219
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
2000 sonrası Türkiye'de komedyen sineması
Ülkeye girişinden itibaren sinemanın içinden ve dışından gelen değişimlerin etkisinde kalmış olan Türk sinemasında dönemsel başarıların kazandığı önem dikkat çekicidir. Sinema dışı alanların etkisine ek olarak seyirci ilgisine göre de şekillenen kimi akımlar, Türkiye'de sinemanın işler durumda kalabilmesi adına önemli rol üstlenmişlerdir. Türk sineması açısından 2000'li yıllar, filmlerin gişede kazandıkları başarıların geçmişe oranla daha fazla görünür olduğu bir dönem olmuştur. 2000 öncesi dönemde sinema dışı alanlardaki etkinlikleriyle tanınır olan kimi komedyenlerin 2000 sonrası dönemde çekilmesinde etkili oldukları filmler de gişede büyük başarı kazanan filmlerden olmuştur. Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Ata Demirer'in başı çektiği bu komedyenlerin Vizontele (2001), G.O.R.A. (2004) ve Eyyvah Eyvah (2010) adlı filmleri, gösterime girdikleri yıllarda en çok seyredilen filmler arasında yer almıştır. Seyirci sayısı ve hasılat bakımından kazandıkları başarı nedeniyle incelemeye değer bulunan bu filmler, komedyenlerin sinema öncesi dönemlerinde oluşturdukları anlatı tercihlerini büyük ölçüde barındırmışlardır. Bu çalışma, komedyenlerle birlikte anılan anlatı tercihlerinin izlerini, komedyenlerin çekilmesinde etkili oldukları filmlerde aramayı amaçlamaktadır. Komedyenlerin sinema öncesi etkinliklerinde baskın olmuş tercihler açıklandıktan sonra bu tercihlerin filmlerde nasıl yer aldığına bakılmış; bu yapılırken de filmlerin anlatı yapıları incelenmiştir.
Bir düşünce makinesi: Harun Farocki sineması ve video-deneme pratiği
'Kurmaca' ve 'kurmaca olmayan' nitelemeleri sinematografik üretimin başlangıcından beri var olan geleneksel bir ayrıma dayanır. Fakat film sanatının evrimi içerisinde bu ayrımın işlevsizleştiği dönemler de vardır. Modern sinemada zaman-imajın belirişleri veya belgesel sinemanın temsiliyet krizini aşan yeni öznellik deneyimleri gibi. Tarihsel gelişimi içinde belgesel sinemanın evrildiği çağdaş formlardan biri video-deneme filmler olarak adlandırılır. Bu pratiği sinemanın başlangıcına referanslandırmak mümkün olsa da, konu hakkındaki video ile ilgili akademik tartışmalar görece oldukça yenidir. Bunun sebepleri, hem görüntü teknolojisindeki değişimlerin niteliği, hem de kültürel dönüşümlerin güncel ivmesiyle ilişkilendirilebilir. Bununla birlikte, temsil ötesi imaj kullanımı veya post-yapısal öznellik gibi kimi nitelikleriyle video-denemeler, geleneksel anlayışla tanımlanmış belgesel sinemanın sınırları içinde muğlaklaşır ve bu sınırları zorlar. Bugün bir video-denemeci olarak anılan Harun Farocki, kendine özgü film yapış biçimini uzun yıllar tutarlılıkla sürdürmüş olan bir sinemacıdır. Filmleri, video-denemelerin güncel tartışmalarında tespit edilen özelliklerine sahip birer 'meta-sinema' örnekleridir. Dolayısıyla, güncel bu film formuna dair muğlak tanımları belirginleştirmek için Farocki sinemasından yararlanmak mümkün olabilir. Farocki filmlerinin yapısında yaşam-film, imaj-temsiliyet, arşiv-bellek gibi gerilimler sürekli gözlemlenebilir ve bu sinemanın kolektif bir düşünüş eylemi olarak kabul edilişi ile delillerini sinema kültüründe bulan Gilles Deleuze'ün kavramsal üretimi arasında bir kesişim mümkün olabilir. Çünkü Deleuze görselliği düşünmek yerine, düşünmenin görselliği önerir. Tıpkı gerçekliğin sineması yerine sinemanın gerçekliğini arayışında olduğu gibi. Dolayısıyla bu tercih, çalışma için geleneksel sinema kuramlarından çok daha zengin bir perspektif vadeder. Bu anlamda, Farocki filmlerinin sinematografik olma zorunluluğuyla beliren kolektif bir düşünüş olarak ele alınışı ile çalışmanın doğası ontolojik açıdan ilişkilidir. Temsil ötesi, düşünümselliğiyle kendine referanslı zihinsel bir faaliyet olan video-deneme pratiğini tanımlamaya yarayacak ilkelere ulaşmak, ancak kendi çözüm yolunu problemin nesnesine içkin olarak yapılandıran bir çalışma ile mümkün olabilir. Bu doğrultuda, Farocki sineması üzerinden video-denemelere dair ilkeler, verilerini görsel olarak sunan bu çözümle, düşünme eyleminin doğası içinde ve herhangi bir normatif söyleme başvurmadan elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Harun Farocki, video-deneme, belgesel, hareket-imaj, zaman-imaj, aktüel, sanal, temsil.
Akira Kurosawa sinemasında mitik unsurlar
Mitoloji, insanlık tarihinin en eski disiplinlerinden biri olarak günümüz toplumunun bilinçdışında hâlâ varlığını sürdürmektedir. Mitler ve efsaneler, ait olduğu toplumun gelenek ve düzeninin temellerini yansıtan düşsel hikâyeler olduğu gibi, ideoloji, folklor, din ve sanat ile de çok yakın bir ilişki içindedir. Sinema da içinde üretildiği toplumun dini, ideolojik ve mitik bilinçdışını yansıtan toplumsal bir üründür. Japon Sineması'nın en önemli yönetmenlerinden biri olan Akira Kurosawa ise hem etnik kökeni hem de dini inancı dolayısıyla filmlerinde belki de mitik öğeleri en fazla kullanan yönetmenlerden biridir. Kurosawa sinematografik olarak çok incelenen bir yönetmen olmasına rağmen, filmlerinin mitlerle ilişkisi, sinema eleştirmenleri tarafından çok fazla ele alınmamıştır. Bu araştırmanın problemi ise, Kurosawa'nın filmlerinde bu mitsel ve efsanevi izlerin nasıl dönüşüme uğrayarak sinemada yeniden üretildiğidir. Araştırmada bu sorun temelinde, Şintô inancının sahip olduğu mitik zenginliğin Kurosawa filmlerine nasıl yansıdığının analizini yapmak ve hangi doğrultuda değişim gördüğünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Mitler, Kolektif Bilinçdışı, Japon Kültürü, Japon Mitolojisi, Şintô, Japon Sineması, Akira Kurosawa.
İdeolojiye "Yamuk bakmak": Skyfall filminin söylem analizi
Sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımlar, her iki kavrama atfedilen anlamlara göre çeşitlilik gösterir. Marksist yaklaşımlardaki hakim paradigmada "ideoloji" kavramı, "yanlış bilinç" olarak ele alınan ve "gerçeği çarpıtıcı" rolüne vurgu yapılan bir kavramdır. Sinema ise büyük ölçüde, bu işleyiş zemininde, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak ele alınır. "İdeoloji" ve "sinema" kavramları, verili olarak bu anlayışla ele alındığında, sinema-ideoloji ilişkisine dair yaklaşımların da inceleme yönü tayin edilmiş olur. Her ne kadar ideolojinin "yanlış bilinç" olarak ele alınması, Marksist yaklaşımları temel alsa da, Slavoj Žižek, yine Marksist yöntem içinde kalarak, fakat "yanlış bilinç" anlayışını redderek, ideolojinin "gerçeğe yaklaştırma" potansiyeline vurgu yapar. Žižek aynı zamanda sinemayı da, ideolojinin üretildiği bir aygıt olarak değil, toplumsal bir "fantezi alanı" olarak görür. Žižek'in bu yaklaşımı temel alındığında, sinema-ideoloji ilişkisinin tekrar ele alınması da bu ilişkide ideolojinin işlevini ve yönünü tartışmaya açabilir. Bu çalışmada, Slavoj Žižek'in ideolojiye olan yaklaşımı temel alınarak, sinemaideoloji ilişkisi ele alınmıştır. Bu yaklaşım altında bir ideolojik çözümleme örneği olarak, Skyfall (Mendes, 2012) filmi eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Bunu yaparken, Skyfall filminde aranacak olan ideolojik öğeler, "yanlış bilinç" kavrayışının sınırlarının dışında değerlendirilmiştir. Žižek, ideoloji yaklaşımında Jacques Lacan'ın psikanalitik öğelerinden yararlandığı için çözümleme sırasında da benzer bir destek kullanılmıştır. Böylece Skyfall filmi üzerinden, Žižek'in ideoloji yaklaşımı çerçevesinde, sinema-ideoloji ilişkisine dair bir yaklaşım sağlanmaya çalışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin mobil iletişim teknolojileri hakkındaki algılamaları
Bu çalışma kapsamında Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin, mobil iletişim teknolojileri hakkındaki algılamaları araştırılmıştır. Bu amaç çerçevesinde literatür taraması gerçekleştirilmiş, mobil iletişim teknolojilerine ve kullanıcılarına ilişkin bilgilere ek olarak algı, tutum, algılama ve kullanım eğilimlerine ilişkin bilgi ve tanımlamalara erişilmiştir. Algılamalara ilişkin verilerin elde edilebilmesi için İletişim Ortamları Doğallığı Kuramı ve Teknolojinin Kabulü Modeli çerçevesinde bir kuramsal temel ve veri toplama aracı geliştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak öğrencilerle yapılan yarı yapılandırılmış bireysel görüşmeler kullanılmıştır. Elde edilen veriler tematik analiz yoluyla incelenmiş, bulgular kuramsal temel ve alanyazın ile ilişkili olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular arasında üniversite öğrencilerinin mobil iletişim teknolojileri hakkındaki algılamalarında eşzamanlılığın ve sesli iletişimin öncelik taşıdığı, yüz mimikleri ve vücut dilinin yansıtılması ile mekan ortaklığının ise aranan nitelikler olmadıkları tespit edilmiştir. Katılımcıların ifadelerinin tematik analiz yoluyla yorumlanmasıyla katılımcıların öne çıkan kullanımları arasında bilgi erişimi, sesli eşzamanlı iletişim ve metin tabanlı gecikmeli iletişim çıkmıştır. Gerçekleştirilecek olan iletişimin yakın kişilerle mi yoksa tanıdık olunmayan kişilerle gerçekleştirileceği, katılımcılar için anındalık, yüz mimikleri ve vücut dilinin yansıtılması için belirleyici bir etken olmuştur. Cihaz sınırlılıkları, rahatsız edilmeme arzusu ve metin tabanlı iletişimin bazı katılımcılar tarafından yeterli, bazıları tarafından yetersiz görülmesi ise algılanan kullanışlılık ve algılanan kullanım kolaylığı olumsuz etkileyen etkenler olmuştur. Çalışma kapsamında İletişim Ortamları Doğallığı Kuramı, metin tabanlı iletişime olan yatkınlığı açıklamakta yetersiz kalırken Teknolojinin Kabulü Modeli, algılamaların ölçülmesi için etkili ölçütler sağlamıştır.
Küreyerel fotoğrafa özdüşünümsel bir yaklaşım: Bir sosyal medya tasarımı
Küresel ve yerel durumların iç içe geçtiği sosyo-kültürel, teknolojik ve sanatsal değişimler bağlamında, herhangi bir fotoğraf çalışmasının, nasıl anlamlandırılması gerektiği sorgulanabilir. Bu sorudan yolan çıkan bu çalışma, Gillian Rose'un (2012) eleştirel görsel yöntembiliminin ve Pierre Bourdieu'nun (2010: 36) özdüşünümsel yaklaşımının, söz edilen bağlamda, fotoğraf değerlendirmesini ne ölçüde karşılayacağını araştırmayı amaçlamaktadır. Bu iki yaklaşımın kapsayıcılığı, bu çalışma için tasarlanmış olan Web sitesi üzerinde gerçekleştirilen bir durum çalışması üzerinden araştırılmıştır. Rose'un (2012) değerlendirme soruları doğrultusunda, bir grup fotoğrafçının, eleştirmenin ve izleyenin katılımcıları oluşturması plânlanmıştır. Araştırmada, katılımcıların Web sitesi üzerindeki faaliyetlerine yönelik yarı katılımcı gözlem ve katılımcılarla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmeler, veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. İki dönemin değerlendirmeleri karşılaştırıldığında, bir fotoğrafın "bağlam"ının bilinmesinin, önemli temalardan biri olarak ortaya çıktığı görülmüştür. Belirtilen yöntembilimin ve yaklaşımın uygulanması, eleştiri sürecinde, bir fotoğrafın toplumsal, teknolojik, estetik bağlamının ve eleştirmenlerin, izleyenlerin ve araştırmacının özdüşünümsel değerlendirmelerinin önemini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, bu çalışma üzerinden, fotoğraf eleştirisi ölçütlerine dair önemli konular ve fotoğrafçıların, izleyicilerin, eleştirmenlerin ve araştırmacının kişisel ve toplumsal altyapılarıyla ilişkili olan eğilimlerinin (habituslarının) fotoğraf üretim ve değerlendirme sürecine etkileri tespit edilmiştir.
Sinemada bir tür olarak güldürünün iktidar ve muhalefet ile ilişkisi: Arzu Film örneği
Güldürünün, iktidar ve muhalefet ile ilişkisine, ilk çağ filozoflarından bu yana belirli ölçülerde değiniler olmuştur. Güldürünün bu ilişkisine dair düşünce ve çalışmaları, temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki; güldürüyü, muhalefetin iktidara yönelttiği bir eleştiri silahı olarak görürken, diğer gruptakiler; güldürünün, iktidar tarafından kendisi için daha ciddi bir tehlike oluşturabilecek toplumsal muhalefeti, etkisiz hale getirme aracı olduğunu iddia etmektedirler. Türk sinemasının önemli güldürü filmlerine imza atmış olan Arzu Film şirketinin, güldürü türünde çektiği filmler, Türkiye'de toplumsal muhalefetin en gelişkin ve etkin olduğu 1968-1980 yılları arasında gösterime girmiştir. Bu doğrultuda, Arzu Film'in belirtilen yıllar arasında çekmiş olduğu güldürü türündeki filmlerinin, iktidar ve muhalefet ile olan ilişkisi açısından çözümlenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Güldürü, Türk sineması, İktidar, Muhalefet, Arzu Film.
Michael Haneke sinemasında suç temasının simülasyon kuramı ile ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirilmesi
Televizyon için çektiği filmler ve serilerle birlikte yirminin üzerinde sinemasal yapıta imza atmış olan Michael Haneke, bu yapıtların büyük bir bölümünün senaryosunu da kendisi yazmış olan, auteur olarak adlandırılabilecek bir yönetmendir. Aldığı ve aday gösterildiği pek çok ödül, onun toplum analizinin başarısını kanıtlar niteliktedir. Filmlerinde sıkça karşılaşılan 'suç'un, 'suçlu olma/suçluluk' teması içinde ele alınıp tartışılmasının, yönetmenin özellikle geç kapitalist burjuva toplumu analizini anlayabilmek açısından önem taşıdığı düşünülmektedir. Yaşadığı toplumla ve hatta aile içindeki biçimsel bağlarıyla, kendi kendine de yabancılaşmış olan geç burjuva bireylerin, kendilerini içinde buldukları suç, suçluluk ve şiddet içeren olayların anlatıldığı filmlerin analizini yapabilmek için bu çalışmada en uygun bulunan kuram olan simülasyon yaklaşımının odaklarına yer verilmiş, Avrupa'nın Soğuk Savaş'tan itibaren modern toplumsal tarihi, suç kavramıyla ilişkileri, dönemin önemli düşünürlerinin yaklaşımları ve Avrupa sinemasından örnekler hakkında bilgi verilmiştir. Suç ve suçluluk kavramlarının, Jean Baudrillard tarafından 1970'lerin sonlarında ortaya konan Simülasyon Kuramı ile ilişkilerinin, Michael Haneke filmlerinde ortaya çıkış biçimlerini anlayabilmek adına yönetmenin Benny's Video (1992), 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994), Funny Games (1997), Code inconnu: Récit incomplet de divers voyages (2000) ve Caché (2005) filmleri bu çalışmada analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Simülasyon, simülakr, gerçeklik, hiper gerçeklik, burjuva, suç,suçluluk, yabancılaşma, sosyolojik eleştiri, postmodern, yapı söküm
Türk sinemasında şiddet: 2002-2012 yılları arasında gişe hasılatı yapan beş filmdeki şiddet öğeleri üzerine bir araştrıma
Şiddet, bilinen en eski tarihten beri insanlığın ve kültürün bir parçası olmuştur. Tanımı ve anlamı toplumlara ve dönemlere göre farklılıklar göstermesine rağmen, bugün hala toplumlar ve bireyler şiddeti problem çözme aracı olarak kullanmaktadır. Kültürün bir parçası olması sonucunda, şiddetin resim, edebiyat, müzik ve sinema yapıtları üzerinde güçlü bir etkisi bulunmaktadır. Şiddet ve şiddetin kullanımı, içinde bulunduğu yapıtın amaçları doğrultusunda şekillenmektedir. Bu çalışma, yüksek gişe hasılatı yapan filmlerde yer alan şiddet eylemlerini, şiddet eylemlerinin türlerini ve şiddetin kullanım amacını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle incelenen filmlere içerik çözümlemesi yapılarak sahip oldukları şiddet içeriklerinin türleri ve kullanım sıklıkları ortaya çıkarılmıştır, bulunan şiddet eylemlerinin işlevi incelenmiştir. Anahtar kelimler: Sinema, Şiddet, Şiddetin Türleri, Yüksek Gişe Hasılatı Yapan Filmler, Frekans Analizi.
2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin yeniden inşası
Kimlik, sürekli olarak hareket halinde olan ve biz/onlar karşıtlığı içerisinde bir öteki yaratılarak oluşturulan bir yapıyı ifade etmektedir. Milli kimlik de aynı şekilde bir kez oluşturulup bırakılan bir yapı olmayıp sürekli olarak yeniden inşa edilmektedir. Gündelik yaşam içerisinde hayatın tüm alanını kapsayan kitle iletişim araçları "kimlik hatırlatıcıları" olarak işlev görmektedirler. Bu özelliğinden dolayı kitle iletişim araçları ve özelde sinema milli kimliğin sürekli olarak üretiminde ve yeniden üretiminde etkin bir role sahiptirler. Kültürel alan hegemonik bir mücadele alanını ifade ettiğinden milliyetçilik olgusu da kültürel alanda kendisini bir mücadele içerisinde bulmaktadır. Tarihin yeniden inşa edildiği ve bu inşada bugünün egemen temsillerinin etkili olduğu popüler kültür ürünlerinden olan tarihi filmlerde de bu mücadele yaşanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 2000 sonrası Türk sinemasında tarihi filmlerde milli kimliğin ne şekilde yeniden inşa edildiğini ortaya koymaktır. Araştırma amacını ortaya koymak için betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve durum saptama çalışması yapılmıştır. Çalışma evrenini, 2000 sonrası Türk sinemasında yapılmış olan tarihi filmler oluşturmaktadır. Örneklemi ise amaçlı örneklem yöntemiyle belirlenen 120, Fetih 1453, Çanakkale 1915, Taş Mektep ve Çanakkale Yolun Sonu olmak üzere beş film oluşturmaktadır. Örneklem olarak belirlenen filmler, "biz/onlar tanımlamaları ve özellikleri", "biz/onları belirginleştiren simge ve semboller", "kahramanlık ve zaferlerle biz/onların kuruluşu", "değerlerle biz/onların kuruluşu" ve "milli kimliğin inşasında kullanılan simge ve semboller" olmak üzere beş kategoride betimsel analizle değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kimlik, Milli Kimlik, Tarihi Film, Türk Sineması, 2000 Sonrası.
Quentin Tarantino sinemasında postmodern kavramlar
Modernlikten bir kopuş olarak değerlendirilen postmodernizm, 1980'lerden itibaren modernizm serüveninin bir parçası olan filmlerde karşılık bulmaya başlamıştır. Bu çalışma, postmodernizmin Quentin Tarantino filmlerine nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda postmodernizmi tanımlamak için kullanılan zaman ve mekân deneyiminde değişikler, temsilin reddi, öznenin tahribi, parçalanma, belirlenemezlik, evrensel doğrulara olan inancın yitirmesi, şizofreni, metinlerarasılık, yüzeysellik, pastiş, nostalji gibi kavramlarının Tarantino filmlerinde ne ölçüde karşılık bulduğu araştırılmıştır. Filmlerde yer alan postmodern kavramlar ortaya konmakla beraber modern sinemanın birçok özelliğinin de devam ettiği görülmüştür. Bu nedenle filmlerin postmodern bir kopuş içerisinde olmasından ziyade postmodern unsurlar taşıyan bir yapıya sahip olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Postmodernizm, Pastiş, Nostalji, Metinlerarasılık, Yüzeysellik
Anton Çehov öykücülüğündeki yabancılaşma imgesinin Nuri Bilge Ceylan sinemasındaki dönüşümü
Sanatın farklı dalları ortaya çıktıkları dönemlerden bu yana alışveriş içinde olmuşlardır. Bu etkileşim, sanatların günümüzde aldıkları şeklin belirleyici unsurlarından biridir. Sinema da, yapısının el verdiği ölçüde, diğer sanatların anlatılarından, anlatım olanaklarından ve tekniklerinden yararlanmıştır. Gerek sözlü gerek yazılı olsun, mirası insanlık kadar eski olan edebiyat, sanatların en gencini besleyen, büyüten ve değiştiren kaynakların başında gelmektedir. Edebi eserlerin uyarlamalar aracılığıyla perdeye taşınması, sinemanın ilk günlerinde başlayan, artarak devam eden ve günümüzde de popülerliğini yitirmeyen bir yöntemdir. Dünya edebiyatında sayısız yapıt, aslına sadık kalınarak ya da sinemanın gerekleri doğrultusunda dönüştürülerek filme aktarılmıştır. Edebi eserin büyük ölçüde hazır bir senaryo sunması ve bilinirliğinden ötürü belirli bir gişe başarısı vadetmesi, sinemacıların bu yola başvurmasının başlıca nedenleridir. Ancak zamanla kimi yönetmenler için uyarlama çok daha bireysel bir süreç haline gelmiş, etkisi altında kalınan roman ya da öykünün, gücünden bir şey yitirmeden filme aktarılabilmesi düşüncesi öne çıkmıştır. Ülkemizde de durum farklı değildir. Gerek yerli, gerek yabancı yazarların eserlerinden uyarlamalar yapan yönetmenler sinema tarihimizde önemli bir yer tutmaktadır. Rus yazar Anton Çehov'un öykülerini filmlerine taşıyan Nuri Bilge Ceylan bu isimlerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Anton Çehov, Nuri Bilge Ceylan, Uyarlama, Yabancılaşma
2000 sonrası Türkiye sinemasında queer imkanlar: Benim Çocuğum, Zenne ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz üzerine bir çözümleme
Queer kuram ve beraberinde gelişen tartışmalar özellikle 2000'lerden bu yana Türkiye'deki ilgili akademik ve aktivist çevreler üzerinde etkili olmakta, bir yandan kuramın uluslararası düzeydeki tartışma seyri diğer yandan Türkiye özelinde ortaya konan yeni soru ve saptamaların açtığı yol kuramın zenginleşmesini sağlamaktadır. Sinema alanında ise "Türkiye queer sineması" olarak adlandırılabilecek bir yönetmenler ve yapımlar topluluğu ya da akımdan söz edilememekle birlikte Türkiye sineması queer karakterleri, sahneleri, "an"ları ve müdahaleleri barındıran, queer okumalara açık bir alan olarak ele alınabilir. Bu noktadan yola çıkan tez, 2000 sonrası Türkiye sineması içerisinde yer alan ve queer okumalara imkân verdiği düşünülen örneklem filmlerinin çözümlenmesi yolu ile Türkiye'de yakın dönem queer sinemanın olanaklarını araştırmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda filmler karakterler, ilişkiler, sahneler ve anlatı yapısı üzerinden queer bir okumaya tabi tutulmuş, queer kuramın problematize ettiği konular bir yandan "queer sinema" olarak adlandırılan evrensel örnekler diğer yandan da Türkiye sineması ve Türkiye LGBTİ aktivizminin öznel koşulları çerçevesinde filmler ile birlikte düşünülmeye çalışılmıştır. Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, cinsellik, arzu, haz, özdeşleşme, normatiflik gibi kavramlar çalışmada rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Sinema, Queer, Türkiye Sineması, Queer Kuram
Peri masallarının yakın dönem fantastik Hollywood sinemasındaki metinlerarası anlatı yapısı
Bu çalışma, yakın dönem Hollywood sinemasında yeniden çekilen peri masalı uyarlamalarındaki anlatı biçeminin nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Metinlerarası anlatı yöntemleri ve imgelerinin, yeniden uyarlanan peri masallarındaki kullanımı irdelenerek ve farklılaşma sürecindeki etkileri üzerinde durularak yöntemlerin ve imgelerin, nasıl kullanıldığına odaklanılmıştır. Çalışmada öncelikle fantastik, peri masalları, metinlerarasılık, postmodernizm gibi kavramlar açıklanmıştır. Örnekleme alınan filmlerin, uyarlandığı özgün masallar Greimas'ın Anlatı Çizgesi modeline göre çözümlenmiştir. Ardından, örnekleme alınan filmlerde, metinlerarası süreçten geçen anlatıların, olay örgülerini nasıl çeşitlendirdiği, karakterlerin nasıl dönüştüğü ve farklılaşma sürecinde metinlerarası anlatı yöntemlerin ve imgelerin nasıl kullanıldığı saptanmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde, edinilen bilgiler doğrultusunda, yeniden uyarlanan peri masallarında farklılaşan noktaların neler olduğu ve bu farklılaşma sürecine nelerin sebep olduğu üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Böylece, Hollywood sinemasının yakın dönemde peri masalı metinlerini nasıl ele aldığına ilişkin değiniler belirtilmiştir. Anahtar kelimeler: Fantastik, Peri Masalları, Anlatı, Hollywood Sineması, Metinlerarasılık, Postmodernizm
Süperkahraman filmlerinde modernite ve postmodernite ilişkisinin ikili karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmesi
İlk defa ortaya çıktıkları tarihsel dönemler, dünyaya bakışları ve yaptıkları seçimlerle modernitenin birer ürünü ve örneği olan süperkahramanlar, popüler sinema aracılığıyla günümüzün postmodern dünyasına taşınmıştır. Sinema, gerek bir sanat, gerekse bir anlatı biçimi olarak her zaman toplumsal, kültürel ve ideolojik süreçlerle bir arada bulunmuş, özellikle popüler sinema filmleri araştırmacıya verili bir çağa bakmanın, onu anlamanın ve çözümlemenin farklı ve yaratıcı bir yolunu sunmuştur. Popüler sinemada süperkahramanlar ve bu süperkahramanların çevreleriyle olan ilişkilerinin modernite ve postmoderniteyle bağlantılı olarak hangi değerleri, ya da bu değerlerde yaşanan hangi değişim ve dönüşümleri temsil ettiklerinin ortaya konulmasını amaçlayan bu çalışma kapsamında, Batman Begins (2005), The Dark Knight (2008), The Dark Knight Rises (2012), Captain America: The First Avenger (2011), Captain America: The Winter Soldier (2014) ve Man of Steel (2013) filmleri, Lévi-Strauss'un İkili Karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çözümleme sonucunda ulaşılan ikili karşıtlıklar bağlamında, süperkahramanların temsil ettiği modernite; seçim, özgür irade, düzen, denge, kontrol, üstün insan, adalet, inanç, gerçek, inşa, eski ve umut kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkarken, postmodernite ise; kader, kaos ve kontrol kaybı, yozlaşmış hukuk sistemleri, inanç kaybı, yalan ya da korku, yapıbozumu, yeni, çaresizlik ve yıkım kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmış, filmlerde bilhassa modern inşa ve postmodern yapısökümü arasındaki ilişki yoğun biçimde gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Modernite, Postmodernite, Süperkahramanlar, İkili Karşıtlıklar
Türk sinemasında baba temsili
Bu araştırmada, erkekliğin önemli bir dönüm noktası ve erkeklik performanslarının tamamlandığının bir kanıtı olarak varsayılan babalık kurumunun Türk sinemasındaki temsil şifreleri çözümlenmiştir. Türk sinemasında babalığı yeniden üreten temel unsurların neler olduğu noktasından hareketle, örneklem içerisine dahil edilen filmlerde babalığın temsil ediliş biçimlerinin nasıl gerçekleştiği, babalığa dair temsil kodlarının nasıl işlerlik gösterdiğinin araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ayrıca, Türk toplumunun kültürel yapısındaki baba figürü ile Türk sinemasında babalığa dair sunulan temsiller arasında nasıl bir ilişkinin var olduğu sorusuna yanıt aranmıştır. Çalışmada, Delphi Tekniği kullanılarak geliştirilmiş olan veri toplama aracındaki parametrelerin her birinin örneklem içerisine dahil edilen filmlere yöneltilmiştir. Elde edilen veriler NVİVO 11 Plus nitel araştırma programı yardımı ile kodlar, kategoriler ve temalar halinde düzenlenerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların Türk sinemasında babalığın temsil ediliş biçimleri konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Ayrıca sinemadaki temsillerin çözümlenmesinde yeni bir yöntem önermesi açısından faydalı olacağı umulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Türk Sineması, Babalık, Temsil, Delphi Tekniği, Sinemada Nitel Çözümleme.
Türk sinemasında 2010 sonrası filmlerde çocuk gelin temsili
Sinema ortaya çıkmasından bugüne gelene kadar, erkeklerin egemenliğinde bir sektör olarak, kadın temsillerine dair çok gerçekçi olmayan ve genellikle erkek bakışını yansıtan ürünler ortaya koymuştur. Geleneksel toplumlarda görülen ve modernleşme ile büyük ölçüde aşılması gerektiği düşünülen cinsiyet ayrımcılığının günümüzde de sürdürülmesi, film anlatılarına yansıtmaktadır. Sinema toplumun içindeki ataerkil yaşam örüntülerini perdeye yansıtarak, erkek egemen pratiklerin yeniden üretilmesine de bu yolla katkıda bulunmaktadır. Feminist film kuramcıları, sinemadaki erkek egemenliğine bir tepki olarak, filmlerin içeresindeki ataerkil kodları, ideolojileri ve sinemaya özgü aygıtların kullanılarak kadının nasıl ikincilleştirildiğini, çalışmalarının merkezine almışlardır. Sinemanın, kadının karşısında değil, onu destekleyen ve yanında olan biçimlerinin nasıl üretilebileceği, klasik sinemadaki erkek egemenliğin hangi şekillerde yıkılabileceğini araştırmışlardır. Türk sinemasında da benzer şekilde ataerkil yapıya dair izleri görmek mümkündür. Kadın sorunlarına ilişkin konuları ele alan filmler, büyük ölçüde erkeklerin domine ettiği sektörün ürünleri olarak izleyiciye sunulmaktadır. Feminist araştırmacılar ve kadın derneklerince üzerine durulan ve temelinde tüm toplumu ilgilendiren bir sorun olarak çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinin araştırılması bu çalışmanın asıl amacıdır. Amaca ulaşmak için, dört film (Lal Gece, 2012; Halam Geldi, 2013; Mustang, 2014; Yarım, 2015) seçilmiş ve analiz edilmiş ve yapılan analiz sonucunda, çocuk gelinlerin sinemadaki temsilinde kadına ait bakış ve sesine yeterli ölçüde yer verilmediği saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Sinema, Çocuk Gelinler, Feminizm, Ataerki, Türk Sineması,Kadın, Sinemada Çocuk Gelinler.
Futbolda eril söylem ve bunun televizyon futbol tartışma programlarına yansıması: Yenilsen de Yensen de ve Beyaz Futbol örnekleri
"Futbolda eril söylem ve bunun Türkiye'deki futbol tartışma programlarına yansıması: Yenilsen de yensen de ve Beyaz futbol örnekleri" konulu Yüksek Lisans tez çalışmasında, erkekliğin inşasının ve kullanımının sporun en popüler dalı olan futbol'da nasıl geliştiği incelenmiştir. Futbol maçları öncesi veya sonrasında yayın yapan futbol tartışma programlarının, erkekliğin inşasına olan "desteği" bu çalışmada ele alınmıştır. Spor ve beden arasındaki ilişki sonucu kadının, erkeğin gerisinde kalması ve bu duruma spor programlarının etkisi incelenmiştir. Televizyonun, futbolu ilgi odağına almasıyla birlikte toplumdaki eril dilin futbola ve bu çalışmanın da ilgi odağı olan futbol tartışma programlarına yansıması ve çeşitli gelişmelerle birlikte kadınların da artık futbolda var olma mücadelesi bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Futbol, Futbol Tartışma Programları, Eril Söylem, Toplumsal Cinsiyet,Televizyon
Sinemaya sinemayla bakmak: Devrim sonrası İran sinemasında düşünümsellik
Sinema, ilk yıllarından bu yana bir eğlence aracı olmanın yanında; bir ifade aracı, gerçeğin aynası, sanat dalı, propaganda aygıtı gibi pratiklere hizmet etmiştir. Tüm bu pratiklere hizmet ederken de bir olayı, bir insanı, bir derdi, bir bunalımı, bir aşkı, bir ayrılığı veya bir gerçeği ele alarak konu edindiğini nesnesi haline getirmiştir. Ancak bazı durumlarda sinema, kamerayı kendine, yani özneye de çevirmeyi bilmiştir. Başka bir deyişle, sinemanın konusu yine sinema olmuş, düşünümsel bir stratejiye geçilmiştir. Devrim sonrası İran sinemasında sinemayı konu alan, film yapım sürecini konu eden veya sinemanın doğasına dönen filmlerde düşünümsel olarak adlandırılan bu tekniklerin nasıl uygulandığını saptamaya yönelen bu çalışma, düşünümsel filmlerin İran sinema çevresini ve sinemaya uygulanan baskı, sansür ve yasaklar hakkında bilgi verebileceği düşüncesinden doğmuştur. Bunun yanı sıra İran sinemasında düşünümsel filmlerin daha önce yapılan çalışmalarda söz edilen tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı gibi tavırlara bağlı olarak düşünümsel teknikleri ne şekilde uyguladığı fikri bu çalışmanın ortaya çıkışına hizmet eden diğer bir düşüncedir. Bu amaç doğrultusunda devrim öncesi ve devrim sonrası İran sineması hakkında bilgi verilmiş, daha sonra sinemada düşünümselik üzerine getirilen görüşler üzerinde durulmuştur. Bu görüşlerden hareketle tutucu, eleştirel ve yanılsama karşıtı düşünümselliği içeren yeni bir yaklaşım tarzı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Son olarak devrim sonrası İran sinemasından seçilen filmlerin söyleme ve biçime dayalı düşünümsel teknikleri incelenmiştir. İnceleme sonucunun ardından ele alınan filmlerin en genel anlamda İran sinema çevresi hakkında verdiği bilgiler saptanmış ve filmlerin düşünümsellik tavrı biçime ve söyleme dayalı teknikler göz önünde bulundurularak yorumlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: düşünümsellik, metasinema, özdüşünümsellik, metakurmaca, İran sineması
1980 sonrası Türk sineması'nda zenginlik temsilleri üzerine bir alımlama çalışması
Bu çalışmada toplumsal eşitsizliklerin en önemli belirleyicilerinden bir tanesi olan zenginliğin Türk sinemasındaki temsilleri ve bu temsillerin izleyiciler tarafından ne şekilde okunduğu ele alınmıştır. 1980'den günümüze Türk Sineması'nda ülkede değişen siyasal, ekonomik ve toplumsal yapının, değişen zenginlik olgusunun ve zenginliği somut olarak gösteren yaşam tarzlarının nasıl temsil edildiğinin ve bu temsillerin sosyal bir özne olan izleyiciler tarafından nasıl anlamlandırıldığının araştırılması bu çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Ele alınan filmlerde toplumsal dinamiklerin analizi ile zenginliğin toplumsal temsillerinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında öncelikle tezin örneklemine giren filmlerin betimsel analizi yapılmıştır. Ardından bu filmler arasından seçilen üç film üzerine alımlama çalışması kapsamında kentli 50 yaş üzeri izleyicilerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın alımlama analizi kısmı için Janet Staiger'ın tarihsel materyalist yaklaşımından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda hem filmlerin analizi ve hem de izleyiciler ile yapılan görüşme birbirleriyle ilişkilendirilerek bulgulanmış ve yorumlanmıştır. Söz konusu bulguların hem Türk sinemasında farklı dönemlerdeki zenginlik temsilleri konusunda, hem de izleyici araştırmaları konusunda literatüre katkı getirmesi beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Sineması, Temsil, Alımlama Çalışmaları, Zenginlik, Sinema ve İzleyici
Yeni Türk Sinemasında biçem
Sanat bağlamında düşünüldüğünde biçem; bir sanatçının, bir eserin, bir dönemin, bir ülkenin ya da bir çağın kendine özgü biçimlendirme, söyleyiş, anlayış, anlatış biçimi olarak kabul edilir. Fotoğrafik görüntünün hareket kazanmasıyla doğan sinema, giderek bir öykü anlatma aracına doğru evrilmiş ve öykü anlatımına hareket ve zaman öğesine de ekleyerek, insanoğluna yeni bir anlam yaratma, algılama, ve alımlama biçimi kazandırmıştır. Sinemaya özgü bu biçim, eseri meydana getiren araca özgü bileşenlerin nasıl kullanıldığı, yani biçemin nasıl kurulduğu ile ilgilidir. Türkiye'de 1990'lı yılların ortalarında başlayan ve 2000'li yıllarda uluslararası bir görünürlük kazanan sinema alanındaki dönüşüm; "Yeni Türk Sineması", "Yeni Türkiye Sineması", "Bağımsız Sinema" ya da "Sanat Sineması" olarak kavramsallaştırılmış ve çeşitli boyutlarıyla birçok araştırmacının inceleme konusunu oluşturmuştur. Bu dönemi geçmiş sinema anlayışından ayıran temel belirleyici ise dönemin özellikle sinema dilinin kullanımı açısından geçmiş dönemlerden farklı olarak, özgün bir yaklaşım geliştirebilmiş olmasıdır. Bu çalışmada, Türk sinemasında, yeni bir estetik yaklaşımın ilk yetkin örneklerinin ortaya çıktığı bir dönemin filmleri, biçem yönüyle ele alınmıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı; Türk sinemasında yeni dönemin biçemsel yönelimlerini saptamak ve ortaya çıkan benzerlikleri, farklılıkları biçem yönüyle ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Yeni Türk Sineması, Biçem, Sinema Estetiği
Ezel Akay'ın filmlerinde anlatı ve stil
Bir yönetmenin biçem analizi, ona ait filmlerin biçimsel analizini gerektirir ve bu analiz, yönetmenin biçemindeki ayırt edici ve öne çıkan tercihleri ortaya koyar. Filmlerin biçimsel sistemini, yönetmenin tercih ettiği "anlatı" ve "stil" unsurları oluşturur. Bir filmdeki anlatı ve stil unsurlarını incelemek ise, o filmin biçimsel yapısını ve anlatı tarzını detaylı bir şekilde analiz etme imkânı sunar. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Ezel Akay'ın biçemini değerlendirmektir. Bu sebeple yönetmenin filmlerindeki anlatı ve stil unsurlarının, nasıl bir biçimsel sistem oluşturduğunu anlamak amacıyla, yönetmenin 9 Kere Leyla (2020) ve Osman Sekiz (2022) filmlerindeki özgün tercihleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Filmlerindeki biçimsel sistemde, anlatı unsurlarının nasıl düzenlendiği ve ön çıkan stil unsurları analiz edilmiştir. Böylelikle Ezel Akay'ın biçeminin ayırt edici özelliklerini ortaya koyan bir analiz sunulması hedeflenmiştir. Ezel Akay, kendini masalsı gerçekçi bir hikâye anlatıcısı olarak tanımlayan; özellikle mizansen ve kurgu tekniklerindeki özgün biçimsel tercihleriyle öne çıkan bir yönetmendir. Yönetmenin filmleri, David Bordwell ve Kristin Thompson'un stil analiz yöntemi esas alınarak izlenmiş; her bir görsel ve işitsel unsur detaylı biçimde incelenmiştir. Elde edilen bulgular, Akay'ın, anlatı ve stil öğelerini yabancılaştırma etkisi yaratacak şekilde farklılaştırarak özgün bir anlatı stratejisi geliştirdiğini göstermektedir.
TRT'nin değişen belgesel anlayışı: Macera temalı popüler yapımlarda mizansen
Bu çalışmada, öncelikle belgesel sinemanın tanımı, kurmaca sinemayla belgesel sinemanın ayrımı, kurmaca sinemanın bir stil aracı olan mizansenin belgesel sinema da kullanımı, gerçeklik perspektifi içerisinde incelenmiştir. Ardından belgesel sinemanın tarihi süreci ele alınarak televizyon ve belgesel ilişkisinin yolculuğu araştırılmıştır. Bu bağlamda Türk belgesel sinema tarihine değinilmiş ve Türkiye'de kamu yayıncılığı politikaları çerçevesi içinde içerik üreten Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) ve onun tematik belgesel kanalı TRT Belgesel'in oluşum süreci araştırılmıştır. Çalışmada, TRT Belgesel kanalında yayınlanmaya başladıkları 2019 yılından bugüne, yüksek reyting oranlarına sahip olan ve bu başarıda mizansenin yoğunlukla kullanılmasının etkisinin olduğu varsayılan Ailenin Yeni Üyesi ve Su Savaşları adlı belgesel serileri ele alınmıştır. Bu belgesel serilerinde kullanılan mizansen ögelerinin nasıl kullanıldığı, belgeselin gerçeklikle olan sıkı bağlarını (olumlu-olumsuz) etkileme düzeyi ve TRT'nin belgesel anlayışındaki değişim ile mizansen ögelerinin düzenlenmesi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Geçmişte kamu yayıncılığını önceleyerek, reklam alma endişesi barındırmadan belgesel içeriği üreten TRT'nin, tematik kanalı TRT Belgesel ile günümüzde değişen piyasa koşullarına uyum sağladığı, kendine has pazarlama stratejileri geliştirdiği, kurmaca olan filmlerde uygulanan teknikleri, kendi projelerinde uygulayarak yüksek izlenme oranlarına ulaştığı ve bu doğrultuda popüler belgesel kanallarından biri haline geldiği gözlemlenmiştir.
Postmodern sinemada filmlerarasılık kavramı bağlamında Mr. Nobody filminin analizi
Postmodernizmin temelinde yatan kendisinden öncekiyle olan ilişkisi, sinemada da kendini yoğun bir biçimde göstermektedir. Sinema alanında postmodernizm, metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarıyla ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle postmodernizm tanımlanarak metinlerarasılık ve filmlerarasılık kavramlarına ulaşılmıştır. Bu kavramlar sinema çerçevesinde incelenmiş ve aralarındaki bağ "Mr. Nobody" filmi üzerinden değerlendirilmiştir. "Mr. Nobody" filmi ile benzerliği olan filmler filmlerarasılık kavramının "parodi, pastiş, gönderme, alıntı, anıştırma" yöntemleriyle incelenerek; örnek filmin bu filmlerle olan bağlantıları kategorize edilmiştir. Bu kategorize işlemi benzerlik olan filmleri sahne sahne görselleriyle yan yana konularak benzerlikleri ortaya çıkarılmış ve metinsel olarak sahneler arası bağlantılar ortaya konulmuştur.
Sivas sinema salonları üzerine bir sözlü tarih çalışması
Sinema, 19. yüzyılda icat edilen ve günümüze kadar durmaksızın gelişmeye devam eden popüler, sanatsal ifade biçimidir. Ülkemizde sinema konulu araştırmalar genellikle yapım, yönetmen ve yapım firmalarını konu edinmekte, kültürel toplumsal bellekte yer alan sinema salonlarını kapsayan çalışmalar ise yetersiz kalmaktadır. Bu konuda yerel düzeyde yapılan araştırmalar Türkiye'de sinema tarihi konusundaki çalışmalara katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda Sivas sinema salonları üzerine yapılan ilk araştırma niteliğindeki bu çalışma, Sivas kent belleğinde yer alan bilgiler ışığında sinemaların kuruluşundan günümüze tarihsel gelişimini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve Sivas matbu kaynaklarında yer alan Sivas sinemaları başlıklı yazıların da derlendiği litateratür değerlendirilmesi yer almaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye'de sinema gösterimi ve ilk sinema salonları, Sivas şehir tarihi ve sinema salonlarının bu tarihsel çerçevede gelişimine değinilmiş, Sivas'ta yapılan ilk sinema gösterimi ve ilk sinema salonu konusu ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde kartopu örneklemiyle sinema sahipleri, yakınları ve sinema çalışanlarından oluşan 25 katılımcı ile 2021-2023 yıllarını kapsayan süreçte sözlü tarih görüşmesi yapılmıştır. Bu görüşmelerden ve doküman analizi ile elde edilen veriler çerçevesinde Erken Cumhuriyet Dönemi'nden günümüze kadar açılmış 23 sinema salonunun tarihsel gelişimi ve dönüşümü ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Son olarak araştırma bulguları Türkiye'de sinema tarihi çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sivas, Sinema, Bellek, Sinemacılık, Sözlü Tarih
Türk sinemasında hegemonik erkeklik kavramı üzerinden erkekliğin olgusu/değişimi/dönüşümü: Eşkıya, Gemide, Ağır Roman
Sinema, bir iletişim aracı ve sanat dalı olarak toplumun anlam ve değerlerini yansıtırken, aynı zamanda bu unsurların yeniden üretimine katkıda bulunur. Ataerkil düzeni ve hegemonik erkekliği pekiştiren bir iktidar aracı olarak sinema, bu yapıların yeniden üretiminde sürekli kılar. Günümüzde, toplumsal cinsiyetin dinamiklerinde meydana gelen değişimlerle birlikte, ataerkil yapılar ve bunlara dayalı erkeklik anlayışları ciddi bir dönüşüm sürecine girmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca toplumsal alanda değil, aynı zamanda kültürel üretim alanlarında da etkisini göstermektedir. Sinema, toplumsal gerçeklikleri yansıtan güçlü bir sanat formu olarak, erkeklik kimliğinin evrimini ve hegemonik erkekliğin yeniden üretim süreçlerini izlemek için verimli bir alan sunmaktadır. Hegemonik erkeklik, öncelikle toplumsal cinsiyet bağlamında tarihsel bir perspektifle ele alınmakta, ardından kavram, Türk Sinemasında erkeklik teması bağlamında incelenerek, nitel metin çözümlemelerinden biri olan betimsel analiz yöntemi çerçevesinde çözümlenmektedir. Bu tez çalışmasında, Türk sinemasının düşünsel, kurgusal ve pratik gücünün önemi ele alınmış ve filmler, erkeklik olgusu ile bu olgudaki değişimler doğrultusunda toplumsal cinsiyet bağlamında, hegemonik erkeklik kavramı çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma kapsamında 1990'lar Türk Sineması'ndan örneklem olarak seçilen Eşkıya (1996), Gemide (1997) ve Ağır Roman (1998) filmlerinde erkeklik imgesi irdelenmiştir. Bu filmler, erkek karakterlerin karşılaştıkları toplumsal ve bireysel normlar aracılığıyla geleneksel erkeklik anlayışlarını sorgularken, çoğu zaman bu krizlerden sonra hegemonik erkekliğin yeniden inşa edildiği bir sürecin işlediğini ortaya koymaktadır. Özellikle güç, iktidar ve duygusal derinlik gibi temalar etrafında şekillenen bu dönüşüm, erkekliğin yalnızca krizlere uğramadığını, aynı zamanda erkeklik anlayışlarını olgusunu pekiştiren bir yeniden üretim sürecine dönüştüğünü gözler önüne serer. Son olarak çalışmanın odağını oluşturan hegemonik erkeklik kavramının, sinema üzerinden sürekliliğini sağlayan bulguların yeniden üretilip üretilmemesi konusu tartışılmış ve Türk Sinemasında toplumsal cinsiyet rolleri üzerindeki etkisi erkeklik temsillerinin hegemonik normlarla ilişkisi ele alınmıştır. Erkeklik, toplumsal cinsiyet, hegemonik erkeklik ve homososyallik gibi kavramlarla analiz edilerek, erkeklerin toplumsal konumları, iktidarları ve baskı altındaki durumları ortaya konmuştur. Erkeklerin hem ezen hem de ezilen rollerinde bulunabildiği vurgulanmış ve erkeklik temsillerindeki krizler, bu kimliklerin toplumda nasıl doğallaştırıldığını göstermiştir. Hegemonik erkeklik, toplumsal cinsiyet düzeninde bir norm olarak kabul edilirken, ideal erkeklik ise toplumdan topluma değişen ve hedeflenen bir erkeklik biçimi olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sürekli yeniden üretilen ve doğal hale getirilen toplumsal yapılar yansıtılmıştır.
Şehrin sahnesi: Sokak müziği
Tez çalışması kapsamında çekilen belgesel filminde İstanbul şehrinde icra edilen sokak müziğinin Kadıköy'de ne amaçla, nerelerde icra edildiği, Kadıköy'de sokak müziği yapan Semoke grubunun tecrübeleri üzerinden sokak müzisyenliğinin gelişimi, Kadıköy halkının sokak müziğine yaklaşımı ve sokak müzisyenlerinin kazanımlarının öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu belgesel filminde, Sema ve Barış'ın kurduğu Semoke grubu fona alınarak, öncesinde diğer sokak müzisyenleriyle de yaptığımız görüşmelerden edinilen ortak görüşler yansıtılmıştır. Semoke gurubunun bir gününe şahit olunulan belgesel filminde, grubun üyeleri Sema ve Barış'ın röportaj yöntemi ile görüşleri alınıp paralelinde sokaktaki müzik performansları kayıt edilmiştir. Sonuç olarak müzisyenlerin sokak müziğine yönelmesinin en etkili nedeninin zaman ve mekândan bağımsız olarak iş akışlarını yönetebilmelerinin sağladığı özgürlük olduğu anlaşılmıştır. Kadıköy semtinin bu rahatlıktan dolayı sokak müzisyenleri tarafından tercih edildiği gözlemlenmiştir. Teorik bölümden sonra film ile ilgili afiş çalışması, sahne arkası görüntüler, filmin bütçesi ve filmin künyesi gibi bilgiler verilmiş, sonuç kısmında sokak müziğinin bu belgeseldeki perspektif açısından anlatımı kısaca özetlenerek gelecekte bu alanda eser üretecek kişilere öneriler sunulmuştur.
Temas
Büyük kentte yaşayan Elif hastaneye gider. Yeni teşhis konulan hastalığı kendisini büyük ölçüde etkiler. Hastalığını ilk öğrendiği anda inanmak istemese de hastaneden çıktıktan sonra düşünmek için yalnız kalmak ister. Geçtiği yolda karşılaştığı sokak köpeğiyle parkta tekrar karşılaşır. Elif ve köpek fiziksel temasa geçmeden birbirlerine sadece bakarlar. Parka gelen iki gencin hareket ve konuşmaları Elif ve köpek için huzursuz edici bir hal alır. Doğal yaşam alanlarının azlığı nedeniyle apartmanlar arasında bulunan parkta kentin diğer alanları gibi sıkışmış haldedir.Hayvanların kendine yaşam alanı bulamamasının yıkıcı etkisi dikkatini çekemeye başlar. Köpeğin içinde bulunduğu zor koşullara rağmen Elif'e yaklaşması Elif'i o andan itibaren olumlu bir psikolojiye yönlendirir. Bu ortamda Elif'in ve hayvanların dışarıda kalma, tedirginlik, tekinsiz hali ele alınmıştır. Parklar ve arsalar binaların arasında küçük, önemsiz bir yer kaplamaktadır. Elif hastalığının inkâr ve kabul aşamasını tek başına atlatmaya çalışırken parkta gördüğü bir köpek Elif'in ruh halini olumlu anlamda etkileyecektir. Bütün canlıların var olma hakkı insanın duyarlığına bağlıdır. Bu filmde; farkındalığın gelişmesi ve hayvanlarla iyi ilişkiler kurulmasının, sokak hayvanları kadar, insanların da lehine olacağı gösterilmiştir.
Kopya
Günümüzde teknoloji her şeyi kolaylaştırmış ve insanların asla olmaz diye düşündükleri olaylara zaman içinde ışık tutmuş ve onları var etmiştir. Günümüzde teknolojiyi aktif bir şekilde kullanan insanoğlu bir tuşa basarak roketler aracılığıyla birbirleriyle savaşabilir hale gelmiş ve sonuç itibariyle dünyanın kaderinin değişmesinde oldukça etkili olmuştur. Burak, bir yapım şirketinde çalışan kurgucudur ve zamanının çoğunu ofiste bilgisayar başında geçirir. Ofiste çalışırken, bilgisayarı üzerinden herkesin alışık olduğu bir "kopyala-yapıştır" işlemi yaptıktan sonra gerilim dolu ilginç bir klonlanma döngüsü içine girmiştir. Bilgisayarının klavyesinde tuşladığı bir komut kombinasyonu, Burak'ın psikolojisinde ciddi etkiler bırakmıştır. Bu döngü engellenemez şekilde devam etmektedir.
Antik kent Seleucia Pieria
Bu belgesel projesi ile Hatay Samandağ İlçesi, Antik Çağ'daki adıyla Seleucia Pieria şehrinin günümüze kadar gelen Helenistik Dönem tarihi zenginliklerinin tanıtılması amaçlanmıştır. İmparator Vespasianus'un şehri ve limanı sel baskınlarından korumak için Musa Dağı'ndan çıkan derenin yatağını değiştirerek, sel sularını başka yöne akıtma düşüncesi hayata geçirilmiş; beden gücüne dayalı olarak yapılan çalışmalarla dağ oyularak, 1380 metre uzunluğunda bir tünel açılmıştır. Tünel, bir "Roma Mühendislik Projesi" olarak görülmektedir. Tünel yakınındaki Nekropol alanda Kaya Mezarları (Beşikli Mağara) yer almaktadır. Beşikli Mağaranın tavanındaki istiridye ve midye gibi deniz canlılarından oluşan motifler bir süsleme sanatı olarak görülmektedir. Dor Mabedi'nden kalan kalıntılar, yılın her mevsiminde yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Bu tarihi eserler, günümüzde gereken hassasiyetin gösterilmemesinden ötürü yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Kapının Ardı
Nilgün Hanım, ıssız bir bölgede bulunan Beykoz yetiştirme yurdunun öğretmenidir. Gece nöbetine kaldığı bir gün; bölgenin ıssızlığı, yetimhanenin ürkütücü yapısı yüzünden okulun ışıklarını açık bırakıp uykuya dalmıştır. Böyle bir mekânda bir kadının yalnız bırakılması sonucu yaşayabileceği korkular ve ruh hali seyirciye anlatılmak istenmiştir. Nilgün Hanım böyle bir ortamdayken uykusunda kâbus görmeye başlamış, içine attığı korkularıyla rüyasında yüzleşmiştir, uyandığında ise her şeyin yolunda olduğunu anlamış ama gördüğü kâbus oldukça gerçekçi bir şekilde Nilgün Hanım'ı etkisi altına almış ki uyandığında nefes nefese kalmıştır. Bu filmde, korku duygusunun insanlarda bıraktığı psikolojik tahribat, sinemanın teknik unsurlarını etkin bir şekilde kullanarak kurmaca yoluyla seyirciye aktarmaya çalışılmıştır.
Yuvamdaki Çatlak
Bu tez kapsamında ve kısa animasyon filmde, toplum tarafından sahiplenilen cinsiyet eşitliği söylemine rağmen, geçmişte olduğu gibi bugün de erkek egemen toplumun kadını dışlaması, yok sayması ve değersizleştirmesi ele alınıyor. Kadının erkek egemen toplum bakış açısında oluşturduğu küçük bir çatlaktan sadece kendisini değil, kendisiyle birlikte her şeyi özgürleştirmesinin hikayesi anlatılıyor.
Savaş ve Başar
Savaş ve Başar adlı bu kısa filmde; otizmli ikiz olan çocuklar Savaş ve Başar'ın hikayesi anlatılır. Önce üvey anneleri sonra ise, çocukların tesadüfü durumlarla yıllar sonra karşılaşması gösterilir. Bir doğum günün partisi çocukların hayatını değiştirir. Aileler bu durum karşısında çok şaşırır. Evlat edindikleri çocuklarının ikiz olduklarını bilmezler. Fakat çocukların durumlarını bildikleri için beraber büyümelerinin onlara iyi geleceğini düşünürler. Aileler birlik ve beraberlik içerisinde, sadece çocuklarının sağlıkları ve eğitimleri için bir araya gelirler. Hep beraber mücadele eder ve büyük yollar kat ederler. Savaş ve Başar beraber artık daha sağlıklı ve mutludur.
Veysel'in Kanatları
Bu çalışma, kişinin öz kontrolünü sağlayamaması sonucunda yaşadığı kayıpları anlatmaktadır. Kısa filmin ana karakteri, sahip olduğu sınırlı sayıda mülkü kaybettikten sonra çaresizlik hissi içerisinde, manevi anlamda ağırlıklarından kurtulmaktadır. İnsanın sahip olduklarının değerini bilmeyerek öz kontrolünü kaybetmesi, geri dönüşü imkansız trajedilere neden olmaktadır. Bu kısa filmde de bir anlatıcı karakteri vasıtasıyla kumar bağımlılığının yol açtığı sonuçların, yukarıda bahsi geçen kavramlarla birleşerek yarattığı domino etkisi göz önüne serilmek istenmiştir.
Mezarlık bekçisi
Bu tez çalışmasının ana hedefi; uzun zamandır gündemde olan, Türkiye'nin Suriye'den gelen mültecileri kabul etmesini, Türk halkının Suriyelilere olan yaklaşımını; küçük, sıradan, yalnız ve hayatları boyunca ölüm görmüş Mezarlık Bekçisi Halil ile savaşta yaralanarak Türkiye'ye sığınan İbrahim'in hikâyesi üzerinden anlatmaktı. Konu, toplumsal olan bir olayın bireysel yaşantılara indirgenmesiyle bir kısa film ölçeğinde anlatılmıştır. İki ayrı topluma ait iki insanın, koşullar sonucu aynı mekânda buluşmasının ve birlikte yaşama pratiğinin ele alındığı film; bize, farklılıklar ne olursa olsun insanların hayatı paylaşabileceğini, dayanışabileceğini anlatmaktadır. Çocuk yaşta oğlunu kaybeden mezarlık bekçisi Halil ile savaşta tüm yakınlarını kaybeden İbrahim; yani ortak acıları ölüm olan ve bir var oluş çabası içinde olan iki yalnız insan üzerinden bu konunun aktarılabilmesi için, henüz senaryo aşamasında psikoloji biliminden yararlanılmıştır. Böylece özellikle diyaloglarda, izleyicinin kendisinden bir parça bulması, kendini sorgulaması amaçlanmıştır. Karakterlerin olabildiğince yalnız ve kentin hareketli yaşantısından uzaklaşmış, daha doğrusu o hayatın dışına savrulmuş olmaları, yalnızlık ve adeta bir ön-ölüm sonucu oluşan yalnızlık duygusunun vurgusu açısından çok önemliydi. Bu nedenle filmde yalnızca iki ana karaktere yer verilmiştir. Ortak acıları ve yalnızlıkları olan Suriyeli İbrahim ile terk edilmiş bir köyde tek başına yaşayan mezarlık bekçisi Halil'in hayatlarının, bir ölüm yoluyla kesişmesini anlatan filmde, bu iki karakter üzerinden yalnızlık, ölüm korkusu, muhtaç olma gibi insana ait evrensel duygular işlenmiştir.
Tersine göç (Belgesel film)
Tersine Göç isimli belgeselde son yıllarda hızla artan tersine göç olgusu ele alınmıştır. Bu bağlamda kentten kırsala göç gerçekleştiren kişilerle röportajlar yapılarak, büyük şehirleri terk etme nedenleri, belirledikleri rotasyondaki motivasyonları ve bunun maddi manevi avantaj ve dezavantajlarına değinilmiştir. Ayrıca katılımcıların günlük pratiklerine yansıyan değişimler de göz önüne alınarak bu deneyimleri görsel belgelerle desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tersine Göç, Kırsal Yaşam, Doğaya Dönüş, Yaşam Tarzı Göçü
Geçmişten günümüze jenerik tasarımındaki gelişmeler
Bu çalışmanın konusu dünyada üretilmekte olan sinema filmleri ve TV dizilerinin açılış sekanslarında yer alan jeneriklerin tarihsel gelişimleridir. Sinemanın icadından sonraki erken dönemde filmleri yaratan stüdyo şirketleri ile filmlerde görev alan kişilerin tanınmasını sağlamak amacıyla isimlerinin yazı kartları şeklinde filmlerin başına ve sonuna eklendiği jenerikler, ilerleyen dönemde ünlü grafik ve jenerik tasarım sanatçısı Saul Bass'ın da etkisiyle büyük bir değişim geçirmiş ve böylelikle sinema ile grafik sanatının sentezlendiği yeni bir anlatı alanı doğmuştur. Günümüzde milyarlarca dolarlık ticari hacme ulaşmış olan Amerikan televizyon ve sinema endüstrisinde; jenerik tasarımının kendi ticari hacmi de son derece büyümüştür. Günümüzde tanınmış bir jenerik sanatçısıyla çalışarak özgün şekilde tasarlanan bir jenerik oluşturmanın maliyeti yaklaşık olarak proje başına on milyon doları bulabilmektedir. Bugün başta Amerika Birleşik Devletleri'nde ve diğer ülke sinemalarında üretilen her büyük bütçeli yapımda mutlak surette bir jenerik tasarımı mevcuttur. Üretilen film ya da TV dizisi yapımlar konu içerikleri kadar jenerik tasarımlarıyla da öne çıkmaktadır. Örneğin, yakın tarihte Amerikalı HBO kanalı tarafından çekilmiş ve tüm dünyada çok büyük izleyici rakamlarına ulaşmış olan "Game of Thrones"(2011-2019) dizisi gibi epik bir yapımın en çok akılda kalan ve izlenen kısımlarından birisi de özel şekilde tasarlanmış olan açılış jeneriği sekansıdır. Dolayısıyla bu durum büyük izleyici kitlelerine ulaşma noktasında jenerik tasarımının kalite ve etkileyiciliğinin neredeyse film ya da dizinin konusu kadar önemli olabileceğini ortaya koymaktadır. Son 20 yıl içerisinde Türkiye'de üretilen sinema filmleri ve TV dizileri hem uluslararası saygın film festivallerinde hem de çeşitli ülkelerin büyük kanallarında hatırı sayılır ticari başarılara ulaşmıştır. Ancak ne yazık ki bu olumlu gelişmelere paralel olarak ülkemizde jenerik tasarımı aynı oranda gelişme gösterememiştir. Ülkemizde faaliyet gösteren ve yurt dışına dizi ve film ihracatı yapan yapımcılar jenerik tasarımlarına gereken yatırımı yapmamakta ve ihtiyaç duyulan değeri vermemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye dizi ve sinema sektörü dünyaya açılmaya ve ticari rekabette başarılar elde etmeye devam ettikçe; bizim ülkemizde de jenerik tasarımına olan ihtiyacın artacağını ve bu alanda rekabetin oluşmasıyla hem ekonomik hem de estetik anlamda başarı grafiğinin yükseleceği düşünülmektedir.
Yakan Çakmak: Kısa film
Süleyman sabahtan akşama kadar bir kahvede karın tokluğuna çalışan kendi halinde ve gel-git akıllı olması sebebiyle arkadaşlarının dalga geçtiği bir adamdır. Süleyman yıllar önce üye olduğu bir dernek ile ilgili açılan bir davada sorguya alınır ve evinde bulunan 19 çakmağı ne yapacağı sorusuna cevap vermek zorundadır.
Konuşmak çok güzel (Kısa film)
Konuşmak Çok Güzel adlı kısa filmde; Elif, işitme engelli on iki yaşında bir kızdır. Filmde farklı kişiler, Elif'in hayat hikâyesi hakkında bilgi vermektedir. Elif'in arkadaşı Yeter, Eliflerin evinin pencere camına ayna tutarak onunla iletişim kurar. Elif, onun yardımıyla uyanır ve birlikte okula giderler. Yeter okul yolunda bize Elif ile ilgili bilgiler verir. Daha sonraki sahnede işitme engelliler öğretmeni beden diliyle ilgili bilgiler verir. Elif, rehabilitasyon merkezinde duyma, anlama, okuma, konuşma alıştırmaları yapar. Beş yaşına kadar duyamayan, dolayısıyla hiç konuşamayan Elif artık duyabilmekte, konuşabilmekte ve zamanda okuyabilmektedir. Elif, filmin sonunda mutlu ve huzur içinde, "Ben artık konuşuyorum, konuşmak çok güzel, anneciğim seni seviyorum" der.
Değişim
Bu belgesel filmde, sinemanın toplumsal duyarlılığı harekete geçirecek niteliği ve bilgi paylaşım özelliği dikkate alınarak yola çıkılmıştır. Günümüz eğitiminde ilköğretimde uygulanılan farklı teknik ve yöntemlerle elde edilen yeni başarılar ortaya konulmuştur. Böylece aynı zamanda eğitimde "iyi örnek" alınabilecek bir görsel kaynak da ortaya çıkmıştır. İlköğretimde sanatın kullanılabilirliği konusunda araştırmacıları ve ilgili kişileri bilgilendirmek, içinde benim de bulunduğum ve uygulama yaptığım yeni yaklaşımlardan haberdar etmek bu belgeselde mümkün olmuştur. Bir bakıma, bu film ile sosyal-kültürel, sanatsal faaliyetlerin, eğitim ve öğretimde başarıyı arttırmada ne denli etkili olduğu, çocuklar üzerinde yarattığı olumlu yöndeki değişimler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Öğrenci, Okul, Eğitim, Öğretim, Öğrenim, Sanat,Değişim
Misofonya(Kısa film)
Ayla alkolik babası ve sevgi dolu annesi ile birlikte yaşayan, seslere karşı uç noktalarda hassasiyetleri olan küçük bir kızdır. Babasının kavgacı karakteri Ayla'nın seslere karşı duyarlılığını arttırıp sosyal hayatını yaşanması zor bir hale sokmaktadır. Yıllar sonra evlendiğinde dahi bu rahatsızlıktan kurtulamamış, ancak bir takım önlemlerle gündelik hayata adapte olmaya çalışmıştır. Lakin yaşam koşullarının zorluğu ve yaşamındaki insanların tutumu onu her şeyi bırakıp sessiz bir ortamda doğada yaşamaya itecektir. Anahtar Kelimeler : Aile içi şiddet, ses, doğa
Animelerde teknik ve içerik yönünden geleneksel ve yenilikçi yaklaşım: Rüzgarlı Vadi ve Code Geass örneği
Bu çalışmada, Japon Çizgi Film sanatı animenin ortaya çıkışını anlatılmış, ardından teknik ve konu yönünden animenin zaman içinde değişimi incelenerek, geleneksel ve yenilikçi anime örnekleri olan iki eser: Rüzgarlı Vadi (1984) ve Code Geass (2006) üzerinden değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın içerik yönünden incelenmesinde Kuram Oluşturma (Grounded Theory) yöntemi kullanılmış, ayrıca röportajlar yapılarak saha araştırması gerçekleştirilmiştir.
Orman
Orman adlı bu kısa filmde; genç bir adamın beyninde adalet ve düzen kavramlarının çatışması süreci anlatılmaktadır. Bir ormanda karşısındaki üç karakter olan Yiğit, Hande ve Ali ile sohbet eden Erhan, önce karakterlerin başına gelen acı olayları dinler. Yiğit yanlışlıkla bir adamı vurmak zorunda kalmıştır, Hande, kendisine tecavüz etmek isteyen bir adamı öldürmüştür, Ali kendisini ve kardeşini korumak için bir adamı vurmuştur. Birbirine çok benzeyen ve birbirinden ayırması çok zor olan bu üç hikaye içinde suçluyu bulmak zorunda olan Erhan, en adaletli, en doğru, en tarafsız kararı vermek zorunda kalır. Bu süreçte içinde bulunduğumuz dönemdeki adalet, eşitlik ve ahlak gibi kavramlar üzerinde konuşan karakterler sonunda Erhan'ın seçtiği bir tanesi ile yola devam edeceklerdir. Filmin sonunda bu karakterlerin aslında Erhan'ın zihninde yarattığı, çatışan fikirlerinin somut birer görüntüsü olduğu anlaşılacaktır.
Karşı daire
Yalnızlık, aşk ve saplantı temasını seyirciye aktarmayı hedefleyen bu çalışmada, ana karakter olan ressamın gözünden bir sanat eserinin üretim sürecinin ve ülke gündeminin sorgulanmasına çalışılmıştır.
İtaat (Kısa film)
Büfe işletmecisi olan Orkun ve öğretmen olmak için atanmayı bekleyen Murat'ın yolları, gönüllü denek olarak kullanılacakları laboratuvarda kesişir. Murat "denek" olma karşılığı verilen ücretin peşindedir. Orkun ise sadece heyecan yaşamak istemektedir. Cihan, bu deney kurumunda asistan olarak görev yapmaktadır. Murat ve Orkun'a, bir öğretmen ve öğrenciye ihtiyaç olduğunu ve öğretmenin öğrenciye hangi soruları soracağını ve yanlış cevap aldığı zaman öğrenciye küçük dozlarda elektrik vereceğini, dolayısıyla deneyin niteliğini açıklar. Murat'ın öğretmen, Orkun'un öğrenci olması bir kura sonucu saptanır. Eğlenceli ve karşılıklı anlayış dolu bir havada başlayan deney çalışması zaman ilerledikçe emir - komuta zincirine dönüşür. Öğrenci - öğretmen ya da komut veren - komut alan ilişkisi filmde psikolojik gerilim yaratma yöntemi olarak kullanılır.
1960-1970 Türk fantastik sinemasında ses ve görüntü efekt üretimi (Belgesel)
Bu belgesel film, 1960-1970 yılları arasında yapılan fantastik filmlerde ses ve görüntü efekti üretimi üzerine bir bilgi yolculuğudur. Ülkemizde çok az örneği görülen ancak sinema tarihimizde adı geçen bir döneme ait filmler ve yapılış özellikleri konu edilmiştir.
Düşler Atölyesi Projesi tanıtım filmi
Bu tez çalışmasında; Uluslararası Bağlantı Kur Programı çerçevesinde Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın, IYF (Uluslararası Gençlik Vakfı) ve Nokia işbirliği ile Türkiye'nin 21 noktasında, gerçekleştirdiği Düşler Atölyesi sosyal sorumluluk projesi ele alınmaktadır. Türkiye genelinde sosyo ekonomik açıdan gelişmemiş olan noktalarda yürütülen projenin; hedef kitlesi, kapsamı, çocuk- gönüllü kazanımları, sanatçı destekleri, yaşam becerileri ve Türkiye çapında yapılan etkinliklerin anlatıldığı bir tanıtım filminin oluşturulma süreci tez olarak yansıtılmaya çalışılmaktadır. Anahtar kelimeler, Eğitim, Sanat Eğitimi, Düşler Atölyesi, Yaşam Becerisi, Gönüllü, Çocuk.
Arkhe
Bu Tez Çalışmasında; dramatik kurgu temelli bir kısa film projesi bütünüyle ele alınmaya çalışılmaktadır. Buna göre; kısa film projesinin konusu, kapsamı senaryosu detaylarıyla verilmekte, çekim çalışmalarının planlanmasından, bütçesine, çekim sırasında yaşanan sorunlara ve edinilen tecrübelere kadar tüm aşamalara deyinilmektedir.
Evde İki Başına
Bu Tez çalışmasında; biri dişi diğeri erkek iki ev kedisinin gün içerisinde sahipleri yokken yaptıkları şeyler görselleştirilmiştir. Filmde kedileri anlatmak için kedi yerine insanlar kullanılmıştır. Kedilerin , evde yalnız başına kaldıklarında aralarındaki çatışması zaman zaman da kendi dünyalarındaki halleri yansıtılmıştır. Tam bir kedi fizyonomisi kullanılmadan insan hareketleriyle kediler anlatılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Kedi , dişi, erkek, yalnız, ev
İstasyon
Filmin ana kahramanı çocukluğunda yaşadığı travmatik olayların etkisini tüm yaşamı boyunca atlatamamış ve halen bu travmanın etkisiyle gündelik yaşamında birçok sorun yaşamaktadır. Ana kahraman Oğuz Atay'ın ?Korkuyu Beklerken? adlı kitabındaki ?Demiryolu Hikayecileri? adlı öyküdeki karakterden esinlenilenerek, sözü edilen travmatik kişilik ?demiryolu, tren? gibi simgesel gösterenler bağlamında kurgulanmıştır. Kahraman travmatik kişiliği nedeniyle kendisini toplumdan tecrit etmiş bir biçimde yaşamı tercih etmiştir, kendisini kötü sonla biten öykülerle ifade etmekte ve bu öyküleri tren istasyonlarında satarak geçimini sağlamaktadır. Kendi dünyasında yarattığı ?Kırmızı Elbiseli Kadın? sadece yazamadığı bir hikâye değil, kendini var edebilme çabasıdır. Bu hikaye de tıpkı diğer hikayeler gibi kötü sonla bitecektir. Bu kötü son ana kahramanın travmasının kendi kurgusal dünyasında çözüme kavuşturulmasının gerçeklikteki yansımasıdır.