
20
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Periodontal kemik ıçi defektlerin tedavisinde TZP(Trombositten Zengin Plazma) uygulamasinin etkinliğinin değerlendirilmesi
?Trombositten Zengin Plazma? (TZP)'nin yara iyileşmesi ve rejenerasyondaki etkisinin içindeki büyüme faktörlerine bağlı olduğu iddia edilmekte ve bu nedenle kemik içi defektlerin tedavisinde sığır kaynaklı kemik grefti (Bio-Oss) gibi çeşitli greft materyalleri ile birlikte kullanılmaktadır.RANKL, osteoklastogeneziste önemli bir reseptör olup metabolik kemik hastalıklarının patogenezinde rol oynamaktadır. RANKL'nin etkileri OPG-osteoprotegerin tarafından inhibe edilmektedir. RANKL/OPG, IL-17 ve IL-1ß oranı kemik hastalıklarının patogenezinde önemli rol oynamaktadır.Çalışmamızda periodontal kemik içi defektlerin tedavisinde TZP'nin etkinliğinin klinik, radyografik ve immünolojik olarak aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu nedenle TZP'nin Bio-Oss ile uygulanması öncesi ve sonrasında dişeti oluğu sıvısı OPG/RANKL, IL-1ß, IL-17 seviyeleri test edilerek 3 ve 6. aylardaki etkinliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir.Bu amaçla periodontitisli ve bilateral vertikal defekleri olan 15 hastaya 30 defekt belirlenmiştir. Klinik, radyografik ve immünolojik parametreler tedavi öncesi ve sonrası 3. ve 6. aylarda ölçülerek karşılaştırmak üzere kaydedilmiştir. Her bir çalışma grubu için klinik, radyografik ve immünolojik değişkenlerin takip dönemi boyunca istatistiksel olarak gruplar arası değişimleri independent t test ile, her dönem grup içi değişimler ise paired t test ile değerlendirilmiştir.Tedavi sonrası klinik ve radyografik parametreler değerlendirildiğinde test ve kontrol bölgelerinde önemli gelişmelerin sağlandığı ancak gruplar arasında anlamlı firkin olmadığı tespit edilmiştir. Dişeti oluğu sıvısı OPG seviyelerinin test grubunda daha belirgin olmakla birlikte her iki grupta da arttığı, IL-17 ve IL-1ß seviyelerinin ise azalmış olduğu ancak bu değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır.Her iki uygulamadada da tedavi sonrası klinik, radyolojik ve immünolojik olarak önemli gelişmeler kaydedilmiş ancak gruplar arası değerlendirmede bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
Kemik içi defektlerin tedavisinde trombositten zengin fibrinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Periodontal hastalıklar sonucu oluşan kemik içi defektler tedavi edilmediğinde dişin prognozunu olumsuz yönde etkilemektedir. Kemik içi defektlerin tedavisinde çeşitli materyaller kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalarda sığır kaynaklı kemik greftinin (SKKG) kemik içi defektlerde başarılı bir şekilde kullanıldığı bildirilmiştir. Trombositten zengin fibrin (TZF) büyüme faktörlerini yüksek konsantrasyonda içeren ikinci jenerasyon trombosit konsantresidir. Bu çalışmada, kemik içi defeklerde SKKG ve TZF kombinasyonun sadece SKKG uygulamasına ek yarar sağlayıp sağlamadığının klinik, radyografik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlandı. 15 hastadaki 40 defekt SKKG ve TZF (n:21) kombinasyonu veya sadece SKKG (n:19) ile tedavi edilmiştir. Plak İndeks , Gingival İndeks, Sondlamada Kanama, Cep Derinliği, Dişeti Çekilmesi, Klinik Ataşman Seviyesi? ni içeren klinik ölçümler; vertikal kemik yüksekliği, defekt dolumu, defekt dolum yüzdesi, defekt açısını içeren radyografik ölçümler; dişeti oluğu sıvısındaki OPG ve sRANKL seviyesini içeren biyokimyasal ölçümler, faz 1 tedavi sonrası, cerrahi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilmiştir. Operasyon sonrasında elde edilen tüm klinik, radyografik ve biyokimyasal değerlerde faz1 tedavi sonrası elde edilen değerlere kıyasla istatistiksel anlamlı kazançlar bulunmuştur. Gruplar arasında dişeti çekilmesi, klinik ataşman seviyesi ve DOS?daki OPG seviyeleri dışındaki hiçbir parametrede istatistiksel anlamlı farklılık bulunmamıştır. Kontrol grubunda başlangıca göre 3. ve 6. aylarda gözlenen dişeti çekilmesi artışı test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde yüksek bulunurken klinik ataşman seviyesindeki kazanç ise kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Test grubunda tedavi sonrası 3. ve 6. aylarda kaydedilen OPG konsantrasyon ve total miktarındaki artış kontrol grubuna kıyasla istatistiksel anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları hem TZF/SKKG kombinasyonunun hem de SKKG? nin tek başına kullanımının kemik içi defektlerin tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir.
Mini-vidaların yüklenmesiyle kemikte oluşan değişikliklerin histopatolojik, histomorfometrik, immünohistokimyasal ve tomografik değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı tavşan tibia kemiğine yerleştirilen farklı geometri ve çaplara sahip minividalara uygulanan kuvvetlerin kemik doku üzerindeki etkilerini histopatolojik, immünohistokimyasal, histomorfometrik ve tomografik olarak değerlendirmektir.Çalışmada 18 adet erişkin erkek tavşan kullanılmıştır. Silindirik A çapı (1.5 mm) mini-vidası, konik B çapı(1.5 mm) mini-vidası, boyun kısmı sık yivli konik geometride, C çapı (1.4 mm) ve D çapı (1.6 mm) mini-vidaları tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Deneyde mini-vidalar, tavşanların sağ tibia kemiğine yerleştirilmiştir. Mini-vidalar tork değerleri ölçülerek kemiğe yerleştirilmiştir. Mini-vidalar arasına 1 N kuvvet verecek şekilde Nikel-Titanyum yaylar bağlanmıştır. Yerleştirilen mini-vidalar 1., 3. ve 5. haftaların sonunda denekler sakrifiye edilmiştir. Mini-vidalar kemikten tork değerleri ölçülerek çıkarılmış ve histopatolojik, histomorfometrik, immunohistokimyasal (RANK ve OPG) ve tomografik değerlendirme yapılmıştır.Silindirik yapıda olan A mini-vidası 1., 3. ve 5. haftanın sonunda konik mini-vidalara (B, C ve D) göre daha geç kemik iyileşmesi göstermiş ve çıkarma tork değerleri A mini-vidasında düşük bulunmuştur. İlk haftanın sonunda B mini-vidasında RANK immünoreaktivitesi, C mini-vidasında OPG immünoreaktivitesi gözlenmiştir. Üçüncü ve beşinci haftanın sonunda B,C,D mini-vidalarında OPG immünoreaktivitesinde artış kaydedilmiştir. En iyi kemik doku iyileşmesi, osteoblastik aktivite boyun kısmında sık yivli C ve D mini-vidasında gözlenmiş ve diğer vidalara göre daha yüksek tork değerleri ile çıkarılmıştır. Çapı fazla olan D mini-vidasında C mini-vidasına göre daha yüksek çıkarma tork değerleri kaydedilmiştir.Boyun kısmı sık yivli olan konik mini-vidaların daha stabil olduğu ve çap artışının stabilizasyonu arttırdığı kaydedilmiştir.
Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.
Maksiller anterior dişlerin iki farklı yöntemle protraksiyonu sonucunda alveoler kemik kalınlığında meydana gelen değişikliklerin bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; yüz maskesi ile 2x4 utility protrüzyon arkının, pubertal gelişimi devam eden, maksiller keser dişleri kemik kaideye göre ileride konumlanmamış olan, hafif maksiller retrognati ve anterior çapraz kapanış ile karakterize Sınıf III maloklüzyona sahip hastalarda, maksiller keser dişler bölgesindeki alveoler kemik kalınlığı üzerine etkilerini bilgisayarlı tomografi kullanarak incelemektir.Araştırmamız 17'si erkek, 13'ü kız olmak üzere toplam 30 birey ile gerçekleştirildi. Hasta seçiminde tüm bireylerin; pubertal gelişimlerinin devam ediyor olmasına, hafif maksiller retrognati ve ön çapraz kapanış ile karakterize Sınıf III maloklüzyona sahip olmasına ve maksiller keser dişlerin kemik kaideye göre ileride konumlanmamış olmasına dikkat edildi. Birinci grubu oluşturan 15 hasta (5 kız, 10 erkek), yüz maskesi uygulanarak tedavi edilirken; ikinci grubu oluşturan 15 hasta (8 kız, 7 erkek) 2x4 utility protrüzyon arkı kullanılarak tedavi edildi. Her iki tedavi grubunda da 30 hastanın her biri için, tedavi başlangıcında ve maksiller keserlerin protrüzyonu tamamlandıktan 3 ay sonra, lateral sefalometrik filmlere ek olarak Bilgisayarlı Tomografi (BT) kayıtları alındı. BT ölçümleri, her iki grupta da tedavi başlangıcında ve keserlerin protrüzyonu tamamlandıktan 3 ay sonra, maksiller kesici dişlerin labial ve palatal alveoler kemik alanlarında, servikal seviyede, kök orta üçlü seviyesinde ve apikal seviyede olmak üzere 3 farklı alanda yapıldı.Çalışmamızın sonunda, her iki grupta da, maksiller keserler anlamlı şekilde protrüze oldu ve overjet anlamlı şekilde artış gösterdi. Keser protrüzyonundan 3 ay sonra, yüz maskesi grubunda, labial alveoler kemik kalınlığında anlamlı azalma meydana geldi. 2x4 protrüzyon arkı grubunda ise, labial alveoler kemik kalınlığı değerlerinin bir kısmında anlamlı düzeyde azalma oldu. Keser protrüzyonundan 3 ay sonra; her iki tedavi grubunda da, palatal alveoler kemik kalınlığında anlamlı azalma meydana geldi.Her iki tedavi şeklide; büyüme ve gelişim döneminde olan, aşırı iskeletsel düzeltime ihtiyaç duyulmayan hafif maksiller retrognati ve anterior çapraz kapanış ile karakterize Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerin tedavisinde, meydana getirdikleri dişsel değişiklikler ile anomalinin düzeltilmesinde etkili olmuştur. Ancak alveoler kemikte yarattıkları değişim ile ilgili olarak; 2x4 protrüzyon arkı, dişin hareket yönünde meydana gelen apozisyon aktivitesinin rezorpsiyon aktivitesine biraz da olsa yetişmesine müsaade etmesi açısından, yüz maskesine göre biraz daha avantajlıdır.Anahtar sözcükler: yüz maskesi, 2x4 utility protrüzyon arkı, alveoler kemik kalınlığı, rezorpsiyon, apozisyon, bilgisayarlı tomografi, Sınıf III maloklüzyon
Kemik defektlerinin iyileşmesinde rifamisin ile allojenik, alloplastik ve heterojen kemik greftlerinin etkilerinin histopatolojik olarak incelenmesi
Bu tez çalışmasında amacımız allojen kemik grefti, heterojen kemik grefti ve alloplastik kemik greftinin rifamisin ile uygulanmasının, kemik defektindeki iyileşme üzerine etkileriyle, defekt bölgesindeki kemiğin kaynama (kemikleşme), spongioza, korteks ve kemik iliği değerlerinin karşılaştırılmasıdır.Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino cinsi rat kullanıldı. Yirmisekiz rat 7'şerli 4 gruba ayrıldı. Ratlar Ketamin (KetalarR, Eczacıbaşı, Türkiye) ve Xylazine HCL (RompunR, Bayer, Türkiye) intraperitonal olarak anestezi edildi. Operasyon sahası; traş edildikten sonra antiseptik solüsyon (%1 İyodin) ile asepsi sağlandı. Cilt ve cilt altı insizyonunu takiben kas diseksiyonları yapılıp tibia açığa çıkarıldı. Serum soğutması altında kemikte 10x3x2 mm boyutlarında defekt oluşturuldu. Birinci grupta hayvanların sağ tibiasındaki defekt rifamisinle (Rif, Koçak Farma, Türkiye), sol tibialarındaki ise serum fizyolojik ile irrige edilip kapatıldı. İkinci gruptaki hayvanların sağ tibiasında oluşturulan defekte Rifamisin ile kombine allojenik kemik grefti (Raptos, Citagenix, Kanada), sol tibiasındaki defekte ise serum fizyolojik ile karıştırılmış allojenik kemik grefti yerleştirildi. Üçüncü grupta sağ tibiada oluşturulan defekte rifamisin ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti (4Bone, MIS, Fransa), sol tibiadakine ise serum fizyolojik ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti uygulandı. Dördüncü gruptaki hayvanların sağ tibialarındaki defekte rifamisin, sol tibialarındakine ise serum fizyolojik ile kombine sığır kaynaklı heterojen kemik grefti (Bio-OssR, Geistlich Farma AG, İsviçre) yerleştirildi. Postoperatif 21. günde ratlar yüksek doz Ketamin ve Xylazine HCL ile sakrifiye edilerek tibiaları histopatolojik incelemeye alındı. Kemik kaynaması, spongioza, korteks ve kemik iliği oluşumu skorlandı. Sonuçlar Mann-Whitney-U testi ile istatistiksel olarak analiz edildi.Sonuç olarak histopatolojik sonuçlar göstermiştirki; sadece rifamisin uygulanan grup kontrol grubuna göre daha yüksek skorlar vermiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Allojenik kemik greftiyle rifamisin uygulanan grupta iyileşme görülmemiştir. Heterojen ve alloplastik kemik greftiyle rifamisin kombinasyonu uygulanan gruplarla kontrol grubu kıyaslandığında ise benzer iyileşme oranları saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir.Bu çalışmada 28 adet erkek Wistar albino cinsi rat kullanılacaktır. 28 rat 7'şerli 4 gruba ayrıldı. Ratlar Ketamin (KetalarR, Eczacıbaşı, Türkiye) ve Xylazine HCL (RompunR, Bayer, Türkiye) intraperitonal olarak anestezi edildi. Operasyon sahası traş edildikten sonra betadine antiseptik solüsyonu ile asepsi sağlandı. Cilt insizyonunu takiben tibia açığa çıkarıldı. Serum soğutması altında 10x3x2 mm boyutlarında defekt oluşturuldu. Birinci gruptaki hayvanların sağ tibiasındaki defekt Rifamisin (Rifamisin (Rif, Koçak Farma, Türkiye) ile irrige edilerek, sol tibialarında açılan defekt ise serum fizyolojik ile irrige edilip kapatıldı. İkinci gruptaki hayvanların sağ tibiasında açılan defekte Rifamisin ile kombine allojenik kemik grefti (Raptos, Citagenix, Kanada), aynı büyüklükte sol tibiada açılan defekte ise serum fizyolojik ile karıştırılmış allojenik kemik grefti yerleştirildi. Üçüncü grupta sağ tibiada açılan defekte Rifamisin ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti (4Bone, MIS, Fransa), sol tibiadaki defekte serum fizyolojik ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti yerleştirildi. Dördüncü gruptaki hayvanların sağ tibialarındaki defekte Rifamisin ile kombine sığır kaynaklı heterojen kemik grefti (Bio-OssR, Geistlich Farma AG, İsviçre), sol tibiadaki yine aynı boyutta açılan defekte serum fizyolojik ile karıştırılmış sığır kaynaklı heterojen kemik grefti yerleştirildi. Postoperatif 21. günde ratlar yüksek dozda Ketamin ve Xylazine HCL ile sakrifiye edilerek tibiaları histopatolojik incelemeye alındı ve kemik kaynaması, spongioza, korteks ve kemik iliği oluşumu skorlandı. Sonuçlar Mann-Whitney-U testi ile istatistiksel olarak analiz edildi.Sonuç olarak histopatolojik sonuçlar göstermiştirki; sadece rifamisin uygulanan grup kontrol grubuna göre daha yüksek skorlar vermiş, istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Allojenik kemik greftiyle rifamisin uygulanan grupta iyileşme görülmemiştir. Heterojen ve Alloplastik kemik greftiyle rifamisin kombinasyonu uygulanan grupla kontrol grubu kıyaslandığında ise benzer iyileşme oranları saptanmış ve istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir.
Ozon uygulaması,diyot lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya etkilerinin in-vitro koşullarda incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı ozon gazı uygulaması, lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya olan etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem:Bu çalışmada yeni çekilmiş 90 adet insan 3.molar dişi kullanılmıştır. Çekim sonrasında, köklerin üzerindeki dokular bir kretuar yardımıyla uzaklaştırılıp dişler pomza ve politür fırçasıyla temizlendi. Dişler çalışmada kullanılacak güne kadar distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeylerine su soğutması altında silindirik elmas frezler (Diatech, SwissDental Instruments, Heerbrugg, İsviçre) yardımıyla standart sınıf V kaviteler hazırlandı. Her kavite mesio-distal genişliği 3mm, oklüzal-gingial genişliği 2mm ve derinliği 1,5mm olarak hazırlandı. Kavitenin mine kenarlarına 0,5-1mm genişliğinde bizotaj yapıldı. Daha sonra her grupta 15?er diş olacak şekilde dişler rastgele altı gruba ayrıldı. 1.grup: benzalkonyum klorür (Zefiran,Türkiye), 2.grup: klorheksidin glukonat (Ceraxidin-c, IMICRYL,Türkiye), 3.grup: sodyum hipoklorit (Vision,Türkiye), 4.grup: diyot lazer (smart 980-5,DEKA lazer, İtalya), 5.grup: ozon (Prozone,W&H,Avusturya) ve 6.grup: kontrol grubu olacak şekilde kavitelere uygulandı. Ardından sırasıyla kavitelere üretici firmanın önerileri doğrultusunda primer (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) ve adeziv ajan (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) uygulanıp, 10 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Free light, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Kavitelerde restoratif materyal olarak bir hibrit kompozit olan Clearfil AP-X (Kuraray Medical Inc, Japonya) kullanıldı, 20 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Bütün örnekler bitirme işlemi öncesinde 24 s süre ile 37 oC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Örneklerin bitirme ve polisaj işlemleri, restorasyonların tamamlanmasından 24 s sonra su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Coltene/Whaladent AG, İsviçre) ile yapıldı ve restorasyonlar alüminyum oksit kaplı disklerle (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) parlatıldı. Örnekler 24 s süre ile 37 ºC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildikten sonra 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 1.000 kez (30 sn bekleme zamanı) termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örneklerin kök uçları kompozit rezinle kapatıldı ve dişler iki kat aside dirençli tırnak cilası ile restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde kaplandı. Tüm örnekler % 0.5?lik bazik fuksin solüsyonuna daldırılarak 24 s 37oC de etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden alınan kesitler stereo mikroskop (Olympus SZ 40 SZ-X7, Olympus Corporation, Tokyo, Japonya ) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Her gruptan rastgele 1?er diş seçildi. Dişler iyon kaplama ünitesinde (BAL-TEC SCD 050 (Capovani Brothers Inc., Scotia, NY, ABD) Pt ile kaplandı. Daha sonra örneklerin rezin-diş sert dokusu arasındaki yüzeyin morfolojisi taramalı elektron mikroskobunda (Scanning Electron Microscope) (LEO EVO 40 (LEO Ltd., Cambridge, İngiltere) çeşitli büyütmelerde incelendi ve fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis testi ile değerlendirildi. Bulgular:Gruplar arasında yapılan incelemede hem oklüzal kenara ait hem de gingival kenara ait mikrosızıntı değerleri arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Oklüzal kenar için grupların mikrosızıntı değerleri karşılaştırıldığında en az sızıntı ozon grubunda saptanmıştır (p>0.05). Gingival kenarlar içinde en başarılı grup ozon grubu olarak bulunmuştur. Sonuç:Gruplar arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık bulunmadı. Ancak gruplar arası ortalamalarda farklılıklar tespit edildi. En az mikrosızıntı ozon uygulanan grupta bulundu. En çok mikrosızıntı kontrol grubunda gözlendi.
Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile kök kırıklarının değerlendirilmesi
ÖZET Amaç: Bu çalışmamızın amacı 8-15 yaş arasında dental travmaya maruz kalmış kök kırığından şüphenilen ve kök kırığı gerçekleşmiş 50 hastadan alınan Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) görüntüsünün değerlendirilmesidir. Çalışmamızda hastalardan elde ettiğimiz tomografik görüntüler ile üç düzlemde daha güvenilir, ayrıntılı, objektif ve birebir gerçek boyutlarda ölçümler yapılmıştır. KIBT ile kök kırığının lokalizasyonu, kök kırığı sayısı ve yönü periapikal X-ray?lardan daha farklı ve üstün olarak klinisyenin istediği kesitte incelenebilmektedir. Gereç ve yöntem: Çalışmaya dahil olan bireylerin tümünden üç boyutlu volumetrik dental tomografi cihazı ile 0,3 voksel aralığında ve 8,9 saniyede görüntüler elde edilmiştir(i-CAT®, Model 17-19, Imaging Sciences International, Hatfield, Pa USA). Hastalardan alınan anamnez ve KIBT görüntülerinden elde edilen bilgiler, bağımsız değişkenlerin ortalaması ve dağılımı Ki-kare testi istatistiksel yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Dental travma sonrası lüksasyon olan vakalarda 0,5mm tam yuvarlak ortodontik tel ve kompozit yardımıyla semirijit splint uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşları 8-15 arasında değişen travmaya maruz kalmış 50 çocuğun toplam 97 dişinde kök kırığı yaralanması saptandı. Horizontal kök kırığı 97 dişin %63,9?unda, oblik kök kırığı %31,9?unda, %1.03 inde de hem horizontal hemde oblik kök kırığı, %2,06 parçalı kırık ve %1,03?ünde hem horizontal hem de vertikal kök kırığı görülmüştür. Kök kırıklarının lokalizasyonu incelendiğinde 97 dişin 96?sı maksiller kesici dişler ve 1?i mandibular diş olduğu gözlendi. En fazla etkilenen dişler sırasıyla üst santral dişler (%41.23 sağ, sol %37.11), üst sağ lateral dişler (%11.34), üst sol lateral dişler (%9.27) ve alt santral diş (%1.03) olarak saptandı. Sonuç: Günümüzde geleneksel radyografi ile kök kırıklarında yeterli teşhis yapılamadığından alternatif olarak seçilen KIBT, travma geçiren hastalarda kök kırığının tespitinde geleneksel radyografiden daha üstün özellikler sergilemiş klinisyenlere teşhis ve tedavi sonuçlarını görmede daha fazla kolaylıklar sağladığı görülmüştür. KIBT diş hekimliği geleceğinde geleneksel radyografinin yerini alacak gibi görünmektedir. Anahtar Kelimeler: KIBT, dental travma, kök kırığı.
Zirkonyum seramik ayrılmalarında kullanılan üç farklı tamir sisteminin kırılma tiplerine göre invitro olarak bağlanma dayanımlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, zirkonyum altyapılı seramik sistemlerin ağız içi direkt tamirinde kullanılan üç farklı tamir setinin iki farklı tamir yöntemiyle uygulanmasıyla restore edilen örneklerde tamir kompoziti ve tam seramik üst yapı ile zirkonyum alt yapı materyalleri arasındaki makaslama bağlanma dayanımı ve dayanım sürelerini in vitro koşullarda incelemektir. Bu amaçla Schmitz?Schulmeyer yöntemine uygun ölçülerde 5.0 mm. uzunlukta, 5.4 mm. genişlikte, ve 13.0 mm. yükseklikte tam sinterize 30 adet zirkonyum blok; 4.0 mm. uzunluk, 5.4mm. genişlik, 3.0 mm. yükseklikte 30 adet tam seramik IPS EmpresII blok ve kontrol grubu olarak 10 adet çalışmada kullanılan ölçülerdeki zirkonyum bloklar üzerine tam seramiklere özdeş ölçülerde fırça yığma tekniğiyle porselen hazırlandı. Tüm örneklere Bisco, Clearfil ve Cimara zircon tamir setlerinde üretici firmaların önerdiği yüzey hazırlığı işlemleri uygulandı. İki farklı tamir yöntemine göre tamir işlemleri zirkonyum örneklerin yüzeyleri üzerine tam seramiklere özdeş ölçülerde tamir kompozitiyle restore edilerek ve Panavia F 2.0 rezin simanla tam seramik simantasyonu yapılarak bitirildi. Polimerizayondan sonra varsa siman artıkları uzaklaştırıldı ve yüzeylerin tesviye, polisaj ve bitim işlemleri Sof-Lex bitim-cila sistemiyle yapıldı. Tamir işlemi görmüş örnekler 1 gün süreyle distile su içerisinde bekletildi. Bu işlemler için örnekler her biri 10 adet örnek içeren 7 alt gruba ayrıldı. Örnekler 5000 döngülük termal yaşlandırma işleminden geçirildikten sonra Üniversal Test Cihazına yerleştirilerek `Makaslama Testi? uygulandı. Elde edilen veriler ONE WAY ANOVA analizi ile değerlendirildi ve Tukey HSD ve Dunnett testleriyle karşılaştırıldı. Ayrıca tamir setleriyle oluşturulan yüzey hazırlıklarının örneklerin yüzeylerinde oluşturdukları değişiklikleri ve kırık yüzeyleri incelemek amacıyla stereomikroskop ve SEM görüntüleri alındı. Çalışmamızın sonucunda, Kuvvet parametresi açısından örnekler arasında en yüksek deney sonuç değeri 273.1 N ile kontrol grubunda ölçülürken, en düşük değer 10.81 N ile ZBK deney grubunda ölçüldü. Süre parametresi açısından örnekler arasında en yüksek deney sonuç değeri 87.4 sn ile ZCK deney grubunda ölçülürken, en düşük değer 6.3 sn ile ZBS deney grubunda ölçüldü. Seramikle yapılan tamirde tamir setlerinde en yüksek bağlanma dayanımı gösteren tamir seti Cimara zircon; dayanım süresi en fazla olan tamir seti Clearfil, Kompozitle yapılan tamirde en yüksek bağlanma dayanımı gösteren tamir seti Clearfil; dayanım süresi en fazla olan tamir seti Clearfil, Bisco tamir setinde en yüksek bağlanma dayanımı gösteren tamir yöntemi seramikle yapılan tamir yöntemi; dayanım süresi en fazla olan tamir yöntemi kompozitle yapılan tamir yöntemi, Clearfil tamir setinde en yüksek bağlanma dayanımı gösteren tamir yöntemi kompozitle yapılan tamir yöntemi; dayanım süresi en fazla olan tamir yöntemi kompozitle yapılan tamir yöntemi, Cimara zircon tamir setinde en yüksek bağlanma dayanımı gösteren tamir yöntemi kompozitle yapılan tamir yöntemi; dayanım süresi en fazla olan tamir yöntemi kompozitle yapılan tamir yöntemi olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: 1.Zirkonyum 2.Veneer seramik 3.Kompozit 4.Kırık 5.Tamir
Farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerde farengeal havayolu hacminin 3D olarak belirlenmesi
FARKLI İSKELETSEL YAPIYA SAHİP BİREYLERDE FARENGEAL HAVAYOLU HACMİNİN 3D OLARAK BELİRLENMESİ Bu çalışmanın amacı; farklı iskeletsel yapıya sahip bireylerdeki havayolu şekli ve hacminin bilgisayarlı tomografi yardımıyla incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla Dicle Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Oral Diagnoz ve Radyoloji kliniğinin arşivindeki CBCT?lerden 235 bireyin CBCT?si (114 kız, 121 erkek) seçilmiştir. Seçilen CBCT?ler üzerinde lateral sefalometrik analiz yapılmıştır ve iskeletsel yapılarına göre kız ve erkek sayıları benzer olacak şekilde gruplara ayrılmıştır. ANB açılarına göre Sınıf I (04) ve Sınıf III (ANB<0) olacak şekilde 3 gruba ayrıldıktan sonra her grup kendi içinde SN-GoGn ve İç açılar toplamına (İAT) göre kısa (SN-GoGn<28, İAT<393), orta (2836, İAT>399) yüz tipi olarak 3 alt gruba ayrılmıştır. CBCT?ler üzerinde Dolphin 3D software programı ile havayolu ölçümleri yapılmıştır. Normal dağılım gösteren parametrelerde gruplar arasındaki karşılaştırmalarda One-Way ANOVA Analizi uygulanmıştır. Normal dağılım göstermeyen parametrelerde gruplar arasındaki karşılaştırmalarında istatistiksel yöntem olarak Kruskal Wallis Varyans Analizi kullanılmıştır. Analiz sonucuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösteren parametreler için Bonforenni Düzeltmeli Mann Whitney U testi uygulanmıştır. Pearson korelasyon analizi de havayolu hacmi ile havayolunun diğer parametreleri, sefalometrik parametreler ve yaş arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak için kullanılmıştır. Sonuç olarak, Sınıf II grubundaki bireylerin orafarengeal, nazofarengeal ve total havayolu hacimleri Sınıf I ve Sınıf III grubundan daha küçüktür. Sınıf I ve Sınıf III grubundaki bireylerin orafarengeal, nazofarengeal ve total havayolu hacimleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Uzun yüz tipine sahip bireylerin kısa yüz tipine sahip olanlara göre total havayolu hacminin daha küçük olduğu gözlenmiştir.