Hacettepe University
Institute

Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü

Hacettepe University

49

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

İttihat ve Terakki döneminde sağlık politikaları ve halk sağlığı (1913-1918)

Sıklıkla İslâm ve Selçuklu tıbbının devamı olarak zikredilen Osmanlı tıbbı, XIX. yüzyıldan itibaren fark edilir bir değişim sürecine kapı aralamaktadır. Yaşanan askerî ve siyasi gelişmeler de bu süreçte önemli bir etken durumundadır. İttihat ve Terakki dönemi ise bu sürecin en kritik aşamalarından biridir. Zira Balkan ve Birinci Dünya Savaşı ile birlikte kademeli olarak zayıflayan Osmanlı Devleti'nin, sivil halkın korunmasına yönelik ortaya koyduğu sıhhi refleksler, sağlık politikalarının çok yönlü çehresini göstermektedir. Başkent İstanbul başta olmak üzere tüm Osmanlı coğrafyasında hayata geçirilmeye çalışılan yasal düzenlemeler ile tesis edilen sağlık müesseseleri, personel istihdamları, bütçeler ve salgın hastalıklara karşı mücadele usulleri, "sağlık politikalarının" temel nirengi noktasını teşkil etmektedir. Buradan hareketle, İttihat ve Terakki döneminde sağlık hizmetlerinin nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadığının tespit edilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma giriş ile birlikte dört bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, İttihat ve Terakki hükümetlerinin sağlık bütçeleri ve finansmanı üzerine odaklanılmıştır. Mevcut hükümetlerin programları ile sağlık teşkilatlanmasındaki yapısal reformlar yine bu kısımda ele alınmıştır. İkinci bölümde, sağlık kurum ve kuruluş modellemeleri, mevcut kurumların modernizasyonu ve sağlık örgütlenmeleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise sağlık personelinin istihdamı, eğitimi ve örgütlenmeleri değerlendirilmiştir. Son bölümde de hastalıklarla mücadele yöntemleri ve halk sağlığına ilişkin genel tedbirler incelenmiş, yıkıcı etkisi yüksek yedi hastalık başta olmak üzere salgın ve ve diğer kronik hastalıklara ilişkin vaka ve vefat sayıları mukayese edilmiştir. Ayrıca çalışmanın her bölümünde, hayata geçirilen yasal düzenlemelere detaylı olarak yer verilmiştir. Böylelikle sağlık politikalarının nasıl bir hukuki zemine oturtulduğu gözler önüne serilmiştir.

Ali Tomalı
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İngiliz perspektifinden 12 Eylül Askeri Darbesi

12 Eylül 1980 Askerî Darbesi, yakın dönem siyasi tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birini teşkil eder. Darbe ülkede siyaset, toplum ve ekonomi üzerinde derin izler bırakmıştır. Böylesine girift ve kapsamlı sonuçlar doğuran bu olayın ebetteki uluslararası arenada da yankıları olmuştur. Bu tez çalışmasında bu yankıların peşine düşülerek, 12 Eylül'ün dışardan nasıl algılandığı anlamaya çalışılacaktır. Bu çerçevede daha derinlemesine bir araştırma yürütmek ve kapsamı sınırlamak adına çalışmada, özel olarak 12 Eylül Askerî Darbesi'nin İngiltere tarafından nasıl görüldüğü incelenecektir. Ülkemiz açısından önemli bir tarihsel olay olan 12 Eylül Askerî Darbesi'nin yabancı bir devlet tarafından nasıl algılandığı ve darbeye karşı ne tür yaklaşım sergilendiği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Anlamaya çalışılan bu algılama ve bakış açısının tespiti, büyük oranda sayıları on binleri bulan İngiliz diplomatik evrakı üzerinden okunmaya çalışılarak yapılmıştır. Ayrıca konuyla ilgili olması bakımından İngiliz yazılı ulusal basını da bu perspektifi yakalama çabamızda başvurulan kaynaklardan olmuştur. Tüm bu kaynaklarda darbe, darbe öncesi ve sonrası İngilizler tarafından yapılan gözlem, değerlendirme ve yorumların izi sürülmüştür. Araştırmamızın kurgusu darbe öncesi ve sonrası olarak şekillendirilmiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir dönemi kapsayan çalışmamızda büyük oranda kronolojik (her konu başlığı kendi içinde) bir akış tercih edilmiştir. Türkiye'yi 12 Eylül Askerî Darbesi'ne getiren süreçte ve gerçekleştirilen müdahalede İngilizlerin bilgisi ve rolünün olup olmadığı sorgulanmıştır. Ayrıca darbenin ardından gelen dönemde İngilizlerin darbeyi nasıl yorumladıkları üzerinde yoğunlaşan ana odağımızın yanı sıra İngilizlerin darbeyi önceden öngörüp görmediği ile darbeye verilen ilk tepkinin zamanla değişime uğrayıp uğramadığı soruları da cevaplanmaya çalışılmıştır. Son olarak darbe sonrası oluşan askerî yönetime ilişkin değerlendirmeleri de tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 12 Eylül, Askerî Darbe, İngiltere, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kenan Evren, Kuvvet Komutanları, Millî Güvenlik Konseyi.

Uğur Ersınadım
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde Türk dış politikası ekseninde Forum dergisi (1954-1960)

Bu çalışmada temel olarak 1954-1960 yılları arası Türk dış politikası Forum dergisi çerçevesinde incelenmiştir. 1950'li yıllar tüm dünya siyasetinin köklü değişimler yaşadığı dönemdir. Soğuk Savaş ikliminde siyasi elitlerin ve çıkar gruplarının tamamında dönüşümler yaşanmıştır. Bu bağlamda yeni bir aydın grubu olarak ele alınan Forum dergisi yazarları ilerleyen yıllarda Türk siyasi tarihinde önemli görevler ifa eden bir gruptur. 1954-1960 dönemlerinde çoğunlukla üniversitelerde akademisyen olarak meslekî hayatını devam ettiren Forumcular, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi sonrası siyasi iklimde kuvvetli siyasi aktörler olarak tarih sahnesinde yerini almaktadır. Türkiye'nin Osmanlı'dan beri gelen Batılılaşma hamlelerinin somutlaştığı bu dönemin yeni Anglo-Amerikan taraftarı aydın grubu vasfını taşıyan Forum yazarları, Kemalizm'i temel aldıkları kendilerine has bir ideolojiyle hareket etmiştir. Bu çalışmanın temel konusu, tüm dünyanın dönüşüm yaşadığı dönemde henüz genç akademisyenler olarak görev yapan Forumcuların değişen dünya düzeni üzerine yazdıkları yazıları incelemektir. Bu çalışmanın ilk bölümünde 1945-1960 tarihleri arasında Türk dış politikası genel hatlarıyla incelenmiştir. 1945-1950 yılları arası iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi dönemi dış politikası ve 1950-1960 yılları arası iktidar olan Demokrat Parti dış politikası incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Forum dergisi hakkında temel bilgiler verilmiş, Forum dergisinin Türk siyasî ve fikir hayatına hangi alanlarda katkı yaptığı tartışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Forum dergisinin 1954-1960 yılları arası yayınları incelenmiş, dış politika alanında yayımlanan yazılar tartışılmıştır. Son bölümde ise Forum dergisinin yazarlarının siyasete atıldıktan sonraki görevleri incelenerek dış politika alanında görev yapan Forumcuların ifa ettikleri görevlere değinilmiştir. Kemalizm'e hangi yazarın nasıl baktığı incelenmiştir.

Bilal Onur Tebelleş
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti'nin 50. yılı kutlamaları

Bu çalışmanın amacı Türkiye Cumhuriyeti'nin 50. Yılı Kutlamalarını; öncülleri ve dış dünyadan örnekleri ile karşılaştırarak, kutlamalar kapsamında yapılan etkinlikleri ve işlenen temaları ortaya koymaktır. Çalışma başta dış dünyadan örnekleri ile karşılaştırılması, taşrada yapılan kutlamalara da ağırlık verilmesi ve dönemin tanıklarının bakış açılarının ortaya konulması yönünden özgün niteliği ile özellikle 1960'tan sonraki Cumhuriyet bayramları ile ilgili alandaki boşluğa katkı sunacağından önem taşımaktadır. Çalışma giriş dışında 3 bölümden oluşmaktadır. Girişte konunun tanımı, önemi, sınırlılıkları, kullanılan kavramlarla ilgili genel bilgiler, araştırmanın yöntemi ve konuyla ilgili alanda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Birinci Bölümde SSCB, İran, Yunanistan ve ABD'de yapılan milli gün kutlamaları genel hatlarıyla incelenmiş ve yakın dönemdeki ardılları ile karşılaştırmalar yapılarak işlenen temaların değişip değişmediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yine aynı bölümde Osmanlı'dan Cumhuriyetin 50. Yılına Türkiye'de yapılan milli bayram ve genel tatil günleri kutlamaları irdelenerek çalışma ile ilgili bir alt yapı oluşturulmuştur. İkinci Bölümde kutlama süreci içerisinde yapılan tüm alanlardaki etkinlikler ve kutlamaların basın ve yayınlar üzerimdeki etkileri incelenmiştir. Burada Türkiye'de yapılan tüm etkinlikler ve resmi törenler kapsamında devletin etkinlikler ile hedef kitlesine verdiği mesajların sıklığı ve yönteminin altı çizilmiştir. Üçüncü Bölümde ise kutlamalara atfedilen amaç ve beklentiler, kutlamalarla ilgili yapılan değerlendirmeler ele alınmış, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi ile ilgili birçok alanda yapılan geçmişin muhasebesi ve dönemin hali hazırdaki durumuna devletin ve basının bakışı incelenmiştir. 50. Yıl Türkiye'sinde gerek devletin yaklaşımı gerekse basında ortaya konulan geleceğe yönelik beklentilerin hangi alanlarda yoğunlaştığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dönemin tanıkları ile yapılan sözlü tarih çalışması ile de devletin hedef kitleye verdiği mesajların hafızalarda nasıl kaldığı da tespit edilmiştir. Çalışmanın tüm alt ve ana bölümlerinin sonunda ortaya konulan tespitler tartışılmıştır. Sonuçta da milli bayramların işlevleri, ortaya konulan vurgular ve dış dünyadaki örnekleri açısından kutlamalarla ilgili çıkarsamalar yapılmıştır. Cumhuriyetin 50. Yılı Kutlamalarında 10. Yıl Kutlamaları model alınmaya devam edilmiş; fakat diğer on yıllar arasında 10. Yıl'dan sonra en coşkulu kutlanan Cumhuriyet Bayramı olmuştur. Kutlama haftasında açılan Boğaziçi Köprüsü törenlere damgasını vurmuştur. Ana esaslarında büyük bir değişiklik olmayan kutlamaların resmi törenler bölümü laik bir karakter taşımaya devam etmiştir. Kutlamalar seçimlerle şekillenen siyasi atmosferin etkisinde kalmakla birlikte, bir siyasi çekişme alanı olmaktan uzak kalmış, devlet toplumun tüm kesimlerine hitap edecek şekilde vermeye çalıştığı mesajlarını tüm gücü ile ulaştırmaya çalışmıştır. Atatürkçülük ve Cumhuriyetin kazanımları, milli birlik ve beraberlik, bağımsızlık, demokrasi, özgürlük, temel hak ve hürriyetler, TBMM, barış ve saygın devlet kavramlarının vurgulanması üzerine oturtulan kutlama sürecinde, 50 yıllık dönemin muhasebesi geniş ve sağduyulu bir yaklaşımla yapılmıştır. Cumhuriyet idaresinin bir yandan İslam dini ile uyumuna vurgu yapılırken, diğer yandan Boğaziçi Köprüsü açılışı aracılığı ile Batı dünyasının da bir parçası olarak doğu ile batı arasında bir medeniyet köprüsü konumunda olunduğu mesajı da verilmeye çalışılmıştır. Tüm gelişmelerin Atatürk'ün sayesinde ve Cumhuriyet rejimi ile birlikte başladığı vurgusunun sıklıkla tekrar edildiği söylemlerde, Atatürk imajı özlenen, liyakatli, halktan biri ve büyük devlet adamı olduğu yönünde şekillenmiştir. 50. Yıldan geleceğe yönelik geniş bir medeniyet tasavvuru ortaya konulamasa da kutlamalar olumlu ve gelecekten umutlu bir atmosferde gerçekleşmiş, dönemin tanıklarının hafızalarında somut unsurlardan çok soyut unsurlar daha fazla yer edinmiştir. Önemli milli günleri incelenen 5 ülkenin de kutlama yöntemlerinin benzer karakterler taşıdığı görülmüş, devletler milletlerinin ordu, tarih ve tarihi kişilikleri ile dünya medeniyetine yaptıkları katkıları öne çıkararak içeride özgüven ve umut, dışarıya güçlü ve köklü bir rejim mesajı vermeye çalışmışlardır.

Aytaç Kepir
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Atatürk dönemi Türk ekonomisinde bir kalkınma modeli olarak "Kooperatifçilik siyaseti"

Bu doktora tezi, Türkiye'de 1930'lu yıllarda kooperatifçiliğin tarımsal alanda aktif bir "devlet politikası" haline geldiğini ileri sürmekte ve aynı zamanda da bu politikanın sosyal ve ekonomik temellerini açıklığa kavuşturmayı amaç edinmektedir. Türkiye'de kooperatifçilik fikri, ilk kez; modernleşme sürecinin hız kazandığı İkinci Meşrutiyet döneminde (1908-1918) gündeme getirilmiş ve bu fikrin uygulamaya geçirilmesi yönünde çalışmalar yapılmıştır. Yine Millî Mücadele dönemi (1918-1923) ve arkasından Cumhuriyet'in ilk yıllarında da kooperatifçiliğe yönelik faaliyetler devam ettirilmiştir. Fakat bu çabalar, kooperatifçilik alanında belli bir birikim oluştursa da somut anlamda bir gelişme doğurmamıştır. Esasen Türkiye'de kooperatifçilik fikrinin uygulamaya geçirilmesi, ancak 1930'lu yıllarda devlet tarafından ülke genelinde kurulan "ziraî kredi ve satış kooperatifleri" yoluyla sağlanabilmiştir. Bu şekilde kooperatifçiliğin tarımsal alanda devlet eliyle yerleştirilmesi ve geliştirilmesi olgusu ise araştırma kapsamında "Kooperatifçilik Siyaseti" adı altında kavramsallaştırılmıştır. Tez çalışmasında da araştırma konusuna ilişkin olarak üç katmanlı bir inceleme süreci yürütülmüştür. İlk aşamada, 1930'lu yıllarda gündeme gelen kooperatifçilik siyasetinin tarihsel ve düşünsel arka planı gözden geçirilmiştir. İkinci aşamada ise kooperatifçilik siyasetinin ortaya çıkış süreci; dönemin sosyal, politik ve ekonomik koşulları bağlamında incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında, dönemin devletçi iktisat politikası ile kooperatifçilik siyaseti arasındaki ilişkiler ve bu kapsamda kooperatifçilik siyasetinin uygulama boyutu analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu araştırma, Türkiye'de Atatürk döneminde kooperatifçilik konusunda yaşanan gelişmeleri; tarihsel, sosyal ve ekonomik bağlamı içinde ve ağırlıklı olarak da dönemin belge ve yayınları üzerinden incelemiş olmasıyla literatüre katkı sağlama potansiyeli taşımaktadır.

Ahmet Uyanık
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Millî Mücadele'nin "Sinir Sistemi": Anadolu'da telgraf hatları ve telgrafhaneler

30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, bilhassa yedinci ve yirmi dördüncü maddeleri ile Anadolu'da olası bir silahlı direnişin önünü almaya yönelikti. Osmanlı ordusunun terhisi, haberleşme ve ulaşım hatlarının işgalci güçlerin denetimine girmesi ve ABD başkanı Woodrow Wilson tarafından yayınlanan 14 Prensip'in on ikinci maddesi, İstanbul hükûmeti ve kamuoyunu teslimiyetçiliğe itmişti. İşgalcilere karşı silahlı çatışmaya girmenin daha geniş çaplı istilalara neden olacağı bir ortamda, İttihatçılık ve hilafet karşıtlığı yaftalarına maruz kalan millî hareket için ilk seçenek propaganda; bunun için en verimli yöntem de telgraf hatlarına ve telgrafhanelere sahip olmaktı. Zira telgraf söz konusu dönemde Anadolu'daki hemen her eyalet, sancak ve kazayı bir sinir sistemi gibi birbirine bağlıyordu. Bu açıdan en geniş erimli kitle iletişim aracıydı. Böylece Millî Mücadele'yi yürüten aktörler, hâlihazırda "tepkisel hareket" olan Kuva-yı Millîye'yi "ortaklaşa harekete" dönüştürmek adına öncelikle Orta Anadolu'daki telgraf hatlarını ve telgrafhaneleri ele geçirdiler; bir bölgedeki haberleşmeyi denetimi altında tutan telgrafhane memurlarını kendi saflarına çekmeye çabaladılar. Bir anlamda, dönemin telgraf teknolojisi ve telgrafhanelerin konumu, yarattığı imkânlarla Millî Mücadele aktörlerinin amaç ve tutumlarını belirledi. Bu nedenle Anadolu'daki hatların döşenmesinin ardındaki etkenler, tarihsel özneler ve onların endişeleri; Millî Mücadele'nin kazanılmasındaki önemli nedenlerden olan haberleşme altyapısının çözümlenmesi açısından ehemmiyet teşkil etmektedir.

Agah Barış Çavuşoğlu
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk-Amerikan ilişkilerinde Truman dönemi (1945-1953)

Bu araştırmanın konusu Türk-Amerikan ilişkilerinde Truman Dönemi'nin incelenmesidir. Çalışmanın temel amacı II. Dünya Savaşının bitiminden itibaren Harry S. Truman'ın iktidarda kaldığı süre boyunca (1945-1953) Türk-Amerikan ilişkilerini siyasi, askerî ve ekonomik bakımdan incelemektir. Truman dönemi Türkiye'nin yeniden yapılandığı bir dönem olmuştur. Araştırmanın 1953 yılına kadar olan dönemi kapsamasının sebebi Başkan Truman'ın görev süresinin sona ermesinin yanında Marshall planıyla Avrupa'nın yeniden kalkındırılmasının 1953'te tamamlanması ve Stalin'in 5 Mart 1953'te ölümünden sonra 30 Mayıs 1953 tarihli Sovyet notasıyla artık Sovyetler'in Türkiye'de hiçbir toprak iddiası olmadığını açıkça ifade etmesiyle yumuşamanın başlamış olmasıdır. 1953 yılına gelindiğinde ekonomik ve siyasi bakımdan Türkiye ve Avrupa stabil duruma gelmiştir. Hem Avrupa'da hem Türkiye'de yapısal değişiklikler 1953 yılına kadar olup bitmiştir. 1953 bu bakımdan da önemli bir tarihtir. Truman döneminde ABD'nin Türkiye'nin önemini kavraması Birleşik Krallık'ın uyarılarından sonra olmuştur. Truman Doktrini, esas konusu Türkiye ve Yunanistan'ı güçlendirmek maksadıyla yapılacak yardım olmaktan öte hem Amerikan iç siyasetinde Truman'ın konumunu sağlamlaştırmak maksadını güden bir manevraydı, hem de Amerika'nın dünya egemenliği doktrini oldu. Truman Doktrininin ilanı sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri hızla ve ABD kontrolünde gelişmiştir. Bu durum Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal değişiminin başlangıç noktasını oluşturmuş, günümüze kadar uzanan etkiler yaratmıştır. Bu çalışma bu dönemin tarihini yeni belgelerle ve yeni bir bakış açısıyla yeniden ele almayı hedeflemektedir. II. Dünya Savaşı sonundan günümüze dek Türk-Amerikan ilişkilerinin temel çerçevesi, Truman Dönemi'nde (1945-1953) kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'ye yönelik Sovyet tehdidi tarihsel bir olgudur/gerçektir. Truman Dönemi'nde Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrinde, Türkiye'nin yön verici etkisi sınırlı olmuştur. Bu dönemde hem dış politikada hem de dış ekonomik ilişkilerde iktidar muhalefet arasında görüş ayrılığı olmadığı gibi süreklilik unsuru vardır. Türkiye iç ve dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda belirlerken inisiyatifi elde tutamamıştır. Truman Dönemi ve sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri, Amerikan karşıtlığı veya yandaşlığı gibi ideolojik yaklaşımları dışlayarak, küresel güvenlik durumu, ekonomik kalkınma ve karşılıklı çıkarlar perspektifinden incelenmelidir.

Adil Ayaz
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı Avrupa cepheleri üzerine mukayeseli bir inceleme

Çalışmanın konusu; Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da savaştığı Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephelerinin önemini ortaya koyacak şekilde, Osmanlı Devleti'nin diğer cepheleriyle mukayese ederek incelemektir. Çalışmanın amacı; yabancı kaynaklarda neredeyse hiç değinilmeyen, yerli kaynaklarda da tam anlamıyla topluca ve derinliğine incelenip değerlendirilmemiş olan, Osmanlı Devleti'nin, Avrupa cephelerine müttefikleri takviye için birlik göndermesinin sayısal verilerle toptan bir muhasebesinin yapılmasıdır. Çalışma yapılırken; öncelikli olarak T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığındaki Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu belgelerinden, bu konudaki yayımlanmış belgelerden, Meclisi Mebusan ve Meclisi Ayan Zabıt Ceridelerinden, konuyla ilgili birincil kaynaklarla, diğer yerli ve yabancı literatürden faydalanılmıştır. Konu üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde; savaşın yönetimi, Osmanlı Devleti'nin kendi topraklarında açılan cephelerdeki muharebelerde dikkat çeken hususlar ile bu süreçte savaşın nasıl idare edildiği ve müttefiklerle ilişkiler konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Avrupa cephelerinin birlikler gönderilinceye kadarki durumu, gönderilme kararının alınma süreci ve sonrasında birliklerin sevkleriyle; söz konusu birliklerin teşkilat ve lojistik durumları ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise; gönderilen birliklerin müttefik ordular içindeki yeri ve emir komuta bağlantı durumları, Avrupa cephelerindeki birliklerin harekâtı, harekât esnasında müttefiklerin sevk ve idaresi, birliklerin dönüşleri ve akıbetleri incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca gönderilen birliklerin Osmanlı ordusu içindeki yeri ve birlikler gönderilmeselerdi çeşitli hâl tarzlarına göre, Avrupa cephelerinde ve Osmanlı cephelerinde alternatif kullanım durumlarının nasıl olabileceği konularında değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma neticesinde; Avrupa'ya birlik göndermenin, müttefiklere sağladığı katkı, Osmanlı Devleti ve gönderilen birliklere sağladığı kazanç, Osmanlı Devleti'ne neye mal olduğu; yapılan sayısal mukayeseler çerçevesinde gönderilen birliklerin müttefik kuvvetler ve Osmanlı ordusu için öneminin ne olduğu konularında sonuçlara ulaşılmıştır. Bununla birlikte neden ısrarla Avrupa cephelerine birlik gönderildiği, kısa süre sonra sonuç alınmadan neden birliklerin geri çağırıldığı; gönderilen birliklerin toplam mevcut ve zayiatlarının ne kadar olduğu, müttefik orduların yönetimine Osmanlı yönetiminin etkisi konularında tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmada Avrupa cephelerine gönderilen birliklerin harekât alanları herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde güncel haritalar üzerinde gösterilmiş ve bu bölgelerdeki eski yer isimleri de güncellenmiştir.

Ertuğrul Şeref Hücüptan
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Mısır'ın bağımsızlık mücadelesi ve Türkiye ile ilişkileri (1919-1937)

Bu çalışmada, İngiliz işgalinin Mısır'da oluşturduğu dirençle birlikte Mısır aydın ve siyasi çevrelerince benimsenen kendine özgü milliyetçilik anlayışını ortaya koyarak bağımsızlık mücadelesinde Mısır'ın hangi açmazlarla karşılaştığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bunu yaparken uzun yıllar aynı yönetim yapısı içerisinde yaşadıkları Türklerin Anadolu'da verdiği Kurtuluş Savaşı sonunda elde ettiği zaferin ve devamında Türk inkılabının oluşturduğu çerçevenin Mısırlılar tarafından nasıl algılandığı, yeni Türk devletinin bir model alınıp alınmadığı tartışmalarını Mısır basınında çıkan başlıca gazete ve dergileri inceleyerek vermenin o dönemdeki iki ülke ilişkilerini anlamak açısından daha bütüncül bir bakış açısı katacağı düşünülmüştür. Çalışmanın sonunda iki ülke ilişkilerinin yaşamış oldukları modernleşme pratiklerinden bağımsız açıklanamayacağı ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan yenilgisi sonrası Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kurulurken, Batılı modelleri uygulayacak kadrolar iktidar gücünü ellerinde tutarak zihinsel ve kurumsal temelli dönüşümleri gerçekleştirme fırsatı elde etmiştir. Mısır'da ise bağımsızlık meşalesini yakan milliyetçi kadro siyasal alanda iktidarı İngiliz Temsilcisi ve Kral ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Aydın ve siyasi kesimlerce modernleşme bağlamında ortaya atılan köklü değişiklik önerileri sınırlı destek bulmuş ve belli bir dönem sonra etkisini yitirmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Mısır'da fikri ve siyasi hareketler, yeni ulusal bilinç arayışında İslam öncesi kadim Mısır medeniyeti vurgusu, Mısır milliyetçiliğinin Arap milliyetçiliği ile ilişkisi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mısırlıların bağımsızlık yolundaki çabaları anlatılmıştır. Bağımsızlık için yeşeren umutların taşındığı 1919 Paris Barış Konferansı ve Mısırlıların oluşturduğu Heyet'in diplomasi faaliyetlerine bakılarak Mısır'ın bağımsızlık talepleri incelenmiştir. Bu bölümde İngilizlerin verdiği sınırlı bağımsızlık ve devamında Vefd'in Mısır siyasetinde aldığı konumu ile 1936 tarihli İttifak Anlaşması'na kadar yürüttüğü siyasetin yansımalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Atatürk dönemi Mısır-Türkiye ilişkileri 1936 yılında yapılan Dostluk Antlaşması'na kadar incelenerek; iki ülke ilişkilerini belirleyen dinamikler, Millî Mücadele dönemi ve Lozan Antlaşması ekseninde açıklanmıştır. Ayrıca Türk inkılabının Mısır basınında nasıl değerlendirildiği ve ilişkilere etkisi ile basının propaganda aracı olarak nasıl kullanıldığı anlatılmıştır. Dördüncü bölümde ise, dönemin iki ülke siyasi ve diplomatik ilişkileri sorun alanlarının ortaya çıkardığı mesafe ve iki ülkeyi birbirine yaklaştıran faktörler bağlamında incelenmiştir.

Kemal Kaya
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde jeopolitik: Türkiye ve Afganistan örnekleri

Batı'nın uluslararası sistemde üstünlüğü ele geçirmesiyle birlikte geri kalan toplumlar, Batı'da yaşanan gelişimi yakalamak için uzun süren bir mücadeleye girişmiştir. Türkiye ve Afganistan, bu doğrultuda, Batı'da başlayan dönüşümü yakalayabilmek için modernleşme deneyimi yaşamışlardır. Mustafa Kemal'in emperyalizme karşı başlattığı Millî Mücadele'nin başarıya ulaşması ve büyük bir modernleşme projesini hayata geçirmesi Afganistan'daki modernleşme hareketlerine de ilham vermiştir. Son birkaç yüzyıldır sömürgeci devletlerin tehditleriyle karşı karşıya kalan her iki ülke Soğuk Savaş Dönemi'nde Sovyet tehdidine maruz kalmışlardır. Türkiye, izlediği politikalarla Sovyet tehdidini bertaraf etmiş; Afganistan ise Sovyet işgaline maruz kalmıştır. Her iki ülkenin de önemli jeopolitik konuma sahip olması çalışma konusu olarak bu konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Çalışmamızda önemli bir jeopolitik konuma sahip olmanın ülkelere her zaman avantaj sağlayıp sağlamadığı sorusuna cevap aranmaktadır. Jeopolitikle ilgili yapılan çalışmalarda jeopolitiğin ülkelere sunduğu fırsatlar üzerinde durulmaktadır. Ancak önemli bir jeopolitik konuma sahip olmak ülkeler için her zaman iyi bir fırsat olmayabilmektedir. Önemli bir jeopolitik konuma sahip olan Afganistan, tarih boyunca büyük güçlerin rekabetine maruz kalmış ve savaşların odağı hâline gelmiştir. 19. yüzyıldaki İngiliz-Rus rekabeti ve 20. yüzyıldaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) rekabeti Afganistan'ın istikrarsız olmasına sebebiyet vermiştir. Soğuk Savaş Dönemi, Türkiye'nin jeopolitiği, Afganistan'ın jeopolitiği gibi konularda ayrı ayrı çalışmalar yapılmış olsa da diğer araştırmalardan farklı olarak bu çalışmada Türkiye ve Afganistan örnekleri üzerinden jeopolitik kavramı bütüncül ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde jeopolitik kavramının kavramsal ve kuramsal çerçevesi ele alınmış ve önemli jeopolitik teoriler irdelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ABD ve SSCB ekseninde gelişen Soğuk Savaş Dönemi ele alınmış ve bu dönemde kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Varşova Paktı gibi kuruluşlar incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde jeopolitik teoriler çerçevesinde Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye ve Afganistan örnekleri jeopolitik, ekonomik ve siyasi faktörler üzerinden ayrı ayrı incelenmiş ve sahip oldukları jeopolitik konumlarının ülkelere sunduğu tehdit ve fırsatları değerlendirilmiştir.

AfganistanAmerika Birleşik DevletleriJeopolitik+4
Hakan Yılmaz
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2023
00