
34
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İletişim temelli eğitim programının ergen çocuğu olan tek ebeveynli ailelerin iletişim becerilerine etkisi
Tek ebeveynli ailelerde sorumlulukların bir kişide toplanmış olması aile içinde iletişim sorunlarının yaşanmasına neden olabilmektedir. Bu çalışma erken ergenlik döneminde çocuğu olan tek ebeveynlere yönelik ergenle etkili iletişim kurmalarına destek olacak iletişim temelli aile yaşantısı eğitim programı geliştirmek ve bu eğitim programının sonuçlarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Taba Modelinin temel alındığı bu çalışmada tek ebeveynlerin ergenle iletişimine ilişkin eğitim ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla çocuğu Ankara'nın Keçiören ilçesindeki bir ortaokulda okuyan toplam 40 tek ebeveyne açık uçlu sorulardan oluşan görüşme formu uygulanmıştır. Yapılan içerik analizi sonucunda tek ebeveynlerin iletişim problemlerinin ergenin ebeveynine karşı istenmedik davranışlar sergilemesi, ergenlik döneminin getirdiği sorunlar ve çalışan ebeveynin kontrollü davranışlar göstermekte zorlanması olmak üzere 3 tema altında toplandığı görülmüştür. Bu alanda yapılacak eğitime ilişkin olarak tek ebeveynlerin talep ettikleri konu başlıkları ergenlik döneminin özellikleri, sorumluluk alma, öfke kontrolü, empati, sorunları paylaşma ve çözüm yolu geliştirmedir. İhtiyaç analizinden elde edilen bilgiler doğrultusunda 8 oturumdan oluşan "Tek Ebeveynlerin Ergenle İletişimini İyileştirme Eğitim Programı" geliştirilmiştir. Geliştirilen eğitim programının etkililiğini test etmek için "Ön Test Son Test Kontrol Gruplu Yarı Deneysel Desen" kullanılmış, aynı okulda çocuğu okuyan toplam 24 tek ebeveyn deney ve kontrol gruplarına ayrılmış, her iki gruba da eğitimin öncesinde ve sonrasında "Etkili İletişim Becerileri Ölçeği" ile "Anne Babalık Becerileri ve İletişim Ölçeği" uygulanmıştır. Deney grubuna eğitimin yanı sıra eğitimin içeriğini özetleyen broşür dağıtılmıştır. Eğitime katılan tek ebeveynlere ölçekler ile eğitim sürecine ve eğitimciye ilişkin görüşlerini belirlemeye yönelik sorular sorulmuştur. Sonuçlar, geliştirilen iletişim temelli eğitim programının tek ebeveynlerin etkin dinleme, kendini tanıma/kendini açma, empati ve etkili iletişim becerileri üzerinde olumlu etkisinin olduğunu (p<0.05) göstermektedir. Deney grubundakilerin eğitim sürecine ve eğitimciye yönelik görüşlerinin çoğunlukla olumlu olduğu görülmüştür. Araştırmacının zaman kısıtı nedeniyle eğitim ihtiyacının saptanması aşamasında derinlemesine inceleme çalışmasının yapılamamasının, eğitim süresinin kısa tutulmasının ve eğitim sonrasında izleme çalışmasının yapılamamasının sonuçlar üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir.
65 yaş ve üstü bireylerin aktif ve sağlıklı yaşlanmasında coğrafi çevre koşullarının etkileri
Bu araştırma coğrafi çevre faktörlerinin aktif ve sağlıklı yaşlanmaya etkilerinin incelenmesi amacı ile planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Giresun'un farklı sosyo-ekonomik özelliklerine sahip mahallelerinde yaşayan yaşlılar (65+ yaş), örneklemini ise bu mahallelerden seçilen 457 yaşlı birey oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Bu kapsamda Giresun'daki 65 yaş ve üstü bireylerin aktif yaşlanma düzeyleri, Zaidi ve diğerleri (2013) tarafından hazırlanan Aktif Yaşlanma Endeksi soruları kullanılarak hesaplanmıştır. Veri analizinde, MannWhitney U testi, Kruskal Wallis H-testi, Ki-Kare testi ve kelime bulutları yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %51,6'sı erkek, %48,4'ü kadın olup, yaş ortalamaları M = 71,85 (SS=0,3164) yaş'dır. Coğrafi çevre özelliklerinin sağlık ve yaşlı sağlığına etkileri literatür ışığında ele alınmıştır. Yaşlı bireylerdeki sağlık sorunları ise Giresun'daki bir özel hastane verilerinden ve 457 katılımcıdan elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, Giresun'un aktif yaşlanma endeks puanı 26,1 olarak bulunmuştur. "İstihdam" 11,7 puan ile en düşük, "Aktif Yaşlanma İçin Kapasite ve Elverişli Çevre" parametresi ise 63,0 puan ile en yüksek ana alandır. Sağlık sorunu olmayan ya da daha az sayıda sağlık sorunları olan yaşlı bireyler daha aktif yaşlanmaktadır (U=11876,50; p<0,05). Kalp-damar, hipertansiyon ve kemik/eklem gibi sağlık sorunları olan yaşlı bireylerin aktivite durumları da azalmaktadır. Katılımcıların %46,9'unda mevsimlere göre bazı sağlık sorunlarında artış olmaktadır. Kadınların (%53,6) erkeklere (%40,7) göre mevsimsel değişimlerden daha fazla etkilendiği tespit edilmiştir. Sağlık sorunlarının en fazla görüldüğü mevsimin kış (%36,0), en az görüldüğü mevsimin ise yaz (%4,2) olduğu anlaşılmıştır. Kış mevsiminde eklem, kas, vücut ağrıları ve romatizma sorunlarında artış olmaktadır. Çevre sorunları ve afetlerden etkilenme durumunun katılımcıların diyabet (U=16631,000; p˂0,05), astım (U=9063,500; p˂0,05), romatizma (U=18469,500; p˂0,05) ve kemik/eklem hastalıkları (U=18649,000; p˂0,05) olmasına göre istatistiksel olarak anlamlı bir düzeyde farklılaşmaktadır. Giresun'un eğim faktörü ile kemik/eklem (U=17925,500; p=0,000<0,05) ve romatizma hastalıkları (U=18406,000; p=0,011<0,05) istatistiksel olarak anlamlı bir düzeyde farklılaşmaktadır. Katılımcıların kronik hastalığı olup olmaması ile hane aylık geliri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p<0.05) bulunmuştur. Romatizma ve kemik/eklem hastalıklarının daha çok düşük gelirli yaşlı bireylerde yoğunlaştığı belirlenmiştir.
Bireylerin ön ödemeli konut satın alma eğilimleri, ön ödemeli konut satışlarına ilişkin bilinç ve bilgi düzeyleri ve karşılaştıkları sorunlar
Bu araştırmada, bireylerin ve ailelerin konut ve ön ödemeli konut satın alma eğilimlerinin, ön ödemeli konut satışına ilişkin hak ve yükümlülükleri konusunda bilgi ve bilinç düzeylerinin ölçülmesi, elde edilen bulgular çerçevesinde sektörün ve bu tür konut edinim sözleşmelerine ilişkin işleyişin anlaşılması, bireyleri ve aileleri koruyucu tedbirlerin alınabilmesi ve daha iyi uygulamalar için öneri geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin hukuki durumunun ortaya konularak, yargı kararları ve uygulamada karşılaşılan sorunlar ışığında geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulması hedeflenmiştir. Bu itibarla, anket formu Hacettepe Üniversitesi akademik ve idari personeline çevrim içi olarak uygulanmış, ön ödemeli konut satın alan ve almayan katılımcılara Instagram, Facebook ve Whatsapp gibi sosyal medya araçları aracılığıyla, ön ödemeli konut satın alanlara ise bunlara ek olarak Türkiye Konutla Dolandırılan Hak Sahipleri Platformu aracılığıyla ulaşılmıştır. Ön ödemeli konut alan 349 kişi, ön ödemeli konut satın almayan 408 kişi olmak üzere toplam 757 kişiye ait 39 soruluk anket verisi analize dahil edilmiştir. Araştırma kapsamında katılımcılar hakkında genel bilgiler, katılımcıların konut sahipliğine, konut ve ön ödemeli konut satın alımına, ön ödemeli konut satışına ilişkin bilgi ve bilinç düzeylerine, ön ödemeli konut satın alan katılımcıların satın alma tecrübelerine ilişkin bulgular ortaya konulmuştur. Değişkenlerin istatistiksel analizleri kategorik değişkenler için tablo özelliklerine göre Pearson ki-kare ya da Fisher'in kesinlik testi ile incelenmiş ve yorumlanmıştır. Bilgi ve bilinç düzeylerinin puanlandığı durumlarda ise farklılıklar parametrik varsayımlarda bağımsız t testi ya da ikiden fazla grubun bulunduğu durum için tek yönlü ANOVA testi ile incelenmiştir. Parametrik varsayımların sağlanmadığı durumlarda iki gruplu değişkenler için Mann Whitney-U testi ve ikiden fazla grubu olan değişkenlerde ise Kruskal Wallis testi ile incelenmiştir. Çalışmaya katılanların %51.0'i erkek, %49.0'u kadın olup, ön ödemeli konut satın almayı düşünenlerin oranı sadece %24.0, ön ödemeli konut satın almış olanların oranı ise %46.1'dir. Katılımcıların bilgi ve bilinç düzeylerine bakıldığında orta düzeyde olanların önde geldiği anlaşılmıştır. Ön ödemeli konut satış sektörünün işleyişinde sorun olduğunu düşünenlerin oranı %72.8'dir. Katılımcıların %45.2'si sorunun kaynağının yasal düzenlemeler, %37.6'sı ise müteahhitler olduğunu düşünmektedir. Ön ödemeli konut satın alanların %77.6'sı bir daha kesinlikle ön ödemeli konut satın almayı düşünmediğini, pişman olduğunu belirtmiştir. Konutun teslim edilmemesi katılımcıların ön ödemeli konut satın alma tecrübelerinde yaşadıkları en önemli mağduriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Katılımcıların cinsiyetleri ile ön ödemeli konut sektörüne ilişkin bilgi düzeyleri arasında ve ön ödemeli konut satın alan ve almayan bireylerin bilgi düzeyleri arasında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Araştırma sonuçları göz önünde bulundurularak ve literatürde yer alan çalışmalar dikkate alınarak mevzuata ve uygulamaya ilişkin öneriler çalışmanın sonuç ve öneriler bölümünde sunulmuştur.
Nesiller arası işlevsel ve duygusal dayanışmanın torun bakımı açısından incelenmesi
Bu araştırmada, torun bakımının nesiller arası işlevsel ve duygusal dayanışma ile ilişkisi ve torun bakımı veren büyük ebeveyn ve torunun sosyo-demografik özelliklerinin nesiller arası duygusal ve işlevsel dayanışma ile olan ilişkisi araştırılmıştır. Bu çalışmadaki veriler sosyo-demografik düzeyleri temsil etmek üzere Ankara'nın Çankaya ilçesinde 45 yaş üzerinde en az 16 yaşından küçük bir toruna sahip olan 223 büyük ebeveynden elde edilmiştir. Araştırmada kullanılan anket formunda kişisel ve demografik bilgiler ile nesiller arası işlevsel dayanışmayı belirlemeye yönelik olarak Netzer (1994) Lee (1994) tarafından, nesiller arası duygusal dayanışmayı belirlemek için Mangen, Bengston ve Landry (1988) tarafından geliştirilen ölçekler kullanılmıştır. Araştırmada, büyük ebeveynlerin nesiller arası duygusal dayanışma puan ortalaması yüksek düzeylere yakındır. Araştırmaya katılanların nesiller arası işlevsel dayanışma (çocuklarına/torunlarına yardım etme, çocuklarından/torunlarından yardım alma) puan ortalamaları ise orta düzeyin biraz üzerindedir. Büyük ebeveynlerin nesiller arası duygusal dayanışma puan ortalamaları büyük ebeveynlerin; eğitim düzeylerine, gelir algılarına, sağlık durumlarına, büyük ebeveynlerin bakım verirken çevresindeki kişilerden yardım alma durumlarına, torun bakımının gerçekleştiği yere, torunlarının ebeveynleri ile görüşme sıklıklarına, büyük ebeveynlerin bakım vermeden öncesine göre sağlık durumlarına, bakım vermenin olumlu ve olumsuz katkılarına göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Büyük ebeveynlerin nesiller arası işlevsel dayanışma puan ortalamalarına büyük ebeveynlerin; gelir algısına, sağlık durumuna, torun bakımının gerçekleştiği yere, torunlarının ebeveynleri ile görüşme sıklıklarına, büyük ebeveynlerin bakım verdikleri torunları ile olan fiziki mesafeye ve büyük ebeveynlerin bakım vermeden önceki sağlık durumlarına göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Bakım verilen torunun eğitim durumu ile duygusal dayanışma arasında anlamlı bir farklılık görülmezken; istatistiksel olarak anlamlı olmamak ile birlikte eğitim durumu okul öncesi olanlarda nesiller arası duygusal dayanışma puan ortalaması yüksek çıkmıştır.
COVID 19 pandemisinde aile yaşam kalitesi ve aile yaşam memnuniyetinin incelenmesi
Yaşam memnuniyeti, öznel bir kavram olmakla beraber bireyin yaşadığı hayatı bir bütün olarak olumlu değerlendirmesi anlamında kullanılmakta olup, bireyin hayatta ne kadar mutlu olduğunu ve hayattan ne ölçüde memnun olduğunu ifade eder. Buna benzer olarak yaşam kalitesi ise bireylerin ve toplumların refah düzeyi olarak ifade edilmekle beraber devletler tarafından ulaşılmak istenen en önemli hedefler arasında yer almaktadır. Yaşam memnuniyeti ve kalitesi kavramları toplumu oluşturan en küçük yapı olan ailenin huzuru, refahı ve mutluluğu için büyük önem taşımaktadır. Aileler, sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını ne kadar iyi şekilde karşılayabilirse yaşamdan duyulan memnuniyetleri ve yaşam kaliteleri o kadar yüksek olmaktadır. Ailelerin yaşam memnuniyetlerini ve yaşam kalitelerini olumlu veya olumsuz açıdan etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de toplumda meydana gelen salgınlardır. Salgınlar tarih boyunca aile bireylerini gerek ekonomik gerekse sosyal yönden olumsuz etkilemekle beraber, ailelerle beraber topluma zarar vermiş ve ailelerde travmatik sorunlara neden olmuşlardır. Yaşanan bu son küresel salgın olan Covid-19 pandemisinin aile yaşam kalitesini ve aile yaşam memnuniyetini sosyal ve ekonomik yönden nasıl etkilediğine dair bir çalışma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Covid-19 Pandemisinin ailelerin yaşam memnuniyetlerini ve yaşam kalitelerini nasıl etkilediği, Aile Uyumu Ölçeği, Covid-19 Korku Ölçeği ve Beach Center Aile Yaşam Kalitesi Ölçeğiyle elde edilen veriler sonucunda incelenmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, sıklık, yüzde), fark analizi testleri (Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testi) ve ilişki analizi (Spearman korelasyon katsayısı) uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Covid-19 Pandemisi aile yaşam memnuniyetini ve aile yaşam kalitesini istatistiksel açıdan etkilemiştir. Bununla birlikte Covid-19 pandemisinin aileleri ekonomik açıdan oldukça etkilediği görülmüştür. Özellikle Pandemi sırasında ailelerin gelirleri, gelir memnuniyetleri, borçlanma durumları etkilenerek, Covid-19 pandemisi sırasında ekonomik zorluklar yaşamalarına neden olmuştur. Araştırmada ayrıca aile bireylerinin Covid-19 korkusuyla demografik değişkenler olan yaş, cinsiyet, gelir düzeyi, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, aile yaşam dönemi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre bireylerin Covid-19 korkusu cinsiyet dışındaki diğer değişkenlerle ilişkili bulunmuştur.
Ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği, sağlıklı beslenme bilgi, tutum ve davranışları ile kantinden gıda tüketim tercihlerinin incelenmesi
Gıda, fizyolojik ihtiyaçların başında gelmekte olup insan yaşamı için vazgeçilmezdir. Doğada bulunan tüm canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için gıdayı tedarik etmek ve beslenmek zorundadır. Özellikle gelişim çağında bulunan ortaokul öğrencileri için beslenme ayrı bir önem taşımakta ve bu dönemde beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasında okul vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Bu nedenle okullarda bulunan kantinlerde sunulan gıdaların güvenilir ve besleyici olması çok önemlidir. Bu araştırma; ortaokul öğrencilerinin gıda güvenilirliği ve sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi, tutum ve davranışları ile kantinlerden satın almayı tercih ettikleri gıdaları ve tüketim sıklıklarını saptamak amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ankara il merkezi içerisinde yer alan Çankaya, Yenimahalle ve Altındağ ilçelerinde bulunan ortaokullarda 5, 6, 7 ve 8. sınıfta öğrenim gören 632 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri; öğrencilerin demografik bilgilerinin yanı sıra, Besin Güvenliği Davranış Ölçeği, Beslenme Tutum Ölçeği ve Beslenme Davranış Ölçeği'nden oluşan araştırma formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler, sayı ve yüzde dağılımlar, ki-kare analizi, t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırma testi (LSD) testi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonuçlarına göre öğrencilerin gıda güvenilirliği davranışları cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile yedinci sınıf öğrencilerinin gıda güvenilirliği davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Beslenme tutumları açısından bu farklılık yalnızca sınıflar arasında görülmektedir (p<0,05). Beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme tutumları diğerlerine göre daha olumludur. Öğrencilerin beslenme davranışları da cinsiyet ve sınıflar arasında anlamlı bir farklılık göstermektedir (p<0,05). Kızlar ile beşinci sınıfta öğrenim gören öğrencilerin sağlıklı beslenme davranışları diğerlerine göre daha olumludur. Kantinlerde satılan gıdalar ve öğrencilerin bu gıdaları tüketim sıklıkları incelendiğinde; sağlığa faydalı olan gıdaların kantinlerde satışının ve tüketiminin çok fazla olmadığı; sağlığa zararlı olan gıdaların satışı yasak olmasına rağmen kantinlerde satışının yapıldığı ancak tüketim sıklıklarının diğerlerine göre daha az olduğu; kantinlerde satışı şartlı uygun olan gıdaların ise kantinlerde en çok tüketilen/satılan ürün grubu olduğu görülmektedir. Su en sık tüketilen gıdaların başında gelmekte olup öğrencilerin sağlığa zararlı gıdaları tüketim sıklıkları sosyoekonomik düzey yükseldikçe azalmaktadır.
Tüketicilerin binek araç satın alma davranışlarında bilinç düzeylerinin incelenmesi
Tüketim, bir mal veya hizmetten maddi ve manevi ihtiyaç ya da isteklerin tatmini için yapılan bir eylem olarak tanımlanmakta olup bireylerin yaşamının merkezinde olan ve süreklilik arz eden bir süreçtir. Bireyler çevresel, kişisel ve sosyolojik birçok faktörü göz önünde bulundurarak ve kıyaslama yaparak tüketim tercihinde bulunurken, bilinç düzeyinin de bu seçimlerde önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bireylerin binek araç tercihleri de tüketimin önemli bir parçasını oluşturmakta ve tercih yaparken ekonomik ve çevresel birçok unsur göz önünde bulundurulabilmektedir. Diğer taraftan, yasal hakların bilincinde olmak da önemli bir unsurdur. Bu nedenle tüketicilerin binek araç seçiminde hangi faktörleri göz önünde bulundurdukları ve tüketici bilinç düzeyinin bu tercihi nasıl etkilediği konusunda bir çalışma yapma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada, tüketicilerin binek araç satın alma davranışlarında bilinç düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmış ve bu amaç doğrultusunda katılımcıların; 18 yaş ve üzerinde olup mutlaka binek araç satın alma deneyimine sahip olması koşulu aranmıştır. Araştırmada, kartopu örnekleme yöntemi Google forms aracılığıyla kullanılmış, veriler çevrimiçi anket aracılığı ile toplanmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonuçlarına göre; bireylerin araç tercihinde bulunurken, ekonomik faktörleri çevresel faktörlerden ön planda tuttuğu sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, çalışma kapsamında ortaya konulan önemli bulgulardan biri; tüketicilerin yarıya yakınının, çevreye daha zararlı olduğu bilinen ancak nispeten ekonomik olan dizel yakıt türüne sahip araç kullanıyor olmasıdır. Ayrıca tüketicilerin, manuel vitesli araç tercihi otomatik vitesli araçlardan daha fazladır. Elde edilen bir diğer sonuca göre, aynı özellik ve donanım ile benzer fiyata sahip araçlar arasında öncelik elektrikli ve hybrid araçlar yönündedir. Çalışmada tüketicilerin çevre bilinçli tüketim skorları ile "Satın alınacak binek aracın çevreye daha az zarar ve rahatsızlık veren yakıt, emisyon, ses vb. özelliklere sahip olmasına dikkat etme durumu" ve "Aynı özellik ve donanım ile benzer fiyata sahip araçlar arasında yakıt türü açısından öncelikli tercih" arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Tüketicilerin sade tüketim skorları ile toplumsal statü ve beğeni görmek amacıyla binek araç satın alma davranışı arasında da anlamlı ilişki mevcuttur.
"0-6 yaş" çocuğu olan ailelerin özellikleri ve toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunlar: Çözüme yönelik eğitim programının hazırlanması
Aile yaşam döngüsünün küçük çocuklu ve okul öncesi çocuklu ailelerin yer aldığı evrelerinde, ebeveynlerin çocuk bakımı ve ev içi faaliyetlerin yapılması noktasında toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle sorunların yaşandığı ve bu sorunların aileyi mikro ve makro düzeyde etkilediği bilinmektedir. Bu açıdan düşünüldüğünde bu çalışma, çocukları 0-6 yaş aralığında olan ailelerin toplumsal cinsiyet temelli yaşadıkları sorunların çözümüne yönelik aile yaşantısı eğitimi programının geliştirilmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada betimsel ve deneysel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Betimsel boyutta, 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin ev içi ve çocuk bakımı faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Toplumsal Cinsiyet Rollerine İlişkin Tutum Ölçeği" ev içi sorumluluk paylaşımını belirlemeye yönelik ise "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ebeveynlerin Ev İçi Rol ve Sorumluluk Paylaşımı Ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmanın deneysel boyutunda ise 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet temelli sorunlarına ilişkin farkındalık kazandırmak, sorunlarla başetmeye yönelik bilgi düzeylerini artırmak, ile tutum ve davranış değişikliği yaratmak amacıyla "0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitimi Programı" geliştirilmiştir. Çalışmada "Ön Test- Son Test Kontrol Gruplu Desen" kullanılmış, 16 ebeveynden oluşan deney (8 anne- 8 baba) ve kontrol (8 anne- 8 baba) grupları oluşturulmuştur. Aile Yaşantısı Eğitim Programına başlamadan önce deney ve kontrol gruplarına ön test uygulanmış, ardından deney grubuna 7 haftalık eğitim verilmiş ve eğitim sonrasında her iki gruba da son test uygulanmıştır. Deneysel işlemin etkililiği iki faktörlü ANOVA testi ile incelenmiştir. Deneysel işlemin etkililiğinin sınandığı çalışmanın deneysel boyutuna ilişkin elde edilen veriler incelendiğinde; çalışma kapsamında hazırlanan 0-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerin Toplumsal Cinsiyet Temelli Sorunlarının Çözümüne İlişkin Aile Yaşantısı Eğitim Programı'nın deney grubunda yer alan ebeveynlerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarına ve ev içi sorumluluk paylaşımlarına etkisinin olduğu sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, konu ile ilgili alan yazın çerçevesinde tartışılmış ve 0-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlere, ailelere, aileye hizmet veren tüm kurum kuruluşlara ve sosyal politika geliştiren birimlere ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Tüketici karar verme tarzları, dürtüsel davranış, materyalizm ve yaşam doyumu: Efsane Cuma örneği
İnsanlığın varlığı kadar eskiye dayanan tüketim olgusu, tarihsel süreçte insanoğlunun gelişip dönüşmesiyle birlikte "istek ve ihtiyaçların karşılanması" tanımının ötesinde konumlanarak bireylerin yaşamında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Pek çok faaliyeti tüketim kapsamında gerçekleşmekte olan bireyin tüketime yönelik davranışlarını anlamak yaşamın sağlıklı yönetilebilmesi açısından önemlidir. Bu çalışma, tüketici davranışlarını etkileyen faktörlerden tüketici karar verme tarzları, dürtüsel davranış, materyalizm ve yaşam doyumu ile Amerika'da başlayıp tüm dünya ile birlikte ülkemizde de popüler hale gelen bir indirim kampanyası olan Efsane Cuma (Black Friday) arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırma evreni Ticaret Bakanlığı merkez teşkilatı personelidir. Araştırma verileri katılımcıların demografik özellikleri ve 2020 yılı Efsane Cuma alışverişlerine yönelik sorularla birlikte Tüketici Karar Verme Tarzları Ölçeği, UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Materyalist Değerler Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeğini içeren araştırma formu aracılığıyla elde edilmiştir. Verilerin analizinde; tanımlayıcı istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, sıklık, yüzde ve birikimli yüzde), güvenirlik analizi (Cronbach's Alfa), fark analizi (Mann–Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri) ve ilişki analizi (Spearman korelasyon testi) uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, tüketici karar verme tarzları ve materyalizmin Efsane Cuma harcama tutarına göre farklılaştığı ancak dürtüsel davranış ve yaşam doyumunun Efsane Cuma harcama tutarlarına göre değişmediği sonucuna ulaşılmıştır. Tüketici karar verme tarzları ile materyalizm arasında; yaşam doyumu ile dürtüsel davranış ve materyalizm arasında anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Bununla birlikte, tüketici karar verme tarzları ile yaşam doyumu arasında, aynı zamanda da dürtüsel davranış ile materyalizm arasında anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Araştırmada ayrıca, tüketici karar verme tarzları, dürtüsel davranış, materyalizm ve yaşam doyumunun demografik değişkenlerden yaş, cinsiyet ve gelir düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, materyalizm yaşa göre farklılaşmakta; dürtüsel davranış, materyalizm ve yaşam doyumu cinsiyete göre farklılaşmaktadır. Diğer taraftan tüketici karar verme tarzları, dürtüsel davranış, materyalizm ve yaşam doyumu gelir düzeyine göre değişmemektedir.
Ailede anababa tutum ve davranışına etki eden faktörlerin araştırılması
Bu araştırma ana-baba tutum ve davranışı ile ailenin birlik ve değişime uyum yeteneği arasındaki ilişkiyi belirlemek, sosyoekonomik ve demografik faktörlerin aile işlevlerine uyum, tutum ve davranışlar üzerindeki etkisini incelemek amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamına Ankara ilinin merkez ilçelerinden tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 0-6 yaş grubunda sağlıklı en az bir çocuğu bulunan ve birlikte yaşayan 450 aile dâhil edilmiştir. Araştırma verileri; ana-babaların ebeveyn olarak tutum ve davranışlarını belirlemede Ana-Baba Tutum ölçeğinin, aile içi ilişkilerdeki işlerliği belirlemek için de Aile Birliği ve Değişime Uyum Yeteneği ölçeğinin ve ailelere ilişkin sosyoekonomik ve demografik bilgilerin yer aldığı anket formu ile toplanmıştır. Ailelerden elde edilen veriler SPSS 26 ve R programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde normallik dağılımının tespiti için uygulanan Kolmogorov–Smirnov testi sonucu verilerin normal dağılmadığı tespit edilmiştir. Bu nedenle non-parametrik testlerden; iki değişkenli testler için Mann–Whitney U testi, bağımlı ve bağımsız değişkenlerin analizi için Kruskal-Wallis Testi, iki bağımlı değişken için Friedman testi ve değişken tespiti için Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ikamet edilen ilçenin sosyoekonomik düzeyi yükseldikçe ebeveynlerin serbest ana-baba tutumuna, baba yaşı arttıkça ihmalkâr ve otoriter ana-baba tutumuna, çocuk sayısı fazla olan ve küçük yaşta çocuğu olanların aşırı koruyucu ana-baba tutumuna sahip oldukları bulunmuştur (p<0,05). İkamet edilen ilçenin sosyoekonomik düzeyi yükseldikçe aile işlevlerindeki birlik ve değişime uyum yeteneğinin kaotik olduğu, hane halkı toplam gelirinin artması ile dengeli uyum gösterdikleri saptanmıştır. Aile işlevlerindeki birlik ve değişime uyum yeteneği ile algılanan gelir düzeyi arasında istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Demokratik ana-baba tutumuna sahip olan ailelerde aile işlevlerinin gerçekleştirilmesinde dengeli birlik, otoriter ana-baba tutumuna sahip ailelerde ise dengeli esnek bir aile birliği ve uyumunun olduğu saptanmıştır. Ana-baba tutumları ile aile işlevleri açısından aile birliği ve değişime uyum yeteneği arasında istatistiksel olarak da anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05).
Hastanelerde çalışan kurum ev idaresi personelinin göreli yoksunluk duygusunun performansa etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, hastanede çalışan ev idaresi personelinin göreli yoksunluk duygusu ile algılanan bireysel performansları ve iş performansı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini; Ankara il sınırları içerisinde yer alan belirli alanlarda ihtisaslaşmış hastaneler ile özel hastaneler dışında kalan ve Ankara il merkezindeki 50 yatak kapasitesinin üzerindeki T.C. Sağlık Bakanlığı'na ve üniversitelere bağlı çalışmayı kabul eden tüm hastaneler oluşturmaktadır. Araştırmaya, çalışmayı kabul eden 3 eğitim araştırma hastanesi, 1 üniversite hastanesi, 2 Kamu Hastaneleri Birliği'ne bağlı Devlet Hastaneleri dahil edilmiştir. Toplamda 949 kurum ev idaresi personeline anket uygulanmıştır. Araştırmada uygulanan anket formu dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; hastanelerde çalışan ev idaresi personelinin bazı bireysel özelliklerini belirlemeyi amaçlayan sorulara yer verilmiştir. Anketin ikinci bölümünde; çalışanların göreli yoksunluk düzeylerini belirlemeye yönelik Callan, Shead ve Olson (2011) tarafından geliştirilen "Göreli Yoksunluk Ölçeği"nin Türkçe uyarlaması yapılarak kullanılmıştır. Anketin üçüncü bölümünde; Sigler ve Pearson (2000) tarafından geliştirilen, Türkçe'ye geçerlik güvenirlik çalışması Çöl (2008) tarafından yapılan "İşgören Performansı Ölçeği"nden yararlanılmıştır. Anketin dördüncü bölümünde ise Eisenberger ve diğerleri (1986) tarafından geliştirilen ve Kurt (2013) tarafından Türkçe'ye geçerlik güvenirlik çalışması yapılan "İş Performansı Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerin genel ortalamasına bakıldığında, ev idaresi personelinin göreli yoksunluk puan ortalamasının "orta düzeyin" altında olduğu belirlenmiştir. "Göreli yoksunluk ölçeği" ile "algılanan bireysel performans ölçeği" ve rol dışı iş performansı alt boyutu arasında negatif yönde düşük seviyede istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05).
Yaşlıların aktif yaşlanma düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmada, dünyadaki toplumsal yaşlanma sorununa karşın uluslararası kuruluşlar tarafından bir çözüm olarak sunulan aktif yaşlanma anlayışı ele alınarak; yaşlıların aktif yaşlanma düzeylerinin belirlenmesi, aktif yaşlanmayı etkileyen faktörlerin incelenmesi, aktif yaşlanmayı etkileyen bazı kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeli geliştirerek; sosyal ağların, psikolojik sağlamlığın ve yalnızlığın yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi üzerindeki etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, nicel veri toplama yöntemi ile gerçekleştirilen araştırmaya Ankara ilinde yaşayan 65 yaş ve üzeri 280 yaşlı katılmıştır. Veri analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, one way anova testi ve model testi için path (yol) analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, yaşlıların aktif yaşlanma puan ortalaması 176,93 (±51,36)' tür. Yaşlıların aktif yaşlanma aktivitelerini yapma isteği (amaç) puan ortalamaları 49,49 (±14,27), yapabilecekleri (fonksiyonel kapasite) puan ortalamaları 51,18 (±14,76), aktiviteleri gerçekleştirme için algıladıkları fırsatlar (fırsatlar) puan ortalamaları 38,81 (±13,29) ve gerçekte hangi faaliyeti yaptıkları (aktivite) puan ortalamaları 37,46 (±13,10) olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan yaşlılar aktif yaşlanmayı belirleyen aktiviteleri yapmak istemekte ve bu aktiviteleri yapabilecek fonksiyonel kapasiteyi kendilerinde görmektedirler. Fakat yaşlıların aktiviteleri gerçekleştirmek için algıladıkları fırsatlar ve gerçekte yaptıkları aktiviteler, amaçlarına ve fonksiyonel kapasitelerine göre daha düşük düzeydedir. Yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi ile cinsiyet, algılanan gelir düzeyi, çalışma durumu, eğitim durumu, medeni durum, algılanan sağlık durumu, düzenli egzersiz yapma ve alkol kullanma arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Araştırmada geliştirilen aktif yaşlanmayı etkileyen bazı kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeline göre, sosyal ağlar aktif yaşlanmayı pozitif yönde, yalnızlık ise negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca modele göre, yaşlıların aktif yaşlanma düzeyi üzerinde psikolojik sağlamlık ölçümünün etkisinde, yalnızlığın aracı bir rolü olabileceği tespit edilmiştir. Aktif yaşlanmayı etkileyen kişisel ve sosyal çevre faktörleri modeli sosyo-demografik değişkenler açısından karşılaştırıldığında da; cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, sağlık durumu, torun bakımı, seminer, konferans, eğitim vb. katılım durumu değişkenleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05).
Evlenmemiş genç bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumları, evlilik tutumları ve evlilik kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada; evlenmemiş genç bireylerin toplumsal cinsiyet rolleri tutumu, evlilik tutumu ve evlilik kaygısının hem birbirleriyle hem de demografik ve anne-baba evliliğine ilişkin açıklayıcı değişkenlerle arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın evrenini; Ankara ilinde ikamet eden 18-29 yaş aralığındaki evlenmemiş genç bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, Kartopu Örnekleme Yöntemi kullanılarak ulaşılan 848 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların toplumsal cinsiyet rolü tutumu, evlilik tutumu ve evlilik kaygı düzeyleri, cinsiyete göre farklılaşmaktadır. Kadın katılımcıların eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolü tutumu ve evlilik kaygı düzeyleri, erkek katılımcılara göre daha yüksek; evliliğe yönelik tutumları ise daha olumsuzdur. Anne eğitim düzeyi arttıkça, katılımcıların eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolü tutum düzeyi artmakta; evliliğe yönelik olumlu tutumu azalmaktadır. Anne-babası sağ ve birlikte olan katılımcıların evliliğe yönelik tutumu anne-babası boşanmış ya da ayrı yaşayanlara göre daha olumludur. Anne-babası boşanmış ya da ayrı yaşayanların evliliğe yönelik kaygı düzeyi anne-babası sağ ve birlikte olanlara göre daha yüksektir. Anne-baba evliliğinin çatışmalı olduğu görüşünde olanlar, anne-baba evliliğinin mutlu olduğu görüşünde olanlar ile anne-babasının evliliğindeki mutluluk durumu konusunda kararsız olanlara göre daha eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolü tutumuna sahiptir. Anne-baba evliliğini mutlu görenlerin evliliğe yönelik tutumu, anne-babasının evliliğini çatışmalı olarak gören ve bu konuda kararsız olanlara göre daha olumludur. Anne-baba evliliğini mutlu olarak değerlendiren katılımcıların; anne-baba evliliğini çatışmalı olarak görenler ve bu konuda kararsız olanlara göre; anne-babasının evlilikte mutluluk durumu hakkında kararsız olanların, anne-baba evliliğini çatışmalı olarak görenlere göre evlilik kaygı düzeyi daha düşüktür. Çalışmada toplumsal cinsiyet rolü tutumu, evlilik tutumu ve evlilik kaygısı arasındaki ilişkiler önemli bulunmuştur. Eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolü tutumu arttıkça, evliliğe yönelik olumlu tutum azalmakta; evlilik kaygısı artmaktadır. Evliliğe yönelik olumlu tutum arttıkça, evlilik kaygısı azalmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmış; araştırmaya ve uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Genç, evlilik, toplumsal cinsiyet rolü tutumu, evlilik tutumu, evlilik kaygısı.
Gençlerde dijital flört şiddetinin toplumsal cinsiyet algısı ve internet bağımlılığı ile ilişkisi
Bu tez çalışmasında, gençler arasında görülebilen flört şiddetinin bir türü olan dijital flört şiddetinin, toplumsal cinsiyet algısı, internet bağımlılığı ve sosyo-demografik değişkenler ile ilişkisi ele alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 18-29 yaş arasında bulunan, Ankara ilinde yaşayan ve daha önce en az bir kez flört etme deneyimi olan 476 genç oluşturmaktadır. Araştırma çıktılarına göre, dijital flört şiddetinin mağdur ve uygulayıcılığı arasında ilişki vardır. Bunun yanı sıra toplumsal cinsiyet algısı ve internet bağımlılığı ile dijital flört şiddetinin uygulayıcısı olma durumu arasında da anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırma kapsamında yapılan analizlerde dijital flört şiddetinin kontrol ve izleme davranışının puan ortalaması, doğrudan saldırganlığın puan ortalamasından yüksektir. Dijital flört şiddetinin birçok boyutunda alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanımına göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış olup, ileride ki araştırma ve çalışmalara öneriler sunulmuştur.
Çocuk evleri sitesinde çalışan bakım elemanlarının yaşam kalitesi ve çalışan memnuniyet düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğüne bağlı çocuk evleri sitelerinde çalışan bakım elemanlarının yaşam kalitesi ve çalışan memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, ayrıca sosyo-ekonomik değişkenlerin yaşam kalitesi ve iş memnuniyetine etkisi araştırılmıştır. Nicel olarak yapılan çalışmada, çocuk evleri sitelerinde çalışan 232 bakım elemanından 173'ü değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma anketi toplamda dört bölümden oluşmaktadır. Birinci ve ikinci bölümler, bakım elemanlarının sosyo-ekonomik özelliklerini ve iş-yaşam bilgilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Anketin üçüncü bölümü, bakım elemanlarının yaşam kalitesini, dördüncü bölümü ise çalışan memnuniyetini belirlemeye yöneliktir. Araştırmada bakım elemanlarının yaşam kalitesine ve çalışan memnuniyetine ilişkin elde edilen veriler, bakım elemanlarının sosyo-ekonomik özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Kategorik değişkenlerin sosyo-ekonomik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla, SPSS 23 programı kullanılarak Tek Yön (Anova) ve T testi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, bakım elemanlarının yaşam kalitesi puanlarının düşük, çalışan memnuiyeti puanlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak araştırma sonuçlarına göre, bakım elemanlarının aldıkları ücreti yetersiz bulduğu, terfi olanağının olmamasından olumsuz etkilendikleri belirlenmiştir. Ayrıca bakımından sorumlu olunan çocuk sayısının fazla olması, çocuklarla yeterli ve kaliteli zaman geçirilememesi, görev tanımı dışında işlerin yapılması, iş yükünün fazla olması, tek başına 24 saat nöbet tutulması hususlarının diğer önemli sorunlar arasında görüldüğü saptanmıştır. Araştırmada, bakım hizmeti verilen çocukların yaş ve cinsiyeti, bakım elemanlarının yaş, medeni durum, haftalık çalışma saati ve çalışma şekli ile yaşam kalitesi arasında (p<0,05), bakım elemanlarının yaş eğitim, çalışma saati ve çalışma şekli ile çalışan memnuniyeti arasında anlamlı bir ilişki (p<0,05) olduğu belirlenmiştir.
Türkiye'de piyasa gözetimi ve denetimi uygulamaları ve tüketicilerin bu konudaki görüş ve beklentileri
Tüketicinin korunması, üretimin ve ticaretin ülke sınırlarını aşarak global bir nitelik kazanmasıyla, tüketim olgusunun önemli unsuru olmuştur. Günümüzde, dönüşen gereksinimleri karşılamak amacıyla, bu kavram klasik anlamının ötesine geçerek, piyasaya sunulan tüm ürünlerin güvenliğini önceleyen ürün güvenliği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Piyasa gözetimi ve denetimi, düzenlenen teknik kurallara uyulup uyulmadığının, ürünlerin güvenli olup olmadığının, kamu otoritesince denetlenmesidir. Tüm ürünlerin güvenliğini sağlamak ve güvensiz ürünleri piyasadan uzaklaştırmak tüketiciyi korumakla yükümlü devletin görevidir. Amaç, tüketicilerin tehlikeli ürünlerden korunmasını ve firmaların güvenli ürün üretmesini sağlamaktır. Bu çalışmanın hedefi piyasa gözetim ve denetiminin ülkemizdeki konumunu, tüketicilerin bilgi ve farkındalık düzeyini ortaya koymaktır. Araştırmaya, Ankara'da yaşayan 18 yaş üzeri 307 tüketici katılmış, veriler soru formuyla toplanmış ve analizinde SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Araştırmada; Ürün güvenliği, piyasa gözetimi ve denetimi ile CE işaretinin anlamından ve devletin güvensiz ürün tespitinde kullanabileceği yetkilerden haberdar olunduğu, Ticaret Bakanlığınca denetlenen ayakkabı ve tekstilin doğru bilindiği, deterjan ile oyuncak ve çocuk bakım ürünlerinin Sağlık Bakanlığınca denetlendiği şeklinde genel bir kabulün bulunduğu, Tarım ve Orman Bakanlığı sorumluluğundaki gıdaların Sağlık Bakanlığınca denetlendiğinin düşünüldüğü, Güvensiz ürünlere yönelik önlemlerin duyurulduğu GÜBİS'in neredeyse bilinmediği (%79,3), güvensiz ürünlerin üreticilerince gönüllü geri çağrılabileceğinin kısmen bilindiği (%61,8), Ticaret Bakanlığı sorumluluğundaki tekstil, ayakkabı, kırtasiye, mobilya veya oyuncakların güvensiz olması durumunda şikâyetin buraya yapılması gerektiğini bilenlerin oldukça sınırlı olduğu (%7,8), başvuru mercii olarak Tüketici Mahkemeleri (%44,6) ile satıcının (%19,2) düşünüldüğü, bu ürünlerin şikâyet edilebildiği www.tuketici.gov.tr sitesinin kısmen doğru bilindiği (%42,9), bu ürünlerle ilgili ihbarın ALO 175 Çağrı Merkezine yapıldığının neredeyse bilinmediği (%87), Devletin güvensizliği tespit etmede etkin olmadığının (%83,3) düşünüldüğü, bu düşünceyi paylaşanların dörtte birinin (%26,4) devletin denetime odaklanmadığını, yaklaşık beşte birinin (%18,1) para cezaları ve yaptırımların yeterli olmadığını düşündükleri saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tüketicinin korunması, ürün güvenliği, piyasa gözetimi ve denetimi
Evlilik öncesi alışverişte kişisel değerlerin, hedonik ve faydacı tüketimin sosyal karşılaştırma üzerine etkisi
Değerler, kişinin yaşamı boyunca kendisine rehberlik eden standartlar bütünüdür. Bireylerin yaşamlarının merkezinde olan değerler, onların tüketim tercihlerinde ve satın alma kararlarında da önemli rol oynamaktadır. Günümüzde tüketici, bir ürünü satın alırken salt rasyonel faydayı gözetmemekte; mutluluk, haz gibi duygusal faydalar da elde etmeyi amaçlamaktadır. Tüketici, ürün ve markaya yönelik satın alma kararı verirken aynı zamanda diğer kişilerin kendi hakkında ne düşündüğünden etkilenmekte; tutum ve davranışlarını diğer bireylerle kıyaslama yaparak ölçüt olarak kullanmaktadır. Geçmişten günümüze büyük çaptaki toplumsal ve kültürel değişimler birçok yönüyle var olan evlilik ve tüketim olgusunu derinden etkilemiştir. Yaşanan değişim ve gelişmeler, evlilik öncesinde ve sürecinde bireylerin tüketime yönelik tutum ve davranışlarında değişimlere neden olmuştur. Bu anlamda, bireylerin evlilik öncesi alışveriş deneyimlerinin açıklanması, tüketim tercihlerinin belirlenmesi; kişisel değerlerinin, hedonik ve faydacı tüketim eğilimlerinin, kişilerin kendilerini diğer bireylerle kıyaslamasına dayanan sosyal karşılaştırma üzerindeki etkilerinin bilinmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bu tezde evlilik öncesi alışverişte kişisel değerlerin, hedonik ve faydacı tüketim eğilimlerinin tüketicilerin sosyal karşılaştırma durumları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmış ve bu amaca yönelik bir model oluşturulmuştur. Katılımcılar, iMessage ve Whatsapp üzerinden kartopu örnekleme yöntemiyle seçilmiş; veriler çevrimiçi uygulanan anket aracılığıyla toplanmıştır. Modelde yer alan yapılar arasındaki ilişkiler Yapısal Eşitlik Modeli ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda tüketicilerin evlilik öncesi alışverişlerindeki faydacı ve hedonik tüketim eğilimlerinin sosyal karşılaştırma düzeylerini doğrudan etkilediği, fakat sahip oldukları kişisel değerlerin sosyal karşılaştırma durumunu doğrudan etkilemediği sonucuna varılmıştır. Evlilik öncesi alışverişte tüketicilerin alışveriş deneyimlerinin hedonik ya da faydacı tüketim temelinde olmasının cinsiyete ve eğitim düzeyine göre değişiklik gösterdiği ortaya koyulmuştur. Bununla birlikte, tüketicilerin banka kredisine başvurmaya yönelik kararları ile kendisini diğer bireylerle kıyaslama düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Türkiye'de tüketiciler açısından kredi uygulamalarına ve mevzuata ilişkin genel değerlendirme
Finansal piyasalarda bankaların lehine olan bilgi asimetrisi, tüketicilere sunulan ürün çeşitliliğinin fazla olması, ürün ve hizmet sözleşmelerinin karmaşıklığı gibi faktörler tüketicilerin tarafı oldukları işlemleri sağlıklı olarak değerlendirmelerini zorlaştırmaktadır. Tüketicilerin kredi işlemleri konusunda tam ve doğru bilgilendirilmesi konusu başta olmak üzere kredi süreçlerinde tüketicilerin aleyhine olacak şekilde yanlış ve mevzuat dışı uygulamalarının olması finansal karar alan tüketicilerin mağdur olmasına sebep olmaktadır. Bu araştırma; konut ve tüketici kredileri bağlamında, kredi kullanan tüketicilerin kredi kullanımına ilişkin temel bilgi ve bilinç düzeyinin belirlenmesi, yasal yükümlülüklerini yerine getirme ve uygulama açısından bankaların mevcut durumuna ilişkin tüketici algısının ve güveninin ortaya konulması, tüketicilerin korunmasına dair meri mevzuatın tüketici ve banka ilişkileri açısından getirdiği yükümlülüklerin ve bu yükümlülüklerin tüketici tarafından bilinirliğinin irdelenmesi ve elde edilen bilgiler ışığında mevcut durumunun ortaya konularak sistemin sağlıklı işleyişine katkı sağlamaya yönelik öneriler sunulması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bu çerçevede, araştırma Türkiye'de yaşayan ve en az bir kez Türk Lirası cinsinden sabit faizli tüketici veya konut finansmanı kredisi kullanmış 276 erkek 252 kadın olmak üzere toplam 528 katılımcı üzerinden yürütülmüştür. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde ve analizinde IBM SPSS 26 programı kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test edebilmek için bağımsız değişkenlerin nominal ya da aralıklı ve bağımlı değişkenin sürekli olduğu durumlarda sırasıyla bağımsız örneklem t-testi ya da tek yönlü varyans analizi, iki değişken arasında ilişkinin incelendiği hipotezlerde ise Pearson Momentler Çarpımı Katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada; tüketicilerin kredi kullanımına dair mevzuat bilgi düzeyleri ile kredi kullanımı bilinç düzeylerinin oldukça düşük, kredi kullanma eğilimlerinin fiilen yüksek, kredi kullanımında kendilerine sunulan yasal haklara ilişkin algılarının olumsuz, kredi kullandıkları bankalara karşı güven düzeylerinin de düşük olduğu saptanmıştır. Kredi kullanma eğilimi arttıkça kredi kullanımı bilinç düzeyinin arttığı, kredi kullanımına dair mevzuat bilgi düzeyi yükseldikçe yasalarla korunduğuna dair olumlu algının yükseldiği, yasal haklara ilişkin olumlu algı arttıkça tüketici güveninin arttığı, kredi kullanımı bilinç düzeyi arttığında kredi skorunun da arttığı bulunmuştur.
Tüketicilerin elektrikli küçük ev aletleri satın alma karar sürecinde online bilgi arama davranışları ve tüketici memnuniyeti
Teknolojik gelişmeler ve internetin yaygın kullanımı yeni bir bilgi kaynağı yaratmıştır. Pratik ve hızlı bir şekilde bilgi edinme imkanı sağlayan internet tabanlı sistemler, günümüzde sıklıkla başvurulan online bilgi kaynakları haline gelmiştir. Çok sayıda bilgiye kolay bir şekilde ulaşma imkanı sağlayan online bilgi kaynakları, tüketicilerin satın alma karar sürecinin bilgi edinme aşamasında başvurdukları dışsal bilgi kaynaklarından biridir. Bu çalışmada; satın alma karar sürecinde tüketicilerin online bilgi arama davranışları ve satın alma kararı sonrası tüketici memnuniyeti incelenmiştir. Tüketicilerin online bilgi arama yoğunluklarını etkileyen değişkenlerin tüketici memnuniyetini de etkilediği varsayımından hareketle bu tez hazırlanmıştır. Çalışmada; algılanan kullanım kolaylığı, algılanan online bilgi arama becerisi, online bilgi güvenilirliği, satın alma kararı ilgilenimi değişkenleri ile online bilgi arama yoğunluğu ve tüketici memnuniyeti arasındaki ilişkiyi ele alan bir ölçme modeli oluşturulmuştur. Araştırmada, tarama ve ilişkisel araştırma yöntemi kullanılmıştır Araştırma evrenini, Türkiye'nin farklı şehirlerinde yaşayan 18 yaş üzeri, elektrikli küçük ev aleti satın alma karar sürecinde online bilgi arama davranışında bulunan kadın ve erkek tüketiciler oluşturmaktadır. Kolaylı örnekleme yöntemi ile 730 tüketiciye ulaşılmış ve online anket uygulanmıştır. Anket verileri betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde) ve ortalama puanlar arası fark analizleri (ANOVA, Munzel-Brunner, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U) ile analiz edilmiştir. Ayrıca, araştırmada incelenen model korelasyon ve Yapısal Eşitlik Modeli analizleriyle ortaya çıkarılmıştır. Araştırmada; algılanan kullanım kolaylığı, online bilgi güvenilirliği ve satın alma kararı ilgileniminin, tüketicilerin online bilgi arama yoğunlukları ve memnuniyetlerine pozitif etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Satın alma kararı ilgileniminin, online bilgi arama yoğunluğu ve tüketici memnuniyetine; algılanan kullanım kolaylığı ve online bilgi güvenilirliğine göre daha fazla etkisinin olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Online bilgi arama, satın alma, tüketici memnuniyeti
Tüketici örgütlerinin genç tüketici perspektifinden incelenmesi
Tüketici haklarının korunması, devlet ve iş çevresi üzerinde baskı yaratılabilmesi için tüketici örgütlerinin geniş bir katılımla gerçekleştirecekleri faaliyetler büyük önem taşımaktadır. Genç nüfus oranının yüksek olduğu ülkemizde gençlerin tüketicilerin örgütlenmesine yönelik organizasyonlar hakkındaki görüşlerinin belirlenmesi önemlidir. Böylece, bu konuda ilgili kurumların genç tüketicilerin bilinçlenmesine yönelik politikalar ve eğitim programları geliştirebilmelerini mümkün olacaktır. Bu nedenle bu araştırmada genç tüketicilerin haklarını arama açısından bazı temel yasal haklarını, tüketici örgütleri ve çalışmalarını bilme durumlarını belirlemek, tüketici örgütlerinin faaliyetlerine ilişkin görüşlerini incelemek amacı ile 301 üniversite öğrencisine online anket uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılım sağlayan gençlerin %61,1'i kendilerini bilinçli bir tüketici olarak nitelendirmektedir. Kendilerini bilinçli ve haklarına sahip çıkan bir tüketici olarak gördüğünü belirten kadınların (%68,3) oranının erkeklerden (%51,6) yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Ancak araştırma sonuçlarına göre gençlerin tüketici örgütleriyle ilgili bilgilerinin sınırlı olduğu ve büyük çoğunluğunun herhangi bir tüketici örgütüne üyeliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan gençlerin tüketici örgütlerinin faaliyetlerine ilişkin görüşlerinin olumlu olması ve bu örgütlerden beklentilerinin bulunması dikkat çekicidir. Gençlerin tüketici örgütlerinden beklentilerine yönelik görüşleri ile kendini bilinçli bir tüketici olarak görme durumunun ilişkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu durum genç tüketicilerin kendi haklarını korumak için birlikte hareket etmeleri gerektiği fikrine olumlu yaklaştıklarını ama henüz bunu davranışlarına yansıtacak düzeyde bilinçli olmadıklarını ya da harekete geçme düşüncesine mesafeli olduklarını düşündürmektedir.
Sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisi
Günümüzde akıllı telefonların hayatımıza girmesiyle birlikte sosyal medya kullanımı artmıştır. Sosyal medya kullanımının artması ile birlikte bireylerin kurdukları iletişimde çeşitli değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimlerden toplumun en küçük birimi olan aileler de etkilenmektedir. Bu araştırma sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisini incelemek, sosyal medya kullanımının ailede eşler arasında cinsiyet, yaş, öğrenim düzeyi, çalışma durumu, meslek ve ortalama aylık gelire göre ortaya koyulabilecek benzerlik ve farklılıkları saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma örneklemi T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Keçiören ilçesindeki Temel Eğitim Kurumları içerisinde yer alan ve istatistiksel yöntemlerle belirlenen ortaokullardan seçilen 8.sınıf öğrencilerinin velileri arasından 28-68 yaş aralığındaki toplam 652 evli çiftten oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla 3 bölümden oluşan bir anket formu hazırlanmıştır. Anket formunun ilk bölümünde katılımcılara ait demografik bilgiler yer almaktadır. İkinci bölüm katılımcıların sosyal medya kullanımına ilişkin sorulardan oluşurken üçüncü bölümde ise sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisine ilişkin sorular yer almaktadır. Araştırmada sosyal medya kullanımının aile içi iletişime etkisinin cinsiyet, çalışma durumu, meslek ve ortalama aylık gelire göre farklılık göstermediği, yaş ve öğrenim düzeyine göre ise farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bulunan farklılıkların 48-57 yaş grubunda olduğu, öğrenim düzeyinde ise lise ve ön lisans düzeyinde olduğu belirlenmiştir.
Tüketici hakem heyeti uygulamasında taraflar açısından karşılaşılan sorunların incelenmesi
Sanayi devriminden sonra üreticiler karşısında sorunlar yaşayan tüketiciler, haklarını korumak amacıyla 20. yüzyılın başında harekete geçmişlerdir. Amerika Birleşik Devletlerinde, bireysel çabalar ile başlayan tüketici hareketi, kısa sürede tüm dünyaya yayılarak evrensel bir olguya dönüşmüştür. Nihayetinde tüketici haklarının yasal olarak güvence altına alınması fikri benimsenmiş, bu kapsamda ülkemizde 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun yayımlanmıştır. Söz konusu Kanunda, tüketicilerin satın aldıkları ürün veya hizmetlerle ilgili sorun yaşadıklarında bir çözüm yolu olarak Tüketici Hakem Heyetleri müessesesi ihdas edilmiştir. Son yayımlanan rakamlara göre, Tüketici Hakem Heyetleri bir yılda 561.576 başvuru yapılmıştır. Bu veri göstermektedir ki; tüketiciler sorunlarına çözüm yolu olarak Tüketici Hakem Heyetlerini görmektedirler. Dolayısıyla heyet uygulamasının etkin ve verimli olarak çalışmasında yarar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Tüketici Hakem Heyeti uygulamasında tüketiciler ve heyet çalışanları açısından ortaya çıkan sorunların tespit edilmesidir. Bu çerçevede, araştırma, İstanbul İlinde bulunan Tüketici Hakem Heyetinde görevli 116 çalışan ve 190 tüketici üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada, Tüketici Hakem Heyetinde çalışanlarından elde edilen veriler herhangi bir değişken ile karşılaştırılmadan frekans tabloları şeklinde verilmiştir. Veriler kantitatif analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Her sorunun satır yüzdeleri kendi içerisinde çözümlenmiş ve yorumlanmıştır. Tüketicilerin bilgi düzeylerine ve görüşlerine ilişkin elde edilen veriler, tüketicilerin eğitim düzeyleri açısından değerlendirilmiştir. İki kategorik değişken arasındaki farklılığın analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılarak "Ki Kare Analizi" yöntemi uygulanmıştır. Araştırmada; Tüketici Hakem Heyeti uygulamasında, Tüketici Hakem Heyeti çalışanları açısından, tüketici mevzuatı, tüketicilerin şikâyet başvurularına ilişkin tutumları, raportörlerin sayısı, atanması, hukuk bilgisi, eğitimleri, Tüketici Hakem Heyeti üyelerinin hukuk bilgisi, kararlara katılma sureci ve Tüketici Hakem Heyetlerinin fiziki imkânları konularında; tüketiciler açısından ise tüketici mevzuatı ve Tüketici Hakem Heyeti uygulamalarına ilişkin tüketicilerin bilgi düzeyi, Tüketici Hakem Heyeti çalışanları ile ilişkiler ve Tüketici Hakem Heyetlerinin karar alma süreleri konularında sorunlar bulunduğu saptanmış; sorun teşkil eden durumlara ilişkin önerilere yer verilmiştir.
Aile ihtiyaçlarının incelenmesi
Bu araştırma aile ihtiyaçlarının incelenmesi ve bu ihtiyaçların cinsiyet, aile yaşam dönemleri, aylık gelir ile çocuk sayısı değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Ankara ilinde bir kamu kurumunda çalışan 23-65 yaş aralığındaki toplam 450 evli birey oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla 2 bölümden oluşan anket formu hazırlanmıştır. Anket formunun birinci bölümünde katılımcılara ilişkin demografik bilgilerin yanı sıra ev ve otomobil sahibi olma durumları ile aile yaşam dönemlerini belirlemeye yönelik sorular yer almaktadır. İkinci bölümünde ise 9 ihtiyaç grubu ve bu grupları temsil eden alt maddelerden oluşan ifadeler yer almaktadır. Araştırmada ailenin ekonomik ihtiyaçlarının aile yaşam dönemlerine ve çocuk sayısına; fiziksel ihtiyaçların aile yaşam dönemlerine; duygusal/psikososyal ihtiyaçların cinsiyete ve aile yaşam dönemlerine; zaman ihtiyacının aile yaşam dönemlerine ve çocuk sayısına; sağlık, bakım ve destek hizmetleri ihtiyacının aile yaşam dönemlerine ve çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Mesleki ihtiyaçların cinsiyete, yaşam dönemlerine ve çocuk sayısına; ulaşım ve iletişim kaynakları ihtiyacının aile yaşam dönemlerine; eğitim ve bilgi ihtiyacının aile yaşam dönemlerine, aylık gelire ve çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Diğer yandan eğlence ve kültürel ihtiyaçların hiçbir değişkene göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Evli bireylerin ise aileleri için önemli gördüğü 1. önceliğin sağlık, bakım ve destek hizmetleri ihtiyacı olduğu belirlenmiştir.
Suriye'den zorunlu göç eden kadınların aile yaşamı ve yaşam doyumu: Ankara ili örneği
Bu araştırma Suriye'den zorunlu göç eden kadınların aile yaşamını ve yaşam doyumlarını belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. İlk önce kadınların aile yaşamı konuları ile eğitim değişkeni arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olup olmadığı saptanmıştır. İlaveten, sosyo-demografik değişkenlerin (yaş, eğitim düzeyi, Türkiye'de algılanan gelir düzeyi, Türkiye'de çalışma durumu, eşin Türkiye'de çalışma durumu, Türkiye'de bulunma süresi, Türkçe bilme durumu, evliliğin resmi olma durumu, eşin kendisinden başka resmi veya gayri resmi eşi 'kuma' olma durumu, Türkiye'de güvende hissetme durumu) yaşam doyumuna etkisi belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi Ankara ilinde yaşayan, Geçici Koruma Statüsü altında olan, SGDD Çok Yönlü Destek Merkezi ve SGDD Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi'ne başvuran, 18 yaş ve üstü, evli ya da evlilik geçirmiş kadınlar arasından, merkezlerdeki toplam kadın sayısına göre, "Tabakalı Rastgele Örnekleme" yöntemi kullanılarak, örneklem grubuna 200 kadın (SGDD Çok Yönlü Destek Merkezi'nden 55; SGDD Al Farah Çocuk ve Aile Destek Merkezi'nden 145) alınmıştır. Ailede karar verme süreçleri konularında; ağırlığın kadınlarda olduğu, akrabalarla görüşme (sadece ben %59.0), akraba dışında kişilerle görüşme (sadece ben %56.5), oturulacak evin yeri ve özellikleri (sadece ben %36.0), gelirin nerelere harcanacağı (sadece ben %44.5), kadının ücretli bir işte çalışması (sadece ben %45.5), ev işlerinin yürütülmesi (sadece ben %73.0) konularına en fazla kadının karar verdiği saptanmıştır. Ailenin gelir kaynakları arasında, en fazla sosyal yardımlar konusunun (%94.5) (devlet, vakıf, belediye, derneklerden gelen ayni ve nakdi yardımlar) yer aldığı görülmektedir. Kadınların farklı sosyo-demografik faktörlerinin yaşam doyumuna etkisi incelendiğinde; yaş ve Türkiye'de algıladıkları gelir düzeylerinin yaşam doyumuna etkisinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlar çerçevesinde öneriler verilmiştir Anahtar Sözcükler Zorunlu Göç, Suriyeliler Göçü, Suriyeli Kadınlar, Suriyeli Kadınların Aile Yaşamı, Göç Eden Kadınlar, Göç Eden Aileler
Anne-baba-çocuk ilişkisinin çocukların tüketici olarak sosyalleşmesi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Araştırma anne baba çocuk ilişkisinin çocukların tüketici olarak sosyalleşmesi üzerindeki etkisini incelemek ve bu konuda anne ve babaların görüşlerini etkileyen faktörleri belirleyerek ilgili kurum ve kuruluşlara önerilerde bulunmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamına, İzmir ilinin Menemen ilçesinden basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 3-6, 7-11, 12-18 yaş grubundaki 150 çocuğun anne babası alınmıştır. Araştırmanın verileri, Çocukların Tüketici Olarak Sosyalleşmesine yönelik geliştirilen ölçek ve Çocuk-Ebeveyn İlişkisi ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmaya katılan aileler arasında; iki çocuğu olanlar, çocuklarına günlük harçlık verenler, çocuklarının tüketici olarak sosyalleşmesine yönelik en etkili yöntem olarak "Çocukla birlikte alışveriş yaparak akılcı satın alma davranışlarını öğrenmesi için teşvik etme" yöntemini tercih edenler ve çocuklarıyla kurduğu ilişkilerin çoğunlukla (%46,7) iyi olduğunu belirtenler önde gelmektedir. Anne (%45,3) ve babalar (%30,7) arasında ilkokul ve daha az öğrenim düzeyine sahip olanların önde geldiği, anne ve babaların %66,7'sinin çalıştığı, %76,7'sinin hane gelir algısının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin çocuklarının tüketici olarak sosyalleşmesi ölçeğine ilişkin ortalama puanları (3,80) "Katılıyorum" seçeneğine karşılık gelmektedir. Çocuk-ebeveyn ilişkisi ölçeğinden alınan ortalama puanları (3,10) ise "Kararsızım" seçeneğine karşılık gelmektedir. Annenin öğrenim durumu ile çocukların tüketici olarak sosyalleşmesine ilişkin sonuçlar arasında anlamlı farklılık oluştuğu belirlenmiştir (p<0.05). Ailelerin gelir algıları ile çocuklarının tüketici olarak sosyalleşmesi ve alt boyutlarından satın alma öncesinde karar verme tutumuna ilişkin ortalama puanları arasında da anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çocuk-ebeveyn ilişkisinin çocukların tüketici olarak sosyalleşmesini anlamlı düzeyde (p<0.05) etkilediği saptanmıştır. Çocuk-ebeveyn ilişkisi, çocukların tüketici olarak sosyalleşmesi boyutundaki toplam varyansın %10,7'sini açıklamaktadır. Bu nedenle "Anne-babaların çocuk ile kurdukları ilişkiler, çocuğun tüketici olarak sosyalleşmesi üzerinde etkilidir. Anahtar Sözcükler Çocuk, Tüketici, Anne-Baba-Çocuk İlişkisi, Tüketici Olarak Sosyalleşme, Tüketim Davranışı
Anlatma yöntemi ile proje tabanlı öğrenme yönteminin öğrenci başarısı açısından verimliliğinin karşılaştırılması (besinlerin bozulma nedenleri ve bozulmayı engelleme yolları fermantasyon ünitesi)
Geleneksel öğretim yöntemleri ile üst düzey becerilerin öğrenciye kazandırılması oldukça zor olmaktadır. Öğrenciyi kaynak kitaplara bağlayan ve araştırma ortamından uzaklaştıran bu tür öğretim yöntemlerinin yerine; öğrenci merkezli, araştırma ve soruşturmaya dayanan, grup çalışmaları ile desteklenmiş, öğrencilerin problem çözebilme ve üst düzey düşünmelerini sağlayan alternatif öğretim yöntemleri kullanılmalıdır. Proje tabanlı öğrenme yaklaşımı bu alternatif öğretim yöntemlerinden biridir.Proje tabanlı öğrenme yönteminin, geleneksel bir öğretim yöntemi olan anlatma yöntemi ile kıyaslanarak öğrenci başarısı açısından verimliliklerinin karşılaştırıldığı bu araştırma 2008-2009 Eğitim- Öğretim Yılı Güz Döneminde, Ankara Kalecik ilçesi Ahiler İlköğretim Okulu 7.sınıfa devam eden 24 taşımalı öğrenciye ve Cumhuriyet İlköğretim Okulu 7.sınıfa devam eden 16 taşımalı öğrenciye uygulanmıştır.Araştırmanın modelinde ön test-son test kontrol gruplu deneme modeli uygulanmıştır.Araştırmanın bulguları, eğitim öncesinde öğrencilere uygulanan kendilerine ve ailelerine ilişkin kişisel bilgi ve yaşam aktivitelerini saptamaya yönelik formlar, ?besinlerin bozulma nedenleri ve bozulmayı engelleme yolları fermantasyon? konusuna ait bilgi testi ile, eğitim sonrasında ise ?besinlerin bozulma nedenleri ve bozulmayı engelleme yolları fermantasyon? konusuna ait bilgi testinin tekrar uygulanması ve ayrıca uygulanan performans değerlendirme araçları ile toplanmıştır.Dört hafta devam eden uygulama süreci sonrasında elde edilen bilgiler SPSS 15.00 (Statistical Package of The Social Sciences) programından yararlanılarak yüzde frekans dağılımı ile tablolaştırılmıştır. Grupların ön test ve son test başarı puanları ile performans değerlendirme başarıları arasındaki anlamlılığın karşılaştırılmasında ?Independent-Samples T Test? kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Elde edilen verilerin yorumlanmasında 0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiş ve bulgular yorumlanmıştır.Elde edilen bulgular sonucunda, deney ve kontrol grubunun ön test ve son test puanları arasındaki farkın anlamlı olduğu, öte yandan performans değerlendirme sorularına her iki grubun verdikleri cevaplar arasındaki farkın da anlamlı olduğu görülmüştür. Deney grubu öğrencilerine uygulanan proje tabanlı öğrenme yönteminin, kontrol grubu öğrencilerine uygulanan anlatma yöntemine kıyasla öğrencilerin başarısı üzerinde daha verimli olduğu belirlenmiştir.Son bölümde, çalışmanın sonuçları göz önüne alınarak, araştırmacının önerileri sunulmuştur.Anahtar kelimeler: Proje Tabanlı Öğrenme, Öğrenci Başarısı, Problem Çözebilme
Üç farklı kuşaktaki evli kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile aile işlevleri arasındaki ilişki
Çalışmada; Y Kuşağı, X Kuşağı ve Bebek Patlaması Kuşağındaki evli kadın ve erkeklerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları, aile işlevlerini değerlendirme durumları ve aile işlevleri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Çalışmada; bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla Zeyneloğlu ve Terzioğlu (2011) tarafından geliştirilen Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği; aile işlevlerini değerlendirmek amacıyla Epstein, Baldwin ve Bishop (1983) tarafından geliştirilen ve Türkçeye uyarlaması Bulut (1993) tarafından yapılan Aile Değerlendirme Ölçeği (Family Assessment Device) ve bireylerin ailelerinde rol ve sorumluluk dağılımı ile karar verme biçimini incelemeye yönelik araştırmacı tarafından hazırlanan kapalı uçlu sorular kullanılmıştır. Araştırmadaki veriler, Ankara ilinde ikamet eden 18-69 yaş arasındaki 600 evli kadın ve erkekten elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; araştırmaya katılanların %27,0'sini Y Kuşağı, %41,0'ini X Kuşağı ve %32,0'sini Bebek Patlaması Kuşağındakiler oluşturmaktadır. Her üç kuşakta da kadın ve erkeklerin sayısı birbirine eşittir. Y Kuşağı ve X Kuşağında "üniversite"; Bebek Patlaması Kuşağında "ilköğretim ve daha az" öğrenim düzeyine sahip olanlar önde gelmekte olup her üç kuşakta da erkeklerin öğrenim düzeyi kadınlardan yüksektir. Araştırmada her üç kuşakta, her iki cinsiyette ve tüm öğrenim düzeylerinde de bireylerin çoğunluğu "yemek yapma", "ev temizliği", "çamaşır ve bulaşık yıkama", "ütü" ve "çocuk bakımı"nı "daha çok kadın"ların; "ev içindeki tamir işleri"ni ise "daha çok erkek"lerin yaptığını belirtmişlerdir. "Para kazanma" ve "faturaların ödenmesi"ni Y Kuşağı ve X Kuşağında eşiyle "birlikte"; Bebek Patlaması Kuşağında "daha çok erkek"lerin yaptığını belirtenler önde gelmektedir. Her üç kuşakta da "gelirin kullanımı"na eşiyle "birlikte"; "çocuk bakımı ve eğitimi"ne "daha çok kadın"ların karar verdiğini bildirenler ağırlık kazanmaktadır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeğinden elde edilen veriler incelendiğinde; Y Kuşağının; X Kuşağı ve Bebek Patlaması Kuşağından; X Kuşağının ise Bebek Patlaması Kuşağından daha eşitlikçi tutumlara sahip olduğu saptanmıştır (p<,01). Araştırmada X Kuşağı ile Bebek Patlaması Kuşağındaki kadınların aynı kuşaktaki erkeklerden daha eşitlikçi tutumlara sahip olduğu belirlenmiştir (p<,01). Her üç kuşakta da öğrenim düzeyi yükseldikçe eşitlikçi tutumlara sahip olanların oranı artmaktadır (p<,01). Aile Değerlendirme Ölçeğinden elde edilen veriler incelendiğinde; "problem çözme", "gereken ilgiyi gösterme", "duygusal tepki verebilme" ve "davranış kontrolü" konularında X Kuşağı ile Bebek Patlaması Kuşağının Y Kuşağından; "iletişim" konusunda Bebek Patlaması Kuşağının; Y Kuşağı ile X Kuşağından; "roller" konusunda ise Y Kuşağının; X Kuşağı ile Bebek Patlaması Kuşağından daha sağlıklı işlevlere sahip olduğu saptanmıştır (p<,01). Her üç kuşakta da "iletişim" ve "roller" konusunda erkekler kadınlardan daha sağlıklı işlevlere sahiptir. Gerek Y Kuşağı gerek X Kuşağı gerekse Bebek Patlaması Kuşağında öğrenim düzeyi yükseldikçe sağlıklı aile işlevlerine sahip olanların oranı artmaktadır. Araştırmaya katılanların toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile aile işlevlerini değerlendirme durumları arasındaki ilişki incelendiğinde ise her üç kuşakta ve her iki cinsiyette de toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlar arttıkça sağlıklı aile işlevlerine sahip olanların oranının artığı bulunmuştur.
Kadın girişimcilerin iş ve yaşam doyum ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırma, kadın girişimcilerin demografik özelliklerini belirlemek, kadın girişimcilerin iş ve yaşam doyumunu demografik değişkenlere göre incelemek ve iş doyumu ile yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Yalova İli Ticaret ve Sanayi Odası'na üye olan 167 kadın girişimci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada uygulanan anket formu ilgili literatür araştırması sonucu konuyla ilgili çalışmalardan, kuram ve teorilerden yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Dört ayrı bölümden oluşturulan anket formunun ilk iki bölümü kadın girişimcilerin demografiktanımlayıcı özellikleri ile iş yaşamları hakkında bilgileri belirlemeye yöneliktir. Anketin üçüncü bölümü, kadın girişimcilerin iş doyumunu son bölümü ise kadın girişimcilerin yaşam doyumunu belirlemek amacıyla hazırlanan soruları içermektedir. İş ve yaşam doyumunu belirlemeye yönelik olan soruların geçerlilik güvenilirlikleri test edilmiş ve faktör analizi uygulanmıştır. İş ve yaşam doyumu puanlarının demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin belirlenmesine yönelik "Kruskal Wallis-H" testi ve farklılıkların kaynağının saptanması için "Mann Whitney U Testi" uygulanmıştır. İş ve yaşam doyumu arasındaki ilişkiyi saptamak için ise "Pearson Korelasyon Analizi" kullanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarında kadın girişimcilerin; iş doyumu ve yaşam doyumu puanlarının yüksek olduğu, iş doyumu ile gelir, faaliyet gösterilen sektör, ev sahibi olma ve ulaşım aracı sahibi olma durumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<0.05), yaşam doyumu ile gelir, ev sahibi olma ve ulaşım aracı sahibi olma durumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu (p<0.05), kadın girişimcilerin iş ve yaşam doyumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.64; p=0.00<0.01). Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda ilgili kurum-kuruluşlara ve ileride bu konuda çalışma yapacak olan araştırmacılara yönelik çeşitli öneriler sunulmuştur.
Hanehalkı borçlanma eğiliminin demografik, sosyoekonomik ve psikososyal faktörler açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, bazı demografik faktörler (cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum, çalışma durumu, çocuk sayısı, aile büyüklüğü), sosyoekonomik faktörler (gelir, kredi kartı sayısı, kredi kartı limiti), psikososyal faktörler (borçlanmaya ilişkin tutum, materyalizm, paraya ilişkin tutum) ile borçlanma düzeyi ve finansal okuryazarlık, finansal yönetim, finansal stres, finansal memnuniyet, yaşam memnuniyeti ile borçlanma düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma Ankara'nın üç farklı sosyoekonomik ilçesinde yaşayan (Çankaya (yüksek)), (Keçiören (orta)), (Mamak (düşük)) 300 birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamında yer alan değişkenlerin borçlanma düzeyi ile ilişkisini belirlemek için Borçlanmaya İlişkin Tutum Ölçeği, Finansal Okuryazarlık Soruları, Materyalizm Ölçeği, Paraya İlişkin Tutum Ölçeği, Finansal Yönetim Davranış Ölçeği, Yaşam Memnuniyeti Ölçeği, Finansal Memnuniyet ve Finansal Stres Soruları kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri ‟Ki Kare, Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way Anova), Tamhane T2 ve Pearson Korelasyon Analizi'' ile test edilmiştir. Bu analizler yapıldıktan sonra araştırmanın ‟Regresyon Modeli'' oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda; yaş ilerledikçe, çocuk sayısı arttıkça, aile genişledikçe, gelir miktarı, kredi kartı sayısı ve kredi kartı limiti yükseldikçe borçlanmanın arttığı bulunmuştur. Medeni durum ve çalışma durumunun borçlanmaya ilişkin olumlu tutumun, finansal okuryazarlık düzeyinin düşük olmasının borçlanma düzeyini artırdığı bulunmuştur. Ayrıca parasal konularda endişelenenlerin borçlanma düzeyinin arttığı saptanmıştır.
Kamu kurumlarında çalışan ev idaresi personelinin çalışma koşullarının iş motivasyonuna ve işe yabancılaşmaya olan etkisinin incelenmesi
Bu araştırma kamu kurumlarında çalışan ev idaresi personelinin çalışma koşullarının iş motivasyonuna ve işe yabancılaşmaya olan etkisini incelemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamına, Ankara il sınırları içerisinde yer alan 80 ve üzeri ev idaresi personeli bulunan araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden kamu kurumları alınmıştır. Araştırmada Maliye Bakanlığı, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, Karayolları Dört Bölge Müdürlüğü, Pursaklar Kaymakamlığı Saray Engelsiz Yaşam, Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi ve bir kamu kurumunda görev yapan toplam 518 ev idaresi personelinin hepsine ulaşılmaya çalışılmış ancak çalışmaya gönüllü olarak katılan 393 personel araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplamak amacıyla bir anket formu hazırlanmıştır. Hazırlanan anket formu dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kurumlarda çalışan ev idaresi personelinin bireysel özelliklerini (cinsiyet, medeni durum, yaş, öğrenim düzeyi vb.) belirlemeyi amaçlayan sorular yer almaktadır. İkinci bölümde ''Çalışma Koşulları Ölçeği'', üçüncü bölümde motivasyon ölçümünde kullanılan ''İş Motivasyonu Ölçeği'' ve dördüncü bölümde ''İşe Yabancılaşma Ölçeği'' kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, Ev İdaresi personelinin İş Motivasyonu ve Çalışma Koşullarının alt boyutlarından olan Güven ve Uyum (r = ,076, p = ,133) arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamışken, ev idaresi personelinin iş motivasyonu ile çalışma koşulları ölçeğinin alt boyutlarından Ücret ve Tatmin (r = -,130, p < .01) arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Her iki ölçeğin alt boyutları arasındaki ilişkiler incelendiğinde, Çalışma Koşulları – Ücret ve Tatmin ile İş Motivasyonu – Dışsal Motivasyon arasında anlamlı, düşük ve ters yönde bir ilişki bulunmuştur (r = -,151, p < .01). Ev idaresi personelinin Çalışma Koşulları ve İşe Yabancılaşma durumu arasında anlamlı ve düşük düzeyde negatif bir ilişki bulunmuştur. İşe yabancılaşmanın alt boyutu olan Güçsüzlük (r = -,128, p < .05, r2 = ,02) ile Çalışma Koşulları arasında anlamlı, negatif, ve düşük, Sosyal İzolasyon boyutu ile (r = -,098, p = ,053) anlamsız ilişki bulunmuştur. Çalışma Koşullarının alt boyutları olan Güven ve Uyum ile İşe Yabancılaşma arasında (r = -,205, p < .01) orta düzeye yakın ve negatif anlamlı bir ilişki bulunurken, Ücret ve Tatmin ile anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r = ,091, p = ,073). Güven ve Uyum ile İşe Yabancılaşmanın alt boyutlarından olan Güçsüzlük (r = -,169, p < .01) ve Sosyal İzolasyon (r = -,192, p < .01) arasında düşük düzeyde ve negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırmada ev idaresi personelinin İş motivasyonu ve alt boyutları ile İşe Yabancılaşma ve alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ev idaresi personelinin Çalışma koşulları ve İş Motivasyonu ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken; yaş, öğrenim düzeyi, medeni durumları arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler Ev İdaresi Personeli, Çalışma Koşulları, İş Motivasyonu, İşe Yabancılaşma.
Büyüyen yaşlı tüketiciler pazarı: Yaşlı tüketicilerin satın alma davranışları ve görüşleri
Bu çalışma büyüyen yaşlı tüketiciler pazarında yaşlı tüketicilerin satın alma davranışlarını ve pazara ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemi Ankara il sınırları içinde yer alan Çankaya, Keçiören ve Mamak ilçelerinde yaşayan yaşlı tüketicileri temsilen "65 ve üzeri" yaş grubunda olan toplam 500 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla dört bölümden oluşan anket formu hazırlanmıştır. Anket formunun birinci bölümünde araştırmaya katılan yaşlı tüketicilerin kişisel bilgileri; ikinci bölümünde, yaşlı tüketicilerin satın alma davranışları; üçüncü bölümünde yaşlı tüketicilerin satın alma öncesi, satın alma sırasındaki ve satın alma sonrası davranışlarına yönelik ifadelere katılım düzeyleri ve dördüncü bölümünde ise yaşlı tüketicilerin pazara ilişkin görüşlerine yönelik ifadelere katılım düzeylerini belirlemek amacıyla oluşturulan sorular yer almaktadır. Araştırmaya katılan yaşlı tüketicilerin satın alma davranışlarının ve pazara ilişkin görüşlerinin belirlenmesinde ölçüt olarak cinsiyet, yaş grupları, öğrenim durumları ve aylık gelirleri esas alınarak çapraz tablolar oluşturulmuştur. Yaşlı tüketicilerin satın alma davranışları ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişki "Ki Kare" testi ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda yaşlı tüketicilerin satın alma öncesi, satın alma sırasındaki, satın ama sonrası ve pazara ilişkin görüşlerine yönelik ifadelere katılım düzeylerine ilişkin ortalama puanlar arasındaki farkın bağımsız değişkenlere göre önemli olup olmadığının belirlenmesinde "İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi (t testi)" ve "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)" yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmada kadınların, "65-74" yaş grubunda olanların, ortaöğrenim görenlerin, emeklilerin, "2000 - 2999 TL" gelir grubunda olanların, gelirini düşük düzeyde algılayanların, sosyal güvencesi olanların, evlilerin, kredi kartı sahibi olanların ve araba sahibi olmayanların önde geldiği görülmektedir. Araştırmada yaşlı tüketiciler arasında alışverişe genellikle "bazen hafta içi, bazen hafta sonu", "öğleden sonra" ve "eşi" ile birlikte çıktığını belirtenlerin ilk sırada yer aldığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan yaşlı tüketiciler gıda ürünlerini genellikle "her gün"; giyim eşyalarını ve dayanıklı tüketim mallarını genellikle "bir aydan fazla aralıklarla" satın aldığını belirtmişlerdir. Yaşlı tüketiciler arasında gıda ürünlerini genellikle "marketler ve mağazalardan (AVM dışı)", giyim eşyalarını ve dayanıklı tüketim mallarını genellikle "alışveriş merkezlerinden" satın aldığını belirtenlerin başta geldiği saptanmıştır. Yaşlı tüketicilerin gelirlerini sırasıyla en çok gıda ve sağlık ihtiyaçlarını karşılamak için kullandıkları belirlenmiştir. Araştırmada yaşlıların satın alma davranışlarının en çok aileden etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Yaşlı tüketicilerin alışveriş sırasında ödemelerini ise genellikle para ile peşin yaptıkları bulunmuştur. Araştırma kapsamına alınan yaşlı tüketicilerin satın alma öncesi davranışlarına yönelik "Fiyat araştırması yaparım", "Ürünün kaliteli olup olmadığını araştırırım", "Düzenli olarak bütçe planlaması yaparım"; satın alma sırasındaki davranışlarına yönelik "Evime yakın mağazalara giderim", "Sağlığa uygun olan ürünleri satın alırım", "Kaliteli ürünleri satın alırım"; satın alma sonrası davranışlarına yönelik "Satın alma sonrasında fiş/fatura alırım", "Garanti belgesini saklarım", "Satın alma sonrası hatalı olduğunu düşündüğüm bir ürünü değiştiririm", "Kusurlu ürünü iade ederim" ifadelerine katılım düzeylerine ilişkin ortalama puanların yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma kapsamına alınan yaşlı tüketicilerin pazara ilişkin görüşleri incelendiğinde; "Etiketler yaşlı tüketicilerin daha kolay anlayacağı şekilde yazılmalıdır", "Etiketler üzerindeki yazıların okumak için oldukça küçük olduğunu düşünüyorum", "Yaşlı tüketiciler için özel fiyat indirimlerinin yeterli olmadığını düşünüyorum" ifadelerine katılım düzeylerine ilişkin ortalama puanların yüksek olduğu bulunmuştur. Araştırmada yaşlı tüketicilerin satın alma öncesi davranışlarının öğrenim düzeyi ve aylık gelire; satın alma sırasındaki davranışlarının aylık gelire; satın alma sonrası davranışlarının öğrenim düzeyine; pazara ilişkin görüşlerinin ise cinsiyete göre farklılık gösterdiği saptanmıştır (p˂0,05).
Değerler ile etik tüketim davranışları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, değerler ile üniversite öğrencilerinin etik tüketim davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda öncelikle üniversite öğrencilerinin sosyo demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, okudukları sınıf, annelerinin eğitim durumu, babalarının eğitim durumu, algılanan aile gelir düzeyi) ile etik tüketim davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığı saptanmıştır. Daha sonra ise, üniversite öğrencilerinin değer yönelimleri ile etik tüketim davranışları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 211 kadın ve 189 erkek olmak üzere 400 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Tüketici Etik Ölçeği, Portre Değerler Anketi ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler, Korelasyon, Bağımsız örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Çok Boyutlu Ölçekleme Analizi (MDS), Levene Testi, Bonferroni Testi, Tamhane's T2 Testi kullanılarak analiz edilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin cinsiyet, yaş, annelerinin eğitim durumu, algılanan aile gelir düzeyine göre etik tüketim davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>.05). Üniversite öğrencilerinin yaşadıkları yere göre "yasal olmayan bir durumdan aktif bir şekilde yararlanma" alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<.001). Üniversite öğrencilerinin babalarının eğitim durumuna göre hem tüketici etik ölçeği (p<.001), "yasal olmayan bir durumdan aktif bir şekilde yararlanma" alt boyutu (p<.001) ve "zararsız olarak algılanan eylemlerden yararlanma" alt boyutuna (p<.01) göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmüştür. Üniversite öğrencilerinin değer öncelikleri ile etik tüketim davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<.001). Saygınlık, güç-kaynaklar, hazcılık, özyönelim-davranış, evrenselcilik-doğa değerleri ile üniversite öğrencilerinin etik tüketim davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>.05). Saygınlık, güç-kaynaklar, güç-baskınlık, hazcılık, evrenselcilik-doğa değerleri ile yasal olmayan bir durumdan aktif bir şekilde yararlanma alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>.05). Saygınlık, güç-kaynaklar, başarı, özyönelim-davranış, evrenselcilik-doğa, iyilikseverlik-güvenilirlik, iyilikseverlik-sevgi, güvenlik-kişisel değerleri ile zararsız olarak algılanan bir durumdan aktif bir şekilde yararlanma alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır(p>.05). Bulgular literatür ışığında tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda birey, aile, çeşitli kurum ve kuruluşlar hakkında ve araştırmada kullanılan ölçekler hakkında öneriler verilmiştir. Anahtar Sözcükler Etik tüketim, değer, etik tüketim davranışı, üniversite öğrencileri
Zihinsel engelli ve üstün yetenekli çocuğa sahip ailelerin yaşam doyumları, yaşam kaliteleri ve sosyal destek algılarının karşılaştırılması
Bu araştırma üstün yetenekli ve zihinsel engelli çocuğa sahip ailelerin yaşam doyumları, yaşam kaliteleri ve sosyal destek algılarının karşılaştırılması amacı ile planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ankara İlinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak hizmet veren Bilim ve Sanat Merkezlerine (BİLSEM) devam eden çocuğa sahip aileler ile zihinsel engelli çocuğa sahip olup çocuklarının eğitsel değerlendirme ve tanılanmasını Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde (RAM) yapan aileler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini belirlemek için aykırı durum örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Zekâ gelişim eğrisinin iki ucunda bulunan iki grubun (üstün yetenekli ve zihinsel engelli) ebeveynleri araştırmanın evrenini oluşturmakta ve çalışmanın örneklemi 137 kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Verileri analiz etmede Bağımsız Gruplar için t Testi, Kruskal Wallis H testi, Mann Whitney U testi analizleri yapılmıştır. Araştırmaya katılanların 64'ü (%46.7) üstün yetenekli, 73'ü (%53.3) zihinsel engelli çocuğun velisidir. Çocuğa yakınlık bakımından katılımcıların %62.8' inin çocuğun annesi, %37.2'sinin ise babası olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda yaşam doyumu, yaşam kalitesi ve sosyal destek algı düzeyi bakımından üstün yetenekli çocuğa sahip ailelerin daha yüksek ortalama puanlara sahip oldukları bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre özellikle zihinsel engelli çocuğa sahip ailelerin yaşam doyumu, yaşam kalitesi ve sosyal destek algı düzeylerinin arttırılmasına yönelik Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın işbirliği içerisinde iyileştirici sosyal politikalar geliştirmeleri gerektiği önerilebilir.
Yaşlıların teknoloji kabul ve kullanım davranışlarının başarılı yaşlanma üzerindeki etkilerinin analizi: Adana ili örneği
Bu araştırmada, yaşlıların başarılı yaşlanma düzeylerini, teknoloji kabul ve kullanım davranışlarını, teknoloji kabul ve kullanım davranışlarının başarılı yaşlanma üzerindeki etkisini, bu etki ve düzeylerin demografik değişkenlere göre farklılıklarını tespit etmek ve araştırma sonuçlarına göre aile, kurum ve kuruluşlara, geçerli önerilerde bulunmak amaçlanmıştır. Araştırma, TÜİK verileri dikkate alınarak Adana ilinde yaşayan Türkiye Emekliler Derneği Adana Şubesine kayıtlı 60 yaş ve üzeri 912 yaşlı bireyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kuramsal ilişkiyi keşfetme amacı güdüldüğü için Kısmi En Küçük Kareler yapısal eşitlik modeli ile yol analizi yöntemi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre teknoloji kabul modelinin alt bileşenlerinden performans beklentisi, hazsal güdüleme, kolaylaştıran durumlar ve alışkanlık davranış niyetini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Teknoloji kabul modelinin diğer bir alt bileşeni olan alışkanlığın ise teknoloji kullanma davranışını anlamlı bir şekilde yordadığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları teknoloji kabul modelinin alt bileşeni olan performans beklentisi ve kolaylaştıran durumların başarılı yaşlanmanın alt bileşeni olan sorunlarla mücadele etmeyi anlamlı bir şekilde yordadığını göstermektedir. Diğer bir bulguya göre teknoloji kabul modelinin alt bileşeni olan performans beklentisi ve sosyal etki başarılı yaşlanmanın alt bileşeni olan sağlıklı yaşam biçimini anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Teknoloji kabul modelinin alt bileşenlerinden davranışsal niyet ile medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, yaşama biçimi arasında; alışkanlık alt boyutu ile yaş, medeni durum, yaşama biçimi arasında; fiyat değeri alt boyutu ile yaş, medeni durum, çalışma durumu, yaşama biçimi arasında; hazsal güdüleme alt boyutu ile yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, yaşama biçimi, algılanan son bir ay sağlık durumu arasında; sosyal etki alt boyutu ile medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu arasında; kolaylaştıran durumlar alt boyutu ile eğitim düzeyi, çalışma durumu, yaşama biçimi, algılanan gelir durumu arasında; çaba beklentisi alt boyutu ile medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, yaşama biçimi, algılanan son bir ay sağlık durumu arasında; performans beklentisi alt boyutu ile medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, algılanan son bir ay sağlık durumu arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Başarılı yaşlanmanın alt boyutları olan sağlıklı yaşam biçimi ve sorunlarla mücadele etme ile medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, yaşama biçimi, algılanan son bir ay sağlık durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.