Hacettepe University
Discipline

Social Work

Hacettepe University

632

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Depremzede kadınların deprem sonrası yaşama uyum deneyimleri ve psikososyal destek ihtiyaçları

Bu araştırma, 2023 yılında yaşanan Kahramanmaraş merkezli büyük deprem felaketinin ardından Mersin iline göç etmiş olan kadın depremzedelerin deprem sonrası yaşama uyum süreçlerini ve psikososyal destek ihtiyaçlarını derinlemesine anlamayı amaçlamaktadır. Nitel araştırma desenine dayanan çalışmada, amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen ve halen Mersin'de ikamet eden 20 kadın depremzede ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 35,5 olup, %80'i evlidir ve bu evli katılımcıların yaklaşık %60'ının çocuğu bulunmaktadır. Görüşülen kadınların yarısı aktif olarak bir işte çalışmakta, diğer yarısı ise çalışmamaktadır. Veriler, içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiş ve elde edilen verilerden anlamlı temalar ve alt temalar oluşturulmuştur. Araştırma, kadınların yaşadıkları travmatik deneyimleri, başa çıkma stratejilerini ve karşılaştıkları psikososyal engelleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymayı hedeflemiştir. Çalışmada elde edilen bulgular, kadınların deprem sonrası süreçte yoğun bir psikolojik yük altında olduklarını ve bu yükün yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal, yapısal ve kültürel faktörlerle şekillendiğini göstermektedir. Katılımcıların önemli bir kısmı, yaşadıkları travmanın etkisiyle süregelen endişeler, uyku bozuklukları, tetikte olma hali ve yeniden deprem olacağına dair korkular yaşadıklarını ifade etmiştir. Psikolojik başa çıkma stratejileri arasında işe yönelme, çocuklara odaklanma, hobilere sığınma ve bastırma eğilimi öne çıkarken; toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili olarak çoklu rol çatışmaları, duygularını bastırma ve kadınlık rolüne ilişkin algılar dikkat çekmiştir. Ayrıca sosyal izolasyon, paylaşım isteksizliği ve yalnız kalma arzusu gibi tepkiler kadınların toplumsal ilişkilerden geri çekildiklerine işaret etmektedir. Kadınlar, destek sistemlerine dair ciddi bir eksiklik hissettiklerini ve hem kamusal hem de sosyal düzeyde yetersiz kaldıklarını vurgulamışlardır. Bununla birlikte bazı katılımcıların dayanıklılık göstergeleri sergilediği ve travmatik deneyimleri güçlenme fırsatına dönüştürebildikleri de gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, afet sonrası kadınlara yönelik psikososyal destek politikalarının geliştirilmesi gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Deprem, Kadın, Psikososyal Destek, Travma, Baş Etme Stratejileri.

Şenay Atar Keskin
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal çalışmacıların müracaatçı şiddeti deneyimleri: Kesişimsellik perspektifinden bir karma yöntem araştırması

Müracaatçı şiddeti sosyal çalışmacıların mesleki uygulamaları sırasında karşılaştığı travmatik bir mesleki deneyimdir. Kesişimsellik yaklaşımı kullanılarak yapılan araştırmada sosyal çalışmacılara ait yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin sosyal çalışmacıların müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırıp farklılaştırmadığı araştırılmıştır. Karma yöntem araştırması şeklinde tasarlanan araştırmada nicel ve nitel veriler birlikte toplanarak araştırma sorusuna yanıt aranmaya çalışılmıştır. Araştırmanın nicel verileri kapsamında 401 sosyal çalışmacıya ulaşılmış ve bu örneklem grubunda son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetine maruz kalan 261 sosyal çalışmacı ile analizler gerçekleştirilmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin Türkçe uyarlaması yapılarak son bir yıl içerisinde müracaatçı şiddetini deneyimleyen sosyal çalışmacıların maruz kaldığı müracaatçı şiddeti bazı ilişkili değişkenler açısından incelenmiştir. Müracaatçı Şiddeti Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik analizlerinin yapılması sırasında SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak Keşfedici/Açımlayıcı Faktör Analizi (EFA), AMOS programı kullanılarak Doğrulayıcı Faktör Analizi (CFA) yapılmıştır. SPSS 21.0 İstatistik Paket Programı kullanılarak yapılan analizlerde betimleyici istatistikler ve fark testleri (t test analizi, tek yönlü varyans analizi-ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri kapsamında son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddetini deneyimleyen 34 sosyal çalışmacıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler MaxQda Analytics Pro 2020 programı kullanılarak analiz yapılmıştır. Araştırmanın nicel bulgularına göre; 401 sosyal çalışmacının %64'ünün mesleki yaşamı boyunca, %65'inin son bir yıl içerisindeki mesleki uygulamaları sırasında müracaatçı şiddeti türlerinden en az birisine maruz kaldığı bulunmuştur. Yapılan t test analizi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre sosyal çalışmacıların yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, mesleki deneyimi ve çalıştığı sektör açısından maruz kaldığı müracaatçı şiddeti düzeyinin farklılaşmadığı; eğitim düzeyi ve mesleki uygulamalarını ofiste gerçekleştirme durumları açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi boyutunda anlamlı bir farklılaşmanın olduğu; en son şiddete maruz kalınan müracaatçı grubu ve dosya yükü açısından fiziksel müracaatçı şiddeti ve tehdidi ile fiziksel olmayan müracaatçı şiddeti ve tehdidi alt boyutlarında anlamlı bir farklılaşmanın olduğu bulunmuştur. Araştırmanın nitel bulgularına göre; elde edilen verilerin tematik analizi sonucu 6 temaya ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sosyal çalışmacılara ait; yaş, cinsiyet, mesleki deneyim, çalışılan yer, çalışılan sektör, çalışma alanı, çalışılan müracaatçı grubu ve dosya yükü şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırdığı bulunmuştur. Sosyal çalışmacılara ait medeni durum ve eğitim düzeyi şeklindeki kesişimsel faktörlerin müracaatçı şiddeti deneyimini farklılaştırmadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda sosyal çalışmacılara yönelik gerçekleşen müracaatçı şiddetini önlemek amacıyla bireysel düzeyde, mesleki düzeyde, kurumsal düzeyde ve politika düzeyinde öneriler sunulmuştur.

Özkan Bilgin
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Obeziteyle yaşayan kadınların yaşam deneyimleri

Bu çalışmanın genel amacı obeziteyle yaşayan kadınların obezite olgusu etrafında şekillenen deneyimlerini feminist sosyal hizmet perspektifiyle keşfetmektir. Obeziteyi salt medikal bir perspektifle ele almak obezitenin psikolojik, sosyal, kültürel ve yapısal belirleyicilerinin yeterince ele alınmamasına sebebiyet verebilmektedir. Buna karşın bu araştırmada kullanılan feminist perspektif sayesinde toplumsal cinsiyet rolleri, normatif güzellik standartları ve bedenin sosyal inşası gibi dinamiklerin obeziteye etki eden yapısı ve kadınların obeziteye ilişkin yaşam deneyimlerinin tüm boyutlarını ortaya koyabilmek mümkün olmuştur. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden feminist femonemoloji kullanılmış olup 18-65 yaş aralığında, beden kütle indeksi (BKİ) 30 ve üzerinde, hamile olmayan 20 kadın araştırmanın öznelerini oluşturmuştur. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yapılan görüşmeler MAXQDA 2024 programı kullanılarak reflektif tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Kadınlara ilişkin analiz sonucunda "obezitenin oluşumuna ve sürmesine ilişkin dinamikler", "obeziteyle yaşayan bir kadın olmak" ve "obeziteden ayrışmaya yönelik deneyimler" olmak üzere üç temaya ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, obezitenin etiyolojisinin genetik, biyolojik ve tıbbi unsurların yanı sıra; psikolojik ve motivasyonel dinamikler, yaşam tarzı pratikleri, sosyal çevre ve toplumsal cinsiyet normları gibi çok çeşitli faktörlerin etkileşimiyle şekillendiği anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra obezite, kadınların yaşamında; biyolojik, psikolojik, toplumsal, mekânsal ve politik boyutları olan çok katmanlı bir deneyim olarak tezahür etmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın sonuçları, obeziteyle yaşayan kadınların güçlenme ihtiyaçlarının bireysel, toplumsal ve yapısal düzeylerde eşzamanlı olarak ele alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Araştırmada elde edilen bu sonuçlardan hareketle obeziteye yönelik hizmet sunumunda multidisipliner bir bakış açısının benimsenmesi ve sosyal hizmet disiplininin obezite alanında daha etkin bir rol üstlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda araştırmada sosyal hizmet uygulamalarına, sağlık hizmetlerine, politikalara ve obeziteyle yaşayan bireylerle yapılacak gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmaktadır.

Ayşe Nur Boz
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin deneyimleri

Bu çalışma evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin deneyimlerini öğrenmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda kurum aracılığıyla ve kişilerarası evlat edinme yoluyla evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerle görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma tekniklerinden amaçlı örnekleme metodu tercih edilmiştir. Evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma özneleri, dosyalarını görmek isteyen ve sosyal medya yoluyla ulaşılan araştırmanın amacına uygun bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya gönüllü olarak katılan 16 birey ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile oluşturulmuştur. Veriler tematik analiz yöntemi kullanılarak, MAXQDA Pro 20'ye aktarılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda biyolojik aile-çocuk-evlat edinen aile üçgeni, evlat edinmeyle geç yüzleşme, baş etme yöntemleri ve evlat edinme modeline yönelik görüş ve öneriler, araştırmanın temaları olarak keşfedilmiştir. "Biyolojik Aile-Çocuk-Evlat Edinen Aile Üçgeni" isimli ilk tema, evlat edinilen bireyin, biyolojik ailesi ve evlat edinen ailesi arasındaki karmaşık ilişki ağını ve "Evlat Edinilmeyle Geç Yüzleşme" olan ikinci tema, evlat edinmenin geç keşfedilmesi durumunda bireyin yaşadığı süreci, "Baş Etme Yöntemleri" olan üçüncü tema, evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin baş etme yöntemlerini ve "Evlat Edinme Modeline Yönelik Görüş ve Öneriler" olan dördüncü tema ise görüş ve önerileri incelemektedir. Araştırmada, evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin çocukluk dönemlerinde evlat edinen aileleriyle sağlıklı ilişkiler kurdukları sonucuna ulaşılmıştır. Evlat edinen bazı ailelerin çevreden etiketlenmemek ve damgalanmamak sebebiyle sürekli taşındıkları sonucu ortaya çıkmıştır. Evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin evlat edinilme olgusuna ilişkin olumlu bakış açıları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca katılımcılar, evlat edinilme bilgisinin hangi yaşta öğrenilmesi gerektiğine ilişkin farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bunlar çocuklukta söylemek, ergenlikte söylemek, yetişkinlikte söylemek ya da bu bilgiyi hiç söylememek olarak belirtmişlerdir. Araştırmanın sonucunda, evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin evlat edinilme gerçeğini tesadüfi, nüfus kayıtlarından, çevre tarafından gibi farklı yollarla öğrendikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu bireylerin evlat edinilme bilgisini aldıktan sonra kabullenme, sosyal çevreden destek alma, profesyonel desteğe başvurma, aktiviteler yapma ya da zararlı davranışlara yönelme gibi baş etme stratejileri kullandıkları görülmüştür. Evlat edinildiğini yetişkinlik çağında öğrenen bireylerin evlat edinilme gerçeğini öğrendiklerinde farklı tepkiler verdikleri sonucu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu bireylerin evlat edinen aileleri ile iletişimlerinin değişmediği, aynı zamanda biyolojik ailelerini merak ettikleri ve onları arama isteklerinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Evlat edinen bazı ailelerin, evlat edinilen bireylerin biyolojik ailesi iletişim kurmasına olumlu yaklaşmış ve desteklemiş, bazı ailelerin ise biyolojik ailenin evlat edinilen bireye zarar vereceği endişesiyle onlarla görüşmesini istemediği, bazı ailelerin ise sürece dair kararsız kaldığı görülmüştür. Araştırmada bireylerin gerçekle yüzleşmesi sonrasında en çok duygusal desteğe ve doğru bilgiye ihtiyaçları olduğu görülmüştür. Bu durumlara yönelik katılımcılar için, destek grupları ve sosyal platformlar oluşturulması ayrıca bireysel psikolojik desteğin ulaşılabilir olması gerektiğini önermişlerdir. Ayrıca, evlat edinmenin normal bir olgu olarak karşılanabilmesi için tv ve sosyal medya programlarının arttırılması önerilmektedir.

Fatmagül Gürel
Selçuk University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Grupla sosyal hizmet müdahalesinin gençlerin yas şiddeti, yası yeniden anlamlandırma ve umutsuzluk düzeylerine etkisi

Bu araştırmanın amacı kendisi için önemli birini kaybeden üniversite öğrencilerine uygulanan grupla sosyal hizmet müdahalesinin yaşanan yasın şiddeti, yası yeniden anlamlandırma düzeyi ile umutsuzluk düzeyine etkisinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini kayıp ve yas nedeniyle psikososyal destek almak için başvuruda bulunan lisans düzeyinde üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Araştırmanın deney grubuna 7, kontrol grubuna ise 10 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri temel yas unsurları ölçeği, yas ve anlamı yeniden yapılandırma envanteri ve Beck umutsuzluk ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Nitel veriler ise araştırmacı tarafından oluşturulan 8 haftalık yas destek müdahale grubu oturumlarındaki anlatımlardan elde edilmiştir. Elde edilen nicel veri setleri SPSS 26.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Nitel veri çözümlemesi MAXQDA 2020 programı kullanılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın nicel bulguları sonucunda, gruplarla sosyal hizmet müdahalesi deney grubunda yer alan yas sürecindeki üniversite öğrencilerinin temel yas unsurları ölçek puanları, yas ve anlamı yeniden yapılandırma envanteri ile Beck umutsuzluk ölçeği puanlarının kontrol grubunda yer alan öğrencilerin puanlarına göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde farklılaştığı ve bu farkın deney grubunda yer alan katılımcılar lehine olduğu görülmüştür. Grupla sosyal hizmet müdahalesinin yasla ilgili semptomları hafifletmede işlevsel olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Araştırmanın nitel bulguları ışığında kayıptan sonraki yaşam süreçlerinin kayıp yaşamış bireyler için müdahale edilmesi önemli bir alan olduğu; ölenin yaşı ve ölen kişiyle olan ilişkilerin yas sürecini etkileyen faktörler arasında yer aldığı; sosyal destek, dini inançlar ve kişisel güçlerin önemli baş etme araçları olduğu; bireysel hedeflere sahip olmanın ve sorumluluk almanın yasın yeniden anlamlandırmasında etkili olduğu; grup çalışmasının sosyal destek ve farkındalık sağlama gibi kazanımları olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda yas sürecindeki üniversite öğrencilerine ve bu öğrencilere sunulacak psikososyal destek hizmetlere, psikososyal destek sağlayan ruh sağlığı çalışanlarına ve politika üreticilere yönelik önerilere yer verilmiştir.

Grup odaklı sosyal hizmet
Merve Tekin
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmış erkeklerin kimlik ve yakın ilişki deneyimleri: Duygu odaklı çift kuramı çerçevesinde inceleme

Bu araştırma, boşanmış erkeklerin geçmiş evliliklerinde benliklerini ve yaşadıkları yakın ilişkilerini nasıl algıladıklarının ve bu algının ilişki örüntülerine etkisinin konu edinildiği nitel bir araştırmadır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden biri olan olgubilim (fenomenoloji) deseninden yararlanılmıştır. Araştırmada, boşanmış erkeklerin evlilikte kimlik ve yakın ilişki algılarının derinlemesine incelenmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışma, amaçlı örneklem yöntemlerinden olan ölçüt örneklem ve kartopu örneklem yöntemlerinin kullanımı ile ulaşılan, boşandıkları tarihin üzerinden en az 1 yıl en fazla 5 yıl geçmiş olan ve Türkiye'de yaşayan 19 boşanmış erkek ile yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından literatür taraması yapılarak hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler sonucunda elde edilen verilerin analizi, MAXQDA programından yararlanılarak tematik analiz yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Analiz sonucunda, evlilikte kimlik, boşanmış erkek olmak, yakın ilişki dinamikleri ve beğeni olmak üzere dört ana tema belirlenmiş ve bu temalar, ilgili literatür ve duygu odaklı çift kuramı çerçevesinde yorumlanarak tartışılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlardan hareketle birey ve aileye yönelik sosyal hizmet müdahale ve destek hizmetlerine, sosyal hizmet programlarına, sosyal hizmet eğitimine ve gelecek araştırmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.

Boşanmış erkeklerHegemonik erkeklikKadın-erkek ilişkileri+1
Kübra Ekmen
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden madde bağımlısı kadınlar

Bu araştırma madde bağımlısı kadınların yaşadıkları süreçleri sosyal hizmet uzmanlarının perspektifinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda nitel yöntem ve tekniklerinden olan yorumlayıcı fenomenolojik yöntemden yararlanılmıştır. Katılımcılar, amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiş; bu kapsamda, madde bağımlılığı alanında kadınlarla çalışan sosyal hizmet uzmanları tercih edilmiştir. Ulaşılması güç katılımcılara erişimde ise kar topu yöntemi kullanılmıştır. Araştırma Konya ve Ankara il merkezleri ve ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya madde bağımlısı kadınlarla en az bir yıl çalışmış sosyal hizmet uzmanları dahil edilmiştir. Araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uygun 17 araştırma öznesi ile yarı-yapılandırılmış görüşme yönergesinden yararlanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri MAXQDA 2024 programı kullanılarak tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda "kadın bağımlıların madde kullanım süreçleri", "kadın bağımlıların tedavi süreçleri", "bağımlılıkla baş etme mekanizmaları", "kadın madde bağımlılığına ilişkin öneriler" olmak üzere dört ana tema ortaya çıkmıştır. Araştırma bulguları, kadınların madde kullanımına başlama süreçlerinin çoğunlukla aile içi şiddet, sosyal baskı ve psikolojik travmalar gibi hem toplumsal hem bireysel etkenlerle şekillendiğini göstermektedir. Bağımlılık, kadınların aile yaşantısı, iş hayatı ve sosyal ilişkileri üzerinde derin yıkımlar yaratmakta; özellikle annelik rolleri, ekonomik bağımsızlık ve toplumsal kabul gibi alanlarda ciddi kayıplara neden olmaktadır. Tedavi sürecinin sürdürülememesinde motivasyon eksikliği, hizmetlere erişimde yaşanan güçlükler, toplumsal cinsiyet temelli damgalanma ve güvenlik kaygıları belirleyici unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Kadınların profesyonel destek alma yolundaki ilk adımları çoğunlukla dışsal faktörlere bağlıyken, tedavinin devamlılığı ve başarısı daha çok içsel motivasyona dayanmaktadır. Ancak bu süreçte başvurulan başa çıkma yöntemlerinin çoğu yetersiz ve uzun vadeli başarı sağlayamayan stratejilerden oluşmaktadır. Sosyal destek mekanizmaları, bireysel değerlerle yeniden bağ kurma ve aileden sağlanan destek, iyileşmeyi destekleyen en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu bulgular, kadınlara özgü ihtiyaçlara cevap verebilecek, travma duyarlılığı yüksek ve bütüncül hizmet modellerine olan gerekliliği açıkça ortaya koymaktadır.

Selen Yönet Aktaş
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli göçmen kadınlarda travmanın etkisi ve travmayı deneyimleme

Savaş, göç, tecavüz gibi travmatik stres yaratan olayların sonuçlarından en çok hassas gruplar etkilenmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve dezavantajlı olma durumu düşünüldüğünde kadınların göç öncesi, göç sırası ve sonrasında maruz kaldıkları travma sonucunda işlevsellikleri zedelenebilmektedir. Travma sonrası ortaya çıkan problemlerin hem psikolojik hem de sosyal boyutu bulunmaktadır. Göç'e ve savaşa dair travma kaynaklı problemlerin incelenmesi ve boyutsal olarak değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilen bu çalışmanın literatürde bulunan göçmen travması kategorisindeki kadın odaklı bakış açısı eksikliğini gidermesi beklenmektedir. Araştırmada göçmen kadınların yaşadıkları travma durumunun ortaya konulması, sonrasında gelişen psikolojik, ruhsal sıkıntıların tanımlanması ve destek mekanizmalarının değerlendirilmesi hem nicel hem de nitel yöntemlerin kullanılmasını gerektirmiş ve araştırmanın metodu karma yöntem olarak belirlenmiştir. Bu araştırma kapsamında İstanbul ilinde ikamet eden göçmen kadınlara kar topu örneklem yöntemi ile ulaşılıp, karma yöntem metodlarından olan açıklayıcı ardışık desen gereği ilk aşama olan nicel kısımda 484 kişiyle görüşülmüş, travma ve depresyon belirtileri gösterdiği nicel yönetmlerle belirlenmiş 20 kişiyle ise araştırmanın ikinci aşaması olan nitel kısım tamamlanmıştır. Araştırma sonucunda; Suriyeli kadın göçmenler üzerinde, depresyonun, travma ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileri üzerinde etkisi olduğu, Türkiye'de geçirilen zamanın artmasının ve Türkçe biliyor olmanın Suriyeli göçmen kadınların psikolojik durumları üzerinde olumlu bir etkisi olduğu ve yaşanılan travmatik olayların ağırlıklı olarak iç savaş kaynaklı olduğu görülmüştür. Elde edilen verilerin sistemli analizi ve analizlerin; ekolojik, ayrımcılık-baskı karşıtı perspektifler üzerinden açıklanması ile göç ve göçe bağlı travmanın psikososyal etkileri görünür kılınmıştır.

Uzay Geysu Yaşa
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Eş şiddeti mağduru kadınlar için bir sosyal hizmet müdahalesi olarak bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programı

Kadına yönelik şiddetin en yaygın türü olan eş şiddeti, çeşitli psikolojik sıkıntılara neden olarak kadınların yaşam kalitelerini ve işlevselliklerini ciddi derecede etkileyebilen önemli bir toplum sağlığı meselesidir. Şiddet mağduru kadınların psikolojik sağlıklarının korunması ve sürdürülmesi için çeşitli müdahalelerle psikososyal hizmet ve destek sağlanması gerekmektedir. Klinik sosyal hizmet uzmanları, diğer uygulamalara nispeten daha etkili ve aynı zamanda kısa süreli ve daha az maliyetli olan bilinçli farkındalık temelli uygulamaları kullanarak kadınların psikolojik sıkıntılarını hafifletebilir ve yaşam kalitelerinin iyileştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu bağlamda, araştırmanın amacı, eş şiddeti mağduru kadınlar için uyarlanmış bir bilinçli farkındalık temelli psikoeğitim programı (BFTP) uygulamak, programın kadınların stres ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) düzeylerinde anlamlı bir değişiklik oluşturup oluşturmayacağını incelemek ve kadınların sunulan programla ilgili deneyimlerini keşfetmektir. Karma yaklaşımın benimsendiği bu çalışma, randomize ön test-son test kontrol gruplu bir araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Toplamda 31 kadından oluşan örneklem, rastgele seçilerek 16 kişilik müdahale ve 15 kişilik kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Müdahale grubu sekiz haftalık BFTP programına dâhil olurken kontrol grubunda yer almıştır. Araştırmanın nicel verileri için Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5) ölçme araçları, ön test-son test olarak kullanılmıştır; araştırmanın nitel verileri içinse müdahaleden sonra açık uçlu sorulardan oluşan Bireysel Görüşme Formu kullanılmıştır. Nicel verilerin analizi için bağımsız t-test ve ANCOVA testleri, SPSS programıyla yapılmıştır. Nitel verilerin analizi için MAXQDA programı kullanılmıştır. Uygulanan BFTP sonrası katılımcıların stres ve TSSB belirtilerinde istatistiksel olarak kayda değer azalmalar gözlemlenmekle birlikte nitel bulgular olarak kadınlarda dinginlik, farkına varma, iyilik hali, öz-şefkat ve etkili iletişim becerileri açısından olumlu gelişmeler gözlemlenmiştir. Diğer nitel bulgular ayrıca özetlenmiştir. Sonuç olarak, uygulanan BFTP programının şiddet mağduru kadınlarda olumlu etkiler yarattığı belirlenmiştir. Bu alanda BFTP uygulamalarını kapsayan araştırmaların çoğalmasının, klinik sosyal hizmet çalışmalarına önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.

PsikolojiSosyal hizmetler
Kübra Dölek
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Hafif zihinsel engelli gençlerin self-determinasyon (Öz-belirleme) deneyimleri: Fenomenolojik bir çalışma

Öz belirleme, öz belirtim, yaşam sorumluluğunu üstlenme veya kendi kaderini tayin ifadeleri ile kullanılan self-determinasyon, engelli bireylerin kendi yaşamlarının belirleyicisi olma hakkı ve bu yöndeki bilgi, beceri ve inançlara dayalı eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde self-determinasyon konusunun, engellilik çalışmaları, özel eğitim ve sosyal hizmet alanlarında henüz yeterince ele alınmadığı görülmektedir. Bu ihtiyaçtan hareketle planlanan bu araştırmada, hafif zihinsel engelli gençlerin self-determinasyona ilişkin deneyimlerinin ve algılarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemi ve fenomenolojik desene sahip olan bu araştırmanın katılımcıları, İstanbul ilinde üç farklı özel eğitim meslek okuluna devam eden, hafif zihinsel engellilik tanısına sahip olan sekiz gençtir. Araştırma katılımcıları ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş; veriler MAXQDA Nitel Veri Analizi Programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, Kişisel Deneyimlerin Dışında Bir Kavram: Self-determinasyon, Müzakere Edil(e)meyen Bir Konu Olarak Özerklik, Kendine ve Yaşam Olasılıklarına Dair Farkındalık ve Okul Deneyimlerinde Self-determinasyon olarak adlandırılan dört ana tema oluşmuştur. Katılımcıların deneyimleri, bireysel ve bağlamsal etkenler çerçevesinde yorumlanmıştır. Sonuçlar, gençlerin self-determinasyonla ilişkili kavramlara dair gelişmiş bir algı ve kavrayışlarının olmadığını; kişisel, sosyal ve eğitimsel alanlarda self-determinasyon olanaklarından yoksun olduklarını ve self-determinasyonu yeterince deneyimleyemediklerini göstermiştir.

Güntülü Tercanlı Metin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algıları ve kadına yönelik şiddet tutumları arasındaki ilişki

Toplumsal cinsiyet; biyolojik cinsiyete bağlı oluşan ve biyolojik cinsiyetlere toplum ve kültür tarafından yüklenen anlam, rol, beklenti, davranış örüntüsü ve sorumluluklardır. Toplumsal cinsiyet, eşitsiz güç ilişkilerine neden olmaktadır. Toplumsal cinsiyet normlarına göre kadınlar erkeklerden daha güçsüz olup erkeklere itaat etmek, aile içerisindeki bakım sorumluluğunu üzerine almak, kamusal alandan ziyade özel alanda yer almak, kamusal alanda yer alacaklarsa bile erkeklerden daha düşük pozisyon ve ücretlerde çalışmaya razı olmak durumundadır. Kadınların toplumsal cinsiyete göre erkeklere kıyasla toplumun daha alt kesiminde yer almaları kadına yönelik şiddeti ortaya çıkarmaktadır. Sosyal hizmet uzmanları kadına yönelik şiddet alanının başat meslek elemanlarındandır. Sosyal hizmet uzmanlarının mesleki uygulamalarının, toplumsal cinsiyet algılarından ve kadına yönelik şiddet tutumlarından etkilenebilme olasılıkları bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algıları ve kadına yönelik şiddet tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Türkiye genelinde gerçekleştirilen araştırmaya toplam 480 sosyal hizmet uzmanı katılım sağlamıştır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacının hazırlamış olduğu anket formu, Altınova ve Duyan (2013) tarafından geliştirilen Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Tektaş, Işık, Aslan, & Kanbay (2017) tarafından geliştirilen İSKEBE Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS23 paket programıyla çözümlenmiştir. Araştırmada sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algılarının ve kadına yönelik şiddet tutumlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sahibi olma, lisansüstü eğitime sahip olma gibi değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algısı olumlu düzeydedir. Sosyal hizmet uzmanlarının kadına yönelik şiddet tutumu ise olumsuz olup uzmanlar kadına yönelik şiddete karşıdırlar. Sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algıları ve kadına yönelik şiddet tutumları arasında ilişki orta düzeyde pozitif yönlü ilişki saptanmıştır. Sosyal hizmet eğitiminin, sosyal hizmet uzmanlarının toplumsal cinsiyet algıları ve kadına yönelik şiddet tutumlarını farkındalık seviyelerini artıracak şekilde olumlu olarak şekillendirdiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler Sosyal hizmet, toplumsal cinsiyet, kadına yönelik şiddet

Bilge Güneş
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yerel halk ve Suriyeliler: Altındağ olayları çerçevesinde nitel bir çalışma

Bu çalışmanın amacı Ankara Altındağ bölgesinde yaşayan yerel halk ile Suriyeli göçmenlerin birbirleri hakkındaki algılarını öğrenmek ve Altındağ Olaylarının büyümesinin altında yatan nedenleri anlamaktır. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu örnekleme kullanılmıştır. Bu kapsamda Altındağ Olaylarının gerçekleştiği Önder Mahallesi ve çevresinde yaşayan 20 Suriyeli, 13 Türk ve o bölgede görev yapan 4 meslek profesyoneli ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Kişisel bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanan veriler MAXQDA programı yardımıyla çözümlenmiştir. Araştırma verileri "Suriyelilerin Türkiye Deneyimleri", "Altındağ Olaylarına İlişkin Değerlendirmeler", "İki Halkın Birbirine İlişkin Düşünce ve Algıları" ve "Birlikte Yaşama Üzerine Öneriler" olmak üzere 4 ana tema, 12 alt tema ve 36 kategoriden oluşmaktadır. Suriyeli göçmenlerin Altındağ bölgesine gelmesiyle yerel halk ile Suriyeliler arasında ticari rekabet artmış, Türklerin yerine Suriyeliler işe alınmaya başlanmış, ev kiralarında artış meydana gelmiş ve çevrede muhtaç Türkler olmasına karşın yardım eli Suriyelilere uzatılarak yerel halk ikinci plana atılmış, bu durum bölgede hiyerarşik bir güç mücadelesini ortaya çıkararak Altındağ Olaylarının temeli atmıştır. Öte yandan gençlerin okullara devam etmemeleri ve ailelerinden yeterli ilgi görmemeleri suça karışmalarında etkili olmuş, yerel halk ve Suriyeli göçmenlerin aynı bölgede yaşayıp birbirleriyle temasta bulunmamaları birbirlerine karşı önyargı ve olumsuz düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmuş, provokatör gruplar ise bu önyargı ve düşmanlıktan faydalanarak Altındağ Olayların büyümesini sağlamıştır. Bunların yanı sıra Suriyeli göçmenlerin medyadaki "günah keçisi" temsilleri, çeşitli dezenformasyonlar ve önyargılar da genel manada yerel halkı Suriyelilere yönelik olumsuz etkilemiş, tüm bu etkenler birleşerek göçmen karşıtlığını oluşturmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda iki halkın birbirine ilişkin düşüncelerini iyileştirmek, iki halkın ilişkilerini bozan etkenleri ortadan kaldırmak ve Altındağ Olayları tarzı olayların yeniden yaşanmaması adına sosyal hizmet bakış açısıyla öneriler sunulmuştur.

Erman Alpagut
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne-baba ve öğretmenlerin akran zorbalığı deneyimleri ve sosyal hizmet

Bu çalışma anne-baba ve öğretmenlerin ortaokulda yaşanan akran zorbalığı deneyimlerini ortaya koymak için yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda nitel yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri ortaokulda çocuğu olan 23 ebeveyn ve ortaokulda öğretmenlik yapan 15 branş ve rehber öğretmen olmak üzere 38 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamada ve oluşturmada fenomenolojik yaklaşımdan yararlanılmış ve araştırma özneleri ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma verilerinin tematik analizleri MAXQDA 2022 programı kullanılarak yapılmıştır. Yapılan analizlere göre toplam 4 ana temaya ulaşılmıştır. Bunlar sırasıyla öğretmenlik ve ebeveynlik algısı, anne-baba ve öğretmenlerin gözünden akran zorbalığı, anne-baba ve öğretmenlerin zorbalık deneyimleri, anne-baba ve öğretmenlerin zorbalığın çözümü ve önerileri hakkında düşünceleridir. Analiz sonucunda anne-baba ve öğretmenlerin akran zorbalığını iki taraflı ve çözülmesi güç bir yara tanımlanmış, zorbalığın bireysel ve toplumsal nedenleri belirtmiş, zorbalığın onlarda ve çocuklarda bıraktığı olumsuz etkileri, onların soruna yaklaşımı ve çözüm önerilerine yönelik sonuçlara ulaşılmış ve bu yetişkinlerin sorunun anlaşılması ve çözümünde önemleri ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre akran zorbalığı yaşamın her noktasında vardır ve akran zorbalığının bir tarafı da anne-baba ve öğretmenlerdir. Araştırmaya katılan yetişkinlere göre akran zorbalığının tüm formları deneyimlenmiştir özellikle de siber zorbalığa ve şaka zorbalığına bir kayma söz konusudur. Zorbalık davranışı farklı yerlerde ortaya çıksa da daha çok okulda gözlemlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre zorbalığın ortaya çıkmasında ve önlenmesinde anne-baba ve öğretmenlerin payı son derece yüksektir. Araştırma sonuçları ışığında okul sosyal hizmeti olarak ekosistem yaklaşımı bakış açısına göre akran zorbalığının derinliğinin anlaşılması, nedenlerinin etraflıca anlaşılması için mutlaka anne-baba ve öğretmenlerin deneyimlerine odaklanan çalışmalar yapılmalıdır. Ayrıca anne-baba ve öğretmenlerin deneyimlerine daya çözüm stratejileri ve önerileri mutlaka dikkate alınmalı ve soruna daha bütüncül ve etkili bir yaklaşım olabilmesi için de okul sosyal hizmetinin okullarda aktif hale getirilmesi konusunda çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı, sosyal hizmet, okul sosyal hizmeti, nitel araştırma

Akran zorbalığıSiber zorbalıkSosyal hizmetler
Zafer Aslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı refahı alanında önleyici sosyal hizmetler: Gündüz bakım hizmetlerinin incelenmesi

Türkiye'de yaşlı refahını arttırmaya yönelik çeşitli hizmetler sunulmaktadır. Ancak bu hizmetler genellikle "bakım" odaklıdır. Bu durum çalışmanın çıkış noktasını oluşturmaktadır. Araştırmanın temel amacı, Türkiye'de yaşlı refahı alanında önleyici sosyal hizmet modellerinden biri olan gündüz bakım hizmetlerine dair mevcut durumu bu hizmetlerden faydalanan, faydalanabilecek durumda olup faydalanmayarak kurum temelli bakım hizmetlerinden faydalanan ve yaşlı refahı alanında çalışanların gözünden ortaya çıkarmaktır. Karma yöntem deseni kullanılan bu araştırmada Aydın ve Çanakkale illerindeki Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı gündüz bakım merkezlerinden hizmet alan ve bu hizmetlerden faydalanabilecek durumda olup faydalanmayan 300 yaşlıya anket ve Başarılı Yaşlanma Ölçeği (BYÖ) uygulanmıştır. Veriler SPSS ile analiz edilmiş frekans analizi, aritmetik ortalama, standart sapma ki kare analizi, Kruskal Wallis ve Man Whitney U testleri kullanılmıştır. Nitel aşamada, gündüz bakım hizmetlerinden faydalanan 17 yaşlı, kurum temelli bakım hizmetlerinden faydalanan 12 yaşlı ve bu alanda hizmet sunan 7 kişi olmak üzere toplamda 36 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler MAXQDA aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada gündüz bakım hizmetlerinden faydalanan yaşlıların çoğunlukla kadın ve dul olduğu; güçlük yaşanan konuların başında alışveriş olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların ölçek puanlarının cinsiyet, gelir getirici bir işte çalışma, gelir, sosyal güvence, aynı ilde ikamet eden çocuğu bulunması, engel, hizmetlere ilişkin bilgi, gündüz bakım hizmetlerinden faydalanma, geliri değerlendirme, çocuklarla görüşme sıklığı, beraber yaşanılan kişi ve temel ihtiyaçların karşılanmasında zorluk yaşama değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Çocuk sahibi olma, kronik hastalık, medeni durum, geçim sıkıntısı çekme değişkenlerine göre anlamlı fark bulunmadığı açığa çıkarılmıştır. Gündüz bakım hizmetlerinden faydalanan yaşlıların ölçek puanlarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaşlıların yalnızlık, yemek yapma güçlüğü vb. nedenlerle gündüz bakım hizmetlerinden faydalanırken yanlış bilgiye sahip olma, hizmetlerin sürekliliğinden endişe duyma, kalacak yerin olmaması ve kurum dışında hayatın daha pahalı olması gibi nedenlerle gündüz bakım hizmetlerinden faydalanmayı tercih etmedikleri açığa çıkarılmıştır. Araştırma sonucunda sosyal modele dayanan bir gündüz bakım hizmet modeli önerisi sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Yaşlanma, Yaşlı Refahı, Başarılı Yaşlanma, Önleyici Sosyal Hizmet, Gündüz Bakım Hizmeti

Betül Tamkoç
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağırlar topluluğunun ayrımcılığa uğrama deneyimleri ve güçlendirilmesi

Yaklaşık 3,5 milyon işitme engelli olduğu tahmin edilen ülkemizde işitme engelliler veya Sağır topluluğuna mensup olan bireylerin birçoğunun Türk İşaret Dili ile iletişim kurmadığı, bazılarının cihaz veya koklear implant ile işitebilirken bazılarının yaşlılık sürecinin getirdiği işitme kaybına sahip olduğu bilinmektedir. Sağır bireyleri diğer işitme kaybına sahip bireylerden ayıran temel nokta, biyolojik olarak doğuştan veya çok erken yaşta işitme kaybına sahip olmaları, dolayısıyla toplumun genelinden farklı ortak bir iletişim dillerinin olması (işaret dili) ve Sağır topluluğunu bir araya getiren diğer kültürel unsurlardır. Bu sebeple, Sağır topluluğuna dair özelliklerin bilinirliği ve Türkiye'deki görünümünün anlaşılabilmesi için bu unsurların bilinmesi önem arz etmektedir. Ulusal ve yerel düzeyde kabul gören ortak bir işaret dili ile iletişim kuran, bu dil ile şekillenen ortak bir yaşam tecrübesine ve bu bağlamda aidiyet hissedilen ortak kültüre sahip işitme kayıplı bireyler ve onlarla kolaylaştırıcı, hak savunucu, aile üyesi ve diğer bağlantılara sahip kişilerin oluşturduğu topluluk, Sağır topluluğu olarak nitelendirilmektedir. Sağır bireyler, işitsel-sözel dili az ya da çok kullanabilen işitme engellilere göre iletişim yöntemi farklılığı nedeniyle, daha fazla "engelli" olarak kabul edilmekte ve gündelik yaşam içerisinde birçok alanda olumsuz tutumlarla ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalabilmektedir. Sağırların Gerek kurumsal düzeyde gerekse kişisel alanlarda ne tür ayrımcılık biçimleriyle karşılaştıklarına ilişkin çalışmalar, alan yazında oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır. Bu çalışmada Sağırların bireysel olarak yaşadıkları güç ilişkilerine ilişkin deneyimler, Sağır ve işitme engelliliğe kültürel algı ve Sağırlar topluluğunu dışlayıcı toplumsal normların ortaya koyulmasında sosyal hizmet disiplini için önemli bir yaklaşım olarak ayrımcılık karşıtı uygulama ve güçlenme yaklaşımından yararlanılmıştır. Çalışma, nitel araştırma metodolojisinden yararlanılarak yürütülmüştür. Bu doğrultuda, Türk İşaret Dili ile 21 Sağır bireye yarı yapılandırılmış görüşme soruları yöneltilmiş ve katılım gösteren Sağırların cevaplarından hareketle veriler MAXQDA 2020 yazılımında tematik analiz yöntemi ile incelenmiştir. Buna göre Sağır topluluğunun ayrımcılık deneyimleri, Sağır bireylerin iletişim metotları, Türk Sağır kültürünün bileşenleri ve bu topluluğun beklentileri ortaya koyulmuştur. Buna göre Sağırlar işaret diline ve tercümanlık sistemine bağlı haksızlıklara uğrayarak, çalışma ve eğitim hayatında gerekli uygulamalardan ve yasal süreçlere erişimden mahrum kalarak, işiten toplum tarafından şüpheci davranışlara maruz kalarak ve başkasına bağımlı bir yaşam sürdürerek ayrımcılıklara maruz kalmaktadır. Bu çalışmada ayrıca işiten topluma uyum sağlama yolları ve Türk Sağır kültüründeki önemli bileşenler ortaya koyulmuştur. Sağır ebeveynlerin çocukları anlamında kullanılan CODA'ların ve tercümanların rolleri ve Sağır kimliğine atfedilen anlamlar vurgulanmıştır. Bulgulardan hareketle Sağırlar topluluğunun güçlenmemesine yönelik temel önerilerin yanı sıra bir model önerisi de sunulmuştur.

Fatmanur Alsancak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimleri: Ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet bağlamında nitel bir analiz

Dijitalleşme sürecinde yaşanan toplumsal değişimler, teknolojik ürünlerin kullanımı bağlamında yaş ayrımcılığının derinleşmesine neden olmuştur. Literatürde bu durum, dijital eşitsizlik olarak tanımlanmıştır. Bu araştırma ikinci düzey dijital eşitsizlik olarak tanımlanan kullanım eşitsizliğine odaklanmaktadır. Bu araştırmada yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik deneyimleri, ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin dijital eşitsizlik ve ayrımcılık deneyimleri açığa çıkarılarak, bu sorunlara ayrımcılık karşıtı sosyal hizmet perspektifinden çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır. Araştırmanın öznelerini yalnız yaşayan 60 yaş üstü yaşlı bireyler oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan bu çalışmada öznelere, amaçlı örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu kapsamda veriler, Ankara'da ikamet eden 20 özneyle, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler MAXQDA 2020 programıyla tematik olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları; "Yaşlanmanın Teknolojiyle İlişkisine Yönelik Düşünceler", "Dijital Eşitsizlik ve Ayrımcılık Deneyimleri" ve "Dijital Becerilerin Geliştirilmesiyle İlgili Düşünceler" başlıklı temalarla sunulmuştur. Bulgular referans alınarak dijital eşitsizlik deneyimlerinin; ayrımcılık içeren olumsuz söylemlere maruz kalma, unutkanlık, tehlikeli durumlarla karşılaşma ve zarar görme korkusu, yetiştirilme tarzı ve güvenlik gereksinimi gibi kategoriler çerçevesinde şekillendiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca dijital becerilerin geliştirilmesi ve yapabilirliklerle ilgili düşüncelerin olumlu yönde olduğu, yaşlı bireylerin dijital okuryazarlık eğitimleri konusunda istekli oldukları görülmüştür. Araştırma sonucunda, farklı gereksinimleri karşılayacak şekilde ve dijital uçurumun kapanması amacıyla tasarlanan eğitsel faaliyetler yoluyla, yaşlı bireylerin sosyalizasyonlarının sürdürülmesine ve demokratik katılımın sağlanmasına yardımcı olacak öneriler geliştirilmiştir.

Beyza Kaptan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılıkta sosyal dışlanma ve yoksulluk ile başa çıkmak: Sosyal hizmet perspektifinden bir değerlendirme

Araştırmada yaşlı bireylerin sosyal dışlanma ve yoksulluk durumlarının ve bunlarla başa çıkmaya dair özelliklerinin ekolojik sosyal hizmet perspektifinden analizinin yapılması amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma deseni ve ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Zonguldak ili merkez ilçesi ve merkez ilçeye bağlı belde/köylerde ikamet eden 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerden seçilmiştir. Tabakalı basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen katılımcıların 317'si merkez ilçeye bağlı mahallelerden 83'ü ise merkez ilçeye bağlı belde ve köylerden seçilmiştir. Çalışmada katılımcıların ekolojik sosyal hizmet perspektifinden mikro, mezo, ekzo ve makro düzeyde özelliklerini belirlemeyi amaçlayan "Görüşme Formu" ile "Yaşlılarda Sosyal Dışlanma Ölçeği" ve "Yoksulluk Algı Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışma verilerinin analizi IBM SPSS Statistics 26 ve IBM SPSS Amos 23 programlarında yapılmıştır. Yaşlı bireylerin sosyal dışlanma durumları ve yoksulluk algıları ekolojik sosyal hizmet perspektifi bağlamında oluşturulan model kapsamında belirlenen mikro, mezo, ekzo ve makro düzeydeki birtakım özelliklerinden etkilenmektedir. Mikro düzeyde özellikler kapsamında yüksek gelire sahip olan, sağlık durumu iyi olan, fiziksel aktivite yapan ve yaşlı dostu koşullarda barınan yaşlıların daha az çok boyutlu sosyal dışlanma ve yoksulluk yaşadıkları belirlenmiştir. Mezo düzeyde özellikler kapsamında aile üyeleriyle sosyal etkinliklere katılan, aile üyeleri tarafından ihmal edilmeyen, arkadaşı olan, tüketim harcamalarından kısıntı yapmak zorunda kalmayan ve yaşlı dostu bir çevrede yaşayan yaşlıların daha az çok boyutlu sosyal dışlanma ve yoksulluk yaşadıkları belirlenmiştir. Ekzo düzeyde özellikler kapsamında kamusal hizmetlere erişebilen, kamusal hizmetlerin kapsamının ve kamusal hizmet binalarının yaşlıların gereksinimlerine uygun olduğunu düşünen, yerel yönetim hizmetlerinden memnun olan, sosyoekonomik hakları hakkında bilgi sahibi olan ve sosyal yardımları yeterli bulan daha az çok boyutlu sosyal dışlanma ve yoksulluk yaşadıkları belirlenmiştir. Makro düzeyde özellikler kapsamında ise toplumda yaşlılara yönelik olumlu tutum olduğunu düşünen, yaşlı ayrımcılığına uğramayan, sosyoekonomik imkânlara erişme noktasında herkesle eşit fırsatlara sahip olduğunu düşünen ve sosyal politikaların yaşlı bireyleri koruyacak şekilde düzenlendiğini düşünen yaşlıların daha az çok boyutlu sosyal dışlanma ve yoksulluk yaşadıkları belirlenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler doğrultusunda ekolojik sosyal hizmet perspektifi çerçevesinde yaşlılıkta sosyal dışlanmayı ve yoksulluğu azaltacağı ve yaşlı bireylerin sosyal dışlanma ve yoksulluk ile başa çıkma becerilerini geliştireceği düşünülen mikro, mezo, ekzo ve makro sistemlere yönelik müdahale, hizmet, uygulama ve politika önerileri oluşturulmuştur.

Cihangir Karakaya
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ülke içi yerinden edilenlerin deneyimleri ve psikososyal gereksinimleri

Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaklaşık kırk yıldır silahlı çatışmalar devam etmektedir. 1984'ten beri devam eden çatışmalar bu iki bölgede yüz binlerce insanın yerinden edilmesine neden olmuştur. 2015-2016 yıllarında kentsel alanlara sıçrayan çatışmalar nedeniyle kent içinde yerinden edilme olgusu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın iki amacı bulunmaktadır. Çalışmanın birinci amacı, çatışmalar nedeniyle yerinden edilen kişilerin, çatışma ve şiddet ortamında yerinden edilmeyi nasıl deneyimlediklerini, karşılaştıkları sorunları, ihtiyaçları ve göç sonrası yaşam zorluklarını keşfetmektir. Çalışmanın ikinci amacı ise çatışma ve şiddet ortamından dolayı yerinden edilenlerin travmatik olaylara maruziyetleri ve olaydan etkilenme düzeylerini belirlemektir. Çalışma, karma yöntem araştırması ile yapılmıştır. Çalışmanın sahası Diyarbakır kent merkezinde yerinden edilmenin yaşandığı Sur ilçesi olarak belirlenmiştir. Nitel boyutta Sur ilçesinde 27 kişi (15 erkek ve 12 kadın) ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerçekleşmiştir. Nicel boyutta ise 219 kişiden veri toplanmıştır. Veriler, Olayların Etkisi Ölçeği, Travmaya Maruziyet Ölçeği ve Sosyodemografik Form aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen nitel verilerin çözümlenmesi kodlamalar şeklinde yapılmış, nicel verilerin çözümlenmesinde ise SPSS 26 programından yararlanılmıştır. Yerinden edilenler başta travma olmak üzere psikolojik güçlükler; sağlık hizmetlerine ve eğitime erişim sorunları, barınma sorunu, ayrımcılık, dil zorlukları, yoksulluk ve işsizlik gibi ekonomik ve sosyal sorunlar yaşamışlardır. Yerinden edilenlere yönelik psikososyal destekler kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları aracılığıyla sınırlı bir şekilde sağlanmıştır. Ancak sağlanan psikososyal desteklerin yetersiz olduğu ve yerinden edilenlerin yeni yaşam alanlarına uyum sağlamada zorlandıkları tespit edilmiştir. Çok kültürcü ve etnik duyarlı sosyal hizmet ülke içi yerinden edilenlerin yaşadıkları sorunlar ve ihtiyaçlar için baskı karşıtı ve güçlendirici yaklaşımları temel alarak bu kişi ve grupların ruh sağlıklarını ve sosyal iyiliklerini korumalarını sağlamaktadır. Yerinden edilenlerin maddi kayıplarını telafi edecek programların oluşturulması, ekonomik, sosyal ve travma kaynaklı ruh sağlığı sorunlarının çözümü için etkin ve bütüncül politikalar geliştirilmesi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Ülke içi yerinden edilme, travmatik olaylar, travmatik belirtiler, çok kültürcü ve etnik sosyal hizmet, psikososyal güçlükler, ülke içi yerinden edilenlerle sosyal hizmet

Berhudan Şamar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin ebeveyn yabancılaştırma deneyimlerini bağlanma stilleri üzerinden keşfetmek: Bir karma yöntem araştırması

Kökenine dair izleri milattan öncesine dayanan ebeveyn yabancılaştırma sendromu Medea tragedyasında ele alınmış olmasına rağmen günümüzde halen varlığı konusunda yoğun tartışmalara maruz kalmaktadır. Konu hakkında yapılan birçok araştırma ebeveyn yabancılaştırmasının, yabancılaştıran ebeveynin hedef ebeveyne olan olumsuz duygularından dolayı kasıtlı veya kasıtsız olarak sahip olunan ortak çocuğun hedef ebeveyne karşı bir silah olarak kullanılması ve hedef ebeveynden uzaklaştırılması olarak bilinmekte olup etkileri konusunda birçok tespit gerçekleştirilmiştir. Karma desen olarak tasarlanan bu araştırmanın nicel araştırma basamağında; bireyin, tüm bireyler ile olan ilişkilerinde yönlendiricisi olan bağlanma stilinin geliştirmesi sürecinde ebeveyn yabancılaştırma deneyiminin yordayacılığını tespit etmek amaçlanmıştır. 821 üniversite öğrencisinin katılım sağladığı çalışma da Baker Strateji Soru Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II ve Üç Boyutlu Bağlanma Ölçeği kullanılmış olup analizler basit doğrusal regresyon analizi ile çözümlenmiştir. Nitel araştırma basamağında ise ebeveyn yabancılaştırmasının etkilerinin keşfedilmesi için 11 katılımcının deneyim sürecindeki esnasında ve deneyim sonrasındaki düşünceleri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığı elde edilmiş ve MAXQDA 24 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonrasın da ebeveyn yabancılaştırma deneyimine maruz kalan bireylerin kaygılı ve kaçıngan bağlanma stili geliştirmelerinde ebeveyn yabancılaştırmasının etkisinin varlığı tespit edilmiş olup deneyim sahibi olan bireylerin deneyim sürecinde en yoğun olarak yabancılaştıran ebeveyn tarafından hedef ebeveyne yönelik karalama davranışı ile karşılaştıkları ve deneyim sonrasın da ise gerçeği keşfederek yabancılaştıran ebeveynlerine karşın yoğun bir kızgınlık ve kendi yaşantılarından dolayı kendilerine üzüldükleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca deneyimlenen ebeveyn yabancılaştırmasından dolayı, bireyin kişisel gelişimini etkilediği, romantik ilişkilerine olumsuz yansıdığı ve ebeveynlerine olan bakışlarının değiştiği tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen çalışma sonrasın da ebeveyn yabancılaştırması deneyimlediğini düşünen bireylerin ebeveyn yabancılaştırması konusuna hakim klinik sosyal hizmet uzmanından danışmanlık almasının oluşmuş ve oluşabilecek olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi yönünden yararlı olacağı önerilmektedir. Ayrıca gerek adli sosyal hizmet alanından çalışan gerekse de klinik sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının; yargı sistemi çalışanı olan savcı, hakim, avukat ve diğer meslek elemanlarının ebeveyn yabancılaştırmasının önemi ve bireyin yüksek yararı ilkesi gereğince uygulama ve kararları noktasında gerekli eğitimleri edinmelerinin ve bu konuda üniversite birimlerinin ve akademisyenlerin öncül rol oynamaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Yabancılaştırması, Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu, Bağlanma Stili, Boşanma, Boşanma Sonrası, Sosyal Hizmet

Güvenli bağlanmaGüvensiz bağlanmaKaygılı ve kaçınan bağlanma
Mustafa Adıbatmaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet uzmanlarının karşılaştıkları güvenlik riskleri

Güvende olma, insanın en temel ihtiyaçları arasında yer almakla birlikte içinde yaşadığımız ve çalıştığımız ortam çeşitli güvenlik risklerini de beraberinde getirmektedir. Her ne kadar mutlak güvenlik ideal olarak hedeflense de alınan tedbirler güvenlik risklerinin makul seviyede tutulmasını ve kabul edilebilir seviyede risklerle çalışmayı mümkün kılmaktadır. Alanyazında çeşitli sektörlerdeki çalışanların yaşadıkları güvenlik risklerine ilişkin kapsamlı araştırmalara rastlanırken, risk altındaki nüfus gruplarına hizmet veren sosyal hizmet uzmanlarının karşılaştıkları güvenlik risklerine ilişkin yeterli sayıda çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle hazırlanan tez çalışmasında tıbbi, adli, kadın, çocuk ve yaşlı alanlarında çalışmakta olan sosyal hizmet uzmanlarının iş kaynaklı olarak kuruluş içinde ve dışında, mesai saatleri içinde ve özel yaşamlarında karşılaştıkları iş kazalarının, stres ve şiddet unsurunun dâhil olduğu güvenlik risklerinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Güvenlik risklerini doğrudan deneyimlemiş kişilere ulaşarak, deneyimleri arka planlarıyla birlikte derinlemesine inceleyerek sistematik şekilde sunmayı amaçlayan bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak hazırlanmıştır. Her bir alandan 10, toplamda 50 sosyal hizmet uzmanı ile yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yöntemi ve Maxqda nitel veri analizi programı kullanılarak anlamlı şekilde temalar altında bir araya getirilmiştir. Çalışma sonucunda sosyal hizmet uzmanlarının araçsal ve çevresel risklerden ziyade müracaatçılar, müracaatçı yakınları ve kuruluş çalışanları ve yöneticileri gibi beşeri unsurlardan kaynaklanan güvenlik riskleriyle karşılaştıkları belirlenmiştir. Müracaatçı ve müracaatçı yakınları kaynaklı olarak sözlü ve duygusal şiddet; kuruluş çalışanları ve yöneticileri kaynaklı olarak ise mobbing, yasal yaptırım tehdidi ve danışmanlığa erişememe şeklinde gerçekleşen güvenlik riskleri, görece hayati risk taşımamaktadır. Ancak bu durumun uzun vadede çalışanların iş stresini arttırdığı ve duygusal anlamda zorlanmalarına neden olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sosyal hizmet uzmanlarının ev ziyaretleri gibi öngörülemeyen alanlarda agresif müracaatçılarla çalışabilmeleri nedeniyle kendilerini güvende hissetmedikleri, kendi cinsiyet, yaş ve çalışma deneyimi özelliklerinin; müracaatçının ise sosyo-kültürel özelliklerinin güvenlik risklerini etkilediği belirlenmiştir. Teknolojik cihazların kullanımının, çiftler halinde çalışmanın, kişisel güvenlik tedbiri geliştirmenin ve yasal yaptırım uygulanmasının hissedilen güvenlik risklerinin azaltılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Sosyal hizmet uzmanları
Bahadır Dinç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Madde bağımlısı ebeveynle yetişmiş bireylerin çocukluk yaşantılarına ilişkin deneyimleri

Bu çalışma, ebeveynleri madde bağımlısı/kullanıcısı olan bireylerin çocukluk dönemine ilişkin yaşadıkları sorunları ekolojik sistemler yaklaşımını kullanarak görünür kılmayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yönteminin fenomenoloji yaklaşımı kullanılarak tasarlanmıştır. Bu kapsamda ebeveynleri Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM Semt Polikliniği'nden hizmet alan 16 özne ile yarı-yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler MAXQDA Analytics Pro 2020 programı kullanılarak tematik analizle analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda madde bağımlısı ebeveynle yetişmenin bireylerin aile hayatlarına ve aile içi ilişkilerine, sosyal çevreleriyle olan ilişkilerine ve okul çevreleriyle olan ilişkilerine olumsuz etkileri olduğu bulunmuştur. Madde bağımlısı bir ebeveynle yetişen bireylerin aile içi iletişimlerinin kötü olduğu; aile içi şiddetin tanığı ya da mağduru olduğu; uyum gerektiren yeni durumlarda ebeveynlerin madde kullanımını artırdığı; ebeveyn sorumluluklarının çocuklar tarafından üstlenildiği yani çocukların ebeveynleştiği; çocukların madde kullanan ebeveynlerine karşı utanç-öfke-kaygı gibi karmaşık duygular hissettikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Madde bağımlılığının tedavisinde, yalnızca madde bağımlısı bireyle çalışmak aile sisteminin gözden kaçmasına neden olabileceğinden, yapılacak tüm çalışmalarda aile sisteminin göz önünde bulundurulması ve aileye bu alanda uzmanlaşmış meslek profesyonellerince destek verilmesi önerilmektedir.

Semra Özkan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Malul gazilerin deneyimlerinin orduda sosyal hizmet bağlamında, sağlamcılık ve hegemonik erkeklik açısından değerlendirilmesi

Ataerkil sistem içerisinde ve askeri kültür etkisiyle yetiştirilen erkeklerin, askerlik deneyimleri esnasında yaralanarak gazi olmalarının ardından yaşamlarına engelli bireyler olarak devam etmeleri yaşantılarında bir kriz durumu yaratabilmektedir. Bu araştırmanın amacı malul gazilerin terörle mücadele sonrası deneyimlerini anlamaktır. Araştırma kapsamında bu deneyimler sağlamcılık ve hegemonik erkeklik perspektifinde ele alınmıştır. Araştırma öznelerini Ankara'da yaşayan ve 'malul gazi' ünvanı almaları ardından 1 yıl geçmiş bireyler oluşturmaktadır. Nitel araştırma deseniyle tasarlanan bu çalışmada öznelere, amaçlı örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Bu kapsamda veriler, Ankara'da ikamet eden 23 özneyle, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler tematik olarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları; "Gazilerin Gaziliği ve Engelliliği Anlamlandırma Biçimleri", "Gazilerin Maluliyet Deneyimleri" ve "Gazilerin Baş Etme Mekanizmaları" olmak üzere üç tema altında sunulmuştur. Bu bağlamda gazilerin yaşadıkları ani değişimi kabullenmeleri konusunda zorlanabildikleri, resmi prosedürler ile ilgili güçlükler yaşayabildikleri, sağlık, ekonomik ve psikolojik temelli çeşitli güçlüklerle karşılaşabildikleri, aile yaşantılarının etkilenebildiği ve toplumsal yaşamın aktif bir katılımcısı olurken zorlanabildikleri sonuçlarına ulaşılmıştır. Öznelerin mevcut baş etme mekanizmaları değerlendirilmiş olup karşılaştıkları güçlüklerle daha etkin baş etme mekanizmaları gerçekleştirebilmelerini amaçlayan önerilerde bulunulmuştur.

Janserey Kalmuk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlerde teknoloji bağımlılığın yordayıcılarının ve etkilerinin karma yöntemle incelenmesi

Teknoloji bağımlılığı olgusu günden güne daha fazla sayıda ergenin yaşamını biyo-psiko-sosyal olarak etkilemektedir. Bu çalışma ergenlerin teknoloji kullanımlarının belirlenmesi, teknoloji kullanımının yordayıcılarının ve etkilerinin keşfedilmesi, Türkiye genelinde ergenlerin teknoloji bağımlılığı ve yordayıcılarının etkisini ortaya koymak ve ergenlerden teknoloji bağımlılığına yönelik farkındalık geliştirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Karma yöntem keşfedici desen ile yürütülen araştırmanın nitel kısmında 25 ergen, yedi öğretmen ve sekiz ebeveynle görüşmeler gerçekleştirilmiş, nicel kısmında ise 1971 öğrenci ile anket çalışması yapılmıştır. Nitel bulgular ergenlerin cinsiyetlerinin, yaşlarının, serbest zaman faaliyetlerinin, akademik başarılarının öz-denetim düzeylerinin, problem çözme becerilerinin teknoloji bağımlılığı üzerinde etkileri olduğu, teknoloji kullanımlarının biyolojik, psikolojik, sosyal ve akademik yönden yaşantılarına olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bunlara ek olarak nicel bulgular da kız öğrencilerin erkeklere, yaşı yüksek olanların düşük olanlara, akademik başarısı yüksek olanların düşük olanlara, ruhsal hastalığı olanların olmayanlara kıyasla teknoloji ve sosyal medya bağımlılıklarının yüksek olduğunu ortaya koymaktadır. Aile aidiyeti, okula aidiyet, aileden algılanan sosyal destek, özdenetim becerileri ve problem çözme türleri teknoloji ve sosyal medya bağımlılığının yordayıcılarıdır. Ayrıca bu çalışmada teknoloji bağımlılığı yüksek düzeyde olan 13 öğrenci ile 7 oturumluk bir grup çalışması gerçekleştirilmiştir. Grup çalışmasının ergenlerin öz-denetim düzeylerini artırdığı, teknoloji ve sosyal medya bağımlılıklarında değişiklik görülmediği sonucuna ulaşılmıştır. Ergenlerin öz-farkındalık, öz-denetim geliştirmeleri, sosyal becerilerinin arttırılması, bilinçli teknoloji kullanım davranışı kazanmaları için psikolojik danışmanlık ve rehberlik servisi, öğretmenler ve ailelere büyük roller düşmektedir. Bu kapsamda ebeveynlerin dijital ebeveynlik rolleri kazanmaları, eğitim müfredatlarının ergenlerin ihtiyaç ve gelişim dönemi özelliklerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi, okullara sosyal hizmet uzmanlarının atanması, ergenlerin isteklerine uygun erişilebilir serbest zaman faaliyetlerini gerçekleştirebilecekleri fiziki alanların oluşturulması önerilmektedir.

Beyza Yılmaz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de iklim ve çevre göçmenlerinin karşılaştıkları sorunların tespiti ve ihtiyaçlarının analizi

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de iklim ve çevre göçmenlerinin göç öncesi, sırası ve sonrası süreçte karşılaştıkları sorunları ve bu süreçteki ihtiyaçlarını tespit etmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum çalışması kullanılmıştır. Çalışma grubunu Türkiye'de deprem, baraj projesi, sel sebebiyle göç eden 63 birey; belediye ve sivil toplum kuruluşlarında çalışan 43 birey olmak üzere toplam 106 kişi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı, iki ana grup için oluşturulan iki farklı yarı-yapılandırılmış görüşme formudur. Çalışma, her bir alt grubun dahil edilme kriterlerine uygun olarak seçilen 16 ilde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler, teknik düzenlemelerin ardından Maxqda nitel veri analiz programına işlenmiş ve tema, kategori, kodlara ayrılarak analiz edilmiştir. Ayrıca tespit edilen ihtiyaçlardan ön plana çıkanların saptanması amacıyla veriler, ikinci bir analize tabi tutulmuştur. Göçmenlerin elde edilen sonuçlar; göçmenlerin göç sürecinde ekonomik, psikolojik, ruhsal, kültürel, toplumsal ve temel ihtiyaçların karşılanamaması gibi sorunlarla karşılaştıklarını göstermektedir. Ayrıca göçmenlerin göç sürecindeki temel ve bireysel ihtiyaçlarının yanı sıra arama-kurtarma, hizmetlerin sunumu, teknolojik olanaklardan yararlanma, koordinasyon ve iletişim süreci ile ilgili ihtiyaçlarının olduğu saptanmıştır. Kurum ve kuruluşlarda görev yapan çalışanlardan elde edilen sonuçlar; belediye ve sivil toplum kuruluşlarının ekonomik ve idari alanda sorunlar yaşadıklarını ve hizmet verdikleri gruplara bireysel, lojistik ve temel ihtiyaçların giderilmesine yönelik destekte bulunduklarını ortaya koymaktadır. Bulgulara yönelik yapılan ikinci değerlendirmede ise yaşamı sürdürme ve koruma ihtiyacıyla ilgili ihtiyaçların ön plana çıktığı saptanmıştır. Araştırma sonuçlarına dayanılarak, iklim ve çevre göçmenlerinin ihtiyaçlarının karşılanmasında karşılaşmış oldukları sorunların çözümüne yönelik sosyal hizmet odaklı destek sistemlerinin oluşturulması önerilmektedir. Bu tür hizmetlerle göçmenlerin sorunlarından hareketle ihtiyaçlarının çözümüne yönelik kapsamlı bir destek ağı oluşturabilir, bu da onların ekonomik, psikolojik, kültürel ve toplumsal ihtiyaçlarının daha etkin bir şekilde karşılanmasını sağlayabilir.

Düzensiz göçUluslararası göçYasadışı göç+2
Hüseyin Doğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Çocuk yoksulluğunu anlamak: Mardin örneği

Bu araştırma, yoksulluğun çocuk refahı üzerindeki etkilerini ve sonuçlarını, temel haklar ve yapabilirlik yaklaşımı çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması deseni kullanılarak gerçekleştirilmiş ve araştırma grubunu 13 çocuk, 12 ebeveyn ve 35 profesyonel oluşturmuştur. Veriler, her grup için ayrı tasarlanan yarı yapılandırılmış görüşme formları ile toplanmış, ardından MAXQDA 2020 nitel veri analiz programı aracılığıyla tematik analiz sürecine tabi tutulmuştur. Analiz sonucunda "çocuk yoksulluğunun boyutları", "çocuk yoksulluğunun nedenlerine yönelik algılar", "yoksulluğun çocuklar üzerindeki etkileri: riskler ve hassasiyetler", "çocuk yoksulluğunun sonuçları ve çocukların yaşadığı zorluklar", "mücadele yöntemleri ve verilen hizmetler" ile "çocuk yoksulluğunun azaltılması ve sona erdirilmesine yönelik görüşler" başlıkları altında temalar belirlenmiştir. Araştırma bulguları, çocuk yoksulluğunun hem maddi bir boyutu hem de çok boyuttan oluşan bir yapısı olduğunu ortaya koymaktadır. Çocuk yoksulluğunun; yapısal, ailevi, bireysel ve kaderci nedenleri bulunmakla beraber bu nedenlerin temelde yapısal nedenlere dayanmakta olduğu görülmüştür. Öte yandan yoksulluğun çocuk refahı üzerinde çocuk işçiliği, suça sürüklenme, bağımlılık ve istismar gibi etkiler oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca yoksulluğun çocuklar üzerinde biyopsikososyal sonuçlar doğurduğu belirlenmiştir. Çocuklar ve ebeveynler, yoksullukla mücadelede farklı yöntemler geliştirirken; kurum ve kuruluşlar da çocuklara ve ailelere yönelik geliştirilen hizmet modelleriyle destek vermektedir. Bu kapsamda; yoksulluğun bağımlılık oluşturucu etkisini azaltmak için ailelerin güçlendirilmesi; koruyucu, önleyici ve iyileştirici hizmetlerin arttırılması; sosyal politika ve uygulamalarda hayırseverlik anlayışından hak temelli bir anlayışa dönüşümün gerçekleştirilmesi, politika ve araştırmalarda çocuk katılımının sağlanması önerilmektedir.

Çocuk haklarıÇocuk refahıÇocuk yoksulluğu
İslam Akçe
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle mücadele: Ankara Bilkent Şehir Hastanesi örneğinde sorunlar ve çözümler

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, soruna etki eden çok boyutlu değişkenleri ile 21.yy'ın önemli toplumsal sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiddet olgusunun karmaşık dinamikleri ve sağlık hizmetlerinin hassasiyetinin bir araya gelmesi ile sadece güvenlik tedbirleri ile çözüme ulaştırılamayan dirençli bir yapı halini almıştır. Sorunun çözümüne ilişkin ülkemizde son on beş yıldır çeşitli adımlar atılmakla birlikte yaşanan şiddet olaylarının sıklığında ya da ciddiyetinde azalmadan bahsetmek maalesef güçtür. Bu araştırma ile sağlıkta şiddet sorununun çözüme dirençli bir yapı göstermesindeki nedenler, soruna etki eden faktörler, şiddetin etkileri ve sorunun çözümüne ilişkin yapılması gerekenler, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi örneğinde sorgulanmaktadır. Çalışmada karma araştırma yöntemi benimsenmiş olup araştırmanın nicel aşamasını 2022 ve 2023 yıllarında hastane içerisinde çalışanlara yönelik gerçekleşen şiddet olaylarına dair kayıtların analizi oluşturmuştur. Bu bağlamda, 2 yıl boyunca gerçekleşen 623 şiddet vakası ve bu olaylarda mağdur olan 752 çalışan incelenmiştir. %91 ile olayların tamamına yakını sadece sözel şiddet içermiş olup olayların üçte biri acil servislerde gerçekleşmiştir. Şiddet en fazla hekimlere yönelmiş; fiziksel şiddete erkek sağlık çalışanları, sözel şiddete ise kadın sağlık çalışanları daha sık maruz kalmışlardır. Araştırmanın nitel aşamasında, şiddete maruz kalmış 22 sağlık çalışanı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışanların maruz kaldıkları şiddet deneyimine ilişkin tecrübeleri ile görüşleri alınmış; ülkemizde görülen sağlıkta şiddet sorununun nedenleri, sonuçları ve sorunun çözümüne ilişkin düşünce ve önerileri sorgulanmıştır. Yapılan görüşmelerden sağlık çalışanlarının, sağlıkta şiddet sorununu geniş bir çerçeveden ele aldıkları, toplumda görülen sorunlardan bağımsız değerlendirmedikleri anlaşılmıştır. Sağlıkta şiddetin en önemli sonucu, kalifiye sağlık çalışanı iş gücünün kaybedilmesi ve sunulan sağlık hizmetinin kalitesinin düşmesi olarak öne çıkmıştır. Mevcut uygulama ve önlemlerin sorunun temelinde yatan değişkenlere odaklanmadığı, şiddet yaşandıktan sonra yapılan müdahalelerin ise şiddeti azaltmadığı görülmüştür. Sorun ile mücadelede farklı kurum ve kuruluşların ortaklaşa müdahalelerine ihtiyaç duyulduğu, sadece güvenlik tedbirleri ya da ön görülen cezai yaptırımlardaki artırımların yeterli olmadığı görülmüştür. Toplumdaki sağlık okuryazarlığını artırıcı çalışmalar, çalışanlara yönelik ise iletişim, stres yönetimi ve gerilimi azaltma teknikleri konularında hizmet içi eğitimlere ihtiyaç öne çıkmıştır.

Hikmet Cansın İşçi
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Espor endüstrisi içinde yer alan aktörlerin gündelik deneyimlerinde esporu anlamlandırmaları

Rekabetçi video oyunlarının profesyonel biçimde oynanması ile şekillenen elektronik spor (espor) gençlerin her geçen gün daha fazla rağbet ettiği bir alan haline gelmektedir. Rekabetçi video oyunları konusunda belli ölçülerde yetenek ve başarıya sahip kişiler espor endüstrisi içinde yer almak ve bu endüstrinin sunduğu fırsatlardan faydalanmak amacıyla büyük bir çaba sarf etmektedirler. Bu çalışmada espor endüstrisi içinde yer alan aktörlerin gündelik deneyimlerinde esporu nasıl anlamlandırdıkları ve nasıl konumlandırdıkları üzerine odaklanılmıştır. Espor endüstrisi içinde bulunan aktörlerin gündelik yaşamlarında espor hangi anlamlara karşılık gelmektedir, hangi motivasyonlarla nasıl bir deneyime konu olmaktadır ve en nihayetinde espor bu aktörlerin gelecek planlarında nasıl bir rol oynamaktadır sorularına cevap aranmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen ile yürütülen bu araştırmada 12 espor profesyoneli, 2 sosyal hizmet uzmanı, 1 psikolog ve 1 üniversite topluluğu yöneticisi olmak üzere toplamda 16 kişiyle görüşülmüştür. Hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş, espor merkezlerine yapılan çoklu ziyaretlerde gözlem yapma imkanı elde edilmiştir. Esporun özellikle bu işi profesyonel olarak yapma çabası içinde bulunan aktörler için hayatın tam merkezinde bulunan, eğlencenin yanı sıra sorumluluğu da barındıran, heyecanıyla birlikte stresiyle de baş etmeyi gerektiren bir olgu olduğu bulgulanmıştır. Yapılan tematik analiz sonucunda anlam, biyografi, aile, eğitim ve kariyer olmak üzere 5 ana tema kapsamında bulgular özetlenmiştir. Esporun gençlerin hayatında katkılarıyla birlikte potansiyel ve mevcut sorun alanlarına yer verilmiştir. Espor endüstrisi içindeki aktörlerin ilişkide oldukları sistemlerin birbiriyle etkileşimleri doğrultusunda deneyimlerden elde edilen bulgular mikro, mezo ve makro boyutlarıyla tartışmaya açılmıştır. Aile gibi mikro sistemlerden politika gibi makro sistemlere kadar sistemlerin birbiriyle irtibatlarının aktörlerin espor deneyimini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmuştur.

Gamze Yalçın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

6 Şubat depremleri sonrası Ankara'ya göç eden kadınların toplumsal cinsiyet bağlamında deneyim ve ihtiyaçları

Bu araştırmanın amacı, 6 Şubat depremlerinden kurtularak Ankara'ya göç eden kadınların toplumsal cinsiyet bağlamında deneyim ve ihtiyaçlarını keşfetmektir. Bu amaç doğrultusunda 6 Şubat depremlerini deneyimlemiş, travma sonrası stres bozukluğu tanısı konulmamış, birinci derecede yakınını depremde kaybetmemiş, afet nedeniyle yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalarak zorunlu göç ile Ankara'ya gelen 34 Türkiye kökenli kadınlar ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler, MAXQDA Pro 2020 programı kullanılarak refleksif tematik analiz ile çözümlenmiştir. Çözümlemeler sonucunda "Deprem Bölgesinde Kadın Deneyimleri ve Toplumsal Cinsiyet İhtiyaçları", "Kadınların Depremin Ardından Göç ve Yeniden Yerleşme Deneyimleri: Uzun Dönemli Toplumsal Cinsiyet İhtiyaçları" ve "Kadınların Afet Sonrası Yaşadıkları Sorunların Çözümüne ve İhtiyaçlarının Karşılanmasına İlişkin Değerlendirmeleri" olmak üzere 3 ana temaya ulaşılmıştır. Kadınların depremin ardından bakım yüklerinin arttığı, ataerkil kodlarla beslenen mahremiyet ve güvenlik endişesi duydukları, su ve hijyene erişemedikleri, uygun yaşam koşullarına sahip bir barınma yerine ihtiyaç duydukları ve bölgeye ulaştırılan yardımlarda insan onuruna yakışmayan muameleye ve toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılığa maruz kaldıkları görülmüştür. Zorunlu göç ile yerleştikleri şehirlerde ise sosyal dışlanma ve baskıya maruz kaldıkları, bakım yüklerinin devam ettiği, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle iş hayatına katılamadıkları, toplumsal cinsiyet temelli şiddete maruz kaldıkları, psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları ortaya çıkmıştır. Afetlere ilişkin tüm politika ve hizmetler toplumsal cinsiyete duyarlı olarak ve kadınların hakları gözetilerek geliştirilmelidir. Bu tezin, deprem nedeniyle göç etmek zorunda kalan kadınların seslerinin duyulması ve sosyal hizmet perspektifinden toplumsal cinsiyet ihtiyaçlarının görünür kılınması açısından literatüre önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir.

Zeynep Şener
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Zihinsel engelli bireye sahip ailelerin ihtiyaç örüntülerinin incelenmesi

Bu araştırmada, zihinsel engelli bireye sahip ailelerin dört farklı yaşam döngüsünde tespit edilen ihtiyaçlarını Max-Neef'in "İhtiyaç Teorisi" kapsamında ele alınmış, bu ailelerin yaşantılarını, karşılaştıkları güçlüklerle baş etme stratejilerini belirlemiş ve bu bağlamda sosyal hizmet açısından çözüm önerilerini ortaya koymaya çalışılmıştır. Nitel desende tasarlanmış olan bu araştırma fenomonolojik yaklaşımı temel almıştır. Araştırma 2020 yılı Haziran ve Temmuz ayları arasında amaçlı örneklem yoluyla Türkiye genelinde seçilmiş öznelerle online görüşmeler yoluyla gerçekleştirilmiştir. Zihinsel engelli bireyi olan 18 aileden 24 katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla veriler toplanmış, veriler tematik analiz ile çözümlenmiştir. Veriler kendisi de bir zihinsel engelli çocuğa sahip araştırmacının yaşam deneyimleriyle birlikte nitel analiz kullanılarak çözümlenmiş ve araştırmada dört ana tema ortaya çıkmıştır. Bunlar doğum anı ve bebeklik, çocukluk, eğitim ve istihdam olarak ifade edilebilir. Max-Neef'in "İhtiyaç Teorisi" nin varoluşsal ve değer bilimsel kategorilerine göre doğum anı ve bebeklik dönemindeki ihtiyaçlar (bilgi ihtiyacı, şok, kabullenme, reddetme ve destek mekanizmaları) varoluş (being) ve anlama ihtiyacı; çocukluk dönemi ihtiyaçları (yakın çevre ve toplumsal destek ile kreş ve anaokulu) sahip olma (having) ile koruma ihtiyacı; eğitim döneminde (özel eğitim, örgün eğitim ve RAM) yapma (doing) ve anlama ihtiyacı, son olarak istihdam aşamasında (yakın çevre, toplumsal alan ve kurumsal birimlerde deneyimler) etkileşim (interacting) ve anlama ihtiyacı olarak tespit edilmiştir. Çalışmada ihtiyaçlar analiz edilmiş, zihinsel engelli bireye sahip ailelerin aile yaşam döngüsüne göre tespiti yapılan ihtiyaçlarının karşılanması için sosyal hizmet ekolojik yaklaşımı temel alınıp ihtiyaçları kapsamında çevresi içinde bireye ve ailesine özgü uygulama ve öneriler geliştirilmiştir.

Ömer Köseoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de okul çağındaki Suriyeli çocukların eğitim ve uyum sorunları: Okul sosyal hizmeti model önerisi

Bu araştırmada 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşından sonra Suriye'den Türkiye'ye başlayan yoğun göç neticesinde artan göçmen çocuk nüfusuyla birlikte eğitim çağındaki Suriyeli göçmen çocukların okullaşma durumları ve eğitim sistemine uyum süreçleri, John Berry'nin Uyum Teorisi ışığında azınlık ve dominant grup davranışları açısından incelenmiştir. Nitel bir araştırma olan bu tez çalışmasında veriler 42 katılımcıdan; 5 devlet okulunda ve 1 Geçici Eğitim Merkezi'nde (GEM) bulunan öğrenci, öğretmen, okul yöneticileri ve 4 farklı bölgeden Altındağ (Siteler), Keçiören, Çubuk ve Sincan ilçelerinde ikamet eden velilerle yapılan derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde ilk olarak Türkiye'de okul çağında Suriyeli göçmen çocukların okullaşma durumları nitelik ve nicelik açısından incelenmiştir. İkinci olarak çocukların okullaşma süreçlerindeki eğitim sistemine uyum durumları incelenmiştir. Okullaşma ve uyum sürecinde azınlık grubu oluşturan göçmen çocuk ve ailelerinin Berry'nin Uyum Teorisi'ne göre ayrışma ve marjinalleşme davranışları sergilediği, dominant grubu oluşturan yerli çocukların ve ailelerin ise dışlama ve ayrımcılık davranışları gösterdiği yapılan saha çalışmasında tespit edilmiştir. Bulguların üçüncü bölümünde ise okullaşma ve uyum sürecini artırmaya yönelik makro-mezzo ve mikro stratejiler incelenmiştir. Bu stratejiler analiz edildiğinde azınlık grubun entegrasyon ve uyum çabalarının yanında dominant grubun eritme potası (melting point) davranışını yoğun olarak sergilediği görülmüştür. Son olarak tüm bu okullaşma ve uyum çabalarına yönelik stratejilerin daha kurumsal ve sistematik ilerleyebilmesi açısından sosyal hizmet mesleğinin neler yapılabileceği üzerinde durulduğunda okullarda birer "Okul Sosyal Hizmeti Birimi" kurulması önerilmiştir. Okul sosyal hizmet biriminde çalışacak uzmanlar ile okullaşma ve uyum sürecinde birimin makro-mezzo ve mikro düzeyde yapabileceği müdahaleler üzerinde durulmuştur.

Murat Akyokuş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanser hastalarına bakımverenlerin psikososyal sorunları ve başetme becerilerinin incelenmesi

Kanser, teşhis, tedavi, bakım ve sürekli kontrol işlemleri ile hastayı bakım ve desteğe bağımlı kılan zorlu bir süreçtir. Kişi bu süreçleri yaşarken eş, çocuk, birinci ve ikinci derece yakınlarının bakım ve desteğini almak zorundadır. Bu bakımverenler hastanın yaşadığı sorunların nesnel ve duygusal yüküne doğrudan maruz kalmaları nedeniyle birçok fiziksel, ekonomik ve psikososyal sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarına bakımverenlerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu sorunlarla başetmek için kullandıkları mekanizmalar hakkında bilgi edinilerek sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına bilgi oluşturmaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada bakımverenlere yönelik genel bir kanıya ulaşmak için "genel tarama yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada bakımverenlerin yaşadığı sorunları ve başaçıkma tarzlarını etkileyen çok sayıdaki değişkenlerin varlığını ve derecesini tespit etmek için "ilişkisel tarama metodu" kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Ankara'da Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların bakımverenleri oluşturmaktadır. Veriler, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyon onayından sonra, bakımverenlere yönelik hazırlanan Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başaçıkma Ölçeği aracılığıyla toplam 322 bakımverenden toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; bakımverenin sosyo-demografik özellikleri ile hasta ve hastalık sürecine ilişkin faktörlerin bakımverenin depresyon düzeyine ve stresle farklı başaçıkma tarzlarının benimsenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında bakımverenlerin kurumsal olarak hizmet odağına alınması, ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar kapsamında farklı ölçeklerde önerilerde bulunulmuştur.

Bakım verenlerBakım verme yüküBaşa çıkma+6
Zübeyir Dedeoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de yaşayan Suriyeli gençlerin sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, özyeterlik algısı ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi

Mevcut araştırmada Suriye İç Savaşı nedeniyle Türkiye'ye göç eden 15-24 yaş aralığındaki Suriyeli gençlerin sosyokültürel yapılarının betimlenmesi ve çeşitli sosyokültürel değişkenler ekseninde sosyal işlevsellik, yaşam kalitesi, algılanan özyeterlik ve psikolojik iyi oluş halinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda karma metodolojiye uygun olarak tasarlanan araştırma sürecinin nicel bölümünde Suriyeli gençlerin sosyokültürel değişkenlere göre ilgili bağımlı değişkenlerin ne derece farklılaştığı incelenmiştir. Nitel bölümde ise Suriyeli gençlerin Türkiye'ye göç sonrası sosyokültürel yapılarında meydana gelen değişimleri nasıl algıladıkları ayrıntılandırılmış, ayrıca nicel bölümden elde edilen bulguların detaylandırılması sağlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın nicel bölümü için 368 Suriyeli gençle görüşülmüş, sosyodemografik ve sosyokültürel değişkenleri içeren anket formu, sosyal işlevsellik anketi, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü İyilik Hali İndeksi ve Genel Özyeterlik Ölçeği aracılığıyla veriler toplanmıştır. Nitel bölümde ise 28 Suriyeli gençle yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda Suriyeli gençlerin genel olarak düşük yaşam kalitesine sahip olduğu, kadınların ise erkeklerden daha düşük sosyal işlevselliğe, yaşam kalitesine, psikolojik iyi oluş düzeyine ve özyeterlik algısına sahip olduğu keşfedilmiştir. Suriyeli gençlerin büyük oranda kayıtdışı olarak çalışmaları, hane gelirinin düşmesine ve yaşam kalitelerinin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Öte yandan geçici koruma statüsü ile herhangi bir statüsü olmayan gençlerin, Türk vatandaşı olan Suriyeli gençlere oranla Türkiye'deki hizmetlere daha az erişebildikleri, Türklerle daha az etkileşim kurabildikleri, daha fazla ayrımcı uygulamalara maruz kaldıkları ve daha olumsuz koşullarda yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Savaşta yakınlarını kaybeden Suriyeli gençlerin de hâlihazırda psikososyal desteğe ihtiyaç duydukları araştırma sürecinde elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır. Suriyeli gençlerin Türk okullarındaki dil eğitiminden fazlaca yakındığı görülmüştür. Bu çerçevede okullarda verilen dil eğitimlerine verilen önemin artırılması, Suriyeli çocuk ve gençler için de ilk ve ortaöğretimin zorunlu olması, okullarda öğretmenlere yönelik bilinç artırıcı uygulamaların gerçekleştirilmesi önerilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan gençlerin önemli bir kısmının Suriye'ye dönmek istediğini ifade etmesi nedeniyle Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkinin güçlendirilmesi önerilmiştir.

GençlerPsikolojik iyi oluşSuriyeliler+6
Süleyman Soyhanoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Afgan refakatsiz çocukların ve gençlerin dayanıklılıklarının ve yapabilirliklerinin incelenmesi: Türkiye'den deneyimler

Araştırmanın amacı Afgan refakatsiz çocukların ve gençlerin karşılaştıkları zorluklar karşısında nasıl hayatta kaldıklarını anlamaya çalışmaktır. Araştırmacının güçler perspektifini benimseyerek çıktığı yolda, araştırmanın kuramsal temelleri dayanıklılık ve yapabilirlikler yaklaşımı üzerine inşa edilmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak deneyimler keşfedilmeye çalışılmıştır. Amaçlı örneklem stratejilerinden farklılıklar içerisindeki ortaklığı anlayabilmek için maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılmıştır. Ek olarak kartopu örneklemesi ile alanında deneyimli meslek elemanlarına erişilmiştir. (Farklı) kurumlarda ve illerde refakatsiz çocuklarla çalışma deneyimi olan 16 meslek elemanı ve çocuk koruma sistemine eriş(e)memiş 12 Afgan refakatsiz gençle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın verileri ATLAS.ti nitel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Tematik analiz ile sırasıyla açık, eksen ve seçici kodlamaya göre veriler kodlanarak iki temaya ve altı kategoriye ulaşılmıştır. Temalar sırasıyla "Refakatsiz Çocukların Çocuk Koruma Sistemine Erişim Sürecinde Karşılaştıkları Zorluklar ve Sisteme Karşı Mücadele" ve "Afgan Refakatsiz Gençlerin Hayatta Kalabilme Becerileri"dir. Afgan refakatsiz çocuklar, menşe ülkelerinde yıllardır devam eden savaş ve şiddetin sonucu olan ekonomik istikrarsızlıklardan dolayı göç etmek zorunda kalırlar. Göç yolundaki kaynakları ailenin maddi desteği, yolda beraber geldikleri göçmen grupları, gıda, kolektif benlik ve (çoğu zaman geri gönderilmelerini engellediğinden) çocuk yaşta olmalarıdır. Türkiye'ye vardıklarında çocuk koruma sistemine erişemez ya da çalışabilmek için erişmek istemezler. Sisteme erişseler dahi kurumsal kapasitelerden yoksun, uygulamaların mevzuata göre yürümediği ve engellerin olduğu sınırlandırılmış yapabilirliklerle karşılaşırlar. Refakatsiz çocukların kimi zaman baskıya yol açan bu sisteme karşı mücadeleleri gerçek bilgilerini paylaşmayarak ve kurum bakımından kaçarak devam eder. Afgan refakatsiz çocuklar ve gençler, çocuk koruma sistemine eriş(e)mediklerinde çoğunlukla çocuk işçi olarak prekaritede hayatta kalmaya çalışırlar. Geride kalan aileleri ve kendileri hayatta kalabilsin diye çalışmak ve para kazanmak üzerine bir hayat kurarlar. Geride kalan ailelerine karşı devam eden sorumlulukları, farkındalıkları, öz yeterlilikleri ve homososyal dayanışma ağları dayanıklılıklarını destekler. Araştırmada (Afgan) refakatsiz çocuklara yönelik dokuz maddeden oluşan ve gelişmeye açık bir yapabilirlikler listesi önerilmiştir. Bu araştırma göç alanındaki araştırmalara ve refakatsiz çocuk koruma sistemine verilecek katkı bakımından önemlidir.

AfganlılarGöçlerPsikolojik sağlamlık+5
Sultan Ebru Bulgurcuoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet merkezlerinde hizmet kalitesinin analizi: Ankara örneği

Bu araştırmanın amacı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının en yaygın taşra kuruluşu olan sosyal hizmet merkezlerinde (SHM) verilen belirli hizmetlerin hizmet kalitesini; hizmeti alanlar, hizmeti verenler ve hizmeti yönetenlerin görüş ve değerlendirmeleri dikkate alınarak Ankara'da faaliyet gösteren dört farklı tipteki sosyal hizmet merkezi örneğinde analiz etmektir. Araştırma, Yenimahalle, Altındağ, Gölbaşı ve Çubuk'taki SHM'lerde verilen Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) hane ziyareti hizmeti, sosyal ve ekonomik destek hizmeti, aile danışmanlığı hizmeti ve şehit aileleri ve gazilere yönelik hizmetleri öncelemiştir. Araştırmada, değerlendirme araştırmalarının bir türü olan program değerlendirmesi odağında karma araştırma yöntemi uygulanmıştır. Araştırmanın nicel yöntem aşamasında, SHM'lerden hizmet alanlar (müracaatçılar) üzerinden yapılan değerlendirmede, SHM hizmetlerine uyarlanmış hizmet kalitesi anketi uygulanmıştır. Bu analiz sürecinde, SERVPERF hizmet kalitesi ölçme modeli tercih edilmiştir. Nitel aşamada ise, hizmeti verenler (Müdür yardımcısı, meslek elemanları) ve hizmeti yönetenler (Bakanlık daire başkanları, uzmanları, Ankara İl Müdürlüğü personeli) ile derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda; SHM'lerde iş yoğunluğunun fazla olduğu ve mevcut hizmetlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmada ayrıca, SHM'lerin fiziksel özelliklerinin iyileştirilmesine ihtiyaç olduğu ve SHM hizmet binalarının ulaşılabilirliğine önem verilmesi gerektiğini belirlenmiştir. SHM'lerde görev yapan meslek elemanlarının güvenilir, duyarlı ve yetkin oldukları anlaşılmış ve daha nitelikli hizmet sunumu için personelin yeterli içerikte ve sayıda gerçekleştirilecek hizmet içi eğitim programları ile desteklenmesinin ve personel arasındaki iş barışının tesis edilmesinin önem arz ettiği ortaya çıkmıştır. Hizmetlerin kalitesinin artırılabilmesi için hizmet sunumunda nicelikten çok niteliğe odaklanan bir bakış açısına ihtiyaç olduğu, Bakanlıkça belirlenen başarı ölçütlerinin ve performans göstergelerinin personelde bir aciliyet duygusu oluşturduğu ve bunun hizmet sunumunu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sosyal hizmet merkezi mevzuatının günün koşullarına göre güncellenen dinamik bir yapıya kavuşturulmasının hizmet kalitesini arttıracağı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, odağa alınan SHM hizmetlerinin kalitesine dair bulgulara yer verilmiş ve bu hizmetlerin geliştirilmesi gereken yönlerine ve kalite boyutlarına dair sonuç ve öneriler ortaya konulmuştur.

Aile danışmanlığıEkonomik destekGaziler+7
Nurettin Özden
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk vatandaşı erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evlilikler: Evlilik içi farklı aktörlerin gözünden çok eşlilik deneyimi

Bu çalışma 2011 yılında başlayan Suriye zorunlu göçü sonrasında Türkiyeli erkeklerin Suriyeli kadınlarla kurduğu çok eşli evliliklerin neden ve nasıl olduğunu anlamak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma modeliyle tasarlanan bu araştırmada, yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırmanın özneleri Türkiyeli bir kadınla resmi olarak evli iken dini nikahla Suriyeli kadınla "evlenerek" çok eşli olan Türkiyeli erkekler ve onların Türkiyeli ve Suriyeli eşleri olarak seçilmiştir. Araştırmanın verileri, Şanlıurfa, Kilis ve Hatay'da toplamda 25 kişi ile derinlemesine görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırma sonuçları, "Erkeklerin Çok Eşliliklerini Meşrulaştırma Biçimleri"; "Evlilik Pazarı ve Pazarlıklar-Evliliklerin Kurulumu"; "Çok Eşlilik Süreci: Taraflar Arası İlişkiler ve Yaşanan Sorunlar"; "Çok Eşlilik Karşısında Alınan Pozisyonlar", ana başlıkları altında yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkekler, çok eşli oluşlarını birtakım erkeklik kurguları üzerinden meşrulaştırmaktadır. Erkeklerin güç kazanımı üzerinden açıklanabilecek bu kurguların egemen erkeklik idealini tanımlamaya yönelik olduğu görülmüştür. Suriye zorunlu göçü sonrasında Suriyeli kadınların aracılar üzerinden çok eşli evliliklere dahil edildiği bir evlilik pazarının oluştuğu, bu süreçte erkeklerin egemen erkeklik kalıplarına göre pazarlıklar, kadınların da ataerkil pazarlıklar yürüttüğü görülmüştür. Evliliklerin kurulduğu süreçte ve sonrasında hem Türkiyeli hem de Suriyeli kadınların erkeklerin şiddetine maruz kaldıkları, Suriyeli kadınların Türkiye'deki hukuki statüleri ve resmi olmayan evlilikleri nedeniyle kırılganlıklarının fazla olduğu görülmüştür. Erkekler bu evliliklerini evdeki eşin birtakım kadınlık kriterlerine uygun olmadığı üzerinden açıklamışlar, bu nedenle evlilik kararında haklı olduklarını ifade ederek kendilerine istisnai olarak çok eşliliklerinin yasal olmasını talep etmişlerdir. Suriyeli kadınların resmi bir evlilik istemeyerek vatandaşlık talep etmeleri Suriyeli kadınların bu evliliklere göç ettikleri ülke ile bağ kurabilmenin bir yolu olarak baş vurduklarını göstermektedir. Çalışmanın ortaya çıkardığı sonuçlar çerçevesinde çok eşli evliliklerdeki dinamiklerin erkeklik kurguları üzerinden yeniden ele alınması, kadınların bu evliliklere dahil olma ve sonrası süreçte şiddete karşı korunmasıyla birlikte göç süreçlerindeki kadınların kırılgan yanlarının dikkate alınarak koruyucu ve önleyici politikaların geliştirilmesi gerektiği tartışılmıştır.

ErkeklerEvlilikGöçmenler+7
Nurgül Certel
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Feminist sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimleri

Bu çalışmada sosyal hizmet perspektifiyle kadınların yalnız annelik deneyimlerini nasıl pratiklerle inşa ettiğini keşfetmek amaçlanmıştır. Anneliğe ilişkin özcü yaklaşım anneliğin sosyal bir rol olarak tarihsel, kültürel ve toplumsal inşasının önüne geçmektedir. Annelik çocuğun bakım ve sorumluluğunu paylaşan rollerden bir tanesiyken boşanma sonrasında anneliğin yalnızlığıyla yüzleşilmektedir. Çalışmanın özneleri boşanma sonrası çocuğuyla yaşayan kadınlardır. Kadınların deneyimlerini başlangıç noktası kabul eden bu araştırmada feminist yöntem ve bakış açısıyla, sosyal hizmet perspektifinden yararlanılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada İstanbul'da çocuklarıyla yaşayan 18 özne ile görüşülmüştür. Özneler ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılmıştır. Araştırma verileri, MAXQDA Pro 2022 programı kullanılarak tematik kodlama yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda "Annelik Kurumundan Annelik Pratiğine", Yalnız Annelikle Yüzleşme", "Anneliğin Gizli Yaraları", "Yalnız Annelik Döngüsü" ve "Yalnız Annelikte Güçlenme" olmak üzere beş ana temaya ulaşılmıştır. Bu araştırmanın önemli sonuçlarından birisi annelik ideolojisinin boşanmış kadına karşı makbul anne söylemiyle kadın üzerindeki tahakkümü sürdürmesidir. Bununla birlikte annelik pozisyonu kadınların sosyal ve ekonomik ilişkilerinde sınırlılıklar getirmektedir. Araştırmanın bir diğer önemli sonucu yalnız annelik pratiklerinin inşasında kadınların zihinsel olarak anneliğe sıkışmasını tanımlamak üzere "annelik sancısı" kavramı geliştirilmiştir. Yalnız anneliğin döngüsel bir güçlenme süreci olduğu bir başka önemli sonuçtur. Yalnız annelikte kadınların kişisel, kültürel ilişki dinamiklerinde faillik özellikleri öne çıkarken yapısal ilişkiler karşısında daha yalnız ve edilgen kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yalnız annelik pratikleri kadınlara özgürleşme ve güçlenme alanları yaratırken, kadınların annelik kurumunun değer yargıları ile daima mücadele etmeleri gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle annelik ve babalıkta ortaklaşmayı öngören sosyal, ekonomik ve hukuksal düzlemi olan bütünlüklü sosyal politikaların hayata geçirilmesi önemlidir. Koruyucu, önleyici ve destekleyici mekanizmaların kadın deneyimini önceleyen bir tutum sergilemesi önemlidir. Bununla birlikte, yararlanıcı ve profesyonel olarak kadın nüfusunun yüksek olduğu sosyal hizmet disiplini ve uygulamasında kadınların deneyimlerini görünür ve değerli kılmak ve bu yönde sosyal hizmet uygulamalarını geliştirmek adına bu çalışmanın önemli olduğu düşünülmektedir.

Anne deneyimiAnnelikAtaerkil+6
Zülal Şahin
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadın hareketinin 1990-2020 arasındaki taleplerinin feminist sosyal hizmet bağlamında incelenmesi

Bu araştırma kapsamında Türkiye'de kadın hareketi tarihi içerisindeki kadın örgütlerinin sosyal hizmet mesleğinden taleplerini ve bu taleplere dair deneyimlerini açığa çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi kapsamında kadın hareketi tarihi, kadın hareketinin kurumsallaşması, toplumsal hareketler bağlamında sosyal hizmet uygulamaları ve kuramları, makro sosyal hizmet çalışmaları ve kadın hareketi bağlamında uygulanabilecek sosyal hizmet uygulamaları başlıklarına yer verilmiştir. Nitel desende yapılan bu araştırmada fenomenolojik yaklaşımdan yararlanılmıştır. Araştırmanın özneleri ve birincil veri kaynakları, kadınlar ve kadınların oluşturduğu örgütlü hareketin sağladığı birikimdir. Bu doğrultuda, 1990 ve 2000 yılları arasında kurulmuş Ankara ve İstanbul'da yer alan kadın örgütlerinde en az bir yıl aktif olarak karar alma mekanizmalarına katılmış 8 kadın ile görüşülmüştür. Katılımcıların yer aldığı kadın örgütleri; Uçan Süpürge Vakfı, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı, Türk Kadınlar Birliği, Dünya Kadın Yürüyüşü ve Kadın Dayanışma Vakfı'dır. Görüşmelerde, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Veri toplama süreci Covid 19 pandemisi nedeni ile katılımcıların istekleri doğrultusunda çevrimiçi görüşmeler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında ulaşılan bulgular ve sonuçlara göre kadın hareketi, Türkiye'deki tarihi boyunca kadınlar için oluşturdukları taleplerin karşılanmasında sosyal hizmet sistemi içerisindeki kurumları ve bütüncül olarak sosyal hizmet mesleğini de bir mekanizma olarak görmektedir. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan süreçte kadın hareketi sosyal hizmet mekanizmalarını kullanmak için çeşitli yöntemlere başvurmuş ve ilişkiler geliştirmiştir. Araştırma kapsamında bu ilişkilerin yıllar içerisinde değiştiği ve dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Ulaşılan sonuçlar kapsamında mikro, mezzo ve makro düzeyde öneriler geliştirilmiştir.

FeminizmKadın hareketleriKadınlar+2
Çağla Harputlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İşsizliğin üniversite mezunu genç bireyler üzerindeki psikososyal etkileri, geleceğe yansımaları ve koruyucu bir faktör olarak algılanan sosyal destek

Genç işsizliği, dünyanın her bölgesinde en temel sosyal politika alanlarından birini teşkil etmektedir. Literatürdeki pek çok çalışma, genç işsizliğinin yalnızca bir soyal sorun olmadığını, pek çok psikososyal sorunu da beraberinde getirdiğini göstermektedir. Yapılan bu çalışmada da Türkiye'deki genç işsizliğine yönelik bir projeksiyon oluşturulmaya çalışılmış, genç işsizliğinin gençler üzerindeki psikososyal sonuçlarının neler olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bununla birlikte konunun daha iyi kavranabilmesi için genç işsizliğinin nedenleri ortaya konulmuştur. Karma metot olarak tasarlanan araştırma sürecinde Ankara ili, araştırmanın evreni olarak belirlenmiş, DAS-21 Ölçeği Kısa Formu, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin kullanıldığı nicel bölümde 391 kişilik bir örneklemle çalışılmış, nitel bölümde ise 46 genç işsizle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilerek veri toplama süreci sonlandırılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde Ankara'daki genç işsizlerin üniversite tercih sürecinde yeterli rehberlik alamaması, istihdam olanaklarını düşünmeden üniversite bölüm tercihi yapmaları, lisans eğitimi sürecinde kendilerini geliştirememeleri, lisans eğitimlerinin kalabalık sınıf ortamlarında ve teorik ağırlıklı olarak gerçekleştirilmesi ile küçük şehirde yaşamalarının işsiz olmalarına yol açan en temel nedenler olduğu bulgulanmıştır. Diğer taraftan genç işsizlerin işsiz olmalarına paralel olarak depresyon, anksiyete, stres ve umutsuzluk düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu, algılanan sosyal destekle işsizliğin verdiği olumsuz duygudurumun azaldığı, işsizlik süresinin uzamasıyla psikososyal sorunların anlamlı pozitif bir korelasyona sahip olduğu, düşük sosyoekonomik koşulların ise işsizlik deneyiminin olumsuz etkilerinin gücünü artırdığı keşfedilmiştir. Gerçekleştirilen bu çalışma, genç işsizliğini sosyal hizmet perspektifiyle ele alarak literatürdeki diğer çalışmalardan ayrışmakta, sistemik bir bakış açısıyla yukarıdaki bulguların sosyal politik açıdan bir değerlendirmesini içermektedir. Buna göre; lisans eğitimi sürecinde müfredatın pratik hayata uyumunun artırılması, yabancı dil ve bilgisayar öğreniminin etkin bir şekilde eğitim sürecine içerilmesi, staj olanaklarının artırılması, sosyal olanakların lisans eğitimi sonrasında da bir süre daha devam etmesi ve istihdam planlamasının mezuniyet sayı ve ağırlığına uygun olarak gerçekleştirilmesi başlıca sosyal politika önerileri arasında yer almaktadır.

GençlerPsikososyal destekPsikososyal etkiler+6
Melih Onur Erdoğan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The roles of non-governmental organizations in social integration of refugees within the framework of ecosystem approach

The world is currently experiencing one of the most significant refugee crises since World War II, with countries forcing millions of people to flee and seek refuge in other nations. Türkiye is among the nations profoundly affected by this humanitarian exodus, hosting the largest number of refugees globally. Using semi-structured interviews, the study investigates the conceptual understanding of refugee integration among International and local NGOs. It delves into the services and support provided by these organizations to facilitate refugee integration into Turkish society. Additionally, the research uncovers the major challenges faced by NGOs and refugee and refugee children throughout the integration process, shedding light on how these NGOs navigate and address these challenges. The research findings highlight the diverse interpretations of integration existing among INGOs and NGOs, primarily grounded in the philosophy of harmonization and social cohesion. Moreover, the temporary nature of refugee regulations and the absence of any comprehensive integration policy poses challenges for NGOs in implementing programs and activities towards integration. The confluence of factors such as a shortage of funds, the impact of COVID-19, and February 6, 2023, earthquake has not only hindered ongoing integration efforts but has also compelled NGOs to redirect their focus towards addressing fundamental facilities. The study recommends a reassessment of existing refugee laws and harmonization policies, emphasizing the necessity of aligning them with the changing needs of refugees. The recommendation calls for a comprehensive and organized strategy to enhance the process of refugee integration in Türkiye. Keywords: Ecosystem Theory, INGOs & NGOs, Refugee, Social Integration, Social Work, Türkiye.

IntegrationEcosystemEmigrants+3
Sajıd Khan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ve psiko-sosyal gereksinimleri

Çocukluk çağı kanserlerinin tedavi sürecinin işleyişi detaylı bir şekilde göz önüne alındığında, çocukların tedaviye tepki vermesinde anne ve babanın çocuğun kişisel bakımındaki öz yeterliliğinin büyük bir rol oynaması beklenmektedir. Bu durumun yanında anne ve babaların kendi mental durumunun da etkilendiği görülmektedir. Diğer tüm kronik hastalıklarda da görülebileceği gibi lösemi çocukların bakım süreci oldukça zorlayıcı, tedavi ve terapiye sonuç verme süresi uzun, bakım gereksinimleri de çok boyutlu olduğundan dolayı bu süreç içerisinde anne ve babaların katılımı ve bu zorluğun beraber aşılması zorunlu bir ihtiyaçtır. Anne ve babanın öz yeterliği de çocuğa sağlanan bakımın kalitesindeki rolü çok etkili bir unsurdur. Genel olarak lösemi gibi tedavi süreci ağır geçen hastalıklarda çocukların anne ve babalarının psiko-sosyal desteğe gereksinimleri olduğu ortaya konulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ve psiko-sosyal gereksinimlerinin belirlenmesidir. Bu çalışmada araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nicel odaklı araştırma, analiz grubundaki değişkenler arasında farklılıkları ortaya çıkarmak için kullanılmaktadır. Araştırmanın evrenini Ankara İlinde LÖSEV Vakfında tedavi görmüş ve görmekte olan lösemili çocukların anne ve babaları oluşturmaktadır. Bu vakıfa kayıtlı olan 40.000'e yakın lösemili çocuk bulunmaktadır. Bu evrenden %95 güven düzeyi ve %5 örnekleme hatası ile toplam 384 anne veya baba örneklem sayısını oluşturmaktadır. Bu çalışmada verilerin toplanması için kullandığımız araçlar; araştırmacı tarafından hazırlanmış lösemili çocuklar ve anne babalarının özellikleri hakkında genel bilgiler elde etmek amacıyla "Görüşme Formu", lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesini ölçmek için "Kanserli Hastalarda Yaşam Kalitesi Ölçeği Aile Versiyonu" ve lösemili çocuğa sahip anne ve babanın psiko-sosyal gereksinimlerini belirlemek için "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde ettiğimiz verilerin normal dağılım gösterip veya göstermediğini test etmek için Kolmogorow-Smirnov analizi yapılmıştır. Veriler normal dağılım gösterdiği için, verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve pearson korelasyon analizlerinden yararlanılmıştır. Ayrıca lösemili çocuğa sahip anne ve babaların yaşam kalitesi ile psiko-sosyal gereksinimleri arasındaki ilişki için korelasyon analizinden faydalanmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi Statistical Package For Social Science (SPSS) 22.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak lösemili çocuğa sahip ebeveynlerin tedavi sürecinde fiziksel, psikolojik, sosyal, çevresel ve temel ihtiyaçlar açısından orta düzeyde sorun yaşadıkları görünmektedir. Ayrıca ebeveynlerin yarısından fazlası (%53,9) orta ve şiddetli depresyon derecesine sahip oldukları görünmektedir. Bu doğrultuda lösemili çocuğa sahip ebeveynlerin yaşam kalitesinin arttırılması ve depresyon düzeylerinin azaltılmasına yönelik güçlendirme yaklaşımı perspektifinde öneriler sunulmuştur.

Masoumeh Jangı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Teknoloji bağımlısı olan çocukların sosyal hizmet gereksinimleri (Ankara - 22 Behmen İran Okulu örneği)

Bu çalışmanın amacı teknolojiye (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlı çocukların sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesi, sosyal destek ve çocukların teknoloji bağımlılığını önleme, baş etme ve kurtulma sürecinde karşılanmamış ihtiyaçlarının giderilmesi için bir model geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda, teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerden 3 çocuk bağımlı, 6 çocuk risk grubu içerisinde ve eşik grubunda da 5 çocuk olmak üzere toplam 14 katılımcı ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Teknoloji (internet, sosyal ağlar vs.) bağımlılığı olan öğrencilerin sosyal hizmet gereksinimlerinin tespiti için ve o gereksinimleri karşılamak için model geliştirmeye çalışılmıştır ve onların ihtiyaç duydukları (veya kendileri farkında bile olmadıkları gereksinimler) konuları ayrıntılı bir şekilde sosyal hizmet perspektifinden ve disiplinine uygun irdeleyebilme açısından araştırma nitel bir yapıda tasarlanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler; Teknoloji Bağımlısı Çocukların Bireysel Danışmanlık ve Bilgilendirme Gereksinimleri, Aileleri, Arkadaşları, Okul, STK'lar ve Devlet Tarafından Karşılaşabilecek Gereksinimleri, Teknoloji Bağımlısı Çocuklara Yönelik Sosyal Politikalar ve Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Yabancılık ve Teknoloji Bağımlısı Çocuklar ve Covid-19 Pandemisi olmak üzere dokuz ana tema üzerinden analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, teknoloji bağımlılığı olan çocukların ihtiyaçlarının giderilmesinde aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet tarafından sunulan hizmetlerin yetersiz kalması ile birlikte kamu tarafından sunulan sosyal hizmet uygulamaları konusunda eksiklikler bulunduğu saptanmıştır. Ayrıca teknoloji bağımlısı çocuklar yurtdışında bulunma ve eğitime devam etme durumunda (yabancılık) ve covid-19 gibi kriz döneminde farklı zor durumlar ile karşı karşıya kalabilir ve bu gereksinimleri kendisi, sosyal hizmet uzmlanları ve diğerleri (aile, okul, arkadaş, STK'lar ve devlet) tarafından karşılanması gerekmektedir. Teknoloji bağımlılığı olan çocuklar, ihtiyaçları (sosyal hizmet gereksinimleri) olduğunu ve ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin planlanması yönündeki taleplerini dile getirmiştir. Araştırma, bu talep ve öneriler doğrultusunda sosyal hizmetin teknoloji bağımlılığı olan çocuklarda bağımlılık öncesi, bağımlılık süreci ve bağımlılık sonrası süreçlerinde önerileri ile sonlandırılmıştır. Anahtar Sözcükler Sosyal Hizmet, Teknoloji Bağımlılığı, İnternet Bağımlılığı, Çocuklarda Bağımlılık, Çocuklarla Sosyal Hizmet, Yabancı Öğrenci Çocuklar, Covid-19 Pandemisi.

BağımlılıkCOVID 19Sosyal hizmetler+5
Mohammadreza Pourakbarıannıaz
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te yaşayan Suriyeli tek ebeveyn kadınların annelik deneyimleri: Zorluklar, baş etme yöntemleri ve sosyal hizmet ihtiyaçları

Araştırmanın amacı, Türkiye'ye göç eden Suriyeli tek ebeveyn kadınların annelik deneyimlerinin menşe ülkelerindeki toplumsal ve kültürel dinamikler aracılığıyla nasıl şekillendiğini ve buna bağlı olarak göç deneyiminde yaşadıkları zorlukları ve güçlenme imkanlarını anlamaya yöneliktir. Buradan hareketle, araştırma kapsamında 16 Suriyeli tek ebeveyn kadın ile görüşme yapılarak annelik deneyimlerinin nasıl oluştuğu ve hangi iktidar ilişkilerince şekillendiği anlaşılmaya çalışılmış, göç öncesi ve göç sonrasındaki gündelik yaşamlarına etkisi eleştirel sosyal hizmet yaklaşımıyla ele alınmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda elde edilen bulgular iki ana tema altında analiz edilmiştir. (1) Toplumsal Cinsiyet Rejiminde Annelik Kimliğinin Gelişimi (2) Göç ve Boşanma Deneyimleri Sonrasında Mülteci Tek Ebeveyn Annelerin Baş Etme Mekanizmaları, Güçlenme Pratikleri ve Sosyal Hizmetlere Dair Deneyimleri. Araştırma sonucunda, görüşme yapılan Suriyeli kadınların annelik rolleri ve sorumlulukları altında inşa edilen toplumsal cinsiyet kimliklerinden kaynaklı olarak menşe ülkelerinde özel alana ait olarak tanımlandıkları, erkeğe bağımlı kılındıkları ve buna bağlı olarak sosyo-ekonomik ve psikolojik olarak çeşitli zorluklarla karşılaştıkları gündeme gelmiştir. Göç deneyiminde ise mülteci aile yaşamının çok boyutlu sorunları karşısında toplumsal cinsiyet rejiminden kaynaklı, hayatlarını idame ettirebilecek temel yaşam becerilerine yeterli düzeyde sahip olamamalarına bağlı olarak zorluklar yaşadıkları görülmüştür. Göçle birlikte toplumsal alanlarda karşılaştıkları bu sorunların üstesinden gelebilmek için ise menşe ülkelerinde toplumsal cinsiyete dayalı olarak inşa edilen annelik rollerinin dışına çıkmalarına yol açacak farklı edimlerde bulunmaları gerekmiş ve buna bağlı olarak gündelik pratiklerinde değişimler yaşandığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, kadınların Türkiye'deki gündelik yaşamlarında toplumsal cinsiyet temelinde kamusal hayatta görünür olmak, çalışma hayatına dahil olmak gibi kendi hayatlarını idame ettirebilecek kazanımlar aracılığıyla güçlendikleri tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra göç deneyiminde yerel toplum üyeleri tarafında ayrımcılığa maruz kaldıkları, boşanmış bir kadın olarak ise toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ve istismara maruz kaldıkları görülmüştür. Bu kapsamda, göç deneyiminde tek ebeveyn anne olarak karşılaştıkları çok boyutlu sorunlara ve anneliğin toplumsal cinsiyet temelinde inşasına yönelik eleştirel bir bakış açısıyla sosyal hizmet uygulamalarına dair öneriler sunulmuştur.

AnnelikBaşa çıkmaGöçler+7
Ömer Takak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Üretim işçisi evli kadınların iş ve sosyal yaşamlarının toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısıyla incelenmesi

İş yaşamı hem yaşamsal sorunların ortaya çıktığı hem de kendine has problemleri içinde barındıran bir alandır. Bu sorunlara ek olarak çalışma yaşamı işçi kadınlar için toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde yani sadece kadın oldukları için karşılaşabilecekleri sorunların da ortaya çıkabileceği bir alan olabilmektedir. İş yaşamı ve aile yaşamının etkileşimi ile birlikte de kadınların sorunları yapısallaşmaktadır. Bu sorunların çözülebilmesi için mevcut durumun ortaya konması önemlidir. Bu çerçevede araştırmanın problemi; üretim alanında çalışan işçi kadınların toplumsal cinsiyet rollerini nasıl deneyimlediklerini, toplumsal cinsiyet deneyimlerinin iş ve aile yaşamına etkilerini ve iş-aile yaşamı etkileşiminden doğan kadına özgü deneyimleri belirleme ihtiyacıdır. Bu araştırmanın amacı üretim işçisi olarak çalışan evli kadınların iş ve sosyal yaşam deneyimleri ile, bu deneyimlerin toplumsal cinsiyet rollerinden nasıl etkilediğine dair derin bir anlayış kazanılmasını sağlamaktır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu araştırmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları benzeşik durum örneklemesi ve amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren fabrikalarda işçi olarak çalışan, evli, 18-65 yaş aralığında kadınlar ile yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmış, elde edilen veriler deşifre edilerek MAXQDA Plus 2020 paket programı ile analiz edilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma bulguları; "Özel Alanda Kadın İşçi Deneyimleri", "Üretim İlişkileri Temelinde Çalışma Yaşamı" ve "Çalışma Yaşamında Karşılaşılan Eşitsizliklere Çözüm: Hak Koruyucu Olarak Sosyal Hizmet ve Sendika" olarak 3 ana tema altında toplanmıştır. Katılımcıların, iş ve sosyal yaşamlarını eşitsiz cinsiyet ilişkileri temelinde sürdürdüğü anlaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerin özel alandaki yaşam pratiklerinde ücretsiz ev içi emek, bakım emeğinin kadının rolü olarak benimsenmesine karşın erkeğin aile bütçesini yönetme görevi öne çıkmaktadır. İş yaşamındaki cinsiyet eşitsizliklerinin ise işe giriş sürecinde, terfi ve yükselmede, zam miktarının belirlenmesinde etkili olduğu ortaya konmuştur.

Evli kadınlarKadın işçilerSosyal hayat+4
Güler Doymaz Aydın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükü ve ruhsal iyilik hallerine ilişkin nicel bir araştırma

Bu araştırma, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyeleri ile aynı hanede yaşayan yetişkin aile üyelerinin bakım yüklerini ve ruhsal iyilik hallerini ortaya çıkarmak ve araştırmaya katılan bireylerin bakım yükünün ruhsal iyilik hallerine etkisini saptamak amacını taşımaktadır. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmada, tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Evde bakım uygulamasından yararlanan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 313 bakım veren aile üyesi ve aynı hanede yaşayan 129 yetişkin aile üyesi olmak üzere toplam 442 kişi araştırmaya dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ve PERMA İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS V27 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere evde bakım uygulaması kapsamında bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün, şiddetli yük kapsamında olduğunu, ruhsal iyilik halleri açısından ise ölçek puan ortalamalarının düşük düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Araştırma sonuçlarında hem evde bakım uygulaması kapsamında bakım verenlerin hem de yetişkin aile üyesi katılımcıların bakım yükünün, ruhsal iyilik hallerini negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu kapsamda katılımcıların bakım yükü arttıkça ruhsal iyilik hallerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular, kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünü azaltılıp ve ruhsal iyilik hallerinin artırılmasına yönelik sosyal hizmet müdahaleleri ve sosyal politikalarının ortaya konulması ihtiyacını ön plana çıkarmıştır. Bu bağlamda öncelikle ruh sağlığı alanında kronik ruhsal hastalık tanısı almış bireylere bakım veren aile üyelerinin bakım yükünün azaltılması amacıyla ruhsal hastalık tanısı almış birey sayısı ile orantılı olarak Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin artırılması, bakım veren bireylerin ruhsal sağlık takibinin yapılması, bir sosyal politika uygulaması olan evde bakımın, bireylere insan hakları temelinde sunulması öneriler arasında yer almaktadır. Anahtar Sözcükler Kronik ruhsal hastalık, bakım, bakım yükü, ruhsal iyilik hali, sosyal hizmet

Bakım verme yüküKronik hastalıkKronik ruhsal hastalıklar+4
Bilgehan Ergün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eleştirel sosyal hizmet çerçevesinde şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimleri: Zonguldak örneği

Bu araştırmanın amacı, şizofreni tanılı kişilerin ve yakınlarının damgalanma deneyimlerini ortaya koyarak eşitsizlik ve ayrımcılık pratiklerine görünürlük kazandırmaktır. Zonguldak Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nden hizmet alan kişiler bu çalışmanın popülasyonunu oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu araştırmada 17'si tanılı bireylerden, 15'i ise tanılı bireylerin yakınlarından oluşan 32 özne ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler beş ana tema çerçevesinde kategorize edilmiştir. Bu temalar (1) sosyal ilişkilerde meydana gelen değişimler, (2) öz-imajda meydana gelen değişimler, (3) kamusal alanda eşitsiz koşullarla ve ayrımcılık pratikleriyle karşılaşmak, (4) bakım verenlere özgü deneyimler ve (5) mücadele taktikleri şeklinde kavramsallaştırılmıştır. Öznelerin tanı konulduktan sonraki süreçte yalnızlaştıkları ve kamusal alandan dışlandıkları anlaşılmıştır. Yaygın stereotiplerle karşılaşmak ve aşağılanmak kamusal alandan dışlanmanın gündelik tezahürleridir. Sosyal ilişkilerden dışlanma ve sosyal kimliğin damgalanma deneyimleri çerçevesinde inşa edilmesiyle birlikte özneler kendilerini toplumun gördüğü gibi görmeye başlamış, eksiklik ve mahcubiyet duyguları yoğunlaşmış ve tanı, kimliğin asli bileşeni hâline gelmiştir. Tanılı öznelerin çoğunun üretim ilişkilerine dâhil olamadığı tespit edilmiştir. İstihdama katılımın mümkün olduğu durumlarda ise esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerinin yoğunlaştığı anlaşılmıştır. Partnerleri tanılı olan kadınlar ise hem bakım rollerini üstlenmek hem de evin geçimini sağlamak gibi zorlu görevlerle karşı karşıya kalmışlardır. Bakım yükünü çoğunlukla aile üyelerinin üstlenmesi sonucunda bakım rolü gündelik hayat pratiklerinin önüne geçmiş ve özneler bakım dışında hiçbir şey yapamaz hâle gelmiştir. Tanıyı gizlemek veya ifşa etmek, toplumsal ilişkilerden kaçınmak ve çevreyi sınırlı tutmak ve tinsel referanslara tutunmak deneyimlenen sorunlar karşısında başvurulan mücadele taktikleridir. Tanılı kişileri ve yakınlarını hak talep eden özneler hâline getirmek için şizofreni tanılı kişileri ve yakınlarını bir araya getiren sivil toplum örgütlerinin eleştirel sosyal hizmet teorisinden dayanağını alan ve üyelerinin politikleşmesini sağlayan bir içerikle yeniden yapılandırılması gerekmektedir. Ayrıca sosyal hizmet disiplininin ruh sağlığı alanındaki önemini artıracak bir kurumsal-yasal formasyona ihtiyaç duyulmaktadır.

AyrımcılıkBakım verme yüküDamgalama+4
Muhammed Macit Demir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal cinsiyet bağlamında yalnız yaşayan yaşlı kadınların sorunları ve yaşam deneyimleri: Kocaeli ili örneği

Bu araştırma yalnız yaşayan yaşlı kadınların yaşam deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen bu çalışmanın öznelerini Kocaeli'nde ikamet eden 65 yaş ve üzeri yalnız yaşayan yaşlı kadınlar oluşturmuştur. Görüşmecilere kartopu örneklem yöntemiyle ulaşılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak 15 yalnız yaşayan yaşlı kadınla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi MAXQDA 12 nitel veri analiz programı yardımıyla çözümlenmiştir. Analizin gerçekleştirilmesinin ardından yalnız yaşayan yaşlı kadınların geçmiş yaşam deneyimlerinde maruz kaldığı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yalnız yaşama deneyimlerini zorlaştırdığı görülmüştür. Yaşlılık dönemine dezavantajlı olarak giren görüşmecilerin yalnız yaşama deneyiminin, yaşlılık dönemine özgü sorunların, yaş ayrımcılığının baş etmekte zorlandıkları ortaya çıkmıştır. Geleneksel cinsiyet ve yaşlılık rollerinin içselleştirilmesi görüşmecilerin yaşam deneyimlerini etkileyen önemli bir faktör olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda yalnız yaşayan yaşlı kadınların toplumsal katılımını destekleyen ve baş etme pratiklerinin geliştirilerek kadınların güçlenmesine yönelik sosyal politika ve feminist sosyal hizmet uygulama önerileri sunulmuştur.

Kadın sorunlarıKadınlarKocaeli+6
Eda Öner
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Güçlenme bağlamında kadın kooperatifleri: Feminist bir araştırma

Bu araştırma, kadının güçlenmesinde kooperatiflerin rolünü bireysel/psikolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve politik güçlenme boyutlarında ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilen nitel araştırmada feminist yöntembilimin ilkeleri benimsenmiştir. Araştırmanın özneleri, amaçlı örnekleme ve maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda Türkiye'nin yedi farklı coğrafi bölgesinde, 2002-2021 yılları arasında kurulmuş 21 farklı kooperatif ve 28 kooperatif ortağı kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilmiş veriler betimsel analiz yaklaşımı ile çözümlenmiştir. Verilerin çözümlenmesinde MAXQDA 2022 Analytics Pro nitel veri analiz yazılımı kullanılmıştır. Araştırmanın temel sonucu, kooperatifler aracılığıyla kadınların güçlenmesinin mümkün olduğu ve kooperatif ortağı kadınların bireysel/psikolojik, sosyo-kültürel, ekonomik ve politik boyutlarda güçlendiği yönündedir. Güçlenme süreçleri öznel deneyimler içerdiğinden kadından kadına farklılık göstermekle birlikte kooperatif ortağı kadınların en çok bireysel/psikolojik ve sosyo-kültürel boyutlarda güçlendiği söylenebilir. Bu iki boyutu takiben politik güçlenme boyutu ve son sırada ise ekonomik güçlenme boyutu yer almaktadır. Kooperatiflerin potansiyeline rağmen, kadınların ekonomik güçlenmesinde beklenen sonucu yaratamaması dikkat çekici bir sonuç olmuştur. Kooperatifler aracılığıyla kadınların sorunlarla baş etme kapasitesi, öz güveni artmış, sosyal destekleri ve toplumsal statüleri gelişmiş ve hayatlarında toplumsal cinsiyet eşitliği açısından olumlu dönüşümler gerçekleşmiştir. Ayrıca kadınların kooperatifler aracılığıyla farklı kültürleri ve farklı insanları tanıma fırsatı yakaladığı sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların kurumsal kimlik ve siyasi katılım elde etmiş olması ve hak savunusu için diğer kadınlarla dayanışma içerisinde örgütlü mücadele vermiş olması da kazanımları arasında yer almaktadır. Son olarak kadınların kooperatifte üretim süreçlerinde yer alarak ekonomik gelir sağladığı ve yeni bilgi, beceri ve deneyimler kazandığı görülmüştür. Araştırma, kadının güçlenmesinde kooperatiflerin rolünü artırmak için kadın kooperatiflerinin mevcut sorunlarını çözmeye ve kadının güçlenmesini engelleyen faktörleri ortadan kaldırmaya yönelik önerilerle son bulmuştur.

Ekonomik güçlendirmeFeminizmKadın kooperatifçiliği+7
Gülsüm Arslan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri: Ankara ili örneği

Araştırmanın temel problemi, Ankara ili örneğinde evde yaşayan 65+ yaş grubu yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimlerinin, yaşadıkları zorlukların ortaya konulması ve sosyal hizmet gereksinimlerinin belirlenmesidir. Araştırmanın amacı, evde yaşamını sürdüren yaşlı bireylerin destek ve bakım ihtiyaçları ile ilgili yaşadıkları sorunları ortaya çıkarmak ve yerinde yaşlanma kapsamında bu sorunların giderilmesine ilişkin sosyal hizmet gereksinimlerini belirlemektir. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri ekolojik sistem yaklaşımı bağlamında ele alınmıştır. Nitel araştırma deseni ile yapılan çalışmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Ankara ilinde yaşayan 16 kadın ve 14 erkek toplam 30 yaşlı bireye kartopu örneklem yoluyla ulaşılmış; yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Veriler tematik analize tabi tutulmuş; "yerinde yaşlanma deneyimleri" ile "yerinde yaşlanma destek sistemleri ve sosyal hizmet gereksinimleri" isimli iki tema altında sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, yaşlı bireyler alışkın oldukları evlerinde mümkün olduğunca uzun süre yaşamak istemektedirler. Evde yaşama tercihlerini, evin fiziksel koşullarının uygunluğu, çevredeki mekânların ulaşılabilirliği, iletişim ve ulaşım imkânları, sosyokültürel aktivitelere katılım, teknoloji kullanma becerisi ile evine yüklediği anlam belirlemektedir. Ayrıca, yaşlı bireylerin ihtiyaçlarına ilişkin enformel ve formel destek sistemlerinin çeşitliği ve kalitesi evde yaşama tercihlerini belirleyen diğer unsurlardır. Yaşlı bireyler kamu kurumları tarafından verilen hizmetlere güven duymakta, yerinde yaşlanmaya ilişkin evde sağlık ve bakım hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Yaşlı bireyler sosyal destek ve evde bakım hizmetlerini mahalle bazında açılacak gündüzlü merkezlerden almak istemektedirler. Araştırmada evde yaşayan yaşlı bireylerin yerinde yaşlanma deneyimleri ve sosyal hizmet gereksinimleri sosyal hizmet disiplini bakış açısı ile sosyokültürel ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin özellikleri, ihtiyaçları ve tercihleri dikkate alınarak alternatif hizmet modellerine ilişkin sosyal politikaların oluşturulması ve uygulanması için önerilerde bulunulmuştur.

Aktif yaşlanmaAnkaraSosyal hizmetler+5
Gülay Sezgin
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Pandora'nın kutusundaki umudu günyüzüne çıkarmak: Çocukluğunda ensest saldırıya maruz bırakılmış kadınların feminist sosyal hizmet perspektifiyle kendilerini toparlama gücü ve stratejileri

Ensest saldırı ve kendini toparlama gücünün, güçlenme ve feminist sosyal hizmet kesişiminde irdelendiği, keşfe dayanan bu retrospektif araştırmada, meseleye dair patoloji ve uyumun ötesinde bir anlayış geliştirilmeye çalışılmıştır. Araştırmada, ensest saldırı, kan, mekân, bakım, güven bağı odağında ve rızadan bağımsız ele alınırken, kendini toparlama gücü ise alanyazındaki bilginin bütünleştirilmesi ile çok boyutlu bir şekilde kavramsallaştırılmıştır. Görüşme platformu, amaçlı ve kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılarak araştırmaya katılmaya onam veren 15 kadın tarafından belirlenirken, derinlemesine görüşmelerden elde edilen anlatılar refleksif tematik analiz yönteminin yol göstericiliğinde çözümlenmiştir. Analizde anlatılar, ensest saldırının dört önemli unsuru olan sistem, fail, tanıklar ve maruz bırakılanın, eşitsiz güç ilişkileri, baskıcı ve tahakküme dayalı cinsiyet rejimi ve aileci ideoloji içerisinde görünür olabileceği şekilde ortaya konulmuştur. Sonuç olarak ensest saldırıda kendini toparlama gücü, "Öznel Güçlenme Boyutu", "Eleştirel Bilinçlilik Boyutu", "Dirençlilik ve Sistemi Aşma Boyutu" ve "Kolektif, Dayanışmacı ve Dönüştürücü Eylemlilik Boyutu" olmak üzere dört boyutlu bir örüntü geliştirilerek sistematize edilmiştir. Anlatılardaki güvenliği tehdit edici unsurlar Lena Dominelli'nin "Çok Boyutlu Güç Modeli" bağlamında ortaya konulurken, öznelerin kendilerini toparlamalarına dair kullandıkları stratejiler ise, öznel, potansiyel ve kolektif güç stratejileri kategorizasyonunda ele alınmıştır. Araştırma sonuçları, ensest saldırıda kendini toparlama gücünün hayatta kalmanın ötesinde "feminist bir kendini toparlama gücü" olmasına işaret etmektedir. Etkin öznelerin, özel olanın politik olduğu eleştirel bilinçliliği ile, kendi inşa ettikleri kimlikliklerindeki dönüşümü, sistemi dönüştürmede bir direniş gücü olarak kullandıkları anlaşılmaktadır. Pandora'nın Kutusu'nun patriyarka tarafından üretildiği, kadınlara verildiği ve sonrasında yine kadınların suçlu ilan edildiği bir rejimde, sistem kadınların inanırlıklarını sorgularken, kadınların kendilerine olan inançlarını dayanışmacı bir eylemlilikle umuda dönüştürmeleri, bu araştırma ile somutlaşmaktadır. Araştırmanın sonuçları, öznelerin önerileri ile de birleştirilerek, proaktif ve reaktif öneriler olarak sosyal hizmet politika ve uygulamasının, feminist perspektifle, baskı karşıtı, güçlenme ve hak odaklı değişim göstermesine yol açacak şekilde yapılandırılmıştır.

Cinsel istismarEnsestGüçlendirme+3
Türküler Erdost
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal hizmet uzmanlarının çocuklarla çalışmalara dair "eleştirel iyi uygulama" hakkındaki görüşleri: Bir niteliksel araştırma

Bu araştırmanın amacı; Türkiye'de çeşitli zamanlarda, alanlarda ve örgütlerde çocuklarla sosyal hizmet uygulamaları yürüten sosyal hizmet uzmanlarının uygulama deneyimleri üzerinden özenli ve ustalıklı uygulamaları görünür kılmaya katkıda bulunmaktır. Uygulama örneklerinde güç ilişkilerini sorgulamak, eleştirel sosyal hizmet uygulamaları ve eleştirel iyi uygulamaya dair tartışmalara katkıda bulunmak amaçlanmıştır. 23 sosyal hizmet uzmanıyla yapılan derinlemesine görüşmeler MAXQDA Analytics Pro yazılımı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları çocuklarla eleştirel sosyal hizmet uygulamalarında sosyal hizmet uzmanının öne çıkan özelliklerinin; sorumluluk alma, kendi güçlü yönlerini harekete geçirme, çocuğun güçlenmesine özenle eşlik etme, süreci kolaylaştırma ve eleştirel bilinci güçlendirme olduğuna işaret etmiştir. Sosyal hizmet uzmanının bir değişim eşlikçisi olarak eleştirel sorgulama eyleminin, harekete geçme eyleminin ve bazı kişisel yaşantılarının eleştirel iyi uygulama açısından önemi görülmüştür. Çocuklarla eleştirel sosyal hizmet uygulamalarını güçlendirme sürecinde ise sosyal hizmet uzmanının değişim tahayyülü başta olmak üzere değişim için belirleyici olan bazı konuların (kullanılan dil, çocuk algısı, gündem oluşturma, dünya olayları ve ideolojilerin etkisi) önemi anlaşılmıştır. Ayrıca çocuklarla sosyal hizmet alanında karar verme ve kaynakları dağıtma gücü olanların, sosyal hizmet uzmanının bağlı olduğu örgütün ve kendisinin çocuğun güçlenmesine destek konusunda gözden geçirmesi ve gözetmesi gereken pek çok konu olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın çocuklarla çalışan sosyal hizmet uzmanlarının uygulama deneyimlerini görünür kılmaya ve çocukların güçlenmesine destek olmaya yönelik eleştirel sosyal hizmet uygulamalarının gelişmesine ve eleştirel iyi uygulamaların çoğalmasına katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Eleştirel iyi uygulamaGüçlendirmeSosyal hizmet uzmanları+2
Emrah Kırımsoy
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00