Hacettepe University
Discipline

Psikiyatri Hemşireliği Anabilim Dalı

Hacettepe University

106

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Alzheimer bakım verenlerine uygulanan çok bileşenli destek programlarının bakım yükü üzerine etkisi: Sistematik derleme ve meta analiz çalışması

ÖZET Şentürk Kılıç, B., Alzheimer Bakım Verenlerine Uygulanan Çok Bileşenli Destek Programlarının Bakım Yükü Üzerine Etkisi: Sistematik Derleme ve Meta-Analiz Çalışması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Psikiyatri Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2024. Bu sistematik derleme ve meta-analiz, Alzheimer hastalarına bakım verenlerine uygulanan çok bileşenli destek programlarının bakım yükü üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, beş veri tabanında (CENTRAL, CINAHL, PsycINFO, PubMed, WOS) 18 Ekim- 28 Kasım 2021 tarihleri arasında tarama gerçekleştirilmiş ve dahil etme kriterlerine uygun randomize kontrollü deneysel tasarımlı İngilizce çalışmalar dahil edilmiştir. İki araştırmacı, tam metin incelemelerini, Cochrane 'Risk of Bias-2' aracı ile yanlılık riskini ve GRADE aracı ile kanıt kalitesini bağımsız olarak değerlendirmiştir. Ek bilgi almak için çalışma yazarlarıyla iletişime geçilmiş ve yeterli veriler sağlandığında analizler yapılmıştır. Verilerin yetersiz olduğu durumda sonuçlar anlatısal olarak sunulmuştur. Araştırmanın derleme kısmına 8 çalışma, meta analize 6 çalışma dahil edilmiştir. Toplamda 1147 katılımcının yer aldığı çalışmalardan sadece biri web tabanlı, diğer yedi müdahale yüz yüze gerçekleştirilmiştir. Müdahalelerin bileşenleri genellikle eğitici, destekleyici ve beceri geliştirici olup, sadece biri geçici bakım uygulamasını içermektedir. Genel yanlılık değerlendirmesinde bir çalışma yüksek, dört çalışma şüpheli ve bir çalışma düşük yanlılık riski olarak kaydedilmiştir. Müdahalelerin etki büyüklükleri, bakım yükü puanlarının müdahale öncesi, hemen sonrası ve takip ölçümlerinin ortalama ve standart sapma değerleri aracılığıyla hesaplanmıştır. Buna göre, çok bileşenli müdahale programları kısa vadede etkisi belirsiz (Cohen'in d'si = 0.12; %95 GA: -0.06 - 0.29; p = 0.39) ancak uzun vadede etkili (Cohen'in d'si = 0.21; %95 GA: 0.03 - 0.38; p = 0.02) bulunmuştur. Bakım yükü sonuçları için kanıt kesinliği, müdahale öncesi ve son ölçümde düşük, müdahale öncesi ve sonrası ölçümde ise çok düşük düzeyde tespit edilmiştir. Verilerin güncelliği 12/12/2023 tarihini kapsamaktadır. Çok bileşenli destek programları Alzheimer hastalarına bakım verenlerin bakım yükünü azaltmada uzun vadede etkilidir, ancak bu etkinliği doğrulamak için daha fazla sayıda ve yüksek kaliteli çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Alzheimer, bakım veren, bakım yükü, çok bileşenli müdahale, meta-analiz

Betül Şentürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Onkoloji hemşireleri için intiharı önlemeye ilişkin farkındalık geliştirme programının intihara yönelik bilgi, damgalama ve etkililik algısı düzeylerine etkisi

Bu araştırma Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programının hemşirelerin intihara yönelik bilgi, damgalama ve etkililik algısı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amacıyla ön test, son test, izlem desenli ve kontrol gruplu bir müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma Mayıs-Kasım 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Bilimleri Üniversitesi Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi onkoloji yataklı klinikleri, kemoterapi ünitesi/birimi, kemik iliği transplantasyon ünitesi/birimi ve onkoloji polikliniğinde çalışan 86 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, İntihara İlişkin Bilgi Düzeyi Ölçeği, İntihara Yönelik Damgalama Ölçeği, İntihar Riskini Yönetmeye İlişkin Etkililik Algısı Ölçeği ile toplanmıştır. Deney grubundaki hemşirelere Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programı uygulanmış olup, kontrol grubundaki hemşirelere ise herhangi bir müdahale uygulanmamıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro-Wilk testi, ki-kare testi, Mann Whitney U testi, iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi (Independent sample t testi), Friedman testi ve Post-Hoc analizler kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre program sonunda ve üç aylık izlemde program öncesine ve kontrol grubuna göre deney grubundaki hemşirelerin intihara ilişkin bilgi düzeyleri ve intihar riskini yönetmeye ilişkin etkililik algısı düzeyleri artmış, intihara yönelik damgalama düzeyleri azalmıştır. Onkoloji Hemşireleri İçin İntiharı Önlemeye İlişkin Farkındalık Geliştirme Programının intiharı önlemeye yönelik farkındalık geliştirmede etkili bir program olduğu görülmüş olup, programın onkoloji hemşireleri için yaygınlaştırılması, ulusal ve uluslararası intihar önleme stratejileri ile bütünleştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İntihar; intihar önleme; hemşirelik; onkoloji hemşireliği.

Psikiyatrik hemşirelik
Sevda Öztürk
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Remisyon dönemindeki kanser hastalarına uygulanan güçlendirme programının ruminatif düşüncelere, yorgunluğa ve psikolojik sağlamlığa etkisi

Araştırma, remisyon dönemindeki kanser hastalarının ruminatif düşünceleri ve bu düşüncelerle baş etme biçimlerinin araştırılması ve elde edilen verilere dayalı olarak geliştirilen güçlendirme programının remisyon dönemindeki kanser hastalarına etkisinin değerlendirilmesi amacıyla iki aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada tanımlayıcı nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Remisyon döneminde olan 21 kanser hastası ile araştırma tamamlanmıştır. Verileri tanıtıcı bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. 'Bilişlerle Mücadele Etme', 'Baş Etme' ve 'Gerek Duyulan İhtiyaçlar' olmak üzere 3 tema ve bu temalarla ilişkili 6 alt tema ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, hastaların kanserle ilgili girici ruminatif düşüncelere sahip olduklarını ve bu düşüncelerle başa çıkmak için desteğe ihtiyaç duyduklarını vurgulamaktadır. Araştırmanın ikinci aşaması ön test, son test ve izlem desenli randomize kontrollü müdahale çalışmasıdır. Bu çalışma 28 müdahale, 29 kontrol grubunda olmak üzere toplam 57 kişi ile tamamlanmıştır. Veriler, tanıtıcı bilgi formu, Olay İlişkili Ruminasyon Envanteri, Kansere Yorgunluk Skalası ve Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 26.0 yazılım programından yararlanılarak tekrarlı ölçümler varyans analizi, ki-kare test ve t-testi kullanılmıştır. Müdahale grubunun girici ruminasyon ve kansere bağlı yorgunluk toplam puan ortalamaları kontrol grubunun program sonrası ve izlem ölçüm puan ortalamaları ile karşılaştırıldığında, toplam puanların istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaldığı, amaçlı ruminasyon ve psikolojik sağlamlık toplam puan ortalamalarının ise anlamlı olarak arttığı ortaya konulmuştur. Özetle, programın girici ruminasyonları ve kansere bağlı yorgunluğu azaltmada, amaçlı ruminasyonları ve psikolojik dayanıklılığı arttırmada etkili olduğu görülmüştür. Güçlendirme programının sonraki araştırmalarda ve uygulamalarda kullanılması önerilebilir.

Psikiyatrik hemşirelik
Sinem Öcalan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi terminasyon ile gebeliği sonlandırılan kadınların yaşadıkları psikososyal sıkıntıların ve psikososyal gereksinimlerinin belirlenmesi

Bu çalışmada tıbbi terminasyon ile gebeliği sonlandırılan kadınların yaşadıkları psikososyal sıkıntıların ve psikososyal gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada tanımlayıcı nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini bir eğitim araştırma hastanesinde tıbbi terminasyon ile gebeliği sonlandırılan Riskli Gebelik Polikliniği ve Gebe Polikliniği'nde izlenen kadınlar oluşturmuştur. Araştırma, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen, çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmayı kabul eden 21 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Veri Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu"ndan yararlanılmıştır. Veriler katılımcılarla derinlemesine bireysel görüşme yapılarak elde edilmiştir. Verilerin analizi karşılaştırmalı içerik analizi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi sonucunda psikososyal yanıt, psikososyal yanıtın belirleyicileri, baş etme çabaları ve gereksinimler adlı 4 tema ve 19 alt tema belirlenmiştir. Kadınların tıbbi terminasyon ile gebeliğin sonlandırılması sürecinde suçluluk, çaresizlik, anksiyete ve korku gibi psikososyal yanıtlar verdikleri belirlenmiştir. Gebeliğe ilişkin özellikler, sosyal destek, kurumsal uygulamalar, sağlık çalışanlarının tutum ve davranışları, bireysel faktörler ve eşlik eden fiziksel semptomların psikososyal yanıtın belirleyicileri olduğu görülmüştür. Kadınlar süreçle baş etmek için dine yönelme, kaçınma, paylaşma ve güçlenme gibi çabalar sergilemektedir. Süreçte refakat, empatik ve destekleyici sağlık çalışanı tutumları, bebekle vedalaşabilme ve psikososyal destek kadınlar tarafından tanımlanan gereksinimler olmuştur. Sonuçlar ışığında; kadınların tanımladığı psikososyal yanıtları ve bunların belirleyicilerini, baş etme çabalarını ve psikososyal gereksinimlerini dikkate alan psikososyal destek uygulamalarının yapılandırılması ve hizmete dahil edilmesi önerilmektedir.

Esra Dilbaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Son sınıf hemşirelik öğrencileri ve yeni mezunhemşirelerde moral distresin incelenmesi: Bir model geliştirme çalışması

Araştırmada, son sınıf hemşirelik öğrencileri ve yeni mezun hemşirelerdeki moral distresin incelenmesi amaçlanmıştır. Karma yöntem araştırma desenlerinden yakınsak paralel desen yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilmiş olan çalışma, iki ayrı evrende (son sınıf hemşirelik öğrencileri ve yeni mezun hemşireler) ve iki aşamada tamamlanmıştır. Veriler, son sınıf hemşirelik öğrencileri ve yeni mezun hemşire tanıtıcı veri formu, Hemşirelik Öğrencileri için Moral Distres Ölçeği, Sağlık Çalışanları için Moral Distres Ölçeği, son sınıf hemşirelik öğrenci ve yeni mezun hemşire yarı yapılandırılmış soru formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 ve MAXQDA programları kullanılmıştır. Son sınıf hemşirelik öğrencilerinde moral distres sıklığı orta değerin altında, yoğunluğu ise orta değerin üstünde bulunmuştur. Öğrencilerde, okul türü, etik konulara ilişkin ders alma durumu, bakım verici, savunucu ve yönetici rolünü gerçekleştirmeye hazır hissetme, etik sorunların çözümünde kendine güvenme ve mesleğe yönelik yasal düzenlemelere hakimiyet düzeylerinin moral distresi anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Son sınıf hemşirelik öğrencilerinin moral distres deneyimleri bağlamında yapılan nitel çalışmada toplamda dört tema ve 14 alt tema ortaya çıkmıştır. Nicel analizler, yeni mezun hemşirelerde cinsiyet, çalışılan hastane türü, meslekte çalışma süresi, bakım verici rolünü gerçekleştirme ve yönetici rolünü yerine getirme düzeylerinin moral distresi anlamlı şekilde etkilediğini göstermiştir. Yeni mezun hemşirelerde moral distres sıklığı orta değerin altında, yoğunluğu ise orta değerin üstünde bulunmuştur. Hemşirelerin moral distres deneyimleri bağlamında yapılan nitel analizde dört tema ve 16 alt tema ortaya çıkmıştır. Çalışmanın nitel ve nicel verilerinden yola çıkılarak, öğrencilikten profesyonelliğe geçen yeni mezun hemşirelerin deneyimledikleri moral distres sürecini ele alan bir model geliştirilmiştir. Sonuç olarak, hemşirelik öğrencilerinde ve yeni mezun hemşirelerde moral distresi azaltmak ve bu durumla başa çıkmak için bireysel, kurumsal ve sistem düzeyinde destekleyici rehberlik mekanizmaları, uygulamalar ve düzenlemelerin yapılması önerilmektedir.

Mustafa Sabri Kovancı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma düzeyi üzerine etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması

Bu sistematik derleme ve meta-analiz araştırması, kanserden sağ kalan bireylere uygulanan randomize kontrollü psikososyal müdahalelerin, psikolojik sağlamlık, travma sonrası büyüme ve anlam bulma üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. CINAHL Plus with Full Text (EBSCOhost), CENTRAL, Pubmed ve WOS Core Collection veri tabanlarında yayın tarihi ve dil kısıtlaması konulmadan tarama yapılmıştır. Çalışma seçimi aşamasında yayın dili İngilizce olmayan çalışmalar derlemeden dışlanmıştır. Derlemeye 1801 katılımcıyı içeren 14 randomize kontrollü deneysel çalışma dahil edilmiştir. Travma sonrası büyüme ve anlam bulma sonuç çıktılarını raporlayan 10 çalışma aynı zamanda nicel analiz sürecinde de yer almıştır. Psikososyal müdahalelerin psikolojik sağlamlık üzerindeki etkileri dahil edilen sınırlı sayıda çalışma olması sebebi ile istatistiksel olarak birleştirilememiştir. Çalışma seçimi, veri çekme, yanlılık riski ve kanıt kesinliği değerlendirme süreçleri "Cochrane Müdahalelerin Sistematik Derlemeleri için El Kitabı"nda önerilen standart yöntemler doğrultusunda yürütülmüştür. Bir çalışma dışında diğer tüm çalışmaların genel yanlılık riski "şüpheli" ve "yüksek" olarak belirlenmiştir. Anlam bulma düzeyine yönelik müdahale öncesi ve müdahale sonrası değişim etkisi kapsamında birleştirilmiş bulgular psikososyal müdahale lehinde küçük düzeyde yararlı bir etki olduğunu göstermiştir (Cohen'in d'si = -0,298, %95 GA: -0,518 . -0,077; p = 0.008; I2 = %0; düşük düzey kanıt kesinliği). Bununla birlikte, anlam bulma düzeyine ilişkin müdahale öncesi ve en son ölçüm değişim etkisini içeren meta-analiz, bu etkinin sürdürülmediğini ortaya koymuştur. Meta-analiz ayrıca psikososyal müdahaleler ile rutin bakım arasında travma sonrası büyüme düzeyi açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir. Bulgular, kanıt kesinliğinin "düşük" ile "çok düşük" düzey arasında değişmesi sebebi ile psikososyal müdahalelerin tüm sonuç çıktıları üzerindeki etkilerinin belirsiz olduğunu ve ek kanıtlara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Psikososyal müdahalelerin kanserden sağ kalan bireylere yönelik güçlü etkilerini saptamak için gelecekte yürütülecek yüksek metodolojik kaliteye sahip randomize kontrollü deneysel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kanser hastalarıMeta analiziNeoplazmlar+4
Gülşah Yıldız Aytaç
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeylerinin ilişkisi

Bu çalışma, psikotik belirtileri olan hastaların, sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmelerinin hastaların içselleştirilmiş stigma, benlik saygısı ve öznel iyileşme düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın türü ilişki arayıcı desen doğrultusunda tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ankara'da bulunan, araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırmaya dahil olma kriterlerini karşılayan 18 yaş üstü psikotik belirtileri olan yetişkin psikiyatri hastaları oluşturacaktır. Araştırmanın örneklemi pilot uygulama sonrası belirlenecek olup, dört farklı parametre arası ilişkiyi değerlendirmek üzere 40 katılımcı ile pilot bir uygulama yapılması, modelde yer alan değişkenler arası korelasyonun yapısının belirlenmesi ve örneklem sayısının bu doğrultuda hesaplanması planlanmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından literatürdeki benzer çalışmalar taranarak oluşturulan hasta bilgi formu ile Sağlık Bakımı İletişim Anketi (SBİA), Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ), Benlik Saygısı Değerlendirme Ölçeği- Kısa Formu (BSDÖ-KF) ve İyileşme Değerlendirme Ölçeği (İDÖ) ile toplanacaktır. Katılımcıların tanıtıcı özelliklerine ilişkin veriler sıklık, yüzdelik, ortalama ve standart sapma değerleri kullanılarak hesaplanacaktır. Verilerin normallik varsayımını karşılama durumu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilks testleri ile değerlendirlecektir. Ölçeklerden elde edilecek sonuçların birbirini yordama düzeyleri çoklu doğrusal regresyon, ilişkisi ise korelasyon analizleri kullanılarak tespit edilecektir. Normallik test varsayımlarının karşılanması durumunda Pearson korelasyon katsayısı, karşılanmaması durumunda ise Spearman korelasyon katsayısı ölçekler arası ilişkinin değerlendirilmesinde kullanılacaktır. Bu çalışma ile sağlık çalışanlarının iletişiminin psikotik belirtileri olan hastalar tarafından nasıl algılandığı ve bu algının hastaların kendilerine yönelik damgalamalarına, benlik saygılarına ve öznel iyileşmelerine ne gibi etkileri olduğu belirlenecektir. Bu yolla çalışmanın, iletişimin terapötik bir araç olarak kullanılmasını sağlayacak ileri müdahale çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.

Belirti ve semptomlarBenlik saygısıDamgalama+4
Fatma Altun
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser sürecinde bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisi

Bu araştırma kanser sürecinde bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, Kansersiz Yaşam Derneği'ne üye veya Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi'nde aktif kanser tedavisi almakta olan araştırmaya katılmaya gönüllü 164 aktif kanser sürecindeki birey ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Googleforms olarak hazırlanan araştırma linkinin eposta yolu ile katılımcılarla paylaşılması yoluyla çevrimiçi anket olarak 2 Temmuz 2021- 1 Mayıs 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak tanıtıcı veri formu, Üstbiliş Ölçeği, Connor- Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile Pearson korelasyon katsayı analizi ve basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların Üstbiliş Ölçeği puanları ile Psikolojik Sağlamlık Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadığı görülmüştür (r=-0,093; p=0,235). Öte yandan, üstbilişler ölçeği ve alt boyutları ile psikolojik sağlamlık ölçeği alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların Üstbilişler Ölçeği puanları ile Bilinçli Farkındalık Ölçeği toplam puanları arasında ise, istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde negatif yönlü ilişki bulunmaktadır (r=-0,314; p<0,001). Bu sonuçlar doğrultusunda, kanser sürecini deneyimleyen bireylerin bu süreçten kazanım sağlayabilmeleri açısından bakımda fonksiyonel üstbilişleri desteklemeye yönelik müdahalelere bilinçli farkındalık artırmaya ilişkin girişimlerin dahil edilmesi ve bu çalışmada doğrudan ilişkisi çıkmamış olsa da alt boyutları ile üstbilişlerle ilişkisi ortaya konulan psikolojik sağlamlığın planlamalara dâhil edilmesi önerilebilir. Ayrıca, kanser sürecindeki bireylerin üstbilişlerinin psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisinin daha ayrıntılı değerlendirilebileceği nitel ve nicel çalışmaların yapılması önerilebilir

Bilinçli farkındalıkHemşirelikKanser hastaları+4
Fatma Nur Uyan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerini yordayan sosyodemografik ve mesleki faktörlerin belirlenmesi

Acil servisler, stres verici ve travmatik olayların sıklıkla yaşandığı sağlık birimleridir. Acil servislerde çalışan ekibin bir üyesi olarak acil servis hemşireleri de bu stres verici ve travmatik olaylardan etkilenebilmekte ve travmatik stres yaşayabilmektedirler. Travmatik stres, çalışanların fiziksel ve psikososyal iyi oluşluğunu olumsuz etkileyerek, çalışma motivasyonunu azaltabilmekte ve bunlara bağlı olarak verilen bakımın kalitesini de olumsuz etkileyebilmektedir. Travmatik stresi yordayan faktörlerin belirlenmeye çalışılması risklerin belirlenmesini sağlayarak, bu riskleri önlemeye yönelik müdahale çalışmaları için yol gösterici olabilir. Bu tez çalışmasının amacı, acil servis hemşirelerinde travmatik stres belirtilerinin ve bunları yordayan sosyodemografik ve mesleki değişkenlerin belirlenmesidir. Bu araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini; Ankara İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde bulunan, eğitim ve araştırma, devlet, özel ve üniversite hastanelerinin acil servis birimlerinde çalışan, çalışmaya katılmaya gönüllü ve çalışma sürecinde aktif görevde olan 269 hemşire oluşturacaktır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Mesleki Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Olayların Etkisi Ölçeği'nin revize versiyonu kullanılacaktır. Verilerin analizi için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılacaktır.

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneAcil tıp+7
Gizem Karamanlı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İnme geçiren hastalarda travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin fiziksel bağımlılık, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek ile ilişkisinin incelenmesi

İnmenin yol açtığı psikososyal ve psikiyatrik tablolara yönelik literatür incelendiğinde, çalışmalarda depresyona odaklanıldığı görülse de inme gibi ani gelişen klinik tabloların travma sonrası stres bozukluğuna yol açtığı bilinmektedir. Bu çalışmada inme geçiren bireylerde travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin; sosyodemografik ve tıbbi veriler, bağımlılık düzeyi, travma ile başa çıkabilme algısı ve algılanan sosyal destek faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma, Ankara ilindeki Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tanı ve tedavi için başvuran inme hastaları (n=218) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; Sosyodemografik ve Tıbbi Özellikler Formu, Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek, Modifiye Barthel İndeksi, Travma ile Başa Çıkabilme Algısı Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'dir. Ölçeklerden elde edilen puanlar, yaş ve inme sonrası geçen süre değişkenleri arasındaki ilişki, Pearson Sıra Korelasyon Katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmada kullanılan tüm ölçeklerin skor puanları ve yaş, cinsiyet, inme sonrası geçen süre ve psikolojik destek ihtiyacı duyma değişkenlerinin Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçek üzerindeki yordayıcılığı ise Çoklu Regresyon Analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre inme geçiren hastaların %63,3'ü Posttravmatik Stres Bozukluğu-Kısa Ölçeği'nden kesim noktasının üzerinde puan almıştır. Yapılan regresyon analizi sonucuna göre ise çok boyutlu algılanan sosyal destekte aile alt faktörü, travma ile başa çıkabilme algısında travma alt faktörü, cinsiyet ve psikolojik destek ihtiyacı duyma durumu değişkenleri; travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin %46,8'ini açıklamaktadır. İnme vakalarında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin taranması, riskli grupların göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

Algılanan sosyal destekBağımlılıkBaşa çıkma+6
Emine İrem Yücel Toplu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Acil, onkoloji ve COVID-19 birimlerinde çalışan hemşirelerde eş duyum yorgunluğu, tükenmişlik, eş duyum doyumu düzeylerinin ve bunları yordayan sosyodemografik ve mesleki değişkenlerin belirlenmesi

Bu araştırma acil, onkoloji ve Covid-19 birimlerinde çalışan hemşirelerin eş duyum yorgunluğu, tükenmişlik ve eş duyum doyumu düzeylerinin ve bunları yordayan sosyodemografik ve mesleki değişkenleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Ankara İli Belediye sınırları içinde bulunan, 200 ve üzeri yatak kapasitesine sahip, bünyesinde acil, onkoloji ve Covid- 19 birimlerinden üçünü de barındıran ve çalışmanın gerçekleştirilmesi için izin veren hastanelerden 107 acil servis, 107 onkoloji servisi, 107 Covid-19 servisi hemşiresi olmak üzere toplamda 321 hemşire oluşturmuştur. Veriler, Sosyodemografik ve Mesleki Bilgi Formu ve Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği-4 kullanılarak Ağustos 2021-Aralık 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri, anlamlılık testleri, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; eş duyum yorgunluğu düzeyi istatistiksel olarak anlamlı biçimde en yüksek olan onkoloji biriminde çalışan hemşirelerdir. Acil serviste çalışan hemşirelerde algılanan gelir durumu ve özel yaşamda destekleyici sosyal ağ algısının eş duyum yorgunluğunun anlamlı birer yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Onkoloji servisinde çalışan hemşirelerde mesleğini isteyerek seçme ve meslekten ayrılma niyeti varlığının eş duyum doyumunun anlamlı birer yordayıcısı olduğu bulunmuştur. Covid-19 biriminde çalışan hemşirelerde meslekten ayrılma niyeti ve vardiyadaki dinlenme süresinin eş duyum yorgunluğunun; meslekten ayrılma niyeti ve işyerinde destekleyici sosyal ağ algısının tükenmişliğin; vardiyadaki hasta bakım süresi ve işyerinde destekleyici sosyal ağ algısının eş duyum doyumunun anlamlı birer yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Bu üç alanda çalışan hemşireler için eş duyum yorgunluğu, tükenmişlik ve eş duyum doyumu açısından belirlenen risk faktörlerini dikkate alan destek çalışmalarının gerçekleştirilmesi önerilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+5
Fatma Gül Özden
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolü

Bu tanımlayıcı kesitsel araştırma onkoloji hastalarında umudu yordamada algılanan sosyal destek ve spiritüel bakım gereksinimlerinin rolünü incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ağustos 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde onkoloji hastalarının takip ve tedavilerinin yapıldığı onkoloji ve dahili/cerrahi servisler ile kemoterapi-radyoterapi tedavi ünitelerinde yürütülmüştür. Araştırmaya 134 onkoloji hastası dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Tanıtıcı Veri Formu", "Herth Umut Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Spiritüel Bakım Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Pearson Korelasyon Analizi ve çoklu doğrusal adımsal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan onkoloji hastalarının umut ve algılanan sosyal destek puan ortalamalarının ölçekten alınabilecek orta puanın üzerinde, spiritüel bakım gereksinimleri puan ortalamalarının ise orta puanın altında olduğu belirlenmiştir. Umut ve algılanan sosyal destek arasında pozitif yönde; umut ve spiritüel bakım gereksinimleri arasında ise negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Algılanan sosyal desteğin umudun %11,7'sini açıkladığı ve algılanan sosyal destek puanındaki bir birimlik artışın umut puanında ortalama 0,344 birimlik artışa sebep olduğu saptanmıştır. Spiritüel bakım gereksinimlerinin ise umudu yordamada anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, onkoloji hastalarında umudu artırmaya yönelik müdahalelerde sosyal destek algısının geliştirilmesi, sosyal destek kaynaklarının fark ettirilmesi ve dolaylı etkisi olabileceğinden spiritüel bakım gereksinimlerinin de planlamalara dâhil edilmesi önerilebilir.

Algılanan sosyal destekFonksiyonel iyileşmeKanser hastaları+5
Simay Ezgi Budak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimleri: Nitel bir çalışma

Bu çalışmada, Türkiye'de yataklı psikiyatri servislerinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada fenomenolojik nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'de bulunan psikiyatri hastanelerinde ve psikiyatri kliniklerinde en az altı aydır çalışmakta olan hemşireler oluşturmuştur. Örnekleme ise kartopu yöntemi ile ulaşılan, çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan kriterlere uyan ve çalışmayı kabul eden, 16 psikiyatri hemşiresi alınmıştır. Veri toplamada araştırmacılar tarafından hazırlanan 'Tanıtıcı Veri Formu' ve moral distres ilişkin 'Yarı yapılandırılmış görüşme formu' kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından derinlemesine görüşme yöntemiyle görüşmecilerden onam alınmasının ardından ses ve görüntü kaydı alınarak toplanmıştır. Görüşmeler ortalama 53 dakika sürmüştür. On altıncı katılımcıda veri doygunluğuna ulaşılması nedeniyle görüşmelere son verilmiştir. Katılımcılarla görüşmeler tamamlandıktan hemen sonra görüşme verileri ses kaydı üzerinden deşifre edilmiş, fenomenolojik betimsel analiz ile analiz edilerek veriler üç bağlamda yer alan temalar ve alt temalar olarak gruplanmıştır. Araştırmada "moral distresin nedenleri" bağlamında 6 ana tema (Arzu Ettiği Bakımı Verememe, Etik İhlale Tanıklık Etme, Ekip Çatışması, Karar çatışması, Kurumsal Nedenler, Sistemsel Nedenler) ve 24 alt tema, "moral distresin sonuçları" bağlamında 3 ana tema (Duygusal Sonuçlar, Fiziksel Sonuçlar, Mesleki Sonuçlar) ve 14 alt tema ve "moral distresle baş etme" bağlamında 5 ana tema (Ekipten Destek Alma, Duygusal Baş Etme, Problem Odaklı Baş Etme, Değerlerine Uygun Davranma Çabası ) ve 8 alt tema belirlenmiştir. Hemşireler, moral distres yaşamalarına neden olan en önemli faktörlerin yetersiz personel istihdamı nedeniyle artan iş yükü ve psikiyatri hizmetlerine yeterince kaynak ayrılmaması olduğunu ifade etmişlerdir. Yaşadıkları moral distres sonucunda da üzüntü, çaresizlik, değersizlik hisleriyle birlikte fiziksel ve mental yorgunluk yaşamaları sonrasında psikiyatri kliniğinden ayrılma isteklerinin olduğunu ve tükenmişlik yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Moral distres yaşadıkları durumlarla problem odaklı ve duygu odaklı baş ettiklerini belirtmişlerdir. Psikiyatri hemşirelerinin moral distres deneyimlerine ilişkin sahada farkındalık oluşturulması, moral distres yaşama sıklıkları ve düzeylerine ilişkin nicel çalışmaların yapılması önerilmiştir.

Ahlaki sıkıntıEtikHemşireler+4
Nurgül Özgen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerde ruminasyon ve üstbilişlerin travma sonrası büyüme ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerde ruminasyon ve üstbilişlerin travma sonrası büyüme ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma Türk Kanser Derneği, Kanser Savaşçıları ve Kanserle Dans Derneği'nin sosyal medya ortamlarında çevrimiçi anket yoluyla gerçekleşmiştir. Çalışmaya 103 kanseri olan çocuğa sahip ebeveyn dahil edilmiştir. Veriler; tanıtıcı veri formu, Olay İlişkili Rüminasyon Envanteri, Üstbiliş Ölçeği- 30 ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri kullanılarak 30 Eylül 2020 ile 25 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerin amaçlı ruminasyon ve üstbilişleri ile travma sonrası büyüme arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki olduğu, girici ruminasyon ile travma sonrası büyüme düzeyleri arasında ise ters yönde bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerde amaçlı ruminasyon, girici ruminasyon ve üstbilişlerin travma sonrası büyümenin %30'unu açıkladığı saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda kanseri olan çocuğa sahip ebeveyvlerin, ruminasyon ve üstbilişlerinin travma sonrası büyümeyi etkilediği söylenebilir. Dolayısıyla, kanseri olan çocuğa sahip ebeveynlerin tanı alındığı andan itibaren ruminasyon, üstbiliş ve travma sonrası büyüme düzeylerinin değerlendirilmesi, amaçlı ruminasyonların ve üstbilişlerin desteklenmesine yönelik yaklaşımların benimsenmesi önerilebilir.

Ana-babaHemşirelikKanser hastaları+3
Sümeyye İlayda Dursun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı, temel inançlar ve öz anlayışın psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu araştırma remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı, temel inançlar ve öz-anlayışın psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma Kanser Savaşçıları ve Kanserle Dans Derneği'nin Facebook hesaplarında çevrimiçi anket yoluyla gerçekleşmiştir. Çalışmaya remisyon dönemindeki 113 meme kanseri olan kadın katılmıştır. Veriler; tanıtıcı veri formu, Vücut Algısı Ölçeği, Temel İnançlar Ölçeği, Öz-Anlayış Ölçeği ve Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılarak 24 Kasım 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı ve temel inançlardaki değişimin psikolojik sağlamlık ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu saptanmıştır. Remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda beden imajı algısı ve temel inançların psikolojik sağlamlıktaki değişimin %99,8'ini açıkladığı saptanmıştır (F=3062,290; p<0,0001). Araştırma sonucunda remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda öz-anlayış ile psikolojik sağlamlık düzeyleri arasında güçlü bir ilişki olduğu; ancak öz-anlayışın psikolojik sağlamlığı istatistiksel olarak anlamlı yordayıcı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Bu doğrultuda, remisyon dönemindeki meme kanseri olan kadınlarda temel inançlar ve beden imajı algısı psikolojik sağlamlığı önemli ölçüde yordadığı için psikolojik sağlamlığı arttırmaya yönelik programların içeriğinde bu kavramlara yer verilmesi büyük önem taşımaktadır. Böylece, remisyon dönemi de dahil olmak üzere kadınların psikolojik sağlamlıklarının desteklenebileceği söylenebilir.

Beden imajıKadınlarMeme hastalıkları+6
Gizem Sarıoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servis hastalarının sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duyguları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmada, acil serviste hizmet veren sağlık çalışanlarının iletişiminin hasta perspektifinden değerlendirilmesi ve hastaların duyguları ile ilişkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. İki aşamada gerçekleştirilen araştırmanın ilk aşaması metodolojik tarzda yürütülmüş, Health Care Communication Questionnaire Ölçeği Türkçe'ye uyarlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı desendeki ikinci aşamada ise "Acil servise başvuran hastaların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ile duygusal deneyimleri arasında ilişki var mıdır?" sorusuna cevap aranmıştır. Araştırmanın her iki aşaması bir üniversite hastanesinin erişkin acil servisinde yürütülmüş, ilk aşamada 130, ikinci aşamada 210 hastaya ulaşılmıştır. Veriler birinci aşamada Hasta Bilgi Formu 1 ve Health Care Communication Questionnaire, ikinci aşamada Hasta Bilgi Formu 2, Sağlık Bakımı İletişim Anketi ve Görsel Analog Ölçeği ile toplanmış; birinci aşamada DFA, Cronbach alfa katsayısı, Kolmogorov-Smirnov, Skewness-Kurtosis, eş değer yarılar yöntemi ve madde analizi ile, ikinci aşamada tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Spearman Korelasyon Analizi'yle değerlendirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması sonucunda Health Care Communication Questionnaire'in DFA uyum indeksleri kabul edilebilir uyum göstermiş, Cronbach alfa değeri toplam ölçek için 0.83 olarak hesaplanmış, ölçek geçerli ve güvenilir bulunmuştur. İkinci aşama sonucunda katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimini oldukça iyi düzeyde değerlendirdiği; kaygı ve düşmanlık puanlarının oldukça düşük, olumlu duygu puanlarının orta seviyede olduğu bulunmuştur. Katılımcıların sağlık çalışanlarının iletişimine yönelik değerlendirmeleri ve deneyimledikleri duygular arasında ilişki bulunmamıştır. Çalışma sonucunda Sağlık Bakımı İletişim Anketinin, sağlık çalışanlarının iletişimlerinin değerlendirilmesinde kullanılması, acil servislerin doğasının ve sağlık çalışanlarının iletişiminin hastalar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık oluşturacak çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Acil hemşirelikAcil servis-hastaneAcil tıp+7
Eren Can Kalkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinde iş ile ilgili ruminasyonun, eş duyum yorgunluğu ve psikolojik sağlamlık ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin iş ile ilgili ruminasyon düzeyinin eş duyum yorgunluğu ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla ilişki arayıcı araştırma deseni kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, Ankara ili içerisinde Erişkin Yoğun Bakım Üniteleri bulunan ve kurum izni alınan iki farklı üniversite hastanesinde çalışan yoğun bakım hemşireleri ile Googleforms olarak hazırlanan araştırma linki üzerinden çevrimiçi anket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 116 erişkin yoğun bakım hemşiresi dahil edilmiştir. Veriler, tanıtıcı veri formu, İşsel Ruminasyon Ölçeği, Connor Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Merhamet Yorgunluğu Kısa Ölçeği kullanılarak 25 Haziran 2021- 10 Ocak 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; duygusal ruminasyon ve eş duyum yorgunluğu arasında pozitif yönde doğrusal bir ilişki; kopma ruminasyonu ve eş duyum yorgunluğu arasında ise negatif yönde doğrusal bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Problem çözme ve kopma ruminasyonları ve psikolojik sağlamlık arasında ise pozitif yönde doğrusal bir ilişki gözlemlenmiştir. Psikolojik sağlamlıkta meydana gelen değişimin %17,3'ü, eş duyum yorgunluğunda meydana gelen değişimin %27,8'i işsel ruminasyonlar tarafından açıklanmaktadır. Problem çözme ve kopma ruminasyonlarının psikolojik sağlamlık üzerindeki etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05); duygusal ruminasyonun ise istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı (p>0,05) görülmektedir. Duygusal ve kopma ruminasyonlarının eş duyum yorgunluğu üzerindeki etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,05); problem çözme ruminasyonunun ise anlamlı bir etkisinin olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda yoğun bakım hemşirelerinde duygusal ruminasyonun, eş duyum yorgunluğu yaşanmasına etki ettiği ve problem çözme ve kopma ruminasyonlarının ise psikolojik sağlamlığı güçlendirdiği söylenebilir. Dolayısıyla yoğun bakım hemşirelerinin eş duyum yorgunluğunun azaltılması ve psikolojik sağlamlığın arttırılması için oluşturulacak destek programların içeriğinde iş ile ilgili ruminasyonlara yönelik bilişsel müdahalelere yer verilmesi önerilebilir.

Eş duyum yorgunluğuHemşirelerHemşirelik+4
Pelin Gedik
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde mesleki yasın mesleki yaşam kalitesi ve sosyo-demografik faktörlerle ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı hemşirelerin mesleki yas yaşama durumlarının mesleki yaşam kalitesi ve sosyo-demografik faktörler ile ilişkisini belirlemektir. Bu araştırma, iki aşamada gerçekleştirilmiştir, ilk aşamada metodolojik desen kullanılarak, "Professional Bereavement Scale"nın Türkçe'ye uyarlanma çalışması gerçekleştirilmiş, ikinci aşamada ilişki arayıcı modelde mesleki yasın, mesleki yaşam kalitesi ve sosyo-demografik faktörler ile arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Birinci aşamada "Birinci aşama Sosyo-Demografik Veri Formu 1" ve geçerlik-güvenirliği yapılmış olan "Professional Bereavement Scale", ikinci aşamada ise "İkinci Aşama Sosyo-Demografik Veri Formu 2", "Sağlık Çalışanlarına Yönelik Mesleki Yas" ölçeği ve "Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi" ölçeği kullanılmıştır. Birinci aşamanın örneklem sayısı 170, ikinci aşamanın 176'dır. Her iki aşamanın verileri online platformda toplanmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında geçerlik güvenirlik analizleri yapılmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında sürekli değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelasyon analizi kullanılırken, mesleki yasın çalışan yaşam kalitesi üzerindeki yordayıcılığı çoklu doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; Sağlık Çalışanlarına Yönelik Mesleki Yas Ölçeği geçerli ve güvenilir bulunmuş, katılımcıların mesleki yasın akut etkileri ortalamaya yakın düzeydeyken, kümülatif etkileri ortalamanın üzerinde olarak tespit edilmiştir. Mesleki yasın akut tepkileri hem mesleki tatmin hem tükenmişlik hem de eşduyum yorgunluğu ile pozitif bir ilişki içindeyken uzun dönemde yaşanan kümülatif değişiklikler mesleki tatmin ve eş duyum yorgunluğu ile pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki içinde bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi mesleki yasın hem akut tepkiler hem de kümülatif değişimler boyutunda çalışan yaşam kalitesi üzerinde belirleyici olduğunu ortaya koymuştur. Hemşirelerde mesleki yaşam kalitesinin bir yordayıcısı olarak mesleki yasın da göz önünde bulundurulması önerilir.

Bakım verenlerHasta bakımıHemşireler+7
Esra Eryüksel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarının karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimlerinin yaş bağlamında incelenmesi

Bu araştırmada, ayaktan kemoterapi alan kanser hastalarının karşılanmamış destekleyici bakım gereksinimlerinin yaş bağlamında incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı olarak yapılan bu araştırma, Hacetttepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi'nde Gündüz Tedavi Ünitesi'nde ayaktan kemoterapi alan 65 yaş ve üstü 93 hasta ve 65 yaş altı 93 hasta, toplam 186 hasta ile yürütülmüştür. Her iki grup cinsiyet, kanser türü ve almakta oldukları kemoterapi protokolleri açısından eşleştirilmiştir. Veriler, "Hasta Bilgi Formu" ve "Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği Kısa Formu" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, "Mann- Whitney U" testi, "Kruskal-Wallis H" testi ve Bonferroni düzeltmesi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada, katılımcıların Destekleyici Bakım Gereksinimleri Ölçeği toplam puan ortancası 1,92 olarak bulunmuştur, günlük yaşam ihtiyaçları ve sağlık hizmeti ve bilgilendirme ihtiyaçları alt ölçeklerinde ihtiyaç belirttikleri bulunmuştur. Altmış beş yaş altı katılımcıların cinsellik ihtiyaçları ve sağlık hizmeti ve bilgilendirme ihtiyaçları alt ölçeklerinde 65 yaş ve üstü katılımcılara oranla daha fazla ihtiyaç belirttikleri bulunmuştur. Çalışmamız sonucunda, 65 yaş ve üstü hastalara bakım veren sağlık profesyonellerinin hastaların destekleyici bakım gereksinimlerinin içinde bulundaki yaş dönemine göre farklılık gösterebileceği konusunda farkındalık kazanmasını hedefleyen çalışmaların yürütülmesi ve yaşlı bireylerin gereksinimlerini ifade etmede sorun yaşayabileceklerinin sağlık bakım vericiler tarafından göz önünde bulundurulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Kanser tedavi hizmetleri; Karşılanmamış gereksinimler; Sağlık hizmetleri gereksinim ve talepleri; Yaşlılar için sağlık hizmetleri

Ayaktan tedaviHasta bakımıKanser hastaları+6
İrem Ayvat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik, tutum, duygu, davranış ve mitleri

Bu çalışma, klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik, tutum, duygu, davranış ve mitlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Ankara İli Belediye sınırları içinde şehir merkezinde bulunan 100 ve üzeri yatak kapasitesine sahip eğitim ve araştırma, devlet, özel ve üniversite hastanelerinde çalışan klinik hemşireleri araştırma evrenini oluşturmuştur. Yapılan güç analizi sonucunda; %90 güç ve % 5 tip I hata düzeylerinde çalışmaya en az 251 hemşirenin alınması gerekli olduğu belirlenmiştir. Araştırma verileri, araştırmacılar tarafından geliştirilen ve iki bölümden oluşan tek form ile toplanmıştır. Formun ilk bölümü hemşireleri tanıtıcı bilgilerle ilgili olup, ikinci bölümü klinik hemşirelerinin LGBTİ bireylere yönelik tutum, duygu, davranış ve mitlerini belirlemeye çalışan anketi içermektedir. Araştırmadan elde edilen verilerin sunumunda sıklık (sayı, yüzde) analizlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada hemşirelerin yaklaşık yarısının LGBTİ bireylerle aynı ortamda çalışma, arkadaş olma, onlara özel bir birimde hemşirelik bakımı sunma konusunda olumsuz tutumlara sahip olduğu ya da kararsız kaldığı, hemşirelerin çoğunluğunun da LGBTİ bireye bakım verme konusunda olumlu tutum içinde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin LGBTİ bireylere yönelik çoğunlukla heteroseksüel hastalardan farklı duygular hissetmediği, farklı davranışlar sergilemediği ancak bazı özel durumlarda nasıl yaklaşım göstereceği konusunda zorlandığı görülmüştür. Hemşirelerin bir kısmının LGBTİ olmayı hastalık, konjenital anomali, ruhsal bir sorun, travmatik olaya bağlı gelişen bir durum, sapıklık, ahlaki zayıflık; bu bireyleri uyuşturucu madde kullanmaya yatkın, HIV gibi bulaşıcı hastalık taşıyabileceği düşünülen, fuhuş sektöründe çalışan, rastlantısal cinsel ilişkiler yaşayan bireyler olarak görme mitlerine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda hemşirelerin olumsuz tutum, duygu, davranış ve mitlerinin değiştirilmesine yönelik farkındalık ve eğitim çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Homoseksüellik, transseksüel bireyler, interseks bireyler, tutum, hemşire

DavranışDuyguEş cinsellik+7
Sinem Öcalan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Behçet hastalarına roy adaptasyon modeli bağlamında verilen psikoeğitimin hastalık uyumu, çift uyumu, benlik saygısı ve psikiyatrik belirtiler üzerine etkisi

Araştırma Behçet hastalarına Roy Adaptasyon Modeli bağlamında verilen psikoeğitimin hastalık uyumu, çift uyumu, benlik saygısı, ve psikiyatrik belirtiler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Ankara İli Büyükşehir Belediye sınırları içinde hizmet veren SB Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Gazi Hastanesi, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi, SBÜ Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve SB Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde takip edilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 35 müdahale, 35 kontrol grubu olmak üzere 70 Behçet tanısı almış hasta oluşturmuştur. Veriler Hasta Bilgi Formu, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri ile toplanmıştır. Deney grubuna Roy Adaptasyon Modeli bağlamında hazırlanan psikoeğitim programı, haftada bir 90-120 dakika olacak şekilde 7 oturum şeklinde uygulanmıştır. Ölçekler eğitim öncesi ve sonrası, ayrıca son oturumdan bir ay sonra izlem amaçlı uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir etki verilmemiş, aynı şekilde ölçümler yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, bağımlı gruplarda t testi ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak, Roy Adaptasyon Modeli bağlamında Behçet hastalarına verilen psikoeğitimin hastalık uyumunu, benlik saygısını artırdığı ve psikiyatrik belirtileri azalttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Behçet Hastalığı, Roy Adaptasyon Modeli, hastalık uyumu, psikoeğitim

Behçet hastalığıBelirti ve semptomlarBenlik saygısı+5
Nermin Erdoğan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser sonrası sağ kalan bireyler ve bakım verenlerinde psikolojik sağlamlık ve üstbilişlerin nüks korkusu ile ilişkisi

Bu araştırma kanser sonrası sağ kalan bireylerde ve bakım verenlerinde psikolojik sağlamlık ve üstbilişlerin kanserin nüksetme korkusu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak yapılmıştır. Araştırma Ankara ili içerisinde Büyükşehir belediyesine bağlı, tıbbi onkoloji kliniği bulunan ve kurum izni alınan dört hastanede yürütülmüştür. Araştırmaya 112 kanser sonrası sağ kalan birey ve 112 bakım veren dahil edilmiştir. Veriler tanıtıcı veri formları, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Üstbilişler-30 Ölçeği ve Kanserin Nüksetmesi Korkusu Envanteri kullanılarak 1 Ekim 2018-1 Haziran 2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sıklık analizleri ile birlikte korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre: sağ kalan bireylerin psikolojik sağlamlık puanları ile üstbilişler ve nüks korkusu değerleri arasında negatif yönde bir ilişki bulunmaktadır. Sağ kalan bireylerin üstbilişler puanları ile nüks korkusu değerleri ve bakım verenlerin üstbilişler düzeyleri arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Nüks korkusu olan bakım verenlerin, kanser sonrası sağ kalan yakınlarının nüks korkusu düzeyleri ile tüm nüks korkusu alt boyut puanları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Nüks korkusu yaşamayan bakım verenlerin, kanser sonrası sağ kalan yakınlarının toplam nüks korkusu düzeyleri ile güvence ve baş etme alt boyutları haricindeki tüm alt boyutlar ile pozitif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda, kanser sonrası sağ kalan bireyler ve bakım verenlerin nüks korkusu, psikolojik sağlamlık ve üstbilişler düzeylerinin birbirlerinden etkilenebildiği söylenebilir. Dolayısıyla, sağ kalım sürecinde birey ve bakım vereninin nüks korkusu düzeylerini azaltmada psikolojik sağlamlık düzeyinin artırılmasına ve üstbilişlerin pozitif yönde değiştirilmesine yönelik yaklaşımların benimsenmesi önerilebilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküNeoplazmlar+4
Mehtap Erkan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastalarının bütüncül iyilik hallerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Toptaş Kılıç S., Kanser Hastalarının Bütüncül İyilik Hallerinin ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Psikiyatri Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu araştırma kanser hastalarının bütüncül iyilik halinin incelenmesi amacıyla metadolojik ve tanımlayıcı olarak üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, "Holistic Well-Being Scale" adlı ölçeğin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışması olup gündüz tedavi ünitesine gelen ve onkoloji kliniklerinde yatan 230 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında, geçerliği ve güvenilirliği kanıtlanan "Bütüncül İyilik Hali Ölçeği" ve " Kısa Semptom Envanteri"nin yeni bir örneklem grubunda (203 hasta) hastaların tanıtıcı özelliklerine, bütüncül iyilik hali ile ilgili değerlendirmelerine göre dağılımı incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü aşamasında, hastaların bütüncül iyilik hali değerlendirmelerine ilişkin deneyimlerini belirlemek amacıyla 18 hasta ile bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgiler formu, Bütüncül İyilik Hali Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve yarı yapılandırılmış soru formu kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde, ortalama, Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H analizi, pearson korelasyon kat sayısı, doğrulayıcı faktör analizi, Kendal-W analizi, güvenirlik aşamasında ise ölçeğin iki yarıya bölünmesi analizi ve cronbach alfa katsayısı kullanılmıştır. Nitel aşamada ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre Bütüncül İyilik Hali Ölçeği'nin Türkçe formunun, özgün formundan farklı olarak 6 boyut 26 madde ile Türk kültürüne uygun olduğu, hastaların bütüncül iyilik hallerinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Yaş, çocuk durumu, yaşadığı yer, geldiği yer, yaşadığı kişiler, hastalık türü ve destek alma durumu Bütüncül İyilik Hali ölçeğinin alt boyutlarında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Yapılan bireysel görüşmeler sonucunda hastalar bütüncül iyilik hallerini nasıl değerlendirdiklerine yönelik fiziksel boyut, psikolojik boyut, sosyal boyut, spritüel boyut, ekonomik boyut ve sağlık ekibi üyelerinden beklentiler olmak üzere altı kategori oluşmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda; Bütüncül İyilik Hali Ölçeği'nin ülkemizde yapılacak çalışmalarda kullanılması, hastaların fiziksel ve psikososyal alanlarda sorun yaşadıkları gözönüne alındığında hastalara bu sorunlara yönelik psikoeğitim programlarının geliştirilmesi önerilir.

Güvenilirlik ve geçerlilikHemşirelikKanser hastaları+4
Sevcan Toptaş Kılıç
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Bipolar hastalar açısından iyileşmenin taşıdığı anlam

Amaç: Çalışmanın amacı; bipolar tanısı olan bireylerin iyileşme süreçleri ile ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya çıkarmak, iyileşme sürecini etkileyen faktörleri bulmak, iyileşme kavramına verdikleri anlamları açığa çıkararak bireylerin iyileşme deneyimlerini bütüncül bir resim ile sunmaktır. Yöntem: Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desene dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen 28 katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşme formunda yer alan araştırma soruları; iyileşmenin anlamına, iyileşmeye ait duygulara, iyileşmeyi etkileyen faktörlere ve bireysel iyileşme çabalarına yöneliktir. Verilerin analizinde MAXQDA Plus Programı kullanılarak tümevarıma dayalı analiz yapılmıştır. Bulgular: İyileşme kavramı; yolculuğun başlangıcı, yolculuğun rotası, yolculuğun içindeki durak ve yolculuğun anlamı başlıkları altında yolculuk metaforu ile betimlenmiştir. 'Yolculuğun Başlangıcı', bipolar bozukluğun ortaya çıkması veya tekrarlamasıdır. Bireyler iyileşme yolculuğuna, o an iyi ve kötü hayatlarında var olanları alarak çıkmaktadır. Bipolar bozukluğa, aileye, sosyal çevreye, ilaçlara yönelik algıları, duyguları, bilgileri, deneyimleri ve dayanıklılık düzeyleri bavulun içinde yer alanlardır. Yolculuğa çıkabilmek için gerekli olan bilet, 'İlaçlar' olarak tasvir edilmiştir. İlaç kullanımı ile ilgili paylaşımlar; 'ilaçlar olmadan asla!', 'bıraktım ama neden?' ve 'kullandım sonuç aynı' başlıkları altında toplanmıştır. Her yolculuğun bir rotası ve her yolcunun bir hedefi vardır. Bu doğrultuda, 'Yolculuğun Rotası' teması oluşmuştur. 'Yolculuğun İçindeki Durak' teması, bireylerin hastane süreçlerini temsil etmektedir. Bu tema; 'hastane istasyonu', 'istasyon çalışanları' ve 'yol arkadaşları' başlıklarından oluşmaktadır. Bireyler, 'Yolculuğun Anlamı'nı, üretmek, sevmek, sevgiyi anlamak ve mutluluğa ulaşmak olarak açıklamışlardır. Sonuç: Çalışma sonucunda, iyileşmenin anlamı ağırlıklı olarak, topluma dahil olma, çalışabilme, yuva kurma, verimli olma, iyi ilişkiler, uğraşlarının olması, gündelik hayatı sürdürebilme gibi çağdaş yaklaşıma paraleldir. Bunun yanında, geleneksel iyileşme tanımını destekler nitelikte; ilaç kullanmama, eski hayata dönme, belirtilerin olmaması ve hastalığın hiç olmaması yönünde tanımlamalarda vardır. İyileşmeye yönelik en temel duygu ise mutluluktur. Anahtar Kelimeler; Bipolar bozukluk; iyileşme; nitel araştırma; fenomenoloji

Bipolar bozuklukFenomenolojiHemşirelik+3
Nihan Yalçıner
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin öfke yönetimine psikodramanın etkisi

Giriş: Araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin öfke ifade tarzlarına psikodramanın etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde kayıtlı N=1554 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini yapılan duyurular sonrası katılıma gönüllü olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 21 öğrenci oluşturmuştur. Çalışma uygulama grubunda 11 birey, kontrol grubunda 10 birey ile tamamlanmıştır. Katılımcılar Sürekli Öfke Alt Ölçeği ön test puanlarına göre randomize edilmişlerdir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Sürekli Öfke - Öfke İfade Tarzı Ölçeği(SÖÖTÖ), Grup Sonrası Geri Bildirim Formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package fort the Social Sciences (SPSS) 21 programında yapılmıştır. Sayısal ölçümler için Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Uygulama grubuna on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubu gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonrası ölçümlerde uygulama ve kontrol grubunun sürekli öfke, öfke içte, öfke kontrol, öfke dışa alt ölçekleri puan ortalamasının ön test-son test farkları her boyut için ayrı ayrı karşılaştırıldığında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanamamıştır(p>0.05). Sonuç: Araştırma sonuçlarına göre hemşirelik öğrencileri ile yürütülen on iki oturumluk öfke temalı psikodrama grubunun bireylerin öfke ifade tarzları üzerinde etkili olduğu saptanmıştır fakat kontrol grubu ile karşılaştırıldığında bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Araştırma sonuçları ilgili alan yazın kapsamında değerlendirilerek, sınırlılıkları belirtilmiştir.Anahtar kelimeler: Üniversite Öğrencisi; Öğrenci Hemşire; Öfke; Öfke İfade Tarzı; Psikodrama

DramaDuygu ifadesiPsikiyatrik hemşirelik+6
Tuğba Durmuş
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş gross duygu düzenleme modeli'nin öğrenci hemşirelerin öfke ifadesi ve tarzlarına etkisi

Giriş: Bir meslek üyesi olma yolunda üniversitede okuyan hemşirelik öğrencilerinde öfkeyi işlevsel düzenleyebilme konusu giderek önem kazanmaktadır. Öfkeyi düzenlemede bilişsel-davranışçı yaklaşımların ve müziğin bu yaş grubunda etkili araçlar olarak kullanılabildiği bilinmektedir. Müziğin ritim bileşeni ile duygusal düzenleme süreçlerini bilişsel-davranışçı bir temelde inceleyen Gross Duygu Düzenleme Modeli'nin bütünleştirilmesi ve psikiyatri hemşireliği uzmanlığında düzenli ve kolaylıkla ulaşabilecek yeni girişimsel araçların geliştirilmesi önemli görülmüştür. Araştırma sonuçları, müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin öğrenci hemşirelerde işlevsel öfke düzenlenmesi için kullanımı açısından sonraki çalışmalara örnek olacaktır. Amaç: Araştırma, müzikte ritim bileşeninin Gross Duygu Düzenleme Modeli ile bütünleştirilerek yürütülecek öfke düzenleme programının, öfke duygusu açısından risk altında olduğu taramalarla belirlenen öğrenci hemşirelerde öfke ifadesi ve öfke tarzları üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve yöntem: Araştırma üç kontrol gruplu ve tek körlü randomize deneysel tiptedir. E.Ü. Hemşirelik Fakültesi'nde okuyan ve Sürekli Öfke-Öfke İfadesi Tarzları Ölçeği (SÖÖİTÖ) ile Sürekli Öfke puanları ortalamanın üzerinde saptanan üçüncü sınıf öğrencileri araştırmanın hedef grubunu oluşturmuştur (N=67). Araştırma verileri örneklem koşullarını yerine getiren 38 öğrenciden sağlanmıştır. Veriler SÖÖİTÖ ve alanyazın doğrultusunda geliştirilen 'Kişisel Bilgi Formu' kullanılarak; ön-son ve izlem ölçümleriyle toplanmıştır. Müzikal ritim girişimleri ile bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modelli girişim programı, ön uygulama yapılmasının ardından beş oturumda tamamlanmıştır. Müzikal ritim girişimlerinin yer aldığı oturumlar bir uzmanla yürütülmüştür. Veri analizinde tek yönlü ve tekrarlı varyans analizleri (4x3 Faktöriyel Anova) kullanılmıştır. İstatistiksel önemlilik düzeyi p˂0.05, etki büyüklüğü ε2 ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın etik izinleri alınmıştır. Bulgular: Araştırmada farklı zamanlardaki farklı girişimsel uygulamaların SÖÖİTÖ puanları üzerindeki etkisi incelendiğinde, Sürekli Öfke(F(6-68): 22,639, p<0.05), Öfke Kontrol(F(6-68): 9,024, p˂0.05), Öfke Dışa (F(6-68): 15,865, p˂0.05) ve Öfke İçte (F(6-68): 10,888, p˂0.05) boyutları açısından gruplararası anlamlı farklılık bulunmuştur. Geliştirilen girişim programı, öfkenin tüm boyutlarında etkili olumlu değişiklikler yaratmıştır. İleri incelemelerde değişikliğin Sürekli Öfke, Öfke Kontrol ve Öfke Dışa boyutlarında girişim grubu; Öfke İçte boyutunda ise ritim uygulamalarının yapılmadığı bilişsel-davranışçı kontrol grubu lehine olduğu görülmüştür (p<0.05). Araştırmanın etki gücü grupxzaman etkileşiminde güçlü ve çok güçlü olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırma kapsamında müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimler; öğrencilerin öfke yaşama eğilimleri ve öfkeyi uygunsuz dışa yansıtma davranışlarını diğer yöntemlere oranla daha etkili şekilde azaltırken, öfke duygusunun kontrol edilme becerisini de geliştiren en etkili girişim olmuştur. Bütünleştirilmiş girişimler öfkenin içe döndürülmesi eğilimini olumlu şekilde azaltmasına rağmen, ortaya çıkardığı etki bilişsel-davranışçı olarak sunulan girişimlerin gerisinde kalmıştır. Sonuç olarak bulgular müzikte ritim çalışmalarıyla bütünleştirilmiş Gross Duygu Düzenleme Modeli girişimlerinin kısa ve uzun dönemde öfkenin her boyutunda etkili şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu girişim aracının; duygunun şiddeti, kontrolü ve dışa vurumu açısından öncelikli olarak tercih edilebilir etkide ve benzer girişimsel örneklerine göre daha güçlü bir özellik taşıdığı görülmüştür. İşlevsel öfke düzenlenmesinin kazandırılmasını hedefleyen araştırmacı ve uygulamacıların; hem fiziksel boşalımın sağlanacağı ritim uygulamalarına hem de Gross Model temelli bilişsel-davranışçı yeniden yapılanmayı sağlayacak yaklaşımlara yer verecek girişimler planlaması önerilmektedir.

Duygu düzenlemeDuygu ifadesiHemşirelik+7
Gizem Beycan Ekitli
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suça sürüklenen çocuk/ ergenlerde duygu düzenleme ile iletişim biçimleri arasındakiilişki ve etkileyen faktörler

Duygu düzenleme güçlükleri, intihar etme, kendine veya çevresine zarar verme, alkol/madde kötüye kullanımı gibi uygun olmayan davranıĢlara sebep olabilir. Bu uygunsuz davranıĢlar ya duyguları düzenlemeye yardım eder ya da hatalı duygu düzenlemenin sonucu olarak meydana gelir(Gülgez, 2015). Duygu düzenlemede yaĢanılan sorunlar ergenlerin iletiĢimlerine de yansıması olası bir sorundur. Bu bilgiyle bu dönemde ergenlerin hatalı duygu düzenlemeleri uyumsuz davranıĢ sonuçları olarak suç iĢleme gibi yasal sıkıntılara neden olabilir. Bu araĢtırma suça sürüklenen çocuk-ergenlerde duygu düzenleme güçlüğü ile iletiĢim biçimleri arasındaki iliĢki ve etkileyen faktörleri yordalamak amacıyla yapılılan tanımlayıcıkesitsel bir çalıĢmadır. AraĢtırmada veriler Ergenlerde Duygu Düzenleme Ölçeği, ĠletiĢim Biçimleri Ölçeği, Tanıtıcı bilgi formu formu kullanılarak toplanmıĢtır. Sonuç olarak; suça sürüklenen çocuk-ergenler „ĠletiĢim Biçimleri Ölçeği‟ nin alt boyutlarından en çok ""ArkadaĢ Canlısı", "Etki Bırakan" ve "Açık" iletiĢimci biçimi özelliklerini taĢımaktadırlar. Suça sürüklenen çocuk-ergenlerde duygu düzenlemede daha çok yeniden değerlendirmeyi kullanmaktadırlar. Suça sürüklenen çocukergenlerde duygu düzenleme ölçeğinin, iletiĢim biçimleri ölçeğinin alt boyutlarından arkadaĢ canlısı,etki bırakan,rahat, ilgili, kesin, sözsüz iletiĢim kuran, dramatize eden, açık, iletiĢim imajı altboyutları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı iliĢki vardır. Suça sürüklenen çocuk-ergenlerde son bir yıl içinde göç etme durumlarına ile duygu düzenleme ölçeği yeniden değerlendirme alt boyutu arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı vardır. Suça sürüklenen çocuk-ergenlerde arkadaĢı olma durumlarına ile duygu düzenleme yeniden değerlendirme alt boyutu arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı fark vardır. Suça sürüklenen çocukergenlerin büyük çoğunluğunun cezaevine girmeden önce çalıĢıyor olması çocukergenlerin okuldan uzaklaĢmasının nedeni olarak görülebilir. Çocuk iĢçiliği ile ilgili yapılacak kalkındırma projeleri bu konuda faydalı olacaktır. Ailede çocuk-ergenden baĢka çalıĢabilecek aile üyelerinin çalıĢmaya teĢvik edilmesi gerekmektedir. ÇalıĢacak aile üyesi yoksa okullarda öğretmenler ile iĢbirliği içeinde eğitim IV planlaması ve yönlendirmesiyle devletin sağladığı imkanlara eriĢimi kolaylaĢtırılabilir. Aile odaklı psikoeğitimlerin verilmesi suça sürüklenen çocuk-ergen sayısını azaltacağı düĢünülmektedir.Suça sürüklenen çocuk-ergenlerin anne baba birliktelik durumlarına duygu düzenleme arasında pozitif yönde istatistiksel olarak fark saptanması çocuk-ergenlerin aileleri ile ilgili yapılacak araĢtırmalara öncü olması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler; Suça sürüklenen çocuk, iletişim biçimleri,duygu düzenleme güçlüğü

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüErgenler+2
Nihal Güngör
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The strengths of individuals alcohol addiction andevaluation of perceptions on strengthening

This is a phenomenological qualitative study conducted to investigate the experiences of individuals with alcohol dependence in the process of addiction, abstinence and strengthening. The population of the study consisted of individuals with alcohol dependence problem who continued to abstinence for at least 1 year over the age of 18 who continued to Istanbul Alcoholics Association Anonymous. The study was completed with a total of 9 people, 8 male and 1 female, who have been sober for at least one year and accepted to participate in the study. The research data were obtained through the semi-structured interviews conducted with the Identifying Information Form and the Semi-Structured Interview Questionnaire containing the descriptive information of the participants. In the analysis of the data obtained from the Semi- Structured Interview Questions, Interpretative Phenomenological Analysis was used. As a result of the study, the perceptions and experiences of the strengths and empowerment factors that affect the determination of alcohol dependence and alcohol withdrawal from the individuals' perspectives were determined. When the findings obtained from the themes and sub-themes are evaluated, it is a great power to continue AA, to participate in the activities and to be in solidarity. Factors that strengthen individuals after abstinence are that they have regained their lives, have become at peace with themselves and their social environment, strengthening selfefficacy levels, increasing subjective well-being levels, and increasing social support. It has been determined that sobering is an important capital that should not be lost for these individuals. Keywords;Individuals with alcohol dependence; empowerment; power; nursing; alcoholics anonymous; phenomenological study

Alcohol dependentsAlcohol drinkingAlcoholism+3
Elif Kaytan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanede dijital sistem kullanımının hemşirelerin otonomi ve iş doyumuna etkisi

Bu araştırma ile hastanelerdeki dijitalleşmenin hemşirenin otonomi ve iş doyumu üzerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma dijital hastane olan Sağlık Bakanlığı Tire Devlet Hastanesi(TDH) ve dijital hastane olmayan Sağlık Bakanlığı Ödemiş Devlet Hastanesi(ÖDH)'nde Ekim 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmaya Tire Devlet Hastanesinden en az bir yıl dijital sistemi kullanmış 140, Ödemiş Devlet Hastanesinden 160 hemşire katılmıştır. Veri toplama aracı olarak 12 soruluk hemşire tanıtım formu, Sosyotropi-Otonomi ölçeği(SOÖ) otonomi alt boyutu ve Minnesota İş Doyumu Ölçeği(MİDÖ) kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 16.0 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgularının analizinde; Frekans ve yüzde hesaplamaları, T-Testi, Mann-Whitney U Testi ve değişkenle arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Ve Spearman Rho Korelâsyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Minnesota İş Doyumu Ölçeği toplam puan ortalaması 64,10±14,43, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Minnesota İş Doyumu Ölçeği toplam puan ortalaması puan ortalaması 67,40±11,80 ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur(p>0,05). Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Sosyotropi-Otonomi Ölçeği otonomi alt boyutu toplam puan ortalaması 76,99±19,31, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin Sosyotropi-Otonomi Ölçeği otonomi alt boyutu toplam puan ortalaması 81,59±17,23 ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,05). Tire Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin otonomi ve iş doyumları arasında ilişki olmadığı, Ödemiş Devlet Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin otonomi ve iş doyumları arasında ise pozitif yönde düşük ilişki(p<0,05) olduğu, genel otonomi ve iş doyumları arasındaki ilişkinin ise pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür(p<0,05). Araştırmanın sonuçlarına göre dijital hastanede çalışan hemşirelerin ve dijital olmayan hastanede çalışan hemşirelerin iş doyumu düzeyleri ve otonomi düzeylerini artırmaya yönelik önerilerde bulunulmuştur.

Hastane bilgi sistemleriHastane yönetimiHastaneler+5
Gülseher Otuzbir
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Toplum ruh sağlığı merkezinde çalışan sağlık personellerinin duygu dışavurum tarzları

Bu çalışmanın amacı; toplum ruh sağlığı merkezlerindeki çalışan sağlık personellerinin duygu dışavurumunu tarzlarını belirlemektir. Ayrıca sağlık personelin bazı demografik değişkenlere ve sağlık personelin hastalara karşı sergilediği duygu ve tepkilere göre duygu dışavurum tarzlarının karşılaştırılması araştırmanın amaçlarından biridir. Çalışmaya Ankara ilinde bulunan altı toplum ruh sağlığı merkezinde çalışan tüm sağlık personeli dahil edilmiştir (N=48). Çalışmada yüz yüze görüşme tekniği ile betimsel nitelikli genel tarama modeli kullanılarak Tanıtıcı bilgi formu ve Duydu Dışavurum Tarzları Envanteri kullanılmıştır. Elde edilen veri analizleri SPSS 24.0 ile analiz edilmiş ve sonuçlar %95 güven düzeyinde değerlenme yapılmıştır. Çalışmada tanımlayıcı analizler dışında, ölçek puanlarının çeşitli değişkenlere göre farklılık gösterme durumunun belirlenmesi amacıyla Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır. Toplum ruh sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personellerin mutluluk duygusu alt ölçeklerinde en çok ben odaklı dışavurum yansıttıkları bulunmuştur. Üzüntü duygu dışavurum alt ölçeklerinde sözel dışavurumun en yüksek olduğu saldırganca dışavurumun neredeyse hiç sergilenmediği bulunmuştur. Öfke dışavurum alt ölçeklerinde ise sözel dışavurumun ve yüze yansıtmanın en çok yapıldığı saldırganca dışavurumun en az sergilendiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Toplum Ruh Sağlığı; Toplum Ruh Sağlığı Profeyonelleri; Duygu Dışavurumu

DuyguDuygu dışavurum tarzlarıDuygu ifadesi+5
Sultan Kökcealan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Acil serviste ruh sağlığı triyaj yaklaşımının etkinliği

Amaç: Çalışma, acil serviste ruh sağlığı triyaj yaklaşımının etkinliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma metadolojik, tek gruplu(hemşire) ve randomize olmayan(hasta) gruplu yarı deneysel ve analitik bir özelliktedir. Mayıs 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında bir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Kliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmaya eğitim programına katılan 30 hemşire(katılım oranı %68,18); eğitim öncesi dönemde 200 hasta, eğitim sonrası dönemde ise 165 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verileri; acil servis hemşirelerinin ruhsal sıkıntısı olan hastalara yönelik tutum belirleme formu, eğitim bilgi formları, ruhsal durum değerlendirme formu, hasta memnuniyeti formu ve hastane bilgi sistemindeki verilerle elde edilmiştir. Çalışmada öncelikle Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası'ını Türk kültürüne uyarlama çalışması yapılmıştır. Daha sonra hemşirelere "Acil serviste ruhsal sıkıntısı olan hastaya yaklaşım ve ruh sağlığı triyaj skalası (RSTS)" konulu eğitim verilmiş ve hastalara RSTS uygulanmış olup; RSTS uygulamasının geçerlik ve güvenirliğine ve hemşirelere verilen eğitimin etkinliğine ilişkin bulgulara ulaşılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22 programında parametrik ve nonparametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin %73,3'ü kadındır, yaş ortalaması 28,53±4,77; acil serviste çalışma yılı ortalaması 4,57±3,83'tür. Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası'nın kapsam ve yüzey geçerliği açısından Türk kültürüne uygun olduğu (p<0,05); ayrıca Türkiye'de kullanılmakta olan genel triyaj skalasının alt kategorileriyle içerik ve tanım olarak iyi düzeyde uyumlu olduğu saptanmıştır (Kappa 0,738 p<0,05). Çalışmada eğitim sonrasında RSTS uygulamasının inter rater güvenirliği Kappa değerinin 0, 631olduğu (p<0,05), geçerliliği açısından hastaların triyaj bekleme süresinin 26,56 dakika olduğu (p<0,05) ve hemşirelerin doğru triyaj kodunu belirleyebildiği saptanmıştır. Bununla birlikte eğitim sonrasında, RSTS uygulamasının geçerliliği açısından hastaların tedavi ve bakım için acil serviste kalma süresi, toplam acil serviste kalma süresi, acil serviste hemşirelik hizmetlerinden memnuniyet durumu üzerine olmadığı belirlenmiştir(p>0,05). Aynı zamanda RSTS uygulamasının geçerliliği açısından acil servise tekrar başvuru durumu, hemşirelerin verdikleri triyaj kodu ile hastaların triyaj bekleme süresi arasındaki uygunluk durumu üzerine etkinliğinin olmadığı belirlenmiştir. Diğer taraftan hemşirelere verilen eğitimin etkinliğine ilişkin bulgular incelendiğinde, eğitim sonrasında hemşirelerin bilgi düzeylerinin ve ruhsal sıkıntısı olan hastalara yönelik iş doyumunun arttığı, iş yükünün azaldığı, hastalara bakım verirken hemşirelerin kendilerine güvenme durumlarının arttığı, bakım verirken daha az güçlük yaşadıkları bulunmuştur. Hasta bakımı ile ilgili güçlüklerin hastalarla ilgili değil acil servisin fiziki koşulları ile ilgili olduğu ve hastaların uygun koşulları olan genel acil serviste bakım almaları gerektiği konusunda farkındalık geliştiği saptanmıştır. Ayrıca hemşirelerin bakım verirken hissettikleri temel duyguların eğitim öncesinde öfke, kaygı, çaresizlik iken; eğitim sonrasında kaygı, çaresizlik, üzüntü ve korku olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada Avustralya Ruh Sağlığı Triyaj Skalası Türk kültürüne uyarlanmıştır. Ruh sağlığı triyaj skalası uygulamasının güvenirliği ve hemşirelerin doğru triyaj kodu verme ve hastaların triyaj bekleme süresi üzerine geçerliği kanıtlanmıştır. Eğitim programının genel olarak hemşirelerin ruhsal sıkıntısı olan hastalara bakım vermeye yönelik duygu, düşünce ve tutum konusunda olumlu bir etkisi vardır. Ruh sağlığı triyaj skalası uygulaması konusunda daha geniş bir örneklemde uzun süreli ve çok sayıda çalışmaya gereksinim olduğu düşünülmektedir.

Acil servisAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+4
Ayşe Büyükbayram
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyovasküler hastalığı olanlar ile sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılıklarının incelenmesi

Amaç: Amaç: Bu araştırma kardiyovasküler hastalığı olan ve olmayan sağlıklı bireylerin psikolojik dayanıklılık düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı, karşılaştırmalı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma 1 Ekim 2018- 1 Ocak 2019 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi kardiyoloji polikliniğinde ve diğer polikliniklerde ( göz, beyin cerrahi, nöroloji) yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini kardiyovasküler hastalığı olan 137 birey ve sağlıklı (kronik bir hastalığı olmayan) 144 birey olmak üzere toplam 281 birey oluşturmuştur. Veriler, '' Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'' ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22 programı ile yapılmıştır. Verilerin analizinde sayı ve yüzde dağılımlar, ortalama ve standart sapma, Ki Kare, İndipendent Samples T-testi, ANOVA analizi uygulanmıştır. Bulgular: Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin çoğunluğu (%64,0) erkek, sağlıklı bireylerin çoğunluğu (%55,6) kadındır. Kardiyovasküler Hastalığı olan bireylerin çoğunluğu (%43,2) 51-65 yaş aralığında, sağlıklı bireylerin çoğunluğu (%41,0) 36-50 yaş aralığındadır. Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin psikolojik dayanıklılık ölçeği puan ortalamaları 70,94 ± 18,73, sağlıklı bireylerin puan ortalaması 68,50±15,73 tür. Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin Yapısal Stil puan ortalaması 11,20±4,39, sağlıklı bireylerin Yapısal Stil puan ortalaması 9,51±3,32'dir. Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin Gelecek Algısı puan ortalaması 10,06±4,62, sağlıklı bireylerin Gelecek Algısı puan ortalaması 8,77±3,21'dir. Sonuç:Kardiyovasküler hastalığı olan bireyler ile sağlıklı bireyler arasında psikolojik dayanıklılık düzeyi açısından anlamlı bir fark olmadığı fakat psikolojik dayanıklılık ölçeği alt boyutlarından Yapısal Stil ve Gelecek Algısı düzeyinde sağlıklı bireyler lehinde anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Kardiyovasküler Hastalık ile yaş ve cinsiyet arasında ilişki bulunmuştur (p<0,05). Anahtar Kelimeler; Kardiyovasküler hastalık ; psikolojik dayanıklılık.

Kalp hastalıklarıKardiyovasküler hastalıklarPsikolojik dayanıklılık
Ümmühan Şahin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Şiddet gören kadınlarda tidal modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının psikolojik dayanıklılıklarına etkisi

Giriş: Kadına yönelik şiddet dünyada ve ülkemizde gittikçe artan, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kadına yönelik şiddet, uzun dönemde tüm toplumu ilgilendiren, karmaşık sorunlara neden olmaktadır. Araştırmalar, psikolojik dayanıklılığın şiddetin olumsuz etkilerini azalttığını göstermektedir. Psikolojik dayanıklılığın, sağlık çalışanlarının dikkate alması gereken önemli bir kavram olduğunun altı çizilmektedir. Şiddeti önleme çalışmalarının yanında şiddet gören kadınların iyileşme ve toplumsal yaşamda yer almalarını sağlayacak rehabilitasyon çalışmaları son derece önemlidir. Özellikle toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri ile bu sürecin etkili bir şekilde yürütüleceği araştırmalarda belirtilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası hemşirelerin kişiye özgü, sistematik bakım sunmasında hemşirelik modellerinden yararlanması gerekmektedir. Kişinin yaşam öyküsüne ve deneyimlerine önem veren Tidal (Gel- Git) Modelin hem şiddette iyileşme hem de psikolojik dayanıklılık ile olan uygunluğundan yola çıkarak, bu araştırmada Tidal Modele (Gel- Git) dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımının şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılığına etkisi incelenmiştir. Yöntem: Deneysel ve betimleyici tipteki araştırma kontrol gruplu, ön test- son test uygulamalıdır. Bir belediyeye bağlı kadın konukevinde 01.10.2015- 30.10.2016 tarihleri arasında eş şiddeti nedeniyle bulunan kadınlarla yürütülmüştür. Örneklem seçme yöntemi kullanılmamıştır. Pilot çalışma yapılmış, %80'lik güce ulaşmak için 10 girişim 10 kontrol grubu yeterli olarak belirlenmiştir. Araştırma 13 girişim, 14 kontrol grubu olmak üzere toplam 27 kadın ile yürütülmüştür. Veri toplamada Tanıtıcı Bilgi Formu ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık (YİPDÖ) kullanılmıştır. Ayrıca Tidal Modelin gerekliliği doğrultusundaki formlar araştırmada kullanılmıştır. Bakım grubuyla toplam yedi görüşme yapılmıştır. Kullanılan formlar betimsel olarak incelenmiştir. Verilerin değerlendirmesinde tanımlayıcı analizler, Wicoxon ve Mann Whitney- U testleri kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubundaki kadınların (n=14) %71.4'ünün boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %57.2'sinin ortaokul-lise mezunu olduğu, %71.4'ünün en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.9'unun düzenli bir işi olmadığı, %78.6'sının çocuk sahibi olduğu belirlenmiştir. Kadınların tümü eşlerinden hem fiziksel hem de duygusal şiddet görmüştür. Beş kadının eşinden cinsel şiddete, bir kadının ise ekonomik şiddete uğradığı belirlenmiştir. Umut duygu algısına 10 üzerinden verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında, anlamlı düzeyde yükseldiği belirlenirken; yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygularında anlamlı farklılıklar saptanmamıştır. YİPDO ve alt ölçekleri puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı farklılık belirlenmemiştir. Girişim grubundaki kadınların (n=13) %76.9'unun medeni durumunun boşanmış- boşanma sürecinde olduğu, %46.1'inin eğitim düzeyinin okuryazar-ilkokul olduğu, %69.2'sinin en uzun süre şehir- büyükşehirde yaşadığı, %92.3'ünün düzenli bir işi olmadığı, %76.9'unun çocuğu olduğu, tamamının eşinden fiziksel ve psikolojik şiddete uğradığı, ikisinin eşinden cinsel şiddete uğradığı saptanmıştır. Umut ve güç algısına verdikleri puanların ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur. YİPDO toplam puanı ve Gelecek Algısı, Kendilik Algısı puanlarının ön test- son test karşılaştırmasında anlamlı düzeyde artma belirlenmiştir. Grupların değişim farklarının karşılaştırılmasında Gelecek Algısı alt ölçeğinin değişim farklarında ve YİPDÖ ölçek toplam puanının değişim farkının karşılaştırılmasında anlamlı farklılık ve bu farklılığın girişim grubunun lehine olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmanın hipotezleri dikkate alındığında Tidal (Gel- Git) Modele dayalı psikiyatri hemşireliği yaklaşımı şiddet gören kadınların psikolojik dayanıklılıklarında anlamlı düzeyde olumlu yönde etkili olduğu belirlenmiştir. Psikolojik dayanıklılığın koruyucu faktörlerinden gelecek algısı puanlarının da anlamlı düzeyde ve olumlu yönde etkilendiği saptanmıştır. Buna karşın kadınların umut, yalnızlık, çaresizlik, kendine güven, güç ve cesaret duygu algısına verdikleri puan ortalamalarının değişimlerinde anlamlı farklılık belirlenmemiştir.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+4
Emel Öztürk Turgut
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarımlarını incelemektir. Araştırma ebeveyninde bipolar bozukluk olan 131 genç ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan gençlere Tanıtıcı Bilgi Formu ve Benlik Tasarımı Ölçeği uygulanmıştır. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin sosyo-demografik özelliklerinden yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum ve aile yapısı ile benlik tasarımı puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunmazken gelir düzeyi ile benlik tasarımı puan ortalmaları arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Gelir düzeyi yüksek olan gençlerin, gelir düzeyi düşük olan gençlere oranla benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin hangi ebeveyninin hasta olduğu, hasta olan ebeveynin eğitim durumu, yaşı, hastalık tanı yılı ve hasta ebeveynle birlikte yaşama yılı benlik tasarımı puan ortalamalarını etkilememiştir. Ancak yetişirken anne babası dışında büyükannesinden ve büyükbabasından destek alan gençlerin benlik tasarımı ölçeğinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ebeveyninde hastalık olmayan gençlerin oluşturduğu örneklemlerle kıyaslandığında ebeveyninde bipolar bozukluk olan gençlerin benlik tasarım puan ortalamasının daha düşük olduğu görülmektedir. Bu gençlerin benlik tasarımlarının olumlu yönde arttırılabilmesi için uzman desteğine ihtiyaçları vardır. Ruh sağlığı ekibinin bir üyesi olarak uzman psikiyatri hemşirelerinin bu bağlamdaki müdahaleleri olumlu katkı sağlayacaktır.

Ana-babaBenlikBenlik tasarımı+3
Gülhan Küçük
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kadına yönelik şiddet farkındalığı oluşturmada psikoeğitimin aile işlevselliğine etkisi

Bu araştırma aile içi şiddete yönelik verilen psikoeğitim programının şiddete ilişkin tutuma ve aile işlevselliğine olan etkisini değerlendirmek amacıyla tasarlanan ön test - son test uygulamalı eğitim müdahalesi olan kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir alan araştırmasıdır. Araştırma, İzmir ilindeki belediyelere bağlı kadın dayanışma merkezlerine (İzmir Büyükşehir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkesi, Karşıyaka Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Gaziemir Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Bornova Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Buca Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Çiğli Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Narlıdere Belediyesi Pakize Ateş Kadın Dayanışma Merkezi, Konak Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi, Balçova Belediyesi Kadın Dayanışma Merkezi) psikolojik danışmanlık almak amacıyla başvuran evli, 15-49 yaş arasındaki 40 kadına Ağustos 2013- Kasım2013 tarihleri arasında uygulanmıştır. Psikoeğitim öncesinde kadınlara, Sosyo-demografik ve Şiddet Öyküsüne İlişkin Veri Toplama Formu, Aile İçi Şiddete Yönelik Bilgi Formu, Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra toplam 6 oturumdan oluşan ve ayda iki kez olmak üzere düzenlenen grup eğitimi uygulanmıştır. Psikoeğitim sonrasında Aile İçi Şiddete Yönelik Bilgi Formu, Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği ve Aile Değerlendirme Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Psikoeğitim öncesinde, KUŞİTÖ uygulanan kadınların tutum puanları (X̅= 42.40±16.53), ölçek ortalamasının (X̅=57) altında olduğu görülmüştür. Bu sonuç da kadınların tutum yaklaşımlarının modern eğilim gösterdiğini göstermiştir. Psikoeğitim sonrasında KUŞİTÖ uygulanan kadınların tutum ortalamaları (X̅=30.62±6.72), ön test tutum ortalamalarına göre anlamlı düzeyde düşme göstermiştir (p<0.05). Bu sonuç da kadınların psikoeğitim sonrası tutum yaklaşımlarının modern eğilim gösterdiğini göstermiştir. Araştırmaya katılan kadınların ADÖ ön test toplam puanı X̅=2.15±0.49 çıkmıştır. Bu sonuca göre aile ilişkilerinin ortalama düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan kadınların ADÖ ön test toplam puanı X̅=2.00±0.39 çıkmıştır. Araştırmaya katılan kadınların son test ADÖ toplam puanları ön teste göre düşme göstermesine rağmen ADÖ'nin tüm alt boyutlarında anlamlı düşme görülmemiştir (p>0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda; Kadına şiddete yönelik verilen psikoeğitimin etkinliği değerlendirmeye yönelik çalışmaların İzmir ili dışındaki kadın dayanışma merkezlerinde de yapılması, kadına şiddete yönelik verilen psikoeğitimin etkinliğini değerlendirmeye yönelik örneklem sayısının daha büyük olduğu çalışmalar yapılması, psikiyatri hemşirelerinin kadına yönelik şiddet konusunda bilgilendirme ve tutum değişikliği sağlamada psikoeğitimi kullanmaları konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi önerilebilir.

AileAile işlevleriHasta eğitimi+3
Pınar Mutlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alkol bağımlılığı sorunu olanların çocuklarının hayatta kalma rolleri ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirlilik çalışması

Bu araştırmanın amacı, alkol bağımlılığı sorunu olan ebeveyne sahip ergenlerin psikososyal durumlarını değerlendirmek amacıyla Devine ve Braithwaite (1993) tarafından geliştirilen "Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği'nin (The Survival Roles of Children of Alcoholics Scales) Türk toplumu için geçerlilik ve güvenilirliğini belirlemek amacıyla metodolojik bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşaması Ege Üniversitesi Hastanesi Bağımlılık Polikliniği ve Manisa Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi Bağımlılık Polikliniği'nde Mart 2015-Temmuz 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Mart 2014-1 Temmuz 2015 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Hastanesi Bağımlılık Polikliniği, Manisa Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları Hastanesi Bağımlılık Polikliniği'nde tedavi ve rehabilitasyon amacıyla kayıtlı bulunmakta olan alkol bağımlılarının araştırmanın örneklem seçim ölçütlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 12-24 yaş arasındaki 277 alkol bağımlısı ebeveyne sahip ergen çocuk oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu ve Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin dil eşdeğerliğinin sağlanması için Türkçe' ye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. İçerik geçerliliği çalışmasında ise uzman görüşü alınmış, bu doğrultuda gerekli düzenlemeler yapılmış Kendall Uyuşum Katsayısı korelasyon testi uygulanarak ölçeğin içerik geçerliliği saptanmıştır (Kendall's Wa = 0.333, χ²=26.000, df=26, p=.463). Ölçeğin pilot uygulamasının ardından ilk olarak örneklem grubuna uyan alkol bağımlılığı sorunu olan ailelerin telefon numaraları ve iletişim bilgilerine ulaşılmış, ebeveyn ile görüşülerek gerekli izinler alındıktan sonra ergenlerle telefonda veriler toplanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliliği çalışması için faktör analizi yapılmış, Sorumluluk Sahibi Çocuk alt ölçeği, İçe Kapanık Çocuk alt ölçeği, Asi Çocuk alt ölçeği, Yatıştırıcı Çocuk alt ölçeği ve Komiklik Yapan Çocuk alt ölçeği olmak üzere orijinal ölçeğe uyumlu beş faktör saptanmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışmasında ilk olarak toplam puan korelasyonları incelenmiş tüm maddelerin korelasyon değeri 0.20' nin üzerinde olup madde toplam puan korelasyonlarının p<0.001 düzeyinde anlamlı olduğu saptanmıştır. Ölçek orijinal madde sayısı olan 27 madde de kalmıştır. Ölçeğin alt ölçek Cronbach Alpha değerleri ise .94, .84 arasında olup, ölçek ve alt ölçekler kabul edilebilir düzeyde iç tutarlılık göstermiştir. Ölçeğin zaman karşı değişmezliğini belirlemek için birinci uygulamadan iki hafta sonra ölçek 30 ergene tekrar uygulanmıştır. Birinci ve ikinci uygulama arasındaki toplam puan korelasyonları karşılaştırıldığında test -tekrar test ölçek toplam puanı r =.76 olduğu ve arasındaki ilişki ileri derecede anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak; "Alkol Bağımlılığı Sorunu Olanların Çocuklarının Hayatta Kalma Rolleri Ölçeği" Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Anahtar kelimeler: alkol bağımlılığı; ebeveyn alkolizmi; geçerlilik; güvenirlilik

Alkol içmeAlkolizmAna-baba+5
Derya Küliğ
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanserinde kemoterapi alan hastalarda bilgilendirmenin stres düzeyine etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Meme kanseri dünyada kadınlar arasında en sık görülen malign tümör olup, kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık %30.0' unu oluşturmaktadır. Ülkemizde ise tüm kanserlerin %24.1' ini, meme kanserinin oluşturduğu bildirilmektedir. Teşhis sonrası 5 yıllık sağ kalım oranının %75 olması itibariyle en iyi yaşam süresine sahip kanser türlerinden biri olması, beraberinde hastaların bu süreçteki yaşam kalitesini ve emosyonel stres gibi psikososyal faktörleri göreceli olarak daha ön plana çıkarmaktadır. Bu faktörlerin, kişinin aile ve sosyal yaşamını önemli ölçüde değiştirebilmesi nedeniyle meme koruyucu cerrahi gibi tedavi modaliteleri gündeme gelmiştir. Literatürde, meme kanseri tanısı konulan hastalarda beden imajında, kendilik kavramında, emosyonel, davranışsal durumunda, aile dinamiğinde, hasta ve ailesinin rollerinde değişimlerin olabileceği vurgulanmakta ve kemoterapi gibi sıklıkla uygulanan zorlu tedavi süreçlerinde hastaların psikolojik desteğe ve içinde bulundukları durumla ilgili olarak bilgilendirilmeye daha çok ihtiyaç duydukları belirtilmektedir. Bu verilerden yola çıkarak bu çalışmada, tıbbi onkoloji kliniğine başvuran ve meme kanseri tanısıyla kemoterapi alan hastalarda bilgilendirmenin stres düzeyine etkisi incelenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, 2012 yılında 4 aylık sürede İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Kliniği' ne başvuran ve meme kanseri nedeniyle kemoterapi alan hastalarda, bilgilendirmenin stres düzeyine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve yarı-deneysel olarak planlanmıştır. Verilerin toplanmasında, Tanıtıcı Bilgi Formu, Stresle Baş Etme Tarzları Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış eğitim kitapçığı kullanılmıştır. Düzenlenen anket formundaki soruların ilk 5 tanesi hastayı tanıtıcı nitelikte olup yaş, medeni durum, eğitim durumu, çalışma durumu ve sosyal güvence gibi kişisel bilgilerini içermektedir. Son 6 soru ise tanı ve tedavi süreci ile ilgili bilgileri içermektedir. Tanıtıcı bilgi formu toplamda 11 sorudan oluşmaktadır. V BULGULAR: Hastaların 155 tanesi deney ve 155 tanesi kontrol grubu olmak üzere çalışmaya toplam 310 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların %78.7' si (n=244) evli olup, %21.3 ' si (n=66) bekardır. Hastaların %70.0' ının (n=217) bildiği bir tanısı olduğu, %30.0' ının (n=93) ise tanısıyla ilgili bilgisi olmadığı görülmüştür. Hastaların %65.8' ine (n=204) tanısıyla ilgili önbilgilendirme yapıldığı, %34.2' sine (n=106) ise önbilgilendirme yapılmadığı saptanmıştır. Bilgilendirilenlerin %74.8' inin (n=232) hekim, %25.2' sinin (n=78) hemşire tarafından bilgilendirildiği tespit edilmiştir. Hastaların %1.0' ının (n=3) opere edildiği, %99.0' ının (n=307) ise opere edilmediği görülmüştür. Eğitim alan ve almayan bireyler arasında sosyal destek arama puanları medyan değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p=0.299), gruplar arasında kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, kendine güvensiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım puanları medyan değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur (sırasıyla p=0.02, p=0.001, p=0.000, p=0.035 ). Eğitim alan bireylerin kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım puanları medyan değerleri eğitim almayan bireylerden daha yüksek bulunurken kendine güvensiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım puanları medyan değerleri ise daha düşük bulunmuştur. Kemoterapi sürecinde bilgilendirilen hastaların kendine daha çok güvendiği ve daha iyimser bir yaklaşıma sahip olduğu görüldü. SONUÇ: Meme kanserli bireylerin tedavi yaklaşımında biyo-psiko-sosyal modelin benimsenmesi ve hastanın bütüncül ele alınması oldukça önem arz etmektedir. Çalışmamızda, kemoterapi sürecinde yapılan bilgilendirmenin hastaların kendine olan güvenlerini artırdığı ve daha iyimser bir yaklaşım geliştirmelerine yardımcı olduğu tespit edildi. Çalışma sonuçlarıyla zorlu tedavi sürecinde hastaların ihtiyaç duyduğu bu desteğin özellikle hemşireler olmak üzere tüm sağlık ekibi tarafından sunulmasının önemi ortaya koyulmuştur.

Antineoplastik ajanlarHasta eğitimiHemşireler+4
Emine Ergün Şeren
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşim düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşim düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kesitsel tipte, tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini İzmir ve Manisa illerinde psikiyatri yataklı servisi olan tüm kamu hastanelerinde, psikiyatri hastalarına bakım veren hemşireler oluşturmaktadır (N=291). Örneklem seçimine gidilmeyerek, araştırmaya katılmayı kabul eden hemşireler örneklemi oluşturmaktadır (n=112). Veriler Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu, Bakım Odaklı Hemşire Hasta Etkileşimi Ölçeği, Manevi Destek Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (ortalama, sayı, yüzde dağılımları) ve Kruskall Wallis testi, Mann-Whitney-U testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Psikiyatri hastalarına bakım veren hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi ölçeğinden aldıkları ortalama puanları incelendiğinde, önemlilik boyutundan 313.08±30.45, yeterlilik boyutundan 283.79±37.43 ve uygulanabilirlik boyutundan 268.01±47.65 puan aldıkları belirtilmiştir. Hemşireler, ölçeğin gereksinimler alt boyutundan, önemlilik, yeterlilik ve uygulanabilirlik boyutlarında en yüksek puanı alınırken, maneviyat alt boyutundan en düşük puanı aldıkları saptanmıştır. Hemşirelerin, tanıtıcı özelliklerine göre özellikle hemşirelerin eğitim durumu, çalıştıkları kurum, bütüncül bakımın tanımını bilme ve bütüncül bakım verme durumları ile bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında önemli farkların olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin manevi destek algı düzeylerine göre bakım odaklı hemşire hasta etkileşimi önemlilik-yeterlilik-uygulanabilirlik boyutları arasında pozitif yönde ilişki vardır. Sonuç: Araştırmaya katılan hemşirelerin, bakım odaklı hemşire hasta etkileşimine önem verdikleri, ancak aynı oranda kendilerini yeterli algılamadıkları ve uygulayabilir bulmadıkları görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Psikiyatri Hemşireliği; Hemşirelik Bakımı; Hemşire-Hasta Etkileşimi

Hemşire-hasta ilişkileriHemşirelerHemşirelik+6
Elif Deniz Kaçmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisi

Araştırma, refleksoloji uygulamasının anksiyeteye etkisini belirlemek amacı ile planlanmış ön test son test kontrol gruplu bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'ne kayıtlı olan öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmanın ilk aşamasında tüm öğrencilerin anksiyete düzeyi belirlenmiştir. İkinci aşamada anksiyete düzeyi yüksek olan öğrencilerden basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen 30 kişi vaka ve 30 kişi kontrol grubunu oluşturmuştur. Veri toplamada; "Tanıtıcı Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği ve Anksiyete Algı Skalası" kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için etik kuruldan, kurumdan ve öğrencilerden yazılı izinler alınmıştır. Araştırmanın girişim aşamasında ilk olarak vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji ile ilgili eğitim verilmiştir. Vaka grubundaki öğrencilere toplamda altı seans refleksoloji uygulanmıştır. Vaka ve kontrol grubundaki öğrencilere refleksoloji uygulaması sonrası "Beck Anksiyete Ölçeği ve Durumluk Sürekli Kaygı Ölçeği" son test ve bir ay sonra kontrol izlem testi olarak eş zamanlı uygulanmıştır. Ayrıca vaka grubundaki öğrencilere her refleksoloji uygulaması öncesi ve sonrası anksiyete algı skalası uygulanmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı analizler, Bağımlı Gruplarda t testi, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon, Tekrarlı Ölçümlerde ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde; refleksoloji uygulaması sonrası vaka ve kontrol grubu öğrencilerin gruplar arası Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamalarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş kaydedilmiştir (p=0.00). Öğrencilerin grup içi Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamalarında vaka grubunda anlamlı bir fark saptanmış (p=0.00), kontrol grubunda anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.83). Refleksoloji uygulanan vaka grubundaki öğrencilerin anksiyete algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.00). Sonuç olarak, altı seanslık refleksoloji uygulamasının anksiyete düzeyine olumlu etkisinin olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler; Refleksoloji, anksiyete, psikiyatri hemşireliği.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHemşirelik+4
Merve Uğuryol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kanser hastalarında James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik çalışması

Araştırma, kanser tanısı almış bireylerin yaşadığı distresi ölçmek amacıyla Wells-Di Gregorio ve arkadaşları (2013) tarafından geliştirilen James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği'nin (James Supportive Care Screening) Türk toplumuna uyarlanarak, geçerlik ve güvenirliğini yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne bağlı Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Tülay Aktaş Onkoloji Hastane'sine, ayakta kemoterapi tedavisi almak için başvuran bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil olma kriterlerini taşıyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 280 kanser tanısı almış birey oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği (JDBGBÖ) ve ölçüt geçerliliği için EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. JDBGBÖ'nin geçerlik çalışmasında ilk olarak; dil geçerliği sağlamak için, ölçeğin Türkçe'ye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağlandıktan sonra, içerik geçerliği için ölçek, uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) istenilen değer olan 0.80'in üzerinde bulunmuştur (KGİ>0.80). Ölçeğin ön uygulamasından sonra, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin verdiği cevaplar, araştırmacının kendisi tarafından ölçeğe işaretlenmiştir. Ölçeğin kapsam geçerliği için, Temel Bileşenler Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Temel Bileşenler Analizine göre, ölçek orijinal yapısına uygun olarak altı faktör altında sıkıştırılmıştır. DFA uyum indeksleri değerleri kapsam geçerliği için uygun değerler arasında bulunmuştur (x2/df=2.073, RMSEA=0.62, CFI=0.91, NFI=0.90, NNFI=0.91, SRMR=0.07, GFI=0.90). Ölçeğin ölçüt geçerliliği için, ölçeğin Duygusal Sorunlar alt boyutu ile eşdeğer ölçeğin Duygusal Fonksiyon skoru arasında negatif yönde, ölçeğin Bilişsel Alanda Yaşanan Sorunlar alt boyutu ile eş değer ölçeğin Kavrama Fonksiyon skoru arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca ölçeğin Fiziksel Belirtiler alt boyutu ile eş değer ölçeğin Semptom Ölçeği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu bulgulara göre, James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracıdır. JDBGBÖ'nin güvenirlik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde 28'in madde-toplam puan korelasyon değeri en az istenilen değer olan 0.20 altında ve korelasyon için hesaplanan p değeri istatistiki açıdan anlamsız bulunmuştur (r=0.068, p=0.253). Madde 28, ölçekten çıkarıldığında, ölçeğin Cronbach alfa'sında önemli derecede değişiklik oluşmadığı ve orjinal ölçeğin kuramsal yapısını bozmamak adına madde çıkarma işlemine gidilmemiştir. Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.918 olarak, alt boyut Cronbach alfa değerleri ise; 0.549 ile 0.875 arasında bulunmuştur. JDBGBÖ'nin zaman karşı değişmezliğini belirlemek için, ölçek birinci uygulaman iki hafta sonra 30 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İlk ve son ölçümler incelendiğinde; alt boyut toplam puan ve ölçek toplam puan korelasyonları arasında pozitif yönde ileri düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.01). Bu bulgulara göre, JDBGBÖ Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracıdır. Sonuç olarak, "James Destekleyici Bakım Gereksinimlerini Belirleme Ölçeği" (JDBGBÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Anahtar Kelimeler: Kanser, Distres, Geçerlik, Güvenirlik

GeçerlikGüvenilirlik ve geçerlilikHasta memnuniyeti+4
Hacer Demirkol
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Çözüm odaklı yaklaşımın dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygısına etkisi

Bu araştırma, Çözüm Odaklı Yaklaşımın Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygısına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, nicel ve nitel araştırma yöntemlerinden oluşan karma desen kullanılmıştır. Nicel boyut tek körlü, randomize kontrollü, deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiş; ön test, son test ve izlem düzeni kullanılmıştır. Nitel boyutta ise olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin çocuk ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile takip ve tedavi edilen 12-18 yaş aralığındaki ergenler oluşturmuştur. Çalışma, uygulama grubunda 22, kontrol grubunda 20 olmak üzere toplam 42 ergen ile yürütülmüştür. Kontrol grubuna poliklinikteki mevcut tedavi ve takip uygulanırken, uygulama grubu ile ek olarak Çözüm Odaklı Yaklaşım temelli görüşmeler yürütülmüştür. Nicel veriler, Kişisel Bilgi Formu, Genel Özyeterlik Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Nitel veriler ise görüşme sonlarında ergenler tarafından yazılan dökümanlar aracılığıyla toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde Tekrarlı Ölçümlerde Varyans Analizi, Bağımsız Gruplar t- testi ve Bağımlı Gruplar t –testi kullanılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Uygulamanın sonunda ergenlerin özyeterlik ve benlik saygısı puan ortalamalarının zaman içinde ve gruplar arasında farklı olduğu, zaman ve grup arasındaki etkileşimin de istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Uygulama ve kontrol grubundaki ergenlerin özyeterlik ve benlik saygısı puanları açısından öntest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yokken (p >0.05), sontest ve izlem puanları arasında uygulama grubu lehine ileri düzeyde anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Araştırmanın etki büyüklüğü 1.02, gücü 0.92 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel bulgularında ise ergenler, özyeterlik ve benlik saygılarında olumlu yönde etkilenme olduğunu işaret eden ifadeler kullanmıştır. Çözüm Odaklı Yaklaşım temelli görüşmelerin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile takip edilen ergenlerin özyeterlik düzeyi ve benlik saygılarını artırdığı saptanmıştır.

Dudu Karakaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukları dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan ebeveynlerin iletişim becerilerinin, çocukların yaşam kalitesi ile ilişkisi

Çocukları Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı alan ebeveynlerin, iletişim becerilerinin çocukların yaşam kalitesi arasındaki ilişki incelemek amacıyla yürütülen araştırma tanımlayıcı desendedir. Araştırma Mart – Mayıs 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Psikiyatri Polikliniği ve Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk Ruh Sağlığı Polikliniğine gelen, araştırma kriterlerini karşılayan gönüllü çocuklar ve ebeveynleri ile yürütülmüştür. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiştir. Araştırmaya iki kurumdan 101 çocuk ve 101 ebeveyn gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma verileri, çocukların ve ebeveynin tanıtıcı bilgilerini içeren birey tanıtım formu, Çocuklara Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu Yaşam Kalitesi Ölçeği (DE /HB – YK), ebeveynlere İletişim Becerileri Değerlendirme Ölçeği (İBDÖ) ve Çocuk Ana-Baba İlişki Ölçeğinin (ÇAİÖ) uygulanması ile elde edilmiştir. Ölçek puanlarının normal dağılıma uygunluğunu değerlendirilmesi için Shapiro-Wilk test istatistikleri ve ölçeklere uygun olarak parametrik olmayan yöntemler kullanılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde bağımsız iki ve üstü grupların ölçek puanları ile karşılaştırılmasında Mann-Whitney U Testi, ve Kruskal-Wallis H Test istatistikleri kullanılmıştır. Ölçeklerin birbirleriyle ilişkisinin derecesi, yönü ve anlamlılığı Spearman Korelasyon Testi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; çocukların yaş ortalamaları 10.43±1.29' dur. Çocukların %20.8'i kız, %79.2'si erkekti. Çocukların %25.7'sinde DEHB' eşlik eden bir hastalık bulunmaktadır ve %89.1'i de ilaç tedavisi almaktadır. Örneklemde yer alan ebeveynlerin yaş ortalaması 38.65 ± 5.86'dır. Ebeveynlerin %28.7'si DEHB hakkında bir kaynaktan eğitim almışlardır. Soruyu yanıtlayan çocukların değişim istekleri; okul başarılarına (%20), kendilerine (%16.47), aileleri (%14.11) ve arkadaşları (%5.88) ile ilişkilerine, somut nesnelere (%14.11), dünyaya (%5.88) yöneliktir. Çocukların %21.97'sinin hiçbir şey istemediğini belirtmiştir. Çocukların %21.97'sinin hiçbir şey istemediğini belirtmiştir. Çocukların yaşam kalitesi puan ortalaması ev yaşam alanında 62.22±13.31, okul yaşam alanında 61.17±13.29'dur. Ailedeki toplam çocuk sayısının artması, kreşe gitmiş olma, anaokuluna gitmiş olma, anne ve baba ile birlikte yaşamaması yaşam kalitesini (ev ya da okul yaşam alanlarında) olumsuz etkilemektedir. Çocukların sözel ifadeleri bu bulguları destekler niteliktedir. Ailede başka bir DEHB tanısı almış kişinin olması, yaşam kalitesinin olumlu etkilemektedir. Ebeveynlerin iletişim becerileri ortalamaları yüksek bulunmuştur (106.0±10.51). Ebeveynlerin ÇAİÖ toplam puan ortalamaları 59.31±14.26'dır. Çocukların yaşam kalitesi puan ortalamaları ile ebeveynlerin iletişim becerileri puan ortalamaları ve ana baba ilişki ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamı bir ilişki yoktur. Araştırma örnekleminde DEHB tanılı çocukların yaşam kaliteleri ile ebeveynlerinin iletişim becerileri arasında bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler; Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu; Yaşam Kalitesi; İletişim Becerileri

Ege Miray Topcu
Ege University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatrik bozukluğu olan bireylerde psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumları arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırma, psikiyatrik hastalığı olan bireylerin, psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumu arasındaki ilişkiyi incelenmek amacı ile planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel türde ilişkisel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma, Mayıs- Ağustos tarihleri arasında Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi polikliniğine kontrole gelen 18-65 yaş aralığındaki, araştırmaya alınma ölçütlerine sahip 100 gönüllü hasta ile yüz yüze görüşülerek yapılmıştır. Veriler, "Tanımlayıcı Bilgi Formu", araştırmacı tarafından hazırlanan "Tedavi Uyum Soru Formu", "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve "Morisky İlaç Uyum Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS-16 paket programında yapılmıştır. Verilerin analizinde sayı ve yüzde dağılımlar, ortalama ve standart sapma, Independent Samples T-testi, ANOVA, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U Testi ve Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların %55.0´ının depresif bozukluk, %26.0´ının şizofrenik bozukluk ve %19.0´ının iki uçlu(bipolar) bozukluk tanısı mevcut bulunmuştur. Hastaların %34.0´ının 18-24 yaş arasında olup, %67.0´ı kadın ve %50.0´ıbekardır. Hastaların Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği puan ortalaması 99.67±8.01, Tedavi Uyum Soru Formu puan ortalaması 42.36±5.57 ve Morisky İlaç Uyum Ölçeği puan ortalaması 5.92±1.34 olarak bulunmuştur. Hastaların psikolojik dayanıklılık ve tedavi uyumları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki(r=0.045) olduğu ancak istatistiksel olarak anlamlı(p=0.654) olmadığı bulunmuştur. Hastaların tanı alma sürelerinin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği puan ortalamasını etkilediği (p= 0.048); gelir gider durumlarının da Morisky İlaç Uyum Ölçeği puan ortalamasını etkilediği (p= 0.000) bulunmuştur. Tedavi Uyum Soru Formu puan ortalamasında sosyodemografik özelliklerin ve hastalık öykülerinin etkili olmadığı bulunmuştur.

Fulya Tanyeri
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ergenlerde cep telefonu problemli kullanımı ile bilinçli farkındalık ve stresle başa çıkma stillerinin belirlenmesi

Hızlı gelişen teknolojinin ürünü olan cep telefonlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı gelişimsel dönemler arasında önemli bir yere sahip olan ergenlik dönemindeki bireyleri olumsuz olarak etkilemektedir. Olumsuz etkilerin belirlenmesi, önlenmesi için farkındalık ve stresle başa çıkma stilleri önemli yer edinmektedir. Araştırmada ergenlerin cep telefonu problemli kullanımı ile bilinçli farkındalık ve stresle başa çıkma stillerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla araştırma kesitsel tipte tanımlayıcı bir araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Hatay ili Antakya ilçesine bağlı liselerde 2017-2018 öğrenim döneminde öğrenim görmekte olan 28.144 öğrenci oluşturmaktadır. Örneklemini ise tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen 6 lisede öğrenim gören 789 öğrenci oluşturmuştur. Verileri toplamada sosyodemografik veri formu, cep telefonu problemli kullanım ölçeği (PU), bilinçli farkındalık ölçeği ergen formu (BFÖ-E), ergenler için başa çıkma ölçeği (EBÇÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde sayı, yüzdelik, Anova, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ergenlerin PU toplam puanı 29.34±13.86, BFÖ-E toplam puanı 60.04±15.17, EBÇÖ aktif başa çıkma toplam puanı 6.32±2.52, kaçınan başa çıkma toplam puanı 4.87±2.23, olumsuz başa çıkma toplam puanı 2.60±1.87 olarak belirlenmiştir. Ergenlerin %85,4'ünün cep telefonu sahibi olduğu, %63,7'sinin ilk cep telefonunu 11-14 yaşlar arasında edindiği belirlenmiştir. Kız ergenlerin PU toplam ve EBÇÖ aktif başa çıkma puan ortalamaları erkeklere göre daha yüksektir. BFÖ-E ile PU toplam, sonuçlar, sosyal iletişim, bağımlılık, kaçınan başa çıkma ve olumsuz başa çıkma arasında negatif yönde, sonuçlar ve PU toplam puanları ile olumsuz başa çıkma alt ölçeği arasında negatif yönde zayıf anlamlı, sonuçlar, sosyal ilişkiler, bağımlılık ve PU toplam puanları ile kaçınan başa çıkma alt ölçeği arasında pozitif yönde zayıf anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Ergen sağlığını korumak, geliştirmek ve problemleri belirleyerek gerekli önlemleri almak için bilinçli farkındalık ile başa çıkma tarzları konusunda eğitimler verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergenler, Cep Telefonu Problemli Kullanımı, Bilinçli Farkındalık, Stres, Başa Çıkma.

Başa çıkmaBilinçli farkındalıkCep telefonu+3
Arzu Çalışkan
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi

Hemşirelik merhamet yorgunluğunun en çok yaşandığı mesleklerdendir. Fiziksel, duygusal ve sosyal tükenme semptomları merhamet yorgunluğu yaşayan hemşirelerde ortaya çıkabilmektedir. Araştırma hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Hatay ili İskenderun ilçesinde bulunan İskenderun Devlet Hastanesinde görev yapan 481 hemşireden örnekleme yöntemine gidilmeden araştırmaya katılmayı kabul eden gönüllü 339 hemşire üzerinde Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Merhamet ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 24 en yüksek puan 120'dir. Tükenmişlik ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 21 en yüksek puan 105'tir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, One Way Anova, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, All pairwise, Pearson ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin %46.6'sı 26-25 yaş arasında, %74'ü kadın ve %56.6'sı evlidir. Hemşirelerin Merhamet Ölçeği toplam puanı 3.77±0.55, Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı 3.78±1.10 olarak belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği alt boyutlarından umursamazlık ile duygusal tükenme arasında pozitif yönlü orta şiddette anlamlı ilişki olduğu tespit bulunmuştur. Merhamet ve tükenmişlik arasında negatif yönlü zayıf anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği ile hemşirelerin yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, en uzun yaşanılan bölge, çalışma yılı, mesleği isteyerek seçme, klinikte görevlendirilme şekli, meslekten memnuniyet, hastalarla empati kurma, hastaların acısından etkilenme gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin orta düzeyde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik yaşadıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak hem yönetimsel hem de bireysel açıdan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişliklerini önlemeye ve etkili baş etme yöntemleri geliştirmeye yönelik eğitimler planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Merhamet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik.

HemşirelerHemşirelikHemşirelik araştırmaları+5
Öznur Şahin
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerilerinin ve aile işlevlerinin belirlenmesi

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de madde kullanım sorunu, yeni ve farklı arayışların üst düzeyde olduğu, toplumda en fazla risk altında olan ergenlik dönemi için önemlidir. Araştırma, madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin özdenetim becerileri ve aile işlevlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hatay ili Samandağ ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 6792 öğrenci, örneklemini ise 2017-2018 eğitim-öğretim yılında 12 lisede öğrenim gören 670 öğrenci oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği, Ergenlerde Özdenetim Beceri Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ANOVA, Bonferroni, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Spearman ve All Pairwise kullanılmıştır. Araştırmamızda sigara, alkol ve yasadışı maddelerden herhangi birini kullanma oranı ¼ (% 25.8) olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan madde kullanan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları ikinin üstünde yani sağlıksız algılanmış olup madde kullanmayan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları genel işlevler alt ölçeği hariç sağlıksız olarak algılanmıştır. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin ADÖ ve EÖDBÖ ile cinsiyet, sınıf düzeyi, okul türü, anne baba kavga etme durumu, ailede sigara ve alkol kullanma durumu gibi değişkenlerde istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilmiştir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerileri ile aile işlevleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda madde kullanan ergenlerin, madde kullanmayanlara göre aile işlevlerini daha sağlıksız algıladıkları, özdenetim becerilerinin de daha düşük olduğu söylenebilir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde anne babası çok sık kavga eden ergenlerin aile işlevlerinin daha sağlıksız algılandığı ve özdenetim becerilerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle anne ve babalara ergenlik dönemi özellikleri, iletişim becerileri, ebeveyn tutumlarının ergenler üzerindeki etkisi gibi konularda eğitim verilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Madde kullanımı, ergenlik, aile işlevleri, özdenetim becerileri

AileAile işlevleriErgenler+2
Funda Can
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat Kahramanmaraş depremini yaşamış ergenlerde psikolojik sağlamlığın travma sonrası stres bozukluğu üzerindeki etkisi: Öz şefkatin aracı rolü

Daha sonra doldurulacaktır.

DepremErgenler
Kader Şerifoğlu
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda şükran pratiğinin psikolojik sağlamlık ve duygu düzenleme üzerine etkisi

1. ÖZET ADÖLESALARDA ŞÜKRAN PRATİĞİNİN PSİKOLOJİK SAĞLAMLIK VE DUYGU DÜZENLEME ÜZERİNE ETKİSİ Bu çalışma, şükran pratiğinin psikolojik sağlamlık ve duygu düzenleme becerileri üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla, randomize kontrollü deneysel desende yapılmıştır. Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören adölesan öğrencilerle Nisan 2025- Mayıs 2025 tarihleri arasında yürütülen araştırmanın örneklemi, G*Power programı kullanılarak belirlenmiş ve 50 kişilik deney ile 50 kişilik kontrol grubundan oluşmuştur. Deney grubuna, beş oturumdan oluşan şükran pratiği müdahalesi uygulanmıştır. Kontrol grubuna müdahalede bulunulmamıştır. Ön test ve son test uygulanmıştır. Veriler, müdahale öncesi (öntest) ve sonrası (sontest) olmak üzere iki aşamada, araştırmacı tarafından yüz yüze toplanmış; bu süreçte Kişisel Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu ile Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiş ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada öncelikle elde edilecek farklılıkları göstermek ve seçilen grupların benzer özellikler taşıdığını ifade etmek üzere Şükran müdahalesi öncesinde deney ve kontrol grupları arasında Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (5.93±0.59) ile Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (6.43±1.24) ön test puan ortalaması incelenmiş ve anlanlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0.062, p=0.475). Şükran Pratiği sonrasında Deney ve Kontrol Gruplarında son test puanları karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0.001). Sonrasında ölçekler ve alt gruplarına yapılan ANCOVA Analizi ile ön test etkisi kontrol altına alınarak son testte deney ve kontrol grupları, Şükran Pratiği ve Grup ile Şükran Pratiği ortak etkisi araştırılmış ve istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar elde edilmiştir (p<0.05). Araştırma sonucunda, deney grubunda yer alan öğrencilerin öntest ve sontest puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuş; şükran pratiği uygulanan bireylerin duygu düzenleme güçlüğü düzeyleri (2.54±0.13) azalırken, psikolojik sağlamlık düzeyleri (4.00±0.56) artmıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sağlamlık, Duygu düzenleme, Adölesanlar, Psikiyatri Hemşireliği , Randomize kontrollü deney, Şükran, Şükran Pratiği

Kübra Aydın
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde teknoloji bağımlılığı ile aleksitimi ve kısa semptom envanterinin incelenmesi

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI İLE ALEKSİTİMİ VE KISA SEMPTOM ENVANTERİNİN İNCELENMESİ Bu araştırma üniversite öğrencilerinde teknoloji bağımlılığının aleksitimi ve kısa semptom envanteriyle ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişik arayıcı desende yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, 2023-2024 güz yarıyılında Dicle Üniversitesine kayıtlı 31284 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi Epi İnfo programı ile %95 güven aralığı %5 hata payı ile 379 öğrenci olarak belirlenmiştir. Araştırma toplam 379 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelikler, ortalama, standart sapma ve Mann Whitney U testi ile Kruskal Wallis kullanılmıştır. Araştırmaya alınan değişkenler normal dağılım gösterdiğinden pearson korelasyon katsayısı ve çok değişkenli doğrusal regresyon modeli kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 22.49 ± 3.13 olup %43'ü erkek ve %57'si kadındır. Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği puan ortalaması 48.83 ± 15.76, Toronto Aleksitimi Ölçeği puan ortalaması 51.45 ± 9.4, Kısa Semptom Envanteri puan ortalaması ise 62.36 ± 42.06 olarak bulunmuştur. Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği puanları ile Toronto Aleksitimi Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Bu araştırmada, öğrencilerin teknoloji bağımlılıkları orta düzeyde olduğu, olası aleksitimik özellikler taşıdıkları ve psikolojik belirtilerinin de orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Psikolojik semptomların artması ve duyguları ifade etmede güçlük yaşanması, teknoloji bağımlılığı düzeylerini artırdığı, ayrıca psikolojik semptomlar ve aleksitimi düzeylerinin teknoloji bağımlılığı üzerinde önemli bir etkisi olduğu da bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda psikiyatri hemşirelerinin teknoloji bağımlılığı ile başa çıkmada psikolojik semptomlar ve aleksitimi üzerine odaklanması, üniversitelerde teknoloji bağımlılığı hakkında farkındalığı artırmak için öğrencilere yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sağlanması, teknoloji bağımlılığı müdahalelerinde psikolojik semptomlar ve duygusal farkındalığı ele alarak daha etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesi ve teknoloji bağımlılığı, aleksitimi ve kısa semptom envanteri ilişkisini inceleyen daha fazla araştırmanın yapılması önerilebilinir.

Kısa Semptom EnvanteriTeknolojik bağımlılıkToronto Aleksitimi Skalası
Şahin Türkoğlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ile öz-şefkat ve yetersizlik duygusunun incelenmesi

Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığı ile öz-şefkat ve yetersizlik duygusu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma tanımlayıcı ve ilişik arayıcı desende yapılmıştır. Çalışmanın evrenini İnönü Üniversitesine kayıtlı 36790 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi Epi İnfo programı ile %95 güven aralığı %5 hata payı ile 380 öğrenci olarak belirlenmiştir. Araştırma toplam 408 öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında; Kişisel Bilgileri ve Sosyal Medya Kullanım Alışkanlıkları ile İlgili Form, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Yetersizlik Duygusu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelikler, ortalama, standart sapma ve Mann Whitney U testi ile Kruskal Wallis kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 21.79 ± 2.94'tür. Öğrencilerin öz-şefkat puanları ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.005). Öz-şefkat puanları ile sosyal medya bağımlılığı puanları arasında negatif yönde bir ilişki saptanırken (p<0.05), yetersizlik duygusu puanlarının sosyal medya bağımlılığı puanları üzerinde istatistiksel olarak bir etkiye sahip olmadığı bulunmuştur (β2=0.044, p=0.397). Çalışmanın sonuçları doğrultusunda, öğrencilerin öz-şefkat düzeylerinin sosyal medya bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu, ancak yetersizlik duygusunun bu bağımlılık üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Bu nedenle, öz-şefkatin artırılmasına yönelik müdahalelerin sosyal medya bağımlılığını azaltmak için etkili olabileceği ve yetersizlik duygusunun etkilerini anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiği önerilebilinir.

BağımlılıkSosyal medyaYetersizlik duygusu+1
Serpil Tan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2024
00