
127
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yanıklar deresi'nin (Fethiye-Muğla) limnolojik ve su kalitesi yönünden incelenmesi
Ege ve Akdeniz Bölgelerinin buluşma noktasında yer alan Yanıklar Deresi, sahip olduğu zengin doğası, alternatif turizm faaliyetleri ve bu turizm sektörüne hizmet eden tarımsal yapısıyla önemli bir konumdadır. Bu çalışma Aralık 2017 yılı ve Kasım 2018 tarihler arasında, Yanıklar Deresi'nin kaynağına yakın noktadan başlayıp denizel alana kadar olan stratejik noktalardan seçilmiş 6 istasyondan alınan su numunelerinde bazı fiziko-kimyasal parametreler aylık olarak incelenmiştir. Seçilmiş istasyonlardan alınan su numunelerinin analizleri Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde akredite olmuş Araştırma Laboratuvarları Merkezi Su Analiz Laboratuvarında yapılmıştır. Buna göre alınan su numunelerinde; su sıcaklığı 12,90-28,45 oC; pH 7,23-9,42; çözünmüş oksijen 4,28-11,82 mgL-1; doymuş oksijen % 43,53-128,10; elektriksel iletkenlik 287-54711 µScm-1; tuzluluk %o 0,16-33,04; nitrit azotu (NO2--N) ALA-0,044 mgL-1; nitrat azotu (NO3--N) 0,03-19,11 mgL-1; amonyum azotu (NH4+-N) ALA-0,425 mgL-1; toplam fosfor ALA-0,123 mgL-1; orto-fosfat ALA-0,09 mgL-1; askıda katı madde 0,08-25,96 mgL-1 ve BOİ5 1,94-5,62 mgL-1 değerleri arasında değişim göstermiştir. Bu analiz sonuçları değerlendirildiğinde, özellikle yaz aylarında yörede yaşanan yoğun turizm faaliyetleri, ikincil konutların turizm hizmetine sunulması, seçilen istasyonların özellikle hafta sonları piknik alanı olarak kullanımı, seralarda kullanılan tarımsal ilaçlara bağlı olarak bazı istasyonlarda su kalitesi ve çevresel anlamda kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Gelecekte Yanıklar Deresinin dengeli ve sürdürülebilir kavram içerisinde bölgeye hizmet etmesi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Yanıklar Deresi, Su Kalitesi, Fiziko-Kimyasal Parametreler, Çevresel Faktörler, Su Kaynakları
Su ürünlerinden elde edilen biyoaktif maddelerin kozmetik amaçlı kullanımı
Bu tez çalışmasında, farklı su ürünlerinden elde edilen yan ürünlerin, kozmetik krem hammaddesi olarak değerlendirilerek katma değeri daha yüksek ürünler haline getirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla kefal balığı (Chelon aurata) pulundan kollajen, mavi yengeç (Callinectes sapidus) kabuğundan kitosan, mikroalgden (Schizochytrium sp.) ise yağ üretilmiştir. Ham materyaller ve elde edilen bu ürünlerde ilk olarak besin kompozisyonu analizleri yapılmıştır. Daha sonra kollajende; denatürasyon sıcaklığı, amino asit, SDS–PAGE, histamin analizleri, kitosanda; molekül ağırlığı, su ve yağ tutma kapasitesi, yağda; yağ asidi kompozisyonu, peroksit değeri ve serbest yağ asidi analizi, kollajen ve kitosanda ortak olarak; verim, pH, çözünürlük, renk, viskozite, SEM, EDS, FTIR, TGA analizleri, kollajen, kitosan ve yağda ise antioksidan ve antimikrobiyal aktivite ve ağır metal analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kollajen, kitosan ve yağdan tek başına veya maddelerin kombinasyonları ile 8 grup kozmetik krem üretilmiş ve kremler fiziksel (pH, renk, viskozite, stabilite), kimyasal (antioksidan aktivite ve ağır metal), duyusal ve mikrobiyolojik (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) açıdan incelenmiştir. Kremlerde meydana gelen değişimi takip etmek adına 30. günde de pH, renk, viskozite ölçümleri ve mikrobiyolojik analizler gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; üretilen kollajenin α1 ve α2 zincirlerine sahip olarak tip I kollajen, denatürasyon sıcaklığının ise 30ºC olarak biyomedikal uygulamalar için uygun olduğu belirlenmiştir. En yüksek oranda amino asit içeriğinin ise arginin+treoninden oluştuğu belirlenmiştir. Elde edilen kollajen ve kitosanın, besin kompozisyonu, çözünürlük, su ve yağ tutma kapasitesi, renk gibi analizler ve FTIR, SEM, EDS, TGA gibi karakterizasyon analizlerine göre ticari ürünlerle benzer özelliklerde tespit edilmiştir. FTIR ile kollajen ve kitosanda bulunması gereken karakteristik fonksiyonel gruplar gözlenmiş, SEM görüntülerinde kollajende lifli, kitosanda ise yaprak benzeri parçalı yapılar gözlenmiştir. EDS'de tespit edilen C, N, O'nun % kütlesel ve atomik ağırlıkları ticari ürünlerle oldukça benzer bulunmuştur. Alg yağı, yüksek oranda değerli bir çoklu doymamış yağ asidi olan DHA içeriğine sahip, PV ve FFA analizlerine göre ise limit değerlerin altında bulunarak iyi kalitede olarak değerlendirilmiştir. Antimikrobiyal analizlere göre kitosan ve alg yağının S. aureus ve E. coli üzerinde inhibe edici etkisi olup C. albicans'a karşı herhangi bir inhibisyon etkisi olmadığı, kollajenin ise çalışılan hiçbir mikroorganizma grubuna karşı inhibe edici etkisi olmadığı gözlenmiştir. Üretilen kollajen, kitosan ve yağ içerikli 8 grup kremin pH değerleri (4,70±0,02-5,37±0,01) bakımından cilde uygun olduğu, homojenlik ve kıvamı bakımından piyasadaki kremlere benzer olduğu tespit edilmiştir. Kremlerin viskozite değerleri 108.666,7±2.516,61-524.333,3±1.016,65 cP aralığında bulunmuştur. Stabilite testlerine göre santrifüj ile yapılan testte kremlerin stabil olup herhangi bir faz ayrımı gözlenmediği, etüv ile yapılan testte ise alg yağı (Y) ve kollajen+alg yağı (Kl+Y) gruplarında çatlamalar meydana geldiği görülmüştür. Duyusal olarak panelistler tarafından çoğu krem grubu beğenilmekle birlikte, genel görünüş, renk, koku, parlaklık, yapışkanlık, homojenlik, kıvam, yağlılık ve genel beğeni kriterlerinin tümü bakımından en çok beğeni alan grubun yalnızca kollajen içerikli grup (Kl) olduğu sonucuna varılmıştır. Hem kremler hem de üretilen kollajen, kitosan ve yağ yüksek antioksidan aktivite göstermiş, özellikle kozmetik ürünlerde bulunması sağlık açısından risk oluşturan arsenik, civa, kadmiyum, kurşun ağır metallerinin limit değerlerin altında olduğu tespit edilmiştir. Mikrobiyolojik açıdan da çalışılan mikroorganizmalarda (toplam canlı bakteri, maya küf, toplam koliform, E. coli, S. aureus) hem üretim esnasında hem de 30. günde herhangi bir gelişme olmadığı belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; bölgemizdeki su ürünlerinden ortaya çıkan ve artık materyal olarak nitelendirilen bu yan ürünlerden (balık pulu, yengeç kabuğu), medikal, kozmetik, gıda gibi farklı endüstriyel alanlarda kullanılmak üzere gelecek vaad eden kollajen ve kitosan, ayrıca değerli yağ içeriğine sahip mikroalgden yağ maddeleri, bu maddelerden fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik açıdan yönetmeliklere uygun ve piyasadaki ürünlere benzer, tüketici beğenisini karşılayacak kozmetik krem üretimi gerçekleştirilmiştir.
Güllük lagününde ağır metal kirliliğinin araştırılması
Kıyı alanlarındaki antropojenik faaliyetler nedeniyle Dünya ve Türkiye genelinde doğal ekosistemler zarar görmektedir. Güneydoğu Ege Denizi'nde yer alan Güllük Lagünü ekolojik ve sucul ekosistem potansiyeli açısından çok önemli bir konuma sahip olup, birden fazla antropojenik faaliyetin etkisi altındadır. Bu çalışmada, Güllük Lagünü'nde seçilen 12 istasyondan sediment örnekleri Nisan, Temmuz, Ekim 2018 ve Ocak 2019 dönemlerinde olmak üzere 4 kez mevsimsel olarak alındı. Sediment örneklerinde Pb, Cd, Cu, Fe, Mn, Zn ve Hg metallerinin kimyasal fraksiyonları, bitki ve balık örneklerinde Pb, Cd, Cu, Fe, Mn, Zn ve Hg konsantrasyonları tespit edildi. Metallerin kimyasal fraksiyonlarına ayrılmasında Bureau Referans Komitesi (BCR) tarafından önerilen ardışık kimyasal ekstraksiyon prosedürü uygulanarak metal konsantrasyonlarının AAS ile ölçümü yapıldı. Ayrıca Güllük Lagünü'nden alınan su örneklerinde; su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen, doymuş oksijen, elektriksel iletkenlik, tuzluluk, BOİ5, secchi diski, AKM, nitrit azotu, nitrat azotu, amonyum azotu, ortofosfat fosforu, toplam fosfor ve klorofil-a analizleri yapıldı. Güllük Lagünü sedimentinde toplam ağır metal konsantrasyon sıralaması; Cu> Mn> Hg> Pb> Fe> Zn> Cd, ağır metal fraksiyonu risk sıralaması (RAC); Cd> Fe> Mn> Zn> Cu> Pb> Hg, Igeo'ya göre kirlilik seviyesi; Hg> Pb> Cu> Cd> Zn> Mn> Fe olarak tespit edildi. Balık dokularındaki ağır metal konsantrasyonları Mugil cephalus> Sparus aurata olarak belirlenmiştir. Balık dokularında en yüksek konsantrasyonlarda tespit edilen ağır metaller Mugil cephalus için Cu, Sparus aurata için Mn olarak bulunmuştur. Bitkilerdeki ağır metal konsantrasyonları Salicornia europaea> Ludwigia stolonifera olarak tespit edilmiştir. Her iki bitki örneğinde de en yüksek konsantrasyona sahip olan ağır metal yine Cu olarak bulunmuştur. Bu durum Cu metalinin sediment ve suda salınımıyla birlikte bitki ve balık dokularındaki biyobirikimleri arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılarak istatistiksel analizler ile değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Güllük Lagünü çevresel anlamda birçok majör faaliyetten olumsuz etkilenmektedir. Analiz sonuçlarına bakıldığında özellikle ilkbahar ve yaz dönemlerinde bölgede yaşanan yoğun faaliyetlerden dolayı su, sediment, bitki ve balık örneklerinde çevresel anlamda bozulmalar ve kirlenmeler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güllük Lagünü, Ağır Metal Fraksiyonları, Ardışık Kimyasal Ekstraksiyon, Su Kalitesi, Antropojenik Kaynaklar, CBS
Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan bazı kumlu plajlardaki mikro ve makro plastiklerin bolluk ve çeşitliliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma kapsamında, Muğla ilinde rekreasyonel amaçlı kullanılan 8 farklı plajdaki (Ölüdeniz Kumburnu Plajı, Sarıgerme Plajı, İztuzu Plajı, İçmeler Plajı, Aktur Plajı, Akyaka Plajı, Bitez Plajı ve Yahşi Plajı) mikro ve makro plastiklerin renk, şekil, boyut ve polimer yapılarına göre miktarları ve olası kaynaklarının araştırılması amacıyla 2 farklı sezonda (yaz ve kış) alınan plaj kumu örnekleri incelenmiştir. Kum örnekleri 50×50 cm2 alana sahip bir quadrat kullanılarak kesitin, yüzeyden ~ 3-4 cm derinliğe kadar olan kısmından yaklaşık 3 kg kum örneği alınarak laboratuvara taşınmıştır. Kum örneklerinden mikro ve makro plastiklerin ekstraksiyon işlemleri uluslararası standartlara göre gerçekleştirilmiş ve mikroplastikler mikroskop altında incelenerek renk, şekil ve boyut gruplarına göre sayımları yapılmıştır. Ayrıca tespit edilen mikroplastiklerin polimer tipleri Zayıflatılmış Toplam Yansıma – Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektrometresi (ATR-FTIR) ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, yaz sezonunda maksimum mikroplastik miktarı Ölüdeniz Kumburnu Plajı'nda (360 ± 237,66 partikül kg-1 ka), makroplastik miktarı ise Aktur Plajı'nda (11,80 ± 6,37 partikül kg-1 ka) tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise maksimum mikro ve makro plastik miktarları Aktur Plajı'nda belirlenmiştir (mikroplastikler için 358,33 ± 397,24 partikül kg-1 ka, makroplastikler için 12,50 ± 16,01 partikül kg-1 ka). Yaz ve kış sezonunda belirlenen mikroplastikler toplam üzerinden değerlendirilmiş olup iki sezonda da şekil yönünden fibril, renk yönünden ise mavi renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Makroplastikler için ise iki sezonda da şekil yönünden fragment, renk açısından ise beyaz renkli partiküllerin yoğunlukta olduğu ortaya konmuştur. Boyut yönünden mikroplastikler, 0,1 µ - 1 mm ve 1 mm - 5 mm olmak üzere iki farklı boy grubunda incelenmiş ve iki örnekleme sezonunda da 1 mm - 5 mm boy aralığındaki mikroplastiklerin yoğun olduğu belirlenmiştir. ATR-FTIR ile yapılan analizler sonucunda iki sezonda da düşük yoğunluklu polietilen (DYPE) ve ataktik polipropilen (aPP) türlerinin yoğunlukta olduğu saptanmıştır. Elde edilen veriler Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ile haritalandırılmış ve istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. İstasyon gözetmeksizin iki sezon arasında mikroplastikler yönünden istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. Ancak, yaz sezonunda Ölüdeniz Kumburnu Plajı ile diğer tüm plajlar arasında mikroplastikler açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kış sezonunda ise Aktur Plajı ile Ölüdeniz Kumburnu Plajı dışındaki diğer tüm plajlarla arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Ayrıca kış mevsiminde rüzgâr hızı ile plajlardaki mikroplastik birikimleri arasında pozitif ve anlamlı bir korelasyon tespit edilmiştir. Mevcut çalışmanın gerçekleştirildiği alan, yüksek nüfuslu şehirlerden, sanayi bölgelerinden ve büyük ticari limanlardan uzak önemli bir turizm merkezidir. Bu bağlamda buradaki mikroplastik kirliliğini etkileyebilecek en önemli unsurlar yaz döneminde turizm faaliyetleri sonucunda artan nüfus, atıksu arıtım tesislerinin deşarj suları, dalga, rüzgâr ve nehirlerle taşınımdan kaynaklandığı düşünülmüştür.
Haringet çayının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri
Bu çalışmada Haringet Çayı'nın bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri Mayıs 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında araştırılmıştır. Haringet Çayı üzerinde belirlenen 7 istasyondan ayda bir kez olmak üzere düzenli olarak su örnekleri alınmıştır. Su kalite parametrelerinden akım, sıcaklık, pH, elektriksel iletkenlik, toplam çözünmüş katı madde, çözünmüş oksijen, toplam sertlik, nitrat, nitrit, amonyak, sülfat, reaktif forsfor ve BOİ herbir istasyon için ayrı ayrı tayin edilmiştir. Belirlenen istasyonlarda hesaplanan ortalama en düşük ve en yüksek değerlerin sırasıyla; 0.51-1.66 m³/sn; 7.4-9.05°C; 6.5-7.81; 458-1384 µS/cm; 233-693 mg/1L; 3.3-8.3 mg/1L; 104-258 mg CaCO3/1L; 0.3-8.9 mg/1L; 0.01-0.06 mg/1L; 0.03-2.12 mg/1L; 8.7-75.7 mg/1L; 0.02-1.58; 2.8-286 mg/1L arasında olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, Haringet Çayı'nın sülfat bakımından 1. sınıf, reaktif fosfor değerleri bakımından 3. ve 4. sınıf, nitrat konsantrasyonları bakımından 3. sınıf, nitrit konsantrasyonları bakımından 2. ve 3. sınıf su özelliğine sahip olduğu görülmüştür. Su kalitesi açısından bütün veriler değerlerlendirildiğinde, çayın Keban Baraj Gölü'ne 3. sınıf su kalitesine sahip su boşalttığı ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Haringet Çayı, su kalitesi
Bazı akvaryum balıkları (Cichlidae ve Poecilidae)'nda rastlanılan ektoparaziter enfestasyonların araştırılması
Bu çalışmada, Cichlidae familyasına ait sarı prenses (Labidochromis caeruleus), mavi prenses (Pseudotropheus socolofi) ve ahli çiklit (Sciaenochromis fryeri) balıkları ile Poecilidae familyasına ait velifera (Poecilia velifera) ve beyaz moli (Poecilia sphenops) balıklarının ektoparazitolojik yönden incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 12 ay sürdürülmüştür. Araştırma süresince örneklemeler ticari akvaryum balığı yetiştiriciliği yapan bir işletmeden sağlanmıştır. İşletmeden örneklemeler her ayın ilk ve ikinci haftasında yapılmıştır. Araştırma Aralık 2013- Kasım 2014 periyodunda yapılmış ve 600 balık örneği kullanılmıştır. Örnekleme sırasında balıkların içinde bulunduğu akvaryumların su sıcaklığı, çözünmüş oksijen ve pH değerleri ölçülmüştür. Laboratuvara getirilen balıkların ilk önce dış muayeneleri yapılmıştır. Daha sonra balıkların vücut yüzeyi yüzgeçler ve solungaçlarından sürtme preparatlar hazırlanmış ve ışık mikroskobu altında incelenmiştir. Çalışma süresince Ciliophora şubesinden (Vorticella sp., Tetrahymena sp., Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata), Rotifera (Euchlanis sp.) şubesinden ve Gastotricha (Chaetonotus sp.) şubesinden olmak üzere 6 farklı parazit türü saptanmıştır. Tespit edilen Trichodina pediculus ve Trichodina heterodentata, Euchlanis sp. ve Chaetonotus sp. Türkiye için yeni kayıttır.
Transglutaminaz enzimi ilave edilerek kaplanmış balık filetolarının kalitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada çeşitli oranlarda hazırlanan mikrobiyal transglutaminaz enziminin (MTGaz) uskumru balığı filetosu yüzeyine püskürtülerek, filetoların depolanması süresince kalite değişimleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma materyali olarak Scomber scombrus (Linnaeus, 1758) türü uskumru balıkları kullanılmıştır. Fileto haline getirilmiş uskumru balıklarının yüzeyi enzim çözeltileri (1, 4, 7 ve 10 birim MTGaz enzimi) ile kaplanmış, işlem görmemiş filetolar kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Köpük tabaklar içerisine yerleştirilen filetolar 4±2°C'de depolanmıştır. Depolama süresince balık filetolarında iki günde bir yapılan analizlerde pH, toplam uçucu bazik azot (TVB-N), totox değeri, mikrobiyal gelişim (toplam mezofilik aerobik bakteri: TMAB, toplam psikrofilik aerobik bakteri: TPAB, maya- küf, koliform grubu bakteri), duyusal (koku, tekstür, görünüş) ve renk (L*, a*, b*) değerlerinde meydana gelen değişim gözlemlenmiştir. Çalışmada pH ve TVB-N değerleri bazik bileşiklerin artmasıyla paralel olarak depolama süresince önemli artış göstermiştir. Enzim uygulama gruplarında konsantrasyonun artması ile birlikte, pH artışının kontrol grubuna oranla bir miktar baskılandığı tespit edilmiştir. TVB-N değerlerinin enzim konsantrasyonundaki artışla birlikte kontrol grubuna oranla daha az yükseldiği ve özellikle T7 uygulama grubunun TVB-N değerindeki artışı yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Kontrol örneklerine ait TVB-N değerleri ise depolama sonunda MTGaz uygulanan gruplara göre daha yüksek değerlere ulaşmıştır. Uskumru filetolarında meydana gelen oksidasyon düzeyinin belirlenmesi amacıyla birincil ve ikincil oksidasyon ürünlerinin ortaya konulduğu totox değeri bulgularına göre enzim uygulamasının konsantrasyonundaki artış, totox değerlerine olumlu yansıyarak değerlerin yükselmesini yavaşlatmış ve kontrol örneklerine göre daha düşük değerlere ulaşılmıştır. MTGaz uygulamasının lipid oksidasyonunu baskıladığı ortaya konulmuştur. Mikrobiyolojik analiz bulgularına göre TMAB, TPAB, koliform grubu bakteriler ve maya-küf sayımında özellikle, T7 örneklerinin mikrobiyal gelişmeyi baskıladığı tespit edilmiştir. Kontrol örnekleri ise mikrobiyal üremeye en yatkın uygulama grubu olarak gözlemlenmiş, T1 uygulaması kontrol grubunu takip etmiştir. Renk sonuçları incelendiğinde, balığın vücut kompozisyonunun yanı sıra enzim konsantrasyonundaki artışla birlikte ışığın kırılma miktarında farklılıklar oluşmuştur. T10 örnekleri L* değeri için en düşük değerlere sahip örnekler olarak gözlemlenirken,kontrol örnekleri en yüksek değerlere ulaşarak depolama süresini tamamlamıştır. Buna ek olarak a* değerlerinde uygulama grupları arasında önemli (p<0.01) düzeyde fark gözlemlenmiş ve T10 örnekleri en yüksek değerlere sahip örnekler olmuştur. Renk analizinde bir diğer değer olan b* sonuçları, her uygulama grubu arasında önemli (p<0.01) ölçüde fark gözlemlenmesi ve T7 örneklerinin en yüksek değerlere ulaşması ile sonlanmıştır. Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden seçilen panelistler ile yapılmış olan koku, tekstür ve görünüş analizleri sonucunda, panelistler tarafından tekstür özellikleri açısından en beğenilen fileto örnekleri T7 grubunda tespit edilmiştir. Ayrıca koku değerlerinin enzim miktarının artışına bağlı olarak panelistler tarafından genel olarak beğenildiği gözlemlenmiş ve T7 uygulama grubu en beğenilen örnekleri teşkil etmiştir. Bunun yanı sıra T7 örneklerinin ön plana çıktığı bir diğer duyusal analiz olan görünüş değerleri, panelistlerin puanları ile her uygulama grubu arasında önemli fark (p<0.01) gözlemlenerek tamamlanmıştır. Sonuç olarak çalışmanın tümü boyunca farklı uygulama grupları kendi içinde değerlendirildiğinde, T7 uygulamasına maruz kalan uskumru filetolarının diğer tüm uygulama gruplarına oranla daha ön plana çıktığı ve kalitenin korunması açısından daha avantajlı olduğu tespit edilmiştir. Enzim uygulaması başarılı bulunmuş olsa da, en uygun konsantrasyon seçiminin gerçekleştirilen analizlerle ortaya konulması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Uskumru, Transglutaminaz, Kalite değişimi, Raf ömrü
Yüksek hidrostatik basınç uygulamasının balık marinatında psikrotolerant biyojen amin üreten bakteriler ve biyojen amin oluşumu üzerine etkileri
Bu çalışmada yüksek hidrostatik basınç uygulamasının ringa (Clupea harengus) marinatında psikrotolerant biyojen amin üreten bakteriler ve biyojen amin üretimi üzerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, farklı asit konsantrasyonları (%2 ve %4) ile hazırlanan ringa marinatlarına Morganella psychrotolerans ve Photobacterium phosphoreum bakterileri inoküle edilerek vakum paketlenmiş ve yüksek hidrostatik basınç (100 MPa, 300 MPa ve 500 MPa 5-10 dk) uygulanmıştır. Yüksek hidrostatik basınç uygulanan ringa marinatları 4oC'de 3 ay boyunca depolanarak kalitesinde meydana gelen değişimler incelenmiştir. Morganella psychrotolerans gelişiminin baskılanmasında %4 asit konsantrasyonu ile birlikte 300 MPa 10 dk ve 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulamasının önemli derecede (P<0.05) etkili olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum inaktivasyonunda %4 asit konsantrasyonu ile 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulamasının önemli derecede (P<0.01) etkili olduğu ve depolama süresince bakteri gelişiminin olmadığı gözlenmiştir. Morganella psychrotolerans ile inoküle edilen %4 asit konsantrasyonlu ringa marinatlarında 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulamasının laktik asit bakterileri (LAB) ve toplam psikrofil bakteri gelişimini önlemede tamamen etkili olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen %2 asit konsantrasyonlu gruplarda 500 MPa, %4 asit konsantrasyonlu gruplarda ise 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulamasının LAB ve toplam psikrofil bakteri gelişimini baskılamada etkili olduğu bulunmuştur. Hidrojen sülfür üreten bakteriler ve maya-küf gelişimi sadece M. psychrotolerans ile inoküle edilen %2 asit konsantrasyonlu gruplarda gözlenirken, P. phosphoreum ile inoküle edilen marinatlarda depolama boyunca hidrojen sülfür üreten bakteriler ve maya-küf gelişimi gözlenmemiştir. Ringa marinatlarında yüksek hidrostatik basınç uygulaması biyojen amin oluşumunu önemli derecede (P<0.01) etkilemiştir. Morganella. psychrotolerans ile inoküle edilen %2 asitli ringa marinatında 500 MPa 10 dk yüksek hidrostatik basınç uygulaması histamin oluşumunu tamamen engellerken, %4 asit gruplarında depolama süresince histamin oluşumu gözlenmemiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen %2 asitli marinat gruplarında depolama süresince histamin oluşumu tespit edilmiş ancak 300 MPa ve üzeri basınç gruplarında bu oluşum önemsiz düzeyde kabul edilmiştir. Histamin oluşumu %4 asit konsantrasyonu ile hazırlanan P. phosphoreum inokülasyon gruplarında depolama boyunca önemsiz bulunmuştur. M. psychrotolerans inokülasyon gruplarında her iki asit konsantrasyonunda da putresin oluşumu gözlenmiş ancak farklı asit konsantrasyonları ve yüksek hidrostatik basınç uygulaması putresin oluşumunun baskılanmasında önemli derecede etkili olmuştur. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen ringa marinatlarında %2 asitli gruplarda putresin oluşumu önemsiz düzeyde iken, %4 asit konsantrasyonunda depolama boyunca putresin oluşumu gözlenmemiştir. Kadaverin oluşumunda yüksek hidrostatik basınç uygulaması düşük asitli M. psychrotolerans inokülasyon gruplarında oldukça başarılı olurken, %4 asitli gruplarda ise depolama boyunca oluşum görülmemiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilmiş her iki asit grubunda da önemsiz düzeyde kadaverin oluşumu gözlenmiştir. Tiramin oluşumunu engellemede yüksek hidrostatik basınç uygulaması düşük asit konsantrasyonlarında etkili olmayıp her iki bakteri grubunda da %4 asit kombinasyonu ile oldukça etkili sonuçlar vermiştir. TVB-N değerleri M. psychrotolerans ile inoküle edilen kontrol gruplarında depolamanın 15. gününde sınır değerlere ulaşmıştır. Depolama boyunca TVB-N değerleri %4 asitli ve 500 MPa yüksek basınç uygulanmış marinatlarda 'çok iyi kalite' özelliğini korumuştur. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen ringa marinatlarında depolama süresince %4 asit konsantrasyonu ile hazırlanmış gruplarda TVB-N değerleri önemli derecede (P<0.01) düşük bulunurken, yüksek hidrostatik basınç uygulamasıyla TVB-N oluşumu azalmış ve depolama süresince sınır değere ulaşmamıştır. Depolama süresince M. psychrotolerans inokülasyonlu her iki asit konsantrasyonunda kontrol grupları ve yüksek basınç uygulanan gruplar arasında TMAN değerleri açısından önemli derecede farklılıklar tespit edilmiştir. Düşük asit konsantrasyonunda 500 MPa yüksek hidrostatik basınç uygulaması TMA-N oluşumunu önlemede oldukça etkili olurken, %4 asit gruplarında 100 MPa ve üzeri tüm basınç uygulamalarının başarılı olduğu tespit edilmiştir. Photobacterium phosphoreum ile inoküle edilen gruplarda farklı asit konsantrasyonları TMA-N oluşumunda önemli derecede (P<0.01) etkili olmuştur. Her iki asit grubunda da kontrol grupları daha yüksek değerlere ulaşırken, 300 MPa ve üzeri yüksek hidrostatik basınç uygulaması TMA-N oluşumunu baskılamada oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Yüksek hidrostatik basınç uygulaması ile her iki bakteri grubunda da %2 asit konsantrasyonunda pH değerleri kontrol grubuna göre düşük kalmıştır. Ancak yüksek asit konsantrasyonlu gruplarda pH değerlerinde depolama süresince dalgalanmalar gözlenmiştir. TBA değerleri tüm gruplarda depolama boyunca artış göstermiş ancak basınç uygulanan gruplarda kontrol gruplarına göre daha düşük bulunmuştur. Yüksek hidrostatik basınç uygulanan grupların duyusal genel beğenisi depolama boyunca kontrol gruplarından daha iyi olmuştur. Yapılan çalışma sonunda, M. psychrotolerans ve P. phosphoreum ile inoküle edilen farklı asit konsantrasyonlarındaki ringa marinatlarında mikroorganizma gelişiminin baskılanması ve biyojen amin oluşumunun kontrol altına alınmasında yüksek hidrostatik basınç uygulamasının oldukça etkili olduğu gözlenmiştir. Psikrotolerant biyojen amin üreten bakterilerinin gelişiminin önlenmesi ve dolayısıyla biyojen amin üretiminin kontrol altına alınması için en uygun asit konsantrasyonunun %4, en etkin yüksek hidrostatik basınç uygulamasının ise 500 MPa olduğu tespit edilmiştir. Gerçekleştirilmesi planlanan ileriki çalışmalarda yüksek hidrostatik hidrostatik basınç uygulamasının balık marinatında endüstriyel kullanıma sunulması uygun görülmektedir.
Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792) yavru yeminde kurutulmuş damıtma kalıntıları ve çözünür maddeleri (DDGS) kullanma olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss) yavru yeminde etanol endüstrisi yan ürünü olan kurutulmuş damıtma kalıntıları ve çözünür maddelerinin (DDGS) balık unu ve soya küspesi yerine kullanılabilirliğinin araştırılması amacıyla iki ayrı besleme denemesi yürütülmüştür. Araştırma kapsamında büyüme, yem değerlendirme, ekonomik değerlendirme, balık eti kimyasal kompozisyonu, deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranları, deneme balıklarının karaciğer ve bağırsak histolojileri araştırılmıştır. Birinci denemede, balık unu yerine DDGS yemde %0, %10, %20 ve %30 oranında (Kontrol, DDGS10, DDGS20 ve DDGS30) kullanılarak protein (%45,47 ham protein) ve enerji (sindirilebilir enerji 4164 kcal/kg) değerleri eşit dört farklı deneme yemi hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemleriyle başlangıç ağırlığı 19,88 g olan gökkuşağı alabalığı yavruları 84 gün süreyle beslenmiştir. Deneme sonunda en yüksek canlı ağırlık artışı, yüzde canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı ve termal büyüme katsayısı değerleri DDGS30 grubunda bulunmuştur. Yem değerlendirme ve protein etkinlik oranı değerleri deneme grupları arasında benzer iken yem tüketimi değerleri DDGS30 grubunda yüksek olduğu, diğer gruplar arasında ise önemli bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Yemde DDGS artışına bağlı olarak yem maliyeti önemli oranda düşmektedir. Ekonomik dönüşüm oranı yemdeki DDGS artışına bağlı olarak azalırken, ekonomik karlılık indeksi artmakta olup gruplar arası bu azalış ve artışlar istatiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Gruplar arası deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranı ve balık eti kimyasal kompozisyonu değerleri arasındaki farklılıklar önemsizdir. Histolojik analizler sonucunda gruplar arası karaciğer hücre nükleus çapında önemli bir farklılığın olmadığı, ancak DDGS20 ve DDGS30 grubu balıkların hepatosit hücre sitoplazmasındaki vakuollerde bir miktar artışın olduğu ve bazı hepatosit hücre nükleuslarının merkezi konumda olmadığı görülmüştür. Yapılan histomorfometrik ölçümler sonucunda yemde kulllanılan DDGS, balıkların arka bağırsak villus yüksekliği, villus alanı, villus genişliği, submukoza, stratum kompaktum ve musküler tabaka kalınlıkları üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı ancak, villus lamina proprianın önemli oranda genişlemesine (P<0,05) neden olduğu tespit edilmiştir. İkinci denemede ise, yemde soya küspesi yerine DDGS kullanımının balıklar üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneme-2'de protein kaynağı olarak sadece balık unu içeren Kontrol-1 yemi, balık unu ve soya küspesi içeren Kontrol-2 yemi olmak üzere iki farklı kontrol yemi hazırlanmıştır. Diğer deneme yemleri, Kontrol-2 yeminde soya küspesinin %0'ı, %33'ü, %66'sı ve %100'ü yerine DDGS kullanılarak protein (%45,47 ham protein) ve enerji (4164 kcal/kg sindirilebilir enerji) değerleri eşit olmak üzere toplam beş farklı yem (Kontrol-1, Kontrol-2, DDGS33, DDGS66 ve DDGS100) hazırlanmıştır. Başlangıç ağırlığı 20,46 g olan gökkuşağı alabalığı yavruları 84 gün süreyle bu yemlerle beslenmiştir. Deneme sonunda en iyi canlı ağırlık artışı, spesifik büyüme oranı, termal büyüme katsayısı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı DDGS66 yemi ile beslenen deneme grubunda görülmüştür. Guruplar arası yaşama oranı, kondüsyon faktörü, hepatosomatik indeks ve visserosomatik indeks değerleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık görülmemiştir. Yemde soya küspesi oranının azalması ve DDGS'nin artışı ile yem maliyetinin azaldığı tespit edilmiştir. Gruplar arasında en iyi ekonomik dönüşüm oranı ve ekonomik karlılık indeksi değerleri DDGS66 ve DDGS100 gruplarında görülmüştür. Deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlik oranı değerleri ve balık eti kimyasal kompozisyon değerlerinin gruplar arasında benzer olduğu bulunmuştur. Histolojik analizler sonucunda gruplar arası karaciğer hücre nükleus çapı değerlerinde istatiksel olarak önemli bir farklılığın olmadığı, ancak yemde bitkisel protein kaynağı kullanımının artışı ile karaciğer hücre nükleus çapında bir miktar azalmanın olduğu tespit edilmiştir. Kontol-1 harici diğer gruplara ait balıkların hepatosit hücre sitoplazmasındaki vakuollerde bir miktar artışın olduğu ve hücre nükleuslarından bazılarının merkezi konumda olmadığı tespit edilmiştir. Histolojik analiz sonucunda, Kontrol-1 grubuna ait balıkların villus yapısından farklı olarak diğer grupların villus yapılarında gözle görülür olumsuz değişikliklerin olduğu tespit edilmiştir. Histomorfometrik ölçümler sonucunda Kontrol-2 ve DDGS33 yemleriyle beslenen balıkların lamina propria, submukoza ve musküler tabaka kalınlıklarının, DDGS66 ve DDGS100 gruplarına göre önemli oranda arttığı tespit edilmiştir (P<0,05). Bu tez çalışması sonucunda DDGS, Deneme-1 sonucuna göre gökkuşağı alabalığı yavru yeminde %30 oranına kadar ve Deneme-2 sonucuna göre de soya küspesinin tamamı yerine kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Farklı stoklama yoğunluklarında yetiştirilen beyaz karides (Litopenaeus vannamei) jüvenillerinin yaşama oranı, büyüme performansı ve bazı stres faktörleri üzerine astaksantin ilaveli yemlerin etkisi
Araştırmamızda, farklı stoklama yoğunluklarında yetiştirilen beyaz karides (Litopenaeus vannamei) jüvenillerinin yaşama oranı, büyüme performansı ve bazı stres faktörleri üzerine astaksantin ilaveli yemlerin etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Deneme, stok yoğunluğu (200, 400 ve 800 birey/m3) ve yemdeki astaksantin düzeyine (0, 40, 80 ve 150 mg/kg) göre planlanmıştır. Çalışmanın sonunda en yüksek yaşama oranı %81,67±9,28 A1B1 (200 birey/m3; 0 mg/kg astaksantin); en yüksek ortalama ağırlık 1,81±0,21 g ile A3B3 (800 birey/m3; 80 mg/kg astaksantin) grubunda ve en yüksek deneme sonu stok yoğunluğu 463,30±32,83 birey/m3 ile A3B3 grubunda tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, A3 deneme gruplarında, stoklama baskısıyla ortaya çıkan stresin, enzimatik olmayan antioksidan savunma sistemi tarafından düzenlendiğini göstermektedir. Ayrıca karideslerin beslenmesinde kullanılan deneme yemlerinden 40 (B2) ve 80 (B3) mg/kg astaksantin içeriğine sahip yem gruplarının antioksidan savunma sisteminin düzenlenmesinde daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde, karideslerin yaşama oranı, düşük stoklama gruplarında daha yüksek bulunmuş ve hem stok yoğunluğu hem de yemdeki astaksantin düzeyinden etkilenmiştir (P<0,05). Karideslerde gözlemlenen büyüme performansı değerleri üzerine, stok yoğunluğu farkı etkili olmuş (P<0,05), yemdeki astaksantin düzeyinin ise etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir (P>0,05).
Antalya Körfezi'nde Posidonia oceanica'nın akustiksel tanımlanması ve kalibrasyonu
Bu doktora tez çalışması, Antalya Körfezi'nde 206 kHz frekansa sahip bilimsel ekosounder ile 2011–2012 yılları arasında 7 ayrı ayda gerçekleştirilen deniz çalışmasının akustik verileri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma bölgesi Posidonia oceanica çayırlarının Türkiye'nin Batı Akdeniz kıyılarında yoğun olarak bulunurluğunun tespit edilmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir. Tez çalışmasının ana amacı; EcoSAV (Eco Submerged Aquatic Vegetation) ve VBT (Visual Bottom Typer) ticari yazılım programlarını kullanarak, P. oceanica türünün akustiksel olarak tanımlanması, bu tanımlanmayı sağlayacak program içerisindeki parametrelerin türe özgü olarak kalibre edilmesi neticesinde; türün mevsimsel olarak tahmini biyokütle miktarlarına ve yaprak yüksekliğine bağlı dağılım haritalarının oluşturulması ve yetiştiği ortamın dip yapısal özelliğinin araştırılmasıdır. Dünyada ilk defa olarak uygulanmış bir metotla VBT üzerinden P. oceanica'dan gelen enerji tespiti gerçekleştirilerek biyokütle miktarları tahmin edilmiştir. Hesaplamalar sırasında mevsimsel farklılık da gözetilerek, biyokütle hesabı sırasında kullanılmak üzere boy-ağırlık verilerinden regresyon analizleri yapılmıştır. Bu veriler üzerinden hesaplanan biyokütle ile alansal akustik enerji (sa) üzerinden yapılan kalibrasyon işleminden elde edilen regresyon denklemi, daha sonrasında akustik enerjinin biyokütleye çevriminde kullanılmıştır. Böylece türün yoğunluk değişimlerinin ve mevsimsel dağılımlarının belirlenmesi ve haritalandırılmasına temel teşkil etmiştir. Ayrıca türün derinliğe ve mevsimlere bağlı akustiksel olarak tahmin edilen biyokütle miktarları ve boy-ağırlık ölçümlerinde farklılık olup olmadığı ANOVA ve ANCOVA ile test edilmiştir. Buna sonuçlara göre mevsimsel olarak farklılık gözlenmezken, derinliğe göre farklılık gözlenmiştir ve derinlik arttıkça biyokütle miktarında azalmanın meydana geldiği belirlenmiştir. Çalışma alanının mevsimsel olarak elde edilen biyokütle bağlı dağılım haritaları incelendiğinde, türün çalışma sahasında 3 farklı yatak oluşturduğu tespit edilmiştir. Tahmin edilen en yüksek biyokütle miktarı iki mevsimde; Temmuz'da 4000 (g/m–2) üzeri ve Nisan/Mayıs ayında 2000 (g/m–2) üzeri, en düşük biyokütle miktarı ise Ocak ayında 800 (g/m–2) olarak belirlenmiştir. EcoSAV ile türün çalışma sahasında dağılım gösterdiği alanlardaki vejetasyon yüksekliği tespit edilmiştir. Çalışma alanında mevsimsel olarak türün yaprak boyuna bağlı dağılımında 3 ayrı yatağın varlığı belirlenmiştir. Türün alansal ve zamansal dağılım sonuçlarının biyokütleye bağlı sonuçlarla birebir örtüştüğü görülmüştür. Bu sonuçlara göre en yüksek yaprak boyu Temmuz ve Nisan/Mayıs ayında 80–90 cm civarlarında belirlenmiş, en minimum boya da Ocak ayında ortalama 30–40 cm olarak tespit edilmiştir. Çalışma alanının hidrolojik özelliklerinden deniz suyu sıcaklığı ve tuzluluk verileri, bu tezin materyallerinin elde edildiği çalışmada her ay örneklenmiş ve ölçüm kayıtları alınmıştır. Bu verilerden yararlanarak ayrıca türün dağılımı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu kayıtlar doğrultusunda Posidonia oceanica deniz çayırlarının büyüdüğü alanda en yüksek sıcaklık 29–30°C, tuzluluk ise maksimum ‰ 39–40 ile Ağustos ayı olarak belirlenmiştir. Bu sıcaklık değerleri, türün yaşamını devam ettirmesi bakımından olumsuz bir durum henüz teşkil etmediği anlaşılmıştır. Ek olarak VBT ile dip sedimanının yapısal özelliği belirlenmeye çalışılmış ve türün yetiştiği dip yapısının tayini neticesinde, P. oceanica'nın sert kayalık zemin üzerinde dağılım gösterdiği belirlenmiştir. Son olarak bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, çalışma alanında yaşayan P. oceanica türünün akustiksel olarak tayin edilebilecek kadar kuvvetli bir saçıcı olduğu anlaşılmış ve akustik scattering'i etkileyen akustiksel karakterleri belirlenmiştir. B elirlenen bu özellikleri sayesinde türün çalışma alanında, her mevsim bulunurluğu ortaya konmuştur. Akustiksel olarak türün dağılımını, yaşam alanını ve dinamiklerini belirlemek amacıyla 3 farklı analiz ve yöntem uygulamalarıyla gerçekleştirilen araştırmada, ortaya çıkan sonuçların birbirlerini destekler nitelikte uyumlu oldukları görüşüne varılmıştır. Şunu da belirtmede fayda var ki, yaprak yapısına ilişkin yapısal dinamiklerinin belirlenmesi (CO2, O2, fotosentez oranı, genç-yaşlı olması vb.) akustik olarak vejetasyonların anlaşılmasında katkı sağlayacak önemli bilgiler içerdiği ve buna benzer araştırmalarda bu verilerin kullanılması tavsiye edilebilir.
Tilapia (Oreochromis niloticus L.) yavru yeminde tavuk kesim atıkları ununun balık unu yerine kullanım olanakları
Bu çalışmada, Nil tilapia yavru yeminde (Oreochromis niloticus L., 1758) tavuk kesim atıkları ununun (TKAU) ticari balık unu yerine kullanılabilirliği araştırılmıştır. Protein (%34), yağ (%9) ve enerji (3500 kcal/g SE) değerleri eşit beş farklı yem hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemlerinde TKAU, balık unu proteini yerine %0 (kontrol grubu), %25, %50, %75 ve %100 oranında ilave edilmiştir. Kontrol grubu yeminde temel protein kaynağı olarak balık unu (%40,8) ve soya küspesi (%19,65) kullanılmıştır. Deneme, her grupta yirmi balık olacak şekilde üç tekrarlı tesadüf parselleri deneme desenine göre planlanarak 65 L'lik cam akvaryumlarda 13 hafta süre ile yürütülmüştür. Başlangıç ağırlıkları 0,879±0,09 g olan deneme grubu balıkları günde iki kez doyuncaya kadar beslenmiştir. Bu çalışmada deneme grubu balıkların büyüme performansı, yem kullanımı, balık eti kimyasal kompozisyonları ile deneme yemlerinin besin madde sindirilebilirlikleri araştırılmıştır. Deneme sonunda en iyi canlı ağırlık artışı, yüzde canlı ağırlık kazancı, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. %50'den daha fazla TKAU içeren yemlerle beslenen grupların büyüme ve yemden yararlanma değerleri önemli oranda azalmıştır (P>0,05). Deneme gruplarının tamamında yaşama oranı %100'dür. Deneme sonu en yüksek hepatosomatik indeks (2,720±0,394) ve visserosomatik indeks (2,720±0,394) değerleri %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. Deneme sonu balıkların kimyasal kompozisyonlarından protein, yağ, kül ve nem değerleri istatistiksel olarak önemsiz olup (P>0,05), deneme başı değerlerinden istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). Yemdeki besin madde sindirilebilirliklerinden kuru madde hariç protein, yağ ve enerji sindirilebilirlikleri yemdeki TKAU'nun artışıyla birlikte azalmış ve gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0,05). En iyi sindirilebilirlik değerleri %50 TKAU içeren yemle beslenen grupta elde edilmiştir. Elde edilen verilere göre, balıkların büyüme performansı, yem kullanımı, vücut kompozisyonu ve besin madde sindirilebilirlikleri üzerine olumsuz etkisi olmaksızın Nil tilapia yavru yemlerinde %50'ye kadar TKAU'nun balık unu proteini yerine kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Oreochromis niloticus, tavuk kesim atıkları unu, balık unu ikame, büyüme, sindirilebilirlik.
Karacaören?I Baraj gölü'ndeki sudak (Sander lucioperca Linnaeus, 1758)'ın populasyon yapısında oluşan değişimlerin belirlenmesi
Bu çalışmada, Karacaören-I Baraj Gölü'ndeki sudak (Sander lucioperca (L., 1758)) populasyonundaki değişimlerin bu gölde ve bu balık türü ile daha önce yapılan çalışmalardan elde edilen verilerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yapılan bu çalışmada ilgili kurumlardan elde edilen güncel bilgiler paralelinde, söz konusu populasyondaki azalmanın nedenleri hakkında değerlendirme yapılarak daha sonra yapılacak çalışmalar için faydalı bir kaynak oluşturmaya çalışılmıştır. Örnekleme çalışması Kasım 2008 tarihinden Ekim 2009 tarihine kadar devam etmiştir. Örnekleme yapılan periyotta gölde faaliyet gösteren kooperatif ve balıkçılarla ilişkiye geçilerek daha fazla miktarda birey elde edilmeye çalışılmıştır. Avlanmanın yasak olduğu 15 Mart 2009- 15 Haziran 2009 döneminde Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'ndan izin alınarak balık avcılığı yapılmıştır. Kasım 2008- Ekim 2009 tarihleri arasında toplam 113 sudak balığı elde edilmiştir. Yakalanan balıkların 42 adedinin dişi (% 37,2), 71 adedinin erkek (% 62,8) birey olduğu tespit edilmiştir. Yakalanan balıkların çatal boylarının 19,7 cm ile 68 cm arasında, vücut ağırlıklarının ise 77,5 g ile 3472,9 g arasında değiştikleri gözlenmiştir. Balıkların yaşlarının I ile IX arasında değiştiği, I. yaş grubunun % 39,9 ve V. yaş grubunun % 28,3 ile çoğunluk yaş gruplarını oluşturduğu görülmüştür. Yakalanan balıkların mide doluluk oranlarına bakılmış ve değerlendirmeye alınan bireylerin % 29,88'inin midesinin dolu olduğu, dolu mideler incelendiğinde çoğunlukla (% 89,41) gümüş balığına (Atherina boyeri Risso, 1810) rastlanmıştır. Karacaören-I Baraj Gölü'nden elde edilen sudak balıklarının kondisyon faktörü değeri 1,001 olarak tespit edilmiştir. Bu gölde de diğer göllere benzer özellik gösterecek şekilde sudak populasyonunda ciddi bir azalmanın olduğu görülmüştür.
Dikenli Vatoz (Raja clavata L., 1758)'dan sosis yapımı ve kalite parametrelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Antalya Körfezi'nden dip trolü ile avlanan Dikenli Vatoz'un sosis yapım teknolojisine uygunluğu ile besinsel bileşenlerinin tespiti ve raf ömrü araştırılmıştır. Bu amaç için 4 farklı deneme sosis grubu oluşturulmuştur. Panelistler tarafından tercih edilen bir deneme sosis grubu üzerinden raf ömrü tespiti çalışmaları devam etmiştir. Dikenli vatozun nem miktarı %75.08±0.05, ham protein miktarı%21.57±0.13, ham yağ miktarı %0.43±0.42, inorganik madde miktarı 1.47±0.22 ve pazarlanabilir verimi %47.17±5.00 olarak bulunmuştur. Oluşturulan deneme sosis grubu ve dikenli vatoz eti kıyması pH değerleri ve toplam uçucu bazik azot (TVB-N) karşılaştırıldığında gruplar arası fark önemli (P<0.05), tiyobarbütirik asit (TBA) değerleri ve Trimetilamin azot (TMA-N) değerleri gruplar arası fark önemsiz (P>0.05) bulunmuştur. Mikrobiyolojik analizlerde sıcakdumanlama işleminin mikroorganizma sayısını azalttığı tespit edilmiştir. Ancak depolama süresince mikroorganizma sayılarının arttığı belirlenmiştir. 4±1oC'de muhafaza edilen sosislerin 42. güne kadar tüketilebilir özelliğini koruduğu, 56. gün ise tüketilemez duruma geldikleri belirlenmiştir. Ancak 42. günden itibaren bu ürünlerin tüketilmemesi kanısındayız.ANAHTAR KELİMELER: Raja clavata, Dikenli Vatoz, sosis yapımı, kimyasal kompozisyon, raf ömrü
Kuzey Marmara Denizi'nde doğadan avcılık yolu ile elde edilen avrupa istiridyesinin (Ostrea edulis, L. 1758) hastalık etkeni bazı bakterilerin incelenmesi üzerine bir çalışma
Bu çalışmada, Kuzey Marmara Denizi'nde avcılık yolu ile avlanan istiridye (Ostrea edulis) örneklerinin hastalık etkeni bazı bakterilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kasım 2009-Nisan 2010 tarihleri arasında Kumbağ-Yeniçiftlik (Tekirdağ) bölgesinden avcılık yolu ile istiridye örnekleri temin edilmiştir. Bakteriyolojik çalışma için, istiriye örneklerinin iç organlarından Deniz Suyu Agar (DSA) ve TTCBS Agara (%1.5 NaCl ilaveli) ekimler yapılmıştır. Araştırmada toplam 60 istiridye ile çalışılmış ve 44 bakteri suşu izole edilmiştir. İzole edilen bakterilerin standart biyokimyasal yöntemler ve API 20E ticari hızlı tanı kitleri ile tanısı gerçekleştirilmiştir. Çalışılan istiridyelerden hastalık etkeni olarak yalnızca Vibrio alginolyticus izole edilmiştir. Bununla birlikte çalışma boyunca 12 Vibrio, 31 Shewanella ve 1 Citrobacter türü olmak üzere 44 bakteri suşu izole ve identifiye edilmiştir.
Antalya ve çevresindeki tatlı sularda dağılım gösteren Theodoxus türlerinin dış morfolojik özelliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu çalışmada Antalya ve çevre illerin tatlı sularında yaşayan Theodoxus türlerinde bazı yapısal özelliklerin morfolojik açıdan incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmıştır. Benzer fiziksel özellikler gösteren dört istasyondan toplanan Theodoxus örneklerinde kabuk, operkulum, radula, manto kenarı, baş tentakülü, göz, penis, ve solungaç gibi yapılar stereo ışık mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Theodoxus'ların operkulum, radula ve solungaç yapılarının, lokalitelere göre örneklerde önemli farklılıklar yansıttığı, ancak diğer yapılarda bu farklılıkların daha önemsiz kaldığı belirlendi. Operkulum, özellikle mandal yapısının ve kiriş bölgesinin farklılığı ile karakterize edilmiştir. Örneklerde radula, tipik olarak rhipidoglossat tipte olup özellikle merkezi diş ve lateral dişleri yönüyle lokalitelere göre farklı bulundu. İki tabaka halinde olan manto kenarlarında renk farklılığı dışında sadece katmanlar arası boşluk genişliği yönüyle kısmi farklılık görüldü. Baş tentaküllerinde karakteristik kas yerleşim yönüyle neritid özelliği gözlendi. Göz genelde küt ve yuvarlak uçlu bir yapıda olurken sadece Olympos 1 örneklerinde mercek gibi bir çöküntü gözlendi. Başın sağ üst tarafından uzanan penis yapısında sadece Işıklı gölü örneklerinde mantarsı papiller belirlendi. Tek sayıda olan solungaç yapısında lamellerin kalınlıkları ve sil demetleri yönüyle bazı farklılıklar belirlendi.Yapılan incelemeler bölge ile ilgili mevcut kaynaklar ile karşılaştırıldığında, Işıklı Gölü'nde Theodoxus analiticus türü, Döşemealtı- Kırkgöz su kaynağında Theodoxus altenai türü, Olympos deresinde Theodoxus fluviatilis türü ve Theodoxus fluviatilis fluviatilis alt türü, Boğaçay- Arapsuyu (Konyaaltı) tatlı su kaynağında ise Theodoxus sp. türünün bulunduğu öngörülmektedir. Bu çalışma bulgularının ileri düzey populasyonlar arası ve tatlı su ekosistemleri arası ilişkiler kurulmasında önemli kaynak olması söz konusudur.
Gümüşi havuz balığı (Carassius gibelio BLOC, 1782)'nın Eğirdir Gölü'ndeki yaşam alanlarına ait bazı fiziko-kimyasal özellikleri ile uzaktan algılamaya dayalı spektral özelliklerinin ilişkilendirilmesi
Bu çalışmada, Eğirdir Gölü'nde baskın tür olarak yaşayan C. gibelio (Bloch, 1782)'nun yaşam alanlarındaki su kalitesi parametreleri ve spektral özellikleri mevsimsel olarak incelenmiştir. Kasım 2009- Ekim 2010 tarihleri arasında 4 farklı istasyondan 957 adet C. gibelio bireyi yakalanmıştır. C. gibelio 30, 40, 45, 50, 60 mm göz büyüklüğüne sahip uzatma ağları ile avlanmıştır. Uzatma ağlarına ve istasyonlara ait av komposizyonları ve verimlilikleri oransal, bireysel ve ağırlıksal olarak belirlenmiştir. Araştırma süresince en fazla birey 40, 45, 50 mm ağ gözü büyüklüğüne sahip ağlarla Eğirdir (% 38,14) bölgesinden avlanmıştır.İstasyonlardan mevsimsel olarak alınan su örnekleri analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda istasyonlardaki su sıcaklığının 12- 16°C, pH'ın 8- 8.95, bulanıklığın 1- 2,31 NTU, klorofil-a konsantrasyonunun 0,267- 1,622 mg/l, çözünmüş oksijenin 6,86 -11,37 mg/l, süspanse maddenin 25- 32,1 mg/l arasında değiştiği ölçülmüştür. Klorofil-a değerlerine göre Eğirdir Gölü'nün oligotrofik yapıda olduğu saptanmıştır.Spektral ölçümler spektroradyometre ile (ASD Fieldspec (UV/ VNIR)) yapılmıştır. Klorofil-a ve yansıma değerlerinin yaz mevsiminde, tüm istasyonlarda (Hoyran hariç) en yüksek değerde olduğu ve av veriminin de buna paralellik gösterdiği tespit edilmiştir.
Antalya körfezindeki fekal mikrobiyal kirleticilerin polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile belirlenmesi
Bu çalışmada amaç Antalya sahilinde özellikle kanalizasyon kaynaklı (konut, turistik tesis ve tekne atıkları gibi) kirlilik yaratan çevre ve insan sağlığına risk oluşturan hastalık etkeni indikatör koliform patojenlerden Escherichia coli, ve Salmonella typi, Shigella sonnei' nin moleküler biyolojik yöntemlerden biri olan PCR yöntemi ile hızlı tespiti amaçlanmıştır.Deniz suyu örnekleri çalışması Eylül 2009'dan 2010 Eylül 2010'a kadar Liman, Konyaaltı, Side ve Kemer bölgelerinin sahillerinden toplanmıştır. Toplanan 48 su örneğinin pH ve sıcaklık değerleri ölçülmüştür. Daha sonra laboratuvara getirilmiş ve DNA izolasyonları yapılmıştır. Referans E. coli , S. tpyhi, S. sonnei bakterileri ve su örnekleri için uygun PCR programı seçilmiş ve örneklerin PCR'ı yapılmıştır. PCR'ı yapılan örnekler elektroforezde yürütülmüş ve incelenmiştir.
Türkiye Ege ve Akdeniz sahilleri mürekkepbalığı (Sepia officinalis L. 1758) populasyonları: Genetik yapısı ve dinamiklerinin incelenmesi
Dünya nüfusunun hızla artmasına paralel olarak artan besin ihtiyacının karşılanabilmesi amacı ile denizel stokların üzerinde de önemli baskı oluşmuş ve kemikli balıkların stoklarında önemli azalmalar gözlenmiştir. Balıkçılık sektörü devam eden ihtiyacı karşılayabilmek amacı ile alternatif avlara yönlenmektedir. Kafadanbacaklılar avcıları olan kemikli balıkların stoklarının azalmasının da etkisi ile kendi stoklarının arttırma şansı bulmalarından dolayı besin ihtiyacı arayışına çözüm oluşturabilecek bir potansiyel taşımaktadırlar. Kemikli balıkların sömürülmesi esnasında karşılaşılan sorunların tekrar yaşanmaması için sürdürülebilir bir avlama ve balıkçılık yönetiminin gerekliliği yadsınamaz. Bu amaçla, ekonomik önem taşıyan kafadanbacaklı türlerinin biyolojik özelliklerinin ve stoklarının sınırlarının belirlenmesi sağlıklı bir balıkçılık yönetiminin gerçekleştirilebilmesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bir kafadanbacaklı türü olan Sepia officinalis L. 1758, Avrupa ve ülkemiz su ürünleri pazarında önem taşıyan bir canlıdır ve ülkemiz denizlerinde yaygın olarak bulunur. Ayrıca türün biyolojik özellikleri göz önüne alındığında, dağılım gösterdiği bölgelerde gen akışına etki eden faktörlerin belirlenmesi açısından da model olarak değerlendirilme potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Bu tez çalışması, ülkemiz Akdeniz ve Ege Denizi sahillerinde dağılım gösteren mürekkepbalığı populasyonlarının moleküler biyoloji metodları kullanılarak, çalışma alanındaki genetik varyasyonun araştırılması ve populasyon yapılarının belirlenmesini amacı ile değerlendirilmesi hedeflemiştir.Yirmiiki istasyondan örneklenen toplam 225 bireyde, populasyonların geçmişte ve günümüzdeki populasyon dinamiklerinin karakterize edilmesi amacı ile mtCOI gen bölgesi çalışılmıştır. Ayrıca beş istasyondan temin edilen toplamda 341 bireyde, 5 polimorfik mikrosatelit lokusuna ait verilerle mürekkepbalığı populasyonları arasındaki genetik ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Gerçekleştirilen bilgisayar analizleri sonucunda mtCOI gen bölgesinin değerlendirilmesi ile çalışma alanında ikisi Ege Denizi kaynaklı, diğer ikisi ise Akdeniz kaynaklı 4 farklı haplotip grubu belirlenmiştir. Örnekleme bölgeleri arasında gözlenen genetik farklılaşma miktarları incelendiğinde tüm çalışma alanın içerisinde gen akışını baskılayan dört yarı geçirgen bariyer bölgesinin varlığı ortaya konulmuştur. Bunlardan ilk ikisi Marmaris ? Finike bölgeleri arasında konumlanmıştır. Deniz zemininin ani derinleşmesi sonucunda oluşan bu bariyer bölgeleri Akdeniz ve Ege Denizi'nde bulunan türe ait haplotip gruplarının birbirinden izole olmasına neden olduğu görülmektedir. Bir diğer bariyer bölgesi de Taşucu örnekleme bölgesinde belirlenmiştir. Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezi'nin sığ kesimlerinin tür için daha uygun bir yaşam bölgesi oluşturması ve batıya gidildikçe ani derinleşmelerin söz konusu olması, belirlenen biyolojik bariyerin oluşmasına etki eden faktörlerdir. Bariyer etkisi ile Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezi'nin oluşturduğu alan tüm diğer bölgelerden belirgin bir şekilde farklılık göstermektedir. Çalışma sonucunda belirlenmiş olan son bariyer bölgesi ise İzmir Körfezi'ni diğer bölgelerden ayırmaktadır.Türe özgü beş polimorfik mikrosatelit bölgesinin değerlendirilmesi sonucunda da Akdeniz ve Ege Denizi'nin genetik olarak birbirinden ayrıldığı gözlenmiştir. Ayrıca çalışma alanında dağılım gösteren 3 farklı mürekkepbalığı populasyonu tespit edilmiştir. Bunlardan ilki Akdeniz de bulunan Mersin Körfezi ve Antalya Körfezi'nden örneklenen bireylerin oluşturduğu populasyon, ikincisi Marmaris ve Seferihisar bölgelerinden örneklenen bireylerin oluşturduğu populasyon ve üçüncüsü ise Doğu Ege Denizi'nde bulunan Enez bölgesinden toplanan bireylerin oluşturduğu populasyondur.Çalışmamız sonunda mürekkepbalığı türünün populasyon yapılanmasının, türün değerlendirildiği önceki çalışmalarda bildirilenin tersine mesafeye bağlı genetik farklılaşmadan kaynaklanmadığı ancak derinlik etkisi altında şekillendiği tespit edilmiştir. Belirlenen dört filogrubun demografik geçmişi incelendiğinde, filogrupların son buzul çağı sonrasında ortam koşullarının düzelmesi ile genişlediği belirlenmiştir.
Kırma mercan (Pagellus erythrinus L. 1758)'da hipofiz - gonad histolojisi ve üreme ile ilgili hormonal durumun belirlenmesi
Bu çalışmada, Antalya Körfezi'nden yakalanan Sparidae familyasına ait Kırma Mercan balıklarının (Pagellus erythrinus L. 1758) hipofiz-gonad histolojisi ve üremedeki hormon değişimleri incelenmiştir. Kırma Mercan balıklarının protojinik (protogynous) hermafrodit olmaları nedeniyle gonad gelişiminde önce dişilik, sonra geçiş ve daha sonra da erkeklik karakterlerinin geliştiği toplam 15 gelişim evresi ışık mikroskopik incelemelerle tespit edilmiştir. Bu evreler olgunlaşmamış dişi, F1, F2, F3, F4, F5, F6 dişilik evreleri, T1, T2, T3 geçiş evreleri ve M1, M2, M3, M4, M5 erkeklik evreleri olarak belirlenmiştir. Transmission elektron mikroskobu P. erythrinus balıklarının gonad ve hipofiz yapılarının ince yapısını incelemek için kullanılmıştır. Oositlerin elektron mikroskopik incelemelerinde normal elektron densitedeki bu hücreler de nukleus, nukleolus, uzantılı sitoplazmik endoplazmik retikulum, mitokondri, golgi kompleksi ve çok sayıda salgı vezikülleri içerdiği görülmektedir. Kırma mercan balığında spermatozoa, küresel bir baş ve akrozom, koni şeklindeki bir boyun ve uzun bir kuyruğa sahiptir. Boyunda tek bir mitokondrisi bulunur. Bu çalışmada kırma mercan balıklarının hipofiz bezindeki hücre tiplerinin histokimyasal yöntemlerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Organın infundibulum bölgesi, anterior ve posterior lobları oldukça belirgindir. Anterior lopta bölgesel ve hücresel farklılaşmalar farklı boyanma özellikleri şeklinde yansımıştır. Elde edilen örneklerden hipofiz bezinin düzgün dairesel yuvarlak biçimde olduğu görülmüştür.Özellikle rostral pars distalisinde yer alan asidofil hücreler oldukça yoğun yerleşimli olup, koyu boyanmış bölgeyi oluşturmaktadır. Proksimal pars distalisteki bazofilik hücre sayısı da fazladır. Pars intermedia sınırları çok belirgin olmayıp kolloid varlığı ile ayırt edilmektedir. Küçük asidofillerin ve büyük bazofillerin farklı şekilde boyanmaları, granüllerindeki hormon içeriğinin farklılığını yansıtmaktadır. Hipofizin elektron mikroskobik incelemelerinde bu hücrenin ince yapı özellikleri protein salgılayan endokrin hücreleriyle benzerlik göstermektedir. Hormon sentezi için gerekli iyi gelişmiş bir golgi kompleks ve membrana yakın yerleşimli çok sayıda yuvarlak yada oval ortası daha yoğun salgı vezikülleri bulunmaktadır. Oval ökromatik çekirdeğe sahiptir.Kan serumunda 17ß-estradiol (E2), testosteron (T) ve 11-ketotestosteron (11KT) seviyelerindeki değişiklikler Pagellus erythrinus'un yıllık üreme evresi sırasında ovaryum ve testis histolojisine göre vitellojenin konsantrasyonu (VTG), gonadosomatik indeks (GSI) değişimlerin ilişkileri incelendi. Mercan balığının histolojik gelişim evrelerine göre E2 seviyesinin en yüksek değere olgunluk evresi olan F5'te ulaştığı görülmektedir. Vitellojenin düzeylerinin GSI değerlerine paralel bir dalgalanma gösterdiği tespit edilmiştir. F1 evresinden F5 evresine kadar artış olduğu görülmektedir. Erkeklerde GSI değerleri gelişim evrelerine göre incelendiğinde M1 evresinden M3 evresine kadar doğrusal bir artma görülmektedir. En yüksek değere M3 (spermiasyon evresi)'de ulaştığı tespit edilmiştir. 11 KT hormonu spermiogenezis (M2) ve spermiasyon (M3) evrelerinde yüksek iken yumurtlama sonrası (M4) ve dinlenme (M5) evrelerinde düşüş göstermektedir. Erkek balıklarda T hormon değerlerinin spermiogenez (M2) ve spermiasyon (M3) evreleri esnasında önemli ölçüde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Yumurtlama sonrası (M4) evresinde de bir azalma görülmektedir.Hipofizde üreme aktivitelerini başlatan salgı hücrelerinin, ışık ve elektron mikroskopik incelemeleri yanısıra gonad gelişiminin histolojik ve elektron mikroskopik incelemelerine paralel olarak, % GSI değerleri, E2, VTG, T, 11 KT hormon ölçümlerinden elde edilen sonuçlara göre sahillerimizde kırma mercan balıklarının Nisan sonundan-Eylül ayı başına kadar üremelerini gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir.
Yeniçağa Gölü'ndeki (Bolu) tatlısu kefali (Squalius cephalus (L., 1758)) ve kadife (Tinca tinca L., 1758) balıklarının populasyon dinamiğinin incelenmesi
Bu çalışmada; Yeniçağa Gölü'nden Mart 2009- Temmuz 2010 tarihleri arasında örneklenen tatlısu kefali (S. cephalus) ve kadife balıklarının (T. tinca) büyüme ve üreme özellikleri ile ölüm oranları incelenmiş, stok büyüklüğünün tahminiyle stoktan en verimli şekilde faydalanılabilmesi için uygun av gücü, ürün ve biyokütle belirlenmiştir. Ayrıca, göl suyunun bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri araştırılmış, göl suyunun balık yaşamı açısından uygunluğu irdelenmiştir. Yeniçağa Gölü'nden örneklenen 729 talısu kefalinin yaşları I-VIII arasında dağılım göstermiş, % 74,9'unun dişi % 25,1'inin ise erkek olduğu, çatal boylarının 12,8 cm ile 34,6 cm arasında, ağırlıklarının ise 31,8 g ile 643,1 g arasında değiştiği saptanmıştır. Tüm bireyler için von Bertalanffy büyüme parametreleri L?= 36,88 cm, W?= 713,01 g, k= 0,248, t0= -1,278 ve b= 3,109 olarak belirlenmiştir. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) 1,48± 0,01 olarak hesaplanmıştır. İlk eşeysel olgunluk boyu dişi ve erkek tatlısu kefali bireylerinde sırasıyla 19,2 cm ve 15,3 cm olarak hesaplanmıştır. Üreme döneminin Nisan-Temmuz ayları arasında olduğu, yumurta çapının 1,29 mm ve ortalama yumurta veriminin 25349 adet/ birey olduğu belirlenmiştir. Toplam ölüm katsayısı (Z) 0,68 yıl-1, doğal ölüm katsayısı (M) 0,50 yıl-1, balıkçılık nedeniyle olan ölümlerin katsayısı (F) 0,18 yıl-1, stok işletme oranı (E) 0,27 yıl-1, yaşama oranı (S) % 50,14 olarak hesaplanmıştır. Yeniçağa Gölü'nden araştırma dönemi boyunca 24209 adet (4800 kg) tatlısu kefalinin avlandığı ve bir av döneminde gölde 108369 adet (16770 kg) tatlısu kefalinin bulunduğu hesaplanmıştır. Yeniçağa Gölü'ndeki tatlısu kefali stoğundan en verimli şekilde yararlanılabilmesi için mevcut av gücünün % 87 artırılmasıyla 5709 kg ürün elde edilebileceği saptanmıştır.Yeniçağa Gölü'nden örneklenen 291 kadife balığının yaşları I-IX arasında dağılım göstermiş, % 60,5'inin dişi ve % 39,5'inin erkek olduğu saptanmıştır. Çatal boyları 10,9 cm ile 41,5 cm arasında, ağırlıkları 24,0 g ile 1127,2 g arasında değişmiştir. Tüm bireyler için von Bertalanffy büyüme parametreleri L?= 44,19 cm, W?= 1304,46 g, k= 0,236, t0= -0,342 ve b= 2,999 olarak belirlenmiştir. Tüm bireyler için ortalama kondisyon faktörü (KF) 1,55± 0,01 olarak bulunmuştur. İlk eşeysel olgunluk boyu dişi ve erkek kadife balığı bireylerinde sırasıyla 21,4 cm ve 19,8 cm olarak hesaplanmıştır. Üreme döneminin Haziran-Temmuz ayları arasında olduğu, yumurta çapının 0,85 mm ve ortalama yumurta veriminin 198249 adet/ birey olduğu belirlenmiştir. Toplam ölüm katsayısı (Z) 0,55 yıl-1, doğal ölüm katsayısı (M) 0,46 yıl-1, balıkçılık nedeniyle olan ölümlerin katsayısı (F) 0,09 yıl-1, stok işletme oranı (E) 0,16 yıl-1, yaşama oranı (S) % 57,86 bulunmuştur. Yeniçağa Gölü'nden araştırma dönemi boyunca 8344 adet (4350 kg) kadife balığının avlandığı, bir av döneminde gölde 130204 adet (43317 kg) kadife balığının bulunduğu hesaplanmıştır. Bu stoktan en verimli şekilde yararlanılabilmesi için mevcut av gücünün % 203 artırılmasıyla 8793 kg ürün elde edilebileceği saptanmıştır.Yeniçağa Gölü'ndeki örnekleme noktalarından elde edilen analiz sonuçlarına göre bazı aylarda amonyum, nitrit ve fosfat değerlerinin yüksek bulunmasına karşın balık yaşamı açısından bir tehlike oluşturmadığı belirlenmiştir.
Antalya Körfezi kıyı balıkçılığında kullanılan multifilament uzatma ağları seçiciliğinin belirlenmesi
Bu çalışmada, ticari balıkçılıkta kullanılan 44 mm göz açıklığına sahip sade uzatma ağı ile 40 mm ve 44 mm göz açıklığına sahip fanyalı uzatma ağlarının hedef türleri için seçicilik parametreleri tespit edilmiştir. Elde edilmiş olan parametreler ile türlerin minimum avlanma boyu ve/veya ilk üreme boyları ile kıyaslanması yapılmıştır. Çalışma Antalya Körfezi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırma süresince 15 güne ait geçerli çalışma yapılmıştır.Çalışma sonunda Antalya Körfezi'nde yoğun olarak kullanılan 40 mm sade ağın, 40 mm ve 44 mm fanyalı ağlarla av verimlerinin kıyaslanması yapılarak, farklı morfolojik özelliklere sahip barbun (Mullus barbatus), kırma mercan (Pagellus erythrinus), yabani mercan (Pagellus acarne) ve kupes (Boops boops) balıklarının seçicilikleri belirlenmiştir.
Gökkuşağı alabalıklarından (Oncorhynchus mykiss) izole edilen hareketli Aeromonas türlerinde bulunan virulans genlerin tespiti üzerine bir çalışma
Bu çalışmada, iç su balıkları yetiştiriciliğinin en yoğun yapıldığıbölgelerden biri olan Muğla'nın Fethiye bölgesindeki gökkuşağı alabalıkçiftliklerinde en sık karşılaşılan hastalıklardan biri olan Hareketli AeromonasSeptiseminin etkeni olan Aeromonas hydrophila, A. veronii, A. caviae ve A.sobria türlerinin gen bölgelerine bakılarak Polimeraz Zincir Reaksiyonu(PCR) yöntemi ile tespiti amaçlanmıştır.Alabalık çiftliklerinden hastalık belirtisi gösteren balık örneklerihastalık olduğunda, steril ortamlarda ve soğuk zincir koşullarına uyularaklaboratuara getirilmiştir. Balıkların farklı dokularından örnek alınmış vebesiyerlerine ekilmiştir. Hem ekilen hem de direk alınan örneklerdenhastalıkla alakalı genlerin tespiti için bakteriyel DNA izolasyonu yapılmıştır.Bakterilerin belirlenmesi için seçilen gen bölgeleri A. hydrophila için Aero veOmpTS, A. veronii için tet, A.sobria için AH ve A. caviae için F3-B3 genbölgeleridir. Bu bölgeleri belirlemek için uygun PCR protokolleri seçilmiş veher bir örnek için uygulanmıştır. PCR uygulaması sonucuda örneklerelektroforezde yürütülmüş ve incelenmiştir.Bu çalışmanın sonucu olarak hastalık belirtisi gösteren balıklarınkaraciğer ve böbreklerinden izole edilen A. hydrophila, A.caviae, A. veronii, veA. sobria bakterileri ile referans bakterilerin PCR yöntemi ile çoğaltılmasısonucu elde edilen görüntüler eşleşmiştir. Klinik bulgularla desteklenen PCRbulgusu bize Hareketli Aeromonas Septisemi' yi doğrulamıştır.
Dağ alası (Salmo trutta macrostigma dumeril, 1858) için ß-aktin promotör - rtghI ifade vektörünün hazırlanması
Genetik iyileştirme, kültür koşullarında hızlı büyüyen ya da genel olarak istenilen karaktere sahip soyların elde edilmesinde sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Yöntem, türün morfolojik özelliklerini tipik olarak taşıyan ve temsil ettiği kuşakta en hızlı büyüyen bireylerin seçilerek kendi aralarında eşleştirilmesi temeline dayanmaktadır. Gen manipülasyonun da ise, istenilen karakterin frekansının daha birinci jenerasyonda arttırılması amacıyla hedef türün genomunda bir takım değişikliklerin yapılmasıdır. Bu tez çalışmasının amacı gökkuşağı alabalığının (Oncorhyncus mykiss) büyüme hormonu genini içeren bir vektör oluşturmaktır. Bu amaca yönelik Salmo trutta macrostigma(Dağ alası) ß- aktin promotörü ve rtghI geni izole edilmiş ve ara rekombinant vektörden sonra pTRE3G-mCherry ökaryotik ekspresyon vektörüne yerleştirilmiştir. Bunun için S. t. macrostigma ß-aktin promotör dizisinin 1607 bç'lik kısmı ile O. mykiss'in 4570 bç'den oluşan ghI gen dizisi izole edilerek kullanılmıştır. Gene ait ihtiyaç duyulan 4526 bç'lik dizi ile promotör bölgeyi kodlayan 1607 bç'lik dizi bilgisayar ortamında birleştirilerek, restriksiyon enzim kesim bölgeleri analiz yoluyla belirlenmiş, alt klonlamalara engel oluşturabilecek kesim bölgeleri uzaklaştırılmış ve istenilen klonlamayı olası kılacak yeni kesim bölgeleri dizayn edilmiştir. Bu çalışmalardan sonra, promotör ve büyüme hormonu bir bütün halinde in vitro ortamda sentezlenmiştir. Sentezlenen promotör-gen dizisi pTRE3G-mCherry ökaryotik ekspresyon vektörüne yerleştirilmiş ve yeni vektöre pMY07 adı verilmiştir. Hazırlanan bu vektör ile dağ alasının büyümesini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir.
Farklı oranlarda L-karnitin ilave edilen yemlerle beslenen japon balığı (Carassius auratus L.1758) yavrularının büyüme performanslarının belirlenmesi
Bu çalışmada, japon balığı (Carrasius auratus L.1758) yavru yeminde L-karnitinin, balıkların büyüme ve gelişmesine etkisi araştırılmıştır. Protein (% 40), yağ (% 6) ve enerji (3540 kcal kg-1 sindirilebilir enerji) değerleri eşit beş farklı yem hazırlanmıştır. Hazırlanan deneme yemlerine 0 (kontrol grubu), 250, 500, 750 ve 1000 mg kg-1 oranında L-karnitin ilave edilmiştir. Deneme, her grupta yirmi balık olacak şekilde üç tekerrürlü tesadüf parselleri deneme desenine göre planlanarak 65 lt'lik cam akvaryumlarda 84 gün süre ile yürütülmüştür. Başlangıç ağırlıkları 0,311±0,01 g olan balıklar günde iki kez doyuncaya kadar beslenmiştir. Bu çalışmada deneme grubu balıkların büyüme performansları ve yem kullanımları araştırılmıştır. Deneme sonunda, canlı ağırlık artışı, kondüsyon faktörü, spesifik büyüme oranı, yem değerlendirme oranı, protein etkinlik oranı bakımından gruplar arasında istatistiki açıdan farklılık bulunmamıştır. Deneme gruplarının tamamında yaşama oranı % 100'dür. Sonuç olarak, yeme L-karnitin eklenmesinin japon balığı yavrularının büyüme ve yem dönüşüm oranı üzerine olumlu bir etkisi tespit edilememiştir.
Antalya körfezi littoralindeki makrobentik derisi dikenliler (Echinodermata) faunası ve mevsimsel dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörler
Antalya Körfezi littoralinde derisi dikenli faunasına ait tür çeşitliliği, bolluğu ve biyokütlesinin belirlenmesi ve dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörlerin saptanmasını amaçlayan bu çalışmada mevsimsel olarak, Ağustos 2009- Nisan 2010 tarihleri arasında yumuşak substratlarda 6 istasyonda, 0-200 metre derinlikler arasında ve Ağustos 2010- Mayıs 2011 tarihleri arasında sert substratlarda 7 istasyonda, 0-30 metre derinlikler arasında örneklemeler gerçekleştirilmiştir. Yumuşak substratlarda örneklemeler, Akyarlar isimli ticari trol teknesi ile sekiz farklı derinlikte (5, 10, 25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) kum kapanı (van Veen grab) ve bentik kızak (sledge) çekimleri ve altı farklı derinlikte (25, 50, 75, 100, 150 ve 200 m) trol çekimleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Sert substratlarda örneklemeler SCUBA dalış ile 30 metre derinliğe kadar kayalık bölgelerin en alt derinlik sınırına kadar gerçekleştirilmiştir. Taranan hat uzunluklarına göre eşit aralıklarla 1m2lik kuadratlarda derisi dikenli bireylerinin sayımı ve örneklemeleri yapılmıştır. Örnekleme noktalarında deniz suyu ve sediment örnekleri alınmıştır.Örneklerin incelenmesi sonucunda, çalışma bölgesinde derisi dikenli filumuna ait, 5 klasis, 14 ordo, 30 familya, 39 cins ve 50 tür (1 Crinoid, 18 Asteroid, 14 Ophiuroid, 12 Echinoid, 5 Holothurid) tayin edilmiştir. Literatür bilgilerine göre 12 türün (Astropecten spinulosus (Philippi, 1837), Chaetaster longipes (Retzius, 1805), Hacelia attenuata Gray, 1840, Hymenodiscus coronata (G.O. Sars, 1872), Luidia ciliaris (Philippi, 1837), Luidia sarsi sarsi Düben & Koren, in Düben, 1845, Sclerasterias richardi (Perrier, 1882), Ophiacantha setosa (Bruzelius, 1805), Ophiura grubei Heller, 1863, Echinus melo Lamarck, 1816, Genocidaris maculata A. Agassiz, 1869, Spatangus purpureus O.F. Müller, 1776) Türkiye'nin Akdeniz kıyıları için ve Sclerasterias richardi (Perrier, 1882)'nin Türkiye denizleri için yeni kayıt olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada elde edilen 50 türün 42'si AM, 4'ü E, 2'si K ve 2'si IP kökenlidir. Endemik türler A. mediterranea, A. jonstoni, A. spinulosus ve P. microtuberculatus, kozmopolit türler A. squamata ve E. cordatum, Indo-Pasifik kökenli, yabancı türler ise O. savignyi ve S. reciprocans'tır.Örneklenen derisi dikenli komüniteleri arasında örnekleme metoduna göre önemli derecede fark bulunmuştur. Antalya Körfezi'nde yumuşak substratumda trol örneklemeleri ile 24, kızak örneklemeleri ile 32 ve grab örneklemeleri ile 22, sert substratumda SCUBA dalış örneklemeleri ile ise 7 derisi dikenli türü bulunmuştur.Antalya Körfezi'nde trol örneklemelerinden elde edilen E. sepositus `devamlı', A. mediterranea, A. placenta, C. longispinus, S. affinis, P. regalis ve sert substratumdan örneklenen P. lividus ve S. reciprocans `yaygın', diğer türler ise `nadir bulunan türler' olarak gruplanmıştır. En sık bulunan türler trol örneklemelerinde E. sepositus, kızak örneklemelerinde C. longispinus, grab örneklemelerinde A. filiformis ve sert substratumda SCUBA dalış örneklemelerinde P. lividus'dur. Önem derecelerine (Ö.D.) göre sırasıyla ilk beş tür, trol örneklemelerinde S. affinis, S. granularis, E. sepositus, A. mediterranea, P. regalis; kızak örneklemelerinde H. tubulosa, A. filiformis, H. mammata, P. microtuberculatus, A. mediterranea ve grab örneklemelerinde A. filiformis, E. cordatum, O. ophiura, A. mediterranea ve O. setosa'dır.Antalya Körfezi'nin sırasıyla Kaleiçi Yat Limanı ve Büyük Liman bölgelerinde yer alan C ve D istasyonlarında bulunan tür sayısının düşük olmasının mevcut antropojenik etkilerden kaynaklandığı, Manavgat Irmağı'nın denize döküldüğü alana yakın olan A istasyonunda ise düşük tür sayısının, düşük tuzluluk ve nehirle taşınan karasal kökenli materyalden kaynaklandığı düşünülmektedir. 75 ve 100 m'de bulunan yüksek derisi dikenli tür sayısı (34), bolluk ve biyokütlesinin bu derinliklerde bulunan yüksek kalsiyum karbonat (TKK) miktarı ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Deniz suyunda birçok parametrenin mevsimsel olarak değişmesine rağmen, epifaunada mevsimsel bir değişim gözlenmemiş, infaunada ise en yüksek tür sayısı ve bolluğa sahip Ophiuridae mevsimsel değişim göstermiş, tür sayısı, bolluk ve biyokütlede kışın azalma görülmüştür.Derinlik, tuzluluk, NH4-N, TKK, TOK, %çakıl, %çamur ve %kum (0,5- 0,25mm) trol örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametrelerdir. Kızak örneklemelerinde derisi dikenli bolluk ve biyokütle değişimlerini en iyi açıklayan parametreler çözünmüş oksijen, %kum (1-0,5mm) ve %kum (0,125-0,063 mm), grab örneklemelerinde ise derinlik ve %kum (0,125-0,063 mm) olarak belirlenmiştir.Bentik fauna biyokütlesinin önemli bir yüzdesini oluşturan derisi dikenli türlerinin saptanması ile Antalya Körfezi'nde uzun süreli izleme çalışmaları için bir veri tabanı ve komünite yapılarındaki değişimleri ve bu değişimleri en iyi açıklayan çevresel parametrelerin belirlenmesi ile ileride yapılacak benzer çalışmalara altlık oluşturulması hedeflenmiştir.
Türkiye'de damızlık temin edilen bazı bölgelerdeki levrek (Dicentrarchus labrax L. 1758) balıklarında genetik varyasyonların mikrosatelit markırlar ile belirlenmesi ve bazı Avrupa popülasyonları ile karşılaştırılması
Araştırmada, levrek yetiştiriciliğinde Avrupa'da, Yunanistan'dan sonra ikinci sırada yer alan ülkemizdeki kuluçkahanelerin damızlık topladığı bölgelerdeki genetik yapının ve akrabalık ilişkilerinin tespit edilerek, bu doğrultuda ileride yapılacak ıslah çalışmalarına temel oluşturacak bilgilerin toplanması amaçlanmıştır. Türkiye'nin Akdeniz ve Ege Denizi'nde ticari kuluçkahanelerin levrek balığı damızlık temin ettiği 5 popülasyonun genetik yapısı,Yunanistan ve Atlantik Okyanusu'ndan temin edilen 2 popülasyon ile(7 popülasyondan toplam 305 birey)ve 10 mikrosatelit lokus ile tespit edilmiştir. Mikrosatelit lokuslarının amplifikasyonu 10'lu Multipleks Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR)ile yükseltgenerek yapılmıştır. Mikrosatelit lokuslarının alel uzunlukları ABI 3730xl (Applied Biosystem, KANADA) kapilar elektroforez cihazı ile tespit edilmiştir. Ayrıca araştırmada 5 farklı popülasyondan toplanan levrek balığı örneklerinin morfolojik farklılıkları Temel Bileşen Analizi (TBA) Diskriminant Analizi (DA) ile tespit edilmiş olup bu morfolojik farklılıklar genotipik farklılıklarla karşılaştırılmıştır. Diskriminant analizi sonucuna göre Doğanbey ve Homa popülasyonlarının morfolojik olarak birbiri ile benzerlik gösterdiği, morfolojik olarak Köyceğiz ve Beymelek popülasyonlarının, diğer popülasyonlardan ayrıldığı tespit edilmiştir.Yapılan genotipik incelemenin istatistiksel analizleri sonucunda, diğer popülasyonların aksine Köyceğiz popülasyonunun Hardy-Wienberg dengesinde olduğu (Fis0,036 P<0,05) ayrıca bariyer testi sonucuna göre Köyceğiz popülasyonunun diğer popülasyonlardan izole bir yapı içerisinde olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra Homa ve Doğanbey popülasyonlarının yakın akrabalık ilişkisi içinde olduğu(Fst0,00347P<0,001), Yumurtalık popülasyonunun Doğanbey popülasyonu ile yakın ilişkide olduğu tespit edilmiştir (Fst0,01431P<0,001).Bu durum,DA genetik uzaklık analizi ile ve faktöriyel benzerlik analizi ile benzerlik göstermiştir. DA ve Fst matriksleri ayrı ayrı coğrafik uzaklık matriksi ile mantel testine tabi tutulmuş ve her iki matriks karşılaştırmasına göre popülasyonlar arası ilişkinin coğrafik uzaklıkla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla r=0,952 ve r=0,888 P<0,001). Tüm popülasyonlar arasında uygulanan genetik yapı analizi sonucuna göre Yunanistan popülasyonundaki bireylerin, Atlantik popülasyonundaki bireylerle benzerlik gösterdiği,Atlantik popülasyonu ile Yumurtalık popülasyonunun diğer yerli popülasyonlara göre daha çok benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Popülasyonlararası gen akışı sonuçları diğer analiz sonuçlarını desteklemekte, Homa ve Doğanbey popülasyonları arasında en çok gen akışı olduğu 71,74 ancak Köyceğiz popülasyonunda ise diğer popülasyonlarla arasında çok düşük bir gen akışı olduğu tespit edilmiştir. Araştırmamızda elde ettiğimiz bulgulara göre, ülkemizde levrek balığı ıslah çalışmaları için en uygun popülasyonun Hardy-Weinberg dengesinde oluşu ve diğer popülasyonlardan daha izole olması nedeniyle genetik yapısının daha iyi korunmuş olmasından dolayı Köyceğiz popülasyonun olduğu tespit edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Levrek balığı, damızlık popülasyon yapısı, mikrosatelit markı
Antalya ilinde alabalık yetiştiriciliği yapan işletmelerin yapısal durumlarının belirlenmesi
Bu çalışmada, Antalya ilinde karada kurulu gökkuşağı alabalığı işletmelerinin yapısal durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Faal olan 82 adet işletmenin 61 adedinde anket yoluyla elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre Antalya ili genelinde alabalık işletmelerinin kuruluşu 1991-1995 yılları arasında yoğunlaşmaktadır. İşletmelerin %88,3'ü tam kapasite üretim yapmaktadır. Aktif olarak üretim yapan işletmelerin %50'nde proje kapasite artışı yapılabilir. Proje kapasite artışını engelleyen en önemli nedenler arasında su ve arazi yetersizliği ön plana çıkmaktadır. Antalya ilindeki işletmelerin %32,2'si 10-29 ton, %32,2'si 30-49 ton, %30,5'i 10 tondan az, %3,4'ü 50-99 ton ve 1,7'si ise 100 ton/yılın üzerindedir. İşletmelerin %62,3'ü aile işletmesi olup, işletmelerin kuruluşunda öz kaynak kullanım oranı %74,6'dır. Antalya'da faaliyet gösteren işletmelerin %45,8'i arazi mülkiyetine sahiptir.İşletmelerin %18'inin su ürünleri mühendisi çalıştırmamasına karşın, %57,9'u yetiştiricilikte danışman desteği almaktadır. Danışmanların %48,5'ini sektörde tecrübeli su ürünleri mühendisleri oluşturmaktadır. Özellikle %97,1 oranında balık hastalıkları konusunda danışman desteği almaktadırlar. İşletmelerin %83,9'u sigortasızdır.İşletmelerin %52,4'ünün kuluçkahanesi olmasına karşın, %52,3'ü yumurta ve yavru balık üretimi kendisine yeterli durumdadır. Kuluçkahanede kullanılan suyun %91,6'sı kaynak suyudur. Anaç balıkların sağımı en fazla kasım ayında gerçekleşirken, şubat ayında da sona ermektedir. Kuluçkahane sahibi işletmelerin yumurta açılım başarısı %45,7'sinin %70,0-80,0 ve yavru balık yaşama oranı %35,9'unun %70,0-80,0 arasındadır. İşletmelerin %17,1'i sadece yumurta, %46,2'si sadece yavru balık satışı gerçekleştirmektedir.Antalya'da faaliyet gösteren işletmelerin %70,5'i beton havuzda, %9,8'i de nehirde kafes balıkçılığı gerçekleştirmektedir. İşletmelerin %50,8'i kombine, %21,3'ü porsiyonluk, %21,3'ü yavru-porsiyonluk, %6,9'u yumurta-yavru ve %1,6'sı ise yavru üreten işletmelerdir. Yetiştiricilikte kullanılan suyun %62,3'ü kaynak suyu olup, işletmelerin %44,3'ünde su sıcaklığı 13-15 oC arasındadır. Ancak, gerek kaynak suyu gerekse akarsuların debileri %40,7 oranında 10-50 L/sn arsındadır. İşletmelerin %64,4'ü su ile ilgili hiçbir fiziksel ve %93,4'ü ise kimyasal ölçüm gerçekleştirmemektedir.İşletmelerde en fazla balık kayıpları hastalıklarından kaynaklanmakta olup, 0,3-5 g ağırlığındaki yavru balıklarda bu oran %70'tir. İşletme sahipleri büyük oranda hastalık problemini kendisi çözümlemeye çalışmakta ancak kendisi bir çözüm bulamaz ise farklı kaynaklardan destek almaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Antalya İli, gökkuşağı alabalığı, işletme, yapısal durum.
Levrek balığı (Dicentrarchus labrax L. 1758) vitellojen genlerinin karakterizasyonu
ÖZETLEVREK BALIĞI (Dicentrarchus labrax L. 1758) VİTELLOJEN GENLERİNİN KARAKTERİZAYONUÖzlem YILMAZDoktora Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Sadi KÖKSOYMart 2013, 136 sayfaBu çalışmada, levrek (Dicentrarchus labrax) balığında üç ayrı vitellojeni kodlayan cDNA dizileri elde edilmiştir. Yumurta sarısı protein alt birimlerinin hepsini taşıyan iki çeşit vitellojen, günümüzde geçerli olan adlandırma kullanılarak VtgAa ve VtgAb olarak tanımlanmıştır. Fosvitinden yoksun, daha kısa bir cDNA ile kodlanan ve kesilmiş bir C-ucu bölgesine sahip olan `eksik' (incomplete) bir diğer vitellojen formu ise VtgC olarak tanımlanmıştır. Levrek vitellojen cDNA dizilerinden elde edilen tahmini peptid dizilerinin, diğer teleost türlere ait dizilerle ve birincil protein yapılarıyla yapılan kıyaslamalar sonucu, bu diziler kesin olarak levrek vitellojenleri; SbsVtgAa, SbsVtgAb ve SbsVtgC olarak tanımlanmışlardır. Her bir vitellojenin dişi ve 17ß-estradiol ile uyarılmış olan erkek kan plazmasındaki ve ovaryumdaki varlığı, kefal (Mugil cephalus) lipovitellinlerine karşı geliştirilmiş olan vitellojen formuna özgün antikorlar kullanılarak Western blot analizi ile ortaya konmuştur. Bu yöntem yardımıyla, ayrıca üç farklı vitellojenden türemiş yumurta sarısı protein alt birimlerinin büyümeyi tamamlamış (postvitellojenik) ve ovulasyona uğramış yumurtadaki varlığı da belirlenmiştir. Postvitellojenik ve ovulasyon aşamalarındaki ovaryum ekstraktlarının Western blot analiz sonuçlarının karşılaştırmaları, her üç çeşit vitellojenden türemiş lipovitellinlerin oosit olgunlaşması sırasında kısmi bir proteolize uğradığını göstermiştir. Her üç vitellojen ve bunların türevi yumurta sarısı protein ürünlerinin, oosit büyümesini tamamlamış postvitellojenik dişilere ait karaciğer, plazma ve ovaryumundaki miktarları ve birbirlerine göre oranları, işaretsiz niceliksel kütle spektrometrisi ile belirlenmiştir. Normalize edilmiş spektra sayılarına dayanarak VtgAa ve VtgAb'nin levrekte bulunan baskın vitellojen formları oldukları ve VtgAb'nin analiz edilen örnek tipine göre VtgAa'dan 2 ila 5 kat arasında daha yüksek miktarlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Karaciğer ve plazmada genel olarak düşük seviyelerde bulunan VtgC ortalama spektra sayısının, ovaryumda diğer dokulara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca ovaryumda VtgC miktarının, VtgAa ve VtgAb'den sırasıyla yalnızca 0.5 ila 3.0 kat daha düşük olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, diğer acantomorph teleostlarda bilinen çoklu vitellojen sisteminin levrekte de var olduğu belirlenmiştir. Ayrıca burada, söz konusu sistemin önemli bir parçası olan vitellojenlerin her üç formunun da gelişmekte olan oosit ve yumurtalarda, yumurta sarısı protein depolarına önemli katkıları olduğu ortaya konmuştur. Levrekte bu konuda yapılan ilk çalışmanın ürünü olan bu bulgular, su ürünleri sektöründe yetiştiriciliğe uygun türlerin yumurta kalitesi ve başta vitellogenez olmak üzere, oogenez sürecinde gerçekleşen olaylar dizini üzerine yapılacak moleküler ve fonksiyonel çalışmalara temel oluşturacaktır.ANAHTAR KELİMELER: Levrek, Dicentrarchus labrax, Ovaryum, Oosit, Teleost, Oogenez, Vitellojen, Yumurta sarısı
Antalya Tufa falezleri (Türkiye) bentik deniz makroalg ve çayırlarının tespiti ve kataloglanması
Bu çalışmada; Antalya kent merkezinde bulunan ve dünyadaki en büyük tufa çökelim alanı kıyı bandını oluşturan "Antalya Tufa Falezleri" bentik deniz makroalg ve çayırlarının tespit edilmesi ve kataloglanması amaçlanmıştır. Arazi çalışmaları 0,2-20 m derinlikler arasında, bilimsel dalış eğitimi almış 1-2 dalgıç tarafından SCUBA ve serbest dalışlar ile gerçekleştirilmiştir. Dalış çalışmalarına ilaveten makroalg yataklarının yayılım alanları hakkında ekolojik değerlendirme yapabilmek için saha genelinde toplam 5 istasyonda fiziksel, kimyasal ve biyolojik ölçümler yapılmıştır. Her istasyonda farklı derinliklerde yapılan ölçümlerle elde edilen veriler değerlendirilerek, bölgenin coğrafi konumuna (koy, lagün, tatlı su kaynak bölgesi, açık deniz vb) ve değişen çevresel etkenlere bağlı değişimler yorumlanmıştır. Böylece bölgenin ekolojisi ile ilgili olarak mevcut habitat tipleri ve bu habitatlara ilişkin fiziksel, kimyasal ve biyolojik bilgiler değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; Antalya Tufa Falezleri bölgesinde yayılış gösteren deniz makro alglerinden Kırmızı alglere (Rhodophyta) ait 75, Kahverengi alglere (Heterokontophyta) ait 21, Yeşil alglere (Chlorophyta) ait 23 ve deniz çiçekli bitkilerine (Tracheophyta) ait 1 takson olmak üzere toplam 120 takson tespit edilmiştir. Buna göre taksonlar; %63 Rhodophyta, %17 Heterokontophyta, %19 Chlorophyta ve %1 Tracheophyta bölümlerine ait türlerden oluşmaktadır. Ayrıca deniz makroalg ve çiçekli bitkilerine ait ayrıntılı bir envanter çıkarılarak ilk defa bölgeye ait bir deniz makroalg katoloğu oluşturulmuştur. Bu veri tabanı, periyodik zamanlarla yapılması zorunlu izleme araştırmalarına da zemin oluşturacaktır.
Antalya körfezi littoralindeki makrobentik derisi dikenliler (Echinodemata) faunası ve mevsimsel dağılımlarını etkileyen bazı ekolojik faktörler
Antalya Körfezi'nde yaşayan Patella (Mollusca:Gastropoda) türlerinde gametlerin gelişimi ve ince yapılarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı Türkiye denizlerinde yaygın olarak yaşayan Patella türlerinin gametogenez süreçlerinin ve gamet yapılarının belirlenmesidir. Üç limpet türü Patella rustica, P. caerulea, P. ulyssiponensis, Antalya Körfez'i kayalık kıyılarından toplanmıştır. Ovaryum ve testislerinden küçük parçalar alınarak ışık mikroskobu için Bouin tespit sıvısına, geçirmeli (TEM) elektron mikroskobu için ikili glutaraldehit ve osmium-tetroksit ikili tespit sıvılarına konmuştur. Parafin kesitler hematoksilin-eosin ile boyanmıştır. Yarı ince kesitler toluidin mavisi ve ince kesitler uranil asetatı takiben kurşun sitrat ile boyanmıştır. Üç Patella türünde erkek ve dişi gametogenez safhalarında yapılar tanımlanmıştır. İlk olarak üreme biyolojilerinde gonad gelişimleri belirlenmiş, ikinci aşamada gamet oluşumları tartışılmıştır. Şimdiki çalışmamıza göre Patella türlerinin kabuk ve yumuşak vücut yapılarına bakılarak eşeysel ayırımları söz konusu değildir. İncelediğimiz türlerine ve cinsiyetlerine bakılmaksızın, limpetlerin gonadları kısmen olgun (1), olgun (2), kısmen boşalmış (3), boşalmış (4) olmak üzere dört safhaya ayrılmıştır. Spermatogenez süreçleri boyunca P. rustica, P. caerulea, P. ulyssiponensis'te; spermatogonyum, primer ve sekonder spermatosit, spermatid ve olgun spermler gözlenmiştir. İncelenen türlerin spermleri ilkel tiptir. İlkel sperm tipi, gametlerini serbestçe suya bırakan, döllenmeleri suda gerçekleşen türlerde gelişmiştir. Bu üç türün spermi; nükleus ve akrozom uzunlukları birbirinden farklı olabilen bir baş bölgesine, basit mitokondriyal bir orta bölge ve 9+2'lik bir mikrotübül düzeninde kuyruk yapısından oluşmuştur. İncelediğimiz Patella türlerinin akrozom şekilleri birbirinden farklıdır. P. rustica'nın sperminin baş bölgesi incelenen üç türe göre daha uzundur. Bu türlerin spermleri uzamış nükleus yapıları ile karakterize edilmektedir. İncelenen tüm türlerin spermlerinin orta bölgeleri birbirleriyle benzer bulunmuş olup, kristaları iyi gelişmiş dört tane küresel mitokondirileri vardır. Spermin orta bölgesinin merkezinde bulunan mitokondriyal yüzüğü proksimal ve distal sentriyoller oluşturmaktadır. Proksimal sentriyol, küçük posteriyor nüklear çıkıntıda yer almaktadır ve distal sentriyol aksonemanın oluşmasını sağlar. P. rustica, P. caerulea, P. ulyssiponensis türlerinin oogenez süreçleri boyunca; oogonyum, vitellojenik ve olgun oosit gözlenmiştir. Vitellojenik oositlerde erken ve geç olarak adlandırılan safhalar tanımlanmıştır. İncelenen Patellid türlerinde oogenez süreçleri boyunca olgun oositlerin çapları türler arasında farklı olarak belirlenmiştir. Kortikal granüller, lipid tanecikleri, mitokondri, yumurta sarısı proteini gibi sitoplazmik maddeler, geç vitellojenik ve olgun oositin esas elemanlarıdır. Kortikal granüller ovaryum zarında oolemmanın altında yerleşmişlerdir. Her bir oosit, vitellin katman ve kalın bir jelatin örtü ile çevrelenmiştir. P. caerulea'nın oositinde jelatin örtünün diğer iki türe göre daha kalın olduğu belirlenmiştir. Sayısız mikrovillus jelatin örtüde gömülü olarak bulunmaktadır. Bulgulardan elde edilen Patella türleri üreme döngülerinin yapısal özellikleri ileri bilimsel çalışmalara ön bilgi oluşturması söz konusudur. Şimdiki çalışmamızın sonucu olarak limpet ovaryumu ve testis yapısının diğer prosobranşlardan önemli ölçüde farklı olması nedeniyle daha gelişmiş çalışmalarda, filogenetik analiz gibi veri setlerinde kullanılmaları önerilmektedir Bu çalışma bilgilerimiz hibridizasyon yaklaşımları ile araştırmaların genişlemesi yoluyla gametlerin yapısal faktörlerinin türler arası farklılıklara nasıl yol açtığının kolaylıkla anlaşılmasına imkan vermektedir. Son yıllarda sıcaklık ve kirlilik gibi türlerin gamet yapılarını ve üreme döngülerini etkileyen ekolojik faktörler populasyonların azalmasına sebep olmuştur.
Bazı denizel makroalg özütlerinin fitokimyasal özellikleri ve su ürünleri işleme teknolojisinde kullanım olanaklarının araştırılması
Katkı maddesi içermeyen doğal ürünlere yönelik artan tüketici talepleri ve yeni üretim teknikleri doğal katkı maddelerine olan ilgiyi arttırmıştır. Bu tez çalışmasında, Ulva rigida ve Gracilaria verrucosa makroalglerinden elde edilen etanol özütlerinin, uskumru (Scomber scombrus) kıymalarının kalite korunumları için soğutulmuş depolama esnasında doğal bir antioksidan ve antimikrobiyal madde olarak kullanım olanağı araştırılmıştır. U. rigida ve G. verrucosa makroalgleri İnciraltı sahili (İzmir, Türkiye)'den toplanmıştır. Makroalg örneklerinin toplanmasından hemen sonra tallusa yapışmış olan kum, atık, epifit ve diğer yabancı maddeleri uzaklaştırmak için deniz suyu ile yıkanmış ve temizlenmiş daha sonra soğuk zincirle laboratuvara getirilmiştir. Laboratuarda örnekler ilk önce musluk suyu ile daha sonra saf su ile yıkanarak temizlenmiş ve 40 °C'de 24 saat süre ile kurutulmuştur. Kurutulan ve toz haline getirilen örnekler (10 g) amber renkli erlene tartılmış ve üzerine 200 ml %95'lik etanol eklenmiştir. Bu karışımlar çalkalamalı su banyosunda, farklı ekstraksiyon sıcaklıklarında (30 °C, 45 °C ve 60 °C) 30 dakika süre ile ekstrakte edilmiştir. Bu özütler filtre edildikten sonra döner buharlaştırıcı kullanılarak çözgen uzaklaştırılmıştır. Tezin birinci bölümünde, farklı makroalg özütleri elde edilmiş ve bu özütlerin toplam fenolik madde, antioksidan ve antimikrobiyal aktiviteleri tespit edilmiştir. Makroalg özütlerinin toplam fenolik madde içeriği istatistiki olarak önemli düzeyde (p<0.01) farklı olduğu bulunmuştur. En yüksek toplam fenolik madde içeriği (0.22 mg gallik asit eşdeğeri/g ekstrakt) 60 °C sıcaklıkta elde edilen U. rigida özütlerinde saptanmıştır. Antioksidan aktivite; Troloks Eşdeğeri Antioksidan Kapasitesi (TEAC), 2.2-Diphenyl-1 picrylhydrazil serbest radikal indirgeme aktivitesi (DPPH) ve Oksijen Radikal Absorbans Kapasitesi (ORAC) yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. TEAC, DPPH ve ORAC yöntemine göre en yüksek antioksidan aktivite sırasıyla 2.18 µM troloks, 63.89 mg/mg DPPH ve 5.95 µM troloks değerleri ile 60 °C sıcaklıkta elde edilen U. rigida özütünde belirlenmiştir. Bu durum, fenolik madde ekstraksiyon sonuçlarını da desteklemektedir. Bu çalışma, U. rigida ve G. verrucosa'dan 60 °C sıcaklıkta sağlanan etanol özütlerinin daha iyi antioksidan aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir. Farklı sıcaklıklarda U. rigida ve G. verrucosa makroalglerinden sağlanan etanol özütlerinin kağıt disk difüzyon agar metodu kullanılarak 6 bakteri (Bacillus subtilis, Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis, Listeria monocytogenes, Escherichia coli ve Pseudomonas aeruginosa) ve 2 mantar (Aspergillus brasiliensis ve Candida albicans) için antibakteriyel ve antifungal aktiviteleri in vitro olarak değerlendirilmiştir. Test edilen tüm özütlerin A. brasiliensis hariç tüm bakteri ve mantarlara karşı antimikrobiyal etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu tezin ikinci bölümünde ise; uskumru kıymalarının soğutulmuş depolama sırasında kalitesinin korunması ve yağ oksidasyonunun önlenmesi amacıyla U. rigida ve G. verrucosa özütleri ile muamele edilmesi amaçlanmıştır. Toplam fenolik madde, antioksidan aktivite ve antibakteriyel aktivite sonuçlarına göre; en iyi özütün 60 ºC sıcaklık uygulanarak elde edilen özütler olduğu belirlenmiş ve uskumru kıymalarına %0.5, %1 ve %2 oranlarında bu özütlerden ilave edilmiş ve 2 °C'de 15 gün süreyle depolanmıştır. Makroalg özütleri kullanımı sonucunda uskumru kıymalarının, TVB-N, TMA-N ve pH değerleri soğutulmuş depolama sırasında önemli düzeyde azalmıştır. Kontrol grubu ile kıyaslandığında makroalg özütü içeren grupların daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Uskumru kıymalarının oksidatif stabilitesi peroksit değeri (PV), 232 ve 270 nm UV spektrum, tiyobarbutirik asit (TBARS) analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu analiz sonuçlarına göre; kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, makroalg özütleri uygulanan tüm grupların uskumru kıymaları üzerinde pro-oksidan etki gösterdiği belirlenmiştir. Makroalglerin etanol özütlerinden elde edilen doğal antimikrobiyallerin 2 °C'de 15 gün depolanan uskumru kıymalarının mikrobiyal değişimleri (toplam mezofilik aerob bakteri, toplam psikrofilik aerob bakteri, Pseudomonas, laktik asit bakterileri ve maya-küf) üzerine etkileri araştırılmıştır. Depolama periyodu sırasında, uskumru kıymalarına makroalg özütü uygulanan grupların daha düşük bakteriyel yüke sahip olduğu saptanmıştır. Özellikle, % 2 U. rigida özütü içeren grubun bakteriyel gelişimin yavaşlatılmasında daha etkili grup olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; makroalg özütlerinin soğutulmuş depolama sırasında uskumru kıymalarının kalitesini korumak ve bakteriyel gelişimi yavaşlatmak için etkili olduğu, ancak yağlar üzerinde pro-oksidatif etki gösterdiği belirlenmiştir. Bu nedenle, tüm kalite parametreleri dikkate alındığında bu özütlerin uskumru kıymalarında doğal katkı maddesi olarak kullanılamayacağı saptanmıştır.
Antalya Körfezi epipelajiğindeki ihtiyoplanktonun yıllık dağılımı ve bu dağılımı etkileyen bazı ekolojik faktörler
Bu çalışma, Antalya Körfezi epipelajik zonunda yer alan 20 istasyonda 2011-2012 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Aylık örneklemeler, 57 cm çapında, göz açıklığı 333µm olan WP-2 tip kapanabilir plankton kepçesi kullanılarak vertikal olarak yapılmıştır. Tayinler sonucunda 11 ordo ve 45 familyaya ait 122 kemikli balık türünün erken gelişim evresi tespit edilmiştir. Aylara bağlı olarak türlerin dağılımı, bolluk durumu, üreme dönemleri ve dağılım gösterdikleri derinlikler tespit edilmiştir. İhtiyoplankton bolluğunun aylık değişimleri ele alınmış, bolluğun Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında en yüksek, Kasım, Aralık ve Şubat aylarında en düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Tür zenginliği ve tür çeşitliliğinin bollukla benzer bir eğilim gösterdiği, bu değerlerin ilkbahar ve yaz aylarında en yüksek, kış mevsiminde ise en düşük düzeylere ulaştığı görülmüştür. Yumurtalar ele alındığında lesepsiyen tür olan Saurida undosquamis'in 4 ayda da en baskın tür olduğu tespit edilmiştir. İhtiyoplankton örneklemeleriyle eş zamanlı olarak yapılan su analizlerinden elde edilen fiziko-kimyasal parametreler (sıcaklık, tuzluluk, pH, çözünmüş oksijen, klorofil-a, görünürlük ve askıda katı madde) ile besin tuzlarının (NOx, orto-fosfat, amonyum) aylık ve derinliklere göre değişimleri değerlendirilmiştir. Özellikle nehir ağızlarında dip ve yüzey suları arasında önemli tuzluluk farkları olduğu tespit edilmiştir.
Kuzeydoğu Akdeniz'de (Antalya) kıyısal dip trolü balıkçılığı ile küçük ölçekli balıkçılığın etkileşimi
Bu çalışma, Aralık 2011-Kasım 2012 tarihleri arasında Finike, Manavgat ve Serik istasyonlarında gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında üç farklı av aracı ile mevsimsel örneklemeler yapılmıştır. Dip trolü örneklemeleri 20-50 m, 51-100 m ve 101-200 m derinlik konturlarında birer saatlik çekimler ile elde edilmiş, uzatma ağı ve paragat örneklemeleri ise 0-20 m, 21-50 m ve 51-100 m derinliklerde yürütülmüştür. Çalışma sonunda gerçekleştirilen toplam 108 trol operasyonu ile Finike istasyonundan 2563.6 kg, Manavgat istasyonundan 2620.7 kg ve Serik istasyonundan 1145.3 kg olmak üzere toplam 6329,5 kg ürün elde edilmiştir. Trol sezonunun açıldığı sonbahar mevsiminde 76.2 kg/saat ile en yüksek seviyeye ulaşan ortalama CPUE değeri, kış mevsiminde 45.3 kg/saat'lik değere gerilemiştir. Derinliklere göre hesaplanan ortalama CPUE değerlerinin, en yüksek seviyeye 67,9 kg/saat ile 51-100 m konturunda ulaştığı, buna karşın 20-50 m'lerde 58.6 kg saat, 101-200 m'lerde 49.3 kg/saat olarak hesaplandığı görülmektedir. Her türlü trol balıkçılığına kapalı olan Manavgat istasyonunda ortalama CPUE değeri 71.2 kg/saat olarak bulunurken, bu değer Antalya Körfezi'nin en önemli trol çekim sahasında yer alan Serik istasyonunda 31.8 kg/saat olarak bulunmuştur. Fanyalı uzatma ağları ile yapılan örneklemelerde mevsim ve derinliklere göre hesaplanan ortalama CPUE değerlerinde istatistiki açıdan önemli bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Ancak Manavgat istasyonunda elde edilen av verimi ile diğer iki istasyonlar için hesaplanan ortalama CPUE değerleri arasında istatistiki açıdan önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Paragat örneklemelerinde ise mevsim ve istasyonların av verimine etkisi gözlenmemiş, buna karşın 51-100 m derinlik konturu için hesaplanan ortalama CPUE değerleri ile 0-20 m ve 21-50 m'deki ortalama av verimleri arasındaki fark önemli bulunmuştur (p<0.05).
İşleme yan ürünlerinden hidrolize balık proteini ve gıda katkı maddesi olarak kullanım olanaklarının araştırılması
Köprüçay ırmağının Eğirdir Gölü'ne dökülen kolunda su kalitesi değişimi üzerinde bir araştırma
ÖZET Bu çalışmada, Köprüçay Irmağının kolu olan ve Eğirdir Gölüne dökülen Aksu Deresinin kaynağından Eğirdir Gölüne kadar olan bölümünde, su kalitesinin değişimini incelemek amacıyla, su kalitesi açısından önemli parametreler analizlenmiştir. Ar aştırma Kasım, 1990 - Haziran, 1991 periyodunu kapsamak tadır. Aksu Deresi boyunca seçilen VI istasyondan ayda bir olmak üzere su örnekleri alınmıştır. Standard yöntemlere uygun olarak alınan ve korunan örneklerde, Na, K, Ca, Mg, Cl, HCO-, C0;~, S0= iyonlarının değişimleri ile pH ve elektriki iletkenlik 3 4 değerleri ölçülmüştür. Bunlardan yararlanılarak toplam sertlik, suda çözünmüş katılar, asit bağlama gücü hesaplanmıştır. Sodyum absorbsiyon oranı ve elektriki iletkenlik değerleri dikkate alınarak Aksu Deresinin su sınıfı belirlenmiştir. Su ürünleri açısından önemli parametreler olan sıcaklık, oksijen doygunluğu, organik madde, bulanıklık, askıda katı madde ölçümleri yapılmış, ayrıca nitrit, nitrat, fosfat, silis tayinleri yapılarak besleyici elementler açısından suyun yapısı hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Bulgular, Eğirdir Gölü su kalitesi bulgularıyla karşılaştırı larak, Aksu Deresi suyunun Eğirdir Gölü su kalitesine etkisi irdelenmiştir. Yapılan ölçümler ve değerlendirmeler sonunda, bu suda sertliğin ve tuzluluğun az olduğu, suyun TA sınıfında olduğu, kaynağında yumuşak ve içilebilir nitelikte olan suyun göle kadar ilerlediği aşamalarda fazlaca kirlenmediği, Aksu Deresi suyunun özellikle kaynağa ydkın kesimlerinde' alsbalık yetiştiriciliğine uygarı olduğu, Eğirdir Gölüne olumsuz bir etkisi olmayacağı ve besleyici element açısından gölü fazlaca etkilemeyeceği tespit edilmiştir. VI
Füme alabalık artıklarının alabalık rasyonlarında hayvansal protein kaynağı olarak kullanılması üzerinde bir araştırma
Bu çalışmada füme alabalık artıklarından hazırlanan un, yemdeki başlıca hayvansal protein kaynağı olan balık ununun bir kısmı yerine kullanılarak 3 ay süre ile beslenen gökkuşağı alabalıklarının büyüme ve gelişmesi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Füme alabalık artıkları deneme rasyonunun hazırlanmasında balık unu haline getirilerek rasyona balık ununun % 50'si yerine ikame olarak ilave edilmiştir. Deneme yemi Pınar Yem A.Ş. tarafından hazırlanmıştır. Besleme denemesi Bağcı Su Ürünleri A.Ş. Köyceğiz tesislerinde yürütülmüştür. Ortalama 60-65 gr ağırlığındaki 4 grup gökkuşağı(Oncorhynchus mykiss) 4 ayrı sirküler beton havuzda tutulmuştur. Her grup 100 balık içermiştir. İki grup balık deneme yemi ile diğer iki grup balık ise ticari Pınar Yem ile beslenmiştir. Deneme sonunda gruplar arasında gerek canlı ağırlık gerekse boy artışı bakımından istatistiksel olarak önemli bir fark (P 0.01) bulun¬mamıştır. Deneme ve kontrol gruplarına ait kondisyon faktörleri yem değerlendirme oranları arasında da önemli bir fark bulunma¬mıştır. Organoleptik muayene ve kimyasal et analizleri de benzer sonuçlar vermiştir.
Enzim ilaveli yemle beslenen çipura balıklarında (Sparus aurata L. 1758) ette protein ve yağ oranlarının tespiti ile büyümenin izlenmesi üzerine bir araştırma
ÖZET ENZİM İLAVELİ YEMLE BESLENEN ÇİPURA BALIKLARINDA (Sparus aurata L. 1758) ETTE PROTEİN VE YAĞ ORANLARININ TESPİTİ İLE BÜYÜMENİN İZLENMESİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA* Mesut YILMAZ Yüksek Lisans Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. Ramazan İKİZ Eylül 2004, 49 Sayfa Soya küspesi ağırlıklı rasyona bakteriyel enzim karışımı (Allzyme Vegpro) ilavesinin çipura balıklarının büyüme performansı, ette protein ve yağ oranlan üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışmada yaklaşık 86.94±1.77 g 220 adet çipura 2 tekrarlı olacak şekilde 2 gruba rasgele dağıtılmıştır. Birinci grup enzim ilavesiz yemle beslenmiş kontrol grubu, ikinci grup ise %0.2 oranında enzim ilave edilen yemle beslenmiş deneme grubudur. Çalışma 2 haftası deneme öncesi adaptasyon dönemi olmak üzere 14 hafta sürdürülmüştür. Deneme süresince 2 haftada bir boy ve ağırlık ölçümleri yapılmıştır. Deneme ve kontrol grupları için başlangıç ağırlıkları sırasıyla 86.5±2.54, 87.5±2.44 ve sonuç ağırlıkları ise sırasıyla 126.8±3.15, 124.1±2.33 olarak ölçülmüştür. Ancak, grupların ortalama ağırlıkları arasında önemli bir farklılık saptanmamıştır (P>0.05). Deneme başlangıcı ve sonunda alman kas örneklerinde yapılan analizlerde de gruplar arasında farklılık gözlenememiştir (P>0.05). Sonuç olarak, ortalama 86.94Ü.77 g olan çipura balıklarrmn yemine %0.2 oranında Allzyme Vegpro ilavesinin büyümeye ve et kalitesine etkisinin olmadığı * Akdeniz Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Yönetim Birimi'nce 2003.02.0121.002 no'lu proje ile desteklenmiştir.belirlenmiştir. Bunun yanında, yapılan hesaplamalarda yeme enzim ilavesinin ekonomik getirişinin olmadığı da görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Sparus aurata, enzim ilavesi, Allzyme Vegpro. JÜRİ: Prof.Dr. Ramazan ÎKİZ Yrd.Doç.Dr. Mehmet ÖZBAŞ Yrd.Doç.Dr. Mustafa ERTÜRK ıı
Antalya Körfezi'nde yaşayan mürekkep balığı (Sepia officinalis L. 1758)'nın eşeysel olgunluk, yumurta verimi ve mevsimsel üreme özelliklerinin belirlenmesi
ÖZET Antalya Körfezi' nde Yaşayan Mürekkep Balığı (Sepia officinalis L. 1758)'nın Eşeysel Olgunluk, Yumurta Verimi ve Mevsimsel Üreme Özelliklerinin Belirlenmesi Olgaç GÜVEN Yüksek Lisans Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZBAŞ Haziran 2004, 65 Sayfa Bu çalışmada Antalya Körfezi'nden 1 Eylül 2002 - 23 Mart 2004 tarihleri arasında avlanan mürekkep balığı {Sepia officinalis L.) populasyonuna ait bireylerin eşeysel olgunlaşması, fekonditesi ve üreme dönemi belirlenmiştir. Avcılığın serbest olduğu dönemde örnekler Antalya Körfezi'nde avcılık yapan trol teknelerinden, yasak olduğu dönemde ise yerel balıkçılar ile işbirliği yapılarak, bizzat uzatma ağları ile avcılık yapılarak temin edilmiştir. Eylül 2002 - Mart 2004 tarihleri arasında 490 adet birey örnek alınmıştır. Örneklerin manto boyu uzunlukları dişi bireylerde 55 - 177 mm, erkek bireylerde 45 - 170 mm arasında değişmektedir. Bireylerin vücut ağırlıkları dişi bireylerde 29.7 - 652.3 g, erkeklerde ise 16.8 - 510.8 g arasında değişim göstermektedir. Dişi ve erkek bireyler için ortalama manto boyu ve vücut ağırlığı değerleri sırası ile 105 ±1.6 mm, 174.83 ± 7.79 g ve 98.8 ±0.15 mm, 135.46 ± 5.65 g dir. Bireylerin morfolojik karakterleri vegonadların histolojik incelemesi göz önünde bulundurularak her eşey için 4 er farklı olgunluk safhası tespit edilmiştir. Olgunluk safhalarının oranı ve olgunluk indeksleri değerlendirildiğinde üreme dönemi mayıs - ağustos aylan olarak tespit edilmiştir. Türün morfolojik özellikleri göz önünde bulundurularak belirlenen eşeysel olgunluğa ulaşmada manto boyu dişi bireyler için 66 mm, erkek bireyler için 67 mm olarak bulunmuştur. Fekondite, ovidukt ve ovaryumda bulunan olgun ve ovaryumda bulunan olgunlaşma halindeki yumurtaların sayısı belirlenerek tespit edilmiştir. Örneklerde, dişi bireylerin üreme dönemi içerisinde 50 ile 543 adet arası yumurta taşıdığı saptanıştır. Bireylerin taşıdığı yumurtaların ortalama sayısı 183.2 ± 9.58 dır. ANAHTAR KELİMELER: Antalya Körfezi, mürekkep balığı, Sepia officinalis, yumurta verimi, mevsimsel olgunluk, üreme dönemi. JÜRÎ: Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZBAŞ Prof. Dr. Beria FALAKALI MUTAF Prof. Dr. Mehmet ÖZ
Antalya körfezi bentik makro fauna ve florası üzerine tekne turizmi etkilerinin görsel olarak incelenmesi
ÖZET ANTALYA KÖRFEZİ BENTIK MAKRO FAUNA ve FLORASI ÜZERİNE TEKNE TURİZMİ ETKİLERİNİN GÖRSEL OLARAK İNCELENMESİ Yüksek Lisans Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. Mehmet GÖKOGLU Mayıs 2005, 60 Sayfa Araştırma, belirlenmiş istasyonlara scuba (tüplü) dalışları yapılarak gerçekleştirilmiştir. Belirlenmiş istasyonlara Nisan ayından itibaren 15 günlük aralıklarla periyodik dalışlar yapılmış ve sualtındaki değişiklikler görüntülenmeye çalışılmıştır. Rastgele atılan çapaların ve kullanılan zincirlerin deniz ekosistemine ve tarihi dokuya çok büyük zarar verdiği tespit edilmiştir. Antalya Körfezi'nde tekne turizminin yapıldığı bütün ada, koy ve kıyıların uygun tonozlama sistemiyle tonozlanması, turizm faaliyeti içerisinde olan tüm personel ve kişilerin turizmi daha bilinçli bir şekilde yapmaları; sürdürülebilir bir çevre ve tarihi doku için gereklidir. Bu çalışmada uygun bir şekilde yapılmayan tekne turizminin deniz dibindeki ekosisteme verdiği tahribatı görsel olarak sunmayı, tekne turizminin daha bilinçli ve doğru bir şekilde yapılmasını hedefledik. ANAHTAR KELİMELER: Antalya, Yat, Turizm, Makro Fauna, Flora JURI: Yrd. Doç. Dr. Mehmet GÖKOĞLU (Danışman) Yrd. Doç. Dr. Ferhat ÇAĞILTAY Yrd. Doç. Dr. Cenkmen R. BEĞBURS
Antalya Körfezi'nde avlanan karideslerin (Penaeus sp.) et verimi, kimyasal yapısı ve raf ömürlerinin belirlenmesi
ÖZET ANTALYA KÖRFEZİ'NDEN AVLANAN KARİDESLERİN {Penaeus sp.) ET VERİMİ, KİMYASAL YAPISI VE RAF ÖMÜRLERİNİN BELİRLENMESİ Ruhan İLHAN Yüksek Lisans Tezi, Su Ürünleri Mühendisliği Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ramazan İKİZ Mayıs 2005, 85 Sayfa Bu çalışmada, ekonomik değeri yüksek olan Antalya Körfezi'nden avlanan Penaeid karideslerden Penaeus kerathurus, P. japonicus ve P. semisulcatus türleri materyal olarak kullanılmıştır. Bu türlerin eşeylere ve mevsimlere bağlı olarak et verimi ve kimyasal yapısı araştırılmıştır. Ayrıca karideslerin bir kısmı aliminyum folyoyla sarılıp streç filmle ile kaplandıktan sonra oda sıcaklığında, diğer kısmı ise buzlu su içine konulup buzdolabında 4°C'de bekletilmiştir. Verilen koşullarda bekletilen karideslerin raf ömürleri tespit edilmiştir. P. kerathurus ve P. japonicus 'un et verimlerinin birbirine benzerlik gösterdiği ve ortalama %52, P. semisulcatus 'un et veriminin ise diğerlerinden daha yüksek olup (p<0.01) ortalama % 57 olduğu belirlenmiştir. P. kerathurus türünde ortalama %76.22 su, %1.59 yağ, %16.57 protein, %1.99 inorganik madde bulunduğu belirlenmiştir. P. Kerathurus'un kimyasal kompozisyonu mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), eşeye göre değişmemiştir. P. japonicus türünde ortalama %76.08 su, %1.80 yağ, %17.17 protein, %1.96 inorganik madde tespitedilmiştir. P. japonicus'un kimyasal içerikleri (dişilerdeki su oram hariç) mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), eşeye göre değişmemiştir. P. semisulcatus türünde ise ortalama %76.89 su, %3.87 yağ, %16.25 protein, %1.84 inorganik madde bulunmuştur. P. Semisulcatus'un kimyasal içerikleri (erkeklerdeki protein içeriği hariç) mevsimlere göre değişmiş (p<0.01), yağ ve inorganik madde oranlan eşeye göre farklılıklar göstermiştir (p<0.05). Bu üç tür kendi aralarında karşılaştırıldığında, su oranlarının %76.08-76.89 arasında değiştiği görülmüştür. P. semisulcatus'un yağ oranının diğer türlere göre daha yüksek olduğu anlaşılmıştır (p<0.01). Bu üç türün protein oranlarının ortalama % 16.25- 17.17 arasında olduğu ve inorganik madde oranlarının % 1.84- 1.99 arasında değiştiği tespit edilmiştir. Duyusal, kimyasal ve mikrobiyolojik analiz sonuçlarına göre aliminyum folyo ve streç filmle kaplandıktan sonra oda sıcaklığında bekletilen karideslerden P. kerathurus ve P. japonicus'un 1 gün, P. semisulcatus'un ise 2 günlük raf ömrüne sahip olduğu bulunurken, buzdolabında buzlu su içinde depolamada P. kerathurus ve P. japonicus'un 10 gün ve P. semisulcatus 'un ise 12 günlük raf ömrüne sahip olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Penaeus kerathurus, Penaeus japonicus, Penaeus semisulcatus, et verimi, kimyasal kompozisyon, raf ömrü JÜRİ: Prof. Dr. Ramazan İKİZ Prof. Dr. Nalan GÖKOĞLU Yrd. Doç. Dr. Mehmet ÖZBAŞ ıı
Farklı renklerdeki multiflament uzatma ağlarının av kompozisyonlarının ve av verimliliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmada farklı renklerdekieki multifilament fanyalı uzatma ağlarının av kompozisyonları ve av verimleri araştırılmıştır. Çalışma Antalya Körfezi 'nde yer alan Boğazkent'te gerçekleştirilmiş ve beyaz, kırmızı, yeşil renkli ağlar kullanılmıştır. Bir yıllık periyotta ayda üç kez olmak üzere toplam 36 avcılık operasyonundan elde edilen veriler doğrultusunda beyaz, kırmızı ve yeşil renkli ağların av kompozisyonları ve av verimleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda tüm ağlarda toplam 3878 birey yakalanmıştır. Bunların 1292'si beyaz renkli ağlardan, 1290'ı kırmızı renkli ağlardan, 1296'sı da yeşil renkli ağlardan elde edilmiştir ANAHTAR KELİMELER: Fanyalı Uzatma Ağları, Tür Kompozisyonu, Av Verimi
Farklı rasyonlu yemlerle beslemenin zebra çiklitleri (Cichlasoma nigrofasciatum Günther 1869)'nde larval gelişim ve yavru büyümesine etkileri
Haematococcus pluvialis Flotow mikroalginin üretim tesisi planlanması ve endüstriyel astaksantin üretimi
Haematococcus pluvialis Flotow, Chlorophyceae sınıfına dâhil olan, tek hücreli çift kamçılı bir yeşil mikroalgdir. Uygun üreme şartları altında yeşil vejetatif büyüme ve gelişme fazında olan H. pluvialis'in hücreleri stres koşulları altında morfolojik olarak bir değişiklik geçirerek hematokistik forma dönüşürler. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, H. pluvialis yetiştiriciliği birçok açıdan araştırılmıştır. Ancak, endüstriyel ölçekli bir üretim ve üretim tesisi planlama çalışması yapılmamıştır. Bu çalışmada, H. pluvialis yetiştiriciliğinin uygun üretim koşulları araştırılıp, bir üretim tesisi planının yapılması amaçlanmıştır. Böylece ileride yapılacak olan alg yetiştiriciliği işletmelerinin planlanmasına katkı sağlaması hedeflenmiştir. Bu çalışmada kullanılan H. pluvialis kültürü "Kültür Koleksiyon Alg ve Protozoa" (CCAP) SAMS Limited şirketinden satın alınmış ve laboratuvar ortamında çoğaltılmıştır. Hacim artırımı yapılarak en son 160 lt yeşil faz üretimi yapılmıştır. Yeşil fazdan elde edilen 160 lt biyokütle kırmızı faz üretimi için 5 x 2m uzunluğunda ve 15 cm derinliğinde havuzlara inoküle edilmiştir. Fototrofik yöntemle ve kesikli kültür sistemi ile endüstriyel mikroalg üretim tesisi planlanıp, üretim yapılmıştır. Farklı üretimler sonucunda, 750-1250 g civarında kuru madde elde edilmiştir. Elde edilen kuru maddenin astaksantin içeriği spektrofotometrik yöntemlerle % 3.28 - 4.58 olarak belirlenmiştir.
Beymelek lagün gölü'nde farklı ağ göz genişliğindeki fanyalı ağların av verimliliği ve av kompozisyonu
Bu çalışmada, küçük ölçekli balıkçılıkta kullanılan farklı göz açıklıklarına sahip multiflament fanyalı ağlar ile Beymelek Lagün'ünün 1 yıllık av verimi, av kompozisyonu ve av oranları araştırılmıştır. Balık örnekleri, Antalya iline bağlı Demre ilçesinde bulunan Beymelek Lagün'ünden bir yıl boyunca yürütülen çalışmada, farklı göz açıklıklarına sahip (18, 22, 26 ve 30 mm) multiflament fanyalı ağlar ile yakalanmıştır. Örneklemeler için 4 istasyon belirlenip 12 ay boyunca her ay yarım saatlik sürelerle toplam 46 voli operasyonu yapılmış ve toplam 31 tür yakalanmıştır. Bu türlerin 26'sı balık türüdür ve toplam sayıları 15466 adet iken ağırlıkları 1611421 gramdır. Ağırlık bakımından av miktarı en yüksek olan ilk 3 tür sırasıyla çipura (%20,67), Mırmır (%18,37) ve kastros kefal (%16,35) balıklarıdır. Saha çalışmalarında farklı göz genişliği kullanılan ağlardan (18, 22, 26 ve 30 mm) birim çabadaki av verimleri sırasıyla 13,33 - 18,91 - 34,34 - 21,00 olarak tespit edilmiştir. Multiflament fanyalı ağlarla sürdürebilir bir balıkçılık için ağ göz genişliklerinin ideal 26 mm olması gerekir. ANAHTAR KELİMLER: Ağ göz genişliği, Antalya, Av verimi, Beymelek lagünü, Fanyalı ağlar
Antropojenik aktivitelerin Karacaören I Baraj Gölü (Burdur) su kalitesi ve makroomurgasızları üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Önemli bir sulama ve hidroelektrik kaynağı olarak Antalya ili için potansiyel bir içme suyu kaynağı olan Karacaören I Baraj Gölü'nün su kalitesi, baraj gölü ve çevresindeki insan faaliyetleri nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır. Bu nedenle, bu çalışma bazı fizikokimyasal parametrelerini, baraj gölü sedimanlarındaki ağır metal konsantrasyonlarını ve baraj gölündeki makroomurgasız topluluğunu araştırarak baraj gölünün su kalitesinin durumunu belirlemeyi amaçlamıştır. Karacaören I Baraj Gölü'ndeki yedi stratejik istasyondan iki aylık peryotlarla bir yıl boyunca (Ocak 2022'den Aralık 2022'ye kadar) numuneler toplanmıştır. Baraj gölünün su kalitesini sınıflandırmak için Su Kalitesi İndeksi (SKİ) ve Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği (SKKY) kriterleri kullanılmıştır. Kirlilik Faktörü (KF), Kirlilik Yükü İndeksi (KYİ), Jeobirikim İndeksi (Igeo) ve Zenginleşme Faktörü (ZF) indeksleri, antropojenik faaliyetler nedeniyle ağır metaller/metaloidlerle potansiyel sediman kirliliğinin derecesini tespit etmek ve değerlendirmek için kullanılmıştır. Karacaören I Baraj Gölü'nün kirlilik seviyesini belirlemek için Familya Biyotik İndeksi (FBİ), Biyolojik İzleme Çalışma Grubu (BMWP), Takson Başına Ortalama Puan (ASPT) ve Ephemeroptera, Plecoptera ve Trichoptera (EPT) biyotik indeksleri kullanılmıştır. Çözünmüş oksijen (ÇO), sıcaklık, tuzluluk, toplam çözünmüş katı maddeler (TÇKM), kimyasal oksijen ihtiyacı (KOİ), biyolojik ihtiyacı (BOİ), elektriksel iletkenlik (Eİ), ışık geçirgenliği (Secchi diski derinliği) (cm) gibi bazı fizikokimyasal parametreler ve fosfat, sülfat, nitrit ve nitrat gibi besin maddeleri baraj gölündeki yedi örnekleme noktasında standart yöntemlerle analiz edilmiştir. Baraj gölü sedimanlarındaki ağır metalleri analiz etmek için X-ışını floresans spektrometresi (XRF) yöntemi kullanılmıştır. Ortalama değerler pH, ÇO, sıcaklık, tuzluluk, TÇKM, Eİ, Secchi disk uzunluğu, SO42−, NO2−, NO3−, PO₄³⁻, BOİ ve KOİ için sırasıyla 8,01, 9,18 mg/l, 21,30 oC, 0,18 ppt, 177,99 ppm, 354,29 µs/cm, 206,35, 18,24 mg/l, 0,128 mg/l, 4,67 mg/l, 0,23, 3,20 mg/l ve 15,5'tir. PO₄³⁻, BOİ ve KOİ hariç incelenen tüm fizikokimyasal parametreler mevsimden mevsime önemli değişiklikler göstermiştir (p ≤ 0,05). Pearson korelasyon analizi, tuzluluk, TÇKM ve Eİ arasında pozitif bir korelasyon olduğunu ortaya koymuştur; ilişki anlamlıdır (p ≤ 0,05). SKKY kriterlerine göre, PO₄³- değeri insan tüketimi için uygun olmayan kritik bir seviyede bulunmuştur (Sınıf III). Su Kalitesi İndeksi (SKİ) sonuçları, baraj gölünün suyunun insan tüketimi için mükemmel olmasa da orta seviyede olduğunu ortaya koymuştur. Karacaören I Baraj Gölü, Secchi disk derinliğine göre ötrofik ve mezotrofik göl olarak sınıflandırılmıştır. Çalışılan ağır metallerin sonuçları, Karacaören I Baraj Gölü'nün Al, Co, Cr, Ni ve Pb ile kirlendiğini göstermiştir. Çünkü bu metaller için kaydedilen ortalama değerler, arka plan değerlerinden ve bazı sediman kalitesi kılavuzları" (SQGs) değerlerinden daha yüksektir. Bu çalışmada Karacacaören I Baraj Gölü'nde 24 familyaya ait 39 makroomurgasız tespit edilmiştir. En baskın familyalar Chironomidae, Palaemonidae, Notonectidae ve Corixidae olarak bulunmuştur. Bu sonuç, Palaemon sp türünün Karacaören I Baraj Gölü'ndeki ilk kaydıdır. Margalef, Shannon-Weiner ve Simpson çeşitlilik indekslerinin sonuçları, Karacaören I Baraj Gölü'nün sıcak mevsimlerde (ilkbahar ve yaz) daha yüksek bir makroomurgasız bolluğu ve çeşitliliğine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmada Margalef ve Shannon-Weiner (H′) çeşitlilik indeksleri ile BMWP, ASPT ve FBİ biyotik indekslerinin sonuçları Karacaören I Baraj Gölü'nün II. sınıf su kalitesine sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmanın sonuçlarından, antropojenik faktörlerin Karacaören I Baraj Gölü'nün su kalitesini etkilediği çıkarılabilir. Ayrıca, biyotik indeksler ile NO3-, PO₄³-, Eİ, TÇKM ve tuzluluk arasındaki negatif ilişkiler, Karacaören I Baraj Gölü suyunun kirlilik kaynaklarının doğal olmadığını, antropojenik faktörlerden kaynaklandığını göstermiştir. Bu nedenle, Karacaören I Baraj Gölü suyunun potansiyel bir içme suyu kaynağı olarak planlanan kullanımının gerçekleştirilmesi, su kalitesinin daha fazla bozulmasını önlemek için alınacak koruma önlemlerinin uygulanmasıyla sağlanabilecektir.
Kangal balığında (Garra rufa) timol ve karvakrol maddelerinin anestezik olarak kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu tez çalışması, timol ve karvakrol etken maddelerinin 25 ºC su sıcaklığında kangal balıkları üzerine anestezik etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemede beş farklı timol (25, 50, 75, 100 ve 150 mg L-1) ve karvakrol (25, 50, 75, 100 ve 150 μL L-1) konsantrasyon değerleri oluşturulmuştur. Denemede, her iki anestezik maddeye ait konsantrasyon değerlerinin kangal balıklarının bayılma ve ayılma üzerine etkisi saniye cinsinden tespit edilmiştir. Çalışmada her bir anestezik madde konsantrasyonu için 10 balık kullanılmıştır. 25 – 150 mg L-1 timol konsantrasyonlarına maruz bırakılan balıkların bayılma süresi Aşama 1'de 60,7 ± 3,5 – 19,8 ± 2,9 sn. arasında, Aşama 2'de ise 202,2 ± 23,6 – 46,9 ± 6,6 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Tüm timol konsantrasyon değerlerinin balıklar üzerine bayıltma etkisi gösterdiği ve anestezi altındaki tüm balıkların anesteziden çıktığı görülmüştür. Timol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların bayılma sürelerinin azaldığı ve timol konsantrasyonu ile bayılma süresi arasında negatif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (Sırasıyla R2= 0,9241, R2= 0,9087). Balıkların ayılma sürelerine bakıldığında Aşama 1'de 159,7 ± 27,9 – 345,9 ± 36,8 sn. arasında, Aşama 2'de 268,8 ± 33,7 – 508,2 ± 362,6 sn. arasında olduğu tespit edilmiştir. Timol konsantrasyonu ile Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların ayılma süreleri arasında ise pozitif ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2=0,7931; R2= 0,7417). 25 – 150 μL L-1 karvakrol konsantrasyonlarına maruz bırakılan balıkların bayılma süresi Aşama 1'de 71,7 ± 9,6 – 19,4 ± 3,8 sn., Aşama 2'de ise 342,1 ± 77,8 – 48,8 ± 6,9 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Karvakrol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların bayılma sürelerinin azaldığı ve karvakrol konsantrasyonu ile bayılma süresi arasında negatif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2= 0,8857; R2= 0,9048). Karvakrol konsantrasyonları ile bayıltılan balıkların Aşama 1'de anesteziden çıkma süresi 267,7 ± 42,6 – 200,7 ± 40,6 sn. arasında, Aşama 2'de ise 361,8 ± 65,3 – 279,7 ± 60,7 sn. arasında değiştiği tespit edilmiştir. Karvakrol konsantrasyonu arttıkça Aşama 1 ve Aşama 2 balıkların ayılma sürelerinin arttığı ve karvakrol konsantrasyonu ile Aşama 1 ve Aşama 2 ayılma süreleri arasında pozitif bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla R2= 0,7931; R2= 0,7417). Sonuç olarak kangal balıkları üzerindeki optimum anestezik konsantrasyon değerleri timol için 50 mg L-1, karvakrol için ise 50 μL L-1 olduğu, kan alımı gibi işlemlerde hızlı bir anestezi için 100 ve 150 mg L-1 timol, 100 ve 150 μL L-1 karvakrol kullanılabilir. Ayrıca timol ve karvakrolün doktor balıklarındaki fizyolojik etkileri üzerine kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Balıkçıların örgütlenme eğilimleri: Antalya ili örneği
Üretici örgütleri, ortaklarının sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulan, günümüzde ülkelerin gelişmişlik kriteri olarak da kabul edilen yapılardır. Üreticiler örgütlenmeyi, faaliyetlerini daha verimli ve kaliteli gerçekleştirebilmek, üretimden pazarlamaya dek tüm süreçlerde karşılaşılan risklerin üstesinden gelebilmek için tercih etmektedirler. Ülkemizde su ürünleri sektöründe faaliyet gösteren ekonomik amaçlı üretici örgütleri ise; 1163 sayılı yasayla kurulan kooperatifler ile 5200 sayılı yasa ile kurulan üretici birlikleri ve bunların üst örgütleridir. Söz konusu örgütler çok amaçlı olduklarından, su ürünleri piyasasının düzenlenmesinden, üreticilerin haklarının korunmasına, üretim ve satışla ilgili eğitim hizmeti sağlanmasından, ihtiyaçların karşılanmasına kadar birçok görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada, Antalya ilindeki balıkçıların örgütlenme eğilimleri, örgütlenme yapıları ve örgütlenmelerini etkileyen faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında Antalya ilinde aktif olarak faaliyet gösteren 14 adet su ürünleri kooperatifinin 75 ortağı ve Antalya İç Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliğinin 35 ortağı ile yüz yüze anket yöntemi ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın veri toplama aşaması olan anket uygulama dönemi av sezonu dönemi olarak planlanmış ve Kasım 2017- Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Çalışmada kooperatif ve üretici birlikleri ortakları ile ilgili üç grup veri elde edilmiştir. Bunlardan ilki anket yapılan ortakların sosyo-ekonomik özellikleri ile ilgili olup, ikinci grup veriler, balıkçılık mesleğine ilişkin, üçüncü grup veriler ise ortakların üretici örgütü ile ilişkileri, düşünceleri ve değerlendirmeleri ile ilgili verilerdir. Çalışmada, ortakların özelliklerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı testler yapılmış, yapılan testlerin sonucunda bağlantılı olarak öngörülen veriler için khi kare analizi, üretici örgütü ile ortakları ilişkisini belirleyen etkenleri belirlemek için de çok değişkenli istatistik analizlerinden faktör analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, her iki üretici örgütü ortaklarının genç/orta yaş grubu aralığında olduğu, bir kısmının balıkçılıktan başka gelir kaynaklarının da olduğu, eğitim seviyelerinin genel olarak düşük olduğu, ancak su ürünleri üretici birliği ortaklarının su ürünleri kooperatifleri ortaklarına göre daha yüksek düzeyde eğitimli olduğu belirlenmiştir. Ortakların balıkçılık mesleği ile ilişkileri incelendiğinde; her iki üretici örgütü ortaklarının balıkçılık tecrübelerinin ortalama 20 yıl ve üzerinde olduğu, balık fiyatının düşük ve maliyetlerin yüksek olmasından dolayı yeterli kazancı elde edemeseler de balıkçılığı bırakma düşüncelerinin olmadığı, çoğunun balıkçılık faaliyetini gerçekleştirdiği işletme kapasiteleri ve tekne büyüklüklerine göre küçük ölçekli üreticiler olduğu, su ürünleri kooperatif ortaklarının masraf kaleminde en yüksek giderin akaryakıtın, üretici birliği ortaklarının masraf kalemlerinde ise en yüksek gider olarak balık yeminin yer aldığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, ortakların üretim girdilerini uygun fiyat ile elde edebilmeleri, gelirlerini artırabilmeleri, ürünlerini iyi koşullarda pazarlayabilmeleri ancak etkin bir örgütlenme ile mümkün olabilir. Nitekim üreticilerin söz konusu örgütlere ortak olma nedenlerinin başında ekonomik ve teknik destek alabilme amacı gelmekte ise de, ortaklar tarafından kooperatiflerin faaliyetleri ile üretici birliğinin gelişimi yetersiz olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan yine ortaklar tarafından, koşullarının sınırlı olmasına, yeterli desteğe sahip olmamasına ve beklenen başarıyı tam olarak karşılayamamasına rağmen üretici örgütlerinin ayakta durma çabaları ve ortak sayılarının giderek artması Antalya‟da balıkçıların örgütlenmesi açısından olumlu bir sonuç olarak değerlendirilebilmektedir. Ülkemizde, üretici örgütlenmesindeki yapısal ve işlevsel farklılıklarına rağmen, güçlü ve başarılı üretici örgütlenmesi ile dikkat çeken Avrupa Birliği‟ne uyum amacıyla, çalışmalar devam etmektedir. Ancak ortakların da çalışmada belirttiği gibi, Türkiye‟de de Avrupa Birliği örgütlenmesinde olduğu gibi bağımsız, tarımsal piyasaya yön veren, ortaklarına sosyal ve ekonomik açıdan destek sağlayan, yaygın, gelişmiş ve güçlü örgütlenme için üreticilerin dayanışma içerisinde, eğitimli, balıkçılık mesleği ve örgütlenmenin öneminin farkındalığına sahip, ortaklarının haklarını koruyabilen örgütlerin var olabilmesi için yeterli bir devlet desteğine ihtiyaç vardır.
Üç Adalar (Antalya körfezi) makrobentik deniz florası
Bu yüksek lisans tez çalışmasında, Üç adalar (Antalya Körfezi) Kıyıları'nda dağılım gösteren makrobentik deniz florası (denizel makroalgler ve deniz çiçekli bitkileri) üyeleri tespit edilmiş, dağılım alanları belirlenmiş, mevcut fasiyeslerin alt ve üst derinlik sınırları, derinliğe bağlı yatak durumları incelenmiştir. Çalışma alanını Antalya ili Kemer ilçesi Tekirova mahallesi açıklarında bulunan Üç Adalar kıyıları oluşturmaktadır. Piknik Adası, Mağara Adası, Martı Adası, ve Küçük Ada'dan oluşan, Üçadalar bölgesi tüm yıl boyunca aktif dalış yapılan önemli bir SCUBA dalış merkezidir. Deniz çalışmaları, toplam 12 istasyonda 2018-2019 yıllarında yapılmıştır. Örnekleme çalışmaları 0-46 m derinlikler arasında SCUBA ve serbest dalışlar ile dikey ve yatay taramalar şeklinde yapılmıştır. Makroflora üyelerinin dağılım alanlarının ve örtücülük değerlerinin hesaplanabilmesi amacıyla, kuadrat (20x20 cm) (400cm2) ve foto-kuadrat yöntemleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda tür ve tür altı düzeylerde kırmızı alglerden 35, kahverengi alglerden 12, yeşil alglerden 17, siyanobakterilerden 1 ve deniz çiçekli bitkilerinden 2 olmak üzere toplam 67 takson tespit edilmiştir. Bunlardan Schmitziella endophloea türü Türkiye kıyıları ve Pseudocodium okinawense türü Antalya kıyıları için yeni kayıt olarak tespit edilmiştir. Bölgede Caulerpa cylindracea, Caulerpa prolifera, Caulerpa racemosa f. requienii ve Caulerpa taxifolia var. distichophylla türlerinin dağılım gösterdiği saptanmıştır. Bunlardan Caulerpa taxifolia var. distichophylla türününü adanın kuzey kıyılarında ve Caulerpa prolifera türününü adanın batı kıyılarında en yüksek örtücülük değerine ulaştıkları gözlenmiştir. Bölgede deniz çiçekli bitkilerinden Cymodocea nodosa ve Halophila stipulacea türleri dağılım göstermektedir ve adanın kuzey ve batı kıyılarında en yüksek örtücülük değerine ulaştıkları gözlenmiştir.