
152
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0
Araştırmacı
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
19. yüzyılda yabancı seyyahlara göre Osmanlı Devletinde kahvehaneler
Bu çalışmada öncelikli olarak 19. yüzyılda Osmanlı Devleti topraklarında bulunan yabancı seyyahların eserleri incelenmiştir. Bu esserlerin incelenme amacı Osmanlı Devleti' ndeki mevcut sosyal alanlardan olan kahvehaneleri seyyahların gözünden bakarak incelemektir. Bununla beraber, seyyahların kendi kültürlerinde bulunan kahvehane türevi mekanlarını Türk kültüründeki kahvehaneler ile mukayese etme imkanı olmuştur. Örneklem olarak seçilen 19. yüzyıl yabancı seyyahlarının gözlemlerinden yararlanılarak günümüz araştırmacılarına bu konudaki yazımlar bir nevi kataloglandırılmıştır. İncelenen bu seyyahların seçiminde eserlerinde Osmanlı'daki kahve kültürü ve kahvehanelere dair izlenimlerini daha detaylı bir şekilde yansıtanlar esas alınmıştır. Pek çok seyyah incelenmiş fakat kısmen seçimler bu sınır dâhilinde yapılmıştır. Bu çalışmadaki amaç dönem seyyahlarının Osmanlı toplumundaki kahve tüketimi ve kahvehane kültürüne dair bahislerini irdeleyip bir araya toplamaktır. Çalışmadaki kavramlar detaylı olarak incelenerek nitel veri analizi yöntemiyle betimsel ve içerik analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Kahve, kahvehane, Osmanlı Devleti, yabancı seyyahlar, 19. yüzyıl
İmereti Kralı II. Solomon'un Rusya'ya karşı mücadelesi ve Osmanlıya sürgünü
Kuzeyde büyük bir güç olarak ortaya çıkan Rusya'nın Kafkasya'daki hâkimiyet süreci açısından Gürcistan oldukça önemli bir yer teşkil etmektedir. Rusların Gürcistan'daki hâkimiyet mücadelesi 1810'lu yıllara kadar devam etmiş ve Gürcistan, doğrudan Rusya'nın hâkimiyetine girmiştir. Bu süreçte Rus yayılmacılığı ile mücadele eden krallıklardan biri de İmereti Krallığı'dır. İmereti Kralı II Solomon, 1810'da Ruslara karşı mücadelesini kaybedip bir süre Tiflis'te tutuklu olarak kaldıktan sonra Osmanlı Devleti'ne sığınarak bağımsızlık mücadelesini dışardan sürdürmeye çalışmış ve uluslararası destek aramaya uğraşmıştır. Ancak dönemin siyasi gelişmeleri ekseninde şekillenen bu mücadelede kral aradığı desteği bulamamış ve 1815'te vefat etmiştir. Bu tez çalışmasının konusu İmereti Krallığı'nın son kralı olan II. Solomon'un Ruslarla olan mücadelesine ve Osmanlı Devleti'ne sürgününden sonraki faaliyetleridir. Çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Rusya'nın Kafkasya'daki faaliyetleri çerçevesinde Gürcistan'la olan ilişkileri ve İmereti'de yaşanan hâkimiyet mücadelesini ele alınmıştır. İkinci bölümde ise 1806-1812 Osmanlı-Rus Savaşı'nın Gürcistan'a ve savaş sonunda imzalan Bükreş Antlaşması'nın Kafkasya'ya ve İmerti Kralı II. Soloman'a etkisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise Kral II. Solomon'un Ruslara karşı mücadelesi ele alınmıştır. Bu bölümde İmereti Krallığı ile Rus idaresi arasında yapılan Elaznauri Antlaşması, İmereti'de başlayan Rusya'ya karşı hareketlenme ve Kral II. Solomon'un yardım talep etmeye başlaması incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde son olarak Kral II. Solomon'un son bir mücadele ile tahttan indirilmesi ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde ise Kral II. Solomon'un sürgün rotası ortaya konularak buralardaki faaliyetleri incelenmiştir.
271 numaralı Ruûs Defteri (1069-1071/1659-1660) tahlil ve metin
Osmanlı yönetim mekanizmasının en üst organı olan Divan-ı hümayunda alınan kararların kaydedilmesi geleneği devletin büyümesi ve sınırların genişlemesi ile daha da önemli hale gelmiştir. Divan-ı hümayun kalemlerinin iş yükünün artması merkezi bürokratik yapıda bir uzmanlaşmaya neden olmuştur. Bu süreçte Divan-ı hümayun kalemi içinde gittikçe önem kazanan kalemlerden biri de Ruûs kalemidir. Bu kalemin tutmuş olduğu defterler merkez ve taşra görevlilerinin tayin ve tevcih işlemlerine ilişkin kayıtlar ihtiva etmektedir. Bu defterler içerdikleri zengin bilgiler ile Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşrada yer alan kurumlarına yönelik personel politikasını anlamak bakımından oldukça önemlidir. Bu çalışmasının konusu Osmanlı Arşivi Kamil Kepeci Kataloğu Ruûs defterleri tasnifi'nde (KK.d) kaydedilmiş olan 271 Numaralı Defter'in transkripsiyon ve değerlendirmesine dayanmaktadır. İncelenen defter Sultan IV. Mehmed döneminde denk gelmekte ve Hicri 12 Şevvâl 1069-Evâil-i Safer 1071(3 Temmuz 1659-10 Ekim 1660) arasındaki çeşitli görevlere dair tevcihat kayıtlarını ihtiva etmektedir. Çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ruûs defterlerini ortaya çıkaran bürokratik yapının izleri aranmıştır. Bu çerçevede Divan-ı hümayunun yapısı, bürokratik gelişimi, Divan kalemi ve bunun ilerleyen dönemlerde alt şubelere ayrılması süreci tahlil edilmiştir. İkinci bölümde defterin fiziki ve diplomatik özellikleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise 271 Numaralı Ruûs Defteri muhteva açısından tetkik edilmiştir. Öncelikle tayin ve tevcihlere konu olan görevler, tayin ve tevcih nedenleri ve bunların sonuçları üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölüm olarak da 271 Numaralı Ruûs Defteri'nin transkripsiyonu verilmiştir.
6-7 numaralı Trabzon Ahkâm Defterlerine göre Gümüşhane Sancağı
Osmanlı tarihi araştırmalarında mühim bir yere sahip olan Vilâyet Ahkâm Defterleri; ihtiva ettiği bölgelere dair oldukça önemli verilerin bulunduğu arşiv kaynaklarındandır. Tezimizde 6-7 Numaralı Trabzon Vilâyet Ahkâm Defterleri'nde Gümüşhane meydana gelmiş olan arazi anlaşmazlığı davaları, alacak-verecek davaları, miras davları, vakıf davları, mülke müdahale davaları, zeamet davaları da yer almıştır. Bu davaların şikayet konuları yerel mahkemelerde çözülememiş ve Divân'a gönderilmiştir. Divân'a gönderilen şikayetler doğrultusunda, devletin adalet mekanizmasının mantığının nasıl işlediğine de defter kayıtlarından ulaşmaktayız. Tezin giriş bölümünde Gümüşhane'nin tarihçesi, araştırma konusunun kapsamı, özgünlüğü ve araştırmada kullanılan kaynaklara değinilmiştir. Birinci bölümde Osmanlı Devletinde Divȃn teşkilatı ve Bab-ı Âsafi Defterleri tanıtılmış ve Ahkâm Defterlerinin genel özellikleri ile Trabzon Vilâyeti Ahkâm Defterleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise 6 ve 7 Numaralı Trabzon Vilâyeti Ahkâm Defterlerinde Gümüşhane ile ilgili tespit edilen hükümlerin konu bakımından tasnifi ile hükümlerin sadeleştirilmiş özetleri yer almaktadır. Sonuç ve kaynakçanın da bulunduğu çalışma, 6-7 Numaralı Trabzon Vilâyet Ahkâm Defterleri'ndeki hükümlerin transkripsiyonu ve bazılarının görüntüleri ek olarak verilmesiyle tamamlanmıştır. 6-7 Numaralı Trabzon Vilâyet Ahkâm Defterleri 1838 (1253)-1858 (1274) yılları arasındaki yaklaşık 20 yıllık bir süreci kapsamaktadır. Bu süreçte çalışmamızda Gümüşhane Sancağı'nda meydana gelen adli, idari, sosyal ve ekonomik konulara ışık tutmaya gayret edilmiştir.
Kadın milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri (1946-1960)
Türk kadını, demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olan siyasal temsil hakkına, dünyada demokratik rejimle yönetilen pek çok devletten önce erişme fırsatına erişmiş, 1935 yılından itibaren kadın milletvekilleri TBMM'de görev almıştır. Demokrasinin vazgeçilmez diğer bir unsuru da çok sesliliktir. Türkiye'de çok partili hayata geçişin başlangıcı olarak kabul edilen 1946 yılından 1960 ihtilaline kadar geçen 14 yıllık dönem; Türk siyasal hayatı için oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu döneme ilişkin günümüze değin onlarca kitap, tez ve makale yazılmış ayrıca çok sayıda sempozyum ve kongre düzenlenmiştir. İşte bahse konu bu dönemde TBMM'de görev alan kadın milletvekillerinin meclis faaliyetleri çalışma konusu olarak yeterince açıklığa kavuşturulmamıştır. Yapmış olduğumuz bu tez çalışması ile şimdiye kadar yapılan çalışmalardan farklı olarak; kadın milletvekillerinin meclis kürsüsünden yapmış oldukları konuşmaları analiz etmek ve konuşmalarının dikkat çeken bölümlerine atıfta bulunmak suretiyle değerlendirme yapılmıştır. Kadın vekillerin en çok milli eğitim, aile-kadın-çocuk, adalet ve sağlık konularında söz aldıklarını, siyasi temsil arenasındaki etkinlikleri ile ülke sorunlarının çözümüne ve ülkenin nasıl gelişeceğine dair getirdikleri yaklaşımlarla toplumsal hayata yön verdiklerini görmekteyiz. Yüksek eğitim düzeyine sahip, çoğu yabancı dil bilen 1946-1960 dönemi kadın milletvekillerinin yapmış oldukları çalışmalar ile kendi dönemlerinde seslerini duyurmuş, bunu yaparken; milletvekili olmanın getirdiği sorumlulukları, aldıkları eğitim, meslekleri ve annelik-kadınlık kimliklerini yoğurarak, konulara getirmiş oldukları farklı yaklaşımlar sayesinde mecliste varlıklarını hissettirmişlerdir.
Manas Destanında kadın algısı
Destanlar, içerisinde barındırdığı yüzyıllardır süre gelen gelenek ve görenekleri aktarmasından dolayısı bir toplumun anlaşılmasında oldukça önemlidir. Uzun bir sözlü aktarım döneminden sonra yazıya geçirilen destanların oluşum sürecinde en önemli unsur, o destana konu olacak bir olayın meydana gelmiş olmasıdır. Türkler oluşturmuş olduğu yüksek medeniyet ve kültür nedeniyle destan açısından zengin bir millettir. Türk destanları genel olarak İslamiyet öncesi destanlar ve İslami dönem destanlar olarak sınıflandırılmıştır. Kırgız Türklerinin, Manas Destanı ile Türk kültürüne büyük katkıları olmuştur. Kırgızlar en eski Türk boylarından birini teşkil etmeleri nedeniyle Türk siyasi, sosyal ve kültürel hayatı hakkında bilgi sahibi olmamıza olanak sağlamışlardır. İslamiyet öncesi dönemde Türk kadınlarının sosyal ve siyasi hayatta oldukça aktif ve etkili olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bu dönemde kadınların aile idaresinde ve devlet yönetiminde söz sahibi oldukları anlaşılmaktadır. İslamiyetin etkisiyle bu durum kültür açısından bazı değişikliklere uğramış olsa da devam etmiştir. Bu durumun en açıklayıcı örneği Kırgız Türkleridir. Manas Destanı incelendiğinde Kırgızların kadına vermiş olduğu önem ortaya çıkmaktadır. Manas Destanı içerisinde kadınlar sadece çocuk doğurmak ve onlarla ilgilenmekle sınırlandırılmamıştır. Onların toplum hayatının her alanında yer aldıkları görülmektedir. Kadınların sosyal hayatın dışında ata binip ok kullandıkları, gerektiğinde yurtlarını korumak için çarpışmaya girdikleri ve bunun için lazım olan silah kullanma becerisine sahip oldukları tespit edilmiştir. Manas Destanı'ndaki kadın tiplerinden Türk kültüründe kadına verilen değerin Kırgız Türklerinde de var olduğu anlaşılmaktadır.
19. yüzyılda Anadolu'da frengi ve cüzzam
Bu çalışmanın temel amacı frengi ve cüzzamın 19. yüzyılda Anadolu'daki menfi etkilerini tarih biliminin sınırları çerçevesinde incelemektir. Özellikle frenginin Anadolu'da sebep olduğu tahribatın ne dereceye ulaştığını araştırmak en önemli konulardan biridir. Ayrıca hem cüzzam hem de frenginin insanların hayatlarına olan etkisi de araştırmanın başlıca konuları arasındadır. Bu husus temelde toplumdan dışlanma veya tecrit edilme gibi konuların ele alınması şeklinde ortaya çıkmıştır. Özellikle cüzzama müptela olan hastaların karşılaştığı tecrit edilme ve toplumdan dışlanma hakkında somut bilgi edinmek daha kolay olmaktadır. Frengi özelinde ise hem hastalığa yakalanma biçimi hem de hastalığı bulaştıranlardan biri olmak tecrit veya toplumdan dışlanmada başlıca sebeptir. Mesela hastalığı genelevden ya da bir alüfteden bulaşma yolu ile almış olan kişinin toplumdan dışlanması mümkündür. Aynı şekilde alüftelerinde hastalığı bulaştıranlar olarak tecrit ve sürgüne yollanmaları ihtimal dahilindendir. Diğer taraftan bu çalışmada sözü edilen bu iki hastalığa karşı Osmanlı Devleti'nin aldığı tedbirler ve tedbir almayı güçleştiren hususlar da araştırılmıştır. Mezkur hastalıklara karşı alınan tedbirlerin benzerlikleri ve farklılıkları üzerinden Osmanlı sağlık teşkilatının tedbir alma ve organize olmadaki durumu da ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Osmanlı'nın son yılları ile Cumhuriyetin ilk yıllarında bir ilmiyeli: Ahmed Şirânî Efendi (1879-1945)
Toplumda, insanlar üzerinde, etki eden kişilerin hayatlarını anlatan ve o kişileri geneliyle (hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmayı hedefleyen biyografi türü, temel olarak mevcut bir gerçeklikten yola çıkar. Böylece kişiyi bütün yönleriyle olduğu gibi insanlara tanıtır. Yapmış olduğumuz bu tez çalışması şimdiye kadar hakkında detaylı bir çalışma yapılmamış Osmanlı ulemasından Ahmed Şirânî'ye aittir. Bu çalışmadaki amaç, geçmişte Osmalı Devleti ile günümüz Türkiye Cumhuriyeti arasında yaşamış önemli fikir, düşünce ve din adamı olan Ahmed Şirânî'yi tanıtmak, eserlerini ve etkilerini inceleyip okuyucuya sunmaktır.
Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa (1813-1871)
Kıbrıslı Mehmet Emin Paşa (1813-1871) Tarih sahnesinde, önemli olaylara şahitlik edip, bu olayları şekillendirerek geleceğe yön vermiş kişiler her zaman olmuştur. Osmanlı Devleti'nde, çözülmelerin başlayıp yenilik yapılmasını gerekli kılan hâllerin ortaya çıkmasıyla birlikte, devlette gerilemeyi durdurup yenileşme havası yaratacak kişi ve kurumlara duyulan ihtiyaç artmıştır. Bu kişiler, tarihin her döneminde yaşamış ve yaşadığı dönemde almış olduğu vazifelerle adlarından sıkça söz ettirmişlerdir. Bahsi geçen kişiler aldıkları eğitim ve sahip oldukları tecrübe ile devletin geleceğini şekillendirmişlerdir. Bu nedenle bu şahısları, günümüzde ele alıp değerlendirmek, geçmişi doğru okumak ve yorumlamak açısından önemlidir. Bu noktadan hareketle Osmanlı Devleti'nde önemli çözülmelerin yaşandığı XIX. yüzyılda yaşayan Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa hakkında detaylı olarak çalışma yapılmaması bizi bu alanda çalışma yapmaya sevk etmiştir. 1813 - 1871 yılları arasında yaşayan Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa'nın hayatı, XIX. yüzyılın önemli ve büyük bir bölümüne tanıklık etmiştir. Kıbrıs'ın Baf kasabasında doğan Mehmed Emin Paşa, gençliğinde Kıbrıs'tan İstanbul'a gelerek Hazine Kethüdası olarak bulunan amcasının desteği ile II. Mahmud zamanında Enderûn'da Hazine Odası'na kabul edilmiştir. Mehmed Emin Paşa bundan sonra, Osmanlı Devleti'nde ardı ardına gelen vazifeler silsilesi içerisinde, gitgide yükselen makamlarda önemli görevler yapmıştır. Bu bağlamda; Mehmed Emin Paşa, Osmanlı Devleti'nin en kritik olaylarının yaşandığı dönemde yaşamış ve döneminde yaşanan önemli olaylara tanık olmuş, kısmen de olaylar ekseninde kritik olaylara yön verici rolde bulunmuştur. Osmanlı Devleti'nde daha ziyade sert mizacı ile bilinen Mehmed Emin Paşa, bu karakteriyle kendisinden çekinilen devlet adamı profili çizmiştir. Anahtar Kelimeler: Enderûn Hazine Odası, Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa, Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyıl.
1527 numaralı Ruûs Defteri (1062-1065/1652-1655) tahlil ve metin
Bu çalışmanın konusunu 1527 Numaralı Ruûs defteri (1062-1065/1652-1655)'nin metin, tahlil ve transkripsiyonu oluşturmaktadır. Defter, 1652-1655 yılları arasında saraydaki kişilerin atama, görevden alma ve kişilere yapılan ödemeler ile yeni Müslüman olanlarla ilgili kayıtlar ve muhtelif kararları kapsamaktadır. Defterde çavuşluk, topçuluk, müteferrikalık, silahdârlık, ulufecilik, kapıcılık, sipahilik gibi görevlerde yer alan kişilerin yanı sıra sarayda çalışan aşçı, bostancı, çamaşırcı, kalaycı, fırıncı, helvacı, kilerci, anbarcı, mutfakçı, çaşnigiran, yoğurtçu gibi birçok görevliye de yer verilmiş ve ayrıca emekli olan, ölen, yeni Müslüman olan kişilere ve tüm bu görevlilerin aldıkları ücretlere, tayinlere ve arz sahipleri hakkında bilgilere de yer verilmiştir. Çalışmanın amacı, bilindiği gibi Osmanlı tarih araştırmaları kaynaklarından biri olan Ruûs defterleri, devletin idari, siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel birçok alanın aydınlatılmasında araştırmacılara yardımcı olacak önemli bilgiler sunmaktadır. Bu sebeple defterlere olan ilgi her geçen gün artmaktadır. Ancak yapılan çalışmalar henüz yeterli düzeye ulaşmamıştır. Biz de bu noktada Ruûs defterleriyle ilgili mevcut literatüre katkıda bulunmayı tercih ettik. Bu doğrultuda, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı (BOA), Bâb-ı Âsafî Ruûs Kalemi defterleri (A.RSK.d.) fon koduna kayıtlı olan 1527 Numaralı Ruûs defteri (1062-1065/1652-1655) seçilmiş transkripsiyon ve tahlil çalışması yapılmıştır. Çalışmada betimleme yöntemi kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ruûs, Ruûs defteri, Ruûs kalemi, Transkripsiyon
Demokrat Parti Döneminde Bayburt (1950-1960)
Celal Bayar,Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü tarafından 7 Ocak 1946 tarihinde kurulan Demokrat Parti 21 Temmuz 1946 seçimlerine katılmasıyla beraber, Türkiye'de ilk kez çok partili hayata geçilmiştir. 1950 genel seçimlerini ezici bir oy farkı ile kazanan Demokrat Parti Türkiye Cumhuriyeti tarihinde on yıl (1950-1960) sürecek olan yeni bir dönemin mimarı olmuştur. Türkiye'nin her anlamda değişip dönüştüğü bu dönemde Gümüşhane iline bağlı Bayburt ilçesinde; mevcut siyasi yapı, kurulan partiler ve bu partilerin faaliyetleri,seçimler, halkın siyasal katılımı,idari ve sosyal yapı,eğitim ve ekonomi gibi konular geniş bir bakış açısı ve bilimsel araştırma yöntemleri kullanılarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. Türkiye'de Demokrat Parti Dönemi ile ilgili literatür incelendiğinde pek çok çalışma yapıldığı görülmüştür. Ancak Demokrat Parti Dönemi Bayburt incelendiğinde yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Yapılacak olan bu çalışma ile önemli bir boşluk doldurulmuş olup, daha sonra bu dönem ile ilgili yapılacak araştırmalara temel oluşturacaktır. Bu çalışma için gerekli arşiv malzemesi taranarak, tarih yazımında bilimsel araştırma, yöntem ve teknikleri kullanılarak yaklaşık bir yıllık bir zaman zarfında bitirilmesi planlanmıştır.
Cumhuriyet Döneminde Trabzon'da güvenlik ve emniyet teşkilatı (1923-1945)
Güvenlik ve emniyet teşkilatları devletlerin var olmalarını sağlayan en büyük kurumlardır. Osmanlı Devleti bu amaçla bünyesinde birçok görevli barındırmıştır ancak I. Dünya Savaşı ile iç düzen bozulmuştur. Milli Mücadele yıllarının ardından Türkiye Cumhuriyeti Anadoluda yeniden bozulan düzeni tesis etmek için çalışmıştır. Bu süreçte emniyet teşkilatlanması ise varlığını devam ettirmeyi başarmıştır. Polis, jandarma ve zabıta kurumları Osmanlı döneminde kurulup Türkiye Cumhuriyeti'ne intikal eden teşkilatlar olmuşlardır. Bu tez çalışmasında ilk olarak Osmanlı döneminde var olan emniyet yapılanmaları geniş bir şekilde ele alınarak anlatılmıştır. Ardından 1923-1945 yılları arasındaki Trabzon'daki emniyet teşkilatının işlevi, 1923 yılından öncesi ile mukayese edilerek açıklanmıştır. Bilhassa karakolların şehir içerisindeki varlıkları ve üstlendikleri rollerin yanında bölgedeki siyasi yapılanmaların emniyete katkısı, polis eğitimi noktasında yapılan emniyet çalışmaları ve toplumsal düzendeki asayiş meseleleri ele alınmıştır.
Avrupalı seyyahların gözünde 19. yüzyılda Osmanlı toplumunun aynası: Kadın
Kadın kelimesi, dişi birey ifadesiyle örtüştürülmesine rağmen tüm toplumlar tarafından farklı anlamlarda kullanılmıştır. Tarihsel süreç içerisinde kadının rolü ve anlamı sürekli değişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nu çeşitli sebeplerle ziyaret eden seyyahlar, toplumda saklı kalması gerektiğine inanılan kadının dünyasını merak etmiştir. Bu çalışma, 19. yüzyıl Osmanlı kadınının hayatına ilişkin kaynakların ve kayıtların yetersiz olması nedeniyle Avrupalı seyyahların gözüyle kadının dünyası ele alınarak hazırlanmıştır. Bu çerçevede hem Müslüman hem de gayrimüslim kadının fiziksel özellikleri, kılık ve kıyafeti, takıları, günlük hayatı ve aile hayatı ana başlıklar altında değerlendirilmiştir. Tez çalışması için literatür taraması yapılarak 19. yüzyılda Osmanlı topraklarına gelen Avrupalı seyyahlar belirlenmiştir. Bazı seyyahların kitapları "kadın" kavramını içermediği için değerlendirme dışı tutulmuştur. İncelemeler neticesinde "Osmanlı'da kadın" temasını barındıran 74 seyyaha ulaşılmıştır. Kaynaklardan elde edilen bilgiler belirlenen başlıklar altında değerlendirilmiştir. Özellikle kadın seyyahların notları kadınlarla bire bir görüşme imkanı buldukları için güvenilir bulunmuştur. Son bölümde, seyyahların belirlenen konulardaki gözlemlerinden genel yargılara ulaşılmıştır. Bu çalışmayla Avrupalı seyyahların gözüyle 19. yüzyıldaki Osmanlı kadınlarının hayatına ışık tutulmuştur.
Çarlık Rusyası'nda Güney Kafkasya İslam İdaresinin kuruluşu ve teşkilatlanması
18. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren Rusya'da çıkan isyanlarda Müslüman din önderleri önemli rol oynamışlardır. Çarlık yönetimi tarafından bu durum devlet güvenliği açısından büyük bir tehdit olarak görülmekte ve acilen çözüme kavuşturulması gereken bir sorun halini almıştır. Çarlık tarafından kurulmasına imkân tanınacak bir din işleri idaresi ile hem Müslüman din görevlileri ve müesseselerin varlığı resmiyet kazanacak hem de dini önderlerin faaliyetleri denetim altına alınmış olacaktır. Bu çalışmada Güney Kafkasya'da yaşayan Müslümanlar üzerinde denetim ve kontrolü sağlayacak otoriteye bağlı bir dini idare oluşturulması amacıyla 5 Nisan 1872 tarihli nizamname ile Tiflis merkezli olarak Çarlık Rusya'sında kurulan Güney Kafkasya İslam İdaresi ele alınmıştır. Güney Kafkasya İslam İdaresi 1917 Devrimine kadar faaliyet göstermiştir. Söz konusu idarenin faaliyet yürütmüş olduğu 45 yıllık süre içerisinde, idari yapısı ve oluşumu, görevlilerin atanması görevden alınması ve tayinleri, görevlilerin yargılanması, idareye bağlı okulların sorumlulukları gibi konular detaylı bir şekilde incelenmiştir.
1517 numaralı İkindi Ruûs Defteri (1055-1056/1645-1647) tahlil ve metin
Osmanlı Arşiviꞌnde bulunan önemli defter serilerinin başında ruus defterleri gelir. Farklı fon kodları altında tasnif edilmiş olan bu defterler Osmanlı Devleti'nde görev almış devlet görevlilerinin tayin ve azilleriyle ilgili kayıtları ihtiva etmektedir. Osmanlı Arşivi'nde tasnif edilen ruus defterleri incelendiğinde Kamil Kepeci (KK.d) ve Bab-ı Asafi A.RSK.d fonlarında Divan, Sefer ve İkindi ruus adı altında defterler tasnif edilmiştir. Divan'dan yapılan atamalar Divan ruus defterlerine kaydedilirken sefer ruuslarıo ise sadrazamın seferde iken yapmış olduğu atama ve azillerle ilgili kayıtları içermektedir. İkindi ruusu ise sadrazamların İkindi Divanıꞌnda ele aldıkları atama ve azil kayıtlarını ihtiva etmektedir. Çalışmamızın konusu ise A.RSK.d fonunda bulunan 1517 Numaralı İkindi Ruus Defteriꞌdir. Defter, Sultan I. İbrahimꞌin padişahlığı, Mehmed Paşa ve Salih Paşaꞌnın sadrazamlık dönemine tekabül eden 1645-1647 yılları arasını kapsamaktadır. Defterde toplam 1790 hüküm kaydı mevcuttur. Çalışmamız bu hüküm kayıtlarının tahlil ve metnini ihtiva etmektedir. Defterde ataması yapılan, "vezir-i azam, serdar, vezir, kazasker, nişancı, defterdar, kapudan paşa, şeyhülislam, beylerbeyi, sancakbeyi, mutasarrıf, kâdı, müderris, saray ve vakıf görevlileri" gibi birçok büyük ve küçük devlet görevlilerinin tayin ve azil sebepleri, hangi mahal ve kuruma atandıkları, kimin arzı ile gerçekleştiği, önceki görevleri gibi kayıtlara ulaşmak mümkündür. Ayrıca defterde, "eyalet, sancak, kaza" gibi taşra teşkilatına ait birçok tevcihat kaydı bulunmaktadır. Bu kayıtlar, "Osmanlı Devletiꞌnin idari, siyasi, adli ve sosyo-kültürel yapısının ortaya çıkartılmasını sağlayarak bu alanlarda çalışma yapacak olan kişilere katkı sağlayacaktır. Defterdeki bu bilgiler konularına göre tasnif edilerek tahlil ve değerlendirmesi yapılmıştır. Aynı zamanda defterin muhtevasını daha anlaşılır kılmak için bazı konular tablo ile gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Berat, Görevden azil, İkindi ruûs defteri, Merkez ve taşra teşkilatı, Tevcihat
276 numaralı Ruus Defteri (1105-1109/1694-1697) (Metin ve değerlendirme)
Osmanlı devletinin teşkilat ve bürokrasisinde gerçekleştirilen tayin ve atamalar, Divan-ı Hümayun'da çıkan kararlar doğrultusunda verilen hükümlerle faaliyete geçmekteydi. Vezir, beylerbeyi ve timar sahipleri dışında, devlet hizmetinde bulunan orta ve alt düzey çeşitli devlet memurlarının tayin beratları ve azil ve ibka tevcihleri Ruus defterlerine kaydedilirdi. Günümüzde Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Arşivi'nde bulunan Ruus Defterleri, 16'ıncı yüzyıl itibariyle Osmanlı Devleti'nin merkezi ve taşra teşkilatına dair pek çok bilgi elde edebileceğimiz kaynaklardır. Tez çalışmasının konusu 276 Numaralı Ruus Defteri (1105-1109/1694-1697) Tahlil ve Metin'dir. Çalışmada 276 Numaralı Ruus Defterinin diplomatik özellikleri ve dili detaylı bir biçimde incelenmiş olup defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Ardından kimin hangi vazifeye, nereye tevcihinin yapıldığına dair elde edilen bilgiler tablo şeklinde gösterilmiştir. İncelediğimiz defterde ahibaba, bazarbaşı, cabi, dellalbaşı, hatib, imam, kapancı, kethüda, salavat-han gibi görevlilerin tevcih, azil, ibka tevcihleri yapılmış ve görev yapmış oldukları kurumlar, yapılan tevcihlerin gerekçeleri, varsa görevlilerin aldıkları ücretler veya hangi şartlarla tevcih yapıldığı ve bulundukları kaza, nahiye, karye ve mahallelere ilişkin bilgiler bulunmaktadır.
Demokrat Parti dönemi Gümüşhane'de eğitim (1950-1960)
Çok partili sisteme geçiş sürecinde, Türk siyasi tarihini derinden etkileyen önemli gelişmeler yaşanmıştır. Cumhuriyet'in ilanı ile başlayan ve 1946 yılına kadar süren Tek Parti hayatı yönetimde hâkim olmuş, aynı yıl Demokrat Parti'nin kurulması ile birlikte genel seçimler yapılmış ve CHP seçimleri kazanarak iktidardaki varlığını korumuştur. Demokrasi söylemi ile halkın oylarına talip olan Demokrat Parti, geniş halk kitlelerden aldığı yüksek oyla da 1950 yılında iktidar olmuştur. Ülke siyasetinde yaşanan bu değişim, ülkenin birçok kademesinde değişim yolculuğunu da başlatmış oldu. Bu değişim sürecinden etkilenen unsurlardan birisi de şüphesiz eğitim hayatı olmuştur. Demokrat Parti Dönemi'nde eğitim sistemi temel hatları ile birlikte değerlendirilmiş, eğitimde yeni bir politik süreç başlatılmıştır. Bu çalışmada, Demokrat Parti Dönemi eğitim politikaları ve uygulamalarının Gümüşhane iline olan yansımaları konu alınmış, Demokrat Parti Dönemi ile Tek Parti Dönemi'ndeki Gümüşhane'nin eğitim hayatı birlikte değerlendirilmiştir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında tüm yurtta eğitim seferberliği başlatılmış, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda çalışmalar ortaya konmuştur. Demokrat Parti'nin iktidar oluşu ile birlikte ülkemizin eğitim hayatında hangi aşamalara gelindiği ve özellikle Gümüşhane özelinde ne tür değişimler yaşandığı çalışmamızın esas konusunu oluşturmuştur. Araştırmanın amacı, Demokrat Parti'nin hazırlamış olduğu ve uygulamaya koyduğu eğitim politikalarının incelenerek, bu dönemde Gümüşhane'nin eğitim faaliyetlerinde meydana gelen değişimlerin ve dönemin politik yansımalarının tespit edilmesi olacaktır. Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Eğitim, Gümüşhane.
Osmanlı Devleti'nde maden işletmeleri: İvrindi Antimon Madeni İşletmesi (1880-1920)
Bu çalışmada öncelikle Osmanlı Devlet'inde bulunan madenlerin işleyişi ile ilgili genel bir literatür taraması yapıldıktan sonra bundan hareketle Balıkesir'in İvrindi bölgesinde çıkarılmış olan Antimon madenleriyle ilgili araştırmalar yer alacaktır. Yapılan bu araştırmanın, İvrindi bölgesinde yer alan madenlerin işletilmesi sürecinin ele alınması, İvrindi sosyal ve iktisadi hayatına etkilerinin tespit edilmesi ve aynı zamanda 19. yüzyıl Osmanlı sosyo-ekonomik tarihi alanında yapılan çalışmalara katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın sınırları, İvrindi bölgesinde bulunan antimon madenleri ile ilgili 1880 ile 1920 yılları arasını kapsayan dönemdeki faaliyetlerdir. Yapılan çalışma sürecinde arşiv belgeleri başta olmak üzere, dönemle ilgili yazılı, görsel eserler ve diğer araştırma eserlerden yararlanılmıştır. Çalışmada betimleme yöntemi kullanılmıştır Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "İvrindi Tarihi" hakkında araştırma yapılmıştır. İkinci bölümde "Osmanlı Devleti'nde Madencilik" konusu ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise tezimizin asıl konusu olan "İvrindi Nahiyesinde Bulunan Antimon Madeni" hakkında çalışmalar yer almıştır.
İstikbal Gazetesine göre Lozan sürecinde Boğazlar sorunu
Coğrafi bir kavram olan boğazlar, tarih boyunca sahip olan otoritenin jeostratejik ve jeopolitik konumunu güçlendiren bir vazife üstlenmiştir. Ayrıca insanoğlunun siyasi, sosyal, ekonomik ve ticari hayatına da doğrudan etki etmiştir. Türkler, Osmanlı Devleti döneminde Orhan Bey'in iktidar yıllarında Çanakkale Boğazı, Fatih Sultan Mehmet devrinde ise Marmara Boğazı üzerinde kesin bir hakimiyet kurmuştur. 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesine kadar geçen zaman diliminde boğazlar üzerinde egemenlik hakları tartışmasız Osmanlı Devleti'nin kontrolündeydi. Ancak bu tarihten itibaren yapılan sözleşmelerle, boğazların statüsü değişmiş ve uluslararası güçlerin de menfaatlerini gözetecek bir alanda yeniden yapılandırılmıştır. I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde hiç kuşkusuz büyük güçlerin dikkatle takip ettiği mevkilerin başında boğazlar gelmiştir. Osmanlı Devleti savaşın ilk aylarında tarafsızlık politikası gereği boğazları her türlü geçişe hemen kapatmıştır. Daha sonra eklemlendiği bu savaşı kaybedince imzaladığı Mondros Ateşkes Antlaşması'nın hükümleri gereği boğazları İtilaf Devletleri'nin kontrolüne bırakmıştır. Mustafa Kemal öncülüğünde Millî Mücadele Hareketinin kazanılmasından sonra barış konferansı için Lozan'a giden Türk Heyeti'nin hâkim olmak istediği alanların başında boğazlar meselesi gelmiştir. Bu tez çalışmasında, 1918 yılında yayın hayatına Trabzon şehrinde başlamış olan İstikbal Gazetesinin Lozan Barış Konferansı boyunca boğazlar meselesini ele alış ve yorumlama tarzı, hitap ettiği kitleye vermek istediği mesaj bütün yönleriyle değerlendirilerek sunulmuştur. Süreç içinde öncelikle İstikbal gazetesinin Lozan Konferansı boyunca boğazları konu edinmiş nüshaları çevrilerek transkript edilmiş, akabinde ana kaynaklar, araştırma, inceleme eserler ile makalelerden faydalanarak bu çalışma ortaya konulmuştur. Çalışmamız yerel bir gazeteyi temsil ettiğinden tarih araştırmalarında yerel kaynakların kullanımına ilişkin farkındalık sağlayacaktır.
Kamil Kepeci 249 Numaralı Ruûs Defteri (996/1587-1588) (s. 65-127) (Tahlil ve Metin)
Osmanlı Devleti'nde görevlendirmeler ve atamalar, Divan-ı Hümayun'da alınan kararlar doğrultusunda yapılırdı. Vezirler, beylerbeyleri ve tımar sahipleri dışındaki orta ve alt düzey devlet memurlarının tayin beratları, azil ve ibka tevcihleri Ruus defterlerine işlenirdi. Günümüzde Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Arşivi'nde yer alan Ruus Defterleri, XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti'nin merkezi ve taşra teşkilatı hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu tez çalışmasında, Kamil Kepeci 249 Numaralı Ruus Defteri (996/1587-1588) incelenmiştir. Çalışma kapsamında, söz konusu defterin diplomatik özellikleri ve dili ayrıntılı bir şekilde ele alınmış, defterin transkripsiyonu gerçekleştirilmiştir. Daha sonra, kimlerin hangi görevlere atandığına ilişkin elde edilen veriler tablo halinde sunulmuştur. İncelenen defterde timar, zeamet, çavuşluk, müteferrika gibi görevlilerin tevcih, azil ve ibka bilgileri yer almaktadır. Ayrıca, görevlilerin çalıştıkları kurumlar, tevcihlerin sebepleri, aldıkları ücretler veya hangi koşullarla atandıkları ve görev yaptıkları kaza, nahiye, karye ve mahalleler hakkında da bilgiler mevcuttur.
Mühimme-i Asakir Defteri Nr:14 (1221-1222/1806-1807) metin ve inceleme
Tezin konusu, Osmanlı Arşivinde bulunan mühimme-i asakir defterleri serisinin 14. numaralı defterinin Latin harflerine çevrilerek incelenmesini içermektedir. Mühimme-i asakir defterlerinin içeriği genellikle askeri teşkilat, atanmalar, askeri sahadaki reformlar ve askeriye ile ilgili diğer önemli konuları kapsar. 28 Aralık 1806 (17 Şevval 1221) tarihinden itibaren tutulan 14. numaralı mühimme-i asakir defterinde kaydedilen hükümler ve meseleler incelendiğinde, Osmanlı askeri teşkilatı hakkında 19. yüzyılın başlarına ait önemli bilgiler yer almaktadır. Bu defter, Osmanlı Devleti'nin askeri düzenini, ordunun yapılanmasını ve dönemin askeri politikalarını anlamak için önemli bir kaynaktır. İçeriğinde askeri birimlerin dağılımı, komutanların atanması, askeri eğitim, askeri malzeme tedariki ve savaş stratejileri gibi konuların yanı sıra, dönemin siyasi ve toplumsal dinamiklerini de yansıtan bilgiler bulunmaktadır. Özellikle 19. yüzyılın başları, Osmanlı Devleti için önemli bir dönemdir. Bu dönemde Avrupa'da yaşanan siyasi ve askeri değişimler, Osmanlı askeri teşkilatını da etkilemiştir. 14 numaralı defter bu bağlamda, Osmanlı Devleti'nin bu dönemdeki askeri gücünü, askeri liderlerin yeteneklerini ve dönemin askeri stratejilerini anlamak için değerli bir araçtır. Bu noktada askerî mühimme defterleriyle ilgili mevcut literatüre katkıda bulunmak amacıyla, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı, Bab-ı Asafî Divan-ı Hümayun Askerî Mühimme Defteri fonunda bulunan 1806-1807 yılına ait 14 numaralı defter seçilerek transkripsiyon ve tahlil çalışması yapılmıştır. Çalışmada betimleme yöntemi kullanılmıştır
Montrö öncesi boğazlar ve Türk basını
Bu çalışmada 20 Temmuz 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanması süreci öncesindeki 1933 ile 1936 yılları arasındaki dönemde dünyada yaşanan gelişmeler dikkate alınarak Türkiye'nin Boğazlar konusunu uluslararası toplantıların gündemine getirmesi ele alınmıştır. Öncelikle Boğazların tarihi ve stratejik konumuna değinilmiş ve antlaşmalarla ortaya çıkan hukuki süreç incelendikten sonra 1936 yılına kadar süren gelişmeler araştırılmıştır. Sonrasında ise yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin 1920'li yıllardan itibaren ortaya koyduğu dış politika ve diplomatik faaliyetler ortaya konularak Boğazlar Sözleşmesi'ne uzanan siyasal faaliyetler incelenmiştir. Belirtilen tarihsel ve siyasal süreç incelendikten sonra ise İstanbul Üniversitesi tarafından açılan dijital gazete arşivi aracılığıyla 1933 ile 1936 yılları arasındaki gazeteler ışığında Türk Basınında Montrö Boğazlar Sözleşmesine giden süreç hakkında çıkan haberler taranmış ve sözleşmenin basında bulduğu yansımalar incelenmiştir. Tarama yapılan gazeteler Cumhuriyet, Tan, Akşam, Son Posta, Vakit ve Ulus gazeteleri olarak belirlenmiştir. 1930'lu yıllarda Boğazların tekrar gündeme geldiği ve uluslararası çözüm mekanizmalarının oluşmaya başladığı tarihler dikkate alınarak gazeteler taranmış ve 20 Temmuz 1936'ya kadar gelen süreç ele alınmıştır.
Selçuklu Devletinin kuruluşundan Moğol istilasına kadar Belh ve çevresi (1040-1212)
Sasaniler döneminde kurulan Belh şehrinde tarih boyunca farklı hanedanlar hüküm sürdü. Baktria topraklarının merkezi sayılan bu şehir, Akhunlar'ın hâkimiyetine de girmiştir. Bu hanedanlardan Gazneliler'den toprak almak suretiyle güçlenen Büyük Selçuklular, hâkimiyetlerinin başlangıcından Oğuz isyanına kadar Horasan Eyaletine bağlı Belh'i ellerinde tuttular. 1040 Dandanakan Savaşı sonrası, Selçuklu önde gelenleri arasında yapılan toprak paylaşımında Çağrı Bey'in payına düşen topraklar arasında yer alan bu şehir, gerek jeopolitik konumu gerekse Oğuzlara yurt olması sebebiyle devletin yıkılışına kadar ön planda kaldı. Belh, İpek yolunun işler bir güzergâhı üzerinde bulunmakla sadece coğrafi konumuyla değil siyasi, şehir tarihi, ekonomik ve kültürel açıdan da gelişmelere sahne oldu. Selçukluların Belh üzerindeki siyasi etkisi şehri sınır bölgelerinde önemli bir güç haline getirdiği gibi, şehirde farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan zengin bir kültürel miras oluşmaya devam etti.
1845 (H.1261) tarihli 7897 numaralı temettuat defterine göre Kütahya sancağı Gediz kazasına bağlı Pazar karyesinin sosyo-ekonomik yapısı
Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nin vergi sistemini ve Tanzimat reformlarının yerel ekonomik yapıya etkisini ele almaktadır. Özellikle, 1839 Tanzimat Fermanı sonrası adil vergilendirme prensipleri çerçevesinde oluşturulan temettuat defterleri incelenerek, dönemin sosyo-ekonomik yapısına dair veriler sunulmaktadır. Çalışma, Kütahya eyaleti Gediz sancağına bağlı Pazar karyesi örneği üzerinden Osmanlı vergi düzenlemelerinin toplum üzerindeki yansımalarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde ML.VRD.TMT koduyla yer alan 7897 numaralı Temettuat Defteri temel alınarak yürütülmüştür. 1844-1845 (H. 1260-1261) yıllarında düzenlenen bu defterin transkripsiyonu yapılarak veri analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Betimsel tarama yöntemi kullanılarak yürütülmüş olup, defterin sağladığı bilgiler ışığında bölgenin sosyo-ekonomik ve demografik yapısı değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda, Pazar karyesinin nüfus yapısı, hane halkı gelir durumu, meslek dağılımı ve vergi yükü analiz edilmiştir. Bulgular, gelire dayalı vergilendirmenin nasıl uygulandığını ve Tanzimat sonrası vergi reformlarının taşra halkı üzerindeki etkilerini gözler önüne sermektedir. Bu çalışma, Osmanlı taşrasında uygulanan vergi sisteminin işleyişini ve sosyo-ekonomik yapıya etkilerini belge temelli bir incelemeyle ortaya koymaktadır. Tanzimat dönemi mali reformlarının yerel düzeyde nasıl bir dönüşüm yarattığına dair önemli veriler sunarak, literatürdeki boşluklardan birini doldurmayı hedeflemektedir. Ayrıca, Osmanlı taşra ekonomisinin anlaşılması noktasında arşiv belgelerine dayalı bir perspektif sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Kütahya, Gediz, Pazarlar, Temettuat Defterleri.
Ahmed Saib Bey'in "Târih-i Sultan Murad-ı Hâmis" adlı eserinin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Osmanlı Devleti'nin son yüzyılı olarak nitelendirilen XIX. yüzyıl, birçok siyasi ve toplumsal gelişmeye sahne olmuştur. Bu yüzyıl, özellikle 1876 yılı (H. 1293), üç padişahın görev yaptığı yıl olması nedeniyle "Üç Padişahlı Yıl" olarak anılmakta ve tarihsel açıdan dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın odak noktası, yalnızca 93 gün tahtta kalan ancak cülûs ve hal' süreciyle tarihçilerin ilgisini çeken Sultan V. Murad'dır. Tıpkı amcası Sultan Abdülaziz gibi hal' yoluyla tahta çıkan ve aynı şekilde tahttan indirilen Sultan V. Murad'ın kısa süreli saltanat dönemi, sansür uygulamalarının etkisiyle yeterince belgelenememiş ve akademik anlamda sınırlı ölçüde ele alınabilmiştir. Bu çalışmanın amacı, bu döneme bizzat tanıklık eden Ahmed Saib Bey'in kaleme aldığı "Tarih-i Sultan Murad-ı Hamis" adlı eserin transkripsiyonunu yapmak ve kapsamlı bir değerlendirme ile literatüre kazandırmaktır. Eser, V. Murad dönemine dair birincil kaynak niteliği taşımasına rağmen bugüne kadar detaylı bir incelemeye konu olmamıştır. Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Ahmed Saib Bey'in hayatı ve eserleri tanıtılmış, ikinci bölümde tarih anlayışı ve üslubu analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde eser içerik bakımından değerlendirilmiş, dördüncü bölümde ise transkripsiyonlu metne yer verilmiştir. Bu sayede eser, akademik dünyaya kazandırılmış ve araştırmacıların erişimine sunulmuştur.
Kamil Kepeci 249 Numaralı Ruûs defteri (996/1587-1588) (S. 2-64) (Tahlil ve metin)
Osmanlı Devleti'nde devlet adamlarının tayinleri veya azilleri devletin üst düzey karar organı olan Divan-ı hümayunda alınan kararlar doğrultusunda yapılırdı. Ruûs defteri, ruûs kalemince yazılmış olmakla birlikte Defterhane'de muhafaza edilmiş olan Divan-ı hümayun defterlerinden biridir. Ruûs defteri, Osmanlı bürokrasininde yapılmış yüksek dereceli devlet adamları dışında devlet memurlarının, vakıf görevlilerinin tayin, azil, ibka gibi tevcihatın kayıt altında tutulduğu defterdir. Kendi arasında üç sınıfa ayrılmıştır. Bunlar ruûs kalemince verilen ruûs, ordu tarafından verilen ruûs, sadrazam seferdeyken padişahın merkezde verdiği rikab-ı hümayun ruûsudur. Tez çalışmasında Kamil Kepeci 249 numaralı Ruûs Defteri'nin 2-64 arasındaki sayfalarının transkripsiyonu ve değerlendirmesi yapılacaktır. Tezimize konu olan bölüm 1587-1588 arasındaki ruûs kayıtlarını kapsamaktadır. Kayıtlarda devlet kademelerindeki görevlilerin tayin ve azillerin nasıl yapıldığı görülmektedir. Osmanlı Devleti'nin bürokratik yapısını ve işleyişini ortaya koymak amacıyla bu çalışma yapılmıştır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Mardin Sancağında eğitim
"Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Mardin Sancağında Eğitim" konulu tez çalışmamızda önemli bir eğitim, kültür ve medeniyet merkezi olan Mardin Sancağının İslamiyet öncesi ve sonrasında özellikle Tanzimat'ın eğitime dair getirdiği yeniliklerin Mardin'deki uygulama durumu ve Cumhuriyet'e kadar uğradığı değişmelerden bahsedilmeye çalışılmıştır. Birinci bölümde, başlangıçtan modernleşme dönemine kadar Mardin Sancağında açılan klasik eğitim kurumları olan medreseler ve sıbyan mekteplerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Arşiv kayıtlarına dayalı olarak Tanzimat dönemi ve sonrasında Mardin Sancağında teşkil edilen maarif idaresi ve maarif meclisleri ile iptidai, rüştiye, idadi, gayrimüslim ve yabancı devlet okulları hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Sonuç kısmında ise, Mardin Sancağında Tanzimat süreciyle birlikte görülen eğitim yeniliklerinden bahsedilmiştir. Devlet, bütün ekonomik ve siyasi buhranlara rağmen diğer vilayet ve sancaklarda olduğu gibi, Mardin Sancağında da modern eğitimin gelişimi ve yayılması için büyük çaba sarf ettiği ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mardin, Tanzimat, Eğitim, Modernleşme, Misyonerlik
Varlık Gazetesine göre Cumhuriyet döneminde Erzurum(1923-1935)
Ağırlıklı olarak Varlık gazetesi ve diğer kaynaklardan faydalanılarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı; Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış Erzurum'un yakın tarihinde önemli bir yer tutan ve çeşitli kırılmalara yol açan 1923-1935 yılları arasını incelemektir. Erzurum bu döneme yeni umutlarla girmiştir. Çünkü 1916'da Ruslar tarafından işgal edilen şehir, 1918'de Ermeniler tarafından yapılan büyük bir katliama sahne olmuş ve ardından 12 Mart 1918'de kurtarılmıştır. Takip eden Milli Mücadele döneminde, bu mücadelenin fitilini ateşleyen ve bunu Erzurum Kongresi ile taçlandıran şehir, bu bakımdan Cumhuriyet'in ilanına giden yolda önemli bir konum elde etmiştir. Bu amaçla başta Varlık gazetesi olmak üzere çeşitli kaynaklar taranarak 1923-1935 yılları arasında Erzurum'daki siyasî ve idarî yapı incelenmiştir. Siyasi yapı içerisinde özellikle CHF'nin Erzurum'daki kuruluş aşaması, faaliyetleri, yöneticileri, özellikle Şeyh Sait İsyanı ve Şapka Hadisesi karşısında şehir halkının takındığı tutum ve mücadele, Erzurum'da görev yapmış değişik kademedeki yöneticiler hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra iktisadî hayat, ekonomik faaliyetler, 1929 Ekonomik Krizi'nin şehir ekonomisine yaptığı olumsuz etkiler, Aşar sisteminin dezavantajları ve vergi toplamadaki usulsüzlükler bunun akabinde modern vergi sistemine geçiş, tarım ve hayvancılığın bu bölgedeki potansiyeli, belediyecilik ve imar faaliyetleri, alt yapı çalışmaları bu kapsamda özellikle I. Dünya Savaşı ve Rusya'nın savaştan çekilmesi sonucunda destekledikleri Ermeni çetelerinin şehri tahrip ederek kullanılamaz hale getirmesi sonucunda Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki şehirleşme çalışmaları, ulaşım, demir ve karayolu ulaşımının bu bölgedeki tarihsel gelişimi ve yapılan faaliyetler, eğitim alanında yapılan çalışmalar, halkın günlük yaşantısı, kültürel ve sosyal faaliyetler, sağlık alanında Erzurum ve bölgenin içinde bulunduğu durum ve sağlık alanında yapılan çalışmalar, Türk Ocakları'nın kurulması ve faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiştir.
Cumhuriyet döneminde Oltu: idari,sosyal ve iktisadi hayat(1923-1950)
Erzurum iline bağlı Oltu İlçesinin, tarihî bir yaklaşımla ele alındığı bu çalışmanın amacı, 1920'li yıllardan 1950 yılına kadar Türkiye'nin içinden geçtiği değişim ve yenilenme sürecinin Oltu'ya yansımalarını idarî, sosyal ve ekonomik açılardan incelemektir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak, Oltu'nun tarihî gelişimi ve Oltu Şûrâ Hükümeti hakkında kısa bir bilgilendirme yapılmış, 1923-1950 yılları arasında Oltu'nun idarî anlamda gelişim sürecinden bahsedilmiş, bu yıllarda Oltu'da görev yapan kaymakamlar ve belediye başkanları tespit edilerek yaptıkları çalışmalar özellikle kaymakamların biyografileri ile birlikte anlatılmıştır. İlçe belediyesinin teşkilatlanması, geçirdiği değişim süreci Oltu'ya yapılan hizmetlerdeki rolü, ya da eksik kalan, yapılamayan faaliyetlerin bundan sonraki yıllara yansımalarına yönelik tespitlerde bulunulmuştur. İlgili tarihlerde görev yapan il genel meclisi üyeleri ve bu üyelerin çalışmaları anlatılmış, bu süreçte yaşanılan siyasî gelişmeler ve sıkıntılar değerlendirilmiştir. İkinci olarak, bayındırlık ve iktisadî hayat başlığında, Oltu taşı sanatının geliştirilmesinin öneminden bahsedilmiş, Balkaya kömür işletmesi, orman ve tuz işletmelerinin, imar çalışmalarının, tarım, hayvancılık ve bankacılık faaliyetlerinin sosyal ve ekonomik yaşantıya etkileri anlatılmıştır. Son olarakta siyasî, sosyal ve kültürel hayat başlığı altında, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasî hayattaki etkilerinden, Türk Ocaklarının Oltu'daki çalışmalarından bahsedilmiştir. Türk halkının modernleşmesinin taşrada ki en önemli ayağı olan halkevlerinin Oltu'daki faaliyetleri aktarılmış, sosyal kültürel hayata katkıları anlatılmıştır. Oltu'da açılan eğitim kurumları, öğretmen ve öğrenci istatistikleri ile birlikte sunulmuş, ayrıca ilçenin demografik yapısından,1930 ve 1950'li yıllardaki sosyal hayattan bahsedilmiştir. Anahtar Sözcükler: Oltu Tarihi, Yerel, Şura Hükümeti, Şehir, Sosyal Hayat
Tanzimattan 2. Meşrutiyete Tortum (İdari, toplumsal ve iktisadi durum)
Eskiçağlarda Taokhlar ülkesi sınırlarında yer alan Tortum, tarihte önemli bir konuma sahipti. Tortum ve yöresi kesin olarak Kanuni Sultan Süleyman zamanında Osmanlı egemenliğine geçmiştir. 19. yüzyılda bazen İspir kazasına bağlı bir nahiye merkezi olan Tortum, bazen de Erzurum'a bağlı bir kaza olarak kaydedilmiştir. Bu çalışmada tamamıyla belgeler ve birincil elden kaynaklar tetkik edilerek Tortum'un idari yapısında yaşanan değişiklikler ve idari yapısını etkileyen olaylar irdelenmiştir. İdarecilerinin atama şekilleri ile bölgedeki etkinlikleri incelenerek Osmanlı Devleti'nde bir kazanın nasıl idare edildiği ortaya konmuştur. Bu çalışma ile Tortum, müslüman ve gayrimüslim nüfus durumuna göre ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Ayrıca asayiş durumu, eğitim durumu gibi konular ele alınarak Tortum'da sosyal hayatın nasıl olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Halkın gelir kaynakları ve gelir düzeyi ortaya konarak ekonomik yaşam hakkında da bilgi verilmiştir. Bu tez ile bölgenin geçmişteki durumu göz önünde bulundurularak günümüzdeki durumu ile mukayese etme fırsatı oluşacak ve bölgenin ne gibi gelişmeler geçirdiği ortaya konulabilecektir.
Doğu gazetesine göre Üçüncü Umumî Müfettişlik ve imar faaliyetleri (1937-1938)
Merkezi Erzurum olarak belirlenen Üçüncü Umumî Müfettişlik ve dönemin yayın organı olarak ortaya çıkan Doğu gazetesinin ele alındığı bu çalışmanın amacı, Cumhuriyetin henüz başlarında oluşturulan teşkilatlanmanın, Türkiye'nin yaşadığı değişim ve yenileşme sürecinde önce bölgesel sonra da yerel anlamda Doğu gazetesi kaynaklı incelemektir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak, Umumî Müfettişlikler hakkında genel bir açıklama yapıldıktan sonra, Umumî Müfettişlik teşkilatının kurulması ve özellikle Üçüncü Umumî Müfettişlik organının çalışmaları, proje ve yeniliklerinden bahsedilmiştir. Ele alınan yıllar içerisinde görevlendirilen şahsiyetlerin çalışmaları anlatılmıştır. Üçüncü Umumî Müfettişlik kurumunun teşkilatlanması, kapsadığı iller ve özellikle merkezi olma özelliğine sahip Erzurum iline yapılması planlanan ve yapılmış olan çalışmalar Doğu gazetesinden kesitler sunularak anlatılmıştır. Dönemin yenileşme süreci içerisinde bulunduğu durumlar da göz ardı edilmeyerek çalışma faaliyetlerinin sonraki dönemlere yönelik etkilerine değinilmiştir. İlerleyen zaman içerisinde konusunu ele aldığımız teşkilatlanmanın olumlu-olumsuz yönleriyle tartışmalara ve görüşmelere yol açtığı süreç de ele alınmıştır. Son olarak siyasî, idarî ve daha çok imar faaliyetlerinin anlatıldığı başlıklar altında Üçüncü Umumî Müfettişlik teşkilatının kapsadığı yerlerde yapılan faaliyetler gazete haberlerinden kesitler şeklinde ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Erzurum, Basın, Üçüncü Müfettişlik, Doğu Gazetesi, Tahsin Uzer.
Tanzimat'tan II. Meşrutiyet'e kadar İstanbul'da yeme-içme mekânları
Osmanlı gündelik yaşamında halk; ev, cami, çarşı gibi sınırlı bir sosyal çevrede hayatını sürdürmekteydi. Kahvehane, meyhane, lokanta gibi yeme-içme mekânlarının ortaya çıkması ile birlikte insanlar arasındaki iletişim de çok yönlü bir hale dönüşmüştür. Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan sonra birçok alanda batılılaşmanın etkisinden söz etmek mümkündür. Halkın vaktinin önemli bir kısmını geçirdiği sosyal mekânlar olan yeme-içme mekânları da bu değişimden payını almıştır. Bu dönemde Tanzimat'ın etkisiyle bazı mekânlar tamamen ortadan kaldırılırken bazıları da değişime uğrayıp varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ayrıca tamamen geleneksel mekânlardan farklı olarak batılı tarzda yeni mekânlar da ortaya çıkmıştır. Yeme-içme mekânlarındaki bu değişim sadece mekânla sınırlı kalmamış, buralardaki eğlence anlayışı da değişime uğramıştır. Bu tez ile orta sınıf halkın sosyal hayatını geçirdiği mekânlardaki değişime ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ayrıca bu mekânların ilk açıldığı dönemle Tanzimat'tan sonraki dönem arasında karşılaştırma yapabilme fırsatını da bizlere sunmuştur. Bu çalışma tarihsel araştırma yöntemi ile yürütülmüş ve veriler doküman incelemesi ile toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeme-içme, Sosyal mekân, Tanzimat, Galata, Beyoğlu.
Basiret Gazetesi'ne Göre Prusya-Fransa Savaşı(1870-1871)
Fransa-Prusya Savaşı, 19 Temmuz 1870 ile 10 Mayıs 1871 tarihleri arasında Fransa İkinci İmparatorluğu ile Prusya Krallığı arasında yapılmıştır. Uzun bir kuşatmanın ardından Paris, 28 Ocak 1871 tarihinde Almanlara teslim olmuştur. Söz konusu savaş III. Napolyon'un düşüşüne ve Fransız Üçüncü Cumhuriyeti'nin kurulmasına yol açarak İkinci Fransız İmparatorluğu'nun sonunu getirmiştir. Ayrıca Fransa-Prusya Savaşı, Alman birliğinin kurulmasında en önemli ve son aşamayı oluşturmuştur. Savaşın yaşandığı dönemde Osmanlı Devleti'nde önemli bir yayın organı olan Basiret gazetesinde savaşla ilgili çok sayıda haber yer almıştır. Gazetenin önemli yazarlarından olan Polonyalı Hayrettin makalelerinde savaşı değerlendirmiştir. Bu haberler ve makalelerde gazete açıkça Prusya taraftarlığı yapmıştır. Polonyalı Hayrettin, Prusya-Fransa savaşını, Prusya ve Rusya ilişkisi üzerinden değerlendirmiştir. Rusya'nın, Prusya'nın güçlenmesinden rahatsız olduğunu düşünen Hayrettin, Rusya ile Osmanlı Devleti'nin zaten iki düşman olduğunu ve bu nedenle Osmanlı Devleti ile Prusya arasında ittifak olması gerektiğini savunmuştur. Anahtar Kelimeler: 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı, Fransa, Prusya, Almanya, Alman Birliği, Basiret gazetesi, Basiretçi Ali, Polonyalı Hayrettin.
Demokrat Parti' nin iktidara gelişinin Erzurum'a yansıması (Erzurum gazetesi'ne göre)
"Demokrat Parti'nin İktidara Gelişinin Erzurum'a Yansıması (Erzurum Gazetesi'ne Göre)" konulu tez çalışmasında, çok partili hayata geçiş döneminde Erzurum'da meydana gelen siyasi olaylar incelenmiştir. Cumhuriyet'in ilanından 1950 yılına kadar olan süreçte Türkiye'de yaşanan siyasi çalkantılar toplumsal yaşamda CHP iktidarına yönelik bir tepki oluşmasına sebep olmuştur. Çok partili hayata geçişle birlikte kurulan DP, CHP iktidarı için bir tehlike oluşturmuştur. DP'nin teşkilatlanması ve yönünü doğu illerine çevirmesiyle CHP'nin rakibi konumuna gelmiş ve bu dönemde iki parti arasında iktidar mücadelesi yaşanmıştır. DP girdikleri ilk seçimde birçok il ve ilçelerde seçimleri kazanmıştır. Bu illerden biri de Erzurum'dur. DP'nin Erzurum'da iktidara gelmesiyle Erzurum'un siyasi, sosyal ve ekonomik hayatında birçok gelişme yaşanmıştır. Erzurum'da yaşanan bu gelişmeler basına da yansımıştır. Bu dönemde Erzurum'da yayınlanmakta olan Erzurum gazetesinde, 1950 yılında yapılan seçimler sonucunda DP'ni iktidara gelmesinin Erzurum'da siyasi ve toplumsal yaşama nasıl yansıdığı ele alınmıştır.
Meşrutiyet öncesi dönemde gazetelere uygulanan yasaklar ve cezalar (1860-1876)
Osmanlı basın hayatı 1831 yılında çıkarılan Takvim-i Vekāyi ile başlamıştır. Sultan II. Mahmud döneminde çıkarılan bu gazete batılılaşma sürecindeki Osmanlı Devleti'nin kamuoyu oluşturmasında çok önemli bir rol üstlenmiştir. Takvim-i Vekāyi'den on yıl sonra Osmanlı Devleti'nin ikinci gazetesi olan Cerîde-i Havâdis 1840 yılında yayın hayatına başlamıştır. 1860 yılında Agâh Efendi'nin çıkardığı Tercüman-ı Ahvâl ile gazetecilik ve basın devlet tekelinden çıkmış, 1862'de yayınlanan Tasvir-i Efkâr ve 1867'de çıkarılan Muhbir gazetesi ile daha da güçlenmiştir. Tanzimat'ın yetiştirdiği genç nesil çıkardığı gazetelerle yönetime muhalefet etmiş ve bu hareket daha sonra Yeni Osmanlılar adını almıştır. Siyasî içerikli yazılar ve iktidara yönelik eleştiriler basında yer almaya başlayınca hükümet tarafından yeni hukukî düzenlemeler ve yasaklar getirilmiştir. 1864'te Matbuat Nizamnâmesi ve 1867'de yayınlanan Âlî Kararnâme ile basın susturulmaya çalışılmıştır. Muhbir, Utarit ve Tasvir-i Efkâr gibi gazeteler bu kararname ile kapatılırken, Terakki, Basiret ve Diyojen'e çeşitli cezalar verilmiştir. Ancak basın hiçbir şekilde susturulamamış, bu gazeteciler mücadelelerine yurt dışında devam etmişlerdir. Yeni Osmanlıların yurda dönmeleriyle birlikte Tanzimat'ın en güçlü yayın organı olan İbret gazetesi 1870'te yayınlanmıştır. Yayın hayatı boyunca çeşitli cezalara maruz kalan İbret, 1873'te Hadika gazetesi ile birlikte kapatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Basın, Sansür, Ali Kararname, Yeni Osmanlılar
Sultan II. Abdülhamid döneminde kadın ve kadının sosyal hayattaki rolü
Geçmişten günümüze kadınlar hakkındaki tartışmalar her zaman güncelliğini koruyan bir unsur olmuştur. Toplumsal yapının önemli öğelerinden biri olan kadın, toplumsal bağlamda oluşan değişim ve yeniliklerden her daim etkilenmiştir. Osmanlı Devleti'ne genel olarak bakıldığında her yüzyılın kendine özgü yenileşme ve değişim süreci olmuştur. Bu değişim ve yenileşme sürecinin en belirgin olduğu yüzyıl 19. yüzyıldır. Tanzimat dönemi ile birlikte sadece devlet kademeleri ve yönetim değil toplumsal yaşam da değişime uğramıştır. Bu toplumsal değişimin önemli bir yönü ise Osmanlı kadınının toplumdaki konumunun tartışılmaya başlanmasıdır. Tartışmalar doğrultusunda Osmanlı kadınının toplum içerisindeki konumu I. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte netlik kazanmaya başlamıştır. Kadının toplumdaki statüsüne dair kalıplaşmış birçok tabu yıkılmaya başladığı gibi modernleşme olgusu kadının düşüncesine, hayat tarzına, çalışma hayatına, eğlence anlayışına ve giyim kuşam tarzına yansımıştır. Bu çalışmada değişimin kadınların toplumsal yaşamına yansıması genel bir çerçeve çizilerek ele alınmıştır.
Türk basınında Alman İmparatoru II. Wilhelm'in 1898 tarihli İstanbul ve Kudüs seyahati
Oldukça eskilere uzanan Osmanlı-Alman ilişkileri, Sultan II. Abdülhamid dönemine kadar zaman zaman dostane bir seyir izlerken, zaman zaman da durma noktasına kadar gelmiştir. Sultan II. Abdülhamid'in Osmanlı tahtına çıkması ve ardından II. Wilhelm'in Alman imparatoru olması Osmanlı-Alman ilişkilerini canlandırmıştır. Bu dönemde Avrupa devletleri tarafından yalnızlığa mahkûm edilen Sultan II. Abdülhamid, bunu fırsata dönüştürerek, diğerlerine nazaran daha az zararlı olduğuna inandığı Alman devletiyle ilişkilerini geliştirme yoluna gitmiştir. Bismarck'ın başbakanlığı döneminde temkinli ve bir o kadarda yavaş ilerleyen Osmanlı-Alman ilişkileri, İmparator II. Wilhelm'in Alman İmparatoru olmasıyla Bismarck'ın ihtiyatlı politikası tamamen terk edilmiş, Weltpolitik adıyla yeni bir politika uygulamaya konulmuş ve Almanların bu yeni politikasından en çok Osmanlı Devleti payını almıştır. Osmanlı-Alman ilişkilerini taçlandıran gelişme II. Wilhelm'in ilki 1889, ikincisi 1898 yıllarında yaptığı ziyaretlerdir. II. Wilhelm, Avrupa karşısında yalnız kalan II. Abdülhamid'e bu şekilde manevi destek olup, seyahati boyunca yaptığı söylemlerle Osmanlı vatandaşlarının, bilhassa Müslümanların gönlünü kazanmış, aynı zamanda bu ziyaretler iki ülke arasındaki siyasî, askerî ve iktisadî etkileşimi artırmıştır. Bu çalışmada Alman İmparatorunun 1898 tarihli ikinci ziyaretinin hem İstanbul hem de Filistin ayağı, Osmanlı gazetelerine dayanarak izah edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: II. Abdülhamid, II. Wilhelm, İstanbul, Kudüs, Osmanlı Devleti
Levant Trade Review'e göre Türkiye'nin iktisadî yapısı (1911-1931)
Bu çalışmada Amerikan Türkiye Ticaret Odası tarafından 1911-1931 yılları arasında İstanbul'da yayımlanan "Levant Trade Review" adlı süreli yayında yer alan bilgiler ışığında Türkiye ekonomisi anlatılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Levant coğrafyasına, Türk-Amerikan ticarî ilişkilerinin tarihî geçmişine ve Levant Trade Review ticaret ve ekonomi dergisine kısaca değinilmiştir. Akabinde derginin yayımlanma tarihlerini kapsayan İkinci Meşrutiyet ve Millî Mücadele dönemleri ile Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Türkiye ekonomisi hakkında derginin içeriğine sadık kalınarak bilgi verilmiştir. Bu ekonomik yapıyı oluşturan unsurlar derginin belirlediği konular olan; tarım, ulaşım, Türkiye'nin ithalat ve ihracat ürünleri, yöneticilerin iktisadî hedefleri, madenler ve diğer ekonomik esaslar, genel ve bölgesel olarak tasnif edilerek anlatılmıştır. Çalışmamızda kullanılan yazılar arasında Amerikan konsolosları, konsolosluk çalışanları, Anadolu'daki Levant Trade Review muhabirleri, yerli ve yabancı gazetelerin ekonomi üzerine kaleme aldığı makaleler ve yerli ve yabancı ticaret odalarının istatistikleri yer almaktadır. Bu çalışmada belirtilen konuların yanı sıra 1911-1931 yılları arasındaki Türk-Amerikan ticarî ilişkilerinin genel hatları dergideki yazılara göre aktarılmaya çalışılmıştır.
Erzurum'da ticari hayat (1945-1960)
Erzurum; Anadolu-İran-Kafkasya ve Mezopotamya gibi kadim toprakları birbirine bağlayan önemli bir noktada kurulmuştur. Bu önemli konumda kuruluşunun esas nedeni olan askeri amacın yanında tarih boyunca ticaret şehri olarak da bilinmiştir. Ticari bir merkez olmasından ötürü Dünya ve Türkiye'de yaşanan olaylardan doğrudan etkilenmiştir. Dünya ekonomilerine büyük etkide bulunan 1929 Buhranının etkileri bitmeden, İkinci Dünya Savaşı'yla birlikte devlet ekonomileri temelden sarsılmış Türkiye savaşa girmemesine rağmen bu sarsıntıdan payını almıştır. Bütün bu gelişmelere Doğu Anadolu Bölgesi'nin ticaret merkezi konumunda olan Erzurum kayıtsız kalamamış, daha Birinci Dünya Savaşı'nın etkilerini üzerinden atamadan bütün bu olumsuz şartlardan etkilenmiştir. Tezimizde Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve ekonomisinde dönüm noktaları olan İkinci Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanılan gelişmelere, tek parti döneminden çok partili hayata geçiş süreciyle beraber gelişen özgürlükçü ekonominin Erzurum'a etkilerine; dönemin gazeteleri, arşiv belgeleri ve doküman incelemeleriyle ışık tutulmaya çalışılmıştır.
1572 Tarihli Köstendil İcmal Defterinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Köstendil Sancağı'na bağlı olan Ilıca, Dubniçe, İştib, Ustrumca, Boyimiye, Pedriç, İslavişte, Radomir, Koçana, Maleşeva, Doyrangölü, Menlik, Piyaniçe, Sirişnik, Nogoriçe, Koniçe, Tikveş, Maleşeva, Gorna-Krayişte nahiyeleri hakkında 523 numaralı icmâl tahrir defteri temel kaynak olmak üzere incelemeye tabî tutulmuştur. Nahiyelerin hem şehir merkezlerinde hem de kendilerine bağlı olan köylerinde Osmanlı Devleti'nin bölgeyi fethiyle birlikte uyguladığı iskân politikasının etkileri görülebilmektedir. Siyasi ve askeri anlamda büyük derecede ortaya konulmuş olan Osmanlı Devlet yapısının, sosyo-ekonomik anlamda da aynı oranda tahlil edilmesi, aynı şekilde arşivlerde mevcut durumda bulunan vesikalarla gerçekleşebilmektedir. Tapu tahrir defterlerinin Ankara Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi'nde orijinalleri muhafaza edilmesi ve kullanıma açık bir halde bulunmamasından ötürü, elimizdeki defter nüshası, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi'nde bulunan orijinal defter nüshasından sağlanmıştır. Yapmış olduğumuz bu araştırma sonucunda, Balkan bölgesinin, Osmanlı hâkimiyeti öncesi ve hâkimiyeti sırasında uygulanan iskân politikası irdelemek amaçlanmıştır ve bunun yanı sıra sayısal verilerde bir sistem içerisinde verilerek Osmanlı ekonomik sistem uygulamasına örneklendirme yapılmaya çalışılmıştır. Defterin son kısmında verilen defter transkripsiyonu ve ekler kısmına eklenmiş olan tablo ve haritalar bundan sonraki araştırmalara veri sunma amacını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Balkanlar, Köstendil, Ilıca Kazası, İdari, Sosyal ve Demografik Yapı, Tahrir, Timar, İcmal.
Temettuat kayıtlarına göre Erzurum ova köylerinin sosyal ve iktisadi durumu
Osmanlı Devleti'nde idarî, askerî ve malî değişikliklerin miladı olarak kabul edilen Tanzimat Fermanı'nın getirmiş olduğu "herkesin gelirine göre adil vergi verme" ilkesi kısa bir süre sonra Anadolu ve Rumeli'nin değişik bölgelerinde tatbik edilmeye çalışılmış ve temettü vergisi adıyla yeni bir malî çalışma başlatılmıştır. Özellikle 1828-29 Osmanlı-Rus harbinden sonra işgale uğrayan Erzurum ve çevresi bilhassa ekonomik ve malî gelirler konusunda büyük bir kayba uğramış ve politik geleceği ise büyük bir tehlike altına girmiştir. Bu açıdan gerek savaş sonrası sosyo-ekonomik gelirlerin yeniden tespit edilmesi ve gerekse Tanzimat'tan sonra bölgede uygulamaya konulan yeni malî politikalar çerçevesinde temettuat yazımlarına önemli görevler düşmekteydi. Diğer yandan 115 adet köy ve yaklaşık 963 sayfalık temettuat kataloğuna sahip olan Erzurum Ova köyleri, Anadolu ve Rumeli kazaları içerisinde en geniş temettuat yazımlarından birini ihtiva etmektedir. Defterlerin tamamına yakını Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğüne bağlı Osmanlı Arşivi ML.VRD.TMT.d. kataloğ fonu içerisinde yer alıp bazı köylerde ise Müslüman ve gayrimüslim nüfus adına iki farklı defter hazırlanmıştır. Bu defterlerden yola çıkarak Erzurum Ovası ile ilgili yaptığımız çalışmada, bölgenin öncelikle emlak, arazi, hayvan ve meslek gibi gelirleri teker teker ele alınmış ardından tüm hanelere ait gelirler tespit edilerek genel değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Özellikle üçüncü bölümde Erzurum Ovası'nda yaşayan nüfusun din, etnik köken, lakap ve isim gibi soyolojik durumlar ya da toplumsal yapıya ait hususiyetleri ele alınmış bunun dışında tarla, çayır, bostan ve değirmen gibi taşınmaz mallar hakkında geniş bilgilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Erzurum ova köyleri, Temettuat Defterleri, 19. yüzyıl, demografik yapı, sosyal ve iktisadî yapı
Haçlı vahşeti (1096-1099)
Haçlı seferleri, dünya tarihini şekillendiren olayların başında gelmektedir. Doğu-Batı ya da Medeniyetler Çatışması olarak nitelendirilen Haçlı seferlerinin etkileri günümüzde de devam etmekte ve modern dünyanın çatışmalarının kaynağı, ortaçağlara kadar geriye gitmektedir. Dünya tarihine damga vuran bu kadar önemli bir olayın sebepleri konusunda pek çok şey söylenmiş ve Katolik Kilisesi'nin bir projesi olan Haçlı seferlerinde dini motifler öne çıkarılmıştır. Buna karşılık seferlerin altında yatan nedenler siyasi ve ekonomiktir. Haçlı seferleri, başlangıç itibariyle ya da en azından ilan edilen şekliyle Müslümanlar üzerine düzenlenmiştir. Ancak gerek seferin başlangıcında gerekse ilerleyen safhasında düşman algısına yeni aktörler eklenmiş ve Yahudiler ile Katolik olmayan Hristiyanlar da bu çerçeveye dâhil edilerek Haçlı seferine muhatap olmuşlardır. Dini taassupla ve ganimet hırsıyla gözü dönmüşçesine hareket eden Haçlılar, Yahudileri sahip oldukları zenginliği ele geçirmek; Hristiyanları ise mezhep farklılıklarının da yönlendirmesiyle dini sapkınlıkla suçlayarak katletmişlerdir. Müslümanlar ise Kutsal Mekânları kirletenler, dinsizler ve Doğu Hristiyanlarına zulmeden kimseler olarak resmedilmiş ve Katolik Kilisesi tarafından hedef gösterilmişlerdir. Haçlı seferleri esnasında Yahudi-Hristiyan-Müslüman ya da yaş-cinsiyet ayrımı yapmadan korkunç bir vahşete imza atan Haçlılar, bu çerçevede katliam, cesetlere işkence etmek, yamyamlık, yağma, tahribat gibi insanlık dışı pek çok eylemi gerçekleştirmekten geri durmamışlardır. Dahası tüm bunları haklı bir nedene dayandırmak için de türlü açıklamalar getirmişlerdir. Çalışmada yer alan tüm insanlık dışı olayların kaynağı yine bizzat Haçlılardır. Zira Birinci Haçlı Seferinin ana kaynakları, yaşananları hiç rahatsızlık duymadan ve teferruatlı bir şekilde kaydetmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Haçlı Seferleri, Hristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler, Vahşet.
İkdam gazetesine göre Galata'da asayiş sorunları (1894-1900)
Osmanlı Devleti kurulduğu tarihten yıkıldığı tarihe kadar devlet içinde huzuru ve güven ortamını oluşturmaya, asayişi sağlamaya önem vermiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise başkent İstanbul'a çok fazla turist geldiğinden şehrin iç güvenliğine daha çok önem verilmiştir. Beyoğlu, Galata semti şehrin Avrupa'ya açılan kapısı olarak görülmüş buraya gelen turistlerde daha iyi izlenim bırakabilmek için çalışılmıştır. Biz de bu çerçevede Osmanlı Devleti'nin semtteki eğlence mekânlarında halkın eğlenmesine engel olmadan asayişi nasıl sağladığını İkdam gazetesi içerisinde yer alan haberlere dayanarak inceledik ve olaylara Osmanlı Devleti'nin verdiği cezaları değerlendirdik. Asayiş olayları yıllara göre ve yılın kendi içerisinde de aylara göre değişim göstermektedir. Bu değişimin sebepleri, devletin olayları denetim altına almak için aldığı tedbirler irdelenmiştir. Çalışmada İkdam gazetesindeki haberler dışında Osmanlı Arşivinde yer alan bir kısım evraktan, seyahatnamelerden ve araştırma eserlerden istifade edilmiştir.
Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası meclis tutanaklarına göre Erzurum'da ticari hayat (1950-1960)
Erzurum bulunduğu konum itibariyle bir ticaret şehri olarak bilinmektedir. Türkiye' de ki siyasi ve ekonomik sıkıntılardan doğrudan etkilenen bir şehir olmuştur. I. Dünya Savaşı, ardından 1929 Buhranı ve II. Dünya Savaşının etkileri ile bozulan ülke ekonomisinden etkilenmiştir. Türkiye 1946 yılında Demokrat Parti'nin kurulmasıyla birlikte çok partili hayata geçmiştir. 1950 yılı itibariyle Demokrat Parti'nin iktidara geçişiyle beraber Türkiye' de yeni bir dönem başlamıştır. Kurulan yeni iktidarın siyasi, ekonomik ve sosyal politikaları olmuştur. Erzurum' da bu politikalardan olumlu etkilenen şehirlerden biri olmuştur. Tezimizde Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte gelişen özgürlükçü serbest ekonomini politikasının Erzurum'a etkileri dönemin arşiv belgeleri ve özellikle Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Tutanakları esas alınarak ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erzurum, Ticaret, Ticaret ve Sanayi Odası, Ekonomi.
Asrî kaynaklarda Moğolların devlet teşkilatı ve sosyo-kültürel yapısı (1206-1294)
Orta Çağ'ın tarihî seyrinde son derece önemli bir yere sahip olan Moğollar, devlet yapıları ve savaşçı kimlikleri sayesinde tarihin gördüğü çok geniş sınırlara ulaşan devletlerden biri olmuştur. Hızlı bir yükseliş ve yayılmanın ardından Moğollar, ulaştıkları sınırlarda çeşitli milletlerle gerek mücadele gerekse siyaset noktasında ilişkiler geliştirmeye başlamışlar; bu da Moğollara dair bilgi veren kaynakların daha da çeşitlenmesine neden olmuştur. Kaynakların tamamının gerçek bilgiler ulaştırdığını iddia etmek mümkün değildir; ancak bir yabancının gözünden ilgi çekici hususların kayda geçirildiği de muhakkaktır. Temel mesele, Moğolları kayda geçirenlerin bunu yaparken ne ölçüde önyargılı davrandıkları ya da davranmadıklarıdır. Zira yazar, kendi değer yargıları çerçevesinde bozkırlı bir kavmi, ya tamamen medeniyetten yoksun gösterebilmekte ya da medeni ölçülere sığan bazı hususların pratiğini kendince ilkel bulabilmektedir. Tüm bu handikapları bir kenara bırakıp akla uygunluğu da göz önünde bulundurarak kullandığımız dönem kaynakları, Moğolların dünyasına dair zengin malumat barındırmaktadır. Moğolların klasik dönemiyle (1206-1294) sınırlı tuttuğumuz çalışmada Katolik misyonerlerin, bölgede yaşayan Ermeni ve Süryanilerin, Çinli elçilerin ve İslam kaynaklarının kayıtlarına başvurulmuş; bu kaynaklar araştırma eserlerle desteklenmiş ve Moğolların devlet teşkilatı, sosyal ve kültürel hayatları incelenmiştir.
İlhanlı Hükümdarı Hülâgû Han ve haleflerine eğitim veren şahsiyetler
Moğol hükümdarı Mengü Han, kardeşi Hülâgû Han'ı 651/1254 yılında batıya göndermiş, Hülâgû Han da kazandığı siyasî başarıların ardından İlhanlı Devleti'ni kurmuştur. Henüz yeni siyasî bir kimliğe sahip olan İlhanlılar, teşkilat yapısı noktasında kendilerinden önceki devletlerden büyük ölçüde etkilenmişlerdir. Özellikle devlet teşkilatı bağlamında eskiden beri siyasî, sosyal ve ekonomik ilişkiler içinde oldukları Türklerin teşkilat yapıları ve kurumlarından büyük ölçüde etkilendikleri ve bu kurumları kullandıkları görülmektedir. Bu kurumlardan biri de hiç şüphesiz Büyük Selçuklu Devleti zamanından beri var olan Atabeglik kurumudur. Atabeglerin vermiş olduğu eğitimler şehzadenin bir hükümdar gibi yetiştirilmesine öncülük etmektedir. Tahta geçmesi muhtemel olan şehzade, devlet idaresinde tecrübe kazanabilsin diye bir atabeg öncülüğünde dönemin ikinci hükümdarlık merkezi olan Horasan'a gönderilmiş, yaşları küçük olan şehzadeler zaman zaman atabeglerin etkileri altında kalmışlardır. Bu çerçevede incelendiğinde tez, ilk dönem atabeglik kurumuna sahip olmayan sonrasında ise eğiticileri bir kuruma dâhil etmek suretiyle bu kimliği kurumsallaştıran İlhanlılar dönemini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez, Hülâgû Han başta olmak üzere İlhanlı şehzadelerinin eğitimlerinden sorumlu olan şahsiyetler hakkında bilgiler sunacaktır.
İran Şahlarının Avrupa ziyaretleri (1873-1905)
Bu tez, 1873-1905 yılları arasında İran tahtında olan Nâsırüddin Şah ve oğlu Muzafferüddin Şah dönemlerinde yaşanan Avrupa'ya yapılan ziyaretleri anlamaya dönüktür. Çalışmada iki İran şahı dönemlerindeki önemli gelişmelerden, yapılan Avrupa ziyaretlerinin sebepleri açıklanarak Şahların Avrupa ziyaretlerinin programları ve gidilecek ülkelerde ne suretle karşılandığı hakkında detaylı bilgilere yer verildi. 1873, 1878, 1889, 1900, 1902 ve 1905 yıllarında gerçekleşen altı Avrupa ziyaretinin sonucunda İran'da ne gibi değişikliğe yol açtığı üzerinde duruldu. Çalışmada Başkanlık Osmanlı Arşivindeki evraktan, araştırma eserlerden, Basiret, İkdam ve Sabah gibi devrinin önemli gazetelerinden istifade edilerek vücuda getirildi. Anahtar Kelimeler: Nâsırüddin Şah, Muzafferüddin Şah, İran, Meşrutiyet, Avrupa Ziyaretleri
Sultan II. Abdülhamid dönemi İstanbul yangınları
İstanbul'da ortaya çıkan yangınlar şehrin tarihi açısından önemli bir yer tutmaktadır. Sultan II. Abdülhamid'e kadar yoğun bir İstanbul yangını yaşanmakta olup 1876'dan itibaren de bu yangınlar devam etmektedir. İstanbul yangınları kaza sonucu veya kasıtlı çıkartılmıştır. Kasıtlı çıkartılan yangınların en belirgin sebebi sigortadan faydalanmaktır. Yangın anında itfaiye çalışmaları ve devlet adamlarının yangına müdahalesi de oldukça önemlidir. Çünkü bir hanede başlayan yangın erken müdahale edilmezse bir mahalleyi yakacak boyuta ulaştırmaktadır. Bu sebeple yangın sonrası en önemli nokta erken müdahaledir. İstanbul'un birçok semtinde çıkan yangınlar şehrin görüntüsünü değiştirmekle kalmayıp birçok sıkıntıya da sebep olmuştur. Osmanlı ekonomisini olumsuz etkileyen yangınlar yalnızca şehrin fiziksel görüntüsünü değil toplumunu da olumsuz etkilemiştir. Şehrin birçok sanat ve kültür eserleri silinmiş ve günümüze bırakılacak eserlerin somut örneklerin de azalma olmuştur. Bu çalışmada, Sultan II. Abdülhamid dönemi oluşan İstanbul yangınları ve bu yangınların neden meydana geldiği hakkında araştırma yapılarak yangınları durdurmak için ilerleyen dönemlerde ne gibi önlemler alındığı hakkında bilgiler verilmiştir.
Doğu Gazetesine göre 1938 yılında Erzurum
Doğu Gazetesine Göre Erzurum (1937-1938) adlı tez çalışması ile Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Erzurum ilinin; siyasî, idarî, iktisadî, sosyal ve kültürel hayatı Doğu Gazetesi'nin 1937-1938 yıllarına ait nüshaları dikkate alınarak incelenmiştir. Çalışmada incelenen konular ile bağlantılı olarak 1930'lu yıllar boyunca yaşanan gelişmelere dair haberlere de yer verilmiştir. Çalışmanın amacı Doğu gazetesinin yayın hayatını sürdürdüğü 1937-1938 yılları arasında farklı alanlarda Erzurum ili ile ilgili haberlerin ortaya çıkarılarak şehre olan etkilerini ortaya koymaktır. Yurt ve dünyadan haberlerin de yer aldığı Doğu gazetesinde; siyasî, askerî, malî, iktisadî, sosyal ve kültürel gelişmelerin yer aldığı geniş bir haber yelpazesi mevcuttur. Gazetede, Erzurum ili ile ilgili farklı nitelikte ve değerde birçok haber yer almaktadır. Bu kapsamda çalışma ile Erzurum iline yapılması planlanan ve yapılmış olan yatırımlar ve birçok alanda hayata geçmiş olan yenilikler Doğu gazetesinden kesitler sunularak incelenmiştir. Erzurum ilinin imar ve bayındırlık faaliyetlerinin ağırlıklı olarak ele alındığı çalışmada şehirde yaşanan eğitim, sağlık, ticaret, tarım, hayvancılık, kültür ve sanat gibi alanlardaki gelişmeler ele alınmıştır. Çalışmada Doğu gazetesi başta olmak üzere çeşitli kitap, makale ve arşiv belgelerinden de yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Gazetesi, Erzurum, İdarî, İktisadî, Sosyal ve Kültürel Hayat
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e psikoloji ilminin tarihî gelişimi ve Mustafa Şekip Tunç
Psikoloji ilmi insanlık tarihinin başlangıcından beri bu isimle anılmasa da içeriğini oluşturan düşünme, algılama ve hissetme gibi soyut süreçlerden dolayı insanlığın hayatı içerisinde var olan bir bilim dalıdır. Bilim tarihi boyunca farklı isimler ya da farklı ilim dalları bünyesinde var olmuş ve temelde insanı ruhsal ve zihinsel yönleriyle anlamaya çalışan bir ilim dalı olagelmiştir. 19. yüzyıldan sonra da modern bir hüviyete bürünerek bilim tarihinde yerini almıştır. Medeniyetin olduğu her insan topluluğu, felsefe, sosyoloji, psikoloji vs. sahalarında farklı isimler altında çalışmalar yapmıştır. Türkler de kurmuş oldukları devletlerde sayılan alanlarla ilgilenmiş ve bu alanlara çeşitli katkılar sunmuştur. Bu çalışmanın tarihsel kısmını oluşturan Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ndeki bilim tarihinde ise psikoloji ilmi üzerine çalışan aydınlar, bu aydınların psikoloji ilmi üzerine olan düşünceleri ve vermiş oldukları eserler ele alınmış tüm bunlar tarihsel süreç içerisinde değerlendirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin son yıllarında ise psikoloji ilminin modern bir hüviyete kavuşma sürecinden bahsedilmiştir. Türk bilim tarihinde psikoloji ilmi üzerine çalışmalar yapmış âlimlerinin isimlerine kısaca değinilen bu çalışmada, Osmanlı Devleti tarihi boyunca bu meyanda yapılan çalışmaları işleyerek psikoloji ilminin Türk bilim tarihindeki serüveni incelenecektir. Türk psikoloji tarihinin dönüm noktalarından olan Mustafa Şekip Tunç, Türk bilim tarihinde psikoloji ilminin modern bir hüviyete kavuşmasındaki rolüyle ele alınarak psikoloji alanındaki çalışmaları değerlendirilip modern psikoloji ilmine olan katkıları araştırılmış ayrıca hayatı ve akademik çalışmaları modern psikoloji ilmi bakımından değerlendirilmiştir.