan dokuyu koruyan hızlı nonspesifik bir süreçtir. Bu reaksiyonlar esnasında akut faz proteinleri (AFP) olarak adlandırılan bir grup proteinin, sentez ya da yıkım hızlarının artması veya azalmasına bağlı olarak plazma konsantrasyonları anlamlı düzeyde değişmektedir. Bu çalışmada toplam 40 adet erkek rat kullanılmıştır. Çalışmada 5 grup (n=8) oluşturulmuştur. Çalışma grupları; Kontrol 1, deneme odasında tutulan ve hiçbir egzersiz programı uygulanmayan ratlardan oluşmaktadır, Kontrol 2 grubu 1 saat süresince koşu bandında tutulan hayvanlardan, Deneme 1 grubu 10m/dakika hızda; Deneme 2, 15m/dakika hızda ve Deneme 3 grubu akut tüketici egzersiz ya yaptırılan ratlardan oluşmuştur. Deneme gruplarındaki ratlara 1 haftalık deney süresince her gün günde 1 saat egzersiz yaptırılmıştır. Yedinci günün sonunda eter anestezisi altında kalp içi kan örnekleri toplanmış ve elde edilen serum örnekleri analiz yapılınca kadar -20oC'de saklanmıştır. Tüm örneklerden aynı anda CRP, SAA, haptoglobin, trigliserid, kolesterol, HDL ve LDL düzeyleri ölçümleri yapılmıştır. CRP, SAA ve haptoglobin analizleri spesifik ticari test kitleriyle ELISA cihazında, kolesterol, trigliserid, LDL ve HDL düzeyleri ticari test kitleriyle biyokimya otoanlizöründe yapılmıştır. Sonuçlar istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre egzersizin ratlarda akut faz proteinlerden CRP ve haptoglobin düzeylerinde önemli artışa neden olmuştur. SAA düzeyleri de artmıştır bu artışın istatistiki önemde değildir. Ayrıca akut egzersizin kolesterol, LDL ve HDL düzeylerinde iyileşmeye neden olduğu ancak trigliserid düzeyinde beklenen değişikliğe neden olmamıştır. Bu çalışmanın sonucuna göre, akut egzersiz ratlarda lipid profilinde düzelmelere neden olduğu ancak egzersizle indüklenen akut faz yanıtı da başlattığı belirlenmiştir. CRP ve haptoglobin konsantrasyonlarının egzersizin şiddetiyle orantılı olarak arttığı da çalışmanın başka bir sonucudur Anahtar Kelimeler: Akut faz proteinleri, Egzersiz, kolesterol, trigliserid, HDL, LDL, Rat.

Akut faz proteinleriEgzersizKolesterol+5
Nazan Öztürk
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Toprak kaplarda üretilen farklı tür yoğurtlarda ağır metal migrasyonunun belirlenmesi

Bu çalışmada, inek, koyun ve manda sütlerinden çömleklerde yoğurt mayalanmış ve bu yoğurtlardan 2., 4., 6., 8., ve 10. günlerde numune alınarak çömlekten yoğurda geçen Al, Cr, Mn, Fe, Co, Cu, Zn, Cd ve Pb düzeyleri araştırılmıştır. Ayrıca % 4'lük asetik asit migrasyon testi uygulanmıştır. Çalışmada elde ettiğimiz bulgular, hem %4 asetik asit testinde hem de inek, koyun ve manda yoğurtlarında çalışma süresince migrasyonun gerçekleştiği ve artarak devam ettiği izlenmiştir. Çalışmada inek, koyun ve manda yoğurtlarında migrasyon düzeyleri % 4 lük asetik asitle gerçekleştirilen migrasyon düzeyleri ile karşılaştırıldığında %4 asetik asit çözeltisinde daha yüksek düzey de migrasyon gerçekleştiği görülmüştür. Çalışmada inek, koyun ve manda yoğurtlarında Pb ve Cd migrasyon düzeyleri % 4 lük asetik asitle gerçekleştirilen migrasyon düzeyleri ile karşılaştırıldığında elde edilen tüm sonuçlar yasal limitlerin altında kalmaktadır. Yine inek, koyun ve manda yoğurtlarında migrasyon düzeyleri % 4 lük asetik asitle gerçekleştirilen migrasyon düzeyleri ile karşılaştırıldığında, %4 asetik asit çözeltisi deneyinde Al bildirilen spesifik salım limiti (SRL) değerinin üzerine çıkmıştır. İnek, koyun ve manda yoğurtlarında ise çalışmanın 10. Günü alınan örneklerde SRL değerinin üzerinde Al değerleri gözlenmiştir. Cr, Mn, Co, Ni, Cu ve Fe değeri bütün gruplarda ve alınan tüm numune zamanlarında belirtilen SRL limitinin altındadır. Zn ise koyun yoğurdunda çalışmanın 4,6,8 ve 10. günlerinde ve Manda yoğurtlarında 8. ve 10. Gününde belirtilen SRL düzeyinin üzerinde çıkmıştır. Koyun ve Manda sütlerinin Zn düzeyinin yüksek olduğu için yoğurtlarda da yüksek seviyede Zn düzeylerinin gerçekleştiği düşünülmektedir. Sonuç olarak, Pb ve Cd gibi iki toksik etkili ağır metaller değil, diğer ağır metallerinde toprak kaplardan migrasyonu mümkündür. Mevcut mevzuatta bu konuda eksiklikler bulunmakta olup, gelecekteki çalışmaların bu yönde gelişim göstermesi muhtemeldir. Bununla birlikte toprak kapların yapıldığı ham maddeler ve üretim proseslerinde kalite kontrol standartlarının uygulanmasıyla sağlanabilir. Yüksek seviyedeki metallerin insan sağlığı üzerindeki tehlikeleri konusunda toplumda farkındalık yaratılması büyük önem taşımaktadır.

Fatma Nur Gürel
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gemsitabin uygulanan prostat kanseri hücre hatlarında oxaliplatin ve sisplatinin kemoterapötik etkilerinin belirlenmesi

Ürogenital kanserler içerisinde erkeklerde görülme sıklığı açısından ilk sırada yer alan prostat kanseri, kanser ilişkili ölümler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Mevcut araştırmalar, spesifik hasta popülasyonlarında ilave avantajlar sağlamak için platin-temelli kemoterapötikler ile hedeflenmiş tedavi kombinasyonlarına odaklanmıştır. Cerrahi veya radrasyonu takiben platin bazlı kombinasyon kemoterapisi kullanımı en fazla yararı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, platin temelli kemoterapötikler sisplatin ve oksaliplatin ile Gemsitabinin tek başına ve kombine dozlarının insan prostat kanserli hücre hatları olan DU-145 ve PC3 üzerindeki hücre proliferasyonu ve apoptotik yolaklar üzerine etkilerini belirlenmektedir. Prostat kanserli hücre hatlarında bu ilaçların tek başlarına veya kombine dozlarının, hücrelerin canlılığı üzerine olan etkileri WST-1 yöntemiyle ve CASP3, CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeylerinde ifadelenme değişiklikleri RT-PCR ile belirlenmiştir. Sonuç olarak, içsel ve dışsal yolakta görev alan CASP8 ve CASP9 genlerinin mRNA düzeyleri değerlendirildiğinde Sisplatinin içsel yolaktan (CASP9) ve oxaliplatinin ise dışsal yolaktan (CASP8) apoptozu indüklediği tespit edildi. Bu göstermektedir ki; platin temelli kemoterapötik olan oxaliplatin ve sisplatinin hedef yolakta farklı proteinler üzerinden etki etmektedir. Oxaliplatin tek başına veya gemsitabin ile kombinasyonlarının apoptotik yolakta sisplatinden daha etkin olduğunu belirlendi.

Antineoplastik ajanlarAntineoplastik ajanlarGemsitabin+6
Hatice Arzu Özyürek
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Subkronik tiner inhalasyonuna maruz kalan ratların bazı dokularında oksidatif stres parametrelerindeki değişim ve bunlara safranalın etkisi

Endüstriyel olarak yoğun bir şekilde kullanımının yanı sıra keyif verici ve uyuşturucu olarak kötüye kullanımı büyük boyutta olan tiner, vücutta serbest radikallerin aşırı üretilmesine neden olarak oksidatif stres tablosunun gelişmesine ve hücresel hasara neden olabilmektedir. Organizma tiner toksikasyonu sonucu oluşan serbest radikallerin zararlı etkilerini enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanların aktivasyonu ile dengeleyip uzaklaştırmaktadır. Safranal, safran çiçeğinde bulunan yüksek radikal süpürücü aktiviteye sahip olduğu bilinen bileşenlerden biridir. Bu tez çalışmasında; subkronik tiner inhalasyonuna maruz bırakılmış ratlarda, gastrik gavajla uygulanan safranalın söz konusu hayvanlarda beyin, karaciğer, akciğer, böbrek ve testis dokularında oksidatif stres parametreleri üzerine olan etkileri araştırılmıştır Çalışmada kontrol grubu (K), safranal grubu (S), Tiner grubu (T) ve Tiner+safranal (T+S) grubu olmak üzere, her grupta 10 Wistar albino cinsi rat içeren dört grup oluşturulmuştur. 8 hafta süren bu çalışmada T ve T+S gruplarında bulunan ratlara günde 2 kez olmak üzere belli bir hacimde içinde NaOH tabletleri bulunan kapalı bir kapta tiner inhalasyonu uygulanmıştır. S ve T+S gruplarında bulunan ratlara ise 0,1 mL/kg/gün dozunda safranal gastrik gavaj yoluyla verilmiştir. 8 hafta sonunda deney hayvanlarından analizler için karaciğer, akciğer, beyin, böbrek ve testis dokusu örnekleri alınmış ve dokular homojenize edilerek süpernatantlarda MDA, GSH, NOX, TAS ve TOS duzeyleri tespit edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak ANCOVA testi ile analiz edilmiş, p<0.05 anlamlı değeri kabul edilmiştir. Tiner inhale ettirilen gruplarda akciğer, karaciğer, böbrek, testis ve beyin dokularında oksidatif stres tablosu analizlerle tesbit edilmiştir. T+S grubunda, safranalın incelenen dokularda gelişen oksidatif stres tablosunu gerek MDA ve TOS düzeylerini azaltarak gerekse GSH ve TAS düzeylerini artırarak ortadan kaldırdığını veya hafiflettiği, tüm dokularda NOX düzeyinde anlamlı azalışara neden olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; incelenen dokuları safranalın subkronik tiner inhalasyonunun neden olduğu oksidatif stresin zararlı etkilerine karşı tüm dokularda aynı düzeyde olmayan koruyucu bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Koruyucu hekimlik açısından işçi sağlığının korunmasında ayrıca uçucu madde bağımlılığı ile mücadelede yeni modülasyonların geliştirilmesine bu verilerin katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+5
Mürüvvet Düz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Borun gebe ratlarda fötal gelişim boyunca lipid profili üzerine etkisinin araştırılması

Fötal dönem gebeliğin son kısımlarıdır ve çoğu maddenin etkilerinin bu dönemde araştırılması doğacak yavruları nasıl etkileyeceği yönünden önemlidir Yapılan tez çalışması ile borun diyette yokluğu, düşük, marjinal ve normal miktarda bulunması ile in vivo olarak fötal gelişim sürecindeki gebe ratların lipid profili üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada 2 haftalık toplam 30 adet dişi rat kullanılmıştır. Her grupta 6 rat olacak şekilde negatif kontrol, pozitif kontrol (işlem görmemiş yem), özel olarak hazırlanmış bor içermeyen yemlere ek olarak gastrik gavajla bor normal grup 2 µg B/ml, marjinal grup 0,3 µg B/ml, ve düşük grup 0,04 µg B/ml miktarlarda bor verilmek üzere ratlar 5 gruba ayrılmıştır. İki hafta boyunca bor içeren diyetler ile beslenmiş olan dişi ratlara 25-30 IU gebe kısrak serumu gonodotropin (PMSG) yapılmıştır. 24 saat sonra da insan 30 IU serum gonodotropin (HCG) hormonları yapılmış ve erkek ratlar ile çiftleştirilmek üzere bir araya bırakılmıştır. Çiftleşmeden sonra gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde gebe ratların kanları serum elde edilmek üzere toplanmıştır. Elde edilen serumlardan kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), trigliserit ve glikoz düzeyleri ticari kitler kullanılarak spektrofotometrede ölçülmüştür. Kolesterol değerleri 14. günde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden yüksek ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0.05). Gebeliğin 14. 17. ve 20. günlerinde glikoz değerlerinde kontrol negatif grubunda kontrol pozitif, düşük, marjinal ve normal grupların değerlerinden düşük ve bu gruplarla arasındaki farklılığın önemli olduğu görülmektedir (p˂0,05). Borun fötal dönemde kan lipidleri üzerinde sınırlı fakat plazma glikoz seviyeleri üzerinde azaltıcı yönde bir etkisinin olduğunu göstermektedir.

BorFetal gelişimFetüs+4
Güngör Ecem Kandemir
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Parakuat kullanılarak deneysel oksidatif stres oluşturulan a549 akciğer epitel hücreleri üzerine farklı dozlarda uygulanan kafeik asit fenetil esterin biyokimyasal etkisinin araştırılması

Parakuat (PQ) yüksek toksisiteye sahip, kuarterner nitrojen bir herbisittir. Fiyatının ucuzluğu, hızlı etki göstermesi ve çevresel karakteristikleri sayesinde dünyada kullanımı yaygındır. Kazayla veya bilerek gerçekleşen parakuat maruziyeti sonrası etkilenen ana hedef organ akciğerlerdir. Parakuat toksisitesinde reaktif oksijen türlerinin oluşumunun indüklenmesi önemli yer tutar. Bu sebeple, indüklenen reaktif oksijen türleri oluşumuna karşı antioksidanların kullanımı alternatif bir tedavi yöntemi olarak görülmektedir. Kafeik asit fenetil ester (KAFE) bazı bitkilerde bulunan aynı zamanda bal arıları tarafından üretilen propolisin aktif bileşenlerinden biri olan bir polifenoldür. KAFE, enfeksiyon, oksidatif stres, inflamasyon, kanser, diyabet, nörodejenerasyon, anksiyeteye karşı etkili bir moleküldür. Bu tez çalışmasında, A549 akciğer epitel hücrelerinde parakuat ile oluşturulan oksidatif streste kafeik asit fenetil esterin etkisini belirlemek amacıyla hücre canlılık testi (MTT), toplam oksidan kapasite (TOK) analizi, toplam antioksidan kapasite (TAK) tayini ve oksidatif stres indeksi (OSİ) hesaplaması yapıldı. Bu amaçla A549 hücre hatlarına 24 saat süresince 400 M parakuat ve 1; 2,5 ve 5 g/ml KAFE uygulandı. Uygulama sonunda yapılan analizlerde parakuatın hücre canlılığını önemli derecede azalttığı, TOK değerlerini artırdığı ve TAK değerlerini ise düşürdüğü belirlendi. Parakuatla beraber KAFE'nin 1 g/ml ve 2, 5 g/ml dozlarının uygulandığı hücre gruplarında hücre canlılıklarının yalnız parakuat uygulanan gruplara göre yükseldiği, 5 g/ml KAFE uygulamasının ise hücre canlılığı üzerinde iyileştirici etkisinin olmadığı saptandı. KAFE'nin 2, 5 g/ml dozda uygulandığı grupta TOK değerleri PQ grubuna göre düşük bulunmuş, fakat istatistiksel olarak sınırda anlamlılık düzeyinde kalmıştır. Parakuat grubunda azalan TAK değerleri 2, 5 g/ml KAFE uygulamasıyla belirgin şekilde artış gösterirken, 5 g/ml KAFE uygulaması TAK değerlerini kontrol grubuna kıyasla düşürmüştür. 1 g/ml KAFE verilen grupta ise TAK değerleri PQ grubuna yüksektir fakat istatistiksel olarak sınırda anlamlılık düzeyinde bir fark bulunmuştur. OSI değerleri PQ ve PQ+5 g/ml KAFE gruplarında kontrol grubuna göre yüksek, PQ+2,5 g/ml CAFE grubunda ise PQ grubuna göre düşük bulunmuştur. Bu bulgulardan hareketle, kafeik asit fenetil esterin doza bağımlı olarak, parakuatın indüklediği oksidatif stres hasarına karşı koruyucu veya tedavi edici özelliğe sahip olduğu söylenebilir.

AkciğerAntioksidanlarAntioksidanlar+4
Naime Çelik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlara farklı çözücülerde hazırlanarak verilen mentha spicata lamiaceae nane ekstreleri ile kuru tozunun kanda, ß-karoten, A, C vitaminleri, katalaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz, malondialdehid, superoksid dismutaz enzimleri ve total antioksidan kapasite üzerine etkilerinin araştırılması

Mentha spicata( peppermint), Labiatae familyasına ait bir bitkidir. İştah azalması, soğuk algınlığı, bronşit, sinüzit, ateş, mide bulantısı, kusma ve hazımsızlıkta kullanılan bitkisel bir ajandır. Flavonoid içerikli bitkilerin özellikle antioksidan etkileri yıllardır araştırılıyor olmasına karşın, kuru nane tozu ile birlikte enzimatik ve nonenzimatik antioksidanlar ile vitaminler arasındaki etkileşimleri ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır.Bu tez, Mentha spicata'nın bazı biyokimyasal parametrelere etkilerini ve antioksidan aktivitesini araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 55 adet 2?3 aylık erkek Sprague-Dawley sıçanlardan oluşan ikisi kontrol, üçü deneme olmak üzere toplam 5 grupta yapılmıştır. Pozitif kontrol grubuna (K) standart rat yemi, negatif kontrol grubuna standart rat yemi ile 1ml %0,5lik sodyum karboksimetil selüloz (CMC)(gavajla); Mentha Spicata L. sulu ekstreli gruba (MS), standart rat yemi ve 1gr /kg vücut ağırlığı Mentha Spicata L. sulu ekstresi (gavajla); Mentha Spicata L. dietileterli ekstreli gruba (MD),standart rat yemi ile 1gr/kg/vücut ağırlığı Mentha Spicata L.'nın dietileterli ekstresi ve 1ml %0,5lik sodyum karboksimetil selüloz (CMC)(gavajla) ; Mentha Spicata L. kuru tozu verilen gruba (MT) ise: 200 ppm Mentha Spicata L. kuru tozu standart rat yeminin içine karıştırılarak verilmiştir. İçme suları devamlı hazır bulundurulmuştur.Çalışmamızda, deney gruplarındaki ratların beden ağırlıkları, özellikle deneme süresinin 14. gününden sonra MT ve MD grupları dışındaki tüm gruplarda azaldığı izlenmiştir. Oksidatif stres tablosu göstergelerinden MDA düzeylerinde K kontrol grubuna göre MS deneme grubunda, istatistiksel olarak anlamlı bir azalma elde edilmiştir. Negatif kontrol grubu olan CMC grubu MDA düzeyleri anlamlı bir düşüş sergilemiştir. Bu düşüş CMC nin antioksidan özellik sergilemiş olabileceğini akla getirmektedir. MT grubunda ise istatistiksel anlam ifade etmeyen bir azalma görülmüştür. M. Spicata dietil eter ekstresi verilen MD grubunda ratların MDA düzeylerinde, CMC kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlılıkta artış görülmektedir. Ayrıca MD grubunda da MDA ve dolayısıyla lipid peroksidasyonu artmıştır.Deney gruplarındaki ratların antioksidan aktivite düzeyleri incelendiğinde CMC li kontrol grubuna göre MD grubunda antioksidan kapasite düzeyinin istatistiki olarak azaldığı, nane tozu verilen MT grubunda, K kontrol grubuna göre antioksidan kapasitenin rakamsal olarak arttığı görülmektedir.Çalışmamızda, deney gruplarındaki ratların GSH düzeyleri incelendiğinde MT grubunda K kontrol grubuna göre GSH nin istatistiksel anlamlılıkta arttığı görülmektedir. MD grupta, negatif kontrol (CMC) grubuna göre bir düşüş saptanmıştır. Gruplar arasındaki GSH düzeyi farklılıkları istatistiksel anlamda önemlidir (p=0,001).Tezimizde A vitamini ve ß-karoten düzeyleri üzerinde nane kuru tozunun ve ekstrelerinin ilavesinin etkisi olmuyor gibi görünse de, ß-karoten düzeylerinin istatistiksel olmasa da deneme gruplarından MD grubunda diğer gruplara göre artmış olması dikkat çekici bir sonuç olarak gözlemlenmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular daha önceki çalışmalardan farklı olarak SOD ve KAT düzeylerinde istatistiksel anlamda bir değişiklik meydana getirmemiştir. Deneme gruplarındaki KAT düzeylerinde, kontrol gruplarına göre belirgin bir artış olmamasına rağmen, Mentha Spicata L. sulu ekstresi verilen MS grubunda, kontrol grubunu geçen düzeyde bir artış saptanmıştır.Çalışmamızda, MT deneme grubundaki GPx düzeylerinde, K kontrol grubuna göre bir artış gözlemlenmiştir. Bu artış istatistiksel açıdan önemli değildir. Deneme gruplarında glutatyon redüktaz düzeylerinde kontrol gruplarına göre istatistiksel anlam ifade eden bir artış saptanmamıştır. Çalışmamızda MT deneme grubunda vitamin C düzeylerinde K kontrol grubuna göre bir artış saptanmış ancak istatistiksel anlamlılık görülmemiştirMentha Spicata L.'nın kuru tozu ile ilgili yapılan literatürlere rastlanmamış olması dikkat çekici olup toksik oksijen radikallerinin inaktivasyonu ve fenolik antioksidanların etkisinin arttırılmasını ön plana çıkaracak, Mentha Spicata L. nın kuru tozunun farklı miktarları ile parametre arttırılıp yapılacak çalışmalar, lipid peroksidasyonunun zararlı etkilerine karşı koruyucu olduğuna yönelik diğer çalışmalara destek sağlayacaktır.Yapılan bu çalışma ile bitkisel kökenli doğal antioksidanların kullanımına ve nanenin tüm bilinen etkilerinin yanında antioksidan aktivitesinin tüm ayrıntılarıyla açığa çıkarabilecek, insan, pet ve çiftlik hayvanlarının beslenmesi açısından doğal gıda katkı maddesi özelliği taşıyan Mentha `ın, hem insan hem de hayvan sağlığını korumada ve yeni rasyonların geliştirilmesinde yapılan çalışmalara destek olabileceği, ayrıca serbest radikal üretiminin arttığı ve antioksidan savunma mekanizmalarının yetersiz olduğu durumlarda fitokimyasal ve yardımcı tedavi desteği olarak katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Mentha Spicata L. , ß-karoten, Vitamin A, Vitamin C, Katalaz, Glutatyon Peroksidaz, Glutatyon Redüktaz, Malondialdehid, Süperoksid Dismutaz, Antioksidan

Askorbik asitBitki özütüGlütatyon peroksidaz+7
Ayşe Özdemir
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yağlı diyet ile beslenen sıçanlarda timokinon'un plazma leptin, karnitin, paraoksanaz, tiroid hormonları, insülin ve glikoz ile lipid profiline etkilerinin araştırılması

Bu çalışma Nigella Sativa (Çörek otu)'nın uçucu yağında bulunan ve özellikle antioksidan, antikanserojenik, antihiperlipidemik, antidiyabetik, antiinflamatuar, gastroprotektif, hepatoprotektif gibi etkileri olan Timokinon (TQ)'nun yağlı beslenmelerde enerji metabolizmasında rol alan hormon düzeylerine ve lipid profiline olan etkilerinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 6 hafta süresince uygulanmış olup, 10'ar adet 5-6 aylık 200-260g ağırlığında erkek Wistar Albino sıçan içeren biri kontrol, üçü deneme olmak üzere toplam 4 grupta yapılmıştır: 1) Kontrol Grubu: Standart sıçan yemi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)/kg canlı ağırlık/gün. 2) TQ grubu: Standart sıçan yemi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)'de çözülmüş 50 mg Timokinon/kg canlı ağırlık/gün. 3) Yağlı Yem (YY) grubu: Standart sıçan yeminin kg'na %50 hayvansal yağ ilavesi ve gastrik gavaj ile 1 ml % 0.9 serum fizyolojik (SF)/kg canlı ağırlık/gün. 4) Yağlı Yem +TQ (YY+ TQ) grubu: Standart sıçan yeminin kg'na % 50 hayvansal yağ ilavesi ve gastrik gavaj ile 1 ml %0.9 serum fizyolojik (SF)'de çözülmüş 50 mg Timokinon/kg canlı ağırlık/gün olarak verildi.Çalışmamızda 6 hafta sonunda canlı ağırlığı Kontrol grubuna göre YY'li grupta artarken, TQ uygulanması hem TQ'lu hem de YY'li grupta canlı ağırlığını belirgin olarak azaltmıştır. Plazma leptin seviyesi, Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta azalmış, YY li grupta önemli düzeyde artmış, YY'li gruba göre YY+TQ'lu grupta ise önemli derecede azalmıştır (p<0,001). Plazma insülin düzeyi, TQ'lu grupta azalırken (p<0,05), diğer gruplardaki değişimler önemsiz bulunmuştur. Glikoz düzeyleri Kontrole göre diğer bütün gruplarda yükselmiştir (p<0,001). Kontrol grubuna göre TQ'lu grup karşılaştırıldığında tiroid hormonlarının düzeyindeki düşüş TT4 `de önemli iken diğerlerinde önemsizdi. YY'li grupta ise tüm tiroid hormonları anlamlı düzeyde yükselmiştir. YY'li gruba göre YY+TQ grubunda, özellikle TT3 (p<0,001) ve ST4 (p<0.01) önemli düzeyde olmak üzere düşmüştür. YY grubunda düşen serum paraoksanaz düzeyleri hem TQ'lu hem de YY+TQ'lu grupta yükselmiş, ancak gruplar arasında önemli fark bulunmamıştır. Karnitin düzeyleri Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta önemsiz düzeyde yükselmiş, YY'li grupta önemli miktarda düşmüş ve YY'li gruba göre YY+TQ'lu grupta ise belirlenen yükselme önemsiz bulunmuştur. Kontrol grubuna göre TQ'lu grupta HDL ve LDL düzeyleri önemli düzeyde düşmüş ve diğer lipid parametrelerindeki düşüşler ise önemsiz bulunmuştur. YY grubunda Kontrol grubuna göre TG, LDL ve VLDL düzeyleri önemli miktarda artarken HDL önemli düzeyde azalmış ve TK'daki artış ise önemsiz bulunmuştur. YY'li gruba uygulanan TQ ise TG, LDL ve VLDL düzeylerini önemli miktarda azaltmış, TK'daki azalış ve HDL'deki artışın ise önemsiz olduğu belirlenmiştir.Yağlı diyetinin kullanıldığı çalışmamızda TQ'nun uygulanmasıyla canlı ağırlığının azalması, plazma leptin, TG, LDL ve VLDL düzeylerinin düşüşü nedeniyle, yağlı diyet ile beslenmenin meydana getirdiği çeşitli metabolik bozuklukların önlenmesinde TQ'nun umut verici bir bileşik olabileceği ve koruyucu hekimlik alanında değerlendirilebileceği kanaatine varılmıştır.

BeslenmeLeptinParaoksonaz+2
Elif Bacak
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak hipertiroidizm oluşturulan ratlarda kafeik asit fenetil ester'in plazma homosistein, asimetrik dimetil arjinin, nitrik oksit ve lipid profili üzerine etkilerinin araştırılması

Tiroid hastalıkları, insanlar ve hayvanlarda sık görülen ve hemodinamik, renal ve kardiyak fonksiyonlarda önemli değişikliklerin eşlik ettiği endokrin bozukluklardır. İnsanlar ve hayvanlarda hipertiroidi durumlarında, sistemik arteriyel kan basıncının düzenlenmesinde bozukluklar görülür. Tiroid hastalıkları endotel hasarına neden olabilir, ancak tiroid hastalıklarındaki endotel hasarının altında yatan mekanizma halen açık değildir.Nitrik oksit (NO), nitrik oksit sentaz (NOS) olarak bilinen enzim ailesi aracılığıyla L-arjininin L- sitrüline dönüşümü ile üretilir. NO'nun vasküler tonusu düzenleyici önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Asimetrik dimetil arginin (ADMA) nitrik oksit sentaz'ın endojen inhibitörüdür. Lokal NO sentezini engelleyerek vazospazma ve endotel disfonksiyonuna neden olmakta ve koroner arter hastalığı gelişimi için risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Hipertiroidizm, artmış ADMA seviyeleri ve azalmış NO seviyeleri ile ilişkilidir. Homosistein, sülfür içeren esansiyel bir aminoasit olan metionin metabolizmasının ara ürünüdür. Artmış plazma total homosistein konsantrasyonları vasküler hastalıklar için risk faktörüdür.Propolis kovanlarda bal arıları tarafından üretilen doğal bir üründür. Propolisin esas bileşenleri aynı zamanda biyolojik aktivitesinden de sorumlu olan kafeik asit esterleridir ve bu bileşiğin bir çok yararlı etkileri belirlenmiştir.Bu çalışma deneysel olarak hipertiroidizm oluşturulan ratlarda tiroid hormonlarının neden olabileceği endotel hasarı üzerine kafeik asit fenetil esterin (CAPE) koruyucu etkisinin araştırılması için tasarlanmıştır. Çalışmada 50 wistar (250-300g) albino erkek rat kullanıldı. Deney hayvanları kontrol, placebo, hipertiroid (HT), CAPE ve ?CAPE+HT? olarak 5 gruba bölündü. Kontrol grubuna 4 hafta boyunca bir uygulama yapılmadı. Placebo grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik uygulandı. Deneysel hipertiroidizm (HT) grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 0,3 mg/kg L-tiroksin intraperitoneal olarak uygulandı. CAPE grubundaki hayvanlara, 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 10 ?g/kg intraperitoneal olarak CAPE verildi.?CAPE+HT? grubundaki hayvanlara 4 hafta boyunca 0,5 ml serum fizyolojik içinde 0,3 mg/kg L-tiroksin ve 10 ?g/kg CAPE uygulandı. Plazma serbest T3 (fT3), serbest T4 (fT4), total kolesterol, HDL ve trigliserid (TG) konsantrasyonları otoanalizör ile ölçüldü. Plazma LDL seviyeleri Freidewald formülü ile hesaplandı. Plazma homosistein konsantrasyonları floresan dedektörlü HPLC ile ölçüldü. Plazma NO ve ADMA konsantrasyonları ticari ELISA kitleri kullanılarak belirlendi. İstatistik analiz Windows One-Way ANOVA testi kullanılarak SPSS13.0 programında yapıldı.Hipertiroidizmli ratlarda plazma fT3, fT4 konsantrasyonları kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Tiroksin ile CAPE'nin birlikte verilişi yüksek plazma fT3, fT4 konsantrasyonlarını anlamlı olarak düşürmüştür. (p<0,001) Plazma homosistein konsantrasyonları, hipertiroidizm oluşturulan grupta kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulunmuştur. ?CAPE+HT? grubunda ise homosistein seviyeleri hipertiroidizmli gruba göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001) saptandı.Plazma ADMA konsantrasyonları hipertiroidizmli grupta, diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001), ?CAPE+HT? grubunun plazma ADMA konsantrasyonları kontrol, placebo ve CAPE grubuna göre anlamlı olarak yüksek (p<0,001), hipertiroidizmli gruptan anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulundu. Hipertiroidizmli grubun plazma NO konsantrasyonları kontrol, placebo, CAPE ve ?CAPE+HT? gruplarına göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulunmuştur. ?CAPE+HT? grubunda ise plazma NO konsantrasyonları anlamlı olarak yüksek (p<0,001) bulundu. Plazma total kolesterol, HDL, LDL ve trigliserid seviyeleri hipertiroidizmli grupta diğer gruplara göre anlamlı olarak düşük (p<0,001) bulundu. ?CAPE+HT? grubunda ise plazma total kolesterol, LDL ve trigliserid seviyeleri anlamlı olarak yükselmiştir (p<0,001).Sonuç olarak; CAPE, hipertiroidizm oluşturulan ratlarda, plazma NO seviyelerini yükseltip, ADMA seviyelerini düşürerek endotel hasarına karşı koruyucu etki gösterebilir.Anahtar kelimeler: Hipertiroidizm, rat, asimetrik dimetil arjinin, nitrik oksit, homosistein.

ADMAHipertiroidizmHomosistein+4
Funda Karabağ
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek protein içeren diyetle beslenen sıçanlara atkestanesi ekstresi (Aesculus Hippocastanum L.) verilmesinin kemik ve kalsiyum metabolizmasına etkileri

Son yıllarda tüm dünyada yeniden önem kazanan bitkilerle tedavide ele alınan konular arasında önemli bir yere sahip olan saponinlerin; hemolitik, antiinflamatuvar, hücre zarı geçirgenliğini etkilemesi gibi özelliklerini konu alan birçok çalışma bulunmasına rağmen birçok fizyolojik olayda önemli görevleri olan proteinlerin yüksek miktarda tüketilmesi durumunda kemik ve kalsiyum metabolizmasına etkilerini konu alan bir çalışmaya rastlanılmamıştır.Bu tez atkestanesinden elde edilen ve triterpenoid yapıda saponin içeren aescinin, yüksek protein içeren diyete ilavesiyle kemik ve kalsiyum metabolizmasında yer alan bazı hormon ve biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırmamız 50 adet 2?3 aylık erkek Sprague-Dawley sıçanlardan oluşan biri kontrol, dördü deneme olmak üzere toplam 5 grupta yapılmıştır. Gruplardan kontrol grubuna standart sıçan yemi, yüksek protein grubuna standart yeme %25 kazein ilave edilmesiyle hazırlanan yüksek protein diyeti, yüksek protein + saponin grubuna standart yeme yine %25 kazein ilavesiyle hazırlanan yüksek protein diyetinin yanında 100 mg/kg/gün %58,28 aescin içerdiği bilinen atkestanesi ekstresi 20 ml % 50 etil alkol- su içeren çözücü sistemi içerisinde çözülerek gastrik gavaj yolu ile, standart diyet + saponin grubuna standart yemin yanı sıra 100 mg/kg/gün %58,28 aescin içerdiği bilinen atkestanesi ekstresi 20 ml % 50 etil alkol - su içeren çözücü sistemi içerisinde çözülerek gastrik gavaj yolu ile, etil alkol grubuna ise standart yem ve 20 ml % 50 etil alkol ? su gastrik gavaj yolu ile 30 gün boyunca verilmiş ve içme suları hazır bulundurulmuştur.Çalışmamızda etil grubuna ait plazma kalsiyum seviyesi kontrol ve yüksek protein ve saponinin yer aldığı diğer deneme gruplarınınkinden daha düşüktür (p = 0,000). Gerek yüksek protein gerekse saponin uygulaması plazma paratiroid hormonu (PTH) üzerinde herhangi bir değişiklik meydana getirmemiştir (p = 0,616). Plazma vitamin D düzeylerine yüksek protein diyetinin ve saponin uygulamasının bir etkisi gözlenmezken etanol grubunda vitamin D düzeyinin arttığı görülmektedir (p=0,007). Çalışmamızda yer alan tüm gruplar arasında plazma kalsitonin ve osteokalsin düzeylerinde anlamlı bir farklılık görülmemektedir (p = 528 ve p = 0,797). Serum inorganik fosfor düzeyini yüksek protein uygulamasının yükselttiği ve yüksek protein + saponin grubu ile kontrol ve diğer deneme grupları arasındaki farkı anlamlı hale getirdiği görülmektedir (p = 0,000). Tüm gruplara ait serum alkalen fosfataz düzeyleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p = 0,143). Plazma total protein düzeyine saponin uygulamasının bir etkisi bulunmamakla birlikte, yüksek protein diyeti yükseltmiştir ( p = 0,022). Bulgularımız; plazma üre azotunun yüksek protein diyetiyle arttığını buna karşılık atkestanesi ekstresi verilmesinin ve standart yemin verildiği gruplarda da yine atkestanesi ekstresinin verilmesinin üre azotu düzeyini düşürdüğünü göstermektedir (p = 0,000). Yüksek protein diyeti ve saponin uygulaması plazma glikoz düzeyinde önemli bir farklılık meydana getirmezken standart yemin yer aldığı etanol grubunda artan plazma glikoz düzeyi, atkestanesi ekstresi ile istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşmüştür (p = 0,000).

Aesculus hippocastanumAt kestanesiBeslenme+7
Erten Akbel
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması

ÖZET Ratlarda Thermopsis turcica Bitkisinden Elde Edilen Ekstraktların Antioksidan Etkilerinin Araştırılması Fabacea familyasına ait endemik bir bitki olan Thermopsis turcica ülkemizde Thermopsis cinsini temsil eden tek türdür. Yapılan çalışma ile Thermopsis turcica bitkisinden elde edilen ekstraktların antioksidan etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımları toplanarak oda sıcaklığında ve gölgede kurutuldu. Kurutulmuş bitkilerden etanol ve su ekstraktları elde edildi. Çalışmada, 1,5- 2 aylık, 250-350 gr ağırlığındaki Wistar Albino ırkı toplam 74 adet erkek rat kullanıldı. Ratlardan 64 tanesi antioksidan aktiviteyi, 10 tanesi ÖD50 dozu belirlemek için kullanıldı. Ratlar, her grupta 8 adet olacak şekilde 8 gruba ayrıldı. Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan ekstraktlar, belirlenen ÖD50 dozunun yaklaşık % 1'i, % 2'si ve % 4'ü oranlarında alınarak gruplandırmada belirlenen şekilde, günlük tek doz halinde eş zamanlı olarak gastrik gavaj yoluyla uygulandı. Gastrik gavaj uygulamaları 30 gün boyunca devam etti. Çalışma sonunda hayvanlardan, ksilazin-ketamin anestezisi altında intrakardiyak olarak kan ve ayrıca karaciğer, böbrek doku örnekleri alındı. Kan ve doku örneklerinden Malondialdehit (MDA), Redükte Glutatyon (GSH), Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT), ve plazma Antioksidan Aktivite ( AOA) değerlerine bakıldı. Çalışmada, Thermopsis turcica bitkisinin toprak üstü kısımlarından hazırlanan etanol ve su ekstraktları uygulanarak öldürücü doz 50 (ÖD50) ˃ 2000 mg/kg olarak bulundu. Çalışmanın 0. gününden 30. gününe kadar geçen sürede ratların ağırlık değişimleri arasında anlamlı bir fark bulunmadı (P˃0,05). Tam kan MDA değerlerinde K grubuna göre sulu gruplarda düşük değerler görüldü (P˂0,01). Thermopsis turcica bitkisinin tam kan MDA seviyesinin özellikle sulu ekstrakt verilen grupta düştüğü (P˃0,05), ancak dokularda böyle bir etki olmadığı belirlendi. Bunun dışında kan, karaciğer ve böbrek GSH seviyelerinde özellikle sulu ekstrakt verilen gruplarda artan değerler bulundu (P˂0,01). Ayrıca enzimsel olarak her iki ekstrakt verilen grupta eritrosit SOD, CAT aktiviteleri ile karaciğer, böbrek SOD aktivitesinde artış olmasına rağmen (P˂0,01), böbrek CAT aktivitesinde düşme (P˂0,01), ve karaciğer CAT aktivitesinde herhangi bir etki olmadığı (P˃0,05) görüldü. Ek olarak, her iki ekstrakt verilen grupta plazma AOA değerlerinde düşme olduğu saptandı (P˂0,01). Sonuç olarak, tam kan MDA seviyesinde görülen düşük değer ile tam kan ve doku örneklerinde belirlenen GSH düşük değerlerinin özellikle sulu ekstarktlarda görülmesi bitkinin antioksidan etki üzerine olumlu etkisinin olduğunu göstermektedir. Ancak, plazma AOA değerlerinin her iki ekstrakttada düşük bulunması yeterli bir antioksidan etki oluşmadığı kanaatine varmamızı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler; Antioksidan Aktivite, Fabaceae, Lipid Peroksidasyonu, Rat, Thermopsis turcica

AntioksidanlarBitki özütüFabaceae+4
Yasemin Çelik
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Akut irtifa değişimine maruz kalmış ratlarda bazı hematolojik, biyokimyasal ve oksidatif stres parametrelerinin araştırılması

Bu çalışmada; akut irtifa değişimine maruz kalmış ratlarda bazı hematolojik, biyokimyasal ve oksidatif stres parametrelerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada 1000 m irtifada doğmuş, ortalama 3 aylık ve 260-310 gr ağırlıkta olan 24 adet Wistar Albino cinsi erkek rat kullanılmıştır. Deneklere çalışma süresince standart rat yemi ve su ad libitum olarak verilmiştir. Denekler; Kontrol Grubu (K) (n=12) ve Yüksek İrtifa Grubu (Yİ) (n=12) olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Kontrol Grubu (K): Sağlıklı 12 adet denek 1000 m irtifada, standart rat yemi ile 15 gün boyunca beslenmiştir. Yİ: Sağlıklı 12 adet denek 1000 m irtifada, standart rat yemi ile 15 gün boyunca beslenmiştir. Daha sonra Yİ grubunda ratlar CAT 12 Normobarik Yüksek İrtifa Simülatörü (Colorado Altitude Training, USA)'ne alınarak, 5000 m yüksekliğin simüle edildiği ortamda 12 saat akut irtifa değişimine maruz bırakılmıştır. 12 saat sonunda alınan kan örneklerinde akyuvar, alyuvar, hemoglobin, hematokrit, MDA, GSH ve NOx analizleri ile glikoz ve kortizol düzeyi araştırılmıştır. Deneklerin 12 saat süre ile akut irtifaya maruz kalması, akyuvar ve alyuvar sayıları ile hemoglobin düzeylerinde anlamlı olmayan artışlara neden olsa da, hematokrit düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak artmıştır. Yİ'de kortizol düzeyi, kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olmasa da artma göstermiştir. Diğer yandan Yİ grubunda glikoz düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı bir artış göstermiştir. Lipid peroksidasyonu göstergelerinden MDA düzeyi, Yİ grubunda anlamlı olarak artmıştır. TOS düzeyleri de MDA düzeyine paralel bir şekilde anlamlı olarak artmıştır. Yine deneklerin 12 saat süre ile akut irtifaya maruz kalmasına bağlı olarak, GSH ve TAS düzeylerinde istatistiksel anlamda olmasa da düşüş meydana gelmiştir. Çalışmamızda Yİ grubunda NOx düzeyi, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlılık göstermese de artmıştır. Sonuç olarak; normobarik yüksek irtifa simülatörü kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, 5000 m yüksekliğin simüle edildiği ortamda 12 saat akut irtifa değişimine maruz bırakılan deneklerde, hayvan refahının olumsuz yönde etkilenerek stres tablosunun ortaya çıktığı, diğer yandan şiddetli oksidatif stresin geliştiği izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yüksek İrtifa, Yüksek İrtifa Simülatörü, Oksidatif Stres, Kortizol, MDA.

BenzetimHidrokortizonMalondialdehit+2
Yusuf Türkoğlu
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Afyon manda kaymağı ve kaymakaltı sütlerinde bazı ağır metallerin ICP–MS ile araştırılması

Endüstri gelişimine bağlı ortaya çıkan ve artarak devam eden ağır metal kirliliğinin süt ve süt ürünlerine bulaşması doğrudan ve dolaylı yollardan olabilmektedir. Bu çalışma, Afyonkarahisar ilinin bazı bölgelerin toplanan manda sütlerinin kaynatılması ile elde edilen kaymak ve kaymakaltı sütlerinde olası ağır metal varlığının ICP-MS cihazı ile araştırılması amaçlanmıştır. Süt örnekleri Afyonkarahisar ilinin beş farklı bölgesinden toplam elli adet numune 200 ml'lik cam kavanozlara toplandı. Numuneler laboratuar ortamında beherler içinde kaynatılarak kaymak ve kaymakaltı sütü elde edildi. Yaş yakma yöntemiyle numuneler çözünürleştirildikten sonra ağır metal miktarları ICP-MS cihazıyla tayin edilerek elde edilen sonuçlar literatür bilgileriyle karşılaştırılarak değerlendirildi. Araştırmada kaymaktaki ortalama krom (Cr), mangan (Mn), demir (Fe), kobalt (Co), nikel (Ni), bakır (Cu), çinko (Zn), arsenik (As), selenyum (Se), molibden (Mo), gümüş (Ag), kadmiyum (Cd), baryum (Ba) ve kuşun (Pb) değerleri sırasıyla: 0,36 mg/kg, 0,56 mg/kg, 2,72 mg/kg, 0,08 mg/kg, 0,65 mg/kg, 0,09 mg/kg, 8,27 mg/kg, 0,14 mg/kg, 0,94 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,17 mg/kg, 0,01 mg/kg; kaymak altı sütünde ise 0,02 mg/kg, 0,13 mg/kg, 0,52 mg/kg, 0,02 mg/kg, 0,12 mg/kg, 0,02 mg/kg, 2,37 mg/kg, 0,04 mg/kg, 0,17 mg/kg, 0,04 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,00 mg/kg, 0,13 mg/kg, 0,01 mg/kg düzeylerinde tespit edildi. Sonuç olarak elde edilen bulgular dikkate alındığında Afyonkarahisar ilinin farklı bölgelerinden toplanan manda sütlerinden elde edilen kaymak ve kaymakaltı sütlerinde insan sağlığı açısından zararlı olabilecek bir kontaminasyonun bulunmadığı görüldü. Bu çalışma ağır metallerin kaymakaltı sütünden daha çok kaymakta görülmesi nedeniyle kaymak yapımında kullanılan sütlerin ağır metal yönünden risk oluşturmaması için sütlerin kontaminasyonlarının önlenmesinin önemini göstermektedir.

AfyonkarahisarAğır metallerKaymak+5
Fahriye Kan
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyete farklı miktarlarda yucca schidigera tozu katılmasının sıçanlarda plazma leptin, insulin ve tiroid hormonları ile bazı biyokimyasal parametrelere etkilerinin araştırılması.

Saponin içerikli bitkilerin özellikle hipokolesterolemik, hipoglisemik, antiinflamatuar veantiprotozoal etkileri yıllardır araştırılıyor olmasına karşın, enerji metabolizmasında rol alanhormonlarla etkileşimlerini ele alan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu tez, steroidsaponin içeren Yucca schidigera'nın metabolik hormon düzeylerine ve bazı biyokimyasalparametrelere etkilerinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmamız 15 adet 2-3aylık erkek Sprague-Dawley sıçan içeren biri kontrol, ikisi deneme olmak üzere toplam 3grupta yapılmıştır. Kontrol Grubu (KG) standart rat yemi ile; 100 ppm Y. schidigera grubu(100 ppm YS) standart rat yemi+100 ppm Y. schidigera tozu (Sarsaponin 30®) ve 200 ppmY. schidigera grubu (200 ppm YS) standart rat yemi+200 ppm Y. schidigera tozu (Sarsaponin30®) ilave edilmiş deneme rasyonuyla 30 gün boyunca ad libitum beslenmişlerdir.Çalışmamızda plazma leptin seviyesi KG'na göre her iki deneme grubunda da önemli düzeydeartmıştır (p=0,000). 100 ppm YS Y. schidigera ilavesi plazma insulin düzeylerini hem, hem de200 ppm YS ilave edilen grupta KG'na göre yükseltmiştir (p=0,007). 100 ppm YS tozu ilavesiuygulanan hayvanlardaki plazma ST3 ve ST4 değerleri dışında, her iki deneme grubunun tümtiroid hormon göstergelerini KG'na göre TT3 (p=0,015), ST3 (p=0,021), TT4 (p=0,022), ST4(p=0,019)'ü istatistiksel olarak azaltmıştır. Plazma glikoz düzeyleri deneme gruplarınınikisinde de istatistiksel önemde düşmüştür (p=0,029). Y. schidigera verilen gruplarda plazmatotal kolesterol (p=0,000), trigliserit (p=0,000) ve LDL (p=0,000) düzeyleri KG'na göreistatistiksel olarak düşük, plazma HDL (p=0,002) düzeyi ise, istatistiksel önemde yüksekbulunmuştur. Diyete 100 ppm YS ilavesi, 200 ppm YS ilavesine göre daha fazla kolesteroldüşüşüne yol açmıştır. Öte yandan diyete 200 ppm YS ilavesi plazma trigliserit ve LDLdüzeylerini 100 ppm YS verilmesine oranla istatistiksel olmamakla birlikte daha çokdüşürmüştür. Bulgularımız Y. schidigera ilavesinin plazma HDL seviyelerini yükselttiğinigöstermektedir. HDL artışı bildiren bu bulgu, HDL düzeyinin değişmediği ileri sürülen diğerçalışmalardan ayrılmaktadır. Plazma üre-N düzeyi deneme gruplarında KG'na göreistatistiksel önemde düşük olarak saptanmıştır (p=0,000). Plazma total protein düzeyi Y.schidigera ilaveli gruplarda KG'na göre istatistiksel olmayan bir azalma göstermiş (p=0,134),yine bulgularımıza göre deneme gruplarında istatistiksel önemde olmamakla birlikte serum β-karotin düzeyi artarken (p=0,366), serum A vitamini seviyeleri düşmüştür (p=0,693).Önemli düzeyde artan plazma leptin seviyelerinin Y. schidigera'nın ihtiva ettiği saponinleryanısıra fenolik maddeler, fiber, resveratrol ve stilbenler gibi fitokimyasallardankaynaklanabileceği ve organizmada yağ doku artışına yol açabileceği düşünülmektedir.İnsulin artışı kan glikozunun karaciğerde glikojen, yağ dokuda ise, yağ asiti şeklindedepolanmasına yol açarak yemden yararlanmayı artırabileceği ve verim performansınıyükselteceği; Y. schidigera'nın hipoglisemik ve hipokolesterolemik etkilerinin pethayvanlarda diabetes mellitus oluşumunu baskılamada yararlı olabileceğini göstermektedir.Tez çalışmamızda Y. schidigera'lı gruplardaki artmış plazma HDL düzeyleri literaratüraçısından farklı bir referans niteliğindedir ve ateroskleroz ile diğer kardiyovasküler sorunlarakarşı önemli bir destek oluşturabilir. Steroidal saponin içeriği ile dikkat çeken Y. schidigera,kolesterol ve amonyak bağlayıcı, üreaz aktivitesini önleyici ve azot metabolizmasınıdüzenleyici bir bitki olarak hayvanlarda verimin artırılmasına katkı sağlayabilir. Sıçanlardadiyete uyguladığımız Y. schidigera'nın hayvanlarda protein emilim ve sindirimini dikkatedeğer düzeyde azaltmamış olması ve serum β-karotin düzeylerini hafif de olsa artış yönündeetkilemesi antioksidan statü açısından olumlu karşılanabilir.Sonuç olarak; elde edilen veriler, kronik sindirim bozukluklarının önlenmesi ile enerjimetabolizması ve hormonal işleyişin düzenlenmesinde koruyucu hekimlik uygulamalarınakatkı sağlayabilecektir. Ayrıca Y. schidigera'nın insanlar için yeni bir fitokimyasal besindesteği, hayvanlar için ise, yeni bir rasyon bileşeni olarak değerlendirilebileceğidüşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Yucca schidigera, Steroidal Saponin, Leptin, İnsulin, Tiroid Hormonları,Antioksidan, Fitokimyasal.

İsmail Küçükkurt
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Karbon tetraklorür ile karaciğer hasarı oluşturulan ratlarda matricaria chamomilla l nin karaciğer üzerine koruyucu etkilerinin araştırılması

Karaciğerde viral, toksik, metabolik, farmakolojik bir ajan veya immünolojik bir atak ile oluşan hasarın sonucu meydana gelen hepatitler ile aşırı alkol tüketimi, obezite ve diyabete bağlı olarak gelişen siroz, dünyada çok sık rastlanan hastalıklardan olup çok sayıda kişiyi etkilemektedir. CCI4, neden olduğu akut hasarın yanında uzun süre kullanımında siroza kadar uzanan kronik hasarlar da oluşturmakta ve CCI4 ile deneysel oluşturulan karaciğer hasarı insanlardaki karaciğer hasarına uygunluk göstermektedir. CCI4'ün lipid peroksidasyonunu artırarak oksidatif stres oluşturduğu bilinmekte ve bu da antioksidanlar ve oksidanlar arasında dengenin, oksidanlar lehine bozulmasına neden olmaktadır.Bu çalışma, ratlarda oksidatif stres oluşturan ve kronik kullanımda karaciğere toksik etkisi bilinen CCI4' e karşı, Matricaria chamomilla L. bitkisinin karaciğeri koruyucu etkisinin olup olmadığı ve varsa ne derece olduğunun araştırılması amacıyla gerçekleştirildi.Çalışmada 35 adet 3 aylık Wistar-Albino erkek rat kullanıldı. Ratlar her grupta 7 adet olmak üzere beş gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlar standart 14 gün yemle beslendi. CCI4 grubundaki ratlara 14 gün 0,8 ml/kg CCI4 intraperitoneal olarak uygulandı. Diğer gruplardaki ratlara ise intraperitoneal olarak uygulanan 14 gün 0,8 ml/kg CCI4'e ilave olarak sırasıyla 50 mg/kg, 100 mg/kg, 200 mg/kg Matricaria chamomilla L. ekstresi gavajla verildi. Çalışmanın başında ve sonunda rat ağırlıkları ölçüldü. Uygulamadan sonra tüm hayvanlardan eter anestezisi altında uygun teknikler kullanılarak alınan kanlarda, AST ve ALT aktivite düzeyleri serumda; oksidatif stresin göstergesi olan malondialdehid (MDA) ve redükte glutatyon (GSH) düzeyleri tüm kanda; antioksidan özellik gösteren süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx) ve katalaz (CAT) aktivite düzeyleri ise eritrositlerde spektrofotometrik yöntemle ölçüldü.Yapılan çalışmada kan örnekleri incelendiğinde CCI4'ün uygulandığı gruptaki ALT ve AST değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde arttığı (p<0.001), MCE'nin ise MDA düzeylerini azalttığı bunun yanında GSH değerlerini artırdığı görülmüştür. 200 mg/kg ekstrenin uygulandığı gruptaki GSH artışı (p<0.01) daha fazladır. MCE, SOD ve GPx aktivite düzeylerini de anlamlı bir şekilde artırmıştır. Katalaz aktivite düzeyleri incelendiğinde, CCI4 grubu ve 50 mg/kg ekstrenin uygulandığı grupta p<0.001 anlamlılıkta, 100 mg/kg ve 200 mg/kg ekstrenin uygulandığı gruplarda ise p<0.01 anlamlılıkta azalma gözlenmiştir.Sonuç olarak, Matricaria chamomilla L.'nin doza bağlı olarak ratlarda CCI4 ile oluşturulan karaciğer hasarı ve buna bağlı oksidatif stresi azalttığı ve antioksidan sistemi olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Oksidatif strese karşı antioksidan etki gösteren Matricaria chamomilla L.'nin karaciğer hastalıklarının klinik tedavisinde destekleyici olabileceği düşünülmektedir.

Antioksidan enzimlerKaraciğerKarbon tetraklorür+2
Laçine Tür
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 döneminde lisansüstü eğitim alan bireylerin fonksiyonel gıdaların, yeme tutumlarıyla ve yeme farkındalıklarıyla olan ilişkisi

Amaç: Bu çalışma COVID-19 döneminde lisansüstü eğitim alan bireylerin fonksiyonel gıda farkındalıklarının yeme tutumları ve yeme farkındalıkları ile olan ilişkilerini irdelemek amacıyla planlandı. Materyal ve Yöntem: Çalışma kesitsel bir çalışmadır ve çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanıldı. Araştırmaya 350 gönüllü katılımcı dahil edildi. Örneklem Ocak – Mart 2022 tarihleri arasında oluşturuldu. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Fonksiyonel Gıda Bilgi Formu, Yeme Tutum Testi (YTT-26) ve Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ-30) kullanıldı. Bulgular: Bireylerin demografik ve fonksiyonel gıda bilgi değişkenlerine göre ölçek puanları arasındaki farklar incelendi. YTT-26 puanlarında lisansüstü bireylerin COVID-19 aşı olma durumu ve kendini sağlıklı görme durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. YFÖ-30 puanlarında cinsiyet, yaş, COVID-19 kilo değişim durumu, kendini sağlıklı görme durumu, fonksiyonel besinler hakkında bilgi durumu ve fonksiyonel besin tüketme durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Ayrıca YTT-26 ve YFÖ-30 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gözlenmedi. Sonuç: Bu araştırmanın ilgili literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Besin içeriklerinin daha görsel hale getirilmesinin fonksiyonel gıda tüketimlerine olumlu etkiler sağlayabileceği kanısındayız. Anahtar Sözcükler: COVID-19, Fonksiyonel besin, Yeme farkındalığı, Yeme tutumu.

BeslenmeBeslenme incelemeleriCOVID 19+4
Büşra Pilan
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00