
167
Arşivlenen Tez
2
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Ergenlerde yalnızlığın yordayıcısı olarak algılanan sosyal destek, arkadaşlık kalitesi ve arkadaşa bağlanmanın incelenmesi
Bu araştırmanın amacı arkadaştan algılanan sosyal destek, arkadaşlık kalitesi ve arkadaşa bağlanma değişkenlerinin ergenlerin yalnızlık düzeyini ne derecede yordadığı incelemektir. Betimsel yöntem kullanılarak yürütülen araştırmada örneklemi 2016-2017 eğitim öğretim yılında Hatay ili İskenderun ilçesindeki anadolu liselerinde okuyan 239 kız ve 191 erkek olmak üzere 430 öğrenci oluşturmuştur. Bu kullanılan veriler; Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Arkadaşlık Kalitesi Ölçeği ve Arkadaşa Bağlanma Ölçeği ile elde edilmiştir. Araştırma değişkenleri cinsiyet, anne eğitim düzeyi, baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı, aile gelir düzeyi, sınıf düzeyi açısından incelenirken SPSS programı üzerinden ilişkisiz örneklemler T- testi, tek yönlü varyans analizi (One Way Anova), Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Yalnızlığın; algılanan sosyal destek, arkadaşlık kalitesi ve arkadaşa bağlanma değişkenleri tarafından ne derece yordandığı incelenirken hiyerarşik çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda arkadaştan algılanan sosyal destek, arkadaşlık kalitesi ve arkadaşa bağlanma değişkenlerinin yalnızlığı anlamlı olarak yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet, sınıf düzeyi, anne eğitim, baba eğitim, kardeş sayısı, ailenin aylık gelir düzeyi değişkenlerinin UCLA Yalnızlık Ölçeğine göre anlamlı farklılaşmadığı görülmüştür. Arkadaşlık kalitesi ve algılanan sosyal desteğin cinsiyet açısından anlamlı farklılaştığı; kız öğrencilerin erkek öğrencilere göre arkadaşlarından daha fazla sosyal destek algıladıkları görülürken; sınıf düzeyi, anne eğitim seviyeleri, baba eğitim seviyeleri, kardeş sayısı, ailenin aylık gelir düzeyi değişkenlerinin anlamlı farklılaşmadığı görülmüştür. Arkadaşa bağlanma güvenli alt boyutunun kızların lehine olarak cinsiyet açısından farklılaştığı görülmüştür. Sonuçlar ergenlik, yalnızlık, sosyal destek, bağlanma ve arkadaşlık kalitesi değişkenleri kapsamında literatürdeki diğer çalışmalar da göz önünde bulundurularak tartışılmıştır.
Genç yetişkinlerin yaşam boyu kardeş ilişkilerinin aile bütünlük duygusu açısından incelenmesi
Bu çalışmada genç yetişkinlerin yaşam boyu kardeş ilişkilerinin aile bütünlük duygusu açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Genç yetişkinlerin yaşam boyu kardeş ilişkilerinin cinsiyet, medeni hal, kardeş sayısı, doğum sırası, kardeş kaybı, seçilen kardeşin büyük- küçük olma durumu, kardeşler arası yaş farkı, seçilen kardeşin cinsiyeti ve medeni hali açısından anlamlı farklılık gösterip göstermediği incelenmiş. Ayrıca yaşam boyu kardeş ilişkilerinin aile bütünlük duygusunun alt boyutları olan anlamlılık, yönetilebilirlik ve alaşılabilirlik açısından yordayıcılığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 402 gönüllü genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan 402 katılımcıdan 309'u kadın 93'ü erkektir. Verilerin toplanmasında Öz Sosyal-Yurdabakan-Uz Baş ve Aysan (2016) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılan "Yaşam Boyu Kardeş İlişkileri Ölçeği" ve Çeçen (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan 12 maddelik "Aile Bütünlük Duygusu Ölçeği-Kısa formu" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ile çalışmada kullanılan demografik bilgiler elde edilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Betimsel istatistik yöntemleri ile veriler analiz edilmiştir. Yaşam boyu kardeş ilişkilerinin cinsiyet, medeni hal, kardeş kaybı, kardeşin büyük-küçük olma durumu, kardeş cinsiyeti ve medeni hali ile arasında anlamlı farklılık olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Kardeş sayısı, doğum sırası, kardeş ile yaş farkı değişkenlerini incelemek için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Yaşam boyu kardeş ilişkileri ile aile bütünlük duygusunun yordayıcılığının incelenmesinde ise regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, aile bütünlük duygusu genç yetişkinlerin birbirleriyle olan kardeş ilişkilerini yordamaktadır. Genç yetişkinlerin yaşam boyu kardeş ilişkileri ile cinsiyet ve kardeşin cinsiyeti arasında anlamlı farklılık vardır. Buna karşın medeni hal, kardeşin büyük küçük olma durumu, kardeş kaybı, kardeş sayısı, doğum sırası, kardeşler arası yaş farkı, kardeşin cinsiyeti ve medeni hali açısından anlamlı farklılık olmadığı sonucu elde edilmiştir. Toplumsal yapının gelişmesinde aile içi kurulan bağların önemi düşünüldüğünde, kardeş ilişkileri ve aile bütünlük duygusunun incelendiği bu çalışmanın sonucu önemlilik arz etmektedir. Genç yetişkin dönemindeki bireylerin aile bireyleri arasında kurulan ilişkilerine yönelik çalışmalar azdır. Yaşam boyunca aile içi kurulan ilişkilerden en uzun süren ilişki türü olan kardeş ilişkilerine yönelik yapılan bu çalışma ile alan yazının güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Çift kariyerli ailelerde ebeveyn stresinin yordayıcısı olarak iş-yaşam dengesi ve yaşam doyumu
Bu araştırmanın amacı çift kariyerli ailelerde ebeveyn stresinin yordayıcısı olarak iş-yaşam dengesi ve yaşam doyumunu incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu çift kariyerli aile yapısına sahip, en az bir çocuk sahibi ve yaş ortalaması 40 (SS=6.64) olan 382 (236kadın, 146erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada Anne Baba Stres Ölçeği, Yeni İş-Yaşam Dengesi Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde; Bağımsız Örneklem t-Testi, Levene Homojenlik Testi, Tek Yönlü ANOVA, Pearson Korelasyon Katsayısı, Hiyerarşik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, kadın katılımcıların erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek ebeveyn stresi yaşadığı saptanmıştır. Ayrıca, yaş ile ebeveyn stresi arasında negatif yönde zayıf fakat anlamlı bir ilişki bulunmuş; yaş ilerledikçe ebeveyn stresinin azaldığı bulunmuştur. Üç aşamalı hiyerarşik regresyon analizinde, birinci modelde yalnızca iş-yaşam dengesi değişkeni yer almış ve ebeveyn stresindeki varyansın %19'unu açıklamıştır. İkinci modele cinsiyet değişkeni eklendiğinde açıklayıcılık %23'e yükselmiş, üçüncü modele yaşam doyumu değişkeninin dahil edilmesiyle açıklanan varyans %28'e ulaşmıştır. Bu bulgular, ebeveyn stresinin yalnızca bireysel özelliklerle değil, iş yaşamı, cinsiyet rolleri ve genel yaşam doyumu gibi çoklu faktörlerle anlamlı biçimde ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve alana katkı sunabilecek öneriler sunulmuştur.
Ebeveyn kabul ve reddi algısı ile genel aidiyet duygusu arasındaki ilişkide sevgi ve ait olma ihtiyacının aracı rolü
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde algılanan ebeveyn kabul-red düzeylerinin genel aidiyet duygusu üzerindeki etkisinde sevgi ve ait olma ihtiyacının aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 18-40 yaş aralığında yer alan 286 (199 kadın, 87 erkek) genç yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Yetişkin Ebeveyn Kabul-Red Ölçeği Kısa Formu (Anne ve Baba), Seçim Teorisine Dayalı Temel İhtiyaçlar Ölçeği – Sevgi ve Ait Olma Alt Boyutu, Genel Aidiyet Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, gruplar arası karşılaştırmalar için bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmış; anlamlı fark görülen durumlarda Bonferroni düzeltmeli post-hoc testleri tercih edilmiştir. Etki büyüklüğü için Cohen'in d ve eta kare (η²) katsayıları hesaplanmıştır. Değişkenler arası ilişkiler Pearson korelasyon katsayısı ile analiz edilmiş; nedensel ilişkileri test etmek amacıyla yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, algılanan ebeveyn kabul-red düzeyleri ile genel aidiyet arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Mplus ile gerçekleştirilen aracılık (mediation) analizi sonucunda elde edilen bulgulara göre, hem anne hem de baba kabul–red algısının sevme–ait olma ihtiyacı üzerinden aidiyet algısının iki boyutuna anlamlı ve dolaylı etkilerde bulunduğu görülmüştür. Model, kabul edilme–içerilme değişkeninin varyansının %47'sini, reddedilme–dışlanma değişkeninin varyansının %41'ini ve sevme–ait olma ihtiyacının %36'sını açıklamaktadır. Bu bulgular, özellikle annenin kabul–red tutumunun bireyin temel psikolojik ihtiyaçları ve aidiyet deneyimleri üzerinde daha güçlü ve bütünsel bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ayrıca sevgi ve ait olma ihtiyacının, algılanan ebeveyn kabul-red düzeyi ile genel aidiyet arasındaki ilişkide anlamlı bir aracı rol üstlendiği saptanmıştır. Elde edilen bulgular, bireylerin aidiyet duygusunun gelişiminde erken dönem ebeveyn tutumlarının ve sevgi-ait olma ihtiyacının belirleyici bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve alana yönelik öneriler sunulmuştur.
Evli bireylerde çatışma çözme stratejilerinin yordayıcısı olarak belirsizliğe tahammülsüzlük ve kişilik tipleri
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin çatışma çözme stratejilerinin; belirsizliğe tahammülsüzlük (ileriye dönük kaygı ve engelleyici kaygı), kişilik özellikleri (dışadönüklük, yumuşak başlılık, nevrotizm, özdenetim vb.), cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, çocuk sayısı ve evlilik süresi gibi demografik değişkenler tarafından hangi düzeyde yordandığını incelemektir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli çerçevesinde, nicel bir yaklaşımla yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, Türkiye genelinde evli olan 226 kadın ve 149 erkekten oluşan toplam 375 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, Çatışma Çözme Stratejileri Envanteri, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılarak çevrim içi formlar aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler öncelikle tanımlayıcı istatistikler sonrasında ise sırasıyla korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; kişilik özellikleri değerlendirildiğinde, katılımcıların en yüksek ortalama puanı yumuşak başlılık özelliğinden aldıklarını (x̄ = 8.25, ss = 1.97), bunu özdenetim değişkeninin (x̄ = 7.90, ss = 2.15) izlediği görülmüştür. Belirsizliğe tahammülsüzlük alt boyutlarından ise ileriye dönük kaygı değişkeninin (x̄ = 24.55, ss = 6.47) engelleyici kaygı değişkeninden (x̄ = 16.62, ss = 5.70) daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yıkıcı çatışma çözme stratejisi, ileriye dönük kaygı, engelleyici kaygı ve nevrotizm değişkenleri tarafından pozitif yönde yordanırken, yumuşak başlılık ve özdenetim değişkeni tarafından negatif yönde yordanmıştır. Aktif çatışma çözme stratejisi, en güçlü biçimde yumuşak başlılık, özdenetim ve dışadönüklük değişkeni tarafından pozitif yönde yordanmış; nevrotizm değişkeni ise bu stratejiyi negatif yönde etkilemiştir. Pasif çatışma çözme stratejisinde ise genelde düşük düzeyde ilişkiler mevcuttur. Engelleyici kaygı, ileriye dönük kaygı değişkenleri pozitif yönde etkilemektedir. Sonuç olarak bulgular, çalışmaya konu olan psikolojik özelliklerin ve belirsizliğe tahammül düzeylerinin, evlilik ilişkilerinde benimsenecek çatışma çözme stratejileri üzerinde önemli rol oynadığını göstermektedir.
Üstün yetenekli çocuklara sahip ailelerin aile işlevselliği
Bu araştırmanın amacı, üstün yetenekli çocuklara sahip ailelerin aile işlevselliğini derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma nitel araştırma deseni olan ve bilinen ya da farkında olunan olguları derinlemesine araştırmayı sağlayan, olgu bilim çalışması olarak oluşturulmuştur. Bu kapsamda uzman görüşü alınarak ebeveyn ve çocuk formu olmak üzere görüşme formları hazırlanmıştır. Görüşmeler anne, baba ve çocuk olmak üzere toplam üç aile ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler NVİVO nitel araştırma programı ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak üstün yetenekli çocuklara sahip ailelerin aile işlevselliği aile içi bağlılık, aile içi destek, aile içi sınırlar, aile içi ritüeller, aile içi roller ve aile içi iletişim boyutları ile kapsamlı olarak ele alınabilmektedir. Bu boyutlardan ise üstün yetenekli çocuklara sahip ailelerde bağlılığın diğer boyutlara göre daha güçlü olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Aile, Aile İşlevselliği, Üstün Yeteneklilik
Suriyeli göçmen üniversite öğrencilerinde yılmazlığın incelenmesi
Bu araştırmanın amacı savaş mağduru göçmenlerde risk ve koruyucu faktörler temelinde yılmazlık kaynaklarını derinlemesine incelemektir. Bu kapsamda savaştan dolayı Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmış 5 kadın, 5 erkek 10 üniversite eğitimi gören kişi ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında nitel araştırmaların bir türü olan "olgubilim (fenomenoloji) çalışması" kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış "Göçmen Üniversite Öğrencilerinde Yılmazlık Görüşme Formu" veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Yapılan içerik analizi sonuçlarına göre katılımcıların risk faktörlerinin daha yoğun olarak toplumsal olduğu görülürken, koruyucu faktörler daha yoğun olarak bireysel yapıya sahiptir. Katılımcılar tarafından daha yoğun olarak belirtilen risk faktörleri şu şekildedir: Dil ile ilgili riskler, sosyal desteksizlik ve önyargılara maruz kalmak, maddi zorluklar ve eğitim süreçlerinin kesintiye uğraması, aile üyelerinin birbirinden ayrı oluşu ve hayata karşı olumsuz bakış açısına sahip olmak. Katılımcıların daha yoğun olarak belirttiği koruyucu faktörler ise şu şekildedir: Maneviyata sahip olmak, kariyer amaçlarının oluşu, umut, azim, ev sahibi toplumun desteği, göçmen grup desteği ve aile üyelerinden alınan destek. Ayrıca katılımcıların yılmazlığın bir göstergesi olarak, kendilerini mutlu ve ayakta kalmış/güçlü olarak nitelendirme yoğunluklarının fazla olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Yılmazlık, göçmen, risk faktörleri, koruyucu faktörler, Maxqda.
Üniversite öğrencilerinde kariyer uyumluluğununun yordanmasında psikolojik ihtiyaçlar ve azmin rolü
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde kariyer uyumluluğunu yordamada psikolojik ihtiyaçlar ve azimin rölünü incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın deseni yordayıcı korelasyonel araştırma olarak belirlenmiştir. Araştırma Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde eğitim gören 382 öğrenci üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 istatistik programı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni kariyer uyumluluğu, bağımsız değişkenleri ise psikolojik ihtiyaçlar ve azimdir. Araştırma amacına bağlı olarak kullanılan hiyerarşik regresyon analizine ilk olarak psikolojik ihtiyaçlar, ikinci olarak ise azimin alt boyutlarından gayrette ısrar dahil edilmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde psikolojik ihtiyaçların tek başına kariyer uyumluluğunun %41'ini açıkladığı görülmektedir. Modele gayrette ısrar eklendiğinde ise kariyer uyumluluğunun %49'u açıklanır hale gelmiştir.
Ebeveynini kaybetmiş evli bireylerde evlilik doyumunun aile işlevselliği açısından açıklanması
Bu araştırmanın amacı ebeveynini kaybetmiş olan evli bireylerde aile işlevselliğinin evlilik doyumu ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmanın örneklemini, Batman'da yaşayan evlilik öncesi ya da sonrasında ebeveynlerinden birini kaybetmiş 103 erkek, 134 kadın olmak üzere 237 evli birey oluşturmaktadır. Çalışmada Evlilik Yaşam Ölçeği (EYÖ), Aile İşlevselliği Ölçeği (AİÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanmış Sosyo–demografik Bilgi Toplama Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 23.0 paket program kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre EYÖ ile AİÖ ve ölçeğin alt boyutlarından aile içi destek, aile içi roller, aile içi bağlılık, aile içi ritüeller, aile içi iletişim ve aile içi sınırlar arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aile içi bağlılık, aile içi ritüeller ve aile içi sınırlar alt boyutları kişilerin Evlilik Yaşam Ölçeği puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Tüm modelin evlilik doyumundaki toplam varyansın % 26'sını açıkladığı bulunmuştur.
Anne baba tutumları ve denetim odağının akademik motivasyonla ilişkisinde öz düzenlemenin aracı rolü
Araştırmanın amacı anne baba tutumları ve denetim odağının akademik motivasyonla ilişkisinde öz düzenlemenin aracı rolünü ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 eğitim öğretim yılında Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerinde bulunan 4 anadolu lisesi 3 fen lisesi 3 meslek lisesinde okuyan toplamda 885 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Akademik Motivasyon Ölçeği, Anne Baba Tutum Ölçeği, Ergen Öz Düzenleme Ölçeği" ve İç-Dış Denetim Odağı Ölçeği kullanılmıştır. Model 1 aracılık testi sonucuna göre demokratik ve otoriter anne baba tutumun akademik motivasyon üzerindeki etkilerinin anlamlı olduğu görülmektedir. Model 2 de ise doğrudan etkiler incelendiğinde, denetim odağının aracı değişkenin modele eklenmesiyle akademik motivasyonun uzun süreli anlamlı bir yordayıcısı olmadığı görülmüştür. Bu durum da denetim odağı ile akademik motivasyon arasındaki ilişkide öz düzenleme becerilerinin aracı bir rolü olduğunun bir kanıtıdır. Anahtar Sözcükler: Anne-Baba Tutumu, Denetim Odağı, Öz Düzenleme, Akademik Motivasyon
Kariyer karar verme programının 8.sınıf öğrencilerinin kariyer karar verme güçlükleri ve mesleki olgunluk düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı ortaokul 8. Sınıf öğrencilerine yönelik geliştirilen "Kariyer Karar Verme Programı"'nın öğrencilerin kariyer karar verme güçlükleri ve mesleki olgunluk düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmaya kariyer karar verme düzeyi düşük olan öğrenciler katılmıştır. Bu öğrenciler 22 deney, 22 kontrol olmak üzere deney ve kontrol gruplarına atanmıştır. Çalışma, ön-test son-test kontrol gruplu yarı deneysel desende tasarlanmıştır. Verilerin analizi Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, 8. Sınıflar İçin Kariyer Karar Verme Güçlükleri Ölçeği ve Mesleki Olgunluk Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde 8. Sınıf öğrencilerine yönelik hazırlanan kariyer karar verme programının, öğrencilerin kariyer karar verme güçlük düzeylerini azalttığı, mesleki olgunluk düzeyini ise artırdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kariyer karar verme güçlükleri, mesleki olgunluk, 8. sınıf öğrencileri
Evlilik ilişki kalitesinin benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük bağlamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evlilik ilişki kalitesini benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük bağlamında incelemektir. Araştırmanın çalışma grubu, çevrim içi form kullanılarak ulaşılan 18-63 yaş (Ort. =31.98 Ss= 8.00) aralığında, 328'i kadın (%54.4), 275'i erkek (%45.6) olmak üzere toplam 603 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Benliğin Farklılaşması Ölçeği, Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği ve İlişkilerde Otantiklik Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, evlilik ilişki kalitesi, benliğin farklılaşması ve ilişkisel özgünlük arasında anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre benliğin farklılaşması alt boyutlarından ben pozisyonu alma ve duygusal kesme ile ilişkisel özgünlük alt boyutlarından dürüstlük ve yansızlık evlilik ilişki kalitesini manidar biçimde yordamaktadır. Bununla birlikte benliğin farklılaşması, ilişkisel özgünlük ve evlilik ilişki kalitesi cinsiyete göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, evlilik ve aile danışmanlığı alanı içerisinde yapılan araştırmalar ve kültürel bağlam göz önüne alınarak tartışılmış olup, önerilerde bulunulmuştur.
Öğretmen güdüsel desteği ve öğrenci denetim odağının, lise öğrencilerinin akademik yılmazlık ve başarıları ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı; öğretmenlerinin öğrencilerine sundukları güdüsel destek ve öğrenci denetim odağının, öğrencilerin akademik yılmazlıklarına ve akademik başarıların etkisini incelemektedir. Bu amaç doğrultusunda Mardin ilinde seçilen 7 orta öğretim kurumunda öğretim görmekte olan 502 (351 kız, 151 erkek) öğrenciye anket uygulanmıştır. Öğrencilerin denetim odağı algıları belirlenmek için Nowicki ve Strickland (1973) tarafından geliştirilmiş olan "Denetim odağı ölçeği"; öğretmenlerinin güdüsel desteğine ilişkin algılarını belirlemek için Güvenç (2015) tarafından geliştirilen "Öğretmen Güdüsel Desteği" ölçeği; okul ortamında karşılaştıkları olumsuz durumlarla başa çıkma düzeylerini belirlemek için, Martin ve Marsh (2006)'ın geliştirdiği Türkçe uyarlaması Kapıkıran (2012) tarafından yapılmış olan "Akademik dayanıklılık ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin yaşamlarında karşı karşıya kaldıkları olumsuz yaşantıları belirlemek amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan Yaşam Olayları Formu (Risk Formu) kullanılmıştır. Öğrencilerin akademik başarıları ise genel ortalamaları ile ölçülmüştür. Toplanan verilerin temel betimsel istatistiklerinin ve Pearson korelasyon katsayılarının hesaplanmasında SPSS 21.0 yazılımı, araştırma verilerinin oluşturulan kuramsal modele uyumunu belirlemek için Lisrel 8.8 yazılımı ve Yapısal Eşitlik Modellemesi analiz yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle ölçekler için doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Analiz sonucuna göre ölçeklerin doğrulayıcı faktör modeli uyumlu bulunmuştur. Değişkenler arasındaki ilişkiler kovaryans matrisi aracılığıyla test edilmiştir. Araştırma sonuçları, öğrencilerin akademik yılmazlıkları ve başarılarının öğretmen güdüsel desteği ve öğrencilerin denetim odağı algıları ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bunların arasında ise öğrenci denetim odağı akademik yılmazlığı göreceli olarak daha fazla etkilemektedir.
Psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Osmaniye'de yaşayan 105'i kadın 82'si erkek olmak üzere toplam 187 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma grubu seçilirken tesadüfi olmayan-amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan uygun örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Sürekli Umut Ölçeği (SUÖ) ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ikili grupların karşılaştırılmasında bağımsız gruplar için t testi, ikiden fazla grup ortalamaların karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) kullanılmıştır. Bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut ve alt boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılırken umut ve sürekli kaygının bilinçli farkındalığı yordamasında basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut düzeyi toplam puan ve umut ölçeği alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan bağımsız örneklemler t-testi sonucuna göre evli katılımcıların bekar katılımcılara göre eyleyici düşünce alt boyutu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Tek yönlü varyans analizinde katılımcıların umut toplam puanı ve eyleyici alt boyutunda yaş gruplarına göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Herhangi bir yerde çalışmayan katılımcıların devlet okulunda çalışan katılımcılara göre sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre katılımcıların umut ve sürekli kaygı düzeyleri bilinçli farkındalıklarını anlamlı düzeyde yordamaktadır. Bilinçli farkındalığa ilişkin toplam varyansın %8,2'si umut ile %30,8'i sürekli kaygı ile açıklandığı görülmüştür.
Madde bağımlılığı tedavi sürecinde aile işlevselliğinin rolünün incelenmesi
Bu çalışma madde bağımlılığı tedavi sürecinde aile işlevselliğinin rolünü derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, bu nitel araştırma bilenen bir olguyu derinlemesine incelemek için tasarlandı ve yürütüldü. Araştırma verileri madde bağımlılığı tedavisinde başarı sağlamış dört ergen ve bunların ebeveynlerinden, görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma kapsamında verilerin toplanmasında uzman görüşü yardımıyla hazırlanan aile ve çocuk görüşme formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA nitel araştırma programı ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak madde bağımlılığı tedavi sürecinde aile işlevselliğinin alt boyutlarından aile-içi iletişim, aile-içi destek, aile içi sınırlar, aile içi ritüeller, aile içi roller ve aile içi bağlanma ve güven boyutları ile kapsamlı olarak ele alınmıştır. Ergenlerin madde bağımlılığı tedavi sürecinde başarılı olmalarını sağlayan en önemli aile işlevsellik boyutunun "Bağlanma-Güven" olduğu belirlenmiştir. Bu boyutu sırayla "Aile-içi iletişim" ve "Aile-içi destek" alt boyutları takip etmiştir. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Aile İşlevselliği, Tedavi Süreci
Lise öğrencilerinde yılmazlığı yordamada bilinçli farkındalık ve benlik saygısı
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinde bilinçli farkındalık ve benlik saygısının yılmazlığı yordamadaki rolünü incelemektir. Araştırmaya 482 lise öğrencisi (223 kız, 259 erkek) katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Kendini Toparlama Gücü Ölçeği Kısa Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada değişkenlerin ortalama puanlarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar için t testi ve yılmazlık düzeyi ile bilinçli farkındalık ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın ana amacına yönelik olarak, bilinçli farkındalık ve benlik saygısının yılmazlığı yordamadaki rolü çoklu doğrusal regresyon analizi ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular, bilinçli farkındalık ve benlik saygısının yılmazlığı anlamlı bir şekilde yordadığını göstermiştir. Bu iki değişken birlikte, yılmazlığı açıklayan toplam varyansın % 22'sini açıklamaktadır. Ayrıca, benlik saygısının bilinçli farkındalığa göre daha güçlü bir yordayıcı olduğu bulunmuştur. Bilinçli farkındalık cinsiyete göre anlamlı fark gösterirken, benlik saygısı ve yılmazlık anlamlı fark göstermemiştir. Araştırma sonuçları ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve ileride yapılacak araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur.
Engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının evlilik uyumları üzerindeki diyadik etkisinin incelenmesi
Ailelerin engelli bir çocuğa sahip olmalarının ebeveynler arasında stres yaratan bir durum olabileceği ve eşlerin yaşadıkları stresle başa çıkmak için başvurdukları yöntemlerin evlilik uyumlarını açıklamada önemli olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğa sahip çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin ikili (dyadic) olarak incelenmesidir. Bu amaçla engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının çiftlerin hem kendi evlilik uyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik uyumları (partner etkisi) ile ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli kullanılmıştır. Korelasyonel araştırma modeline sahip olan bu çalışmada, araştırma grubu ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve araştırma sırasında evlilikleri devam eden, engelli bir çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı her iki eşin de kabul ettiği katılımcılar örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 105 çift (210 birey) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çift Başa Çıkma Envanteri ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Veriler SPSS 22.0 ve AMOS 21.0 aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kadın ve erkeklerin evlilik uyumu üzerinde toplam çift başa çıkma, pozitif çift başa çıkma ve negatif çift başa çıkma değişkenlerinin aktör ve partner etkilerinin inceleneceği üç ayrı model test edilmiştir. Test edilen birinci modelde eşlerin sahip olduğu toplam çift başa çıkma puanlarının artmasının kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin evlilik uyumlarını arttırmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır (partner etkisi). İkinci modelde; eşlerin pozitif çift başa çıkma puanlarının artmasının kendi evlilik uyumlarını arttırmakla birlikte (aktör etkisi) eşlerinin de evlilik uyumu arttırdığı görülmüştür (partner etkisi). Üçüncü modelde ise eşlerin negatif çift başa çıkma puanları arttıkça kendi evlilik uyum puanlarının azaldığı (aktör etkisi) ancak bu durumun eşlerinin evlilik uyumu üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur (partner etkisi). Özetle, araştırmanın bulguları çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ile evlilik uyumları arasında anlamlı aktör ve partner etkileri olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve teori, araştırma ve uygulama açısından araştırmanın etkileri sunulmuştur. Ayrıca, araştırmacı ve uygulamacılar için araştırma sonuçlarına dayalı önerilerde bulunulmuştur.
Psikolojik danışmanların psikolojik danışma öz-yeterlikleri ve psikolojik ihtiyaç doyumları
Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışmanların psikolojik danışma öz-yeterlikleri ile psikolojik ihtiyaç doyumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın yöntemi, korelasyonel tarama modeli olup örneklemi ise uygun örnekleme yöntemi ile Türkiye'de MEB'e bağlı okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve rehberlik ve araştırma merkezilerinde çalışan 350 psikolojik danışmandan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik Danışma Öz-yeterliği Ölçeği ve İhtiyaç Doyumu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında Pearson Korelasyon analizi, çoklu regresyon analizi ve MANOVA analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikolojik danışmanların psikolojik danışma öz-yeterlikleri ile ihtiyaç doyumları arasında anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki olduğu ve psikolojik danışma öz-yeterliğinin alt boyutları bir bütün olarak psikolojik danışmanların ihtiyaç doyumu varyansının %22'sini açıklamaktadır. Bununla beraber, psikolojik danışmanlardan mesleki kıdemi ve mesleki gelişim programlarına katılma sayılarına göre psikolojik danışma öz-yeterliklerinin ve ihtiyaç doyumlarının farklılaştığı elde edilen diğer bulgulardandır. Ayrıca bu araştırmada, psikolojik danışmanların çalıştıkları kurum türü ve sorumlu oldukları öğrenci sayısına göre psikolojik danışma öz-yeterliklerinin ve ihtiyaç doyumlarının farklılaşmadığı sonucuna da ulaşılmıştır.
Beliren yetişkinlik dönemindeki suriyeli göçmenlerin kariyer ihtiyaçlarının belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı beliren yetişkinlik dönemindeki Suriyeli göçmenlerin kariyer ihtiyaçlarını derinlemesine incelemektir. Göçmenlerin kariyer ihtiyaçları, kuramsal açıdan sosyal bilişsel kariyer kuramı çerçevesinden incelenmiştir. Kuramsal bağlamda göçmenlerin görüşlerinden elde edilen kariyer destekleri ve kariyer engellerinin, kariyer ihtiyaçlarını oluşturma gücü üzerinde detaylı incelemeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında nitel araştırma biçimlerinden olgubilim (fenomenoloji) deseni kullanılmıştır. Örneklem seçimi için amaçsal örneklem yöntemlerinden ölçüt örneklem kullanılmıştır. Bu kapsamda Türkiye'ye göç etmiş ve beliren yetişkinlik gelişim döneminde bulunan 18-25 yaş arasındaki 6 kadın, 6 erkek ile görüşmeler yapılmıştır. Veriler ise içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen "Beliren Yetişkinlik Dönemindeki Suriyeli Göçmenlerin Kariyer İhtiyaçları Görüşme Formu" kullanılmıştır. Katılımcılar tarafından belirtilen kariyer ihtiyaçları; yasal, kişisel, mesleki, eğitim, rehberlik ve kültürel ihtiyaçlardan oluşmuştur. Yoğun olarak Suriyeli göçmenler için kariyer ihtiyaçlarını oluşturan temalar ise yasal ve kişisel ihtiyaçlardır. 18-25 yaş aralığındaki Suriyeli göçmenlerin kariyer hedeflerine ulaşmaları noktasında belirlenen ihtiyaçlar: vatandaşlık ihtiyacı, çalışma izni ihtiyacı, düşük ücret alma, sigorta ihtiyacı, yasal hak/kanun ihtiyacı, belge/transkript/denklik ihtiyacı, üniversitelerde kontenjan ihtiyacı, maddi engeller ve destekler, dil yeterliliği, aile desteği, iş fırsatlarına erişme ihtiyacı, iş arama ve cv hazırlama becerisi, eğitim sistemine uyum ihtiyacı ve yönlendirilme/bilgilendirilme yönünden uzman desteğinden oluşmaktadır. Ayrıca üniversite eğitimine devam eden ve eğitim hayatına devam etmeyerek serbest mesleklerde çalışan Suriyeli göçmenlerin kariyer ihtiyaçlarının farklılaştığı belirlenmiştir.
Kariyer Karar Verme Grup Rehberliği Programının kariyer karar verme güçlüklerine ve temel ihtiyaçlara etkisi
Bu araştırmanın amacı araştırmacı tarafından geliştirilen "Kariyer Karar Verme Grup Rehberliği Programı"nın ortaöğretim 10. sınıf öğrencilerinin kariyer karar verme güçlüklerine ve temel psikolojik ihtiyaçlarına etkisini incelemektir. Araştırma kontrol gruplu ön test- son test ve izleme testi deseni ile deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubu, kariyer karar verme güçlük düzeyleri yüksek olan 15'i deney grubuna, 15'i kontrol grubuna yansız olarak atanan öğrencilerden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Kariyer Karar Verme Güçlükleri Ölçeği Lise Formu ve Temel İhtiyaçlar Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler Mann Whitney U ve çift faktörlü ANOVA ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlara bakıldığında kariyer karar verme grup rehberliği programının 10. sınıf öğrencilerinin kariyer karar verme güçlükleri toplam puanlarını azalttığını, temel psikolojik ihtiyaçlar puanlarında ise anlamlı bir farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kariyer karar verme, kariyer karar verme güçlükleri, temel psikolojik ihtiyaçlar
COVID-19 sürecinde emniyet mensuplarının yılmazlık kaynakları
Bu araştırmanın amacı Covid-19 sürecinde emniyet mensuplarının zorlu yaşam şartlarına karşın başarılı şekilde normal işlevselliğe dönme yeteneği olarak tanımlanan yılmazlık kaynaklarını risk faktörleri, koruyucu faktörler ve olumlu sonuçlar açısından çok yönlü incelemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmaya yaşları 26 ile 45 arasında olan 4 kadın, 10 erkek olmak üzere 14 polis memuru ve polis amiri günlük yazarak katılım göstermiştir. İkinci aşamada günlük yazan katılımcılardan seçilen 3 kadın ve 3 erkek şeklinde 6 emniyet mensubu ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri 2020 Nisan ve 2021 Mart aylarında toplanmıştır. Katılımcıların yazdıkları günlükler ve yarı yapılandırılmış form aracılığıyla yapılan görüşmelerden elde edilen veriler "MaxQDA-12" programı ile içerik analizine tabi tutulmuştur. Kodlar bireysel risk faktörleri ve bireysel koruyucu faktörler alt temalarında yoğunlaşmaktadır. Elde edilen bulgular yılmazlık düzeyi düşük olan bireylerin bu süreçten daha olumsuz etkilendiğini göstermektedir. Ayrıca çalışma sonuçlarına göre emniyet mensuplarının yılmazlık kaynaklarının alanyazın ile bağlantılı bir yapı sergilediği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yılmazlık, Polis, Covid-19, Risk ve Koruyucu Faktörler, Olumlu Sonuçlar
Suriyeli lise öğrencilerinin kariyer planlarına etki eden faktörler: Öğrenci ve veli görüşleri
Bu araştırmanın amacı geçici koruma altındaki Suriyeli lise öğrencilerinin kariyer planlamalarına etki eden faktörlere yönelik öğrenci ve veli görüşlerinin incelenmesidir. Bu kapsamda 6 kadın 6 erkek 12 öğrenci ve bu öğrencilerin velileri olan 6 kadın 6 erkek 12 veliyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına yönelik olarak nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim (fenomenoloji/ phenomenology) deseni kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından bu araştırma için geliştirilen ''Göçmen Lise Öğrencilerinde Kariyer Görüşme Formu'' ve ''Göçmen Lise Öğrenci Velilerinde Kariyer Görüşme Formu'' veri toplamak amacıyla yarı yapılandırılmış görüşmelerde kullanılmıştır. Toplanan verileri Nvivo 10 bilgisayar destekli analiz programında içerik analizine tabii tutulmuştur. Bu bağlamda öğrenci ve veli görüşmelerinde, öğrencilerin kariyer planlarına etki eden faktörlerin daha çok kişisel faktörler olduğu; kişisel faktörlerinde sırasıyla öz-yetkinlik inançları, sonuç beklentileri ve seçim hedefleri olduğu anlaşılmıştır. İki grupta da ilgilerin ve performansın öz-yetkinliği önemli şekilde etkilediği, yetenek alanlarının performans ve ilgilerle örtüştüğü, görüşlerin sırasıyla; yabancı dil öğrencimi, spor faaliyetleri, teknoloji kullanımı ve el becerisi alanlarına yoğunlaştığı görülmüştür. Sonuç beklentilerinde Suriyeli öğrencilerde sırasıyla; yardım etme, saygınlık kazama ve maddi kazanç ön plana çıkarken velilerde sırasıyla; saygınlık kazanma, yardım etme ve özerklik-bağımsızlık elde etme ön plana çıkmıştır. Bağlamsal faktörlerden kariyer engelleri konusunda öğrencilerde ön plana çıkan faktörler; ekonomik yetersizlik, toplumsal dışlanma ve savaşın olumsuz etkileri olmuştur. Veli görüşmelerinde ise öne çıkan kariyer engelleri sırasıyla ekonomik yetersizlik, fırsat eşitsizliği ve gelecek belirsizliği olmuştur. İki grupta da öne çıkan kariyer desteği aile desteği olmuştur.
Madde bağımlısı ergenlerin sosyal profillerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, madde bağımlısı ergenlerde kişisel, sosyal, aile ve okul faktörleri ile suç oranlarının madde bağımlılığı davranışı ile ilişkisini incelemektir. Araştırmaya 2013-2020 yılları arasında Oya Bahadır Yüksel Rehabilitasyon Merkezinde yatılı tedavi görmüş 713 erkek madde bağımlısı ergen katılmıştır. Veri toplama aracı olarak merkezde çalışan uzmanlar tarafından hazırlanan ''Hasta Anemnez Formu'' kullanılmıştır. Araştırmada ergenlerin madde bağımlılığı ile ilişkili olan aile, sokak, suç ve okul faktörleri ve bu faktörler arasındaki ilişkinin incelenmesinde ''İki Yönlü Kay-Kare Testi'' kullanılmıştır. Araştırmanın ana amacına yönelik olarak madde bağımlısı ergenlerin sokakta yaşama, suç işleme, okula devam etmeme, intihar teşebbüsünde bulunma, vücuduna fiziksel zarar verme kategorilerinde yer alma ihtimallerini arttıran ilgili anlamlı yordayıcı değişkenlerin tespiti için ise ''İkili Lojistik Regresyon Analizi'' kullanılmıştır. Elde edilen bulgular; yaşın, baba-ergen arasındaki ilişkinin, okulu terk etmenin ve çalışma geçmişine sahip olma durumunun sokak yaşam faktörünü; yaşın, okulu terk etmenin, sokak yaşam geçmişine sahip olmanın, geniş ailede madde kullanım geçmişinin ve geniş ailede suç geçmişine sahip olmanın suç faktörünü; çalışma geçmişine sahip olma, geniş ailede madde kullanım geçmişinin ve geniş ailede suç geçmişine sahip olmanın okul terki faktörünü anlamlı bir şekilde yordadığını göstermiştir. Aynı zamanda intihar düşüncesi ve vücuda fiziksel zarar verme durumlarının intihar eyleminde bulunma faktörünü; yine yaş, sokak yaşamı ve cezaevi geçmişine sahip olma durumlarının ise ergenin vücuduna fiziksel zarar verme ihtimalini anlamlı bir şekilde yordadığını göstermiştir. Araştırma sonuçları ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve ileride yapılacak araştırmalar ve uygulamalar için önerilerde bulunulmuştur.
Beliren yetişkinlerde bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programının belirsizliğe tahammülsüzlük ve bilişsel esnekliğe etkisi
Bu araştırmada beliren yetişkinlere yönelik hazırlanan Bilinçli Farkındalık Temelli Psikoeğitim Programının bilişsel esnekliğe ve belirsizliğe tahammülsüzlüğe etkisi incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan "21-28" yaş arası üniversite 3. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmaya toplamda 4 erkek 14 kadın olmak üzere 18 kişi katılmıştır. Örneklem seçiminde seçkisiz örnekleme yöntemlerinden basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak 9 kişi deney, 9 kişi ise kontrol grubuna atanmıştır. Araştırmada psikoeğitim programından önce kontrol ve deney gruplarına araştırmada kullanılan değişkenlerin ölçümünün yapılması amacıyla ön test yapılmıştır. Programın etkiliğinin değerlendirilmesi amacıyla psikoeğitim programı uygulandıktan sonra katılımcılara son test uygulanarak değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada ön test-son test ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmada katılımcılara "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" ve "Bilişsel Esneklik Ölçeği" uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubuna ön test yapıldıktan sonra yalnızca deney grubuna 8 hafta boyunca, haftanın 1 günü, 1 saat psikoeğitim programı uygulanmıştır. Programın etkililiğini değerlendirmek amacıyla oluşturulan kontrol gurubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Ardından hem deney hem de kontrol grubundan son test verileri toplanmıştır. Son olarak kontrol grubundan izleme puanları alınarak programın etkililiği değerlendirilmiştir. Araştırmanın verileri ilişkisiz ölçümler için T-testi, ilişkili ölçümler için T- testi ve ilişkili ANOVA ile SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir Bulgulara göre psikoeğitime katılan beliren yetişkinlerin bilişsel esnekliklerinde artış yaşanırken kontrol gurubundaki katılımcıların bilişsel esneklik düzeylerinde herhangi bir fark görülmediği gözlemlenmiştir. Aynı zamanda deney grubundaki katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlüklerinde de azalma olduğu gözlemlenirken kontrol grubunda anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Deney gurubundaki bilişsel esneklik ön test, son test ve izleme toplam puanları incelendiğinde her üç ölçümünde de artış olduğu gözlemlenirken belirsizliğe tahammülsüzlük ön test, son test ve izleme toplam puanları arasında bir azalma olduğu görülmüştür. Bu bulgulara göre psikoeğitim programının beliren yetişkinlerde bilişsel esneklik ve belirsizliğe tahammülsüzlük üzerinde etkili olduğu söylenebilir.
Genç yetişkinlerde aleksitiminin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde aleksitiminin incelenmesidir. Bu kapsamda aleksitiminin internet kullanımı düzeyiyle, algılanan yalnızlık, benlik saygısı ve empati düzeyleriyle, COVID-19 pandemisine yönelik kaygıyla ve demografik değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın yöntemi korelasyonel tarama modeli olup, örneklemi ise uygun örnekleme yöntemiyle Türkiye'de bulunan, 18-35 yaş aralığı 289 genç yetişkinden oluşmaktadır. Veri toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Pandemik Kaygı Ölçeği ve Toronto Aleksitimi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler t-testi, Pearson korelasyonu ve tek faktörlü varyans analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda aleksitimi ile yaş, algılanan empati ve benlik saygısı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile algılanan utangaçlık ve yalnızlık arasında ve pandemiye yönelik kaygı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile medeni durum ve internet kullanım düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Aleksitimi ile cinsiyet, yaşamın ilk 10 yılının geçtiği yerin gelişmişlik düzeyi, eğitim düzeyi, çalışma durumu ve sosyo-ekonomik düzey arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
İlkokul düzeyindeki kariyer psikolojik danışmanlığı verehberliği hizmetlerine yönelik bir durum çalışması
Bu araştırmanın amacı ilkokul düzeyinde rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri kapsamında kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği alanında yapılan çalışmaların ilkokulda görev yapan psikolojik danışmanların, sınıf öğretmenlerinin ve kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği alan akademisyenlerinin görüşlerine başvurularak derinlemesine incelenmesidir. Bu doğrultuda ilkokulda görev yapan üç sınıf öğretmeni, beş psikolojik danışman, iki kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği alan akademisyeni ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden durum çalışması (case study) kullanılmıştır. Görüşmeler araştırmacılar tarafından hazırlanan "İlkokul Düzeyindeki Kariyer Danışmanlığı ve Rehberliği Hizmetlerinin Değerlendirilmesi Görüşme Formu" kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen verilerde bilgisayar destekli bir nitel veri analizi programı olan MAXQDA 12 ile içerik analizi yapılmıştır. Araştırmanın ilk alt problemi "İlkokullarda yapılan kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği çalışmaları nelerdir?" şeklindedir. Araştırmanın bu alt problemine ilişkin bulgularda meslek tanıtım sunumları yapılması, üst öğrenim kurumlarının tanıtılması, bireyi tanıma tekniklerinin uygulanması, kısa görüşmeler yapılması öne çıkarken hiç çalışma yapılmaması da elde edilen bulgular arasındadır. Araştırmanın ikinci alt problemi "İlkokullarda kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği çalışmaları konusunda yaşanan sorunlar nelerdir?" şeklindedir. Araştırmanın bu alt problemine ilişkin bulgular lisans programlarındaki yetersizlik, çalışmaların zorunluluktan yapılması/içselleştirilmemesi, yetersiz olması, ilkokullarda psikolojik danışmanlık ve rehberliğin önemsenmemesi, hedeflerin yerine getirilmemesi, diğer personelin rehberlik çalışmalarına ilgisizliği, yöntemin etkisizliği, yetersiz mesleki yetkinlik, sosyo-ekonomik düzey, materyal yetersizliği, sınıfların kalabalık olması, öğrencilerin kariyer desteği alma konusunda bilgisizliği şeklinde tespit edilmiştir. Araştırmanın üçüncü alt problemi "İlkokullarda yapılması önerilen kariyer psikolojik danışmanlığı ve rehberliği çalışmaları nelerdir? " şeklindedir. Araştırmanın bu alt problemine ilişkin bulgular sınıf öğretmeni-psikolojik danışman-idareci iş birliği, öz farkındalığı geliştirme, meslek tanıtım gezileri, meslek tanıtımları/kariyer günleri, alternatif somutlaştırıcı etkinlikler, aile işbirliği, sınıf mevcutlarının azaltılması, periyodik görüşmeler, kariyer planlama portfolyosu, kariyer farkındalığı geliştirme şeklinde tespit edilmiştir.
Türkiye'deki Suriyeli göçmenlerin kariyer yılmazlıklarının incelenmesi
Araştırmanın amacı Türkiye'de kariyerinde yüksek lisans, doktora gibi hedeflerine ulaşmış, Suriye'deki eğitim ve kariyer olanaklarını devam ettirmeyi veya çeşitlendirmeyi başarmış, orta ve yüksek gelirli Suriyeli göçmenlerin kariyer yılmazlıklarını inceleyerek, bu kariyer başarının temel nedenlerini ortaya koyabilmek ve buna uygun bir kariyer danışmanlığı hizmet modeli geliştirilmesine ışık tutmaktır. Mültecilerin kariyer yılmazlıkları incelenirken, risk ve koruyucu faktörler dikkate alınmıştır. Bu kapsamda savaş nedeniyle Türkiye'ye gelen üniversite eğitim hayatlarını sürdürmeye devam eden ve kariyer gelişimine önem veren, iş dünyasında kendine yer edinmiş 9 Suriyeli göçmen ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırma doğrultusunda nitel araştırma türlerinden "olgubilim (fenomonoloji) çalışması" kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış sekiz sorudan oluşan "Göçmen Kariyer Yılmazlıkları Görüşme Formu" kullanılmıştır. Yapılan görüşmelerden elde edilen bulgulara göre, katılımcıların kariyer yılmazlık faktörlerinden benlik saygısı faktöründe yer alan uyum sağlama, öz-yeterlilik becerilerini taşımalarının yanı sıra umut, sabır ve azim gibi içsel faktörler de yılmazlık sürecinde önemli rol almaktadır. Katılımcıların göç süreci ile birlikte akademi, kariyer gibi alanlarda sıfırdan başlamaları, kendini kanıtlama arzusuyla birlikte fırsatları değerlendirmek için de çaba göstermeleri ve bu süreçte rehberliğe ihtiyaç duymaları da bulgular arasında yer almaktadır. Türkiye'ye göç eden katılımcıların karşılaştıkları belirsizliklere direnç göstermelerinde benlik saygısı, uyum sağlama becerisi ve aile kavramının öneminin yanı sıra karşılaştıkları yabancı dil engelini aşmak için çeşitli kurslara katılmaları ve sabır, azim gibi içsel faktörlerle öğrenmeyi öğrenme girişiminde bulunmaları, göç süreci ile birlikte oluşturdukları kariyer hikayelerinde geçmişin izlerini taşırken sıfırdan başlayıp, kariyer ve eğitim fırsatlarını araştırmaları ve değerlendirmeleri kariyer yılmazlığının zorluklarla mücadele ve karşılaşılan engelleri aşma çabası tanımına uygundur.
Çevrim içi oyun oynayan ergenlerin akış yaşantılarının incelenmesi
Ergenlik dönemindeki oyun oynama davranışları; bağımlılık, akademik başarısızlık ve riskli davranışlar ile ilişkilendirilerek incelenmiş olsa da okul çağındaki ergenlerin oyun oynama deneyimlerinin, olumsuzluklardan uzaklaşarak, farklı bir bakış açısıyla, derinlemesine incelenmesine ihtiyaç duyulmuştur. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, ergenlik dönemindeki çevrim içi oyun oynayan bireylerin akış yaşantılarının incelenmesidir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından ilgili alan yazından yararlanılarak geliştirilen "Çevrim içi oyun oynayan ergenlerde akış yaşantısı görüşme formu" aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmaya katılacak ergenler, amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme tekniği ile seçilmiştir. Araştırmanın katılımcıları, Gaziantep ilinde yaşayan, yaşları 14 – 18 arasında değişen ergenlerden oluşmaktadır. Araştırmaya toplam 11 kişi katılmıştır. Araştırmada yüz yüze, bireysel görüşmeler yoluyla elde edilen veriler maxqda programı aracılığıyla, tematik analiz yapılarak çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, çevrim içi oyun oynayan ergenlerin oyun oynarken, akış kuramının bütün alt boyutları ile ilgili deneyimler yaşadıklarını göstermektedir. Katılımcıların oyun oynamaya ilişkin akış yaşantılarının alt boyutlarına göre yoğunluk sırası şu şekildedir: Ototelik deneyim, net hedefler ve geri bildirim, göreve odaklanma, eylem ve farkındalığın kaynaşması, zaman algısının dönüşümü, öz farkındalığın kaybı, zorluk beceri dengesi ve kontrol paradoksu. Ayrıca, araştırmanın temel amaçları arasında olmamakla beraber, katılımcılar oyun oynama sebepleri ile ilgili paylaşımlarda bulunmuşlardır. Bu bulgular W. Glasser tarafından ortaya konan seçim kuramı bağlamında, insanın dört temel psikolojik ihtiyacını gösteren; güç, ait olma, özgürlük, eğlence başlıkları altında incelenmiş ve tartışılmıştır. Katılımcıların oyun oynama sebepleri en yoğundan, az yoğuna doğru sırasıyla; güç, ait olma, özgürlük ve eğlence ihtiyaçlarıdır. Ortaya çıkan bulgular akış ve seçim kuramları çerçevesinde tartışılmış, araştırma sonuçlarına dönük olarak araştırmacılara ve uygulayıcılara önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde istihdam edilebilirlik becerileri: Bir karma yöntemler araştırması
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin iş hayatına geçiş sürecinde sahip olmaları beklenen güncel istihdam edilebilirlik becerilerini keşfetmek amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak araştırma bir karma yöntem çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmanın nicel kısmında, kariyer kaynaklarının düşük ve yüksek istihdam edilebilirlik becerileri gruplarını yordamadaki rolü hiyerarşik regresyon ve ikili lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Çalışmanın nitel bölümü durum çalışması olarak tasarlanmış ve güncel istihdam edilebilirlik becerilerini keşfetmek amacıyla öğrenciler, akademisyenler ve işverenlerle nitel görüşmeler yapılarak veri toplanmıştır. Çalışmanın nitel kısmı, öğrenciler, akademisyenler ve işverenler tarafından algılanan mevcut istihdam edilebilirlik becerilerini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın nicel kısmı için 2023-2024 eğitim öğretim yılında yükseköğrenimlerine devam eden 496 üniversite öğrencisinden ölçme araçları yoluyla nicel veri toplanmıştır. Araştırmanın nitel bölümü için 10 üniversite öğrencisi, 12 akademisyen ve 5 işverenden görüşmeler yoluyla nitel veriler toplanmıştır. Araştırmanın nicel bölümüne yönelik bulgular ışığında istihdam edilebilirlik becerileri yüksek ve düşük öğrencilerin yordanmasına yönelik oluşturulan modelin doğru açıklama yüzdesi %81.3 olarak tespit edilmiştir. Kariyer kaynakları modelinde yer alan sosyal kariyer desteği, işin geliştirici gücü, ağ oluşturma ve öğrenme kaynaklarının modele anlamlı katkısı olduğu görülmüş olup; modelin açıkladığı varyans oranı Cox&Snell değerine göre %48 ve Negelkerke değerine göre %58 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel bölümünün bulgularına göre güncel istihdam edilebilirlik becerileri kişilerarası beceriler, bilişsel beceriler, mesleki beceriler, kişisel özellikler ve teknoloji becerileri olmak üzere beş farklı tema ortaya çıkarılmıştır. Kişilerarası beceriler iş hayatında sahip olunması gereken liderlik, iş birliği, etkili iletişim, problem çözme, ağ oluşturma ve uyum becerilerini içerisinde barındıran bir beceri setidir. Bilişsel beceriler yaratıcı düşünme, analitik düşünme, esnek düşünme, hedef odaklılık ve problem çözme becerisinden oluşmaktadır. Mesleki beceriler işi takip etme becerisi, teknik beceriler, profesyonellik ve deneyimi kapsamaktadır. Kişisel özellikler girişkenlik, esneklik, öz farkındalık, sabır, imaj, isteklilik ve rekabet gibi becerileri kapsamaktadır. Son olarak Teknoloji becerileri teknoloji okuryazarlığı, yapay zeka kullanımı ve yazılım bilgisi becerilerini kapsamaktadır. Nicel ve nitel sonuçlar birleştirilerek tartışılmıştır.
Çatışma çözme stilleri ile ilişki doyumu arasındaki ilşkide aleksitiminin aracı rolü
Bu araştırmada, genç yetişkinlerde çatışma çözme stilleri, aleksitimi ve romantik ilişki doyumu arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmaya 293 katılımcı dâhil olmuş, veriler Kişisel Bilgi Formu, Çatışma Çözme Stilleri Ölçeği, Toronto Aleksitimi (TAS-20) Ölçeği ve İlişki Doyumu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin SPSS v.23 ve AMOS v.24 ile yapılan analizlerde betimsel istatistikler, uygulanmıştır. Araştırmada olumsuz çatışma çözme stilinin ilişki doyumunu negatif yönde,olumlu çatışma çözme stilinin ise ilişki doyumunu pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir. Aleksitiminin hem olumsuz çatışma çözme stili hem de olumlu başa çıkma stili ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide tama aracı role sahip olduğu saptanmıştır. Bu çalışma, genç yetişkinlerde aleksitimi ve yapıcı çatışma çözme becerilerinin ilişki doyumunu belirleyen temel faktörler olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular hem akademik hem de uygulamalı alanlar için yol gösterici olup, genç yetişkinlere yönelik duygusal farkındalık ve ilişki yönetimi programlarının geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Çatışma Çözme Stilleri, Aleksitimi, Romantik İlişki Doyumu.
Yetı̇şkı̇n bı̇reylerde karanlık üçlü kı̇şı̇lı̇k özellı̇klerı̇nı̇n yordanmasında erken dönem uyumsuz şemaların rolü
Karanlık üçlü kişilik özellikleri bireylerde narsisizmi psikopati ve makyavelizm alt boyutlarından oluşmaktadır. Karanlık kişilik, kötücülük kişilik özelliklerinden oluşur. Bu bireyler hile, aldatma ve manipülasyonlara eğilimlidir. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaların karanlık üçlü kişilik özelliklerindeki rolü incelenmektedir. Araştırmanın örneklemi 18-55 yaş arasındaki 635 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler toplanırken Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 (YŞÖ- KF 3), Kısaltılmış Karanlık Üçlü ölçeği ve araştırmanın demografik değişkenlerinin bulunduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada yordayıcı korelasyon desen kullanılmıştır. Korelasyon düzeyinin anlamlı çıktığı görüldüğünde regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemalar ile karanlık üçlü arasındaki ilişkiler incelendiğinde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Erken dönem uyumsuz şemaların karanlık üçlü kişiliğin bir yordayıcısı olduğu bulunmuştur. 14 şema boyutunun narsisizmi %29, psikopatiyi %18, makyavelizmi ise %19 oranda açıkladığı bulunmuştur. Özellikle yüksek standartlar ve yetersiz öz denetim şemalarının hem narsisizm, hem makyavelizm hem de psikopatide ilişkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarının alandaki diğer araştırmalar ile tartışılması sonucu tutarlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma ile ilgili öneri ve değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Sözcükler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri, Makyavelizm, Narsisizm, Psikopati.
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi çalışanlarında empati ve sempatinin merhamet yorgunluğu üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlık ve duyarlığın aracı rollerinin incelenmesi
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan uzmanlar, özel gereksinimli bireylerin ve ailelerinin; tanı, tanıdan etkilenim düzeyi, doğum ve yaşam öyküsü gibi birçok değişkenden kaynaklı yaşıyor oldukları zorluklara doğrudan veya dolaylı olarak tanık olmaktadırlar. Bu tanıklık uzmanlar için yıpratıcı bir hal alabilir. Bu çalışmanın amacı, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan uzmanların empati ve sempati düzeylerinin merhamet yorgunluğuyla olan ilişkisinde duyarlık ve psikolojik sağlamlığın aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklem grubunu 21 ile 65 yaş aralığında 303 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler seçkisiz olmayan uygun örnekleme yoluyla toplanmıştır. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Duyarlık Ölçeği, Empati ve Sempati Kurma Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi Mplus sürüm 7 ve SPSS 27.0 paket programı ile yapılmıştır. Empati - sempatinin merhamet yorgunluğunu yordayıcı etkisini ve duyarlık ile psikolojik sağlamlığın aracı rolünü test etmek için yol (path) analizi yapılmıştır. Merhamet yorgunluğunun demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Empati, merhamet yorgunluğunu negatif yönde yordarken; sempati ile merhamet yorgunluğu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Empati ile merhamet yorgunluğu arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık kısmi aracı rol üstlenmektedir. Duyarlığın ise aracı etkisi olmadığı bulunmuştur. Demografik değişkenler açısından bakıldığında; kadın katılımcıların merhamet yorgunluğu düzeylerinin erkeklere oranla daha fazladır. Ayrıca, bu sektörde olmaktan duyulan memnuniyet arttıkça merhamet yorgunluğunun azaldığı bilgisine ulaşılmıştır.
Romantik ilişkisi olan bireylerin bağlanma stilleri ve partnerin algılanan bağlanma stilinin ilişki doyumu üzerindeki etkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünün araştırılması
Bu çalışmanın temel amacı romantik ilişkisi olan bireylerin bağlanma stillerinin ve partnerin algılanan bağlanma stilinin ilişki doyumu üzerindeki etkisinde temel psikolojik ihtiyaçların aracı rolünü belirlemektir. Bu çalışmada ayrıca ilişki doyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın örneklem grubu romantik ilişkisi olan 434 kadın ve 141 erkek olmak üzere 575 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada betimsel korelasyonel model kullanılmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II Partner Algısı Formu, Romantik İlişkilerde Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu Ölçeği ve İlişki Doyum Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS 29.0 programı ile yapılmıştır. Hipotez modelini test etmek için ise M-Plus 7. Sürüm programı ile 5,000 tekrarlı yeniden örnekleme yöntemi kullanılmıştır. İlişki doyumunun demografik değişkenlere göre değişip değişmediğini belirlemek için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Bulgulara göre temel psikolojik ihtiyaçlar, kaçınan bağlanma ve partnerin algılanan kaygılı bağlanma stilleri ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide kısmi aracı rol; partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide tam aracı rol oynamıştır. Sevgi/ait olma ihtiyacı da kaygılı bağlanma stili ile ilişki doyumu arasındaki ilişkide tam aracı rol oynamıştır. Kaçınan bağlanma stili ve partnerin algılanan kaygılı bağlanma stili ilişki doyumunu negatif yönde yordamıştır. Kaygılı bağlanma stili ve partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili ise ilişki doyumunu temel psikolojik ihtiyaçlar aracılığıyla yordamıştır. Kaçınan ve kaygılı bağlanma stilleri ilişki doyumunu sevgi/ait olma ihtiyacı, güç ihtiyacı ve eğlence ihtiyacı üzerinden anlamlı ve negatif yönde yordamıştır. Partnerin algılanan kaçınan bağlanma stili, ilişki doyumunu sevgi/ait olma, güç ve eğlence ihtiyaçları üzerinden negatif yönde yordarken; partnerin algılanan kaygılı bağlanma stili ise ilişki doyumunu sevgi/ait olma ihtiyacı aracılığıyla pozitif yönde yordamıştır. Demografik değişkenler açısından incelendiğinde, ilişki doyumunun cinsiyete ve sosyoekonomik duruma göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunurken, eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır; lisans eğitim düzeyindeki bireylerin ilişki doyumu, yüksek lisans düzeyindeki bireylerin ilişki doyumuna göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Partnerin Algılanan Bağlanma Stili, İlişki Doyumu, Temel Psikolojik İhtiyaçlar
Anneliğe giden yol: Çocuk sahibi olma motivasyonları ve evlilik doyumu bağlamında rol memnuniyeti
Annelik, kadın yaşamında yalnızca biyolojik bir dönüşüm değil; aynı zamanda duygusal, toplumsal ve kimliksel boyutları olan derin bir geçiş sürecidir. Bu araştırma, annelik rolünü üstlenen kadınların evlilik doyumu ve çocuk sahibi olma motivasyonları ile bu role yönelik memnuniyet düzeyleri arasındaki ilişkileri anlamayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda, annelik rol memnuniyetinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma, nicel yöntemle ve ilişkisel tarama modeli çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Örneklemi, Türkiye'de ikamet eden ve ilk çocuğu 0–6 yaş arasında olan 364 anne oluşturmuştur. Veri toplama sürecinde "Annelik Rol Memnuniyeti Ölçeği", "Çocuk Sahibi Olma Motivasyonları Ölçeği" ve "İlişkilerde Mutluluk Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon ve hiyerarşik regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular, ev hanımı olan ve gebeliği planlı şekilde gerçekleşen kadınların annelik rol memnuniyetinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca, ilköğretim ve lise mezunu annelerin, lisans mezunlarına kıyasla bu rolden daha fazla doyum aldığı tespit edilmiştir. Annelik rol memnuniyeti ile evlilik doyumu arasında güçlü, olumlu bir ilişki belirlenmiş; benzer şekilde, olumlu çocuk sahibi olma motivasyonları ile de orta düzeyde anlamlı ve pozitif bir ilişki saptanmıştır. Ancak olumsuz motivasyonların, annelik rol memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, evlilik doyumunun annelik rol memnuniyetini yordayan en güçlü değişken olduğu ortaya konmuştur.
Lise öğrencilerinin travma sonrası büyüme düzeylerinin psikolojik katılık, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma açısından incelenmesi
Bu araştırmada, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremine maruz kalmış lise öğrencilerinin travma sonrası büyüme düzeyleri belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma, psikolojik katılık, cinsiyet ve depremde yakınını kaybetme durumu açısından incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 225'i kadın ve 174'ü erkek olmak üzere 399 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcıların travma sonrası büyüme düzeylerine ilişkin veriler Travma Sonrası Büyüme Ölçeği (TSBÖ), belirsizliğe tahammülsüzlük ile ilgili veriler Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), yaşantısal kaçınma düzeylerine ilişkin veriler Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği-30, psikolojik katılık düzeylerine ilişkin veriler ise Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın soruları kapsamında verilerin analizi Pearson Korelasyon Analizi ve Bağımsız Gruplar t-Testi kullanılarak yapılmıştır. Travma sonrası büyüme ve psikolojik katılık arasındaki ilişkide, belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünün analiz edilmesi amacıyla, aracı model kullanılmıştır. Araştırma sonucunda travma sonrası büyümenin belirsizliğe tahammülsüzlük ve psikolojik katılık değişkenleri ile arasında negatif yönde ilişki saptanırken yaşantısal kaçınma ile travma sonrası büyüme arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Elde edilen bulgulara göre katılımcıların belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık değişkenleri ile ilişkisi incelendiğinde, pozitif yönde manidar bir ilişki tespit edilmiştir. Katılımcıların yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye ulaşılmamıştır. Aracı değişken analizi sonucunda travma sonrası büyüme ile psikolojik katılık arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. T testi sonucunda travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma ve psikolojik katılık değişkenlerinin cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların travma sonrası büyüme seviyeleri, kadın katılımcıların travma sonrası büyüme seviyelerine göre daha yüksek bulunurken; belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal ve psikolojik katılık ortalamaları ise kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Depreme maruz kalan katılımcıların, depremde yakınını kaybetme durumuna göre travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük, psikolojik katılık ve yaşantısal kaçınma ortalamaları incelenmiş; depremde yakınını kaybeden katılımcıların psikolojik katılık ortalamalarının depremde yakınını kaybetmeyen katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte katılımcıların travma sonrası büyüme, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma ortalamalarının depremde yakınını kaybetme durumuna göre farklılaşmadığı saptanmıştır. Elde edilen bulgular alanyazın kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Belirsizliğe Tahammülsüzlük, Kahramanmaraş Depremi, Psikolojik Katılık, Travma Sonrası Büyüme, Yaşantısal Kaçınma,
Algılanan ebeveyn kabul reddi ve Adleryan kişilik önceliklerinin duygusal manipülasyon üzerindeki etkisinin incelenmesi
Romantik ilişkilerde duygusal manipülasyon, bireylerin duygusal güvenliğini ve psikolojik sağlamlığını zedeleyen, çoğu zaman fark edilmesi güç ve görmezden gelinen bir istismar biçimidir. Duygusal manipülasyonun fiziksel şiddete kıyasla daha az görünür olması bu tür davranışların şiddet olarak nitelendirilmesini güçleştirmekte ve ilişki dinamikleri içerisinde normalleştirilmesine yol açmaktadır. Bu durum, bireylerin ilişkilerindeki sorunları tanımlamakta zorlanmasına ve yardım arama davranışlarını ertelemelerine neden olabilmektedir. Erken dönem çocukluk yaşantıları ve kişilik dinamikleri bireylerin yetişkinlik yaşamında romantik ilişkilerinde duygusal manipülasyon faili ya da mağduru olması ile ilişkili olabilmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı algılanan ebeveyn reddinin ve Adleryan kişilik önceliklerinin romantik ilişkideki duygusal manipülasyon türlerine etkisini incelemektir. Ayrıca duygusal manipülasyon türleri cinsiyet, önceki romantik ilişki deneyimi ve ilişki türü gibi çeşitli demografik değişkenler açısından da incelenmiştir. Araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya katılım ölçütü en az altı aydır devam eden romantik ilişkisi olmak olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda araştırmanın çalışma grubunu en az altı aydır romantik ilişkisi olan 18-65 yaş aralığındaki 426 birey (312 kadın/114 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yetişkin Ebeveyn Kabul Ret Ölçeği/Kısa Formu, Çok Boyutlu Duygusal İstismar Ölçeği ve Adleryan Kişilik Öncelikleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 27 programı ile yapılmıştır. Araştırmanın demografik değişkenlere yönelik analizlerinde bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmış olup araştırmanın hipotezlerini test etmek için iki aşamalı hiyerarşik regresyon analizi yapılmıştır. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre babadan algılanan ret kısıtlayıcı yutma, düşmanca geri çekilme ve baskınlık/sindirme duygusal manipülasyon türlerini yordarken, anneden algılanan ret aşağılama duygusal manipülasyon türünü yordamıştır. Memnun etme kişilik önceliği kısıtlayıcı yutma ve düşmanca geri çekilme duygusal manipülasyon türlerini yordamıştır. Ayrıca duygusal manipülasyon türlerinin cinsiyet, önceki romantik ilişki deneyimi ve ilişki türü demografik değişkenlerine göre farklılaştığı bulunmuştur. Elde edilen bulgular kuramsal bakış açısı ve literatürdeki mevcut çalışmalar çerçevesinde tartışılmış olup gelecekteki araştırmacılar ve alanda çalışan uzmanlar için öneriler sunulmuştur.
Nevrotik kişilik tipleriyle borçluluk hissinin ilişkisi: Öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun aracı rolü
Yardım alma sonrasında bireylerde ortaya çıkan olumsuz duygulanımlar ile karşılıklılık yükümlülüğüne ilişkin bilişsel değerlendirmeler, sıklıkla borçluluk hissiyle sonuçlanmakta ve bu duygunun nevrotik kişilik örüntüleri, öz eleştirel ruminatif eğilimler ve duygusal yakınlığa yönelik tehdit algılarıyla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yürütülen çalışmada, borçluluk hissinin yordanmasında nevrotik kişilik tipleri (uysal, saldırgan ve kopuk), öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun etkileri yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol analizi ile incelenmiş; ayrıca nevrotik kişilik yapılanmalarının borçluluk hissi üzerindeki etkisinde öz eleştirel ruminasyon ve yakınlık korkusunun olası aracı rolleri değerlendirilmiştir. Korelasyonel tarama modeline dayalı olarak yürütülen bu araştırma, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 769 katılımcı (412 kadın, 357 erkek) ile gerçekleştirilmiş; veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Borçluluk Hissi Ölçeği, Öz Eleştirel Ruminasyon Ölçeği, Yakınlık Korkusu Ölçeği ve Horney-Coolidge Üç Boyut Envanteri aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen bulgular, bağımsız örneklemler için gerçekleştirilen t-testi analizlerine göre cinsiyete göre öz eleştirel ruminasyon, saldırgan tip ve kopuk tip; eğitim düzeyine göre yakınlık korkusu; medeni duruma göre öz eleştirel ruminasyon, yakınlık korkusu ve saldırgan tip; sosyoekonomik düzeye göre yakınlık korkusu ve saldırgan tip; yaş değişkenine göre ise öz eleştirel ruminasyon ve saldırgan tip boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğunu göstermektedir. Yol analizi sonuçları, uysal tip, kopuk tip ve öz eleştirel ruminasyonun borçluluk hissini doğrudan yordadığını; saldırgan tipin ise bu değişkeni yalnızca öz eleştirel ruminasyon aracılığıyla etkilediğini ortaya koymuştur. Ayrıca, kopuk tip ile borçluluk hissi arasındaki ilişkide sıralı aracılık etkisi gözlemlenmiş; kopuk tipin yakınlık korkusunu artırdığı, bunun öz eleştirel ruminasyonu tetiklediği ve sonuç olarak borçluluk hissini güçlendirdiği saptanmıştır. Kurulan model, borçluluk hissinin toplam varyansının %18.8'ini, öz eleştirel ruminasyonun %28.9'unu ve yakınlık korkusunun %6.7'sini açıklamaktadır; bu bulgular, bireylerin kişilik yapılanmaları ile içsel bilişsel süreçlerinin, sosyal ilişkiler bağlamında hissedilen borçluluk hissi üzerinde çok boyutlu ve bütüncül bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Yakın ilişkilerde boyun eğici davranışlar ile benlik algıları arasındaki ilişkide: Sosyal onay, dışsal utanç ve güç algısının aracı rolü
Kişinin boyun eğici davranışları, yaşadığı kültür ve bu kültürden etkilenen bir benlik kurgusundan etkilenmektedir. Bazı bireylerin daha uyumlu, pasif ve geri çekilen davranış örüntüleri sergilenmesinde; benlik algısının, sosyal onay ihtiyacının, dışsal utanç duygusunun ve kişisel güç algısının etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu doğrultuda yürütülen çalışmada, boyun eğici davranışların yordanmasında benlik algısı (özerk, ilişkisel ve özerk-ilişkisel), sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının etkileri yapısal eşitlik modellemesi kapsamında yol analizi ile incelenmiş; ayrıca benlik algılarının boyun eğici davranışlar üzerindeki etkisinde sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının olası aracı rolleri değerlendirilmiştir. Korelasyonel modele dayalı olarak yürütülen bu araştırma, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 633 katılımcı (349 kadın, 284 erkek) ile gerçekleştirilmiş, veriler; Sosyodemografik Bilgi Formu, Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği, İlişkilerde Güç Algısı Ölçeği, Utandıran Diğeri-2 Ölçeği, Özerk-İlişkisel Benlik Algısı Ölçeği ve Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre cinsiyete göre dışsal utanç, sosyal onay ihtiyacı, ilişkisel benlik algısı ve özerk-ilişkisel benlik algısı; eğitim düzeyine göre boyun eğici davranışlar, özerk benlik algısı ve dışsal utanç; medeni duruma göre boyun eğici davranışlar, güç algısı, ilişkisel benlik algısı ve dışsal utanç; yaş değişkenine göre ise boyun eğici davranışlar, güç algısı, dışsal utanç, özerk benlik algısı ve ilişkisel benlik algısı anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Yol analizi sonuçlarına göre; özerk benlik algısı, sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısı boyun eğici davranışları doğrudan yordamaktadır. İlişkisel benlik algısı ve özerk-ilişkisel benlik algısı ise boyun eğici davranışları dolaylı olarak etkilemektedir ve yapılan yol analizi, tam aracılık etkisinin söz konusu olduğunu ortaya koymuştur. İlişkisel ve özerk-ilişkisel benlik algısı ile boyun eğici davranışlar arasındaki ilişkide; sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının tam ve sıralı aracılık etkileri gözlemlenmiştir. Özerk benlik algısı ile boyun eğici davranışlar arasındaki ilişkide; sosyal onay ihtiyacı, dışsal utanç ve güç algısının kısmi ve sıralı aracılık etkileri gözlemlenmiştir. Kurulan model, boyun eğici davranışların toplam varyansının %32'si güç algısı; %23'ü sosyal onay ihtiyacı, %21'ini ise dışsal utanç (utandıran diğeri) tarafından açılanmaktadır. Tüm bu bulgular, ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Benlik algısı, Boyun eğici davranış, Dışsal utanç, Güç algısı, Sosyal onay ihtiyacı.
Öğretmenlerde psikolojik katılık ve yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracı rolü
Bu araştırma, öğretmenlerin psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma düzeyleri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünü incelemeye yöneliktir. Araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel araştırma modeli kullanılmıştır. Araştırma verileri uygun örnekleme yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu Türkiye'de çalışan 23-68 yaş aralığındaki 220 kadın (%53.0) ve 195 (%47.0) erkek olmak üzere toplam 415 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmada öğretmenlerin yaşantısal kaçınma düzeyleri "Çok Boyutlu Yaşantısal Kaçınma Ölçeği-30", psikolojik katılık düzeyleri "Kabul ve Eylem Formu (KEF)-II" belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12)", çalışma grubuna ait demografik bilgiler ise "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın hipotezleri doğrultusunda veriler Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve aracılık analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün aracılık rolünün olup olmadığı SPSS Hayes Process eklentisi kullanılarak elde edilen Bootstrap tekniği ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin; psikolojik katılık, yaşantısal kaçınma ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modeline ilişkin yapılan analiz sonucunda psikolojik katılık ile yaşantısal kaçınma arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün kısmi aracı role sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız Gruplar t Testi analizleri sonucunda cinsiyete göre; psikolojik katılık, belirsizliğe tahammülsüzlük, yaşantısal kaçınma değişkenlerinin anlamlı düzeyde farklılık göstermediği bulunmuştur. Medeni duruma göre; psikolojik katılık düzeyinin istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılaştığı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma toplam puanlarının ise anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Öğretmenlik mesleğine ilişkin algılanan maddi kazanç yeterliliğine göre; psikolojik katılık ve belirsizliğe tahammülsüzlük değişkenlerine ait puanların anlamlı düzeyde farklılaştığı, yaşantısal kaçınma toplam puanının ise anlamlı bir fark göstermediği bulunmuştur. Tek Yönlü Varyans Analizi sonucunda yaş değişkenine göre; psikolojik katılık düzeyinin anlamlı düzeyde farklılaştığı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve yaşantısal kaçınma toplam puanlarının ise anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Araştırmaya ait veriler literatür kapsamında tartışılmıştır.
Annelerin evlilik doyumları ile çocuklarında gözlemledikleri ruhsal problemler arasındaki ilişkide annelerin ebeveynlik tutumlarının aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli ve en az bir çocuk sahibi annelerin evlilik doyumlarının çocuklarında görülen ruhsal problemler üzerindeki etkisinde annelerin ebeveynlik stillerinin aracılık etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada ayrıca evlilik doyumunun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışma gurubu, uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 509 evli ve çocuk sahibi anneden oluşmaktadır. Araştırma verileri Evlilik Yaşamı Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (PARI) aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS 29.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde ayrıca evlilik doyumu ve çocuklarda görülen ruhsal problemlerin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirleyebilmek için Bağımsız Örneklem t- Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi ( ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, annelerin evlilik doyumu düzeyleri, çocuklarda gözlenen ruhsal problemlerin belirlenmesinde kullanılan Güçler ve Güçlükler Anketi (SDQ) alt boyutlarından duygusal sorunlar, davranış problemleri ve akran ilişkileri üzerinde negatif yönde; sosyal davranışlar üzerinde ise pozitif yönde anlamlı bir yordayıcı olmuştur. Annenin ebeveynlik tutumlarının belirlenmesinde kullanılan Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği (PARI)'nin alt boyutlarından demokratik ve eşitlik tanıma tutumu, annelerin evlilik doyumu ile çocuklarda görülen dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik arasındaki ilişkide tam aracı, duygusal sorunlar, davranış sorunları, akran sorunları ve sosyal davranış arasındaki ilişkide ise kısmi aracı rol üstlenmiştir. Benzer şekilde ev kadınlığı rolünü reddetme tutumu da, annelerin evlilik doyumları ile dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik arasındaki ilişkide tam aracı, davranış sorunları, akran sorunları ve sosyal davranış arasındaki ilişkide ise kısmi aracı rol üstlenmiştir. Bununla birlikte annelerin evlilik doyumu değişkeni, çocuklardaki dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik üzerinde doğrudan anlamlı bir etki göstermemiş, ancak bu ilişki ebeveynlik tutumları (özellikle demokratik ve eşitlik tanıma ile ev kadınlığı rolünü reddetme) aracılığıyla dolaylı ve negatif yönde anlamlı şekilde ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular evlilik doyumunun; çocuklardaki duygusal sorunları demokratik ve eşitlik tanıma tutumu aracılığıyla, davranış ve akran sorunlarını ise hem demokratik ve eşitlik tanıma hem de ev kadınlığı rolünü reddetme tutumları aracılığıyla anlamlı ve negatif yönde etkilediğini göstermektedir. Öte yandan, sosyal davranışlar üzerinde evlilik doyumu, yine bu iki ebeveynlik tutumu aracılığıyla anlamlı ve pozitif yönde bir etki ortaya koymuştur. Demografik değişkenlere göre yapılan analizlerde, çocuğun cinsiyeti ve ailenin gelir düzeyine göre dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik ile duygusal sorunlar alt boyutlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Annenin yaş değişkeni kategorisine göre dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik, duygusal sorunlar ve sosyal davranış puanlarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Üniversite öğrencilerinin kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ve başkalarını bağışlama davranışlarının incelenmesi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ile öğrencilerin başkalarını bağışlayabilmeleri arasında bir ilişki olup incelemeyi amaçlamıştır. Araştırma verileri, Gazi Üniversitesinin Gazi Eğitim Fakültesi?nde öğrenim görmekte olan çeşitli bölümlerdeki üniversite öğrencilerinden erişilebilir örnekleme yöntemi ile gönüllülük esasına dayalı olarak toplanmıştır. Çalışma grubu, 194?ü kız ve 126?si erkek olmak üzere toplam 320 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma verileri, ?İlişkiler ile ilgili Bilisel Çarpıtma Ölçeği?, ?Heartland Bağışlama Ölçeği? uygulanarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS (18.00) programı kullanılarak çözümlenmiştir. Öğrencilerin ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalarının ve başkalarını bağışlamalarının cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla ilişkisiz grup t testi kullanılmıştır. Öğrencilerin ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları (zihin okuma, gerçekçi olmayan ilişki beklentisi, yakınlıktan kaçınma alt boyutları ile birlikte) ile başkalarını bağışlama puanları arasındaki ilişkilerin tespiti için Pearson Momentler Korelasyon Katsıyısı Analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlar ise özetle; ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar toplam puanlarında erkek öğrencilerin toplam puanları kız öğrencilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Kız öğrencilerin başkalarını bağışlama puanları erkek öğrencilere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar toplam puanları ile başkalarını bağışlama puanları arasında düşük düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Öğrencilerin zihin okuma bilişsel çarpıtmaları ile başkarını bağışlama puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Öğrencilerin gerçekçi olmayan ilişki beklentisi bilişsel çarpıtmaları ile başkalarını bağışlama puanları arasında düşük düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Öğrencilerin yakınlıktan kaçınma bilişsel çarpıtmaları ile başkarını bağışlama puanları arasında orta düzeyde, negatif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonucunda ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ile başkalarını bağışlama davranışları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Özellikle yapılacak olan çalışmalara ışık tutarak bireylerin bağışlama ve kişilerarası bilişsel çarpıtmaların farkındalığını arttırıcı müdahale programlarının yapılandırılmasına ve bağışlama davranışlarının ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ile arasındaki ilişkinin ele alınmasına yeni bir boyut kazandırmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar, bağışlama.
Romantik ilişkilerden beklentilere dair farkındalık ölçeğinin geliştirilmesi ve üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarının belirlenmesi
Bu araştırmanın iki temel amacı bulunmaktadır. Araştırmanın birinci amacı, üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarını ölçmeyi amaçlayan geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Araştırmanın ikinci amacı ise üniversite öğrencilerinin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıklarını demografik değişkenlere göre incelemektir. Ölçek geliştirme çalışması kapsamında Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi 2018-2019 eğitim-öğretim yılına devam eden üçüncü ve dördüncü sınıf olmak üzere toplamda 1727 üniversite öğrencisi ile, beklentilerin çeşitli demografik değişkenlere göre incelenmesi amacıyla 454 üniversite öğrencisi ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında araştırmacı tarafından geliştirilen Romantik İlişkilerden Beklentilere Dair Farkındalık Ölçeği ve Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Geliştirilen ölçeğin güvenirliğini hesaplamak için test-tekrar test güvenirliği ve Cronbach Alpha Katsayıları hesaplamaları kullanılmıştır. Ölçeğin kapsam geçerliliğini için alan yazını incelenerek ölçek maddeleri yazılmış ve uzman görüşüne başvurulmuştur. Yapı geçerliliği çalışmaları için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Benzer ölçekler geçerliliği kapsamında ise Pearson Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında, üniversite öğrencilerin romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıkları bazı demografik değişkenlere göre incelenmiştir. Veri analizleri, SPSS 24 ve AMOS 22 paket programları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşamasına ait verilerin analizleri sonucunda, 30 madde ve 5 alt boyuttan (güven beklentisi, ilişki kalite beklentisi, kültürel beklentiler, kendini kontrol beklentisi, fiziksel beklentiler) oluşan ölçek elde edilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, verilerin incelenmesi amacıyla bağımsız gruplar t-testi, kruskal Wallis h-testi, mann whitney u-testi, tek yönlü MANOVA testi ve çok değişkenli ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi sonucunda gruplar arası anlamlı farklılıklar görülmüş, farklılığın kaynağının anlaşılması için LSD post hoc testi uygulanmıştır. Öğrencilerin romantik ilişkilerden beklenti puanlarında cinsiyet, fakülte, bölüm, sınıf düzeyi, romantik ilişki durumu, algılanan ekonomik durum ve romantik eşle tanışma şekli açısından anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Öğrencilerin yaşları, üniversiteye geldikleri bölge ve romantik ilişki sürelerine göre romantik ilişkilerden beklentilerine dair farkındalıkları arasında anlamlı fark bulunamamıştır.
Üniversite öğrencilerinin temas engellerinin ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeylerini yordayıcılığının incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin temas engellerinin ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeylerini yordayıcılığının incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca temas engelleri, psikolojik iyi oluş ve umutsuzluk düzeyleri ile çeşitli sosyo-demografik değişkenler arasında anlamlı farklılaşma olup olmadığına bakılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek, ortalama ve standart sapma, minimum ve maksimum değerleri alınmıştır. Normallik dağılımları (Kolmogorov-Smirnov Normallik Testi) kontrol edildikten sonra non-parametrik metotlardan olan Kruskal-Wallis H Testi ve Mann Whitney U Testi ile analizler tamamlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin temas, tam temas, bağımlı temas, temas sonrası düzeyleri ve psikolojik iyi oluş düzeylerinin umutsuzluk düzeyleri üzerindeki etkisine ilişkin model anlamlı olarak bulunmuştur. Kişiliğin yetişilen çevre ile etkisi hem temas engelleri ve psikolojik iyi oluşun hem de umutsuzluğun sebebi olarak sunulmuştur. Bu durumda aralarında yordayıcı bir etki çıkması beklenen bir sonuç olmuştur. Ayrıca sonuçları incelediğimizde alt kategorilerin (cinsiyet, yaş, fakültedeki bölümü, aile kazancı vd.) temas Engelleri, umutsuzluk düzeyi ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde birbirinden bağımsız anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Yordamanın yönüne bakıldığında temas, tam temas, temas sonrası ile pozitif yönde olduğu yani temas, tam temas, temas sonrası düzeyleri arttıkça umutsuzluk düzeylerinin de arttığı söylenebilir. bağımlı temas ve psikolojik İyi oluş düzeyleri arttıkça umutsuzluk düzeyleri azalmaktadır.
Orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, orta öğretim öğrencilerinin mükemmeliyetçilik düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Bu amaçla, araştırma 2007-2008 Öğretim Yılında Ankara ili merkezinde dört farklı okulda orta öğretime devam 439 kız ile 152 erkek olmak üzere toplam 591 öğrenci ve 209 anne ile 199 baba olmak üzere toplam 408 veli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Özbay ve Mısırlı Taşdemir (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Pearson Momentler Çarpım Korelasyonu, t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır.Araştırma sonucunda,Mükemmeliyetçilik ölçeğinin ?Davranışlardan Şüphe?, ?Ailesel Beklentiler?, ?Ailesel Eleştiri?, ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinden öğrencilerle anne ve babaları arasında olumlu yönde ilişki vardır. ?Kişisel Standartlar? alt ölçeğinde sadece anneler ile öğrenciler arasında olumlu yönde bir ilişki olmakla birlikte, ?Düzen? alt ölçeğinde ise öğrenciler ile anne ve babaları arasında anlamlı bir ilişki yoktur.Öğrencilerin, akademik başarı düzeylerine göre mükemmeliyetçilik ölçeğinin tüm alt ölçeklerinde, psikolojik yardım alıp almamalarına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı bir farklılık vardır. Bununla birlikte, cinsiyetlerine göre sadece ?Davranışlardan Şüphe? alt ölçeğinde; sosyo-ekonomik düzeylerine göre ise ?Düzen? ve ?Kişisel Standartlar? alt ölçeklerinde anlamlı farklılık vardır. Anne ve babalarının eğitim düzeyine ve okudukları okul türüne göre ?Kişisel Standartlar? alt ölçeği dışında diğer tüm alt ölçeklerde anlamlı farklılık vardır. Devam ettikleri alana göre sadece ?Ailesel Eleştiri? ve ?Hatalara Aşırı İlgi? alt ölçeklerinde annelerinin çalışıp-çalışmamasına göre ise sadece ?Düzen? alt ölçeğinde anlamlı farklılık vardır. Ayrıca öğrencilerin sınıf düzeylerine göre ise alt ölçeklerin hiçbirinde anlamlı farklılık yoktur.Araştırmada ortaya çıkan sonuçlara dayalı olarak, araştırmacı tarafından ortaya konulan önerilere yer verilmektedir.Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, ÇBMÖ (Çok boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği).
Üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçi kişilik özelliği ile empati düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin mükemmeliyetçi kişilik özelliği ile empati düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi ve ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu amaçla araştırma Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi, sosyal ve fen- matematik programlarında öğrenimlerini sürdüren, rastgele seçilen 430 kız ve erkek üniversite öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği Özbay ve Mısırlı-Taşdemir (2003); Kişiler Arası Tepkisellik Ölçeği Davis (1980) tarafından geliştirilen ve Özbay ve Yıldırım (2003) tarafından geliştirilen ve araştırmacı tarafından da geliştirilen kişisel bilgi formu kullanılmıştır ve araştırmanın verileri elde edilmiştir. Araştırmada Manova, Person Momentler Çarpımı Korelâsyon, t-testi, Anova ve scheffe testi Tekniği kullanılmıştır.Cinsiyete göre mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Mükemmeliyetçilik alt boyutları ( hatalara aşırı ilgi, aile beklentileri ve kişisel standartlar) ile empati alt boyutu (bakış açısı alma) arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yaşa göre mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Fakat yaşa göre, empati alt boyutuna (kişisel strese) göre anlamlı bir fark bulunmuştur. Mükemmeliyetçilik alt boyutları ile empati alt boyutları arasında öğrenim gördükleri alan ve sınıf değişkenine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ama sınıfa göre, mükemmeliyetçilik alt boyutu olan davranışlardan şüphe'ye göre anlamlı bir fark bulunmuştur.
Lise öğrencilerinin kendilik algıları ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıkları ve amaçlarını yordama gücü
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığına bağlı liselerde öğrenim gören öğrencilerin kendilik algılarının ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıklarını ve amaçlarını yordayıp yordamadığının belirlenmesi amaçlanmaktadır. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmanın evrenini, Şanlıurfa ili Haliliye ilçesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini uygun/kazara örnekleme yöntemi ile belirlenen 8 okuldaki 514 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklem grubuna Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği, Sosyal Ağların Kullanım Amaçları Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri ve yalnızlık düzeylerinin sosyal ağ kullanma alışkanlıkları ve sosyal ağ kullanma amaçlarının önemli birer yordayıcısı olup olmadıkları çoklu regresyon, lojistik regresyon ve multimonimal lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri ve yalnızlık düzeylerinin öğrencilerin demografik özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemeye yönelik bağımsız gruplar t testi ve tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Anlamlı farkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Tukey testi kullanılmış, .05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Öğrencilerin kendilik algı düzeyleri, sosyal ağlarda geçirilen süreyi ve sosyal ağ kullanım amaçları ölçeğinin araştırma, işbirliği, iletişimi sürdürme alt faktörlerini yordamaktadır. Öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin ise sosyal ağlarda harcanan süre, kullanılan sosyal ağ sitesi ve sosyal ağ kullanım amaçları ölçeğinin araştırma ve iletişim kurma alt faktörlerini yordadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kendilik Algısı, Yalnızlık, Sosyal Ağ Kullanma Alışkanlıkları, Sosyal Ağ Kullanma Amaçları
Yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada, yöneticilerde duygusal zeka ile otantik liderlik arasındaki ilişki incelenmiş, cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum, deneyim yılı ve çalıştığı işletmedeki bulunma süresi gibi faktörlerin duygusal zeka ve otantik liderlik özellikleriyle ilişkileri ölçülmüştür. Araştırmanın önemi otantik liderlikte duygusal zekânın etkisini ölçerek şirketlere, kurumlara ve yöneticilere fayda sağlayacak olmasıdır. Yöneticilerin yönetiminde olan çalışanların performansında ve gelişiminde başarılı sonuçlar aldıracak yaklaşımı ortaya koyan bir araştırma yapılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri İstanbul ilinde bulunan işletmelerde yönetici pozisyonunda bulunan çalışanlardan "Kişisel Bilgi Formu", "Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği", "Otantik Liderlik Ölçeği" kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın araştırma sorularının çözümlenmesinde bazı demografik değişkenlere göre (yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim, deneyim yılı, altında çalışan personel sayısı) gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığının saptanması amacıyla "t" testi ve "tek yönlü varyans analizi" (Anova) kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda duygusal zekanın duygusallık ve sosyallik puanları ile otantik liderlik puanları arasında pozitif yönlü ve orta derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Duygusal zeka toplam DZ puanının otantik liderlik puanı ile karşılaştırması yapıldığında pozitif yönlü ve zayıf derecede bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Duygusal zeka, otantik liderlik, zeka
Romantik kıskançlık ve bağlanma stillerinin romantik ilişkilerle ilişkisi
Bu çalışma romantik kıskançlık ve bağlanma stillerinin romantik ilişkiler arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma grubunu İstanbul ilinde yaşayan, 18-65 yaşarası hayatında en az bir kez romantik ilişki deneyimi olan 208 kadın ve 208 erkek olmak üzere toplam 416 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, Romantik Kıskançlık Ölçeği ve Çok Boyutlu İlişki Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, romantik ilişki ile romantik kıskançlık arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bağlanma stili ile romantik ilişki doyumu arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Romantik İlişkiler ile kaygı ve kaçınmalı bağlanma arasındaki ilişkinin oldukça güçlü olduğu görülmüştür. Bağlanma stilinin romantik ilişkiyle ilişkisi incelendiğinde kaçınma düzeyinin romantik ilişkiye olumsuz olarak etki ettiği saptanmıştır. Bu araştırma kapsamında ele alınan bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Akademisyenlerin tükenmişlik düzeylerinin örgütsel bağlılık ve demografik değişkenler açışından incelenmesi: Biruni Üniversitesi örneği
Bu araştırmanın amacı akademisyenlerin sahip olduğu demografik özelliklerin ve örgütsel bağlılık düzeylerinin tükenmişlik düzeylerine etkisinin Biruni Üniversitesi evreninde betimlenmesidir. Çalışmaya 2019-2020 eğitim öğretim yılında görev yapan 142 akademisyen katılmıştır. Araştırmada 'Kişisel Bilgi Formu'', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'', ''Örgütsel Bağlılık Ölçeği'' kullanılmıştır, verilerin analizi için t-testi, tek yönlü varyans analizi, kolerasyon ve regresyon analizlere kullanılmıştır. Araştırma problemlerine cevap bulmak amacı ile araştırmada kullanılan 'Kişisel Formu', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'', ''Örgütsel Bağlılık Ölçeği'ne akademisyenlerin vermiş olduğu cevaplardan elde edilen verilerin çözümlenmesi sonucunda akademisyenlerin tükenmişlik alt boyutlarında duygusal tükenme algılarının düşük düzeyde, duyarsızlaşma algılarının çok yüksek düzeyde, kişisel başarılarının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Örgütsel bağlılık boyutlarında duygusal bağlılıkları yüksek düzeyde, devam ve normatif bağlılıkların ise ortak düzeyde bulunduğu belirlenmiştir. Akademik personelin kişisel başarı düzeyini etkileyen değişkenlerin; cinsiyet, yaş, çocuk sayısı, unvan, olduğu belirlenmiş olup, akademik personelin duygusal tükenme düzeyine etki eden değişkenlerin; toplam ders yükü olduğu ifade edilirken duyarsızlaşma boyutuna etkileyen sosyo-demografik değişkene rastlanmamıştır. Örgütsel bağlılığın tükenmişlik üzerindeki etkisinde duygusal bağlılık alt boyutunun tükenmişliği negatif etkilediği tespit edilmiştir.
Varoluşsal bir sorun olarak ölüm kaygısının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, İstanbul'da yaşayan 18 yaş ve üstü kişilerde, ölüm kaygısı ile cinsiyet, yaş, gelir durumu, eğitim düzeyi, dindarlık düzeyi, doğduğu/yaşadığı yer, ölüme yakın deneyim ve yakın birini kaybetme değişkenleri arasındaki ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. İlişkisel tarama yönteminin kullanıldığı araştırmada, çalışma grubunu İstanbul'da yaşayan 18 yaş üstü 411 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada 'Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Ölüm Kaygısı Ölçeği'' kullanılmıştır. Verilerin analizinde t-testi, tek yönlü varyans analizi ve post-hoc analizleri kullanılmıştır. Araştırmamıza katılan 290 kadın ve 72 erkek katılımcının verdiği yanıtlar üzerine yapılan bağımsız örneklem t testi sonucunda, kadınlar ile erkekler arasında ölüm kaygısı düzeyinde anlamlı farklılık bulunmuştur (p=.0). Bu sonuca göre kadınlar ortalama olarak, erkeklerden daha fazla ölüm kaygısı yaşamaktadır. Araştırmada yaş değişkeni ile ölüm kaygısı arasında ilişki olup olmadığının ölçülmesi için kullanılan tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) sonucunda, istatistiksel anlamda farklılık bulunmamıştır (p=0,43). Katılımcıların eğitim düzeyleri ile ölüm kaygısı puanı ortalaması arasındaki ilişkinin tek yönlü varyans analizi ile incelendiği araştırmamızda, eğitim düzeyi ile ölüm kaygısı ölçeği puanı arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,02). Bu sonuca göre ilkokul mezunlarında en yüksek, yüksek lisans mezunlarında ise en düşük ölüm kaygısı olduğu bulunmuştur. Araştırmamız sonucunda katılımcıların doğduğu/büyüdüğü yer ile ölüm kaygısı puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p=0,91). Daha önce ölüme çok yaklaştığınızı düşündüğünüz bir an oldu mu?' sorusuna verilen cevaplar kıyaslamak için bağımsız t testi uygulanmış ve istatiksel bir farklılık bulunamamıştır (p=0,18). Ancak ölüme yakın deneyimi olan kişilerde daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı vardır. 'Daha önce sizi derinden etkileyen yakınınızın/sevdiğinizin ölümüyle karşılaştınız mı?' sorusuna verilen cevaplar kıyaslandığında istatistiksel anlamda bir farklılık bulunmamıştır (p=0,84). Araştırmaya katılanlardan 'biraz dindarım' ve 'dindarım' diyenlerin ölüm kaygısı puanları, 'hiç dindar değilim' ve 'çok dindarım' diyenlerden anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur (p=0,01). Bu sonuca göre "hiç dindar değilim" diyenlerle ve kendini "çok dindar" algılayanların, kendilerini "biraz dindarım" ya da "dindarım" olarak algılayanlardan daha az ölüm kaygısı yaşadığı bulunmuştur. Varoluşsal sorun olarak ölüm kaygısı ile gelir durumu değişkeni arasındaki ilişkinin incelenmesi sonucunda, anlamlı farklılık bulunamamıştır (p=0,64). Araştırma da ölüm kaygısı puanları incelendiğinde, katılımcıların düşük düzeyde ölüm kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Ölüm kaygısının cinsiyet, dindarlık düzeyi ve eğitim düzeyine göre anlamlı olarak farklılaştığı, buna karşın diğer değişkenlerden; yaş, doğduğu/büyüdüğü yer, gelir durumu, "daha önce ölüme çok yaklaştığınızı düşündüğü bir a'nınız oldu mu?" ve "sizi derinden etkileyen yakınınızın/sevdiğinizin ölümüyle karşılaştınız mı?" sorularında, anlamlı bir fark olmadığı anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Dindarlık Düzeyi, Ölüm Kaygısı, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Varoluşsal Sorun.