
365
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Alt yapı ve kompozit vener renginin polieter eter keton (PEEK) restorasyonlarının optik özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmasının amacı, farklı renk PEEK-kompozit restorasyonlarının ışık geçirgenliğinin ve VITA klasik renk skalası renk parametreleri ile renk farkının karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla BreCAM BioHPP (Bredent, Almanya) bloklardan CAD/CAM yöntemiyle 10x10x12 mm3 mini bloklar elde edildi. Mini bloklardan hassas kesim cihazında (Struers, ABD) 10x10x0,6 mm3 boyutlarında 30 örnek oluşturuldu. Örnekler A1-A2-A3 gruplarını temsil edecek şekilde 3 gruba ayrıldı(n=10). Örneklere herhangi bir işlem uygulanmadan önce renk ölçümü; CIE' nin önerdiği standartlar sağlanarak spektrofotometre cihazıyla (SpectroShade Micro II, İsviçre) gerçekleştirildi. Her örneğin siyah ve beyaz zeminlerde renk ölçümü yapıldı, L*,a*,b*,C ve h0 değerleri kaydedildi. Ardından tüm örneklere Al203 tozlarıyla kumlama yapıldı ve tek katman Visio.Link primer (Bredent, Almanya) uygulandı, 90 sn polimerize edildi. Her kompozit grubuna ilgili renk opak materyali (Bredent, Almanya) uygulandı ve 180 sn polimerize edildi. Tüm örnekler 2,4 mm derinliğinde silikon kalıba yerleştirilerek kompozit (Crea.lign, Bredent, Almanya) uygulandı ve 360 sn polimerize edildi. Bitirme işlemi sırasıyla 800-1000-1200-2400 ve 4000 gritlik zımpara kâğıdı ile sulu ortamda zımparalanarak (Struers, Japonya) gerçekleştirildi. Son polisaj işlemi sof-lex ince ve ekstra ince cilalama diskleri (3M ESPE, ABD) ile gerçekleştirildi. Final renk ölçümü aynı standartlarda tekrarlandı. Elde edilen değerler ile VITA renk skalasının renk parametreleri, CIEDE2000 renk farkı denklemi kullanılarak renk farkı ve grupların translusensi parametreleri değerlendirildi. Bu veriler, tek-yönlü Anova ve akabinde post-hoc olarak pair-wise comparision kullanılarak analiz edildi(α=0,05). Çalışma sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı renk farkı gözlendi(p<0,05). En yüksek ∆E değeri A1(∆E00=3,7) grubunda, en düşük ∆E değeri A2(∆E00=2,8) grubunda elde edilmiştir. En yüksek TP değeri ise A3(∆TP00=1,23) grubunda gözlenmiştir. PEEK-kompozit materyallerinden elde edilen A1-A2-A3 renk restorasyonlar, klinik olarak gözle görülebilir ve kabul edilemez renk farkları ile sonuçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Kompozit, Polietereterketon, Renk Farkı, Translusens Parametresi
Besin taklidi sıvıların 3 boyutlu yazıcılar ile üretilmiş geçici restorasyon materyalinin mekanik özelliklerine etkisinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi
AMAÇ: Çalışmanın amacı besin taklidi sıvıların, üç farklı üretim yöntemi kullanılarak üretilmiş geçici restorasyon materyalinin mekanik özelliklerine etkisinin karşılaştırmalı incelenmesidir. YÖNTEM: Çalışmada üç farklı yöntemle geçici kron materyali üretilmiştir: (1) Geleneksel yöntem (GY), (2)Kazıma yöntemi KY), (3)3 boyutlu yazıcı yöntemi (3DY). Her bir üretim yönteminden 76 adet toplamda 228 örnek hazırlanmıştır. Örnekler her bir grupta 19 adet test örneği olacak şekilde 12 gruba ayrılmıştır. Test örnekleri 37 ˚C de 7 gün boyunca: distile su, 0.02N sitrik asit, heptan ve %50 lik etanol solüsyonunda bekletilmiştir. Ardından yıkanıp, kurutulmuştur. Mekanik özellikleri 3 nokta bükme testiyle değerlendirilmiştir. Kırılan test örneklerin sertlikleri knoop dijital mikro-sertlik test cihazında (100gf/15sn) ölçülmüştür. Verilerin analizinde Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey istatistiksel analizi kullanılmıştır. BULGULAR: 3DY ile üretilen örneklerin sertlik verilerine göre, distile su(16.4±4.6) ve sitrik asit(17.7±4.3) solüsyonlarında bekletilen örneklerde, alkol(23±2.6) ve heptan(24.5±3.9) solüsyonlarına göre (P≤0.01) anlamlı fark gözlenmiştir. Elastik dayanım verilerine göre, heptan(127.7±10.2 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerde, alkol(139.7±7.4 MPa) (P=0.027) ve sitrik asit(143.5±15.8 MPa) (P=0.002) solüsyonundan anlamlı fark gözlenmiştir. GY ile üretilen örneklerde elastik dayanım verilerinde sitrik asit(93.7±11.3 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerde alkol(81.3±9.4) solüsyonuna göre(p=0.02) anlamlı fark gözlenmiştir. Elastik modül verilerinde Heptan(2701±612.9 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerin ortalama elastik modül değeri ile alkol(2326±445.1 MPa) solüsyonunda bekletilen örneklerin ortalama elastik modül değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır (P=0.039). SONUÇLAR: Çalışmanın ışığında hastalara uzun dönem geçici restorasyonlar kullandırılıcağında 3 boyutlu yazıcılar ile üretilen geçici restorasyonların kullanımı önerilebilir. Hastalar karma beslense bile 3 boyutlu yazıcılar ile üretilen kronların dayanımı geleneksel ve kazıma yöntemi ile üretilen restorasyonlardan daha az etkilenecektir. Anahtar kelimeler: 3 Boyutlu Yazıcı, Besin Taklidi Sıvılar, Tabakalı Üretim,
Spark plazma sinterleme yöntemi kullanılarak sinterlenen farklı polikristal yapıya sahip zirkonya seramiklerinin mekanik, yapısal ve optik özelliklerinin araştırılması
Bu in-vitro çalışmanın amacı Spark plazma ve geleneksel yöntem ile sinterlenen zirkonyum dioksit yapılı polikristalin seramiklerinin mekanik, yapısal ve optik özelliklerini karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. İki farklı sinterleme yöntemi kullanılarak toplam 20 adet örnek elde edildi. Kontrol ve deney grubu olmak üzere iki ayrı grup oluşturuldu (n=10). Kontrol grubu (Grup S0) örnekleri 3Y-TZP pre-sinterize zirkonya bloklar (Upcera Dental Zirconia Blank, Liaoning Upcera Co. Ltd., Çin) CAD/CAM sistemi kazıma cihazı kullanılarak (Cerec Inlab MCX5, Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) frezelendi. Kontrol grubu örnekleri geleneksel yöntem ile sinterlendi (1530 oC, 11 sa; n=10). Deney grubu (Grup S3) örnekleri ise 3Y-TZP içerikli zirkonya tozlarının (3Y-PSZ, Tosoh, Japonya) Spark plazma sinterleme cihazı (FCT GmbH, HPD-50, Almanya) tarafından sinterlenmeleri ile elde edildi (tepe sıcaklık 1300 oC, 10 dk. ; n=10). Tüm örnekler 20x2 mm boyutlarında oluşturuldu. Her iki gruba ait örnekler biaksiyal bükme dayanımlarını (ISO Standart 6872) karşılaştırmak için üniversal test cihazı (Testometric, Lancashire, İngiltere) ile test edildi. Tüm örneklerin Vickers mikrosertlik değerleri Vickers mikrosertlik cihazı (Buehler, 1600-6306, Illunois, ABD) ile hesaplandı. Yüzey pürüzlülüklerini (Ra) ve 3 boyutlu görüntülemelerini elde etmek için AFM cihazı (Park Systems, Park NX10, Güney Kore) kullanıldı. Örneklerin yapısal özelliklerini değerlendirmek amacıyla XRD ve SEM analizleri gerçekleştirildi. Veriler one-way ANOVA ve Mann Whitney-U testler ile analiz edildi (α=0,05). Konrol ve deney gruplarının biaksiyal bükme dayanımı değerleri(S) sırasıyla 761,43± 64,455 MPa ve 1101,85± 177,73 MPa' dır. Gruplar arası farklılık istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Kontrol grubunun(S0) Vickers mikro sertlik değeri(VHN) 980± 41 iken, deney grubu(S3) sertlik değeri 1355± 144 olarak hesaplandı. Sertlik değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulundu(p< 0.05). Yüzey pürüzlülük değerleri (Ra) S0 grubu için 103± 0,031 µm, S3 grubu için ise 0,040± 0,039 µm olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edildi(p<0,05). Spark plazma sinterleme yönteminin bükme dayanımı ve mikrosertliği artırdığı görüldü. Aynı zamanda yüzey pürüzlülüğü değerlerinin azaldığı tespit edildi. XRD ve SEM analizleri sonucunda spark plazma ile üretilen örneklerin tanecik büyümesi olmadan yoğunlaştıkları gözlemlendi. Spark Plazma Sinterleme yöntemi, geleneksel sinterleme yöntemine göre çok daha kısa sürelerde gerçekleştirilebilmektedir. Çalışmamızda yöntemlerin karşılaştırılması ve geliştirilmesine yönelik in-vitro ve in-vivo çalışmalar yapılması gerektiğini ve spark plazma sinterleme yönteminin diş hekimliğinde uygulanabilmesi için klinik ve dental laboratuvar şartlarına uygun hale getirilmesi gerektiği tavsiye edilmektedir. Böylece çalışmaların hızına ve spark plazma sinterleme yönteminin dental uygulamalara dönüşümüne katkı sağlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Spark plazma, 3Y-TZP, biaksiyal bükme dayanımı
Farklı yaşlandırma yöntemlerinin monolitik translusent zirkonyanın yapısal özellikleri üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı farklı yaşlandırma yöntemlerinin, yüksek translusensiye sahip monolitik zirkonya materyalinin bükülme dayanımına, faz dönüşümüne, sertlik değerine ve kırılma tokluğuna olan etkisini değerlendirmektir. CAD/CAM yöntemiyle üretilmiş ultra translusent monolitik zirkonya materyaline (VİTA YZ XT) ait disk şeklinde 84 örnek hazırlandı. Örnekler yaşlandırma yöntemlerine göre; 2 saat hızlı yaşlandırma, 6 saat hızlı yaşlandırma, 12 saat hızlı yaşlandırma, termal siklus, 50 N kuvvet altında termomekanik yaşlandırma ve 100 N kuvvet altında termomekanik yaşlandırma ve hiç yaşlandırma uygulanmayan kontrol grubu olmak üzere 7 farklı gruba ayrıldı (n=12). Hızlı yaşlandırma gruplarına 134 oC sıcaklık ve 2 bar basınç parametreleri uygulandı. Termal siklus grubunda 5-55 oC sıcaklıkta su döngüleri ve 30 sn bekleme süresinde 50.000 siklus uygulandı. Termomekanik yaşlandırma gruplarında ise 1.7 Hz frekansta 1.200.000 siklus uygulandı. Toplam 7 grubun biaksiyel bükülme dayanımları, Vickers sertlik değerleri ve kırılma tokluğu değerleri hesaplandı. Her gruptan birer örneğe SEM, ikişer örneğe ise XRD analizleri uygulandı. Veriler Kolmogrov Smirnov, Kruskal Wallis ve Dunn testleri ile analiz edildi. Bükülme dayanımı değerlerinin değişkenliği Weibull dağılım fonksiyonu kullanılarak analiz edildi ve her grup için Weibull modülleri (m), ve karakteristik dayanımları (σo) hesaplandı ve Weibull dağılımı grafiği oluşturuldu. Çiğneme simülatörü 50 N, 100 N ve 12 saat hızlı yaşlandırma grupları, kontrol, 2 saat hızlı yaşlandırma ve 6 saat hızlı yaşlandırma gruplarına göre daha yüksek bükülme dayanımı göstermiştir (p<0.05). İkili karşılaştırmalarda termal siklus grubuyla hiçbir grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Kontrol ve yaşlandırma grupları arasında sertlik ve kırılma tokluğu açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir (p>0.05). Weibull dağılımı analizine göre termo siklus grubu diğer gruplara göre daha düşük m değeri göstermiştir, diğer gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. XRD bulgularına göre hiçbir yaşlandırma prosedürü monoklinik faz oranında önemli bir artışa sebep olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Yapay yaşlandırma, zirkonya, translusent.
Farklı 3 boyutlu yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen geçici restoratif materyallerin dönüşüm derecelerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı 3 Boyutlu (3B) yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen geçici restorasyon malzemelerinin dönüşüm derecesini değerlendirmek ve geleneksel olarak üretilmiş polimetil metakrilat (PMMA) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada stereolitografi (SLA), dijital ışık işleme (DLP) ve likit kristal ekran (LCD) 3B yazıcıları kullanıldı. Kontrol grubu, geleneksel olarak üretilmiş otopolimerizan PMMA olarak belirlendi. Çalışmaya altı farklı 3B yazıcı dahil edildi: DWS, Formlabs, Asiga, Mega, and Vega, Photon. 3B yazıcılar ile üretilecek numuneler bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımı (Materialise 3-matic) ile dikdörtgenler prizma geometrisinde (10×4×2,5 mm) tasarlandı. Örnekler 3B yazıcılarda yatay yönde (0 derece), 50 μm tabaka kalınlığında (n=15) üretildi. Fourier dönüşümlü kızılötesi spektrofotometre (FT-IR) ölçümleri rezinin sıvı hali (n=15), baskıdan sonra ve kürlemeden sonra olmak üzere 3 aşamada gerçekleştirildi. Kontrol grubu örneklerinin (n=15) FT-IR ölçümleri iki aşamada gerçekleştirildi. Spektrumlarından elde edilen verilere dayanarak Verilerin istatistiksel analizi tek yönlü ANOVA ve post-hoc Tukey testleri ile yapıldı (α=.05). Bulgular: FT-IR analizi sonucu farklı 3B yazıcı teknolojileri kullanılarak üretilen numunelerin DC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (P<0,05). Kontrol grubu olan PMMA ve Formlabs (Form 3) 3B yazıcı arasında DC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (P=0,042). Sonuç: Üç boyutlu yazıcılar, kontrol grubu olan PMMA ile karşılaştırılabilir DC değerleri göstermiştir. DC, farklı 3B yazıcı teknolojilerinden etkilenmemiştir. Anahtar kelimeler: 3B Yazıcı, Eklemeli Üretim, Geçici Restorasyon, Dönüşüm Derecesi
Lazer sinter ile üretimde kullanılan Co-Cr alaşım tozlarının yenileme yöntemi ile yeniden kullanımının alaşım tozunun kimyasal, fiziksel özelliklerine ve metal- seramik bağlantısı üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı, lazer sinter ile üretimde kullanılan Co-Cr alaşım tozlarının yeniden kullanımının alaşım tozunun kimyasal, fiziksel özelliklerine ve metal-seramik bağlantısı üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Kullanılmamış metal alaşım tozu ile 1. Grup örneklerinin üretimi gerçekleştirildi, üretimden arta kalan toz elenip %70'i kullanılmamış toz, %30'i kullanılmış toz olacak şekilde homojen bir karışım oluşturularak 2. Grup örnekleri, %50'si kullanılmamış, %50'si kullanılmış toz olacak şekilde hazırlanarak 3. Grup örnekleri, %30'i kullanılmamış, %70'i kullanılmış toz olacak şekilde hazırlanarak 4. Grup örnekleri ve tamamen kullanılmış toz alaşımı ile 5. Grup örnekleri üretildi (N=15). Örneklerin üretiminden önce, toz haznesinden toz alaşım örnekleri analiz edilmek üzere alındı. Toplamda 75 metal bar şeklinde örnek, EOSINT M 270 (EOS GmbH, Krailling, Almanya) DMLS cihazı ile üretilmiştir. Metal alaşım tozu olarak, EOS CobaltChrome SP2 (EOS GmbH) kullanılmıştır. Seramik uygulamasından sonra, metal-seramik bağlantı dayanımını değerlendirmek üzere örnekler üç nokta bükme testine tabi tutuldu. Verilerin istatistiksel analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey testleri ile yapıldı. Alaşım tozu örneklerinin fiziksel ve kimyasal analizi için taramalı elektron mikroskobu (SEM- EDS), Xrd mikroanaliz, ICP-MS eser element analizi ve lazer tanecik boyutu ölçümü gerçekleştirildi. Bulgular: Bağlantı dayanımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (P >0.05). En yüksek bağlantı dayanımı değeri, %70 kullanılmamış toz içeren 2. Grup'ta (70.69 ± 36.5 MPa), en düşük bağlantı dayanımı değeri %50 kullanılmamış toz içeren 3. Grup'ta (53.26 ± 14.8 MPa) gözlenmiştir. Lazer tanecik boyutu analizleri ile taramalı elektron mikroskop görüntülerinin bulguları, birbirini destekleyecek şekilde gruplar arasında belirgin farklar olmadığını göstermektedir. Xrd analiz sonuçlarına bakıldığında, gruplar arasında faz sapması olmadığı, bütün toz alaşım örneklerinin kübik fazda olduğu gözlemlendi. ICP-MS analiz sonuçlarına bakıldığında; Mo, W ve Co iyonları için en yüksek değerler 2. Grupta görülmektedir. Si iyonu için en yüksek değer 3. Grupta ve Nb iyonu için de 5. Grupta görülmektedir. Krom iyonu ise grupların hiçbirinde tespit edilememiştir. Sonuç: Çalışmanın sınırları dahilinde alaşım tozunun tekrar kullanılmasının metal-seramik bağlantısına etkisi yoktur. Metal alaşım tozunun fiziksel ve kimyasal özelliklerinde, yeniden kullanım sonucunda bir değişiklik bulunmamıştır.
Lazer sinter ile üretimde kullanılan Co-Cr alaşım tozlarının yeni toz ilavesi yapılmadan tekrar kullanımının alaşım tozunun kimyasal, fiziksel özelliklerine ve metal seramik bağlantısı üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı, lazer sinter ile üretimde kullanılan Co-Cr alaşım tozlarının yeni toz ilavesi olmadan yeniden kullanımının alaşım tozunun kimyasal, fiziksel özelliklerine ve metal seramik bağlantısı üzerine etkisini değerlendirmektedir. Gereç ve Yöntem: Araştırmada metal örneklerin tamamının hazırlanmasında EOSINT M 270 (EOS GmbH, Krailling, Almanya) DMLS cihazı ve metal alaşım tozu olarak AdorBond CC PLus (Ador Dental GmbH, Hilden, Almanya) kullanıldı. 20 kg işlenmemiş bir toz lazer sinterleme cihazına yüklendi. Numuneler birinci (Grup 1) dördüncü (Grup 2), yedinci (Grup 3), onuncu (Grup 4) ve on üçüncü (Grup 5) üretim döngülerinde (N=15) üretildi. Numunelerin üretiminden önce toz yatağından analiz için toz alaşım örnekleri toplandı. Numunelere porselen uygulandıktan sonra elastik modül ve metal-porselen bağlantı dayanımı üç nokta bükme testi kullanılarak hesaplandı. Alaşım tozu numunelerinin kimyasal özellikleri SEM-EDS, lazer tanecik boyut dağılımı, Xrd Mikroanaliz Faz Analiz, ICP-MS – Eser element analizi ile incelendi. İstatiksel analiz için tek yönlü ANOVA ve Tukey testleri kullanıldı. Bulgular: Bağlantı dayanımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı. (P>0.05) En yüksek bağlantı dayanımı değeri, 5. Grup'ta (78.26 ± 39.5 MPa), en düşük bağlantı dayanımı değeri 3. Grup'ta (56.86 ± 8.2 MPa) gözlenmiştir. Lazer tanecik boyutu analizleri, taramalı elektron mikroskop görüntüleri ve XRD testi açısından gruplar arasında belirgin farklar bulunamadı. ICP-MS sonuçlarına baktığımızda Mo, W ve Co iyonları 5. Grupta en yüksek değere ulaşmıştır. Si iyonu için en yüksek değer 4. Grupta ve Nb iyonu için de 3. Grupta en yüksek değerler tespit edilmiştir. Grupların hiçbirinde Cr iyonuna rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmanın sınırları dahilinde alaşım tozunun tekrar kullanılmasının metal-seramik bağlantısına etkisi yoktur. Metal alaşım tozunun fiziksel ve kimyasal özelliklerinde, yeniden kullanım sonucunda anlamlı bir değişiklik bulunmamıştır.
Sigaranın farklı yöntemlerle üretilen dental zirkonya materyali üzerinde renk ve translusensi etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, eklemeli ve eksiltmeli yöntemle üretilen zirkonyanın sigara maruziyeti sonucunda renk değişimi, translusensi ve yüzey pürüzlülüğünün karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Toplam 60 adet disk şeklindeki (14 × 1 mm) zirkonya örnekleri VITA YZ T freze blokları ve INNI-CERA (BCM-W500/1000) baskı reçinesiyle üretildi. Her biri 30 örnek içeren iki grup oluşturuldu. Tüm örneklere OptraGloss zirkonya polisaj seti ile yüzey parlatma işlemi uygulandı. Renk koordinatları spektrofotometreyle, transmitensi UV-VIS spektrofotometreyle, yüzey pürüzlülüğü ise optik profilometre ile ölçüldü. Başlangıç ölçümlerinin ardından örnekler maruziyet ortamına göre dört gruba ayrıldı: Eklemeli-Sigara, Eklemeli-Tükürük, Eksiltmeli-Sigara ve Eksiltmeli-Tükürük. Deneysel maruziyet süreci toplamda 30 gün olarak uygulandı. Translusensi göreceli translusensi parametresiyle (RTP); renk farkı ise ΔE₀₀ (CIEDE2000) formülü ile hesaplandı. Her iki hesaplamada da CIEDE2000 renk farkı verileri esas alındı. Veriler Kruskal-Wallis, eşleştirilmiş t-testi, Wilcoxon ve ANOVA ile analiz edildi (α=0.05). Bulgular: Eklemeli grubun başlangıç ölçümlerinde RTP ve yüzey pürüzlülüğü değerleri eksiltmeli gruba göre anlamlı şekilde daha düşüktü (p<0.05). Transmitensi farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Maruziyet sonrası eklemeli-sigara grubunda RTP anlamlı düzeyde azaldı (p<0.05). Tüm gruplarda transmitensi değerleri anlamlı düzeyde azaldı (p<0.05), yüzey pürüzlülüğünde ise anlamlı değişiklik bulunamadı. Eklemeli ve eksiltmeli yöntemlerle üretilen sigara gruplarının renk farkları arasında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Eklemeli sigara grubunun renk farkı (ΔE₀₀) eksiltmeli sigara grubuna göre daha düşük bulundu. Sonuç: Eklemeli zirkonya, daha düşük translusensi ve yüzey pürüzlülüğü ile sigaraya karşı daha iyi renk stabilitesi göstermiştir. Ancak translusensi özelliği geliştirilmelidir.
Farklı 3B yazıcı teknolojisi kullanılarak üretilen geçici restorasyon materyallerinin mekanik özelliklerinin incelenmesi
Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı; SLA, DLP ve LCD teknolojileri kullanılarak üretilen geçici restorasyon materyallerinin mekanik özelliklerinin kazıma yöntemi ve geleneksel olarak üretilen polimetil metakrilat (PMMA) ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada deney grubu olarak stereolitografi (SLA), dijital ışık işleme (DLP) ve likit kristal ekran (LCD) 3B yazıcılar ve kontrol grubu olarak kazıma yöntemi ve geleneksel yöntem kullanıldı. Çalışmaya altı farklı 3B yazıcı (DWS Systems, Formlabs, Asiga, Mega, Vega ve Photon) dahil edildi. ISO 10477: 2004'e göre, boyutları 25×2×2 mm olan dikdörtgenler prizması şeklinde toplam 120 geçici reçine örneği hazırlandı. Dijital üretim yapılacak örneklerin geometrisi bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımı (Materialise 3-matic; Materialise) ile tasarlandı. Üretim yönü yatay (0 derece) ve katman kalınlığı 50 µm (n=15) olarak belirlendi. Üretilen numuneler 3-nokta bükülme testi ve mikro sertlik testlerine tabi tutuldu. Weibull analizi yapıldı. Kırık yüzey analizi SEM (Quanta 650 alan emisyonu SEM; FEI) kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin istatistiksel analizi tek yönlü ANOVA ve post-hoc Dunnet T3 testi ile yapıldı (α=.05). Bulgular: DWS (p=.696), FL (p=1.000), AS (p=1.000), VG (p=.375) ve C (p=.494) grupları ML ile karşılaştırılabilir elastik modül değeri gösterdi. FL ve ML istatistiksel olarak benzer bükme dayanımı gösterdi (p=1.000). PH dışındaki tüm 3B yazıcılar C'den istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek mikrosertlik değeri gösterdi. PH tüm gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük mekanik özellikler gösterdi. Sonuç: Çalışmaya dahil edilen 3B yazıcılarda üretilen örnekler farklı mekanik özellikler göstermiştir. Geleneksel yönteme iyi bir alternatif oluştururlar. Anahtar Kelimeler: 3B Yazıcı, Eklemeli Üretim, Geçici Restorasyon, Mekanik Özellikler
Farklı bitirme işlemleri uygulanan CAD/CAM seramiklerin termal yaşlandırma sonrası renk stabilitelerinin değerlendirilmesi
Tek seansta dental restorasyonların tasarımı ve üretiminin sağlandığı CAD/CAM sistemleri günümüz diş hekimliğinde oldukça sık kullanılmaktadır. Tam kronlara estetik ve konservatif bir alternatif sunan laminate veneerler ile doğal dişin optik özelliklerini taklit etmek oldukça önemlidir. Uygulanan restorasyonların uzun yıllar ilk günkü rengini koruması ise hasta ve klinisyenler için son derece önem taşır. Bu çalışmanın amacı; CAD/CAM sistemlerinde rutin olarak kullanılan 3 farklı tam seramiğe uygulanan farklı yüzey işlemlerinin termal yaşlandırma sonrasında renk üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. 0.5 ± 0.05 mm kalınlıkta 14x12 mm ebatlarında A1 HT renginde 3 farklı seramik materyalden (LAVA Ultimate, IPS e.max CAD, VITA Suprinity) 216 örnek hazırlandı. Örneklerin renk ölçümü spektrofotometre cihazında, renk parametreleri (L*, a*, b*, ΔE) CIE Lab (Comission Internationale de L'Eclairage) renk sistemi kullanılarak, işlem öncesi, cila sonrası, siman sonrası ve suni yaşlandırma sonrası 4 aşamalı olarak yapıldı. Sonuçlar Varyans analizi ve Fisher LSD testi kullanılarak değerlendirildi. Rezin nano seramikler (LU) termal yaşlandırmadan sonra zirkonyum ile güçlendirilmiş lityum silikat (VS) ve lityum disilikat (EC) seramiklerden daha yüksek renk değişim değerleri göstermiştir. LU ve VS için manuel cila ve glaze benzer renk değişim değeri göstermiştir (p>0.05). EC grubunda glaze işlemi manuel ve kontrol grubundan istatiksel olarak farklı sonuçlar vermiştir (p<0.05). Seramik grupları arasında zirkonyum ile güçlendirilmiş lityum silikat (VS) ve lityum disilikat (EC) örneklerin glaze uygulanmış alt grubunun renk değişim değerleri klinik olarak kabul edilebilir seviyenin (ΔE<3.5) altında çıkmıştır. Tüm aşamalar için en düşük renk değişimi gösteren Vita Suprinity olmuştur. Renk stabilitesi açısından EC için glaze, LU ve VS için glaze işlemine alternatif olarak manuel cila önerilebilir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, tam seramikler, yüzey bitirme işlemleri, renk stabilitesi
Eklemeli imalat ile üretilen daimi rezin materyallerde farklı mekanik test yöntemlerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, eklemeli imalatla üretilen daimi rezin materyaller üzerinde uygulanan farklı mekanik testlerden elde edilen sonuçları karşılaştırarak, bu yöntemler arasında anlamlı bir ilişki veya korelasyon olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada bir 3 boyutlu yazıcı (Form 3,Formlabs,USA) kullanılarak stereolitografi (SLA) teknolojisi ile daimi rezin materyalden toplam 360 adet örnek üretildi. Yöntem karşılaştırması ve korelasyon bakılacağı için sayısı güç analizi (G*Power 3.1.9.7) yazılımı kullanıldı ve iki sayısal ölçüm arasındaki korelasyon orta düzeyli (r=0,30) kabul edilerek %80 güç, %5 hata düzeyinde her test için 90'ar örnek üretildi. Universal test cihazı (Testometric, England) ile ISO 6872 standartlarına göre biaksiyal eğilme testi ve üç nokta eğilme testleri yapıldı. 90 adet 14 mm çapında ve 1.5 mm kalınlığında disk, biaksiyal eğilme testinde kırılma gerçekleşene kadar 1 mm/dk çapraz kafa hızıyla sürekli olarak yüke tabi tutuldu. 90 adet dikdörtgen prizması şeklindeki numune (25x2x2) üç nokta eğilme testinde 1 mm/dk çapraz kafa hızıyla yüklendi. Vickers ve Knoop mikrosertlik ölçümleri, aynı laboratuvardaki bir mikrosertlik test cihazı (Wilson, Buehler) kullanılarak standart yük altında (100 gf) gerçekleştirildi. İstatistiksel analizler kapsamında Kolmogorov-Smirnov testi ile normal dağılım kontrolü yapılmış, grup karşılaştırmaları bağımsız ve eşleştirilmiş örneklem t testleri ile değerlendirilmiş ve tekrarlanan sertlik ölçümlerinin tutarlılığı ve uyumu Intraclass Correlation Coefficient (ICC) ile incelenmiştir (α=0.05). Bulgular: Biaksiyal testlerden elde edilen eğilme dayanımı değerleri, üç nokta eğilme testlerinden elde edilen değerlere kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p < 0.001). Aynı örnekler üzerinde yapılan Knoop ve Vickers mikrosertlik ölçümleri arasında da anlamlı bir fark bulunmuş (p < 0.001) ve Knoop değerlerinin ortalama olarak 6 birim daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Aynı materyal grubuna uygulanan farklı mekanik testler anlamlı derecede farklı sonuçlar vermiştir. Rezin materyallerde kullanılan test yönteminin sonuçlar üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Daimi restorasyon, Eğilme dayanımı, Eklemeli imalat, Mikrosertlik
Seramik esaslı CAD/CAM materyallerinde bitim ı̇şlemleri sonrası yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumunun değerlendirilmesi
Diş hekimliğinde estetik beklentilerin artmasıyla birlikte metal destekli restorasyonların yerini seramik restorasyonlar almaya başladı. Seramik materyaller içerisinde en çok kullanılan materyaller feldspatik seramik, lösitle güçlendirilmiş cam seramik, lityum disilikat ile güçlendirilmiş cam seramik ve zirkonya ile güçlendirilmiş cam seramiktir. Bu çalışmanın amacı seramik materyallerin en ideal bitim işlemini; yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumu parametreleri yardımıyla tespit edilerek restorasyonları en ideal şekilde hazırlamaktır. Çalışmada kullanılacak olan 4 farklı seramikten 1 mm kalınlığında 120 örnek hazırlanması planlanmıştır. Her seramik grubundan elde edilen örnekler üç alt gruba ayrıldı. 10' ar örnek manuel cila, 10'ar örnek glaze işlemi,10'ar örnek kontrol grubu olarak planlandı. Her gruptan birer örnek de SEM analizi için hazırlandı. Oluşturulan örnekler herhangi bir bitim işlemi uygulanmadan optik profilometre yardımıyla yüzey pürüzlüğü değerleri ölçüldü. Uygulanan yüzey işlemleri sonrası yüzey pürüzlülük değerleri ölçülüp karşılaştırılması yapıldı. Her gruptan birer örneğe yüzey görüntülemesi için SEM analizi yapıldı. Elde edilen örneklerin yüzeylerinde bakteri tutulumu olup olmadığı anlaşılmak üzere bakteri tutulumu testi uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda polisaj işlemi uygulanan örneklerin, glaze işlemi uygulanan yüzeylere göre seramik yüzeyinde daha pürüzsüz alanlar bıraktığı, farklı polisaj işlemlerinin farklı seramik yüzeylerde benzer pürüzlülük değerleri ortaya koyduğu, farklı glaze işlemlerinin farklı seramik yüzeylerde benzer pürüzlülük değerleri ortaya koyduğu gözlenmiştir. Elde edilen değerler sonucu en fazla bakteri tutulumu feldspatik glaze, feldspatik kontrol ve vıta suprınıty polisaj grubunda gözlenmiştir.
Farklı post ve kor materyalleri ile restore edilen dişlerin kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, farklı kor materyalleri ve post uzunluklarının farklı postların (fiber ve zirkonya post) kırılma dayanımları üzerine etkisini değerlendirmektir.Çalışmada benzer boyut ve formlarda yeni çekilmiş 100 adet maksiller santral diş kullanıldı ve dişler kullanılan post materyali, post uzunluğu ve kor materyallerine göre 10 gruba ayrıldı: 10-15 mm fiber post ile kompozit rezin kor, 10-15 mm fiber post ile rezin kor, 10-15 mm zirkonya post ile kompozit rezin kor, 10-15 mm zirkonya post ile rezin kor, 10-15 mm zirkonya post ve kor. Postlar, kendiliğinden adeziv siman ile 20 s ışınlanarak simante edildi. Her örnek için metal kron hazırlandı ve simantasyondan sonra yükleme yapıldı. Veriler, üç-yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD post-hoc testi kullanılarak analiz edildi.Post materyalinin köklerin kırılma dayanımını post materyalinin anlamlı olarak etkilediği, ancak post uzunluğu ve kor materyalinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemediği görüldü.Sonuç olarak, zirkonya ya da rezin bazlı korlara sahip uzun zirkonya postların, rezin kora sahip fiber postlara alternatif bir tedavi seçeneği olabileceği düşünülmektedir.Anahtar kelimeler: Fiber post, kırılma dayanımı, post uzunluğu, rezin kor, zirkonya post.
Yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomerlerin renk stabilitesinin değerlendirilmesi
Yüz Protezlerinde Kullanılan Silikon Elastomerlerin Renk Stabilitesinin DeğerlendirilmesiÇene yüz protezleri tümör, travma, konjenital bozukluklar gibi çeşitli nedenlerle oluşan defektlerin yerine yapılan protezlerdir. Günümüzde bu protezlerin yapımında en sık kullanılan materyaller silikonlardır. Silikonlar, çeşitli pigment maddeleri kullanılarak iç boyama, fiber boyama ve dış boyama yöntemleriyle renklendirilirler. Ancak silikonlarda zamanla renk değişimi meydana gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, yüz protezlerinin yapımında kullanılan üç farklı silikon elastomerin, farklı renklendirici ajanlar ile renklendirilmiş ve renklendirilmemiş örneklerinin, eskitme işleminden sonraki renk değişikliği değerlerini hesaplamak ve farklı parametrelerde birbirleriyle karşılaştırmaktır.Bu amaçla klinikte yaygın olarak kullanılan Cosmesil M511, Cosmesil M522 ve Multisil-Epithetic silikon elastomerleri ve silikonların kendi pigmentleri kullanılmıştır. Her bir silikon elastomere iç boyama, fiber boyama ve dış boyama işlemi uygulanmıştır. Bu boyama çeşitlerinin her birinde beyaz, sarı, kırmızı, kahverengi ve bunların eşit miktarda karışımından oluşturulan karışık renk kullanılmıştır. Ayrıca pigment içermeyen örnekler de hazırlanmış ve renklendirilen örneklerle karşılaştırılmıştır. Her bir renkten 5 adet (n=5) olmak üzere, 2 mm. kalınlığında disk şeklinde silikon örnekler elde edilmiştir. Elde edilen örnekler hızlandırılmış eskitme cihazında 300, 450 ve 600 saat eskitilmiştir. Örneklerin eskitmeden önceki ve sonraki L*,a*,b* değerleri spektrofotometre aleti ile ölçülmüş ve bu değerler kullanılarak ?? (renk değişikliği) değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen değerlerin istatistik sonuçları, tekrarlı ölçümlü dört yönlü varyans analizi ve Post-Hoc çoklu karşılaştırma test yöntemlerinden Bonferroni testi kullanılarak değerlendirilmiştir.Araştırma sonucunda, iç boyama ve fiber boyama gruplarında en fazla Cosmesil M522 (RTV), en az Multisil-Epithetic (HTV) silikonu, dış boyama grubunda ise en az Cosmesil M522 (RTV) silikonu renk değiştirmiştir. İç boyama ve dış boyama gruplarında en fazla renk değişikliğini sarı renk, en az renk değişikliğini kahverengi renk grubu göstermiştir. Fiber boyama grubunda en fazla renk değişikliğini kırmızı, en az renk değişikliğini ise beyaz renk grubu göstermiştir. 300 saat eskitilen renklendirme yapılmayan (şeffaf) silikonların ?E değerleri arasında önemli bir fark bulunmamıştır, fakat 450 ve 600 saat eskitme süresinde Cosmesil M522 silikonu en az renk değişikliği gösteren materyal olmuştur. İç boyamada kullanılan kahverengi ve beyaz pigmentlerin, fiber boyamada kullanılan beyaz pigmentlerin ve dış boyamada kullanılan kahverengi pigmentlerin klinik olarak kabul edilebilir değerlerde olduğu belirlenmiştir (??<3).
Farklı biyoseramiklerle kaplanan zirkonya implant materyalinin bağlantı dayanıklılığı ve biyoaktivitesinin değerlendirilmesi
Günümüzde kullanılan implant sistemlerinde saf titanyum ve titanyum alaşımları altın standart olarak kabul edilmektedir. Ancak titanyum implantların sahip olduğu bazı olumsuz özellikler nedeniyle son zamanlarda zirkonya implant sistemlerinin kullanımı popüler hale gelmiştir. Titanyum implantlarda olduğu gibi zirkonya implantlarda da iyileşme süresini kısaltabilmek ve kemik-implant bağlantı oranını arttırabilmek için yüzey özelliklerinin geliştirilmesini hedefleyen birçok çalışma yapılmıştır. Çalışmamızda, plazma sprey yöntemiyle farklı oranlarda hidroksiapatit (HA) ve vollastonit (W) tozları ile kaplanan zirkonya implant materyallerinin bağlantı dayanıklılıkları ve biyoaktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Zirkonya ve kaplama arasındaki bağlantı dayanıklılıkları ASTM C-633 standardına uygun olarak ölçülmüştür. Elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasındaki farklılıklar Post Hoc Tukey HSD testi ile belirlenmiştir. Biyoaktivite testi için hazırlanan örnekler; 2, 7, 14 ve 21 günlük sürelerde 37 oC yapay vücut sıvısı (SBF) içerisinde bekletilmiştir. Örnek yüzeylerinde meydana gelen değişimler, taramalı elektron mikroskobu (SEM), enerji dağılımlı x ışını spektrometresi (EDS) ve x ışını kırınım cihazı (XRD) kullanılarak analiz edilmiştir. Farklı oranlarda W içeren kaplamaların bağlantı değerleri, saf HA kaplamalara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmada kullanılan bütün örnek grupları SBF içerisinde biyoaktif özellik göstermiştir. Anahtar kelimeler: Zirkonya implant, plazma sprey, vollastonit, hidroksiapatit, biyoaktivite, yapay vücut sıvısı, SBF.
Translusensileri farklı zirkonyaların termal ve mekanik yaşlandırma sonrası dayanımlarının karşılaştırılması
Günümüz estetik algısının değişmesi nedeniyle hem estetik olarak kabul edilebilir hem de çiğneme kuvvetlerine yeterli dayanıklılığı sağlayacak yeni materyaller geliştirilmeye çalışılmaktadır. Monolitik zirkonya restorasyonlar; yüksek kırılma dayanımları, karşıt dişte doğal dişe benzer aşındırma yaratmaları, estetik olmaları ile zirkonyum alt yapılı ve metal destekli restorasyonlara alternatiftir. Translusensi parametreleri değiştirilerek anterior ve posterior bölge için hem optik özellikleri geliştirilmiş hem de daha dayanıklı monolitik zirkonya materyaller üretilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla translusensileri farklı zirkonyumların termal ve mekanik yaşlandırma öncesi ve sonrası biaksiyal bükme dayanımlarını karşılaştırdığımız çalışmamızda Katana High Translucent, Katana Ultra Translucent Multi Layered ve UPCERA (ST) blokları kullanıldı. Bu bloklar ISO 6872 standartları gereği 1.2 mm çap ve 16 mm kalınlıklarda her grupta 40, toplam 120 adet disk şeklinde üretildi. Her grup dört alt gruba ayrılarak (N=10); bir grup kontrol olmak üzere, bir gruba 5°C ile 55°C ler arası 10.000 termal siklus, bir gruba 50 N yükte 240.000 siklus çiğneme similatörü ve bir gruba da hem termal siklus hem çiğneme similatörü ile yaşlandırma yapıldı. Toplam 12 grubun biaksiyal bükme dayanımları ve Vicker's sertlik değerleri karşılaştırıldı. Her gruptan rastgele alınan örneklerin SEM/EDS analizleri gerçekleştirildi. Veriler Shapiro Wilk's'dan (p=0.05) ve Mann Whitney U ve Kruskal Wallis H testleri ile analiz edildi. Katana UTML, Katana HT ve UPCERA grupları için biaksiyal bükülme dayanımı ve Vickers sertlik değerleri arasındaki ilişki anlamlı olarak farklı bulundu. Yapılan testlerde en düşük kırılma dayanımı değeri Katana UTML gruplarında bulunurken en yüksek dayanım UPCERA gruplarında ölçüldü. Vickers sertlik değerinde ise en yüksek değer Katana UTML grubunda bulunurken en düşük Katana HT gruplarında bulundu. Yaşlandırma prosedürlerinin, kırılma dayanımları ve Vickers sertliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark yaratmadığı gözlendi. Translusensileri farklı zirkonyaların kırılma dayanımlarının ağız içi kullanıma uygun oldukları saptandı. SEM analizi sonuçlarına göre yapay yaşlandırma sonrasında gruplarda yüzeyde bozulma oluşturacak bir deformasyon görülmedi. EDS analizi sonuçlarına göre en yüksek ytrium oranı Katana UTML gruplarında gözlenirken en düşük UPCERA gruplarında bulundu. Anahtar Kelimeler: Biaksiyal bükme dayanımı, translusent, zirkonya
Farklı nanopartikül ilavelerinin çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomerin mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerine etkilerinin araştırılması
Çene yüz protezlerinin yapımında, ideal mekanik özelliklerinin olması sebebiyle silikon elastomerler tercih edilmektedir. Çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomerlerin yırtılma ve çekme dayanımlarının yüksek, uzama yüzdesi ve sertliklerinin ideal, dokularla uyumunun yüksek ve yüzeylerinde oluşan mikrobiyal tutulumunun az olması istenir. Bu çalışmanın amacı silikon elastomere çeşitli nanooksit partikülleri ilavesi ile silikon elastomerin mekanik ve mikrobiyolojik özelliklerinin geliştirilmesidir. Çalışmada çene yüz protezlerinde kullanılan silikon elastomere ağırlıkça %2 oranında ZnO, SiO2 ve TiO2 ilave edilerek kontrol grubu ile birlikte toplam dört grup oluşturulmuştur. Her bir grupta çekme dayanımı ve uzama yüzdesi için 11 örnek, yırtılma dayanımı için 11 örnek, sertlik testi için 11 örnek, mikrobiyolojik inceleme için 12 örnek olmak üzere toplam 92 örnek hazırlanmıştır. Çekme dayanımı ve uzama yüzdesi test örnekleri American Society for Testing and Materials (ASTM) D412 standartlarına, yırtılma dayanımı test örnekleri ASTM D624 standartlarına, sertlik testi örnekleri ASTM D2240 standartlarına uygun olarak hazırlanmıştır. Mikrobiyolojik çalışma için 7 mm çapında 1 mm kalınlığında örnekler hazırlanmıştır. Çekme gerilimi, uzama yüzdesi, yırtılma gerilimi testleri üniversal test cihazı (LR 50K Lyod intruments Ltd, Fareham, UK) test cihazında 500 mm/dk sabit hızla çekilerek gerçekleştirilmiştir. Sertlik testi için Shore A test standı kullanılmıştır. Çekme dayanımı, uzama yüzdesi ve yırtılma dayanımı test sonuçlarının istatistiksel analizinde Shapiro Wilk's ve/veya Kolmogorov Smirnov testleri uygulanmıştır. Gruplar arasındaki farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmemesi durumunda iki gruplu karşılaştırmalarda Mann Whitney U, ikiden fazla grup için Kruskal Wallis-H Testinden yararlanılmıştır. Kruskal Wallis-H Testinde anlamlı farklılıkların görülmesi durumunda Post-Hoc Çoklu Karşılaştırma Testi ile aralarında farklılık olan gruplar belirlenmiştir. Sertlik testine ait verilerde Tukey HSD testi yapılmıştır. Araştırma sonucunda çekme dayanımı, uzama yüzdesi, yırtılma dayanımı ve sertlik testi değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Çekme dayanımı test sonuçlarında en yüksek değer SiO2 ilave edilmiş grupta görülürken (3,35 Mpa ± 0,18) en düşük değer kontrol grubunda (2,64 Mpa ±0,27) görülmüştür.TiO2 ilave edilmiş grubun çekme dayanımı (3,22 ±0,32) ZnO ilave edilmiş grubun çekme dayanımından (2,73 Mpa ± 0,32) daha yüksek tespit edilmiştir. Uzama yüzdesi test sonuçlarında en yüksek değer TiO2 test grubunda (1017,23) tespit edilmiş olup diğer gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir. (p>0,05) Yırtılma dayanımı test sonuçlarında en yüksek değer SiO2 test grubunda (20,84 N/mm ± 2,17) en düşük değer kontrol grubunda (15,51 N/mm ±1,79) tespit edilmiştir. TiO2 eklenen grup ile (17,83 N/mm ±1,61) ZnO eklenen grup (17,93 N/mm ± 1,93) arasında yırtılma dayanımları bakımından anlamlı bir fark görülmemiştir. Sertlik testi sonuçlarında en yüksek sertlik değeri SiO2 grubunda (25,50±1,53) , tespit edilirken, en düşük değer ZnO eklenen grupta (21,85±0,65) tespit edilmiştir. Antimikrobiyal etkinliğin değerlendirilmesinde Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis Candida albicans etkinlikleri değerlendirilmiş olup antimikrobiyal bir etkinlik saptanamamıştır. Anahtar Kelimeler: Çene yüz protezleri, mekanik özellik, mikrobiyolojik özellik, nanopartikül, silikon elastomer
Dental estetiğin psikososyal etkisi anketinin Türkçe uyarlaması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı erişkin hastalarda Dental Estetiğin Psikososyal Etkisi Anketinin (PIDAQ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini araştırmaktır. Anket, yaş aralığı 18-62 (yaş ortalaması 33.60 ± 11.68) olan 220 kişiye uygulanmıştır. Cronbach alfa katsayıları, test toplam test korelasyonları hesaplanmıştır. Ayrıca doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri uygulanmıştır. PIDAQ'ın Türkçe uyarlaması için Cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0.930 olarak bulunmuştur. Düzeltilmiş madde korelasyonu 0.349 ile 0.799 arasındadır. Ölçeğin yapısı Kikare/df, CFI, SRMR ve RMSEA kriterleri için doğrulanmıştır. Bu çalışma PIDAQ'ın Türkçe uyarlamasının protetik tedavi ihtiyacı bulunan erişkin hastalarda psikososyal etkiyi ölçebileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dental estetik, PIDAQ, Psikososyal etki, Geçerlilik, Güvenilirlik
Farklı oklüzal analiz yöntemlerinin çeşitli parametrelerinin hasta ve hekim açısından değerlendirilmesi: İki yönlü anket çalışması
Bu in vivo çalışmanın amacı farklı oklüzal analiz tekniklerinin tedavi konforu ve tercih edilebilirlik açısından hastaların ve hekimlerin algılarına göre değerlendirilmesidir. Çalışmamızda geleneksel artikülasyon kağıdı (Bausch, Köln, Almanya), dijital oklüzal analiz cihazı (OccluSense, Bausch, Köln, Almanya) ve yazılım programı dahilindeki okluzyon modu ile oklüzal analiz yapan bir CAD-CAM sistemi olan CEREC AC Omnicam (Dentsplay Sirona, Almanya) kullanıldı. Çalışmamızın ilk aşaması olan hasta görüşlerini değerlendirme kısmı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinin gönüllülük esasına dayalı katılımı ile gerçekleştirildi. 50 kişilik hasta grubunun her birinden aynı uygulayıcı tarafından birer gün arayla üç farklı interoklüzal kayıt yöntemi ile oklüzal analiz kayıtları alındı. 3 yöntem de hasta tarafından deneyimlendikten sonra bir karşılaştırma anketi uygulandı. Araştırmanın ikinci aşamasında aynı oklüzal analiz yöntemleri 50 kişilik uygulayıcı grubu tarafından değerlendirildi. 50 kişilik uygulayıcı grubu tarafından üç farklı interoklüzal kayıt yöntemiyle oklüzal kayıtlar elde edildi. Ardından uygulayıcılar bu yöntemleri karşılaştıran bir değerlendirme anketini doldurdu. Anketlerden elde edilen veriler ANOVA, McNemar-Bowker testi ve post-hoc Tukey testi ile değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda hastalar tarafından en az rahatsızlık veren teknik artikülasyon kağıdı olarak belirlenmiştir. Ancak hastaların, bir kez daha oklüzal analiz yapılması durumunda tercih edecekleri ve yakınlarına önerecekleri yöntemlerin, özellikle CEREC AC Omnicam olmak üzere, dijital oklüzal analiz sistemleri olduğu belirlenmiştir. Benzer şekilde, hekimlerin de diğer meslektaşlarına önerecekleri ve tekrar tercih edecekleri sistemler arasında, yine özellikle CEREC AC Omnicam başta olmak üzere, dijital oklüzal analiz yöntemleri olduğu tespit edilmiştir.
Protetik tedavilerde çapraz enfeksiyon riski hakkında diş hekimleri ve diş teknisyenlerinin bilgi ve uygulama düzeylerinin değerlendirilmesi
Diş hekimliği uygulamaları doğrudan ağız boşluğu ile temas edilmesi, kan ve vücut sıvılarına maruz kalınması nedeniyle enfeksiyon riskinin yüksek olduğu alanlar arasında yer almaktadır. Çapraz enfeksiyon riski hem tedavi gören bireyler hem de sağlık personeli açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, protetik tedavilerde çapraz enfeksiyon riski konusunda diş teknisyenleri ve diş hekimlerinin bilgi düzeylerini ölçmek ve anket sonunda sunulan bilgilendirici broşür aracılığıyla enfeksiyon kontrolü konusundaki tutum ve davranışlarda olumlu bir etki yaratmaktır. Çalışmaya 160 diş hekimi, 80 diş teknisyeni dahil edildi. Literatür incelenerek oluşturulmuş diş hekimlerine ve diş teknisyenlerine yönelik 33'er sorudan oluşan anket formuna gönüllü olarak katılımları sağlandı. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edildi. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı istatistikler ile bağımsız örneklemler t-testi kullanıldı. Çalışmanın bulguları diş hekimlerinin %75'inin, diş teknisyenlerinin %50'sinin hepatit B aşısı olduğunu, diş hekimlerinin %69.4'ünün, diş teknisyenlerinin %25'inin kontamine kesici-delici alet yaralanması yaşadığını, diş preparasyonu sırasında kişisel koruyucu ekipman kullanım oranının diş hekimlerinde %64.4, piyasemen kullanımı sırasında diş teknisyenlerinin kişisel koruyucu ekipman kullanım oranının %33.8 olduğunu göstermiştir. Ayrıca katılımcıların yaş, mesleki kıdem ve cinsiyet değişkenleri ile verdikleri yanıtlar arasında belirli farklılıklar gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Çapraz Enfeksiyon, Diş Hekimliği, Enfeksiyon Kontrolü, Kişisel Koruyucu Ekipman, Protetik Diş Tedavileri
Farklı tekniklerle üretilen protez kaide materyallerine uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinin yumuşak astar materyalinin bağlanma dayanımına etkisi
Protez kaidesi, yapay dişleri taşıyan ve diş etleriyle doğrudan temas eden bir yapıdır. Farklı üretim teknikleri ve materyaller kullanılsa da bu materyallerin zamanla dokularla uyumu azalmakta ve astarlama ihtiyacı doğmaktadır. Araştırmalar, protezlerin ömrünü belirlemede astarlama işleminin optimal şekilde gerçekleştirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı, farklı üretim teknikleriyle üretilen protez kaide materyallerine uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinin, yumuşak astar materyalinin bağlanma dayanımına etkisini değerlendirmektir. Çalışmada polimetilmetakrilat, poliamid ve 3 boyutlu yazıcıyla üretilen rezin materyalleri kullanılarak, her biri 7x12x36 mm boyutlarında iki eşit parçadan oluşturuldu ve toplamda 108 örnek elde edildi (n=36). Bu örnekler, ASTM D412-16 standardına uygun şekilde yarım dambıl formunda hazırlandı ve rastgele gruplara ayrılarak farklı yüzey işlemlerine tabi tutuldu (Kontrol grubu, Er:YAG lazer uygulama, Nd:YAG lazer uygulama, alüminyum oksitle kumlama) (n=9). Sonrasında numunelere 3 mm kalınlığında yumuşak astar uygulandı ve her bir örneğe, universal test cihazında 5 mm/dk hızında çekme testi yapıldı. Çalışmanın sonuçlarına göre kontrol gruplarındaki materyaller arasında, 3 boyutlu yazıcıyla üretilen rezin en yüksek bağlanma dayanımını gösterirken, poliamid en düşük bağlanma dayanımı gösterdi. Er:YAG lazer işlemi, tüm materyallerin yüzey özelliklerini artırmış olmakla birlikte, en belirgin etki 3 boyutlu yazıcıyla üretilen rezinde gözlemlendi. Nd:YAG lazer işlemi ise yalnızca polimetilmetakrilat üzerinde belirgin bir etki gösterdi, diğer materyaller üzerinde ise etkili olmadı.
Atmosferik basınçlı plazma ve geleneksel yüzey modifikasyon yöntemleri uygulanan CAD/CAM zirkonya blokların farklı rezin simanlarla bağlantı dayanımlarının değerlendirilmesi
Monolitik zirkonya restorasyonlara olan ilgi, CAD-CAM sistemlerinin de geliştirilmesiyle giderek artmıştır. Zirkonya restorasyonların uzun dönem klinik başarısı zirkonya ile rezin siman arasındaki adezyona bağlıdır. Bu tez çalışmasının amacı, zirkonya ile rezin siman arasındaki bağlantı gücünün arttırılmasına yönelik uygulanan atmosferik basınçlı plazma ve farklı yüzey modifikasyon yöntemlerinin zirkonyanın yüzey özelliklerine ve adeziv rezin siman sistemlerine bağlanma dayanımına etkisinin değerlendirilmesidir. Vita YZ HT monolitik zirkonya diskinden elde edilen 180 adet zirkonya örneğin yüzeyine kontrol, kumlama, lazer, plazma, primer, kumlama+primer, lazer+primer, plazma+primer, lazer+plazma+primer olmak üzere 9 farklı yüzey işlemi uygulanmıştır. Her gruptan 10ar örneğin yüzey pürüzlülüğü ve temas açısı değerleri ölçülmüş, her gruptan birer örneğe SEM-EDS ve AFM analizleri yapılmıştır. Örneklerin yarısına Rely X Ultimate Clicker adeziv rezin siman, diğer yarısına Theracem self-adeziv rezin siman uygulanmıştır. Örnekler 37ºC sıcaklıktaki distile suda 24 saat boyunca bekletilmiş, ardından makaslama bağlantı testine tabi tutulmuşlardır. Başarısızlık tipleri stereomikroskop ile incelenmiş, SEM görüntülemeleri yapılmıştır. Kumlama, primer, kumlama+primer, plazma+primer ve lazer+plazma+primer yüzey işlemlerinin Ra değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksektir. Kumlama, plazma ve lazer gruplarının temas açısı değerleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktür. Theracem siman grubunda en yüksek makaslama bağlanma değeri kumlama+primer grubunda gözlenirken bunu sırasıyla plazma+primer ve lazer+plazma+primer grupları izlemiştir. Rely X Ultimate Clicker siman grubunda en yüksek makaslama bağlanma değeri lazer+plazma+primer grubunda gözlenirken bunu sırasıyla kumlama+primer, plazma+primer ve lazer+primer grupları izlemiştir. Her iki siman grubunda da yüzey işlemi sonrası primer uygulaması makaslama bağlanma değerlerini anlamlı bir şekilde yükseltmiştir. Atmosferik basınçlı plazma tek başına uygulandığında zirkonyanın ıslanabilirliğini anlamlı olarak arttırmıştır ancak primer ile kombine kullanıldığında makaslama bağlanma değerlerini kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttırabilmiştir. Plazma+primer uygulaması öncesinde lazer uygulamasının anlamlı bir etkisi olmamıştır. Zirkonya-rezin siman bağlantı dayanımının arttırılmasında kumlama+primer ve plazma+primer uygulamaları etkin prosedürlerdir. Anahtar Kelimeler: bağlantı dayanımı, CAD/CAM, lazer, monolitik zirkonya, plazma, rezin siman
CAD/CAM sistemi ile üretilen modifiye peek, nanohibrit seramik, monolitik zirkonyum endokronların kırılma dayanımların karşılaştırılması
Bu in vitro çalışmada CAD/CAM teknolojisi yardımı ile hazırlanan üç farklı materyalden elde edilen endokronların kırılma dayanımlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Otuz adet periodontal ve ortodontik planlamalar sebebiyle çekilmiş benzer morfolojiye sahip mandibular 1. molar dişler rasgele gruplara ayrılmıştır (n=10). Örneklere kök kanal tedavisi uygulanmasının ardından endokron preparasyonları gerçekleştirilmiştir. Çalışmadaki gruplar; Grup 1; Monolitik zirkonyum endokron (KATANA UTML Zirconia, Kuraray Noritake INC., Okayama, Japonya), Grup 2; Nanohibrit seramik endokron (Cerasmart, GC Corp., Tokyo, Japonya), Grup 3; Kompozit ile veneerlenmiş modifiye PEEK (JUVORA, Juvora Ltd. Thornton Cleveleys, Lancastershire, İngiltere) endokronlar şeklindedir. Örneklerin simantasyonu dual cure rezin siman (Panavia F 2.0, Kuraray Noritake INC., Okayama, Japonya) ile gerçekleştirilmiştir. Örneklerin yaşlandırma işlemi dual akslı çiğneme simülatöründe 120.000 siklus, 1.86 Hz, 49 N parametreleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Kırılma dayanımı testi için universal test cihazı (İnstron cihazı 3345, Norwood, MA, ABD) yardımıyla dişin uzun aksı boyunca örnek kırılıncaya dek 1 mm/dk. kafa hızıyla yükleme gerçekleştirilmiştir. Kırılmaya sebep olan sıkışma dayanıklılığı değeri Newton (N) cinsinden hesaplanıp kaydedilmiştir. Parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Oneway Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Tukey HDS testi kullanılmıştır. Monolitik Zirkonyum Endokron grubunun kırılma dayanımı ortalaması (2496,5±189,1 N); Modifiye Peek Endokron (1728,2±139,2 N) ve Nanohibrit Seramik Endokron (1248,8±107,6 N)gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Modifiye Peek Endokron grubunun kırılma dayanımı ortalaması; Nanohibrit Seramik Endokron grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksektir (p<0.05). Çalışmamızda CAD/CAM sistemi ile üretimi gerçekleştirilen monolitik zirkonyum endokron grubunun kırılma dayanımı diğer gruplardan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Çalışmada yer alan üç materyalin de ağız içi maksimum çiğneme kuvvetlerinin ortalamasına kıyasla çok daha yüksek değerde kırılma dayanımı göstermiştir. Çalışmada kullanılan üç materyalinde endokron üretiminde molar dişler için kullanımının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: CAD/CAM, endokron, PEEK, kırılma dayanımı
Üst çene anterior diş eksikliklerinin bireylerin psikososyal durumuna ve yaşam kalitesine etkilerinin değerlendirilmesi
Estetik algı, bireyin kendini ifade etme biçimini, sosyal ilişkilerini ve psikolojik iyi oluşunu derinden etkileyen çok boyutlu bir kavramdır. Yüz estetiğinin en belirleyici unsurlarından biri olan dişlerin görünümü, gülümsemeyi ve bununla birlikte kişinin özgüvenini, sosyal etkileşimlerini ve yaşam kalitesine yönelik öznel algılarını doğrudan şekillendirmektedir. Bu çalışma, anterior diş eksikliğine (13, 12, 11, 21, 22, 23 numaralı dişlerden bir veya birden fazlası) sahip bireylerde dental estetiğin psikososyal etkileri ile ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı'na başvuran erişkin bireyler üzerinde yürütülmüş ve örneklem büyüklüğü analizine göre toplam 134 gönüllü katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik bilgilerle birlikte dental estetiğin psikososyal etkilerini değerlendiren PIDAQ (Dental Estetiğin Psikososyal Etkileri Ölçeği) ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini ölçen OIDP (Ağız Sağlığının Günlük Performansa Etkisi Ölçeği) uygulanmış; veriler yaş, cinsiyet, eğitim durumu, estetik algı ve klinik bulgular ile ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmelerde Shapiro-Wilk, t testi, ANOVA, Tukey HSD ve Pearson korelasyon analizleri kullanılmış, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Ayrıca her iki ölçek için Cronbach Alfa katsayısı hesaplanarak iç tutarlılık değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, anterior diş eksikliği bulunan bireylerde dental estetiğin psikososyal etkisinin belirgin düzeyde yüksek olduğunu ve bu durumun ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir. Estetik kayıpların bireylerin özgüven, sosyal etkileşim ve psikolojik iyi oluş düzeylerinde anlamlı farklılıklar yarattığı tespit edilmiş; bu bulgular doğrultusunda anterior diş eksikliğinin yalnızca fonksiyonel değil, psikososyal açıdan da önemli sonuçlar doğurduğu ve protetik tedavi planlamasında estetik algı ile yaşam kalitesi unsurlarının dikkate alınmasının gerekliliği vurgulanmıştır.
The effect of experience and gender on the comparison of direct and indirect visual tooth shade matching
Visual tooth shade matching is the most common method that is applied in dental practice. Several factors such as method, clinical experience, and gender can affect the success of shade matching. The aim of this study was to evaluate the effect of experience and gender on the comparison of direct and indirect visual tooth shade matching. The present study included the teeth of 3 volunteers with different tooth colors. The three teeth color were evaluated by 87 examiners (42 males and 45 females) who were divided into 3 groups according to clinical experience; Undergraduate Preclinical Dental Students (UPDS), Undergraduate Clinical Dental Students (UCDS), and Postgraduate Dental Students from the Department of Prosthodontics (PDS). The shade matching observations were divided into two subgroups according to the method; direct shade matching (DSM) and indirect shade matching (ISM) groups. For ISM, photos were taken from three different volunteers by the digital camera under the special requirement of lightness and camera settings. Statistical analyzes of the data were performed by using Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, and Chi-Square tests. A statistically significant difference was observed between the PDS group and the other two groups in terms of clinical experience. There was no significant difference between gender groups. No significant difference was observed between indirect and direct methods according to success frequencies. However, there was a significant difference according to SMDS values between the two methods. It is concluded that clinical experience is an effective factor while gender is not an influential factor in the shade matching process. Digital images taken under standard lighting conditions may be a reliable alternative shade matching method.
Diş hekimliği öğrencilerinin psikolojik durumları ve sosyodemografik özelliklerinin bruksizmle ilişkisi
Bruksizm, çiğneme ve yutkunma olayları haricinde dişler arasında oluşan, fonksiyonel olmayan diş sıkma ve gıcırdatma hareketidir. Bu çalışmanın amacı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencilerinde bruksizm varlığının değerlendirilerek, psikolojik durum ve sosyodemografik faktörlerle ilişkisinin incelenmesidir. Bu çalışmaya yaşları 18-26 aralığında, toplam 250 (165 kadın, 85 erkek) öğrenci dahil edildi. Öğrencilerden bruksizm varlığını tespit etmek için bruksizm anketi, sosyodemografik özelliklerini belirlemek için Kişisel Bilgi Formu ve ruhsal durumlarını saptamak için Psikolojik Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) sorularını cevaplandırmaları istendi. Veriler Kolmogorov Smirnov, Shapiro Wilk, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Çalışmamız kapsamındaki 250 öğrencinin 100' ünde (%40) bruksizm tespit edilmiştir. Öğrencilerin 115' inde (%46) yüksek psikolojik belirti düzeyi görülürken, 135' inde (%54) düşük psikolojik belirti düzeyi görülmektedir. Öğrencilerin 185' inde (%74), bruksizm görülen öğrencilerin ise 81' inde (%81) en az bir psikolojik belirti görülmüştür. Bruksizm görülen öğrencilerde, görülmeyenlere göre tüm SCL-90-R alt ölçeklerinin istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p˂0,05). Mesleğini istemeyerek seçen ve daha önce psikiyatrik tedavi gören öğrencilerin ruhsal belirti gösterme durumunun anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (p˂0,05). Bruksizm varlığının cinsiyete bağlı olduğu, kadınlarda hem bruksizmin (p˂0,05) hem de psikolojik belirti seviyelerinin erkeklere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür (p˂0,05). Çalışma sonuçları doğrultusunda diş hekimliği öğrencilerinde bruksizmin yaygın olduğu, cinsiyetin ve psikososyal faktörlerin bruksizm etiyolojisi üzerinde etkin bir rol oynayabileceği gözlenmiştir.
Diş hekimlerinin CAD/CAM kullanımı ile ilgili algılarının ve COVİD-19 pandemisi sırasında protetik rehabilitasyonda dijital iş akışının rolünün değerlendirilmesi
Bilgisayar destekli tasarım/bilgisayar destekli üretim teknolojisi, hastaların ihtiyaçlarını karşılamak adına hızla gelişim göstermiş bir teknolojidir. Bu teknoloji sayesinde aynı gün, hasta başı restorasyonları üretebilme imkanı hastalar ve diş hekimleri için oldukça avantajlı bir durum haline gelmiştir. Bu çalışmada; CAD/CAM özelliklerinin diş hekimleri tarafından kullanımı ile ilgili araştırma yapılarak; CAD/CAM teknolojisinin diş hekimliğinde kullanım türleri, malzemeleri, algılanan faydaları ve dezavantajları ile ilgili bilgiyi ortaya çıkartmak amaçlanmıştır. Covid-19 pandemisi esnasında ertelenemeyen protetik diş tedavilerinde, hastaların protetik olarak rehabilite edilmesi gerekmektedir. Çalışmada ek olarak Covid-19 pandemisi sırasında CAD/CAM dijital iş akışı protokolünün hastalar ve diş hekimleri için olası enfeksiyon riskini sınırlamasının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Dört adet bölümden ve 23 adet sorudan oluşan bir anket hazırlanmıştır. Anketin ilk bölümü; diş hekimlerinin demografik özelliklerine ilişkin verileri toplamayı amaçlamaktadır. İkinci bölüm CAD/CAM kullanıcıları ile ilgili, 3. bölüm CAD/CAM sistemi kullanmayan katılımcılar ile ilgili soruları içermektedir. Dördüncü son bölümde ise tüm katılımcılara ait sorular mevcuttur. Çalışmadaki anket sonuçlarına göre, Covid-19 pandemisi sırasında CAD/CAM tamamen dijital iş akışı, geleneksel iş akışına göre Covid-19 bulaş riskini azalttığı yönündeki seçenek katılımcılar tarafından %80,5 oranında seçilmiştir. CAD/CAM sistemi bitmiş restorasyonlarda en az tatmin edici yön estetik olarak bulunmuştur. CAD/CAM dijital iş akışı kullanımı ile dental malzeme kullanımında farklılıklara yol açması arasında pozitif korelasyon bulunmuştur.
Tam dişsiz arkların implant destekli vida tutuculu protezlerle rehabilitasyonunda dijital ölçü yönteminin değerlendirilmesi
Tam ark implant destekli vida tutuculu protetik restorasyonlarda pasif uyumu belirleyen en önemli aşama ölçü alma işlemidir. Son yıllarda ağız içi tarayıcılardaki gelişmelerle birlikte, dijital ölçü yönteminin implant destekli protetik restorasyonlarda kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır ancak tam dişsiz arklarda kullanımı ile ilgili yeterli klinik çalışma mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı tam dişsiz arklarda dijital ölçü yönteminin geleneksel ölçü yöntemine göre doğruluğunu araştırmaktır. Bu amaçla, implantları All-on-4 konseptine göre yerleştirilmiş tam dişsiz hastalardan splintlenmiş açık kaşık ölçü yöntemi ile geleneksel ölçü alındı, elde edilen alçı modeller üç boyutlu optik tarayıcı ile tarandı ve bu veriler CEREC AC Omnicam ağız içi tarayıcı (Dentsply Sirona, Bensheim, Almanya) ile elde edilen dijital ölçü verileri ile bilgisayar yazılımı aracılığıyla çakıştırıldı. 52 adet implanta ait noktasal sapma ve lineer mesafe ölçüm değerleri, implantların açılı/düz olmasına, dijital ölçü almaya başlanan kadranda/karşıt kadranda bulunmasına, üst/alt çenede olmasına göre gruplandırılarak karşılaştırıldı. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Üç boyutlu sapma eşik değeri 100 µm olarak alındığında, tam ark implant destekli protetik rehabilitasyonda dijital ölçü yönteminin geleneksel ölçüye alternatif olarak kullanılamayacağı bulundu. Tam dişsiz arklarda dijital ölçünün çevre dokulardan, anatomik işaret noktası eksikliğinden ve ağıziçi tarayıcının özelliklerinden nasıl etkilendiği ve nasıl daha yüksek doğruluk elde edilebileceğinin araştırılması için daha fazla in vivo çalışmaya ihtiyaç vardır.
Estetik algının dentolabial ve fasiyal analizler ile korelasyonu
Güzel bir gülüşün genel yüz estetiği, mutluluk ve imaj üzerindeki etkisi çok açıktır. Gülüşün yüz estetiği üzerindeki etkisi toplum tarafından kabul edilmiştir. Estetik algı göreceli olmakla birlikte, hekimlerin hastalarda estetik gülümseme sağlaması belirli kurallar çerçevesinde çalışmalarını gerektirmektedir. Bu bağlamda, objektif dentolabial ve fasiyal analiz sonuçlarının, subjektif estetik algı sonuçları ile karşılaştırılması önem arz etmektedir. Bu çalışmada 4 protez uzmanı, 4 protez bölümü uzmanlık öğrencisi ve 4 stajyer diş hekimi değerlendirici olarak belirlenmiştir. Fasiyal/ dentolabial estetik değerlendirmeler için, 100 adet gönüllüden alınmış tam yüz ve gülümseme fotoğraflarını, estetik olup olmadığı yönünde 6 kriter bağlamında değerlendirmeleri istenmiştir. İlgili fotoğraflar, literatür desteğiyle referans olarak belirlenen değerler göz önüne alınarak objektif olarak, dijital ortamda da incelenmiştir. İstatistiksel olarak, değerlendiricilerin subjektif sonuçları ve bu objektif referans değerler arası karşılaştırmalar Cohen's Kappa testi; fasiyal ve dentolabial estetik algı değerlendirme karşılaştırmaları ise Ki-kare testi ile yapılmıştır. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre öznel olan estetik algı büyük oranda objektif sonuçlar ile uyumlu çıkmıştır. Estetik algının objektif sonuçlarla olan uyumu artan mesleki tecrübeden etkilenmemiş ve bu bağlamda değerlendirici grupları arasında fark görülmemiştir. Estetik değerlendirmelerde sadece ağız bölgesinin değil tüm yüz analiz sonuçlarının irdelenmesi, tedavi başarısını olumlu yönde etkileme potansiyeline sahiptir.
Bruksizmli hastalarda temporomandibular eklem rahatsızlıklarının, algılanan stres ve oral alışkanlıkların değerlendirilmesi
Bruksizm, diş sıkma ve gıcırdatmanın birlikte veya ayrı ayrı görülebildiği; tekrarlayan çene ve kas hareketlerinden oluşan parafonksiyonel bir alışkanlıktır. Etiyolojisinde pek çok faktör rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı' na başvuran bruksizm hastalarında sosyodemografik özellikler, temporomandibular düzensizlik, bruksizm harici diğer parafonksiyonel alışkanlıklar ve emosyonel stres seviyesinin incelenmesidir. Çalışmaya gönüllü 100 bruksizm hastası ve 100 sağlıklı hasta dahil edilmiştir. Sosyodemografik özellikleri belirlemek için her iki gruba da kişisel bilgileri içeren anket, temporomandibular rahatsızlık düzeyini ölçmek için Fonseca anamnestik anketi, parafonksiyonel alışkanlıkların tesbiti için Oral Alışkanlıklar Anketi ve stres seviyesini ölçmek için Algılanan Stres Ölçeği soruları yöneltilmiştir. Verilerin analizi için Kolmogorov Smirnov, t testi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Sosyodemografik anket sonucu kadınlarda bruksizm oranının daha fazla olduğu görüldü. Bruksizm görülen hastalarda kontrol grubuna göre temporomandibular düzensizlik seviyesinin istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek olduğu görüldü (p<0,001). Bruksizm hastalarındaki çiğneme kası, eklem ve baş ağrısı görülme oranının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bruksizm görülen hastalarda diğer oral alışkanlıkların görülme oranı kontrol grubuna göre daha yüksek olarak tespit edildi (p<0,001). En yaygın görülen oral alışkanlıkların sakız çiğneme ve tek taraflı yemek yeme olduğu görüldü. Algılanan stres seviyesinin bruksizm görülen hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı seviyede farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p<0,001). Çalışma grubunda algılanan stres seviyesi ortalama skoru 65, sağlıklı hasta grubunda ise 10 olarak tespit edildi. Çalışma sonuçlarına göre bruksizmin multifaktöriyel bir etiyolojisi olduğu, psikolojik destek ve disiplinler arası bir tedavi planıyla bu parafonksiyonel alışkanlığın azaltılabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler, Algılanan stres, bruksizm, oral alışkanlık, parafonksiyon, temporomandibular düzensizlik
Konvansiyonel ve dijital tekniklerle elde edilen dental ölçülerin hastaların algılarına göre kabul edilebilirliği, tedavi konforu ve stres açısından değerlendirilmesi
Son teknolojik gelişmeler, ağız içi taramaları ve dijital modelleri, geleneksel ölçü tekniklerine umut verici bir alternatif haline getirmiştir. Bu çalışmada geleneksel ölçü yöntemi (tek aşamalı karıştırma tekniği) ve iki farklı ağız içi dijital tarayıcı (direkt teknik) uygulanarak elde edilen ölçülerin zaman etkinliği, hastaların bakış açılarına göre tedavi konforu, tercih edilebilirlik ve stres açısından karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya gönüllülük esasına bağlı olarak, geleneksel ya da dijital ölçü konusunda daha önce deneyimi olmayan yirmi yedi katılımcı (14 erkek, 13 kadın) dahil edildi. Bu hastalardan ilave tipi silikon (Elite HD+, Zhermack, İtalya) ve iki farklı dijital tarayıcı (Cerec Omnicam AC, Dentsplay Sirona, Almanya ve TRIOS 3, 3Shape, Danimarka) kullanılarak ölçüler alındı. Her bir ölçü yöntemi, 2-3 hafta ara ile uygulandı. Ölçüler alındıktan hemen sonra katılımcıların ölçü tekniklerine yönelik tutumları, tercihleri ve algıları standart bir anket kullanılarak değerlendirildi. Algılanan stres ve ağrı, Durumluluk Kaygı Ölçeği (STAI-S) ve Vizüel Görsel Skala (VAS) kullanılarak belirlendi. Ölçü tekniklerinin adımları (kaşık seçimi, çalışma zamanı vb.) saniye cinsinden kaydedildi. İstatistiksel analizler, Friedman ve Tekrarlı Ölçüler testleri ile yapıldı ve p< 0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Çalışmanın sonucunda, toplam çalışma süresi ve işlem adımları arasında anlamlı bir fark bulundu. TRIOS 3 dijital sisteminin diğer tekniklere göre zaman açısından daha verimli olduğu görüldü. TRIOS 3 dijital tarayıcısının diğer tekniklere göre daha konforlu olduğunu belirtildi ve üç teknik arasında TRIOS 3 dijital tarayıcısı hastalar tarafından tercih edildi.
CAD/CAM ile üretilmiş polietereterketon post sistemlerinin dentine bağlanma dayanımlarının itme testi ile değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı farklı içerikteki PEEK materyalleri kullanarak hazırlanan dental postların dentine bağlanma dayanımlarının itme testi ile değerlendirilmesi ve ayrılma tiplerinin karşılaştırılmasıdır. Çeşitli sebeplerle çekilmiş 60 tane mandibular premolar diş rastgele 3 gruba ayrıldı (n=20). Her bir gruptaki dişin koronali, mine-sement sınırının 2 mm apikalinden kesildi. Kanal içi post preparasyonu yapılmış dişlere CAD/CAM yöntemi ile her biri farklı içerikteki PEEK materyalinden 20'şer adet kişisel post elde edildi. Elde edilen postların yarısına Monobond, diğer yarısına Visiolink bağlanma ajanları uygulandı. Panavia F 2.0 dual kür rezin siman ile simante edildi. Her bir dişten koronal, orta, apikal olmak üzere 1-mm kesitler alındı. 180 adet dentin diski elde edildi ve 0.5 mm/dk hızla geleneksel test cihazında bağlanma dayanımı başarısız olana dek itme kuvveti uygulandı. Bağlanma dayanımın başarısız olduğu değerler MPa cinsinden kaydedildi. Çalışmada, istatistiksel analiz için ANOVA testi ve Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmış olup; p<0,05 olması durumunda anlamlı bir farklılığın olduğu, p>0,05 olması durumunda ise anlamlı bir farklılığın olmadığı belirtilmiştir. Bağlanma dayanımı (MPa) üzerine etki eden faktörler incelendiğinde; materyallerin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmaktadır (p<0,05). Kesitlerin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmaktadır (p<0,05). Bond türünün bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmaktadır (p<0,05). Materyal ve kesit etkileşiminin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Materyal ve bond etkileşiminin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Kesit ve bond etkileşiminin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Materyal, kesit ve bond etkileşiminin bağlanma dayanımı (MPa) üzerine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Postlar ve adeziv rezin simanlar arasındaki bağlanma dayanımı başarısızlık tipleri steromikroskop ile 40x büyütmede incelendi. Gruplar içerisinde en fazla oranda adeziv başarısızlık olduğu rapor edildi. Yapılan çalışma sonucunda saf PEEK ve modifiye PEEK materyallerinden üretilen postlar klinik kullanımda başarı göstereceği konusunda umut vermiştir. Anahtar kelimeler: Post, Rezin Siman, Polieter Eter Keton, PEEK, Bağlanma dayanımı, İtme Testi
CAD/CAM yardımıyla kişiye özel hazırlanmış polietereterketon post-korların kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada farklı kompozisyondaki CAD-CAM ile üretilmiş PEEK materyallerinden kişiye özgü hazırlanan post-korların kırılma dayanımlarının ve kırılma tiplerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda kök boyu boyutları eşit olan 60 adet insan mandibular birinci premolar dişi 6 gruba ayrılarak (n=10) kök kanal tedavileri yapılmış ve dişler mine sement sınırının 2 mm üzerinden köklerinden ayrılmıştır. Dekoronasyon işlemi sonucunda dişlere 1 mm genişlikte shoulder basamak oluşturulup 2 mm yüksekliğinde ferrule elde edildi. Kırılma dayanımı testi için dişlere 1.6 mm çapındaki drillerle 10 mm derinliğinde post boşlukları oluşturuldu. Çalışmamızda post kor grupları; Everstick Cam Fiber Post Kor (Grup GF), Zirkonya Post Kor (Grup Z), Metal (Cr-Co) Post Kor (Grup M), Doldurucusuz saf PEEK Post Kor (GrupUP), %80 PEEK ile % 20 TiO2 Dolduruculu Post Kor (Grup TP), %80 PEEK ile %20 Seramik Dolduruculu Post Kor (Grup CP) olmak üzere 6 gruptan oluşturuldu. Post yuvalarına Everstick cam fiber, zirkonya, krom-kobalt (Cr-Co) metal, saf PEEK, %20 titanyum dioksit (TiO2) içerikli PEEK, %20 nanoseramik içerikli PEEK postlar uygulandı. Örnekler için koping oluşturuldu, simante edildi. Universal test cihazı ile dişin uzun aksına 135o eğimle statik yükleme yapıldı. Gruplar arasında ortalama kırılma dayanımı istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA) ile değerlendirildi ve post hoc Tukey HSD testi kullanılarak farka neden olan durumlar tespit edildi. Bulgular: İstatistiksel analiz sonuçlarına göre gruplar arasında ortalama kırılma dayanıklılığı yönünden anlamlı farklılık bulundu (F=7,830 ve p<0.05). Z grubu (409,34 N) UP grubundan 286,64 N), CP grubundan (298,00N) ve TP grubundan (280,08 N) anlamlı ölçüde daha yüksekti. M grubu (376,17 N) UP grubundan (286,64 N) ve TP grubundan (280,08 N) anlamlı ölçüde yüksekti. Diğer grupların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Z grubunda tamir edilebilir kırılma tipleri çoğunlukta olurken; diğer tüm gruplarda tamir edilemeyecek kırılma tipleri çoğunlukta bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda tüm gruplar içerisinde zirkonya postlar kırılma dayanımı açısından en dayanıklı grup olurken TiO2 içerikli PEEK grubu en düşük kırılma dayanımına sahip grup olmuştur. Saf PEEK ve PEEK kompozit materyallerinin klinikte post materyali olarak kullanılabilmesi için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Polietereterketon, PEEK, kırılma dayanımı, post, post-kor
Konvansiyonel ve dijital teknikler ile üretilen endokronlarda marjinal ve internal uyumun değerlendirilmesi
Aşırı madde kaybı olan kök kanal tedavili dişlerin restorasyonunda uygulanabilecek tedavi seçenekleri arasında endokronlar iyi bir seçimdir. Endokron restorasyonların başarılı olabilmesi için marjinal ve internal uyumlarının yüksek olması gerekmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dijital yöntemlere eğilim artmaktadır. Çalışmamızda konvansiyonel ve dijital ölçü yöntemleri kullanılarak, lityum disilikat içerikli seramik bloklar ile CAD-CAM ve ısı-basınç yöntemleriyle üretilen endokronların marjinal ve internal uyumlarının karşılaştırılması amaçlandı. Alt 1. molar dişlere (n=40) kök kanal tedavisinin ardından endokron kaviteleri açıldı ve dişler 4 gruba (n=10) ayrıldı. Birinci grupta konvansiyonel ölçü ve elde mum tekniğinden yararlanarak ısı-basınç yöntemi ile (CON), ikinci grupta dijital ölçü ve CAD-CAM mum diskinden kazıma tekniğinden yararlanarak ısı-basınç yöntemi ile (DCD), üçüncü grupta dijital ölçü ve rezin paterni 3B yazıcı ile üretim tekniğinden yararlanıldı ve endokron üretim aşaması boyunca ısı-basınç yöntemi (D3D) kullanıldı ve dördüncü grupta dijital ölçü ve CAD-CAM cihazından kazıma yöntemi ile (DC) endokronlar üretildi. Tüm restorasyonların silikon replikaları elde edilerek stereomikroskop cihazında replikaların marjinal ve internal aralıkları ölçüldü. İstatistik analiz yapıldı. İntraoral dijital ölçü, 3B yazıcı ile üretilen rezin patern, ısı-basınç tekniği ile elde edilen endokronlarda en yüksek marjinal uyum görüldü. İntraoral dijital ölçü, CAD-CAM mum diskten kazınan mum patern, ısı-basınç tekniği ile elde edilen endokronlarda en yüksek internal uyum görüldü. Elde edilen tüm örneklerin marjinal ve internal uyumu klinik olarak kabul edilebilir sınırlar içerisinde bulundu. Dijital ölçü yöntemi ile elde edilen endokronlarda daha yüksek marjinal uyum elde edildi.
Farklı oranlarda bor ilavesinin üç boyutlu yazıcı ile üretilen daimi kron rezinlerinin yüzey pürüzlülüğü ve antibakteriyel özelliklerine etkisinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı, üç boyutlu yazıcı ile üretilen daimi kron rezinine bor elementi ilavesinin fırçalama öncesi ve sonrası materyalin renk stabilitesi, yüzey pürüzlülüğü ve antibakteriyel özelliklerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda UV ışını ile polimerize olan ve üç boyutlu yazıcı ile üretilen daimi kron rezinine farklı oranlarda (%0, %1, %2 ve %3) sodyum pentaborat ilave edilerek örnekler hazırlandı. SLA üretim teknolojisine sahip olan yazıcıda, toplamda 148 örnek üretilerek dört gruba ayrıldı. Tüm örneklerin yüzeyleri silikon karbit zımpara kağıdı (600, 800, 1000, 1200 grid) kullanılarak zımparalandı ve ardından 2.5 bar basınç altında 110µm Al2O3 kumlama yapıldı. Daha sonra yüzeylere polisaj patı uygulandı. Örnekler, fırçalama simülatöründe 10.000 devirlik fırçalama işlemine tabi tutuldu. Fırçalama öncesi ve sonrasında yüzey pürüzlülükleri profilometre cihazı ve FE-SEM mikroskobu, renk değişikliği ölçümleri spektrofotometre cihazı ile yapıldı. ISO 22196 standardına uygun yöntem kullanılarak, hazırlanan örneklerin antibakteriyel etkisi incelendi. Renk değişimi, Kruskal-Wallis testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi ve ardından çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile gerçekleştirildi. Yüzey pürüzlülüğü değerleri ise iki yönlü ROBUST ANOVA testi kullanılarak incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testiyle değerlendirildi. Fırçalama işlemi sonrasında gruplar karşılaştırıldığında karışımdaki sodyum pentaborat oranındaki artışın renk değişim değerini arttırdığı izlendi. Benzer şekilde fırçalama işlemi sonrasında yüzey pürüzlülüğünün arttığı, en yüksek yüzey pürüzlülüğünün %3 sodyum pentaborat içeren örnek grubunda olduğu tespit edildi. Antibakteriyel özelliğin örneklerdeki bor ilavesine bağlı olarak arttığı gözlendi.
Bruksizm hastalarında uygulanan farklı tedavi tekniklerinin masseter kas kalınlığı ve ağrı düzeyine etkisinin değerlendirilmesi
Emel Taşdemir, Bruksizm Hastalarında Uygulanan Farklı Tedavi Tekniklerinin Masseter Kas Kalınlığı ve Ağrı Düzeyine Etkisinin Değerlendirilmesi. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2024. Bruksizm, gün içinde veya uyku sırasında diş sıkma ve gıcırdatmayı içeren parafonksiyonel aktiviteler olarak ifade edilir. Etyolojisi tam olarak belirlenemeyen bruksizme; stres, uyku bozuklukları, travma, sigara kullanımı, kafein alımı gibi faktörlerin neden olabileceği tahmin edilmektedir. Bruksizm tedavisinde; oklüzal splintler, botoks, hipnoz kullanılabilir. Bu çalışmanın amacı; bruksizm tedavisinde tedavi tekniklerinin hastaların masseter kas kalınlığına, ağrı düzeyine, oral alışkanlıklarına ve maksimum ağız açıklıklarına etkisini değerlendirmektir. Bu çalışma Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi bölümüne diş sıkma şikayetiyle başvuran 48 hasta üzerinde yürütüldü. Her grupta 12 kişi olmak üzere hastalar gruplara rastgele dağıtıldı. Birinci gruba koruyucu önerilerde bulunuldu. İkinci gruba oklüzal splint, üçüncü gruba botulinum toksin A ve dördüncü gruba bu iki tedavi birlikte uygulandı. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası 1., 3. ve 6.ayda masseter kas kalınlıkları ölçüldü, maksimum ağız açıklıkları belirlendi ve ağrı düzeylerini VAS ağrı skalasında işaretlemeleri istendi. Tedavi öncesi ve sonrası 6. ayda Fonseca Anamnestik ve Oral Alışkanlık Anketini doldurulması istendi. Verilerin analizi için Kolmogorov Simirnov, Shapiro-Wilk, ANOVA, Ki-Kare, MC Nemar kullanıldı. Mevcut çalışma sonuçları incelendiğinde; oklüzal splint ve botoks tedavisi, hastaların ağrı düzeylerini ve masseter kas kalınlıklarını azalttığı, maksimum ağız açıklığını artırdığı, oral alışkanlık ve temporomandibular eklem bozukluk düzeyine olumlu etki gösterdiği bulundu. Ancak bu tedavi tekniklerinin tedavi başarı yüzdelerinin farklı olduğu görüldü. ANAHTAR KELİMELER: Botoks, Bruksizm, Masseter kas hipertrofisi, Oklüzal splint, Ultrasonografi
Sabit protetik restorasyonların söküm nedenlerinin ve ağızda kalma sürelerinin değerlendirilmesi
Zeynep CEYLAN, Sabit Protetik Restorasyonların Söküm Nedenlerinin ve Ağızda Kalma Sürelerinin Değerlendirilmesi, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Zonguldak, 2024. Sabit protetik tedaviler, diş eksikliği bulunan hastalarda estetik, fonksiyon ve fonasyonun yeniden kazandırılması amacıyla uygulanmaktadır. Sabit protetik tedaviler çeşitli nedenlerle başarısız olabilmekte ve sökümleri gerekmektedir. Bu çalışmada, Protetik Diş Tedavisi kliniğine protezlerinin sökümü amacıyla gelen hastalarda, protezin kullanım süresinin, yapıldığı materyalin, yapıldığı kurumun, ağız içerisinde bulunduğu bölgenin, sökümü isteyen bölümün, hastanın protezi ile ilgili şikayetinin, söküm nedeninin, söküm öncesi mevcut klinik ve radyografik durumunun, söküm yönteminin ve söküm sonrası mevcut klinik durumunun dağılımının incelenmesi ve bunların birbirleri ile olan ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, yaşları 14 ile 79 arasında değişen 95 kadın ve 87 erkek olmak üzere toplam 182 hasta ile gerçekleştirildi. Toplamda 220 kron ve köprü protezinin sökümü değerlendirildi. Söküm sonrası elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılıma uymayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Dunn testi ile incelendi. Kategorik verilerin karşılaştırılmasında Fisher Freeman Halton testi, Pearson Ki Kare testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmeli Z testi ile incelendi. Çalışmanın sonucunda, sökümü yapılan protezlerin en sık söküm nedeni protezin yenilenmesi olmuştur. Sökülen protezlerin kullanım süreleri incelendiğinde 10 yıldan uzun süredir kullanılanlar en büyük grubu oluşturmuştur. Üniversite hastanelerinde yapılmış protezlerin en sık söküm nedeni ağrıyken, özel kliniklerde ve devlet kurumlarında yapılmış protezlerin en sık söküm nedeni protezin yenilenmesi olmuştur. Anahtar kelimeler: Kron-köprü sökümü, Kullanım süresi, Sabit protez, Söküm nedeni, Söküm yöntemi.
Dentolabial değişkenlerin estetik algı ile ilişkisinin göz takip cihazı ile değerlendirilmesi
Çekici bir gülümseme, bireyin dış görünüşüne katkıda bulunarak ve insanlar üzerindeki olumlu izlenimi artırır. Güzellik subjektif bir yorum olduğu için, estetik kılavuzlar yanlış anlamaları ve gereksiz tedavileri azaltarak sonuçların iyileşmesini sağlar. Eğitimin, estetik algı ve tedavi gereksinimlerinde büyük rolü vardır ve fakülteler arasında farklılık gösterir. Göz takip teknolojisi, estetik değişkenlere odaklanma seviyelerini nesnel olarak değerlendirmekte kullanılabilir. Çalışmanın amacı, diş hekimliği öğrencilerinin estetik değişkenlere odaklanma düzeylerini ve eğitim seviyesi ile gülümseme parametrelerini değerlendirme derecesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışmaya, 189 (71 erkek, 118 kadın) öğrenci dahil edildi. İdeal gülümsemeye sahip bir gönüllüden alınan cephe fotoğrafı üzerinde orta hat, gülme hattı, bukkal koridor ve oklüzal kant parametreleri dijital olarak değiştirelerek modifiye fotoğraflar oluşturuldu. Bu fotoğraflar, bir grup yüz ve diğer grup sadece gülümseme görüntüsü kırpılmış şekilde iki gruba ayrılarak göz takip cihazı programına (Tobii X2-60, Stokholm, İsveç) yüklendi ve rastgele şekilde gözlemcilere gösterilerek göz takip cihazı (Tobii Spark) ile bireylerin ilgili alanlara ilk ve toplam odaklanma süresi, ve ziyaret sayısı kaydedildi. Katılımcılar, her fotoğraf için Likert ölçeğinde beğeni skorlarını kaydetti. Çalışmanın sonuçlarına göre bukkal koridor değişkeninde öğrencilerin dönem durumlarına göre anlamlı farklılık olduğu görüldü. Eğitim seviyesi arttıkça estetik algı seviyesinde kısmi artış bulundu. Tüm değişkenler için kontrol gruplarından sapma miktarları arttıkça beğeni seviyelerinin likert ölçeğine göre düştüğü görüldü.
Diş hekimliğinde konvansiyonel ve dijital renk seçim yöntemlerinin karşılaştırılması
Diş hekimliği alanında estetik sonuçların elde edilmesi, dental restorasyonların doğal dişlerle olan renk uyumuna bağlıdır. Dişlerin karmaşık optik özellikleri göz önünde bulundurulduğunda, renk seçimi hem önemli hem de zorlu bir adımdır. Renk seçimi, görsel ve enstrümantal yöntemlerle gerçekleştirilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, diş hekimliğinde renk seçiminde kullanılan görsel ve dijital araçlar olan renk skalası, spektrofotometre ve ağız içi tarayıcının doğruluğunu ve tekrarlanabilirliğini karşılaştırmaktır. Bu çalışmaya gönüllülük esasına bağlı olarak 194 diş hekimliği öğrencisi (81 erkek, 113 kadın) dahil edildi. Görsel olarak Vita 3D-Master renk skalası (Vita Zahnfabrik, Bad Säckingen,Almanya); enstrümantal olarak Vita Easyshade Advance (Vita Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) spektrofotometre ve CEREC AC Omnicam (Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) ağız içi tarayıcı kullanılarak sağ üst santral dişlerin orta üçlüsünden renk ölçümü yapıldı. Vita Easyshade Advance referans cihaz kabul edildi. Görsel renk seçimleri ve ağız içi tarayıcı ile yapılan renk ölçümleri; spektrofotometre renk ölçümleri ile karşılaştırıldı. Üç test grubunun tekrarlanabilirliği, ölçümlerin üç kopya halinde tekrarlanmasıyla incelenmiştir. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışmanın sonucunda, spektrofotometre ve görsel renk seçim sonuçları benzer bulundu. CEREC AC Omnicam ağız içi tarayıcının renk ölçüm sonuçları spektrofotometre ve görsel renk seçim sonuçlarından farklılık gösterdi. CEREC AC Omnicam ve spektrofotometre yöntemlerinin tekrarlanabilirliklerinin benzer olduğu ve görsel yöntem tekrarlanabilirliklerinden daha yüksek olduğu görüldü.
Nanopartikül ilavesinin farklı protez kaide rezinlerinin mekanik ve fiziksel özelliklerine etkisinin değerlendirilmesi
Protetik diş hekimliğinde hareketli protezlerin yapımında sıklıkla kullanılan polimetilmetakrilat (PMMA), üretim sürecindeki kolaylılığı, biyouyumlu olması ve toksik özelliğinin olmaması gibi avantajlara sahiptir. Ancak kırılgan yapıya ve düşük boyutsal stabiliteye sahip olması bu materyalin performansını sınırlamaktadır. Teknolojik gelişmelerle birlikte 3 boyutlu (3B) yazıcı sistemleri ile üretilen protez kaidelerinin kullanımı, PMMA'nın özelliklerinin iyileştirilmesi, hasta konforunun artırılması ve daha fonksiyonel protezlerin elde edilmesi amacıyla giderek yaygınlaşmaktadır. Ayrıca hem PMMA'nın hem de 3B yazıcı ile üretilen rezinlerin nanopartiküllerle modifiye edilmesi mekanik ve fiziksel özellikler üzerinde olumlu bir etki sağlamaktadır. Bu tez çalışmasında nanopartikül türlerinin ve konsantrasyonlarının kaide rezinlerinin performansı üzerindeki etkileri incelenmektedir. Çalışmamızda PMMA ve 3B yazıcı ile üretilen rezinler %0, %0.5, %1 ve %1.5 konsantrasyonlardaki titanyum dioksit (TiO2) ve gümüş (Ag) nanopartikülleri ile modifiye edilerek toplamda 322 adet örnek hazırlandı. Nanopartikül ilavesinin rezinlerin, eğilme dayanımı ve elastik modül değerleri, dinamik mekanik analizi, yüzey sertliği ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkileri değerlendirildi. Ayrıca taramalı elektron mikroskop (SEM) görüntüleri elde edilerek yüzey değişimleri incelendi. Veriler IBM SPSS V23, Minitab v14 ve R programları ile analiz edildi. Elde edilen bulgulara göre, PMMA ve 3B yazıcı rezin gruplarının eğilme dayanımı, yüzey pürüzlülüğü ve sertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar görülmesine rağmen (p<0.05) elastik modül değerlerinin arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Bununla birlikte, storage modülü değerlerinin TiO₂ takviyesi ile arttığı; ancak 3B yazıcı ile üretilen rezinlerde loss modülü ve tanjant değerlerinin PMMA'ya kıyasla daha yüksek olduğu ve yüksek sıcaklıklarda mekanik özelliklerin daha iyi korunduğu tespit edildi.
Vital molar dişlere uygulanan seramik ve kompozit inleylerde kavite duvar kalınlıklarının ve açılandırılmalarının stres dağılımına etkilerinin incelenmesi
Son yıllarda, adeziv ve restoratif materyallerdeki gelişmelere bağlıolarak posterior dişlerde meydana gelen doku kaybını estetik inley ile restoreetmeye ilgi artmıştır.Bu çalışmada vital mandibular 1. molar dişlere uygulanan seramik vekompozit inleylerde kavite duvar kalınlıklarının ve açılandırılmalarının stresdağılımına etkileri sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelemiştir.Mandibular 1. molar diş ve çevre dokuları modellendikten sonra üç farklıkavite taban genişliğine ve dört farklı toplam kavite duvar açısına sahip MODkaviteler oluşturulmuştur. Modeller seramik ve iki farklı elastisite modülünesahip kompozit inley ile restore edilmiş ve vertikal eksende 5 mm çapında küreile temas noktaları restorasyon içerisinde kalacak şekilde 200N kuvvetuygulanmıştır. Diş yapılarında meydana gelen eşdeğer stres bulgularıincelenmiştir.Analizler incelendiğinde seramik inley ile restore edilen molar dişlerdekalan duvar kalınlığı azaldıkça, stres miktarının değişmediği, kompozit inleylerile restore edilen dişlerde ise stres miktarının arttığı görülmüştür. Ayrıca seramikinley ile restore edilen molar dişlerde toplam kavite duvar açısı arttıkça oluşanstres miktarı değişmezken, kompozit inleyler ile restore edilen dişlerde toplamkavite duvar açısı arttıkça meydana gelen streslerde artış gözlemlenmiştir.Çalışmada vital molar dişlerin restorasyonunda kullanılan inley materyalinebağlı olarak elastisite modülü değeri arttıkça, kalan diş yapılarına iletilen stresmiktarının azaldığı sonucuna varılmıştır.
Rezeke edilmiş dişsiz mandibulada farklı implant üstü protetik tasarımların implant alt yapılarda oluşturduğu kuvvet dağılımlarının sonlu elemanlar stres analiz yöntemiyle incelenmesi
Bu çalışmada sol tarafı marjinal olarak rezeke edilmiş tam dişsiz alt çenelere yerleştirilen 2 adet implant üzerinde 4 farklı protetik tasarıma gelen kuvvetlerin, implantlarda ve kemikte oluşturdukları streslerin miktarı ve alanları 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi ile incelendi.Çalışmamızda sol tarafı marjinal olarak rezeke edilmiş tam dişsiz alt çeneye 2 adet implant üzerine, ball tutuculu overdenture protez, bar tutuculu overdenture protez, locator tutuculu overdenture protez ve o ring tutuculu overdenture protez yapılmıştır. Her bir modelde 1. Molar dişin merkezinden vertikal ve bukkal yüzeyinden horizantal olmak üzere 100 N kuvvet uygulanmıştır. Oluşan stresler algor fempro programıyla incelenmiştir.Çalışmamızın sınırları dahilinde stres değerleri karşılaştırıldığında, en yüksek stres değeri bar tutuculu overdenture tasarımında ki implantlarda ve çevresindeki kemikte görülmüştür. En düşük stres değeri ise o ring tutuculu overdenture tasarımında ki implantlarda görülmüştür. Stresler kortikal kemik seviyesinde yoğunlaşmıştır.Anahtar Sözcükler: Ball tutucu, bar tutucu, locator tutucu, o ring tutucu, implant overdenture, sonlu elemanlar stres analiz yöntemi
Farklı implant planlamalarının yapıldığı tam dişsiz yarık damaklarda oklüzal kuvvetler altında oluşan gerilimin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi
Çalışmamızda tek taraflı tam damak yarıklı maksillamodellerinde mini dental implantlar ve geleneksel implantlar kullanılarakfarklı planlamalarda oklüzal kuvvetler altında kortikal kemikte oluşangerilme miktarları sonlu elemanlar analiz yöntemi ile değerlendirildi.Yarık damaklı modellere 1. premolar, 2. premolar ve 1. molarbölgelerine denk gelecek şekilde iki, dört ve altı implantlı tasarımlaryapıldı. Üzerlerine geleneksel implantlara topuz başlı, mini implantlara dao ring topuz başlı tutucuya sahip overdenture protezler sanal olarakoluşturuldu. Tüm modellerde altı farklı oklüzal yüklemedeki asal gerilmemiktarları değerlendirildi. Oklüzal kuvvet değeri olarak seçilen 100 Ndeğeri, vertikal ve horizontal olarak 1. molar dişlerin ve santral dişlerinüzerinden uygulandı.Tüm yüklemelerde altı mini dental implantlı model tümmodellere göre avantajlı bulundu. Gerilmelerin en yüksek değerde çıktığımodel geleneksel ve mini dental implantın birlikte kullanıldığı model olaraktespit edildi. Tüm modellerde vertikal yüklemelerdeki gerilme değerlerilateral kuvvetlerdeki gerilme değerlerine göre daha düşük bulundu. Minidental implantlı modellerde gerilme değerlerinin düşük olması o ringparçanın stresleri kırıcı özelliğine bağlandı.
Üst çene üç implant üstü beş üye restorasyonlarda; farklı implant materyali, lokalizasyonu ve abutment yüksekliklerinin; implant, abutment, restorasyonlar ve çevre dokular üzerindeki stres dağılımının sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirilmesi
Günümüzde, tek diş eksikliğinden total diş eksikliğine kadar olan durumların tedavilerinde implant destekli sabit veya hareketli protezler sıklıkla tercih edilmektedir. İmplant üstü sabit protezlerde, gelen kuvvetler direkt olarak protetik restorasyonlara ve restorasyonlar aracılığıyla da implantlar arasında paylaşılır daha sonra çene kemiğine iletilir. Restorasyona, implant ve kemiğe ne kadar stres iletildiği; destek implantların sayısına, materyallerine, lokalizasyonlarına, abutmentlere ve restoratif üst yapı özelliklerine bağlıdır. Kısmi dişsiz bir vakada; implant materyalinin, implant lokalizasyonunun ve abutment yüksekliklerinin değişmesiyle; materyallerde ve çevre dokularda oluşan etkilerin gözlenmesi klinik uygulamalarda önemli bir rehber olacağı düşünülmektedir. Bu nedenle çalışmamızda; üst çene arka bölgede beş diş eksikliği ile dişsiz sonlanan modelleme oluşturarak üç implant üstü beş üye restorasyonlarda; farklı implant materyali, farklı implant lokalizasyonu ve abutment yüksekliklerinin; implant, abutment, restorasyonlar ve çevre dokular üzerindeki stres dağılımının sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda, 18 farklı model elde edilmiştir. İmplant lokalizasyonlarımız; 13-14-17, 13-15-17 ve 13-16-17 olarak üç farklı lokalizasyonda oluşturulmuştur. İmplant materyali olarak; titanyum, zirkonya ve Cfr-PEEK olmak üzere üç farklı materyal seçilmiştir. Abutment gruplarımız 4 mm ve 5.5 mm vertikal yüksekliğe sahip olmak üzere iki gruba ayrılmıştır ayrıca titanyum implant üzerine titanyum abutment, zirkonya ve Cfr-PEEK implant üzerine zirkonya abutment seçilmiştir. Oluşturduğumuz köprü protezleri ise titanyum implantta metal alt yapılı porselen, zirkonya ve Cfr-PEEK implantta zirkonya alt yapılı porselen olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre; implant materyallerinin değişmesi ile kemikte ve implant üzerinde oluşan streslerde farklılık belirlenmiştir. İmplant lokalizasyonunun değişmesi sonucunda; kemikte, implantta, abutmentte ve köprü protezinin alt yapısında oluşan streslerde farklılık belirlenmiştir. Abutment materyalinin yüksekliğinin değişmesi, kemik dokusu ve materyaller üzerinde oluşan streslerde belirgin farklılık oluşturmamıştır. Anahtar Kelimeler: Elastik modülü, sonlu elemanlar stres analiz yöntemi, abutment, titanyum, zirkonya, Cfr-PEEK
Alt çene tam dişsizlik vakalarında titanyum ve peek implant destekli farklı tutucu ataşmanlara sahip overdenture protezlerin protetik yapılar, implantlar ve çevre dokularında oluşturduğu stres dağılımının sonlu elemanlar stres analizi yöntemiyle değerlendirilmesi
İmplant tutuculu overdenture protezlerde estetik, çiğneme etkinliği, protez stabilitesi ve retansiyonun konvansiyonel tam protezlere kıyasla daha tatmin edici olduğu ve buna bağlı olarak hasta memnuniyetinin de arttığı görülmektedir. İmplant tutuculu overdenture protezlerde kullanılan çeşitli ataşman sistemleri mevcuttur ve ataşman seçimi protezlerin retansiyonunda çok önemli bir faktördür. Çalışmamızda tam dişsiz alt çeneye 2 adet dik ve açılı yerleştirilen implant üzerine; locator tutuculu overdenture protez, novaloc tutuculu overdenture protez, bar tutuculu overdenture protez ve ball tutuculu overdenture protez yapılmıştır. Oluşturulan her modele 1. Molar dişin merkezinden 100 N vertikal ve 100 N oblik olmak üzere iki ayrı kuvvet uygulanmıştır. Bilgisayar ortamında oluşturulan modellerde farklı yönlerden uygulanan kuvvetler sonucu oluşan değerler karşılaştırılmıştır. İmplant destekli overdenture protezlerde kullanılan retantif elemanlar şekil, boyut, dizayn ve materyal içeriği bakımından çeşitlilik göstermektedir. Çalışmamızda Locator tutucu, Novaloc tutucu, Ball tutucu ve Hader bar tutucu kullanılmıştır. Araştırma üç boyutlu sonlu elemanlar stres analizi yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Uygulanan dik ve oblik kuvvetlerin sonucunda bu modellerde; implantta ve kemikte oluşan stres değerleri, yoğunlaşma ve dağılım bölgeleri incelendi. Analiz sonucunda, oluşturulan her senaryodaki implant, implant çevresi kortikal kemikte ve spongioz kemikteki Von Misses stres, Maksimum asal stres ve Minimum asal stres değerleri ve stres dağılımları incelenmiştir. Oblik yüklerde, dik yüklemelere oranla daha fazla gerilme miktarları oluşmuştur. İmplant çevresindeki kemikteki gerilme, yükleme koşullarından, yönünden ve implant açısından etkilendiği için uygulanan yüklerin implantın uzun aksına uygun gelmesi gerektiğinin önemli olduğu saptanmıştır. Bu materyalin dental implant materyali olarak rutin kullanılması için; hayvan ve uzun dönem klinik çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Elastik modülü, sonlu elemanlar stres analiz yöntemi, abutment, titanyum, Cfr-Peek
Çeşitli yumuşak astar maddelerinin zamana bağlı olarak yüzeylerinden izole edilen Candida albicans hücrelerinde ALS1 adezyon geninin ekspresyonundaki değişimin incelenmesi
Bu çalışmada; in vitro hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmış ve uygulanmamış dört farklı yumuşak astar maddesinin C. albicans hücreleri ile 12 ve 24 saat süreyle inkübasyonunun ardından, bu yumuşak astar maddelerinin yüzeylerinden izole edilen hücrelerdeki ALS1 geni mRNA ekspresyonunun kantitatif olarak araştırılması amaçlanmıştır.Çalışmada; oda sıcaklığında polimerize olan akril esaslı yumuşak astar maddesi olarak Visco Gel, ısıyla polimerize olan akril esaslı yumuşak astar maddesi olarak Vertex Soft, oda sıcaklığında vulkanize olan silikon esaslı yumuşak astar maddesi olarak Dentusil ve ısıyla vulkanize olan silikon esaslı yumuşak astar maddesi olarak Molloplast-B kullanılmıştır. Her bir maddeden 40'ar adet olmak üzere toplam 160 adet örnek hazırlanmıştır. Her bir maddeden hazırlanan örneklerin 20 tanesine Atlas UV2000 Hızlandırılmış Hava Koşullandırma Test Cihazında hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmıştır. Ardından her bir yumuşak astar maddesinden hazırlanan eskitme işlemi uygulanan ve uygulanmayan 10'ar tane olmak üzere toplam 20 örnek 12 saat, diğer 20 tane örnek ise 24 saat süreyle C. albicans hücreleriyle inkübe edilmişlerdir. Örneklerin yüzeyinde oluşan biyofilm kütlesi kazınmış ve mRNA'ları izole edilmiştir. Bu mRNA'lar cDNA'ya çevrilmiş ve Real-time PZR ile kantitatif analizleri yapılmıştır.In vitro hızlandırılmış eskitme işlemi uygulanmamış ve uygulanmış maddelerde ortalama gen ekspresyonları incelendiğinde en az gen ekspresyonu Dentusil maddesinde bulunmuştur.Eskitilmiş maddelerin ortalama değerleri incelendiğinde Molloplast-B maddesinde diğer maddelere göre istatistiksel olarak anlamlı miktarda fazla gen ekspresyonu görülmüştür (p<0.05).Bu araştırma sonucunda yumuşak astar maddesi türünün, maddenin kullanım süresi ve C. albicans hücreleriyle inkübasyon sürelerinin ALS1 geni ekspresyonu üzerinde etkili olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Candida albicans, adezyon, ALS1, gen ekspresyonu, yumuşak astar maddeleri, hızlandırılmış eskitme işlemi
Zirkonyum ve Alümina esaslı tüm porselen sistemlerinde, yüzey işlemlerinin, bükülme dayanıklılığına etkisinin incelenerek değerlendirilmesi
Tam seramik restorasyonlar estetik ve biyouyumluluk özellikleri sayesinde oldukça popüler bir hale gelmiştir. Alümina ve zirkonya yüksek dayanıklılık ve iyi estetik görünümlerinden dolayı dental restorasyonlarda sıklıkla kullanılan tam seramik materyallerdir. Ancak, bu materyallerin mekanik özellikleri uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinden etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı, zirkonya ve alümina esaslı 2 farklı tam porselen sisteminde, alt yapı materyali üzerine uygulanan aşındırma ve kumlama işlemlerinin, bükülme dayanıklılığına etkisinin incelenmesidir.Y-TZP ve Alümina alt yapı materyallerine ait, 2x4x25 mm boyutunda örnekler hazırlandı. Turcom-cera örnekler slip casting tekniği kullanılarak, pöröz yapıdaki alüminanın cam infiltre edilmesi ile oluşturulmuştur. Y-TZP örnekler bilgisayar destekli tasarım ve üretim tekniği ( CAD/CAM) kullanılarak üretildi. Her materyalden hazırlanan 40 örnek, her biri on örnekten oluşan dört gruba ayrıldı. Gruplar uygulanan yüzey işlemine göre adlandırıldı; 50 ?m aşındırma, 150 ?m aşındırma, kumlama ve kontrol grupları. Tüm örneklere tek eksenli bükülme dayanıklılığı testi ( üç nokta bükme testi) uygulandı. Veriler tek yönlü varyans analizi yöntemi ile değerlendirildi. Gruplar arasındaki farklılıklar Duncan Testi ile belirlendi. İstatiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi.Alümina materyallerde, uygulanan bütün yüzey işlemleri bükülme dayanıklılığını önemli ölçüde azaltmıştır. Alümina materyallerde kontrol ve yüzey işlemi uygulanan grupların bükülme dayanıklılığındaki fark istatiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Y-TZP materyallerde, 50 ?m elmas frezle aşındırma bükülme dayanıklılığını artırmış, 150 ?m elmas frezle aşındırma ve kumlama bükülme dayanıklılığını azaltmıştır. Y-TZP materyellerde bütün grupların bükülme dayanıklılığı arasındaki fark istatiksel olarak önemli bulunmamıştır.
Nokturnal bruksizmli hastalarda iki farklı oklüzal splintin ısırma kuvveti üzerine etkisinin in-vivo olarak araştırılması
Bu çalışmada kanin rehberli sert stabilizasyon splintinin ve yumuşak bir splint olan Bruxogard-Soft splintin ısırma kuvveti üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmaya klinik muayene ve hasta ifadesine dayalı olarak bruksizm teşhisi konulmuş 12 bruksizmli birey ve 6 sağlıklı birey katılmıştır. 6 bruksizmli hasta stabilizasyon splinti kullanırken, geri kalan 6 bruksizmli birey de Bruxogard-Soft splinti 6 hafta süreyle kullanmıştır. Tedavi başında, çalışmaya katılan tüm bireylerden ısırma kuvveti kayıtları ve lateral sefalometrik filmler alınmış ve bruksizmli bireyler ile sağlıklı bireyler arasında ısırma kuvveti ve lateral sefalometrik ölçüm farklılığı karşılaştırılmıştır. Bruksizmli bireylerden tedavinin 3. haftasında ve tedavi bitiminden hemen sonra ısırma kuvveti kayıtları alınarak splint kullanımının ısırma kuvveti üzerindeki etkinliği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, sefalometrik açısal ölçümlerde, bruksizmli ve sağlıklı bireyler arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Doğrusal sefalometrik ölçümlerden sadece ön kafa kaidesi uzunluğu (S-N) ve üst çene kafa kaidesi uzunluğu (ANS-PNS) sağlıklı bireylerde kontrol grubuna göre daha yüksek bulunurken diğer doğrusal sefalometrik ölçümler açısından sağlıklı bireylerle bruksizmli hastalar arasında fark bulunmamıştır. Bruksizmli ve sağlıklı bireylerin ısırma kuvveti değerleri arasındada istatistiksel farklılık yoktur. Stabilizasyon splinti kullanan hastalarda tedavi sonunda ısırma kuvvetlerinde artma kaydedilmiştir, fakat ısırma kuvvetlerindeki bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Bruxogard-Soft splint kullanan hastalarda tedavi sonunda ısırma kuvvetlerinde istatistiksel olarak önemli azalma kaydedilmiştir. Splint tedavisi sonrasında yüksek ısırma kuvveti gösteren bireylerin ısırma kuvvetinde azalma, düşük ısırma kuvveti gösteren bireylerin ısırma kuvvetinde artma görülerek, splint tedavisinin ısırma kuvvetlerini düzenlediği tespit edilmiştir.
Türkiye' de üretilen bazı akrilik takım dişlerin Türk Standartları Enstitüsü' ne uygunluğunun değerlendirilmesi
Diş hekimliği biliminin en önemli yerini tutan protetik diş tedavisindeki hareketli protezlerin en önemli öğelerinden birisi akrilik yapay dişlerdir. Hareketli protezlerin bu değişmez parçalarının kalite standartlarının değerlendirilmesi gereksinimi kaçınılmazdır.Çalışmamızda Türkiye' de üretilen bazı akrilik yapay dişlerin Türk Standartları' nın akrilik dişlerle ilgili TS EN ISO 22112 nolu standart kriterlerine uygunluğu değerlendirilmiştir.Türkiye de üretilen on iki farklı marka akrilik yapay diş çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamızda dişlerin boyutlarının değerlendirilmesi, renk ve ton karışımlarının değerlendirilmesi, yüzey bitiminin değerlendirilmesi, gözeneklilik ve diğer kusurlardan arınmışlığın değerlendirilmesi, protez kaide materyaline bağlanmanın değerlendirilmesi, solma, biçim bozulması ve çatlamaya dayanımın değerlendirilmesi, renk kararlılığın değerlendirilmesi, boyutsal kararlılığın değerlendirilmesi ve işaretleme, etiketleme ve ambalajlanmanın değerlendirilmesi ile ilgili standart prosedürleri test edilmiştir.Bu standart değerlendirilmesinde yüzey bitirilmesi, solma, biçim bozulması ve çatlamaya dayanım ve gözenekliliğin ve diğer kusurlardan arınmışlığın değerlendirilmesinde alınan bazı akrilik yapay diş numuneleri standartlara uyumsuzluk göstermiştir. Geriye kalan standart deneylerinde alınan akrilik yapay diş numunelerinin hiçbirinde standart kriterlerine uyumsuzluk gözlenmemiştir.Bu değerlendirmenin sonucunda Türkiye' de üretilen takım dişlerin büyük oranda standart kriterlerine uygunluğu saptanmıştır.
Cam fiber ve zirkonyum seramik postların üç farklı adeziv siman kullanılarak, tek köklü dişlerde simantasyonu sonucu oluşan mikrosızıntının karşılaştırılmalı olarak incelenmesi
Post-kor restorasyonlar, aşırı madde kaybına uğramış endodontik tedavili dişlerin restorasyonunda sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Bu restorasyon tipinde, postlar kor yapıya retansiyon ve stabilite sağlamak için kullanılmaktadır ve kor yapı kaybedilen kronal diş dokusun yerine geçerek sonuç restorasyona retansiyon sağlamaktadır.Metal post sistemleri sahip olduklari üstün fiziksel özelliklerinde dolayı sıklıkla kullanılmaktadır. Ancak bu postların metalik renkte ve opak olmaları, korozyana uğramaları ve korozyon ürünlerinin dişetinde renklenmeye neden olması en önem dezavantajlarıdır.Teknolojik gelişmelere parallel olarak yeni alternative materyaller dental marketlerde kullanıma sunulmuştur. Metelik olmayan post sistemleri estatik açıdan tercih edilebilir. Prefabrika metalik olmayan postlar; oldukça yüksek mekanik özelliklere sahiptir ve biyolojik olarak uyumludurlar. Ayrıca bu postları adeziv sistemlerle simante etmek mümkündür. Tüm bu nedenlerden dolayı araştırma için cam fiber post ve zirkonyum seramik post sistemlerini tercih edildi.Retansiyon özelliklerinin iyi olmasından dolayı adeziv sistemler günümüzde oldukça popülerdir. Ancak bu sistemin en önemli dezavantajı polimerizasyon büzülmesidir. Bu problem; sekonder çürük oluşumuna, postun esnemesine, post ve dentin yüzeylerinde simantasyonun bozulmasına, kanal kırıklarına ve hatta diş kayıplarına neden olabilir. Mikrosızıntının miktarını ölçmek için üç farklı adeziv rezin siman kullanıdı.Bu araştırmanın amacı; cam fiber ve zirkonyum seramik postların üç farklı adeziv siman kullanılarak simantasyonu sonucu oluşan mikrosızıntının değerlendirilmesidir.Bu araştırmada örneklerin yapımı için çürüksüz 60 adet insan mandibular premolar diş, üç farklı adeziv rezin siman (PanaviaF 2.0, Smart Cem2 ve Variolink II) ve iki farklı post sistemi ( camfiber post ve zirkonyum seramik post) kullanıldı. Dişler her birinde 10'ar diş olmak üzere 6 farklı gruba ayrıldı. Bütün dişlerin kronları, kök boyları 13 mm olacak şekilde kesildi. Kanal preparasyonları ProTaper NiTi döner alet seti ile yapıldı. Kanallar protaper guta-perka ve AhPlus kanal patı ile dolduruldu. Post boşlukları, derinlikleri 9mm olacak şekilde postların kensi frezleriyle hazırlandı. Post boşluğu preparasyonu kanal doldurulduktan hemen sonra yapıldı. Post uzunlukları 13mm olarak ayarlandı. Bunun 9mm kanal içerisinde kalıp simantasyon için kullanılırken, 4mm'si kor yapıya desteklik sağlaması için kullanıldı. Kor restorasyonu için ışıkla polimerize olan nano kompozit kullanıldı.Cam fiber post ve zirkonyum zeramik postlar, dual polymerize olan PanaviaF 2.0, SmartCem2 ve Variolink II rezin samanları ile yapıştırıldı. Tüm örnekler, 1000 kez 5 ? C ve 55 ? C'lik su banyolarında termal döngüye maruz bırakıldı. Daha sonra örnekler bir hafta süreyle 37 ? C'lik distile su içerisinde saklandı. Bu sure sonunda sudan çıkarılan örnekler kurulanarak üzerleri temiz bir tırnak cilası ile kaplandı. Böylece boya sızıntı yöntemi öncesi dişlerin sement geçirgenliği önlenmiş oldu.Tüm örnekler bir hafta süreyle %2'lik metilen mavisi içeirinde saklandı. Sonra örnekler akar su altında fırça ve pomza ile temizlendi. Temizlenen örnekler otopolimerize akrilk rezin içerisine gömüldü. Örnekler kronal, orta ve apical olmak üzere horizontal kesilerle parçalara ayrıldı. Herbir parçanın oklüzal yüzeyinden dijital olarak fotoğrafları çekildi. Görüntüler bilgisayar ortamına aktarıldı ve JPEG formatında kaydedildi. Her bir örnek için boya sızıntı miktarı metilen mavisi ile sızıntı olan dentin alanının tüm dentin alanına oranlanmasıyla tespit edildi. Sızıntı alanlarının tespiti ve birbirlerine oranlanması için AutoCAD 2012 programı kullanıldı. Elde edilen veriler iki yönlü ANOVA testi ile istatistiksel olarak incelendi (p>0,05). Ayrıca Tukey HSD testide hangi grubun daha iyi olduğunu anlamak için kullanıldı (p=0,146). PANZP grubu en az mikrosızıntıyı gösterirken, bunu sırasıyla PANFP, VPSFP, VPSZP, SCZP, SCFP grupları takip etmiştir.Tüm örnekler SEM (scanning electron microscope) altında incelendi. Örneklerin hepsinde değişen oranlarda, yapıştırıcı ajan ve dentin yüzeyinde ayrılmalar olduğu görüldü. En az ayrılmanın ve mikrosızıntının apikal bölümde olduğu tespit edildi.Anahtar kelimeler: mikrosızıntı, cam fiber post, zirkonyum seramik post, dental adezivler, rezin simanlar.