Dicle University
Institute

Institute of Graduate Studies in Social Sciences

Dicle University

397

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Yukarı Fırat Havzası Roma Dönemi kalıntıları

Yukarı Fırat Havzası yerleşmesi olan Urfa, antik çağda Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin en önemli yerleşimlerinden birisi durumundadır. Roma döneminde Edessa olarak anılan kent, Harran ile birlikte Kuzey Mezopotamya ile Güney Anadolu'da önemli ticari yolların düğümlendiği önemli bir buluşma noktasında yer alır. Zaman zaman bağımsızlığım korumakla beraber, stratejik konumundan dolayı her zaman döneminin güçlü devletlerinin (Part, Roma, Sasani) ilgi alanına giren bölge, egemen güçler arasında sürekli el değiştirmiştir. Osroene Krallığı adıyla bilinen ve başkenti Edessa olan bu topraklar uzun süre Roma'ya bağlı kaldığından Roma kültür ve sanatı yerel doğu etkileri ile yoğrularak dönemin sanat eserlerine yansıtılmıştır. Çalışmada, ilk olarak geniş zaman dilimlerini ilgilendiren kentin tarihi dokusu ana hatlarıyla ortaya konmuş; devamında Roma dönemi ayrıntılı olarak irdelenmiş; bu kapsamda, Urfa'daki arkeolojik kalıntılar aracılığıyla bölgedeki Roma varlığı tanımlanmaya çalışılmıştır.

Abdulkadir Binici
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İşveren özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma zorunluluğu

Türk Hukuk Sisteminde sözleşme serbestisi ilkesi temel dayanağını Anayasanın 48. maddesinden alan genel bir ilkedir. Bu ilke Borçlar hukukunda olduğu gibi İş Hukukunda da uygulanan bir ilkedir. Ancak, sözleşme serbestisi için Borçlar Hukukunda olduğu gibi İş Hukukunda da bir lakım sınırlamalar getirilmiştir. Sosyal amaçlar için getirilen bu sınırlamalar ile ekonomik yönden güçsüz olan işçi, güçlü işveren karşısında korunmak istenmektedir. Böylece çıkarları birbirlerine zıt olan işveren ile işçi kesimleri arasında sosyal adalet dengesi tesis edilmeye çaba gösterilmektedir. İş hukukunda sözleşme yapma serbestisinin sınırlanması yanında sözleşme yapma zorunluluğunun getirildiği durumlar da vardır. Bu zorunluluklar ya kanundan ya da sözleşmelerden kaynaklanmaktadır. Belli nitelikleri taşıyan işverenlerin belli oranlarda özürlü, eski hükümlü ya da terör mağduru çalıştırma yükümlülüğü de kanundan doğan zorunlu sözleşme yapma yükümlülüğü kapsamındaki konulardandır. Bu zorunluluk Anayasamızda yer alan Sosyal Devlet ilkesi paralelinde, 4857 sayılı İş Kanununun 30. maddesi ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun Ek 1 inci maddesi (B) fıkrası hükümlerinden kaynaklanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanuna1 göre, kanun kapsamındaki işyerlerinin toplam yüzde altı oranında özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırması zorunludur. Toplam yüzde altılık kontenjan kamu ve özel sektör işyerleri arasında paylaştırılmıştır. Bu paylaşım oranlan, "kamu işyerlerinde, özürlüler için % 4, eski hükümlüler için % 2 olarak; özel sektör işyerlerinde özürlüler için % 3, eski hükümlüler için % 1, terör mağdurları için de % 1 olarak belirlenmiştir. Özel sektör işyerlerinde kalan % l'lik oran, işverenlerin tercihine göre, özürlü veya eski hükümlü çalıştırma yönünde kullanılacaktır2." 1 Bkz.:R.G. 10.06.2003, 25134. Bu konuda işverenlerin 50 ve daha fazla işçi çalıştırdıkları işyerlerinde çalıştırmaları gereken özürlü, eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma oranlan hakkında 2004/6976 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi için Bkz.:R.G. 19.03.2004, 25407.

Hasan Durmuşoğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde kaygı belirtileri ve iç-dış kontrol odağı inancı ile öğrenilmiş güçlülük arasındaki ilişkiler

Bu araştırmada, farklı kaygı düzeyleri (düşük-yüksek) ve farklı kontrol odağına (iç-dış) sahip bireylerin öğrenilmiş güçlülük düzeyleri arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, Dicle Üniversitesi'nin değişik fakültelerinde öğrenim gören 317 öğrenci araştırmanın ömekiemini oluşturmuştur. Bu örnekleme, kaygı düzeylerinin belirlenmesi için Sürekli Kaygı Ölçeği (SKÖ), kontrol odağının belirlenmesi için Îç-Dış Kontrol Odağı Öiçeği (RİDKOÖ) ve öğrenilmiş güçlülük düzeyinin belirlenmesi için de Öğrenilmiş Güçlülük Ölçeği (RÖGÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, farklı kaygı düzeyleri ve öğrenilmiş güçlülük düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Yani, kaygı düzeyi yüksek gruptakilerin öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Bir diğer sonuca göre, kaygı düzeyi arttıkça kişilerin dış kontrol odağına; kaygı düzeyi düştükçe iç kontrol odağına sahip olma eğilimleri artmaktadır. Ayrıca, iç kontrol odağına sahip kişilerin öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin, dış kontrol odağına sahip olanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan, kontrol odağı, öğrenilmiş güçlülük ve demografik değişkenler arasındaki ilişkiler incelendiğinde, cinsiyet faktörü açısından, kızlann erkeklere oranla daha dış kontrollü oldukları bulunmuştur. Yaş ilerledikçe ise, iç kontrol odağına yönelimin her iki cinsiyet için de arttığı bulunmuştur. Ayrıca anne babalan birlikte yaşayan kişilerin, anne babası ayn yaşayan ya da hayatta olmayan kişilere göre öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tüm sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde, kaygı düzeyi yüksek ve dış kontrol odağına sahip kişilerin öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Aksine kaygı düzeyi düşük ve iç kontrol odağına sahip kişilerin ise öğrenilmiş güçlülük düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen tüm sonuçlar ilgili literatür bağlamında tartışılmaya çalışılmıştır.

Özge Akbalık
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hava sanayii tarihi (1912-1959)

Türkiye'de havacılığın başlangıcı Osmanlı'nın son on yılına rastlar. Hava sanayii ile ilgili ilk girişim, bir gayrimüslim Osmanlı vatandaşının, İstanbul'da bir "tayyare mektebi ve fabrikası" kurma ile ilgili teklifinin değerlendirilmesinin yapıldığı 5 Mart 1912 tarihli muhtıradır. Aynı tarihte, bir Fransız firması da, bir mektep ve fabrika kurma teklifi verir. O yıl inşaatına başlanan tesislerde Ayastefanos Tayyare Mektebi faaliyete başlar. Mektep, Osmanlı Devletinin son dönemine kadar Türk havacılığının merkezi konumundadır. Dünya savaşının ardından Türk Havacılığı, yeniden yok seviyesine inecektir. Kurtuluş savaşı, ülkede küçük bir atölye dahi bulunmadığından, eldeki birkaç tayyareyle, kanat bezi yapıştırıcısının dahi olmadığı bir ortamda büyük özverilerle uçularak kazanılabilmiştir. Cumhuriyetle birlikte, bir taraftan kurdukları Tayyare Cemiyeti aracılığıyla Türk Halkı, 1925-1935 yılları arasındaki on senelik süre zarfında yardım toplayarak 250 adet tayyareyi ordularına bağışladı. Almanların, Junkers firmasıyla TOMTAŞ girişimi meydana getirildi. Bu çerçevede Kayseri ve Eskişehir'e fabrika tesisleri inşaa edildi. Kayseri'dekinin teşkilatı tamamlandı. Ortakların karşılıklı hatâları nedeniyle kuruluşundan sonra bir varlık gösteremeden, şirketin iflas ettirildiği açıklandı. Fabrika bundan böyle, Kayseri Tayyare Fabrikası adı altında üretime devam etti. 1936'da Türk Hava Kurumu, Ankara Akköprü'de kurduğu marangoz atölyelerinde planör üretimine başladı. 1937 yılında ise, iş adamı ve müteahhit Nuri Demirağ, Beşiktaş Hayrettin iskelesinde kurduğu atölyede tayyare imalatına başladı. Biraz sonra atölyeyi genişleterek fabrikaya dönüştürdü. Hemen ardından Yeşilköy'de bugünkü Atatürk Havalimanı'nın olduğu yerde, Gök Uçuş Okulu Kompleksini kurdu. THK'na yaptığı uçaklar 1939'da ikinci defa reddedilince dar boğaza düşen Demirağ, 1944 senesine kadar üretimine ve uçuş okulu faaliyetlerine devam etmiş fakat bu yıl, hükümetin havaalanı inşaatı gerekçesiyle aldığı istimlâk kararıyla faaliyetleri önlenmiştir. İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 1940 yılında THK'nin, Etimesgut'ta bir uçak fabrikası kurmasına karar verilir. Bu fabrikanın ardından 1948'de, THK Gazi Tayyare Motoru Fabrikası ve 1950'de Ankara Rüzgar Tüneli hizmete girer.Truman Doktrini çerçevesinde Nisan 1948'de, ABD tarafından TSK'ne, elinde mevcut olanlardan daha modern 540 adet uçak teslim edildiğinden, bu fabrikalara ilgi tamamen ortadan kalkmış ve yerli sanayi girişimleri bu tarihten sonra hor görülmeye başlanmıştır. 18 Haziran 1952 tarihinde, bu fabrikalar karşılıkları THK'ye ödenmek suretiyle, o zamanki adı Askerî Fabrikalar Genel Müdürlüğü olan MKEK'ye satılırlar. MKEK, işi ciddiyetle ele almış, THK'nin prototip çalışmalarını yeni isimler altında geliştirerek üretmiş ve faaliyetlerine 1959 yılına kadar devam etmiştir. Süregelen talep yokluğu durumu ve hükümetlerin ihracata yönelik engellemeleri sonucu, MKEK uçak üretimi aynı yıl sona ermiştir.

Celal Kürşat Konukçu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Suç işlemiş çocuklarda aile değerlendirme ve psikopatolojik bulgular

Bu araştırmanın ana amacı herhangi bir nedenden ötürü suç işlemiş çocukların suç işleme davranışı sonrası - özelliklede cezaevi veya ıslahevi yaşantısı dönemi - sürecindeki aile değerlendirmeleri ve psikopatolojik bulguları arasında ilişkilerin karşılaştırılmasıdır. Bu araştırmanın verileri Diyarbakır ili kapalı cezaevinde bulunan 1 1-17 yaş arasındaki suç işlemiş çocuklardan elde edilmiştir. Diyarbakır ili kapalı cezaevinde kalmakta olan 82 tutuklu çocuk bu çalışmanın araştırma grubunu oluşturmaktadır. Araştırmada verilerinin analizi sonucunda önemli bulgular elde edilmiştir. Suç işlemiş çocukların aile değerlendirmelerinde ailelerine ilişkin problem çözme, duygusal tepki verme, gereken ilgiyi gösterme, aile içi iletişim, aile içi roller gibi hususlarda sorunlar yaşanıldığı ortaya çıkmıştır. Yine suç işlemiş çocukların SCL 90 testi puanlarına göre psikopatolojik bulgularında da uyku, yeme bozukluğu gibi özelliklerin görüldüğü, obsesif-kompulsif, fobik, kişiler arası duyarsızlık, öfke, Paranoid, depresyon gibi patolojiler düşündürecek bulgulara ulaşılmıştır. Uygulanan ölçeklerden elde edilen veriler karşılaştırmalı olarak analiz edildiğinde de aile değerlendirme ve demografik özelliklerin olumsuzluk gösterdiğinde psikopatolojik durumların artış gösterdiği saptanmıştır. Bir başka deyişle suç işlemiş çocukların ailelerinde olumsuz özellikler olduğunda patolojik özellikler göstermektedir. Ya da suç işlemiş çocukların ana-babaları öldüğünde veya boşandıklarında patolojik özellikler göstermektedir. Kardeş sayısının fazla olması da patolojik özellikler göstermekte ve aile içinde olumsuz özellikler oluşturmaktadır.

Yunus Emre Ayna
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadele döneminde propaganda faaliyetleri ve Atatürk'ün propagandacı kişiliği

Milli Mücadele, bir milletin bütün varİıkianyla savaştıği, dünyada bir benzeri olmayan bağımsızlık mücadelesidir. Bu mücadelede, fiziki kuvvetlerin yanında, bugün teknolojik gelişmelerle, daha etkin hala gelen propagandanın da yeri büyüktür. Mustafa Kemal'in Miiii Mücadele'nin başında, aynı zamanda bir propaganda savaşını ustalıkla uygulaması Türk milletinin en büyük şansı olmuştur. Bu çalışmada, öncelikle Mondros Müîakeresi'nden sonraki Anadolu'daki halkın bulunduğu Sosyo-Psikoiojik ortam ve işgalcilerin durumu ortaya konulmuştur. Müteakip bölümlerde Miiii Mücadele tarafların uyguladığı propagandalar örnekleriyle açıklanmaya çalışılmıştır. 'Bu hususta özellikle Meciis'in ilk açıldığı günlerde kurulan, İrşad Encümeni ve Anadolu Ajansı'nın kurulması propaganda açısından çarpıcı örneklerdir. Yine istanbul ve Anadolu basınının mücadele boyunca ortaya koydukları tavırlar son derece dikkat çekicidir. Son bölümde Mustafa Kemal'in bu konudaki dehası kişilik özellikleri de belirtilerek açıklanmıştır. Yine Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün propagandaya yönelik çalışmaları da ortaya konmuştur.

Bayram Küçükoğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Dolandırıcılık suçu

Bu ~ah~mada 765 sayth Eski Tfuk Ceza Kanununun 503 ve devaml maddelerinde veYeni Tfuk Ceza Kanunun 157 ve devaml madde1erinde yer alan Dolandmclhk sw;ukar~ll~trrmah olarak ~lklanmaya yah~lh111~t1r.<;all~ma ii~ bOlumden ol~maktadlI.Birinci bOlumde sUyun tarihi geli~imi, sUyun ceza kanunundaki yeri, malvarhgI kavramlve Alman Ceza Dolandmclllk sUyU a~l!damn~t1r. Th:inci bOlumde suyun unsurlan, su~un ozelgoliin~ ~ekiIleri, su~un diger sUylardan aytnml, sUyun nitelikli halleri ~1klanml~tlr. U<;UnCiibOlumde cezaYl azaltan sebepler, yaptmm ve mal1kunliyettin kanuni neticeleri, gorevli mal1kemeve yargllama ~artlan, erteleme, tekerliir, zamana~unl gibi konular ~1klanml~t1r.

Ülkü Kuru Taş
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

4857 sayılı kanunda çalışma sürelerinin düzenlenmesi

Türk ş Hukukunda çalışma süreleri, 4857 sayılı ş Kanunu düzenlenmiş olup,kırk beş saat olan haftalık çalışma süresi tarafların anlaşması ile düşürülebilmektedir.Ancak, söz konusu sürenin tarafların anlaşması halinde dahi, süreklilik gösterecekşekilde artırılması mümkün değildir.Haftalık çalışma süresinin, haftanın çalışılan günlerine eşit olarakbölünmesinin yanında, belli koşulların yerine getirilmesi şartıyla esnek şekildebölünmesi olanağı sağlanmıştır. Bu bağlamda, haftalık çalışma süresi, haftalık kırkbeş saatlik çalışma süresi aşılmamak kaydıyla, farklı şekilde ve istisnalara uyularakçalışılan günlere dağıtılabilecektir. Ayrıca, kanunda belirtilen denkleştirme süreciiçinde, haftalık ortalama kırk beş saat çalışılmak kaydıyla, bazı haftalarda kırk beşsaati aşan süreyle çalışma da yapılabilecektir. Denkleştirme sürecinde, haftalıkortalama kırk beş saat çalışılmasının doğal sonucu olarak da, diğer haftalarda kırkbeş saatin altında çalışma yapılacaktır. Diğer bir deyişle, denkleştirme döneminde,haftalık kır beş saati aşan süreler kadar, diğer hafta veya haftalarda eksik çalışmayapılacaktır. Bu tür esnek çalışmalarda, günlük çalışma süresi her halde on bir saatiaşamayacaktır. Dolayısıyla, haftalık çalışma süresi, haftada beş gün çalışılanişyerlerinde elli beş saati, haftada altı gün çalışılan işyerlerinde altmış altı saatiaşamayacaktır.Çalışma süresini, her zaman işçinin fiilen çalışmaya başladığı saattenbaşlatmak ve işin fiilen sona erdiği saatte sonlandırmak mümkün değildir. Zira, işçiiş görmemesine rağmen, emeğini işverenin emrine sunduğu birtakım hallerde, işilişkisinin yapısından ya da sosyopolitik sebeplerden kaynaklanan gerekçelerleçalışmış gibi kabul edilmektedir. Bazı hallerde ise, işin niteliği veya işverenin tercihisonucu, ya da diğer sebeplerle işçinin yolda veya fiilen çalışmadan geçirdiğisürelerin de çalışma süresi içinde değerlendirilmesi zorunluluğu vardır. Bubağlamda, işçinin işe hazır olmasına karşın çalışmadan geçirdiği bu süreler, ?fiiliçalışma süresi? değil, ?farazi çalışma süresi? olup, yasal çalışma süresinden sayılanhallerden sayılmaktadır.4857 sayılı ş Kanunu ile, haftalık çalışma sürelerinin iş günlerinedağıtılması, fazla çalışma, fazla süreli çalışma, telafi çalışması ve kısa çalışma gibi,çalışma hayatına ilişkin müesseselerin uygulanabilirliği sağlanarak, çalışma süreleriesnekleştirilmiştir.Belirli koşulların varlığı halinde, telafi çalışmasına olanak sağlanmıştır.Getirilen yeni uygulama, bazı hallerde çalışılmaması durumunda bu sürelere mahsusolmak üzere işçiyi tekrardan çalışmaya borçlandıran bir düzenleme niteliğinialmaktadır. Belirli bir zaman dilimi içinde normal çalışma süresinin üstünde ve fazlaçalışma ücreti ödenmesine gerek kalmaksızın, kaybedilen çalışma sürelerini telafiedici çalışmalar, telafi çalışması olarak adlandırılmaktadır. Geçmiş dönemdeyapılması gerekirken, şimdiye ertelenen telafi çalışması normalin üstünde çalışmaolarak nitelendirilemez.şyerindeki haftalık çalışma süresinin, koşulları bulunduğunda işverentarafından, geçici olarak önemli ölçüde azaltılması veya işyerindeki faaliyetintamamen ya da kısmen geçici olarak durdurulması şeklindeki uygulamalara, kısaçalışma uygulaması denilmektedir. Bu gibi durumlarda kısa çalıştırılan işçinin ortayaçıkan gelir kaybı, belli koşulların varlığı halinde, işsizlik sigortası tarafından kısaçalışma ödeneği ödenmek suretiyle karşılanmaktadır.ş Kanununda, çalışma sürelerinin artırılması iki şekilde düzenlenmiştir. Heriki çalışma arasındaki farkların en önemlisi, ilkinde çalışma süresinin artırılmasınınsüreklilik göstermesi, diğerinde ise, çalışma sürelerinin artırılmasını gerektiren geçiciözellik gösteren sebeplerin nadiren söz konusu olması ve buna bağlı olarak daçalışma süresinin geçici olarak artırılmasıdır. Geçici fazla çalışmada ise, işçi asıl işinidevam ettirmekte olup, yapılan bu çalışmalar, fazla çalışmalar ve fazla sürelerleçalışmalar şeklinde ayrıma tabi tutulmuştur. Ülkenin genel yararları yahut işinniteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle yapılan fazla çalışmalar, normalnedenlerle yapılan fazla çalışmalar olarak gruplandırılırken, zorunlu nedenlerle veyaolağanüstü durum nedeniyle de bu tür çalışmalar yapılabilmektedir.Hizmet sözleşmesi ile çalışmayı üstlenen işçinin, yaşamın tüm anlarını işte veyaişyerinde geçireceği, doğal olarak düşünülemez. Çünkü, işçinin de her gerçek kişigibi dinlenmeye ve ailesine, toplumsal ve kültürel etkinliklere ayıracak serbestzamana gereksinimi bulunmaktadır. Bu bağlamda, işçiye günlük çalışma süresiiçinde, iş süresinden sayılmayan ara dinlenmesinin verilmesi zorunludur. Ayrıca,işçiler, normal olarak Pazar günü tatil yapmakla birlikte, Pazar günü çalışılanişyerlerinde ise, haftanın diğer bir gününde tatil yapma olanağı sağlanmaktadır.Diğer taraftan, yıllık ücretli izin ile çalışma hayatının akışı içinde işçinin bedenen vezihnen her çalışma yılı sonunda rahatlaması ve dinlenmesi amaçlanmıştır.

Kemal Özcan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Yatılı ilköğretim bölge okullarında görev yapan yönetici ve öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri (Diyarbakır örneği)

Bu araştırma, yatılı ilköğretim bölge okullarında görev yapan yönetici veöğretmenlerin tükenmişlik düzeylerine ilişkin algılarının nasıl olduğunu belirlemekamacıyla yapılmıştır. Araştırma ?betimleme-survey? yöntemle yapılmış bir alantaraması niteliğindedir.Araştırmanın evrenini ve örneklemi 2003-2004 eğitim-öğretim yılında Diyarbakırİl Merkezi ve İlçelerindeki yatılı ilköğretim bölge okullarında (YİBO) görev yapanyönetici ve öğretmenlerden oluşmaktadır. Diyarbakır İl Merkezi ve İlçelerinde toplam14 yatılı ilköğretim bölge okulu bulunmaktadır. Bu okullardaki yönetici sayısı 49,öğretmen sayısı ise 244'tür. Evrendeki tüm yönetici ve öğretmenlere anket uygulanmışve yöneticilerin 47'sinden, öğretmenlerin ise 210'undan yanıt alınmıştır.Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen ve bağımsızdeğişkenlere ilişkin bilgileri içeren Kişisel Bilgi Formu ve Maslach ve Jackson (1981)tarafından geliştirilen Maslach Tükenmişlik Envanteri uygulanmıştır. Araştırmasonucunda elde edilen verilerin çözümlenmesi, SPSS (Special Package for SocialScience) for Windows 9.0 programından yararlanılarak yapılmıştır. Verilerin analiz veyorumunda yüzdelik norm çalışması, t-testi ve varyans analizinden (one-way)yararlanılmıştır. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alınmıştır.Verilerin analizi sonucunda özetle şu sonuçlar elde edilmiştir:1. Yatılı ilköğretim bölge okullarında görev yapan yöneticilerin kendi algılarınagöre ?duygusal tükenme? boyutunda %31.9'unun düşük düzeyde, %23.4'ünün ortadüzeyde, % 44.7'isinin yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadıkları; ?duyarsızlaşma?boyutuna ilişkin % 21.3'ünün düşük düzeyde, % 42.6'sının orta düzeyde, % 36.2'sininyüksek düzeyde tükenmişlik yaşadıkları; ?kişisel başarı? boyutunda ise % 31.9'unundüşük düzeyde, %23.4'ünün orta düzeyde, % 44.7'sinin de yüksek düzeyde tükenmişlikyaşadıkları saptanmıştır.2. Yatılı ilköğretim bölge okullarında görev yapan öğretmenlerin kendi algılarınagöre ?duygusal tükenme? boyutunda % 27.6'sının düşük düzeyde, % 38.1'inin ortadüzeyde, % 34.3'ünün yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadıkları; ?duyarsızlaşma?boyutunda % 31.4'ünün düşük düzeyde, % 31.4'ünün orta düzeyde, %37.1'inin yüksekdüzeyde tükenmişlik yaşadıkları; ?kişisel başarı? boyutunda % 26.7'sinin düşükdüzeyde, % 33.3'ünün orta düzeyde, % 40.0'ının yüksek düzeyde tükenmişlikyaşadıkları saptanmıştır.3. Yönetici grubunun ?duygusal tükenme? ve ?kişisel başarı? boyutlarına ilişkinalgıları arasında eğitim düzeylerine göre anlamlı fark saptanmıştır. Fakat?duyarsızlaşma? boyutu ile eğitim düzeyi arasında anlamlı fark saptanmamıştır.Yönetici grubunun tüm boyutlara ilişkin algıları arasında ise yönetici olaraktoplam çalışma süresi, yaş ve cinsiyete göre anlamlı fark saptanmamıştır.4. Öğretmen grubunun ?duyarsızlaşma? boyutuna ilişkin algıları arasındacinsiyete göre anlamlı fark saptanmıştır. Bununla birlikte cinsiyete göre, öğretmenlerin?duygusal tükenme? ve ?kişisel başarı? boyutlarına ilişkin algıları arasında anlamlı farksaptanmamıştır.Öğretmen grubunun tüm boyutlara ilişkin algıları arasında ise eğitim düzeyleri,öğretmen olarak toplam çalışma süresi, yaş, medeni durum ve kademe göre anlamlıfark saptanmamıştır.5. Genel olarak okul yöneticileri ve öğretmenlerin tükenmişliklerine ilişkinalgıları arasındaki anlamlı farkın ?duyarsızlaşma? ve ?kişisel başarı? boyutlarındaortaya çıktığı saptanmıştır. ?Duygusal tükenme? boyutunda ise okul yöneticileri veöğretmenlerin tükenmişliklerine ilişkin algıları arasında anlamlı fark saptanmamıştır.

Huriye Gündüz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Adli arama ve önleme araması

Adli Arama ve Önleme AramasıMesut BİLENÖZETYüksek Lisans Tezi olan bu çalışma tehlike tedbirlerinden biri olan aramanın neolduğu, amacı, şartları, uygulaması ve sonuçlarını izah etmeye yönelik bir çalışmadır ve dörtbölümden oluşmaktadır.Arama tedbiri başta CMK ve PVSK olmak üzere birçok yerde düzenlenmiştir. Çalışmaözellikle CMK ve AÖAY'nin düzenlemeleri nazara alınarak arama tedbirini açıklamayayöneliktir. Çalışma boyunca CMK'ndan önce yürürlükte bulunan CMUK'na ilişkin olarak takarşılaştırmalar yapılarak açıklama yapılmıştır.Arama gizli ve saklı olanın bulunması amacını taşıyan bir tedbir olup önleme aramasıve adli arama olmak üzere ikiye ayrılır. Arama temel hak ve hürriyetlerinin sınırlanmasınasebep olan bir işlem olduğundan, aramanın hukuki niteliğinin ve arama hukukundaki temelilkelerin tespiti önemlidir. Çünkü aramanın hukuki niteliği ve arama hukukundaki temelilkeler, karar aşamasından uygulama aşamasına kadar olan süreçte görev yapanlara kararverme ve uygulama açısından sınırlar çizer. Çalışmanın birinci bölümünde aramanın neolduğu, hukuki niteliği ve arama hukukunda temel ilkeler incelenmiştir.Önleme araması suçun önlenmesi amacına hizmet eder. Bu amaçla toplum için tehlikeoluşturan kişileri ve eşyaları bulmaya ve kontrol altına almayı hedefler.Önleme araması suçöncesi alana ilişkin bir işlemdir.Suç işlendikten sonra söz konusu olan adli arama ise şüpheliveya sanığı yakalamaya veya suç delillerini bulmaya yönelik bir işlemdir.Arama işlemi birçok temel hak ve hürriyeti sınırlar.Bu nedenle bu tedbire başvurmak için bir takım şartlararanır.Çalışmanın ikinci bölümünde aramanın gayesi ve şartları incelenmiştir.Aramanın muhatabı, yeri ve zamanı açısından bir takım özellikleri vardır. Kanunaramaya muhatap kalan kişiler, aramanın yapılacağı yerler ve aramanın yapılacağı zamanaçısından bir takım istisnai düzenlemelerde bulunmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümündearamanın bu anlamda özellikleri incelenmiştir.Arama işleminin uygulanması sırasında aramanın hukuki sınırları içerisinde hareketetmek gerekir. Aksi halde bir takım temel hak ve hürriyetler hukukun izin vermeyeceğişekilde sınırlanmış olur.Çalışmanın dördüncü bölümünde arama uygulaması ve sonuçlarıözellikle de hukuka aykırı aramanın sonuçları incelenmiştir.

Mesut Bilen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00