
310
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye entomolojisi için kromozom veri tabanı programının hazırlanması
Böceklerin sınıflandırılması ve taksonomik sorunların çoğunun belirli seviyelerde çözüme kavuşturulmasında sitotaksonominin önemini anlamak için kromozomal özelliklerin kullanılması, entomolojik literatürde yer alan karyolojik verilere kolay ve düzenli bir şekilde erişim ihtiyacımız olduğu anlamına gelmektedir. Bu nedenle Türkiye böceklerine ait yayınlanan literatürden derlenen karyotip verileri için merkezi bir kaynak oluşturması amacıyla Türkiye Böcekleri Kromozom Veri Tabanı Programı geliştirilmiştir. Program, Microsoft Visual Studio Express 2017 platformunda Visual C# yazılım dili kullanılarak geliştirilmiş ve veri tabanı yazılımı olarak MS SQL Server 2008 R2 kullanılmıştır. Tasarımı yapılan program, Türkiye böceklerinin karyolojik verilerinin düzenlenmesine, erişimine ve yayılmasına olanak sağlayan kullanımı kolay bir veri tabanı sunmaktadır. Bu program Türkiye böceklerinin sitogenetik bilgisini kullanma ve geliştirme çabalarına ilham vererek böcek taksonomistlerini kromozomları daha çok kullanmaları konusunda teşvik edecektir.
Türkiye'de yetişen bazı Plantago L. (Plantagınaceae) türleri üzerinde sitotaksonomik bir araştırma
Bu çalışmada, Türkiye genelinde yayılış gösteren Plantago L. cinsine ait 2 tür (P. lanceolata L. (Sp. PL), P. lagopus L. (Sp. Pl.)), karyolojik ve sitotaksonomik bakımdan incelenmiştir. İncelenen türler, Arnoglossum seksiyonunda yer almaktadır. İncelenen türlerin (P. lanceolata, P. lagopus) kromozom çalışmaları için tohumlarından yararlanılmıştır. Kromozom çalışmaları sonucunda türlerin somatik kromozomlarının sayım ve ölçümleri yapılmıştır. Çalışılan her iki türde de kromozom sayısı P. lanceolata 2n=12, P. Lagopus 2n=12 bulunmuştur. Bütün kromozomlar median bölgeli (m) subterminal (st) ve submedian (sm) sentromerli bulundu.
Kaman (Kırşehir) bölgesi yeraltı suyu kalitesinin coğrafi bilgi sistemi (CBS) kullanılarak değerlendirilmesi
İnceleme alanı Kırşehir ili Kaman ilçesi sınırları içerisindeki yaklaşık 1800 km2'lik alanı kapsamaktadır. İnceleme sahasından sondaj ve kaynak sularından kurak (42 örnek) ve yağışlı (23 örnek) dönemlerde alınan su örneklerinin arazi ve kimyasal analizlerinden elde edilen verileri ve koordinatları CBS (ArcGIS Desktop 10.3) programı yardımıyla işlenerek, yoğunluk ve kirlilik haritaları oluşturulmuştur. Bu haritalar bölgenin jeoloji haritası ve bölgede yapılan önceki çalışmalar (jeoloji, hidrojeoloji ve maden yatakları) ile birlikte değerlendirilmiş, çalışma alanındaki yeraltı suyu kalitesi ve bunu etkileyen faktörlerin yorumlanması gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında elde edilen veriler değerlendirildiğinde, bölgedeki yeraltı suları metalik cevherleşmeye bağlı olarak güneyde arsenik (10.00-396.38 ppb), florit madeni zenginleşmelerine bağlı olarak batı ve kuzeydoğuda florür (1.5-3.35 ppm), florit madeninde zenginleşen uranyuma bağlı olarak kuzeydoğuda uranyum (kurak dönem=15.00-36.87 ppb, yağışlı dönem=15.00-33.68 ppb), tarım arazilerinde kullanılan gübrelere bağlı olarak batıda nitrat (50.00-109.94 ppm) ve kuzeyde amonyum (0.50-1.97 ppm), jips ve tuzlara bağlı olarak güneybatıda klorür (250.00-264.49 ppm) ve sülfat kirliliği (250.00-354.25 ppm) açısından problemli olduğu, suların içme suyu kullanılabilirliği yönünden olumsuz etkileneceği düşünülmektedir.
Kaman (Kırşehir) floritlerinin mineralojik-petrografik incelemesi ve süstaşı olarak kullanılabilirliği
Bu yüksek lisans tez çalışmasında Kırşehir iline bağlı Kaman ilçesi sınırları içerisinde yer alan Hamit, Karakütük, Bayındır ve Yeniyapan köyleri arasında kalan bölgede gözlenen floritler mineralojik, petrografik ve gemolojik olarak incelenmiştir. Çalışmada süstaşı özelliği taşıma olasılığı bulunan floritlerin tespit edilmesi, oluşum mekanizmalarının ve yan kayaç ilişkilerinin belirlenmesi ve gemolojik olarak değerlendirilebilirliğinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. İnceleme alanındaki floritler, Üst Kretase yaşlı, gri- pembe renkli K-feldispat, plajiyoklas, kuvars, amfibol ve biyotit türü mafik mineralleri içeren Orta Anadolu Granitoyidlerinde faylara bağlı altere seviyelerde, birkaç santimetreden iki metreye kadar ulaşan damarlar halinde mor, yeşil, pembe, sarı ve beyaz renklerde gözlenmektedir. Petrografik incelemelerde floritler TN'de renksiz ya da morumsu; ÇN'de ise karanlık olarak gözlenmiştir. Yan kayacın ise kuvars siyenit olduğu belirlenmiştir. Yapılan süstaşı kesim çalışmalarıyla da çalışma alanındaki floritlerin süstaşı olarak değerlendirilebiliceği düşünülmüştür.
Kırşehir ili ceviz bahçelerinden izole edilen entomopatojenik fungusların karakterizasyonu ve Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera:Tortricidae)'ya karşı patojenite testleri
Entomopatojenik funguslar (EPF'lar) zararlı böcek popülasyonlarını düzenlemede önemli bir rol oynarlar ve bu fungusların içirisinde, Beauveria ve Metarhizium spp. cinsi ticari olarak en önemli olan türleri içermektedir. Bu çalışmanın amacı, Kırşehir ili ve çevresinde bulunan ceviz bahçelerinden Beauveria ve Metarhizium cinslerina ait türlerin çeşitliliğini, dağılımı ve Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera: Tortricidae)'ya karşı virülanslarını belirlemektir. Bunun için, Kırşehir ili ve çevresinde bulunan ceviz bahçelerinden 90 toprak örneği toplanmıştır. Seçiçi besiyeri kullanılarak Beauveria spp. ve Metarhizium spp. izolatları izole edildi. Toprak örneklerinde 40 adet fungus izolasyonu sağlanmış ve bu funguslar morfolojik ve moleküler (bloc ve β-tubulin sekansları) özelliklerine göre karakterize edilmiştir. Ayrıca seçilen sekiz EPF, laboratuvar koşullarında C. pomonella larvalarına karşı test edilmiştir. Fungus izolatlarının moleküler karakterizasyonuna göre izolatlar, Beauveria pseudobassiana (15), B. bassiana (12), Metarhizium robertsii (10) ve M. brunneum (3) olarak tanımlanmıştır. M. brunneum ELA-38 izolatı, 1 × 108 spor/ml konsantrasyonundaki doz uygulamasından sonra iki hafta içinde % 83 ölüme neden olmuştur. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde edilen bazı EPF'ların C. pomonella'nın gelecekteki biyolojik mücadele programlarında yararlı olabileceği düşünülmektedir.
Annona muricata (Graviola) ekstraktı yüklü nanoparçacıkların kanser hücreleri üzerinde antiproliferatif etkisi
Annona muricata, Annonaceae familyasına ait ve birçok tıbbi kullanımıyla bilinen tropik bir bitki türüdür. Annona muricata 'nın kanser hücreleri üzerindeki toksik etkisi yapılan birçok çalışmada rapor edilmiştir. Bu çalışmada, Annona muricata 'nın meme kanseri hücrelerine taşınması için PHB kaplı demir oksit bazlı nanoparçacık tasarlandı ve terapötik etkinliğini in vitro olarak analiz edildi. Sentezlenen PHB kaplı manyetik nanoparçacıkların yapısal özellikleri, fonksiyonel grupları, boyut dağılımı ve manyetik özellikleri, X-ışını kırınımı(XRD), Fourier dönüşümü kızılötesi spektrometresi(FTIR), transmisyon ve taramalı elektron mikroskobu(SEM ve TEM), dinamik ışık saçılımı(DLS), titreşimli numune manyetometrisi ve termogravimetrik analiz(TGA) ile karakterize edildi
Kentsel dönüşüm uygulaması: Kırşehir Bağbaşı örneği
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde, konut sorunu de toplumsal bir sorun olarak öne çıkmaktadır. Bu sorun nüfus artışı, düzensiz kentleşme, göç, doğal afet, gelir adaletsizliği, kentsel dönüşüm ihtiyacı gibi bir takım faktörlerden kaynaklanmakta ve politikacıların çözmesi gereken sorunların başında gelmektedir. Bu bağlamda çoğu ülkede olduğu gibi ülkemizde de konut sorunun çözümünde kentsel dönüşüm kapsamında toplu konut üretimi yoluna gidilmektedir. Bahse konu kentsel dönüşüm sonrasında, toplu konutta ikamet eden insanların yapılan konutlara ilişkin algıları dönüşümün sonuçlarını anlamak açısından önemli hale gelmektedir. Yeni evine taşınan insanların ve ailelerin evleri, altyapıları, güvenlik ve ulaşım konularına ve çevresine yönelik memnuniyetleri, eski durumları ile karşılaştırmaları yapılan toplu konut yatırımının getirdiği faydalar veya sıkıntıları ortaya koymak açısından öne taşımaktadır. Bu araştırmanın amacı; kentsel dönüşüm uygulanan Kırşehir Bağbaşı bölgesinde ikamet eden bireylerin kentsel dönüşüm uygulamasına ilişkin memnuniyet düzeylerini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda; söz konusu bölgede ikamet eden bireylerin iştiraki ile bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Karma yöntemle gerçekleştirilen araştırmanın verileri anket kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda kentsel dönüşüm uygulaması ile birlikte bireylerin konut, yaşam çevresi ve genel memnuniyet düzeylerinin artış gösterdiği belirlenmiştir. Bununla birlikte kentsel dönüşüm uygulaması kapsamında; konut kalitesinin düşüklüğü, sosyal donatı alanı yetersizliği, alışveriş mekanlarının eksikliği, yetersiz temizlik, çevre düzenlemesi yetersizliği, yeşil alanların eksikliği ve aidatların yüksekliği hususları iyileştirilmeye ihtiyaç duyulan temel sorun alanları olarak tespit edilmiştir. Bu çerçevede gelecek dönemde yapılacak kentsel dönüşüm uygulamalarına ilişkin memnuniyetin artırılması noktasında; bölge sakinlerinin sürece aktif katılımının sağlanması ve bu hususta teşvik edilmesi, konut kalitesi ile sosyal donatı alanlarını artıracak tedbirler alınması önerilmiştir.
Döküm presi ile elde edilen magnezyum alaşımlarının mekanik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, AZ91 Magnezyum alaşımı soğuk kamaralı basınçlı döküm makinesi ile üretilmiştir. ASTM çekme standartlarına uygun kalıplara döküm işlemi farklı parametreler (döküm sıcaklığı, kalıp içi basınç ve yolluk giriş hızı) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca geleneksek döküm yöntemi ile de test numuneleri üretilmiştir. Elde edilen numunelerin çekme testi, sertlik testi, aşınma testi ve mikro yapı analizleri yapılmıştır. Ayrıca basınçlı döküm yönteminde döküm işlem parametrelerin mekanik özelliklere etkisi belirlenmiştir Basınçlı döküm ve geleneksel döküm yöntemi ile üretilmiş numunelerin mekanik özellikleri kıyaslanmıştır. İlk ve ikinci numune için 1000 bar ve üçüncü numune için 1200 bar kalıp içi basınç değeri seçilmiştir. Yolluk giriş hızı 30 m/s, 45 m/s ve 45 m/s olarak belirlenmiştir. Sırasıyla 680°C, 680°C ve 640 °C döküm sıcaklığı uygulanarak çekme test numuneleri üretilmiştir. Döküm sıcaklığı ve kalıp içi basıncın sabit kalması ve yolluk giriş hızının 30 m/s den 45 m/s yükseltilmesi tane boyutunda irileşmeye ve mekanik özelliklerde (çekme dayanımı, sertlik değerleri ve aşınma direncinde) azalmaya sebep olmuştur. Döküm sıcaklığının 640 °C düşürülmesi ve kalıp içi basıncın 1200 Bar'a yükseltilmesi geleneksel döküm yöntemine yakın mukavemet değerleri elde edilmiştir. Aşınma testlerinde, basınçlı döküm yöntemi ile üretilmiş numunenin sertlik değerlerindeki artışla beraber sürtünme katsayısında azalmanın olduğu ve malzeme kaybının olmadığı gözlemlenmiştir. Geleneksel döküm yönteminde soğuma hızı, basınçlı döküm yöntemine göre yavaş olduğundan, basınçlı döküm yönteminde ince taneli yapı oluşması ile yüksek mekanik özellikler elde edilmiştir. Deneysel sonuçlar, çizelgeler halinde deneysel bulgular bölümünde verilmiştir.
Sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak süperiletken bobin ve bobin yığınlarının elektromanyetik, termal ve elektromekanik analizi
Yenilenebilir enerji kaynakları, özellikle rüzgâr enerjisi sürdürülebilirlik ve güvenilirlik açısından daha verimli ve kompakt alternatif teknolojilere ihtiyaç duymaktadır. Yüksek sıcaklık süperiletkenler, bakıra göre çok küçük hacimlerde oldukça yüksek akımları kayıpsız veya çok düşük kayıpla elektriği iletebilmelerinden dolayı, elektrik üretim ve dağıtım teknolojisi için iyi bir alternatif olarak görülmektedir. Ancak, süperiletkenlik teknolojisi, hem bakıra göre daha pahalı hem de soğutma için ilave aygıtların kurulması gerektiği için güç teknolojisinde yaygın olarak kullanılması sınırlı kalmaktadır. Maliyetleri düşürmenin bir alternatifi, güç teknolojisinde kullanılan aygıtların prototip aşamasında hassas mühendislik hesapları ile optimize edilerek tasarlanmasıdır. Bu amaç doğrultusunda süperiletken aygıtların dizaynında kullanılabilecek sonlu elemanlar yöntemine dayalı simülasyon yöntemleri geliştirilmiştir. En yaygın olarak kullanılanı H- formülasyonuna dayalı yöntemdir. Ancak bu yöntem çok yavaş çalışmakta ve yalnızca süperiletken malzemeler için iyi sonuçlar vermektedir. H-formülasyonuna alternatif bir yöntem geliştirilmesi bu alanda çalışan araştırmacıların ortak hedefidir. Bu tezin hedefi süperiletken jeneratörlerin ana bileşeni olan süperiletken bobin ve bobin yığınlarının elektromanyetik, termal ve elektro-mekanik özelliklerinin analizleri için mevcut kullanılan yöntemlere alternatif yeni bir yöntem geliştirmektir. Bu doğrultuda, sunulan tezle süperiletken bobin ve bobin yığınlarının elektromanyetik, termal ve elektromekanik analizlerini yapabilen AV-formülasyonuna dayalı yeni bir yöntem geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntemin deneysel verileri türetebilecek hassasiyette olduğu gösterilmiştir. Geliştirilen yöntem, H- formülasyonuna göre oldukça hızlı dolayısıyla hem süperiletken bobin dizaynında hem de optimizasyonunda kullanabilecek düzeydedir.
Türkçe metinden konuşma sentezlemeye yönelik yapılan çalışmaların incelenmesi
Metinden konuşma sentezleme çalışmaları dijital ortamdaki her türlü bilginin sesli olarak iletilmesini sağlamaktadır. Doğal dil işleme çalışmaları ise doğal dilin yapısını daha iyi anlamak ve bilgisayar-insan etkileşimini kolaylaştırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu tez çalışmasında, öncelikle Türkçenin biçimbilimsel analizine yönelik bilgiler örneklerle birlikte verilmiştir. Ayrıca doğal dil işleme ile metinden konuşma sentezlemeye yönelik bir çalışmanın aşamaları incelenmiş ve literatürde kullanılan farklı yaklaşımlar sonuçları ile birlikte değerlendirilmiştir. Yapılan literatür taramasına göre belirli kriterlerle araştırmaya dahil edilen 19 çalışmanın incelemesi yapılmıştır. Çalışmacıların 12'si; yani yaklaşık %63'ü, vurgu ve tonlamalarda eksiklikler olduğunu, bu durumun iyileştirilmesinin; doğal dil işleme bilimi ile mümkün olduğunu savunmaktadır.
Ayak vuruş seslerinden veri madenciliği yöntemleri ile kişi tanıma
Bu çalışmada kişi tanıma sistemlerinden biri olan ses tanımanın, bir insanın topuk seslerinden veri madenciliği yöntemleri ile kişi tanıma üzerine odaklanılmıştır. Diğer kişi tanıma sistemlerinden temel farkı ise insanın ekstra bir çaba harcamadan doğal yürüme hareketiyle kişi tanıma sisteminden onay alabilmesi mümkündür.
Süperiletken rüzgar tribünü jeneratörlerinin elektromanyetik, termal ve elektro-mekanik analizi
Son yirmi yıldır yüksek sıcaklık süperiletkenlerin, pratik mühendislik cihazları ve uygulamalarda kullanımı ivmelenerek artmaktadır. Özellikle, ikinci nesil tabakalı süperiletkenlerdeki gelişmeler büyük ölçekli güç uygulamaları için umut vaat etmektedir. Ancak, bu uygulamalar için yapılacak gerçek ölçekli tasarımlar ve optimizasyon işlemleri oldukça maliyetli olabilmektedir. Bu nedenle, bütün cihaz tasarımının analiz ve optimizasyonunu yapabilecek yöntemlerin geliştirilmesi hem maliyetin ciddi ölçekte azaltılması hem de bu aşamalarda kayıplara neden olan mekanizmaların anlaşılması açısından oldukça temel ve büyük öneme sahiptir. Elektromanyetik kayıpları minimize edecek optimum tasarımı literatürdeki yöntemlere göre daha hızlı yapabilmek adına yeni yöntemlerin araştırılması oldukça önemlidir ve sunulan tez ile bu amaca tam manasıyla ulaşmış bir yöntem geliştirilmiştir. Bununla birlikte, elektromanyetik kayıplar kadar maruz kalınan bir manyetik alan ya da geçen bir alternatif akım altında oluşan streslerin analizi sistemin ömrü açısından oldukça önemlidir. Bu anlamda, elektromanyetik analizler ile elektromekanik analizleri birlikte yapabilecek yöntemlerin geliştirilmesi de bu tezde amaçlanmış ve bu amaca ulaşılmıştır. Ayrıca, manyetik alan veya alternatif akım altında oluşacak sıcaklık değişimlerinin de kritik parametrelerin aşılarak sistemin hata vermesine neden olmaması adına bilinmesi ve başarılı bir şekilde analizlerinin yapılması tezin hedeflerinden birisi idi ve bu amaca da ulaşılmıştır. Sunulan tezde, hedeflenen gerçek bir jeneratör yapısının tasarımı başarılmış, tüm elektromanyetik kayıp mekanizmalarını içerecek yöntem geliştirilmiştir. Ayrıca, bu jeneratör yapıları için elektromekanik ve termal analizlerin de yapılabileceği yöntemler başarılmış ve literatür ile karşılaştırmaları verilmiştir.
Orta ölçekli şehirler için çoklu mikroşebekelerin (ÇMŞ) incelenmesi ve planlanması: Kırşehir örneği
Elektrik enerjisinin büyük enerji üretim tesisleri olan santrallerde üretilip iletim hatları vasıtasıyla tüketim birimlerine taşındığı geleneksel enterkonnekte elektrik şebekesi son yıllarda değişmeye başlamıştır. Bu değişimde, nüfus artışı, şehirlerin gelişmesi, enerjinin geleneksel ya da yenilenebilir olmak üzere yerel küçük çaplı üretim birimlerinde de üretilir hale gelmesi, enerji üretim yöntemlerinin çeşitlenmesi, cep telefonları, elektrikli araçlar gibi elektrikli teknolojilerin artması ile elektrik tüketimindeki artış, üretim ve tüketim noktalarının birbirine yaklaşması sonucunda hat kayıp ve maliyetlerinin azalması, enerji kalitesinin artması ve elektrik kesintilerinin en aza indirilmesi, depolama teknolojilerinin gelişmesi ve küresel ısınma konuları etkin olmaktadır. Tüm bu etkenler elektrik enerjisinin yerinde üretim ve tüketimine ağırlık verilmesine neden olmuştur. Bu durum ise, geleneksel enterkonnekte elektrik şebekesinin mikroşebekeler şeklinde yeniden üretim, tüketim ve depolama potansiyellerini de dikkate alacak şekilde planlanmasını gerektirmektedir. Teknolojideki gelişmeye bağlı olarak daha güvenilir ve arızalara dayanıklı bir elektrik şebekesinin yapılandırılmasına ve planlamaya olan gereksinim artmıştır. Büyük güçlü santrallara göre verimi daha yüksek ve tüketiciye yakın tesis edilmesi mümkün olan dağıtık üretim kaynaklarının elektrik kesintilerini minimize edecek şekilde tesis edilmesi durumunda geleceğin şebeke modeli olarak görülen mikroşebeke yaklaşımı hakkında çalışmada bilgi verilmiştir. Mikroşebekeler, büyük ölçekli elektrik şebekesine bağladığında, belirli bir bölgedeki bir dizi komşu mikroşebeke tesisatı, çoklu mikroşebekeler sistemi oluşturacaktır. Mikroşebekelerden akıllı şebekelere geçişte, çoklu mikroşebekelerin planlanması (ÇMŞ) önemli bir geçiş noktası olacaktır. ÇMŞ'lerin verimli şekilde çalışabilmesi şehirlerin ÇMŞ yapılanmasına uygun planlanması ile gerçekleşebilir. Küçük, orta ve büyük ölçekli şehirler için eğitim, konut, endüstri, ofis vb. yapılanmalar farklı olacağından planlama ayrı ayrı ele alınabilir. ÇMŞ'lerde elektrik tüketim değerleri, AA/DA iletim türü ve depolama birimleri, dağıtık enerji üretim kaynakları, eğitim, konut, endüstri vb. yapılanmalar ÇMŞ planlamasında kullanılan temel parametrelerdir. Bu çalışmada, ÇMŞ yapılanmasının planlanmasında kullanılan bu parametreler ele alınarak orta ölçekli şehirler için bir model ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, Kırşehir ili pilot il olarak seçilmiştir. Çalışmanın diğer orta ölçekli şehirler için de bir model oluşturması beklenmektedir.
Vanadyum katkılı ti2fega ters heusler tipi alaşımların fiziksel özelliklerinin yoğunluk fonksiyonel teorisi ile incelenmesi
Bu çalışmada, (Ti1-xVx)2FeGa (x = 0; 0,25; 0,5; 0,75; 1) alaşımlarının yapısal, elektronik, manyetik ve mekanik özellikleri Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi ile genelleştirilmiş gradyent yaklaşımı kullanılarak hesaplandı. Bu alaşımların yapısal özellikler kapsamında örgü sabitleri hesaplanarak incelendi. Bu malzemeler için elektronik bant eğrileri ve durum yoğunlukları hesaplandı ve değerlendirildi. Manyetik özellikleri incelenen bu alaşımların tamamının manyetik özellik gösterdiği görüldü. Mekanik özellikler kapsamında elastik sabitler stress-strain yöntemi kullanılarak incelendi. Bu alaşımların tamamı hesaplanan elastik sabitlerinden anlaşıldığı üzere Born kararlılık kriterlerini karşıladığından bu alaşımlar mekanik olarak kararlıdır. Ayrıca, Bulk modülü, Kayma modülü, B/G oranı, Young modülü, poisson oranı ve anizotropi faktörü hesaplanarak elde edildi. Bu alaşımlar için elde edilen B/G oranından sünek bir doğaya sahip oldukları ve anizotropi faktöründen anizotropik oldukları sonucuna varıldı.
Sulu ortamlardan tekstil boyasının uzaklaştırılmasında alg biyokütlesinin kullanılması: Kinetik ve termodinamik parametrelerin belirlenmesi
Sentetik organik boyalar kozmetik, kağıt ve tekstil endüstrilerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bunlar arasında, reaktif boyalar, reaktif klor, aril grupları, sülfat ve amino gruplarının varlığı ile kategorize edilir. Bu boyalar, ksenobiyotik özelliklerinden dolayı genellikle mikrobiyal bozunmaya karşı önemli ölçüde direnç gösterirler. Bu nedenle, bu boyaların sulu çözeltiden uzaklaştırılması için farklı yöntemler önerilmiştir. Stigeoclonium nanum alg biyokütlesi kullanılarak Evercion Green H-34BD'nin adsorpsiyonu çalışmaları zaman, başlangıç boya konsantrasyonu, adsorban dozu, pH, iyonik güç ve sıcaklığı içeren parametrelerin bir fonksiyonu olarak kesikli sistemde gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon işleminin çok hızlı ve pH'a bağlı olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar, boya uzaklaştırma yüzdesinin, Evercion Green'in başlangıç konsantrasyonuna büyük ölçüde bağlı olduğunu ve boya konsantrasyonunun artması ile azaldığını göstermiştir. Alg biyokütlesinin mükemmel adsorpsiyon kapasitesine sahip olduğu ve bu değerin pH 2,0'de 407,2 mg/g olduğu belirlenmiştir. Alg biyokütlesi ATR-FTIR, Z-seizer, BET yöntemi ve çeşitli analitik yöntemler kullanılarak karakterize edilmiştir. Desorpsiyon çalışmaları, alg biyokütlesinin özellikle beş döngüye kadar tekrar kullanılabilirlik performansı araştırılmıştır. Denge verilerini test etmek için Langmuir izoterm modeli kullanılmıştır. Doğrusal regresyon katsayısı R^2, izoterm model uygunluğunun değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Tek tabakalı (maksimum) adsorpsiyon kapasitesi (qmax) 454,5 mg/g biyokütle olarak bulunmuştur. Kinetik verilerin, ikinci dereceden kinetik model ile uyumlu olduğu belirlenmiştir.
Isıya dayanıklı küresel grafitli dökme demir malzemelerin işlenmesinde kesme parametrelerinin yüzey pürüzlülüğü ve işleme gürültüsüne etkileri
Yüksek sıcaklık korozyon direncinden dolayı, egzoz sisteminin sıcak ucunda egzoz manifoldu olarak ısıya dayanıklı sfero döküm demirler veya SiMo sfero döküm demirler kullanılır. Bu çalışmada, egzoz manifoldlarının frezeleme davranışına yüzey pürüzlülüğü, tezgâh gürültü seviyesine bazı parametrelerin etkisi, dört eksenli yatay işleme merkezi kullanılarak ıslak kesme koşullarında araştırılmıştır. Deneysel çalışmalar, gerçek bir işletme ortamında, taguchi optimizasyon tekniği kullanılarak, 3 farklı kesme hızı (120, 240, 360 m / dak), 3 farklı ilerleme (0,20-0,40-0,60 mm / diş) ve 3 farklı kesme derinliği (0,5- 0,75- 1mm) için yapılmıştır. Frezeleme parametrelerinin yüzey pürüzlülüğü ve tezgâh gürültü değeri üzerindeki etkisi MINITAB istatistiksel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak, yüzey pürüzlülüğü farklı kesme hızı, ilerleme miktarı ve kesme derinliği ile önemli ölçüde değişmiştir.
Tepeyurt (Tokat) jasperlerinin mineralojik-petrografik incelemesi ve gemolojik özellikleri
Bu yüksek lisans tez çalışması kapsamında Tokat İli Tepeyurt (Topçam) bölgesinde yer alan jasperlerin mineralojik, petrografik ve gemolojik olarak incelemeleri yapılmıştır. Süstaşı olarak kullanılma potansiyeli olan jasperlerin tespit edilmesi, oluşum koşulları ve yan kayaç ilişkilerinin ortaya konması ve gemolojik olarak değerlendirip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla inceleme alanından alınan numuneler üzerinde ince kesit, XRD, XRF, ICP-MS analizleri ve gemolojik çalışmalar yapılmıştır. XRD analizleri sonucunda jasper örneklerinde kuvars, hematit, kalsit ve pirit varlığı belirlenmiş olup, XRF analizlerine göre SiO2 miktarı %82.5, Fe2O3 miktarı %15.5 olarak bulunmuştur. ICP-MS analizleri sonucunda ise 17648.00 ppm Cs, 41905.18 ppm Fe ve 8246.81 ppm Mn belirlenmiştir. İnceleme alanında bulunan jasperler geç triyas yaşlı yeşil renkli metavolkanik kayaçlar içerisinde oluşmuştur. Jasperlerin boyutları genel olarak birkaç cm'den 1,5 metreye kadar değişmekte olup, renkleri bünyesinde bulunan hematite bağlı olarak koyu kırmızı ve kahverengimsi kırmızıdır. Yapılan gemolojik çalışmalar neticesinde inceleme alanındaki jasperlerin süstaşı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir.
Veri merkezi katmanlı güvenlik tasarımı ile etkin olay analizi ve yönetimi
Bilgisayar iletişim ve ağ teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte siber saldırıların da çeşitliliği artmış ve farklı güvenlik problemleri ortaya çıkmıştır. Bu problemlere karşı bilgi güvenliği kavramının önemi daha da artmıştır. Bilginin güvenliğini sağlamak amacıyla kurumlar çeşitli güvenlik ürünleri kullanmaktadırlar. Kurumlarda kullanılan güvenlik ürünlerinin amacı, bilginin işlenirken, taşınırken veya depolanırken yetkisiz erişimlere karşı gizliliğini sağlamak, bozulmasını, değiştirilmesini veya silinmesine karşı bütünlüğünü korumak ve ihtiyaç duyulan sürede istenilen bilgiye ulaşabilmek, eksiksiz kullanabilmek için erişilebilirliği sağlamaktır. Güvenlik ürünleri, bir problem esnasında ( siber tehditler, hatalı yapılandırma değişiklikleri, sistem arızası vb. ) sorunun tespitinin sağlanabilmesi için, kullanıcıların erişimleri, sistem ve güvenlik olaylarını, yasal sebepler veya standartlara uyum sağlamak amacıyla kayıt altına almaktadırlar. Siber saldırıların çeşitliliğinin artması sebebiyle bu kayıtların tutulması günümüz için tek başına yeterli değildir. Siber olaylarla mücadele edebilmek, sistemler içerisinde anomali olayları tespit edebilmek, siber olay öncesi tedbir alabilmek için bu olay kayıtlarının (log) analiz edilebilmesi gerekmektedir. Kritik veri merkezleri bünyesinde kritik bilgilerin saklanması, işlenmesi ve korunması için birçok güvenlik (güvenlik duvarı, tehdit önleme sistemi vb.), ağ ( anahtar, yönlendirici vb.) ve uygulama (veritabanı, web sunucu vb. uygulama sunucuları) cihazları barındırmaktadır. Bu cihazlar her gün sayısız log üretmektedir. Eğer bu loglar merkezi bir noktada toplanmazsa yönetimi hem çok zor olacak hem de bir problem esnasında çözümün süresini uzatacaktır. Yalnızca logların toplanması elbette yeterli değildir. Her bir kaynaktan gelen logların, saldırı öncesi tespiti, sistem probleminin çözümü gibi durumlarda iyi analiz edilmesi gerekmektedir SIEM (Security Information and Event Management) ile birden çok kaynaktan gelen günlük veriler toplanarak ve bunlar analiz edilerek bir tehdide maruz kalındığında bilgi güvenliği yaklaşımına bütüncül bir bakış açısı kazandırılabilir. SIEM çözümlerinin korelasyon, raporlama, log toplama gibi yetenekleri sayesinde yasalara ve standartlara uyum sağlanması amacıyla loglar toplanmakta, sistemler içerisinde şüpheli davranışlar, siber saldırılar, sistem olayları kısacası BT (Bilgi Teknolojileri) bileşenlerinin nasıl bir tehditle karşı karşıya kaldığının anlaşılması sağlanmaktadır. Bu çalışmada SIEM ile kritik alt yapıya sahip veri merkezlerinde SIEM yönetiminde maksimum faydanın sağlanabilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda örnek güvenlik tasarımı ve önerileri, etkin korelasyonlar örnekleri, SIEM proje süreçlerinde dikkat edilmesi gibi konular ele alınmış olup, bir devlet kurumuna ait veri merkezi örnek uygulaması ile bu çalışma desteklenmiştir.
Diyatom (Naviculaceae) veri tabanı
Alglerin önemli bir grubu olan diyatomlar pek çok endüstri kolunda ve çevre mühendisliği uygulamalarında kullanılan tek hücreli canlılardır. Bu nedenle son yıllarda diyatomlar ile ilgili yapılan çalışmalar önem kazanmıştır. Bu tez çalışmasında, diyatomlar hakkında günümüze kadar yapılan çalışmaların bir kısmının, sonraki yapılacak çalışmalara örnek olacak şekilde derlenmesi ve teknolojik kaynaklar kullanılarak bu konuda araştırma yapan bilim insanlarına Türkçe olarak sunulması sağlanmıştır. Çalışmada, öncelikle ülkemizde yaygın bulunan bir diyatom olan Navicula cinsine ait türler hakkında daha önce yapılan çalışmalar incelenmiş ve bir veri tabanında kayıt altına alınmıştır. Elde edilen verilerin üzerinde, hazırlanan bir web sitesi vasıtasıyla, diyatomların karakteristik özelliklerine göre arama yapabilmenin mümkün olduğu görülmüştür.
Ses komutları ile robot kolu kontrolü
Gün geçtikçe cihazların uzaktan kontrolünü gerçekleştiren tanıma sistemleri büyük önem kazanmaktadır. En çok kullanılan tanıma sistemleri olarak konuşma, yüz ve parmak izi tanıma sistemleri gösterilebilir. Konuşma tanıma sistemleri güvenlik sistemlerinde, cihaz kontrolü sistemlerinde ve dikte ettirme sistemlerinde gerçek zamanlı olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada konuşma komutlarının gerçek zamanlı olarak tanınması ile robot kolu kontrolü gerçekleştirilmiştir. Konuşma komutlarının tanınması için etkili alt uzay sınıflandırıcıları olan Fisher Doğrusal Ayrım Analizi (FDAA), Ayırtedici Ortak Vektör (AOVY) ve Yapay Sinir Ağları (YSA) kullanılmıştır. Bu sınıflandırıcılardan AOVY ilk kez ses tanımada kullanılmıştır. Eğitim seti için, herbiri altı farklı renge sahip dört farklı nesne için toplam 24 adet konuşma cümleleri oluşturulmuştur. Eğitim kümesi konuşmacı bağımlı olarak oluşturulmuştur. Test aşamasında gerçek zamanlı olarak konuşma sinyallerinin tanınması ile robot kolu önceden koordinatları belli olan nesneye yöneltilmektedir. Bu yönelme işleminin yapılabilmesi için öncelikle bilgisayar yazılım arayüzü ile konuşma komutları gerçek zamanlı olarak tanınmakta ve tanınan komuta göre ilgili veriler RS232 seri iletişim protokolü kullanılarak robot kontrol kartına iletilmektedir. Ardından kontrol kartında herbir nesnenin yerinin bilgisini içeren mikrodenetleyici yardımı ile robotun servo motorları nesne konumuna doğru yönelmektedir. Çalışma sonucunda AOVY için dil modelli ortalama konuşma tanıma oranı %98,3 ve dil modelsiz %90,73 olarak bulunmuştur. FDAA için dil modelsiz ortalama konuşma tanıma oranı %89,48 ve dil modelli %97,1 olarak bulunmuştur. YSA için dil modelli ortalama konuşma tanıma oranı %91,1 ve dil modelsiz %81,9 bulunmuştur. Çalışma sonucunda AOVY en yüksek ses tanıma oranına sahip olup diğer yöntemlerden daha iyi sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Konuşma tanıma, robot kolu kontrolü, FDAA, AOVY, YSA
Yalın altı sigma ve talaşlı imalat sektöründe bir uygulaması
Yalın Altı Sigma şirketlerin, kârlılıklarını önemli ölçüde iyileştirmelerini sağlayan bir yönetim sistemidir. Bu sistemde fire ve kaynak kullanımı minimize edilirken, iş süreçlerinin gözden geçirilip, iyileştirilmesi esastır. Global dünya şirketleri son yıllarda Yalın Altı Sigma metodunu süreçlerinde kullanarak faaliyet gelirlerinde önemli kazançlar elde etmektedir. Süreç mükemmelliğini hedefleyen Yalın Altı Sigma metodolojisi, uygulayan kuruluşlara karlılık, verimlilik ve pazar payı artışı sağlarken, sınıfının en iyisi olma fırsatını sunmaktadır. Bu çalışmada yalın altı sigma stratejileri araçları ve teknikleri kullanılarak, DMAIC , [Define (Tanımla)- Measure (Ölç)- Analysis (Analiz et)- Improve (Geliştir)- Control (Kontrol et)] döküm sektöründe bir talaşlı imalat hattında, önerilen çözümlerin uygulanması ile katma değere sahip olmayan proseslerin üretimde hata oranının büyük ölçüde azalması sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yalın Altı Sigma, Yalın Üretim, Altı Sigma, Süreç İyileştirme, DMAIC.
Doksisiklin-gentamisin kombinasyonu yüklü mikroküre hazırlanması ve karakterizasyonu
Kontrollü ilaç salım sistemleri son yıllarda hak ettiği ilgiyi fazlasıyla görmektedir. Bu sebeple yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Gıda kaynaklı enfeksiyonların tedavisinde antibiyotikler kullanılmaktadır. Antibiyotiklerin etkinliğini arttırmak amacıyla enkapsüle edilmesi giderek yaygınlaşmıştır. Bu amaçla uzun süreli salıma uygun oluşu, yüksek biyouyumluluğu ve bozunma esnasında asidik ortam oluşturmaması sebebiyle poli-ε-kaprolakton (PCL) taşıyıcı olarak tercih edilmiştir. Küçük boyutlu parçacıkların elde edilebilmesi için sürfaktan olarak polivinil alkol (PVA) kullanılmıştır. Çalışmada, doksisiklin tek başına ve doksisiklin ile gentamisin birlikte kombine edilmek suretiyle tekli emülsiyon çözücü buharlaştırma tekniği kullanılarak enkapsülasyon gerçekleştirilmiştir. Yapılan denemeler sonucu PVA konsantrasyonu % 2 ve % 4 olarak belirlenmiştir. Emülsiyon hem homojenizatör kullanılarak, hem de kullanılmadan hazırlanmış, böylece parçacık boyutlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Homojenizatörde 3400 ve 7200 rpm‟lik karıştırma hızları kullanılmıştır. Doksisiklin tek başına ve doksisiklin ile gentamisin beraber olacak şekilde yüklenen parçacıkların yüzey morfolojisi ve boyut özellikleri incelenmiştir. Buna göre yüzey, morfolojik ve parçacık boyutları bakımından homojenizatör kullanmadan hazırlanan mikrokürelerde % 4 PVA ile hazırlanan, homojenizatör kullanılarak hazırlanan mikrokürelerde ise % 2 PVA ile hazırlananlar gelecek çalışmalarda kullanılabilecek özelliktedir. Buna ilaveten homojenizatörde 3400 rpm‟lik karıştırma hızının uygulanabilir olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de mikronize kalsit üretim tesisi yer seçimi için çok ölçütlü karar verme yöntemleriyle bir uygulama
Sanayide kullanımı gün geçtikçe artan ve ekonomik değerinin yanında işlenmesi ile istihdam sağlanmasına katkı veren kalsit minerali için kurulabilecek tesis yeri seçiminin konu alındığı çalışmada öncelikle kalsitin özellikleri incelenmiştir. Kalsitin ve kalsit işlenecek tesisin bölgelere göre değişen özellikleri çıkarılmıştır. Bu özellikler bulunurken hem kalsit minerali üzerine yapılan çalışmalar hem de çok ölçütlü karar verme yöntemleri kullanılarak yapılan yer seçim problemi çalışmaları incelenmiştir. Çok ölçütlü karar verme yöntemlerinden analitik hiyerarşi prosesi (AHP) ve bulanık analitik hiyerarşi (BAHP) prosesi üzerine araştırma yapılmıştır. Bursa, İzmir, Kırşehir, Muğla ve Niğde alternatifleri karşılaştırılmıştır. Kalsit üretim tesisi yer seçimi için AHP ve BAHP yöntemleriyle elde edilen sonuçlara göre her ikisinde de ilk sırada Kırşehir (AHP=0,313; BAHP=0,296), ikinci sırada Bursa (AHP=0,265; BAHP=0,292) ve üçüncü sırada Niğde (AHP=0,180; BAHP=0,177) yer almıştır.
İnşaat sektöründe yapı denetimi ve Kırşehir ilindeki uygulamaların incelenmesi
Yıllar içerisinde yaşanmış olan doğal afetler sonucunda yıkılan yapılara aslında yeterli denetimin olmaması yada uygulanan denetimlerde kanun ve yönetmeliklerdeki eksiklikler yapı denetim uygulamalarının üzerinde durulması gerektiğini ön plana çıkarmıştır. Bu tezin en önemli amaçlarından birisi imal edilen yapılardaki denetimin ne kadar önemli olduğu ve yapı denetimin uygulanmasında ve Kırşehir ilindeki uygulamalarda karşılaşılan sorunlarla birlikte çözüm önerileridir. Tez altı bölümden oluşmaktadır. Bu altı bölümde çalışmaya neden olan süreç, çalışmanın amacı ve konusundan bahsedilmiş olup Türkiye'deki uygulamalar, yönetmelik, tüzük ve kanun hakkında bilgiler verilip, daha önce yapılan araştırmalar özetlenmiştir. Ayrıca gelişmiş olan ülkelerdeki yapı denetim uygulamaları özetlenmiş, örnekler, veri toplama, inceleme, değerlendirme aşamalarından bahsedilmiştir. Anket sonuçları belirtilip, bulgular üzerinde tartışılmış ve bulunan sonuçlar özetlenmiş olup, tavsiyeler sunulmuştur.
Hazır Beton üretimi yapan işletmelerin etkinliklerinin veri zarflama yöntemiyle belirlenmesi (Kırşehir, Nevşehir, Kırıkkale illeri örneği )
Bu çalışmada Kırşehir, Kırıkkale ve Nevşehir illerinde hazır beton üretimi yapan 18 adet tesisin veri zarflama analizi (VZA) yöntemiyle etkinlik düzeyleri hesaplanmıştır. Birden fazla girdi ve çıktı kullanılarak aynı tür karar verme birimlerinin etkinlik düzeylerinin hesaplanmasında kullanılan veri zarflama analizinde amaç en az girdiyle en fazla çıktıyı üreten girdi-çıktı bileşimini bulmaktır. Parametrik olmayan bir yöntem olan veri zarflama analizi göreli etkinliğin belirlenmesinde oldukça geniş yer bulmuş yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Etkin olmayan tesislerin etkin hale gelebilmeleri için girdi-çıktı değerlerinde etkin durumda olan tesislere göre ne kadar iyileştirme yapmaları gerektiği belirlenmiştir. Çalışma 2019 yılına ait yıllık veriler ele alınarak incelenmiştir. Coğrafi özellikler, sosyo ekonomik yapı, gelişmişlik düzeyleri ile nüfus ve demografi ile sosyo ekonomik yapı dikkate alındığında benzer iller olan Kırşehir, Kırıkkale ve Nevşehir illeri kümelenmiştir. Girdi değerleri olarak; elektrik tüketimi, çalışan kişi sayıları ile hazır beton üretim kapasitesi, çıktı değerleri olarak; hazır beton üretim miktarı, hazır beton satış değeri ve 1 tonun satış değeri analiz edilmiştir. Etkinlik düzeyi hesaplanmasında girdi ve çıktı odaklı Charnes, Cooper, Rhodes (CCR) ve Banker, Charnes, Cooper (BCC) modelleri kullanılmıştır. Analiz sonucunda Charnes, Cooper, Rhodes (CCR) modeline göre 11 tesis etkin çıkmazken Banker, Charnes, Cooper (BCC) modeline göre 9 tesis etkin çıkmamıştır. Etkinliği en yüksek iki tesis C1 ve C6 tesisleri olurken, etkinliği en düşük iki tesis A4 ve B3 tesisleri olmuştur.
Tepkimeli damıtma kolonunun dinamik simülasyonu ile deneysel tasarım yöntemi kullanılarak işletim koşullarının optimizasyonu
Bu çalışma, tepkimeli damıtma kolonunda metanol ve asetik asit tepkimesi sonucunda oluşan metil asetat üretiminin simülasyonu üzerinedir. Chemcad ortamında tepkimeli damıtma kolonuyla metil asetat üretim prosesinin model tasarımı yapılmıştır. Model tasarımı sonucu elde edilen deney simülasyonu verileriyle yatışkın ve dinamik koşul çalışmaları yapılmıştır. Daha sonra deneysel tasarım paket programı yardımı ile merkezi kompozit tasarım (CCD) optimizasyon yöntemine dayalı, yanıt yüzey metodolojisi (RSM) tekniği kullanılarak, farklı işletim koşullarında en verimli şekilde metil asetat üretimi için çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalarda besleme oranı, geri akma oranı ve besleme sıcaklığı gibi ürün verimini etkileyen değişkenler için optimum işletim koşulları belirlenmiştir. Deneysel tasarımda anlamlı bulunan deney simülasyonunun değişkenleri arasındaki ilişkiler tespit edilerek, üç boyutlu grafikler yardımıyla irdelenmiş ve süreç ile ilgili çıkarımlarda bulunulmuştur.
Transfer öğrenme yöntemi ile üniversite öğrencilerinin canlı ders izleme durumlarının sınıflandırılması
Uzaktan eğitim, bireylerin zaman ve mekân gibi sınırlılıklarını ortadan kaldıran ve bireylere öğrenme süreçlerinin sürekliliğini sağlamasında önemli avantajlar sunan bir yöntemdir. Bu yöntem ile hem senkron hem de asenkron kanallar ile öğrenenlere erişim sağlanabilmektedir. Senkron yöntemler arasında kullanılan etkinlikler arasında canlı dersler bulunmaktadır. Canlı dersler ile öğretim elemanı ve öğrenenler internet ortamında aynı anda bir araya gelerek derslerin işlenmesi sağlanır. Özellikle canlı derslerdeki öğrenme süreçleri önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, canlı derslere katılan öğrencilerin canlı dersleri izleme durumlarını ve davranışlarını incelemektir. Böylece öğrencilerin canlı derslere katılım düzeyleri belirlenebilir. Çalışma nicel tekniklerle gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler yüzde ve frekans şeklinde çalışma içinde sunulmuştur. Bu kapsamda belirlenen bir ders için iki canlı dersin kayıt altına alınması planlanmıştır. Çalışmaya gönüllü olarak dahil olmak isteyen katılımcılara canlı ders süresince kameralarını açık bırakmaları gerektiği duyurulmuştur. Elde edilen iki adet canlı ders kaydı beşer saniyelik aralıklar halinde parçalanmıştır. Bu görüntüler üzerinden ortaya çıkarılan 17.036 resim ile etiketleme çalışmaları tamamlanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, ders süresince öğrencilerin dersi takip etme davranışları değişkenlik göstermektedir. Bu kapsamda katılımcıların dersi izleme oranlarında dersler süresince değişimler olmuştur. Özellikle ders başlangıcında ve sonuna doğru ders izleme oranının en yüksek olduğu belirlenmiştir. Dersler boyunca ortalama her dört katılımcıdan üçünün dersi takip ettiği görülmüştür. Bazı katılımcıların her iki derse de katıldıkları ve sorulara yanıt vererek veya gülerek dersi katılım gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların ders izlememe davranışları olarak başka yöne bakmaları, başlarının eğik olması ve kamera alanından çıkmaları ön plana çıkmıştır. Dersi dinleme ya da dinlememe durumunu sınıflandırmak için derin öğrenme tabanlı transfer öğrenme modelleri kullanılmış ve 1000 sütunlu bir özellik vektörü oluşturulmuştur. Cubic SVM sınıflandırma algoritması ile MobileNetv2 modeli ile %92,0 başarılı sınıflandırma elde edilmiştir. Çalışmanın önerileri arasında, derslerdeki etkileşim düzeyinin arttırılmasının derse katılımda faydalı olacağı belirtilmiştir.
Akıllı telefonların ivmeölçer sensörü yardımıyla yürüyüş deseni analizi
Spor alanlarında insan hareketlerini ölçme yeteneği performans ölçüm ve gelişimi için önemli konular arasındadır. Bu durum aynı zamanda klinik değerlendirmelerin de önemli bir parçasıdır. Özellikle elektromanyetik sistemler insan hareketlerini değerlendirmek için en yaygın kullanılan yöntemler arasında yer alır. Buradaki çalışmada 100 metre uzunluğunda bir koridorda 50 farklı kişinin yürüme verileri kullanılmıştır. Yürüme verileri akıllı telefon için geliştirilen bir yazılım ile ivmeölçer sensöründen elde edilmiştir. Verilere Local Binary Pattern (LBP) yöntemi uygulanmış ve 256 özellik çıkarılmıştır. Farklı sınıflandırma algoritmaları ile testler yapılmış ve Cubic SVM ile %90 başarılı sınıflandırma elde edilmiştir. Bu yöntem ile yürüme bozukluğu tespitinde yüksek maliyetli cihazlar yerine daha ekonomik yöntemler geliştirileceği düşünülmektedir.
Bor alaşımlı çeliklerin elektro erozyon ile işleme performansının belirlenmesi
Bu çalışmada, Bor Alaşımlı Çeliğin elektro erozyon ile işleme yöntemiyle işlenebilirliği araştırılmıştır. EEİ deneylerinde takım malzemesi olarak bakır elektrot kullanılmış olup, dielektrik sıvısı olarak standart dielektrik sıvısı tercih edilmiştir. Deneyler sırasında üç farklı parametre değişken olarak seçilmiş olup, bu parametreler; boşalım akımı, vurum süresi ve vurum bekleme süresidır. İşleme parametrelerinin iş parçası işleme hızı (İİH), elektrot aşınma hızı (EAH) ve ortalama yüzey pürüzlülüğüne (Ra) olan etkileri incelenmiştir. Taguchi'nin tam faktöriyel dizisi uygulanarak deneyler yapılmıştır. Taguchi Tam Faktöriyel Metodolojisi'ne göre işleme parametrelerinin optimum seviyeleri belirlenmiştir. Deneysel sonuçlara göre iş parçası işleme hızı, elektrot aşınma hızı ve yüzey pürüzlülüğü boşalım akımının artmasıyla birlikte artış göstermiştir. Vurum süresinin artması ile İİH ve EAH değerleri artarken, elektrot aşınmasının azaldığı tespit edilmiştir. Her bir işleme seviyesi için ideal işleme parametrelerinin farklı seviyelerde olduğu belirlenmiştir. İş parçası işleme hızı için ideal işleme parametreleri, akım, vurum süresi ve vurum bekleme süresi için sırasıyla 12 A, 100 µs ve 50 µs olarak bulunmuştur. EAH için ideal işleme parametreleri, akım için 24 A, vurum süresi için 100 µs, vurum bekleme süresi için ise 6 µs olarak bulunmuştur. Yüzey pürüzlülüğü için ideal işleme parametreleri, akım, vurum süresi ve vurum bekleme süresi için sırasıyla 12 A, 50 µs ve 24 µs olarak belirlenmiştir. Yapılan deneysel çalışmalar sonucunda; İş parçası işleme hızı (İİH), elektrot aşınma hızı (EAH), İş parçası yüzey pürüzlülüğünün boşalım akımının artmasıyla birlikte artış gösterdiği, İİH, İş parçası yüzey pürüzlülüğü değerlerinin vurum süresinin artmasıyla birlikte artış gösterdiği gözlenmiştir.
İlkokul öğrencilerinin okuma seviyelerinin ses üzerinden yapay zekâ ile sınıflandırılması
Yapay zekâ, özelleştirilebilir eğitim ve öğretim sürecine destek sunarak, eğitim ortamlarını bireylerin ihtiyaçlarına, kapasitelerine, ilgi alanlarına ve yeteneklerine göre uyarlayabilir. Son zamanlarda yapılan araştırmalar yapay zekânın eğitim için stratejik değerinin giderek daha fazla arttığını göstermektedir. Yapay zekâ hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin yükünü azaltan ve öğrenciler için etkili öğrenme deneyimleri sunan bir öğrenme aracı olabilmektedir. Bu amaçla buradaki çalışmada 20 ilkokul öğrencisine belirlenen sabit bir okuma metnini okumaları ve ses kaydı almaları istenmiştir. Alınan bu ses kayıtlar öğretmen tarafından iyi, orta ve kötü okuma seviyesi olmak üzere etiketlenmiştir. Tüm sesler öncelikle her cümle ayrı bir ses dosyası olacak şekilde parçalanmıştır. Böylece toplam 449 adet ses dosyası elde edilmiştir. Ardından Yerel İkili Örüntü yöntemi ile bu ses dosyalarından 256 sütunlu bir öznitelik vektörü oluşturulmuştur. Elde edilen bu öznitelik dosyası üzerinde çeşitli sınıflandırma algoritmaları kullanılmıştır. En yüksek başarı oranı %77,5 oran ile Cubic SVM algoritmasından elde edilmiştir. Bu çalışma ile öğrencilerin kendi okuma seviyelerini gözlemleyebileceği ve ona göre daha çok okuma yaparak seviyesini daha yukarı çıkartmasını sağlayabileceği düşünülmektedir. Buradaki veriseti dışında daha büyük veriseti kullanarak bu çalışmanın genişletilmesi mümkündür. Ayrıca farklı öznitelik çıkartma yöntemleri kullanılarak buradaki başarı oranı arttırılabilir.
Oyun bağımlılığının 11-14 yaş çocuklarda dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu üzerine etkisinin stroop testi ile incelenmesi
Oyun bağımlılığı günümüzde önemli problemlerden biridir. Farklı yaş gruplarından kişiler günlük zaman dilimlerinin önemli bir kısmını bilgisayar ve telefon oyunlarının başında harcamaktadır. Bu durum kişilerin sağlığı ve sosyal yaşamları üzerinde farklı etkilere sahiptir. Bu etkiler kişiden kişiye değişebilmektedir. Oyun bağımlılığı kişilerde dikkat dağınıklığı sorununu ortaya çıkarmasa bile oyun oynayan kişiler bu sorunu gösterebilmektedirler ve hatta daha da ilerletebilirler. Bu çalışmanın amacı günümüzde git gide artan oyun bağımlılığının kişileri özellikle çocukları dikkat dağınıklığı sorununda nasıl etkilediği gözlemlemektir. Kırşehir Merkez'de iki ortaokulundan 11-14 yaş arasındaki çocuklarda gönüllülük esasına dayalı bir anket/ test çalışması yapılmıştır. Yapılan test Stroop Testidir. Çocuklar testleri yaparken bir yandan süre tutulmuş bir yandan da yanlışları gözlemlenmiştir. Alınan veriler daha sonra SPSS programına aktarılmış orada MANOVA analizine tabi tutulmuştur. Buradan elde edilen veriler karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlarda oyun oynayan kişiler oynamayan kişilere göre anlamlı bir dikkat dağınıklığı sorunu göstermişlerdir.
Yerel faz niceleme ile ayak görüntülerinin kişi, yaş ve cinsiyete göre sınıflandırılması
Ayak görüntüleri insan vücudunun önemli bir biyolojik özelliği olup insanların çeşitli özelliklerini taşır. Ayak izindeki doku, şekil, uzunluk vb. farklı niteliklere bakılarak kişi tanımlamak mümkün olabilir. El yapısı kendine özgü şekil ve cilt dokusuna sahip olsa da bunların ayak biyometrisi ile karşılaştırılması karmaşık bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bunun temel nedenleri arasında yakın ayak parmakları, ayak izlerindeki tipik çizgilerin yokluğu ve dönmüş ayak izlerinin yüksek gürültü içermesi yer almaktadır. Fakat bu ayrıntılar el ile benzerlik göstermese de her kişi için ayak görüntülerinde farklılık oluşmasına neden olmaktadır. Bunların yanı sıra ayak görüntüleri yaş, cinsiyet, ırk, ayakkabılar ve ayakkabı giymeye başlama yaşına göre de farklılık göstermektedir. Buradaki çalışma da 100 kişiye ait sağ ve sol ayak görüntüleri olan 6944 veri toplanmıştır. Toplanan bu dosyaların yerel faz niceleme ile öznitelikleri çıkarılmıştır. Her bir görüntü dosyası için 1x256 boyutlarında vektör üretilmiştir. Tüm dosyalar için bu işlemler yapılmış ve birçok farklı sınıflandırma algoritmaları ile görüntüler kişi, yaş ve cinsiyet için sınıflandırılmıştır. Kişi tanıma için % 99,42 oranında doğruluk oranı elde edilirken, cinsiyet için % 99,87 oranında başarı elde edilmiştir. Son olarak yaş için ise % 98,14 oranında sınıflandırma başarısına ulaşılmıştır.
Yerel üçlü desen ile kulak görüntülerinin kişi, yaş ve cinsiyete göre sınıflandırılması
Bireylerin kimliğini doğrulamaya yönelik ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Geleneksel olarak kimlik doğrulama sistemlerinde pasaportlar, kimlik kartları, anahtarlar kullanılır. Bu tür sistemler ile birlikte güvenliği arttırmak için şifreler de kullanılabilir. Maalesef bu tür güvenlik sistemlerinin dezavantajları arasında kimlik olarak kullanılan eşyanın kaybolması, kopyalanması, çalınması söz konusu olabilir. Şifrelerin ise unutulması ortaya çıkabilir. Bu tür durumlar kişiyi tehlikeye atabilir veya zor bir duruma sokabilir. Geleneksel kişi tanıma tekniklerinin bu tür eksiklikleri, herkes için büyük sorunlara neden olur. Bu tür durumlar ise araştırmacıları sağlam, güvenilir ve kusursuz bir kişisel tanımlama arayışına itmektedir. Bu arayış ise araştırmacıları biyometri sistemlerine itmektedir. Buradaki çalışma da 100 kişiye ait sağ ve sol kulak görüntüleri olan 2000 veri toplanmıştır. Toplanan bu dosyaların Yerel Üçlü Desen ile öznitelikleri çıkarılmıştır. Her bir görüntü dosyası için 1x512 boyutlarında vektör üretilmiştir. Tüm dosyalar için bu işlemler yapılmış ve birçok farklı sınıflandırma algoritmaları ile görüntüler kişi, yaş ve cinsiyet için sınıflandırılmıştır. Kişi tanıma için % 90,2 oranında doğruluk oranı elde edilirken, cinsiyet için % 99,8 oranında başarı elde edilmiştir. Son olarak yaş için ise % 86,1 oranında sınıflandırma başarısına ulaşılmıştır.
Medyan sağlam genişletilmiş yerel ikili model ile el görüntülerinin kişi, yaş ve cinsiyete göre sınıflandırılması
Biyometrik teknolojiler bireylerin fizyolojik ve davranışsal özelliklerini dikkate alarak bireyleri otomatik tanımayı amaçlamaya çalışır. Burada kullanılan yöntemler çok çeşitli olmakla birlikte kullanılan kişisel nitelikler de çeşitlilik göstermektedir. Yüz özellikleri, parmak ve damar izleri, iris, retina, kulak, el ve parmak tanıma fizyolojik özelliklerden yalnızca bir kısmıdır. Kullanılan uygulamalardaki güvenlik düzeyine göre ortaya çıkabilecek yanılma payını azaltmak adına bu kişisel özelliklerden bir veya daha fazlası kullanılması tercih edilebilmektedir. Biyometrik tanıma sistemleri güvenlik sistemleri uygulamalarında değişen gereksinimlere sahiptir. Yüksek güvenlik düzeyi gerektiren uygulamalarda parmak izi ve iris tanıma iyi çalışırken düşük güvenlik düzeyi gerektiren uygulamalarda ise gizlilik endişeleri nedeniyle pek uygun olmamaktadır. El görüntülerinden tanımlama ise çok yüksek bir ayırt ediciliği olmadığı düşüncesinden hareketle daha fazla kabul görmektedir. Fakat orta düzeydeki güvenlik uygulamaları için yeterlidir. Bunlar dışında avuç içi görüntülerinin güvenirlik, kararlılık, kullanıcı dostu, müdahaleci olmaması ve esnek kullanım gibi özellikleri ile birçok avantajı vardır. Buradaki çalışmada ise el şeklinin sağ ve sol el verilerinin hem üst yüzey hem de iç yüzey görüntüleri kullanılarak kişileri tanımlama, yaşlarını belirleme ve cinsiyetlerini tespit etme amaçlanmaktadır. Bu amaçla 100 farklı kişiye ait hem elinin iç yüzeyine ait (10 tane) hem de elin dış yüzeyine ait (10 tane) görüntü toplanmıştır. Bu durum sağ ve sol el için ayrı ayrı yapılmış ve toplamda 3955 adet görüntü elde edilmiştir. Bu görüntülerin Medyan Sağlam Genişletilmiş Yerel İkili Model (MRELBP) kullanılarak öznitelikleri çıkarılmıştır. Görüntüler kişi, yaş ve cinsiyet için sınıflandırılmıştır. Sonuçlar sırasıyla %91,4, %85,9 ve %92,6 olarak elde edilmiştir.
Mn2Cr1-xVxSi sisteminin yapısal, elektronik, manyetik, elastik ve termodinamik özelliklerinin ab-inito yöntemiyle incelenmesi
Bu çalışmada, Mn2Cr1-xVxSi (x = 0; 0,25; 0,5; 0,75; 1) alaşımlarının yapısal, elektronik, manyetik elastik ve termodinamik özellikleri Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi ile genelleştirilmiş eğim yaklaşımı kullanılarak hesaplandı. Bu alaşımların yapısal özellikleri kapsamında örgü sabitleri hesaplanarak incelendi. Bu malzemeler için elektronik bant eğrileri ve durum yoğunlukları hesaplandı ve değerlendirildi. Manyetik özellikleri incelenen bu alaşımların toplam manyetik momentlerinin sıfır civarında olduğu ve manyetik özellik göstermediği görüldü. Mekanik özellikler kapsamında elastik sabitler stress-strain yöntemi kullanılarak incelendi. Bu alaşımların hesaplanan elastik sabitlerinden anlaşıldığı üzere mekanik olarak kararlı oldukları görüldü. Ayrıca, Bulk modülü, Kayma modülü, B/G oranı, Young modülü, poisson oranı ve anizotropi faktörü hesaplanarak elde edildi. Bu alaşımlar için elde edilen B/G oranından Mn2VSi alaşımının kırılgan, diğer alaşımların ise sünek bir doğaya sahip oldukları ve anizotropi faktöründen anizotropik oldukları sonucuna varıldı.
Marmara adası dolomit agrega ocağının blok mermer ocağına dönüştürülmesi Derbent Maden A.Ş örneği
Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Marmara Adası Saraylar beldesinde Derbent Maden A.Ş tarafından işletilen dolomitik kireçtaşı agrega ocağının blok mermer ocağına dönüştürülmesi ekonomik ve teknik kriterler baz alınarak incelenmiştir. Çalışmada, madenin ocak optimizasyonunun blok mermer üretimine elverişli olup olmadığı araştırılmıştır. Bununla birlikte blok olarak değerlendirilemeyen kısmın, artıkların geri dönüşümü kapsamında endüstriyel hammadde ve sanatsal çalışmalarda (heykelcilik) kullanılabilirliği araştırılarak katma değeri daha yüksek ürünlerin üretilmesi amaçlanmıştır. Bu sayede, öz kaynakların verimli kullanımıyla işletmenin ülke ekonomisine katkısı maksimum seviyeye çıkartılıp; hem daha çok gelir sağlanması hem de çevreci işletmecilikte öncü olması hedeflenmiştir. Aynı zamanda, maden ocaklarının işletmeye alınmadan önce bilimsel fizibilite çalışmalarının (mineralojik-petrografik özelliklerin belirlenmesi, jeofizik ve jeoradar çalışmaları) yapılması ve "doğru" arama faaliyetlerinin önemi vurgulanmıştır. Teknik çalışmalarda ocağın ilk etapta genel saha incelemeleri, karot çalışması ve yarma açılmasıyla alınan numunenin cilalanabilme özelliği incelenerek ön teknolojik testleri yapılmıştır. Akabinde Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi, Kaman Meslek Yüksek Okulu doğaltaş laboratuvarında fiziko-mekanik özelliklerinin tam teknolojik analizleri yapılarak, ruhsatın blok mermer ocağı olarak işletilebileceği teknik olarak projelendirilmiştir. Proje kapsamında, mermer blok işletmeciliğinde MAPEG emsal fiyatlar üzerinden dolomit blok birim satış fiyatının bilinmesi ve maliyetlerin hesaplanmasıyla oluşan kâr marjının, agrega işletmeciliğine nazaran çok daha fazla olduğu görülerek agrega ocağının blok mermer ocağına dönüştürülmesi sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dolomit, Mermer Blok, Agrega, Heykelcilik, Marmara Adası
Çiçek böceği, Tropinota (Epicometis) hirta (Poda, 1761) (Coleoptera, Scarabaeidae, Cetoniinae)'da maternal kalıtılan endosimbiyotik bakterilerin taranması
Çiçek böceği, Tropinota (Epicometis) hirta (Poda, 1761) (Coleoptera, Scarabaeidae, Cetoniinae) oldukça geniş bir alana yayılış gösteren, neredeyse bütün çiçekli bitkilerde ve tahıllarda ekonomik kayıplara neden olan polifag bir zararlıdır. Mücadelesinde her ne kadar kimyasal yöntemler ile başarı elde edilse de, faydalı böcekler ve tozlaştırıcılar üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle risk oluşturmaktadır. Dolayısıyla özellikle zararlı türlerle mücadelede kimyasal mücadele yöntemlerine alternatif çevre dostu stratejilerin geliştirilmesinde maternal olarak kalıtılan endosimbiyotik bakteriler umut vaat etmektedir. Türkiye'de T. hirta'nın yayılışı ve zararı hakkında birçok veri bulunmasına karşın, zararlı popülasyonlarında endosimbiyotik bakteri florasına yönelik çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada bilindiği kadarıyla Kırşehir'de ilk kez tespit edilen T. hirta popülasyonlarında Arsenophonus, Cardinium, Rickettsia ve Wolbachia bakterilerinin varlığının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla beş faklı lokasyonda kabak, çilek, elma, armut, kiraz ve vişneden T. hirta erginleri toplanmıştır. Morfolojik özelliklerine göre teşhisleri gerçekleştirilen ve mitokondriyal sitokrom c oksidaz I alt birimini (COI) amplifiye eden primer seti (LCO1490 ve HCO2198) ile doğrulanan toplam 50 T. hirta' da (her lokasyondan 10'ar birey) spesifik primerler setleri (sırasıyla Ars, Clo, Rb ve Wspec) ile endosimbiyotik bakteriler taranmıştır. Çalışmalar sonucunda Türkiye'de ilk kez T. hirta örneklerinde Arsenophonus, Cardinium, Rickettsia ve Wolbachia bakterilerinin bulunmadığı belirlenmiştir. Kırşehir'de T. hirta yayılışını bildiren bu çalışmanın, küresel ısınma, kuraklık ve dünyada artan gıda talebi nedeniyle baskı altındaki tarımsal ürünlerde zarara neden olan T. hirta' ya yönelik gerçekleştirilecek çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İnsansız hava aracı ile yol güvenliği
Gündelik yaşamda yaya geçidine park eden araçlar ve yaya geçidini kullanmayan insanlar trafik akışını bozmakta ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemekle beraber çeşitli trafik kazalarına sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı İnsansız Hava Aracı (İHA) kullanarak yaya geçidini kullanmayan yayaların ve yaya geçidi üzerine park eden araçların tespit edilmesinde ekonomik, hızlı ve başarılı bir yöntem geliştirmektir. İHA'nın belirlenen yol güzergâhında, sabit yükseklik ve açıyla kullanılmasıyla elde edilen video akışı kaydedilmiş ve geliştirilen bir model ile analiz edilmiştir. Geliştirilen model Ahi Evran Üniversitesi Merkez Yerleşkesi içerisinde test edilmiştir. Yaya geçidini kullanmayan kişilerin yüzlerinin tespitinde oldukça yüksek bir başarı elde edilmiştir. Park etmiş araçların plakalarının tespitinde ve ayrıca park yasağı olan yerlerde park eden araçlar ile duraklama yapan araçların ayırımında farklı sonuçlar elde edilmiştir. İHA'ların bu şekilde gündelik yaşamda kullanılmasıyla trafikteki aksaklık ve kazaların belirli bir ölçüde önüne geçilebileceği öngörülmektedir.
Un üretim hattında TS 13001 (HACCP) ile ISO 22000 gıda güvenliği yönetim sistemi standartlarının karşılaştırılması
Dünyada ekimi en çok yapılan tahıl olan buğdayın öğütülmesiyle elde edilen un, insan beslenmesinde kritik bir öneme sahiptir. GeçmiĢten günümüzde yaygın olarak kullanılan buğday ununun hijyenik ve gıda güvenliğine uygun Ģartlarda üretilebilmesi insan ve toplum sağlığı açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla KırĢehir Ġli Mucur Ġlçesinde faaliyet gösteren bir un fabrikası belirlenmiĢ ve bu iĢletmede ISO 22000:2018 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi ve TS 13001-Tehlike Analizleri ve Kritik Kontrol Noktaları (HACCP) Sistemlerinin uygulanabilirliği karĢılaĢtırılarak elde edilen bulguların analizi yapılmıĢtır. Bu çalıĢmada, bu un fabrikasının tüm proses ve faaliyetleri gözlemlenerek değerlendirilmiĢ olup, ISO 22000:2018 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi ve HACCP Sisteminin gerektirdiği ön gereksinim programları, HACCP Planı, akıĢ diyagramı, operasyonel ön gereksinim programları ile diğer tüm yazılı prosedür ve talimatlar hazırlanarak uygulamaya konulmuĢtur. Yapılan incelemeler neticesinde un üretim hattına uygulanan ISO 22000:2018 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi ve HACCP sisteminin iĢ ve iĢlemlerinin fabrikaya uyarlanmasında yaĢanan problemler, sistemlerin içerdiği proseslerin iĢletmelere sağladığı faydalar, uygulamadaki zorlukları ve bu sistemlerin birbirinden farkları değerlendirilmiĢtir. Sonuç olarak, ISO 22000:2018 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi, içerdiği ayrıntılı prosedür ve uygulamalar ile HACCP Sisteminin gereksinimleri arasında yer almayan acil durumlar, alerjen yönetimi, dıĢ iletiĢim vb. sayesinde un üretim hattında gıda güvenliğini sağlamada daha etkili olduğu gözlemlenmiĢtir. Ayrıca bu sistemlerin un fabrikasına uygulanmasıyla personelin gıda güvenliği konusunda bilinçlenmesinden dolayı üretim maliyetinin düĢürülebileceği, bunun da yansımasının müĢteri memnuniyetinde artıĢ olacağı öngörülmüĢtür. Bu değerlendirmeler neticesinde içerisinde HACCP sistemini barındırdığından daha kapsamlı olan ISO 22000:2018 Gıda Güvenliği Yönetimi Sisteminin un iĢletmelerine uygulanmasının daha uygun olduğu kanısına varılmıĢtır. Gıda güvenliği açısından gerekli olan Gıda Güvenliği Yönetim Sisteminin yaygınlaĢtırılabilmesi için sektördeki firmaların sistem hakkında daha fazla bilgilendirilmesi gerektiği de bu vesileyle tespit edilmiĢtir. Anahtar Kelimeler: ISO 22000:2018, HACCP, gıda güvenliği, kritik kontrol noktaları
Nebiköy (Tokat) kalsedonlarının mineralojik-petrografik incelemesi ve gemolojik özellikleri
Bu yüksek lisans tez çalışmasının konusunu oluşturan kalsedonlar, Tokat merkeze bağlı Nebiköy ve çevresinde bulunmaktadır. Kalsedonlar Permiyen-Triyas yaşlı metamorfik kayaçlar içerisinde birkaç mm'den 10 cm kalınlığa kadar ulaşan damarlar halinde gözlenmektedir. Açık mavi-mavi tonlarında renge sahip olan kalsedonlar genellikle bantlı yapıda olup yer yer böbreğimsi yapı da göstermektedir. İnceleme alanından alınan kalsedon örneklerinden yapılan XRD analizlerinde kuvars ve dolomit birlikteliği tespit edilmiştir. XRF analizlerine göre; yan kayaçta %37,5 SiO2, %16 CaO, %8 MgO, %6 Al2O3 ve %4 Fe2O3 bulunurken; kalsedon örneğinde ise %94,08 SiO2, %1,45 CaO, %1,06 MgO, %0,37 Al2O3 ve %0,31 Fe2O3 tespit edilmiştir. Yapılan ICP-MS analizlerine göre yan kayacın 53,3 ppm V, 28,9 ppm Ni, 7,5 ppm Co, 4,8 ppm As, 4,6 ppm Cu, 2,4 ppm Mo, 2 ppm Ga, 1,5 ppm Bi elementi; kalsedon örneğinin ise 140,4 ppm As, 36,97 ppm Co, 5,4 ppm Ni, 1,45 ppm Cu elementi içerdiği belirlenmiştir. İnceleme alanından alınan kalsedon örneklerinden takıda kullanılmak üzere kabaşon kesim çalışmaları yapılmıştır. Yaklaşık 1 km2'lik bir alanda gözlenen, açık-koyu mavi renk tonu, dayanıklılığı, masif yapısı ve işlenebilirliği gözönünde bulundurulduğunda bölgedeki kalsedonların süstaşı olarak kullanılabilir oldukları belirlenmiştir.
Bakışlı (Tokat) kalsedonlarının yanal ve düşey dağılımlarının jeofizik yöntemlerle incelenmesi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında Tokat İli Bakışlı köyünde jeofizik yöntemlerden Çok kanallı yüzey dalgası analizi (MASW),yer radarı ve düşey elektrik sondaj (DES) yöntemiyle bir araştırılma yapılmıştır. Çalışmanın amacı, yarı değerli taş olarak bilinen mavi kalsedonun yanal ve düşey yöndeki dağılımlarının tespiti için jeofizik yöntemlerin katkı sağlayıp sağlayamayacağı hakkında bir araştırma amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışma alanına jeofizik yöntemlerden bazıları uygulanmıştır. 11 noktada DES ölçümleri alınmıştır. Schlumberger elektrod dizilimi kullanılmıştır. Çok kanallı yüzey dalgası analizi (MASW) yöntemi için de 12 jeofon ile 2 hat boyunca ölçüm alınmıştır. Yer radarı yöntemi yaklaşık 120 metrelik bir hat üzerinde yürüyerek, ölçüm alınmıştır. Sonuç olarak da bu yöntemlerin birbiriyle uyumu ve değerli taş aramasında jeofizik yöntemlerin faydaları araştırılmıştır.
Hareketli insan yüzü tespit ve takibi yapabilen İHA uygulaması
İnsansız hava araçları, son yıllarda sivil, askeri, sanayi gibi birçok alanda kullanımı bulunan ve her geçen gün hem kullanım alanları artan hem de teknolojik anlamda hızlı gelişen otonom ve/veya insanlar tarafından uzaktan kontrol edilebilen küçük uçaklardır. İnsansız hava araçlarının birçok modeli bulunmaktadır. Dört motorlu modellerinin, uçuş manevra özellikleri ve üç eksende hareket edebilmesi gibi avantajları bulunmaktadır. Bu tez çalışmasında dört motorlu İHA ile insan yüzü tespit ve takibi uygulaması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada DJI Tello EDU Drone, birkaç farklı yazılım dili ile programlanabilir olması, ucuz maliyet, malzeme kalitesi özelliklerine sahip olmasından dolayı kullanılmıştır. Uygulama, kolay öğrenilebilir ve kaynak çalışmaların bulunmasından dolayı Python yazılım dili ile OPENCV 4.3.0 versiyonu kullanılarak PyCharm ortamında gerçekleştirilmiştir. Uygulamadaki insan yüzü tespiti ve takibi işlemi OPENCV Kütüphanesi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu işlem için öncelikle İHA da bulunan sabit kameradan gerçek zamanlı görüntü elde edilmiştir. Elde edilen bu görüntüde insan yüzünün olup olmadığına kullanıcı tarafından herhangi bir seçme işlemi olmaksızın, karar vermesi ve takip etmesi işlemi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen iç mekân ve dış mekân uçuşlarında istenilen sonuçların alınması için bağımlı olunan etkenler değerlendirilmiştir. Bu etkenler sayesinde uygulamanın başarılı şekilde çalışabilmesi için en uygun ortamlar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme sonucu olarak iç mekân uçuşları bu uygulamada en uygun ortam olarak seçilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada otonom olarak insan yüzü takibi uygulaması gerçekleştirilmiştir.
Benzetim verileri üzerinde dağıtılmış hizmet reddi saldırılarının tespiti için bir yaklaşım
Veri madenciliği, verilerin toplanması, temizlenmesi, işlenmesi, analiz edilmesi ve verilerden yararlı bilgiler elde edilmesi süreçlerinin tamamına verilen isimdir. Bilgisayar endüstrisinde en hızlı büyüyen alanlardan biridir. Bilgisayar biliminde ve istatistikte küçük bir ilgi alanı olarak başlamış ve hızla kendi alanını oluşturmaktadır. Büyük veri kümelerine uygulanabilmesinden dolayı, perakende, üretim, telekomünikasyon, sağlık, sigorta ve ulaşım gibi neredeyse tüm sektörlerde kullanılabilmektedir. Tahmin tabanlı modelleme üzerine yapılan çalışmalar, son zamanlarda artış göstermektedir. Özellikle sağlık, hizmet, bilişim alanında modelleme tabanlı algoritmalar oldukça sık kullanılmaktadır. Bu çalışmada amaçlanan Dağıtılmış Hizmet Reddi saldırılarını tespit etmek için veri madenciliği temelli bir tahmin modeli oluşturmaktır. Bu model saldırıların ilk başladığı anda sisteme vereceği zararı tahmin etmek ve saldırının başarı yüzdesi hakkında tahminde bulunabilmektir. Bu çalışmada gerçek hayat dağıtık hizmet engelleme saldırı senaryoları baz alınarak 500 durum içeren simüle veri üretilmiştir. Veri setinde bulunan bağımsız değişkenler paketlerin yaşama süresi, atak yapılan paket sayısı, düşük ağ performansı durumu, web sitelerine erişimde yavaşlık durumu, ağ bağlantılarında kesilmeler olup olmaması, spam e-postaların sayışında artış olup olmaması, web sitesinin belli bölümlerine erişimin engellenmesi durumudur, bağımlı değişken ise yapılan atağın başarı durumudur. Bu çalışmada sınıflandırma yöntemi olarak literatürde sık kullanılan ve iyi bir performansa sahip Random Forest yöntemi ele alınmıştır.
Granit ocağı artıklarının seramik üretiminde hammadde olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Son yıllarda doğaltaşa artan talebe bağlı olarak doğal taş artıklarının miktarı gittikçe artmaktadır. Bu artıkların üretildikleri yerlerde toplanması, geçici olarak depolanması, taşınması ve bertaraf edilmesi çevresel açıdan önemlidir. Geri kazanımı ve değerlendirilme imkanı olan artıkların çeşitli fiziksel veya kimyasal proseslerden geçirilerek yeniden ham maddeye dönüştürülerek tekrar üretim sürecine kazandırılması, maliyetlerin ve çevresel etkilerin azaltılması noktasında önem arz etmektedir. Doğal kaynakların kazanımı doğanın dengesi için hayli önemlidir. Kırşehir ili İsahocalı bölgesinde Ece Mermer tarafından ticari ismi Kırçiçeği olan granit blok üretimi gerçekleştirilmekte olup granit blok üretimi sürecinde bölgenin jeolojisine bağlı olarak doğal taş plaka üretiminde kullanılmayacak artık ortaya çıkmış olup endüstriyel simbiyoz ihtiyacını arttırmıştır. Artıklar üzerinde gerçekleştirilen jeokimyasal analiz sonrasında yüksek Na2O+K2O (6.03-9.67) içeriğine sahip olduğu görülmüştür. Seramik sanayinde yüksek Na2O+K2O oranı, pişirme sıcaklığını düşürmesi, vizkozitesinin düşük olması, camsı fazın hızlı gelişimine sebep olması ve kuvarsa karşı yüksek reaktivite göstermesi nedeniyle kullanımını yaygınlaştırmıştır. Bu tez çalışması kapsamında gerek ülke öz kaynakların verimli bir şekilde değerlendirilmesi gerekse çevreye verilen tahribatın azaltılması bakımından yüksek oranda Na2O+K2O içeren granit blok artıkları ile günümüzde seramik hammaddesi olarak kullanılan yüksek oranda Na2O+K2O içeren Buzluk Dağı siyenitleri farklı oranlarda (%10-20-30-40-50-60-70-80-90) ağırlıkça yer değiştirilmiştir. Daha sonrasında seramik hammadde testleri (pişme, pişme küçülmesi ve, renk analizi) gerçekleştirilerek, granit ocağı artıklarının Buzluk dağı siyenitleri ile birlikte seramik hammaddesi olarak kullanılabilirliği araştırılmış olup doğaltaş ve seramik sektörleri arasında bir endüstriyel simbiyoz örneği oluşturulması amaçlanmıştır. Seramik sanayisinde kullanılan hammaddenin Fe2O3 oranı seramiğin pişme rengini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle öncelikle arazi çalışmaları kapsamında temin edilen granit ocağı artıkları ve Buzluk Dağı siyenit numuneleri boyut küçültme işlemlerine tabi tutulmuş olup serbestleşen Fe2O3' ün uzaklaştırılması amacıyla kuru manyetik seperatörde manyetik ayırma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Zenginleştirme işlemi sonrasında ise her iki bölge numunelerinin Na2O+K2O değerlerinde artış gözlenmiş olup Fe2O3 oranın ise azaldığı belirlenmiştir. Çalışma sonunda sodyum ve potasyumca zengin İsahocalı bölgesi granit ocağı artıklarının (foidsiyenit) ağırlıkça %10'dan % 30 oranına kadar Buzluk Dağı siyenitleri ile birlikte karıştırılarak seramik sektöründe endüstriyel hammadde olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.
Bilgisayar saldırıları için tahmin, tespit ve karşı koyma yöntemleri
daha sonra doldurulacaktır
Oto kodlayıcılar ve görüntü işleme teknikleri ile beyin tümörlerinin MR görüntülerinin sınıflandırılması
Makine öğrenmenin alt dallarından biri olan derin öğrenme görüntü tanımlama ve sınıflandırma başarısı ile ön plana çıkmakta ve kanser teşhisi için sağlık alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, hastalıkların tanı ve tedavisi alanında uzman kişilere yardımcı olması açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, segmentasyon ve oto-kodlayıcı kulanarak, yeni uygulama geliştirilmesi ve kagle veri setinde elde edilen MR görüntüleri üzerinde sistemi doğrulamaktır. Bu çalışmanın bu alanda literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Üç eksenli yer değiştirme ölçümü için fiber optik algılayıcı geliştirilmesi
Hareket algılayıcı sistemlerin tasarımında araştırmacılar, genellikle mekanik prensiplere veya elektromanyetik indüksiyon prensibine dayanan ölçümler üzerine çalışmalar yapmışlardır. Ancak mikrometre boyutunda yer değiştirme ölçmek gerektiğinde hassasiyet son derece düşük olabilmektedir. Ayrıca tespit edilen hareketlerin okunması için ölçüm yapılan bölgeye gidilerek metre, kumpas, mikrometre gibi mesafe ölçerlerle hareket tespitini manuel olarak yapmak gerekir. Oysa pek çok önemli alanda anlık ölçümlerle yer değiştirmeyi algılamak ve elde edilen verileri hızlı bir şekilde dijital ortama aktararak anlamlandırmak avantaj sağlar. Bu sebeple araştırmacılar yer değiştirme ölçümü için elektriksel çözümler üzerine de çalışmışlardır. Ancak bu yapılar elektromanyetik girişime karşı duyarlı yapılardır. Literatürde ve uygulamada sıklıkla haberleşme amacıyla kullanılan fiber optik teknolojisi, son yıllarda algılayıcı yapıların tasarımında da kendine etkin bir faaliyet alanı bulmuştur. Fiber optik algılayıcılar, geleneksel yöntemlere göre daha fazla hassasiyet sağlarlar. Aynı zamanda yapısal özellikleri bakımından mevcut sistemlere uyarlanabilme kabiliyetleri oldukça yüksektir. Fiber optik algılayıcılar, elektriksel ve manyetik olarak yalıtkan cihazlar oldukları için yüksek voltaj, yüksek sıcaklık veya aşındırıcı ortamlarda kullanılabilirler. Bu özelliklerinin yanında; fiber optik algılayıcılar, iletişim sistemleriyle uyumludur ve uzaktan algılama gerçekleştirebilirler. Bu çalışmada, basit tasarımlı, düşük maliyetli, yüksek hassasiyetli, x-y-z eksenlerindeki hareketleri algılayarak online olarak bildirebilen fiber optik üç boyutlu hareket algılayıcı tasarlanmış, geliştirilmiş ve gerçekleştirilmiştir. Tasarlanan ve imal edilen üç boyutlu hareket mekanizmasının her üç ekseni üzerine yerleştirilen POF kuplörler yardımıyla ışık kaynağı ve dedektör arasındaki iletişim sağlanmıştır. Önerilen algılayıcı sistemi, yansıma ilkesine bağlı olarak ışığın genliğinde meydana gelen değişikliklerin analizine dayanmaktadır. Böylelikle geliştirilen algılayıcıyla yer değiştirmenin büyüklüğü ve yönü tayin edilebilmiştir. Bu veriler, mikroişlemciyle tasarlanan devre ve uygun yazılımlarla anlamlı bilgilere dönüştürülmüş ve bilgisayar ekranına anlık olarak aktarılarak online izlemeye imkan tanınmıştır. Yapılan tekrarlı ölçümler neticesinde algılayıcı düzeneği, hareketin oluşmasını ve hareketin yönünü üç boyutlu olarak doğru bir şekilde tespit edebilmiştir.
Fram yöntemi ile agrega ocağının iş sağlığı ve güvenliği risk analizi
Ülkemizde ekonomik olarak katma değerin en fazla üretildiği sektörlerin başında inşaat sektörü gelmektedir. Son yıllarda inşaat sektörü yoğun gelişim göstermiştir. Bu nedenle İnşaat sektörüne hammadde sağlama konusunda, agrega ocakları da paralel bir gelişim sergilemektedir. İstihdam sağlama kapasitesi yüksek olan inşaat sektörü ile paralel gelişim gösteren agrega ocaklarında da istihdam ihtiyacı giderek artmaktadır. İstihdamın artması ile birlikte iş güvenliği konusunda yeteri kadar eğitim almamış ve iş güvenliğini benimsememiş personele ve güvenlik önlemi almayan işletmelere bağlı olarak bu sektörde iş kazaları ve meslek hastalıkları da artış göstermektedir. İş kazalarının yarattığı can kayıpları, ekonomik kayıplar, iş günü ve itibar kayıplarının engellenmesi için çalışanların iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili görüşlerinin alınması ve iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarına katılımlarının sağlanması, uzman personel bulundurulması, çalışanların iş yerindeki tehlikeler konusunda bilgilendirilmesi, eğitilmesinin yanı sıra yeni risk değerlendirme yaklaşımları ile iş yerlerinde risk değerlendirme çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Risk analizleri ile birlikte tehlikelerin tespiti ve bunlara karşı önleme politikalarının geliştirilmesi de yapılması gerekenler arasında yer almaktadır. Bu çalışmada olasılık, şiddet ve sıklık değişkenlerini baz alan ve nicel değerler ile yürütülen geleneksel risk analiz yöntemlerinden farklı olarak, herhangi bir işletmede, sistemi mercek altına alan nitelik bakımından işlevleri değerlendiren ve insan yargısının genişlemesine olanak sağlayan, hata veya kaza nedenlerinin geniş yelpazede üretilmesini sağlayan İşlevsel Rezonans Analiz Yöntemi (FRAM) uygulaması kullanılarak farklı bir bakış açısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bakış açısının iş sağlığı ve güvenliği performansı ile işletmenin performansına etkileri değerlendirilerek açık maden ocaklarında yaşanacak kayıpların önüne geçilmesi, sistem bileşenlerinde meydana gelecek değişimlerin sistem fonksiyonlarını nasıl etkileyeceği, can kayıplarının, maliyet, çevresel etki ve kazaların azaltılması için iyileştirilmesi gereken odak noktalarının tespiti ve bu alanlarda yapılması gerekenlere katkı sunulması amaçlanmış olup agrega ocaklarında zemin etüdü, ulaşım, ocağın bulunduğu yerin iklim koşulları ve ani hava değişimleri, çalışan personelin yetkinliği ve iş güvenliği bilincinin olması, hazırlanan şevlerin uygunluğu, patlatma yapılırken zamanlama gibi kazaya neden olabilecek dikkat edilmesi gereken hususların tespiti yapılmıştır.
Irak'ın batısındaki silis kumu yataklarının jeokimyasal- mineralojikincelenmesi ve endüstriyel hammadde olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Irak Batı Çölündeki en yaĢlı yüzeylenen kayaçlar Permiyen devrinde Ga'ara formasyonuna aittir ve en genç kayalar, Pliyosen-Pleistosen devrindeki Zara formasyonuna aittir. Ġncelem alanı ve yakın çevresinde 24 formasyon yer almaktadır. Silis kumlarını içeren formasyon Rutba formasyonudur. ÇalıĢma kapsamında Rutba formasyonundan 5 adet silis kumu örneği temin edilmiĢtir. Temin edilen silis kumu örneklerinin kimyasal, fiziksel ve mineralojik özellikleri belirlenmiĢtir.Petrografik çalıĢma sonucunda, kuvars mineralinin tüm numunelerin ana bileĢenini temsil ettiğini, ortalama %93,78 ile %92,7 ila %94,5 arasında değiĢtiğini, incelenen numunelerin az miktarda feldspat ve kaya parçası içerdiğini göstermektedir. Kuvars tanelerinin ortalama tane boyutu 0,0625 mm ila 0,2 mm (çok ince kum ila orta kum) arasında değiĢmektedir. Elde edilen veriler sonucunda bölgedeki silis kumunun olduğu Ģekliyle ya da çeĢitli cevher hazırlama ve zenginleĢtirme yöntemleri ile saflık değerlerinin arttırılması sonucundakalıp kumu, hidrolik kırma kumu, filtre kumu, kimya endüstrisinde cam, silisyum karbür ve çözünür silikatlar gibi birçok sektörde kullanılabilir.
Irak'taki meme kanserli kadınlarda oksidatif biyomarkerlerin ape1 gen ekspresyonu üzerine etkisi
Bu çalışma, meme kanserli kadınlarda bazı klinik biyobelirteçlerle APE1 gen ekspresyonunu araştırmayı amaçladı. Bu çalışmaya doksan kadın alındı; eşit olarak 2 gruba ayrıldılar: Bağdat'taki Al-Eluia kadın bakımı hastanesine giden meme kanseri hasta grubu ve sağlıklı kontrol kadın grubu. Hastalardan ve sağlıklı kontrol grubundan beş mililitre kan alındı. İki mililitre kan doğrudan EDTA tüplerine iletildi ve ardından Glutatyon Peroksidaz 1 (GPX1), Estradiol (E2), Malondialdehit (MDA) ve reaktif oksijen türleri (ROS) gibi oksidatif biyobelirteçleri belirlemek için ELISA tekniği kullanıldı. RT-PCR yöntemi kullanılarak gen ekspresyonu için üç mililitre kan kullanıldı. Bu çalışmanın sonucu, APE1 geninin ekspresyonunda anlamlı farklılıklar olduğunu gösterdi, hastalar için gen katlanması 3.004 ± 0.15 idi, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 1.00 ± 0.00, Estradiol için ise hasta grubu için yüksek bulundu. meme kanseri hastalarında 146.26 ±10.07 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında yüksek derecede anlamlıydı 34.19 ±1.80 P-Değeri 0.0001 idi, kontrol grubu için glutatyon peroksidaz 1 (GPX1) yüksek bulundu, fark meme kanseri hastalarında oldukça önemliydi 509.38 ±37.78 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 1253.94 ±40.09 P-Değeri 0.0001 idi, reaktif oksijen türleri (ROS) hasta grubu için yüksek bulundu, meme kanseri hastalarında fark oldukça önemliydi 623.19 ±67.53 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 351.01 ±23.35 P-Değeri 0.0003 idi ve malondialdehitte (MDA) hasta grubu için yüksek bulundu, meme kanserinde fark anlamlıydı r hasta 4.09 ±0.52 kontrol grubu ile karşılaştırıldığında 2.76 ±0.42 P-Değeri 0.050 idi. Sonuç olarak, meme kanseri hastaları ile sağlıklı kişiler karşılaştırıldığında, birçok faktörün (GPX1, E2, MDA, ROS ve APE1 geni gibi) olağan dışı olduğu keşfedildi.