Hacettepe University
Discipline

Forensic Medicine

Hacettepe University

354

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2019-2022 yılları arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Polikliniğine başvurmuş hayati tehlikesi olan olguların kemik kırıkları ile ilişkisinin adli/tıbbi olarak retrospektif incelenmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına adli rapor düzenlenmesi amacıyla başvurmuş hayati tehlikeye neden olan yaralanması bulunan olguların tanı, klinik seyir, sosyodemografik özellikleri, yaralanma bölgesi, kemik kırığı olup olmadığı ve kemik kırığı olan hastaların özelliklerinin değerlendirilmesi, bu özelliklerin hayati tehlike ile ilişkisinin karşılaştırılması, rapor sonucu ve bölgedeki adli olay çeşitliliği gibi verilerin elde edilmesi, bu verilerin aralarındaki ilişkilerin değerlendirilmesi, sonuçların ülkemizde yapılmış benzer çalışmalarla karşılaştırılarak tartışılması amaçlanmıştır. Geriye dönük olarak yaptığımız çalışmada 01.01.2019-31.12.2022 yılları arasında Anabilim dalımız polikliniğine başvurmuş hayati tehlikesi bulunan olgular çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen 385 olgunun %80,3'ü erkek, %19,7'si kadınlardan oluşmaktadır. Olguların yaş ortalaması 37,59 ± 18,98'dir. Olgularımızın en sık 2020 yılında (%28,6), yaz mevsiminde (%37,7), ağustos ayında (%12,7) acil servise başvurdukları tespit edilmiştir. Olay tarihi ile adli rapor talep edilmesi arasında ortalama 3,23 aylık bir süre olduğu gözlenmiştir. Tüm olguların %70,6'sında kemik kırığı görülmüştür. Olgularımızda hem hayati tehlikeye neden olan yaralanmaların en sık bulunduğu bölgenin hem de kırıkların en sık saptandığı bölgenin göğüs bölgesi olduğu ve bu bölgedeki yaralanmaların %54,5'inin trafik kazaları nedeniyle oluştuğu tespit edilmiştir. Kemik kırıklarının %72,4'ünün yaşamsal fonksiyonlara etki skorlamasında ağır sınıfında bulunduğu saptanmıştır. Düzenlenen adli raporlardaki hata ve eksikliklerin azaltılması, trafik kazaları vakalarında göğüs bölgesinin detaylı incelenmesi, lomber kırık varlığında iç organ hasarı açısından vakanın incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Adli travmatoloji, hayati tehlike, kemik kırığı.

Ömer Beklen
Trakya University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kafa içi radyografik biyometrik ölçümler ile yaş ve cinsiyet tespiti

Kimliklendirme, bireylerin kendine has özelliklerini saptamayı amaçlayan tanımlama sürecidir. Yaş ve cinsiyet tespiti ise bu sürecin temel bileşenleridir. Bu çalışmada, 18-25 yaş aralığındaki 431 erkek ve 391 kadın olmak üzere toplam 822 bireye ait görüntü, 1 mm kesit kalınlığında aksiyal ve sagittal planda bilgisayarlı tomografi ile rekonstrükte edilip retrospektif olarak incelenerek yaş ve cinsiyet tayini yapılması amaçlanmıştır. Literatürde "gri alan" olarak tanımlanan bu yaş aralığında; kranial bölge ile atlas ve dens axis yapılarının morfometrik analizleri kapsamında 13 doğrudan ölçüm, 17 oransal değer ve iki asimetri indeksi olmak üzere toplam 32 parametre değerlendirilmiştir. Cinsiyet sınıflandırması için istatistiksel olarak anlamlı bulunan 24 parametre ile kısmi en küçük kareler ayırma analizi ve lojistik regresyon modelleri kurulmuş; model karmaşıklığını azaltmak amacıyla projeksiyondaki değişken önemi skorlarına göre seçilen en değerli üç parametre ile basitleştirilmiş kısmi en küçük kareler ayırma analizi ve ayırma fonksiyonu analizi modelleri geliştirilmiştir. Sürekli yaş tahmini için 17 parametreli ana kısmi en küçük kareler regresyon modeli ile en yüksek korelasyona sahip üç parametreyi içeren alt model oluşturulmuş, ancak her iki modelin performans metrikleri yetersiz bulunmuştur. Ayrıca, tüm alt yaş grupları (18-19, 20-21, 22-23 ve 24-25) arasında anlamlı istatistiksel farklılık saptanmadığından, yaş sınıflandırma modeli de geliştirilememiştir. Sonuç olarak, üç parametreli, doğrudan hesaplamaya elverişli ve yüksek performanslı bir kısmi en küçük kareler ayırma analizi cinsiyet tespit modeli geliştirilmiş olup (genel ortalama doğruluk: %82,5–85,4), modelin çok merkezli ve farklı etnik grupları içeren daha geniş popülasyonlarda test edilerek genellenebilirliğinin değerlendirilmesi önerilmektedir.

Emre Güngördü
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2020-2024 yılları arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran ateşli silah yaralanmalarının incelenmesi

Ateşli silah yaralanmaları, tüm dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olup hem acil tıbbi müdahale gerektirmesi hem de hukuki süreçlere yansıması nedeniyle ayrı bir öneme sahiptir. Türkiye'de bireysel silahlanma oranlarının artmasına bağlı olarak bu yaralanmalara bağlı acil servis başvurularında da artış gözlenmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Acil Servisine 01.01.2020-31.12.2024 tarihleri arasında ateşli silah yaralanması nedeniyle başvuran 202 olguya ait tıbbi kayıtlar geriye dönük olarak incelenmiştir. Olguların demografik özellikleri, yaralanma anına ilişkin veriler, yaralanma orijinleri, kullanılan silah türü, atış mesafesi, yaralanma lokalizasyonu, iç organ hasarları ile kemik kırığı varlığı ve şiddeti değerlendirilmiştir. Yaralanmaların ağırlık dereceleri Türk Ceza Kanunu'nun 86, 87 ve 89. maddeleri uyarınca sınıflandırılmış, bulgular tanımlayıcı istatistiklerle sunulmuş ve değişkenler arasındaki ilişkiler uygun istatistiksel yöntemlerle test edilmiştir. Olguların %90,1'inin erkek, %54'ünün 21-40 yaş aralığında olduğu saptandı. Yaralanmaların mevsim, ay ve saatlere göre benzer dağılımlar gösterdiği belirlendi. Olguların %55,0'ında kan alkol düzeyinin ölçülmediği, %55,4'ünün ise acil servisten klinik servislere aktarıldığı anlaşıldı. Yaralanma orijinleri incelendiğinde, cinayet olgularının %78,2 ile ilk sırada yer aldığı, intihar olgularında ise exitus oranının anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edildi. Yaralanmaya neden olan silah türünün, %60,9'unun tabanca, %36,1'inin av tüfeği olduğu görüldü. Olguların %74,8'inde uzak mesafeden atışla yaralanmanın gerçekleştiği, %5,4'ünde ise atış mesafenin belirlenemediği saptandı. Yaralanmaların %49,5'inde alt ekstremitenin etkilendiği, bu bölge yaralanmasının cinayet orijinli olgularda anlamlı düzeyde daha fazla görüldüğü belirlendi. Baş-boyun yaralanmalarının en sık av tüfeği kullanılan olgularda oluştuğu ve bu ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Olguların %35,6'sında iç organ hasarı meydana geldiği, en sık etkilenen organların akciğer ve beyin olduğu anlaşıldı. Örneklemdeki bireylerin %47,5'inde kemik kırığı oluştuğu ve bu kırıkların %70,8'inin "ağır" nitelikte olduğu saptandı. Kemik kırığının tabanca kullanılan olgularda daha sık meydana geldiği, ancak kırık şiddetinin av tüfeği kullanılan olgularda anlamlı düzeyde daha ağır olduğu görüldü. Yaşamsal tehlike değerlendirmesinde olguların %44,1'inde bu niteliğin mevcut olduğu ve en sık intihar orijinli olgularda görüldüğü belirlendi. Yaralanmaların %98'inin "basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek düzeyde hafif nitelikte" olmadığı, olguların %93,2'sinde ise "kişinin duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması veya yitirilmesi" niteliği taşımadığı tespit edildi. Sonuç olarak, ateşli silah yaralanmalarının hem tıbbi hem de adli süreçlerde doğru ve kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir. Hekimin yalnızca klinik muayene ile yetinmeyip saptadığı bulguları eksiksiz kayda geçmesi, adli sürecin etkin yürütülmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca bireysel silahlanmanın azaltılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi ve toplumsal farkındalığı artıracak eğitimlerin uygulanması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ateşli silah yaralanması, tabanca, av tüfeği, orijin, atış mesafesi

Fatih Aydın
Trakya University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu bağlamında, 2015-2021 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan tıbbi malpraktis (Tıbbi uygulama hatası) davalarının değerlendirilmesi

Tıbbi malpraktis, tüm dünyada birçok sağlık çalışanı için en büyük kaygı nedenlerinden biridir. Yapılan çalışmalar, tıpta uzmanlık alanı ve çalışma sahası seçiminde tıbbi malpraktis kaygısının önemli bir etken olduğunu ve tıbbi malpraktis riski yüksek bölümlerde çalışan sağlık çalışanlarında defansif tıp uygulamalarını daha sık gerçekleştirdiğini göstermektedir. Çalışmamızda Danıştay'ın resmi karar arama sitesi üzerinden arama yaparak, 2015-2021 yılları arasında T.C. Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan 601 tıbbi malpraktis dava dosyasına ulaşılmıştır. Verileri incelediğimizde; en fazla dava dosyasının 2021 yılında olduğu görülmüştür. Olay tarihi ile davanın Danıştay'a yansıma süresi arasında geçen zaman ortalamasının 9,2 yıl olduğu ve bunun yargıda davanın tamamlanması için öngörülen hedef sürenin çok üstünde olduğu görülmüştür. Şikayet konusu branşları incelediğimizde sırasıyla; kadın hastalıkları ve doğum (%24,3), acil tıp (%15,4) ve genel cerrahi (%11,2) branşlarının ilk üç sırayı aldığı görülmüştür. Bu branşların, hekimler tarafından tercih edilirliğinin azaldığının en önemli göstergesi Tıpta Uzmanlık Sınavlarında azalan puanları ve boş kalan kontenjanları olmaktadır. En fazla tıbbi malpraktis şikayeti gerçekleşen sağlık hizmet sunucusu, Devlet Hastaneleri (%44,3) olarak saptanmıştır. Devlet Hastanelerini, %21,4 ile Eğitim Araştırma Hastaneleri ve %19 ile üniversite hastanelerinin takip ettiği görülmüştür. Danıştay tarafından bozma kararı verilen olgular incelendiğinde en sık bozma kararının, bilirkişi raporundaki eksiklikler / yetersizlikler olduğu görülmüştür. Bilirkişi raporları talep edilen kurumları değerlendirdiğimizde, tüm raporların %80,6'sının Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlendiği tespit edilmiştir. Adli tıp uzmanlarının birçoğunun üniversitelerde istihdam edilmesine ve bu üniversitelerimizin birçoğu diğer branşlarda da son derece başarılı akademisyeni bünyesinde barındırmasına rağmen mahkemelerin, bilirkişi raporlarını ATK'dan talep etme eğiliminde olduğunu gördük. Akademik anlamda yetişmiş insan gücünün verimli kullanılması adına, mahkemelerin üniversitelerden talep ettiği bilirkişi rapor sayıları artırılmalıdır.

Adli tıpDanıştayDoktor hatası+7
Gökhan Temel
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekirdağ ilinde görev yapan hekimlerin hekim sorumluluğu, malpraktis ve defansif tıp konuları hakkında bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Malpraktis ve defansif tıp son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde sıkça anılan kavramlardır. Bu çalışmada, Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan hekimlerin defansif tıp konusundaki tutumları ve malpraktis konusundaki bilgi düzeylerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümündekatılımcıların çeşitli konularda fikirlerinin alındığı form, ikinci bölümde "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği", üçüncü bölümde ise "Malpraktis Bilgi Düzeyi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya Tekirdağ İl Merkezinde görev yapan çeşitli unvan ve branşlardan 216 hekim katılmıştır. İlk bölümünde katılımcıların malpraktis davalarında artış olduğunu ve malpraktis davasıyla karşılaşma risklerinin yüksek olduğunu düşündüğü, hekimlerin %13,4'üne dava açıldığı, %99,5'inin tıbbi hata yapmaktan korktuğu, büyük çoğunluğununTıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yaptırdığı ancak kendisini güvende hissetmediği, birçoğunun bilirkişi kanaatlerine güvenmediği, malpraktis bilgi kaynakları arasında en önemli yeri meslektaşlar ve sosyal medyanın tuttuğu, hekimlerin hem pozitif hem de negatif defansif tıp tutumu sergiledikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde katılımcıların ortalama tıbbi hata tutum puanının 3,6 olduğu, dolayısıyla araştırmaya katılan hekimlerin, tıbbi hataların ve hata bildiriminin önemi hususunda ortalamanın üzerinde bir tutum sergilediği saptanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde hekimlerin %62,5'inin malpraktis düzeyi bilgi düzeyi açısından yeterli olduğu, 16-20 yıl hekimlik yapanların bilgi konusunda yeterli olma oranlarının en yüksek, 0-5 yıl yapanların ise en düşük olduğu, hakkında bir kez dava açılan hekimlerin hiç dava açılmayan hekimlere göre bilgi konusunda daha yeterli olduğu, saptanmıştır. Yapılan çalışmanın sonuçları ele alındığında malpraktis ve defansif tıp konularına tıp eğitiminde daha fazla yer verilmesi gerektiği, hizmet içi eğitimlere ağırlık verilmesi gerektiği, hekimlerin görev yaparken kendilerini güvende hissedebileceği yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Defansif tıpDoktorlarDoktorlar-aile+6
Hasan Budak
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli Tıp Ana Bilim Dalımıza ceza sorumluluğu konusunda rapor düzenlenmesi için başvuran yetişkin hastaların sosyodemografik özelliklerinin çocukluk çağı travmaları ve saldırganlık ölçeklerine göre değerlendirilmesi

Ceza sorumluluğu konusunda rapor düzenlenmesi için başvuranların sosyodemografik ve klinik özellikleri, yaşamış oldukları çocukluk çağı travmaları ve saldırganlık düzeyleri arasındaki ilişkileri inceleyerek bu durumların suç işlemede hangi düzeyde etkileri olduğu araştırılmıştır. 01 Nisan 2023 - 30 Haziran 2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına ceza sorumluluğu değerlendirilmesi için gönderilen 50 olgunun sosyodemografik, ailesel, klinik ve suç özellikleri prospektif olarak kaydedilmiştir. Başvuranlara aynı zamanda Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ile Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği uygulanmıştır. Başvuranların %88'inde psikiyatrik bir hastalık vardı. %78'ine ceza sorumluluğunun tam, %12'sine azalmış, %10'una ortadan kalkmış şeklinde rapor verilmiştir. Başvuranların %48'i mala yönelik, %36'sı şiddet suçu işlemiştir. Başvuranların çocukluk çağı ruhsal travma ölçeği toplam puanı ortalama 52,3±20,7; Buss-Perry saldırganlık ölçeği toplam puanı ortalama 99,7±24,5 idi. Anne ve baba ilgisizliği, aile içi şiddet varlığı, ailede psikiyatrik hastalık öyküsü ve sigara kullanımı çocukluk çağı ruhsal travması ile; alkol kullanımı saldırganlık ile ilişkili bulunmuştur. Davranış ve kişilik bozukluğu olanlarda, madde kullananlarda, intihar girişimi olanlarda ve tekrarlayan suçu olanlarda hem çocukluk çağı ruhsal travması hem de saldırganlık düzeyi yüksek bulunmuştur. İşlenen suç türüne göre ölçek puanlarında farklılık saptanmamıştır. Başvuranların duygusal istismar, ihmal ve çocukluk çağı ruhsal travmaları toplam puanı fiziksel saldırganlık, öfke, düşmanlık ve toplam saldırganlık puanı ile; fiziksel istismar ve ihmal puanları fiziksel saldırganlık, düşmanlık ve toplam saldırganlık puanı ile pozitif yönde; minimizasyon puanı ise toplam saldırganlık puanı ve tüm alt puanları ile negatif yönde koreleydi. ÇÇT'lerin önlenmesi, erken tanısı, uygun müdahalesi ve adli, sağlık hizmetleri ve sosyal destek yönetiminin sağlanması ile saldırganlık ve suça karışma davranışlarının gelişmesi riski azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Suç türleri, Ceza sorumluluğu, Saldırganlık, Çocukluk Çağı Travması

Gülsüm Hülya Kara Sarı
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2023 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına başvuran maluliyet olgularının değerlendirilmesi ve ölçütlerin karşılaştırılması

2023 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına maluliyetle ilgili değerlendirme ve rapor düzenlenmesi amacıyla başvuran 292 olguya ait veriler, Ana Bilim Dalının arşivinden ve dosyalardan geriye dönük olarak incelenmiş, olguların sosyodemografik ve tıbbi özelliklerinin araştırılması, mevcut ölçütlerin değerlendirilmesi, uygulamaya katkı sağlayacak verilerin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmaya toplamda 292 olgu (E=220, K=72) dahil edilmiştir. Olguların yaş ortalaması 33,416,2 olup cinsiyete göre yaş ortalamalarında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Olgular; 18 yaş altı çocuk grubu, 18 yaş ve üzeri 10'arlı aralıklarla yaş gruplarına ayrıldığında; en fazla olgunun (%32,2) 18-29 yaş grubunda bulunduğu görülmüştür. Olguların çoğunun (%42,1) kazadan sonraki 6 ay-1 yıl aralığında ve bireysel başvuru (%89,4) şeklinde başvurdukları görülmüştür. Travma türlerine bakıldığında en fazla (%97,9) trafik kazası, kaza türlerine bakıldığında ise en fazla (%41,4) motosiklet kazası sonucu başvuruların olduğu görülmüştür. En sık (%79,4) Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik'e göre rapor düzenlendiği, en sık (%32,7) hipertrofik skar ve keloid arızasından oran verildiği görülmüştür. Olguların %10,6'sında birden fazla yönetmelik kapsamında rapor düzenlendiği, bunların %38,7'sinde yönetmelikler arası hesaplanan maluliyet oranları arasında fark olduğu saptanmıştır. Olguların %50,7'sinde takdir hakkı uygulandığı, bunların %90,5'inin hipertrofik skar ve keloid arızası olduğu saptanmıştır. Ülkemizde trafik kazaları sonucu maluliyet hesaplamasına özgü bir cetvel bulunmamaktadır. Kullanılan cetveller travmatik durumların kişilerde bırakmış olduğu sekellere özgü değildir. Meydana gelen hak kayıplarının ve adaletsizliklerin önüne geçilebilmesi için yeni bir yönetmelik hazırlanması, maluliyet oranlarının tek bir yönetmeliğe göre düzenlenmesi, güncel meslek kollarını içeren bir meslek listesi hazırlanarak kişilerin meslekleri ve yaşlarının da değerlendirmeye dahil edilmesi gerekmektedir. Yeni hazırlanacak yönetmelik; geçici iş göremezlik sürelerinin nasıl hesaplanacağı, hangi yaralanmada en az ne kadar süre geçtikten sonra rapor düzenlenmesinin uygun olacağı hususlarına netlik kazandırmalı, yönetmelikte hangi durumlarda takdir kullanılıp hangi durumlarda kullanılmayacağı belirtilmeli, yine yönetmelik içerisinde yönetmeliğe ne sıklıkla güncelleme yapılması gerektiğine dair açıklayıcı metinler bulunmalıdır. Yönetmelik hazırlanırken ve güncellemeler yapılırken, uzmanlık derneklerinden, barolardan, sigorta şirketlerinden engelli derneklerinden de görüşler toplanması uygun olacaktır.

İrem Nur Aygün
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2012-2020 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalında yapılan ası sonucu meydana gelen ölümlerde otopsi bulgularının retrospektif değerlendirilmesi

Ası bir ucu sabit bir noktada, diğer ucu ilmek şeklinde boyuna geçirilen bir bağın tam ya da kısmi vücudun kendi ağırlığı ile gerilmesi, boynu sıkıştırarak o bölgede solunum yolu, damar ve sinirlere bası yapması sonucu meydana gelen ve sıklıkla ölümle sonuçlanan bir olaydır. Çalışmamızda Isparta'da 2012-2020 yılları arasında ası sonucu ölen 80 olgunun otopsi bulguları retrospektif olarak incelendi. Olguların yaş, cinsiyet, ası eylemini gerçekleştirdiği zaman (yıl, ay, mevsim), ası yeri, boyun kaslarındaki ekimozlar, psikiyatrik hastalıklarının bulunup bulunmadığı gibi değişkenler incelendi. Çalışmamızda; erkeklerin (n:58) kadınlara (n:22) göre daha fazla sayıda olduğu, Olguların yaş gruplarına göre dağılımı Tablo 1'de verilmiştir. En sık %42,5 ile 18-40 yaş aralığında, ikinci sıklıkta ise %32,5 ile 42-64 yaş aralığında ası sonucu ölüm olduğu saptandı. Ası olgularının en sık görüldüğü mevsimin sonbahar (n:30 ; %37,5), en sık görüldüğü ayların da ekim ve kasım ayları (n: 10 ; %12,5) olduğu tespit edilmiştir. Olguların sadece 7 (%8,7)'sinin intihar notu bırakmış olduğu saptanmıştır. Asının gerçekleştiği yerin 56 (%70) olgu ile en sık ev olduğu görülmüştür. Ası vasıtası olarak en sık ip (n: 50; %62,5) kullanıldığı görülmüştür. Düğüme göre ası tipi değerlendirildiğinde; olguların %57,5'unun tipik ası, %40'ının atipik ası olduğu görülmüştür. Karotid arter intimasında hasar (Amussat işareti) olan 1 (%1,25) olgu olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda olguların boyun ve servikal bölge çevresinde saptanan kaslardaki ekimoz bulgularına göre dağılımını incelediğimizde en sık 59 (% 73,75) olgunun sternokleidomastoideus (SCM) kasında ekimoz saptanırken bunu 24 (%30) olgu ile sternohyoid kas ekimozu takip etmiştir. Çalışmamızda 34 olguda (%42,5) hyoid kemik kırığı, 14 olguda (%17,5) tiroid kıkırdak kırığı, 4 (%5) olguda ise servikal vertebra kırığı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; intihar yöntemleri arasında ası intihar vasıtasına kolay ulaşılabilir ve uygulama açısından da kolay uygulanabilir bir yöntem olduğundan en sık kullanılan intihar yöntemidir. İntihar önlenebilir bir ölümdür. Psikiyatrik hastalıklarda erken teşhis, takip ve tedavi ne kadar sistematik ve doğru bir şekilde uygulanırsa intihar oranları ve dolayısıyla intihara bağlı ölümler o kadar azalır. İntihar ölümlerinde birçok olgunun psikiyatrik sorunları olmasına rağmen henüz psikiyatrik başvurusu olmadan ve tanı almadan intihara yönelebilmektedir. Anahtar kelimeler: Ası, Boyun, İntihar, Otopsi, Ölüm

Mehmet Can Yağtu
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2022-2023 yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca madde kullanım öyküsü olup ceza sorumluluğu konusunda rapor düzenlenen olguların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Adli Tıp Ana Bilim Dalımıza 2022-2023 yıllarında ceza sorumluluğu konusunda rapor düzenlenmek üzere gönderilen 15 yaşını tamamlamış madde kullanım öyküsü olan olgularda ceza sorumluluğunu etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma kapsamında 01.09.2022-01.09.2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına ceza sorumluluğu değerlendirmesi için gönderilen 15 yaşını tamamlamış ve madde kullanım öyküsü olan 141 olgu hakkında düzenlenen adli tıp bilirkişi raporları retrospektif incelenmiştir. İstatistiksel olarak kategorik değişkenler sıklık ve yüzdeler; sayısal değişkenler ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük ve en büyük değerleriyle tanımlanmıştır. Kategorik değişkenlerin birbirleriyle olan ilişkisinin incelenmesinde, değişkenlerin uygunluğuna göre Pearson Ki-Kare testi veya Fisher's Exact testi uygulanmıştır. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Normal dağılım göstermeyen sayısal değişkenlere ait analizlerde bağımsız kategorik değişkenin grup sayısına göre non-parametrik testler olan Mann-Whitney U Testi veya Kruskal Wallis Testi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki olguların; %98,6'sının erkek olduğu, %58,9'unun psikiyatrik hastalıktan dolayı askerlik ile ilgili sorun yaşadığı, %99,3'ünün geçmiş adli öyküsünün bulunduğu, 53,19'unun madde kullanım bozukluğu tanısının olduğu, %70,9'una ceza sorumluluğunun tam olduğu, %14,2'sine ceza sorumluluğunun azalmış olduğu, %14,9'una ceza sorumluluğunun olmadığı şeklinde görüş verildiği, AMATEM başvurusu olanlarında değerlendirme sonucunda ceza sorumluluğunun azaldığı yönünde görüş verilme oranının AMATEM başvurusu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu, kamunun sağlığına karşı suç işleyenlerinin metamfetamin ya da esrar veya ekstazi kullanım oranlarının mal varlığına karşı suç işleyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, olay sırasında madde etkisinde veya madde yoksunluğunda olup olmama anlatımları ile ceza sorumluluğu konusundaki değerlendirme sonucunda verilen görüş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı, suç sırasında madde yoksunluğunda olduğu değerlendirilenlerinde, yoksunlukta olmayanlara göre; ceza sorumluluğunun azaldığı olduğu yönünde görüş verilme oranının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek ve ceza sorumluluğunun tam olduğu yönünde görüş verilme oranının ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu, olay tarihinden ceza sorumluluğu değerlendirmesine kadar geçen sürenin daha az olanlarında ceza sorumluluğunun olmadığı şeklinde görüş verilme oranının sürenin daha fazla olanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu; kişilerin ise; birden fazla tanı olması ile; %45'inin madde kullanım bozukluğu, %41,3'ünün antisosyal kişilik bozukluğu, %21,3'ünün depresif nöbet, %18,8'inin anksiyete bozukluğu tanısının bulunduğu, birden fazla madde kullanımı ile; %48,75'inin eroin, %47,5'inin metamfetamin ve %38,75'inin esrar kullandığı; eroin kullananların %76,9'unun, metamfetamin kullananların %50'sinin ve esrar kullananların %43,8'inin AMATEM başvurusunun olduğu, kullandığı madde sayısı ile AMATEM başvuruları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadığı, AMATEM'e başvurmalarıyla eroin kullanım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlılık olduğu görüldü. Sonuç - Öneriler: Ceza sorumluluğu değerlendirmesi yapılırken adli soruşturma - kovuşturma belgelerindeki olayın gerçekleşme şekli, olgunun yaşı, olay sonrası alınan ilk ifadesindeki olayı anlatım şekli, olay sonrası gözaltı giriş-çıkış muayenelerindeki ruhsal durum değerlendirmesi, geçmiş psikiyatrik hastalık öyküsü, hastane yatışları, AMATEM başvuruları ve başvurunun işlenen fiil tarihine yakınlığı, muayenesinde olayı anlatımı sırasındaki duygulanımı, madde bağımlılığı tanısı olması, madde kullanım durumuna ilişkin laboratuvar incelemesi raporu, işlenen fiil ile maddenin kullanıldığında veya yoksunluğunda yarattığı etkiler (yoksunluk durumunun gelişmesi ya da yoksunluk durumunun yarattığı yoğun sıkıntıdan kurtulmak için madde kullanması sonucu kişinin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bozulması) arasındaki nedensellik bağı gibi faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Madde bağımlılığının da bir akıl hastalığı olduğunun kabulü ile madde bağımlıları hastalıklarının etkileri sonucu suç işlediklerinde bu kişilerin herhangi bir tedavi programına alınmadan yalnızca belirli bir süre toplumdan uzaklaştırıcı cezalar verilmesinin sorunu çözmek yerine ertelemekten ibaret olduğu düşünülmekte olup sorunu çözmek için madde bağımlılarının yaşadığı problemleri anlamaya yönelik çalışmaların yapılması, kişilerin hangi konuda profesyonel desteğe ihtiyacı var ise bunlar dikkate alınarak multidisipliner bir yaklaşım ile ele alınması ve tedavi merkezlerinin niceliklerinin ve niteliklerinin arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde bağımlılığı, Ceza sorumluluğu, Adli Psikiyatri

Berkay Bakar
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2022 ve 2023 yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca hukuki ehliyet konusunda vesayet raporu düzenlenen olguların değerlendirilmesi

2022 ve 2023 Yıllarında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalınca Hukuki Ehliyet Konusunda Vesayet Raporu Düzenlenen Olguların Değerlendirilmesi Adli Tıp Ana Bilim Dalımızca 2022 ve 2023 yıllarında hukuki ehliyet konusunda değerlendirilip vesayet raporu düzenlenen olguların; sosyodemografik ve klinik özellikleriyle birlikte, kısıtlı adaylarına ait vesayet raporu sonuçlarının TMK kapsamında vesayeti gerektirir kısıtlama nedenlerine, vesayet ya da yasal danışmanlık uygunluk durumlarına göre incelemesi ile adli tıbbi açıdan kişilerin hak ve menfaatlerinin gözetilerek objektif kısıtlama kararları verilmesine katkı sağlamak ve literatüre veri sağlamak amaçlanmıştır. Çalışmamızda 01 Ocak 2022 - 31 Aralık 2023 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına "Hukuki Ehliyet Konusunda değerlendirilmesi istemiyle başvuran ve vesayet raporu düzenlenen" 352 olguya ait veriler retrospektif olarak incelenip istatistiksel karşılaştırmalarda Pearson Ki-kare Testi kullanılmıştır. Çalışmamızdaki olguların çoğunluğunun 18-14 yaş grubu arasında, okuma yazma bilen, çalışmayan bireylerden oluştuğu, olguların %55,6'sına vasi, %2,3'üne yasal danışman gerektiği, %40,7'sine kısıtlama gerekmediği ve %1,7'sinin kontrol sonrası değerlendirmesi gerektiği görüşü belirlenmiştir. Olgulardan aktif çalışan, okuma yazma bilen ve eğitim seviyesi yüksek olan kişilerde hukuki ehliyetin daha çok bulunduğu, Olgulardan medeni hallere göre; daha önce evlenmemiş ve eşi ölmüş olanların daha fazla, boşanma aşamasındaki olanların daha az kısıtlanmasının istatistiksel olarak anlamlı bulunduğu, 65 yaş ve üzeri olguların %81,6'sının herhangi bir yasal temsilciyle kısıtlanmasının uygun olduğu ve diğer yaş gruplarına göre kısıtlanma oranının istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, MMT sonucu olan olgulardan, 24 ve altı paun alan bilişsel bozukluk grubunda değerlendirilen olguların tamamının kısıtlanmış olduğu saptanmıştır. Hekimler hukuki ehliyet değerlendirilmesinde adli psikiyatrik muayene kapsamında ortak bir yol izlemeli, varsa adli dosyalar, tıbbi özgeçmişler incelemeli, gerekli görüldüğünde kişi kurumlarda yatarak tedavi için yönlendirmelidir. MMT ve HEDEF gibi geçerliliği ve güvenirliliği olan parametrelerin geliştirilip standartlaşmasının hukuki ehliyet değerlendirmelerinde oldukça önemli olduğu görülmekte ve kullanımlarının artması durumunda farklı görüşler verilmesi olasılığının düşmesi beklenmektedir. Kısıtlanması uygun görülüp kliniği ve sosyal yeterliliği açısından vasiyle arada kalınan bireylerde şartların uygunluğu durumunda yasal danışman önerilerinin arttırılması gerekmektedir.

Özge Savcı Ergün
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2022-2024 yılları arasında TMK'nın 432. maddesi kapsamında zorunlu yatış değerlendirmesi istenilen olguların retrospektif analizi

Bu çalışmada, Türkiye'de zorunlu yatış veya istemsiz tedavi uygulamalarının hukuki altyapısını oluşturan Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 432. maddesi kapsamında zorunlu yatış gerekliliği konusunda Adli Tıp Ana Bilim Dalı ile Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından değerlendirilen olguların sosyodemografik özellikleri ve klinik durumlarının araştırılması, yatış süreçlerinde yaşanan sorunların ortaya konulması ve uygulamanın sağlıklı işleyebilmesi için önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. 2022 ve 2024 yıllarında Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalına zorunlu yatış ile ilgili değerlendirme ve rapor amacıyla başvuran 164 olguya ait veriler, Ana Bilim Dalının arşivinden ve dosyalardan geriye dönük olarak incelenmiştir. Çalışmamızdaki olguların çoğunluğunun 18-64 yaş grubunda (%92,7) ve erkek (%70,7) bireylerden oluştuğu, tüm olguların yaş ortalamasının 36,2 olduğu, yıllar içinde değerlendirilen olgu sayısında artış olduğu görülmekle birlikte zorunlu yatış kararı verilme oranlarında düşüş olduğu, Olguların %63,4'ü hakkında zorunlu yatış gerektiği yönünde görüş verildiği, %40,4'ünün madde kullanım bozukluğu, %29,8'inin şizofreni spektrumu ve diğer psikotik bozukluk, %20,2'sinin bipolar bozukluk tanılarıyla değerlendirildiği, hastaların yatışlarının gerçekleşme süresi ortanca değerinin 35 (0-252) gün, yatışı yapılan olguların hastanede kalış süresi ortanca değerinin 28 (0-153) gün olduğu, yatış kararı verilenlerin %8,7'sinin yatışının hiç gerçekleşmemiş olduğu görüldü. Türkiye'deki birçok şehirde olduğu gibi çalışmanın yapıldığı Isparta ilinde de zorunlu yatışın yapılabileceği bir merkezin olmaması nedeniyle yatışın yapılabileceği uygun bir merkez bulunana kadar geçen sürelerin çok uzun olması, yatması yönünde karar verildiği halde yatışı gerçekleşmeyen hasta sayıları göz önüne alındığında hem hastaların tedavisi hem de toplumun güvenliği açısından zorunlu yatış değerlendirmelerinin yapıldığı sağlık merkezlerinde muayene sonrası "Yatış Önceliği Taşıyan Olgular" için hızlı erişim sistemi tanımlanması, geçici gözlem birimleri veya adli ara servisler oluşturulması, Sağlık Bakanlığı ile ortak çalışan bir "Yatak Koordinasyon Sistemi" geliştirilmesiyle sevk ve kabul süreçlerinin merkezi bir platform üzerinden yürütülmesi, tedaviye uyumun sağlanması ve tekrarlayan başvuruların önlenmesi amacıyla "Zorunlu Tedavi Sonrası İzlem ve Rehabilitasyon Programı" geliştirilmesinin gerektiği değerlendirildi.

Hamdi Karaköse
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Madde kullanan bireylerde dürtüsellik, saldırganlık düzeyleri ile suç davranışında bulunma durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, madde kullanan bireylerde saldırganlık ve dürtüsellik düzeylerini belirlemek ve bu özelliklerin madde türü, suç öyküsü, yoksunluk durumu, denetimli serbestlik ve kullanım özellikleriyle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tasarıma sahip araştırmada, madde kullanan olgu grubu ile madde kullanımı olmayan kontrol grubu karşılaştırılmıştır. Katılımcıların sosyodemografik verileri, madde kullanım profilleri ve adli geçmişleri yapılandırılmış form aracılığıyla değerlendirilmiştir. Saldırganlık Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ) ile, dürtüsellik ise BIS-15-KF ölçeği ile ölçülmüştür. Bulgulara göre olgu grubunun hem toplam saldırganlık hem de dürtüsellik puanları kontrol grubuna kıyasla tüm alt boyutlarda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Suç/ceza öyküsü ve denetimli serbestlik durumu, saldırganlık ve dürtüsellik puanlarını artıran güçlü risk faktörleri olarak saptanmıştır. Madde türüne göre yapılan analizlerde sentetik kannabinoid, metamfetamin, ekstazi ve pregabalin/gabapentin kullanıcılarında en yüksek saldırganlık ve dürtüsellik düzeyleri gözlenmiştir. Çoklu madde kullanımının ise suç öyküsü, yoksunluk belirtileri ve tedaviye dirençle daha güçlü ilişki gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak madde bağımlılığı, davranışsal kontrol ve duygusal düzenleme üzerinde belirgin bozulmaya yol açmakta; saldırganlık ve dürtüsellik bağımlılığın hem nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bulgular, bağımlılık tedavisinde biyolojik, psikososyal ve adli yaklaşımı içeren bütüncül müdahalelerin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Zühre Şen
Süleyman Demirel University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solunum sistemi semptomları olan hastalarda kullanılan bazı farmasötik ajanların içerisinde yardımcı madde olarak yer alan etil alkolün nefes alkol testi üzerine etkisinin araştırılması

Dünyada ve ülkemizde alkol kullanımının yaygınlaşması, adli olayların epidemiyolojisinde alkolün rolünü daha belirgin hale getirmektedir. Alkol tüketimi, trafik kazaları, yaralanmalar, zorlamalı ve doğal ölümler dahil olmak üzere çeşitli adli vakalarda tetikleyici ve kolaylaştırıcı bir faktördür. Alkol etkisi altında araç kullanmak ise dünya genelinde trafik kazalarının önde gelen nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkmakta ve can ile mal kaybına yol açmaktadır. Bu tür kazaları önlemek amacıyla yapılan alkol denetimlerinde, pratik ve hızlı sonuçlar vermesi nedeniyle nefesten alkol düzeyi ölçen alkolmetre cihazları yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, bu ölçümlerin doğruluğu zaman zaman tartışmalara yol açabilmekte ve adli süreçlere taşınabilmektedir. Bu deneysel çalışmada, solunum havasındaki alkol değerlerini etkileme potansiyeline sahip, yardımcı etken madde olarak etanol içeren bir öksürük şurubu ve inhalerin etkileri incelenmiştir. Çalışmaya 165 gönüllü hasta katılmıştır. İlaçların kullanımlarının hemen ardından, alkolmetre cihazı ile ölçümler alınmaya başlanmıştır. Pozitif sonuç elde edilmesi durumunda, tespit edilen alkol değeri sıfırlanana kadar birer dakika ara ile ölçümler devam etmiştir. Öksürük şurubu kullanımının ardından alınmaya başlanılan ölçümlerde en fazla 2. dakikaya kadar pozitif sonuçlar elde edilmiş olup, inhaler tek doz kullanımında en fazla 3. dakikaya kadar, inhaler çift doz kullanımında ise en fazla 5. dakikaya kadar pozitif sonuçlara rastlanmıştır. Elde edilen değerler ilaç kullanımının hemen ardından yapılan ölçümlerde en yüksek değerler elde edilmiş olup, takip eden ölçümlerde hızla azalarak sıfırlanmıştır. Şurupta elde edilen en yüksek değer 0,6 promil (0,29 mg/L), inhaler tek dozda 2,0 promil (1,06 mg/L) ve inhaler çift dozda ise maksimum değer 5,0 promil (2,54 mg/L) olarak saptanmıştır. Öksürük şurubu kullanımının ardından alınmaya başlanılan ölçümlerde en fazla 2. dakikaya kadar pozitif sonuçlar elde edilmiş olup, inhaler tek doz kullanımında en fazla 3. dakikaya kadar, inhaler çift doz kullanımında ise en fazla 5. dakikaya kadar pozitif sonuçlara rastlanmıştır. Elde edilen değerler ilaç kullanımının hemen ardından yapılan ölçümlerde en yüksek değerler elde edilmiş olup, takip eden ölçümlerde hızla azalarak sıfırlanmıştır. Şurupta elde edilen en yüksek değer 0,6 promil (0,29 mg/L), inhaler tek dozda 2,0 promil (1,06 mg/L) ve inhaler çift dozda ise maksimum değer 5,0 promil (2,54 mg/L) olarak saptanmıştır.

Alkol-etil
Damla Özşahin
Selçuk University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi görüntüleri kullanılarak pelvis ve proksimal femur epifizlerinin incelenmesi ile adli tıpta yaş tayini

Yaş tayini klinik adli tıp uygulamalarında güncel araştırma konularındandır. Uluslararası alanda standart yaklaşımın belirlenmesi üzerine bilimsel araştırmalar yapılırken, ulusal düzeyde topluma özgü yaş tayini çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Ulusal düzeyde yapılan çalışmalarda atlasların belirli yaş gruplarında standart hatasının yüksek olduğu bilindiğinden geleneksel yaş tayini yöntemlerine ek tamamlayıcı yöntemlerin araştırılması gerekmektedir. Postmortem dönemde ise kemik kalıntılarının analiziyle yaş tayini gerçekleştirilmesi nedeniyle anatomik bölge özelinde yaş tayini yöntemlerinin sunulmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Çalışmamızda, 5-30 yaş aralığında pelvis ve proksimal femur bilgisayarlı tomografi görüntüleri incelenerek ossifikasyon merkezleri ve sakral vertebralar arası füzyon derecesi değerlendirilerek Türk toplumuna özgü yaş tayini yöntemi oluşturulması ve literatüre katkı sunulması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 01/06/2020 –16/08/2023 tarihleri arasında 5-30 yaş grubu olgularında çekilen abdomen-pelvis BT tetkikleri incelenmiştir. Dışlama kriterlerinin uygulanması sonucunda kalan olgulardan rastgele seçilimle toplam 260 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Abdomen-Pelvis Bilgisayarlı Tomografilerinde proksimal femurda 3, koksada 5 ossifikasyon merkezi ve sakrumda 6 bölge her üç düzlemde incelenerek kapanma/füzyon durumuna göre evrelendirildi. Kemikleşme merkezleri ve sakral füzyon evreleri ile yaş arasındaki korelasyon Spearman Korelasyon Testi ile incelendi. Bağımsız değişkenlerin yaş tayininde kullanılabilirliğini değerlendirmek için polinominal regresyon ve step-wise metodu uygulanarak modeller oluşturuldu. Polinominal regresyon modellerinin yaş kestirimindeki uygunluğu Determinasyon Katsayısı (R2), p değeri ve Standart Ortalama Hata (Standard Error of Estimation) ile incelendi. Gözlemciler arası ve gözlemci içi tutarlılık değerlendirmesi için Cohen kappa (κ) non parametrik testi kullanıldı. Değişkenlerin yaşla korelasyon analizi sonucunda iliak krest-yaş arasında çok güçlü korelasyon, sol iskopubik sinkondrozis ve S1-2 intervertebral füzyon ile yaş arasında orta düzey korelasyon ve diğer kemikleşme merkezleri, kostal proses füzyon düzeyi ile yaş arasında güçlü düzeyde bir korelasyon saptandı. İliak krest kemikleşmesi evre 3 olan olguların tamamının 17 yaş ve üzerinde olduğu, sol triradiat ossifikasyon merkezi evre 3 olan erkek olguların tamamının 12 yaş ve üzerinde olduğu, sol tuber iskiadikum ossifikasyon merkezi evre 2 olan erkek olguların hepsinin 15 yaş ve üzerinde olduğu tespit edildi. Proksimal femurda yer alan ossifikasyon merkezlerinde ise sol femur başı evre 3 olguları erkeklerde 12 yaş ve üzeri, kadınlarda 13 yaş ve üzeri olduğu; sol T.majör evre 3 olguları erkeklerde 14 yaş ve üzeri, kadınlarda 13 yaş ve üzeri olduğu; sol T.minör evre 3 olguları erkeklerde 14 yaş ve üzeri, kadınlarda ise 13 yaş ve üzeri olduğu saptandı. Sonuç olarak iskiopubik sinkondrozis ve S1-2 intervertebral dışında yer alan merkezlerin adli tıbbi amaçlı ek yöntem olarak kullanılabileceği anlaşıldı. Yaşayan bireylerde tıbbi endikasyonla çekilmiş geçmiş abdomen-pelvis BT görüntülerinin yaş tayininde ve postmortem olgularda ise postmortem analiz sırasında çekilecek abdomen-pelvis BT tetkikinin biyolojik profil tayininde kullanılabileceği değerlendirilmiştir.

Zuhal Özlüoğlu İğde
Hacettepe University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yüzeyler üzerindeki semen lekesi yaşının ATR-FTIR spektroskopisi ile tespiti

Adli tıp pratiğinde cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda olay yerlerinde tespit edilen semen lekesi soruşturmanın çözümlenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Semen lekesi analizleri, suçlunun kimliği ve olayın gerçekleşme zamanı hakkında bilgi vermektedir. Özellikle semen lekesi yaşının tayinine dair literatürde mevcut olsa da bu çalışmalar adli tıp pratiğinde rutin uygulamaya girmemiştir. Bu çalışmalarda pratik-yöntemsel zorluklar ve fiyat-fayda dengesizliği dikkati çekmektedir. Mevcut yöntemlerin hemen hepsi olay yerlerinden elde edilen materyale zarar verip ileri incelemeye engel olmaktadır. Bu çalışmamızda hem pratik, ucuz, uygulaması kolay, hem numuneye zarar vermeyen bir yöntem geliştirmek adına; olay yerlerinde bulunması muhtemel 7 farklı solid yüzey (ahşap, cam, deri, fayans, karton, metal ve plastik) üzerinde semen lekesi oluşturarak 2 aylık süreç boyunca farklı zaman aralıklarında ATR-FTIR Spektroskopisi ve kemometrik analizler (PLS-DA) ile ölçümler gerçekleştirdik. Tüm yüzeylerde zaman aralıkları 0-24. saat, 2-6. gün ve 1-8. haftalar olmak üzere 3 farklı gruba ayrılmıştır. Elde edilen spektral verilerin "PLS-DA" kemometrik yöntemiyle değerlendirilmesi sonucunda yönteminin başarısı "EFR" oranı ile belirlenmiş olup bu oran; yöntemin doğruluğunu test etmek amacıyla metoda sunulan bir validasyon verisinin ne kadar başarı oranı ile doğru gruplandırılabildiğini göstermektedir. "EFR" değeri ahşap, cam, karton, metal ve plastik yüzeyler için oluşturulan yukarıda bahsedilen her üç zaman aralığında da %100 olarak bulunurken, deri ve fayans için sırasıyla en düşük %99,94 ve %99,95 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak ATR-FTIR spektroskopisinin kemometrik yöntemler eşliğinde farklı yüzeyler üzerinde bulunan semen lekesinin tanınması ve lekenin yaşının tayininde uygun bir yöntem olarak kullanılabileceği gösterilmiştir

Adli bilimlerAdli tıpKemometri+2
Muhammet Soyyiğit
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ani bebek ölümü sendromu şüphesi olan olgularda akciğer dokusunda bulunan megakaryosit sayılarının değerlendirilmesi

Ani Bebek Ölümü Sendromu (ABÖS), 8 ila 365 günlük bebeklerin ani ve açıklanamayan ölümü olarak tanımlanmakta olup gelişmiş ülkelerde yaşamın postneonatal ölümlerin en yaygın nedenidir. Etiyolojisi henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, altta yatan kardiyak aritmojenik mekanizmalar predispozan faktörler olarak son yıllarda popülerlik kazanmıştır. Akciğer dokusunda alveol kapiller lümeninde bulunan megakaryositler (MK) şok durumlarında nihai emboli olarak kabul edilmektedir. Şok durumunda ölen erişkinlerdeki ölüm sonrası bulgulara ilişkin olarak, sadece uzun süreli şok durumunda akciğer dokusunda artan sayıda MK bulunacağı bilinmektedir. Genel patolojide yaygın kabul gören bu bilgiden hareketle, çalışmamızda ABÖS şüphesi olan olguların alveoler kılcal damarlarında bulunan MK sayısını tespit ederek, şok tablosu meydana gelip gelmediği ve ne ölçüde meydana geldiğini ortaya koymak amaçlanmıştır. ABÖS şüphesi olan 35 vaka (kız=10; erkek=25; ortalama yaş=3,11 ay) akciğerlerin alveolar kapillerlerinde MK varlığı açısından retrospektif olarak araştırıldı. ABÖS şüphesi olan vakalardan alınan akciğer örnekleri mikroskobik olarak incelendi ve toplam 25 alanda (200x) alveoler kılcal damarların lümeninde bulunan MK'ler sayıldı. Suffokasyon yoluyla öldüğü bilinen 3 kontrol vakası ile ABÖS harici doğal sebeplerle öldüğü bilinen 24 kontrol vakası da karşılaştırma amacıyla incelendi. Şüpheli ABÖS vakaları arasında örneklerin %57'sinde (20 vaka) MK bulunmadı. Vakaların %17'sinde (6 vaka) yalnızca 1 MK, vakaların %17'sinde ise (6 vaka) 2 MK görüldü. Örneklerin %8,5'inde MK sayısı 2'den fazlaydı. ABÖS ve kontrol grubundaki vakaların MK varlığı oranları ve MK sayıları arasında istatistiksel fark bulunmadı. Çalışmamızdaki bulgular, akciğer dokusunda megakaryosit eksikliğinin, ABÖS'ün kardiyak aritmi nedeniyle ölüm gibi agonal dönemin çok kısa olduğu ani bir ölümden kaynaklandığı hipoteziyle tutarlı bulunmuştur. Daha geniş serilerle yapılacak çalışmalar bu ilişkinin net bir şekilde ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacaktır.

Adli tıpAkciğerAni bebek ölümü+5
Tuğçe Fındıkoğlu Güven
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar vakalarında kan örneklerinde ağır metal ve element düzeylerinin değerlendirilmesi

İntihar girişimi ve intihar eylemi sonucunda ölüm adli tıp uygulamalarında sıkça karşımıza çıkmaktadır. İntihar davranışı, son yıllarda gelişmiş ülkelerde azalma eğiliminde olsa da küresel bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bu nedenle intiharın patofizyolojisi ile ilgili birçok çalışma yapılmaktadır. Yapılan bazı çalışmalarda intihar davranışı ve intihar davranışına yol açabilecek patolojiler ile genetik, toksikolojik, edinsel ve nörobiyolojik nedenler arasında ilişki olduğu belirtilmiştir. Bu çalışmada, nörobiyolojik mekanizmalar üzerinden etki ederek inflamasyona yol açan ve birçok hastalığın patogenezinde rol oynayan ağır ve esansiyel metaller ile intihar davranışı arasında ilişki olup olmadığının belirlenmesi, postmortem kan ağır metal düzeyinin prediktör faktör olarak kullanılıp kullanılamayacağının tespiti amaçlanmıştır. Bu kapsamda, 2016-2017 yıllarında otopsileri yapılmış; imha edilme aşamasındaki şahit numuneleri arasından; 18 yaşından büyük, Evre II ve üzeri çürüme bulguları gösteren vakalar ile fethi kabir vakaları örneklem grubu dışı bırakılarak; ve savcılık dosyalarında ölüm nedeni intihar olarak belirlenmiş 75 vaka ile, kontrol grubu olarak yine savcılık dosyalarında ölüm nedeni intihar dışı nedenlere bağlanmış ve çalışma grubu ile eşlenmiş demografik ve postmortem evreleme özellikleri olan 45 vaka çalışmaya dahil edilmiştir. Her bir vaka için ayrı ayrı mor kapaklı ve kırmızı kapaklı tüplerde yer alan kan örnekleri kullanılmıştır. ICP-MS cihazı kullanılarak kan ve plazma örneklerinde Krom (Cr), mangan (Mn), kadminyum (Cd), antimon (Sb), kurşun (Pb), bakır (Cu), çinko (Zn), selenyum (Se), molibden (Mo), kobalt (Co), arsenik (As), nikel (Ni), civa (Hg) metal düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, çalışmaya dahil edilmiş tüm bireylerde şehir merkezinde yaşayan kişilerin daha yüksek düzeyde ağır metale maruz kaldıklarını, kadminyum ve civa değerlerinin kırsal bölgede yaşayan kişilere göre daha anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ve intihar ederek öldüğü belirlenen vakaların analiz sonuçlarında Cu, Zn, Mo, Co, As değerlerinin anlamlı düzeyde yüksek olduğu göstermiştir. Literatürde, çoğunlukla vaka sunumu şeklindeki çalışmalarda, birçok ağır metal ve intihar davranışına neden olan psikiyatrik hastalık arasında ilişki olduğu belirtilmekle birlikte çalışmamızda Cu, Zn, Mo, Co ve As düzeylerinin intihar vakalarında anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Bu bağlamda, intihar açısından orijin tespitinde sorun yaşanan olgularda, postmortem kan ağır metal düzeylerinin bir ikincil gösterge/prediktör olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Kan ağır metal düzeyleri ile intihar arasındaki ilişkinin net şekilde ortaya konabilmesi için daha yüksek sayıda, değişken havuzu genişletilmiş vaka serisi çalışmalarına ihtiyaç olduğu değerlendirilmiştir.

Adli tıpAğır metallerEser elementler+3
Fatma Tuğba Erkman
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Van ilinde Klavikula'nın BT'deki antropometrik ölçümlerden cinsiyet tayini

İskelet haline gelmiş, çürümüş, parçalanmış veya tamamen yanmış cesetlerde kimliğinin belirlenmesi için gerekli morfolojik özelliklerin, parmak izlerinin ve DNA gibi biyolojik materyallerin elde edilememeleri nedeniyle pozitif kimliklendirme yöntemlerinin kullanılması bazen mümkün olamamaktadır. Bu durumlarda, genellikle diğer tanımlanabilir özelliklerden daha uzun süre dayanabilen dişler ve iskelet üzerinde yapılacak antropolojik kimliklendirme yöntemleri çok daha faydalı olabilmektedir. Literatürde Radyolojik Görüntüleme yöntemlerini kullanarak klavikula kemiğinden kimliklendirmeye ilişkin birçok çalışma bulunmakta olup; bunların çoğunluğu cinsiyet tayini üzerinde yoğunlaşmış ise de, yaş, ırk ve boy tayinine yönelik çalışmaların da mevcut olduğu görülmektedir. Çalışmamızda, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ve Radiyodiagnostik Anabilim Dalı tarafından 01.01.2015 – 01.01.2017 tarihleri arasında çekilmiş 21 yaş ve üstü olgulara ait PET Tüm vücut BT görüntüleri incelenerek, arasından seçilen ve literatürdeki diğer makalelerden farklı olarak yaş gruplarına ve cinsiyete göre standardize edilmiş 180 erkek ve 180 kadın olmak üzere, toplam 360 olgudan oluşan geniş bir seri üzerinde her iki taraf klavikula kemiklerinde yapılacak olan antropolojik ölçümler ve bu ölçümlerden yola çıkılarak yapılacak hesaplamalar ile elde edilen verilerin, cinsiyet ve tarafla birlikte değişimlerinin ve yine yaş gruplarına göre bir değişikliğe uğrayıp uğramadığının belirlenmesi, klavikula ölçümlerinin cinsiyet ve taraf tayini için kullanılıp kullanılamayacağının araştırılması ve sonuç olarak varsa farklılıkların olası sebeplerinin tartışılması amaçlanmıştır. Çalışmada her bir taraf klavikulasından Klavikulada maksimum uzunluk (MLC), Klavikulada eğrisel uzunluk (CLC), Midklavikular maksimum yükseklik (MMHC) ve Midklavikular maksimum ön-arka genişlik (MMWC) olmak üzere her bir taraf klavikulasından 4 ölçüm olmak üzere toplamda 8 ölçüm yapılmış; ayrıca Klavikula maksimum uzunluğu ile eğrisel uzunluk farkı (CDC), Midklavikular maksimum çevre (MMCC) ve Midklavikular maksimum alan (MMAC) olmak üzere her bir taraf klavikulasından 3 hesaplama olmak üzere toplamda 6 hesaplama kullanılmıştır. Bu ölçümler üzerinde tanımlayıcı istatistikler yapılmış; hesaplamalar için SPSS istatistik paket programından yararlanılmış ve hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi %5 olarak alınmıştır. Ayrıca, ölçümü yapılan özelliklerin (değişkenlerin) cinsiyet ve taraf tayininde etkisini belirlemek üzere, Univariate Diskrimiant Analizi ve Adımsal (Stepwise) Diskriminant Analizi yapılmıştır. Yapılan Stepwise Diskriminant Fonksiyon Analizi'ne göre erkek olgularda %86,4; kadın olgularda %89,7 ve tüm olgular göz önüne alındığında ise %88,1 doğruluk oranında cinsiyet tayini yapılabildiği; sol tarafta %59,7; sağ tarafta %61,4 ve tüm olgular göz önüne alındığında ise %60,6 doğruluk oranında taraf tayini yapılabildiği, ancak klavikulaların ölçümlerindeki yaş ile değişimlerden faydalanılarak, erişkinlerde yaş tayini yapılabilmesi mümkün görülmemiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda elde edilen sonuçlara göre klavikulalarının antropometrik ölçümlerinin orta derecede seksüel dimorfizm gösterdiği, cinsiyet tayini açısından tek başına kullanılması için kabul edilebilir doğruluk oranı olan %95 ve üzerine ulaşamadığı tespit edilmiş; bu sebeple klavikula ölçümlerin tek başına cinsiyet tayinindeki güvenilirliğinin kısıtlı olduğu, buna karşılık yalnızca klavikula kemiklerinin bulunduğu durumlarda çalışmamızda elde edilen verilerin yön gösterici olabileceği, elde edilen verilerin taraf dimorfizmi için ise düşük değerlerde olması nedeniyle kullanılabilirliğinin oldukça kısıtlı olacağı değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klavikula, Cinsiyet Tayini, Taraf Tayini, Yaş Tayini, Adli Antropoloji, Antropometri, Diskriminant Fonksiyon Analizi.

Adli antropolojiAntropometriCinsiyet tahmini+7
Uğur Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Olay yeri incelemelerinde bulunan sakızdan alkol analizi ve değerlendirilmesi

Adli olaya karışan bir kişinin olay sırasında alkollü olup olmadığının tespiti adli tıp uygulamalarında sıklıkla karşılaşılan ve güncelliğini en çok koruyan konuların başında gelmektedir. Bir kişinin alkollü olup olmadığının tespitinde kan, tükürük, idrar ve saç gibi materyaller halihazırda kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında alkollü bir kişinin çiğnediği sakızdan alkol tespiti ile geçmişe yönelik kan ve tükürük alkol miktarının tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 21 erişkin ve sağlıklı gönüllü, alkol miktarı 1 g/kg olacak şekilde alkollü içeceği 15 dakika içerisinde tüketmiş ve belirli zaman aralıklarında kan, tükürük, idrar ve çiğnedikleri sakızlar analiz için alınmıştır. Örnekler alınır alınmaz analiz için hazırlanmış, aynı gün analiz edilmeye çalışılmış, aynı gün analiz edilemeyen örnekler +4 °C'de en fazla 1 gün saklanmış ve sonrasında analiz edilmiştir. Alkol tespiti için Headspace-Gaz Kromatografisi cihazı kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda 1.,2, 4., 6., ve 8. saatlerde sakızdan alkol tespiti yapılabildiği, 2. saat hariç olmak üzere tüm bu saatlerde sakızdaki alkol miktarları ile aynı saatlerdeki kan ve tükürük alkol miktarlarının korele olduğu bu korelasyon kullanılarak sakızdaki alkol miktarından kan ve tükürükteki alkol miktarının tespit edilebileceği gösterilmiştir. Alanında ilk olan bu çalışma ile olay yerinde bulunan ya da olay yerinde mevcut olan kişilerden elde edilen sakızın da alkol analizinde alternatif bir numune olarak kullanılabileceği, sakızdan geçmişe dönük kan ve tükürük alkol seviyelerinin tahmin edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Adli tıpAlkol içmeAlkoller+5
Emirhan Demiray
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torasik vertebralardaki dejeneratif değişikliklerin değerlendirilmesi ile erişkinlerde yaş tayini

Yaş tayini kimlik tespitinin önemli bir parçasıdır. Yaşayan bireylerde, ölmüş kişilerin kimliklendirilmesinde ve iskelet kalıntılarında yaş tayini gerçekleştirilmektedir. Adli nedenlerle, tıbbi endikasyon dahilinde veya arkeolojik çalışmalarda yaş tayini gerekmektedir. Adli bilimler ve tıp bilimleri alanında özellikle adli tıpta yaş tayini işlemi gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmada yaşayan erişkin bireylerde, torasik omurganın çeşitli dejeneratif özellikleri incelenerek yaş tayini yapılması amaçlanmaktadır. Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 01/01/2022 ile 16/05/2022 tarihleri arasında Toraks BT (Bilgisayarlı Tomografi)'si çekilen olguların görüntüleri retrospektif olarak incelenmiştir. Tetkik sırasında yaşı 20-79 arasında olan olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Vertebrada patolojik lezyon, vertebra travma öyküsü veya cerrahisi, konjenital anomali, kalça, pelvis, alt ekstremite deformiteleri, komorbid nörolojik patolojisi (SVO, nöropati), lipodistrofi varlığı, malignansi öyküsü, romatolojik hastalık öyküsü, immün yetmezlik tanısı, uzun dönem steroid kullanım öyküsü, sistemde kayıtlı obezite veya osteoporoz tanısı olanlar çalışma dışında bırakılmıştır. Olguların BT görüntülerinden osteofit dejenerasyonu, faset eklem dejenerasyonu, disk dejenerasyonu, vertebra yükseklik kaybı, vertebra dansitesi, paraspinal kasların kesit alanı ve paraspinal kas dansitesi, bağ (ligament) ossifikasyonu ve kifoz açısı incelendi. İfade edilen parametrelerden otuz iki değişken elde edilmiş olup değişkenler cinsiyetler ve yaş grupları arasında incelenmiştir. İşlem karakteristik eğrisi analizi ile anlamlı değişkenler için eşik değerler belirlendi. Değişkenler Tek değişkenli ve Çok Değişkenli Lineer regresyon modeli ile değerlendirilmiştir. Regresyon modelini değerlendirmek için Standart Hatası (SEE), Determinasyon Katsayısı (R2 ) ve Ortalama Mutlak Hata (MAE) hesaplandı. Olguların yaş ortalaması 49,50±17,35 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde osteofitin maksimum evresi (L maks), ileri osteofit evrelerinin toplamı (L2-5) ve köprüleşme (M3) daha fazla bulunmuş, diğer değişkenlerden ise disk dejenerasyonu sayısı, bağ ossifikasyonu, paraspinal kas hacmi ve genel olarak kas dansitesi erkeklerde yüksek bulunmuştur. Kadınlarda ise ileri faset artroz değeri (Faset2-3) daha yüksek bulunmuştur. Her iki cinsiyette de değişkenler yaş grupları arasında anlamlı farklılık göstermiştir. Yaşla birlikte dejeneratif değişikliklerin arttığı bulunmuş, yaşla korelasyonu en yüksek erkeklerde L Toplam (r: 0.846), kadınlarda ise M toplam (r: 0.819) olduğu saptanmıştır. Tek değişkenli regresyon analizinde; erkeklerde L0 değişkenin R2 değerinin 0,714 olduğu ve SEE 9,33 yıl olduğu, kadınlarda ise L0 ve Faset 0 için 0,655 olduğu ve SEE 10,26 yıl olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli regresyon analizi Step wise yöntemi ile oluşturulmuş olup erkeklerde çok değişkenli denklemin daha az hataya sahip olduğu tespit edilmiştir. 5 farklı değişkenden oluşan çok değişkenli regresyon denkleminde r2 değeri 0,844 ve SEE 6,91 yıl olarak bulunmuştur. Sonuçlara göre yaşayan erişkin bireylerde osteofit ve diğer değişkenler yaş tayininde geleneksel yöntemlere ek olarak kullanılabilir. Dejenerasyon ile yaş tayini için geniş örneklemlerle yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Adli tıpBilgisayarlı tomografiGöğüs vertebraları+4
Emre Nuri İğde
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği'ne başvuran kişilerde eş veya partner şiddeti ile öfke ve depresyon ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma, Ordu ilinde eş/partner şiddeti mağdurlarını çok yönlü inceleyerek şiddetin sıklığı, türü ile mağdura ve faile ait risk faktörlerini belirlemek ve kontrol grubu ile olgu grubunun sosyodemografik özellikler, öfke ve depresyon durumu yönünden karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniği'ne 15 Ağustos-15 Ekim 2024 tarihleri arasında başvuran YPŞ (yakın partner şiddeti) mağduru 45 olgu ve 45 kişilik kontrol grubu ile gerçekleştirildi. Her iki gruba sosyodemografik veri formu, HITS tarama ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği uygulandı. Olgu grubuna şiddet türlerini ve risk faktörlerini belirlemek üzere anket uygulandı. Bulgular: Olguların %86.66 (n:39) kadın, ortalama yaş 36.29±11.53 idi. Olguların %46.7'si (n:21) ev hanımı, %15.6'sı (n:7) işsiz, %48.9'u (n:22) ortaokul ve altı eğitim düzeyinde, %71.1'i (n:32) evli idi. En sık şiddet uygulayan %69 eş, en sık şiddet ortamı %69 ev idi. Psikolojik şiddet %97.77 (n:44), ekonomik şiddet %66.66(n:30), cinsel şiddet %33.33 (n:15) ve tek taraflı ısrarlı takip %35.55(n:16), şiddete tanık olan çocuk oranı %51.1 idi. Ekonomik ve cinsel şiddete maruz kalanlarda Öfke İçe Alt Ölçeği'nden aldığı puanlar istatistiksel anlamlı yüksek bulundu(p<0.05). Olgu grubunun BDÖ'nden aldığı puanlar istatistiksel anlamlı yüksek bulundu(t:5.71, p<0.01). Cinsel şiddet mağdurlarının BDÖ puanları psikolojik ve ekonomik şiddet mağdurlarına göre istatistiksel anlamlı yüksek bulundu (t:2.26, p:0.02). Sonuç: YPŞ'ne uğrayan bireylerin eğitim seviyesinin, maddi gelirinin ve yaşının daha düşük olduğu ve depresyon görülme oranının daha yüksek olduğu bulundu. Bu nedenle şiddet mağdurları ile faillerine ait risk etmenlerinin belirlenmesi ve mağdurlarda meydana gelen depresyon ve öfkenin azaltılmasına yönelik çalışmalar yapılması gereklidir.

Hanım Gökçe Arslan
Ordu University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trafik kazalarına bağlı vertebra yaralanmalarına yönelik maluliyet değerlendirilmesi

Amaç: Trafik kazaları nedeniyle kişilerde oluşan kalıcı hasarlara bağlı maluliyet değerlendirilmesi Adli Tıp uygulamalarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu çalışmada omurga yaralanması gerçekleşen olguların maluliyet oranlarının değerlendirilmesi ve cetvellerin karşılaştırılması yapılarak farklılıkların ortaya koyulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2019-2021 yıllarında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu'nda düzenlenen maluliyet raporları incelendi. Trafik kazasına bağlı omurga yaralanması gerçekleşen 602 olgu ele alındı. Olguların demografik özellikleri, yaralanmanın verileri ve maluliyet oranları incelenerek istatistiksel analizi yapıldı. Bulgular: Olguların %65,1'inin erkek olduğu ve en sık olgunun 31-40 yaş aralığında (%22,9) bulunduğu görüldü. Kazaların İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde daha fazla olduğu, %57,1'inin araç içi trafik kazası şeklinde gerçekleştiği görüldü. Omurgada en sık lomber bölgenin (%48,64) yaralandığı görüldü. Cisim kırıklarının en sık, klinik sınıflamada torakolomber bölge olarak isimlendirilen T11 (%5,3), T12 (%13,9), L1 (%21,3) ve L2 (%10,2) omurlarında; arka eleman kırıklarının en sık lomber bölgede (%61,9) olduğu görüldü. Olguların %40,86'sının ameliyat edildiği, bunların %80,89'unda cisim kırığı olduğu, en sık kas iskelet sistemi yaralanmalarının (%40,67) eşlik ettiği ve eşlik eden yaralanmaların olduğu vakalarda hastane yatış sürelerinin uzadığı görüldü. Olguların %66,1'inde "X. Liste Omur Arızaları" bölümünün, %51,1'inde özürlülük ve engellilik cetvelinin kullanıldığı görüldü. Özürlülük ve engellilik cetvelinde takdir kullanımı ihtiyacı olmadığı ve alınan oranların istatistiksel olarak anlamlı şekilde diğer cetvele göre daha az olduğu görüldü. Her iki cetvelde de alınan oranlarda yaş ve cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görüldü. Sonuç: Maluliyet değerlendirmesinde cetvellerin omurga yaralanmaları ile ilgili bölümlerinden alınan oranların farklı olması ortaya çelişkiler çıkarmakta ve hastalar arasında eşitsizlik olmasına neden olmaktadır. Tüm bilirkişilerin ortak olarak kullanacağı, kapsamlı bir cetvelin oluşturulması faydalı olacaktır.

Bayram Sinan Uludağ
İstanbul University-Cerrahpaşa
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servisine başvuran 0-18 yaş grubu travma vakalarının adli tıbbi açıdan değerlendirilmesi

Amaç: Acil servise başvuran tüm travma olguları adli olgu niteliği taşımaktadır. Bu çalışma ile travma öyküsü ile acil servise başvuran 0-18 yaş grubu bireylerin; yaşı, cinsiyeti, maruz kaldıkları travma türü, travmanın ne tür yaralanmalara sebep olduğu, vücudun hangi bölgesinde yaralanma meydana geldiği, yaralanmanın ağırlığının adli raporlara ne şekilde yansıtıldığı retrospektif olarak değerlendirildi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 01.01.2019 – 31.12.2023 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yetişkin ve Çocuk Acil Servislerine başvuran ve ana bilim dalımızdan konsültasyon ile görüş istenen 0-18 yaş grubundaki 1621 olgu incelendi. Bulgular: Olguların %86,7'sinin yetişkin acilden, %13,3'ünün ise çocuk acilden tarafımıza danışıldığı, tüm olguların %66,6'sının erkek, %33,4'ünün kadın cinsiyette olduğu, tüm olguların %45,2'sinin 12-18 yaş grubunda olduğu görüldü. Olguların %84,8'inde fiziksel nitelikte, %11,2'sinde kimyasal nitelikte yaralanma tespit edildiği, fiziksel nitelikli yaralanmalar arasında ise %69,0 ile en çok künt travmatik yaralanma olgularının olduğu, bunu %13,5 ile kesici alet yaralanması ve penetran travmatik yaralanmaların takip ettiği görüldü. Olguların %35,3'ünde yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı ve olguların %9,6'sında yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda olguların çok büyük bir kısmını trafik kazası, darp, düşme ve ev kazası olguları oluşturmaktadır. Ergenlik dönemi erkek cinsiyetteki darp olgularının tüm olgulara oranı dikkat çekmektedir. Ayrıca ev/okul/iş kazası, termal yaralanma, koroziv madde maruziyeti, yabancı cisim aspirasyonu/yutulması vb. olgular öngörülebilir ve önlenebilir olması açısından oldukça önemlidir. Yaralanmaların ve kazaların önlenmesinde; çocuklar için güvenli bir çevre oluşturulması, toplumda bilinç ve farkındalığın oluşması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, adli tıp, adli rapor, adli vaka, travma,

Muhammed Akif Erkoç
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2019-2024 yılları arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servisine başvuran zehirlenme olgularının adli tıbbi değerlendirilmesi

Amaçlar: Bu çalışma, 01.01.2019-31.12.2024 tarihleri arasında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne başvuran zehirlenme olgularının adli tıbbi açıdan değerlendirilmesini ve Zehirlenme Şiddet Skoru (PSS), Yeni Zehirlenme Mortalite Skoru (new-PMS) ve TCK Yaralanma Kılavuzunda tanımlanan kriterler arasındaki korelasyonu nesnel olarak ortaya koymayı, klinik sonuçlarla skor uyumunu değerlendirmeyi ve adli raporlamada standart kılavuza katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Retrospektif çalışmada; İSHOP sistemi üzerinden tanımlanan 42 parametre (yaş/cinsiyet, zehirlenme kökeni, GKS, PSS/new-PMS skorları, tedavi süreci, adli rapor varlığı gibi) analiz edildi. İstatistiksel analizlerde, frekans dağılımı yüzdelik hesaplamaları, değişkenler arasındaki ilişkiler ve dağılımlar arasındaki farkların belirlenmesinde nonparametrik Pearson Ki-Kare analizi yürütülmüştür. İstatistiksel analizlerde anlamlılık p<0.05 alınmıştır. Bulgular: Toplam 553 olgu incelendi. Vakaların %55.2'si kadın (n=305) ve %44.8'i erkek (n=248)'tir. Genel yaş ortalaması 23.27'dir (SS=16.635). En sık görülen zehirlenme tipinin %53.5 (n=296) ile ilaç kaynaklı olduğu, bunu sırasıyla %8.0 (n=44) ile ev temizlik ürünleri, %6.7 (n=37) ile diğer kimyasal maddeler takip etmiştir. Olguların %45.2'sinin (n=250) intihar girişimi, %40.9'unun (n=226) kaza, %11.9'unun (n=66) kötüye kullanım ve %2.0'sının (n=11) istismar amaçlı maruziyet orijinlidir. PSS ve new-PMS skorları, TCKYaralanma Kılavuzu kriterleri ile anlamlı korelasyon göstermiştir (χ2(6)=78.131; p=.000). Sonuç: Zehirlenme olgularından elde edilen verilerin analizi ile birlikte, Avrupa ve Kore'de kullanılan PSS ve new-PMS skorlamasının TCK Yaralanma Kılavuzu ile karşılaştırılması, bu iki skorlamanın kılavuzda yer alan subjektif kriterlere uyarlanabilirliği ve adli tıbbi raporlamada özellikle arada kalınan olgulara yol göstericiliği araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zehirlenme, acil servis, adli rapor, PSS, New-PMS

Zeynep Banu Özkırış
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servisine başvuran iş kazası olgularının adli tıbbi açıdan değerlendirilmesi

Amaç: İş kazaları, hem ulusal hem de küresel ölçekte her yıl milyonlarca çalışanın sağlığını ve yaşamını etkileyen önemli bir sorundur. Bu tez çalışmasında, vakalara ilişkin demografik özellikler, kazaların epidemiyolojik profili (çeşitlilik, sıklık, sektörel dağılım), yaralanma türü ve lokalizasyonları ile uygulanan tedavi yöntemleri kapsamlı şekilde incelenmiştir. İş kazalarının altında yatan nedenler ve yol açtığı sonuçları multidisipliner bir bakış açısıyla analiz edilerek, kaza önleme stratejilerinin geliştirilmesi ve etkin müdahale protokollerinin oluşturulmasına yönelik bilimsel veri tabanına katkı sağlanması hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: 01 Ocak 2022 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvuran ve Adli Tıp Anabilim Dalından konsültasyon istenen 489 iş kazası olgusunun verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: İncelenen olguların %83,6'sını erkek, %16,4'ünü ise kadın bireyler oluşturmuş olup, tüm olguların yaş ortalaması 38,04 olarak hesaplanmıştır. En yaygın yaralanma mekanizmasının künt travma olduğu saptanmış; en fazla vakanın görüldüğü sektörlerin ise yapı-inşaat (%13,3) ve sağlık (%13,3) olduğu belirlenmiştir. Olguların %33,9'unda yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek düzeyde olduğu, %1,8'inde ise yaşamı tehlikeye sokan nitelik taşıdığı tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada, olguların büyük çoğunluğunu künt travma kaynaklı yaralanmalar oluşturmuş olup, genç erkek fabrika/atölye çalışanlarındaki ciddi yaralanma oranı dikkat çekici düzeydedir. Elde edilen bulgular; sektörel risk analizleri, çalışma koşullarının iyileştirilmesi, disiplinler arası iş birliği, iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleştirilmesi ve çalışan eğitimlerinin yaygınlaştırılmasının iş kazalarını önlemede kritik rol oynadığını göstermektedir. Bu çalışma sonucunda, adli tıp bakış açısıyla elde edilen bulguların; iş kazalarını önleme stratejilerine ve adli tıp uygulamalarında yararlanılmasına önemli bir katkı sunması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: İş Kazası, Adli Rapor, İş Sağlığı ve Güvenliği, Travma

Ebru Delican
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda postmortem kan ve doku örneklerinde etil klorid düzeylerinin araştırılması

Uçucu madde olan etil klorid (kloroetan, C2H5Cl) geçmişte genel anestezik olarak da kullanılmış olup günümüzde ise soğuk sprey formunda lokal anestezik olarak tıbbın birçok alanında (diş hekimliği, ortopedi, spor hekimliği vb..) yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu spreylerin ucuz olması ve kolaylıkla satın alınabilmesi, kötüye kullanımını kolaylaştırmaktadır. Poşetin içindeki gazın solunması yolu ile kötüye kullanımı en yaygın kullanım şeklidir. Çalışmamızda; sıçanlarda inhaler olarak etil klorid içeren soğutucu sprey kullanımına bağlı postmortem dönemde, kan ve doku örneklerinin Gaz Kromatografisi-HeadSpace (GC-HS) yöntemi kullanılarak, etil klorid düzeylerinin toksikolojik açıdan araştırılması amaçlanmakta olup, çalışmamız bu alanda yapılmış literatürdeki ilk çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Deney protokolüne uygun kabin içine yerleştirilen 30 adet sıçan, 13650 ppm'lik etil klorid solutularak sakrifiye edilmiştir. Postmortem 0, 2, 4, 6 ve 12. saatler olmak üzere 5 zaman noktasında 30 adet sıçanın otopsisi yapılmıştır. Deneklerden sırasıyla kalp kanı, akciğer, karaciğer, böbrek üstü yağ doku, böbrek, kas ve beyin dokuları toplanmıştır. Sıçanlarda doku farkı gözetmeksizin ölçülen etil klorid düzeylerinin postmortem saatlerdeki ortalama düzeyinin; 2. saatte en üst seviyeye ulaştığı, sonrasında 6. saatte oldukça azalarak 0. saatte yapılan ölçüm seviyesine gerilediği tespit edilmiştir. Postmortem etil klorid seviyesi 0, 2, 6 ve 12. saatlerde en fazla akciğer dokusunda tespit edilmiştir. Dokularda ve kanda postmortem etil klorid düzeylerinin zamana bağlı değişimi değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. Ancak, her bir zamanda postmortem örnekler ayrı ayrı karşılaştırıldığında akciğer dokusundaki etil klorid seviyesinin, sadece 4. saatteki karaciğer dokusu hariç diğer tüm örneklerde en yüksek seviyede olduğu görülmüştür. Ayrıca akciğer dokusunda 2-4 saat aralığında etil klorid düzeyinde farklılık olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışma, etil klorid inhalasyonuna bağlı meydana gelen ölümlerde, otopside etil klorid tespiti için akciğer dokusunun en iyi örnek alınabilecek doku olduğunu ve etil kloridin dokuda tespit edebilmek için 6. saatin sonuna kadar analiz yapılmasının gerektiğini göstermiştir.

Adli toksikolojiAdli tıpDoku+5
Halit Canberk Aydogan
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğal ve yapay yaşlandırılmış belgelerdeki tükenmez ve jel kalem mürekkeplerinin yaş tayininin kimyasal yöntemlerle yapılması ve adli belge incelemeleri açısından değerlendirilmesi

Belge üzerine tatbik edilmiş bir yazı veya imzanın yaş tayinini yapabilmek için mürekkep bileşenlerinden olan fenoksietanolün zamana bağlı miktar değişim eğrisi belirlenerek mürekkep yaş tayini çalışmalarına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda; 12 ay boyunca her ay, aynı özellikteki A4 kâğıtlara, aynı kişi tarafından, farklı marka ve modellerde 10 adet mavi ve 10 adet siyah tükenmez, 5 adet mavi ve 5 adet siyah jel kalem ile çizgiler çizilmiştir. Çizgi çizilen kâğıtlar iklimlendirme kabininde %45-55 nem ve 20-23°C'de saklanmıştır. 0-12 aylık arşiv belgelerimiz, fenoksietanol miktar tayini için Gaz Kromatografisi Kütle Spektrometresi (GC-MS) cihazı ile analiz edilmiş olup fenoksietanol miktarlarına göre konsantrasyon-zaman grafiği çizilmiştir. Fenoksietanol miktarının 0 günlük belgelerde diğer aylardan daha yüksek düzeyde olduğu, 1 aylık belgelerde ise fenoksietanol kayıp oranının %90'lara ulaştığı, bu dönemin "hızlı kuruma" evresi olduğu, 2-6 aylık belgelerde ise fenoksietanol kayıp oranının giderek azaldığı, bu dönemin ise "yavaş kuruma" evresi olduğu tespit edilmiştir. Jel kalem mürekkep içeriklerinde ise fenoksietanol tespit edilememiş olup, çözücü olarak farklı bir madde kullanıldığı anlaşılmıştır. Deneyin 2. aşamasında sahtecilik simülasyonu amacıyla 0. gün belgelerimiz, gün ışığını simüle eden 300 watt ampul ile 50 saat ışık, iklimlendirme kabininde 60°C'de 10 saat ve 95°C'de ütü ile 20 saniye ısı ile yapay yaşlandırılmıştır. Işık ile yapay yaşlandırılan belgelerin 6-9 aylık, iklimlendirme kabininde ısı ile yapay yaşlandırılan belgelerin 5-6 aylık, ütü ile yapay yaşlandırılan belgelerin ise 6-7 aylık doğal yaşlandırılmış belgelerdeki fenoksietanol miktarları ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Doğal ve yapay olarak yaşlandırılmış belgelerin oluşturulma tarihi için kesin zaman dilimi belirtmek yerine tahmini zaman aralıkları verilebileceği, fenoksietanol miktarının bir belgedeki yazı ve imzaların oluşturulma zamanının kıyaslamasında kullanılabileceği görülmüş, mürekkep yaş tayini konusunda uçucu bileşenleri, boyar maddeleri ve reçineleri de içeren daha fazla çalışma yapılması gerektiği düşünülmüştür.

Adli belgeAdli tıpFenoksi etanol+3
Berat Bayraktar
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı bakteri türlerinin farklı ortam koşullarında kan alkol stabilitesine etkisi

Alkol, uzun yıllardır birçok farklı toplumda yaygın olarak kullanılan ve bağımlılık yapan bir maddedir. Alkolün vücut sıvılarında özellikle de kanda doğru ve hassas olarak analizi adli tıp uygulamalarında önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu analizin doğru ve standardize olması için kan numunelerin alınması ve muhafaza edilmesiyle ilgili yönetmelikler yayınlanmıştır. Ancak zaman zaman kan alma personelinin numune alımı sırasında yeterli özeni göstermemesinden ya da numunelerin hazırlanması esnasındaki özen eksikliğinden dolayı kan numuneleri farklı mikroorganizmalar ile kontamine olabilmekte ya da kan numuneleri uygun sıcaklık ve/veya saklama koşullarında muhafaza edilememektedir. Bu gibi nedenlerden dolayı adli makamlara itirazlar olabilmektedir. Çalışmamızda; kan numunelerini kontamine etme riski yüksek olan ve fermentasyon yapan 3 farklı bakterinin kan alkol konsantrasyonu üzerine etkisi ve ayrıca farklı tüp ve sıcaklık şartları altında bu etkinin nasıl değiştiğinin tespiti amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda gönüllü sağlıklı bir yetişkinden alınan 1 ünite tam kan numunesi, EDTA (Etilendiamintetra-asetat) içeren mor kapaklı ve NaF (Sodyum florür) içeren gri kapaklı tüplere doldurulmuş, sonrasında kan tüplerinin yarısına son etil alkol konsantrasyonu 20 mg/dL ve diğer yarısına son etil alkol konsantrasyonu 50 mg/dL olacak şekilde saf etil alkol ilave edilmiştir. Sonrasında bu tüplere son derişimi 106 CFU/ml olacak şekilde ayrı ayrı Staphylococcus epidermidis, Staphylococcus aureus, Escherichia coli bakterileri eklenmiştir. Tüplerin bir kısmına ise herhangi bir bakteri eklenmemiştir. İçindeki kan etil alkol konsantrasyonu, bakteri çeşit ve derişimleri bilinen kan numuneleri 3 farklı (4, 22 ve 32°C) sıcaklık altında ve 1, 3, 7, 14, 28. günlerde analiz edilmek üzere muhafaza edilmiştir. Analiz günü gelen numunelerin etanol konsantrasyonları HS-GC (Headspace-Gaz Kromatografisi) cihazında analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, 4°C'de muhafaza edilen kan numunelerinin bakteriler ile kontamine olsun ya da olmasın, içerisinde NaF bulunan tüplere alınsın ya da alınmasın, kan etil alkol konsantrasyonunun uzunca bir süre sabit olarak kaldığı; ortam sıcaklığının artığı (22 ve 32°C) durumlarda, özellikle de Escherichia coli bakterisi ile kontamine numunelerde kan etanol konsantrasyonunun ilk günlerde artma, sonrasında azalma ya da sabit kalma eğiliminde olduğu; Staphylococcus epidermidis, Staphylococcus aureus ile kontamine olmuş ya da steril numunelerde ise sıcaklığın artığı durumlarda kan etanol konsantrasyonunun azalma eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca sıcaklık artışıyla orantılı olarak da kan etanol konsantrasyonundaki azalmanın da arttığı değerlendirilmiştir. Çalışmamızda tespit edilen bulguların doğrultusunda etanol konsantrasyonu çalışılacak kan numunelerinin NaF içeren gri kapaklı kan tüplerine alınması gerektiği, transfer sürecinde kesinlikle düşük sıcaklıklarda muhafaza edilmesi ve olabildiğince hızlı bir şekilde analiz edilmesinin doğru olacağı, kan etil alkol düzeyi analiz edilen vakalarda bakteriyel kontaminasyon iddiası var ise; numunelerdeki muhtemel bakteri türünün tespitinin yapılması gerektiği, bu numuneler Escherichia coli ile kontamine ise kan etil alkol sonucunun güvenilmez olduğu, tıbbi ve hukuki yorum yapılmasından kaçınılması gerektiği, ancak Staphylococcus Aureus veya Staphylococcus Epidermidis ile kontamine ise kan etil alkol sonucunun güvenilir olduğu, tıbbi ve hukuki yorum yapılabileceği düşünülmüştür.

Adli tıpAlkollerBakteriler+2
Muhammed Zeyıt Alemdar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kumaş türleri üzerindeki semen lekesi yaşının FT-IR spektroskopi ile tayini

Olay yerinde sıklıkla kan, semen, vajinal sekresyon ve tükürük gibi vücut sıvılarıyla karşılaşılmaktadır. Cinsel saldırı suçlarında ise en güvenilir biyolojik kanıtlardan biri semen lekesidir. Semen lekesinin yaş tayini hem cinsel saldırıyı doğrulamak, hem şüphelileri tespit etmek, hem de suçun meydana geldiği zaman çerçevesini tahmin etmek için önemli bir rol oynamaktadır. Beş farklı kumaş türü üzerine damlatılan semen lekelerinde 8 haftaya kadar Azaltılmış Toplam Yansıtma-Fourier Dönüşümlü Kızılötesi (ATR-FTIR) Spektroskopisi kullanılarak oluştuğu zamanı belirleyebilmek için bir yöntem geliştirmek amaçlanmıştır. Temel bileşen analizi (PCA) ve kısmi en küçük kareler regresyonu (PLSR) kullanılarak oluşturulan modellerde yüksek R2 değerleri ve düşük kök-ortalama-kare hatası (RMSE) elde edilmiştir. Modellemede kumaş türlerine göre değişmekle birlikte 0-3 gün aralığında 0,18-0,32 gün arasında, 3-7 gün aralığında 0,56-1 gün arasında, 1-4 hafta aralığında 2,66-3,96 gün arasında, 4-8 hafta aralığında 4,74-6,56 gün arasında bir aralık ile yaş tahmininde bulunabildiği görülmüştür. Bu tez çalışmasında, kemometri ile birleştirilen ATR-FTIR spektroskopisinin, spektrumdaki zamana bağlı değişikliklere dayalı olarak farklı kumaş türlerinde insan semen lekelerinin yaşını tahmin etmek için etkili bir yöntem olabileceği gösterilmiştir.

Adli tıpKemometrik yöntemLeke+3
Burak Taştekin
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru çocuk olgularda kriter bazlı ifade analizi'ne medikolegal yaklaşım

Çocuğun cinsel istismarı olgularında, çoğunda cinsel istismarı gösterir fiziksel bulgu saptanamadığı durumlarda elimizdeki tek kanıt çocuğun ifadesidir. Çocuğun ifadesinin güvenilirliğini göstermeyi amaçlayan yöntemlerden biri de İfade Geçerlilik Analizidir. Çalışmamızda; cinsel istismara uğradığı iddiası edilen çocukların alınan öykülerine, İfade Geçerlilik Analizinin ana taşı olan Kriter Bazlı İfade Analizinin uygulanabilir olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda örneklememizi; cinsel istismara uğradığı iddiası ile adli makamlar tarafından Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı polikliniğine 15.01.2022-30.10.2022 tarihleri arasında gönderilen 111 çocuk oluşturmaktadır. Prospektif ve kesitsel olan çalışmamızda, çocukların alınan öyküleri Kriter Bazlı İfade Analizi ile değerlendirme sonuçları, çocukların adli tıbbi ve adli psikiyatrik muayene bulguları ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda; fizik muayene, anogenital muayene, laboratuvar tetkiklerinde bulgu olmaksızın Kriter Bazlı İfade Analizinin adli psikiyatrik muayene bulguları ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu, her iki cinsiyette, 7 yaş ve üzeri tüm çocuklarda yüksek doğruluk ve özgüllükle kullanılabilir olduğu sonucuna varıldı.

Adli tıpGüvenilirlik ve geçerlilikÇocuk ihmali+3
Ceren Yıldız Keskin
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geçmişten günümüze adli tıp tarihi

Hukukun ve tıp bilimlerinin ekotonunda bulunan Adli Tıp, bu özelliğinden dolayı fen bilimleri ve sosyal bilimlerin birçok üyesiyle kesişimi bulunan bereketli ve multidisipliner bir alanda çalışır. Başta hukuk ve adli patoloji olmak üzere; adli psikiyatri, adli toksikoloji, adli seroloji, adli balistik, adli trafik, olay yeri inceleme, adli entomoloji, adli antropoloji, adli fotoğrafçılık, adli görüntüleme, adli diş hekimliği, adli vaka kimliklendirilmesi, adli hemşirelik, sağlık hukuku, kriminoloji, adli bilişim gibi pek çok sağlık, fen ve sosyal bilim dalları ile dirsek teması içerisinde olsa da, "Adli Tıp nedir?" sorusuna en güzel cevaplar Sir Sidney Smith ve Behçet Tahsin KAMAY tarafından verilmiştir: "Adli Tıp, kanunu tatbik maksadı ile kullanılabilecek tıbbî ve gayri tıbbî, ilmî malûmat topluluğudur." Adli Tıbbın basit ve net tanımları üzerinden giderek bu istikametteki tarih vektörünün başlangıç noktasını Eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerindeki uygulamalara dayandırılabilabilmektedir. Her iki Adli Tıp tanımda da ortak noktalar; bir hukuk otoritesinin varlığı ve onun bilirkişiliğine ihtiyaç duyduğu bir tıp görüşü ihtiyacını gideren uzman kişi yorumu olmakla birlikte gözden kaçmaması gereken bir diğer husus ise, Adli Tıp uygulamalarının çerçevesini esasen hukukun belirlediği gerçeğidir. Bundandır ki dünyadaki büyük hukuk sistemleri arasındaki büyük farklılardan (Kıta Avrupası ve Anglosakson Hukuk Sistemleri gibi) tutun aynı hukuk sistemi kümesinde yer alan ayrı devletlerin dahi Adli Tıp uygulamalarında farklılıklar göze çarpar.

Adli bilimlerAdli tıpBilirkişi+4
Ebubekir Çetin
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar girişimi nedeniyle niğde ömer halisdemir üniversitesi eğitim ve araştırma hastanesi'ne başvuran zehirlenme olgularının geriye dönük olarak değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: İntihar, kişinin yaşamına son verme amacıyla kasıtlı olarak yapmış olduğu, amacına ulaşma açısından başarı ile sonuçlanmış olan eylemdir. Söz konusu eylemin başarısız olması hali, intihar girişimi olarak adlandırılır. WHO verilerine göre meydana gelen ölümlerin tamamının %2'lik kısmını intihar vakaları oluşturmakta, dünyada her sene 1 milyondan fazla insan intihar sonucu hayatını kaybetmektedir. Bu yönüyle intihar, adli boyutu olan ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Yapacağımız araştırmada zehirlenme yoluyla intihar girişiminde bulunmuş olan olguların bu davranışları ile kişilerin sahip oldukları sosyodemografik özellikler ve adli-tıbbi durumlar arasındaki ilişkilerin geriye dönük olarak değerlendirilmesi ve literatüre katkı sağlamak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 01/01/2019 ile 30/06/2023 tarihleri arasında intihar girişimi nedeniyle Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran 214 zehirlenme olgusu çalışmaya dahil edilmiştir. Sonraki süreçte Adli Tıp Anabilim Dalımız tarafından kati rapor düzenlenmiş olan 214 zehirlenme olgusunun özellikleri geriye dönük olarak incelenmiştir. Bulgular: Vakaların 157 tanesi (%73.4) kadın cinsiyetiydi. 57 vaka (%26.6) erkek cinsiyetiydi. Olguların yaş ortalaması 26.7 ± 12.4 idi. Vakalarımızın 61 tanesi (%28.5) pediatrik olguydu. Olgularımızın 116 tanesi (%54.2) bekardı. 20 olgunun ise (%9.3) eşinden ayrıldığı veya eşinin vefat ettiği bulundu. Eğitim durumlarına göre değerlendirildiğinde, sadece 8 olgumuzun üniversite mezunu olduğunu tespit ettik. Olgularımızda ilaç olarak en sık NSAİ grubu ve antidepresan ilaçlarla intihar girişimi olduğu görüldü. Olgularımızın özgeçmişlerinde psikiyatrik hastalık olarak en sık anksiyete bozukluğu tanısı mevcuttu. İntihar girişimi nedeniyle hastanemiz acil servisine başvuran zehirlenme olgularına yönelik acil servis hekimi tarafından düzenlenmiş olan genel adli muayene raporları incelendi. 43 olguda (%20.1) söz konusu zehirlenmenin kişide hayati tehlikeye yol açmadığı şeklinde karar verildiği, 142 olguda (%66.4) hayati tehlikenin mevcut olduğu şeklinde karar verildiği görüldü. 29 olguda (%13.6) ise kişide hayati tehlikenin mevcut olup olmadığı konusunda herhangi bir görüş bildirilmediği tespit edildi. Sonuç: İntihar girişiminin tıbbi özgeçmiş ve demografik özellikler gibi birçok değişken ile ilişkili olduğunu, bu nedenle intihar amaçlı zehirlenme girişimlerinin sosyal, tıbbi ve adli boyutlar başta olmak üzere çok yönlü olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Hekimlerin zehirlenme vakaları konusunda pozitif defansif tıp ve negatif defansif tıp uygulamalarına sıklıkla başvurduğu kanaatindeyiz. Zehirlenme vakalarının tıbbi yönünün haricinde, bütün zehirlenme olgularının adli vaka kapsamına girdiği unutulmamalıdır. Bu nedenle bu vakaların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle acil servislerde görev yapan hekimlerimizin adli tıbbi konularda yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanaatindeyiz. Bu eksikliklerin mezuniyet sonrası eğitimlerle ve branşlar arası iletişimin kuvvetlendirilmesi ile giderilebileceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: intihar, adli rapor, intoksikasyon, adli tıp, acil servis.

Ömer Faruk Cangüven
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2015-2021 yılları arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp fakültesi adli Tıp Anabilim dalı'nda kolposkop eşliğinde cinsel saldırı/istismar muayenesi yapılan olguların değerlendirilmesi

Amaç: Bu kesitsel çalışmada, Şubat 2015 ile Aralık 2021 tarihleri arasında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Polikliniğine cinsel saldırı/istismar veya cinsel taciz iddiası nedeniyle muayeneye gönderilen olgulara ait sosyodemografik özellikler, muayene bulguları ve kolposkopik değerlendirme sonucu elde edilen makroskopik bulgularının literatür eşliğinde ve hukuki boyutları ile tartışılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada 430 olgu cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı veya cinsel taciz iddiası/şüphesi ile muayene edilmek üzere bölümümüze gönderilmiş olup 4'ü muayeneyi kabul etmediğinden değerlendirmeye dahil edilmemiştir. Cinsel saldırı muayenesi yapılan 426 olgunun 9'u farklı olaylardan dolayı farklı zamanlarda 2 defa muayene edilmiş, 1'i farklı olaylardan dolayı farklı zamanlarda 3 defa muayene edilmiş olup ayrı olgular olarak değerlendirildi. Veriler istatistik programı ile analiz edildi. Bulgular: Olguların %78,7'sinin (n=344) kadın, %21,3'ünün (n=93) erkek olduğu, kadınların %64,2'sinin (n=221), erkeklerin %92,5'inin (n=86) bekar olduğu, olguların yaş ortalamasının 20,87±11,43 olduğu, kadın olguların %25'inin (n=86), erkek olguların %65,6'sının (n=61) 15 yaş altı olduğu, %93,8'i (n=410) olmak üzere en fazla soruşturma aşamasında muayeneye gönderildiği, %38,7'sinin (n=169) olaydan sonra 2-10 gün içinde muayeneye geldiği, iddia edilen olaydaki kişi veya kişiler kadın olgular tarafından %33,7'si (n=116) tanıdık, erkek olgular tarafından %61,3'ü (n=57) tanıdık olarak belirtildiği, kadın olguların %92,2'sinde (n=317), erkek olguların %97,8'inde (n=91) iddia edilen olaydan önce herhangi bir madde kullanım öyküsü olmadığı, olguların %72,3'ü (n=316) olmak üzere en fazla vücuda organ veya sair cisim sokulması şeklinde cinsel saldırı/istismar iddiası ile muayeneye geldiği saptandı. Sonuç: Cinsel saldırı, çocuğun cinsel istismarı veya cinsel taciz iddiaları adli, sosyal ve tıp açısından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu olgularda iç ve dış beden muayenesi, numune alınması cinsel saldırı/istismar iddialarını aydınlatılması ve hukuki sürecin doğru yönlendirilip sonuçlandırılması açısından büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, cinsel saldırı, ensest

Cinsel istismarCinsel saldırı suçuCinsel şiddet+3
Sevilay Saraçoğlu
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Balıkesir tabip odasına 1991-2022 yılları arasındabaşvurusu yapılmış 'tıbbi uygulama hatası' iddialarınıiçeren dosyaların medikolegal değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Tıbbi uygulama hataları sağlık mesleği mensuplarının tıbbi uygulamaya dair bir kusurunun bulunması durumunda ortaya çıkan, genellikle hekim ve hasta özneleri etrafında şekillenen çok boyutlu bir konudur. Dünyada ve ülkemizde birçok farklı sebeple sıklığı artan bir şekilde gündeme gelmekte ve tartışılmaktadır. Teknolojinin gelişmesi, bilgi birikimi, değişen iletişim teknolojileri ile birlikte farklı kültürlerin daha hızlı kaynaşması, daha önce yapılmayan işlemlerin yapılır hale gelmesi gibi sebepler bu duruma gerekçe olarak gösterilebilir. Bu perspektifte değerlendirilecek olursak tıbbi uygulama hatalarının; sıklığının artması, değişen ve gelişen dünya düzeni içinde farklı şekillerde toplumsal yansımalarının görülmesi, ülkemizde konu ile ilgili bir yasanın ya da düzenlemenin de olmadığı göz önüne alındığında, yeni ve farklı yaklaşımları değerlendirmeyi, medikolegal olarak olabildiğince farklı boyutları ile ele almayı daha anlamlı kılmaktadır. Bu çalışmada, geçmişten günümüze 30 yıllık bir arşiv taraması yapılarak tıbbi uygulama hatalarının medikolegal incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 1991-2022 yılları arasında Balıkesir Tabip Odası tarafından tıbbi uygulama hatası iddiası üzerine medikolegal değerlendirmeye alınmış dosyalar retrospektif olarak incelenmiştir. Demografik veriler ile birlikte iddiaya konu sağlık kuruluşu, klinik birim, tıbbi uygulama hatası iddiasının konuları, tıbbi uygulama hatasının aşaması, tıbbi uygulama hatası olup olmadığı, tabip odasına yapılan başvuru şekli, tabip odası tarafından atanan bilirkişinin görüşü, onur kurulunun görüşü, Türk Tabipleri Birliği Yüksek Onur Kurulu görüşü ve görüşler arasındaki uyuma ilişkin bilgiler elde edilmiştir. Veriler arasındaki ilişki IBM SPSS V23 programı ile analiz edildi. Bulgular: 116 olgu değerlendirildi. Olguların %51,7'sinin(60) kadın, yaş ortalamasının 35,45 (±25) olduğu görüldü. Olguların büyük çoğunluğunun (%64,7) özel sağlık kuruluşlarına başvurduğu ve cerrahi branşlara yapılan başvuruların (%57,8) daha yaygın olduğunu görüldü. İddiaya konu olan klinik birimlere başvurularda, en sık başvurunun kadın hastalıkları ve doğum birimine (%19) yapıldığı, iddiaya konu klinikte uygulanan tedavi yöntemlerinde ise en sık tercih edilen yöntemin ilaç tedavisi (%35,3) olduğu, ardından cerrahi operasyonların (%19,8) geldiği görüldü. Tıbbi uygulama hatası iddiasının konularında, tanı ve tedavi hataları (%19,8) ve ardından eşit sıklıkta tanı hataları (%19) ile tedavi ve izlem hatalarının (%19) raporlandığı görüldü. Tıbbi uygulama hatasının aşamasına baktığımızda, çoğunlukla tıbbi uygulama hatasının olmadığı (%84,5) ve özen ve dikkat eksikliği (%4,3), tanı hatalarının (%2,6) da rapor edildiği görüldü. 3 farklı kurul tarafından incelenen sonuçlar değerlendirildiğinde kurullar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda uluslararası ve ulusal literatüre de paralel olarak cerrahi branşların tıbbi uygulama hatası iddiasına daha sık konu olduğu ve en sık konu olan branşın kadın hastalıkları ve doğum branşı olduğu bulunmuştur. Tıbbi uygulama hatalarıyla ilgili dava açılan vakaların bir kısmı suçlanan hekimler için ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Uluslararası araştırmalar tıbbi hataların defansif tıp davranışlarına yol açabileceğini ve bu durumun tıbbi uygulama hatası konusunda paradoksik bir hale gelebileceğini göstermektedir. Bu nedenle, tıbbi uygulama hatalarının uzmanlar tarafından detaylı bir şekilde incelenmesi ve değerlendirilmesi, multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması önemlidir. Sonuç olarak, ülkemizde tıbbi uygulama hatası iddialarında yasal çerçevenin netleştirilmesi gereklidir. Ayrıca mesleki tecrübeye sahip hekimlerin yer aldığı kurullarca değerlendirilen tıbbi uygulama hatalarının hem hekimler hem de hastalar açısından bir güvence olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Tıbbi uygulama hatası, tabip odası, adli tıp, defansif tıp

Naim Anıl Altınöz
Balıkesir University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaralanmalı motosiklet kazası nedeniyle başvuran olguların sosyo-demografik, bireysel ve çevresel özelliklerinin adli tıp açısından değerlendirilmesi ve maluliyet oranına etkisi

YARALANMALI MOTOSİKLET KAZASI NEDENİYLE BAŞVURAN OLGULARIN SOSYODEMOGRAFİK, BİREYSEL VE ÇEVRESEL ÖZELLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE MALULİYET ORANINA ETKİSİ Giriş ve Amaç: Motosikletlerin, otomobiller gibi sürücü ve yolcuyu koruyucu bir yapısının olmaması, yaralanmalı kaza ihtimalini arttırmıştır. Motosiklet kazalarında çevresel ve sürücü faktörleri kazanın oluşumunu daha çok etkilemektedir. Motosiklet sürücüleri trafik kazalarında mil başına araç içinde olanlara kıyasla 32 kat daha fazla ölüm ve altı kat daha fazla yaralanma riskine sahiptir. Bu çalışmada yaralanmalı motosiklet kazası olguları değerlendirilmiş, kişide oluşan yaralanmaların sosyodemografik özellikler, ekipman kullanımı gibi bireysel özellikler ile kaza oluş şekli, yol tipi, kaza sırasındaki hava durumu gibi çevresel özellikler arasında oluşan ilişkinin irdelenmesi, bireysel ve çevresel özelliklerin kişide oluşan maluliyet oranıyla ilişkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, ileriye yönelik kesitsel tipte ve ele geçenden örnekleme yöntemiyle, Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilimdalı'na 01.07.2023-31.12.2023 tarihleri arasında maluliyet raporu almak için başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve motosiklet kazası geçiren 200 olguya anabilim dalı polikliniğinde yüz yüze anket uygulanarak yapılmıştır. Araştırmada olguların motosiklet kazası sonrası oluşan maluliyet oranları 20.02.2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik"e ekli cetvelleri kullanılarak hesaplandı. Kategorik değişkenlerin yüzdelerinin karşılaştırılması amacıyla Ki-Kare testi kullanıldı ve p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: 200 katılımcının 16'sı kadın (%8), 184'ü (%92) erkektir. Tüm olguların yaş ortalaması 30,675±13,422 olduğu görülmüştür. Kadın olgularda yaş ortalaması 35,56 iken, erkek olgularda yaş ortalaması 30,25 olarak tespit edilmiştir. Olgular yirmişerli yaş gruplarına göre incelendiğinde sayıca en fazla grubun aktif çağ olan 20-39 yaş grubu (%56,5) olduğu saptanmıştır. Olguların %62'sinin (n=124) ise tek başına veya diğer ekipmanlarla ile birlikte kask kullandığı saptanmıştır. Olgular ekstremite yaralanma bölgesi açısından değerlendirildiğinde ilk iki sırada %23 (n=46) ile sadece sağ alt ekstremite ve %23 (n=46) ile sadece sol alt ekstremite yaralanması olan olguların olduğu görüldü. Yaralanma türüne göre ekstremitelerde kemik kırığı ise toplamda 200 olgunun 163'ünde görülmüştür. Kadın olguların hız ortalaması 35,93 km/sa, erkek olguların hız ortalaması ise 45,31 km/sa olarak saptanmıştır. Olguların en sık %67,5 (n=135) ile ulaşım nedenli kullanımı olduğu saptanmıştır. Tüm olguların %49,5'i (n=99) cerrahi tedavi görmüştür. Tüm olguların maluliyet oranı ortalaması %14,27 olarak bulunmuştur. Erkek olgularda kadın olgulara göre maluliyet oranı anlamlı derece yüksek olarak saptandı. Yaş grupları bakımından maluliyet oranları dikkate alındığında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Yaş arttıkça maluliyet oranın yaş arttıkça yükselme eğiliminde olduğu gözlenmiştir. Cerrahi tedavi görenlerde, konservatif tedavi görenlere nazaran maluliyet oranının anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. En az iki ekstremite yaralanması geçiren olgularda, ekstremite yaralanması geçirmeyen olgulara göre maluliyet oranlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Yaralanma türüne göre değerlendirildiğinde büyük damar/sinir yaralanması geçirenlerde maluliyet oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. BMI, hız, kullanım amacı, kaza yeri, kaza türü, hava durumu, ekipman kullanımı, motor hacmi, ehliyet durumu, kaza sırasında konum parametlerine göre maluliyet oranı bakımından istatistiksel bir fark tespit edilmemiştir. Tartışma ve Sonuç: Ekstremite yaralanmaları ise kişide genellikle hayati tehlike oluşturmamakta ancak kişide kalıcı bir araz yani maluliyet bırakmaktadır. Bu yüzden güvenlik ekipmanını sadece kask ile sınırlandırılmayıp tüm vücudu koruyan ekipmanları kullanılmalıdır. Çalışmamızda ekipman kullanımı ve hız tek başına maluliyet oranı ile istatiksel anlamlı bir şekilde ilişkili olmasa da bu iki durum motosiklet kazalarında doğrudan mortalite ve morbitideyle ilişkilidir. Yapılan tedavinin başarısı, sonrasında görülen rehabilitasyon süreci ve kişinin fizyolojik iyileşme durumunun bir kimsede oluşan maluliyeti etkilediği sonucu çıkarılabilir. Anahtar Kelimeler: Motosiklet Kazası, Maluliyet, Güvenlik Ekipmanı.

Yılmaz Onur Yücesan
Balıkesir University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2019-2024 yılları arasında Balıkesir Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından omurga yaralanmalarına yönelik "Erişkinler için Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik"e göre düzenlenen raporların "yaralanma modeli" ve "eklem hareket açıklığı modeli"ne göre değerlendirilmesi

Travma sonrası kişilerde oluşan kalıcı hasarlara bağlı maluliyet değerlendirilmesi Adli Tıp uygulamalarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Düzenlenen maluliyet raporlarının büyük bir kısmı, 20.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren "Erişkinler için Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik" ve eklerine uygun olarak tanzim edilmektedir. İlgili yönetmelikte omurga yaralanmalarına yönelik maluliyet oran tayininde "Yaralanma Modeli" ve "Eklem Hareket Açıklığı Modeli" kullanılarak raporlama yapılabileceği belirtilmektedir. Çalışmamızda 2019-2024 yılları arasında anabilim dalımızca omurga yaralanmasına yönelik rapor düzenlenen olguların "Erişkinler için Engellilik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik" ve eklerine uygun olarak maluliyet oranlarının değerlendirilmesi ve "Yaralanma Modeli" ve "Eklem Hareket Açıklığı Modeli" karşılaştırılması yapılarak farklılıkların ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 2019-2024 yılları arasında Balıkesir Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından trafik kazasına bağlı omurga yaralanması sonucu rapor tanzim edilen 723 olgu ele alındı. Olguların demografik özellikleri, yaralanmanın verileri ve maluliyet oranları incelenerek istatistiksel analizi yapıldı. Çalışmamıza dahil edilen 723 olgunun 417'sinin (%57,68) erkek, 306'sının (%42,32) kadın cinsiyette olduğu saptanmıştır. Olguların ortalama yaşının 41±14,87 olduğu saptanmıştır. Omurgalardaki kırık ve yaralanma türleri arasında arka eleman kırıklarının 254 vaka (%35,13) ile ilk sırada olduğu görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen 723 olgu için ortalama maluliyet oranının %14,74±9,07 olduğu saptanmıştır. Omurlarda çoklu bölge yaralanmaları, sinir hasarı varlığı, belirgin yükseklik kaybı olması maluliyet oranındaki artışı en çok etkileyen risk faktörleridir. Eklem hareket açıklığı (EHA) modelinin kullanıldığı vakalarda ortalama maluliyet oranlarının daha yüksek olması, değerlendirme metodolojisinin standardizasyonunun önemini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Engellilik, Omurga Yaralanmaları, Maluliyet, Adli Tıp

Meksel Cengiz
Balıkesir University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli Tıp Kurumu Bursa Grup Başkanlığında 2019-2023 yılları arasında otopsisi yapılan ateşli silah yaralanmalarına bağlı ölümlerin değerlendirilmesi

Ateşli silah yaralanmaları, dünya genelinde her yıl binlerce kişinin ölümüne neden olan ve toplum güvenliğini tehdit eden önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bu ölümlerle ilgili medikolegal incelemeler yapılmakta; ölüm sebebi, atış mesafesi ve kullanılan silahın türü gibi parametreler değerlendirilerek olayın niteliği ve ölümün gerçekleşme şekli analiz edilmektedir. Çalışmamız, Bursa Adli Tıp Grup Başkanlığında 2019-2023 yılları arasında otopsisi yapılan ateşli silah yaralanmasına bağlı ölümleri literatür eşliğinde değerlendirerek, toplumsal farkındalık oluşturmayı ve bu ölümlerle ilgili çözüm yollarını tartışmayı amaçlamaktadır. Çalışmamızda ateşli silah yaralanmasına bağlı 325 ölüm olgusunun otopsi raporları retrospektif olarak incelenmiş; yaş, cinsiyet, olay yeri, lezyon yeri, atış mesafesi, girişçıkış delik sayısı, yaralanan organ, ek yaralanmalar, kullanılan silah türü, toksikolojik incelemeler gibi parametreler değerlendirilmiş ve elde edilen veriler SPSS 26.0 programına işlenerek grafik ve tablolar düzenlenmiştir. 325 olgunun %87'si erkek, %13'ü kadındır. Yaş ortalaması 36,63±15,28'dir. Ölümlerin %41,2'si hastanede, %24'ü evde gerçekleşmiştir. En sık ölümler yaz aylarında meydana gelmiştir. Olguların %94,2'sinde tabanca, %5,5'inde av tüfeği kullanılmıştır. Atışların büyük çoğunluğu bitişik atış mesafesinden yapılmıştır. En yaygın yaralanma bölgeleri baş ve göğüs olmuştur. Olguların %16'sında uyutucu-uyuşturucu ve uyarıcı maddelerden en az biri tespit edilmiştir. Ateşli silahların yaygınlaşmasının başlıca nedenleri arasında güvenlik sorunları, yasa dışı silah ticareti, sosyoekonomik faktörler ve yetersiz eğitim gelmektedir. Bu sorunun önüne geçebilmek için bireysel silahlanmanın denetlenmesi, yasa dışı silah ticaretiyle etkin bir şekilde mücadele edilmesi, toplumda silah kullanımının riskleri konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapılması gerekmektedir. Bu önlemler, ateşli silahlarla ilgili ölümleri azaltarak toplumsal güvenliği artırmaya katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Adli Tıp, Ateşli Silah Yaralanması, Atış Mesafesi, Otopsi

Zeynep Doğan
Balıkesir University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Distal tibia ve kalkaneus epifizinin adli yaş tahmininde uygulanabilirliğinin manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Amaç: Adli tıp uygulamalarında ilk aşama kimlik teşhisidir. Kimlik teşhisinin de en önemli aşaması yaş tahminidir. Günümüzde radyasyon içermeyen yöntemlerle yaş tahminine yönelik araştırmalar giderek artmakta ve uygulamada daha fazla tercih edilmeye başlamıştır. Bu çalışmanın amacı 8-25 yaş arası bireylerin ayak ve ayak bileği manyetik rezonans görüntülerinin incelenerek, daha önce başka kemik bölgeleri için kullanılabilir olduğu gösterilmiş Vieth ve Dedouit evreleme yöntemlerinin distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi için uygulanabilirliğinin araştırılması ve fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2010- Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak ayak bileği manyetik rezonans görüntülemesi (1.5 Tesla) yaptıran 8-25 yaş bireylerin görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kriterlerimize uyan 342 bireyin 172'si erkek 169'u kadındır. Distal tibia epifizi ve kalkaneus apofizi Vieth ve Dedouit sınıflandırmasına göre değerlendirilmiştir. Distal tibia ve kalkaneus fizis kıkırdağı kalınlıkları da ölçülerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; distal tibia Dedouit sınıflandırmasına göre Evre 3-4-5 Vieth'e göre Evre 4-5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 12 yaş üzerinde olduğu, Dedouit'e göre Evre 4-5 Vieth'e göre Evre 5-6 olan tüm bireylerin cinsiyet fark etmeksizin 15 yaş üzerinde olduğu ve Dedouit'e göre Evre 5 Vieth'e göre Evre 6 olan tüm erkek bireylerin 18 yaş üzerinde olduğu tespit edildi. Kalkaneus evreleri Dedouit'e göre Evre 1-2-3 Vieth'e göre Evre 2-3-4 olan erkeklerin tamamının 18 yaşın altında, kadınların ise 15 yaşın altında olduğu tespit edilmiştir. Distal tibia için belirlenen kesme değerlerinin pozitif olabilirlik oranları <12 Kadın (OO+:18,6) ve <15 Kadın (OO+: 34,42) gruplarında 10'un üzerinde ve testin geçerliliğinin yüksek olduğu, <15 Erkek grubunda geçerliliğin orta düzeyde, diğer gruplarda ise yeterli düzeyde olduğu tespit edildi. 18 yaş üzerinde olan kişilerden ROC analizi için yeterli sayıda ölçüm olmadığı için kalkaneus fizis kalınlığı sadece <12 ve <15 yaş grupları için değerlendirilmiştir. Kesme noktaları distal tibiaya kıyasla daha ince idi. <12 erkeklerde olabilirlik oranı 3,76 ile en düşük değerdi ve tüm gruplarda kalkaneus fizis kalınlığının adli yaş tahmininde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Adli yaş tahmininde multidisipliner bir değerlendirme ile birden fazla yöntem kullanmak hata payını en aza indirir. Ayak bileği MRG kesitleri de adli yaş tahmininde kullanılabilir olarak görünmektedir. Hem yaş ortalamaları hem de minimum maksimum yaş konseptine göre mevcut çalışmada kayda değer sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca mevcut çalışmada büyüme plağı kalınlığının da ölçülerek adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine yönelik analizlerde fizis kalınlığının 12, 15 ve 18 yaş sınırlarının değerlendirilmesinde ümit vadeden bir teknik olabileceği gösterilmiştir. Ancak sosyoekonomik düzey, boy-kilo, demografik özellik verilerinin daha ayrıntılı olarak değerlendirildiği daha yüksek örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar sözcükler: Adli yaş tahmini, manyetik rezonans görüntüleme, Vieth metodu, Dedouit metodu, kimliklendirme.

Adli bilimlerAdli tıpEpifiz bezi+6
Hilal Tokgöz
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaş tayininde 3-4-5 servikal vertebranın direkt grafi ile değerlendirilmesi

Amaç: Adli tıbbın önemli çalışma alanlarından birisi kimlik tespitidir. Tıbbi kimliğin belirlenmesinde önemli basamaklardan biri ise yaş tayinidir. Uygulamada yaygın olarak el-el bilek grafisi kullanılmaktadır. Ancak son yıllarda farklı metotlarla kemik yaşı tayin etmeye yönelik çalışmalar artmaktadır. Bu çalışmanın amacı 5-18 yaş arası bireylerin lateral servikal grafi görüntüleri üzerinde metrik ölçüm ve orantılar yapılarak yaş tahmininde kullanılacak bir regresyon formülünün oluşturulması ve Bacetti evreleme sistemiyle servikal vertebra olgunlaşma aşamalarının adli yaş tahmininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2016 – Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak lateral servikal grafi çekimi yapılan 5-18 yaş bireylerin görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Her yaş grubundan 15 kız 15 erkek toplam 30 kişi olmak üzere 420 birey çalışmaya dahil edilmiştir. 3-4-5 servikal vertebra gövdelerinin ön-arka kenar yüksekliği, diagonal çapı, konkavite derinliği ve ön-arka uzunluğu ölçümü yapılmış ve oranlar değerlendirilmiştir. Servikal vertebra olgunlaşma aşamaları ise Bacetti metoduna göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; servikal vertebra kemik yaşını gösterir bir regresyon formülü oluşturduk. Erkeklerin yaşı = -6,471+ (7,004 x AH3/PH3) + (20,665 x CONC3/AP3) + (9,676 x AH4/PH4)) + (7,483 x AH5/DH5 ) Kızların yaşı = -6,397+ (6,726 x AH3/PH3) + (9,710 x AH4/PH4) + (7,559 x AH5/DH5) + (17,342 x CONC4/AP4 ) 3-4-5 servikal vertebralar için konkavite varlığı-yokluğu şeklindeki değerlendirmemizde üç vertebrada da konkavitenin olmadığı en yüksek yaş 7, üç vertebrada da konkavitenin olduğu en erken yaş 15 olarak tespit edildi. Bacetti'nin 5 evreli sistemine göre Evre 2 -3 bireylerin 7 yaş üzerinde, Evre 4 bireylerin 11 yaş üzerinde, Evre 5 bireylerin 12 yaş üzerinde olduğu, Evre 1 bireylerin 14 yaş altı, Evre 2 bireylerin 15 yaşın altında olduğu, tüm evrelere kızların erkeklerden daha önce ulaştığı, servikal vertebra gelişiminin kronolojik yaşla uyumlu olduğu ve adli yaş tahmininde kullanılabilir olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Adli yaş tahmininde çalışma yöntemleri arttıkça ve birden fazla yöntem birlikte değerlendirildiğinde daha doğru sonuçlar elde edilir. Servikal vertebra gelişim evreleri ister kalitatif ister kantitatif ölçüm yöntemleriyle adli yaş tahmininde kullanılabilir olarak görünmektedir. Ancak Türk toplumu için geliştirilen modelde sosyoekonomik düzey, boy- kilo, demografik özellik verilerinin daha ayrıntılı olarak değerlendirildiği daha yüksek örneklem büyüklüğüne sahip prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Adli yaş tahmini, servikal vertebra, Bacetti metodu

Adli bilimlerAdli tıpOmurga+2
Murat Başarır
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde çocuk istismarı ve ihmali bilgi ve farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma; çocuk istismarı ve ihmalinin tanınmasında ve önlenmesinde meslek hayatları boyunca önemli görevler üstlenecek olan tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik bilgi ve farkındalık düzeyi ile ilişkili olabilecek faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu çalışma Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenim gören son sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada 16 soruluk sosyodemografik veri anketi, öğrencilerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla "Çocuk İstismarı ve İhmali Bilgi Testi (ÇİİB-T)" ve farkındalık durumlarını belirlemek için de "Çocuk İstismarı ve İhmali Farkındalık Ölçeği (ÇİİF-Ö)" kullanılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 25.0 (IBM Corporation, Armonk, NY, USA) paket programında yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 174'ü (%58.0) kadın, 126'sı (%42,0) erkek 300 tıp fakültesi son sınıf öğrencisi katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 248'i (%82,7) çocuk istismarı ve ihmali konusunda eğitim aldığını belirtmiş olup %97,6 (n=242) ile en çok üniversite öğrenimi sırasında eğitim aldıklarını ifade ettikleri görülmüştür. Seminer, konferans, sempozyum vb. aktiviteler yolu ile eğitim aldığını ifade edenlerin oranı sadece %11,7 (n=29) iken dergi, makale vb. ile eğitim aldığını belirtenlerin oranının ise %7,3 (n= 18) olduğu görülmüştür. Konu ile ilgili kendini ne kadar yeterli bulduğu ile ilgili soruda öğrenciler genel olarak (%52,0) kendini kısmen yeterli bulmuştur. Çok yeterli ve yeterli bulma oranları ise sadece %22 olmuştur. Öğrencilerin %88,7'si (n=266) konu ile ilgili daha fazla bilgilenme gereksinimi duyduğunu belirtmiştir. Katılımcıların 97'sinin (%32,3) istismar veya ihmale uğramış bir çocukla karşılaştığını belirttiği görülmüştür. Öğrencilerin ÇİİF-Ö toplam medyan puanı 83 iken ÇİİB-T'den elde edilen medyan doğru yanıt sayısı ise 36 bulunmuştur. ÇİİF-Ö puanları ile ÇİİB-T'de verilen doğru yanıt sayıları arasındaki ilişki anlamlı olarak tespit edilmiş olup konuya yönelik farkındalığı yüksek olan öğrencilerin bilgisinin de daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre hem ÇİİB-T'de hem de ÇİİF-Ö'de anlamlı seviyede yüksek puan aldıkları tespit edilmiştir (p=0,003 ve p<0,001). Ayrıca bilgilenme gereksinimi duymayanlara göre bilgilenme gereksinimi duyanların da ÇİİB-T doğru yanıt sayıları istatistiksel anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p=0,010). Sonuç: İki ayrı güncel ölçek ile öğrencilerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeyi ve farkındalıklarının tespitini ve ilişkili olabilecek faktörleri belirlemeyi amaç edinen çalışmamız, bilgi ve farkındalık arasında anlamlı ilişki olduğunu belirlemiştir. Öğrencilerin bilgi düzeyi arttıkça konu ile ilgili farkındalıklarının da yüksek olduğunun tespiti eğitimin önemini bir kez daha vurgulamış olup farkındalığı fazla olan öğrencilerin bilgi elde etmek için daha fazla çaba sarf ettiğini de düşündürmüştür. Tıp fakültesi öğrencilerinin mesleğe adım attıklarında çocuk istismarı ve ihmali kapsamında etkili ve doğru adımlar atabilmeleri için özellikle müfredat dışında da sempozyum, konferans vb. aktiviteler ile farkındalıklarını ve bilgi düzeylerini arttırmaları için yapılacak desteklerin faydalı olacağı açıktır. Anahtar Kelimeler: Çocuk istismarı, çocuk ihmali, tıp fakültesi öğrencisi, bilgi düzeyi, farkındalık

Bilgi düzeyiFarkındalıkÇocuk ihmali+2
Büşra Çelik Arslan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin türk toplumunda oksipital kemikte belirlediğimiz morfolojik noktaların bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden yapılan ölçümlerinin cinsiyet ile korelasyonu

Amaç: Adli tıp uygulamalarında ilk aşama kimlik teşhisidir. Kimlik teşhisinin de en önemli aşaması ise cinsiyet tayinidir. Günümüzde DNA analizi kullanılarak %100 kesinlik ile cinsiyet tahmini yapılması mümkündür. Ancak DNA analiz yöntemlerinin kullanılamadığı veya ulaşılabilir olmadığı durumlarda adli antropolojik yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; cinsiyet tayininde 18-65 yaş arası yetişkinlerin kranial BT kesitlerinin incelenerek oksipital kemiğe ait İOU, LOU, LİU, OKU, OKG, EOPD, AMU, FMU ve FMG ölçümlerinin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2010- Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalına başvurarak kranial BT görüntülemesi yaptıran 18-65 yaş bireylerin görüntüleri 3B retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışma kriterlerimize uyan 384 bireyin 192' si erkek 192' si kadındır. İOU, LOU, LİU, OKU, OKG, EOPD, AMU, FMU ve FMG ölçümleri lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızın sonucuna göre; 9 farklı ölçüm yapılmış ve cinsiyet tayininde bu ölçümlerden 4' ünün en anlamlı sonuç verdiği saptanmıştır. 9 ölçüm bir arada değerlendirildiğinde kadın cinsiyetini saptamada %82.8, erkek cinsiyetini saptamada %80.1 oranında başarılı olduğu belirlendi. En anlamlı 4 ölçüm olan FMG, OKU, OKG, EOPD ölçümleri beraber değerlendirildiğinde erkek cinsiyetini saptamada %79.1, kadın cinsiyetini saptamada %83.3 oranında başarılı olduğu belirlendi. 9 ölçümde genel olarak %81.5 başarı oranına karşılık 4 ölçüm kullanılarak elde edilen %81.2 genel başarı oranı elde edilmiştir. Sonuç: Oksipital kemikteki FMG, OKU, OKG ve EOPD ölçümlerinin cinsiyet tayininde kullanılabilir olduğunu söyleyebiliriz. Bu veriler ışığında bulduğumuz sonuçların Adli Tıp alanında yapılacak çalışmalara yardımcı olabileceğini düşünebiliriz. Sonuçlarımızın başarılı olduğu gözlenmesine rağmen cinsiyetler arası dimorfizmin coğrafi bölgelere göre farklılık göstermesi nedeniyle daha büyük popülasyonların dahil edildiği daha yüksek örneklem değerine sahip çalışmalarla ülkemiz için geniş bir veri tabanı oluşturulmasına ihtiyaç vardır.

Adli tıpCinsiyetCinsiyet tayini+4
Esra Arslan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kranial MR görüntülemelerinde sfenooksipital sinkondroz eklemin yaşa göre kapanma derecesinin adli tıbbi yaş tayininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi ve antiepileptik ilaç kullanımının kapanma zamanını etkileyip etkilemediğinin araştırılması

Amaç: Yaş tahmini adli tıp uygulamalarının başında gelen kimliklendirmenin önemli bir parametresidir. Günümüzde radyolojik görüntüleme yöntemleri ile yaş tahmini yapılmasına dayanan çalışmalara ağırlık verilmektedir. Direkt grafilerden daha detaylı görüntü sunan bilgisayarlı tomografi, radyasyon maruziyeti nedeni ile etik olarak sorgulanmakta bu sebeple son zamanlarda manyetik rezonans görüntüleme yöntemi ile yaş tahmini çalışmaları ön plana çıkmaktadır. Sfenooksipital sinkondroz eklem literatürde direkt grafi ve bilgisayarlı tomografi ile birçok kez incelenmiş, manyetik rezonans görüntüleme ile de değerlendirilebileceği bildirilmiştir. Çalışmamızda sfenooksipital sinkondroz eklem manyetik rezonans görüntüler üzerinden değerlendirilmiş ve adli tıbbi yaş tahmininde kullanılabilirliğini sorgulanmıştır. Ayrıca antiepileptik ilaç kullanımını olan bireylerin sağlıklı popülasyondan farklılık gösterip göstermediği de değerlendirilmeye çalışılmıştır. Gereç ve Yöntem: İlgili sfenooksipital sinkondroz eklem bölgesini değerlendirmek için Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından 2015-2021 yılları arasında çekilmiş kranial manyetik rezonans görüntülemeleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Yaş aralığı 8-25 olarak belirlenmiş, dahil edilme kriterlerini sağlayan bireylerin görüntüleri T1 sekansında midsagittal kesitte incelenmiştir. Çalışmaya 562 kadın, 504 erkek olmak üzere toplam 1066 görüntüleme dahil edilmiştir. 1066 görüntülemenin 180 tanesi antiepileptik kullanan olgulara aittir. Sfenooksipital sinkondroz eklemi değerlendirmek için Powell ve Brodie'nin tanımladığı, Bassed ve arkadaşlarının modifiye ettiği 5 evreli tanımlama sistemi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda 5 evreli olarak çalışılan sfenooksipital sinkondroz eklemin kapanması sonucunda elde edilen verilere göre sağlıklı popülasyonda 8 yaşında her iki cinsiyette de eklemin tamamen açık olduğu, ilk kapanma bulgusunun (evre 2) her iki cinsiyette de 9 yaşında görüldüğü, kadınlarda en geç 16, erkeklerde 19 yaşında eklemin tamamen açık (evre 1) görüldüğü, yarım kapanmayı temsil eden evre 3'ün kadınlarda 11-17 yaşları arasında, erkeklerde 12-17 yaşları arasında görüldüğü, en erken tam kapanmanın (evre 4) kadınlarda 12, erkeklerde 13 yaşında görüldüğü, kadınlarda 18 yaş ve üzerinde, erkeklerde 20 yaş ve üzerinde bütün olgularda eklemin tamamen kapalı (evre 4 ve 5) olduğu tespit edilmiştir. Antiepileptik ilaç kullanımı olan grupta ise her iki cinsiyette 8-10 yaşlarında eklemin tamamen açık (evre 1) olduğu, ilk kapanma bulgusunun (evre 2) kadınlar ve erkeklerde 11 yaşında görüldüğü, hala açık (evre 3) en geç yaşın kadınlarda 17, erkeklerde 18 yaş olduğu, kadınlarda 18 yaş ve üzerinde eklemin tamamen kapalı (evre 4 ve 5) olduğu tespit edilmiştir. Yaş ve evre arasında pozitif yönde güçlü korelasyon saptanmıştır. Erkeklerde sağlık durumu değişkeni anlamsız, kadınlarda ise zayıf ilişkili bulunmuştur. Ayrıca popülasyonun geneli değerlendirildiğinde; erkekler için evredeki her bir artışın 2,671 yılı (%95 güven aralığında 2,648-2,873) gösterdiği, burdan yola çıkılarak yaş=7,667+2,761xEvre denklemi oluşturulmuştur. Kadınlar için bu değerlerin 2,846 yıl (%95 güven aralığında 2,730-2,962) olduğu görülmüş yaş=6,479+2,846xEvre denklemi oluşturulmuştur. Sonuç: Adli tıbbi açıdan yaş tahmininde farklı yöntemler ile yapılan değerlendirmelerin artırılması ve multidisipliner yaklaşımlar ile hata payı en aza indirgenmelidir. Sfenooksipital sinkondroz eklemin MR görüntülemelerinden yola çıkılarak %95 güven aralığında yaş tahmini yapılabilir. Yine de uç olguların da bulunduğu göz ardı edilmemelidir. Daha büyük örneklemler ile sosyoekonomik düzey, boy-kilo, ırk gibi kemik yaşını etkilediği bildirilen verilerin de göz önüne alındığı çalışmalara ve kronik hastalıkların etkisinin gösterildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: adli yaş tayini, manyetik rezonans görüntüleme, sfenooksipital sinkondroz, kimliklendirme, kemik yaşı.

Adli tıpKafatasıKemik yaşı ölçülmesi+3
Elif Asena Özçelik
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli ilindeki yabancı uyruklu adli olguların incelenmesi

Yabancı ziyaretçilerin, Türkiye'ye en çok gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler için geldiği, bunu akraba ve arkadaş ziyaretinin takip ettiği görülmektedir. Bunun dışında; ikamet, sağlık turizmi, eğitim, evlilik ve aile ikamet izni, çalışma, uluslararası veya geçici koruma nedeniyle gelebilmektedirler. Gerek göç gerekse turistik amaçlarla küresel insan hareketliliğinin boyutu gün geçtikçe artmaktadır. Bundan dolayı, ülkemizde bulunan yabancı uyruklu kişiler de zaman zaman diğer hizmetlere olduğu gibi adli tıbbi hizmetlere de gereksinim duymaktadır. 2011-2020 yılları arasında Denizli ili Adli Tıp Şube Müdürlüğü ve Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı'na başvuran yabancı uyruklu 271 olgu ve Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Otopsi Salonunda otopsisi yapılan yabancı uyruklu 86 olgunun raporları retrospektif olarak incelenmiştir. Yabancı uyruklu otopsi sayısının tüm otopsilerin %2,38'ini kapsadığı görülmektedir. Yabancı uyruklu ölüm olgularının mensup oldukları ülkelere bakıldığında; ilk sırayı % 25,6 ile Suriye almaktadır. Bunu sırasıyla %17,4 ile İran, %12,8 ile Afganistan, %8,1 ile Rusya izlemektedir. Yabancı uyruklu ölüm olgularının Türkiye'de ikamet etme durumuna bakıldığında; %70,9'unun (61) Türkiye'de ikamet ettiği, %29,1'inin (25) turist olduğu anlaşılmıştır. Yabancı uyruklu ölüm olgularının ölüm orijini incelendiğinde; ölümler en sık doğal orijinli (%43) olup, bunu kaza orijinli ölümler (%37,2) izlemektedir. Bunları da %9,3 ile cinayet ve intihar izlemektedir. 1 olgunun ise ölüm orijini tespit edilememiştir. Yabancı uyruklu canlı olgulara düzenlenen adli raporlar incelendiğinde; 271 olay için 316 rapor düzenlenmiştir. Başvuran olguların mensup olduğu ülkeler incelendiğinde; %33,2 ile İran ilk sırada yer almaktadır. Bunu sırasıyla %22,1 ile Afganistan, %21,4 ile Suriye izlemektedir. Başvuran olguların geliş nedenleri incelendiğinde; olguların %48,3'ü kasten yaralama, %19,6'sı TCK 31. Maddesi kapsamında, %18,5'i taksirle yaralama, %6,3'ü kemik yaşının tespiti, %3'ü cinsel istismar, %1,5'i kaza, %1,1'i TCK 32. Maddesi kapsamında, %0,4'ü kazai rüşt (ergin kılınma) ve %0,4'ü intihar girişimi kapsamında rapor düzenlenmesi amacıyla başvurmuştur. Üç olgu ise %1,1 oranla diğer kategorisini oluşturmuştur. Denizli ilinde adli otopsisi yapılan ve Adli Tıp Birimlerine başvuran yabancı uyruklu olguların verilerini, siyasi, coğrafi ve sosyoekonomik açılardan kaynaklar ışığında değerlendirerek bu konuda bilimsel veri oluşturmak, bu alandaki yerli ve yabancı çalışmalara katkı sağlamak, ayrıca meydana gelen ölümlerin ve poliklinik başvurularının önlenebilir nedenlerinin tespiti ile gereken tedbirlerin neler olduğu konusunda öneriler oluşturmak amaçlanmıştır.

Adli raporlarAdli tıpAdli vakalar+3
Ayşe Seydaoğulları Baltacı
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmortem izole kalp bilgisayarlı tomografisinden kardiyak kalsiyum skorlaması ve otopsi bulgularının karşılaştırılması

Şüpheli ölümlerde ölüm nedeninin tespit edilmesi adli tıbbın önemli konularından birisidir. İskemik kalp hastalığı batı ülkelerinde ani ölümlerin en sık nedenini oluşturmaktadır. Koroner arter hastalığı, iskemik kalp hastalığının büyük çoğunluğunu kapsamaktadır. Postmortem anamnez ve klinik metodlardan yararlanma olanağının kısıtlı hale gelmesi koroner arter hastalığının tespit edilmesini daha kompleks hale getirmektedir. Agatston skorlaması, Bilgisayarlı Tomografi vasıtasıyla çeşitli dokularda biriken kalsiyum birikintilerini ölçebilen bir yöntemdir. Agatston skoru ile koroner arterler başta olmak üzere; aort, kalp kapakları, karotis ve femoral arterlerdeki kalsiyum yükü tespit edilebilmektedir. Koroner arter kalsiyum skoru, genel olarak koroner plak yükünü tahmin etmek ve gelecekteki kardiyak olay riskini belirlemek için kullanılan güvenilir ve noninvaziv bir tekniktir. Kardiyak ileri görüntüleme yöntemleri klinik olarak hastaların tanısında, risk sınıflandırmasında ve tedavisinde olduğu gibi, postmortem etiyoloji teşhisinde de adli olgularda tamamlayıcı yöntem olarak kullanılabilmektedir. Kardiyak nedenli ölümlerde yardımcı yöntem olarak koroner arter kalsiyum skorlama yöntemi de kullanılabilmektedir. Çalışmamızda Agatston Skorları ile koroner arter aterosklerozu ve koroner arter hastalığına bağlı ölümlerle arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi ve postmortem izole kardiyak Bilgisayarlı Tomografi'nin adli tıp pratiğinde uygulanabilirliği hususlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Medikolegal otopsisi yapılan olguların kalpleri diğer toraks organlarından ayrıldıktan sonra, rutin otopsi uygulamasını aksatmamak kaydıyla, görüntüleme yapılmasına engel olmayacak uygun bir hazneye konularak, izole kalp bilgisayarlı tomografisi çekildi. Ardından Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri incelenip Agatston skorlaması programı ile Agatston Skorları hesaplandı. Elde edilen bulgulara göre; koroner arter hastalığına bağlı ölümlerde, diğer ölüm nedenlerine göre; miyokard infarktüsü bulgusu bulunan vakaların, miyokard infarktüsü bulgusu bulunmayan vakalara göre; Agatston skorunun anlamlı şekilde daha fazla olduğu tespit edildi. Koroner arter aterosklerozuna bağlı darlık oranları ile Agatston skorunun arasında korelasyon mevcut olduğu tespit edildi. Ayrıca koroner arter darlıklarını tespit etmede KAKS >0 değerinin yüksek duyarlılık ve NPD'si olduğu, KAKS >400 değerinin ise yüksek özgüllüğü olduğu görülmüştür. Yaptığımız araştırma ve literatür taraması neticesinde postmortem KAKS ölçümünün adli tıp pratiğinde vakalardaki koroner arter hastalığının tespit edilmesinde yol gösterici olarak kullanılabileceği ancak tek başına ölüm nedenini belirleyebilmek için kesin kanıt niteliğinde olmadığı sonucuna varılmıştır.

Adli tıpKalpKalp hastalıkları+7
Ahmet Yahya Güngör
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında 2013-2022 yılları arasında kemik yaşı tespiti amacıyla muayene edilen hastaların medikolegal değerlendirilmesi

Bir insanın tanınmasında, tanımlanmasında ve diğer insanlardan ayırt edilmesinde kullanılan tüm özelliklere "kimlik" adı verilir. Yaşayan ya da ölü bir kimsenin tanımlanması ve diğer kişilerden ayırt edilmesini sağlayacak özelliklerin ortaya konulmasına "kimliklendirme" (kimlik tespiti, identifikasyon) denir. Günümüzde, yaşayan kişilerde kimlik tayini sadece bireysel veya toplumsal bir sorun olmaktan çıkmış uluslararası bir nitelik kazanmıştır. Kimlik tayininde yaşın belirlenmesi de oldukça önemlidir. Yaş; cinsiyet, boy, kilo, saç, cilt, göz rengi, parmak izi, kemik ve dişler gibi bireyin tıbbi kimliğini oluşturan fiziksel özelliklerden biridir. Genetik, beslenme, hastalık, çevre koşulları kişilerin yaşlarını etkiler. Yaş tayininde bireyler arası farklılıklar da görülebilir. Kemik yaşı hem tıbbi hem de adli uygulamalarda önemli bir yere sahiptir. Tıbbi alanda tanı ve tedavi sürecinde, adli alanda ise karar alma süreçlerinde önemlidir. Çalışmamızda Denizli'de Ocak 2013 - Aralık 2022 yılları arasında polikliniğe başvuran 257 olgu retrospektif olarak incelenmiştir. Bu olguların başvuru yılı, cinsiyet, başvuru anındaki kimlik yaşı, kişi tarafından iddia edilen yaş, uyruk, gönderilen resmi makam, gebelik, kronik hastalık, boy, kilo, sekonder seks karakteri, diş sayısı bakımından ilişkileri incelenmiştir. Çalışmamızda; kadınların (n:182) erkeklere (n:75) göre daha fazla sayıda olduğu, olgularımızın başvuru anındaki kimlik yaşı ortalamasının 22,04 ± 13,72 olduğu, olguların 36(%14,01) olgu ile en çok 2019 yılında başvurduğu, 113 (%44) olgu ile en sık 15-18 yaş grubunda olduğu tespit edilmiştir. 103(%40,08) olgunun hastane ortamında doğduğu, 101(%39,30) olgunun ev ortamında doğduğu tespit edilmiştir. 119(%46,30) olgunun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderildiği, 114(%44,36) olgunun Hukuk Mahkemesi aracılığıyla ve 24(%9,34) olgunun da Ceza Mahkemesi tarafından gönderildiği tespit edilmiştir. Olguların 121(%47,1) olgu ile çoğunluğunun cinsel istismar/cinsel saldırı mağduru olarak başvurduğu tespit edilmiştir. 225(%87,55) olgunun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, 23(%8,95) olgunun Suriye vatandaşı, 6(%2,33) olgunun Afganistan vatandaşı, 3(%1,17) olgunun ise İran vatandaşı olduğu tespit edilmiştir. 131(%51) olgunun gerçek yaşının kimlik yaşından daha büyük olduğunu, 111(%43,2) olgunun herhangi bir iddiasının olmadığını ve kimlik yaşının doğru olduğunu, 12(%4,7) olgunun gerçek yaşının kimlik yaşından daha küçük olduğunu iddia ettiği tespit edilmiştir. Tespit edilen kemik yaşlarına bakıldığında 92(%35,8) olgu ile çoğunluğunu 15-18 yaş aralığının oluşturduğu tespit edilmiştir. 150(%58,4) olgunun tespit edilen kemik yaşının kimlik yaşından büyük olduğu, 14(%5,4) olgunun tespit edilen kemik yaşının kimlik yaşından küçük olduğu, 39(%15,2) olgunun kimlik yaşı ile kemik yaşının aynı olduğu tespit edilmiştir. Kadın olguların çoğunlukla cinsel istismar/cinsel saldırı mağduru olarak başvurduğu, erkek olguların ise çoğunlukla yaş düzeltme işlemleri için başvurduğu tespit edilmiştir. Her iki cinsiyette de kemik yaşı tayini için başvuran olguların eğitim düzeylerinin çoğunlukla ilkokul mezunu ve ortaokul mezunu oldukları saptanmıştır. Sonuç olarak; gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki doğum ve ölüm olayları ile ilgili resmi kayıtların eksik olarak tutulması çok sayıda belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Bu duruma bağlı olarak adli süreçler sırasında ortaya çıkan yaş ile iligili bu belirsizliklerin giderilebilmesi için yaş tayini olgularının adli tıp uygulamalarına dahil olduğu gözlenmektedir. Doğum ve ölüm kayıtlarının düzenli bir şekilde tutulması ve doğum tarihlerinin kişilerin beyanları doğrultusunda kaydedilmesi yerine hastane evraklarındaki resmi kayıtlardan yararlanılarak kaydedilmesi; oluşan belirsizliği gidermede önemli rol oynayacaktır. Ayrıca; gebelik sırasında yapılan takiplerde doğum olayının ev koşullarında yapılmasından ziyade sağlık kuruluşunda yapılmasının teşvik edilmesi; doğum anına ilişkin resmi kayıtların daha sağlıklı bir şekilde kayıt altına alınmasını sağlayacaktır. Böylece yaş tespiti ile ilgili süren mahkeme süreçlerinde resmi makamlar, doğumun gerçekleştiği sağlık kuruluşuyla iletişime geçerek, hastanedeki güvenilir doğum kayıtlarından doğrudan bu bilgiye ulaşabilecektir. Ayrıca tüm ülke genelinde yaşı da içeren nüfus bilgilerinin güvenilir bir şekilde kayıt altına alındığı bir sistem kurulması halinde kimliği bilinen birçok olguda yaş ile ilgili herhangi bir belirsizlikle karşılaşılmayacaktır. Anahtar kelimeler: Kimliklendirme, kemik yaşı, yaş tespiti, adli tıp.

Ali Koç
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi adli Tıp Anabilim dalı'nda 2013-2022 yılları arasında muayene edilen çocukların medikolegal değerlendirilmesi

Çocuklar; darp, trafik kazaları, zehirlenmeler, her türlü istismar ve ihmal gibi sağlıklarını etkileyen birçok adli olay nedeniyle adli tıp polikliniklerine başvurabilmektedirler. Bunların yanında maluliyet değerlendirilmesi, kemik yaşı tayini ya da ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi gibi nedenlerle de adli tıp polikliniklerine yönlendirilmektedirler. Yetişkinlere göre daha savunmasız olan çocuklar; başta her türlü istismar ve ihmal olmakla birlikte, trafik kazaları ve diğer kazalara daha açıktırlar. Çalışmamızda, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı arşivindeki 2013-2022 yılları arasında hazırlanan tüm arşiv kayıtları retrospektif olarak taranmıştır (n=13326). Arşiv dosyaları incelenerek adli tıbbi değerlendirme yapılan 1991 çocuk olgu belirlenmiştir. Olgular rapor türüne göre gruplandırılarak olguların ve raporların özelliklerine göre belirlenen veriler incelenmiştir. Çalışmamıza dahil edilen 1991 olgunun %43.7'sinin (n=871) kadın, %56.3'ünün (=1120) erkek olduğu, olguların 1244'ünü (%62.5) yaralama olguları oluşturduğu, bunu 262 (%13.2) olgu ile cinsel istismar muayenesi yapılan olguların izlediği görülmüştür. Yaralanmaların %75.3'ünü (n=937) künt travmalar oluştururken, bunu %13.3 (n=168) ile penetran yaralanmalar ve %10.3 (n=128) ile zehirlenme olguları izlemiştir. Künt travmaların %60.8'ini (n=570) trafik kazaları oluşturmaktayken, bunu %28.3 (n=279) ile darp olguları izlemiştir. Çalışmamızda 168 penetran yaralanma olgusu tespit edilmiş olup, bunların %88.7'sini (n=148) erkekler, %11.3'ünü (n=20) kadınların oluşturduğu tespit edilmiştir. 128 zehirlenme olgusunun %60.2'sini (n=77) kadınlar, %39.8'ini (n=51) erkeklerin oluşturduğu, zehirlenmeye neden olan maddeye göre dağılımları incelendiğinde; %49.2 (n=63) ile ilaç intoksikasyonlarının ilk sırada yer aldığı, bunu %14.8 (n=19) ile etanol intoksikasyonu ve %12.5 (n=16) ile korozif madde alımının izlediği görülmüştür. Künt, penetran, fiziksel ve patlama tarzı yaralanma olgularının (n=1130); Olguların %55.5'inde (n=628) görülen baş-boyun yaralanması, %31.7'sinde (n=359) alt ekstremite ve %28.5'inde (n=322) üst ekstremite yaralanmaları görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen toplam 1991 olgunun %13.2'sini (n=262) cinsel istismar muayenesi yapılan olgular oluşturmaktadır. Bu olguların %23.7'sini (n=62) erkek, %76.3'ünü (n=200) kadın cinsiyet oluşturmaktadır. En sık başvurunun olgularının büyük çoğunluğunu (%77.5) oluşturan 15-17 yaş grubu olduğu görülmektedir. Olguların %40.8'inde (n=107) vajinal penetrasyon, %32.4'ünde (n=85) anal penetrasyon, %3.1'inde (n=9) oral penetrasyon, %21.4'ünde (n=56) ise penetrasyon içermeyen cinsel istismar öyküsü alındığı, muayenede en sık tespit edilen bulgunun, olguların %52.8'i (n=103) ile intakt himen olduğu tespit edilmiştir. Olguların %27.2'sinde (n=53) himende eski laserasyon, %5.1'inde (n=10) akut laserasyon, %13.3'ünde (n=26) ise himenin vajinal yoldan penetrasyona yırtılmaksızın izin verecek yapıda olduğu tespit edilmiştir Anal muayenede, anal penetrasyon öyküsü olan olgularda sfinkter tonusunda azalma, anal mukozada ekimoz ya da abrazyon ile akut anal fissür bulguları daha sık tespit edilmiştir. 7 günden daha uzun süre geçtikten sonra yapılan muayenelerde tespit edilebilecek anal penetrasyon bulguları önemli ölçüde azaldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak; travmalar çocukluk çağı yaralanmalarının önlenebilir sebeplerinin başında gelmektedir. Yaralama olgularının büyük çoğunluğunu künt travmaların oluşturmuş ve künt travmaların da çoğunluğunu trafik kazalarının oluşturmuştur. En sık yaralanan vücut bölgesinin ve yaşamsal tehlikeye en sık neden olan yaralanmaların baş-boyun yaralanmaları oluşturduğu belirlenmiştir. Olguların önemli bir kısmını cinsel istismar olguları oluşturmaktadır. En sık kadın olguların oluşturduğu cinsel istismar olgularının uzun başvuru süreleri muayenede tespit edilebilecek bulguların kaybına neden olarak çocuk cinsel istismarının önlenmesinde önemli bir engel oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: çocuk, fiziksel istismar, cinsel istismar.

Abdülkadir İzci
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında 2013-2022 yılları arasında adli olaylarda maluliyet durumunun belirlenmesi amacıyla muayene edilen hastaların medikolegal değerlendirilmesi

Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında 2013-2022 yılları arasında adli olaylarda maluliyet durumunun belirlenmesi amacıyla muayene edilen hastaların medikolegal değerlendirilmesi Dr. Hasan YETİŞ Maluliyet tespiti; bedensel zararın ağırlığının tespiti, tazmini, sosyal güvenlik haklarından yararlanabilmek gibi pek çok amaçla yapılabilen teknik bir değerlendirmedir. Dolayısıyla standart olması, herkese eşit uygulanabilmesi, açık ve anlaşılır sebeplere dayanması, hakkaniyete uygun olarak yapılması gereken hassas bir iştir. Çalışmamız, meselenin böyle büyük bir önem arz etmesi sebebiyle, Anabilim Dalımız tarafından uzun bir süredir uygulanan maluliyet tespiti işlemlerinin bir özetini çıkarmak, medikolegal bir değerlendirmesini yapmak, diğer uygulama merkezleri ile karşılaştırmak, daha iyi yapılabilecek noktaları tespit etmek ve öneriler sunmak amacıyla planlandı. Çalışmamızda, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı arşivindeki 2013-2022 yılları arasında hazırlanan tüm arşiv kayıtları retrospektif olarak tarandı (n=13326). Arşiv dosyaları incelenerek değerlendirme yapılan 1464 maluliyet olgusu belirlendi. Olgular gruplandırılarak olguların ve raporların özelliklerine göre belirlenen veriler incelendi. Çalışmamıza dahil edilen 1464 olgunun %33'ünün (n=470) kadın, %67'sinin (n=994) erkek olduğu, olguların yaş ortalaması 38,3 olduğu görüldü. Dosyaların tarafımıza başvuru tarihleri ile raporun imzalanarak gönderilmeye hazır hale geldiği rapor tarihleri birbirleri ile karşılaştırıldığında raporların %76'sının ilk 4 ay (120 gün) içerisinde, ortalama olarak da 95,9 günde çıktığı belirlendi. Dava konusu olay tarihi ile başvuru tarihi arasındaki geçen süre ortalama 3,4 yıl olduğu, yani ortalama 1250 gün önce meydana gelen olaylara yönelik olarak rapor düzenlendiği tespit edildi. Yönetmeliklerin dağılımı incelendiğinde; en fazla sayıda (n=1013) "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" kapsamında (%69,1) rapor düzenlendiği belirlendi. Bununla birlikte takdir kullanılan raporların da %82'sinin "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" kapsamında düzenlenen raporlar olduğu dikkati çekti. Tarafımıza olgu gönderen mahkemeler incelendiğinde; en sık Asliye Ticaret Mahkemelerinden (%52) dosya gönderildiği ve rapor talep edildiği görüldü. Rapor talep eden mahkemelerin hangi il ve ilçeden olduklarına bakıldığında; %97 (n=1430) oranında Denizli il ve ilçelerinden oluştuğu belirlendi. Olguların %87,0'sinin (n=1275) trafik kazası sebebiyle mahkemeye başvurduğu anlaşıldı. Araç içerisinde şoför olarak seyir halindeyken trafik kazası geçirenler, yolcu olarak seyir halinde olanlar, yaya iken trafik kazası geçirenler, motosiklet ile seyir halindeyken trafik kazası geçirenler ayrı ayrı gruplanarak istatistikleri tutuldu. Trafik kazalarında verilen ortalama maluliyet oranı %12,46, kasten yaralama olgularında %8,6, iş kazası olgularında %20,7, kusur sorumluluğu olgularında %25,2, ateşli silah yaralanması olgularında %32,5, kesici delici alet yaralanmalarında %7,9, tıbbi kötü uygulama olgularında %52,2 olduğu tespit edildi. Trafik kazaları içerisinde kalıcı maluliyeti olmayanlar 451 olgu (%35) olduğu görüldü. %45 oranla kalıcı maluliyete sebep olmayan kazaların oranı en yüksek şoförlerde idi. Yolcuların ise %39'luk kısmı herhangi bir kalıcı maluliyeti tespit edilmeyen olgulardan oluşmaktaydı. Yaya yaralanmalarında alt ekstremite yaralanmalarının, diğer tüm kategorilere göre belirgin olarak daha yüksek oranda (%49,8) görüldüğü dikkati çekti. Motosiklet yaralanmalarında ise kalıcı maluliyet olmayan olguların en az oranda (%25) motosiklet kazalarında görülmesi dikkati çekti. Trafik kazası dışındaki olgular değerlendirildiğinde; iş kazası olgularının yalnızca %8'inde kalıcı sekel mevcut olmadığı, %92'sinin kalıcı maluliyete sebebiyet verdiği tespit edildi. Çalışmamıza dahil edilen 1464 dosyanın 453'ünde (%31,6) önceden alınmış en az bir rapor mevcuttu. Bu eski raporların ortalama maluliyet oranları %18,7 idi. Aynı olguların tarafımızca tespit edilen ortalama maluliyet oranlarının %15,8 olduğu belirlendi. Arada %2,9 fark mevcuttu. Dosyalar içerisinde bulunan eski raporlar; düzenlendikleri yönetmeliklere, düzenleyen merkeze, sağlık kurulu raporu olup olmamalarına göre sınıflandırıldı ve her kategori kendi içerisinde birbiri ile karşılaştırıldı. Raporların sonuç kısmında 90 olguda (%6) bakıcıya ihtiyaç ile ilgili görüş bildirildiği tespit edildi. Dosyalar hazırlanırken yapılan çeşitli bölüm konsültasyonları içerisinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon konsültasyonlarının (%54) ile en yüksek oran olduğu görüldü. Sonuç olarak; maluliyet raporlarının farklı kurumlar tarafından, farklı yönetmelikler üzerinden, farklı amaçlara yönelik olarak düzenlenebilmekte olduğu görüldü. Ancak bu farkların birtakım problemleri beraberinde getirdiği, yönetmelik maddesinin yorumu, olay ile illiyetin olup olmaması, aradan geçen sürenin etkisi gibi faktörlerin maluliyet raporlarının sonuçlarına etki ettiği değerlendirildi. Adil bir yaklaşımın gereği olarak en hızlı bir şekilde, ulusal düzeyde bir standardizasyona ihtiyaç olduğu düşünüldü. Ayrıca sistemsel olarak yapılabilecek bir takım düzenlemelerle rapor tanzim süresinin kısalabileceği, raporların standardize edilmesi ile de itirazların azalacağı, bunlara bağlı olarak adalet sistemi üzerindeki yükün önemli bir kısmının azaltılabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: maluliyet, standardizasyon, yönetmelik

Hasan Yetiş
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

El dominantlığının tespitinde torakal BT görüntüleri aracılığıyla elde edilen sağ ve sol pektoralis minör kası ölçümlerinin kullanılması

Bu çalışma, el baskınlığı (el tercihi) kavramının adli tıp ve adli bilimler pratiğindeki yerini inceleyerek, el tercihi belirlenmesinde bilgisayarlı tomografi aracılığıyla pektoralis minör kası morfometrik ölçümlerinin arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamaktadır. El baskınlığı, cinayet, intihar, kaza gibi şüpheli ölüm vakalarının orijinini aydınlatmada, savunma yaraları, ateşli silah yaralanmaları, kesici-delici alet yaralanmaları gibi olaylarda failin ya da mağdurun el tercihinin tespitinde önemli bir parametre olarak kullanılmaktadır. Ayrıca adli belge incelemesi, maluliyet değerlendirmesi ve suçlunun profillenmesi gibi alanlarda da el tercihi belirlenmesi pratik değere sahiptir. El tercihinin biyolojik temelleri hakkında birçok hipotez ileri sürülse de tek başına bu durumu açıklayabilecek kesin belirleyici bir faktör tespit edilememiştir. Araştırmalar genetik yatkınlık kadar intrauterin stres, hormonal maruziyet, nörogelişimsel ve sosyo-kültürel faktörlerin de rol oynadığını göstermektedir. Literatürde el baskınlığı genellikle antropolojik kemik ölçümleri, radyolojik görüntüleme yöntemleri (fMRI, PET), motor performans testleri (kavrama gücü, parmak vurma testleri) ve anket temelli ölçeklendirmeler (Edinburgh El Tercihi Ölçeği, Annett Ölçeği) ile değerlendirilmiştir. Ancak kas hacmi ve alan ölçümleri üzerinden el baskınlığına dair veriler sınırlıdır. Özellikle pektoralis minör kası, omuz kuşağı hareketlerinde ve skapulanın pozisyonlanmasında işlevsel rol oynayan, anatomik konumu nedeniyle kolay ulaşılabilir bir kas olup, morfometrisinin el tercihiyle korelasyonuna dair radyolojik bir çalışma bulunmamaktadır. Tezde; pektoralis minör kasının sağ ve sol taraf genişlik, kalınlık, alan ve hacim ölçümleri karşılaştırılarak bireylerin el baskınlığıyla olası ilişkisi sorgulanmaktadır. Çalışmamıza dahil edilen 140 olgunun %42,14'ünün (n=59) kadın, %57,86'sının (n=81) erkek olup, olguların 50'sini (%35.7) kanser tanılı hastalar oluştururken, kalan 90'ı (%64,3) KOAH, astım, interstisyel akciğer hastalıkları, travma olgularından oluşmuştur. Araştırmada seçilen 140 hastanın 130'u sağ elini dominant kullanırken (%92,9), 10'u sol elini dominant bir şekilde kullandığı görülmüştür. Korelasyon analizleri sonucunda, sağ ve sol pektoralis minör kaslarına ait tüm ölçümler arasında yüksek düzeyde pozitif ve anlamlı korelasyonlar bulunmuştur, bu durum, bilateral kas gelişiminin simetrik bir yapıda olduğunu, pektoralis minör kasının morfometrik açıdan iki taraflı bütünlük gösterdiğini ve ölçümler arasında yapısal bir denge olduğunu göstermektedir. 18-64 yaş aralığında seçilen vakaların genel yaş ortalaması 47,61 olarak bulunmuş, sağ pektoralis minör kas hacmi ortalama ~16.598 mm³, sol pektoralis minör kas hacmi ~17.036 mm³ olarak ölçülmüştür. Yaş ile kas hacmi arasındaki ilişki incelendiğinde, korelasyon katsayısının zayıf ve negatif yönde olduğu, yaş arttıkça kas hacminin azaldığı, ancak anlamlılık düzeyine ulaşmadığı görülmüştür. Cinsiyet değişkeniyle yapılan analizler sonucunda, erkek bireylerin hem sağ hem sol pektoralis minör kaslarına ait hemen tüm ölçümlerde kadınlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha yüksek değerlere sahip olduğu bulunmuştur. Takip edilen hastalık grubuna (kanser vs. diğer) göre yapılan karşılaştırmalarda ise pektoralis minör kas ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Dominant el kullanımı açısından yapılan değerlendirmelerde ise yalnızca sol pektoralis minör kas genişliği değişkeninde anlamlı bir fark gözlenmiş (p=0,048); sol elini dominant kullanan bireylerin bu parametresinin daha yüksek olduğu saptanmıştır Sonuç olarak, pektoralis minör kası morfometrisinin el baskınlığına katkısını incelemek, adli tıp pratiğinde yeni bir destekleyici parametre sunabilir. Çalışmanın çıktılarının, adli bilimler literatürüne katkı sağlaması ve ileride yapılacak benzer araştırmalar için temel teşkil etmesi hedeflenmektedir.

Evren Dağdeviren
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Görevlisi hekimlerde şiddet görme korkusu ve işe bağlı gerginlik durumlarının değerlendirilmesi

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet günümüzde önemini korumakta ve giderek etkisini artırmaktadır. Mesleklerini icra ettikleri sırada şiddete maruz kalan çalışanlar fiziksel, sosyal ve psikolojik olarak olumsuz etkilenmektedir. Şiddetin ilk etkilerini atlatan çalışanlar sonraki dönemlerde stres, depresyon, motivasyon kaybı, alkol problemleri gibi sorunlarla baş etmek durumunda kalabilmektedir. Bu sorunların yanında gelecekte meydana gelebilecek şiddet olaylarına karşı korku duygusu da geliştirmektedirler. Bu çalışmanın amacı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırma görevlisi hekimlerde şiddet görme korkusu ve işe bağlı gerginlik düzeylerini belirlemek ve şiddete maruz kalma durumları ile ilişkilerini ortaya koymaktır. Bu kesitsel, analitik özellikteki çalışmada evrenin tamamına ulaşılmak amaçlandı. Araştırmaya 262 araştırma görevlisi hekim dâhil edildi.Katılımcılara 25 sorudan oluşan tanımlayıcı özellikler anket formu, Şiddet Görme Korkusu Ölçeği ve İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği uygulandı. Katılımcıların yaş ortalaması 30,0±5,2 olup, %62,6'sını kadınlar oluşturmaktaydı. Araştırma gurubunun %74,8'i meslek hayatlarında daha önce şiddete maruz kalmıştı. Daha önce şiddete maruz kalanlarda, mesleğinden, çalışma koşullarından, mezuniyet öncesi alınan eğitimden ve aylık gelirinden memnun olmayanlarda şiddet görme korkusunun anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. Temel bilimlerde görevli hekimlerde ise diğer hekimlere göre şiddet görme korkusunun anlamlı olarak daha düşük olduğu saptandı.İşe bağlı gerginlik; daha önce şiddete maruz kalanlarda, yaşanılan son şiddet olayında failin kadın olduğunu ifade eden hekimlerde, diğer sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete tanık olanlarda, mesleğinden, çalışma koşullarından, mezuniyet öncesi aldıkları eğitimden, aylıkgelirlerinden memnun olmayanlarda, mesleğini ve çalıştıkları bölümü değiştirmeyi düşünenlerde anlamlı olarak daha yüksekti. Şiddet görme korkusu ve işe bağlı gerginlik arasında ise anlamlı korelasyon olduğu saptandı. Sonuç olarak şiddet görme korkusu ve işe bağlı gerginlik hekimleri ve sağlık hizmetinin devamlılığını olumsuz etkilemektedir. Hekimler için güvenli iş ortamının oluşturulması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Şiddet, hekimler, şiddet görme korkusu, işe bağlı gerginlik

Dudu Özge Yılmaz
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ilinde bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden sakrum, koksiks ve proksimal femur incelenerek cinsiyet ve yaş tayininde kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Adli Tıp pratiğinde ister antemortem dönem olsun ister postmortem dönem olsun muayene kimliklendirme ile başlar. Tıbbi ve adli olarak yapılan kimliklendirme özellikle ileri derecede bozulmuş veya çürümüş cesetlerde hekimi zorlamaktadır. Sadece kemik kalıntılarının kaldığı cesetlerde cinsiyet ve yaş tayini için çeşitli kemikler üzerinde morfolojik ve metrik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı; sakrum, koksiks ve proksimal femurun Bilgisayarlı Tomografi görüntülerinden elde edilen antropometrik ölçümleri kullanarak, cinsiyet ve yaş tahmini yapmak ve bu konuya katkı sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik-kesitsel olarak, Ocak 2023 ve Temmuz 2024 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'ne herhangi bir sebeple başvurmuş 100 erkek ve 100 kadın hastanın abdominopelvik BT görüntüleri değerlendirilerek gerçekleşmiştir. Olgular kendi içinde on yıllık aralıklarla 5 alt gruba ayrılmıştır. Görüntüler üzerinden her olgu adına sakrokoksigealde 10 adet (ASL, PSL, ASCL, PSCL, APD, MTD, PERIMETER, AREA, SD, MBA) ve standartizasyon sağlamak için sağ proksimal femurda 3 adet (NALF, NHF ve BNLF) olmak üzere toplam 13 adet ölçüm gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ki-kare, student-t ve Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya konu olmuş popülasyonda ortalama ASL, PSL, ASCL, PSCL, APD, MTD, PERIMETER, AREA, SD, MBA, NALF, NHF ve BNLF değerlerinin cinsiyetler arası anlamlı bulunmuş (p<0,05) ve bu değerlerin cinsiyet tayininde kullanılabilir oldukları belirlenmiştir. APD, MTD, PERIMETER, AREA ve SD değerlerinin ise toplam popülasyonda yaş için anlamlı artış gösterdiği (p<0,05), diğer parametrelerde (ASL, PSL, ASCL, PSCL, MBA, NALF, NHF ve BNLF) ise yaş ile birlikte anlamlı bir değişiklik olmadığı görülmüştür (p>0,05). Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada, sakrokoksigeal ve sağ proksimal femur ölçümlerinin cinsiyet ve yaş grubu belirlemede kullanım potansiyeli incelenmiştir. Araştırma bulguları doğrultusunda, ileri derecede çürümüş, parçalanmış, tamamen yanmış veya iskeletleşmiş insan kalıntılarında cinsiyet ve yaş tayininde bu ölçümlerin kullanılabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, uzmanlar arasında ortaya çıkabilecek ölçüm farklılıklarını azaltmak amacıyla, geniş bir örneklem üzerinde makine öğrenmesi yöntemleri ve yapay zekâ uygulamalarının kullanılması önerilmektedir. Bu yaklaşımın, tıbbın diğer alanlarında olduğu gibi kimliklendirme süreçlerinde de önemli katkılar sunabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Adli Tıp, Sakrum, Koksiks, Proksimal Femur, Cinsiyet Tayini, Yaş Tayini

Gültekin Polat
Aydın Adnan Menderes University
2025
00