
22
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Using multi-variable vulnerability indices in water resources management in order to prevent diseases associated with poor water and sanitation
A multivariable index, focusing on the link between water resources vulnerability on a quaternary catchment scale and potential health impact is vital in water resources planning and management. In this study a technique based on multifactor vulnerability indices is developed and applied in drawing inferences on vulnerability and susceptibility to diseases associated with poor water and sanitation. Utilising various geo-referenced datasets, four multi variable geospatial indices were generated. These are; a "Water Resources Vulnerability Index (WRVI)" by using three anthropogenic land use surrogates at quaternary catchment level, a "Microbial Water Quality Index (MWQI)" to evaluate microbial water integrity in the context of health, a "Water and Sanitation Access Index (WSAI)" according to the World Health Organisation (WHO) and United Nations and Children's Fund (UNICEF) criteria and definition of improved and unimproved water supply and sanitation, and lastly, a "Demographic Vulnerability Index (DVI)" based on three socio-economic attributes was used to evaluate factors that inhibit access to water and sanitation services and potential impact of an outbreak. In order to demonstrate the multi variable geospatial indexing technique a case study was conducted in Limpopo Province, South Africa. The technique was utilised to evaluate the relative potential impact of agriculture, settlements and waste water effluent disposal on the microbial integrity of water resources. A 3 variable 9 category Water Resources Vulnerability Index was used to classify 206 quaternary catchments. The Water and Sanitation Access Index was used to classify 2892 sub places on a 10 point scale. The Demographic Vulnerability Index was used to categorise 25 Local Municipal Districts on a 5 point scale utilising unemployment ratio, dependency ratio and population density. A 4 water use attributes 3 point Microbial Water Quality Index was used to evaluate the applicability the Water Resources Vulnerability Index. Ultimately, a 10 point water resources-health susceptibility evaluation and prioritisation index was developed. The multivariable indexing technique can be used to evaluate vulnerability in a systematic manner and aid decision making in water resources management. The practical application of the technique in water resources management can be improved by targeted water quality sampling and spatial correlation. Conception can be further enhanced by including geo-referenced data on knowledge, attitudes, behaviour and practice at sub place level. In conclusion when there is a minimum acceptable level of relevant geo-data as specified in the study geospatial indexing can be used to evaluate the vulnerability and susceptibility. This is an essential step to improve water resource management and reduce the prevalence of water and sanitation diseases in regions where water and sanitation access and demographic profiles are variable.
Dairesel kesitli köprü orta ayakları etrafında meydana gelen temiz su oyulmalarının deneysel ve nümerik olarak incelenmesi
TÜBİTAK 109M637 nolu proje kapsamında gerçekleştirilen bu tez çalışmasında, dairesel en kesitli köprü ayakları etrafında meydana gelen temiz su oyulmaları incelenmiştir. Deneyler, Dokuz Eylül Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidrolik Laboratuarı'nda, 80 cm genişliğinde, 18,6 m uzunluğunda ve 75 cm derinliğinde bir kanalda gerçekleştirilmiştir. Deneyler sonunda ölçülen nihai oyulma derinlikleri ile literatürde konu ile ilgili verilen bağıntı sonuçları karşılaştırılmış ve deneylerde ölçülen oyulma derinliklerinin akım şiddeti, göreceli tane boyutu, yoğunluk farkı esaslı tane Froude sayısı gibi olaya etkin parametrelerle olan ilişkisi irdelenmiştir.
Taban akışının akarsu akışlarının matematiksel yapısına etkisi
Bu çalışmada, Dicle Nehri-Botan Çayı Billoris (2633) gözlem istasyonunda 1955-2004 döneminde ölçülen günlük akışlar sayısal filtreleme yöntemiyle yüzeysel vetaban akışı bileşenlerine ayrılmıştır. Daha sonra, günlük akışlar toplanarak aylık akışzaman serileri oluşturulmuştur. Çalışmanın bütün aşamalarında sayısal filtreleme iletahmin edilen yüzeysel ve taban akışı bileşenlerinin gerçek durumu temsil ettiğivarsayılmıştır.Yüzeysel ve taban akışı bileşenlerinin ve toplam akışların aylık ortalama, standartsapma, çarpıklık katsayısı ve birinci serisel korelasyon katsayısı gibi örnekistatistiklerine eklenik nisbi periyodogram analizi uygulanarak, akış bileşenlerininharmonik karakteristiklerinin toplam akışların periyodik özelliklerine etkisiaraştırılmıştır. Bu çalışma, taban akışı sürecinin mevsimsel yapısının toplam akışistatistiklerinin genlik ve açısal fazlarının yanı sıra, frekans dağılımını (çarpıklıkkatsayısı gibi) ve serisel bağımlılık yapısını da etkilediğini göstermiştir.Çalışmanın ikinci aşamasında tam standardize orijinal ve normalize edilmiş(dönüşümden geçirilmiş) toplam akış ve akış bileşenleri serilerine mevsimselolmayan (Box-Jenkins türü) stasyoner stokastik zaman serisi modelleri uyarlanmıştır.Bu modelleme çalışmaları, özellikle küçük zaman kaymalarında taban akışlarınıntoplam akışlardaki serisel bağımlılığı yüzeysel akışların nerede ise iki katı kadararttırdığını göstermektedir. Bu yüzden yüzeysel akışların ARMA(1,1) yapısı tabanakışlarının AR(3) yapısı tarafından baskı altına alınmakta ve toplam akışlarortalamasal bir AR(3) model yapısına bürünmektedir.Çalışmanın son bölümünde, yüzeysel akış ve taban akışı bileşenlerinin alansalyağış girdilerine verdikleri tepkileri karşılaştırmak amacıyla toplam akışlara ve akışbileşenlerine yağış girdili transfer fonksiyonu modelleri (TFM), diğer bir deyişleARX (na, nb, nk) modelleri uyarlanmıştır. Alansal aylık yağışların hemen hemengürültü yapısında olduğu görüldüğünden, girdi ve çıktılara ön arıtma uygulamakgerekmemiştir. TFM analizleri, her üç girdi-çıktı ilişkisinin de bir ARX(2,2,0)modeli ile tanımlanabileceğini göstermiştir. Ancak, muhtemelen güçlü içselbağımlılık yapısı nedeniyle taban akışları için kurulan ARX(2,2,0) modeli en güçlümodeldir.
İklim değişikliğinin akarsu akışları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi
İklim değişikliğinin nedenlerini ve sonuçlarını değerlendirmek amacıyla, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kapsamında hazırlanan dördüncü değerlendirme raporuna göre (AR4), yeryüzünde pek çok bölgenin yağış ve özellikle sıcaklık değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı değişimler öngörülmektedir. Bu değişimlerden en çok etkilenebilecek hidrolojik süreçlerin başında akarsu akışlarının geleceği düşünülmektedir.Çalışmada, iklim değişikliğinden etkilenebilecek su kaynaklarından biri olan Tahtalı baraj havzası örneği ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, AR4'te belirtilen farklı iklim senaryoları ve bu senaryolar altında çalıştırılan on dört iklim modeli kullanılarak her bir iklim modelinin havzadaki yağış ve sıcaklık değişimleri belirlenmiştir. Bu değişimler, çalışma kapsamında geliştirilen istatistiksel ölçek indirgeme modeli ile istasyon ölçeğine indirgenerek yerel iklim değişimleri elde edilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan on dört iklim modeline ek olarak yağış ve sıcaklıklar için günümüz iklimine ait istatistiklerin yıl içindeki değişimini daha iyi temsil edebilen iklim modellerinin karışımından oluşan bir kombine iklim modeli de önerilmiştir.Ardından on dört iklim modeline ve Kombine modele ait yağış ve sıcaklık değişimleri, farklı parametrik yağış-akış modelleri ile akışlara dönüştürülerek havzanın gelecek dönemlerde yaşanması beklenen yağış ve sıcaklık değişimlerine karşı duyarlılığı farklı istatistiksel yaklaşımlar da kullanılarak sınanmıştır.Bunların yanı sıra, gelecek dönem yağış ve sıcaklık değişimlerinden etkilenen Tahtalı barajı akışları, farklı hazne teorileri ile değerlendirilerek haznenin iklim değişikliği altındaki performansı sınanmıştır. Bu sınamalarda, minimum akımlar yönteminden, klasik hazne işletme çalışmasının yapılabildiği aylık su bütçesinden ve Gould olasılık matrisi yönteminden yararlanılmıştır. Minimum akımlar yöntemi ile kritik dönem uzunluklarının gelecekteki değişimi sınanmış, aylık su bütçesi ve olasılık matrisi yöntemleriyle ise haznenin arz-performans ilişkileri araştırılmıştır.Kombine iklim modeli sonuçları dikkate alındığında yağışların iyimser tahminle %3, kötümser tahminle %13 azalabileceği, sıcaklıkların iyimser tahminle 1.5 0C, kötümser tahminle 2.1 0C artabileceği ve akımların iyimser tahminle %9, kötümser tahminle %22 azalabileceği öngörülmektedir. Bu koşullar altında, gelecek dönemde barajdan çekilebilecek içmesuyu miktarlarının iyimser tahminle %11, kötümser tahminle %35 azalabileceği ve buna bağlı olarak bölgede önemli arz açıkları oluşabileceği düşünülmektedir.
Yüzeysel su kalitesinin risk esaslı yönetimi
Sunulan çalışmada literatürde kabul görmüş QUAL2K akarsu kalite modeline Gediz havzasında yer alan ve IV. Sınıf su kalitesine sahip Nif Çayı'nın tüm fiziksel, hidrolik, hidrolojik özellikleri doğru olarak tanımlanarak, kalite davranışının gözlemlenmesi ve alınabilecek önlemlerin olası etkilerinin irdelenmesi hedeflenmiştir.Çalışmada mevcut durumun kurak, sulak ve ortalama akım koşullarındaki yaz (kurak) ve kış (sulak) dönemleri ayrı ayrı ele alınarak model kalibrasyonu gerçekleşmiştir.Çalışmanın bir sonraki adımında ise alınacak önlemlerin olası etkilerini irdelemek üzere arıtma tercihleri ve teknolojilerine yönelik 4 farklı senaryo geliştirilmiş ve bu tedbirlerin alınması halinde su kalitesinin akarsu boyunca değişimi gözlenmiştir. Böylece havza yönetim kararlarını alırken temel öncelikler sağlıklı bir şekilde ortaya konulmuştur.
Kavramsal bir hidrolojik modele yapay zeka entegrasyonu
Sunulan çalışmada, kavramsal bir hidrolojik modele yapay zeka tekniklerinden yapay sinir ağları ve genetik algoritmalar entegre edilerek, daha az parametreye sahip yeni bir günlük yağış akış modeli geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında gerçekleştirilen yapay zeka entegrasyonu, deterministik, ortalanmış, sürekli bir parametrik model olan GR4J (Génie Rural à 4 paramètres Journalier) günlük yağış akış modeli üzerinde gerçekleştirilmiştir. GR4J günlük yağış akış modeli yapısında biriktirme ve öteleme elemanları bulunduran ve X1, X2, X3 ve X4 olmak üzere 4 model parametresine sahip günlük yağış akış modelidir.Çalışmada kapsamında GR4J parametrik yağış akış modeline ilk olarak yapay sinir ağlarının (YSA) entegrasyonu gerçekleştirilmiştir. Yapay sinir ağı entegrasyonunda, GR4J modelinin parametre sayısı 4'ten 1'e indirilmiş ve model içersindeki doğrusal olmayan akım öteleme süreci yapay sinir ağları ile modellenmiştir. Söz konusu bu entegrasyon ile modelin parametre sayısı önemli ölçüde azalırken tahmin performansı önemli ölçüde arttırılmıştır.Çalışma ayrıca, GR4J-YSA entegre modeline genetik algoritmalar (GA) da entegre edilerek model parametrelerinin otomatik olarak GA sayesinde kalibre edilmesi sağlanmıştır. Son derece az parametreye sahip ve parametrelerini otomatik olarak kalibre edebilen GR4J-YSA-GA entegre modeli Gediz havzasının Murat, Selendi, Deliiniş, Demirci, Gördes, Medar ve Yiğitler althavzalarında uygulanarak model performansları incelenmiştir. Uygulama sonuçları, GR4J modeline YSA ve GA entegrasyonunun model performanslarını önemli ölçüde arttırdığı göstermiştir.Sonuç olarak sunulan çalışmada, kavramsal hidrolojik modellere YSA ve GA gibi yapay zeka tekniklerinin entegre edilmesiyle, model parametre sayılarının azaltılarak kalibrasyon sürecinin hızlandırılabileceği ve buna karşılık entegre modellerle model tahmin performanslarının arttırılabileceği gösterilmiştir
İzmir içmesuyu ana dağıtım sisteminde alternatif işletme seçeneklerinin belirlenmesi
Su ihtiyacını uzun yıllar kendi yakın çevresindeki kaynaklardan karşılayan İzmir kenti zaman içinde gittikçe daha uzak kaynakları şehre bağlamak zorunda kalmıştır. Farklı bölgelerde bulunan bu uzak yeraltı (YAS) ve yerüstü kaynakların kente ulaştırılması sırasında ortaya çıkan olumsuzlukların hizmet kalitesinin sürdürülebilirliği açısından daimi kontrol altında tutulması, ayrıca küresel ısınma, gittikçe azalan kaynaklar ve kaynakların kirlenmesine karşı mevcut kaynakların su yönetim ve dağıtım planlamasının etkili bir şekilde yapılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle SCADA (Supervisory Control And Data Acquisition) sistemi ile su dağıtım sistemi 24 saat izlenerek gerektiğinde uzaktan pompa ve vanalara kumanda edilerek etkin su trafiği kontrolü sağlanmaktadır. Ancak içme suyu temin ve dağıtımında ortaya çıkan olumsuz koşulların hızlı ve uygun çözümlerinin önceden planlanarak uygulanmasını gerektirmektedir. Hizmet vermeye devam etmesi nedeniyle mevcut sistemde planlanan çözümlerin uygulanmasında geri dönülmez sonuçlara neden olabileceğinden, mevcut içme suyu dağıtım sisteminin bir matematiksel benzetim modelinin oluşturulmuştur. Kente su sağlayan üretim kaynakları, tüketim bölgeleri ve depolanan su miktarı hesaplanmasında SCADA sisteminin tarihsel veritabanından saha ölçüm değerleri (debi ve seviye) baz alınmıştır. Modelde oluşturulan senaryo fonksiyonu ile tasarlanan çözümlerin uygulanması, alternatif işletme olanaklarının ve/veya optimum çözümlerin neler olabileceği, gerçek uygulama öncesinde sistem simülasyonu, analizi ve raporlaması yapılabilmektedir. Ayrıca model uygulaması mevcut durumu ile gerçekleşmiş işletme analizi, geleceğe yönelik tahmin, en ekonomik işletme şekli vb. sistem olanaklarının gerçekleştirilebileceği kentsel su yönetimi planlamasında da kullanılabilecektir.
Batı Akdeniz (Likya) tarihi yerleşim merkezlerinin su iletim sistemlerinin hidrolik ve hidrolojik açıdan incelenmesi
Bu çalışma kapsamında, Batı Akdeniz Bölgesindeki tarihi yerleşim merkezlerinden biri olan Lykia Bölgesi'nde yer alan kentlerin yerlerine, tarihçelerine ve yer üstündeki bulunan kalıtlara değinilmiş ve bunların su iletim sistemleri incelenmiştir. Lykia Bölgesi, Anadolu'nun (Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti) güneyinde, Akdenizin batısında yeralmakta olup, doğuda Pamphilia, kuzeyde Pisidia, Batıda Karia ve güneyde de Akdeniz ile sınırlanmaktadır.Yalnızca yüzey araştırmalarıyla sınırlı olan bu çalışma, T.C Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün onayı ile gerçekleştirilmiştir. İncelenen kentlerin bazıları üstünde daha önce çalışılmıştır. Bu çalışmayla antik kentlerin çoğu kez incelenmeyen tarafları ele alınmış, varoluşlarının diğer bir yüzüne böylelikle yeni bir bakış açısı getirilmiştir.Bu çalışma antik yerleşimlerin su yapılarını bir bütün olarak ve bölgesel bazda içine almaktadır. Lykia Bölgesindeki 55 kent araştırılmış ancak zaman kısıtı nedeniyle her kentte yeterli inceleme yapılamamıştır. Bu çalışmayla su yollarında arazi çalışmaları gerçekleştirilmiş, su yapılarının fotografları çekilmiş, arşivlenmiş ve çağdaş hidrolik yaklaşımlar ve formülasyonlar gözönünde tutularak kentlerdeki su kapasiteleri belirlenmiş ve bu kapasiteler ışığında antik kentlerin farklı varsayımlar altında olası nüfusları hesaplanmıştır.Bu kalıntılar insanlık aleminin ortak kalıtlarıdır. Keşfedilmeleri yalnızca bulundukları ülkedeki arkeolojik araştırmalara yeni ufuklar getirmeyecek, aynı zamanda tüm bilim dünyasına da katkıda bulunacaktır.
Determination of dispersivity values from experiments in homogeneous and non homogeneous porous media
3-5 mm kuvars kumu için en iyi uyum boyuna dispersivite değeri 12.2 cm, yatay dispersivite değerinin boyuna dispersivite değerine oranı 0.21 ve düşey dispersivitenin boyuna dispersivite değerine oranı 0.05 değerleri ile elde edilirken, bu değerler 1-3 mm kuvars kumu için 5.5 cm, 0.25 ve 0.07; 0.6-1.2 mm kuvars kumu için de 3 cm, 0.18 ve 0.055 olarak belirlenmiştir. Bu oranlar arazi çalışmaları sonucu elde edilen ve literatürde verilen değerlerle aynı büyüklüktedir.Deney sistemi gerekli ölçüm cihazları sağlanması şartıyla kararlı rejimde olduğu kadar kararsız akım durumunda da kirlilik taşınmasını araştırmak için tasarlanmıştır. Gerekli ölçüm cihazlarının temin edilip bu araştırmaya kararsız akım durumunda da devam edilmesi faydalı olacaktır.In this study, an elaborate experimental system is designed and constructed in Hydraulics Laboratory of the Civil Engineering Department of Dokuz Eylül University, in order to study contaminant transport in homogeneous as well as heterogeneous porous media.A flume 12 m long, 135 cm wide and 60 cm high is built 70 cm over the floor, within Hydraulics Laboratory of Civil Engineering Department of Dokuz Eylül University. The porous media in the channel are constituted by sands of different size, and the tracer tests are carried out by using NaCl as contaminant. The concentrations in various directions are measured and their distributions are determined. Accordingly, the dispersivity values along the flow and in the two directions vertical to flow are determined applying the trial and error method to the relevant theoretical equation, by using Mass Transport 3 Dimensional (MT3DMS) software.The heterogeneous medium is constituted from three horizontal layers with different kind of granular material. The concentration pattern is observed and dispersivity values are determined by trial and error method applied to the advection-dispersion equation.The best match for 3-5 mm quartz sand is obtained for longitudinal dispersivity value of 12.2 cm. The ratios of horizontal transverse dispersivity to longitudinal dispersivity and vertical transverse dispersivity to longitudinal dispersivity are 0.21 and 0.05, respectively. The corresponding values for 1-3 mm quartz sand are 5.5 cm, 0.25 and 0.07 for 1-3 mm quartz sand and for 0.6-1.2 mm quartz sand 3 cm, 0.18 and 0.055. These ratios are in the order of magnitude with those obtained from in-situ tests, given in the related literature.This experimental system is designed to investigate contaminant transport in steady as well as unsteady flow, provided that some required measurement devices are supplied. It will also be beneficial to procure necessary instruments and pursue this study in the case of unsteady flow.
Multi criteria decision analysis for water resources management in the Gediz River Basin
In this study, a water resources management model that facilitates indicator-based decisions with respect to environmental, social and economic dimensions in a multiple criteria perspective is developed for the Gediz River Basin in Turkey. The basic input of the proposed model is the quantity of surface water that is greatly allocated to irrigation purposes; therefore, supply and demand interrelations in agricultural water use constitute the main focus of the study. The model has been applied under three different hydro-meteorological scenarios that reflect baseline as well as better and worse conditions of water supply and demand, not only to reach a comprehensive assessment of water budget in Gediz Basin, but also to evaluate the impacts of proposed management alternatives under different conditions.The results of the study have indicated that the Gediz River Basin is quite sensitive to drought conditions, and the agricultural sector is significantly affected by irrigation deficits that increase sharply in drought periods. Even if the optimistic scenario is assumed to occur, it is not possible to observe a significant improvement in the water budget; however, the negative impacts of climate change can possibly exacerbate the water crisis. The management alternative that combines the replacement of the current water distribution network by piped systems to decrease water losses and the use of `water saver? technologies such as drip irrigation to improve irrigation efficiency is determined as `best? alternative with respect to environmental, social and economic dimensions through the use of a multi criteria approach.
Gediz havzası örneğinde, beklenen aylık toplam yağışların entropi yöntemiyle tayini
Su kaynakları sistemlerinin planlanmasında kullanılan verilerin içerdiği bilgi miktarının saptanabilmesi için nesnel bir ölçüt kullanılması gerekmektedir. Bilgi kuramından hareketle tanımlanan belirsizlik veya bilgi içeriği anlamındaki entropi kavramı, incelenen sürecin içerdiği bilginin belirlenmesinde kullanılabilmektedir.Sunulan çalışmanın amacı, aylık toplam yağış miktarlarının uzun dönemli beklenen değerlerinin entropi kavramı kullanılarak tanımlanmasıdır. Bu amaçla, incelenen yağış değerlerinin gözlem süresinde görülme sıklığı (frekans) değerleri elde edilerek, entropi değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen değer ?entropi yoğunluğu (IE)? olarak adlandırılmaktadır.Çalışma kapsamında, Gediz Havzası örneğinde aylık toplam yağış değerleri değerlendirilmiştir. Havzada gözlemleri bulunan 44 yağış gözlem istasyonunun verileri kullanılarak hesaplanan entropi yoğunluğu (IE) değerlerinin, ortalama yıllık toplam yağış miktarlarıyla uyumlu sonuçlar verdiği görülmüştür.
Açık kanallarda dalga yayılmasının elektronik devreler kullanılarak deneysel araştırılması ve teoriyle karşılaştırılması
Bu çalısmada Hidromekanik biliminin önemli bir konusunu teskil eden açık kanallardataskın dalgalarının yayılması problemi deneysel ve teorik olarak incelenmistir.Deneysel çalısmalar; Dokuz Eylül Üniversitesi nsaat Mühendisligi Bölümü HidrolikLaboratuarı'nda insa edilmis bulunan deney düzeneginde yürütülürken, teorik çalısmalarbir boyutlu kararsız akımları tanımlayan matematiksel modellerin bilgisayar programlarıile çözümlerinin yapılması ile gerçeklestirilmistir.Deney düzenegi dikdörtgen kesitli bir açık kanal, kanala su temin eden mansap haznesi,kanal ile organik bir bütün olusturan memba haznesi ve memba haznesi üzerinde imaledilen taskın hidrografını saglayan kaptan olusmaktadır.Dalga karakteristikleri, kanalın memba ucu yakınında, yaklasık olarak kanalın ortasındave kanalın mansap ucu yakınında konumlandırılmıs olan üç farklı kesitte ölçülür. Proplararasındaki potansiyel farkı elektronik köprü üzerinden bir güç kaynagı yardımı ile proplaraakımın iletilmesi ile olusur. Bu potansiyel farkı kanaldaki su derinlikleriyle iliskilidir. Builiskiyi tanımlayan bir egri degerlere uydurularak analiz gerçeklestirilir. Deneyselsonuçların bilgisayara aktarılması ise Activedaq veri kartı ve yazılımı kullanılaraksaglanmıstır.Problemi tanımlayan diferansiyel denklemler, sonlu faklar ve karakteristikleryöntemleri kullanılarak bilgisayar programları ile çözülmüs ve sonuçlar deneyselbulgularla karsılastırılmıstır.Deneysel bulguların en çok implisit sonlu fark yaklasımı ile elde edilen sonuçlarlauyumlu oldugu gözlenmistir. Eksplisit sonlu farklar yaklasımı ve karakteristikler yöntemiile bulunan sonuçların birbirlerine uyumlu oldugu tespit edilmistir.
Kuzey Ege bölgesi tarihi yerleşim merkezlerinin su yapılarının hidrolik ve hidrolojik açıdan incelenmesi
Bu çalısma kapsamında, Kuzey Ege Bölgesi tarihi yerlesim merkezlerinden biri olan Aiolis Bölgesi'nde yer alan ve su iletim sistemleri incelenmesi düsünülen kentlerin yerlerine, tarihçelerine ve yer üstünde bulunan kalıtlardan birkaç örnege deginilmistir. Aiolis adı, Aiolis boyunun yurdu olan ülkelerden sadece, onia ile Troas arasında kalan kıyı bölgesine verilebilir. Aiolis'i batı yönden Ege Denizi sınırlamaktadır. Yalnızca yüzey arastırmalarıyla sınırlı olan bu çalısma T.C Kültür Bakanlıgı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlügü'nün onayı ile gerçeklestirilmistir. ncelenen kentlerin çok azı üstünde daha önce çalısılmıstır. Bu çalısmayla antik kentlerin çogu kez itibar edilmeyen yüzü ele alınmıs, varoluslarının diger bir yüzüne böylelikle yeni bir bakıs açısı getirilmistir. Bu çalısma antik yerlesimlerin su yapılarını bir bütün olarak ve bölgesel bazda içine almaktadır. Zaman kısıtı nedeniyle Aiolis Bölgesi ve yakın çevresindeki 28 kentle kısıtlandırılmıstır. Bu çalısmayla su yollarında arazi çalısması yapılmıs, su yapılarının fotografları çekilmis, arsivlenmis ve çagdas hidrolik yaklasımlar ve formülasyonlar gözönünde tutularak kentlerdeki su kapasiteleri belirlenmis ve bu kapasiteler ısıgında antik kentlerin olası nüfusları hesaplanmıstır. Bu kalıntılar insanlık aleminin ortak kalıtlarıdır. Kesfedilmeleri yalnızca bulundukları ülkedeki arkeolojik arastırmalara yeni ufuklar getirmeyecek aynı zamanda tüm bilim dünyasına da katkıda bulunacaktır.
İçme ve kullanma suyu şebekelerinin genetik algoritmayla boyutlandırılması
İçmesuyu sistemlerinin tasarımında kullanılan formülasyonların üstel işlevlerden oluşması ve sistemlerin bilinmeyenlerinin fazla olmasından ötürü, matematiksel çözüm zahmetli ve zaman alıcı olmaktadır. Bununla birlikte, bir sistemin tasarımında hidrolik açıdan kabul edilebilir sınırlar içinde kalan onlarca çözüm bulunabilmektedir. İçmesuyu sistemlerinin tasarımı için oluşturulan denklem sistemleri lineer denklemler olmadığından, çözüm kümesine ulaşabilmek için çeşitli matematiksel yaklaşım yöntemleri kullanılmaktadır. Bilgisayar programlarının geliştirilmesi ile birlikte, içmesuyu sistemlerinin tasarımında değişik bilgisayar programları geliştirilmiştir. Bu yöntemlere, evrimsel gelişimi dikkate alarak çalışan, genetik algoritma yöntemini de katmak olanağı vardır. Genetik algoritma, herbiri problemin farklı çözümünü oluşturan toplumun, çaprazlama ve mutasyon gibi evrimsel parametreleri kullanarak gelişimi ile en iyi çözümün oluşturulması esasına dayanan bir eniyileme yöntemidir. İçmesuyu sistemlerinin çözümü için genetik algoritma kullanılırken, öncelikle her bir boru bir geni simgeleyecek biçimde oluşturulmaktadır. Belirli sayıda bireyin oluşturulduğu toplum, evrimsel gelişime tabi tutulmaktadır. Evrimsel gelişimin sonucunda, diğer bir deyişle maksimum jenerasyona kadar, en iyi birey belirlenerek eniyileme yapılmaktadır Bu çalışmada, Fortran programlama dili kullanılarak ölü noktalar yönteminin genetik algoritma ilkelerine bağlı olarak çalıştığı bir program yazılmış, Salihli/Manisa İçmesuyu sisteminin 3 no.lu şebekesi bu program aracılığıyla ve farklı genetik operatör değerleri yardımıyla tasarımlandırılmıştır. Genetik algoritma operatörlerinin değişiminin sonuçları nasıl etkilediği incelenmiş, mevcut proje değerleri ile programla tasarımlanan sistem birlikte değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler : Genetik algoritma, içmesuyu sistemleri, eniyileme yöntemleri
Akarsu havzalarında stratejik yönetim planlarının oluşturulması: Gediz Havzası örneği
Su yönetimi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tüm yönleriyle çözülebilmiş bir konu değildir. Su yönetimiyle ilgili ulusal ve uluslararası ölçekte birçok çalışma yapılmakta ve sudan en iyi şekilde yararlanma yolları aranmaktadır. Çünkü su artık iktisatçıların daha önceden tanımladığı gibi serbest mal olmaktan çıkmış tükenebilir ve ticari değeri olan bir varlık olarak görülmeye başlanmış ve ekonomik bir mal olarak tanımlanmaya başlamıştır. Stratejik yönetim yaklaşımı son yıllarda hızla artan bir şekilde ilgi görmeye başlamıştır. Gerek özel sektör gerekse kamu kesimi yönetim anlayışlarını bu yaklaşıma göre yeniden ele almaktadırlar. Geleneksel olarak su kaynaklarının yönetiminde uzun dönemli ve statik planlamalar yapılmaktadır. Ancak dünya ve çevresel koşullar hızla değişmektedir. Günümüzde ise su kaynaklarının yönetiminde sonuca odaklı, uzun dönemde nihai hedeflere ulaşmayı sağlayacak sürdürülebilir stratejilerin geliştirilmesini gerektiren dinamik bir süreç olan stratejik yönetim yaklaşımı uygun yönetim modeli olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada su kaynaklarının yönetilmesinde uygun bir yaklaşım olarak görülen stratejik planlama ve yönetim yaklaşımı tanıtılmış, su kaynaklarında uygulanabilirliği araştırılmış ve Gediz Havzası üzerine bir örnek uygulama yapılmıştır. Örnek uygulama sonucunda Gediz havzasında ait paydaşlar, havza vizyonu, havzada yaşanan sorunlar, havza misyonu, itici güçler, havza üzerine çeşitli senaryolar belirlenmiş, SWOT analizi yapılmış ve üç temel strateji belirlenmiştir. Gediz Havzası Su Kalitesi Koruma ve İyileştirme Stratejisi, Gediz Havası Su Talep Yönetimi Stratejisi, Gediz Havzası Entegre Planlama ve Yönetim Stratejisi olarak özetlenen stratejilerin havzada yaşanan temel sorunların çözümünde etkin bir rol oynayacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Su kaynakları yönetimi, stratejik planlama ve yönetim, SWOT analizi, Gediz Havzası
Kuzey Ege havzalarında bölgesel analiz yöntemiyle tahminlenen zirve taşkınların irdelenmesi
Belli T-tekerrürlü yıllık zirve taskın tahminleri, çesitli su kaynakları projelerinin tasarımında ve degerlendirilmesinde sıkça kullanılmaktadır. Kosullar uygunsa, tasarım degerleri, proje kesitine olabildigince yakın hidrometrik istasyonlardaki zirve taskın verilerinin noktasal frekans analizinden saglanmaktadır. Yakın zamanda, tasarım degerlerinin tahmini için çesitli bölgesel taskın frekans analizi (BTFA) modelleri gelistirilmistir. Bölgesel analizin iki temel amacından biri, istatistiksel açıdan homojen bir bölgede, özellikle de ölçüm bulunmayan noktalarda, T-tekerrürlü olay büyüklügünü tahminlemek; digeri ise, verilerin kısa olması yüzünden önemli ölçüde örnekleme hatası tasıyan noktasal tahminleri iyilestirmektir. Bu arastırmada, istatistiksel olarak iki homojen alt bölgeye ayrılabilecegi kanıtlanan Kuzey Ege Bölgesi'ndeki 45 istasyonda kaydedilen pik akısların (yıllık maksimum akımların) bölgesellestirilmesi amacıyla indeks tipi bir model gelistirilmistir. Çalısma kapsamında, Türkiye'nin Kuzey Ege Bölgesi boyunca boyutsuz taskın degerlerinin bölgesel tahmini için dört ayrı bölgesellestirme seçenegi önerilmistir. Tüm seçenekler, istasyonlarda gözlenen boyutsuz taskınların iki parametreli bir lognormal toplumdan çekilmis örnekler oldugu varsayımına dayanmaktadır. lk yaklasım, bölgesel ortalama degiskenlik katsayılarına (BCvk; k=1,2); ikincisi, logaritmik standart sapmaların agırlıklı bölgesel ortalamalarına ( yk Bs ; k=1,2) dayanmaktadır. ki homojen alt bölgedeki boyutsuz bölgesel büyüme egrilerinin ordinatları olarak üçüncü yaklasımda T-tekerrürlü noktasal boyutsuz taskın tahminlerinin agırlıklı ortalamaları; dördüncü yaklasımda ise, bu tahminlerin medyanları kullanılmıstır. stasyonlardaki T=2, 5, 10, 20, 50 ve 100 yıl tekerrürlü tahminlere kıyasla bölgesel yaklasımların ortalama performansları, BIAS (oransal hata) ve RMSE (karesel ortalama hatanın karekökü) ölçütleri karsılastırılarak irdelenmistir. Kuzey Ege Bölgesi örnegine iliskin sayısal sonuçlar, Cv katsayılarının alansal degisiminin yüksek oldugu (heterojen bir bölge olan) I. Bölge'de dördüncü (istasyonlarda L-moment parametreleri kullanılarak hesaplanan T-tekerrürlü degerlerin meydanlarına dayanan) yaklasımın en güvenilir bölgesel tahminleri verdigini göstermektedir. Buna karsılık, Cv katsayılarının alansal degisimi düsük olan (nispeten homojen bölge) II. Bölge'de, klasik moment parametrelerinin kullanıldıgı dört yaklasım da daha iyi bölgesel tahminler vermektedir. Çalısmanın son bölümünde, T-yıl tekerrürlü boyutsuz degerlerden boyutlu taskın degerlerine geçis sırasında gerekli olan ortalama taskın-yagıs alanı ve standart sapma-yagıs alanı üstel iliskileri, hem dogrusal en küçük kareler (DEKK), hem de nonlineer en küçük kareler (NLEKK) yöntemiyle tüm bölge için belirlenmistir. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Taskın Frekans Analizi (BTFA), indeks yöntemleri, yıllık maksimum akımlar, ortalama taskın-yagıs alanı iliskileri
Türkiye deniz fenerleri bilgi sistemi
Ulaştırılacak olan hizmetlerin en düşük maliyetle ve yüksek taşıma kapasiteleriyle taşınabilmesi göz önüne alındığında denizyolu taşımacılığı diğer ulaştırma sistemlerine göre belirgin bir üstünlük taşımaktadır. Türkiye'nin 8000 km'yi aşan uzunlukta bir kıyı şeridine sahip olması ve Çanakkale, İstanbul gibi uluslararası öneme sahip iki boğazının bulunması nedeniyle ?Deniz Taşımacılığında Seyir Güvenliği? ülkemiz açısından özel bir öneme sahip bir konudur. Seyir güvenliğine yardımcı deniz yapıları olan deniz fenerleri, sis işaretleri ve ışıklı şamandıraların denizlerde meydana gelebilecek kazaları önlemede oldukça büyük katkıları vardır. Bu çalışmada, Türkiye kıyılarındaki deniz fenerleri, sis işaretleri ve ışıklı şamandıralar gibi seyir yardımcıları için bir Coğrafi Bilgi Sistemi geliştirilmiştir. Veri tabanında deniz fenerlerine ilişkin tüm resmi bilgiler yer almaktadır. Çalışmada deniz fenerlerinin Türkiye kıyılarındaki coğrafi dağılımları sayısal Türkiye haritası üzerinde görüntülenmiştir. Deniz fenerlerinin Türkiye kıyılarındaki coğrafi dağılımları göz önüne alınarak denizlerimizde seyir güvenliğine yönelik bazı analizler yapılmıştır. Fenerlerin coğrafi dağılımlarına bakıldığında Hopa'dan İskenderun'a kadar ülkemiz kıyılarının büyük ölçüde deniz fenerleri ile donatıldığı görülmüştür. Kıyılarımızdaki deniz fenerleri ve ışıklı şamandıraların yaklaşık üçte biri deniz trafiğinin yoğun olduğu Çanakkale Boğazı ? Marmara ve İstanbul Boğazı kıyılarında bulunmaktadır. Fenerlerin kendisine ait ışık görünüş mesafeleri dikkate alınarak yapılan analizler, olumsuz hava koşulları ve bazı fenerlerin arızalı olması durumunda bazı kıyı bölgelerimizde seyir güvenliği açısından risk oluşabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Deniz fenerleri, Işıklı Şamandıralar, Denizlerde Seyir Güvenliği, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri).
Sızma modellerinin karşılaştırılması ve parametre tahmini
Yağmurlama sulama sistemlerinin eniyilenmesi
Dünyada ve Türkiyede gittikçe daha büyük oranlarda kullanılmaya başlanan yağmurlama sulama sistemlerinin, projelendirme aşamasında ekonomik çözümlerinin aranması gerekmektedir. Kaynaktan alman suyun hidrantlara iletilebilmesi için değişik güzergah ve çap seçenekleri bulunmaktadır. Bu seçeneklerden en ekonomik olanının bulunması gerekmektedir. Uygulamada deneme - yanılma yöntemi ile en ekonomik güzergah belirlenmeye çalışılmakta ve belirlenen dal sistem şeklindeki güzergah üzerinde şebekenin eniyilenerek çaplar belirlenmektedir. Şebekenin eniyilenmesi amacıyla günümüze kadar birçok programlama modelleri geliştirilmiştir. Bu modellerden, dinamik programlama modelleri üzerindeki çalışmalar, her örnek için ayrı bir model geliştirme zorunluluğundan dolayı sınırlı sayıdadır. Dal boru sistemi şeklindeki yağmurlama sulama sistemleri, basınçlı sistemlerdir ve sistemin herhangi bir noktasında oluşacak debi değişimleri, sistemde değişken akıma ve 'su darbesi' olarak adlandırılan, aşırı basınçların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Su darbeleri, dal boru sistemleri için bir çok araştırmacı tarafından incelenmiş olmasma karşın, yağmurlama sulama şebekelerinde, uygulamada ya hiç gözönüne alınmamakta ya da güvenli tarafta kalacak şekilde kritik noktalarda kontrol yapılmaktadır [17]. Mevcut bir sulama alam için yağmurlama sulama projesinin hazırlanması sırasında sistemin eniyilenmesi amacıyla, güzergahın eniyilenmesi ve şebekenin eniyilenmesi gibi 2 aşamada ekonomik çözüm aranabilmekte ise de, bu iki aşamayı birbirinden bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Güzergahın eniyilenebilmesi için çapların bilinmesi gerekmektedir. Çaplar ise şebekenin eniyilenmesi sırasında nıbelirlenmektedir. Bu nedenle bu iki aşamanın birbiriyle içice yürütülülmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, öncelikle GRAPH teorisi enkısa yol algoritmalarından yararlanılarak, enkısa güzergah belirlenmektedir. Bu enkısa güzergah için şebeke eniyilenerek çaplar belirlenmekte, bu çaplara ait maliyet değerlerinden yararlanılarak, güzergah üzerinde maliyeti büyük olan boruların boylan kısaltılıp küçük olan boruların boylan uzatılarak ekonomik güzergaha bir yaklaşım sağlanmaktadır. Elde edilen yeni güzergah üzerinde yeniden bir şebeke eniyilemesi yapılarak ekonomik sistem belirlenmektedir. Şebeke eniyilemesi amacıyla, tek kaynaklı, pompajlı veya yerçekimli dal şebekeleri eniyileyebilen dinamik programlama modelleri verilmekte, tek kaynaklı olmak koşulu ile her geometrideki dal şebekeleri eniyilebilecek şeklide geliştirilen bir bilgisayar programı tamtılmaktadır. Yağmurlama sulama şebekelerinde oluşabilecek su darbeleri için ise, genellikle kullanılan sınır koşullarım içerecek şekilde, interpolasyonlu karakteristikler yönteminin kullanıldığı bir bilgisayar programı geliştirilmiştir. Geliştirilen biligisayar programlan kullanılarak, yağmurlama sulama sistemlerinin eniyilenmesine yönelik, iki sayısal örnek çözülmüş ve sonuçlar verilmiştir. iv -
Hidrolik süreçlerin bilgi içeriğindeki değişim miktarı olarak entropi tanımı
Su kaynakları sistemlerinin teknik ve ekonomik yönden en uygun şekilde planlanması, kurulacak sistemlerin tasarım ve işletimi için gerekli parametrelerin belirlenmesi, ölçüm ağlarının optimum planlanması ile işletme performanslarının belirlenmesi ve belirsizlik altında karar verme açısından, hidrolojik gözlemlerin getirdiği bilgiyi tanımlayabilecek nesnel bir ölçüte gereksinim vardır. Matematiksel İletişim Kuramı ya da Bilgi Kuramı olarak tanımlanan bilim dalı çerçevesinde geliştirilmiş olan entropi kavramı, bu açıdan uygun bir kriter oluşturmakta ve su kaynaklan mühendisliği problemlerinin çözümünde geniş uygulama alanı bulmaktadır. Entropi, rasgele karakterdeki hidrolojik süreçlerin içerdiği belirsizliğin ölçüsü olmakta ve yapılan gözlemler yoluyla kazanılan bilgi = giderilen belirsizlik olarak tanımlanmaktadır. Bu niteliği ile entropi kavramı, bilgi içeriğini dolaylı olarak belirleyebilen bir ölçüt olmaktadır. Entropi kavramı tanımlanan biçimiyle, su kaynaklan mühendisliğinde hidrolojik süreçlerin belirsizliğinin saptanması, süreci en az taraflı temsil edecek olasılık dağılımının saptanması, hidrolojik süreçler arası bilgi aktarımı, ölçüm ağlarının planlanması ve en uygun ölçüm aralıklarının seçilmesi, ölçüm dizisinin bilgi içeriğinin saptanması, matematik modellerin doğal süreçlere uygunluk derecelerinin belirlenmesi, süreçler arası ilişkilerin ve beslenme sistemlerinin araştırılması, ölçüm ağlarının işletme performanslarının belirlenmesi, optimizasyon ve karar verme teorisi alanlarında uygulama olanağı bulmuştur. Bununla birlikte, uygulamada ortaya çıkan birtakım matematiksel problemler yöntemin daha yaygın biçimde kullanılmasını engelleyici bir nitelik taşımaktadır. Entropi yönteminin sürekli hal için tanımında yapılan eksiklik ve yanlışlıklardan kaynaklanan bu problemler: pozitif bir büyüklük olarak tanımlanan entropinin pratikte negatif değerler de alması; aynı süreç için farklı olasılık dağılımları kabul edildiğinde farklı entropi değerlerinin - iv -hesaplanması; mevcut tanımda kullanılması gereken keşikleme aralığının seçimine bağlı olarak, entropi değerlerinin (-a>;+°o) aralığında ötelenmesi; farklı büyüklüklere ya da farklı olasılık yapılarına sahip değişkenlerin belirsizliklerinin kıyaslanamaması olarak özetlenebilir. Sunulan çalışma, entropi kavramının sürekli hal için tanımından kaynaklanan problemlerin giderilmesi ve yöntemin tartışılabilir yönlerinin ortadan kaldırılarak, daha nesnel ve güvenilir hale getirilmesi amacına yönelmiştir. Bu çerçevede, sürekli hal için entropinin matematiksel tanımının yapılması hedeflenmiştir. Sürekli hal için, kazanılan bilgi = giderilen belirsizlik olarak tanımlanan entropi değerinin yerine, bilgi içeriğindeki değişim miktarı (variation of entropy) olarak adlandırılan, yeni bir tanıma gidilmesi ve mevcut problemlerin bu yeni tanımla ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Çalışmada sunulan yöntemin sentetik seriler ve Ceyhan havzasında yer alan dört akım gözlem istasyonunun günlük ortalama akışları üzerinde uygulanması sonucunda, yöntemin pratik problemlerin çözümünde kullanılmasının mümkün olduğu görülmektedir. Gerçek veriler üzerinde yapılan bu uygulamaların sonuçlarının, halen kullanılmakta olan yöntemin verdiği sonuçlarla kıyaslanması ile, sürekli hal için tanımlamış olan entropi kavramının kullanılmasıyla su kaynaklan mühendisliği alanındaki problemlere daha uygun çözümler getirilebileceği görülmüştür. Özellikle, giderek önem kazanan ölçüm ağlarının planlanması ve en uygun ölçüm aralıklarının belirlenmesi konularında, nesnel kararlara ulaşmak mümkün olabilecektir. Bunun ötesinde, sürekli hal için önerilen tanımın, keşikleme aralığına bağlı olmayışı nedeniyle, buna bağlı olarak ortaya çıkan problemlerin tümünden kurtulma olanağı getirmekte; dağılım seçimine bağlı olarak tanımlanan güven aralıklarının kullanılması ile farklı olasılık yapılarına sahip süreçlerin kıyaslanması da mümkün olmakta ve böylece yeni kullanım alanlarına ulaşma olanakları da sunulmaktadır. - v -
Açık kanallarda oluşan dalgaların deneysel ve teorik olarak araştırılması
Bu çalışmada, açık kanallarda dalganın yayılması durgun su bulunması durumu için incelenmiştir. Öncelikle dalga karakteristikleri deneysel olarak belirlenmiş ve daha sonra sayısal çözümlerden elde edilen teorik sonuçlarla karşılaştınlmıştır. Sayısal çözümler; karakteristikler yöntemi, eksplisit ve implisit sonlu fark yaklaşımları kullanılarak gerçeMeştirilmiştir. Deney düzeneği; memba ve mansap hazneleri ve kayıt cihazlarıyla donatılmış bir dikdörtgen kanalı içermektedir. Su derinlikleri; biri kanal başlangıcına yakın, diğeri orta noktada olmak üzere farklı iki kesitte ölçülmektedir. Su derinliklerini zamanın fonksiyonu olarak elde etmek için bir iletkenlik ölçer kullanılmış ve iletkenlik değerleri su derinliklerine dönüştürülmüştür. Deneysel sonuçlar, Activedaq veri kartı ve yazılımı kullanılarak bilgisayarda depolanmıştır. Kanalda dalga oluşturabilmek için bir şok dalgası ve bir giriş hidrografi uygulanmıştır. Hidrograf ile elde edilen sayısal ve deneysel sonuçlar birbiriyle daha iyi uyum göstermiştir. Şok dalgası durumunda ise karakteristik yöntem ile elde edilen sonuçların eksplisit ve implisit yöntemle elde edilenlere göre deneysel sonuçlarla daha çok uyumlu olduğu görülmüştür.
Akarsularda su kalitesi gözlem ağı optimizasyonu
Su kalitesi gözlem ağlarının tasarımı ve mevcut ağların iyileştirilmesi problemi günümüzde çözümünün araştırılması devam eden bir problemdir. Gözlemlerin belirli nedenlerle sürekli olmaması, ölçüm sıklığının yeterli olmayışı ve gözlem konumlarının seçiminde mikrolokasyon probleminin çözülememiş olması gibi sebeplerden dolayı konu ile ilgili araştırmalar sürdürülmektedir. Ayrıca, ortaya konulan yöntemlerin büyük çoğunluğu sadece yapılan gözlemler sonucu ortaya konan verilerin taşıdığı bilgi değerine yoğunlaşmakta, istasyon ulaşılabilirliği, gözlem sıklıkları, süreklilik, teknolojik altyapı gibi istasyonların öz nitelikleri olan unsurları göz önüne almamakta ya da çok az miktarını değerlendirmektedir. Verilerin az olduğu, yeni kurulmuş ya da işletilmesinde sorunlar olan gözlem ağlarının belirlenen amaçlara ne kadar hizmet ettiğini değerlendiren yöntemler de tam anlamıyla geliştirilememiştir. Literatürde bulunan çalışmalar, amaçların önem sıralarını belirlemek için yanlı kararlara bağlı ağırlık katsayılarına dayanmaktadır. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasının amacı, gözlem ağlarının tasarımında belirlenen hedeflere ne kadar hizmet ettiğini değerlendiren bir yöntem geliştirmeye yönelik olup, ağın gerekli görüldüğü takdirde yeniden tasarımı için bir karar destek aracı oluşturabilmektir. Ayrıca çalışmada geliştirilen "Referans Noktası Yöntemi" ağırlık katsayısı tayin etmek zorunluluğu olmadan mevcut ağın performansını değerlendirmeye yönelik sıralama yapabilmektedir. Çalışmada 1985-2000 yılları arasında gözlemlenen verilere dayanarak Gediz Havzası'ndaki mevcut su kalitesi gözlem ağının performansını değerlendirilmiş, gözlenen kalite değişkenleri temsil ettikleri kirlilik çeşitlerine göre gruplara ayrılmış, gruplar içerisinde parametrelerin birbirleri ve diğer gruplarla olan ilişkileriyle bulundukları grubu temsil etme durumları incelenmiştir. Gözlem ağının amaçları irdelenmiş, hangi istasyon özelliklerinin bu amaçlara hizmet ettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Referans Noktası Yöntemi ile belirli amaçlara göre ağda yer alan istasyon performansları sıralanıp sonuçlar değerlendirilmiş ve literatürde aynı verilerle uygulanan diğer yöntemlerin sonuçları ile karşılaştırılmıştır.