
68
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ön çapraz bağ (ÖÇB) operasyonu sonrası fiziksel rehabilitasyonu desteklemede bilişsel davranışçı terapi ve sanal gerçeklik kullanımının etkisi
Amacı, ÖÇB operasyonu sonrası ortaya çıkan psikolojik tepkilere akut olarak müdahale etmek için sanal gerçeklik (SG) katkısıyla zenginleştirilmiş Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) protokolünü (BDT+SG) geliştirmek ve bu protokolün etkinliğini incelemek olarak belirlenen bu araştırmanın protokolü 5 aşamada geliştirilmiş ve etkinliğinin testi için 36 sporcunun katılımı ile randomize kontrollü bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma 1 deney 2 kontrol grubundan oluşmuştur. Protokolün etkinliğine Yeniden Yaralanma Kaygısı Envanteri, Spor Yaralanması Rehabilitasyonuna Bağlama Ölçeği, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Spor Yaralanmaları Öz-Yeterlik Ölçeği, Ciddi Yaralanmalar Sonrası Spora Dönüş Ölçeği ve Ön Çapraz Yaralanması Sonrası Spora Dönüş Ölçeği kullanılarak ön-son-test ve takip ölçümü ile bakılmıştır. Protokolün SG ile maruz bırakma seanslarında kaygı düzeyleri biofeedback ve öznel sıkıntı (ÖS) ölçümleriyle toplanmıştır. Çalışmanın hipotezlerinin testinde tekrarlı ölçümlerde çift yönlü karma ANOVA, tek yönlü ANOVA ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları rehabilitasyon sürecinde yaşanan yeniden yaralanma kaygısı ve grupların rehabilitasyona bağlanmaları için anlamlı bir grup × zaman etkileşimi göstermiştir (YYK: p=0,013;η_2^p=0,220; Bağlanma: p=0,008;η_2^p=0,233). Grupların YYK-Y (yarışma) ölçeği ve ÖÇB-SYD ölçeğinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. (YYK-Y: F(2,29)=3,437;p=0,046; ÖÇB-SYD: F(2,29)=9,624;p<0,001). Diğer değişkenler için anlamlı etkileşim veya fark ortaya çıkmamıştır (p>0,05). Maruz bırakma seansları kaygı yaratma konusunda beklenen yönde sonuç vermiştir (p<0,05). Sonuç olarak BDG+SG protokolünün rehabilitasyon sürecindeki psikolojik sorunların çözümü ve spora geri dönüşe hazır oluşu arttırma konusunda potansiyelinin yüksek olduğu anlaşılmıştır.
Futbol toplarının çarpışma dinamikleri
Bu çalışmanın amacı futbol toplarının çarpışma dinamiklerini belirleyerek çarpışma süresince meydana gelen enerji dağılımını (ÇSED) ortaya koymaktı. Farklı markalara ait toplar 3 farklı iç basınçta (0.6, 0.8, 1.0 bar) kırılmaz bir cama (1x1x0.007m) 9'ar kez atıldı. Topun camda bıraktığı izi ve çarpışma dinamiklerini belirlemek için iki adet yüksek hızlı kamera (Photron SA3, 120k, Japonya) kullanıldı. Kameralar senkronize edildi ve saniyede 6000Hz görüntü ve 1/10000 pozlama hızında kaydedecek şekilde ayarlandı. Tüm çarpışmalar girinti miktarı (GM), temas yüzey alanını (TYA), tepki kuvveti ve ÇSED belirlemek için Python programlama dili kullanılarak işlendi ve ÇSED yeni bir metodolojik yaklaşım geliştirilerek belirlendi. TYA, GM ve kuvvet sonuçlarının doğruluk kontrolü yapıldı. Verilerin doğruluğu belirlendikten sonra ÇSED hesaplandı. ÇSED sonuçlarının ortalaması (OTK) alınarak elde edilen sonuçların doğruluğu literatürde yer alan formül ile karşılaştırıldı. Kuvvet, TYA ve GM sonuçları, kök ortalama kare hatası ve Spearman sıra korelasyon analizi ile test edildi. ÇSED sonuçlarının doğruluğunu belirlemek için Student T Testi kullanıldı. Toplar arasındaki OTK ve GM'ye göre farklılıklar tek yönlü ANOVA testi ile incelendi. Farklılığın kaynaklandığı gruplar Tukey testi ile analiz edildi. Markaya göre 1.0 bar iç basınçta OTK değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu belirlendi (F=3,246, p<0,05). GM, 1.0 bar iç basınçta istatistiksel olarak anlamlı derecede farklıydı (F=4,838, p<0,05). GM ve ÇSED davranışı markalara göre önemli farklılıklar gösterdi. ÇSED, topun kalitesine bağlı, markadan bağımsız olarak daha yüksek iç basınç değerlerinde azalmıştır. Sonuç olarak bu çalışma, resmi futbol maçlarında top iç basıncının 0,6 ile 1,1 bar arasında değişebileceği dikkate alındığında, yüksek iç basınç değerlerinde top kalitesinin çarpışma dinamikleri açısından kritik bir faktör haline geldiğini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Futbol, çarpışma dinamiği, toparlanma katsayısı, enerji kaybı, top kalitesi
Düzenli egzersiz yapan bireylerde enerji mevcudiyetinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, düzenli egzersiz yapan kadın ve erkeklerde düşük kullanılabilir enerji riskini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya; en az 1 yıldır düzenli egzersiz yapan 18-39 yaş aralığında 30 kadın ve 30 erkek katılmıştır. Katılımcıların, vücut kompozisyonu Çift Enerjili X-ışını (DXA) ile ölçülmüştür. Katılımcılardan, yoğun egzersiz yaptıkları iki gün, hafif egzersiz yaptıkları bir gün ve bir dinlenme gününü içeren dört gün boyunca besin tüketimi ve fiziksel aktivite kayıtları alınarak günlük enerji alımı ve harcaması, egzersiz enerji harcaması, enerji dengesi, enerji mevcudiyet, makro-mikro besin ögesi ve sıvı alımları belirlenmiştir. Ayrıca, katılımcıların yeme tutum davranışlarını belirlemek için EAT-40 anketi uygulanmıştır. Değişkenlerin cinsiyetlere göre karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi; yoğun egzersiz, hafif egzersiz ve dinlenme günlerinin karşılaştırılmasında tekrarlı ölçümlerde ANOVA testi kullanılmıştır. Kadın ve erkeklerin yaş, antropometrik ölçüm ve vücut kompozisyonları benzerdir (p>0,05). Kullanılabilir enerji düzeyleri; kadınlarda yoğun egzersiz, hafif egzersiz ve dinlenme günü sırasıyla 35,08 ± 13,36 kkal/kg, 33,32 ± 12,36 kkal/kg ve 34,50±11,08 kkal/kg; erkeklerde ise sırasıyla 32,25 ± 7,66 kkal/kg, 33,17 ± 8,47 kkal/kg ve 33,25± 6,71 kkal/kg'dır (p>0,05). Enerji dengesi, kadınlarda -623,00±569,68 kkal, erkeklerde ise -620,62 ± 464,56 kkal olup, tüm katılımcıların negatif enerji dengesinde oldukları görülmüştür. Katılımcıların protein alımları yeterli seviyede bulunurken, karbonhidrat alımları önerilerin altında kalmıştır. Yedi katılımcının EAT- 40 anket puanları ≥30 olduğundan yeme bozukluğuna yatkın bulunmuştur. Çalışmanın sonuçları, düzenli egzersiz yapan kadın ve erkeklerin azalmış kullanılabilir enerji ve negatif enerji dengesine sahip olduklarını göstermiştir. Sağlığın korunması, yaralanmaların ve besin ögesi eksikliklerinin önlenmesi için düzenli egzersiz yapan bireylerin beslenmelerinin daha iyi planlanmasına ihtiyaç vardır.
Uluslararası yük taşımacılığı yapan gemilerde çalışan personelin fiziksel aktivite düzeylerinin ve vücut kütle indekslerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Uluslararası limanlara yük taşıyan gemilerde çalışan mavi ve beyaz yakalı pesonelin fiziksel aktivite (FA) düzeyleri, iş ve serbest zaman fiziksel aktivite leri için harcadıkları enerji, sedanter davranış süreleri ve vücut kütle indekslerinin (VKİ) çalıştıkları geminin limanlarda kalma süreleri (gün), geminin büyüklüğü ve gemide bulunan rekrasyonel aktivite olanakları gibi paremetrelere göre incelenmesidir. Bu araştırmaya uluslararası limanlara yük taşıyan gemilerde çalışan 18-64 yaşları arasındaki Türk uyruklu 136 erkek personelin katılması planlanmaktadır. Araştırmaya katılım gönüllülük esasına dayanan bu çalışmada verilerin 7 Ağustos 2021 – 31 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanması planlanmaktadır. Demografik ve kişisel bilgi formu, gemi ve sefere ilişkin bilgi formu, Fiziksek Aktivite Değerlendirme Anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi - Kısa Formu,Sedanter Davranış Anketi online olarak uygulanacaktır. Verilerin analizde; her bir değişken için normallik ve varyansların homojenliği test edilecek ve parametrik test varsayımlarının yerine gelmediği değişkenler non-paramerik testler kullanılarak analiz edilecektir. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Chi-Square testi kullanılacaktır. Fiziksel aktivite düzeyi ile diğer değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinde "Çoklu Doğrusal Regresyon Çözümlemesi Modeli" kullanılacaktır. Tüm istatistiksel analizlerin anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınacaktır.
Tırmanıcılarda tutamak derinliği ve eğiminin barfiks hareketine etkilerinin biyomekanik incelemesi
Bu çalışmada tutamak eğimi ve tutamak derinliğinin tırmanıcıların barfiks biyomekaniğine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. 13 rekreasyonel katılımcı 3 farklı tutamak eğimi (0°, 20°, 30°) ve 3 farklı tutamak derinliği (20 mm, 40 mm, 60 mm) kombinasyonlarında 2 tekrarlı barfiks hareketi gerçekleştirmiş ve katılımcıların hareket, kuvvet ve elektromiyografi verileri toplanmıştır. Bu veriler iki yönlü tekrar eden ölçümlerde ANOVA yöntemi ile SPM kullanılarak analiz edilmiştir. Bu verilerden elde edilen belirli parametreler ise yine iki yönlü tekrar eden ölçümlerde ANOVA yöntemi ile kesintili olarak test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda eğimli tutamaklarda barfiks hareketinin antero-posterior doğrultuda daha kontrollü gerçekleştirildiği görülmüştür. Tutamak derinliği artışı ile ise barfiks hareketinin AP doğrultuda daha kontrolsüz gerçekleştirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Eğimli tutamaklarda çıkış evresinde uygulanan maksimum kuvvet ve hareket hızının daha az olduğu ve tepe noktanın daha alçak olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Derinliği fazla tutamaklarda çıkış evresinde uygulanan maksimum kuvvet ve hareket hızı daha fazla, tepe noktası ise daha yüksek olmuştur. Tutamak koşulunun vücudun sağ ve sol uzuvları arasındaki kuvvet asimetrisine bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Eğimli tutamaklarda parmak fleksör grubu kasları ile trapez kasının alt liflerinin aktivasyon seviyesinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Tutamak derinliği azaldıkça flexor digitorum profundus kas aktivasyonunun arttığı gözlenmiştir. Çıkış evresinde kasların maksimum aktivasyona ulaşma sırasının lower trapezius, biceps brachii ve lattisimus dorsi şeklinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Akut yüksek şiddetli aralıklı egzersiz ve orta şiddetli sürekli egzersizin speksin ve leptin düzeylerine etkisi
Düzenli fiziksel aktivite ve egzersiz, sağlığın korunması ve iyileştirilmesinde önemli faydalar sağlar. Özellikle zaman kısıtlılığı nedeniyle yeterli fiziksel aktivite yapamayan kişiler için yüksek şiddetli aralıklı egzersiz (YŞAE) iyi bir alternatif olabilir. YŞAE'nin sağlık üzerine faydalı etkilerinin geleneksel orta şiddetli sürekli egzersizlerle (OŞSE) eşdeğer veya onlardan daha fazla olması, bu egzersiz modelinin bireyselleştirilmiş egzersiz reçetelerinde yer alabileceğini göstermektedir. Egzersiz, sağlık faydalarının bir kısmını egzerkinler olarak adlandırılan, akut veya kronik egzersize yanıt olarak salınan moleküller aracılığıyla gösterir. İştah, ağırlık kontrolü, glikoz metabolizması gibi pek çok fizyolojik olayda görev yapan speksin, leptin ile etkileşim içinde olan bir egzerkindir. Bu çalışmanın amacı toplam iş yükü eşitlenmiş YŞAE ve OŞSE egzersiz protokollerinin serum speksin ve leptin değerlerine etkisini incelemektir. Düzenli egzersiz yapan 19 erkek (ortalama yaş: 25,7 ± 5,5; ağırlık: 73,3 ± 7,7 kg; boy: 176,6 ± 6,2 cm; maksimal oksijen tüketimi (VO2maks): 44,5 ± 4,7 ml/dk/kg), bisiklet ergometresinde YŞAE ve OŞSE olmak üzere iki farklı akut egzersiz gerçekleştirmiştir. YŞAE, VO2maks'ın %90'ında 10x1 dakika yüksek şiddetli egzersiz periyodları ve her egzersiz periyodu arasında 60 Watt iş yükünde 75 saniyelik aktif toparlanma periyodlarından oluşmaktadır. OŞSE ise YŞAE'de elde edilen toplam iş yüküne eşit olacak şekilde VO2maks'ın %55'inde sürekli egzersiz yapılmasını içermektedir. Egzersizden önce, sonra ve 1 saat sonra venöz kan örnekleri alınmıştır. Serum speksin ve leptin değerleri Enzim Bağlı İmmünosorbent Testi (ELISA) ile ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizinde tekrarlayan ölçümlerde iki faktörlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Akut YŞAE ve OŞSE uygulamalarından hemen sonra serum speksin (YŞAE: 174,32 ± 48,21; OŞSE: 186,53 ± 56,74 pg/ml) ve leptin (YŞAE: 335,98 ± 137,55; OŞSE: 302,94 ± 150,88 pg/ml) değerleri bazal değerlere kıyasla artmıştır (p<0,05). İki egzersiz protokolünün serum speksin ve leptin seviyelerine etkisi arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Her iki egzersiz uygulamasında da egzersizden 1 saat sonra speksin (YŞAE: 156,63 ± 46,22; OŞSE: 165,79 ± 60,74 pg/ml) ve leptin (YŞAE: 273,71 ± 109,09; OŞSE: 264,71 ± 120,77 pg/ml) değerleri bazal seviyelere düşmüştür (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre, aktif genç erkeklerde uygulanan akut yüksek şiddetli aralıklı egzersiz ve orta şiddetli sürekli egzersiz, serum speksin ve leptin konsantrasyonlarını egzersiz protokolünden bağımsız olarak artırmaktadır. Ancak, egzersizin sonlanmasından 1 saat sonra her iki molekülün düzeyleri, başlangıç seviyelerine geri dönmektedir.
5-6 yaş grubu çocuklarda motor yeterlik: Temel hareket becerilerini geliştirmeye yönelik tasarlanan oyun programının etkisi
Araştırmanın amacı 8 haftalık oyun temelli eğitim programının (OTEP) okul öncesi çocukların motor yeterlikleri üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu araştırma ön çalışma ve ana çalışmadan oluşmaktadır. Araştırmanın ön çalışması kapsamında temel hareket becerilerini (THB) değerlendirmek üzere Büyük Kas Motor Gelişim Testi-3 (BKMGT-3)'ün Türkçe'ye uyarlama çalışması yapılmıştır. Bu çerçevede, ön çalışmanın araştırma grubu 5-10 yaş aralığındaki 129 kız (x̄yaş= 7.88, Ss=1.68 yıl) ve 122 erkek (x̄yaş= 7.84, Ss=1.87 yıl), öğrenciden oluşmaktadır. Testin Türkçe'ye uyarlanması için standart çeviri-geri çeviri yöntemi ve uzman paneli kullanılmış ve test, 251 çocuğa uygulanmıştır. Test-tekrar test güvenirliği için ölçümler bir hafta sonra 40 öğrenciye tekrar uygulanmıştır. Testin yapı geçerliği, doğrulayıcı faktör analizi ile incelenmiş, 13 maddeli iki faktörlü model için kabul edilebilir düzeyde uyum indeksi değerleri elde edilmiştir (x2 /sd = 2.42, RMSEA = 0.07, TLI=0.92, CFI=0.94). Testin Cronbach alfa iç tutarlık katsayıları, yer değiştirme alt ölçeği için 0.79, nesne kontrolü alt ölçeği için ise 0.85 olarak bulunmuştur. Ayrıca test-tekrar test güvenirliği için hesaplanan sınıf içi korelasyon katsayıları, yer değiştirme alt boyutu için 0.87, nesne kontrolü alt boyutu için ise 0.91 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak araştırma bulguları, BKMGT-3 Türkçe sürümünün THB'yi değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermiştir. Ana çalışmanın araştırma grubu rastgele seçilen 27 deney (x̄yaş= 5.22, Ss= 0.424 yıl) ve 19 kontrol grubu (x̄yaş= 5.16, Ss= 0.375 yıl) olmak üzere toplamda 46 okul öncesi çocuktan (x̄yaş= 5.20, Ss= 0.401 yıl) oluşmaktadır. Deney grubuna araştırmacılar tarafından geliştirilen OTEP 8 hafta boyunca uygulanırken (3 gün/hafta) kontrol grubu rutin müfredatına devam etmiştir. Çocukların motor yeterlikleri BKMGT-3 ile değerlendirilmiştir. Analiz sonuçları, 8 hafta boyunca uygulanan OTEP'in deney grubunun yer değiştirme (ortalama farkı (Δ)= 16.33; p<0.0001; kısmi eta kare (η2) =0.51) ve top becerileri (Δ=17.66; p<0.0001; η2=0.44) puanlarının müdahale öncesi ile kıyaslandığında istatistiksel açıdan anlamlı artış gösterdiğini ortaya koymuştur. OTEP uygulaması sonucunda test puanlarında belirgin gelişme gösteren deney grubunun, bir ay sonra yapılan izlem testinde de bu gelişmeyi korudukları, kontrol grubunun ise son test ve izlem testi puanlarının deney grubuna kıyasla düşük olduğu görülmüştür. Sonuçlar 8 hafta boyunca uygulanan OTEP'in, 5-6 yaş grubu çocukların THB'yi geliştirmede etkili bir program olduğunu ortaya koymuştur.
Adölesan kadın voleybolcuların kullanılabilir enerji düzeyinin sezon başı ve sezon sonuna göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı adölesan kadın voleybolcularda enerji dengesi, kullanılabilir enerji düzeyi, vücut kompozisyonu ve makro besin ögesi alımının sezon başı ve sonunda incelenmesidir. Çalışmaya 12-16 (14,5± 1,29) yaş arası 14 adölesan kadın katılmıştır. Sezon başı ve sonunda, besin tüketim kaydı ve fiziksel aktivite kaydı alınmış, ayrıca vücut kompozisyonu analizi yapılmıştır. Katılımcıların laboratuvar ziyaretini takip eden dönemde 4 gün süresince (2 antrenman, 1 dinlenme, 1 maç günü) alınan besin tüketim kaydı ile enerji ve makro besin ögesi alımları, fiziksel aktivite kaydı ile de enerji harcamaları belirlenmiştir. Dinlenik metabolik hız, Schofield denklemi kullanılarak hesaplanmıştır. Vücut kompozisyonu dual x-ray absorpsiyometrisi ile analiz edilmiştir. Sezon başı ve sezon sonu veriler, bağımlı gruplarda T testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Sezon başı ve sezon sonu enerji alımı (sezon başı: 1244 ± 312 kkal; sezon sonu: 1410 ± 435 kkal) ve toplam enerji harcaması (sezon başı: 2662 ± 311 kkal; sezon sonu: 2733 ± 342 kkal) benzer bulunmuştur (p>0,05). Katılımcılar, sezon başı ve sonunda benzer düzeyde negatif enerji dengesine (sezon başı: -1443 ± 346 kkal; sezon sonu: -1378 ± 518 kkal) ve düşük kullanılabilir enerjiye (sezon başı: 21,29 ± 7,61 kkal/kg/YVK/gün; sezon sonu: 23,50 ± 11,16 kkal/kg/YVK/gün) sahiptir (p>0,05). Makro besin alımları incelendiğinde, katılımcıların sezon başı ve sezon sonu karbonhidrat (sezon başı 2,52 ± 0,93 g/kg/gün; sezon sonu 2,54 ± 1,10 g/kg/gün) ve protein alımlarının (sezon başı: 0,82 ± 0,31 g/kg/gün; sezon sonu: 0,90 ± 0,28 g/kg/gün) benzer olduğu görülmektedir (p>0,05). Vücut kompozisyonu değerlendirildiğinde; toplam vücut yağ oranı (sezon başı: %30,36 ± 4,11; sezon sonu: %30,55 ± 4,45), toplam yağsız vücut kütlesi (sezon başı: 40,70 ± 6,69 kg; sezon sonu: 40,54 ± 5,82 kg) ve toplam yağsız yumuşak doku kütlesi (sezon başı: 38,44 ± 6,37 kg; sezon sonu: 38,25 ± 5,51 kg ) sezon başı ve sezon sonunda benzer bulunmuştur (p>0,05). Kemik kütlesi ise sezon sonunda (2,30 ± 0,32 kg) sezon başına (2,26 ± 0,33 kg) göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmanın bulguları, adölesan kadın voleybolcuların sezon boyunca negatif enerji dengesi, düşük kullanılabilir enerji ve yetersiz makro besin ögesi alımına sahip olduğunu göstermiştir. Bu çalışmanın bulguları, adölesan kadın voleybolcuların sezon boyunca negatif enerji dengesi, düşük kullanılabilir enerji ve yetersiz makro besin ögesi alımına sahip olduğunu göstermiştir. Bu çalışma, adölesan kadın voleybolcuların vücut kompozisyonunun ve besin alımlarının sezon boyunca bireysel olarak takip edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. adölesan kadın voleybolcu, enerji açığı, kullanılabilir enerji, makro besin ögesi, vücut kompozisyonu
Adolesan tenis sporcularında enerji dengesi ve makro besin ögesi alımlarının değerlendirilmesi
GÜNEY, F. Adölesan Tenis Sporcularında Enerji Dengesi ve Makro Besin Ögesi Alımlarının Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Spor Bilimleri ve Teknolojisi Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2024. Bu çalışmanın amacı, adölesan tenis sporcularının dinlenme, antrenman, maç öncesi ve maç günlerinde enerji dengesi, kullanılabilir enerji düzeyi, vücut kompozisyonu ve makro besin ögesi alımlarını incelemektir. Çalışmaya 12-18 yaş arası 6 kız (14,43 ± 1,90 yıl) ve 8 erkek tenisçi (14,38 ± 1,88 yıl) dahil edilmiştir. Katılımcılardan hazırlık ve yarışma dönemlerini kapsayan iki laboratuvar ziyareti arasında (4 gün hazırlık ve 3 gün yarışma) besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Dinlenik metabolik hız ölçümleri Quark CPET gaz değişim analizörü ile yapılmış ve vücut kompozisyonu çift enerjili x-ışını absorpsiyometrisi ile analiz edilmiştir. Kız tenisçilerin enerji alımları dinlenme günü ortalama 1443,49 ± 559,81 kkal; antrenman günü 1269,25 ± 264,26 kkal; maç öncesi gün 1400,01 ± 259,93 kkal ve maç günü 1779,12 ± 709,86 kkal'dır (p>0,05). Erkek tenisçilerin enerji alımları ise dinlenme günü 1716,19 ± 271,85 kkal; antrenman günü 1993,93 ± 696,75 kkal; maç öncesi gün 1982,89 ± 650,60 kkal ve maç günü 1864,04 ± 207,06 kkal'dir (p>0,05). Enerji harcamaları, kız tenisçilerde dinlenme günü 2212,25 ± 369,34 kkal; antrenman günü 2474,71 ± 345,81 kkal; maç öncesi gün 2648,86 ± 623,31 kkal ve maç günü 2909,18 ± 661,39 kkal'dir. (p>0,05). Erkek tenisçilerin enerji harcamaları dinlenme günü 2287,78 ± 464,02 kkal; antrenman günü 2656,09 ± 547,10 kkal; maç öncesi gün 2653,95 ± 406,35 kkal ve maç günü 2900,73 ± 502,39 kkal'dir (p<0,05). Her iki grup da negatif bulunan enerji dengesi, kızlarda dinlenme günü -768,76 ± 738,27 kkal, antrenman günü -985,60 ± 572,57 kkal, maç öncesi gün -1248,85 ± 401,93 kkal, maç günü -1130,05 kkal; erkeklerde ise dinlenme günü -571,59 ± 454,90 kkal, antrenman günü -616,87 ± 562,08 kkal, maç öncesi gün -671,06 ± 413,36 kkal, maç günü -1036,68 ± 518,36 kkal olarak hesaplanmıştır (p>0,05). Kullanılabilir enerji düzeyi, kız tenisçilerin %66,67'sinde 30 kkal/YVA kg/gün'den az, %16,67'sinde 30-44 kkal/YVA kg/gün aralığında ve %16,67'sinde 45 kkal/YVA kg/gün'den fazla bulunmuştur. Kullanılabilir enerji düzeyi, erkek tenisçilerin %50'sinde 30-44 kkal/YVA kg/gün arasında, %50'sinde ise 45 kkal/YVA kg/gün'den yüksek bulunmuştur. Yarışma dönemi ölçümlerinde, katılımcıların vücut ağırlıkları (51,37 ± 10,76 kg) ve boy uzunlukları (165,39 ± 11,19 cm) artış göstermiştir (Hazırlık döneminde vücut ağırlığı: 50,61 ± 11,62 kg; boy uzunluğu: 164,02 ± 11,50 cm) (p<0,05). Vücut kompozisyonu değişkenleri incelendiğinde, kemik kütlesi, yağ kütlesi ve yağsız vücut kütlesinde anlamlı değişiklik bulunmamıştır (p>0,05). Makro besin ögesi alımlarında, kızların protein ve karbonhidrat alımları önerilerin altında kalırken, yağ alımları yüksek bulunmuştur. Erkeklerin protein alımları yeterli, karbonhidrat alımları düşük ve yağ alımları yüksektir. Sonuç olarak, adölesan tenisçilerde negatif enerji dengesi gözlemlenmiş, kızların düşük kullanılabilir enerji düzeyi nedeniyle erkeklerden daha yüksek risk altında olduğu belirlenmiştir. Optimal büyüme, performans gelişimi ve sağlık için adölesan tenisçilerin bireysel beslenme planlarının dikkatlice takip edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Adölesan Tenisçi, Enerji Dengesi, Kullanılabilir Enerji, Vücut Kompozisyonu, Makro Besin Ögesi
Farklı beden kütle indeksine sahip kadınlarda fiziksel aktivite, sedanter davranış ve besin tüketim durumunun dinlenim yağ oksidasyonu ile ilişkisi
Metabolizmanın enerji substratlarının oksidasyonunu düzenleme yeteneği olarak tanımlanan metabolik esneklik, obezite durumunda bozulmakta ve kronik hastalıkların ortaya çıkmasında önemli rol oynadığı bilinmektedir. Obezitedeki artış eğilimi göz önüne alındığında, metabolik esneklikle ilişkili faktörleri anlamak kritik öneme sahiptir. Nitekim bu tür faktörlerin belirlenmesi ve metabolik esnekliğin artırılmasına yönelik müdahalelerin planlanması obezitenin önlenmesi açısından önemli faydalar sağlayacaktır. Bu doğrultuda, bu tez çalışmasının amacı, normal kilolu, fazla kilolu ve obez kadınlarda, fiziksel aktivite düzeylerinin, sedanter davranışların ve besin tüketim durumunun metabolik esnekliğin önemli bir parametresi olan dinlenim yağ oksidasyonu ile ilişkisini belirlemektir. Bu tez amaçla, 25-50 yaş aralığında 55 normal kilolu (beden kütle indeksi [BKİ]: 18,5-24,9 kg/m2), 30 fazla kilolu (BKİ: 25-29,9 kg/m2) ve 25 obez (BKİ: 30-34,9 kg/m2) olmak üzere toplam 110 kadın (yaş: 35,7 ± 7,5 yıl, boy: 161,8 ± 6,2 cm) çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların öncelikle vücut kompozisyonu ölçümleri DXA cihazı ile ve dinlenim metabolik hız (DMH) ölçümleri ise nefesten nefese oksijen analizörü ile gerçekleştirilmiştir. DMH verisinden dinlenim yağ ve karbonhidrat (CHO) oksidasyonları Frayn (1983) formülü ile hesaplanmıştır. Ardından tüm katılımcıların 4 günlük besin tüketim kaydı ve 7 günlük akselerometre ile fiziksel aktivite kayıtları alınarak beslenme düzenleri, fiziksel aktivite düzeyleri ve sedanter davranışları değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılımları belirlendikten sonra, grupların incelenen değişkenler bakımından karşılaştırılması için tek yönlü varyans analizi (ANOVA), bağımsız değişkenlerin dinlenim yağ oksidasyonu üzerine etkisi belirlemek amacıyla ise çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, normal kilolu kadınların dinlenim yağ oksidasyonu (1,84±0,57 mg/kg/dk) obez kadınlara (1,38±0,52 mg/kg/dk) göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Fazla kilolu ve obez kadınların yağ oksidasyonu ve CHO oksidasyonu değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Yapılan çoklu doğrusal regresyon analiz sonuçları, BKİ, viseral adipoz doku (g), günlük protein, karbonhidrat, yağ, diyet lifi, kolesterol alımı ile birlikte günlük orta-yüksek şiddetli fiziksel aktivite süresi ve sedanter evrelerin ortalama süresinin (dk/gün), yağ oksidasyonundaki değişimin %14.2'sini yordadığını göstermiştir (p=0,007; düzeltilmiş R2=0,142). BKİ sınıflandırmasına göre obez olma durumunun (β:-0,333; p=0,036) ve sedanter evrelerin ortalama süresinin (dk/gün) (β:-0,261; p=0,011) yağ oksidasyonunu anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca, obez kadınlarda orta-yüksek şiddetli fiziksel aktivite süresi ve sedanter evrelerin ortalama süresinin, yağ oksidasyonundaki değişimin %30'unu yordadığı belirlenmiştir (F=4,250; p=0,018; R2=0.389; düzeltilmiş R2=0,298). Nitekim, günlük sedanter evrelerin ortalama süresindeki 1 dakikalık artış, yağ oksidasyonunda 0,216 mg/kg/dk'lık bir azalmaya yol açmaktadır (p=0,022). Ancak, bu ilişki normal kilolu ve fazla kilolu bireylerde anlamlı değildir (p>0,05). Bu tez çalışmasının sonuçları, BKİ'nin 30 kg/m2 ve üzerinde olması ile sedanter geçirilen evrelerin ortalama süresindeki artışın, dinlenim yağ oksidasyonunu önemli düzeyde azalttığını ortaya koymaktadır. Özellikle obez bireylerde gün içerisinde sedanter geçirilen zamanların kısa süreli fiziksel aktiviteler ile kesintiye uğratılmasının, metabolik esnekliğin önemli bir göstergesi olan dinlenim yağ oksidasyonunu önemli ölçüde iyileştirebileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Metabolik esneklik, dinlenim yağ oksidasyonu, obezite, sedanter davranış, fiziksel inaktivite
Yağsız vücut kütlesinin kestiriminde kullanılan biyoelektrik impedans denklemlerinin genç erkek ve kadınlarda geçerliği
Bu çalışmanın amacı genç erkek ve kadınlarda elden-ayağa ve ayaktan-ayağa yöntemle ölçülen Biyoelektrik İmpedans Analizi (BIA) değerlerinden yağsız vücut kütlesini (YVK) kestiren seçilmiş formüllerin referans yöntem Dual Enerji X-ışını Absorbsiyometre (DXA) ile ölçülen değerlerle karşılaştırarak geçerliklerini belirlemektir. Çalışmaya yaşları 18 ila 25 arasında değişen 113 erkek, 82 kadın toplam 195 yetişkin kişi gönüllü olarak katılmıştır. Vücut kompozisyonu ölçümleri ayaktan-ayağa BIA, elden-ayağa BIA ve referans yöntem olarak seçilmiş olan DXA kullanılarak yapılmıştır. İki farklı BIA yönteminden elde edilen rezistans, reaktans ve impedans değerleri kullanılarak tek frekans ölçüm yapan (50 kHz) BIA cihazlar için geliştirilen ve yaygın olarak kullanılan 8 denklem kullanılarak katılımcıların YVK belirlenmiştir. BIA denklemlerinden ve referans yöntemden elde edilen YVK ve vücut yağ yüzdesi (VYY) değerleri arasındaki farklar Bağımlı Gruplarda t Testi ile analiz edilmiştir. Her bir BIA denkleminden ve DXA'dan elde edilen YVK ve VYY değerlerinden regresyon modellenerek korelasyon katsayısı ve kestirimin standart hatası belirlenmiştir. Her bir BIA denklemi ve DXA'dan elde edilen YVK ve VYY arasında Bland-Altman %95 tutarlık sınırları belirlenmiştir. Çalışma sonucunda erkeklerde YVK kestirimi için Lukaski denkleminin, VYY kestirimi için ise Kyle01 ve Lukaski denklemlerinin geçerli olduğu; kadınlarda ise YVK kestirimi için Deurenberg90, Deurenberg91 ve Sun denklemlerinin, VYY kestirimi için Deurenberg90 denkleminin geçerli olduğu bulunmuştur. Kyle03 denklemi ise her iki cinsiyette en yüksek hata ve fark ortalamasına sahip bulunmuştur. Farklı BIA yöntemleriyle elde edilen impedans değerinin kullanıldığı denklemler referans yöntemle karşılaştırıldığında ise ayaktan ayağa BIA yönteminden elde edilen değerlerin daha yüksek standart hata ve fark ortalamasına sahiptir. Bu çalışmanın bulguları vücut kompozisyonunun değerlendirilmesinde kullanılan BIA denklemlerinin popülasyon spesifik olduğunu göstermiştir.
İnsan hareketinin biyomekanik modeli için yer tepki kuvvetlerinin kestirimi
Bu çalışmanın amacı insan vücudunun alt ekstremitesini temsil eden bir biyomekanik model geliştirmek ve bu model yardımıyla yer tepki kuvvetlerinin (YTK) kestirimidir. Bu amaçla alt ekstremite bağlantılı üyeler katı cisim modeli (BMMS) MATLAB/Simulink ortamında oluşturuldu. Ayak üyeleri ile zemin arasındaki yüzey-temas ilişkisi Simscape/Multibody kütüphaneleri kullanılarak modellendi. Çalışmanın deneysel bölümünde bir katılımcının squat, yürüme ve yüksekten serbest düşerek konma hareketleri VICON optik hareket yakalama sistemi kullanılarak kaydedildi. Kinematik değişkenler Nexus CGM2 modeli kullanılarak hesaplandı ve YTK bir Kistler kuvvet platformu kullanılarak ölçüldü. BMMS'de tanımlanan yüzey-temas parametreleri en iyileştirilerek hareketlerin ters dinamik benzeşimi gerçekleştirildi. Ters dinamik benzeşimle kestirimi yapılan sürtünme (SKk) ve yer tepki kuvvetleri (YTKk), kuvvet platformu ile kaydedilen sürtünme (SKd) ve yer tepki kuvvetleri (YTKd) ile karşılaştırıldı. Çalışmanın son aşamasında BMMS'te izlenen modelleme prensipleri izlenerek OpenSim benzeşim ortamında alt ekstremite kas-iskelet sistemi kuruldu (BMOS). Yürüme hareketi için BMOS'nin ters dinamik benzeşimi gerçekleştirilerek eklem torkları hesaplandı ve BMMS'nin benzeşimiyle hesaplanan değerlerle karşılaştırıldı. Çalışmanın bulguları BMMS'nin YTK değerlerini kuvvetli doğrusal ilişki ile %6'dan az hata ile kestirdiğini ortaya koymakla beraber SK değerlerini kestirmekte yetersiz olduğunu göstermektedir. BMMS ve BMOS'nin benzeşimiyle hesaplanan eklem torklarının genel davranışı benzer olmasına rağmen nicelik bakımından birbirleriyle paralellik göstermemektedir. BMMS'nin, biyomekanik özellikleri ve temas modeli geliştirildiğinde insan hareketinin dinamik benzeşiminde faydalı bir araç olacağı düşünülmektedir.
Sporda bireylerarası ilişkilerde şiddet
Bu çalışmada spor alanında roller üstlenen aktörler arasındaki ilişkilerde şiddet fenomenini nasıl yaşadıkları ve sonrasında yaşama yansıyabilen şiddet eğilimleri ile alanda yarattıkları kültür incelenmiştir. Sporcuların kendilerinden yaşça büyük, statü olarak güçlü olan kişilerce sıklıkla fiziksel şiddete maruz bırakıldıkları, çeşitli biçimlerle psikolojik, ekonomik, cinsel şiddet deneyimlerine sahip oldukları görülmüştür. Sporcular arasında ise hiyerarşi ve hegemonya yaratma arzusuna dayalı güç gösterilerinden beslenen akran zorbalığının örneklerine rastlanmaktadır. Araştırmanın nicel bulguları şiddete maruz kalan sporcuların şiddet eğiliminin yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmanın nicel ve nitel bulguları şiddete maruz kalan sporcuların bu durumu şikayet etmekten kaçındıklarını, bir şey yapılacağına inanmadıklarını, şikayet prosedürlerini bilmediklerini, şiddet sonrası üzüntü, depresyon, korku, motivasyon bozukluğu, spor yaşamını kaybetmek konusunda güçlü endişeler yaşadıklarını göstermektedir. Ayrıca bulgular; sporcuların branşlarına özgü yanlış antrenman periyotlanması, müsabaka, kamp programları konusunda bilgi sahibi olmamak, yöneticilerce yapılan keyfi uygulamalarla sakatlık, performans kaybı, psikolojik rahatsızlıklar, kilo problemleri, uluslararası müsabakalara katılamamak, kariyer planlaması yapamamak gibi önemli problemler yaşadıklarını göstermektedir. Herhangi bir şiddet türüne maruz kalan sporcular, kulüp ya da antrenör değişikliği veya sporu bırakmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. Antrenörler, spor yöneticilerinin eğitimleri, sporcuları koruyan politika belgeleri ve uygulamaların artırılmasının alanda şiddet davranışlarının azalmasında rol oynayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Şiddet Türleri, Cinsel Taciz, Akran Zorbalığı, Bireylerarası Şiddet Davranışları.
Kadın sporcularda medya tutumu ile beden memnuniyetsizliği arasındaki ilişkide şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolü
arasındaki ilişkide şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolünün incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmaya takım sporları veya bireysel sporlarda aktif olarak en az iki yıldır yarışmalara katılım gösteren toplam 297 kadın sporcu katılmıştır. Araştırma verilerini toplamak amacıyla katılımcılara Şişmanlık Konuşmaları Ölçeği, Beden Memnuniyetsizliği Ölçeği ve Görünüme Yönelik Sosyo-Kültürel Tutumlar Ölçeği-4 uygulanmıştır. Veriler SPSS 27 ve Lisrel programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada normallik testi sonucu doğrultusunda uygun test yöntemi seçilmiştir. Ölçek puanları için yapılan normallik testi, örneklem sayısı büyük olacağı için Kolmogorov-Smirnov testi ile yorumlanmıştır. Ayrıca verilerin dağılımlarına ilişkin karar sürecinde çarpıklık ve basıklık değerlerinden de yararlanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerini belirlemek için ilk olarak Pearson korelasyon analizi, ölçüm araçlarının araştırmamıza ilişkin geçerliliğinin belirlenmesi amacıyla DFA, medya tutumu ve beden memnuniyetsizliği ilişkisinde şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolünü test etmek amacıyla process macro analizi yapılmıştır. Araştırma çerçevesinde kadın sporcularda medya tutumunun beden memnuniyetsizliğini belirlemede şişmanlık konuşmalarının düzenleyici rolü belirlenmesi sağlanarak spor ve egzersiz psikolojisi literatürüne katkıda bulunulmuştur.
Dijital hikâye anlatımı ile kapsayıcı eğitim bağlamında beden eğitimi öğretmen eğitimi: Bir eylem araştırması çalışması
Bu eylem araştırmasında, dijital hikâye anlatımının (DHA) beden eğitimi öğretmen adaylarının kapsayıcı eğitim bağlamında mesleki gelişimlerine katkısı incelenmiştir. Ayrıca, beden eğitimi öğretmen adaylarının oluşturdukları dijital hikâyelerin öğretmen eğitimcileri tarafından nasıl alımlandığını keşfedilmiştir. Bu amaçla araştırmaya 28 haftalık bir müdahale programına gönüllü 6 beden eğitimi öğretmen adayı ve onlarla çalışan 4 öğretmen eğitimcisi katılmıştır. Bu araştırmada nitel bir yaklaşım benimsenmiştir. Veriler, öğrenme topluluğundaki yarı yapılandırılmış odak grup görüşmelerinin ardından edinilen seslerin kayıtları alınarak, DH'lerin metinleri deşifre edilerek ve alandaki gözlem notları tutularak toplanmıştır. Veri setinin analizi için tematik analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları, DHA'nın dâhil edilmesiyle öğretmen adaylarının kapsayıcı eğitimin bileşenlenlerini kendi deneyimleri üzerinden anlamalarının ve okullardaki uygulamalarını daha kapsayıcı hâle getirmenin değerini, görev sorumluluklarını fark etmelerinin mümkün olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda öğretmen adaylarının kapsayıcı eğitimi, mesleklerinin özü olan hareket ile kendilerinin bağımlı ve bağımsız yaşam kalitesi olarak ortaya koydukları alanlarda sunabilecekleri katkıları anlamlandırabildikleri görülmektedir. Ayrıca DHA'nın dâhil edilmesi, öğretmen adaylarının dinlenmesini sağlayarak üniversitede aldıkları eğitimin daha kapsayıcı olmasına katkıda bulunmaktadır. DHA ile kapsayıcı eğitim olarak özetlenebilecek bu uygulamanın hem öğretmen eğitimcilerinin kendi uygulamaları üzerine yansıma yapması hem de öğretmen adaylarının sesinin duyulması açısından eylem araştırmasının odağında olan "Kendi uygulamalarımızı nasıl değiştirebiliriz?" sorusuna özgün cevapları ortaya çıkardığı söylenebilir. Diğer yandan öğretmenlerin profesyonel sermayelerine vurgu yapan Hargreaves, A., & Fullan, M. (2012), derslerdeki başarı ve kanıtın öneminin yanında standart testlerde gösterilen beceri artışının ölçülmesi hiçbir zaman öğretmenin asıl büyüsü olan çocukların neşeyle sınıfa gelmesi, onların yaşamlarının geri kalanı için edinecekleri ilgi alanları ile buluşması ve zora düştüklerinde onları ayağı kaldırması hikmet ve görkeminin önüne geçmemesi gerektiğini ifade etmektedir(Hargreaves, A., & Fullan, M. ,2012, S.10). Yazarlara göre asıl sorun olan kanıtların kullanılması değil ama sayısal veri, teknolojik araç, gereç ve dar bakışlı test odaklı hedef takıntısının getirdiği işlevsizliktir. Asıl işlevsel olan ise tüm öğrenciler için öğrenme ve başarıyı geliştirmek, onların refahlarını ve karakterlerini geliştirmek ve avantajlı olanlar ile dezavantajlı sosyal geçmişe sahip olanlar arasındaki farkı kapatmaktır (Hargreaves, A., & Fullan, M. ,2012, S.13). Öğretmenin standart eğitimden ziyade öğrencilerin bireysel farklılıklarının farkında olarak dahil edilmesinde etkili olabilmesi için öğretmen eğitimi sırasında özellikle dezavantajlı öğrencilerin dahil edilmesiyle ilgili yenilikçi yaklaşımlar ile tanışmasının, kendi çözümlerini üretmesinin önemli olduğu söylenebilir. Aynı zamanda Hargreaves, A., & Fullan, M. (2012)' öğretmenleri ve öğretimi geliştirmek için öğretmenlerin içinde bulunduğu koşulları ve parçası oldukları topluluk ve kültürlerin geliştirilmesi gerektiğini ifade etmektedir (Hargreaves, A., & Fullan, M. ,2012, S.45). Bu yüzden bu araştırma kapsamında güven ortamı oluşturarak deneyimlerin anlatılması ve anlatılan deneyimlerin daha geniş çevrelerle paylaşılmasına imkan tanıyan atölye temelli Dijital Hikaye Anlatımı aday öğretmenlerin ve öğretmenlerin içinde bulundukları kültürlerin iyileştirmesine katkıda bulunmak amacıyla yenilikçi, yaratıcı ve güçlendirici bir yaklaşım olarak kullanılması planlanmaktadır. Bu sayede aday öğretmenler dezavantajlı grupların yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi için yalnızca bireysel bilgi edinmekle kalmayacak aynı zamanda aktif yaşam yoluyla yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde bir değişim elçisi olarak hikayelerini daha geniş çevrelerle paylaşıp kültürel dönüşüme öncülük edebileceklerdir. Bu kapsamda araştırmanın amacı, öğretmenlerin ve aday öğretmenlerin bireylerin farklılarını göz önünde bulunduracak şekilde dijital hikâyeleriyle aktif kaliteli yaşamı nasıl anlamlandırdığını incelemektir.
12 haftalık geleneksel okçuluk aktivitesinin hafif düzeyde zihinsel engelli ergenlerin motor performanslarına ve yaşam kalitelerine etkisi.
Bu araştırmada, 12 haftalık geleneksel okçuluk aktivitesinin hafif düzeyde zihinsel engelli ergenlerin motor performanslarına ve yaşam kalitelerine olan etkisi araştırılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemine göre belirlenen 20 (deney grubu: 10; kontrol grubu: 10) ergen araştırmaya katılmıştır. Araştırma, ön-test, son-test ve kalıcılık-testli kontrol grup desenli deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın veri toplama araçları olarak motor performans testleri için "Motor performans testi (doğrusallık-doğruluk), El kavrama kuvvet üretimi, El kavrama kuvvet üretim hızı oranı, Dokuz delikli tahta çivi testi (DDTÇT), Stork denge testi" ve yaşam kalitelerini belirlemek için "Çocuklar için yaşam kalitesi ölçeği (ÇİYKÖ)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde "Karışık desen varyans analizi (ANOVA)" kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre doğrusallık, doğruluk, el kavrama kuvvet üretimi, el becerisi, denge ve yaşam kalitesi değişkenlerinde, deney grubunun son-test ve kalıcılık testlerinde ön-teste göre istatistiksel olarak daha iyi performans sergiledikleri, kontrol grubunun değerlerinde testler arasında farklılık olmadığı bulunmuştur. Bunun yanında, deney grubu son-test doğrusallık, doğruluk, el becerisi, denge ve yaşam kalitesi değerlerinin kontrol grubuna göre daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, deney grubunun son-test el kavrama kuvvet üretim hızı oranının ön-teste göre gelişim gösterdiği, fakat hem el kavrama kuvvet üretim hızı oranı hem de el kavrama kuvvet üretimi performanslarının kontrol grubuna göre farklı olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, el kavrama kuvvet üretimi ve el kavrama kuvvet üretim hızı oranı dışında motor performans ve yaşam kalitelerindeki gelişimin deney grubunun lehine anlamlı ve kalıcı olduğu söylenebilir. Bunun yanında, motor yetersizliği olan zihinsel engelli ergenlerin rehabilitasyon programları geliştirilirken okçuluk gibi hedefe yönelik spor aktiviteleri tercih edilebilir.
COVID-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, Covid-19 hastalık şiddetini belirleyici faktörler olarak fiziksel aktivite düzeyi ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesidir. Araştırmaya 18-64 yaş arası, Covid-19 test sonucu pozitif olan 955 birey (%77,7 kadın) dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan veri toplama formu ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF) kullanılmıştır. Katılımcılar Google e-formlar üzerinden oluşturulan araştırma bağlantısıyla çalışmaya katılım sağlamıştır. Verilerin analizinde, sayısal değişkenler iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi veya Mann-Whitney U testi ile kategorik değişkenler ise Ki-Kare testi, Fisher'in kesin testi ya da Fisher-Freeman-Halton testi ile karşılaştırılmıştır. Covid-19'dan hastaneye yatış durumunu etkileyen faktörleri değerlendirmek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Covid-19 sebebiyle hastaneye yatan bireylerin yatmayanlara göre fiziksel aktivite enerji harcaması (MET-dk/hf) daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Hastaneye yatanlar (%87,5) yatmayanlara (%53,6) göre daha yüksek oranda düşük aktivite (<600 MET-dk/hf) düzeyine sahiptir (p<0,001). Ayrıca düşük fiziksel aktivite düzeyinin, orta ve yüksek fiziksel aktivite düzeyine göre Covid-19'dan hastaneye yatışı 5,31 kat arttırdığı bulunmuştur (p<0,05). Haftalık orta ile yüksek şiddetli fiziksel aktiviteye katılım süresi 150 dk'dan az olanlar ile 150 dk ve daha yüksek olanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Düşük-orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım sıklığı kategorileri arasında Covid-19 sebebiyle hastaneye yatış oranları açısından anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Düşük-orta şiddetli aktivitelere katılım sıklığı "nadiren/hiç" olanların oranı, hastaneye yatış yapanlarda (%40) yapmayanlara (%19,7) göre daha yüksektir. Yüksek şiddetli fiziksel aktivitelere katılım sıklıkları arasında hastaneye yatış oranı açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Covid-19 hastalığı öncesinde ya da sırasında besin takviyesi kullanan ve kullanmayanların hastaneye yatış oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, bu çalışmanın bulguları daha yüksek fiziksel aktivite düzeyi ve sıklığına sahip bireylerde Covid-19 hastalığı sebebiyle hastaneye yatış oranlarının daha düşük olabileceğini gösterirken besin takviyesi kullanım durumunun hastalık şiddeti üzerinde anlamlı etkisi bulunmadığını ortaya koymuştur. Anahtar kelimeler: Covid-19, hastalık şiddeti, bağışıklık, fiziksel aktivite, besin takviyeleri
Zaman-sınırlı beslenme programının rekreaktif aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı ve yağ oksidasyonu üzerine etkisi
Zaman-sınırlı beslenme (ZSB), bireylerin beslenme penceresinin günün belirli saatleriyle sınırlandırıldığı ve açlık penceresinin en az 12 saat olduğu en sık tercih edilen aralıklı açlık modelidir. Bu araştırmanın amacı; 6 haftalık ZSB programının aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı, dinlenim durumunda ve egzersiz sırasında yağ oksidasyonu üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya 18-39 yaş aralığında, sağlıklı, en az 1 yıldır haftada en az 3 gün egzersiz yapan 31 rekreasyonel olarak aktif erkek gönüllü katılmıştır. Katılımcılar rastgele yöntemle ZSB (n=14) veya kontrol (n=17) grubuna dâhil edilmişlerdir. ZSB grubu, 6 hafta boyunca 16:8 programını uygulamış, kontrol grubundan ise mevcut beslenme alışkanlıklarını değiştirmemeleri istenmiştir. Tüm katılımcıların vücut kompozisyonu, dinlenik metabolik hız ve submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonu 6 haftalık program öncesi ve sonrası ölçülmüştür. Ayrıca katılımcılardan çalışma başında ve sonunda 12 saatlik açlık sonrası kan örnekleri alınmıştır. Verinin normal dağılım gösterdiği belirlendikten sonra, ZSB uygulaması öncesinde ve sonrasında gruplar arasındaki ve grup içi farkları incelemek için iki yönlü tekrarlı ölçümlerde (grup×zaman) varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Vücut ağırlığı (p=0,002; kısmi eta kare (p2) = 0,280), kas kütlesi (p=0,015; p2=0,20), yağsız vücut kütlesi (p=0,015; p2=0,19) ve yağ kütlesi (p=0,017; p2=0,18) 6 haftalık ZSB programı sonrası anlamlı düzeyde azalmıştır. Tüm bu değişkenlerin grup×zaman etkileşimleri de istatistiksel olarak anlam bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgular, bu değişkenlerde 6 hafta içerisindeki gruplardaki değişimin istatistiksel olarak farklı olduğunu göstermektedir. Tekrarlı ölçümlerde ANOVA sonuçları gruplar arasında ve zaman içerisinde dinlenik metabolik hız ve karbonhidrat oksidasyonunda anlamlı bir değişiklik olmadığını göstermiştir (p>0,05). Dinlenik solunum değişim oranında (RER) (p=0,014; p2=0,19) azalma ve dinlenik yağ oksidasyonunda (p=0,006; p2=0,23) artış, grup×zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Uygulanan 6 haftalık ZSB programı, egzersiz sırasındaki yağ ve karbonhidrat oksidasyonunu, egzersiz sırasındaki RER'i ve metabolizmayla ilişki kan parametrelerini ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştirmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 6 haftalık ZSB programı, genç sağlıklı erkeklerde yağ kütlesini ve vücut ağırlığını azaltarak vücut kompozisyonunu iyileştirirken, dinlenme halindeki substrat oksidasyonunu geliştirmektedir. Egzersiz sırasındaki substrat oksidasyonu üzerinde etkisi ise sınırlıdır.
Tırmanış sporunda açık ve kapalı tutuşta uygulanan parmak kuvvetlerinin ve kas aktivasyonunun incelenmesi
Tırmanış sporunda, elin ve üst üyelerin genel pozisyonunun, genel postürün, antropometrik özelliklerin ve temas yüzeyi özelliklerinin her bir parmağın tutamakları tutuş şekli ve konumu üzerinde farklı etkileri olduğu bilinmektedir. Buna bağlı olarak, parmak boğumlarında ve bilekte eklem açıklıklarının, yüzeyle temas şeklinin değişmesi ile toplamda ve parmak bazında farklı değişken kuvvetler ve ön kol kaslarında farklı kasılma şiddeti ortaya çıkaracağı düşünülmektedir. Bu kuvvetlerin ve kasılmaların değişken parametrelerle ilişkisini incelemek üzere bir sistem geliştirilmesi bu çalışmanın ilk amacıdır. Çalışmanın ekipman çıktısı her katılımcıya özgün şekilde parmak yüksekliği, el genişliği ve tutunma mesafesinin ayarlanabildiği güvenilir bir ölçüm sistemi geliştirilmesidir. Deneysel çalışma kısmında ise, tırmanış sporu ile ilgilenen katılımcıların antropometrik özelliklerine uygun şekilde modifiye edilmiş ölçüm sistemi aracılığıyla, açık ve kapalı tutuşta parmaklara göre farklı tutunma yüksekliği kombinasyonlarında üretilen maksimal tutunma kuvvetleri, parmaklar arası kuvvet dağılımları ve kas aktivasyonları incelenmiştir. Parmak eklemlerine göre seviyelendirilmiş tutamaklarda hem açık hem kapalı tutuş için toplam parmak kuvvetleri azalırken kas aktivasyonu çok değişmemektedir. Kapalı tutuşta tek bir parmağın yüksekliği tercih edilen seviyeye getirildiği durumda ise kas aktivasyonları değişmeden uygulanabilen toplam kuvvet miktarının arttığı görülmüştür. Spor sırasında zor tutamaklarda tırmanıcı tüm odağını en alıştığı şekilde tutamağı tutmaya vermesine rağmen antrenman sırasında kullanılabilecek farklı şekilde tutamaklar, çok daha güvenli fakat yüksek kasılma şiddetli hareketleri mümkün kılabilir. Ne var ki çalışma sonucunda ayarlanmış yüksekli tutunma alanlarında parmaklar arası kuvvet paylaşımının daha dengeli olduğu görülmemiştir.
Sporcularda Mcconnell bantlama tekniğinin diz kinematiği ve tek bacak sıçrama performansı üzerine anlık etkileri
Patellofemoral ağrı sendromu (PFAS), tüm diz kaynaklı problemlerin %20-40'ını oluşturan ve toplumda yaygın görülen sendromdur. PFAS, sporcularda görüldüğü takdirde yapılan spora ara vermeye veya sporu bırakmaya kadar gidebilecek bir rahatsızlıktır. PFAS'ın etiyolojisi tam bilinmemekle beraber, VM ve VL kaslarının kuvvet ve ateşleme oranlarındaki farktan kaynaklı çömelme ve sıçrama gibi hareketlerde patellanın normalden daha fazla laterale kayması bu sendromun ana sebeplerinden biri olarak gösterilmektedir. Bu çalışmanın amacı, PFAS yönünden asemptomatik ancak patellasında lateral yönde 0.5 cm ve üzerinde kayması olan sporcularda McConnell patellar bantlama tekniğinin tek bacak squat sıçrama performansına ve diz kinematikleri üzerine akut etkisini incelemektir. Bu amaçla on sporcunun bantlı ve bantsız tek bacak squat sıçrama performansında dikey yer tepki kuvvetleri (Kistler, BioWare), kas aktivasyonu (Noraxon Ultium, MR3) ve dizin kinematik verileri (Vicon, Nexus) senkronize bir şekilde toplanmıştır. Bantlamanın dikey sıçrama yüksekliğinde anlamlı bir değişime neden olmadığı, itme evresinde maksimum diz fleksiyon açısında yüksek düzeyde, iniş evresinde orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu görülmektedir. İtme ve iniş evresinde dikey yer tepki kuvvetlerinde durumlar arasında anlamlı bir fark görülmezken iniş evresinde bantın dikey yer tepki kuvvetine orta düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu bulunmuştur. İleride yapılacak çalışmalarda PFAS yönünden semptomatik olan sporcuların incelenmesi bantlamanın dikey sıçrama performansına etkisini daha net ortaya koyacaktır.
Effects of aging and exercise on dynamic postural control: Analysis of muscle synergies
This study aims to investigate human motor control mechanisms providing coordination of voluntary dynamic movements under the effects of "natural aging" and "participation in regular exercise". Electrophysiological activities of selected lower extremity muscles and ground reaction forces are recorded simultaneously by surface electromyography and force platform, respectively during "voluntary body sway" (VBS). The healthy older physically active group (master athletes) and the healthy sedentary groups (young and older) are included to the study. Principal Component Analysis is used to determine the number of muscle modes and the composition of muscle modes i.e., reciprocal or co-activation contraction patterns. Synergy index is calculated with the Uncontrolled Manifold (UCM) Hypothesis. The results of the UCM analysis for the dominant side are for the first time compared with the non-dominant side. The main findings of the study: there was no age or exercise effect i) on the number of muscle modes (the same for all groups) and ii) on contraction pattern (reciprocal pattern for all groups), iii) the young sedentary group had lower values for UCM variance components than the older groups, probably depending on experiencing the lowest task difficulty, iv) synergy index was highest for older sedentary group, and lowest for master athletes, v) older sedentary group showed less flexible, more rigid motor control strategies, vi) UCM variance components and synergy index values were different in the multi-muscle coordination of dominant and non-dominant lower extremity. Re-examining the VBS movement by dividing it into phases was recommended to reach more detailed information about muscle synergy patterns. It was revealed that the differences in multi-muscle coordination between dominant and non-dominant limbs should not be neglected.
9-14 yaş kız çocuklarında motor yeterlik ve algılanan yeterliğin biyolojik olgunlaşma durumlarına göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 9-14 yaş kızlarda motor yeterlik ve algılanan yeterliğin biyolojik olgunlaşma, spor yapma deneyimi, beden kütle indeksi (BKİ) ve kronolojik yaşa göre incelenmesidir. Araştırmaya 909 (yaşort=11.76, Ss=1.66yıl) kız katılmıştır. Motor yeterlik "Çocuk Beden Koordinasyon Testi (KTK)" ile, algılanan yeterlik 9-11 yaşta "Çocuklukta Algılanan Motor Yeterlik Anketi", 12-14 yaşta ise "Fiziksel Benlik Algısı Envanteri-Çok Kısa Formu" ile değerlendirilmiştir. Biyolojik olgunlaşma, Mirwald'ın zirve boy hızı (ZBH) formülü ile belirlenmiştir. Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) sonucunda motor yeterlikte ZBH durumu ve biyolojik olgunlaşma etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p<0.01). Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve ikili karşılaştırmalara göre; erken olgunlaşan kızlar daha düşük motor yeterlik göstermiştir (p<0.05). Motor yeterlikte ZBH durumu ve spor yapma deneyimi etkileşimi de anlamlı bulunmuş ve spor yapmayanlar yapanlardan daha düşük motor yeterlik göstermiştir (p<0.05).9-11 yaşta biyolojik olgunlaşmaya göre algılanan nesne kontrolde geç olgunlaşan kızlar daha düşük puan almıştır (p<0.01). 9-11 ve 12-14 yaşta algılanan yeterlik puanları spor yapmayan kızların yapanlardan düşüktür (p<0.01). Ki-kare testi sonucu geç olgunlaşan kızlar kendilerini düşük, erken olgunlaşan kızlar ise abartılı algılamaya eğilimli bulunmuştur (p<0.05). Düşük algılayan grupta BKİ değerleri; abartılı algılayan grupta kronolojik yaş diğer algılanan motor yeterlik profillerinden daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Biyolojik olgunlaşmanın 9-14 yaş grubunda motor yeterlik ve 9-11 yaş grubunda algılanan yeterlik puanlarında; spor yapma deneyiminin motor yeterlik ve algılanan yeterlik puanlarında etkili olduğu; BKİ düşük ve geç olgunlaşan kızların kendilerini düşük, yaşça büyük ve erken olgunlaşan kızların ise abartılı algıladığı saptanmıştır.
Toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir kurum: Futbol antrenörlüğü mesleği
Bu yüksek lisans tezinde toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir kurum olan futbol antrenörlüğünde kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerin sistem odaklı incelenmesi hedeflenmektedir. Kadın antrenörler toplumsal cinsiyetlendirilmiş bir sistemin merkezindedir ve futbol antrenörlüğü mesleği aracılığıyla eşitsizliklere maruz kalmaktadır. Kadınların futbol antrenörlüğü aracılığıyla deneyimlediği toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikleri Toplumsal cinsiyetlendirilmiş kurum kuramı kullanarak açığa çıkarmayı amaçlıyorum. Tez çalışmasının sonunda, futbol antrenörlüğü kurumunu sistematik olarak çevreleyen toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklere karşı stratejik öneriler getirmeyi öngörüyorum.
Boks alanında sınıfsal ayrım: Orta-üst toplumsal sınıfların boks alanındaki pratikleri
Bu etnografik araştırmada amaç boks alanına katılan orta-üst toplumsal sınıfların boks alanındaki pratiklerini ve boks alanında oluşan sınıfsal ayrımı incelemektir. Dünyanın farklı ülkelerinde gerçekleştirilen araştırmalarda işçi sporu ve pratiği olarak bilinen boksun faillerinin günümüz Türkiye'sinde pratikleri ve sınıfsal durumu hakkında literatürde bilgi bulunmamaktadır. Ankara'da katılımcılarını orta-üst toplumsal sınıfların oluşturduğu bir boks salonunda faillerin yatkınlıklar bütününün, çıkarlarının, alanın sorgulanmadan kabul edilen kurallarının ve alanın yapısının sermaye çeşitleriyle etkileşimleri aracılığıyla alanın yapısal çözümlemesi yapılmıştır. Bourdieu'nün alan teorisi toplumsal alan olarak boks alanındaki sınıfsal ayrımı incelemek için kuramsal çerçevedir. Katılımlı gözlem, alan notları ve 17 katılımcıyla yapılan yarı yapılandırılmış bireysel görüşmelerle oluşan veri seti için tematik analiz kullanılmıştır. Bulgular boksörler ve boks yapanlar arasındaki ayrımı yatkınlıklar, sermaye çeşitleri ve çıkarlar aracılığıyla ortaya koyar. Orta-üst toplumsal sınıflar için boks alanına yatırım yapma mantığı en fazla faydayı kazanacakları bir serbest zaman aktivitesine dâhil olmak anlamını taşır. İşçi sınıfında amaç olarak görülen boks, orta-üst sınıfta kapsamlı antrenman paketi aracılığıyla geliştirilecek sermaye hacimleri adına araçtır. Bu yönüyle boks alanı orta-üst toplumsal sınıflar için kültürel tüketim nesnesi haline geldiğinden, toplumsal sınıf eşitsizliklerini ve sınıfsal ayrımı ortaya koyar. Anahtar kelimeler: Boks, etnografi, toplumsal sınıf, Bourdieu, alan
Yarışmacı hentbolcularda denge performansının açık veri seti ile karşılaştırmalı analizi
Vücudumuzu bir eylem için hareket ettirdikten sonra dengeyi ve duruşu korumak, motor ve duyu sistemleri arasındaki karmaşık bir iletişimin sonucudur (Ghez ve Krakauer, 2000). Herhangi bir aktiviteyi gerçekleştirmek için, yön değiştirmek ve ardından vücudu stabilize etmek için postüral kontrolü sağlamak gereklidir. Postural kontrol, stabilite ve oryantasyon olmak üzere iki amaç için vücudun uzaydaki pozisyonunu kontrol etmek olarak tanımlanır (Gürsoy, 2019). Postural oryantasyon, yerçekimi, destek yüzeyi, görsel ortam ve iç referanslara göre vücut hizalamasının aktif kontrolü olarak tanımlanır (Horak, 2006). Vestibüler sistem yerçekimi ile olan ilişkiden sorumludur. Somatosensoriyel sistem farklı vücut bölümleri arasındaki ilişkiden sorumludur. Görsel sistem vücudun çevre ile ilişkisini kontrol eder. Postural stabilite genellikle denge kavramı ile birbirinin yerine kullanılır. Denge, destek tabanı (Base of Support, BOS) üzerinde kütle merkezinin (Center of Mass, COM) kontrolü olarak tanımlanabilir. İnsanlarda vücut dengesini ölçmek için en yaygın kullanılan sinyallerden biri; basınç merkezinin (Center of Presure - COP) yer değiştirmesidir. COP, dikey yer tepki kuvveti vektörünün uygulama noktasıdır ve üzerindeki tüm kuvvetlerin ağırlıklı ortalamasını temsil eder (Montesinos vd, 2018). COP yer değiştirmesi kuvvet platformu ile ölçülür. Katılımcının belirli zaman periyotlarında anterior-posterior (AP) ve medio-lateral (ML) yönlerindeki salınımları ile ilişkilendirilerek sunulur (Santos ve Duarte, 2016). Literatürde COP yer değiştirmesi ile ilgili pek çok araştırma vardır. 2016'da yapılan bir çalışmada (Santos ve Duarte, 2016); 163 katılımcının (116 kadın, 47 erkek), Yumuşak (Balance Pad; Airex AG, Sins, Switzerland) ve sert zeminde, 60 saniye boyunca, Gözler açık ve kapalı olacak şekilde üçer kez ölçümleri alınmış ve oluşturulan veri seti kamuya açılmıştır. Bu çalışmada, kamu veri setindeki sedanter bireylere ait denge performansı verileri Python ile yazılacak algoritmalar sayesinde okunacak, filtrelenecek ve analiz edilecektir. Elde edilen çıktı, hentbolcuların denge performansları ile karşılaştırılacak ve yorumlanacaktır. Çalışmanın amacı (1) hentbol sporcularının ayakta postüral denge verilerini (COP-AP ve COP-ML) inceleyerek sedanter bireylerin verileri ile karşılaştırmak, (2) farklı postüral denge ölçüm testlerinde (gözleri açık, gözleri kapalı) hentbol sporcularının denge performansının nasıl etkilendiğini incelemek ve (3) sedanter bireylerin veri analizini Python programlama dili ile hazır veri seti üzerinden yaparak kamuya açık bir kaynak oluşturmaktır.
Cimnastikçilerde bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişiminin incelenmesi
Bu çalışma, cimnastikçilerde, bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişimini incelemek amacıyla yapılmıştır. Cimnastik branşlarında (aerobik ve artistik) en az 4 yıl spor özgeçmişi olan 9-14 yaş aralığındaki 35 kız cimnastikçi çalışmaya gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar yaş gruplarına göre 9-11 (n=19) ve 12-14 yaş grubu (n=16) olarak iki gruba; zirve boy uzama hızından (ZBUH) belirlenen biyolojik olgunlaşma düzeyine göre ise ZBUH öncesi (n=15), ZBUH sırası (n=13) ve ZBUH sonrası (n=7) olarak üç gruba ayrılmıştır. Çalışmaya antropometrik ölçümler ile başlanmış ve ardından katılımcıların biyolojik olgunlaşma düzeyleri hesaplanmıştır. Bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrilerin belirlenmesi için katılımcılar yorgunluk protokolü öncesi ve hemen sonrasında unilateral ve bilateral aktif sıçrama testlerine katılmıştır. Yorgunluk protokolü 180°'lik yön değiştirme içeren 20 metrelik her bir sprinti izleyen 10 tane maksimum aktif sıçramanın dinlenme verilmeden yapılması şeklinde uygulanmıştır. Yorgunluk protokolü; katılımcıların aktif sıçrama yükseklikleri, art arda üç aktif sıçrama için maksimum sıçrama yüksekliğinin %50'sine ulaşamadığında veya katılımcılar tükendiklerini belirttiklerinde sonlandırılmıştır. Verilerin analizi için bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinde yaş grupları arasındaki fark bağımsız örneklem t-testi ile, olgunlaşma grupları arasındaki fark ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile belirlenmiştir. Yorgunluğa bağlı değişimlerin, yaş gruplarına ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklarının test edilmesinde ise Karışık Desen ANOVA kullanılmıştır. F istatistiği anlamlı bulunduğunda Scheffe Çoklu Karşılaştırma Testi uygulanmıştır. İstatiksel analizler sonucunda, bilateral açıkta yaş grubu ve olgunlaşma düzeyi etkisinin anlamlı olmadığı (p>0.05), ancak yaş gruplarına ve olgunlaşma düzeyine göre yorgunluk etkisinin anlamlı olduğu görülmüştür (sırasıyla, F(1;33)=11,699; p=0,002; η2=0,262 ve F(1;32)=5,962; p=0,020; η2=0,157). Ayrıca yaş grubu x yorgunluk etkileşimi ile olgunlaşma düzeyi x yorgunluk etkileşimi de anlamlıdır (sırasıyla, F(1;33)=13,705; p=0,001; η2=0,293 ve F(2;32)= 6,742; p=0,004; η2=0,296). Ekstremiteler arası kuvvet asimetrisi için, yaş grubu ile olgunlaşma düzeyi etkisi istatiksel olarak anlamlı değilken (p>0.05), her iki değişken için yorgunluk etkisi anlamlıdır (sırasıyla, F(1;33)=10,835; p=0,002; η2=0,247 ve F(1;32)=9,575; p=0,004; η2=0,230). Ancak, ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinde yaş grubu x yorgunluk etkileşimi ile olgunlaşma düzeyi x yorgunluk etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları cimnastikçilerde bilateral açık ve ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Ayrıca bilateral açığın yorgunluğa bağlı değişiminin yaşa ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklılaştığı ancak ekstremiteler arası kuvvet asimetrisinin yorgunluğa bağlı değişiminin yaşa ve biyolojik olgunlaşmaya göre farklılaşmadığı da belirlenmiştir.
Doksorubisin ile oluşturulan deneysel iskelet kası atrofisi modelinde mitokondri transplantasyonu ve egzersizin etkileri
Doksorubisin (DOX), birçok farklı kanser türünü tedavi etmek için kullanılan ama toksik etkilere sahip bir kanser ilacıdır. Bu toksik etkisi nedeniyle iskelet kası atrofisine yol açtığı çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Egzersiz DOX'un antineoplastik özelliklerini etkilemeden iskelet kası atrofisine karşı özellikle mitokondriyal yolaklar üzerinden etki etmektedir. Bununla birlikte mitokondri transplantasyonu, toksisiteyi, nörodejeneratif bozuklukları, kalp, böbrek, karaciğer hasarlarını azaltabilirken, iskelet kası atrofisi üzerindeki etkileri az bilinmektedir. Çalışmanın amacı, sıçanlarda DOX ile oluşturulan iskelet kası atrofisi modelinde mitokondri transplantasyonu ve egzersizin iyileşmeye olan katkılarının değerlendirilmesidir. Çalışmada erkek Sprague Dawley sıçanlar; kontrol (K), DOX (D), DOX ve mitokondri (DM), DOX ve egzersiz (DE), DOX, egzersiz ve mitokondri (DEM) gruplarına (n=8/grup) ayrılmıştır. Egzersiz grubundaki (DE) sıçanlara 10 günlük koşu egzersizi yaptırılmış ve mitokondri grubuna (DM) DOX enjeksiyonu öncesinde birer gün arayla 2 doz mitokondri transplantasyonu yapılmıştır. Egzersiz ve mitokondri grubuna (DEM) ise hem egzersiz hem de mitokondri transplantasyonu birlikte uygulanmıştır. Kas atrofisi oluşturmak için D, DM, DE ve DEM gruplarına 20 mg/kg DOX enjeksiyonu yapılmıştır. İzole edilen mitokondrilerin membran bütünlüğü ve potansiyeli için MitoTracker Red CMXROS, MitoSpy Green FM ve JC-1 analizleri yapılmıştır. Tibialis anterior kasında, kas ağırlıkları ölçümü, histolojik analizler (H-E, SDH ve PAS), immünhistokimyasal analizler (Kaspaz-3, NF-κB, DRP-1 ve MFN-2), kan örnekleri biyokimyasal analizleri (üre, LDH, ALT ve AST) ve oksidatif stres analizleri (TAS ve TOS) yapıldı. Grupların tibialis anterior kas ağırlıkları karşılaştırıldığında DE ve DEM grupları K grubuna göre anlamlı olarak artmıştır (P < 0,05). Son vücut ağırlıkları karşılaştırıldığında DM, DE, DEM grupları D grubuna göre anlamlı olarak artmıştır (P < 0,05). Tibialis anterior enine kesit alanı için D grubu K grubuna göre azalmış, DE ve DEM grupları D grubuna göre artmıştır (P < 0,05). SDH düzeyleri D grubuna göre tüm gruplarda anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (P < 0,05). Üre düzeyleri D ve DM gruplarında K grubuna göre yüksek ama DE grubunda ise anlamlı derecede düşük (P < 0,05), ALT düzeyleri ise DM, DE, DEM gruplarında K grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (P < 0,05). Kaspaz-3 düzeyi D ve DM grubunda DE ve DEM gruplarına göre anlamlı olarak yüksek (P < 0,05), NF-κB düzeyi ise D grubunda K grubuna göre yüksek iken DM, DE, DEM gruplarında D grubuna göre düşük bulunmuştur (P < 0,05). DRP-1 düzeyi D ve DE gruplarında K grubuna göre yüksek ama DM ve DEM gruplarında ise D grubuna göre düşük (P < 0,05), MFN-2 düzeyi DM ve DE gruplarında K grubuna göre yüksek ve DE grubunda D grubuna göre de yüksek bulunmuştur (P < 0,05). TOS analizinde DE grubu K ve DM grubuna göre düşük iken TAS analizinde DE ve DEM grupları K grubuna göre yüksek bulunmuştur (P < 0,05). Bu sonuçlar egzersizin kas atrofisinin önlenmesindeki rolünün önemli olduğunu ve mitokondri transplantasyonu ile birlikte etkisinin daha fazla olduğunu göstermiştir.
Amut hareketinin biyomekanik modelinin bir genetik algoritmayla incelenmesi
Spor Biyomekaniği alanının temel yöntemlerinden biri insan hareketinin yakalanması ve bunların matematiksel yöntemlerle analiz edilmesidir. Bu tür yöntemler insan hareketi kinematik verilerinden yola çıkarak ters dinamik analizle kuvvetleri ve/veya torkları kestirmeye yarar. Fakat analiz için gereken kuvvetler bu akış ile elde edilmek yerine harekete yol açan kuvvetler doğrudan bilgisayar aracılığıyla sentezlendiğinde bu deneysel verilere bağımlılığın ortadan kalkması sağlanacaktır. Özellikle henüz nasıl yapılacağı bilinmeyen sporcu hareketleri hakkında fikir sahibi olabilmek, sporun ufkunu genişletebilmek için bu tür bir yaklaşımın gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın hedefi amut hareketinin bir genetik algoritmayla sentezlenmesi ve bu sentez sürecinin incelenmesidir. Genetik algoritma ile amut hareketi sentezi gerçekleştirilerek böyle bir sentezin mümkün olduğu belgelenmiş, yöntemin diğer insan hareketleri için de uygulanabilirliğine işaret edilmiştir.
Yüzmede kullanılan farklı antrenman şiddeti göstergelerinin zirve oksijen tüketimi ile ilişkisi
Denizli G., Yüzmede Kullanılan Farklı Antrenman Şiddeti Göstergelerinin Zirve Oksijen Tüketimi ile İlişkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Spor Bilimleri ve Teknolojisi Programı Doktora Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmada yüzücülerde laktat eşiğindeki yüzme hızı, kritik hız, maksimal yüzme hızı ve farklı mesafelerdeki yüzme hızları (50m, 100m, 200m ve 400m) ile VO2zirve ve karşılık gelen yüzme hızı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Bu amaçla katılımcılara 25m, 50m 100m, 200m ve 400m maksimal yüzme testleri ile 7x200m kademeli artan test protokolü serbest stilde yüzdürülmüştür. Yüzülen farklı mesafeler süreye karşılık grafiğe geçirilerek elde edilen regresyon eğrisinin eğiminden kritik hız hesaplanmıştır. 7x200 m kademeli artan test esnasında alınan kan örneklerinden laktat konsantrasyonu ölçülmüş ve laktat dönüm noktası yöntemi ile laktat eşiği belirlenmiştir. Bu çalışmanın örneklemini 500 ve üzeri FINA puanı almış 15-16 yaş ulusal ve uluslararası düzeydeki kadın ve erkek Türk yüzücülerden 16 kadın ve 19 erkek toplam 35 yüzücü oluşturmuştur. Kademeli artan test sonunda hemen havuzdan çıkmadan önce her ekspirasyon havasını analiz eden portatif bir gaz analiz sistemiyle 20 saniye süreyle oksijen tüketimleri ölçülmüş ve geri kestirim formülü ile oksijen tüketim değerleri belirlenmiştir. Testler sonrası parmaktan alınan kan örneğinden bir el analizörü ile laktik asit ölçümü yapılmıştır. Çalışma sonucunda hem kadın hem de erkek yüzücülerin kritik hızları VO2zirve yüzme hızlarının %93, 200m yüzme hızları %97, 400m yüzme hızları %95 olarak bulunmuştur. Anaerobik eşik yüzme hızı erkeklerde VO2zirve hızının %91' i bulunurken kadınlarda %87' si olarak bulunmuştur. Erkek yüzücülerde VO2zirve değeri ve anaerobik eşik yüzme hızı (AnE YH), kritik hız (KH), 200m, 400m yüzme hızları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Erkeklerden farklı olarak kadın sporcularda VO2zirve ve AnE YH arasında anlamlı ilişki bulunamamıştr. Sadece erkeklerde maksimal yüzme hızı ve 50m yüzme hızı (50m YH) arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Erkek sporcularda VO2zirve yüzme hızı ve AnE YH, KH, 100m YH, 200m YH, 400m YH arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Erkek sporculardan farklı olarak kadın sporcularda VO2zirve yüzme hızı ve KH arasında ilişki bulunamamıştır.
Çocuklar için serbest zaman aktivite anketinin uyarlaması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı Telford, Salmon, Jolley ve Crawford tarafından 2004 yılında geliştirilen "Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi"nin (Children's Leisure Activities Study Survey) Türk kültürüne uyarlanması, geçerlik ve güvenirliğinin saptanmasıdır. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Ankara ilinde ortaokullara devam eden ve yaşları 11 ile 14 arasında değişen toplam 405 öğrenci çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul etmiştir. Anketin uyarlanması sürecinde, sırasıyla İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmesi, Türkçe'den İngilizce'ye geri çevrilmesi, türkçe ifadelerin anlaşılırlığının test edilmesi için pilot uygulama, bazı aktivitelerin çıkarılması, bazı aktivitelerin eklenmesi, anketin anlaşılırlığının test edilmesi için 2. pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Sonrasında geçerlik çalışması için 104 öğrenciye bir haftalık "Fiziksel Aktivite Günlüğü" dağıtılmış ve 7. günün sonunda günlük formu öğrencilerden geri toplanırken Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi uygulanmıştır. Güvenirlik çalışması için 301 öğrenciye bir hafta arayla iki kez anket uygulanmıştır. Geçerlik düzeyinin saptanması için sınıf içi korelasyon katsayıları hesaplanmış ve anketin düşük şiddetli aktiviteleri içeren (inaktif) bölümünün geçerli olmadığı (p>0,05), orta şiddetli, yüksek şiddetli ve orta-yüksek şiddetli fiziksel aktiviteleri içeren (aktif) bölümünün ise geçerli olduğu ve sınıf içi korelasyon katsayısının 0,50 ile 0,95 arasında değişmekte olduğu görülmüştür. Güvenirlik analizleri sonucunda ise sınıf içi korelasyon katsayılarının farklı şiddetteki aktivite türlerinde tüm yaş düzeyleri için (11-14) 0,52 ve 0,91 arasında değiştiği görülmüştür. Sonuç olarak; Çocuklar İçin Serbest Zaman Aktivite Anketi (ÇSZAA)'nin 11-14 yaşları arasındaki çocuklarda düşük şiddetli aktivitelerin değerlendirilmesinde kullanılamayacağı ancak orta şiddetli, yüksek şiddetli ve orta-yüksek şiddetli fiziksel aktivitelerin değerlendirilmesinde hem geçerli hem de güvenilir bir anket olduğu belirlenmiştir.
İnsülin direnci olan obez erkeklerde diyet ve egzersizin irisin ile lipasin üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, insülin direnci olan obez erkeklerde kısa süreli asidik ve alkali beslenme müdahalelerinin akut aerobik egzersize verilen irisin, lipasin ve glikoz yanıtları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya insülin direnci olan, 11 obez erkek (Yaş: 34,63±4,12 yıl; Beden kütle indeksi: 35,68±4,38 kg/m2) katılmıştır. Katılımcıların sağlık kontrolleri yaptırılmış, vücut kompozisyonları dual X-ray absorbtiometri ile, dinlenik metabolik hız ve maksimum oksijen tüketimleri indirekt kalorimetre yöntemi ile belirlenmiştir. Katılımcılara rastgele çapraz düzende, birer hafta süre ve aralarında iki günlük arınma dönemleriyle, üç farklı izokalorik diyet (konrol, asidik, bazik) 7 gün uygulanmıştır. Her diyet uygulamasından sonra sekizinci günde ise akut aerobik egzersiz (koşu bandında maksimal kalp atım hızının (KAH) %65'inde 36 dk) yaptırılmıştır. Egzersizden 1 saat önce, hemen sonra ve 1 saat sonra alınan kanlarda glikoz, insülin, irisin ve lipasin düzeyleri belirlenmiştir. Diyet uygulamalarının incelenen değişkenler üzerine etkisini karşılaştırmak amacıyla Friedman varyans analizi kullanılmıştır. İrisin ve lipasinde egzersiz ve beslenmeye bağlı anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). Egzersiz öncesi insülin, bazik beslenmede diğer iki duruma göre daha düşüktür (p<0,05). Glikoz, üç beslenme durumunda da egzersiz öncesine göre, sonrasında ve 1 saat sonrasında düşüktür (p<0,05). Ayrıca katılımcıların aynı KAH'a ulaşmak için, bazik diyetteki koşu hızı asidik duruma göre daha yüksektir (p<0,05). İnsulin direnci olan obez erkeklerde, asidik ve bazik beslenme sonrasında irisin ve lipasin düzeylerinde egzersize bağlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05). Glikozda egzersize bağlı düşüş beklenen bir yanıt olup diyetten bağımsızdır. Ancak bazik beslenme programından sonra, aynı kalp atım hızında daha yüksek koşu hızı değerlerine ulaşılması, bazik beslenmenin egzersiz performansını iyileştirdiğine işaret etmektedir.
Sporda dönüşümcü liderlik ve performans: Bir model denemesi
Araştırmanın amacı, antrenörün dönüşümcü lider davranışlarını sporcunun algılamasının, sporcunun temel psikolojik gereksinimi, tükenmişliği, yarışma kaygısı, yaşam doyumu, pozitif-negatif duyguları aracılığında sporcunun performansına etkisini bir model kapsamında incelemektir. Araştırma grubu 16–20 yaş aralığında 391 erkek futbolcudan (ort.yaş=17.30±1.12yıl) oluşmaktadır. Veri toplama araçları Çok Faktörlü Liderlik Ölçeği, İhtiyaç Doyumu Ölçeği, Sporda Yarışma Kaygı Testi, Sporcu Tükenmişlik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeğidir. Performans ölçümleri için Vallerand ve arkadaşlarının (1) ölçüm yöntemi tercih edilmiştir. Verilerin analizinde doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Dönüşümcü liderliğin temel psikolojik gereksinimleri (r=0.46;t=7.73); temel psikolojik gereksinimlerin yaşam doyumunu (r=0.53;t=7.51) ve pozitif duygular (r=0.57;t=7.43) üzerinde pozitif yönde etkisinin olduğu; temel psikolojik gereksinimlerin kaygı (r=-0.70;t=-7.89) ve tükenmişlik (r=-0.77;t=-9.65) üzerinde negatif yönde etkisinin olduğu bulunmuştur. Performansla olan ilişkilerde dönüşümcü liderin (r=0.25;t=3.06) ve yaşam doyumunun (r= 0.24;t= 2.77), pozitif duyguların (r=0.23;t=2.66) performansı anlamlı pozitif yönde etkilediği; tükenmişliğin (r=-0.35;t=-3.21) ise performansı negatif etkilediği bulunmuştur. Temel psikolojik gereksinimler (r=-0.20;t=-0.75), kaygı (r=-0.08;t=-0.78) ve negatif duyguların (r=-0.09;t=-0.95) performansa etkilerinin anlamlı olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, modelin yeterli veri uyumunu gösterdiği ve anlamlı bir modelin oluştuğu saptanmıştır. Antrenör dönüşümcü liderlik davranışı gösterdiğinde sporcunun temel psikolojik gereksinimleri etkilenmekte bu da sporcunun yaşam doyumu ve pozitif duyguları gibi olumlu değişkenlerin etkisini arttırırken; sporda yarışma kaygısı, tükenmişlik ve negatif duygular gibi olumsuz değişkenlerin etkisini azaltmaktadır. Olumlu değişkenlerin etkisinin artışı ve olumsuz değişkenlerin etkisinin azalışı da sporcunun performansında olumlu yönde anlamlı bir değişim yaratmaktadır.
Taraftarlıkta toplumsal cinsiyet düzeninin hangi sosyalizasyon pratikleri ile inşa edildiğinin incelenmesi
Taraftarlık konulu araştırmalar çoğunlukla taraftarlığı homojen bir yapı olarak kabul ederek, kadın taraftarların deneyimlerini göz ardı etmektedir. Fakat kadın taraftar konulu araştırmalar kadın taraftarların erkek taraftarlardan farklı deneyimler yaşadığını ve taraftarlık alanında gerçek birer taraftar kabul edilmekte zorlandıklarını ortaya koymaktadır. Toplumsal cinsiyet düzeni kuramı taraftarlıkta erkek alanı kabul edilen ve kadınları ötekileştiren düzenin açığa çıkarılmasını sağlamaktadır. Bu toplumsal cinsiyet düzeninin nasıl oluştuğunu ortaya koyabilmek adına da sosyalleşme kuramı yol gösterici olmaktadır. Nitel araştırma paradigması ile gerçekleştirilen bu tez çalışması farklı takımların taraftarları 5'i erkek, 8'i kadın 13 taraftar ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış bireysel görüşmeler ile toplanmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler tematik veri analizi yöntemi aracılığıyla analiz edilmiştir. Analiz sonunca "Futbol Taraftarlığında Toplumsal Cinsiyet Düzeni" ve "Taraftarlık Yoluyla Sosyalleşme" olmak iki temaya ulaşılmıştır. Araştırma, futbol taraftarlığının erkek alanı olarak kabul edildiği, bununla beraber erkeklik ile özdeşleştirilen şiddetin normalleştirildiği ve kadınların taraftarlıkta ötekiler olarak kabul edildiğini ortaya koymuştur. Bu toplumsal cinsiyet düzeninin sosyalleşme eyleyenleri olan aile, eğitim, arkadaşlık ve medya aracılığıyla inşa edildiğini ve bu eyleyenler yoluyla sürekli olarak yeniden üretildiğini açığa çıkarmıştır.
Akut sodyum sitrat tüketiminin tekrarlı sprint performansı üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, sodyum sitrat (Na tüketiminin tekrarlı sprint performansı üzerine etkilerini incelemektir. Çalışma; randomize, çift kör, plasebo kontrollü ve çapraz tasarımla yapılmıştır. Çalışmaya katılan 20 futbolcu rastgele yöntemle iki gruba ayrılmıştır: müdahele grubu 0,5 g/kg sodyum sitratı (SS), plasebo grubu (PL) ise sofra tuzunu (NaCl) 750 ml limon aromalı su içerisinde tüketmiştir. Tüketimden 180 dakika sonra Koşu Bazlı Anaerobik Sprint Testi (RAST) ile tekrarlı sprint performansı değerlendirilmiştir. En az 4 günlük arınma döneminin ardından gruplar çaprazlanarak test tekrarlanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Tekrarlanan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Sodyum sitrat tüketimi; egzersiz öncesi kan pH ve bikarbonat düzeylerini artırmış (p<0,001), RAST sonrası 1., 3., 5. ve 7., dakikalarda daha yüksek kan pH, bikarbonat (p<0,001) ve laktat (p<0,05) değerlerine, daha düşük performans düşüş yüzdesi (p<0,05) ve en kötü sprint zamanına (p<0,05), daha yüksek minimum güç çıktısı (p<0,05) ve daha düşük algılanan zorluk derecesi (AZD) yanıtlarına yol açmıştır (p<0,05). Maksimum güç, ortalama güç, en iyi sprint süresi, toplam sprint süresi ve maksimum ve ortalama kalp atım hızı değerlerinde değişiklik belirlenmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, egzersizden 180-210 dakika önce 0,5 g/kg SS tüketimi kan alkalozunu artırmış ve bu artış tekrarlı sprint performansı sırasında performans düşüş yüzdesini azaltarak, daha düşük en kötü sprint zamanına, daha yüksek minimum güç çıktısına ve daha düşük AZD yanıtlarına yol açarak yorgunluğu geciktirmiştir. Diğer taraftan, maksimum güç, ortalama güç, en iyi sprint süresi ve toplam sprint süresinde değişikliğe yol açmamıştır.
Aktivasyon sonrası potansiyasyonun sürat performansına etkisinin sirkadiyen ritme göre incelenmesi
Bu araştırma, aktivasyon sonrası potansiyasyonun (ASP) sürat performansına etkisinin sirkadiyen ritme göre incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya takım sporlarıyla ve bireysel sporlarla uğraşan 15 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcılar sirkadiyen ritme göre performans farklılıklarının belirlenmesi için sabah (8:00-10:00) ve akşam (17:00-19:00) saatlerinde rastgele sırayla ASP uygulaması olarak 1TM'nin % 85 ile her set arası 2 dakika dinlenmeli 3x3 skuat egzersizi gerçekleştirmiş ve sonrasında 15.sn, 2.dk, 4.dk, 8.dk, 12. dk ve 16. dakikalarda 10m ara zamanlı 30 metre sürat testine katılmışlardır. Ayrıca her ASP uygulaması öncesinde referans ölçüm olarak kullanılacak 30 m sprint performansının belirlenmesi için katılımcılar 30 m sürat testine katılmışlardır. Sabah ve akşam yapılan ASP öncesinde katılımcılardan kan örnekleri alınarak kortizol ve testosteron hormon düzeyleri belirlenmiştir. Ayrıca sabah ve akşam ASP ölçümleri öncesinde katılımcıların oral vücut sıcaklıkları, dinlenik kalp atım hızları (KAHDİN) ve laktik asit düzeyleri (LADİN) belirlenmiştir. Bunların yanında ASP sonrasındaki performans değişkenlerine ek olarak her ölçüm zamanı için maksimal kalp atım hızı (KAHMAKS), minimum kalp atım hızı (KAHMİN), laktik asit yanıtları (LA) ile algılanan zorluk derecesi (AZD) yanıtları fizyolojik değişkenler olarak belirlenmiştir. Günün saatine göre sabah ve akşam ölçümleri öncesinde referans sürat performansı ile ASP uygulaması sonrasında 6 farklı zamanda (15sn, 2dk, 4dk, 8dk, 12dk ve 16dk) ölçülen sürat performansındaki ASP etkisi ve zamana bağlı değişim 2x7 (günün zamanı x ölçüm zamanı) tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi (ANOVA) ile test edilmiştir. F istatistiği anlamlı çıktığında farkın hangi ölçümlerden kaynaklandığını belirlemek için Bonferroni post hoc testi kullanılmıştır. Sirkadiyen ritmin göstergelerinden olan vücut sıcaklığının günün saatinden etkilenmediği saptanmıştır(p0.05). Sirkadiyen ritim gösteren testosteron ve kortizol hormonunun sabah saatlerinde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). 10 m, 20 m ve 30m sürat performansının günün zamanından etkilenmediği ve ayrıca günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin de anlamlı olmadığı görülmüştür(p>0,05), ancak bunun yanında bu mesafelerdeki ölçüm zamanı etkisinin anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). 10 m sürat performasındaki bu etkinin 15.sn, 12.dk ve 16.dk sürat performanslarının referans sürat performansından yavaş olmasından kaynaklandığı, 20 m sürat performansında bu etkinin 15.sn, 12.dk ve 16.dk sürat performansının referans sürat performansından yavaş olmasından, 15.sn ve 12.dk sürat performansının ise 2.dk sürat performansından yavaş olmasından kaynaklandığı görülmüştür (p<0,05)). 30 m sürat performansında ise 15.sn sürat performansının referans, 2.dk ve 4.dk sürat performansından yavaş olması ve 16.dk sürat performansının 2.dk sürat performansından yavaş olmasından ölçüm zamanı etkisinin anlamlı olmasına neden olmuştur (p<0,05). Hızlanmalı 10 m ve 20 m sürat performanslarına bakıldığında ise günün zamanı ve ölçüm zamanı etkisi ile günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin anlamlı olmadığı görülmüştür (p<0,05). Fizyolojik yanıtlarda KAHMAKS, KAHMİN ve LA yanıtlarında günün zamanı etkisi ile günün zamanı x ölçüm zamanı etkileşimi anlamlı değildir (p>0.05), ancak ölçüm zamanı etkisi anlamlıdır (p<0,05). Anlamlı ölçüm zamanı etkisinin KAHMAKS için 15.sn KAHMAKS değerinin 8.dk,12.dk ve 16.dk KAHMAKS değerlerinden yüksek olmasından kaynaklandığı (p<0,05), KAHMİN içinse 15.sn değerinin 4.dk ve 8.dk değerlerine göre, 2.dk değerinin ise 8.dk değerine göre yüksek olmasından kaynaklandığı görülmüştür (p<0,05), Son olarak LA değerlerindeki ölçüm zamanı etkisi 16.dk LA değerinin 2.dk LA değerinden yüksek olmasından kaynaklanmıştır (p<0,05). AZD yanıtlarına bakıldığında ise günün zamanı ve ölçüm zamanı etkisi ile ölçüm zamanı x ölçüm zamanı etkileşiminin anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları ASP'nin sürat performansına etkisinin günün zamanına göre değişmediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler : Aktivasyon Sonrası Potansiyasyon, Sirkadiyen Ritm, Sürat
Yaşam alanı sınırlandırılan sıçanların iskelet kasında oksidatif hasarın incelenmesi
İskelet kası yalnızca kuvvet üretiminden sorumlu olmayıp, metabolik homeostazın korunması, glisemik kontrolün sağlanması ve metabolik genlerin regülasyonunda son derece kritik bir role sahiptir. Kemik kırıkları veya yumuşak doku yaralanmaları nedeniyle alçı ya da atel uygulamaları, travma ve operasyonlar sonrası uzun süreli yatak istirahati gibi immobilizasyon koşulları iskelet kaslarını yapısal ve fonksiyonel olarak olumsuz yönde etkileyerek iskelet kası atrofisine neden olur. Normal koşullarda serbest radikaller ve antioksidan savunma sistemi bir denge halindeyken, immobilizasyon sürecinde bu dengenin serbest radikallerin artışıyla bozulması önemli hücresel yapılara katılan lipid, protein, nükleik asit gibi moleküllerin okside olmasıyla sonuçlanır. İmmobilizasyonun neden olduğu hücresel süreçler ve mekanizmaları araştırmak için deney hayvanlarında uygulanan alçılama, kuyruktan asma yoluyla yüksüzleştirme gibi modeller immobilizasyonun serbest radikal düzeylerindeki artışı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan, bu modeller insanda uzun süreli yatak istirahati ve inaktivite gerektiren koşulları tam olarak yansıtmamaktadır. Standart kafes hacminin küçültülmesiyle oluşturulan yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin insanlardaki yatak istirahatinin bir zorunluluğu olan immobilizasyon koşullarını, alçılama ve yüksüzleştirme modellerine göre daha iyi taklit eden bir model olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma, yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin iskelet kasında oksidatif stres belirteçleri ve iskelet kası atrofisi üzerine etkisini değerlendirilmeyi amaçlanmıştır. Wistar albino sıçanlar kontrol (K; n=8) ve immobilizasyon (İ; n=8) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. K grubundaki hayvanlar standart sıçan kafeslerinde, İ grubundaki hayvanlar ise yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde yedi gün barındırılmıştır. Deney protokolünün tamamlanmasının ardından, hayvanlar derin anestezi altındayken ötenazi yapılarak soleus kasları izole edilmiştir. İmmobilizasyonun oksidatif hasara etkisini araştırmak üzere soleus kasında protein oksidasyonu belirteci olan protein karbonil ve ileri protein oksidasyonu (AOPP) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle ve lipid peroksidasyonu belirteci olan 4-hidroksinonenal (4-HNE) düzeyleri Western Blot yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu modelde yedi gün süresince uygulanan immobilizasyon, soleus kas ağırlığının vücut ağırlığına oranında %17,2 azalmaya neden olmuştur. Bununla birlikte, soleus kasında AOPP (p=0,000) ve 4-HNE düzeylerinin (p=0,013) kontrol grubuna göre arttığı ancak protein karbonil düzeylerinin (p=0,846) değişmediği görülmüştür. Bu bulgular, insanlarda nöral uyarıların oldukça azaldığı yatak istirahati ve inaktiviteyi taklit eden bir model olan yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde barındırılan hayvanların iskelet kasında oksidatif hasarın arttığını göstermektedir.
Fiziksel aktivite tabanlı zihin molalarının erişiye etkisi
Araştırmanın amacı, ortaokulda akademik derslerde kullanılan fiziksel aktivite tabanlı zihin molalarının erişiye etkisinin olup olmadığını incelemektir. Bu çalışmada tek grup ön-test-son-test modeli uygulanmıştır. Araştırma grubu 5., 6., 7. ve 8. sınıflardan 65 kız ve 64 erkek toplamda 129 ortaokul öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada, öğrencilerin demografik bilgilerinden oluşan Demografik Bilgi Formu(DBF) ve akademik düzeyi ölçmek için Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Kazanım Kavrama Testleri kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, bağımsız gruplarda t-testi, tek yönlü varyans analizi(ANOVA) ve post-hoc testleri(Tamhane's T2) kullanılmıştır. Analiz sonucundan elde edilen bulgulara göre, fiziksel aktivite tabanlı zihin molaları Matematik ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgileri derslerinde sınıflar düzeyinde etkili olmuştur. Türkçe, Fen Bilimleri ve İngilizce derslerinde anlamlı bir etkiye rastlanmamıştır. Sonuç olarak, araştırmada kullanılan fiziksel aktivite tabanlı zihin molalarının Türkçe, Fen Bilimleri ve İngilizce derslerinde erişi puanlarını düşürmediği, Matematik ve Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde ise erişi puanlarını arttırdığı söylenebilir.
Akran ve antrenörlerin motivasyonel iklime olan etkisi ve motivasyonel iklimle ilişkili psikolojik değişkenler
Bu çalışmanın amacı, 14-16 yaş aralığındaki genç futbolcuların başarı algısı, psikolojik gereksinimlerin doyurulması, öznel iyilik hali ve içsel motivasyon düzeyleri üzerinde akran ve antrenörün oluşturduğu motivasyonel iklimin etkisini belirleyebilmektir. Çalışmaya 7 farklı takımda oynayan 222 (Xyaş=15,07; SD=,78) erkek futbolcu katılmıştır. Çalışmada Algılanan Motivasyonel İklim Ölçeği, Akranın Yarattığı Motivasyonel İklim Ölçeği, Başarı Algısı Envanteri, Sporda Güdülenme Ölçeği, İhtiyaç Doyumu Ölçeği ve Öznel Zindelik Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın temel problemleri kapsamında MANOVA, Aşamalı Hiyerarşik Regresyon ve Düzenleyici Değişken Analizleri gerçekleştirilmiştir. MANOVA sonucunda ego altölçeğinin, başarı algısı-ego (p=,001, η2=,72), ihtiyaç doyumu-özerklik (p=,005, η2=,69), ihtiyaç doyumu-yeterlik (p=,046, η2=,51) ve ihtiyaç doyumu-ilişkisellik (p=,001, η2=,63) altölçekleri ile anlamlı ve yüksek bir etki büyüklüğüne sahip olduğu görülmüştür. Hiyerarşik Regresyon Analizinin ilk aşamasında başarı algısı-ego değişkenindeki varyansı %14 ile en yüksek düzeyde açıklayan akran motivasyonu-rekabet değişkeni olmuştur. Akran motivasyonunun gelişim altboyutu analize dahil edildiğinde, açıklanan varyans %16 olmuş, son aşamada antrenör motivasyonunun görev altölçeği analize dahil edildiğinde, açıklanan varyans %19'a yükselmiştir. Düzenleyici Değişken Analizi sonucunda ise yalnızca antrenör motivasyonunun ego altölçeği ile Başarı Algısı Ölçeği'nin görev altölçeği arasındaki ilişkinin İhtiyaç Doyumu Ölçeğinin İlişkisellik altölçeği tarafından düzenlendiği modelin anlamlı olduğu görülmüştür (∆R2 =,025;F(1,213)=5,8606;p<,05). Çalışmanın sonucunda, antrenörlerin ve akranların yarattığı motivasyonel iklimin içeriğinin, sporcuların psikolojik değişkenleri üzerinde etkili olduğu bulunurken, akran etkisinin, antrenörün yarattığı motivasyonel iklimden daha yüksek etkiye sahip olduğu da ortaya konmuştur.
Ebeveyn ilgisini arttırma eğitiminin çocukların spora bağlanma duygularına etkisi
Bu araştırmada, çocukların spora katılımlarında ebeveynlerin ne derece aktif ve ilgili oldukları çocukların bakış açısından öğrenilmek istenmiş ve bu ilginin çocukların spora devamlılığında ve bağlanmalarında etkili olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca ailenin ilgisini ve farkındalığını arttırmak amacıyla verilen eğitimin, çocukların spora bağlanmasında, yaptıkları spordan keyif almasında, ailesiyle pozitif ve etkili iletişim kurabilmesinde faydalı olup olmadığı gözlemlenerek çocukların spora bağlılık duyguları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya yaş aralığı 13-17 (X=13.60 ±.913 yıl) olan 25 yüzücü ve ebeveynleri katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Sporda Ebeveyn Katılım Ölçeği-SEKÖ, Spora Bağlılık Ölçeği-2-SBÖ-2 kullanılmıştır ve her iki ölçek de araştırma kapsamında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen "Spora Bağlanmada Ebeveyn Eğitimi" adı verilen bir eğitim programı pandemi koşulları nedeniyle çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Ebeveynlerin tutumlarını belirlemek amacıyla, sporculara eğitim öncesi ve sonrası her iki ölçek uygulanarak değişim olup olmadığı kontrol edilmeye çalışılmıştır. Verilerin analizinde, normallik dağılımını belirlemek amacıyla çarpıklık ve basıklık değerleri kontrol edilmiştir. Uyarlama çalışmaları için Açımlayıcı Faktör Analizi-AFA, Chronbach Alpha İçtutarlık katsayısı kullanılmıştır. Normallik gösteren verilere t Testi, normallik göstermeyen veriler için de Wilcoxon İşaret Testi kullanılmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası elde edilen verilerin analizinde SEKÖ'nün tüm alt boyutlarında fark olmadığı (p>.05) bulunmuştur. Sporcuların spora bağlanmaları ile ilgili yapılan SBÖ-2'nin ilk ve son ölçümlerinde Zoraki Bağlılık alt ölçeğinde (t24=2.42;p<.05), anlamlı fark gözlenmiş, diğer alt ölçeklerde fark olmadığı (p>.05) bulunmuştur. Gönüllü Bağlılık boyutuna ilişkin olarak yapılan Wilcoxon İşaret Testinde son testlerde anlamlı fark olduğu (Z=-3.091;p<.05) bulunmuştur. Sonuç olarak, verilen ebeveyn eğitiminin sonrasında çocukların spora katılım puanlarında ilk ve son ölçümler arasında fark bulunmamasına karşın pandemi koşulları nedeniyle sürenin kısıtlılığı dikkate alındığında küçük ilerlemeler olduğu gözlenmiştir. Spora bağlanma açısından, 12 alt ölçekten sadece ikisinde anlamlı fark (p<.05) olduğu görülmüştür. Birbirlerine olan etkileri sebebiyle bu alt ölçeklerin bulguları çocukların spordan keyif almaya başladıkları bunun da ailelerin baskısının azalmasına bağlı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Anahtar Kelimeler: Spora Bağlılık, Sporda Ebeveyn Etkisi, Sporda Ebeveyn Katılımı, Spora Katılımda Ebeveyn Etkisi
Oyunlaştırmanın öğrencilerin fiziksel aktivite davranışları üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma oyunlaştırmanın öğrencilerin fiziksel aktivite davranışları üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen Ankara ili Etimesgut ilçesinde 2 farklı orta okulda öğrenim gören 49 altıncı sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada ön test son test kontrol gruplu deney deseni kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; adımsayar, Durumsal Güdülenme Ölçeği, İhtiyaç Doyum Ölçeği, Egzersiz Davranışı Değişim Basamakları Anketi, Fiziksel Aktivite Öz Yeterlik Anketi, Fiziksel Aktivite Hoşlanma Anketi, Fiziksel Aktiviteye Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma 1 hafta izleme 4 hafta uygulama şeklinde gerçekleşmiştir. Kontrol grubundaki öğrenciler günlük normal yaşantılarına devam ederken, deney grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesine günlük olarak erişimleri sağlanmıştır. Oyunlaştırma ortamı wordpress içerik yönetim sistemine buddypress ve gamipress eklentileri kurularak oluşturulmuştur. Oyunlaştırma ortamında lider tahtası, seviye, rozet gibi ögeler kullanılmış ve öğrencilerin adım sayıları puana dönüştürülmüştür. Verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi ve karışık ölçümler için iki faktörlü ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonunda grupların fiziksel aktivite düzeylerinde F(1,47) = 59,701 p = ,000, öz yeterlilik F(1,47) = 4.369 p = .042, hoşlanma F(1,47) = 4.54 p = .038, öz güven F(1,47) = 5,692 p = 0,021, özerklik F(1,47) = 4,437 p = ,041, ilişkili olma F(1,47) = 15,110 p = ,000, içsel güdülenme F(1,47) = 4,453 p = ,040 ve güdülenmeme F(1,47) = 4,353 p = ,042 boyutlarında deney grubu lehine anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak, oyunlaştırmanın öğrencilerin FA davranışları üzerinde olumlu etkisinin olduğu söylenebilir.
Probiyotik kullanımı ve fiziksel aktivitenin fazla kilolu ve obez kadınlarda vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite programı ve probiyotik kullanımının vücut kompozisyonu, beslenme, gastrointestinal semptomlar ve depresyon üzerine etkisinin ve müdahale sonrası izleme dönemindeki değişimlerin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya, 19-65 yaş aralığında fiziksel aktivite düzeyi düşük olan fazla kilolu ve obez 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar, rastgele yöntemle Probiyotik, Fiziksel aktivite ve Kontrol gruplarından birine atanmışlardır. Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında 4 hafta müdahale, sonraki 2 hafta ise takip dönemi olarak gerçekleştirilmiştir. Dört haftalık müdahale döneminde Probiyotik grubu, günde 1 kez, 1 flakon 4x〖10〗^9 cfu Bacillus clausii (5 ml'lik 1 flakon içinde) kullanırken, Fiziksel aktivite grubu haftada en az 3 gün olmak üzere toplam 150 dakika orta şiddetli yürüyüş yapmışlardır. Kontrol grubu olağan beslenme ve fiziksel aktivite düzeylerini korumuştur. Müdahaleden önce, ikinci haftasında, müdahalenin tamamlanmasından hemen sonra ve iki hafta sonra olmak üzere toplam 4 kez katılımcıların vücut kompozisyonları, besin alım düzeyleri, gastrointestinal semptomları, yeme davranışı ve depresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. Vücut kompozisyonu biyoelektrik impedans aracılığıyla, diğer değişkenler uygun form ve ölçekler kullanılarak belirlenmiştir. Verilerin analizinde Tekrarlayan Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi ve Friedman Varyans Analizi kullanılmıştır. Probiyotik ve fiziksel aktivite müdahaleleri, müdahale boyunca kalça çevresini benzer ölçüde azaltmıştır (p<0,05). Depresyon puanları her iki grupta da başlangıca göre 4. ve 6. haftalarda benzer düzeyde azalmıştır (p<0,05). Fiziksel aktivite ve probiyotik müdahaleleri, toplam enerji alımında, karbonhidrat (g), protein (g) ve yağ (g) tüketimlerinde anlamlı bir değişikliğe yol açmamıştır (p>0,05). Probiyotik ve fiziksel aktivite gruplarında toplam enerji alımına karbonhidratların katkı oranı (%), başlangıç düzeyine göre müdahalenin 2. haftasında artmış, 4. haftasında ise 2. haftaya göre azalmıştır (p<0,05). Toplam enerji alımına proteinlerin (%) ve yağların (%) katkı oranlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 4 haftalık orta şiddetli fiziksel aktiviteye katılım ve probiyotik kullanımı kalça çevresini ve depresyon puanlarını benzer düzeyde azaltmış, vücut kompozisyonu, yeme davranışı, besin alımı ve gastrointestinal semptomlarda anlamlı değişikliğe yol açmamıştır.
Sporcularda tükenmişlik: Bir model testi
Bu araştırma, voleybolcularda sporcu tükenmişliği, spora özgü kaygı, sporda başa çıkma, spora olan bağlılık ve sporda zihinsel dayanıklılık değişkenlerinden hareketle, boylamsal araştırma deseni ile bu değişkenlerdeki değişim ve etkileşim çerçevesinde bir model oluşturulması amacı ile yapılmıştır. Araştırmaya spor deneyimi en az 3 yıl olan 156 kadın, 147 erkek olmak üzere toplam 303 voleybolcu gönüllü olarak katılmıştır. Veriler, boylamsal araştırma deseni kapsamında sporculardan sezon başı, sezon ortası ve sezon sonu olmak üzere 3 farklı dönemde araştırmacı eşliğinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında Sporcu Tükenmişlik Ölçeği, Sporcu Bağlılık Ölçeği, Sporda Stresle Başa Çıkma Envanteri, Sporda Zihinsel Dayanıklılık Envanteri ve Sporda Yarışma Kaygısı Testi kullanılmış ve ölçek paketinin yanıtlanması ortalama 15 dakika sürmüştür. Araştırma kapsamında ele alınan değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile Pearson Çarpım Moment Korelasyon Analizi yapılmıştır. Sporcuların spora özgü kaygı, zihinsel dayanıklılık, spora olan bağlılık ve başa çıkma düzeylerinin tükenmişlik düzeylerini belirleyip belirlemediğini incelemek amacı ile Çoklu Adımsal Regresyon Analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan sporcuların sporcu tükenmişliği, yarışma kaygısı, sporcu bağlılığı, sporda stresle başa çıkma ve sporda zihinsel dayanıklılık düzeylerinde cinsiyet, deneyim ve ölçümler arası farkı test etmek için ise Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi kullanılmıştır. Bunun yanında, spora özgü tükenmişlik, sporcu bağlılığı, zihinsel dayanıklılık, sporda stresle başa çıkma ve yarışma kaygısı kavramları arasındaki ilişkiyi modellemek amacıyla Aracı (Mediator) Değişken Analizi kullanılmıştır. Araştırmada hata payı .05 olarak alınmıştır. Analiz sonucu elde edilen bulgular, sezon ortası ve sezon sonu ölçümlerinde sporda stresle başa çıkma dışında (p>0,05) tüm değişkenlerin sporcu tükenmişliği ile ilişkili olduğunu göstermiştir (p<0,01). Sporcu tükenmişliğinin belirlenmesinde ise sezon başında bağlılık, zihinsel dayanıklılık ve stresle başa çıkma etkili olurken (p<0,01); sezon ortası ve sezon sonunda yalnızca bağlılık ve zihinsel dayanıklılığın belirleyici etkiye sahip olduğu görülmüştür (p<0,01). Aracılık analizinde ise, aracı değişkenler göz ardı edildiğinde, üç ölçümde de (sezon başı, ortası ve sonu) yarışma kaygısının tükenmişlik üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,01). Sezon boyunca yarışma kaygısının tükenmişliğe etkisinde zihinsel dayanıklılık ve bağlılığın (p<0,01) negatif yönde kısmi aracılık etkisi olduğu; başa çıkma becerisinin ise aracılık etkisi olmadığı (p>0,05) görülmüştür. Elde edilen bulgular sporcularda tükenmişlik, yarışma kaygısı, spora bağlılık ve sporda stresle başa çıkmanın sezon boyunca değişim gösterdiğini (p<0,01); buna ek olarak tükenmişliğin deneyime göre de farklılaştığını (p<0,05) göstermiştir.
Olimpik havalı tabanca atış pozisyonunun biyomekanik analizi
Bu çalışmada, olimpik havalı tabanca atış pozisyonunun biyomekanik analizi için 60 atışlık yarışma akış testi uygulanmıştır. Çalışmaya bir elit seviye, üç ileri seviye ve dört başlangıç seviyesinde sporcu katılmıştır. İlk olarak, yarışma akışı testinde amaçlama noktasının yer değişiminin tespiti için hareket yakalama sistemi tabanlı bir yöntem geliştirilmiştir. Sonrasında, aktif olarak kullanıldığı ön testlerle belirlenen kasların limit sınırlarında nasıl davranış gösterdiğine yönelik tükenme testi uygulanmıştır. Son olarak, amaçlama noktasının ve COP'nin yer değişimi, kas aktivasyonu ve atış pozisyonunda sporcuların eklem açılarının tespiti ile bu bileşenlerin birbirleriyle ilişkileri tetik çekim öncesi son saniye için incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucu, atış süresi ile diğer bileşenler arası bir ilişki bulunmamış (p<0,05), amaçlama noktasını dikey eksendeki hareketinin, COP'nin ise ML yönde hareketinin daha az olduğu, sporcuların omuz ve sırt kaslarının kol kaslarına göre daha aktif kullandıkları, seviye azaldıkça brachioradialis kasının aktivitesinin arttığı görülmüştür. Sporcuların üst ekstremitelerinin eklem açılarında farklılık olduğu ve kabul edilebilir seviyede bir esnekliğe sahip oldukları görülmüştür. Amaçlama noktasının yer değiştirmesine yönelik, triceps dışındaki, deltoid, trapezius, infraspinatus, birachioradialis ve biceps kasının ve kalçanın ekstansiyon-fleksiyon açısı, omuriliğe göre kafanın ekstansiyonfleksiyon açısı ve sağ ön kola göre sağ elin ekstansiyon-fleksiyon açısının ilişkili olduğu (p<0,05), COP yer değişimin ise ilişkisinin olmadığı (p>0,05) görülmüştür. Sonuç olarak, olimpik atıcılıkta başarı yüksek puan içeren vuruşların istikrarlı bir şekilde tekrarlanması ile sağlanabilir. Elit seviyenin omuz ve sırt kaslarını daha aktif kullandığı ve her atışında eklem açılarında tekrarlanabilir şekilde benzeşim sergilediği ve amaçlama noktasının hareketini azaltarak tetik çekimini gerçekleştirdiği görülmüştür. Sporcular yüksek puan için amaçlama noktasının hareketini azaltmalı ve istikrarlı bir şekilde bunu tekrar etmelidir
Derinlik sıçraması sırasında gerilme kısalma döngüsünü etkileyen faktörlerin incelenmesi
Gerilme kısalma döngüsü, derinlik sıçraması testi sırasında elde edilen yerde kalış süresi eşik değerine göre; hızlı (<250ms) ve yavaş (>250 ms) gerilme kısalma döngüsü olmak üzere, ikiye ayrılarak incelenmektedir. Ancak literatürde, yerde kalış süresi üzerinden yapılan bu sınıflamada, 250 ms olarak ifade edilen bu norm değerinin nasıl elde edildiği ve bu norm değerini hangi değişkenlerin nasıl etkilediği ile ilgili sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yerde kalış süresinin; (1) kuvvet, zaman, güç ve kuvvet-zaman etkileşimi değişkenleri ile kas-tendon mekanik özellikleri değişkenlerinden hangileri ile etkileşimde olduğunu belirlemek ve (2) elde edilen bulgulardan yola çıkarak, 250ms'den farklı yerde kalış süresi eşik değerleri elde edilip edilemeyeceğini araştırmaktır. Kuvvet, zaman, güç ve kuvvet-zaman etkileşimi olan değişkenler optimal düşüş yüksekliğinden gerçekleştirilen derinlik sıçraması (KİSTLER 9260AA6 model, İsviçre) sırasında elde edilmiştir. Yerde kalış süresini etkilediği düşünülen kas-tendon mekanik özelliklerine ilişkin değişkenler ise elastografi (Siemens Acuson S3000) yöntemi ile değerlendirilmiştir. Antrenmanlılığın çalışma sonuçlarını etkilememesi için, çalışmaya, en az 1 yıldır antrenmansız ve/veya haftada en fazla 6 saat egzersiz yapan 46 erkek (yaş: 22,02±1,41 yıl; boy: 179,93±7,04 cm; v. ağırlığı: 76,39±1,11 kg), gönüllü olarak katılmıştır. Değişkenler ile yerde kalış süresi değerleri arasındaki ilişki düzeylerine Pearson (r) ve Spearman korelasyon testi (rho) ile bakılmıştır. Yerde kalış süresi ile etkileşimde olduğu düşünülen değişkenler kullanılarak belirlenen sınıflandırma için, regresyon ağacı yöntemi ile analiz yapılmış ve en düşük RMSEA değerinin olduğu yerde kalış süresi eşik değerleri gruplandırmalar için baz alınmıştır. Araştırma grubu belirlenen eşik değerlerine göre yeniden gruplandırılmıştır. Değişkenler ile gruplar arası farklarının değerlendirmesinde tek yönlü ANOVA, Welch ANOVA, ve Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Bu çalışmada güven aralığı %95 kabul edilmiştir. Çalışma bulgularına göre, yerde kalış süresi ile kuvvet, zaman, güç ve kuvvet-zaman etkileşimi olan değişkenler ve kas-tendon mekanik özellikleri değişkenleri arasında anlamlı korelasyon düzeyleri bulunmuştur (p<0.05). RStudio ile sınıflandırma ve regresyon ağacı yöntemine göre yapılan analiz sonucunda en düşük RMSEA değerine sahip, Reaktif kuvvet indeksi değeri dikkate alınmış ve analiz sonucunda karşılık gelen yerde kalış süresini eşik değeri belirlenmiştir (YKS<188 ms, 188≤YKS<222 ve YKS≥222 ms). Gruplar arası karşılaştırmalara göre, kuvvet, zaman, güç değişkenleri ile Aşil Tendonu uzunluğunun en az iki grupta farklı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, 250 ms'nin tek başına bir eşik olarak kullanılması yerine birden fazla eşik değer ile incelenebilir olduğu ortaya çıkmıştır. Farklı popülasyonlarda uygun eşik değerlerin belirlenerek incelenmesi önerilmektedir.
Farklı önyüklemeli pliometrik egzersizlerle uygulanan aktivasyon sonrası potansiyasyonunu sürat performansına etkisi
: Aktivasyon sonrası potansiyasyon, maksimal ya da maksimale yakın bir şiddette uygulanan istemli bir kasılma sonucu meydana gelen, sonraki kasılma sırasında zirve gücü ve güç gelişim oranını artırdığı gözlemlenen bir durum olarak ifade edilir (Tillin ve Bishop, 2009). Potansiyasyonun ortaya çıkmasına sebep olan iki ana fizyolojik faktör olduğu düşünülmektedir: Miyozin düzenleyici hafif zincirinin fosforilasyonu (MZF) ve harekete katılan motor ünite sayısındaki artış (Hodgson ve ark., 2005). MZF ile birlikte troponin-C sayesinde sarkoplazmik retikulumdan salgılanan Ca+2 iyonu hassasiyeti artar, Ca+2 salınması ile birlikte daha çok ATP fosforilasyona uğrar ve aktin-miyozin çapraz-köprü oluşumunda artış gözlemlenir (MacIntosh ve ark., 2012). Bu durum her bir çapraz-köprüde üretilen gücün artmasına sebep olur ve patlayıcı egzersizlerde pozitif bir etki gözlemlenir (Patikas ve ark., 2015). Aktivite kaynaklı potansiyel artışının temelinde yüksek şiddetli bir kuvvet egzersizinden sonra bu aktiviteye biyomekanik olarak benzeyen bir egzersiz içeren kompleks antrenman metodu yatmaktadır (Sparks, 2015). Ön kondisyonlanma sonrası, potansiyasyonun maksimum, yorgunluğun minimum olduğu bu avantajlı zaman periyodu fırsat penceresi olarak görülmektedir (Ebben, 2002). McBride ve ark (2017) 15 erkek futbol oyuncusunda yaptığı çalışmada 1 set 3 tekrar 1RM %90 nında skuat yaptırmış ve 4 dakika dinlenme verdikten sonra 40 metre sprint zamanının azaldığını gözlemlemişlerdir. Bir diğer çalışmada Seitz ve ark (2017) 13 elit rugby oyuncusuna 1RM %90 nında 1 set 3 tekrar skuat yaptırmış ve 20 m sprint zamanının azaldığını gözlemlemişlerdir. Aktivasyon sonrası potansiyasyon son yıllarda spor ve antrenman bilimcilerin oldukça ilgisini çeken bir konu olmuş ve bu konuda yapılan çalışmalarda artmıştır. Farklı şartlar altında PAP miktarı birçok faktörden etkilenir (Tillin & Bishop, 2009; Xenofondos ve ark , 2010). Geçmişte yapılan birçok PAP uygulamasında farklı yoğunlukta , şiddette, set sayısı ve tekrar bakımından farklı testler uygulanmıştır (Rixon, Lamont, Bemben, 2007 ). Bu çalışmalardaki sonuçlara göre ilki PAP uygulamasının şiddetidir ve maksimale yakın olmalıdır ayrıca izometrik kasılma dinamik kasılmaya göre daha iyi PAP yanıtı oluşturmaktadır (Rixon, Lamont, & Bemben, 2007 ). Tekrarlayan koşullandırma uyarıcıları uygulandığında birikmiş bir PAP etkisinin olduğu belirtilmektedir (Gossen &Sale, 2000 ; Tillin, Bishop, 2009 ). Dahası hızlı seğiren tıp2 kas fiberleri yavaş seğiren tıp1 kas fiberlerinden daha fazla miyozin hafif zincir kinazı içerir ve daha az veya antagonist miyozin hafif zincir fosfatı içerir (Moore & Stull, 1984 ). Bu nedenle daha fazla tıp2 kas fiberine sahip kaslar daha iyi PAP yanıtı oluşturur (Hamada, Sale, MacDougall, Tarnopolsky, 2000 ; Xenofondos, Patikas, Kocejas ve ark, 2014 ). PAP'ı etkileyebilecek diğer bir faktör ön kondisyonlanma uyarısından sonra değişebilecek kas mimarisidir (Reardon ve ark 2014). Maksimum gönüllü bir kasılmadan sonra 3-6 dakika içerisinde pennasyon açısı azalmaktadır (Reardon ve ark 2014). PAP uygulandıktan sonra etkisinin en iyi şekilde görülmesi için geçecek zamanda çok önemlidir. En iyi PAP yanıtı olarak literatürde 8 dakika gözlenmektedir (Matthews ve ark 2010). PAP kas seviyesinde meydana gelen bir fenomendir ve bu nedenle kas çevresi ve içindeki olayların ifadesinden sorumlu olması beklenir (Sale 2002). Bununla birlikte ön kondisyonlanma uyarısı sadece PAP etkisine neden olmamakla birlikte aynı zamanda yorgunluğu da tetiklemektedir (Sale 2002). Yorgunluk ve PAP antogonistik olarak etki eder ve bu nedenle ölçülen kas performansı hem PAP hem de yorgunluğun sonucudur (Rassier ve.Maclntosh 2000). Bu nedenle ön kondisyonlanma uyarısından sonra son performansın hem merkezi hem nöral hem de kassal (periferik) durumlardan etkilenebileceği belirtilmektedir (Sale 2002). Kevın A Tıll ve diğerlerinin (2009) erkek futbol oyuncularında aktivasyon sonrası potansiyasyonun sürat ve sıçrama performansına etkisinin incelendiği çalışmada ön kondisyonlanma egzersizi olarak 5 RM deadlıft , 5 tekrar tuck jump, 3 tekrar maximum gönüllü kasılma , control grubu kullanılmış ve 10 m, 20 m sürat performansını 4, 5, 6.dakikalarda , dikey sıçrama performansındaki değişimleri 7, 8, 9. dakikalarda incelemişlerdir.Çalışma sonucunda ne ön kondisyonlanma çeşidi ne de süre bakımından herhangi bir fark bulunmamıştır.Aynı çalışmada futbol oyuncularını 5 RM deadlift hareketindeki performansa gore güçlü ve zayıf diye ayırmış ve ayırdığı gruplarda herhangi bir fark gözlenmemiştir..Laurent B. ve diğerlerinin (2014) farklı ön kondisyonlanma egzersizlerinin yaratacağı potansiyasyon derecelerinin sürat performansı üzerine etkisinin incelendiği çalışmada skuat ve power clean egzersizi 1TM %90 ınında ön ondisyonlanma egzersizi olarak uygulanmış ve 7 saniye dinlenme aralığı verildikten sonra 20 metre sürat değerlerine bakılmıştır. Çalışma sonucunda ön kondisyonlanma egzersizi olarak kullanılan power clean egzersizinden sonra skuat egzersizine gore sürat performansında daha fazla artış gözlemlenmiştir. Anthony P Turner ve diğerlerinin (2015) önkondisyonlanma egzersizi olarak pliometrik egzersizin kullanılıp sürat performansı üzerine etkisinin incelendiği başka bir çalışmada 23 erkek sporcu 3 set 10 tekrar alternate leg bounds egzersizini her set dinlenme ile birlikte 25 saniye sürecek şekilde öncelikle vucut ağırlığında bir diğerinde vucut ağırlığına %10 eklenerek uygulamış ve 15.sn, 2, 4, 8, 12. dakikalarda ki sürat performansları incelenmiştir. Çalışma sonucunda en iyi sprint zamanı 8.dakikada ve vucut ağırlığının %10 u eklenerek yapılan uygulamada elde edilmiştir. Paul. J Byrne ve diğerlerinin (2014) sürat performansı üzerinde akut potansiyasyon etkisi olarak dept jump ın kullanıldığı başka bir çalışmada control gurubu, dinamik ısınma grubu ve dinamik ısınma+3 dept jump grubu olmak üzere üç grup oluşturulmuş ve 1 dakika sonra 20 metre sürat performans değerleri incelenmiştir.Çalışma sonucunda potansiyasyon derecesi en iyi dinamik ısınma ve dept jump yapan gurupta gözlemlenmiş ve 20 metre sürat değerleri en düşük bulunmuştur. Javier Sanchez ve diğerlerinin (2018) futbol oyuncularının tekrarlı sprint yeteneği üzerinde farklı aktivasyon sonrası potansiyon derecelerinin etkisi incelenmiş ve 1TM %60 ve 1TM %90 nında skuat egzersizi yapılmış ve sonucunda tekrarlı sprint yeteneğini artıran etkili ağırlık 1TM %90 ı olarak belirtilmiştir. Jose C. Bonfım ve diğerlerinin potansiyasyon etkisi olarak drop jump ın kullanıldığı ve sprint vre dikey sıçrama performansının incelendiği çalışmada 2x5 drop jump uygulanmış ve 5, 10, 15. dakikalarda dikey sıçrama ve 50 metre sürat değerlerine bakılmıştır. Aktivasyon sonrası potansiyasyon etkisi sürat ve dikey sıçrama üzerinde en iyi 15. dakikada gözlemlenmiştir
Egzersizle indüklenen HSP72'nin glukokortikoid kaynaklı iskelet kası atrofisinin önlenmesindeki rolü
Fizyolojik ve patolojik bir çok koşul ya da hastalıkların tedavisi için kulanılan ilaçlar iskelet kası atrofisine neden olur. Glukokortikoidler immünosupresif ve antiinflamatuar özellikleri nedeniyle çok sayıda hastalığın tedavisinde eksojen olarak yaygın bir biçimde kullanılmakta olup, ilaç kaynaklı kas atrofisinin birincil nedenidir. Kas protein sentezinin azalması ve protein yıkımının artması iskelet kası atrofisi ile sonuçlanırken, glukokortikoid kaynaklı atrofide temel mekanizmanın protein yıkımındaki artış olduğu bildirilmiştir. Egzersizin iskelet kası atrofisinin önlenmesinde bilinen en etkili yöntem olduğu ve glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini engellediği veya azalttığı bilinmektedir. Aerobik egzersizlere bağlı olarak hücrede ortaya çıkan değişikliklerden biri sıcaklık artışıdır. Vücut sıcaklığını bir kaç derece artıran bir sıcak stresi, hücrede sıcak şoku proteinleri adı verilen bir grup proteini hızla indükler ve özellikle artan Hsp72 hücresel homeostazın korunmasında kritik rol oynar. Egzersizin artan kontraktilite ve metabolik aktiviteye bağlı olarak çok farklı hücre içi sinyal yolağını uyardığı bilinmesine karşın, glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini hangi hücresel ve moleküler mekanizmalarla önlediği aydınlatılabilmiş değildir. Bu çalışma egzersizin glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini önlenmesine ilişkin etkisini Hsp72 üzerinden gerçekleştirdiği hipotezini test etmek amacı ile planlanmıştır. Çalışmada 3-4 aylık dişi Sprague Dawley sıçan; kontrol (K), deksametazon (D), normal egzersiz (NE), normal egzersiz ve deksametazon (NED), soğuk egzersiz (SE) ve soğuk egzersiz ve deksametazon gruplarına (SED) (n=8/grup) ayrılmıştır. Egzersiz gruplarındaki sıçanlara 5. günden itibaren kademeli olarak 30m/dk hız ve 60 dk/gün süreye ulaşacak şekilde 10 günlük koşu egzersizi yaptırılmıştır. D, SED ve NED gruplarına 6-10. günlerde 1mg/kg/gün dozda 5 gün süreyle subkutan deksametazon enjeksiyonu yapılmıştır. Plantaris kasında atrofi kas ağırlığının başlangıç vücut ağırlığına bölünmesi ile belirlenmiş ve Hsp72, p-Akt, Akt ve p-FoxO3 düzeyleri Western Blot yöntemi ile belirlenmiştir. Grupların plantaris kas ağırlıkları karşılaştırıldığında D grubu K grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05), diğer taraftan SED ve NED gruplarının kas ağırlıkları D grubuna göre daha fazlayken (p<0,05) yalnızca NED grubu K grubundan farklı değildir (p>0,05). NE ve NED gruplarının Hsp72 düzeyleri K grubuna göre artmıştır (p<0,05). K grubu ile karşılaştırıldığında D, SED ve NED gruplarının p-Akt düzeyleri azalırken (p<0,05) NED grubu p-Akt düzeyleri hem D hemde SED grubundan yüksektir (p<0,05). Ayrıca, grupların p-FoxO3 düzeyleri karşılaştırıldığında yalnızca NED grubunun D grubundan yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, deksametazon kaynaklı iskelet kası atrofisinden normal sıcaklıktaki ortamda egzersiz yaptırılan sıçanların plantaris kasları, soğuk ortamda egzersiz yapan sıçanlara göre K grubuna kıyasla daha fazla korunmuştur (SED-K; p<0,05 ve NED-K; p>0,05) ve bu bize egzersizin glukokortikoid atrofisinden korumasındaki rolünü kısmen de olsa Hsp72 üzerinden oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, iskelat kas atrofisi, sinyal iletimi, Hsp72, Akt
Patellar tendon bandının ilgili anatomik yapılar üzerine etkisinin kinematik olarak incelenmesi
Ön diz ağrısının kuadriseps femoris kasının vastus medialis ve vastus lateralis parçalarının kasılma hızı arasındaki farklılıktan kaynaklanabileceğini öne süren çalışmalar vardır. Yapılan bazı çalışmalarda patellofemoral ağrısı olan bireylerin vastus medialis kasının vastus lateralise göre daha geç kasıldığı, egzersiz veya bantlamanın ağrıyı azalttığı ortaya konmuştur. Bu hastalarda ağrının azalması ile birlikte vastus medialis-vastus lateralis kaslarının kasılma zamanları arasındaki farkın azaldığı da tespit edilmiştir. Patellar tendon bandı, patella ve tuberositas tibia arasına, patellar tendonun tam üzerine belirli bir sıkılıkla takılmaktadır ve patellar tendon kaynaklı ön diz ağrısını azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı patellar tendon bandının serbest düşme esnasında vastus medialis ve vastus lateralis aktifleşme ve maksimum genlikleri üzerine olan etkilerini patellofemoral ağrısı olan hastalarda gözlemlemek için sağlıklı gönüllülerde bir metodoloji çalışması oluşturmaktır. Çalışmaya 4 sağlıklı gönüllü katılmıştır ve 50 santimetrelik platformdan yumuşak bir zemine bantlı ve bantsız şekilde serbest düşüş hareketi gerçekleştirmişlerdir. Hareket sağ alt ekstremiteye konulan yansıtıcı işaretler, hızlı kamera ve EMG düzeneği yardımıyla incelenmiş ve düşme hareketi esnasında her iki durum için EMG aktifleşme, maksimum genlik ve eklem açılarındaki değişimin hesaplanıp karşılaştırılabileceği bir metodoloji hazırlanmıştır. Dört katılımcı için de RF ve VL kaslarının bantlı koşulda EMG maksimum genlikleri azalmıştır. VM-VL kasları arasında aktifleşme zamanı bütün katılımcılar için bantlı ve bantsız koşullarda farklılıklar göstermektedir. Patellofemoral ağrı sendromlu hastalar üzerinde yapılacak çalışmalar, bantın ağrı üzerine etkisini daha net ortaya koyacaktır. Anahtar Kelimeler: Patellar tendon bandı, ön diz ağrısı
Suriyeli mülteci kadınların fiziksel aktivite deneyimlerinin kültürleşme bağlamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Suriyeli mülteci kadınların göç sonrası fiziksel aktivite deneyimlerini kültürleşme süreçlerini dikkate alarak ortaya çıkarmaktır. Araştırmalar göç eden kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin düşük olduğunu göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteci kadınların fiziksel olarak aktif olmayan risk grubunda olduğu istatistiksel olarak bilinmektedir. Kültürleşme kuramı, bireylerin kültürel anlamda geçişleri nasıl deneyimlediğini göstermede bir bakış açısı sağlamaktadır. Bu sebeple mülteci kadınların yerleştikleri ülkedeki fiziksel aktivite deneyimlerinin iki kültürle bağlantılı olarak ortaya çıkarılmasında yol göstericidir. Nitel araştırma paradigması ile yürütülen bu tez çalışması 19-62 yaş aralığındaki 16 Suriyeli kadın katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış bireysel görüşmeler aracılığıyla inşa edilmiştir. Bireysel görüşmeler katılımcıların isteğine bağlı olarak Arapça veya Türkçe dillerinde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda iki temaya ulaşılmıştır: "Türkiye'de Yaşam ve Kültürleşme" ile "Mülteci Kadınların Fiziksel Aktivite Deneyimleri". Yapılan analiz sonucunda elde edilen verilere göre mülteci kadınlar kültürleşme sürecinde, yasal ve toplumsal temelde kadınlara yönelik farklı yaklaşımları iki kültür temelinde kıyaslamıştır. Yeni kültür, kadınların Türkiye'de kendilerini görece özgür olarak hissetmelerine sebep olurken aynı zamanda fiziksel aktivite deneyimlerinde de olumlu anlamda değişime sebep olmuştur. Türkiye kültüründe kadınların toplumsal hayattaki konumu ve fiziksel aktiviteye katılımları, Türkiye'de yerel yönetimlerin fiziksel aktiviteye ilgisinin artması, Türkiye'deki spor medyası ve mültecilere sağlanan toplumsal desteğin kadınların fiziksel aktivite deneyimlerini olumlu yönde etkileyen kültürleşme faktörleri olduğu görülmüştür.
Elit erkek eskrimcilerde bir sezon boyunca akut/kronik iş yükü oranının takibi
Antrenman yükü takibi sporcularda performans değişiminin açıklamasını, antrenmana verilen yanıtın anlaşılır olmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda yorgunluğun belirlenmesine ve aşırı yüklenme riskinin düşmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, 15-23 yaş arası elit erkek eskrim sporcularının yüklenme ve yorgunluk değerlerinin objektif ve subjektif yöntemler aracılığı ile belirlenmesi ve takip edilmesidir. Çalışmaya 17 eskrimci (17,12 ± 2,85 yaş; 7,18 ± 1,95 antrenman yaşı) katılmıştır. Katılımcılara nöromüsküler takip için aktif sıçrama ve eskrimde yön değiştirme hızı testi uygulanmıştır. Antrenman yükü, akut/kronik iş yükü oranı (AKİYO) ve monotonluk için değerler antrenmanın algılanan zorluk derecesi (aAZD-Borg Skalası) ile belirlenmiştir. Uyku kalitesi, kas ağrısı, stres ve yorgunluk düzeyi alt boyutlarıyla zindelik takibi için Hooper İndeksi kullanılmıştır. Eskrimcilerin yaralanmaları da ayrıca not edilmiştir. Toplanılan 18 haftalık tüm veriler, haftalar bazında ele alınarak antrenman ve müsabaka dönemlerinin izlenmesi sağlanmıştır. İncelenen değişkenler arasındaki haftalık farkların incelenmesi için Freidman Testi kullanılmıştır. Haftalık sürecin, antrenman yaşının, antrenman yükünün, AKİYO'nun ve monotonluğun; zindelik ve nöromüsküler durum (aktif sıçrama ve 4-2-2-4 yön değiştirme testi) üzerindeki etkilerinin incelenmesi için Genelleştirilmiş Tahmin Denklemleri (GTD) yaklaşımı kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde aktif sıçramayı, kas ağrısı ve AKİYO'nun etkilediği gözlemlenmiştir. Yön değiştirme hızını ise yaralanma, antrenman yaşı, uyku kalitesi, kas ağrısı ve AKİYO'nun etkilediği gözlemlenmiştir (p<0,05).
Farklı tekrarlı sprint protokollerinde enerji sistemlerinin katkısı: Yüklenme/dinlenme oranlarının etkisi
Bu çalışmanın amacı tekrarlı sprint protokollerinde toplam mesafe değişkeni sabit tutulduğunda dinlenme süresi, sprint mesafesi ve tekrar sayısındaki değişimin performans değişkenleri, fizyolojik yanıtlar ve enerji sistemlerinin katkısı üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya düzenli antrenman yapan ve aktif olarak futbol oynayan 16 erkek sporcu katılmıştır. Katılımcılara toplam mesafesi 300 m olan 20 x 15 m ve 10 x 30 m protokolleri 30 saniye standart toparlanma ve 1:5 yüklenme:dinlenme oranlı bireysel toparlanma süreleri ile dört farklı şekilde rastgele sıra ile uygulanmıştır Testler sırasında sprint süresi, oksijen tüketimi (VO2), kan laktat değeri (LA), kalp atım hızı (KAH) ve algılanan zorluk derecesi (AZD) belirlenmiştir. Aerobik sistemin katkısı VO2 ölçümlerinden, laktik sistemin katkısı LA değerlerinden, alaktik sistemin katkısı toparlanma dönemindeki VO2 kinetiğinden mono-eksponansiyal formüller yardımıyla hesaplanmıştır. Protokollerin etkisini belirlemek için Bonferroni düzeltmeli tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Tekrarlı sprint protokollerinin toplam sprint süresi, toplam egzersiz süresi ve performans düşüş yüzdesi üzerine etkisinin anlamlı derecede farklı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Benzer şekilde protokollerin maksimum KAH hariç, ortalama KAH, LA ve AZD üzerine etkisi de anlamlı derecede farklıdır (p<0,05). Tüm protokollerde toplam enerji harcaması içindeki alaktik enerji sisteminin yüzde katkısı benzer (p>0,05), laktik ve aerobik enerji sistemlerinin yüzdeleri anlamlı derecede farklıdır (p<0,05). Bu çalışmanın bulguları toplam mesafesi sabit tutulan değişik içerikteki tekrarlı sprint protokollerinde fizyolojik yanıtların, performans çıktılarının ve enerji sistemlerinin katkısının önemli ölçüde değiştiğini göstermiştir. Bu çalışma aynı zamanda alaktik sistemi geliştirmek için bireysel dinlenme oranlı protokollerin tercih edilebileceği, ancak hem alaktik hem de laktik sistemi aynı anda geliştirmek için bireysel dinlenme oranlı 10 x 30 m protokolünün daha uygun olduğunu göstermektedir.