Gazi University
Discipline

Nefroloji Anabilim Dalı

Gazi University

6

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

6 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezlikli ve normal şahıslarda verilen oral ve intravenöz D vitaminine paratiroid hormon cevabı

ÖZET Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Nefroloji Bilim Dalında izlenmekte olan hafif ve orta derecede kronik böbrek hastalığı olan 30 olguda ve 30 sağlıklı kişiden oluşan kontrol grubunda oral kalsiyum, vitamin D3'ün oral ve intravenöz formlarının paratiroid hormon üzerindeki etkileri kıyaslandı. 3.6 mmol oral kalsiyum verilen hasta ve kontrol gruplarında, 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 pıg intravenöz kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında, 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 pig oral kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında serum iyonize kalsiyum değerlerinde 180'inci dakikada bazal değere göre istatistiksel olarak anlamlı artış gözlendi. Ancak serum iyonize kalsiyum değerlerindeki artış yönünden hasta ve kontrol grupları arasında farklılık saptanamadı. Sadece kalsiyum verilen gruplar ile, kalsiyum yamsıra kalsitriol (oral veya intravenöz) verilen gruplar arasında serum iyonize kalsiyumunda artış yönünden anlamlı farklılık bulunamadı. 3.6 mmol oral kalsiyum verilen hasta ve kontrol gruplarında serum paratiroid hormon düzeylerinde 180'inci dakikada bazal değere göre sırası ile %46.32± 19.63, %56.61 ±91.90 azalma bulundu. Aradaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. 3.6 mmol oral kalsiyum ve 0.5 fig intravenöz kalsitriol verilen hasta grubunda serum paratiroid hormon düzeylerinde 180'inci dakikada bazal değere göre %59.9±26.9, kontrol grubunda ise %63.27 ±26.59 baskılanma bulundu. 3.6 mmol kalsiyum ve 0.5 fig kalsitriol verilen hasta ve kontrol gruplarında ise sırası ile %44.42±26.81, %70.92± 19.97 baskılanma bulundu. Aradaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi, serum paratiroid hormon düzeylerinde baskılanma yönünden oral kalsiyum, kalsitriol (oral veya intravenöz) verilen gruplar arasında da istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanamadı.

Böbrek yetmezliği-kronikKalsiyumParatiroid hormon+1
Hülya Taşkapan
Çukurova University
1996
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı gönllülerde dipiridamolün serum ve idrar kalsiyum, fosfor düzeylerine etkileri

Dipiridamol, trombosit adezyonu ve agregasyonunu inhibe eden bir ilaçtır. Ayrıca adenozin yıkımınıengelleyerek vazodilatasyon oluşturduğu için kalp damar hastalıklarında da kullanılmaktadır. Dipiridamolün bu etkilerinin yanısıra; serum fosfor düzeyi düşük, böbrek fosfor eşiği düşük ve primer hiperparatiroidili hastalarda idrar fosfor atılımınıazalttığıve serum fosfor düzeyini artırdığıbildirilmiştir. Bu çalışmada sağlıklıgönüllülerde dipiridamolün serum ve idrar fosfor düzeyine etkileri araştırıldı. Çalışmaya alınan 26 sağlıklıgönüllünün 15'i erkek, 11'i kadındı. İlaç öncesi ve 7 gün boyunca 3x75 mg/gün dipiridamol verildikten sonra kan ve idrar tetkikleri yapıldı. Hematokrit, hemoglobin, trombosit, beyaz küre, trombosit fonksiyon testlerinde (kollogen, ristosetin, trombin), glukoz, kan üre azotu, kreatinin, serum potasyum, fosfor, parathormon, Vitamin D, kreatinin klirensi, idrarda sodyum (Na), magnezyum (Mg) değerlerinde herhangi bir değişiklik saptanmadı. Dipiridamol sonrasıserum kalsiyum (Ca) düzeyi 9,84±0,35 mg/dl'den 10,15±0,64 mg/dl'ye, Mg seviyesi 2,05±0,13 mg/dl'den 2,32±0,52 mg/dl'ye yükseldi. Serum Na 142,42±3,31 mmol/l'den 138,96±4,69mmol/l'e düştü. İdrar Ca 100,31±49,09 mg/gün'den 134,73±68,98mg/gün'e yükseldi. İdrar potasyum (K) 46,24±20,35 mmol/gün'den 38,98±12,87 mmol/gün'e, tübüler fosfor reabsorbsiyonu (TPR) 0,88±0,35'den 0,84±0,56'ye, TmP/GFR ise 3,6 ±0,60 mg/dl'den 3,3±0,57 mg/dl'e düştü. Sonuç olarak adenosin re-uptake inhibisyonu ve/veya P glikoprotein aktivitesini inhibe ederek idrar fosfor atılımıazalttığıiddia edilen Dipiridamolle sağlıklıkişilerde benzer etki saptayamadık. Diğer çalışmaların aksine sağlıklıgönüllülerde Dipiridamolla TPR ve TmP/GFR de azalma saptadık. Ayrıca serum Ca değerinde artışve Na değerinde azalma, idrarla Ca atılımında artma, K atılımında azalma saptadık. Bu nedenle Dipiridamolün sağlıklı insanlarda tübüler fonksiyonlara etki ederek böbrek P ve Ca atılımında etkili olduğu, bunun yanısıra serum Na seviyesine de etkili olabileceği söylenebilir. Benzer çalışmanın daha geniş grupta tekrarlanmasıve olasıdiğer mekanizmaların da değerlendirilmesi uygun olacağı kanısındayız.

Cemal Kurt
Çukurova University
2007
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Allojenik kök hücre nakli sonrası oluşan akut böbrek hasarında erken tanı belirteçleri

Akut böbrek hastalığı (ABH) hem kronik böbrek hastalığı gelişimi, hem de mortaliteyi artırıcı etkisi nedeniyle çok önemli bir komplikasyondur. Bu nedenle, hastalara erken dönemde tanı konulması ve gereken önlemlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Allojenik Hematopoetik kök hücre nakli (AHKHN)sonrası ABH en sık rastlanan komplikasyonlardan biridir. Bu çalışmaya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kemik İliği Nakli Ünitesine AHKHNyapılmak üzere yatırılmış 50 hastadahiledilmiştir. Hastalardan -7. gün, infüzyon günü (0. gün), +7, +14, +21 ve +28. günlerde kan biyokimyasal parametreleri ve kreatinin klirensi; -7. gün, infüzyon günü (0. gün), +6, +13, +20 ve +27. günlerde ise kan sistatin C ve idrar N-GAL düzeyleribakılmıştır. Ortanca 23 günlüktakipte toplam 19 hastada ABH meydana gelmiştir. AKINklasifikasyon yöntemine göre 10 hasta da Evre 1, 7 hasta da Evre 2, 2 hasta da Evre 3 ABHsaptanmıştır. Seri halde bakılan kan sistatin-C düzeyleri incelendiğinde, kan kreatinin düzeyleri ile pozitif, kreatinin klerensleri ile negatif korelasyon saptanmıştır (p<0.001). İdrar N-GAL düzeyleri ile kan kreatinin düzeyleri arasında her ne kadar pozitif ilişki saptansa da, bu ilişki istatistiksel anlamlılığaulaşmamıştır. Akut böbrek hastalığını etkileyen faktörleri incelemek için yapılan çok değişkenli regresyon analizinde, sinüzoidal obstrüksiyon sendromugelişimi bağımsız risk faktörü olarak saptanmıştır. Serum sistatin- C düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı olarak öngörücü belirteç olarak saptanırken, yüksek idrar N-GAL düzeyleriile anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak, AHKHN yapılan hasta grubunda erken süreçte, ABH gelişiminin değerlendirilmesiiçin sistatin-C düzeyleri kullanılabilir. Ancak, idrar N-GAL düzeyinin bu hasta grubunda kullanılabilirliğini değerlendirmek açısından daha geniş çapta çalışmalara ihtiyaç vardır

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akutHücre nakli+5
Serpil Muge Değer
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında vasküler erişim tipinin inflamasyona etkisi

Kronik inflamasyon, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) hastalarında ve özellikle diyaliz tedavisi uygulananlarda yaygın bir durumdur. Son yıllarda hemodiyaliz hastalarında çeşitli nedenlerle (ileri yaş, yaşam süresinin uzaması, Diyabetes Mellitus varlığı gibi) vasküler erişim tipi olarak santral venöz kalıcı kateter (SVKK) kullanımı artmaktadır. Neutrophil gelatinase-associated lipocalin (NGAL) lipokalin ailesinin bir üyesi olup, nötrofil, böbrek, mide, kolon gibi birçok dokudan salgılanır.Bu çalışmanın amacı, farklı vasküler erişim tipi ile hemodiyalize giren ve Evre 3-4 kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda kronik böbrek yetmezliğinin varlığı ve diyalize giriş yollarının high sensitif-C Reaktif Protein (hs-CRP), İnterlökin-6 (IL-6), Tümör Nekrozis Faktör-Alfa (TNF-?) gibi inflamasyon belirteçleri ve NGAL ile ilişkilerini araştırmaktır.Çalışmaya 18-70 yaşları arasında kliniğimizde takip edilen SVKK ile hemodiyalize giren 30 hasta (Grup I), Arterio-Venöz Fistül (AVF) ile hemodiyalize giren 30 hasta (Grup II), kronik böbrek yetmezliği olan ancak hemodiyalize girmeyen (Evre 3-4) 30 hasta (Grup III) ve hasta grubu ile yaş ve cinsiyet uyumlu 30 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu (Grup IV) çalışmaya dahil edildi. Hastalardan hemogram ve biyokimyasal parametreler dışında Ferritin, IL-6, TNF-?, hs-CRP ve NGAL değerleri bakıldı.SVKK ile hemodiyalize giren hastalarda IL-6, TNF-?, hs-CRP, NGAL ve Ferritin düzeyleri yüksek, albumin düzeyleri düşük bulundu. IL-6, Grup I ile Grup II ve Grup I ile Grup III karşılaştırıldığında fark saptanmadı (p>0.05 ). Aynı gruplarda hsCRP ve TNF-? karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptandı (p<0.01). Grup I'deki NGAL düzeyleri kontrol grubunun yaklaşık 5.8 katı idi.Bu çalışma vasküler erişim tipi ile inflamasyon belirteçleri ve NGAL düzeylerinin karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. NGAL, inflamasyon belirteçleri ile anlamlı korelasyon göstermektedir. Hemodiyaliz hastalarında SVKK varlığı ile inflamasyonu artmaktadır. Bundan dolayı vasküler erişim tipi olarak ilk tercih AVF olmalı, SVKK olmamalıdır.Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, santral venöz kalıcı kateter, inflamasyon, Neutrophil gelatinase-associated lipocalin

Böbrek yetmezliği-kronikKateterizasyonKateterizasyon-periferik+4
İrem Pembegül Yiğit
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serebral trombotik hemiparezilerde üç grup ilacın terapötik değeri

Parnoh Samurtaş
Dicle University
1981
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliği hastalarında vasküler kalsifikasyon ve belirteçlerinin ilişkisi ve bu ilişkiye etki eden faktörler

Kronik Böbrek Yetmezliği Hastalarında Vasküler Kalsifikasyon ve Belirteçlerinin İlişkisi ve Bu İlişkiye Etki Eden Faktörler Giriş: Hemodiyalize giren kronik böbrek yetmezliği hastalarında morbidite ve mortalitenin en önemli nedeni kardiyovasküler kaynaklıdır. Kardiyovasküler hastalıklar açısından geleneksel risk faktörleri dışında böbrek yetmezliği nedeni ile ortaya çıkan ve hastalığa özgü olan risk faktörleri de mevcuttur. Hemodiyaliz hastalarında sıklıkla karşılaşılan arteriel sertlik ve vasküler kalsifikasyon, bu hasta grubunda kardiyovasküler riskin bağımsız ve güçlü belirleyicileridir. Bu çalışmanın amacı, vasküler kalsifikasyon belirteçleri ve arteriel sertlik arasındaki ilişkiyi ve arteriyel sertlik üzerine etkili faktörleri ortaya koymaktır. Metod: Çalışmaya sekonder hiperparatiroidi tanısı bulunan 80 hemodiyaliz hastası alındı. Çalışmanın başında tüm hastaların serum kalsiyum değeri < 10.5mg/dL, serum Ca × P<75 and PTH değeri ≥ 300pg/ml idi. Hastaların demografik, bir yıllık labaratuvar ve ilaç kullanımları kayıt edildi. Çalışma başında ve sonunda hastların, arteriyel sertlik belirteci olan nabız dalga hızı (NDH) ve vasküler kalsifikasyonun aktivatör ve inhibitör belirteçleri çalışıldı. Bulgular: Hastalar kullanmakta oldukları D vitamini tedavisine göre parikalsitol grubu (n:40) ve kalsitriol grubu (n:40) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki grubun demografik, klinik ve bazal labaratuvar değerleri çlaışma başında benzerdi. Parikalsitol grubunda PTH kontrolünün daha iyi; hiperfosfatemi, CaxP yükselme ve D vitamini atlama sıklığının ise kalsitriol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı az olduğu saptandı. FGF-23 ve osteokalsin değerleri parikalsitol grubunda kalsitriol grubuna göre istatistiksel anlamlı düşük iken; Klotho, Fetuin A and 25(OH)D3 düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek idi. Çalışma başında yapılan nabız dalga hızı her iki grup arasında istatistiksel olarak benzer iken; bir yılın sonunda yapılan NDH değerinin, parikalsitol grubunda kalsitriol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı azaldığı bulundu (p<0,002). Bağımlı değişken olarak nabız dalga hızı değişimi alındığında yapılan çoklu regresyon analizinde en güçlü belirleyici FGF-23 düzeyi olarak bulundu (p<0,004) . Sonuç: Parikalsitol tedavisi, sekonder hiperparatiroidi tedavisinde daha etkin PTH baskılanması sağlamakta, hiperfosfatemi ve CaxP artışına daha az sıklıkla yol açmaktadır ve vasküler kalsifikasyon gelişimi üzerine ömemli koruyucu etkisi olabilir.

AterosklerozBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+2
Ayşe Zeynep Bal
Başkent University
2014
00