
173
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Abbas Kiarostami sinemasında varoluşçu yolculuk: Anlam arayışı ve içsel keşif
Yol kavramı, sadece fiziksel bir olgu değil, aynı zamanda derin bir tinsel ve metafizik meseledir. İnsanlık tarihi boyunca yol, varoluşumuzun ayrılmaz bir parçası olmuş ve nihayet ölümle son bulacak bir süreci simgelemiştir. Bu bağlamda, yol, bireyin hayatında silinmez izler bırakan bir deneyimin hem fiziksel hem de metafiziksel taşıyıcısıdır. Edebiyat, mitoloji ve din bağlamında sıkça karşımıza çıkan yol metaforu, insanın içsel dönüşüm ve değişim süreçlerini anlamlandıran güçlü bir araçtır. Örneğin, Simurg hikayesi bu kavrama dair etkileyici bir örnek sunar. Dinsel açıdan bakıldığında, Hz. Peygamber'in Miraca yükselişi ve Hac yolculuğu, yol kavramının derinliğini daha da artırmaktadır. Joseph Campbell'in Kahramanın Sonsuz Yolculuğu ve Vladimir Propp'un masal biçim bilimi çalışmaları da yolun bir değişim ve dönüşüm metaforu olarak kullanımını ortaya koymaktadır. Abbas Kiarostami'nin filmlerinde yol motifinin nasıl işlevsel bir metafor olarak kullanıldığını ve bu motifin bireyin varoluşsal arayışını ve içsel dönüşümünü nasıl yansıttığını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Kiarostami, yolculuk teması etrafında geliştirdiği anlatılarla izleyiciyi karakterlerin yaşam deneyimlerine ve bu deneyimlerin varoluşsal boyutlarına dahil eder. Böylelikle, derinlemesine bir sinematik deneyim sunar. Abbas Kiarostami, sinemasında yol metaforunu kullanarak bireyin yaşamı anlama ve varoluşsal gerçeklikleri keşfetme sürecini etkileyici bir şekilde yansıtır. İzleyiciyi hem görsel hem de düşünsel bir yolculuğa çıkaran bu yaklaşım, Kiarostami'nin sinemasının temel taşlarından biridir. Yönetmenin karakterleri, sürekli bir arayış içinde, bir yolculuğa çıkarlar. Kimileri ölümün anlamını bulmaya çalışırken, kimileri yaşamın peşine düşer. Bu tez, Kiarostami'nin sinemasında yol kavramının ele alınış biçimlerini ve bu kavramın bireyin varoluşsal dönüşümüne olan etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, yönetmenin Kirazın Tadı, Arkadaşımın Evi Nerede? Yaşam Sürüyor, Zeytin Ağaçları Altında ve Rüzgâr Bizi Sürükleyecek gibi filmleri detaylı bir şekilde ele alınacaktır.
Suç ve ceza kuramları bağlamında Türk sinemasında polis temsili (2000-2010 yılları arası)
Bu çalışma, suç olgusunun tanımı ve teor!k çerçeves!nden başlayarak 2000 sonrası dönemde Türk s!nemasında pol!s tems!l!n! !ncelemekted!r. Pol!s!n toplumsal hayattak! önem!, suçla mücadele ve kamu güvenl!ğ! sağlama rolü !le bel!rg!nleşmekted!r. Türk s!nemasında !lk pol!s f!lm! 1950'lerde çek!lm!ş olup, bu tür zamanla öneml! b!r s!nema geleneğ! hal!ne gelm!şt!r. Araştırmanın amacı, 2000 sonrası dönemde Türk s!nemasındak! pol!s tems!l! suç ve ceza kuramları bağlamında temat!k anal!z yoluyla !ncelenmes!d!r. Çalışmada, suç olgusunu ortaya çıkaran faktörler ve suç !le ceza kuramları değerlend!r!lmekted!r. Bu bağlamda, L!psky'n!n "Sokak Bürokras!s!," Rawls'un "Adalet Teor!s!," ve Durkhe!m'ın "Anom!" teor!s! çerçeves!nde pol!s ve suç arasındak! !l!şk!ler !ncelenerek Türk s!nemasında 2000 sonrası dönemde pol!s tems!l!n!n değ!ş!m!ne bakılmaktadır. Çalışmada 2000 sonrası Türk s!nemasında pol!s karakterler!, yalnızca suçla mücadele eden f!gürler değ!l, aynı zamanda toplumsal ve pol!t!k değ!ş!mlere duyarlı b!reyler olduğu ortaya çıkmıştır. Türk s!nemasında pol!s karakterler! adalet arayışı, meslek! bağlılık ve toplumsal eleşt!r!lerle der!nlemes!ne !şlenerek !zley!c!ye sunulmuştur. Farklı !deoloj!k yaklaşımlar, k!ş!sel sorunlar ve meslek! prat!kler, bu karakterler!n der!nl!ğ!n! ve s!nemanın toplumsal yansımalarını zeng!nleşt!rm!şt!r.
Harun Farocki sinemasında Avangart belgeselin izleri
Sinemanın doğuşundan itibaren gerçekliği kayıt altına alma işlevi ile öne çıkan belgesel sinema, zaman içerisinde çeşitli düşünsel ve estetik dönüşümler geçirerek farklı anlatım biçimlerine evrilmiştir. Özellikle 20. yüzyılda etkili olan avangart sanat hareketleri neticesinde geleneksel belgesel anlayışının sınırları bulanıklaştırılmış; biçimsel deneysellik, politik eleştiri ve temsil süreçlerine ilişkin sorgulayıcı yaklaşımların bulunduğu anlatılar ortaya çıkmıştır. Bu süreçte gelişen avangart belgesel, geleneksel belgeselin nesnel ve öğretici yaklaşımına karşı öznel, deneysel ve eleştirel bir dil geliştirerek seyircinin gerçeklik algısını yeniden inşa eden bir tavır sergilemiştir. Avangart belgeselin öncü isimlerinden Harun Farocki, bu dönüşüm içerisinde deneysel teknikleri ve eleştirel yaklaşımı ile öne çıkmaktadır. Çalışmada Farocki'nin seçilen filmleri avangart belgeselin temel özelliklerinden olan biçimsel deneysellik, politik eleştiri ve gerçekliğin yeniden inşası gibi unsurlar bağlamında ele alınmış, yönetmenin belgesellerindeki avangart yaklaşımların nasıl şekillendiği incelenmiştir. Nitel yöntemlerin benimsendiği çalışmada, doküman analizi kullanılarak filmler biçimsel ve içeriksel açılardan analiz edilmiştir. Bu kapsamda edinilen bilgiler ışığında, Farocki'nin filmlerinin avangart belgesel sinemaya katkıları ortaya koyularak, alan literatürüne katkı sağlanması hedeflenmektedir.
The Egyptian women on screen: Faten Hamama and the gendered spaces of the Egyptian cinema; 1950s to 1970s.
The study examines how the gender order in the urban and rural spaces of modern Egypt and the continuities and changes in the roles of Egyptian women were represented in the Egyptian cinema of the 1950s, 1960s, and 1970s. Assuming that life resembles art, it is simple to see how women carried out their roles and what duties were put on males, and the actions taken by women in support of feminism and gender equality. In order to determine the specific position on gendered concepts throughout the period between the early 1950s and the late 1970s, both in the Egyptian cinema and society, this study will analyze ten films in which the famous Egyptian actress Faten Hamama stars. As a result of this study and analysis of Faten Hamama's films, it can be concluded that Egyptian women, whether in cities or rural areas, have been separated from men and denied several rights on the social, economic, political, educational and other levels. Although it appears that urban Egyptian women may obtain their rights relatively better than rural Egyptian women, even urban women suffer from discrimination and they are also deprived of some of their rights at various levels.
Emin Alper's cinema from the perspective of critical masculinity studies and ecofeminism
Emin Alper's cinema constitutes a suitable discussion area for the hegemonic relations of masculinities among themselves and their power relationships with nature. For this reason, in this study, I aimed to examine Emin Alper's films Tepenin Ardı, Abluka and Kurak Günler from the perspective of critical masculinity studies and ecofeminism. I examine these films, and claim that Emin Alper criticizes masculinity by associating the violence of male institutions with the exploitation of nature. I aim to demonstrate how the hegemonic masculinity discourses support and cause this violence, as well as its effect on men's power struggle. This study was created by using the ideas of researchers who found it necessary to work together on critical masculinity studies and ecofeminism. In the thesis, firstly, I discuss how the study of critical masculinity studies and ecofeminist perspective can work together. Following that, I look into the critical masculinity studies in Turkish cinema. Then, I examine three films Tepenin Ardı, Abluka and Kurak Günler of Emin Alper from the perspective of critical masculinity and ecofeminism.
Representation of LGBTQ in South Asian cinema (Pakistan & India)
Media, despite being the fourth pillar of society, is often controlled by governmental policies. Literature, art, and culture are often disregarded. In the case of the South Asian cinema industry (India and Pakistan), the government mainly controls the narratives. They use cinema to show a positive image and do not want to appreciate taboo topics, whether it's liberalism, gender discrimination, gender identity, rape (sexual crimes), etc. South Asian countries like India and Pakistan are considered conservative countries. However, the media industry is changing gradually across the globe. The result obtained from this research is that people and their mindsets are changing in the South Asian media industry. The artists and filmmakers are willing to make or produce content that educates and creates societal awareness through art, films, cinema, and theaters through their body of work, their views, and their storytelling. The world is changing, and the wave of new filmmakers is the new change to society (are the greatest asset to convey medium to spread this change to enable acceptance. The change is good to be appreciated. As they say, "Art knows no boundaries."
Sinemada toplumsal cinsiyet rolleri: 1980-1999 yılları arasında Türk sinemasında toplumsal cinsiyet rollerinin sunumu
Bu çalışmanın amacı, 1980 sonrasında Türkiye'de yaşanan toplumsal değişmenin Türk Sineması'da toplumsal cinsiyet rollerinin sunumuna nasıl yansıdığını araştırmaktır. Araştırmada toplumsal cinsiyet rolleri sunumunu belirlemek için içerik çözümlemesi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Araştırmada 1980 sonrası 20 filmde yer alan 43 kadın ve erkek başrol oyuncusunun toplumsal cinsiyet rollerinin sunumundaki değişmeyi belirlemek için yedi ayrı kategori belirlenmiştir. Üç kodlayıcı 43 başrol oyuncunun yer aldığı ortalama süreleri bir buçuk- iki saat arasında olan yirmi filmi video kasetlerden izlemiş, daha sonra kodlama kağıtları oluşturulan yedi kategori doğrultusunda doldurmuşlardır. Kodlayıcıların çalışmaları her güne bir film olmak üzere toplam yirmi gün sürmüştür. Araştırma sonunda yapılan değerlendirmeler, 1980-1999 yılları arasında Türk Sineması'nda toplumsal değişme ile birlikte toplumsal cinsiyet rollerinde geleneksel ve modern rollerin birarada olduğunu, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulandığını, toplumsal cinsiyet rollerinde yaşanan değişmelerin genç, kentli, eğitimli ve modern kesimde meydana geldiğini ortaya çıkarmıştır. Toplumsal yapıda varolan geleneksel ve modern toplumsal cinsiyet rolleri Türk Sineması'na da bu geleneksel ve modern sunumlarla yansımıştır.
Sinema ve varoluşçuluk
DOKTORA TEZ ÖZÜ SİNEMA VE VAROLUŞÇULUK Hakan SAVAŞ Sinema-TV Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eylül 2001 Danışman: Prof. Dr. Naci GÜÇHAN Uygarlık tarihinin her döneminde, her çağda felsefe ile sanat arasında bir bağ kurmak olanaklıdır. Bu bağ kimi zaman çok güçlü, kimi zaman da çok zayıf olabilir. Ancak sanat tarihinin gösterdiği son derece açık bir gerçek varsa, o da, sanatın ancak ve ancak düşünce-yoğun ortamlarda gelişip serpilebildiği, düşüncenin yoksullaştığı dönemlerde ise sanatın da gücünü yitirdiğidir. Felsefe ile sanat arasındaki bağın niteliğini belirleyen ise, öncelikli sorunun "insan"olmasıdır. Başka bir deyişle, insan ne zaman öncelikli sorun haline gelirse o zaman felsefe ile sanat arasındaki bağ da güçlenir, sıkılaşır. Çünkü insanı anlamak, insanla birlikte yaşamı anlayıp yorumlamaya çalışmak sorun olduğunda, sanat ve felsefe bir ortak paydada buluşmuş demektir. Bu açıdan bakıldığında, 20. Yüzyılın ayırt edici özelliklerinden biri de, bu yüzyılın felsefesi ile sanatı arasındaki güçlü işbirliğidir ki, bu işbirliğinde, çağdaş bir felsefe olarak varoluşçuluğun da önemli bir payı vardır. Varoluşçu felsefeyi dar anlamıyla yalnızca felsefenin sınırlan içinde kalmaktan çıkartarak sanatla buluşturanın ise "insanın kendini arayışı" olduğu söylenebilir. Sinema sanatı ile varoluşçuluğu bir yerde buluşturan da aynı arayış, aynı uğraştır. Çağdaş insanın kendini arayışının izini, -yaşamın ve insanın bütünlüğünü hiç gözden yitirmeksizin- felsefede ve sinemada sürmek, varoluşçuluk ile sinema arasındaki ilişkinin boyutlarım açığa çıkartmak bu araştırmanın konusu olmakla birlikte, asıl amaçlananın sinemaya felsefe ile bakmak, felsefi bakışı film çözümlemesi ve eleştirisine taşımak olduğu söylenebilir. Başka bir deyişle, "Sinema ve Varoluşçuluk" başlığım taşıyan bu çalışmadan beklenen, felsefe ile sinema arasında kurulacak bağda bir ilmek atabilmek ve felsefi bakışın sinema sanatını değerlendirme yönünde sağlayabileceği olanaklardan hiç olmazsa bir bölüğünü tanıtarak, ömeklendirebilmektir.
Etkileşimli televizyonda eğitim/öğretim amaçlı program hazırlama -Açıköğretim için model önerileri-
T- 1016 ?~ f DOKTORA TEZ OZU ETKİLEŞİMLİ TELEVİZYONDA EĞİTİM/ÖĞRETİM AMAÇLI PROGRAM HAZIRLAMA T. Volkan YÜZER Sinema Televizyon Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Haziran 2001 Danışman: Prof. Dr. Mehmet KESİM Yirminci yüzyılın son çeyreğinde televizyon ile ilgili olan gelişmelerden biri de etkileşimli televizyon çalışmalarıdır. Bu televizyon anlayışında televizyon izleyicileri, televizyondaki sunumları (programlan veya filmleri) sadece izlemekle kalmayıp onları yönlendirebilme şansına da sahip olabilmektedir. Ayrıca, birçok sunum arasından istediklerini seçip izleyebilmektedir. Bu gelişme televizyon aracılığıyla yapılan uzaktanöğretim çalışmalarını da etkilemiştir. Dünya çapında, etkileşimli televizyonun kullanılmasıyla izleyici/öğrencilerin televizyon karşısında nasıl aktif duruma getirilebileceği hakkında çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu tür bir eğitim/öğretim tarzının öğrenci üzerinde daha etkili ve verimli sonuçlar doğuracağı öne sürülmektedir. Yapılan araştırmada etkileşimli televizyonun özellikleri, eğitim/öğretim amaçlı olarak nasıl kullanılabileceği ve bir örnek olarak Türkiye'deki Açıköğretim Fakültesi'nde nasıl uygulanabileceği (model önerileriyle beraber) incelenmiştir.
Kitle iletişim çözümleme yöntemleri ve bu yöntemlerden toplumbilimsel çözümleme yöntemi ile 'Zübük' filminin incelenmesi
YÜKSEK LİSANS TEZ OZU KİTLE İLETİŞİM ÇÖZÜMLEME YÖNTEMLERİ VE BU YÖNTEMLERDEN TOPLUMBİLİMSEL ÇÖZÜMLEME YÖNTEMİ İLE "ZÜBÜK" FİLMİNİN İNCELENMESİ Saffet PAMUK Sinema Televizyon Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mart 2002 Danışman: Prof. Dr. Uğur DEMİRAY Sinema başlangıçtan beri en etkili kitle iletişim araçlarından biri olmuştur. Sinemanın türlerinden biri olan güldürü kendinden önceki mirası kullanmıştır. Şaban tiplemesi ile ünlenen Kemal Sunal Sineması da konularını hızlı toplumsal değişmenin sonucu ortaya çıkan köy kent çelişkisinden almaktadır. Kitle iletişim çözümleme yöntemlerinden biri olan toplumbilimsel çözümleme yöntemiyle incelenen Zübük filminde, temanın geçtiği dönemin toplumsal yapısı toplumbilimsel çözümleme yönteminin kavramları ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Belgesel sinema ve türleri
Tür çalışmaları, konu aldıkları alana ilişkin ayrıntılı bilgi vermek konusunda yol gösterici çalışmalardır. Bu çalışmalarda bir yandan türlerin tarihsel gelişimleri ortaya konulurken diğer yandan da türün toplumla ve türsel metni alımlayanlarla arasında kurduğu ilişkiler ayrıntılı olarak yer almaktadır. ICYÖKSHCÖĞIirİlliamOI*.OKfiMMfKSYOff mUCHEt Sinema alanında yapılan tür çalışmalarına bakıldığında kurmaca olan yapımlar ve kurmaca olmayan yapımlar olmak üzere temel bir ayrım yapıldığı ortaya çıkmaktadır. Alanyazında kurmaca filmlere yönelik tür çalışmaları son derece yaygındır. Bu çalışmalarda türlerin anlatım dillerinde tarihsel süreç içerisinde yaşadıkları dönüşümlerin yanı sıra bir türü ele alırken diğer disiplinlerden de yararlanma gereksinimi ortaya konulmuştur. Böylelikle bir film incelinirken ona bütün ilişkilerden soyutlanmış bir öz olarak bakılmaz. Tarihsel, toplumsal, psikolojik bağlantıları da göz önünde bulundurulur. Tür çalışmaları ele alman türlere ilişkin bu şekilde ayrıntılı bir araştırmayı beraberinde getirirken çeşitli güçlükleri de araştırmacının karşısına çıkarmaktadır. Tür çalışmalarında araştımacının işini kolaylaştıracak belirli şablonlar yoktur. Dolayısıyla araştırmacı kendi amaçları doğrultusunda türsel bir sınıflandırma yapmaktadır. Bu da yapılan tür ayrımlarının araştırmacıdan araştırmacıya değişkenlik göstermesine neden olmaktadır. Diğer yandan araştırmacı yaptığı sınıflandırmada çeşitli özellikleri belirlemek mKmmuASY&i insi,durumundadır. Bunlardan yola çıkarak da ortaya koyduğu sınıfların altına örnekler yerleştirecektir. Ancak filmleri incelmeden bu özelliklerin bilinmesi mümkün değildir. Buna benzer güçlükler belgeseli türlerine ayıran çalışmalar için de geçerlidir. Ancak belgesel filmler türlerine ayrılırken türün özelliği gereği ek güçlükleri de beraberinde getirmektedir. İlk önce belgeselin ne olduğu yönünde uzlaşmayla noktalanmayan tartışmalar bu güçlüklerin başında yer alırken, belgesel sinemanın çok farklı örnekleri içine alan geniş ve de değişken bir alan olması, kurmaca yapımlarla paylaştığı geçirgen sınırlar bu güçlükleri devam ettirmektedir. Belgeselin türlerine ayrılması; belgeselin tarihsel gelişimi, çeşitli türlerin özellikleri, anlatım dillerinde günümüzü de göz önünde bulundurarak yaşanan dönüşümleri ortaya koymak açısından yararlıdır. Alanyazında bu içerikteki çalışmaların azlığı belgesel türüne ilişkin bazı noktaların karanlıkta kalmasına neden ulamaktadır. Bu çalışma, belgeselin ve türlerinin özelliklerini ortaya koyarak çeşitli kavramsal boşluklara düşülmesini önlemek ve belgesel alanına giren çalışmaları daha iyi anlayabilmek adına yapılmıştır. Günümüzdeki belgesel filmlerin geldiği durumun açıklığa kavuşturulabilmesi ve anlatım dillerinin değerlendirilmesi için bu tarzda türleri ele alan çalışmalara gereksinim açıktır. Araştırmada farklı kuramcıların tür çalışmaları ele alınırken kaynaklardan derlenen bilgilerin somutlanabilmesi adına çeşitli film örneklerine başvurulmuştur.
Türkiye`de ulusal televizyon kanallarında yayınlanan reklamlarda annelik rolünün sunumu
YÜKSEK LİSANS TEZ OZU TÜRKİYE'DE ULUSAL TELEVİZYON KANALLARINDA YAYINLANAN REKLAMLARDA ANNELİK ROLÜNÜN SUNUMU Elif Gizem Uğurlu Sinema Televizyon Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 2003 Danışman: Prof. Dr. Nazh Bayram Annelik rolü Özel alanda konumlandırılıp, cinsiyete dayalı iş bölümüne göre de yeniden üretim ile sınırlandırılarak kamusal olanın uzağında tutulmaktadırlar. Bu da annelik rollerinin üzerine yüklenmiş olan işlevlerini yerlerine getirirken harcadıkları zaman yüzünden onları kamusal alanın etkinliklerine uzaklaştırmakta, özel alanda kalmalarına neden olmaktadır. Toplumsal yaşamın bir parçası haline gelen kitle iletişim araçlarının da yardımıyla toplumsal cinsiyet kalıplan olduğu gibi, annelik rolü ve imgelerinin de bu rolleri yineleyerek pekiştirdiği görülmektedir. Bu çalışmada tarihsel süreçte annelik rolünün nasıl kurulduğu, Türkiye'de nasıl yapılandığı ve Türkiye'de yayınlanan televizyon reklamlarında annelik rolünün nasıl sunulduğunu incelenmektir.
Sinemada biçem: Lütfi Ömer Akad sineması
İİ DOKTORA TEZ ÖZÜ SİNEMADA BİÇEM: LÜTFİ ÖMER AKAD SİNEMASI S. Serhat SERTER Sinema Televizyon Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Nisan 2005 Danışman: Prof. Dr. Gülseren Güçhan Sinemada biçem yada üslup (style) en basit tanımıyla, mediumun (filmin) tekniğinin sistematik ve belirlenmiş kullanımıdır. Anlatı yapısı (öykü), sinematografi (kamera hareketleri ve çekim ölçekleri), mizansen (çerçeveleme, aydınlatma, dekor ve kostüm), kurgu ve ses olarak sıralanabilecek bu teknikler, sinemada biçemi oluşturmaya yarayan sinemasal anlatımın bazı temel öğeleridir. Sinema tarihinde pek çok yönetmen ve onların yönettiği pek çok film bulunmaktadır. Yönetmenlerin yaratmış olduğu bu filmler, yer ve zamana göre değişebilmektedir, fakat biçemi olan bir yönetmen her filmde -asgari düzeyde bile olsa- kendi sinema diline ait unsurları barındırır ve bu dili mutlaka izleyicisine hissettirir. Lütfi Ömer Akad, Türk Sinema Tarihi'nde gerçek anlamda sinema dilini kurma ve uygulama açısından akla gelebilecek ilk isimdir. Akad, yaptığı filmler ve Türk Sineması'na getirdiği yeniliklerle, kendisinden sonra gelen yönetmenlere öncülük etmiş ve onları etkilemiştir. Dolayısıyla, Türk Sinemasında Biçem konusundaki bir çalışmanın, Lütfi Ömer Akad ile başlamasının gerekliliği açıktır. Bir yönetmenin sinemasını analiz edebilmek ve biçemini anlayabilmek için, onun filmlerim ve sinemanın biçemsel öğelerini nasıl kullandığım incelemek gerekmektedir. Bu nedenle, bu araştırmanın temel sorununu da, Akad'ın biçemini ortaya çıkarmak oluşturmaktadır. Bu sorun temelinde sinemada biçem kavramından yola çıkarak, Lütfi Ömer Akad'ın sinemasal biçeminin ne olduğunu saptamak, ne yönde değiştiğini incelemek ve bu değişimi, dönemin sinemasal ortamı ile ilişkilendirerek irdelemek amaçlanmıştır.İİİ Bu amaç doğrultusunda, Bulgular ve Yorum Bölümü'nde öncelikle biçem kavramına ilişkin kuram yaklaşımlar incelenmiş, daha sonra ise sinemada biçem tanımından yola çıkılarak, sinemanın biçemsel tarihi ve sinemada biçemi yaratan beş temel anlatım öğesi (Anlatı Yapısı, Sinematografi, Mizansen, Kurgu ve Ses) ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Daha sonra ise Lütfi Ömer Akad sineması, dönemin sinemasal ortamı ve Akad'ın o dönem çektiği filmlerle değerlendirilmiştir. Son olarak ise yönetmenin seçilen dokuz filmi, sinemada biçemi yaratan anlatım öğeleri temel alınarak çözümlenmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise sonuç, yargı ve önerilere yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Sinema, Türk Sineması, Lütfi Ömer Akad, biçem, üslup, sinemada biçem, sinema tarihi, sinema estetiği.
Türk çizgi roman sinemasında anlatı kavramı ve Tarkan film serisi
Lumiere kardeşlerin sinematografı icat etmeleriyle, sinema hayatın devinimli bir yansıması olarak ortaya çıkmıştır. Ancak, George Melies'in hikâye anlatma gücünü keşfetmesiyle birlikte sinema, sadece yaşamın taklidinden ziyade izleyicilere hikâyeler anlatma amacı güden bir sanat haline gelmiştir. Hikâye anlatma dürtüsü, sinemanın diğer sanatlarla etkileşim içinde olmasını sağlamış ve sinema yedinci sanat olarak kabul edilmiştir. Bu dürtü aynı zamanda uyarlama kavramının ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Sinemanın zaman içindeki kültürlerarası yayılımı da göz önünde bulundurulduğunda uyarlamalar ülkelerin hikâye anlatan farklı kaynaklarından beslenerek onları yeniden anlatmıştır. Çizgi romanlar da görsel ve edebi anlatım araçlarını bir araya getirdikleri için sinemanın ilgi alanına girmiştir. Bu doğrultuda çalışmanın kuramsal kısmında sinema anlatısının ana unsurları, anlatının oluşmasında ve anlamlandırılmasında etkisi bulunan biçimsel unsurlar araştırılmış, türlerin ortaya çıkışı irdelenmiştir. Çalışmada Türk çizgi roman sinemasının dönemine göre ilgi çekici ve popüler örneklerinden sayılabilecek olan Tarkan serisi ve uyarlandıkları çizgi romanların, Propp'un otuz bir adet işlevi ve bu işlevleri kapsayan Campbell ile Vogler'ın ortaya koyduğu monomit evreleri baz alınarak anlatı yapısının incelenmesi amaçlanmıştır. Analizde, işlevler ve onları niteleyen işlev sembollerinin monomit evreleri kapsamındaki kullanımları nazarında karma bir anlatı analizi yöntemi uygulanmıştır. Çalışma çizgi romanlardan uyarlanmış beş adet Tarkan filmi ile bu filmlerin anlatılarını oluşturan çizgi romanlar bazında sınırlandırılmıştır. Türk sinemasında mevcut zamanda benzer örneklere referans olabilecek bu uyarlamalarının anlatılarının değerlendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmada çizgi roman uyarlamalarının anlatı yapısını oluşturan çıkarımlar, anlatı yapısının sistematik analizi yapılarak elde edilen bulgularla birleştirilmiş, 293 sayfa olan çalışmada tüm çıkarımlardan genel bir netice ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Psikolojik gerilim filmlerinde post-modern bakış açısı
Postmodernizm, evrensel bir gerçek olarak konumlanan' büyük anlatılar' fikrine direnmiştir. Postmodernizmin merkezinin odak noktasının, öznel ve çeşitli deneyimlere öncelik vermek olduğu, dünyayı temsil etmenin geleneksel yollarının varsayımlarına ise karşı çıktığı söylenebilir. Postmodernizmin ilkeleri, yirminci yüzyılda filozofların, yazarların ve sanatçıların çalışmaları ile şekillenmiştir. Bilimsel literatürde tartışıldığı ve metin içerisinde film incelemelerinde yer verildiği üzere, post-modern sinemanın köklü temellere dayandığı ifade edilebilir. Bu sinema aynı zamanda yönetmenin kendine has kimliğinin olma niteliği ve Auteur kuramı bağlamındaki diğer gerekliliklerle bütünleşmektedir. Örneğin; ünlü sanatçı ve yönetmen David Lynch yönettiği birçok filmiyle küresel ölçekte üne kavuşan ve "Post- Modern'' sinemanın önemli yönetmenlerinden biri olarak görülmektedir. Post-modern sinema yalnızca Lynch sinemasıyla anılmamaktadır. Özellikle müzikal türünde de bazı önemli post-modern yapımlar bulunmakla beraber, tezde psikolojik gerilim filmlerinde post-modern anlatı yapısının çözümlemesi yapılmıştır. Belirtilen temalar ekseninde, bu çalışmada farklı ekollerde yer alan üç yönetmenin belli filmlerinin postmodern anlatılar çerçevesinde göstergebilimsel analizinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda sanat kavramından ve sanatın insan yaşamındaki yerinden başlanarak, sanat -postmodernizm ilişkisi ele alınmış, sinemada post-modern temalar işlenmiş ve sonrasında post-modern anlatı yapısı ve göstergebilimsel analiz ilişkisi çerçevesinde ilgili psikolojik gerilim filmleri çözümlenmiştir. Bu bağlamda göstergebilimsel analiz, ilgili çalışmanın yöntemini oluşturmaktadır. Post-modern öğeler çerçevesindeki veriler ise kavramsal çerçeveyi oluşturmuştur. İlgili filmlerin sahne-sekansları göstergebilimsel analizde gösteren-gösterilen kavram setleri üzerinden ve post-modern öğeler perspektifinden incelenmiştir. Bu duruma ek olarak; filmlerdeki alegorik anlatımlı durumlar da ilgili literatür bağlamında sıkça tartışılmıştır. Sonuç olarak bu çerçevede post-modern sinemanın önceki dönemlerden dolayısıyla klasik ekollerden ayrıldığı dönüm noktaları (yeni biçimlere) ilişkin olarak örneklemdeki filmler üzerinde bir sorgulama yapılmış ve çağdaş anlatının geleneksel anlatıdan farklı olarak refleksif (özdüşünümsel) ve etkileşimli yapı içinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Feminist eleştiri açısından kadın seyircinin Hıçkırık filmi özelinde melodramla ilişkisi
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜFEMİNİST ELEŞTİRİ AÇISINDAN KADIN SEYİRCİNİNHIÇKIRIK FİLMİ ÖZELİNDEMELODRAMLA İLİŞKİSİFunda CANSinema-Televizyon Anabilim DalıAnadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Şubat 2007Danışman: Yrd. Doç. Dr. N. Aysun YÜKSELBu çalışmada melodram türü filmlerin kadın seyirci için ne tür anlamlar barındırdığıkonusu feminist bir yaklaşımla ele alınmadan önce, melodram türü anlatılar, genelolarak, birçok boyutuyla, tarihsel ve kültürel arka plânıyla ve farklı kuramsalyaklaşımlar açısından betimlenmeye çalışılmıştır. Melodramların, ?aile kurumununonaylanması? merkezde olmak üzere, aşk ve evlilik temalarını işlemesi nedeniyle kadıntüketici kitleyle ilişkilendirildiği düşüncesi temel alınmıştır. Öncelikle, melodramlar, birkitle kültürü ürünü olarak ele alınmıştır. Daha sonra da genel olarak melodram türüanlatılarda, özelde de Yeşilçam melodramlarında, söz konusu temaların ne şekillerdeişlendiği feminist bir perspektifle yorumlanmaya çalışılmıştır.Melodramlarda merkezi öneme sahip olduğu düşünülen aile kurumunun onaylanmasıtemasının kadın seyirci açısından anlamları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Budüşünceden hareketle, aile kurumunun, toplumsal, ekonomik, siyasi dinamiklerine vekadının edilgen toplumsal konumundaki işlevine değinilmiştir. Aile temasıyla beraberanılması gereken romantik aşk konusu da ataerkil ideoloji bağlamında ele alınmıştır.Kadın seyircilerin Yeşilçam melodramlarıyla ilişkisi, 1965 yapımı Hıçkırık filmiüzerinden feminist bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Melodramları ilgiyletakip eden on kadın seyirciyle filmle ilgili görüşmeler yapılmış ve kadın seyircilerinverdikleri tepkiler ve yaptıkları yorumlar, ataerkil değerleri ne şekillerde onayladıklarınıya da bu değerlerle hangi noktalarda çatıştıklarını saptamak üzere değerlendirilmiştir.
Yıldız sistemi ve popüler kültür arasındaki ilişki Türkiye'nin süperstarı Ajda Pekkan örneği
Bu çalışma, popüler kültür ve yıldız sistemi arasındaki ilişkinin incelenmesinikapsamakta, yıldız sistemi ile popüler kültürü arasında bir bağ olduğu ileri sürülmektedir.Çalışmanın birinci bölümünde günümüzde anlam bozulmasına uğramış, kültür, pop,popüler kültür tanımları ele alınmaktadır. Popüler kültür kavramının başlangıcındangünümüze farklılaşan anlamını kavrayabilmek için kültür, pop ve popüler kavramlarınınaçıklığa kavuşturulması yararlıdır. Popüler kültürün kavram haline getirilişi, dayandığıtemeller, kitle kültürü, folk kültürü kavramları ve popüler kültür kavramı arasındaki ayrımlaraçıklanmakta, Türkiye'de popüler kültürün gelişim sürecine yer verilmektedir.Çalışmanın ikinci bölümünde popüler kültür kavramının, imge, ikon, meta ve tüketimkavramları ile ilişkisi, yıldızın tüketim içindeki yerine değinilmektedir. Popüler kültürürünlerinin yaratılması ve yayılmasına katkıda bulunduğu öne sürülen kitle iletişimaraçlarının tüketim ve popüler kültür ürünleri için araç olma süreci ortaya konmaktadır.Üçüncü bölüm, yıldız kavramı ve özelliklerinin, popüler kültür kavramı ile ilişkisinin veTürkiye'den yıldız örneği olan Ajda Pekkan'ın incelenmesinden oluşmaktadır. AjdaPekkan'ın yıldız olma süreci, Ses Dergilerinde hakkında çıkan haberler çerçevesindeincelenmektedir. Ajda Pekkan'ın yıldız olmanın dolayısıyla popüler kültürün kriterlerini neşekilde yerine getirdiği ortaya konmaktadır.
Ayşecik filmlerinde çocukluğun temsili
Türkiye'de 1960'lı yıllardan itibaren çekilmeye başlanan çocuk yıldızlı filmler, Türk sineması çalışmalarında Batı'dan ithal edilmiş bir furya olarak nitelendirilmiş, incelenmeye değer bulunmamıştır. Çocuk yıldızlı filmler, popüler sinemaya ilişkin özellikleri taşıması bakımından Batı sinemasıyla birlikte değerlendirilebilir, ancak bu filmleri Batı'daki örneklerin bir kopyası olarak değerlendirmek yetersizdir. Çocuk yıldızlı filmler Türkiye toplumundaki değişmeler çerçevesinde incelendiğinde, bu filmlerin kolektif bir duyguya seslendiği, bu nedenle çok sayıda izleyiciye ulaştığı görülebilir. Çocuk yıldızlı filmlerin en popüler karakteri olan Ayşecik, Türkiye toplumunun kolektif hafızasına güçlü bir imge olarak yerleşmiştir. Ayşecik hem çocuk hem yetişkin, hem yoksun hem de güçlü olabilen, başka bir deyişle, ikiliklerle temsil edilen bir karakterdir. Ayşecik'in karakterini inşa eden bu ikilikler, Türkiye toplumunun modernleşme sürecinde yaşadığı ?arada kalmışlık? duygusundan beslenmektedir. Türkiye modernleşmesinin Doğu-Batı ikiliğinden temellenen seçkinci karakteri, toplumun edebiyâtta, müzikte ve sinemada çocuk ya da çocuksu karakterlerle özdeşleşmesine neden olmaktadır. Türkiye toplumunun kolektif duygusu olan çocukluk, sinemada Ayşecik filmleriyle karşılığını bulmaktadır. iii
Antonioni'nin Macera, Gece ve Batan Güneş üçlemesi kapsamında sinemada yabancılaşma ve çağdaş anlatı ilişkisi
Sanatta oluşturulan yeni anlatım yollarının, değişen insan ve yaşam üzerine harcanan mesainin ürünleri olduğu söylenebilir. Yaşam ve ona bağlı olarak değişen insan gerçeği sanatta yeni biçimler aracılığıyla görünür kılınmaktadır. Ortaya çıkan her yeni biçim, çağının insanından ve yaşam koşullarından izler taşır.Modern çağda, insan ve yaşam gerçeğinin, büyük oranda, yabancılaşma olgusundan etkilendiği görülür. 20. yüzyıla gelindiğinde, eskinin güvenli ve huzurlu yaşamı, yerini, parçalanmış bir dünyaya bırakmıştır. Gelenekselleşmiş değerler anlamını kaybetmiş, hayatının merkezine koyacak bir şey bulamayan insan, benliğini yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Yaşam artık farklı bir şekilde duyumsanmaktadır. Bu şekilde değişen yaşam ve insan gerçeği, sanatta modernizmle birlikte yeni bakış açılarını ve yeni anlatım yollarının aranmasını da beraberinde getirmiştir.Sinemadaki çağdaş anlatı da, 20. yüzyılın yaşam ve insan gerçeğini ortaya koyan ve bu doğrultuda, sinemanın anlatım olanaklarının gelişmesini sağlayan bir film biçimidir. Sinemanın salt bir eğlence aracı olmak yerine, yaşanan insanlık durumunu gösteren bir düşün alanı da olabileceğini kanıtlayan çağdaş anlatı, 20. yüzyılın yabancılaşmayla yoğrulan insanlık gerçeğinin ifadesi şeklinde değerlendirilebilir. Sinemada klasikleşmiş konuların ve olay örgüsünün yıkıldığı çağdaş anlatı filmleri, bütünlüğünü ve anlamını yitiren dünyanın konturları üzerinde biçimlenmektedir.Bu çalışma ile, sinemada yabancılaşma ve çağdaş anlatı arasındaki ilişki, yabancılaşmanın doğrudan ele alındığı ve çok boyutlu olarak çağdaş anlatı ile biçim bulduğu, Michelangelo Antonioni'nin Macera, Gece ve Batan Güneş üçlemesi kapsamında irdelenmeye çalışılacaktır.
Türk sinemasında 1983-1991 yılları arasında çekilen filmlerde yeni orta sınıf habitusu
Türk sinemasının özel bir dönemi olarak nitelendirilebilecek 1983-1991 yıllarıarasındaki ?Bunalım Sineması?, 12 Eylül ihtilalinden sonra Türkiye'deki apolitikve kırılgan atmosferin bir ürünüdür. Dünya kapitalizmindeki neo-liberaldönüsümden etkilenen ve 12 Eylül darbesiyle bu yapıya hızla eklemlenenTürkiye, tüketim toplumu olma yolunda ilk adımını yine bu yıllarda atmıstır. Budönüsüm, yeni sektörlerin ortaya çıkmasına neden olduğu gibi ?yeni kültüraracıları? diye de ifade edilen yeni orta sınıfın ortaya çıkmasına olanak vermistir.Kendini diğer sınıflardan ayırma mekanizması olarak kullandığı göstergeler,tüketim toplumunun statü göstergeleri ve yasam tarzı kalıpları ile birebir uyustuğuiçin, habituslarını belirlemek yeni orta sınıfın analizi için atılan ilk adım olmustur.Yeni orta sınıfın dünya ve Türkiye bağlamındaki görüngüleri ele alınarak, busınıfın habitus haritası çıkarılmıstır. Haritayı sematize etmek için belli temalarolusturulmustur. Genel olarak yeni orta sınıfın özgül yasam tarzını belirleyen butemalar, göstergelerde aranmıs ve filmlerdeki göstergelere göre verilerolusturulmustur. Bu veriler ise, yine sınıf, statü, habitus ve yasam tarzı kavramlarıbağlamında niteliksel olarak yorumlanmıstır. Elestirel kuramlarlatemellendirilecek olan ekonomik ve kültürel değisimi ele alan çalısma, tüketimtoplumunun ortaya çıkardığı insan tipini tanımlamak adına derinlemesine birçalısma olmayı amaçlamaktadır. Tüketim toplumunda sadece emeğinsömürülmesi değil, kültürün, insani değerlerin sömürülmesi ve küresellesmesonucunda ortaya çıkan karakterlerin standartlasması gibi olumsuz etkileri de olanbu toplum biçimi, birçok disiplin tarafından ele alındığı takdirde bütünlüklü birsekilde anlasılmıs olacaktır. Bu noktada yedinci sanat sinema ürünlerinintoplumsal yönleriyle ele alınarak tüketim toplumunun mikro ve makro ölçektesonuçlarının bulunmasında bir araç olarak kullanılabileceği düsünülmektedir.
Sinemada gerçeküstücülük ve Man Ray filmleri
Birinci Dünya Savaşı sonrası toplumların içinde bulunduğu kültürel ve akılsal buhrana bir isyan olarak ortaya çıkan dadaizm ve sonrasında oluşan gerçeküstücülük akımları modernitenin ve modernist sanat akımlarının bir sonucudur. 1896 yılında ortaya çıkan sinemanın keşfinden sonra bazı gerçeküstücü sanatçılar sinemanın emekleme döneminde kendilerini bu yolla ifade etmeye çalışmışlardır. Gerçeküstücülüğün kendisini sinema aracılığıyla ifade eden ilk modernist sanat akım olması akımın sinema tarihindeki önemini ortaya koyar. Amerikalı dadaist fotoğraf sanatçısı Man Ray ise gerçeküstücülüğün merkezi olan Paris'e gelerek burada çektiği dört filmle dada ruhuna bağlı gerçeküstücü anlayışını ortaya koymaya çalışmıştır. Bu çalışmanın amacı Man Ray'in gerçeküstücülüğün en etkili olduğu dönemde yaptığı filmleri gerçeküstücü sinemanın özellikleri açısından incelemektir.
Televizyon program türlerinde melezleşmenin yarışma programları bağlamında incelenmesi: Var mısın yokmusun
Televizyonun akışı, programların anlatı yapısı, türü, türlerin gelenekleri, formatı gibi televizyon yayıncılığı ve içeriğiyle ilgili kavramlar toplumsal, teknolojik gelişmelere koşut olarak değişirler. Bu çalışma kapsamında ele alınan televizyon program türlerinde melezleşme kavramı da bu değişimin bir sonucudur. Melezleşmenin görüldüğü televizyon program türlerinden biri de yarışmalardır. Son yıllarda sayıları artan yarışma programları; farklı formatlardaki içerik ve sunuşlarıyla hem yüksek izlenme oranlarına sahip hem de en çok reklam alan türler arasındadır. Bu duruma paralel olarak 2000'li yıllarda yayınlanan televizyon yarışma programlarının arasında tür gelenekleri bakımından birden fazla türü içinde barındıran örnekleri dikkat çekicidir. `Var mısın Yok musun' programı da birden fazla türün geleneğini barındıran bir yarışma programıdır. Bu çalışmada 2008 yılında yayınlanan `Var mısın Yok musun' programı nitel durum analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu inceleme, `Var mısın Yok musun' programının yarışma türünün geleneklerini ne derece yansıttığını ve diğer hangi türlerin geleneklerini barındırdığının araştırılmasını içermektedir.
Nuri Bilge Ceylan sinemasında yabancılaşma teması üzerine bir inceleme
Türk sinema tarihinde, kısa sürede az sayıda eser vermiş olmasına karşın, önemli bir yer edinmiş olan Nuri Bilge Ceylan, kendi sinema dilini oluşturmuş, auteur olarak adlandırılabilinecek bir yönetmendir. Aldığı sayısız ödülle bu başarısını somutlaştırmış olan yönetmenin sinemasını anlamak için, filmlerinde sıklıkla yer verdiği yabancılaşma temasının incelenmesinin önem taşıdığı söylenebilir. Bu amaç doğrultusunda başlanılan çalışmada yabancılaşma kuramının tarihsel gelişimine yer verilmiş, Türkiye'nin toplumsal özellikleri ve Türk sinemasına değinilmiştir. Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde yabancılaşma öğelerini tespit edebilmek için yönetmenin sinema filmlerinden Kasaba (1997), Mayıs Sıkıntısı (1999), Uzak (2002) ve İklimler (2006), analiz edilmiş; senaryo ve yönetmenin sinema dilinin bu temayı ne şekilde ortaya koyduğu saptanmaya çalışılmıştır.
Televizyon haberlerinde milli kimliğin yeniden üretimi: Davos krizi örneği
Modern dünyanın devlet örgütlenmesi biçimi olan ulus-devletin kuruluş aşamasında, ulus-devlet ve milli kimlik inşa süreci yaşanır. Ulus-devlet kurulduktan sonra milli kimlik ve ulus-devlet inşası son bulmaz. Sürekli olarak, farklı yollarla kendini yeniden üretir ve bir ulus-devlet yapılanması olduğunu yeniden yeniden hatırlatır. Kitle iletişim araçları, bu yeniden üretici ve hatırlatıcılardan birisidir. Yirminci yüzyıl ileri kapitalizminde, kültürel ve siyasal alanda belirleyici olan kitle iletişim araçları sürekli olarak anlam, pratik ve değerler inşa eder. Türkiye Cumhuriyeti de aynı süreçler içinden geçerek, sürekli olarak farklı milliyetçilik görünümlerini yansıtarak yeniden kurulmaya devam etmektedir. Çalışma, 2009 yılı Dünya Ekonomik Forumu'nda, moderatör David Ignatius, Şimon Peres ve Recep Tayyip Erdoğan üçgeni arasında yaşanan gerilimi konu edinmektedir. `Davos Krizi' olarak anılan bu olayın haber bültenlerine yansıması ele alınarak, haberlerin ulus-devletin yeniden inşası ve milli kimliğin üretimi sürecinde nasıl söylemler yapılandırdığı, nasıl bir kimlik kurduğu incelenmiştir. Olayın haber bültenlerinde yer almaya başladığı 30 Ocak 2009 günü ve izleyen bir hafta, izlenme oranları ve sahiplik yapıları göz önünde bulundurularak örnekleme dâhil edilmiş, 5 kanalın, Kanal D, ATV, Show TV, NTV ve TRT'nin haber bültenleri söylem analizi metoduyla incelenmiştir. Elde edilen veriler sonucu, milli kimliğin, Davos Krizi'ni konu edinen haber bültenlerinde sürekli olarak farklı biçimlerde yeniden inşa edildiği görülmüş, milliyetçiliğin birçok türünün birbirine eklemlendiği saptanmış ve AKP iktidarıyla yeni-Osmanlıcılık söylemini içeren bir milli kimlik kurgusu üretildiği belirlenmiştir.
Türkiye'de medya okuryazarlığı ve öğretim materyalleri 2014 yılı medya okuryazarlığı materyalinin incelenmesi
20. yüzyılda başlayan ve halen devam eden, kitle iletişim araçları ve bireysel kullanılan iletişim araçlarındaki değişimler ve gelişmeler söz konusu bu araçların kullanımını yaygınlaşmıştır. İletişim teknolojilerindeki bu değişim ve gelişimler içerik sorununu da beraberinde getirmiştir. Bu durum "enformasyon" bolluğuna yol açmıştır. Böyle bir ortam, bireyin gerekli enformasyona ulaşarak, bilgi sahibi olabilmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Medya, ürünlerinin talep görmesi ve daha çok alıcıya ulaşması için kendine özgü yöntemlerle izleyicisini etkilemeye çalışır. Bu durumda bireyin içinde bulunduğu medya ortamında maruz kaldığı medya mesajlarının farkında olması gerekmektedir. Söz konusu bu farkındalığın oluşmasını ise bireyin "medya okuryazarı" olması ile sağlanabilir. Medya okuryazarlığı gelişmiş ülkelerin birçoğunda resmi izlencede zorunlu ders olarak okutulmaktadır. Türkiye'de Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)'nun 2004 yılında ortaya koyduğu öneri ile medya okuryazarlığı dersi 2006 yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayı ile ortaöğretim okullarında seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada Dünya'da ve Türkiye'de medya okuryazarlığının durumu alan yazın taraması yapılarak incelenmiştir. Doküman incelemesi yöntemiyle 2014 yılında basılan "Medya Okuryazarlığı Öğretim Materyali (2014)"nin tekil taraması yapılarak içeriği analiz edilmiştir.
2000'li yılların politik ikliminde Türk sineması
Bu çalışma, 2000'li yılların politik ikliminde Türkiye'de ortaya çıkan ekonomik, kültürel ve sosyal gelişmelerin, ideoloji bağlamında, Türk sinemasına nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Buna göre, 2000'lerde uygulanan politikaların getirisi olarak Türk toplumunun deneyimlediği değişimlerin ve gelişmelerin söz konusu yıllarda üretilen filmler arasından seçilmiş Türk film örneklerinde ne şekilde karşılık bulduğuna odaklanılmıştır. Yapılan alan çalışmaları ile 2000'li yıllar Türkiye iç politikasındaki erk çatışmaları Şerif Mardin'in ortaya koyduğu "merkez-çevre" kavramları ışığında açıklanmış, Fransız toplumbilimci Pierre Bourdieu'nün "alan" ve "sermaye" kavramları ile yaşanan gelişmeler tartışılmıştır. Çok sayıda filmin üretildiği 2000'lerde örnekleme alınan filmler, filmin yönetmenlerinin ilk filmleri olmasına bağlı olarak amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Bulgular ve Yorum kısmında ise örnekleme alınan Çekmeköy Underground, Zerre, Babamın Sesi, Zenne ve Çoğunluk filmlerinde Bourdieu'nün üç sermaye tipi olarak ortaya koyduğu "ekonomik", "kültürel" ve "sosyal" sermayeler ışığında, ideolojik ve sosyolojik eleştiri yöntemleri kullanılarak 2000'deki gelişmelerin izleri seçilen filmlerde aranmıştır. Anahtar Kelimeler: İdeoloji, Merkez-Çevre, Alan, Sermaye, Türk sineması
Türk sinemasında 1960-1980 yılları arasında çizgi roman uyarlaması fantastik filmlerde erkek kahraman temsili
Bu çalışma, Türk sinemasında "fantastik" olarak geçen ve 1960 ila 1980 yılları arasında çekilmiş çizgi roman uyarlaması filmlerde yer alan erkek kahramanların temsilini ortaya koymaktadır. Buna göre, erkekliği oluşturan değerler ekseninde, çizgi romanlarda görülen kahraman göstereni ile bu çizgi romanların Türk sinemasındaki uyarlamalarında kahramanın görev zincirinin nasıl kurulduğuna odaklanılmıştır. Yapılan alan çalışmaları ile "fantastik", "erkeklik" gibi kavramlar açıklanmış ve çizgi roman'ın dünya'daki ve Türkiye'deki gelişimi anlatılmıştır. Bu kapsamda örnekleme alınan Karaoğlan, Malkoçoğlu ve Süpermen çizgi romanlarının erişilebilen en eski sayıları okunup "erkeklik" değerleri ortaya konulmuştur. Yöntem kısmında ise yapısalcı çözümleme ve Joseph Campbell'ın monomit kavramı açıklanmıştır. Bulgular ve Yorum kısmında ise örnekleme alınan filmler, monomit kavramına göre analiz edilmiştir. 1960-1980 yılları arasında çekilen fantastik filmlerin sayıca fazlalığından ve birçoğunun kopyalarına erişmenin güçlüğünden ötürü, amaçlı örnekleme tercih edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çizgi Roman, Fantastik, Kahraman, Monomit, Erkeklik
Bir düşünce makinesi: Harun Farocki sineması ve video-deneme pratiği
'Kurmaca' ve 'kurmaca olmayan' nitelemeleri sinematografik üretimin başlangıcından beri var olan geleneksel bir ayrıma dayanır. Fakat film sanatının evrimi içerisinde bu ayrımın işlevsizleştiği dönemler de vardır. Modern sinemada zaman-imajın belirişleri veya belgesel sinemanın temsiliyet krizini aşan yeni öznellik deneyimleri gibi. Tarihsel gelişimi içinde belgesel sinemanın evrildiği çağdaş formlardan biri video-deneme filmler olarak adlandırılır. Bu pratiği sinemanın başlangıcına referanslandırmak mümkün olsa da, konu hakkındaki video ile ilgili akademik tartışmalar görece oldukça yenidir. Bunun sebepleri, hem görüntü teknolojisindeki değişimlerin niteliği, hem de kültürel dönüşümlerin güncel ivmesiyle ilişkilendirilebilir. Bununla birlikte, temsil ötesi imaj kullanımı veya post-yapısal öznellik gibi kimi nitelikleriyle video-denemeler, geleneksel anlayışla tanımlanmış belgesel sinemanın sınırları içinde muğlaklaşır ve bu sınırları zorlar. Bugün bir video-denemeci olarak anılan Harun Farocki, kendine özgü film yapış biçimini uzun yıllar tutarlılıkla sürdürmüş olan bir sinemacıdır. Filmleri, video-denemelerin güncel tartışmalarında tespit edilen özelliklerine sahip birer 'meta-sinema' örnekleridir. Dolayısıyla, güncel bu film formuna dair muğlak tanımları belirginleştirmek için Farocki sinemasından yararlanmak mümkün olabilir. Farocki filmlerinin yapısında yaşam-film, imaj-temsiliyet, arşiv-bellek gibi gerilimler sürekli gözlemlenebilir ve bu sinemanın kolektif bir düşünüş eylemi olarak kabul edilişi ile delillerini sinema kültüründe bulan Gilles Deleuze'ün kavramsal üretimi arasında bir kesişim mümkün olabilir. Çünkü Deleuze görselliği düşünmek yerine, düşünmenin görselliği önerir. Tıpkı gerçekliğin sineması yerine sinemanın gerçekliğini arayışında olduğu gibi. Dolayısıyla bu tercih, çalışma için geleneksel sinema kuramlarından çok daha zengin bir perspektif vadeder. Bu anlamda, Farocki filmlerinin sinematografik olma zorunluluğuyla beliren kolektif bir düşünüş olarak ele alınışı ile çalışmanın doğası ontolojik açıdan ilişkilidir. Temsil ötesi, düşünümselliğiyle kendine referanslı zihinsel bir faaliyet olan video-deneme pratiğini tanımlamaya yarayacak ilkelere ulaşmak, ancak kendi çözüm yolunu problemin nesnesine içkin olarak yapılandıran bir çalışma ile mümkün olabilir. Bu doğrultuda, Farocki sineması üzerinden video-denemelere dair ilkeler, verilerini görsel olarak sunan bu çözümle, düşünme eyleminin doğası içinde ve herhangi bir normatif söyleme başvurmadan elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Harun Farocki, video-deneme, belgesel, hareket-imaj, zaman-imaj, aktüel, sanal, temsil.
İdeolojiye "Yamuk bakmak": Skyfall filminin söylem analizi
Sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımlar, her iki kavrama atfedilen anlamlara göre çeşitlilik gösterir. Marksist yaklaşımlardaki hakim paradigmada "ideoloji" kavramı, "yanlış bilinç" olarak ele alınan ve "gerçeği çarpıtıcı" rolüne vurgu yapılan bir kavramdır. Sinema ise büyük ölçüde, bu işleyiş zemininde, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak ele alınır. "İdeoloji" ve "sinema" kavramları, verili olarak bu anlayışla ele alındığında, sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımların da inceleme yönü tayin edilmiş olur. Her ne kadar ideolojinin "yanlış bilinç" olarak ele alınması, Marksist yaklaşımları temel alsa da, Slavoj Žižek, yine Marksist yöntem içinde kalarak, fakat "yanlış bilinç" anlayışını redderek, ideolojinin "gerçeğe yaklaştırma" potansiyeline vurgu yapar. Žižek aynı zamanda sinemayı da, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak değil, toplumsal bir "fantezi alanı" olarak görür. Žižek'in bu yaklaşımı temel alındığında, sinema-ideoloji ilişkisinin tekrar ele alınması da bu ilişkide ideolojinin işlevini ve yönünü tartışmaya açabilir. Bu çalışmada, Slavoj Žižek'in ideolojiye olan yaklaşımı temel alınarak, sinemaideoloji ilişkisi ele alınmıştır. Bu yaklaşım altında bir ideolojik çözümleme örneği olarak, Skyfall (Mendes, 2012) filmi eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Bunu yaparken, Skyfall filminde aranacak olan ideolojik öğeler, "yanlış bilinç" kavrayışının sınırlarının dışında değerlendirilmiştir. Žižek, ideoloji yaklaşımında Jacques Lacan'ın psikanalitik öğelerinden yararlandığı için çözümleme sırasında da benzer bir destek kullanılmıştır. Böylece Skyfall filmi üzerinden, Žižek'in ideoloji yaklaşımı çerçevesinde, sinema-ideoloji ilişkisine dair bir yaklaşım sağlanmaya çalışılmıştır.
Küreyerel fotoğrafa özdüşünümsel bir yaklaşım: Bir sosyal medya tasarımı
Küresel ve yerel durumların iç içe geçtiği sosyo-kültürel, teknolojik ve sanatsal değişimler bağlamında, herhangi bir fotoğraf çalışmasının, nasıl anlamlandırılması gerektiği sorgulanabilir. Bu sorudan yolan çıkan bu çalışma, Gillian Rose'un (2012) eleştirel görsel yöntembiliminin ve Pierre Bourdieu'nun (2010: 36) özdüşünümsel yaklaşımının, söz edilen bağlamda, fotoğraf değerlendirmesini ne ölçüde karşılayacağını araştırmayı amaçlamaktadır. Bu iki yaklaşımın kapsayıcılığı, bu çalışma için tasarlanmış olan Web sitesi üzerinde gerçekleştirilen bir durum çalışması üzerinden araştırılmıştır. Rose'un (2012) değerlendirme soruları doğrultusunda, bir grup fotoğrafçının, eleştirmenin ve izleyenin katılımcıları oluşturması plânlanmıştır. Araştırmada, katılımcıların Web sitesi üzerindeki faaliyetlerine yönelik yarı katılımcı gözlem ve katılımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler, veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. İki dönemin değerlendirmeleri karşılaştırıldığında, bir fotoğrafın "bağlam"ının bilinmesinin, önemli temalardan biri olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Belirtilen yöntembilimin ve yaklaşımın uygulanması, eleştiri sürecinde, bir fotoğrafın toplumsal, teknolojik, estetik bağlamının ve eleştirmenlerin, izleyenlerin ve araştırmacının özdüşünümsel değerlendirmelerinin önemini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma üzerinden, fotoğraf eleştirisi ölçütlerine dair önemli konular ve fotoğrafçıların, izleyicilerin, eleştirmenlerin ve araştırmacının kişisel ve toplumsal altyapılarıyla ilişkili olan eğilimlerinin (habituslarının) fotoğraf üretim ve değerlendirme sürecine etkileri tespit edilmiştir.
Michael Haneke sinemasında suç temasının simülasyon kuramı ile ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirilmesi
Televizyon için çektiği filmler ve serilerle birlikte yirminin üzerinde sinemasal yapıta imza atmış olan Michael Haneke, bu yapıtların büyük bir bölümünün senaryosunu da kendisi yazmış olan, auteur olarak adlandırılabilecek bir yönetmendir. Aldığı ve aday gösterildiği pek çok ödül, onun toplum analizinin başarısını kanıtlar niteliktedir. Filmlerinde sıkça karşılaşılan 'suç'un, 'suçlu olma/suçluluk' teması içinde ele alınıp tartışılmasının, yönetmenin özellikle geç kapitalist burjuva toplumu analizini anlayabilmek açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Yaşadığı toplumla ve hatta aile içindeki biçimsel bağlarıyla, kendi kendine de yabancılaşmış olan geç burjuva bireylerin, kendilerini içinde buldukları suç, suçluluk ve şiddet içeren olayların anlatıldığı filmlerin analizini yapabilmek için bu çalışmada en uygun bulunan kuram olan simülasyon yaklaşımının odaklarına yer verilmiş, Avrupa'nın Soğuk Savaş'tan itibaren modern toplumsal tarihi, suç kavramıyla ilişkileri, dönemin önemli düşünürlerinin yaklaşımları ve Avrupa sinemasından örnekler hakkında bilgi verilmiştir. Suç ve suçluluk kavramlarının, Jean Baudrillard tarafından 1970'lerin sonlarında ortaya konan Simülasyon Kuramı ile ilişkilerinin, Michael Haneke filmlerinde ortaya çıkış biçimlerini anlayabilmek adına yönetmenin Benny's Video (1992), 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994), Funny Games (1997), Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages (2000) ve Caché (2005) filmleri bu çalışmada analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, simülakr, gerçeklik, hiper gerçeklik, burjuva, suç,suçluluk, yabancılaşma, sosyolojik eleştiri, postmodern, yapı söküm
Türk sinemasında şiddet: 2002-2012 yılları arasında gişe hasılatı yapan beş filmdeki şiddet öğeleri üzerine bir araştrıma
Şiddet, bilinen en eski tarihten beri insanlığın ve kültürün bir parçası olmuştur. Tanımı ve anlamı toplumlara ve dönemlere göre farklılıklar göstermesine rağmen, bugün hala toplumlar ve bireyler şiddeti problem çözme aracı olarak kullanmaktadır. Kültürün bir parçası olması sonucunda, şiddetin resim, edebiyat, müzik ve sinema yapıtları üzerinde güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Şiddet ve şiddetin kullanımı, içinde bulunduğu yapıtın amaçları doğrultusunda şekillenmektedir. Bu çalışma, yüksek gişe hasılatı yapan filmlerde yer alan şiddet eylemlerini, şiddet eylemlerinin türlerini ve şiddetin kullanım amacını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle incelenen filmlere içerik çözümlemesi yapılarak sahip oldukları şiddet içeriklerinin türleri ve kullanım sıklıkları ortaya çıkarılmıştır, bulunan şiddet eylemlerinin işlevi incelenmiştir. Anahtar kelimler: Sinema, Şiddet, Şiddetin Türleri, Yüksek Gişe Hasılatı Yapan Filmler, Frekans Analizi.
2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin yeniden inşası
Kimlik, sürekli olarak hareket halinde olan ve biz/onlar karşıtlığı içerisinde bir öteki yaratılarak oluşturulan bir yapıyı ifade etmektedir. Milli kimlik de aynı şekilde bir kez oluşturulup bırakılan bir yapı olmayıp sürekli olarak yeniden inşa edilmektedir. Gündelik yaşam içerisinde hayatın tüm alanını kapsayan kitle iletişim araçları "kimlik hatırlatıcıları" olarak işlev görmektedirler. Bu özelliğinden dolayı kitle iletişim araçları ve özelde sinema milli kimliğin sürekli olarak üretiminde ve yeniden üretiminde etkin bir role sahiptirler. Kültürel alan hegemonik bir mücadele alanını ifade ettiğinden milliyetçilik olgusu da kültürel alanda kendisini bir mücadele içerisinde bulmaktadır. Tarihin yeniden inşa edildiği ve bu inşada bugünün egemen temsillerinin etkili olduğu popüler kültür ürünlerinden olan tarihi filmlerde de bu mücadele yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin ne şekilde yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktır. Araştırma amacını ortaya koymak için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Çalışma evrenini, 2000 sonrası Türk sinemasında yapılmış olan tarihi filmler oluşturmaktadır. Örneklemi ise amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 120, Fetih 1453, Çanakkale 1915, Taş Mektep ve Çanakkale Yolun Sonu olmak üzere beş film oluşturmaktadır. Örneklem olarak belirlenen filmler, "biz/onlar tanımlamaları ve özellikleri", "biz/onları belirginleştiren simge ve semboller", "kahramanlık ve zaferlerle biz/onların kuruluşu", "değerlerle biz/onların kuruluşu" ve "milli kimliğin inşasında kullanılan simge ve semboller" olmak üzere beş kategoride betimsel analizle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Milli Kimlik, Tarihi Film, Türk Sineması, 2000 Sonrası.
Quentin Tarantino sinemasında postmodern kavramlar
Modernlikten bir kopuş olarak değerlendirilen postmodernizm, 1980'lerden itibaren modernizm serüveninin bir parçası olan filmlerde karşılık bulmaya başlamıştır. Bu çalışma, postmodernizmin Quentin Tarantino filmlerine nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda postmodernizmi tanımlamak için kullanılan zaman ve mekân deneyiminde değişikler, temsilin reddi, öznenin tahribi, parçalanma, belirlenemezlik, evrensel doğrulara olan inancın yitirmesi, şizofreni, metinlerarasılık, yüzeysellik, pastiş, nostalji gibi kavramlarının Tarantino filmlerinde ne ölçüde karşılık bulduğu araştırılmıştır. Filmlerde yer alan postmodern kavramlar ortaya konmakla beraber modern sinemanın birçok özelliğinin de devam ettiği görülmüştür. Bu nedenle filmlerin postmodern bir kopuş içerisinde olmasından ziyade postmodern unsurlar taşıyan bir yapıya sahip olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Pastiş, Nostalji, Metinlerarasılık, Yüzeysellik
Anton Çehov öykücülüğündeki yabancılaşma imgesinin Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki dönüşümü
Sanatın farklı dalları ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana alışveriş içinde olmuşlardır. Bu etkileşim, sanatların günümüzde aldıkları şeklin belirleyici unsurlarından biridir. Sinema da, yapısının el verdiği ölçüde, diğer sanatların anlatılarından, anlatım olanaklarından ve tekniklerinden yararlanmıştır. Gerek sözlü gerek yazılı olsun, mirası insanlık kadar eski olan edebiyat, sanatların en gencini besleyen, büyüten ve değiştiren kaynakların başında gelmektedir. Edebi eserlerin uyarlamalar aracılığıyla perdeye taşınması, sinemanın ilk günlerinde başlayan, artarak devam eden ve günümüzde de popülerliğini yitirmeyen bir yöntemdir. Dünya edebiyatında sayısız yapıt, aslına sadık kalınarak ya da sinemanın gerekleri doğrultusunda dönüştürülerek filme aktarılmıştır. Edebi eserin büyük ölçüde hazır bir senaryo sunması ve bilinirliğinden ötürü belirli bir gişe başarısı vadetmesi, sinemacıların bu yola başvurmasının başlıca nedenleridir. Ancak zamanla kimi yönetmenler için uyarlama çok daha bireysel bir süreç haline gelmiş, etkisi altında kalınan roman ya da öykünün, gücünden bir şey yitirmeden filme aktarılabilmesi düşüncesi öne çıkmıştır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Gerek yerli, gerek yabancı yazarların eserlerinden uyarlamalar yapan yönetmenler sinema tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır. Rus yazar Anton Çehov'un öykülerini filmlerine taşıyan Nuri Bilge Ceylan bu isimlerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Anton Çehov, Nuri Bilge Ceylan, Uyarlama, Yabancılaşma
2000 sonrası Türkiye sinemasında queer imkanlar: Benim Çocuğum, Zenne ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz üzerine bir çözümleme
Queer kuram ve beraberinde gelişen tartışmalar özellikle 2000'lerden bu yana Türkiye'deki ilgili akademik ve aktivist çevreler üzerinde etkili olmakta, bir yandan kuramın uluslararası düzeydeki tartışma seyri diğer yandan Türkiye özelinde ortaya konan yeni soru ve saptamaların açtığı yol kuramın zenginleşmesini sağlamaktadır. Sinema alanında ise "Türkiye queer sineması" olarak adlandırılabilecek bir yönetmenler ve yapımlar topluluğu ya da akımdan söz edilememekle birlikte Türkiye sineması queer karakterleri, sahneleri, "an"ları ve müdahaleleri barındıran, queer okumalara açık bir alan olarak ele alınabilir. Bu noktadan yola çıkan tez, 2000 sonrası Türkiye sineması içerisinde yer alan ve queer okumalara imkân verdiği düşünülen örneklem filmlerinin çözümlenmesi yolu ile Türkiye'de yakın dönem queer sinemanın olanaklarını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda filmler karakterler, ilişkiler, sahneler ve anlatı yapısı üzerinden queer bir okumaya tabi tutulmuş, queer kuramın problematize ettiği konular bir yandan "queer sinema" olarak adlandırılan evrensel örnekler diğer yandan da Türkiye sineması ve Türkiye LGBTİ aktivizminin öznel koşulları çerçevesinde filmler ile birlikte düşünülmeye çalışılmıştır. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsellik, arzu, haz, özdeşleşme, normatiflik gibi kavramlar çalışmada rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Queer, Türkiye Sineması, Queer Kuram
Peri masallarının yakın dönem fantastik Hollywood sinemasındaki metinlerarası anlatı yapısı
Bu çalışma, yakın dönem Hollywood sinemasında yeniden çekilen peri masalı uyarlamalarındaki anlatı biçeminin nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Metinlerarası anlatı yöntemleri ve imgelerinin, yeniden uyarlanan peri masallarındaki kullanımı irdelenerek ve farklılaşma sürecindeki etkileri üzerinde durularak yöntemlerin ve imgelerin, nasıl kullanıldığına odaklanılmıştır. Çalışmada öncelikle fantastik, peri masalları, metinlerarasılık, postmodernizm gibi kavramlar açıklanmıştır. Örnekleme alınan filmlerin, uyarlandığı özgün masallar Greimas'ın Anlatı Çizgesi modeline göre çözümlenmiştir. Ardından, örnekleme alınan filmlerde, metinlerarası süreçten geçen anlatıların, olay örgülerini nasıl çeşitlendirdiği, karakterlerin nasıl dönüştüğü ve farklılaşma sürecinde metinlerarası anlatı yöntemlerin ve imgelerin nasıl kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde, edinilen bilgiler doğrultusunda, yeniden uyarlanan peri masallarında farklılaşan noktaların neler olduğu ve bu farklılaşma sürecine nelerin sebep olduğu üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece, Hollywood sinemasının yakın dönemde peri masalı metinlerini nasıl ele aldığına ilişkin değiniler belirtilmiştir. Anahtar kelimeler: Fantastik, Peri Masalları, Anlatı, Hollywood Sineması, Metinlerarasılık, Postmodernizm
Süperkahraman filmlerinde modernite ve postmodernite ilişkisinin ikili karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmesi
İlk defa ortaya çıktıkları tarihsel dönemler, dünyaya bakışları ve yaptıkları seçimlerle modernitenin birer ürünü ve örneği olan süperkahramanlar, popüler sinema aracılığıyla günümüzün postmodern dünyasına taşınmıştır. Sinema, gerek bir sanat, gerekse bir anlatı biçimi olarak her zaman toplumsal, kültürel ve ideolojik süreçlerle bir arada bulunmuş, özellikle popüler sinema filmleri araştırmacıya verili bir çağa bakmanın, onu anlamanın ve çözümlemenin farklı ve yaratıcı bir yolunu sunmuştur. Popüler sinemada süperkahramanlar ve bu süperkahramanların çevreleriyle olan ilişkilerinin modernite ve postmoderniteyle bağlantılı olarak hangi değerleri, ya da bu değerlerde yaşanan hangi değişim ve dönüşümleri temsil ettiklerinin ortaya konulmasını amaçlayan bu çalışma kapsamında, Batman Begins (2005), The Dark Knight (2008), The Dark Knight Rises (2012), Captain America: The First Avenger (2011), Captain America: The Winter Soldier (2014) ve Man of Steel (2013) filmleri, Lévi-Strauss'un İkili Karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çözümleme sonucunda ulaşılan ikili karşıtlıklar bağlamında, süperkahramanların temsil ettiği modernite; seçim, özgür irade, düzen, denge, kontrol, üstün insan, adalet, inanç, gerçek, inşa, eski ve umut kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkarken, postmodernite ise; kader, kaos ve kontrol kaybı, yozlaşmış hukuk sistemleri, inanç kaybı, yalan ya da korku, yapıbozumu, yeni, çaresizlik ve yıkım kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmış, filmlerde bilhassa modern inşa ve postmodern yapısökümü arasındaki ilişki yoğun biçimde gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Modernite, Postmodernite, Süperkahramanlar, İkili Karşıtlıklar
Türk sinemasında baba temsili
Bu araştırmada, erkekliğin önemli bir dönüm noktası ve erkeklik performanslarının tamamlandığının bir kanıtı olarak varsayılan babalık kurumunun Türk sinemasındaki temsil şifreleri çözümlenmiştir. Türk sinemasında babalığı yeniden üreten temel unsurların neler olduğu noktasından hareketle, örneklem içerisine dahil edilen filmlerde babalığın temsil ediliş biçimlerinin nasıl gerçekleştiği, babalığa dair temsil kodlarının nasıl işlerlik gösterdiğinin araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ayrıca, Türk toplumunun kültürel yapısındaki baba figürü ile Türk sinemasında babalığa dair sunulan temsiller arasında nasıl bir ilişkinin var olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmada, Delphi Tekniği kullanılarak geliştirilmiş olan veri toplama aracındaki parametrelerin her birinin örneklem içerisine dahil edilen filmlere yöneltilmiştir. Elde edilen veriler NVİVO 11 Plus nitel araştırma programı yardımı ile kodlar, kategoriler ve temalar halinde düzenlenerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların Türk sinemasında babalığın temsil ediliş biçimleri konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Ayrıca sinemadaki temsillerin çözümlenmesinde yeni bir yöntem önermesi açısından faydalı olacağı umulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Türk Sineması, Babalık, Temsil, Delphi Tekniği, Sinemada Nitel Çözümleme.
Futbolda eril söylem ve bunun televizyon futbol tartışma programlarına yansıması: Yenilsen de Yensen de ve Beyaz Futbol örnekleri
"Futbolda eril söylem ve bunun Türkiye'deki futbol tartışma programlarına yansıması: Yenilsen de yensen de ve Beyaz futbol örnekleri" konulu Yüksek Lisans tez çalışmasında, erkekliğin inşasının ve kullanımının sporun en popüler dalı olan futbol'da nasıl geliştiği incelenmiştir. Futbol maçları öncesi veya sonrasında yayın yapan futbol tartışma programlarının, erkekliğin inşasına olan "desteği" bu çalışmada ele alınmıştır. Spor ve beden arasındaki ilişki sonucu kadının, erkeğin gerisinde kalması ve bu duruma spor programlarının etkisi incelenmiştir. Televizyonun, futbolu ilgi odağına almasıyla birlikte toplumdaki eril dilin futbola ve bu çalışmanın da ilgi odağı olan futbol tartışma programlarına yansıması ve çeşitli gelişmelerle birlikte kadınların da artık futbolda var olma mücadelesi bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Futbol, Futbol Tartışma Programları, Eril Söylem, Toplumsal Cinsiyet,Televizyon
Sinemaya sinemayla bakmak: Devrim sonrası İran sinemasında düşünümsellik
Sinema, ilk yıllarından bu yana bir eğlence aracı olmanın yanında; bir ifade aracı, gerçeğin aynası, sanat dalı, propaganda aygıtı gibi pratiklere hizmet etmiştir. Tüm bu pratiklere hizmet ederken de bir olayı, bir insanı, bir derdi, bir bunalımı, bir aşkı, bir ayrılığı veya bir gerçeği ele alarak konu edindiğini nesnesi haline getirmiştir. Ancak bazı durumlarda sinema, kamerayı kendine, yani özneye de çevirmeyi bilmiştir. Başka bir deyişle, sinemanın konusu yine sinema olmuş, düşünümsel bir stratejiye geçilmiştir. Devrim sonrası İran sinemasında sinemayı konu alan, film yapım sürecini konu eden veya sinemanın doğasına dönen filmlerde düşünümsel olarak adlandırılan bu tekniklerin nasıl uygulandığını saptamaya yönelen bu çalışma, düşünümsel filmlerin İran sinema çevresini ve sinemaya uygulanan baskı, sansür ve yasaklar hakkında bilgi verebileceği düşüncesinden doğmuştur. Bunun yanı sıra İran sinemasında düşünümsel filmlerin daha önce yapılan çalışmalarda söz edilen tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı gibi tavırlara bağlı olarak düşünümsel teknikleri ne şekilde uyguladığı fikri bu çalışmanın ortaya çıkışına hizmet eden diğer bir düşüncedir. Bu amaç doğrultusunda devrim öncesi ve devrim sonrası İran sineması hakkında bilgi verilmiş, daha sonra sinemada düşünümselik üzerine getirilen görüşler üzerinde durulmuştur. Bu görüşlerden hareketle tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı düşünümselliği içeren yeni bir yaklaşım tarzı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak devrim sonrası İran sinemasından seçilen filmlerin söyleme ve biçime dayalı düşünümsel teknikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunun ardından ele alınan filmlerin en genel anlamda İran sinema çevresi hakkında verdiği bilgiler saptanmış ve filmlerin düşünümsellik tavrı biçime ve söyleme dayalı teknikler göz önünde bulundurularak yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: düşünümsellik, metasinema, özdüşünümsellik, metakurmaca, İran sineması
1980 sonrası Türk sineması'nda zenginlik temsilleri üzerine bir alımlama çalışması
Bu çalışmada toplumsal eşitsizliklerin en önemli belirleyicilerinden bir tanesi olan zenginliğin Türk sinemasındaki temsilleri ve bu temsillerin izleyiciler tarafından ne şekilde okunduğu ele alınmıştır. 1980'den günümüze Türk Sineması'nda ülkede değişen siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, değişen zenginlik olgusunun ve zenginliği somut olarak gösteren yaşam tarzlarının nasıl temsil edildiğinin ve bu temsillerin sosyal bir özne olan izleyiciler tarafından nasıl anlamlandırıldığının araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ele alınan filmlerde toplumsal dinamiklerin analizi ile zenginliğin toplumsal temsillerinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle tezin örneklemine giren filmlerin betimsel analizi yapılmıştır. Ardından bu filmler arasından seçilen üç film üzerine alımlama çalışması kapsamında kentli 50 yaş üzeri izleyicilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın alımlama analizi kısmı için Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda hem filmlerin analizi ve hem de izleyiciler ile yapılan görüşme birbirleriyle ilişkilendirilerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların hem Türk sinemasında farklı dönemlerdeki zenginlik temsilleri konusunda, hem de izleyici araştırmaları konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Temsil, Alımlama Çalışmaları, Zenginlik, Sinema ve İzleyici
Yeni Türk Sinemasında biçem
Sanat bağlamında düşünüldüğünde biçem; bir sanatçının, bir eserin, bir dönemin, bir ülkenin ya da bir çağın kendine özgü biçimlendirme, söyleyiş, anlayış, anlatış biçimi olarak kabul edilir. Fotoğrafik görüntünün hareket kazanmasıyla doğan sinema, giderek bir öykü anlatma aracına doğru evrilmiş ve öykü anlatımına hareket ve zaman öğesine de ekleyerek, insanoğluna yeni bir anlam yaratma, algılama, ve alımlama biçimi kazandırmıştır. Sinemaya özgü bu biçim, eseri meydana getiren araca özgü bileşenlerin nasıl kullanıldığı, yani biçemin nasıl kurulduğu ile ilgilidir. Türkiye'de 1990'lı yılların ortalarında başlayan ve 2000'li yıllarda uluslararası bir görünürlük kazanan sinema alanındaki dönüşüm; "Yeni Türk Sineması", "Yeni Türkiye Sineması", "Bağımsız Sinema" ya da "Sanat Sineması" olarak kavramsallaştırılmış ve çeşitli boyutlarıyla birçok araştırmacının inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu dönemi geçmiş sinema anlayışından ayıran temel belirleyici ise dönemin özellikle sinema dilinin kullanımı açısından geçmiş dönemlerden farklı olarak, özgün bir yaklaşım geliştirebilmiş olmasıdır. Bu çalışmada, Türk sinemasında, yeni bir estetik yaklaşımın ilk yetkin örneklerinin ortaya çıktığı bir dönemin filmleri, biçem yönüyle ele alınmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Türk sinemasında yeni dönemin biçemsel yönelimlerini saptamak ve ortaya çıkan benzerlikleri, farklılıkları biçem yönüyle ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Sineması, Biçem, Sinema Estetiği
Ezel Akay'ın filmlerinde anlatı ve stil
Bir yönetmenin biçem analizi, ona ait filmlerin biçimsel analizini gerektirir ve bu analiz, yönetmenin biçemindeki ayırt edici ve öne çıkan tercihleri ortaya koyar. Filmlerin biçimsel sistemini, yönetmenin tercih ettiği "anlatı" ve "stil" unsurları oluşturur. Bir filmdeki anlatı ve stil unsurlarını incelemek ise, o filmin biçimsel yapısını ve anlatı tarzını detaylı bir şekilde analiz etme imkânı sunar. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Ezel Akay'ın biçemini değerlendirmektir. Bu sebeple yönetmenin filmlerindeki anlatı ve stil unsurlarının, nasıl bir biçimsel sistem oluşturduğunu anlamak amacıyla, yönetmenin 9 Kere Leyla (2020) ve Osman Sekiz (2022) filmlerindeki özgün tercihleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Filmlerindeki biçimsel sistemde, anlatı unsurlarının nasıl düzenlendiği ve ön çıkan stil unsurları analiz edilmiştir. Böylelikle Ezel Akay'ın biçeminin ayırt edici özelliklerini ortaya koyan bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Ezel Akay, kendini masalsı gerçekçi bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlayan; özellikle mizansen ve kurgu tekniklerindeki özgün biçimsel tercihleriyle öne çıkan bir yönetmendir. Yönetmenin filmleri, David Bordwell ve Kristin Thompson'un stil analiz yöntemi esas alınarak izlenmiş; her bir görsel ve işitsel unsur detaylı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Akay'ın, anlatı ve stil öğelerini yabancılaştırma etkisi yaratacak şekilde farklılaştırarak özgün bir anlatı stratejisi geliştirdiğini göstermektedir.
TRT'nin değişen belgesel anlayışı: Macera temalı popüler yapımlarda mizansen
Bu çalışmada, öncelikle belgesel sinemanın tanımı, kurmaca sinemayla belgesel sinemanın ayrımı, kurmaca sinemanın bir stil aracı olan mizansenin belgesel sinema da kullanımı, gerçeklik perspektifi içerisinde incelenmiştir. Ardından belgesel sinemanın tarihi süreci ele alınarak televizyon ve belgesel ilişkisinin yolculuğu araştırılmıştır. Bu bağlamda Türk belgesel sinema tarihine değinilmiş ve Türkiye'de kamu yayıncılığı politikaları çerçevesi içinde içerik üreten Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ve onun tematik belgesel kanalı TRT Belgesel'in oluşum süreci araştırılmıştır. Çalışmada, TRT Belgesel kanalında yayınlanmaya başladıkları 2019 yılından bugüne, yüksek reyting oranlarına sahip olan ve bu başarıda mizansenin yoğunlukla kullanılmasının etkisinin olduğu varsayılan Ailenin Yeni Üyesi ve Su Savaşları adlı belgesel serileri ele alınmıştır. Bu belgesel serilerinde kullanılan mizansen ögelerinin nasıl kullanıldığı, belgeselin gerçeklikle olan sıkı bağlarını (olumlu-olumsuz) etkileme düzeyi ve TRT'nin belgesel anlayışındaki değişim ile mizansen ögelerinin düzenlenmesi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Geçmişte kamu yayıncılığını önceleyerek, reklam alma endişesi barındırmadan belgesel içeriği üreten TRT'nin, tematik kanalı TRT Belgesel ile günümüzde değişen piyasa koşullarına uyum sağladığı, kendine has pazarlama stratejileri geliştirdiği, kurmaca olan filmlerde uygulanan teknikleri, kendi projelerinde uygulayarak yüksek izlenme oranlarına ulaştığı ve bu doğrultuda popüler belgesel kanallarından biri haline geldiği gözlemlenmiştir.
Postmodern sinemada filmlerarasılık kavramı bağlamında Mr. Nobody filminin analizi
Postmodernizmin temelinde yatan kendisinden öncekiyle olan ilişkisi, sinemada da kendini yoğun bir biçimde göstermektedir. Sinema alanında postmodernizm, metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarıyla ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle postmodernizm tanımlanarak metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarına ulaşılmıştır. Bu kavramlar sinema çerçevesinde incelenmiş ve aralarındaki bağ "Mr. Nobody" filmi üzerinden değerlendirilmiştir. "Mr. Nobody" filmi ile benzerliği olan filmler filmlerarasılık kavramının "parodi, pastiş, gönderme, alıntı, anıştırma" yöntemleriyle incelenerek; örnek filmin bu filmlerle olan bağlantıları kategorize edilmiştir. Bu kategorize işlemi benzerlik olan filmleri sahne sahne görselleriyle yan yana konularak benzerlikleri ortaya çıkarılmış ve metinsel olarak sahneler arası bağlantılar ortaya konulmuştur.
Sivas sinema salonları üzerine bir sözlü tarih çalışması
Sinema, 19. yüzyılda icat edilen ve günümüze kadar durmaksızın gelişmeye devam eden popüler, sanatsal ifade biçimidir. Ülkemizde sinema konulu araştırmalar genellikle yapım, yönetmen ve yapım firmalarını konu edinmekte, kültürel toplumsal bellekte yer alan sinema salonlarını kapsayan çalışmalar ise yetersiz kalmaktadır. Bu konuda yerel düzeyde yapılan araştırmalar Türkiye'de sinema tarihi konusundaki çalışmalara katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda Sivas sinema salonları üzerine yapılan ilk araştırma niteliğindeki bu çalışma, Sivas kent belleğinde yer alan bilgiler ışığında sinemaların kuruluşundan günümüze tarihsel gelişimini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve Sivas matbu kaynaklarında yer alan Sivas sinemaları başlıklı yazıların da derlendiği litateratür değerlendirilmesi yer almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye'de sinema gösterimi ve ilk sinema salonları, Sivas şehir tarihi ve sinema salonlarının bu tarihsel çerçevede gelişimine değinilmiş, Sivas'ta yapılan ilk sinema gösterimi ve ilk sinema salonu konusu ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde kartopu örneklemiyle sinema sahipleri, yakınları ve sinema çalışanlarından oluşan 25 katılımcı ile 2021-2023 yıllarını kapsayan süreçte sözlü tarih görüşmesi yapılmıştır. Bu görüşmelerden ve doküman analizi ile elde edilen veriler çerçevesinde Erken Cumhuriyet Dönemi'nden günümüze kadar açılmış 23 sinema salonunun tarihsel gelişimi ve dönüşümü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Son olarak araştırma bulguları Türkiye'de sinema tarihi çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivas, Sinema, Bellek, Sinemacılık, Sözlü Tarih
Türk sinemasında hegemonik erkeklik kavramı üzerinden erkekliğin olgusu/değişimi/dönüşümü: Eşkıya, Gemide, Ağır Roman
Sinema, bir iletişim aracı ve sanat dalı olarak toplumun anlam ve değerlerini yansıtırken, aynı zamanda bu unsurların yeniden üretimine katkıda bulunur. Ataerkil düzeni ve hegemonik erkekliği pekiştiren bir iktidar aracı olarak sinema, bu yapıların yeniden üretiminde sürekli kılar. Günümüzde, toplumsal cinsiyetin dinamiklerinde meydana gelen değişimlerle birlikte, ataerkil yapılar ve bunlara dayalı erkeklik anlayışları ciddi bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca toplumsal alanda değil, aynı zamanda kültürel üretim alanlarında da etkisini göstermektedir. Sinema, toplumsal gerçeklikleri yansıtan güçlü bir sanat formu olarak, erkeklik kimliğinin evrimini ve hegemonik erkekliğin yeniden üretim süreçlerini izlemek için verimli bir alan sunmaktadır. Hegemonik erkeklik, öncelikle toplumsal cinsiyet bağlamında tarihsel bir perspektifle ele alınmakta, ardından kavram, Türk Sinemasında erkeklik teması bağlamında incelenerek, nitel metin çözümlemelerinden biri olan betimsel analiz yöntemi çerçevesinde çözümlenmektedir. Bu tez çalışmasında, Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve pratik gücünün önemi ele alınmış ve filmler, erkeklik olgusu ile bu olgudaki değişimler doğrultusunda toplumsal cinsiyet bağlamında, hegemonik erkeklik kavramı çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma kapsamında 1990'lar Türk Sineması'ndan örneklem olarak seçilen Eşkıya (1996), Gemide (1997) ve Ağır Roman (1998) filmlerinde erkeklik imgesi irdelenmiştir. Bu filmler, erkek karakterlerin karşılaştıkları toplumsal ve bireysel normlar aracılığıyla geleneksel erkeklik anlayışlarını sorgularken, çoğu zaman bu krizlerden sonra hegemonik erkekliğin yeniden inşa edildiği bir sürecin işlediğini ortaya koymaktadır. Özellikle güç, iktidar ve duygusal derinlik gibi temalar etrafında şekillenen bu dönüşüm, erkekliğin yalnızca krizlere uğramadığını, aynı zamanda erkeklik anlayışlarını olgusunu pekiştiren bir yeniden üretim sürecine dönüştüğünü gözler önüne serer. Son olarak çalışmanın odağını oluşturan hegemonik erkeklik kavramının, sinema üzerinden sürekliliğini sağlayan bulguların yeniden üretilip üretilmemesi konusu tartışılmış ve Türk Sinemasında toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki etkisi erkeklik temsillerinin hegemonik normlarla ilişkisi ele alınmıştır. Erkeklik, toplumsal cinsiyet, hegemonik erkeklik ve homososyallik gibi kavramlarla analiz edilerek, erkeklerin toplumsal konumları, iktidarları ve baskı altındaki durumları ortaya konmuştur. Erkeklerin hem ezen hem de ezilen rollerinde bulunabildiği vurgulanmış ve erkeklik temsillerindeki krizler, bu kimliklerin toplumda nasıl doğallaştırıldığını göstermiştir. Hegemonik erkeklik, toplumsal cinsiyet düzeninde bir norm olarak kabul edilirken, ideal erkeklik ise toplumdan topluma değişen ve hedeflenen bir erkeklik biçimi olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sürekli yeniden üretilen ve doğal hale getirilen toplumsal yapılar yansıtılmıştır.
Şehrin sahnesi: Sokak müziği
Tez çalışması kapsamında çekilen belgesel filminde İstanbul şehrinde icra edilen sokak müziğinin Kadıköy'de ne amaçla, nerelerde icra edildiği, Kadıköy'de sokak müziği yapan Semoke grubunun tecrübeleri üzerinden sokak müzisyenliğinin gelişimi, Kadıköy halkının sokak müziğine yaklaşımı ve sokak müzisyenlerinin kazanımlarının öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu belgesel filminde, Sema ve Barış'ın kurduğu Semoke grubu fona alınarak, öncesinde diğer sokak müzisyenleriyle de yaptığımız görüşmelerden edinilen ortak görüşler yansıtılmıştır. Semoke gurubunun bir gününe şahit olunulan belgesel filminde, grubun üyeleri Sema ve Barış'ın röportaj yöntemi ile görüşleri alınıp paralelinde sokaktaki müzik performansları kayıt edilmiştir. Sonuç olarak müzisyenlerin sokak müziğine yönelmesinin en etkili nedeninin zaman ve mekândan bağımsız olarak iş akışlarını yönetebilmelerinin sağladığı özgürlük olduğu anlaşılmıştır. Kadıköy semtinin bu rahatlıktan dolayı sokak müzisyenleri tarafından tercih edildiği gözlemlenmiştir. Teorik bölümden sonra film ile ilgili afiş çalışması, sahne arkası görüntüler, filmin bütçesi ve filmin künyesi gibi bilgiler verilmiş, sonuç kısmında sokak müziğinin bu belgeseldeki perspektif açısından anlatımı kısaca özetlenerek gelecekte bu alanda eser üretecek kişilere öneriler sunulmuştur.
Temas
Büyük kentte yaşayan Elif hastaneye gider. Yeni teşhis konulan hastalığı kendisini büyük ölçüde etkiler. Hastalığını ilk öğrendiği anda inanmak istemese de hastaneden çıktıktan sonra düşünmek için yalnız kalmak ister. Geçtiği yolda karşılaştığı sokak köpeğiyle parkta tekrar karşılaşır. Elif ve köpek fiziksel temasa geçmeden birbirlerine sadece bakarlar. Parka gelen iki gencin hareket ve konuşmaları Elif ve köpek için huzursuz edici bir hal alır. Doğal yaşam alanlarının azlığı nedeniyle apartmanlar arasında bulunan parkta kentin diğer alanları gibi sıkışmış haldedir.Hayvanların kendine yaşam alanı bulamamasının yıkıcı etkisi dikkatini çekemeye başlar. Köpeğin içinde bulunduğu zor koşullara rağmen Elif'e yaklaşması Elif'i o andan itibaren olumlu bir psikolojiye yönlendirir. Bu ortamda Elif'in ve hayvanların dışarıda kalma, tedirginlik, tekinsiz hali ele alınmıştır. Parklar ve arsalar binaların arasında küçük, önemsiz bir yer kaplamaktadır. Elif hastalığının inkâr ve kabul aşamasını tek başına atlatmaya çalışırken parkta gördüğü bir köpek Elif'in ruh halini olumlu anlamda etkileyecektir. Bütün canlıların var olma hakkı insanın duyarlığına bağlıdır. Bu filmde; farkındalığın gelişmesi ve hayvanlarla iyi ilişkiler kurulmasının, sokak hayvanları kadar, insanların da lehine olacağı gösterilmiştir.