
5.311
Arşivlenen Tez
33
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Hanefî mezhebinde zarûret ve fıkhî hükümlere etkisi: Serahsî'nin el-Mebsût örneği
Peygamber Efendimizin vefat etmesiyle birlikte İslâm'ın iki temel kaynağı olan Kur'ân ve Sünnet tamamlanmış oldu. Bundan sonraki süreçte İslâmiyet'in hızlı bir şekilde yayılması, farklı coğrafya ve kültürden insanların Müslüman olmasıyla birlikte İslâm'ın meseleleri de çeşitlenmiş, zaruret halinin varlığı ve hükme etkisi tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmalar neticesinde birçok görüş öne sürülmüş, bir kısım fukahâ zarureti keyfî hüküm vermek olarak görürken bir kısım fukahâ ise zaruretin hüküm verilirken göz önünde bulundurulması gereken bir durum olduğunu savunmuştur. Biz bu çalışmamızda bilhassa Hanefî mezhebinde zaruret kavramını ele alıp, İmam Serahsî'ye ait olan el-Mebsût adlı eserdeki zaruretle ilgili meseleleri tespit edeceğiz. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu, sınırlandırması, yöntem ve kaynakları ile genel olarak zaruret kavramı ele alınıp Kur'ân ve Sünnette zaruret kavramı açıklanmıştır. Birinci bölümde zaruret ile ilişkili kavram ve delillerle birlikte Serahsî'de zaruret kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise el Mebsût'ta geçen zaruretle ilgili meseleler tespit edilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bilgiler ışığında İmam Serahsî'nin zaruretle ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
İzmirli İsmail Hakkı'nın hadis anlayışı
Darûlfunûn İlahiyat Fakültesi'nde verilen derslerden biri Hadis Tarihi'dir. Bu dersi veren âlimlerden biri de kelam, fıkıh, ahlak ve felsefe alanlarında fazlaca çalışmalara sahip olan İzmirli İsmail Hakkı'dır. İzmirli, hadis ders notlarını kitap haline getirmiş ve bunlardan bir kısmı yakın zamanda neşredilmiştir. Yapılan bu çalışmada İzmirli'nin hadis ilmi ve hadis alanındaki görüşleri, klasik hadis eserleriyle karşılaştırılmak suretiyle benzerlikler veya farklılıklar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, İzmirli'ye göre peygamber tasavvuru ve peygamberliğin gerekliliği, ilimler tasnifi içerisinde hadis ilmi ve hadis tarihi ile ilgili düşünceleri ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise İzmirli'nin hadis anlayışını kapsayan hadis ve sünnetin tanımı, hadisin önemi, konusu ve amacı, haber/hadis taksimi, mütevatir ve âhad haber, makbul haber içerisinde sahih ve hasen hadis, merdud haber içerisinde ise zayıf ve mevzu hadis, isnadın sonu bakımından hadisler, İmâmîyye'nin hadis anlayışını tenkidi ile ilgili düşüncelerine değinilmiş ve klasik hadis usulü eserleriyle de karşılaştırmalar yapılmıştır.
Makâsıd-ı Şerîa bağlamında manevi danışmanlık
Bu tez, makâsıd-ı şerîa bağlamında manevi danışmanlık konusunu derinlemesine inceleyerek, İslam hukukunun temel amaçları çerçevesinde manevi danışmanlığın rolünü ve uygulama alanlarını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Çalışma, İslam hukukunun manevi boyutlarını, özellikle makâsıd-ı şerîa (şeriatın temel amaçları) kavramını detaylı bir şekilde analiz etmiştir. Bu bağlamda, hak kavramları, zarûrât-ı hamse (temel ihtiyaçlar) ve bunların manevi danışmanlıkla ilişkisi geniş bir perspektifte incelenmiştir. Kur'ân ve Sünnet'teki manevi danışmanlık ögeleri, bu ögelerin hem teorik hem de pratik düzeyde nasıl uygulandığına dair örnekler sunarak, manevi danışmanlığın temellerini oluşturan tematik konuları ayrıntılı bir biçimde ele almıştır. Makâsid-i şerîa perspektifinden manevi danışmanlığın çeşitli uygulama alanlarının ve yaklaşımlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirildiği ikinci bölümde ise İslam aile hukuku, ceza hukuku ve psiko-sosyal sorunlar çerçevesinde manevi danışmanlığın pratik uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur. Bu bölümde, aile yapısına ilişkin fıkhî hükümler, evlilik ve mirasla ilgili rivayet kültürü, engelli bireyler, göçmenler ve depremzedeler gibi toplumsal grupların manevi danışmanlık ihtiyaçları detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Ayrıca tezin ekinde, hukuksal ve yönetmelik düzenlemeleri, eğitim ve sertifikasyon standartlarına dair kapsamlı önerilerde bulunulmuştur. Tezin sözü edilen bu ekinde, Türkiye'de manevi danışmanlığın mevcut hukuksal durumu, yasal düzenlemeleri ve toplumsal farkındalık yaratma stratejileri analiz edilmiştir. Manevi danışmanlık meslek tanımı, çalışma ortamı, beceri standartları ve profesyonel gelişim konularında ayrıntılı önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak, tez, İslam hukukunun manevi boyutlarıyla uyumlu, etkili ve kapsamlı bir manevi danışmanlık pratiği için önemli psiko-teolojik bilgiler ve öneriler sunarak bu alandaki mevcut eksikliklerin giderilmesine İslam hukuku perspektifinden katkıda bulunmayı ve özellikle Türkiye'deki manevi danışmanlık uygulamalarında daha iyi bir anlayış ve etkinlik sağlamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Hukuku, Makâsıd-ı Şerîa, Kur'ân ve Sünnet, Manevi Danışmanlık, Psiko-Sosyal Sorunlar
İmgebilim açısından Fars-Arap-Türk karşılaştırmalı çocuk edebiyatı
Bu tez, Fars-Arap-Türk çocuk edebiyatlarının tarihsel gelişimini, başat yazar ve şairlerini, şiir ve hikâye örneklerinin imgelem farklılıklarını ve benzerliklerini inceliyor. Tezin amacı, bu üç ulusun sosyokültürel yapısını ele alan çocuk edebiyatının yapıtlarını karşılaştırmak, ve değerlendirmek. Tez, doküman analizi yöntemiyle hazırlanmış ve çeşitli kaynaklardan veri toplanmıştır. Araştırmanın verileri, çocuk kitapları, çocuk dergileri, İlkokul kitapları, elektronik kitap, dergi, web sayfaları vb, konuya dair yazılmış olan tezler, makalelerdir. Ayrıca, karşılaştırmalı çocuk edebiyatı, dünya çocukları arasında köprü iken, çeviri bilimi, onun ortaya çıkışına zemin hazırlamıştır. Yaratıcı çocuk edebiyatı özgün konularla gelişmiştir. Fars-Arap-Türk yapıtlarında benzer noktalar farklılıklardan daha fazladır. Her üç edebiyatta sosyokültürel değerler, vatan sevgisi, anne sevgisi, hayvan sevgisi, doğa sevgisi, nine sevgisi tema başlıklarıyla konu edilmiştir. Şiirlerde imgesel anlatımlar ve canlı örneklerle öne çıkarılmıştır. Fars edebiyatında; Abbas Yemînî Şerif, Nasır Kişaverz, Mustafa Rahmandust, Esedullah Şa'bânî, Efsane Şa'ban Nejad çocuk diliyle düşünceler görülmüştür. Arap edebiyatında şiirlerde canlı doğa tasvirleri yapılmakta eserlerde Allah inancı ifade edilmektedir. Ayrıca, Fatima Şerâfüddîn, Ya'kub Şârûnî ve Tağrid Neccâr gibi yazarlarla eserlerde gelenekler ve modernite konu edilmiştir. Türk edebiyatında da çocuğu eğlendiren, ona sanatçı duyarlılığı kazandıran yapıtlar ivme kazanmıştır. Gülten Dayıoğlu, çocuğu dramatik yaşamlarla tanıştırırken, Muzaffer İzgü, onu geleneklerle tanıştırır. Ayla Çınaroğlu, Aytül Akal ve Mavisel Yener ise, kedi, kuş, ağaç, böcek varlıkları şiirlerine dahil ettikleri tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, Fars çocuk edebiyatının felsefi ve derin anlamlı olduğu, Arap çocuk edebiyatının da öğüt verici üsluptan uzaklaşarak sosyokültürel değerlere yöneldiği, Türk edebiyatının ise kültürel yapıyı modern yaşamla yenileyerek, çocuğun öznesi olduğu yapıtlarda değerleri özgün temalar ve imgelerle işlediği belirtilmiştir.
Burhâneddin İbrâhim b. Ömer el-Ca'berî'nin Kitâbu'l-İhtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ adlı eserinin tahkik ve değerlendirmesi
İslam dininin ortaya çıkmasıyla beraber insanların hayatlarında, yaşam tarzlarında, medeniyetlerinde gözle görülür farklılıklar meydana gelmiştir. Bütün bu gözle görülür değişikliklerle beraber İslam âleminin fikrî ve zihnî olarak değişikliği de paralel olarak gelişmiştir. İlk günden bugüne kadar İslam âlimleri düşünmeye, yazmaya, yeni çalışmalar ortaya çıkarmaya özen göstermişlerdir. Matbaanın veya teknolojik gelişmelerin olmadığı dönemlerde İslam âlimleri eserlerini elle yazarak ortaya çıkarmışlar ve bunları muhafaza etmişlerdir. Biz bu çalışmada Ebû İshâk İbrâhîm b. Ömer b. İbrâhîm b. Halîl el-Ca'berî'nin "Kitâb'u Vasfu'l-ihtidâ fi'l-Vakf ve'l-İbtidâ" adlı el yazması eserini gün yüzüne çıkarmayı düşündük. El-Ca'berî birçok ilim dalında eserler vermiştir. Onun eserlerinin pek çoğuna şerh ve hâşiye yazılmış birçoğu da ders kitabı olarak asırlardan bu yana okutulmuştur. Fakat el-Ca'berî'nin kıraat alanındaki bu eseri diğer eserleri gibi gün yüzüne çıkmamıştır. Bu çalışmada el-Ca'berî'nin "vakf-ibtidâ" konusunu temellendirerek ayetler üzerinden örnekler verdiği eseri ele alınmıştır. Çalışmamızda müellifin bu eseri tahkîk edilerek kısmî olarak tercüme edilmiştir. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmamızın konusu, önemi ve amacı ele alınmış, tahkikte kullandığımız metot, yöntem ve kaynakları dile getirilmiştir. Ayrıca nüshalarla ilgili genel bilgiler paylaşılmıştır. Birinci bölümde müellifimiz el-Ca'berî ile ilgili yaşadığı dönemin siyasî, dinî, eğitim ve sosyal hayatı incelenmiştir. el-Ca'berî'nin hocaları, talebeleri, çağdaşları olan ilim adamları ve eserleri kısa şekilde dile getirilmiştir. İkinci bölümde nüshamızın 12 fasıl olan birinci babının tercümesini yaparak alana katkı sağlamasını düşündük. Bu bölümde müellif vakf ve ibtidâ ile ilgili genel kuralları belirlemiş ve Kur'an-ı Kerîm'den belli bir tertibe göre vermiş olduğu örnekleri (ayetleri) kıraat imamlarının okuyuş şekilleri ve rumuzlarını kullanarak eseri zenginleştirmiştir. Sonuç başlığı altında ise tahkîk ve tercümenin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde çalışmamızın ana gövdesini oluşturan; üzerinde çalıştığımız Trabzon nüshası ve İspanya/El-Curial nüshasının tahkîk bölümü bulunmaktadır.
Kütüb-i Sitte çerçevesinde fıtrat hadislerinin tespit, tahric ve değerlendirmesi
Fıtrat, temel anlam itibariyle İslâm'ın emirleri ve nehiyleridir. İslâm, fıtrat dinidir. Nitekim Allah da (c.c.) kullarını fıtrat üzere olmaya çağırmış, insanın yaratılışında köklü kılınan her fıtri işe tabi olmayı emretmiştir. İnsan, selim tabiatıyla hem yaratılıştaki hem de ahlaki vasıfta olan kemâlâtı sevmeye meyleder. Allah, selim fıtrata sahip insanı, kemal ve cemali istemeye meyli olacak surette yaratmıştır. Bununla beraber insan belirli bir sosyal çevrede doğduğundan, yaratılıştan sahip olduğu selim fıtrat üzerinde öncelikli tesir mezkûr çevreye ait olur. Nitekim Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayet edilen hadis-i şerifte Rasûlüllâh (s.a.v.) şöyle buyurur: "Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar…". Allah'ın (c.c.) fıtratı sünnet-i ilahi niteliğinde olup iptali yahut alternatifi kabul etmez. Tesir ve tağyirden ise söz edilebilir. Allah (c.c.) ayet-i kerimede şöyle buyurur: "O halde sen hanif olarak bütün varlığınla dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel! Allah'ın yaratmasında değişme olmaz. İşte doğru din budur...". Bu fıtrat, vicdanidir ve kalbe dair olup ruhu marifetullah, muhabbetullah ve Allah'ı her şeye tercih edebilme -i'sar- ile arındırır. Dahası, bu fıtrat, ameli olup bedeni temizler. Her iki hususta ahenkli, birbirine destek verici ve birbirini güçlendiricidir. Sünnet-i seniyye, bu selim fıtratı birtakım hususlara yönlendirmiş ve Müslüman ferdi güzelleştirmeye çalıştığı sabit esaslardan biri olarak kabul etmiştir. Fıtrat hususunda mervi olan tekrarsız rivayetlerin adedi 400, farklı varyant ve senetleriyle itibara alındığında ise tekrarlı olarak 920'ye ulaşmaktadır. Bu durum, fıtratın selametini muhafaza etmek için insanın hayatın her cephesinde fıtratını terbiye etmesi, muhtelif tesir ve bozucu unsurlardan koruması gerekmektedir. İşte İslâm şeriatı ve sünnet-i Nebevi tam da bunun için, insanı hem zahiren hem de batınen disiplinize etmek için gönderilmiştir. Selim fıtratın kabul ettiği şey, insan nefsine de hoş gelir ve kalpler onu güzel görür, bu "maruf" kategorisine girer. Aksine, selim nefislerin reddettiği, nefret ettiği şeyler ise "münker" kategorisine girer. Nitekim Allah ayet-i kerimede şöyle buyurur: "Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve (İslâm'ın emirlerine) karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir". Bu hususta İslâm'ın fıtratla tam bir uyum içerisinde olan tek din olduğunu tekit etmektedir. İnsan tabiatı, unutmak ve hırs göstermek gibi hususlara muhatap olduğundan Allah peygamberleri uyarıcı ve müjdeleyici olmaları, fıtratın selametini iade etme vazifelerini ifa etmeleri için göndermiştir. Bu selim fıtratın selametini korumak hususunda insanlar farklı mertebe sahibidirler. Allah'ın bir meleke olarak insana lütfettiği, insanın da ilimle, marifetle güçlendirip tecrübelerle beslediği akıl üstünlüğü, fıtratın selameti hususunda büyük rol oynar. Bunu düşünmeyi ve onu doğru bir şekilde ifa etmeyi sağlar. Bu çalışma, fıtrat mefhumunu, sünnetlerini, kitap ve sünnette varit olan delillerini ve hadislerin tahricini ele almaktadır. Bunun yanında içerisinde bulunduğumuz, batı yahut doğu taklitçiliğinin galebe çaldığı, fıtratın selim menhecinden sapmaya muhatap olduğu, uyulmaması gereken inançlara uyulduğu bir zaman diliminde fıtratın tağyire uğrama sebeplerini, nasıl tedavi edilebileceğini ele almaktadır. Şüphesiz bu sapkınlıkların ıslahı ancak yaratılıştan gelen selim fıtrata dönüşle mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Fıtrat, Din, İstikamet, İnhiraf.
Modern Arap Edebiyatında İhyâ Ekolü
Bu çalışmanın amacı, modern Arap edebiyatı döneminde ortaya çıkan İhyâ ekolü'nün sebepleriyle ortaya çıkışını, ekolün Arap şiirine katkısı ve getirdiği yenilikleri araştırmaktır. Araştırma nitel ve betimleyici yöntem kullanılarak yapılmıştır. Arap şiirinin durgunluk döneminden sonra toplum nezdinde yeniden etkili bir duruma gelmesinde hiç şüphesiz ki İhyâ ekolünün önemi büyüktür. Ekolü bir bütünlük içerisinde tanıtan bir kapsamlı çalışmanın olmaması modern Arap şiiri açısından bir eksiklik oluşturmuştur. Çalışma bu eksikliğin giderilmesi açısından önemli bir boşluğu doldurmaktadır. İhyâ ekolünün oluşmasında ve gelişmesinde, Batı edebî ekolleri, Mısır'daki siyasal, sosyal ve edebî yaşam ile birlikte en önemli beş şairin şiirleriyle birlikte incelenmesi çalışmanın sınırlarını oluşturmuştur. Ekol şairleri şiiri kişisel menfaat sağlama aracı olmaktan çıkarıp duygu ve düşüncelerin ölümsüzleştiği bir mecraya dönüştürmüşlerdir. Bazen kendi toplumunun sorunlarını dile getiren şairler bazen de dünyanın başka coğrafyalarında yaşananları satırlarına taşımışlardır. İhyâ ekolü ile birlikte Arap şiiri bağımsızlık mücadelesinde halkı motive eden etkili bir faktör olmaktan toplumdaki ahlaki çöküntüye karşı halkı uyaran bir uyarıcı olmaya kadar toplumsal yaşamda güçlü bir şekilde varlığını ortaya koymuştur. Çalışmanın sonunda İhyâ ekolü şairlerinin Batı'daki edebi ekollerden ve Abbasi dönemi şairlerinden etkilenmelerine karşın hem klasik dönem temalarında hem de yeni ekledikleri temalarda kendi şahsiyetlerini şiirlerine yansıttıkları saptanmıştır.
Övgü ve yergi temaları bağlamında Mütenebbî şiirinde dil ve üslub
Câhiliye döneminden itibaren şiir, Arap edebîyatı söz konusu olunca anlaşılan temel tür olmuştur. Klasik Arap şiirinin altın çağı olarak bilinen Abbâsîler döneminde yaşayan Mütenebbî, şiirindeki yeteneği ile Arap edebîyatında büyük bir yere sahip olmuş döneminin en önemli şairlerden biri olarak kabul edilmiştir. Günümüzde bile bir ilham kaynağı olmaya devam eden Mütenebbî şiirleri, kelime seçimi, üslup çeşitliliği ve zengin kültürü ile klasik Arap şiirinin özelliklerini ve inceliklerini yansıtması açısından önem arz etmektedir. Arap şiirinin zengin dilini yansıtan eşsiz örneklerden biri olan Mütenebbî hakkında ülkemizde sadece kısmi çalışmaların yapılmış olması, Mütenebbî'nin ve şiirlerinin incelenmesinin ana nedenini teşkil etmiştir. Çalışmanın konusu, övgü ve yergi temaları bağlamında Mütenebbî şiirinde dil ve üsluptur. Çalışmada, Mütenebbî'nin övgü ve yergi temalı şiirlerindeki dil, üslup ve kaside özellikleri başta olmak üzere Mütenebbî'nin edebî yönü inceleyerek Mütenebbî'nin Arap edebîyatındaki yerini tespit etmek, klasik Arap şiirinin Abbâsî dönemindeki şiir yapısını yansıtmak ve konuya ilişkin yapılacak çalışmalara ön ayak olmak amacı güdülmüştür. Anahtar kelimeler: Mütenebbî, Abbâsî Şiiri, Arap Edebîyatı
Methodology of hadeeth evaluation in Mohammed Murtaza ez-Zebidi's book Ithafü's-Sadeti'l- Müttakin bi Şerhi Esrari İhya'i Ulumi'd-Din
Bu tezde, Muhammed Murtaza ez-Zebîdî'nin hayatı ve İtihâfü's-Sâdeti'l-Müttakîn bi Şerhi Esrâri İhyâi Ulûmi'd-Dîn eserindeki hadis anlayışı incelenmiştir. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Zebîdî'nin yaşadığı dönem siyasi, sosyal, ilmi ve kültürel açıdan ele alınmış, yaşadığı dönemdeki ilmi ve kültürel gelişmeye nasıl katkıldı. Tez çalışmasının bir yönünün şahıs bazlı olması hasebiyle Zebîdî'nin hayatı, halk arasındaki konumu, ilmi seyahatleri, kendisinden ilim aldığı önemli hocaları, talebeleri ve farklı alanlarda yazdığı eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın diğer yönü kitap temelli olduğu için öncelikle eser tanıtılmış, eserin yazılma zamanı, amacı, sebebi ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Kitap; fıkıh, hadis, usul, tarih, edebiyat ve tefsire muhtevidir. Eser, şer'i ve lügavî ilimleri kapsamakta ve hadis tahricleri ile doludur. Sonra İhyau Ulumi'd-Dîn üzerine yazılmış diğer şerhleri zikretmektedir. İkinci bölümde, Zebîdî'nin hadis ilimlerindeki metodu ele alınmaktadır. Kitabında zikrettiği hadis ilimlerinin bazı türlerini belirtmekte, her tür için birkaç örnekle uygulama yapılmaktadır. Verilen örneklerden sonra, hadisler hakkında zikredilen tespitler münekkitlerin tespitleriyle mukayese edilmektedir. Üçüncü bölüm, Zebîdî'nin şerhinde zikrettiği tashih veya tenkit edilmiş râvilerin örneklerini içermektedir. Râviler hakkında verilen hükümleri tespit edip Zebîdî'nin hükmüyle uyumlu olup-olmadığı tespit edilmiş, nâkid imamların cerh ve ta'dil kurallarına tespitlerin ne derece uyduğu belirlenmiştir. Dördüncü bölümde ise, Zebîdî'nin sahîh ve zayıf hadisleri tashih ve ta'dif etme metodu, İbnü'l-Cevzî ve Iraki'ye hadislerin mevzu veya "la asle leh" olduğuna dair itirazları, Gazzâlî'yi savunması, kitabın farklı yerlerinde onun tespitlerini mazur görmesi ve şahitlerle tashih etmesi açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hadis, Zebîdî, Gazzâlî, Şerh, İthâfü's-Sâdeti'l-Müttakîn, Yöntem.
İbadetlerin uygulanmasında idarecilerin yetkisinin İslam hukukuna göre değerlendirilmesi
Bu araştırmada öncelikle İslam'da yönetici kavramının tanımı, önemi, yetkileri ve yetkilerinin sınırları, kamunun menfaati için atanmasının gerekliliği, İslam yönetim sistemindeki bürokrasi makamları ve bölümleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmış, daha sonra İslam'daki ibadetlerin mahiyeti ve İslam toplumu için bu ibadetlerin önemi hakkında bilgi verilmiştir. İslam dünyasında taraftarı en fazla olan dört mezhebe göre devlet yönetilerinin bu ibadetlerle ilgili değişiklik yapabilme yetkileri, tasarrufları ve sınırları hakkında detaylı bilgi sunulmaya çalışılmıştır. Araştırmada muamelat konuları hariç tutularak sadece İslam'ın dört temel ibadeti olan "namaz, oruç, zekât ve hac" üzerinde idarecilerin yetkilerinin sınırları çizilmeye çalışılmıştır. İdarecilerin bu ibadetlerin uygulanmasını denetlemek, teşvik etmek, organize etmek ve bu ibadetlerin yerine getirilmesi için gerekli olan bina, kurum ve yönetici görevlendirme gibi diğer işlerin organizasyonunu üstlenmek konusunda yöneticilerin sorumlulukları ve sınırları anlatılmaya gayret edilmiştir. Ayrıca bu ibadetlerin uygulanmasındaki değişikliklerin sınırı ile hataların azaltılması ve tembellik, eylemsizlik veya yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle uygulamaktan kaçınanların verilmesi öngörülen cezaların tatbiki hususları izah edilmeye gayret edilmiştir. Araştırma, ibadetlerin uygulanması ve düzenlenmesinde yöneticilerin rolünün önemini, yöneticilerin bunları uygulama yetkisine sahip olduğu durum ve alanları, ayrıca bu konuda yetki sahibi oldukları durumları vurgulayan bir dizi sonuçla tamamlanmıştır. Otoritenin olmaması ve dört mezhebe mensup fakihlerin içtihatlarındaki farklılıklardan kaynaklanan ihtilafın önlenmesinde yöneticilerin rolünün hudutları tespit edilmeye çalışılmıştır.
Abdülvehhab eş-Şa'rânî'nin Tabakâtü'l-Kübrâ isimli eserindeki temel tasavvufî kavramlar
Mısır'lı âlim Abdülvehhâb eş-Şa'rânî tasavvuf tarihinde önemli yeri olan ve ülkemizde de tanınan çok yönlü bir mutasavvıftır. Yaşamış olduğu 16. Yüzyılda Mısır'ın dinî hayatında tasavvuf çok önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca o dönemde Mısır'ın yönetimi Memluklulardan Osmanlı Devleti'ne geçmiştir. Dolayısıyla oldukça hareketli bir siyasî dönemde yaşayan Şa'rânî'nin ilim tahsili ve tasavvuf yolculuğu da aynı şekilde yoğun ve verimli olmuştur. Bu çalışmada Şa'rânî'nin en önemli eserleri arasında yer alan, İslâm'ın başlangıcından itibaren yaklaşık 930 yıllık dönemde yaşamış, yazarın bilgisine ulaştığı İslâm aleminin çeşitli ülkelerinden âlim ve mutasavvıfların anlatıldığı Tabakâtü'l –Kübrâ isimli eser temel alınmıştır. Bu eserde âlim ve mutasavvıfların düşünceleri, hayat felsefeleri, dini yaşayış biçimleri, ibâdetleri, ahlâkları, kerametleri yer almaktadır. Onların Allah'a bağlılıkları ve imanları tüm Müslümanlar için örnek teşkil edecek düzeydedir. İmâm-ı Şâ'râni kitapta yer alan tüm kişileri en çarpıcı özellikleri ve sözleriyle ele almıştır. Bu eseri yazmaktaki amacını ise tasavvufa dalan bir topluluğu tanıtmak, hal ve makamlarındaki edeplerini bütün inceliği ile anlatabilmek olarak belirtmiştir. Kitapta yer alan âlim ve mutasavvıfların yaşantıları incelendiğinde günümüzde İslâmî kesimin yaşam tarzı ile çok farklı olduğu rahatlıkla gözlenebilmektedir. Tezimizde bu farklılıklara değinilecektir. Bu kişilerin Allah'a duydukları sevgi, gösterdikleri itaat, Allah'ın koyduğu kurallara titizlikle uymaları, nefisleri ile mücadele ederken izledikleri yollar, cömertlikleri, dünyaya rağbet etmemeleri, yoğun ibadetleri, haram ve helale karşı hassasiyetleri, insan ilişkilerindeki edepleri herkes için önemli örnekler içermektedir. Tezde, tasavvufun önemli kavramları hakkında kitapta yer alan örnekler ve günümüz toplumundaki hayat tarzı ve yaklaşımlar karşılaştırılmaya çalışılmıştır. Çağımızın getirdiği modernleşme akımı sonucunda toplumumuzda dini hassasiyeti olan kesimlerde bile giderek daha çok kendisini hissettiren dünyevileşme eğilimine yer verilerek, eserde yer alan örneklerle aradaki farklılıklar ortaya konulmak istenmiştir.
Cumhuriyet dönemi'nde Eskişehir'de kırâat ilmine yapılan katkılar
Kırâat ilminin doğuşundaki en büyük etkenin "yedi harf" ruhsatının verilmesi olduğu bilinir. "Yedi harf" ruhsatı ise ilk dönem muhatapların bir kısmı arasında Kur'an-ı Kerim'i anlama ve telaffuza dayalı zorluklar yaşanmasından dolayı verilmiştir. Kırâat farklılıklarının öğretilmesi faaliyetleri Hz. Peygamber'in vefatından sonraki süreçte başlamış ve bugüne kadar kesintisiz devam etmiştir. Bugüne kadar kırâat konusunda çeşitli eserler yazılmış, kırâat farklılıklarının sistemli ve kolay bir şekilde öğretilmesi için bazı metotlar geliştirilmiştir. Kırâat eğitimi faaliyetlerine talebin artması sonucunda medeniyetimizde bu işe özel mekânlar (dâru'l-Kurrâ) da tahsis edilmiştir. Tezin birinci bölümünde Kırâat ilminin doğuşu ve gelişimi anlatılmıştır. Kırâat eğitimi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kırkbeş yılında Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'ndeki canlılığını kaybederek durma noktasına gelmiştir. Ülkemizde 1968 yılında resmî olarak kırâat eğitimine tekrar başlanmıştır. Eskişehir'deki ilk kırâat eğitim halkası ise 1970'te oluşturulmuştur. 1997 yılına kadar iki dönem altışar kişi Mehmet Sarıcaoğlu riyâsetinde eğitimlerini tamamlayıp icâzet almışlardır. Onun vefatından sonra talebesi Yaşar Tekeli kıraat eğitimini Eskişehir'de sürdürmüş ve sekiz dönemde toplam yetmiş yedi kişiye icâzet vermiştir. Zor şartlar altında büyük bir özveri ile kesintiye uğratılmayan kırâat faaliyetleri Eskişehir'de Kur'an ve kırâat kültürünün ihyasına çok önemli katkı sunmuştur. Başta Sarıcaoğlu ve Tekeli olmak üzere kırâat eğitimi faaliyetlerine maddi-manevi destek olanların katkılarıyla Eskişehir Türkiye'de bu alanında öne çıkan şehirlerden birisi olmuştur. Tezin ikinci bölümünde Eskişehir özelinde kırâat eğitimi faaliyetleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Eeskişehir'de kırâat eğitimine katkılar araştırılmıştır. Bu çalışmayla Eskişehir'de yarım asırdan fazla süredir devam ettirilen kırâat eğitimi faaliyetleri ve bu alandaki çeşitli veriler ilk defa akademik bir titizlikle kayıt altına alınmıştır. Bu bakımdan gelecekte kırâat konusuyla ilgili Eskişehir ölçekli yapılacak başka çalışmalara kaynaklık etmesi beklenmektedir. Eskişehir'de bir kırâat eğitimi müzesinin kurulabileceği düşünülmektedir. Bu müzeyle birlikte Eskişehir'e Yaşar Tekeli'nin isminin yaşatılacağı klasik Osmanlı mimarisine uygun yapılacak hususi bir Kırâat Eğitim Merkezi kazandırılması da önerilmektedir.
İslam hukukunda yardımcı üreme teknikleri
Yardımcı üreme teknikleri bireylere, evlat sahibi olma arzularının karşılanamaması durumunda meydana gelen sorunları gidermeye yönelik yöntemler sunmaktadır. Aile ve neslin devamını sağlamayı amaçlayarak ailelerin mutluluğuna katkıda bulunan bu yöntemler, biyoteknolojinin ilerlemesiyle birlikte toplumlar arasında geniş bir kabul görmüş olsa da İslam hukuku açısından bazı sorunları gündeme getirmiştir. Bu çalışma yardımcı üreme tekniklerinin İslam hukukundaki yerini ele alarak literatürde var olan boşlukları ve bu alandaki eksiklikleri doldurmayı hedeflemektedir. İslam hukuku perspektifinden yardımcı üreme tekniklerini inceleyen çalışma, literatür ve konu taraması yöntemlerini kullanarak dinî ve hukuki analiz gerçekleştirmiştir. Çalışmanın sınırlamaları, konuyla ilgili güncel tıp bilimi, hukuki gelişmeler ve dinî fetvaları içermekte olup, bu sınırlamalar sonuçların genel geçerliliğini etkileyebilir. "İslam Hukukunda Yardımcı Üreme Teknikleri" başlığı altında sunulan tez, giriş, iki bölüm ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. İlk bölümde yardımcı üreme tekniklerinin hangileri olduğu ve tercih nedenleri, yapay döllenme ve çeşitleri gibi konular açıklanmış, ikinci bölümde ise İslam hukuku açısından yardımcı üreme tekniklerine genel bir bakış sunulmuştur. Bu çalışma, yardımcı üreme teknikleri konusundaki belli başlı bazı fetva ve görüşleri analiz ederek bu alandaki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.
Ahmed Ziyâd Muhabbik'in romanlarında metinlerarasılık
Bu araştırmada, Suriyeli romancı Ahmed Ziyâd Muhabbik'in dört romanındaki metinlerarasılık çeşitleri incelenmiştir. Romanlar, Suriye'deki toplumsal gerçekliği ifade etmedeki önemleri ve içerdikleri Kur'an-ı Kerim ayetleri, Hz. Peygamberin hadis-i şerifleri ve edebi, halk ve tarihi kültür gibi çeşitli metinlerarasılık türleri açısından zengin olmaları nedeniyle seçilmiştir. Bu romanlarda metinlerarasılığı ele alan herhangi bir çalışmanın bulunmaması, bu çalışmayı yapmanın ana nedenidir. Çalışma, metinlerarasılığın önemi ve eleştirel bir terim olarak tanımı ile başlamaktadır. Modern Batı araştırmalarındaki kavram ile eski Arap kaynaklarında bahsedilen benzer terimler ve modern Arap eleştirmenler arasındaki bağlantılar incelenmiştir. Daha sonra, Ahmed Ziyâd Muhabbik'in dört romanında özellikle karakterler, olaylar, yer, zaman ve tarihte metinlerarasılık analiz edilmiştir. Bu romanlarda metinlerarasılığın olumlu etkileri, estetik değerleri ve yazarın bu tekniği kullanmadaki başarısı vurgulanmıştır. Araştırmanın önemi birkaç noktada öne çıkmaktadır. İlk olarak, Suriye'de yaşanan savaş ve Suriyelilerin çağdaş deneyimlerinden ilham alan bir yazarın yaratıcılık modellerindeki birinde metinlerarasılık yönlerini ortaya koymasıdır. İkinci olarak, Suriye romanının çağdaş zaman ve günlük yaşam gerçekliği ile insanın çektiği acıların tezahürleriyle etkileşime girme yeteneği de vurgulanmıştır. Üçüncü olarak, araştırmanın önemi, Suriye toplumunun gerçekliğini eleştirel ve öyküleyici bir biçimde ele almak için metinlerarasılığı kullanan yazarın başarısını vurgulamasıdır. Metodoloji olarak, Batı edebiyat eleştirisi rehber alınmış ve özellikle Gerard Genette'nin metinlerarasılık türleri kullanılmıştır. Araştırma, bütünleştirici bir yaklaşım izlemiş ve romanın metninde yapısalcılığa, onun diğer edebi metinlerle bağlantısına ve bilimsel çerçeveden türeyen diyalog yoluyla olan ilişkisine dayandırılmıştır. Bu araştırmada incelenen romanlar diğer edebi ve sanatsal eserlerle ilişkilendirilerek aralarındaki etki ve metinsel ilişkinin özellikleri bilişsel diyalog yoluyla açıklığa kavuşturularak metinlerarasılık kavramı genişletilmeye ve zenginleştirilmeye çalışılmış, bu romanların metinlerinin derinliklerinde saklı toplumsal ve ahlaki çağrışımlar ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca karakterlerin psikolojik analizleri ve toplumsal ve ahlaki rollerine de odaklanılmıştır. Araştırma, metinlerarasılığın sanatsal rolü ve yazarın yaratıcı girişimlerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çalışma aynı zamanda metinlerarasılığın ardındaki bilişsel ve estetik değerleri sorgulamayı ve bunların roman metninin oluşturulmasındaki değerini ortaya koymayı amaçlamıştır. Yazarın yaratıcı yeteneği, eserin içine girmeyi ve içeriğini ortaya koymayı başaran etkileşimli, anlamsal metinlerarasılıklar kullanılarak ortaya konmuştur. Burada özellikle dış ve iç başlıklar, önsözler ve ithaflar gibi yanmetinsellik unsurları incelenmiştir. Çalışmada romancı Ahmed Ziyâd Muhabbik'in romanlarındaki olayları özellikle bu toplumun dinî, edebi, tarihi ve halk kültürleri olmak üzere içinde yaşadığı Suriye toplumunun gerçeklerine dayandırdığı açıklanmıştır. Bu nedenle romanlarının gerçekçi, dürüst ve günümüz Suriye toplumunun içinde bulunduğu durumla tutarlı olduğu, araştırmada açıkça ortaya koyulmuştur. Çalışmada romancı Ahmed Ziyâd Muhabbik'in romanları için, toplumda iyiliği seven, barışı, ilmi, mutluluğu ve adaleti yayan kahramanlar seçme konusunda çok başarılı olduğu ve bu karakterleri dinden, tarihten, edebiyattan ve atasözlerinden esinlenen karakterlerle işbirliği içinde tasvir ettiği vurgulanmış; böylece romancı Muhabbik'in okuyucuya aktarmak istediği estetik değerleri farklı metinlerarasılık türlerini kullanarak netleştirmeyi amaçladığı ve romanlarında yeni, farklı ve dikkat çekici bir dil üslubu kullandığı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Modern Arap Edebiyatı, Roman, Metin, Metinlerarasılık, Yanmetinsellik, Ahmed Ziyâd Muhabbık.
Yabancıların dinî amaçlı Arapça dil becerilerinin geliştirilmesinde hadislerin kullanımı
Araştırmanın temel amacı, dini maksatlarla Arapça öğrenen öğrencilerin dil becerilerini geliştirmek için hadis-i şerif metinlerine dayalı bir eğitim materyali geliştirmektir. Bu çalışma, İslam dini ile Arap dili arasındaki karşılıklı önem ilişkisini dikkate alarak, Arapçanın Müslümanlar arasında yaygınlaştırılmasının gerekliliğini vurgulamaktadır. Araştırma, özel amaçlı dil öğretimi bağlamında, özellikle dini amaçlarla Arapça öğretimine odaklanmaktadır. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm teorik alt yapıya ayrılmış; burada özel amaçlı yabancı dil öğretimi ile Arapça öğretiminin önemi, hedefleri ve uygulama örnekleri detaylandırılmıştır. Ayrıca dini maksatlarla Arapça öğretimi ve temel dil becerileri (dinleme, okuma, konuşma, yazma) kapsamlı biçimde ele alınmıştır. İkinci bölüm ise uygulamalı çalışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde, hadis-i şerifin üslup ve eğitsel özellikleri incelenmiş, bu özelliklere dayalı olarak geliştirilen öğretim ünitelerinin başlıkları ve içerik yapısı açıklanmıştır. Uygulama süreci, öğretmen ve öğrencilere yönelik anketlerin hazırlanışı ve uygulanışıyla desteklenmiştir. Saha araştırması bulguları analiz edilerek, sonuçlar araştırma soruları ışığında değerlendirilmiş ve tartışılmıştır. Araştırma, sonuç, öneri ve tavsiyelerle tamamlanmış; beş öğretim ünitesinden oluşan eğitim içeriği, sınav soruları ve anket formlarını içeren saha çalışması materyalleri eklerde sunulmuştur. Bu çalışma, dini amaçlı Arapça öğretiminde hadis metinlerinin etkili bir kaynak olarak kullanılabileceğini göstermesi bakımından alana önemli bir katkı sağlamaktadır.
Mevsılî'nin el-İhtîyâr Li-Ta'Lili'l-Muhtâr adlı eserinde küllî kâidelerin kullanımı
Bu çalışma, el-İhtiyâr li-ta'lîli'l-Muhtâr adlı hükümlerin gerekçelendirilmesinde kullanılan küllî kâideler ve müellifin bu kâideleri nasıl kullandığı sorununa odaklanmaktadır. Aynı müellif tarafından kaleme alınan el-Muhtâr'ın önemli bir şerhi niteliğindeki bu eserde, hükümlerin temellendirilmesinde başvurulan küllî kâidelerin tespit edilmesi, bu kâidelerin hangi bağlamlarda kullandığını ve bu kâideleri kullanma yöntemini incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada tasvir ve tahlil yöntemleri benimsenmiştir. Bu doğrultuda, öncelikle eserde kullanılan küllî kâideler tespit edilmiş, ardından bu kâideler sistematik bir tasnife tabi tutulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde küllî kâidelerin tarihsel gelişim süreci ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Mevsılî'nin hükümleri gerekçelendirirken başvurduğu kâideler ile bu kâidelerin bağlam içerisindeki kullanım biçimleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise elde edilen sonuçlar maddeler halinde sıralanmıştır. Sonuç olarak, Mevsılî'nin hükümleri gerekçelendirirken küllî kâideleri hem destekleyici bir unsur olarak kullandığı tespit edilmiştir. Ayrıca müellifin, başvurduğu kâideleri farklı bağlamlarda ele alırken onların temel anlamını koruduğu, ancak bağlama uyum sağlamak amacıyla zaman zaman lafızlarda değişikliğe gittiği görülmüştür.
Hadislerde teselli
Hadisler, İslâmî ilimler içerisinde Müslümanların inanç, ibadet ve ahlâk anlayışlarının şekillenmesinde vazgeçilmez bir konuma sahiptir. Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerini ihtiva eden hadisler, yalnızca dinî hükümlerin aktarımını değil, aynı zamanda bireyin ruhsal iyilik hâlini destekleyen ve psikolojik dengeyi korumaya yönelik teselli edici unsurları da bünyesinde barındırmaktadır. Teselli, hayatın her aşamasında ihtiyaç duyulabilen temel bir insani gereksinimdir. Bu tez, söz konusu ihtiyacın Hz. Peygamber'in yaşantısında nasıl tezahür ettiğini ve Hz. Peygamber'in hadislerinde nasıl ele alındığını inceleyerek, hadislerde tesellinin mahiyetini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Hz. Peygamber'in beşerî yönü de dikkate alınarak, yaşantısında kendisine (s.a.s) sunulan teselliler; Hz. Peygamber'in insanların mânevî ihtiyaçlarına yönelik teselli edici yönü, insan fıtratına yaklaşımı ile insanlara verdiği teselliler araştırmamızın işaret ettiği önemli konulardan bazılarıdır. Bu çalışmanın temel amacı; teselli kavramı, insanın teselliye olan ihtiyacı ve Hz. Peygamber'in hadisleri ile teselli arasındaki ilişkiyi merkeze alarak, temel hadis kaynaklarında hem Hz. Peygamber'e sunulan tesellileri hem de Hz. Peygamber'in müminlere yönelik tesellilerini tespit etmek ve Hz. Peygamber'in teselli edici yönünü ortaya koymaktır. Araştırmanın önemli bir bölümünde bir kısım rivayetlerin teselliyle ilgili klasik hadis şerhlerindeki yorumları incelenmektedir. İncelenen rivayetlerde, Hz. Peygamber'in bir beşer olarak zaman zaman teselliye ihtiyaç duyduğu ve âyetler, yakın çevresi ile hayatında meydana gelen bazı hadiseler vesilesiyle teselli edildiği görülmektedir. Bunun yanı sıra Hz. Peygamber'in, bireysel ve toplumsal meselelerde insanların psikolojik durumlarını dikkate alarak, İslâm dininin temel değerleri doğrultusunda onların inanç dünyalarını yeniden anlamlandırmalarına katkı sağlayan çeşitli teselliler sunduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
İmam malik ve sahabe kavline yaklaşımı
İmam Mâlik, hem geride bıraktığı ilmî mirasla hem de talebeleriyle İslâm hukuku tarihinde önemli bir mevki elde etmiş ender şahsiyetlerden biridir. İmam Mâlik ayrıca günümüzde yaşayan dört büyük mezhepten biri olan Mâlikîlik mezhebini kuran önemli müçtehitlerden biridir. Hadis-fıkıh karışımından oluşan Muvatta'yı yazan Mâlik, fıkıh usûlünün teşekkül etmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu açıdan fıkıh usûlünün fer'i ve aslî delillerini etkin bir şekilde kullanan İmam Mâlik, fer'i deiller arasında yer alan sahâbe kavlini de hüccet olarak kullanmıştır. Sahâbe görüşü, sahâbe fetvası anlamında kullanılan sahâbe kavli fıkıh usûlü fer'i kaynakları arasında yer alan bir delildir. Bir çok müçtehit gibi İmam Mâlik de sahâbe kavliyle ihticac etmiştir. İmam Mâlik, fıkıh usûlünün oluşumuna etki eden sahâbe fetvalarından müstağni kalmamıştır. İmam Mâlik, sahâbe kavlini belli kriterle çercevesinde hüccet olarak kullanmıştır. Belli bir sistematiğe sahip olan İmam Mâlik, özellikle Amel-i Ehl-i Medîne delili karşısında sahâbe kavlini ciddi bir kirite tabi tutmuş; Amel-i Ehl-i Medîne'ye aykırı sahâbe kavliyle amel etmemiştir.
Kur'an da nebi ve resul kavramları
Yüce Allah'ın mesajlarını insanlara ileten peygamberlere inanmak, İslâm Dini'nin inanç esaslarındandır.Peygamberler, insanların hayatı anlamlandırmalarına yardım ederler. Kulluğu öğretip insan ruhunu huzura kavuştururlar. Adaletli bir toplum oluştururlar.Kur'an-ı Kerim, ifrat ve tefritten uzak bir şekilde peygamberlere hak ettikleri değeri verir.İslâm Ekolleri peygamberliğin zorunluluk ve mümkünlüğünü tartışırken, Kur'an-ı Kerim, peygamberliği bir vakıa olarak ele alır.İslâm Ekollerinin çoğunluğu mucizeyi, peygamberliğin delili olarak kabul ederler.Kur'an-ı Kerim, peygamberliği ?resul? ve ?nebi? kavramlarıyla ifade eder.Peygamberliğin olmazsa olmaz şartı; peygamberlerin vahiy almalarıdır.Tebliğin iki temel boyutu, ?uyarı? ve ?müjdeleme? dir.Bütün peygamberler doğruluk, güvenilirlik, akıllı ve zeki olma, hata ve günahlardan uzak durma, Yüce Allah'ın mesajlarını olduğu gibi iletme özelliklerine haizdirler.Kur'an-ı Kerim'e göre peygamberlerin insanlardan olması gereklidir ve öyle de olmuştur.Anahtar Kelimeler: Allah, Kur'an, Nebi, Resul, Beşer ve Hatmu-n-Nübüvve.
Kur'an'ın yazılması ve cem'i
Tezimizde Kur?an?ın yazılması ve cem?i konusunu araştırmaya çalıştık. Tezimizin birinci bölümünde nüzulü sürecinde Kur?ân?ın yazılması ve cem?ini ele aldık. Araplarda yazı, Kur?ân?ın yazılması ve cem?i ile ilgili rivayetler, hadislerin yazılmasının yasaklanması, Kur?ân?ın nüzulünden önceki varlığına dair levh-i mahfuz, kitab-ı meknun gibi kavramları ele aldık. Kur?an?ın yazılması ve cem?i konusundaki rivayetlere baktığımızda birbirine ters düşen rivayetlerin mevcudiyetini müşahede etmekteyiz. Senet kritiği ve metin analizi yapılmadığı için çelişkili tezler ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda Recm ayeti, Tevbe suresi, rada? (emzirme) ayeti, Kunut duaları, Ahzab suresi, Muavvizeteyn ile ilgili rivayetleri incelemeye çalıştık. Tezimizin son bölümünde ise Şia?nın ve Oryantalistlerin Kur?an?ın yazılması ve cem?i ile ilgili görüşlerini irdeledik. Şia?nın iddialarını, Şia?ya isnat edilen iddialar ve Şia?nın bazı eserlerinde geçen rivayetler bağlamında incelemeye çalıştık. Bölümün Oryantalistlerle ilgili kısmında ise, Kur?an?ın Hz. Peygamber dönemi, halifeler dönemi ve daha sonraki süreçlerdeki durumuyla alakalı olarak, Oryantalistlerin leh ve aleyhteki görüşlerini imkân nispetinde ortaya koymaya çalıştık. Anahtar kelimeler: Kur?an, cem?, rivayet, Şia, Oryantalist.
Maturidi'de hidayet ve dalalet bağlamında Allah-insan ilişkisi
Bu tezin amacı insanların hidâyete ve dalâlete ermelerinde kendi rollerinin ne olduğu ve Allah'ın bu konuda müdahil olup olmadığı; müdahilse bunun ne şekilde gerçekleştiğidir. Konu ele alınırken Mâturidî'nin temel yaklaşımları üzerine tezimizi inşa ettik. Bu bağlamda çalışmamızın birinci bölümünde Mâturidî'de hidâyet ve dalâletin oluşum safhaları incelenmiş, Allah'ın insanların hidâyete ermeleri için birçok imkânı önlerine sunduğu görülmüştür. İlahi lütuf ve hikmetin birer neticesi olarak insanlara verilen bu fırsatlar, insanın kendi iradesi ve ihtiyarıyla doğru yolu seçmesiyle hidâyete götüren önemli vasıtalar haline gelmişlerdir. Dalâletin oluşumuna sebep olan faktörlerin ise insanın iradesine bağlı olarak harekete geçtiği cebri bir şekilde insanı saptırmadığı hatta saptıramadığı tespit edilmiştir. Her biri insanların dalâletlerinin sebepleri olarak gösterdikleri bahaneler haline gelmişlerdir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise, hidâyete yahut da dalâlete ulaşan insanın, ne gibi neticelerle karşılaşacağı konusu yine Mâturidî'nin bakış açısından incelenmiştir. Bu bağlamda hem hidâyetin hem de dalâletin dünyevî ve uhrevî neticeleri ele alınmıştır. Dünya hayatında hidâyete mazhar olan insanın daha huzurlu, daha kâmil ve daha sabırlı bir insan olarak ahireti beklediği tespit edilmiş. Dalâlete düşen insanın ise çeşitli bedenî, malî ve manevi cezalara maruz kaldığı tespit edilmiştir. Hidâyet ve dalâletin nihai neticesi ise ebedî mutluluk ve ebedî azabın yeri olan cennet ve cehennem olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda bu mekânlar da Mâturidî'nin görüşleriyle ele alınarak açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hidâyet, Dalâlet, Allah, İnsan, İrade, Kelâm
İslam düşüncesinde yeniden yapılanma -Muhammed Âbid El-Câbirî Örneği-
Müslüman dünyanın en derin problemi, kendi tarihi yükünün dinin mesajını anlamada yardımcı olmaktan çok engelleyici bir iĢlev görmesidir. Tarih içinde yaĢanan beĢerî olaylar, dinin yerine geçip kutsal ve mükemmel olan her Ģeyi içinde barındıran bir unsur haline dönüĢmüĢtür. Bu, bir yorum ve okuma süreci olup, baĢlangıcı ise Câbirî‟ye göre "Tedvin Asrı"dır. Bu asrın ortaya çıkardığı epistemolojiler, tesirlerini günümüzde de canlı olarak sürdürmektedir. Câbirî modern dünyada yeni bir "Tedvin Çağı"nın geldiğini belirtir. ÇağdaĢ Arap-Ġslam düĢüncesinin ve kültürünün ana prensiplerinin yazılması devrinin doğumunu öngörür. Bunu yaparken geçmiĢin Arap ve Ġslam felsefi mirasını bütünüyle dikkate almaksızın hiç kimsenin çağdaĢ Ġslam dünyasının karĢılaĢtığı meydan okumalara yeterince karĢılık veremeyeceğine inanmaktadır. Bu çalıĢmamızda, Ġslam dünyasında bir tıkanıklığın hatta bir krizin bulunduğu, bu krizi aĢma yollarının da yine kendi kültürümüzde mevcut olduğu düĢüncesinden hareket ederek, konuyu Câbirî‟nin bakıĢ açısından inceledik. Krizin köklerinin çok öncelere ve derinlere dayandığı düĢüncesinden hareketle bunların Ġslam medeniyetindeki siyasal uygulamaların belirleyici ve görüntülerinin günümüze kadar olan uzantılarını kavramsal analizlerle ortaya koyduk. Cabiri, düĢünce tarihi hakkında geniĢ bir külliyatın mevcut olmasına rağmen düĢünceyi oluĢturan mekanizmaların yapısına yönelik bir çalıĢma olmadığını kaydeder. Ona göre yapılması gereken bilgiye odaklanmak değil bilgiyi ortaya çıkaran mekanizmaların hangileri olması gerektiğini belirlemektir. DüĢünce tarihimizdeki epistemolojileri üç ana grupta inceler. Bunlar; irfan, beyan ve burhandır. Cabiri irfani epistemolojiyi din ile hermetik düĢüncenin iliĢkisinden ortaya çıkmıĢ bir paradigma olarak görür. Ġrfani bilgi sistemi ya da mutasavvfların hakkâl yakîn diye isimlendirdikleri sistem Ġslamdan yüzyıllar öncede bilinmektedir. Ona göre irfan, akıldıĢı kavram ve kurgulara dayandığı için aklı ortadan kaldırmıĢ Ġslam düĢüncesinin ilerlemesinin önündeki en önemli engellerden biri olmuĢtur. Beyan epistemolojisinde sunduğu problematikler oldukça dikkat çekicidir. Lafız-mana problematiği ile Ġslam hukuku lafızlara bağlı kalarak hükümlerin çıkarıldığı bir sisteme dönüĢtürülmüĢ, içtihat kapısının kapanmasına neden olmuĢtur. Cevher ve ii araz problematiğinde ise beyan âlimleri mucizeleri izah edebilmek için tabiattaki sebepliliği inkâr etmeleri daha derin bir sorun ortaya çıkarmıĢtır. Sebep sonuç iliĢkisinin inkârı bir zihniyet olarak müslüma toplumlara yerleĢmiĢ, batı düĢüncesinde ortaya çıkan bilimsel geliĢmenin bir benzerinin Ġslam düĢüncesinde ortaya çıkmamasının temel sorunlarından biri olmuĢtur. Asıl-fer problematiğine gelindiğinde ise beyan âlimleri bir düĢünce, hüküm, fikir hatta bir cevap verebilmenin temel koĢulu bir "asıl"a dayanılması gerektiğini söylemiĢlerdir. Cabiri‟ye göre bu asıl sadece metinlerle sınırlı kalmamıĢ, geçmiĢten bize kalan herĢey asıldır hükmüne dönüĢmüĢtür. Artık asıllara değil onlardan üretilmiĢ ayrıntılara bile dokunulmaz hale gelmiĢtir. Zaman içinde selefin otoritesinin kutsallaĢması sonucu bütünüyle din anlamı kazanmıĢtır. Bütün bunlar özelde Arap-Ġslam, genelde Ġslam düĢüncesinin tıkanmasının arkasındaki sâiklerdir. Zira Tedvin Asrında oluĢturulan bu düĢünce kalıpları günümüze halâ hükmetmekte ve Ģekillendirmektedir. Cabiri kültürümüzdeki hareketin bir çatıĢma, bilgi sistemleri arasındaki bir çakıĢma hareketi olup, bir sıçrama, bir merhaleden diğerine intikâal ederek sonraki merhalenin öncekini aĢma hereketi olmadığını ifade eder. Ancak Endülüs tecrübesi kendine has üslubuyla bu genel halin istisnasıdır. Cabiri‟nin perspektifinden hareket ettiğimizde aklın kendisine biçilen sınırlı rolden kurtulması tabiatın dikkate alınması ile mümkün olacaktır. Bunu gerçekleĢtirecek bilgi sistemi de burhandır. Cabiri yenilenmenin temelini burhani epistemolojiyi yerleĢtirir. Ona göre burhani epistemoloji belli bir ideolojinin veya epistemolojinin dar sınırları içerisinde hapsolmamıĢ evrensel akıldır. Bu bilgi sisteminin geleneğimizde uygulama alanı Endülüs tecrübesinde kendisini göstermiĢtir. Ġbn Hazm‟ın baĢlattığı bir kültür projesi olan Endülüs tecrübesi akılcı, eleĢtirel bir kültürel projedir. Ġbn Hazm‟ın taklidin terki, asıllara dönüĢ projesini Ġbn RüĢd‟ün aklı devreye sokarak sebeplilik ilkesini savunması takip etmiĢ ve ġâtıbî‟nin nassı lafızcı yaklaĢımın tutsaklığından kurtarıp maslahat âlemi ile iliĢkilendirmiĢtir. Ġbn Hazm‟ın eleĢtiriciliğini, Ġbn. RüĢd‟ün akılcılığını, ġâtıbî‟nin usulcülüğünü yeniden yorumlarsak, kültürümüzle iliĢkimiz bize Ġslam düĢüncesini yeniden üretmeyi sağlayacak, ihtiyaç duyduğumuz gereksinimleri karĢılayacaktır. Yoksa kültürümüzü akılcı bir eleĢtiriye tabi tutmadan bu fikri birikimler bazen radikalizm bazen de selefilik olarak karĢımıza çıkacaktır. iii Amacımız Câbirî‟nin fikri atmosferini anlamak ve günümüz Ġslam toplumlarının sorunlarına yönelik çözüm önerilerini mercek altına almaktır. Zira sorun hâlâ ortadadır ve çözüm beklemektedir. Ġbn Haldun ve Ġbn RüĢd‟ü öne çıkaran Endülüs tecrübesini önemseyen ve model olarak kurgulayan Câbirî‟nin görüĢleri Ġslam toplumlarının sorunlarına çözümler içermektedir.
İbn Acîbe el-Hasenî ve el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde ahkâmayetlerinin işarî yorumu
Bu çalışma, IX. asrın başlarında işarî tefsir literatürünün Fas'taki önemli temsilcilerinden İbn Acîbe'nin (ö.1224/1809), el-Bahru'l-Medîd adlı tefsirinde, ahkâm ayetlerinin işarî yorumunu ve bu yorumu ortaya koyarken kullandığı yöntemlerin tespit ve tahlilini içermektedir. Dört bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, Ahmed İbn Acîbe el- Hasenî'nin hayatı, ve eserleri ele alınmıştır. "Tasavvufî-İşarî Yorum Geleneği ve Bahru'l Medîd" başlığı altında, hicri II. asrın başlarından itibaren zühd ve takva hareketi sonucunda karşımıza çıkan ve ilk günden itibaren tartışılan, tasavvuf anlayışının bir ürünü olan işarî tefsirin ortaya çıkışı, meşruiyeti, kabul şartları ve işarî yoruma yönelik eleştiriler ile el-Bahru'l-Medîd'in işarî yorum geleneğindeki yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde "Bahru'l Medîd'in Ahkâm Ayetlerine İlgisi" başlığı altında, Kur'an'da ki ahkâm ayetlerinin tespitine dair görüşler ele alınmış, Ahkâm Tefsirinde öne çıkan eserler ile ahkâm ayetlerinin tespitinde kendisinden yararlandığımız Cessas (ö.370/981) ve onun "Ahkâmu'l Kur'an" isimli tefsirine dair kısa bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca İbn Acîbe'nin ahkâm ayetlerine yüklemiş olduğu işarî manalar tablo halinde sunulmuştur. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, İbn Acîbe'nin ahkâmla ilgili ayetlerin işarî tefsirinde ve kavramlara yüklediği işarî manaların istişhadında izlediği yöntem tespit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise ahkâm ayetlerine ve bu ayetlerde geçen kavramlara yükledikleri manalar, bu manaların ortaya konulmasında izlenen yöntemler, yararlandıkları kaynaklar ve mezhebî görüşlerinin işarî yoruma etkisi üzerinden Bahru'l Medîd ile el-Kuşeyrî'nin (ö.465/1072) Letâifü'l-İşârât'ının karşılaştırılmasına yer verilmiştir.
İslam mezhepleri tarihi açısından Şeyh Müfîd'in Evâilü'l-Makâlât'ı
Tezimizde Şîa'nın oluşumundan itibaren kısaca geçirdiği evrelere, sonrasında da Şeyh Müfîd'in hayatına ve döneminin özelliklerine değinmeye çalıştık. Tezimiz değerlendirme eksenli olduğu için eserin İslam Mezhepleri Tarihi açısından önemine değindiğimiz gibi Şîa'nın ortaya çıkışından İmamiyye'nin gelişim sürecini de ele almaya çalıştık. Abbasî Devleti'nin gerilemesi sonucu ortaya çıkan yeni devletleri özellikle de Büveyhoğullarını anlatmaya çalıştık. Büveyhoğullarının kuruluşu, Bağdad'ın o dönemki yapısına ne gibi etkileri olduğu ve bunların Şiîler ile olan ilişkileri de çok önemlidir. Zira bu dönem, genelde Şîa özelde ise Şîa'nın en önemli kolu olan İmâmiyye'nin çok parlak ve etkili olduğu dönemdir. Entelektüel bir atmosferin içinde yetişen Müfîd, Bağdad'da sadece Şiî İmâmiyye ile değil özellikle Mutezile başta olmak üzere diğer mezheplerin görüşleriyle de yakından ilgilenme fırsatı bulmuştur. Bazı görüşlerde onlara katılmış, bazı görüşlerinde ise onlardan ayrı özgün fikirler geliştirmiştir. Evâîlü'l-makâlât'ı incelediğimiz zaman zaten Müfîd'in Mutezile'den ve diğer fırkalardan ayrıldığı ya da onlarla hemfikir olduğu itikâdi konuları göreceğiz. O, kendisinden önceki Şiî âlimler gibi sadece ahbâra dayalı anlayışta kalmadığı gibi kendinden sonra gelen bazıları gibi de sadece akla dayalı yolu da benimsememiştir. Çalışmamızda Müfîd'in dağınık halde ve farklı yerlerde bulunan görüşlerini on başlık altında birleştirerek sistematik bir şekilde vermeye çalıştık. Şeyh Müfid'in imamet, varlık ve bilgi, ulûhiyet, nübüvvet, kulların fiilleri, Allah'a ait fiiller, sem'iyat, ölüm ve sonrası, melekler ve kur'an hakkındaki görüşlerini anlatmaya çalıştık.
1980 sonrası İslamcı dergilerde kadının dini politik dönüşümü
"1980 Sonrasında İslamcı Dergilerde Kadının Dini Politik Dönüşümü" başlıklı tezimiz, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Tezimizin giriş kısmında, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi kavramsal çerçevesi, kapsam ve sınırlılıkları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Tezimizin ana konusu İslamcılık düşüncesinin kadın meselesine yaklaşımını İslamcı dergiler üzerinden inceleyerek, bu yaklaşıma karşı oluşan yeni mütedeyyin kadın kimliğinin analizini yapmaktır. Çalışmamızın ortaya koymaya çalıştığı temel problem, dini politik olarak İslamcılığın kadın meselesine yaklaşımının altında yatan temel dinamikleri ve aynı zamanda mütedeyyin kadınların İslamcı hareket tarafından bu konumlandırılışlarına karşı oluşturdukları yeni söylem dilinin muhtevasını tespit etmektir. Varsayımımız ise 1980 sonrasında mütedeyyin kadınların "Türk Modernleşmesi" bağlamında yeni bir kadın kimliği inşa ettikleridir. Mütedeyyin kadınların kendi değerleri doğrultusunda moderni dönüştürerek oluşturdukları bu yeni kimlik aynı zamanda "nesne" konumundan "özne" konumuna evrilmelerinin en önemli göstergesi sayılabilir. Bu varsayıma göre dini ve politik kaygılarla toplumsal, siyasal ve ekonomik rol ve görevleri belirlenen mütedeyyin kadınlara dair düşüncelerin bu yeni oluşan söylem dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğidir. Tezdeki temel amacımız ise, temel problem ve varsayımımızı İslamcı dergiler ekseninde temellendirmektir. İslamcı dergiler ve dönemlerin İslamcı aktörlerinin kitap ve köşe yazılarıyla sınırlı tuttuğumuz çalışmamızda mütedeyyin kadınlar için belirlenen rol ve görevlerin dönüşümünü ortaya koymak için dönemsel analiz yöntemini kullandık. Bu analizi gerçekleştirirken Türkiye'de 1980 sonrasında oluşmaya başlayan mütedeyyin kadınların birey olma mücadelelerini incelemeye çalıştık. Bu tez birkaç sonuç ortaya koymaktadır. İlk olarak, İslamcılık düşüncesi tarafından esas rolü "anne", "eş" ve "davaya hizmet", mekânı da "ev" olarak belirlenen mütedeyyin kadınların toplumsal alanda rol ve görevlerini yeniden belirleyerek yeni bir mütedeyyin kadın kimliği oluşturmuş oldukları sonucuna vardık. İkinci olarak ulaştığımız sonuç ise, çoklu modernite teorisi bağlamında moderni içselleştirip kendi temel değerleriyle dönüştürerek oluşturduğu bu modern kimliğin özgül, özgür ve entelektüel bir yapıya sahip olduğudur.
Hz. Peygamber'in haklarında dua ettiği sahâbîler
Hz. Peygamber'in haklarında dua ettiği bazı sahâbîleri konu alan bu çalışma; bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu ve amacı ile tezde uygulanacak yöntem ve başvurulacak kaynaklara değinilmiştir. Birinci bölümde öncelikle duanın kavramsal ve pratik yönü ele alınmış; daha sonra tevessül kavramıyla olan ilişkisi analiz edilmiştir. İkinci bölümde Hz. Peygamber'in bazı sahâbîler hakkında yaptığı dualar, ilgili sahâbîlere ait hal tercemeleri eşliğinde serdedilmiştir. Son olarak dualar; dua eden, hakkında dua edilen ve içerik açısından değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Çalışma, zikri geçen dualara ait metinlerin alfabetik fihristiyle sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: Hazreti Peygamber, Sahâbe, Dua, Tevessül.
Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi
Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim
Şeyhülislam Ebussuûd Efendinin kelâmî görüşleri
Tarihsel süreçte Kelam ilmi farklı sistematik ekoller yoluyla gelişimini sürdürmüştür. Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik farklı yorum yöntemleriyle kendi tarzlarını oluşturmuşlardır. Bu bağlamda kelam ilmi, bu ekoller vasıtasıyla belirli yöntem tarzlarıyla kendine has bir disiplin haline gelmiştir. Bu ekoller İslam düşünürleri vasıtasıyla yorumlarını zenginleştirmişler ve bu alanda belirli bir kültür oluşturmuşlardır. Bu kültürel atmosferde Ebussuûd Muhammed b. Muhammed el-İmâdî(1490-1574)'nin, İrşâdu'l-akli's-selîm ilâ mezâya'l-kitâbi'l-kerim isimli tefsirinden ve görüşlerine dair yapılan diğer çalışmalardan hareketle Kelâmî görüşlerini sunmayı amaçladık. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Ebussuûd'un Ulûhiyet anlayışı; varlık, tevhid, yaratma, tenzih, sıfatlar meselesi ve istivâ anlayışı etrafında işlenmiştir. İkinci bölümde Nübüvvet ve Meâd konuları; vahiy, peygamber göndermenin imkanı, peygamberde bulunması gereken nitelikler, mucize ve keramet, Hz. Muhammed'(s.a.v.)'in peygamberliği, yeniden dirilme, kabir azabı, cennet ve cehennem, şefaat ve Allah'ın ahirette görülmesi şeklinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise Ebussuûd'un insan anlayışı; insanın yaratılışı, onun fiilleri, hidayet ve dalâlet, iman, rızık ve ecel konuları bağlamında ele alınmıştır. Ebussuûd'un kelam ilmine dair görüşlerini irdelerken onun kelam ekollerinden hangi yorum tarzını benimsediği ve hangi delilleri kullandığı da işlenmiştir. Bu bağlamda onun kelam düşünce tarihinde hangi mezhebi tavırla hareket ettiği ortaya konmuştur. Ayrıca onun; Mutezile, Eş'arîlik ve Mâtürîdîlik yorum yöntemlerinden hangisini benimsediği ve hangi açılardan diğerlerinden ayrıldığı konusu da irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: Ebussuûd, Kelam, Eş'arîlik, Mâtürîdîlik, Yorum.
Akkirmânî Ali Efendi (Ö. 1028/1618)'nin nikah Ve talak ile ilgili fetvaları
Bu tez 16-17. yüzyıllar arasında yaşamış olan Akkirmânî Ali Efendi'nin yaşadığı asra genel bir bakış, hayatı, fıkhi yönü ve "Fetâvâ Akkirmanî" adıyla anılan fetva mecmuasındaki nikah ve talakla ilgili fetvalarının çevirim yazısı ve tahkiki konularını kapsamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Akkirmani Ali Efendi'nin yaşadığı bölge, 16.yüzyılın son yarısı ve 17. yüzyılın başları Osmanlı Devleti hakkında siyasi ve sosyal bilgilere yer verilmiş, daha sonra müellif Ali Efendi'nin hayatı ve fıkhi yönü ele alınmış ve fetva mecmuası hakkında bilgilere yer verilmiştir. İkinci Bölümde Fetâvâ Akkirmanî'nin "Nikah" ve "Talak" bölümlerinin çevirim yazısı ve tahkiki yer almaktadır. Çalışmanın son bölümünde genel bir değerlendirmeye ve ekte ise çevirim yazısı yapılan bölümlerin orjinal metinlerine yer verilmektedir. Anahtar Sözcükler: Akkirmanî Ali Efendi, Fetâvâ, Osmanlı, Nikah, Talak
Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı
XIX. asırda İslâm dünyasında hadis ilmiyle ilgili çalışma ve tartışmaların önemli bölgelerinden biri Mısır'dır. Tevfik Sıdkî'nin zihniyetinin şekillenmesinde önemli etkisi olan Batı'nın Mısır'daki siyasi ve ilmi yapıda oynadığı etken rol İslam dininin kaynakları hakkında hususen hadis-sünnet tartışmalarında gelinen noktayı göstermektedir. Bu amaçla biz de tez konumuzu Mısırlı Tabib Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı çerçevesinde belirledik. Tezimiz giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmanın konusu, önemi, amacı ve metodu belirlendi. Çalışmada izlenilen yöntem ve başvurulan kaynaklar hakkında bilgi verildi. Birinci bölümde; Muhammed Tevfik Sıdkî'nin hayatı, yaşadığı dönemin ilmi ve siyasal yapısı, etkilendiği şahsiyetler, düşünce yapısı, peygamber ve sahabe anlayışı, Kur'an'da nesh meselesine bakışı ve eserleri hakkında bilgi verildi. İkinci bölümde ise Tevfik Sıdkî'nin hadis ve sünnet anlayışı üzerinden Kur'an-sünnet ilişkisi, akıl-sünnet ilişkisi, sünnetin bağlayıcılığı, hadis ve sünnet anlayışının fıkhî yorumlarına etkisi konularına değindik. Sonuç bölümüyle de tezimizi tamamlamış olduk. Anahtar Sözcükler: Sünnet, Hadis, Mısır, Muhammed Tevfik Sıdkî.
Nakşbendî-Hâlidî Şeyhi Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin hayatı ve Mektûbâtı'ndaki tasavvufî görüşleri
Nakşbendî-Hâlidî Şeyhi Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin Hayatı ve Mektûbât'ındaki Tasavvufî Görüşleri 19. asırdan itibaren Osmanlılar'da Doğu Anadolu'nun sûfî geleneğini belirleyen tarîkat Nakşbendî-Müceddidîliğin Hâlid el-Bağdâdî'ye (ö.1242/1827) nisbet edilen Hâlidîlik koludur. 1274-1342/1858-1924 yılları arasında yaşamış olan Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî bu bölgede irşad hizmetini yürüten Nakşbendî-Hâlidî şeyhlerinden biridir. Kendisine Hâlid el-Bağdâdî'den sonra "Hazret" lakabı verilen ikinci kimsedir. Bu tez Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin hayatını ve Nakşbendî-Hâlidî geleneği etrafında şekillenen tasavvufî görüşlerini incelemektedir. Tezin birinci bölümünde onun hayat hikâyesine yer verilmektedir. Burada doğumu, ailesi, lakabı, ilmî serüveni, irşâd faaliyetleri, siyâsi ve içtimâi alanda aldığı sorumluluklar ve vefâtı anlatılmaktadır. Tezin ikinci bölümünde ise onun tasavvufî görüşleri -çeşitli kişilere yazdığı mektuplarından derlenen- Mektûbât'ı ışığında incelenmektedir. Teze katkı sağlayan kaynakların başında Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin Mektûbât'ı gelmektedir. Bunun dışında başvurulan kaynaklar özellikle Nakşbendî geleneğine bağlı diğer sûfîlerin eserleri, özellikle Mektûbâtlar'ı, teşekkül dönemi klasik tasavvuf eserleri, güncel yayınlar ve akademik çalışmalardır. Bu çalışmayla Muhammed Ziyâeddîn Nurşînî'nin yaşadığı dönemin sosyal ve siyâsî olaylarına ilgisiz kalmayan bir şeyh olduğu ve tasavvufî görüşlerinin Nakşbendî-Hâlidî geleneği etrafında şekillendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kavramlar: Nakşbendî-Müceddidî-Hâlidî, Hâlid el-Bağdâdî, Şeyh Muhammed Ziyâeddîn Nurşinî, Hazret.
Tevhit mesajı özlü Kur'an tefsiri'nin değerlendirilmesi
Tezimiz; sîret-nüzul ve bağlam bilgisi eksenli Kur'an yorumunu esas alan Tevhit Mesajı Özlü Kur'an Tefsiri adlı eserin incelendiği betimleyici bir tezdir. Çalışmamızda, müelliflerin bu iddiasının yöntem olarak eserde uygulanışı ele alınmış ve eser, genel tefsir literatürü açısından değerlendirilmiştir. Ayrıca müelliflerin -eserde kullanılan kaynaklara atfen- "...elinizdeki bu tefsiri, mushaftaki kelimelerin birebir lugavî karşılıklarıyla/meallerle değil referans verdiğimiz klasik tefsirlerle mukayese etmek gerekmektedir." görüşünden hareketle eserin klasik tefsirlerle ne derece örtüştüğü tespit edilmeye çalışılmıştır. Çağdaş dönemde yazılmış özlü bir tefsir olma özelliğinden yola çıkılarak da müelliflerin çağdaş konulara yaklaşımı bazı tenkit ve değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Çalışmamız giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu ve önemi, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde; Tevhit Mesajı Özlü Kur'an Tefsiri adlı eser; uygulanan yöntem açısından incelenmiş, eserde tercih edilen kaynaklar ve müelliflerin bu kaynakları tercih sebepleri ele alınmıştır. İkinci bölümde eserin içeriği, Kur'an ilimlerine ve tefsir ilmiyle alakalı bazı konulara yaklaşımı açısından değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan çalışmalar neticesinde müelliflerin sîret-nüzul ilişkisi ve bağlam bilgisi esas alınarak Kur'an'ın yorumlanabileceği, Kur'an'ın sözlü bir hitap olarak değerlendirilmesi gerektiği, mevcut tefsirin klasik tefsir çizgisinde olduğu şeklinde özetlenebilecek teorilerinin, eserde pratik anlamda ne derece uygulanabildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sîret-nüzul, bağlam, sözlü hitap, özlü tefsir, Kur'an ilimleri.
Pezdevî ve Semerkandî örneğinde Hanefi fıkıh usûlünde icmâ
Fıkhın delillerinden üçüncü sırada gelen icmâ, kuvvetler sıralamasında ilk sırada yer almaktadır. İcmâ hem Kitap ve Sünnet ve hem de kıyas ve haber-i vâhit üzerine kurulduğu için bunların hepsine dâir bahisler içermekte ve bu yönüyle adeta bir çerçeve delil niteliğini almaktadır. Bu nedenle doğru bir fıkıh tasavvuru oluşturmak için icmâın tümüyle anlaşılması gerekmektedir. Bu çalışmada incelenmesi ve Hanefi fıkıh usûlü açısından konumlandırılması son derece önemli görülen iki müellifin, Pezdevî ve Semerkandî'nin icmâ anlayışları karşılaştırmalı olarak ortaya konulacaktır. Ayrıca bu çalışma Hanefi usûlünde icmâ teorisi hakkında genel bir değerlendirme niteliğindedir. Bu bağlamda icmâın tanımından icmâda neshin câri olup olmamasına kadar pek çok mesele, çalışmaya konu edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Fıkıh, İcmâ, Kerâmet, Sahâbe, Müçtehit
Fetih sûresi bağlamında Arap dilindeki mansûbâtın incelenmesi
Şüphesiz ki bir metnin iyi bir şekilde anlaşılabilmesi yazılı olduğu dili iyi bir şekilde bilmeye bağlıdır. Kur'ân-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve diğer İslâmî kaynakların Arapça olması, Arapça'nın iyi bir şekilde bilinmesini gerekli kılmıştır. Yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in anlaşılması için birçok farklı ilim dalı bulunmaktadır. İslâm âlimleri tefsir, esbâb-ı nüzul, belağat, sarf, nahiv, kıraat, mecâz, üslûb, iʿrâb vb. birçok farklı ilimle Kur'ân-ı Kerim'i anlamaya ve anlatmaya çalışmışlardır. Mansûbât Arapça cümle yapısında önemli bir konuma sahiptir. Mefʿûller ise Mansûbâtın aslını oluşturmaktadır. Mefʿûller; Mefʿûlün bih, Mefʿûlün leh, Mefʿûlün fih, Mefʿûlün meah, Mefʿûlü Mutlak olmak üzere beş kısımdır. Asıl olan mefʿûllere benzeyenler ise münâdâ, hâl, temyiz, müstesnâ, كَانَ ve kardeşlerinin haberi, ظَنَّ ve kardeşlerinin mefûlleri, كَادَ ve kardeşlerinin haberi, إنّ ve kardeşlerinin ismi, cinsini nefyeden lâ'nın ismi, لَيْسَ 'ye benzeyen mâ ve lâ'nın haberidir. Fiili muzari de başında nasbedici edatlardan birisi bulunması durumunda mansûb gelmektedir. Sıfat, Tekîd, Atıf, Bedel, Atf-ı beyân olmak üzere beş kısımda incelenen tâbiler ise öncesindeki kelimeye iʿrâb açısından tâbi olmaktadır. Bundan dolayı mansûb bir kelimeye tâbi olanlar da Mansûbâttandır. Çalışmamızda Mansûbâtı teorik olarak inceleyip daha sonra da bu konuları Fetih sûresi bağlamında değerlendireceğiz. Bu çalışmamızın hayırlara vesile olmasını Allah Azze ve Celle'den niyaz ediyorum. Anahtar Sözcükler: Mansûbât, Fetih Sûresi, İʿrâb, İʿrâbü'l-Kur'ân, Nahiv, Dilbilgisi, Arapça.
Ahkâf sûresi'nin Arap dili ve belâgatı açısından incelenmesi
Hiç kuşkusuz ki Kur'ân-ı Kerîm'in anlaşılması ve hükümlerinin hayata geçirilmesi noktasında Arap dili ve belâgatına vakıf olmanın çok önemli bir yeri vardır. Arap diline özel olan i'rab da ayetlerin doğru anlaşılmasında etkili olmuştur. Bu nedenle İslamî araştırmalar yapan birçok üniversitenin kütüphanesinde ciltlerce i'rab çalışmasına rastlarsınız. Bütün bu çalışma ve gayretler, kıyamete değin baki olacak İslam'ın doğru anlaşılıp, yaşanması için olmuştur. Belâgat ise ayetler içerisindeki incelikleri, kelime ve cümlelerdeki insicamı ortaya çıkaran bir sanattır. Evet dil sanattır. Bütün sanatlar insanlığı etkilemiştir. Fakat Kur'ân'ın belâgat sanatı öyle mükemmeldir ki bugüne kadar insanlığı aciz bırakmıştır ve bundan sonra da daima etkisi altında bırakacaktır. İ'rab faktörü ve belâgat sanatları Kur'ân-ı Kerîm'i zenginleştiren, yüklü bulut misali anlam yoğunluğu oluşturan iki fonksiyondur. Bu iki olgu tam olarak anlaşılmadan Kur'ân-ı Kerîm'i derinlemesine anlamak neredeyse imkansız olacaktır. İ'rab bilgisi ve belâgat sanatları elde edildiğinde Allah'ın kelamı daha kolay ve geniş perspektifte anlaşılır hale gelecektir. Anahtar Sözcükler: Kur'ân-ı Kerîm, Ahkâf, Arap Dili, İ'rab, Belâgat, Meâl,
Meryem Sûresi'nin Arap dili ve belâgatı açısından tahlîli
Arapça günümüzde yaygın olan diller arasında yer almaktadır. Arap diline Kur'ân'ın dili olması sebebiyle ayrı bir önem verilmektedir. Kur'ân, mesajını Arap dilinin en etkili şekliyle bütün insanlara bildirmektedir. İnsanların dinlerini yaşayabilmeleri için kendilerine gönderilen kutsal kitapları anlamaları gerektiğine göre, Kur'ân-ı Kerim'in anlaşılması da öncelikli olarak Arap dilinin inceliklerinin bilinmesine bağlıdır. Meryem Sûresi'nde yer alan bazı kelime ve türevlerinin anlamsal çerçeveleri üzerinde araştırma yapılarak âyetlerin doğru anlaşılması; sûrede anlatılan mesele ve olayların doğru kavranması için bu çalışma hazırlanmıştır. Âyetlerdeki edebî sanatlar da Allah'ın muradının ne olduğunun ortaya konulması açısından önem arz etmektedir. Bu nedenle âyetler belâgat yönünden incelenerek sûrede yer alan ifadelerin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durulmuştur. Son olarak bir meâl üzerinde bu kavramların doğru anlaşılıp anlaşılmadığı noktasında örnekleme yaparak çalışmanın önemine dikkat çekilmiştir.
Arapça okuma dil becerisinde materyal tasarımı ve kullanımı(Özel amaçlı dil eğitim ve öğretim örneği)
İnsanlık tarihi geçmişten bugüne pek çok yabancı dil eğitim girişimine şahit olmuştur. Bu girişimlerden kimi başarıya ulaşırken kimisi ise yetersiz görülerek uygulamaya konmasından vazgeçilmiştir. Tüm bu tecrübeler daha sonra yöntem ve teknik kapsamında toplanarak, sistematik olarak yabancı dil öğretiminde kullanılmıştır. Tüm bu tecrübelere rağmen istenen düzeyde yabancı dil öğrenme başarısına ulaşıldığını söylemek pek mümkün değildir. Dil eğitimindeki eksiklikler sürekli tartışılmış, eleştirilmiş ancak üzerinde karar kılınan yapıcı bir çözüm tam olarak bulunamamıştır. Dil eğitiminde önemi yeterince kavranamayan etki merkezi, eğitimin ayrılmaz parçası olan yaygın boyutunda saklıdır. Zira eğitim adına yapılan tüm uygulamalar neredeyse örgün boyutuyla kısıtlı tutulmuştur. Ancak hayatın tümünü içine alan yaygın kısmında öğrencinin kendisini sürekli geliştirmesi, uygulanması gereken önemli bir strateji olacaktır. Bir kişi örgün eğitime giderek bu kısıtlı zaman diliminde yabancı bir dili öğrenebileceğini düşünürken eğitimciler, materyal, yöntem ve zaman yetersizliği gibi nedenlerle üzerlerine düşen görevi tam olarak yapamamaktadırlar. Bu nedenle kalıcı çözüm yolunda hedef kitleye uygun materyallerin tasarlanmasının öncelikli olduğu kanaatindeyiz. Devamındaysa bu tür materyallerden nasıl faydalanılması gerektiğiyle ilgili rehberlik eğitiminin verilmesi, bütüncül bir çözümü getirecektir.
Yûnus Sûresi örneğinde Arap dilinde sâlim ve mükesser çoğullar
Bu çalışma Arap dilbilimi ve kaynakları açısından Arapça nahiv ilminin temel konularından biri olan cemi sâlim (düzenli çoğul) ve cemi mükesserleri (düzensiz çoğul) incelemektedir. Bu incelemeye Arapçadaki anlam örgüsünü, cemilerin türlerini, kural ve kaidelerini, örneklerini, ve bu konuya dair dilbilimcilerin görüşlerini tespitle başlanmıştır. Daha sonra bu cemi sâlim ve cemi mükesserlerin Yûnus sûresi örneğindeki tahlilleri ile devam edilmiştir. Tez, cemi türlerine dair genel kaideleri kapsamakta örneklem ise Yûnus sûresiyle sınırlandırılmaktadır. Tezde veri toplama, tahlil etme ve vb. yöntemler kullanılmıştır. Toplanan bu veriler sâlim ve mükesser çoğullar açısından tahlil edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Cem-i müzekkeri sâlim, Cem-i müennesi sâlim, Cem-i mükesser, Yûnus sûresi, Nahiv ilmi.
Yûsuf Sûresi örneğinde Arap dilinde mansûbât
Her dilin yapısını oluşturan bir sistem vardır. Örneğin Türkçede özne ve yüklem diye temel unsurlar, tümleç diye de yan unsurlar vardır. Arap dilinin cümle yapısını da isim cümlesi ve fiil cümlesi oluşturur. Bu her iki cümleyi oluşturan umdeler(temel öğe) ve yan öğeler vardır. Arapçadaki bu temel unsurlar, müsned ve müsnedün ileyhdir. İsim cümlesinde müsned, haber olarak gelirken müsnedün ileyh ise mübtedâ olarak gelir. Aynı şekilde fiil cümlesinde müsned fiil olarak gelirken, müsnedün ileyh fail olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, cümlenin temel öğelerinin dışında kalan mansûbatın tanımlarını yaparak Yûsuf Sûresi örneğinde ta'lilinin yapılması hedeflenmektedir. Mansûbat konularının ele alındığı bu çalışmada öncelikle Arap dilinde i'râb'ın önemi üzerinde durulmuş ve tanımı yapılmıştır. Daha sonra mansûbat konusu ele alınarak cümlede nasb konumunda bulunan kelime ve cümleler gramer yönünden incelenmiştir. Kur'an, Hadis, Arap şiiri ve atasözünden örnekler getirilerek konunun desteklenmesi amaçlanmıştır. Daha sonra Yûsuf Sûresi'ndeki mansûbatla ilgili örnekler, konularına göre tespit edilmeye ve nahivcilerin farklı görüşleri eklenerek tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Müsned, Müsnedün ileyh, Mansûbât, Arap Dili, Belagat.
Mu'tezile ve Eş'arîler arasındaki nedensellik tartışmaları
Tabiatı gözlemleyen insan, ondaki oluş ve bozuluşu anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu değişimin sebepleri üzerinde düşünürken bu sebeplerin belirli sonuçları tekrar tekrar doğurduğunu fark etmiştir. Kendisini tabiat karşısında konumlandıran insan, ondaki bu sebepleri dikkate alarak hayat mücadelesini sürdürmüştür. Hayatını sürdürebilmesi için tabiattaki düzeni, sebep-sonuç ilişkisini dikkate almak insan için kaçınılmaz bir durumdur. İnsanın fıtratından gelen ve ilk çağlardan beri gün yüzüne çıkan ulu bir varlığa inanma ihtiyacı insanı tabiat ve Tanrı arasında bir ilişki kurmaya itmiştir. Tanrı ile âlem arasında nedensel bir ilişki kuran insan aynı zamanda kendi fiillerini de Tanrı ile ilişkilendirerek tabiattan farklı bir nedensellik alanını gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan, Tanrı karşısında kendi iradesini kimi zaman yok sayarken kimi zaman da bunu dengelemiş, bazen de kendi fiillerinden Tanrıyı tümüyle ayrı tutmuştur. İslam düşünce tarihinde de etkili olan nedensellik anlayışı köklerini eski Yunan ve eski Hint medeniyetlerine kadar uzatmış bir olgudur. Allah-âlem ilişkisini cevheraraz nazariyesine dayandıran Müslüman düşünürler, Allah'a âlemde varlık alanı açarken, insanı da bu bağlamda konumlandırma gayretine düşmüşlerdir. Cebriyye'nin cebr anlayışı ile insan iradesini Allah karşısında sıfırladığı bir dönemde Mu'tezile "tevlid" görüşünü savunarak insana geniş bir manevra alanı açmıştır. Onun fiillerinin yaratıcısı olduğunu kabul ederek Allah karşısında sorumlu olmasını mantıksal bir zemine oturtmuştur. Bu iki uç arasında orta bir yol tutan Eş'arî, "kesb" anlayışını benimseyerek insana Allah'ın mutlak kudreti yanında sorumlu tutulacağı bir teori oluşturmuştur. Ancak incelendiğinde bunun özgürlükten kaynaklanan gerçek bir sorumluluk olmadığı sadece bir zorlama olduğu anlaşılmaktadır. Eş'arî sonrası kelamcılar insanı cebr altında tutan bu 'kesb' anlayışının çıkmazlarını fark ederek insana irade ve kudret alanı açmaya çalışmıştır.
Kâsım İznikî'ye ait İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e adlı eserin tahkiki
Nahiv ilmine başlarken genellikle ilk okutulan eserlerden birisi de 'Avâmil kitabıdır. Bu çalışmanın amacı Kâsım İznikî'nin yazmış olduğu "İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin metin tahkikli neşrini yapmaktır. Bu eser Abdülkâhir el-Cürcânî (ö.471/1078 )'nin "el-'Avâmilü'l-mi'e" adlı eserinin şerhidir. Bu eser neşredilmemiştir. Bu eseri neşrederek zengin kültür mirasımızı kütüphanelerde korumakla kalmayıp, günümüz insanına ulaştırmayı ve açığa çıkartmayı hedefliyoruz. Çünkü günümüzde kütüphanelerde birçok yazma eser mevcuttur. Bu yazma eserlerden birçok kimsenin haberi yoktur veya okuyamamaktadır. Bu zengin mirasımızı yaşatmak ve sonraki nesillere aktarmak bir hizmettir. Buna ilaveten eserin müellifi olan, unutulmuş bir dil âlimi Kâsım İznikî'yi tanıtmayı amaçlıyoruz. Tezimiz; dirâse ve tahkîk olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde; araştırmanın konusu, amacı ve önemi, metodu hakkında bilgi verdik. Tezin birinci bölüm birinci kısmında; müellifin hayatı, eserleri ve hocası hakkında bilgi vermeyi amaçladık. İkinci kısmında; "el-'Avâmilü'l-mi'e" nin müellifi Abdülkâhir el-Cürcânî'nin hayatı ve eserini inceledik. Üçüncü kısımda ise eserin tam anlaşılması için nahiv ilmi hakkında bilgi sahibi olmanın faydalı olacağını düşünerek, nahiv ilmi ve 'Avâmil türü eserlerin önemine kısaca değindik. İkinci bölümde ise; " İ'râbü'l-'Avâmili'l-mi'e" adlı eserin Arapça tahkîkli metnini takdim ettik.
İmam hatip liseleri 9. ve 10. sınıf müfredatıyla bağdaştırılmış Arapça-Türkçe görsel sözlük örneği
Ülkemizdeki dil öğretiminin zorluğunu okullarda gözlemlememiz üzerine bir çalıĢma yapılmasına karar verilmiĢtir. Bu tez çalıĢması da, öğrencilerin Arapça derslerinde kelimeleri sözlükten kolay bulup öğrenebilmeleri için hazırlanmıĢtır. Tez, 2 bölümden oluĢmaktadır. Tezin ana kısmını hazırlayabilmek için, daha önceden hazırlanmıĢ sözlük çalıĢmalarına, yazılıĢ sebeplerine genel hatlarıyla bakılmıĢtır. Tezin 1. bölümünde "Sözlükbilim nedir"? sorusuna cevap ararken, aynı zamanda sözlükçülükten de bahsedilmiĢtir. Tezimiz, Arapça sözlük yazımı için hazırlanmıĢ olduğundan Arap dünyasında yazılmıĢ sözlüklerden bahsedilmiĢ, bölümleri ve dönemleri genel hatlarıyla incelenmiĢtir. Her sözlüğün yazılıĢ amacının farklılıklar göstermesi ve hitab ettiği kitlenin ihtiyaçları göz önüne alındığında, sözlük çeĢitlerini gözden geçirme ihtiyacı doğmaktadır ve bu sözlüklerin yazılıĢ yöntemleri farklılıklar göstermektedir. Bu düĢünceden yola çıkarak sözlük türlerine ve hazırlama yöntemlerine kısaca değinilmiĢtir. Tüm bu bilgiler toparlandığında tezimizin asıl amacı olan sözlük bölümünü hazırlayabilmek için bir kısım analizlere ihtiyaç duyulmuĢtur. Ġmam hatip liselerinde okuyan öğrencilerin alfabetik sözlüklerden kelime bulmakta zorlandığını ve bu yüzden kelime ezberleyemediklerini, derslere kelime öğrenerek hazır gelemediklerini düĢündüğümüzden 100 kiĢilik bir anket çalıĢması yapılmıĢtır. Sonuç olarak müfredata göre düzenlenmiĢ görsel bir sözlüğe ihtiyaç duydukları gözlemlenmiĢtir. Bu araĢtırmalar ve analiz sonucunda tezimizin 2. bölümünde görsel bir sözlük hazırlanmıĢtır. Sözlüğün kelimeleri, ders kitabında geçen konularla bağlantılı olarak seçilmiĢtir. 9. ve 10. Sınıf konularında geçen bu kelimelerle bağlantılı olarak resimler çizilmiĢtir. Bu resimlerin çizilme amacı, görsellerle desteklenen kelimelerin daha öğretici olacağını düĢünmemizdir. Tezde bu konuyu çalıĢmamızdaki asıl neden de budur.
İshak Efendi'nin Kâşifü'l- Esrâr ve Dâfiul'l-Eşrâr adlı eserinin İslam mezhepleri tarihi açısından değerlendirilmesi
Harputlu İshak Hoca'nın okumuş olduğumuz kitabı Bektaşîlerin 1871 yılında Hurufî kitaplarından olan Işknâme'yi yayınlamaları üzerine kaleme alınmıştır. Harputlu İshak Hoca padişaha onların durumunu anlatmak ve halkı uyarmak maksadıyla hem Hurufîlerde hem de Bektaşîlerde gördüğü yanlış inanç yapısını ve ibadet hayatları konusundaki eleştirilerini yazmıştır. Harputlu İshak Hoca, Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş bir âlimdir. Bu bağlamda Osmanlı'nın son döneminde yaşanan bütün sıkıntılı durumlardan haberdar olan birisi olarak devletin desteğiyle özellikle inanç alanında üzerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışarak Hıristiyanların misyonerlik faaliyetlerine karşı tepkisini göstermiş ve eserler hazırlamıştır. Bizim çalışmamızda incelediğimiz eserinde de Hurufîlerin ve Hurufîlerden etkilendiklerini söylediği Bektaşîlerin yanlış bulduğu inançlarını anlatmıştır. Özellikle Fazlullah Hurufî'ye ilahlık atfedildiğini Hurufîlerin kendi kitaplarından naklederek anlatmıştır. Biz de çalışmamızda İslam Mezhepleri Tarihi'nin tarafsızlık ilkesi gereği Hurufîlerin kitaplarını inceleyerek bu iddiaların doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalıştık. Hurufîlerin eserleri olan Câvidânnâme, Işknâme, Hakîkatnâme'de bu konuya cevap aradık. Bektâşiler hakkında kısa bir malumat verdikten sonra Bektaşîlerin Hurufîlerden etkilenip etkilenmedikleri konusunda araştırma yaptık. İshak Hoca'nın hayatı, yaşadığı dönem ve eserleri hakkında bilgi verdik. Yine İshak Hoca'nın kitabında eleştirilen Fazlullah Hurufi'nin hayatı, eserleri ve kurmuş olduğu Hurufîlik hakkında malumat verdik. Kâşifü'l-Esrâr isimli eseri incelememizdeki sebep, geçmişten günümüze hiçbir zaman önemini kaybetmeden, bilakis ivme kazanarak tartışılmaya devam eden mezhep ya da tarikat benzeri birtakım oluşumlar hakkında Osmanlı ulemasının ne düşündüğünü anlamak, ne yaptığını görmektir. Harputlu İshak Hoca da, Osmanlı'nın son döneminde yaşamış bir âlim olarak, dönemin Osmanlı yönetiminin de teşvikleriyle bu çalışmalarda yer almış önemli bir şahsiyettir. Onun, Hurufilerin Bektaşîlik içinde kendilerini gizlediklerini söyleyip onlardan bahsetmesi, araştırmamıza sebep olan en önemli etkendir. Böylelikle bu meselenin, Osmanlı'nın kuruluşundan çöküşüne kadarki süreci hakkında bilgi elde etmemizi sağlamıştır. Çalışmamızın sonunda, İshak Hoca'nın Osmanlıca'dan Türkçe'ye aktarmaya çalıştığımız eserini sunduk. Anahtar Kavramlar: Harputlu İshak Hoca, Hurufîlik, Bektaşîlik, Câvidânnâme, Işknâme.
Hanefilerin aile hukuku alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeler
Bu tez, İslam Hukukunda "Hile-i Şer'iyye"nin oluştuğu ortam, çıkış sebebi ve dayanağı; ayrıca tanımı, mahiyeti ve mezheplerin bu konu hakkındaki görüşleri, delilleri ve özellikle Hanefi mezhebinin "Aile Hukuku" alanında ileri sürdükleri hile-i şer'iyyeleri kapsamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde hile-i şer'iyye'nin ahlak ve hukuk ilişkisi tartışılmıştır; amel, niyet ve fiil çerçevesinde hile-i şer'iyye'ye genel bir açıdan bakılmaya çalışılmıştır; hile-i şer'iyye'nin ıstılahtaki tanımı, mahiyeti, mezheplerin görüşleri ve delilleri hakkındaki bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde İslam Aile Hukukunda nikah ve talak konusu hakkında genel bilgi verilip Hanefilerin nikah, talak ve bu konuların içinde yer alan bazı meselelerle alakalı ileri sürdükleri hile-i şer'iyye örneklerine geçilmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kavramlar: Hanefiler, Hile-i Şer'iyye, Aile Hukuku, Nikah, Talak.
İslam fıkhında ibadet muamelat ayrımı
Asırlardan beri, İslam hukuk düşüncesinde tartışılan önemli konulardan biri, ibadet ve muamelat hükümleri arasında yöntemsel olarak bir ayrımın yapılıp yapılamayacağı sorunudur. İbadetler Şarii'nin hakkıdır ve bunların ifa ve şekilleri ancak şer'i naslar yoluyla bilinebilir. Bu itibarla bunlarda bir değişiklik olamaz. Muamelat hükümlerinde ise, maslahata ve örfe riayet esastır. İslam fıkhında, bu şekilde bir ayrıma karşı çıkanlar olduğu gibi, İslam hukukunun sosyal şartların değişimine ayak uydurabilmesi için, böyle bir ayrımın mecburi olduğunu savunanlar da bulunmaktadır. Bu çalışmamızda, konu netliğe kavuşturulmaya çalışılacaktır. Araştırmamız giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Birinci bölümde kavramsal çerçeve çizildikten sonra, ikinci bölümde ayrım, klasik fıkıh usülü çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise, konu hakkında modern dönem tartışmalarına değinilmiştir. Anahtar Kavramlar: İbadet, Muamelat, Maslahat, Örf
Kemalpaşazâde'nin Sadruşşerîa'ya yönelttiği eleştirilerin tespit ve tahlili (El-îzâh ve Şerhu'l-Vikaye bağlamında)
İslam dini, toplumsal hayatı düzenleyen kuralları ile aynı zamanda bir hayat nizamıdır. Sosyal düzeni sağladığı kuralları ile hukuksal yapı arz eden İslam, külli prensipler sunarak hukuk içerisinde hukukçuya da hareket alanı açmıştır. Hukukçuların faaliyetleri neticesinde hayli fazlalaşan İslam Hukuku alanına dair külliyat, muhtasar literatürünün ortaya çıkmasını zorunlu kılmıştır. Bu mahiyette kaleme alınan eserlerden birisi de Burhânüşşerîa'nın Vikâye isimli eseridir. İslam Hukuku alanında oldukça rağbet gören Vikâye'nin ilk ve en meşhur şerhi Sadruşşerîa'nın Şerhu'l-vikâye'si olup her iki eser yüzyıllarca medreselerde temel öğretim materyali olmuştur. İslam Hukukçuları tarafından değer verilen ve bu sebeple birçok şerh, haşiye ve ta'likât çalışmalarına konu olan her iki eserin tek tenkit edeni ise Şeyhülislam Kemalpaşazâde olmuştur. Kemalpaşazâde kaleme aldığı el-Îzâh fî şerhi'l-ıslâh isimli eserinin metnin de Vikâye'nin; şerhinde ise Şerhu'l-vikâye'nin hatalarını düzelterek her iki eserin müelliflerini de tenkide tabi tutmuştur. Kemalpaşazâde, bu eleştirisi nedeniyle kendi döneminden itibaren eleştirilmiştir. Bu çalışmada ise el-Îzâh fî şerhi'l-ıslâh'ta Kemalpaşazâde'nin Sadruşşerîa'ya yönelttiği eleştiriler tespit edilerek mezhebe uygunluğu tahlil edilmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Kemalpaşazâde ile Sadruşşerîa, ikinci bölümde el-Îzâh ile Şerhu'l-vikâye tanıtılmış, son bölümde ise tezin asıl konusu olan eleştiriler tespit edilerek mezhebe uygunluğu ortaya konmuştur. Netice olarak 26 eleştiri tespit edilerek bunların 6'sı İslam Hukuku açısından değerli bulunmuş, diğerlerinin ise lafzi tartışmalar olduğu görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Sadruşşerîa, Kemalpaşazâde, Şerhu'l-vikâye, el-Îzâh fî Şerhi'l-ıslâh.
Mustafa Kutlu'nun hikâyelerinde tasavvufî temalar
İslâmî ilimler içerisinde Tasavvuf; Müslümanların hem hayat felsefelerini hem de yaşam tarzlarını etkileyen önemli bir ilim dalıdır. Tasavvuf, müstakil bir felsefesi olan; sanata, musikiye, mimariye yön veren bir düşünce sistemidir. En çok etkilediği sanat alanı ise edebiyattır. Sadece edebî metinleri etkilememiş, aynı zamanda meselelerinin izahında edebiyatın bütün dallarını kullanmıştır. En çok kullandığı alan ise şüphesiz hikâyedir. Tasavvuf hikâyelerle anlaşılmış, onaylanmış ve yayılmıştır. Hikâye kuramı, hal ilmi olan tasavvufun izahında kolaylık sağlamasının da etkisiyle, mesneviler ve menkıbelerle bugüne kadar tasavvufî, ahlâkî meselelerin taşıyıcısı olmuştur. Anadolu, İslam'ı tasavvuf hikâyeleriyle içselleştirmiştir. Fakat mondernleşme, batılılaşma ile birlikte Anadolu; yüzyıllık irfânî geleneğini terk etmeye başlayarak, maneviyattan sıyrılmış, maddeyle kuşatılmış bir hayat tarzına doğru evrilmektedir. Modern dünyayı çok iyi tanıyan, Modern Türk Edebiyatına kendine has yöntem ve üslubu ile yeni bir hikâyecilik anlayışı getiren Mustafa Kutlu; İslam'ın tasavvuf anlayışını benimsemiş, tasavvuf tarihine de ilmine de vâkıf bir yazardır. Hikâyelerinde tasavvufî kavramları, terimleri ele alan Kutlu, modern insanın sorunlarına, bunalımlarına çare olarak tasavvuf anlayışını işaret etmektedir. Mustafa Kutlu, modern hikâyelerle, modern zamana tasavvuf düşüncesini tekrar anlatmaktadır. İrfânî değerleri, tasavvufî kavramları, ahlakî ölçüleri çoğu zaman açıkça bazen de hikâyelerinin satır aralarında işlemektedir.
İslam mezhepleri tarihi kaynakları açısından Cebriyye
İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları Açısından Cebriyye adlı bu çalışmamızın amacı tezin ilgi alanına giren Cebriyye olarak nitelenen hareketleri bilimsel yöntemlerle araştırmak ve bununla ilgili bilimsel bilgi üretmektir. Bu amaç ile günümüze kadar ulaşan bütün bilgi, belge ve bulgular araştırılmış ve Cebriyye adının hangi yerde, hangi zaman diliminde, nasıl doğduğu, hangi olaylarla irtibatlı olduğu ve süreç boyunca ortaya çıkan görüş ve düşüncelerin İslam düşüncesine ne gibi katkılarının olduğu irdelenmiştir. Ayrıca Cebriyye kavramının anlamı, cebrî düşüncenin müslümanlar arasında ortaya çıkma sebepleri, Cebriyye ile bağlantılı olaylar, İtikadî İslam Mezheplerinin Cebri düşünceye yaklaşımları ve İslam Mezhepleri Tarihi eserlerinde Cebriyye'nin nasıl konumlandırıldığı araştırılmıştır. Cebrî düşünceyi ve Cebriyye olarak nitelendirilen kesimleri tanıttığımız bu çalışmamız İslam Mezhepleri Tarihi kaynakları açısından ele alındığı için özgün bir çalışmadır. İslam Mezhepleri Tarihi'nde takip edilen bir kaç bilimsel yöntem vardır. Bu çalışmada kullandığımız bilimsel yöntem, veri toplama, tasnif etme ve veriler üzerinde çalışma şeklindedir. İlk önce Cebrî düşünce ve Cebriyye ile ilgili farklı kaynaklardan veri toplanmıştır. Daha sonra bu veriler konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve veriler üzerinde çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: İslam Mezhepleri Tarihi, İslam Mezhepleri Tarihi Kaynakları, Makalât, Milel-Nihal, Cebriyye, Cehmiyye
İlaveli Mecmua-i Cedîde'de yer alan nikâh ve talak ile ilgili fetvâların transkribi ve tahlili
Bu tez, İlâveli Mecmua-i Cedîde'de (R. 1326, H. 1329, M. 1911) yer alan aile hukukunun evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) ile ilgili fetvâlarını konu edinmektedir. Çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Temel amacımız, İlâveli Mecmua-i Cedîde'deki ilgili fetvâları transkribe etmek, nakillerini tercüme etmek ve ilgili fetvâları İslam hukuku açısından değerlendirmektir. Ancak daha önce fetvâ olgusunun tarihsel arka planı hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Osmanlılar'da fetvâ uygulamaları, müftülük, şeyhülislamlık ve fetvâ eminliği gibi kurumsal yapılar incelenmiştir. Bu şekilde İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin telif süreci öncesindeki tarihi süreç serimlenmiş ve İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin telif süreci ele alınmıştır. Bunun dışında fetvâları veren Şeyhülislamların biyografileri, fetvâlarda atıf yapılan kaynakların tespiti de amaçlarımız arasındadır. İlâveli Mecmua-i Cedîde'nin evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) bölümlerinde yer alan toplam fetvâ sayısı, evlenme (nikâh) ve boşanma (talak) kitabının kaç babtan oluştuğu, bablara göre fetvâ sayıları, Şeyhülislamlar'ın fetvâ sayıları gibi sayısal verilere yer verilmiştir. Bu bilgilerin bir arada gösterilebilmesi için bazı tablolar da eklenmiştir. Hanefî fıkhına göre verildiği tespit edilen fetvâların, Hukuk-i Aile Kararnamesi ile mukayese edilmesi de asli amaçlarımız arasındadır. Bu sebeple Hukuk-i Aile Kararnamesi'ndeki maddeler incelenmiş, Kararname ile İlâveli Mecmua-i Cedîde'de yer alan fetvâlardan hangilerinin düzenlediği, hangi konularda farklı uygulamaların getirildiği tespit edilmiştir. Hukuk-i Aile Karanamesi'nin ilgili maddelerine göre "nikah, vekil ve fuzûlînin nikahı, veliler, denklikler, reddetme (nikahın geçersiz kabul edilmesi), anlaşmalı boşanma ve talak" bablarındaki bazı fetvâların düzenlediği hususlarda değişikliğin yapıldığı görülmüştür. Kitâbu'n-nikâh'ta bir; vekil ve fuzûlînin nikâhı babında üç; veliler, denklikler ve reddetme babında on; Bâbu'l-Hul'î bir; Kitabu't-talak'ta ise bir fetvâ olmak üzere toplam on altı fetvâ düzenlenen hükümler tarafından değişikliğe uğramıştır.
Ortaokul ders kitaplarındaki tasavvufî konular üzerine mukayeseli inceleme
Öğretim programlarının hedeflerine ulaşmasının birincil araçlardan olan ders kitapları, öğretmen ve öğrencinin ortak kaynaklardır. Ortaokul öğretim programlarının perspektifini oluşturan değerler eğitimi ve bir manevi terbiye yöntemi olan tasavvuf birbirini desteklemektedir. Tezimizde tasavvuf eğitiminin örgün din eğitimi içerisindeki durumu ortaokul 5-8. Sınıf DKAB, Temel Dini Bilgiler, Peygamberimizin Hayatı ders kitapları çerçevesinde incelenmektedir. Çalışma sonunda; ders kitaplarında tasavvuf öğretimine gerektiği kadar yer verilip verilmediğinin, ahlâk ve değerler eğitimi ile tasavvufî öğretiler arasında yeterince bağlantı kurulup kurulmadığının tespiti yapılmıştır. Tezimiz giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmaya sevk eden problem ortaya konarak araştırmanın amacı, yöntemi ve ders kitaplarının hazırlanmasında zorunlu temel kaynaklar olan ve 2007-2008 eğitim öğretim yılında uygulamaya konulan yeni DKAB, Temel Dini Bilgiler, Peygamberimizin Hayatı öğretim programlarının genel bir tanıtım ve değerlendirmesi yapıldı. Birinci bölümde, ortaokul ders kitaplarında yer alan tasavvufî konular daha çok ahlâk kavramı çerçevesinde yer aldığı için tasavvuf, ahlak ve din arasındaki ilişki açıklanarak tasavvufun örgün eğitime katkıları incelendi. Ayrıca öğretim programlarına ilk kez yer alan değer kavramının da tasavvuf ve ahlak bağlamında değerlendirmesi yapıldı. İkinci bölümde araştırmanın problemini oluşturan ve örneklem olarak seçilen ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıf DKAB, Temel Dini Bilgiler, Peygamberimizin Hayatı ders kitaplarının içerik ve etkinlikleri, her bir ders kitabı incelemeye alınarak tasavvufî konular bağlamında değerlendirildi. Devamında araştırma sonuçlandırılıp öneriler geliştirildi. Anahtar Sözcükler: Tasavvuf, tasavvuf eğitimi, ahlâk, değerler eğitimi, ders kitabı