Haliç University
Anabilim Dalı

Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı

Haliç University

828

Arşivlenen Tez

7

DOI Atanmış

1%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Artvin Çoruh Üniversitesi öğrencilerinin ekmek tüketimi ile BKİ ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin ekmek çeşitlerine göre tüketimi ile BKİ ilişkisinin belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı, karşılaştırmalı araştırma şeklinde planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, 4-18 Mart 2020 tarihlerinde Artvin ili Merkez ilçesi Artvin Çoruh Üniversitesi'nde okuyan Beslenme ve Diyetetik ile Hemşirelik bölümü öğrencileri olmak üzere toplam 254 öğrenci oluşturmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılarak yüzyüze görüşme metodu ile doldurulmuştur. Katılımcıların vücut ağırlıkları ve boy ölçümleri Artvin Çoruh Üniversitesi antropometri laboratuarında yapılmıştır. Bulguların tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama, standart sapma, oran, frekans, T Testi, Ki Kare değerleri kullanılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde katılımcıların çoğunluğu beyaz ekmek tüketmekte (%86.6), onu sırasıyla tam tahıllı ekmek (%28.3), kepekli ekmek (%16.5), çavdar ekmeği (%11.4), mısır ekmeği (%7.1) ve glutensiz ekmek (%0.8) takip etmektedir. Katılımcıların büyük bir kısmı ekmek tüketimi ile kilo kontrolü arasında bir ilişki olmadığını düşünmektedir. Günlük olarak ekmek tüketim miktarı ile BKİ arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmamıştır ancak tüketilen ekmek çeşidi ile BKİ arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p=0.03). Beyaz ekmek tüketenler tüketmeyenlere göre daha yüksek BKİ'ye sahiptirler. Erkeklerin beyaz ekmek tüketim tercihleri ve BKİ'leri kadınlara göre daha fazladır. Ekmek tercihinde dikkat edilen unsurlar sırasıyla lezzetli olması, sağlıklı olması, fiyat ve bulunabilirlik şeklinde sıralanmaktadır. Kültürümüzde önemli bir yere sahip olan ekmeğin kilo üzerine etkileri ile ilgili daha kapsamlı çalışmalar yapılmalı ve toplumsal bilgilendirmeler yapılmalıdır.

ArtvinEkmekEkmek tüketimi+2
Derya Çağlar Tiken
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişiklikler

Beslenme, sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan en önemli ihtiyaçtır. Beslenme dengesizliği sonucu oluşan ve giderek artmakta olan aşırı kilo, bireylerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve ilerleyen zamanlarda daha ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Günümüzde değişen beden algısıyla birlikte, daha az çabayla hızlı sonuç alma beklentisi bireyleri farklı beslenme arayışlarına yöneltmektedir. Bireyleri alışılmışın aksine besin seçimi konusunda sınırlamaktan çok, zaman kısıtlaması yaratarak uygulanan ve sağlığın iyileştirilmesi üzerine etkileri olduğu düşünülen aralıklı açlık bireylere yeni bir beslenme anlayışı oluşturmaktadır. Bu araştırma, aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişikleri saptamak amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da bulunan özel bir diyetisyen kliniğine 2020 yılının şubat ve nisan ayları arasında, kilo kaybı sağlamak amacıyla gelen, 40'ı kadın, 12'si erkek, 52 birey araştırmaya katılmıştır. 4 hafta uygulanan ve her bireyin gereksinimine göre hazırlanan aralıklı açlık sonrası vücut parametrelerinde görülen değişiklikleri saptamak amacıyla ölçüm sonuçları alınmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 22 programı ile değerlendirilmiştir. Kadın ve erkek bireyler ayrı ayrı incelendiği zaman her iki cinsiyette de aralık açlık sonrası vücut ağırlığında, vücut yağ kütlesinde, vücut yağ yüzdesinde azalmalar meydana gelmiştir. Kadın bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.58 kg, vücut yağ kütleleri 4.71 kg ve vücut yağ oranları %3.57 azalmıştır(p<0,05). Erkek bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.66 kg, vücut yağ kütleleri 3.76 kg azalmıştır(p<0,05). Vücut yağ oranlarında %2.30 azalma görülürken bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin iç yağlanmasında azalma görülürken erkek bireylerin iç yağlanması değişmemiştir (p<0,05). Bireyler için farklı bir diyet yaklaşımı yaratan aralıklı açlık, olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı halde, üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulan bir beslenme biçimidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Sağlıklı Beslenme, Aralıklı Oruç, Aralıklı Açlık

AçlıkBeslenmeBeslenme durumu+3
Derin Kurşun
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obez olan ve obez olmayan bireylerde hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi

Kişilerin temel ihtiyacı olan beslenmenin ana hedefi, enerji ihtiyacını karşılamak ve aç kalmadan hayatta kalma çabasıdır. Günümüzde toplumda birçok insan için besin tüketimi yalnızca enerji ve açlık ihtiyacından kaynaklı olmamaktadır. Yeme tutumu; içsel homeostatik süreçler, çevresel ile sosyal değişkenler tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihlerinde Adana da bulunan özel bir beslenme ve diyet merkezine başvuran 18-60 yaş arasında olan ve çalışmamıza gönüllü olan bireylerle hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin, obez ve obez olmayan gruplarda incelenmesi amacıyla yürütüldü. Katılımcıların %86.59'u kadınlar, %13.4'ü ise erkek bireylerdi. Çalışmanın bulgularına göre; obezite durumu ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Bireylerde obez olmayan grubun ortalama değeri 2.90 iken obez grubun ortalama değeri 2.99 olarak belirlendi. Obezite durumu farklı olan gruplar arasında Arzulama ve/veya Arzulamaya Teslim Olmanın Bir Sonucu Olarak Deneyimlenebilecek Suçluluk açısından anlamlı farklılık vardı (p<0,05). Hedonik açlık durumu ile bireylerin yaşları arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olmayanların yaş ortalaması daha büyük belirlendi. Hedonik açlık durumu ile aşırı besin isteği arasında anlamlı bir ilişki belirlendi (p<0,05). Buna göre hedonik açlık durumu olanların aşırı besin isteği daha büyük belirlendi. Sonuç olarak; beslenme ve diyet polikliniğine başvuran hastalar değerlendirilirken hedonik açlığın alt yapısının bilinmesi ve hastaya yönlendirilecek beslenme planında bu faktörlerin etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi planında bilişsel davranışçı terapilere yönlendirilirek katkı sağlanmalıdır. Bu nedenle yapılacak çalışmalarla konu desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Aşırı Besin İsteği, Hedonik Açlık, Homeostatik Açlık, Obezite.

AçlıkAşermeHedonizm+1
Feyza Kılıç
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Duygusal zekâ ve yeme tutum davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, 18-25 yaş aralığında fiziksel ve psikolojik herhangi bir sağlık sorunu olmayan üniversite öğrencilerinin duygusal zekâları, yeme tutum davranışları ve antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya İstanbul Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde okuyan gönüllü toplam 207 kişi katılmıştır. Bu tanımlayıcı çalışmada, 41 sorudan oluşan Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve 26 sorudan oluşan Yeme Tutum Testi (YTT-26) çevrimiçi anket yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan 207 kişinin yaş ortalaması 21,15±1,41 yıl, beden kütle indeksleri ortalama 22,29±3,97 kg/m2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların 136'sı (%65,7) normal, 34'ü (%16,4) fazla kilolu, 9'u (%4,3) obezdir. Çalışmaya katılan kişilerin yeme tutum bozukluğu puanları ortalama 9,40±7,87 olarak bulunmuştur. Yeme tutum kesme puanına göre normal yeme tutumu olanlar 185 kişi (%89,4); bozulmuş yeme tutumu olanlar 22 kişidir (%10,6). Katılımcıların BKİ sınıflarına göre yeme meşguliyetlerinde anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:23,270;p=0,000<0,05). Zayıf olanlar, diğerlerine göre daha düşük yeme meşguliyetine sahiplerdir. Katılımcılarda yeme tutum bozukluğunun varlığına göre özellikleri kıyaslandığında BKİ sınıflarında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmıştır (χ2:15,153;p=0,002<0,05). Fazla kilolu olanlarda bozulmuş yeme tutumu oranı, normal kiloda olanlara göre daha yüksektir. Katılımcıların Yeme Meşguliyetleri ile Kısıtlama davranışları arasında pozitif yönlü zayıf düzeyli ilişki (r=0,150), Yeme Tutum Bozuklukları arasında ise pozitif yönlü yüksek düzeyli (r=0,742) ilişki saptanmıştır. Çalışmada katılımcıların Kısıtlama davranışları ile Sosyal Baskı görmeleri arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,351), Yeme Tutum Bozukluğu arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,619), İyimserlik duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,149), Duyguların Değerlendirilmesi duygusal zekâsı ile pozitif yönlü zayıf düzeyli (r=0,187) ilişki saptanmıştır. Katılımcıların Sosyal Baskı görmeleri ile Yeme Tutum Bozukluğu puanları arasında pozitif yönlü orta düzeyli (r=0,504) ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak duygusal zekânın geliştirilmesi doğru yeme tutum davranışları göstermede önemlidir. Duygusal zekanın geliştirilmesi ve doğru yeme tutum davranışları konusunda verilecek eğitimlerin büyük önem taşıdığı düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+3
Ceylan Kızılkan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Menopoz döneminde olan kadınların beslenme durumlarının ve bitkisel ürün kullanımlarının değerlendirilmesi

Menstürasyonun bitmesiyle birlikte kadın hayatında menopoz dönemi başlamaktadır. Bu çalışma yaşları 40-60 aralığında olan 83 menopozlu kadın ile Balıkesir ilinde yürütüldü. Bireylere uygulanan anket sonuçları ile demogrofik özellikleri, genel sağlık bilgileri, bitkisel ürün kullanım ve beslenme durumları saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalamasının 53,35±4,66 yıl, menopoz yaş ortalaması 47,73±4,95 yıl olarak bulundu. Menopoz döneminde olan kadınlarda en çok görülen yakınma %69,9 oranla sıcak basması olarak tespit edildi. Katılımcılara yakınmalarla baş etme durumları sorulduğunda, %37,3'ünün bitkisel ürün kullandığı saptanmış ve bitkisel ürün kullanan kişilerin %73'ü bitkisel ürünlerin yakınmalara fayda sağladığını ifade etmektedir. Kişilerin ortalama kalori alımları 1243,98±1046,99 kkal, protein alımları 42±13,27 g, karbonhidrat alımları 90,39±32,26 g ve yağ alımları ortalama 48,92±16,62 g olarak buludu. Katılımcıların bitkisel ürün kullanım sıklığı ile adaçayı tüketimi ve bitkisel ürün kullanım sıklığı ile kullanılan bitkisel ürün türleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Hayıt ve karayılan otu kullanım durumları ile sinirlilik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Çin melekotu, keten tohumu ve sarı kantaron kullanım durumları ile çarpıntı yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Tablet kullanım durumu ile bitkinlik ve halsizlik yakınmasının görülme durumları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p=0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre protein (%) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Bitkisel ürün kullanım durumuna göre enerji alımı, protein (g), karbonhidrat (g), karbonhidrat (%) ve posa (g) ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar elde edilemedi (p=0,05). Menopoz dönemi kadın hayatı birçok açıdan etkilenmektedir. Bu süreçten daha az etkilenmek için profesyonellerden destek alınması gerekmektedir.

Belirti ve semptomlarBeslenmeBeslenme durumu+3
Esmanur Savaş Güneş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamin düzeyinin nörolojik hastalıklar üzerine etkisinin araştırılması

Dünya Sağ lık Örgütü̈ (DSÖ ) obeziteyi, sağ lığı bozabilecek ş ekilde vücutta anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamini eksikliği sık görülmekte olup, eksikliği çeşitli nörolojik bozukluklara sebep olduğu gibi, sinir sisteminde meydana gelen bu bozukluklar spesifik olmamakla beraber, tedavi edilmezse kalıcı hasarlara neden olabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 01.10.2022 ile 01.12.2022 tarihleri arasında 2019-2021 yılları arası İstanbul'da özel bir bariatrik cerrahi kliniğinde cerrahi operasyon geçiren hastaların geriye dönük kan tahlilleri incelenerek ilgili analizler yapılmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren hastalar 2 gruba ayrılmış nörolojik hastalığı olan ve olmayan olmak üzere her bir grup 24 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgileri, kişiye ait ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay yaptırdıkları vitamin B12 laboratuvar sonuçları, hastaların boyu, ameliyat öncesi ağırlığı, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay ağırlıkları geriye dönük hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların B12 içeren besin tüketim sıklıkları incelendiğinde nörolojik hastalığı olmayan kişilerin günlük ortalama 5,77 mg B12'yi besinler ile beslendiği belirtilmiştir. Bu çalışmada araştırmaya katılan ve nörolojik hastalığı olmayan bireylerin ameliyat sonrası 12. ay diyetle B12 alım miktarı 5,77±3,85 μg, nörolojik hastalık varlığında ameliyat sonrası 12.ay diyetle B12 alım miktarı 7,22±4,11 μg olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların B12 vitamin durumu incelendiğinde nörolojik gruptaki hastaların ameliyat önce B12 vitamin durumu 3.ayda azalma göstermiş ilaç tedavisi ile 12.ayda değerler düzelmiştir. B12 tedavisi olan hastaların tamamı belirti gösteren ve tanısı konulan nörolojik hastalık belirtilerinde azalma görülmüştür. Çalışmamızın daha fazla sayıda hasta ile ve çok merkezli şekilde yürütülmesi önerilmektedir.

Nörolojik hastalıklarObeziteObezite cerrahisi+3
Göksu Boz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bireylerin besin etiketi incelemesi konusundaki tutum ve davranışları ile etiket bilgisinin besin seçimine etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı etiket bilgisinin tüketiciler tarafından ne kadar önemsendiğinin ve gıda ürünlerini satın alma davranışını nasıl etkilediğinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya İstanbul ilinde yaşayan, Vera Tıp Merkezi Beslenme ve Diyetetik Polikliniği'ne başvuran 20-60 yaş arasında 220 birey katılmıştır. Araştırma kapsamında, katılımcıların besin etiketlerini okuma sıklıkları, besin etiketleri ile ilgili genel memnuniyetsizlikleri, sağlıklı beslenme ve gıda etiketi bilgilerine ilişkin tutumları, etiket bilgilerinin kullanılmama sebepleri ve demografik özelliklerin bu değişkenlerden etkilenip etkilenmediği belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanmıştır. Bireylerden alınan veriler SPSS 23.0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans dağılımı, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %80'i kadın, %20'si erkektir. Medeni durumlarına göre bireylerin %55,5'inin evli, %41,8'inin bekâr ve %2,7'sinin de boşanmış olduğu görülmüştür. Eğitim durumlarına göre katılımcılar %60,9 ile çalışıyor iken; %39,1 ile çalışmadığı saptanmıştır. Cinsiyet ile etiket okuma sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Cinsiyeti erkek olan katılımcıların kadınlara göre daha fazla etiket okuduğu görülmüştür. Medeni durum ile etiket okuma sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Buna göre medeni durumu evli ve bekar olan bireyler arasında istatistiksel olarak fark bulunamamışken; medeni durumu evli ve bekar olan bireylerin boşanmış bireylere göre daha fazla etiket okuduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi ile etiket okuma sıklığı durumu karşılaştırılmış ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Üretim tarihi ile eğitim durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,05). İlkokul mezunu bireyler ortaokul, lise, lisans ve lisansüstü mezunu bireylere göre daha fazla okuduğu görülmüştür. İlkokul dışında diğer eğitim düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Son kullanma tarihi ile eğitim durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Etiketlemenin zorunlu olduğu günümüzde tüketiciler etikette zorunlu bildirilen maddeler hakkında eğitilmelidir.

Besin etiketiBesin tercihleriDavranış+4
Fatma Nur Erdaş
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kafein içeren besinler ve beslenme üzerine etkileri

İnsanoğlunun kafeinle olan etkileşimi milattan önce paleolitik dönemde kahve ve çeşitli kafein içeren besinlerin keşfiyle başlamış günümüze kadar gelmiştir. Günümüzde kafein, uyarıcı bir madde ve gerektiğinde tedavi edici olarak çeşitli içecek, yiyecek ve ilaç bileşiminde bulunmakta ve dünya genelinde kullanılmaktadır. Bu araştırma İstanbul'da bulunan özel bir diyet polikliniğine zayıflamak amacıyla başvurmuş 100 danışan üzerinde bireylerin kafein hakkında bilgi düzeylerini ölçme ve kafein içeren ürünler konusunda tercihlerini saptamak üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma kapsamında, katılımcıların kafein içeren ürünleri kullanım sıklıkları, yaygın olarak tükettikleri gıdaların içerisindeki kafein miktarına bakma alışkanlıkları, sağlıklı beslenme davranışları değerlendirilmiş ve demografik özelliklerin bu değişkenlerden etkilenip etkilenmediğini belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme tekniği ile anket uygulanmıştır. Bireylerden alınan veriler SPSS 23.0 programı ile değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde frekans dağılımı, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %95'i kadın, %5'si erkektir. Sonuç olarak bireyler kafein içeren ürünleri fonksiyonel amaçla değil, tamamen zevk amaçlı kullandıkları belirlenmiştir. Kafein içeren ürünlerin tüketimindeki bilinçsizlik araştırmadan elde edilen önemli verilerdendir. Anahtar kelimeler: Kafein içeren ürünler, diyet polikliniği, anket verileri, bilinçsizlik.

AnketlerBesinlerBeslenme+3
Hasan Basri Akkuş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlarda besin tüketimi ve BKİ ile uyku düzeni arasındaki ilişki

Çalışma, yetişkin kadınlarda Beden Kitle İndeksi (BKİ) ile günlük besin tüketimi ve uyku düzeni arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Mart-Mayıs 2019 tarihleri arasında, İstanbul' da özel diyet ofisine başvuran 19-58 yaşları arasında yer alan 65 kadın üzerinde yürütülen bu çalışmanın verileri, önceden hazırlanmış bir anket formu ile elde edilmiştir. Kişilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ölçümleri yapılarak Beden Kitle İndeksleri bulunmuştur. Bireylerin günlük beslenme durumu ''günlük besin tüketim formu'', uyku kalitesi "Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi" kullanılarak elde edilmiştir. Günlük tüketilen besinler BeBİS programı ile çalışmanın verileri ise SPSS programıyla analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan kadınların BKİ ortalaması 34,72 kg/m2 bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınların %76,9'u obezite grubunda yer alırken %23,1'i ise normal kilo aralığındadır. Çalışmada yer alan kadın bireylerin günlük aldıkları kalori miktarlarının ortalaması ise 1996,10 ± 359,01 kaloridir. Günlük alınan karbonhidrat miktarının ortalaması ise 231,64 ± 45,89 gramdır. Günlük alınan karbonhidrat yüzdesi ortalama olarak ise bireylerin günlük yüzde 47,58 ± 6,95 oranında karbonhidrat aldığı belirlenmiştir. Bireylerde günlük alınan yağ ortalama olarak 86,31± 23,83 gram olarak belirlenmiştir. Günlük alınan yağ yüzdesi ortalama olarak 38,50 ± 6,05 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınların ortalama olarak, 67,94 ± 15,51 gram protein aldıkları belirlenmiştir. Günlük alınan protein yüzdesi ortalama 14,07 ± 2,67 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılan kadınlardan %23,1'i iyi uyku kalitesine sahipken %76,9'u kötü uyku kalitesine sahiptir.Günlük tüketilen besinlerin uyku kalitesini etkilediğini, uyku kalitesinin de obeziteyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. İstenilen normal vücut ağırlığına sahip olabilmek için günlük tüketilen besinler ile uyku düzenine dikkat edilmesi gerektiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Beden Kütle İndeksi, Kadın, Uyku düzeni, Uyku kalitesi

Besin tercihleriKadınlarUyku+2
Tuğba Yaprak
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı karbonhidrat ve protein içeren beslenme programı uygulayan bireylerin kilo verme açısından karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; İstanbul Bakırköy' de özel bir Beslenme ve Diyet Merkezi' ne başvuran 20-55 yaş arası, 25-30 kg/m2 BKİ değerine sahip kadınların yaşam biçimleri, beslenme düzenleri ve uyguladıkları farklı karbonhidrat - protein oranlarına sahip beslenme programları sonucunda kilo kayıpları arasındaki farklılıkları saptamaktır. Çalışma Temmuz 2019 – Ağustos 2019 tarihleri arasında, 6 hafta süreyle İstanbul Bakırköy' de bulunan özel bir Beslenme ve Diyet Merkezi' ne başvuran 50 kilolu kadın üzerinde yapılmıştır. Kadınlar 25' er kişilik 2 gruba ayrılmıştır. Bir gruba yüksek karbonhidrat içeren (%60-70 karbonhidrat- %10 protein- %30 yağ), diğer gruba ise yüksek protein içeren (%40 karbonhidrat- %30 protein- %30 yağ) diyetler 6 haftalık süre ile uygulanmıştır. Çalışma grubunun diyet programlarına uyup uymadıkları haftalık yüz yüze görüşme ve haftanın 1-2 günü telefon aracılığıyla iletişime geçilerek araştırıcının kendisi tarafından değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS 24.0 programı kullanılmış ve anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde 6 haftalık süreç sonucunda yüksek karbonhidrat grubunda diyet sonrası ağırlık kaybı - 4.9±0.2 kg (p<0.05), BKİ farkı -2.2±0.1 kg/m2(p<0.05), vücut yağ kütlesi farkı - 3.5±.01 kg (p<0.05), bel çevresi farkı -4.7±0.4 cm (p<0.001) ve kalça çevresi farkı - 3.8±0.4 cm (p<0.001) olarak bulunmuştur. Yüksek protein grubunda ise diyet sonrası ağırlık kaybı -9.7±0.8 kg (p<0.05), BKİ farkı -4.2±0.0 kg/m2 (p<0.05), vücut yağ kütlesi farkı -8.6±0.1 kg (p<0.05), bel çevresi farkı -7.9±0.4 cm (p<0.001) ve kalça çevresi farkı -7.2±0.3 cm (p<0.001) olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonunda kısa dönemde yüksek protein içeren diyet alan gruptakilerin yüksek karbonhidrat alan gruba göre uygulama öncesi ve sonrası vücut ağırlıkları, BKI değerleri, vücut yağ kütlesi (p<0.001) ve bel-kalça ölçümlerindeki (p<0.05) azalmanın istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla olduğu bulunmuştur.

Sedef Olcay
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radyoterapi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrası beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, radyoterapi (RT) tedavisi alan baş ve boyun kanseri (BBK) tanılı hastaların, RT öncesi ve sonrası dönemde beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Çalışma İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü'nde) RT bölümüne başvuran BBK tanılı 18-65 yaş aralığında, gönüllü %61,6 erkek (n:45) ve %38,4 kadın (n:28) olmak üzere toplamda 73 yetişkin birey ile gerçekleştirildi. Katılımcıların demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve radyoterapi semptomlarını saptamak amacıyla anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği yardımıyla uygulandı. Beslenme durumlarının değerlendirilmesi için Nütrisyonel Risk Skoru (NRS-2002) ve 3 günlük besin tüketim kayıt formu kullanıldı. Anket formu, radyoterapi tedavisi öncesinde ve radyoterapi tedavisi sonunda olmak üzere iki kez uygulandı. Katılımcıların RT öncesi enerji, makro ve bazı mikro besin öğeleri alımı RT sonrasına kıyasla daha yüksek ve anlamlı olduğu (p<0,05; p<0,01; p<0,001) bulundu. Erkek ve kadın katılımcıların RT öncesi antropometrik ölçüm değerleri, RT sonrasına göre yüksek ve anlamlı olduğu (p<0,01; p<0,001) belirlendi. Katılımcıların NRS-2002 skorunda RT öncesi değerleri, RT sonrasına göre yüksek ve anlamlı (p<0,001) bulundu. Erkek ve kadın katılımcıların NRS-2002 skorları arttıkça enerji, bazı makro ve mikro besin öğeleri alımında azalma ve anlamlı korelasyon olduğu bulundu. Radyoterapi, hastaların tedavi sürecinde besin alımının azalmasına neden olarak ağırlık kaybı ve beslenme riskinin artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bu süreçte beslenme ve diyet uzmanlarının yer alması önemlidir. Bu çalışmaya benzer daha büyük popülasyonda ve farklı sosyodemografik kitledeki çalışmalar uygun olabilir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+5
Embiye Güler
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'da yaşayan farklı gelir gruplarının beslenme durumunun saptanması ve değerlendirilmesi

Çalışma İstanbul da yaşayan yetişkinlerin gelir durumuna göre gıdaya erişimini tespit etmek ve beslenme durumunu saptamak amacıyla planlanmıştır. Çalışma 18-65 yaş arası 205 yetişkine 30.04.2023-10.05.2023 tarihleri arasında uygulanmıştır. Katılımcılar tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Katılımcılardan ilk olarak 2 günlük besin tüketim kaydı alınmıştır. İkinci aşama olarak gönüllülere online anket iletilmiştir. Online ankette, sosyodemografik özellikler, gelir düzeyi, besin tüketim sıklığı, gıda güvencesi anketi (FİES), gıdaya erişim durumlarını sorgulayan sorular yer almaktadır. Besin değeri hesaplamaları BEBİS 8.2 programı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi'nde (2022) yer alan gereksinimler ile karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analizlerde IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kişilerin %25,4 (n=52) ü erkek % 74,6 (n=153)' sı kadındır. Yaş ortalamaları 34,60'tır. %35,6'sı özel sektör çalışanı, %16,6'sı öğrenci, %16,1'i memur olduğunu belirtmiştir Kişisel gelire göre B 12, B 2 vitamini, C vitamini, folat, potasyum, kalsiyum, fosfor, çinko, demir g/mg alımları ve gereksinim karşılama yüzdeleri gelir düzeyi düştükçe anlamlı olarak düşmüştür. Hane gelirine göre yapılan incelemelerde ise B 12 ve çinko alımı gelir düzeyi düştükçe düşerken, A vitaminin gelir düzeyi düşük gurupta alımı artmaktadır. B 12 vitamini alımlarının yetersizliği incelendiğinde ise düşük gelir grubunda belirgin oranda yetersiz beslenenlerin yüzdesi artmaktadır. Tüketilen protein miktarları tüm gelir gruplarında gereksinimi karşılamaktadır fakat gelir düzeyi arttıkça tüketim miktarı artmaktadır. Gelir düzeyi düşük kişilerin maliyeti düşük olan tavuk ve yumurtayı daha çok tükettiği görülmüştür. Maliyeti daha yüksek olan kırmızı et ve balık tüketimi ise gelir düzeyi azaldıkça düşmüştür. Çalışmamızda gıda güvencesi ile gelir durumu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Bu nedenle kişilerin mikro ve makro besinler konusunda bilinçlendirilmesi ve uygun mikro besin kaynakları hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuDengeli beslenme+3
Simge İçten
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obez bireylerde hedonik açlık durumunun obezite farkındalığı ve besin değişim süreci ile ilişkisi

Kişilerin temel ihtiyacı olan beslenmenin ana hedefi, enerji ihtiyacını ve besin öğelerini karşılamak ve hayatta kalma çabasıdır. Günümüzde toplumda birçok insan için besin tüketimi yalnızca fizylojik açlığı gidermek niyetli olmamaktadır. Yeme tutumu; içsel homeostatik süreçler, çevresel ile sosyal değişkenler tarafından düzenlenmektedir. Bu çalışma, Şubat 2023-Nisan 2023 tarihlerinde İstanbul'da özel bir Beslenme- diyet merkezine başvuran 18-60 yaş aralığında Beden Kütle İndeksi (BKİ) 30 kg/m2) ve üzeri olan gönüllü bireylerde hedonik açlık durumunu etkileyen faktörlerin ve değişim süreçlerinin incelenmesi amacıyla yürütüldü. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun 90 obez birey %38,9 (n:35) erkek ve %61,1 (n:55) kadın dahil edildi. Hedonik açlığın belirlenebilmesi için Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİÖ) ve Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) kullanılırken bu bireylerin obezite farkındalığı ve besin değişimine uyumu sırasıyla Obezite Farkındalık Ölçeği (OFÖ) ve Besin Değişim Süresi Ölçeği (BDSÖ) ile ölçüldü. Veriler yüzyüze toplandı. Sonuç olarak; hedeonik açlıkla obezite farkındalığı arasında cinsiyete bağlı olarak anlamlı ilişkili saptandı. Çalışmaya katılan kadın bireylerin, ABİÖ toplam puanları (p<0,01) bulundu. Kadın bireylerin BGÖ toplam puanları arttıkça BDSÖ toplam puanlarında (p<0,001) bulundu. Erkek bireylerde ise; ABİÖ toplam puanları arttıkça BDSÖ toplam puanları anlamlı derecede artma (p<0,001) görüldü. Erkek bireylerin BGÖ toplam puanları arttıkça OFÖ toplam puanları (p<0,01) ve BDSÖ toplam puanları (p<0,01) bulunmuştur. Sonuç olarak; beslenme danışmanlığı için başvuran bireylerin hedonik açlık alt yapısının bilinmesi beslenme planında bu faktörlerin etkinliği göz önünde bulundurulmalıdır. Tedavi planında bilişsel davranışçı terapilere yönlendirilmelidir. Bu alanda yapılacak çalışmalar ile bu konu desteklenmelidir.

AçlıkFarkındalıkHedonik açlık+2
Sezen Çetinkaya Eren
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Spor merkezine başvuran kadın bireylerde gece yeme sendromu ve hedonik açlık durumu ile antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Araştırma, düzenli egzersiz yapan ve yapmayan kadın bireylerde beslenme durumunu, hedonik yeme eğilimleri ve gece yeme sendromu varlığını incelemeyi; ayrıca bu değişkenlerin antropometrik ölçümlerle ilişkisini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Kesitsel tipte olan bu araştırma, İstanbul'da bulunan özel bir spor merkezine başvuran, son üç ay boyunca düzenli egzersiz yapan 92 kadın birey ile fiziksel olarak aktif olmayan 92 sedanter kadın birey olmak üzere toplam 184 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara kişisel bilgi formu, üç günlük besin tüketim kaydı, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Besin Gücü Ölçeği (BGÖ), Lezzetli Besinleri Tüketme Motivasyon Ölçeği (LBTMÖ) ve Gece Yeme Anketi (GYA) yüz yüze uygulanmış; antropometrik ölçümler ise araştırmacı tarafından alınmış, veriler SPSS 22.0 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, düzenli egzersiz yapan bireylerin haftalık MET toplam puanları, egzersiz yapmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir (p<0.001). Egzersiz yapan grubun BGÖ ve LBTMÖ puanları, egzersiz yapmayanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Ancak gruplar arasında hedonik açlık varlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0,05). Her iki grupta da BGÖ puanı ile vücut ağırlığı, BKİ (Beden Kütle İndeksi), vücut yağ oranı, bel çevresi ve bel/kalça oranı arasında anlamlı pozitif ilişkiler belirlenmiştir. Egzersiz yapmayan bireylerde GYA puanı ve gece yeme sendromu görülme sıklığı daha yüksektir. Ancak fiziksel aktivite düzeyi ile GYA puanı arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). GYA puanı, her iki grupta da vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi ve bel/kalça oranı gibi antropometrik ölçümlerle pozitif yönde ilişkilendirilmiş; ayrıca BGÖ ve LBTMÖ puanlarıyla da anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak, fiziksel aktivite düzeyi ile hedonik yeme davranışları ve gece yeme eğilimi arasında doğrudan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak, bu yeme davranışlarının bazı antropometrik parametrelerle pozitif korelasyon göstermesi, vücut kompozisyonu üzerinde etkili olabileceğini düşündürmekte olup, konu ile ilgili daha kapsamlı araştırmalar yapılması gerekmektedir.

EgzersizFiziksel aktivite
Zeynep Sevük
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı beslenme planına uyan ve uymayan gebelerin anemi yönünden değerlendirilmesi

Bu tez, sağlıklı beslenme planına uyan ve uymayan gebelerin anemi yönünden değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Gebelikte yeterli ve dengeli beslenme, anne ve fetüs sağlığı açısından kritik öneme sahiptir. Anemi, gebelikte en sık karşılaşılan beslenme kaynaklı sorunlardan biridir ve yetersiz beslenme durumunda görülme riski artmaktadır. Bu bağlamda, araştırma kapsamında anemi tanısı almış 61 gebe bireyin beslenme alışkanlıkları, diyet kaliteleri ve besin öğesi alımları değerlendirilmiş; Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile sağlıklı beslenme düzeyleri belirlenmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%78,7) öğün atladığı, en sık atlanan öğünlerin öğle yemeği ve ara öğünler olduğu belirlenmiştir. MEDAS puanları katılımcıların %60,6'sı beslenme açısından uyumlu, %23'ü uyumsuz ve %16,4'ü sıkı uyumlu olarak sınıflandırılmıştır. Enerji ve demir alımı ortalamaları sırasıyla 1911,42±358,22 kkal ve 12,78±4,33 mg olup, demir düzeyleri ile enerji alımı arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki tespit edilmiştir (r=0,544; p<0,01). Ancak MEDAS puanı ile demir, beden kütle indeksi (BKI), yaş gibi değişkenler arasında anlamlı ilişki gözlenmemiştir (p>0,05).Trimester dönemlerine göre beslenme öğeleri, MEDAS puanları ve demir düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Öte yandan, gebelik öncesi BKİ ile gebelik sürecindeki BKİ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü bir pozitif korelasyon saptanmıştır (r = 0,893; p < 0,01). Bu sonuçlar, gebelerde yeterli ve dengeli beslenmenin desteklenmesi gerektiğini ve enerji alımının anemi üzerine etkili olabileceğini ortaya koymaktadır. Gebelere yönelik beslenme önerilerinin artırılması, anemi riskinin azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

Seray Yalman
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sakarya'da şehir içi toplu taşıma araçlarını kullanan servis şoförlerinin beslenme durumlarının, sağlıklı beslenme bilgi düzeyleri ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, şoförlerin sağlık ve beslenme ile ilişkili alışkanlıklarını ve bilinç düzeylerini belirleyerek, bu alanda farkındalık yaratmayı hedeflemektedir. Çalışma, Sakarya'da bulunan şehir içi toplu taşıma araçlarını kullanan servis şoförleri üzerinde gerçekleştirilen kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya, 18-64 yaş arası gönüllü 284 erkek şoför (erkek: 284, %100) katılmıştır. Yüz yüze anket yöntemi kullanılarak şoförlere ilişkin genel özellikler, beslenme bilgi düzeyi ölçeği, sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeği uygulanmış olup, 24 saatlik besin tüketim durumları kaydedilmiştir. Beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 29.6±5.6 kg/m² olarak bulunmuştur. Katılımcıların; E vitamini, C vitamini, B1 vitamini, B6 vitamini, magnezyum minerali, kalsiyum minerali değerlerinin günlük alınması gereken miktarı karşılayamadığı tespit edilmiştir. Şoförlerin ortalama toplam beslenme bilgi puanı değerlendirildiğinde düşük bilgili 255 (%89,8) kişi olduğu tespit edilmiştir. Beslenme bilgi düzeyi orta olan şoförlerin, düşük bilgi düzeyi olan bireylere kıyasla daha yüksek düzeyde enerji, makro besin öğeleri (karbonhidrat, protein, yağ) ve çeşitli vitamin-mineral alımlarına sahip oldukları gözlemlenmiştir. Katılımcıların BKI değeri yüksek olanlarda, sağlıklı yaşam biçimi davranışı gösterme durumu azalmakla birlikte, beslenme alt boyutunda olumsuzluklar görülmüştür(p<.05). Şoförlerin beslenme bilgi düzeyi puan ortalamaları ile sağlıklı yaşam biçimi davranış puanlanmasında; fiziksel aktivite, manevi gelişim, kişilerarası ilişkiler alt boyutlarında anlamlı farklılık (p<.05) saptanmıştır. Çalışma sonucunda, şoförlerin beslenme bilgisinin arttırılması ve sağlıklı beslenme bilgi düzeylerinin geliştirilmesine yönelik eğitimlerin sağlanması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sağlıklı beslenme
Aslınur Zengin
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Profesyonel futbolcu ve basketbolcu sporcuların beslenme alışkanlıkları ve bilgi düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, profesyonel düzeyde futbol ve basketbol oynayan sporcuların beslenme alışkanlıkları ve bilgi düzeylerinin incelenerek, gruplar arası farkları saptamak ve yeni çalışmalara ışık tutmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ocak 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında 18-35 yaş aralığındaki 60 futbolcu ve 44 basketbolcu olmak üzere toplam 104 profesyonel sporcu ile gerçekleştirilmiştir. Sporcuların beslenme alışkanlıkları ve bilgi düzeylerinin saptanması amacıyla 44 sorudan oluşan bir anket düzenlenmiştir. Sporcuların beslenme durumlarının değerlendirilmesi için 3 günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde futbolcuların %81,7'si, basketbolcuların %81,8'i beslenmesine dikkat ettiğini belirtmiş, gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Futbolcuların %56,7'si, basketbolcuların %52,3'ü besin destekleri kullanmaktadır (p>0,05). Öğün atlayan sporcuların öğün dışı beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkiye göre futbolcu ve basketbolcu sporcularda öğün atlayanların aynı zamanda öğün dışı beslenme alışkanlıkları olduğu saptanmıştır (p>0,05). Enerji alım ortalamaları futbolcularda 3630,81±303,89 kkal, basketbolcularda 3680,61±338,45 kkal'dir (p<0,05). Kahvaltı yapmayan futbolcu ve basketbolcu sporcuların günlük enerji ve protein alım ortalamaları düzenli kahvaltı yapan sporculara göre daha azdır (p<0,05). Futbolcuların %93,3'ü ve basketbolcu sporcuların tamamının sıvı alımına dikkat ettiği saptanmış, gruplararası farklılık olmaması bakımından anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Sıvı alımına dikkat eden futbolcu ve basketbolcu sporcuların, antrenman/müsabaka öncesi sıvı tüketimleri benzer özellik göstermektedir (p>0,05). Sporcuların branşına göre eğitim durumları ile alkol kullanımı arasındaki ilişki incelendiğinde eğitim durumu ile alkol kullanımı arasındaki anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür (p>0,05). Futbolcuların besin destek ürünleri kullanım oranı %56,7, basketbolcularda ise %52,3'tür. Futbolcuların, basketbolculara göre besin destek ürünleri kullanımına daha fazla yatkın olduğu görülmektedir (p<0,05). Futbolcuların %52,9'u, basketbolcuların %47,8'i kondisyonerlerin önerisiyle besin destek ürünleri kullandıklarını belirtmiştir. Sporcuların bilgi kaynağı olarak gösterdiği antrenör, kondisyoner vb. personelin düzenli bir şekilde sporcu beslenmesi konusunda kurs, seminer, ders vb. kaynaklarla desteklenmesi gerekmektedir. Literatüre farklı branşlardaki sporcuların beslenme durumları ve bilgi düzeylerini saptamaya yönelik çalışmaların yapılarak katkıda bulunulması ve spora olumlu katkılarının öneminin vurgulanmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

BasketbolBasketbolcularBeslenme+4
Emre Can Nas
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

18-25 yaş arası üniversite öğrencilerindeki internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi

Bu araştırma; Mart 2021 – Eylül 2021 tarihleri arasında, Haliç Üniversitesi'ndeki 18-25 yaş arası olan öğrencilerinden seçilen 64'ü kadın, 20'si erkek katılımcıda, sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ve internet bağımlılığı düzeyleri arasındaki ilişkinin saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, Demografik Bilgi Formu, Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum ölçeği (SBİTO) ve Young İnternet Bağımlılığı Testi – Kısa Formu (YİBT-KF) uygulanmıştır. Katılımcılara ait genel bilgiler, sosyo-demografik durumlar, internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum ile ilişkisi, internet bağımlılık düzeyinin internette meşgulken yemek yeme durumuna etkisi, yaşa göre internet bağımlılık düzeylerinin incelenmesi, maddi güçlük çekme durumunun sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi, baba eğitim durumunun sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Araştırma sonucu elde edilen bulguların istatiksel analizleri SPSS 22.0 veri analiz programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatiksel metotlar (sıklık) ve niteliksel verilerin kıyaslanmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ile Young İnternet Bağımlılığı Testi arasında istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) ve %42'lik negatif yönlü orta şiddette bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ile yaş, maddi güçlük çekme, baba eğitim durumu değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır. Young İnternet Bağımlılığı Testi – Kısa Formu ile internetle meşgulken atıştırma ve fiziksel aktivite değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Katılımcıların cinsiyeti, öğrencisi olduğu bölüm, birlikte yaşama durumu, anne eğitim durumu ve gece uyku problemi yaşama değişkenleri ile SBİTÖ ve YİBT-KF arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Gençlerde internet bağımlılığının sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum üzerinde etkisi olduğu, gençlik döneminin sağlıklı yaşam tarzı edinme konusunda önemli bir yeri olduğu için bu konuda gençlerin ve ailelerin bilinçlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İnternet Bağımlılığı, Sağlıklı Beslenme, Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği

BağımlılıkBeslenmeSağlıklı beslenme+4
Meryem Nur Alamehmet
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 salgını döneminde üniversite öğrencilerinde stres ile beslenme arasındaki ilişkinin incelenmesi

Covid-19 salgını döneminde pek çok kişinin sağlık durumu olumsuz yönde etkilenmiştir. Özellikle beslenme alışkanlıklarını etkileyen bu süreçte yapmış olduğumuz çalışma; Türkiye'de yaşayan 18-35 yaş grubunda üniversite öğrencilerinde stres ile beslenme arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamıştır. Tanımlayıcı tipte olan çalışma, Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında 386(101 erkek, 285 kadın) üniversite öğrencisi ile yapılmıştır. Çalışmada sosyodemografik özellikleri belirleyen Sosyo-demografik Bilgi Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin Covid-19 öncesi ve sonra beslenmelerine bakmak için besin tüketim sıklıkları da incelenmiştir. Bekar öğrencilerin evli öğrencilere göre, 18-24 yaş grubunda olanların 25-35 yaşa göre ve devlet üniversitesinde okuyanların vakıf üniversitesinde okuyanlara göre stres seviyelerinin yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05). BKİ grupları arasında yapılan Duygusal Yeme Ölçeği ve alt boyutları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Yapılan regresyon analizi ile algılanan stres ile duygusal yeme arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğu ve bu ilişkide algılanan stres arttıkça duygusal yeme davranışlarının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır (p<0.01). Sonuç olarak; pandemi öncesinde de pandemi döneminde de üniversite öğrencilerinin stresli olduklarını ve buna bağlı olarak duygusal yeme davranışlarının etkilendiğini söyleyebiliriz. Özellikle kadınların erkeklere oranla daha fazla duygusal yeme eylemi gösterdikleri gözlemlenmiştir (p<0.05). Belli bir eğitim seviyesinde olan bu öğrencilerin, sağlıklı beslenmeyle ve stres yönetimiyle ilgili daha fazla bilgilendirilmeleri gerekmektedir.

BeslenmeCOVID 19Pandemiler+2
Rumeysa Aybatılı
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Glütensiz diyet tüketen yetişkin çölyak hastalarının beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı glütensiz diyet tüketen çölyak hastalarının beslenme durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 19-62 yaş arasında çölyak tanısı almış, 34 kadın, 26 erkek olmak üzere 60 çölyak hastası katılmıştır. Bireylerin genel özellikleri, beslenme ve fiziksel aktivite durumlarını belirlemek için online anket yöntemi uygulanmıştır. Beslenme durumlarının değerlendirebilmek için 3 günlük besin tüketim kaydı ve geriye dönük besin tüketim sıklığı kaydı alınmıştır. Çalışmaya katılan kadın hastaların yaş ortalaması 32,47±11,01 dir. Erkek hastaların ise ortalaması 37,46 ±10,88'dir. Erkek hastalarda beden kitle indeks ortalama 23,4±2,14, kadın hastalarda 24,33±5,55 dir. Tüm hastaların %53,ü yüksekokul mezunudur. Katılımcılar %33,4'ü 21-30 yaş arası çölyak hastalığı tanısı almıştır ve %68,3'ünün ise ailesinde çölyak hastası birey yoktur. Hastaların %70,0'ı glütensiz diyete her zaman uymaktadır. Diyete uyum ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık yoktur. Ana öğün tüketim değerlendirmesi kadın ve erkek hastalar arasında anlamlı bulunmuştur (p= 0,017). Hastaların %41,7'si öğün atlamaktadırlar. Kadın hastaların ortalama aldıkları enerji 1725,86±314,64 kcal, erkek hastaların aldıkları ortalama enerji 2373,26±359,21 kcal'dir. Kadın ve erkek hastaların aldıkları günlük protein miktarı sırasıyla 56,22±16,56 gr, 70,84±21,81 kcal bulunmuştur. Kadın ve erkek hastalar arasında enerji ve protein alımları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,005). Hastaların beyanlarına göre, günlük alması gereken vitamin ve minerallerden B6 vitamini, folat, D vitamini, kalsiyum ve demir ve magnezyum alımları düşük bulunmuştur. Sonuç olarak çölyak hastalarının yaşam boyu glütensiz diyete uyum göstermeleri gerektiği için uzman bir diyetisyen tarafından beslenme eğitimi verilmelidir. Hastaların glütensiz diyete uyumları önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+2
Semra Dürüs Metin
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel bir merkeze başvuran kişilerin Akdeniz diyeti beslenme düzeni ile depresyon düzeyinin saptanması

Bu çalışma Antalya'da bulunan bir Beslenme ve Diyet merkezine başvuran bireyler ile bir aylık akdeniz diyeti uygulaması sonrasında diyete uyumluluklarının antropometrik ölçümlerine ve depresyon durumlarına etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma yaş ortalaması 30,127,34 olan, %69,2'si kadın %30,8'i erkek 52 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak; demografik özellikleri ile antropometrik ölçüm bilgilerinin yer aldığı form ve geriye dönük 2 günlük besin tüketim kaydı kullanılmıştır. Katılımcıların Akdeniz diyetine bağlılıklarını incelemek için Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile depresyon için Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Katılımcılara gereksinimlerine göre Akdeniz beslenme tipi uygulanmış olup her iki ölçek diyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Diyet uygulamasından sonra katılımcıların akdeniz diyeti uyumluluklarının arttığı ve bu artışın kadınlarda anlamlı şekilde daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Diyet uygulaması sonrasında katılımcıların depresyon düzeylerinin azaldığı görülmüştür (p>0,05). Uygulama öncesinde katılımcıların MEDAS puanları ile BDÖ puanları arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p>0,05). Diyet sonrası durumda katılımcıların BDÖ puanları ile karbonhidrat ve yağ alımları arasında zayıf derece anlamlı bir fark bulunmuştur(p>0,05). Katılımcıların BDÖ puanı arttıkça CHO (%) alımı azalırken, yağ (%) alımı artmıştır (p<0,05). Kadınların diyet öncesi ve sonrası besin ögesi alımları incelendiğinde TÜBER'e göre karşılama oranları sırayla enerji %82,7-%74,1, karbonhidrat (g) %106,8-%63,1, protein (g) %125,1-%95,2 olarak belirlenmiştir. Erkeklerin karşılama oranları sırayla enerji %81,4-%78,4; karbonhidrat (g) %158,8-%64; protein (g) %118,4- %72,8 olarak bulunmuştur. Tüm bu durumlar incelendiğinde bireyleri akdeniz diyetine teşvik etmek bireysel ve toplumsal sağlığı ve ekolojik dengeyi koruyacaktır. Bu nedenle elzem makro ve mikro besin öğelerini dengeli ve yeterli miktarda içeren akdeniz diyetinin depresyon üzerine etkileri geniş çaplı araştırılmalıdır.

Akdeniz diyetiAntalyaAntropometri+4
Nurşen Gül
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ketojenik diyet, aralıklı oruç diyeti, glutensiz beslenme ve dengeli beslenme programı uygulayan bireylerin beslenme bilgi düzeyi ve antropometrik ölçümlerinin incelenmesi

Dünya üzerinde bulunan pek çok insan mevcut kilosunu azaltmak veya korumak için farklı diyet programları uygulamaktadır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan diyetlerin tokluk hissini arttırarak çeşitli mekanizmaları uyardığı ve kiloyu kontrol altında tutabileceği düşünülmektedir. Bu diyet programları içerisinde en meşhur olanları karbonhidrat alımını azaltmak, zaman kısıtlı beslenmek ve gluten içeren maddelerin beslenmeden çıkarıldığı diyet programlarıdır. Bu çalışma, 18-65 yaş arası Isparta'da 3 farklı diyetisyen kliniğine başvuran, iletişim sıkıntısı yaşamayan ve kendi iradeleri ile anketimizi cevaplamayı kabul eden ketojenik diyet, aralıklı oruç diyeti, glutensiz beslenme ve geleneksel beslenme programı uygulayan yetişkinlerin antropometrik ölçümleri ve beslenme bilgi düzeylerinin saptanması amacıyla yürütülmüştür. Gruplar arasında beslenme puanları ve antropometrik özellikleri karşılaştırıldığında, beslenme bilgisinin antropometrik değişimler üzerinde etkisinin olmadığı görülmüştür. Geleneksel beslenme uygulayan kişilerin temel beslenme bilgisi ve besin tercihi puan ortalaması öteki gruplardan düşük olmasına rağmen, diğer gruplara oranla kilo verme ve vücut ölçülerinin değişiminde daha çok farklılık görülmüştür (p<0,005). Popüler diyetlerin belirli bir hastalık olmadan uygulanması durumunda, makro ve mikro besin ögeleri arasında dengesizlik oluşmasına bağlı olarak bireyde hastalıklar meydana gelebileceği bildirilmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı doktor tarafından tanısı koyulmuş bir hastalığınız ve bu tarz beslenme programlarını uygulama zorunluluğunuz yok ise popüler olan beslenme programları yapılmamalı, tıbbi müdahale gerektiren pozisyonlarda (çölyak, intolerans, alerji vb.) ise makro ve mikro besin eksikliğinin önüne geçmek amacıyla bu alanda tecrübeli bir diyetisyen kontrolünde diyet programları yapılmalıdır.

AntropometriAralıklı açlıkBeslenme bilgisi+6
Rumeysa Yaldız
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli bireylerin omega 3 tüketim durumunun kan lipidleri üzerine etkisi

Tip 2 diabetes mellitus (T2DM) dünyada ve ülkemizde giderek artan prevelansıyla dikkat çeken, zamanla artan insülin direnci ve insülin salınımında yetersizlik ile kendini gösteren kronik ilerleyici bir hastalıktır. Tip 2 diyabetli bireylerin kan lipidlerinde bozulma sık görülen bir durumdur. Bu çalışma Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Tip 2 diyabet tanısı almış, statin grubu (lipit düşürücü) ilaç kullanmayan gönüllü bireyler üzerinde yapılmıştır. Tüm bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıklarını içeren anket yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Bireylerin tükettiği besinlerle aldıkları omega 3 miktarı hesaplanmış, katılımcılar omega seviyesi yetersiz ve omega seviyesi yeterli olarak 2 gruba ayrılmıştır. Bu çalışma tip 2 diyabetli bireylerin omega 3 tüketim düzeylerinin kan lipidleri (Total-K, HDL-K, LDL-K, Trigliserid) ve HbA1c üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada bireylerin kan bulguları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya 100 kişi (59 kadın, 41 erkek) dahil edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 27.0 programı yardımıyla değerlendirilmiştir.Çalışmada bireylerin kan lipid seviyeleri ortalama değerleri Total Kolesterol 200,0±50.2mg/dL, LDL kolesterol 130,8±37,8 mg/dL HDL kolesterol 52,7±17,6mg/dL, Trigliserid 156,2±101,8mg/dL bulunmuştur. HbA1c ortalaması ise 7,7±1,6 bulunmuştur. Omega 3 tüketim seviyesi yüksek olan bireylerin HbA1c ve trigliserit değeri daha düşük, HDL-K değeri ise daha yüksek bulunmuştur (p < 0.05). Total-K ve LDL-K değeri ise Omega 3 tüketim seviyesi yeterli olan ve yetersiz olan gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır(p>0.05). Ayırıca Omega 3 tüketim seviyesi yüksek olan bireylerin beden kitle endeksi (BKİ) değeri daha düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç olarak, omega 3 tüketim miktarının artması ile diyabetik bireylerde kan lipid profili ve HbA1c değeri olumlu yönde etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet, Omega 3, Kan Lipidleri

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kan lipidleri+1
Kübra May Doğan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 döneminde insanların gıda tüketimi ve beslenme bilinçlenmesi/ alışkanlıklarında meydana gelen değişimler

Bu çalışma global ölçekte etkili olan COVID-19 salgınında, kendini ve toplum sağlığını korumak adına evlerinde sosyal izolasyonda olan bireylerin, gıda tüketimi ve beslenme alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikleri incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubuna, İstanbul Kâğıthane ilçe genelinde COVID-19 nedeni ile sosyal izolasyonda olan 19-65 yaş arası 400 birey dâhil edilmiştir. Araştırma 15.02.2021 – 28.05.2021 tarihleri arasında çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden Kâğıthane ilçesindeki bireyler ile yapılmıştır. Bireylere araştırmacı tarafından hazırlanan 28 soruluk anket formu online görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm demografik sorular ve ikinci bölüm COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisini ortaya koymayı amaçlayan sorulardan oluşmaktadır. COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisinin önemine ilişkin görüşlerini ortaya koyan 5'li Likert ölçeği ile ölçen 11 ifade oluşturulmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin %68,2'si (n:273) kadın ve %31,8'i (n:127) erkektir. Bireylerin yaş ortalamaları 35,5±11,5 yıl olup, 57,4'ünün lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Salgın öncesi kadınların vücut ağırlığı ortalaması 64±12,2 kg iken erkeklerin 81,6±13,3 kg'dır. Sosyal izolasyon (iki ay) sonrası kadınların vücut ağırlığı ortalaması 65,4±12,1 kg, erkeklerin 83,3±13,2 kg olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Bireylerin genel olarak %38,5'inin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir (p<0,05). COVID-19 salgın döneminde katılımcıların öğün sayılarında artış olduğu belirlenmiş olup, kadınların %5,8'inin beş öğün tüketmeye başladığı tespit edilmiştir (p<0,05). Bu süreçte, bireylerin besin takviyesi kullanımlarının arttığı ve cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu görülmüştür. (p<0,001). Sosyal izolasyon döneminde bireylerin et, tavuk, yoğurt, ekmek, çay, yağlı tohumlar sarımsak, zerdeçal ve söğüş, sebze tüketimlerinin arttığı görülürken zeytinyağlı sebze, kuru meyve, yağlı tohum ve mayonez tüketimlerinin azaldığı saptanmıştır. Bireylerin online yemek siparişi (%47,9), online market alışverişi (%63,4) ve aktar-kuruyemiş (%57,7) alışverişlerinin arttığı görülmüştür. Bununla beraber bireylerin dışarıda yemek yeme sıklıklarının azaldığı tespit edilmiştir. COVID-19 salgın süreci bireylerin yaşam standartlarını birçok açıdan etkilemiştir. Bu sürecin olumsuz etkilerini gidermek adına sağlık profesyonellerinden destek alınmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+4
Sümeyye Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Üniversite öğrencilerinin gençlik döneminde oluşları ve farklı bir ortama adaptasyon süreci sağlıklı beslenme alışkanlıklarını, yeme tutumlarını genel olarak olumsuz etkilemektedir. Dünya genelinde ruhsal bozukluklar arasında en sık karşılaşılan anksiyete bozuklukları üniversitede öğrenim gören öğrencileri de etkilemektedir. Bu çalışma, Artvin Çoruh Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik ve Hemşirelik bölümleri lisans öğrencilerinde görülen yaygın anksiyete bozukluğunun sağlıklı beslenme tutum farklılıklarına etkisinin saptanması amacıyla, Ocak-Nisan 2021 tarihleri aralığında gerçekleştirilmiştir. Beslenme ve Diyetetik bölümü ve Hemşirelik bölümünde öğrenim gören toplam 274 öğrenciye internet ortamında anket yöntemiyle ulaşılıp, bilgiler toplanmıştır. Non-parametrik analizlerden iki parametreli kategorik değişkenlerin ölçek puanlarıyla karşılaştırılmasında Mann Whitney U, üç ve üzeri parametreli kategorik değişkenlerin ölçek puanlarıyla karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis H testinden faydalanılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde öğrencilerin Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutumlar Ölçeği (SBİTÖ) 'nden aldıkları ortalama toplam puan 76,17±9,13'tir. Ölçeğe göre 64-84 arası puan yüksek düzeyde sağlık beslenmeye ilişkin tutuma sahip olduduğunu ifade etmektedir. Buna göre öğrencilerin ortalama olarak yüksek düzeyde sağlıklı beslenmeye ilişkin tutuma sahip olduğu saptanmıştır. Olumlu Beslenme Alışkanlıkları alt boyutu ile Yaygın Anksiyete Bozukluğu-7 (YAB-7) testi sonuçlarına göre olumlu beslenme alışkanlığı ile yaygın anksiyete bozukluğu arasında düşük seviyede negatif yönlü bir ilişki söz konusudur (p<0,05). Katılımcıların YAB-7 puanı ile SBİTÖ puanı arasında anlamlı ilişkinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Buna göre çalışmaya katılan öğrenclerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile yaygın anksiyete bozukluğu arasında negatif veya pozitif bir ilişki olduğu görülmemiştir. Öğrencilerinin akademik başarılarını etkileyebilecek bir durum olduğu göz önünde bulundurularak, sağlıkı beslenme alışkanlıklarının geliştitirilmesi hedeflenmeli ve ayrıca üniversite öğrencileri arasında sık görülen anksiyete durumunun sağlıklı beslenme tutumuna etkisini araştıran çalışmalar daha geniş kapsamlı olarak gerçekleştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutumlar, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Üniversite Öğrencisi

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBeslenme+5
Yasemin Erol Sönmez
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mutfakta çalışan bireylerin beslenme alışkanları ile antropometrik ölçümlerinin incelenmesi

Bu çalışma, Anadolu Sağlık Merkezi mutfağında hizmet veren SOA şirketinde çalışanlarının, antropometrik ölçümleri ile beslenme alışkanlıklarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı tipte uygulanan bu çalışma, 18- 50 yaş arasında olan kadın ve erkek toplam 65 kişi üzerinde yürütülmüştür. Anket formu, kişisel bilgiler, genel sağlık bilgileri, antropometrik ölçümler, sağlıklı beslenme tutum ölçeği, 3 günlük besin tüketim kaydı formu ve beslenme alışkanlıkları olmak üzere 6 bölümden oluşmaktadır. Veriler anket dağılımı yoluyla toplanmış ve bu araştırmada SPSS 24.0 paket programı kullanılarak bağımsız örneklem t-testi ve Mann-Whitney U analizi, ikiden çok grubun ortalamalarının karşılaştırılması için ise Kruskal-Wallis Test uygulanmıştır. İstatiksel analizlerin değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi olarak 0,05 kullanılmıştır. Sonuçların p<0,05 olması halinde anlamlı farklılığın bulunduğu, p>0,05 olması halinde ise anlamlı farklılığın bulunmadığı bildirilmiştir. Anketin sonuçları SPSS.24 programı ile istatiksel analizler yapılmıştır. Araştırma kapsamında alınan bireyler %49,2'si kadın, %50,8'i erkek bireylerden oluşmakta olup, işçilerin eğitim durumları incelendiğinde, %41,5'i ilk ve ortaokul, %40'i lise, 18,5'i yükseköğrenim mezunları olduğu saptanmıştır. İşçilerin sigara ve alkol kullanımına bakıldığında % 53,8'i sigara kullanımı, % 20'si alkol tüketmektedir. Araştırmaya katılan işçilerin %87,7'nin 3 ana öğünü de düzenli olarak tükettiği, %28'ının ara öğün tükettiği, ana öğün atlamaması sadece %43,1'inin olduğu, öğün atlayanların ise %60,7 oranında akşam öğününü ihmal ettiği saptanmıştır. Besin tüketim düzeyleri Diyetle Günlük Referans Alım Düzeyleri (TÜBER) ile karşılaştırıldığında yeterli miktarda alınmış olup, folat ve C Vitamini alımlarının yetersiz düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; işçilerin beslenme hakkında bilgi seviyelerinin yükseltilmesi ile beraber beslenme düzenlerinin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

AntropometriBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+3
Turan Durğun
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sleeve gastrektomi operasyonu geçiren bireylerde postoperatif protein tüketimi ve gıda takviyesi kullanımının B12 vitamin değerlerine etkisi

Kronik bir hastalık olan obezite, beraberinde getirdiği komplikasyonlarla birlikte yaşam şeklini olumsuz etkileyen, yüksek morbidite ve mortaliteye sebep olan bir halk sağlığı sorunudur. Bariatrik cerrahi, uzun dönemli kalıcı ağırlık kaybının sağlanmasında ve obezitenin komplikasyonlarının azaltılmasında son çare olarak etkili tedavi yöntemlerini içermektedir. Bariatrik cerrahi yöntemlerinden olan sleeve gastrektomi (SG), tüketilen gıda hacmini besin emilimini etkilemeden kısıtlayarak açlık hissinin azalmasını sağlamaktadır. Bu çalışma, sleeve gastrektomi operasyonu geçiren bireylerde ameliyat sonrası gıda takviyesi kullanım durumlarının belirlenmesi, protein tüketim miktarlarının saptanması ve B12 vitamin değerleri üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kocaeli ilinde bulunan özel bir hastanede sleeve gastrektomi operasyonu geçiren 50 yetişkin hasta (31 kadın, 18 erkek) ile yürütülmüştür. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgileri, protein kaynakları tüketme sıklıklarını kapsayan yüz yüze bir anket formu, 3 günlük besin tüketim kaydı ve kişiye ait 6. ay rutin laboratuvar sonuçları kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 35,68±5,92 yıl olarak hesaplanmıştır. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. ayda Beden Kütle İndeksi (BKİ) gıda takviyesi kullanan bireylerde 41,20±2,95 kg/m2 ve 28,59±3,63 kg/m2; gıda takviyesi kullanmayan bireylerde ise 42,53±4,66 kg/m2, ve 30,78±13,85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3. ve 6. ay B12 vitamin değeri gıda takviyesi kullananlarda; 375,08±136,35 pg/mL, 364,80±58,75 ve 361,52±70,20 pg/mL iken gıda takviyesi kullanmayanlarda; 328,24±77,59 pg/mL, 281,28±52,48 pg/mL 269,24±46,19 pg/mL saptanmıştır. Sonuç olarak takviye kullanmayan hastalarda protein tüketimi arttıkça B12 vitamin seviyesinde ılımlı yükselme olduğu, fakat B12 vitamini referans aralığının alt sınırına yakın olduğu; gıda takviyesi kullananlarda ise vitamin B12 değerinin anlamlı düzeyde yüksek bulunduğı sonucuna varılmıştır (p<0,05).

GastrektomiGıda takviyesiObezite+2
Özge Deniz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışan ve çalışmayan kadınlarda sezgisel yeme, stres düzeyi ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İnsanlarda yeme tutum ve davranışları birçok faktörden etkilenmektedir. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında yeme davranışları, stres düzeyi ve uyku düzeni açısından belirgin farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Sezgisel yeme bireylerin çeşitli duygu durumlarında kendi kontrolünü sağlayabilmesi, vücudundaki açlık-tokluk sinyallerini dinleyerek yiyecek tüketimini gerçekleştirmesi ve bu tüketim esnasında duygusal olarak hassasiyetin azaltılması olarak tanımlanmıştır. Bu tezde, çalışan ve çalışmayan kadınlarda sezgisel yeme, stres düzeyi ve uyku kalitesi arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma, 15 Ocak 2025 – 15 Mart 2025 tarihleri arasında Başakşehir Belediyesi'ne diyetisyen hizmeti için başvuran 18-65 yaş arasındaki 136 (68 çalışan ve 68 çalışmayan olmak üzere) kadın birey dahil edilerek Başakşehir Belediyesi'nin resmi kurumunda yüz yüze anket yoluyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, genel bilgileri ve antropometrik ölçümleri içeren anket yapıldıktan sonra bireylerde son 24 saatlik besin tüketim kayıtları sorgulanmıştır. Ek olarak 3 adet ölçek kullanılmış olup bunlar; Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ölçekleridir. Uyku düzeni açısından her iki grupta da düzenli uyku alışkanlığı ile sezgisel yeme arasında pozitif bir ilişki gözlemlenmiş; ancak bu fark istatistiksel anlam taşımamıştır (p > .05). Koşulsuz yeme izni alt boyutunda çalışan kadınların puanı, çalışmayan kadınlardan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p < .01); buna karşın, çalışan kadınların algılanan stres düzeyleri) çalışmayanlara kıyasla daha düşük ve uyku kaliteleri benzer olsa da, bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır (p > .05). Sezgisel yeme ile algılanan stres arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r(134) = –.23, p < .01); ayrıca, uyku kalitesi ile algılanan stres arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r(134) = .416, p < .01). Vücut kitle indeksi ve ağırlık değerleri, çalışan kadınlarda daha düşük saptanmıştır (p < .001). Sonuç olarak, çalışan kadınların daha yüksek stres düzeylerine rağmen sezgisel yeme davranışlarında daha olumlu bir profil sergilediği görülmektedir. Uyku kalitesinin ve stres yönetiminin sezgisel yeme davranışları üzerinde etkili olduğu dikkate alındığında, kadınlara yönelik stres azaltıcı ve uyku kalitesini artırıcı müdahalelerin beslenme davranışlarını da olumlu yönde etkileyebileceği düşünülmektedir. Bu nedenle, özellikle çalışan kadınlara yönelik işyeri temelli sağlıklı yaşam programları ve psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Merve Özdemir
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evden çalışan bilişim sektörü çalışanlarının iş stresinin yeme davranışları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisinin incelenmesi

2020 yılında Covid-19 hastalığının pandemi ilan edilmesinin ardından, sosyal mesafe uygulamaları neticesinde pek çok iş kolu evden çalışma düzenine geçmiştir. Bu durum, pandemi öncesinde aktif olarak iş yerinde çalışan bilişim sektörü çalışanlarının hayat düzenlerinde köklü değişikliklere sebep olmuştur. Bu çalışma, evden çalışan bilişim sektörü çalışanlarının, yeme davranışları ve fiziksel aktivite seviyelerinin iş stresiyle ilişkisini belirlemek amacıyla, Mart 2024-Mayıs 2024 tarihleri arasında, gönüllülük esasıyla online anket yöntemiyle yapılmıştır. Araştırmaya İstanbul'da yaşayan, bilişim sektöründe evden çalışan 81 erkek (%49,4) ve 83 kadından (%50,6) oluşan 164 kişi katılmıştır. Araştırmada demografik özellikler, besin tüketim sıklığı, Uzaktan Çalışma Tutumu Ölçeği (UÇTÖ), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ-14), 3 Faktörlü Beslenme Anketi (TFEQ), Fiziksel Aktivite Formu (IPAQ), ve 3 günlük besin tüketim kaydı kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi "IBM SPSS v27'' programında yapılmıştır. Katılımcıların BKİ ortalamalarının 27,25±6,04 kg/m2 olduğu, evden çalışmaya başladıktan sonra %44,5'inin iştahında artma olduğu, %44,5'inin daha sık atıştırdığı, %47,6'sının kilo aldığı, %20,7'sinin sigara tüketiminin arttığı ve %47,6'sının inaktif olduğu bulunmuştur. Katılımcıların çoğu evden çalışmaya başladıktan sonra et, süt, yumurta, sebze, ekmek, paketli gıda ve şeker tüketimlerinin arttığını bildirmiştir. Bireylerin UÇTÖ toplam puanlarının TFEQ ve IPAQ puanları üzerinde anlamlı etkisinin olduğu görülmüştür. UÇTÖ puanları arttıkça TFEQ puanlarının azaldığı ve IPAQ puanlarının arttığı bulunmuştur. ASÖ toplam puanlarının TFEQ ve IPAQ puanları üzerinde anlamlı etkisinin olduğu görülmüştür. ASÖ puanları arttıkça TFEQ puanlarında artış ve IPAQ puanlarında azalma olduğu bulunmuştur (p<0,001). Evden çalışanların sağlıklı yaşam alışkanlıklarına teşvik edilmesi, iş verimlerinin artması ve kronik hastalıklardan korunmaları açısından önem taşımaktadır. Evden çalışmanın ruhsal ve bedensel etkilerinin daha kapsamlı araştırmalarla incelenmesi gerekmektedir.

Sağlıklı beslenmeİş stresi
Gökçe İlağa Sevindik
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanılı adölesanlar ile sağlıklı adölesanlarda yeme bağımlılığının karşılaştırılması

Tip 1 Diyabetes Mellitus (T1DM) tanılı adölesanlara özgü sağlık profesyonelleri tarafından oluşturulan doğru beslenme planları ve bunların ebeveynleri veya bakımverenleri tarafından doğru uygulanması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, T1DM tanılı Adölesanlarda aynı yaş grubundaki sağlıklı bireylerle karşılaştırarak bu grupta yeme bağımlılığı varlığını tanımlamaktır. Gözlemsel ve kesitsel araştırma niteliğinde olan bu çalışma, Nisan 2022-Nisan 2023 tarihleri arasında Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Metabolizma ve Endokrin Polikliniği'ne başvuran 12-18 yaş aralığında en az 1 yıldır T1DM tanısı ile izlenen, takiplerine düzenli gelen 54 adölesan ve aynı yaş grubunda Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Çocuk Polkliniği'ne başvuran 51 sağlıklı çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmadaki veriler, yazarlar tarafından hazırlanan başvuru formu, Yeme Bağımlılığı Ölçeği (YFAS), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI-1) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-2) uygulanarak bunların karşılaştırmalı sonuçları ile elde edilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde, Yeme Bağımlılığı ölçeği sonuçlarında klinik bozulma ölçütünü karşılamakla ilgili olan "klinik ölçüde bağımlılık" sonucu için hasta grubundaki bağımlılık oranı %13 iken kontrol grubunda bu oran %2 olarak tespit edilmiş, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Klinik olarak yeme bağımlılığı tespit edilenlerde ise diğer ölçeklerin (Beck Depresyon Envanteri, Durumluk Kaygı Ölçeği ve Sürekli Kaygı Ölçeği) sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmiş (p<0.05), yeme bağımlılığı olan adölesanlarda depresyon, durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri de yüksek bulunmuştur. Tip 1 Diyabet tanılı adölesanlarda sağlıklı yaşıtlarına göre bağımlılık oranının daha yüksek çıkması sebebiyle hastalık tedavisinde gerekli olan yeterli ve dengeli beslenme programlarını uygulamaları konusunda kendilerini ve bakım verenlerini daha fazla bilgilendirmek gerekmektedir.

Berra Ataman
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının beden kütle indeksi ve sezgisel yeme üzerine etkisinin araştırılması

Bitki bazlı et alternatifleri, geleneksel et tüketimindeki sağlık, çevresel konular ve hayvansal üretimle ilişkili etik meseleler nedeniyle hızla artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının beden kütle indeksi (BKİ) ve sezgisel yeme düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışma, Haliç Üniversitesi'nde aktif öğrenim gören öğrenciler üzerinde yürütülmüş olup, veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket formu, demografik bilgiler, bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımları değerlendiren sorular ve Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-2)'den oluşmaktadır. Ayrıca katılımcıların beyan ettikleri boy ve ağırlık bilgileri üzerinden BKİ değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler, öğrencilerin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımları ile sezgisel yeme ölçeğinin alt boyutları (açlık ve tokluk ipuçlarına güvenme, duygusal sebeplerle yeme, beslenme esnekliği ve beden-beslenme farkındalığı) arasındaki ilişkilerin yanı sıra BKİ kategorileri açısından değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler sonucunda, bitki bazlı et ürünlerini besleyici olarak algılayan öğrencilerin sezgisel yeme düzeylerinin daha yüksek olduğu ve bazı alt boyutlarda anlamlı farklılıkların (p<0,05) bulunduğu saptanmıştır. Bu bulgular, üniversite öğrencilerinin bitki bazlı et alternatiflerine yönelik yaklaşımlarının yalnızca beslenme tercihlerini değil, aynı zamanda yeme davranışlarını ve BKİ düzeylerini de etkileyebileceğini göstermektedir.

Beyza Batırca
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi operasyonu ve mide balonu işlemi gerçekleştiren bireylerin gastrointestinal semptomları, atıştırma alışkanlıkları ve besin alımları arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi

Bu araştırma, bariatrik cerrahi ve mide balonu gerçekleştiren bireylerin gastrointestinal semptomları, atıştırma alışkanlıkları ve besin alımları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Çalışma, Şubat–Mayıs 2025 tarihleri arasında İstanbul da bulunan özel bir kliniğe başvuran 25'i bariatrik cerrahi ve 42'si mide balonu uygulanan toplam 67 birey üzerinde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri; ''Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ)'', ''Atıştırma Davranışı Ölçeği (ADÖ)'' ve ''24 Saatlik Geriye Dönük Besin Tüketim Kaydı'' ile toplanmıştır. Katılımcıların günlük aldıkları enerji ve besin ögesi miktarları, 2022 Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER) önerileri doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, her iki grupta da işlem sonrasında atıştırma davranışlarında azalma gözlenmiş ancak bariatrik cerrahi grubunda bu azalmanın mide balonu grubuna kıyasla anlamlı derecede daha belirgin olduğu saptanmıştır. Gastrointestinal semptomlar incelendiğinde ise, her iki yöntemin semptomları azaltmada benzer etkiye sahip olduğu görülmüştür. Besin tüketim verileri incelendiğinde; operasyon sonrası enerji, yağ ve karbonhidrat alımının anlamlı şekilde azaldığı, protein alım yüzdesinin ise arttığı görülmüştür. Mikro besin ögeleri değerlendirildiğinde ise A vitamini, E vitamini, B6 vitamini, magnezyum, demir, çinko ve bakır alımlarında bariatrik cerrahi grubunda daha belirgin azalma gözlenmiştir. Ayrıca zamanla atıştırma alışkanlıkları ile gastrointestinal semptomlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışma obezite tedavisinde uygulanan cerrahi ve endoskopik yöntemlerin yalnızca ağırlık kaybı sağlamadığını, aynı zamanda bireylerin yeme davranışları ve sindirim sağlığı üzerinde de önemli etkiler yarattığını göstermektedir.

Yeliz Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Besin güvencesizliği riski altında olan ailelerde sağlıklı beslenme: Nitel bir araştırma

Besin güvencesi; bireylerin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için gerekli olan besin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, yeterli miktarda, besleyici, güvenilir ve sağlıklı gıdalara ekonomik ve fiziksel erişimin sürekli ve kesintisiz sağlanmasıdır. Sosyoekonomik düzeyin düşmesiyle birlikte diyet kalitesinde azalma gözlenmekte ve bu durum, besin güvencesizliğinin ailelerin beslenme durumunu olumsuz etkilemesine neden olabilmektedir. Bu nitel tipteki araştırmanın amacı, besin güvencesizliği riski altında olan ailelerde besin güvencesizliği ve diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma Şubat-Mayıs 2025 tarihleri arasında Sultangazi'de besin güvencesizliği riski altında olan ailelerde 29-55 yaş aralığındaki 10 gönüllü üzerinde yapılmıştır. Gönüllülere Hanehalkı Besin Güvencesi Anket Ölçümü, 3 günlük besin tüketim kaydı, sosyodemografik form, antropometrik ölçümleri içeren anketler ve yapılandırılmış görüşme formu yüz yüze görüşülerek uygulanmıştır. Besin tüketim kaydını analiz etmek için Diyet Kalite İndeksi-Uluslararası ve Hanehalkı Beslenme Çeşitlilik Puanı kullanılmıştır. Katılımcıların %40'ının diyet kalitesi düşük çıkmıştır ve diyet kalitesi düşük olan kişilerin hanehalkı diyet çeşitlilik puanı daha düşük olduğu bulunmuştur. Diyet kalite indeksiyle toplam yağ tüketimi, yağ yüzdesi ve tekli doymamış yağ alımı arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Hanehalkı diyet çeşitliliği ile yağ alımı yağ yüzdesi ve E vitamini arasında negatif, karbonhidrat tüketimi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Nitel analiz sonucunda finansal etkiler, sağlık ilişkili konular, sosyal ve kültürel etkiler ve fiziksel çevre etkiler olarak 4 ana tema oluşmuştur. En yüksek frekansa sahip olan finansal etkiler temasında ekonomik yetersizliklerin yalnızca gıda erişimini kısıtlamakla kalmayıp, aynı zamanda psikolojik stres yarattığı ve yaşam kalitesini düşürdüğü ortaya konmuştur. Katılımcıların finansal kısıtlamalarla başa çıkma stratejileri, bu temanın önemli bir parçasını oluşturmuştur. Sonuç olarak; sosyal politikalar düşük gelir gruplarına yönelik beslenme ve destek programları ve gıdaya erişimi kolaylaştıracak planlamalar gerekmektedir.

Beyzasu Karaman
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kuyumculuk sektöründe çalışan bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve iş stres faktörlerinin besin seçimi üzerine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma, kuyumculuk sektöründe çalışan bireylerin iş stresi düzeyleri, fiziksel aktivite durumları ve besin seçimleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, İstanbul'un farklı bölgelerinde faaliyet gösteren kuyumculuk işletmelerinde çalışan 230 birey üzerinde yürütülmüş; veriler İş Stresi Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ-Kısa Form), Besin Seçim Testi ve 24 saatlik besin tüketim kayıtları aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların tamamı en az orta düzeyde iş stresine sahip bulunmuş, düşük düzeyde stres bildiren katılımcı olmamıştır. Fiziksel aktivite düzeyi ile iş stresi arasında ters yönlü bir ilişki saptanmış; düzenli fiziksel aktivite yapan bireylerin stres düzeylerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bekar katılımcıların evlilere kıyasla daha yüksek fiziksel aktivite düzeyine sahip olduğu, uyku süresinin ise iş stresi üzerinde anlamlı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Besin seçimleri incelendiğinde, iş stresi ile karbonhidrat ve lif tüketimi arasında negatif ilişkiler gözlenirken, sağlık ve doğal içerik alt boyutlarının lif tüketimiyle pozitif yönde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet farklılıkları da dikkate değer bulunmuş; kadınlarda sağlık ve doğal içerik faktörleri daha belirleyici iken, erkeklerde duygudurum ve enerji alımıyla ilişkili tercihler öne çıkmıştır. Yaş ve BKİ'nin de besin seçiminde etkili olduğu, yaş ilerledikçe etik kaygılar ve doğal içerik tercihlerinin arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma kuyumculuk sektöründe çalışan bireylerde iş stresi, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları arasında güçlü ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Bulgular, çalışanların sağlığını koruyabilmek için iş stresi yönetimine yönelik uygulamaların, fiziksel aktivitenin teşvik edilmesinin ve sağlıklı besin seçimlerinin desteklenmesinin gerekli olduğunu göstermektedir.

Şeyma Nur Yazıcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beyaz yaka çalışanlarda iş-yaşam dengesinin Akdeniz diyeti kalitesi, çok işlenmiş gıda tüketimi ve fiziksel aktivite üzerine etkileri

Araştırma, İstanbul'da yaşayan 18–60 yaş arası beyaz yaka çalışan bireylerle tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yürütülmüştür. %5 hata payı ve %95 güven aralığıyla örneklem büyüklüğü en az 384 kişi olarak belirlenmiştir ve çalışma 400 kişi ile tamamlanmıştır. Veriler, çevrim içi anket yoluyla; "Yeni İş-Yaşam Dengesi Ölçeği", "Çok İşlenmiş Gıda Tüketimi Anketi", "14 Maddelik Akdeniz Diyeti Ölçeği", "IPAQ-Kısa Form" ve "24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı" aracılığıyla toplanmış, analizler SPSS v30.0 programında yapılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 35,219,5 ve %65,8'i kadındır. Yeni İş-Yaşam Dengesi Ölçeği puan ortalaması 49,21±9,94; Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği puan ortalaması, 85±2,50; Çok İşlenmiş Gıda Tüketimi Kısa Tarama Anketi puan ortalaması ise 6,78±3,08 olarak bulunmuştur. IPAQ toplam MET puan ortalaması 2440,09±2989,95 olarak saptanmıştır. Cinsiyetler arasında iş-yaşam dengesi, Akdeniz diyeti uyumu ve işlenmiş gıda tüketiminde anlamlı fark saptanmamış, ancak erkeklerin fiziksel aktivite düzeylerinin kadınlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). İş-yaşam dengesi puanları ile Akdeniz diyeti uyumu arasında pozitif; çok işlenmiş gıda tüketimi ile negatif yönlü ilişkiler saptanmıştır (p<0,05). Medeni duruma göre, evli çalışanların hem iş-yaşam dengesi hem de Akdeniz diyetine uyum puanlarının bekar çalışanlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Günlük çalışma süresi 8 saatten az olan bireylerin, iş yaşam dengesi genel puanı ve alt boyutlarında farklı gruplar ile kıyaslandığında puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Ayrıca, mola süresini yalnızca yemek yemek amacıyla kullanan bireylerin, çok işlenmiş gıda tüketim puanlarının, yemeğin ardından dinlenen veya kısa yürüyüş yapan bireylere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, iş-yaşam dengesinin sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite üzerinde belirleyici etkisi olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda, esnek çalışma modelleri, aktif mola uygulamaları, işyeri yemek politikalarının Akdeniz diyetine uyumlu hale getirilmesi ve cinsiyet odaklı sağlık programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Böylece beyaz yaka çalışanların yaşam kalitesi artırılabilir.

Şevval Arslan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ev hanımlarında sosyal medya kullanımının besin tüketimi, besin seçimi ve ortoreksiya nervoza eğilimine etkisinin araştırılması

Yapılan çalışmada son yıllarda hayatın her alanına etki eden ve kullanım sıklığı artan sosyal medya platformlarının ev hanımlarının besin tüketimi, besin seçimi ve Ortoreksiya Nervoza (ON) üzerine etkisinin incelenmesi planlanmıştır. Kayseri ilinde Alpaslan mahallesindeki yaş ortalaması 41,65±11,67 yıl ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalamaları 24,96±4,62 kg/m2 olan toplam 110 ev hanımı üzerinde yapılmıştır. Bireylerin sosyo-demografik ve antropometrik ölçüm bilgileri, sosyal medya kullanımına ait sorular, beslenme anemnezi, 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formuna kaydedilmiştir. Kişisel bilgi formu, ORTO-11 ölçeği, besin seçim testi (BST) ve sosyal medya kullanım ölçeği (SMKÖ) araştırmacı tarafından yüz yüze uygulanmıştır. Çalışma grubunun günlük tükettikleri enerji ve besin ögeleri miktarları referans olarak kabul edilen Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER- 2022) ile karşılaştırılmıştır. ORTO-11 puanı ortalaması 25,93±3,94 olup bireylerin %67,3'ü'ü ortorektik eğilim göstermektedir. Katılımcıların sosyal medya kullanma sürelerinin ortalaması 1,97±0,76 saat olup %70'i (n=77) 2-3 saat/gün (orta), kullanım seviyeleri ise 26,42±4,92 (yüksek) bulunmuş ve kullanım seviyeleri ile ORTO-11 arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Ayrıca "alınan gıdaların doğal/organik" olmasına özen gösteren ev hanımlarının ORTO-11 puanları, özen göstermeyenlere göre anlamlı olarak daha yüksektir (p<0,001). Ev hanımlarının besin seçimini etkileyen faktörlerin başında "Duyusal Çekicilik", "Doğal İçerik" gelirken, "Etik Kaygı" ise en az etkileyen faktör olarak bulunmuştur. Ev hanımlarının günlük sosyal medya kullanım süreleri ile BST'nin "Doğal İçerik" (p<0,05), "Ağırlık Kontrolü" (p<0,01) alt faktörleri ile zayıf negatif yönlü istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ev hanımlarının "SMKÖ Toplam" puan ortalaması 23,39±8,00 olup "Süreklilik" ve "Yetkinlik" alt faktörleri ortalamaları, sırasıyla 12,26±4,15 ve 11,13±4,42'dir. Ev hanımlarının yarısının (%58,2) orta düzeyde (19-29) sosyal medyayı kullandıkları bulunmuştur. "SMKÖ Toplam", "Süreklilik" ve "Yetkinlik" alt faktörleri ile "yaş" ve "günlük sosyal medya kullanım süresi" arasında anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Ancak multivitamin kullanımı, öğün atlama, ağırlığından memnuniyet, şişmanlama endişesi ve ortorektik eğilimleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak, sosyal medya kullanımı ortorektik eğilimleri doğrudan etkilememesine rağmen, besin seçim ve tüketiminde etkili bulunmuştur. Bireylerin sosyal medya kullanımları ile ilgili ortorektik eğilimleri arasındaki ilişkinin saptanabilmesi için daha fazla ve bireylerin farklı alışkanlıklarını da değerlendiren çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Besin Seçimi, Ortoreksiya Nervoza.

İpek Onbaşılı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Polikistik over sendromu tanılı kadınlarda duygusal yeme durumu, fiziksel aktiviteye yönelik tutum ve zayıflık beklentilerinin incelenmesi

Bu araştırmada, Polikistik Over Sendromu (PKOS) tanısı almış kadınların duygusal yeme düzeyleri, fiziksel aktiviteye yönelik tutumları ve zayıflık beklentileri ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Betimsel tarama modeliyle yürütülen çalışmada, 19–50 yaş aralığında PKOS tanısı almış 197 kadından elde edilen veriler kullanılmıştır. Katılımcıların %41,1'inde yüksek düzeyde duygusal yeme, %63,5'inde düşük düzeyde fiziksel aktivite gözlenmiştir. Regresyon analizine göre, fiziksel aktiviteye yönelik tutum (β=0.423; p<0.01) ve zayıflık beklentisi (β=0.185; p<0.01) yaşam kalitesi üzerinde pozitif ve anlamlı etkiler göstermektedir. Duygusal yeme ise yaşam kalitesini negatif yönde etkilemektedir (β= -0.199; p<0.01). Bununla birlikte, fiziksel aktiviteye yönelik olumlu tutumların artması ile duygusal yeme davranışlarının azaldığı saptanmıştır (r= -0.268; p<0.01). Çalışma sonucunda, PKOS'lu bireylerin olumlu beden algısı geliştirmesi, düzenli fiziksel aktiviteyi destekleyici tutumlar edinmesi ve psikososyal yönlü destek almasının yaşam kalitesini iyileştirmede önemli olduğu belirlenmiştir.

İrem Dura
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Gestasyonel diyabetlilerde TÜBER ve DASH diyetinin kan parametrelerine etkisi

Uluslararası Diyabet Federasyonu (International Diabetes Federation, IDF) Diyabet Atlas'ı verilerine göre Orta Doğu'da ortalama her 5 gebeden 1'inde, Avrupa'da ise 8 gebeden 1'inde Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM) vardır. GDM yalnızca gebelik döneminde görülen insülin direncidir. GDM'de tedavinin ilk basamağı yaşam tarzı değişikliğidir. Tıbbi beslenme tedavisi (TBT) ve fiziksel aktiviteyi de içeren yaşam tarzı değişikliği ile GDM'lilerin %70-85'i tedavi edilmektedir. Yaşam tarzı değişikliği ile sağlıklı gebelerle benzer şekilde vücut ağırlığı artışı, GDM'liler için kan şekeri hedeflerine ulaşılması, kan basıncının (KB) hedef aralıkta olması sağlanarak, anne ve bebek, oluşabilecek komplikasyonlardan korunur. GDM'lilere özel bir beslenme modeli yoktur. GDM'lilerde de sağlıklı gebelerle benzer bir beslenme planı oluşturulabilir. Hipertansiyonu Durdurmada Diyet Yaklaşımları (Dietary Approach to Stop Hypertension, DASH), dünyada en sağlıklı olduğu kabul edilen bir diyet modelidir ve diyabetlilere de uygulanabilir. Türkiye Beslenme Rehberi (TÜBER), Türk toplumu için oluşturulmuş sağlıklı beslenme önerilerini içeren bir rehberdir. TÜBER'de gebelik dönemi için sağlıklı beslenme önerileri bulunur. Bu çalışma; GDM'lilerde tedavinin ilk basamağı olan TBT için TÜBER ve DASH diyetlerinin GDM'lilerde vücut ağırlığı, kan şekeri, biyokimyasal parametreler ve kan basıncına etkilerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Randomize kontrollü, tek kör çalışma oral glikoz tolerans testi (OGTT) ile tanı almış 24-28.haftadaki 38 GDM'li ile yürütülmüştür. Katılımcılara çalışmaya dahil edilmeden önce rastgele basit randomizasyon uygulanmıştır. Araştırmanın başlangıcında katılımcıların sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, vücut ağırlığı ve besin tüketim kaydını içeren anket formu yüz yüze uygulanmıştır. İlk görüşmede önce katılımcılar randomize olarak TÜBER (n=20) veya DASH diyeti (n=18) olarak iki gruba ayrılmış, kan basınçları ölçülmüş, biyokimyasal parametreleri dosyalarından kayıt altına alınmış, dahil oldukları diyet grubuna göre kişiye özel TBT verilmiş ve 4 hafta boyunca gebeler takip edilmişlerdir. Çalışmanın başlangıcında ve 4.haftanın sonunda, serumda insülin, Hemoglobin A1c (HbA1c), trigliserit (TG), total kolesterol (TK), düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K), yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-K), demir (Fe), ferritin, demir bağlama kapasitesi, D vitamini, folik asit, hemoglobin (Hb) ve hematokrit (HCT) değerleri hasta dosyasından alınmıştır. Katılımcılardan sabah açlık, 1.saat tokluk, öğlen, akşam ve gece öğün öncesi kan şekeri ve 1.saat tokluk kan şekeri (TKŞ) olmak üzere kan şekerlerini günde 8 kere ölçmeleri ve kayıt altına almaları istenmiştir. Kan basınçları her görüşmede ölçülmüş ve görüşmeden bir gün önceki besin tüketim kayıtları alınarak incelenmiştir. Beslenme müdahaleleri sırasında gebelik öncesi beden kütle indeksi (BKİ) değerlerine göre her iki grupta da Ulusal Tıp Akademisi (Institute of Medicine, IOM)'nin gebelikte vücut ağırlığı artış hedefleri ile benzer vücut ağırlığı artışı gözlenmiş, her iki grupta grup içi artış anlamlı bulunmuş (p<0,001), gruplar arası değişim farkı anlamlı bulunamamıştır (p>0,05). Kan şekeri izlemlerinin çoğunda ve kan basıncı değerlerinde her iki grupta da ölçümlerin grup içinde anlamlı düşüş saptanmıştır (p<0,05); ancak DASH ve TÜBER diyet gruplarında başlangıç ve dördüncü haftanın değişimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmamıştır (p>0,05). Sonuçlarımız, DASH ve TÜBER beslenme modellerinin her ikisininde GDM'li gebelerde glisemik kontrolü ve kan basıncının hedef aralıklarda sürdürülmesini sağladığı ve gebelikte önerilen ağırlık artışıyla uyumlu uygulanabilir modeller olduğunu göstermektedir. DASH diyeti gibi TÜBER diyetininde sağlıklı bir beslenme modeli olduğu, GDM'lilerde olduğu gibi farklı gruplarda da karşılaştırmalı, uzun süreli ve geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kardelen Kandemir
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Prebiyotik besinlere eklenen probiyotik takviyelerin mikrobiyotada oluşan bazı nörotransmitterler üzerine etkilerinin in vitro gastrointestinal sistem ile incelenmesi

Probiyotikler, yeterli miktarda tüketildiğinde konakçıya faydalı etkiler sağlayan canlı mikroorganizmalardır. Prebiyotikler ise faydalı bağırsak bakterilerinin büyümesini veya aktivitesini seçici olarak uyaran sindirilemeyen substratlardır. Nörotransmitterler, ise vücutta nöronların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan kimyasallardır. Mikrobiyota, nöral, endokrin ve metabolik yollarla bağırsak beyin ekseni iletişimi kurarak, nörotransmiterler ve kısa zincirli yağ asitleri gibi metabolitler aracılığıyla beyin fonksiyonunu modüle etmektedir. Bu çalışmada, bağırsak mikrobiyotası ve merkezi sinir sistemi arasındaki iletişim sistemi olan nörotransmiterlerin bağırsak beyin ekseni üzerindeki etkilerini modüle etme potansiyeline sahip probiyotik ve prebiyotiklerin kombinasyonlarını (sinbiyotikler) in vitro ortamda incelenmektedir. Bu çalışmada, in vitro gastrointestinal sistemde, birinci örneklem grubu olarak besin gruplarını temsil eden; sebze meyve grubundan muz, kivi, avokado, ananas, çilek domates ve soğan; protein grubundan süt, yumurta, kırmızı et, tavuk eti, hindi eti ve somon; sert kabuklu yağlı tohumlar grubundan ceviz fındık, fıstık ve kabak çekirdeği; kuru baklagiller grubundan kuru fasulye ve nohut; kakao içeren besinler grubundan bitter çikolata, kakao ve sütlü çikolata ile ikinci örneklem grubu olarak alınan farklı tür ve suşları içeren probiyotik takviyelerin sindirim sonrası gama aminobütirik asit (GABA), serotonin ve dopamin gibi nörotransmiterlerin oluşumuna etkileri araştırıldı. Elde edilen bulgular, birinci örneklemdeki besinlere; farklı bakteri suşları içeren probiyotik takviyelerin eklenmesiyle in vitro sindirim sonrası nörotransmitter oluşumlarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar gözlendiğini ve çoklu suş kombinasyonlarının nörotransmitter üretimini artırmada daha etkili olduğunu gösterdi. Bu sonuçlar, probiyotiklerin besinlerle etkileşiminin optimize edilerek nöroaktif bileşenler yönünden zenginleştirilmiş besinlerin geliştirilmesi için önemli bir strateji sunabilir.

Ömer Faruk Mızrak
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12-14 yaş çocuğu olan ebeveynlerin beslenme hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, 12-14 yaş aralığındaki çocuğa sahip ebeveynlerin beslenme konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tarama modelinde yapılan çalışmaya 101 ebeveyn katılmıştır. Veriler, Erdem (2016) tarafından geliştirilen çocuk besleme anketi ile toplanmış, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre ebeveynin yaşı, eğitimi, gelir durumu, çocukta hastalık/alerji varlığı gibi değişkenler çocuk besleme davranışlarını ve ebeveyn algılarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilemektedir. Sonuçlar, ebeveynlerin beslenme tutum ve davranışlarını etkileyen çok sayıda sosyo-demografik faktör olduğunu ortaya koymaktadır.

BeslenmeBeslenme bilgisiBeslenme ve yeme bozuklukları-çocukluk çağı+7
Yelda Sönmez
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Farklı pişirme tekniklerinin bazı koyu yeşil yapraklı sebzelerin antioksidan kapasitesi ve toplam fenolik madde miktarları üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, bazı koyu yeşil yapraklı sebzelerde farklı pişirme tekniklerinin toplam fenolik madde, fenolik asit, tanen, flavonoid miktarları ve antioksidan kapasite üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Beş sebze — ısırgan otu (Urtica dioica), ıspanak (Spinacia oleracea), kuzukulağı (Rumex acetosa), pazı (Beta vulgaris subsp. cicla) ve semizotu (Portulaca oleracea) — üzerinde buharda pişirme, mikrodalga, az suda ve çok suda haşlama işlemleri uygulanmıştır. Toplam fenolik madde, flavonoidler, fenolik asitler ve tanenleri belirlemek için sırasıyla: Folin–Ciocalteu, AlCl₃/CH₃COOK, Arnov ve Folin–Ciocalteu temelli yöntemler kullanılmış, antioksidan kapasiteyi belirlemek için ise DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil), ABTS (2,2′-azinobis(3-etilbenzotiazolin-6-sülfonik asit)) ve CUPRAC (Cupric Reducing Antioxidant Capacity) testleri uygulanmıştır. Veriler SPSS 29.0 yazılımı ile analiz edilmiştir. Bulgular, pişirme tekniklerinin sebze türlerine göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermiştir. Pazı, tüm pişirme yöntemlerine en duyarlı sebze olup fenolik madde düzeylerinde belirgin azalmalar göstermiştir (p=0,002). Fenolik asit düzeyleri ısırgan otu ve semizotunda tüm pişirme yöntemlerinde artışlar gösterirken, ıspanak ve pazıda belirgin düşüşler ortaya çıkmıştır. Flavonoidler ısırgan, ıspanak ve pazıda tüm yöntemlerle azalırken (p<0,05), semizotunda değişim sınırlı kalmıştır. Tanen düzeyleri ısırgan otunda tüm yöntemlerle düşmüş (p<0,001), semizotunda ise artış göstermiştir. Antioksidan kapasite genel olarak pişirme ile azalmış; semizotu bazı yöntemlerde artış gösterebilen tek sebze olmuştur. Fenolik bileşikler ile antioksidan kapasite arasında güçlü pozitif ilişkiler (r=0,853–0,956) bulunmuştur. Pişirme yöntemleri karşılaştırıldığında, çok suda haşlama fenolik bileşenler ve antioksidan kapasite açısından en yüksek kayıplara yol açarken; buharda pişirme ve mikrodalga özellikle kuzukulağı ve ısırgan otunda biyoaktif bileşiklerin korunmasını daha fazla desteklemiştir. Bulgular, pişirme tekniğinin belirleyici olduğunu ve tüm sebzeler için tek bir optimal yöntemin bulunmadığını göstermektedir. Gelecek çalışmalarda pişirme süresi, sıcaklık ve su miktarının sistematik olarak incelendiği kontrollü tasarımların kullanılması ve in vitro sindirim modelleriyle pişirme sonrası fenolik bileşiklerin biyoyararlanımının daha kapsamlı değerlendirilmesi önerilmektedir.

Bahar Yalçın Çeliktaş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli bireylerde diyetin fitokimyasal içeriğinin ve total antioksidan kapasitesinin serum FGF21 seviyesi üzerine etkisi

Diyet fitokimyasallarının ve total antioksidan kapasitenin oksidatif stresin aracılık ettiği tip 2 diyabette olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Fibroblast büyüme faktörü 21 (FGF21)'in ise diyabet için bir gösterge olabileceği son dönemlerde tartışılmaktadır. Bu çalışma Tip 2 diyabetli bireylerde diyet fitokimyasalları ve diyetin total antioksidan kapasitesinin (dTAC) glisemik parametreler ve FGF21'le olan ilişkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya 19-64 yaş arası beden kütle indeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan hafif şişman ve obez 38 tip 2 diyabetli birey ve BKİ'si 18,5-35 kg/m2 olan 38 sağlıklı birey katılmıştır. Diyabetli bireyler 12 hafta süreyle diyabetik tıbbi beslenme tedavisiyle (TBT) takip edilmiştir. Her iki grupta yer alan bireylerin 24 saatlik besin tüketim kaydı, 24 saatlik fiziksel aktivite kaydı ve antropometrik ölçümleri (Biyoelektrik impedans analizi, ağırlık, boy uzunluğu, bel çevresi, kalça çevresi) alınmış; bireylerin 24 saatlik besin tüketim kayıtlarından besinlerin demir iyonu indirgeyici aktivitesi (FRAP), trolox eşdeğer antioksidan kapasitesi (TEAC), oksijen radikalini absorbe etme kapasitesi (LORAC, HORAC, TORAC) ve total radikal yakalama antioksidan potansiyelini (TRAP) yöntemleriyle dTAC ve fitokimyasal indeksi değerlendirilmiştir. Diyabetli bireyler çalışmanın başlangıcında, 4. haftada ve 12. haftada olmak üzere üç kez, sağlıklı bireyler ise çalışmanın başlangıcında ve 12. haftada olmak üzere iki kez değerlendirilmiştir. Her iki grupta da biyokimyasal parametreler (açlık kan glikozu, HbA1c, total kolesterol, HDL kolesterol, LDL kolesterol, trigliserit) başlangıçta ve 12. haftada olmak üzere iki kez değerlendirilmiş, her iki grupta da serum örnekleri başlangıçta ve 12. haftada olmak üzere iki kez alınmış ve serum örneklerinde FGF21 analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonunda diyabetli kadınların vücut ağırlığı, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/kalça oranı ve yağsız vücut kütlesi 12 hafta sonunda azalmıştır (p<0,05). Diyabetli bireylerin ortalama açlık kan glikozu, total kolesterol, trigliserit ve LDL kolesterol düzeyleri 12 hafta sonunda azalmıştır (p<0,05). Diyabetli grupta bireylerin ortalama HORAC ve TORAC değerlerinde 12 hafta sonra artış görülmüştür (p<0,05). Her iki grupta da 12. haftada HbA1c düzeyi ve dTAC değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir (p>0,05). Her iki grupta da 12. haftada dTAC değerleri ile FGF21 düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki görülmemiştir (p>0,05). Diyabetli grupta 12. hafta sonra antropometrik ölçümler ile FGF21 arasında anlamlı ilişki gözlenmezken (p>0,05), sağlıklı bireylerin yağsız vücut kütlesi ile FGF21 arasında pozitif düşük-orta düzeyde ilişki gözlenmiştir (r=0,346, p=0,033). Sonuç olarak, TBT ile diyabetli bireylerin antropometrik ölçümlerinde, glisemik ve lipit parametrelerinde iyileşmeler gözlenmiştir. TBT'nin ve TBT'ye uyumun değerlendirilebilmesi amacıyla bireyler düzenli kontrole gelmeleri yönünde bilinçlendirilmelidir. Ayrıca dTAC, FGF21 ve diyabet arasındaki ilişkinin netleştirilebilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet, Fitokimyasallar, Total Antioksidan Kapasite, FGF21, Tıbbi Beslenme Tedavisi

Beslenme tedavisiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+2
İlknur Gökçe Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sporculara yönelik beslenme eğitimi modülleri oluşturma: "M-öğrenme" uygulama örneği

Beslenme, sporcu performansında önemli bir rol oynamaktadır. Sporcuların doğru beslenme uygulamalarını gerçekleştirmesi için sporculara özel profesyonel rehberlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada, güncel spor beslenmesi bilgilerini içeren eğitim modüllerinin oluşturulması, sporcu beslenmesi eğitimine yönelik olarak mobil uygulama geliştirilmesi, mobil uygulamanın sporcuların beslenme bilgi düzeyine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada sağlıklı besin seçimi, yarışma ve antrenman öncesi, sırası, sonrası beslenme, sporcularda görülen yeme davranışı bozuklukları, sporcu beslenmesine özel yemek tarifleri, sporcularda sıvı tüketimi, beslenmenin peryodlanması, ağırlık yönetimi, yaralanmalardan sonra beslenme, yolculuklarda beslenme, besinsel ergojenik destekler, spor besinleri vb. konularında modüller geliştirilmiştir. Geliştirilen modüllerde; besin derecelendirilmesi, tabak modeli, rol model, karar ağacı, infografik, hedef belirleme, vaka çalışması, trans teorik model, vaka çalışması, probleme dayalı öğrenme, sağlık inanç modeli gibi eğitim modelleri/teorileri yöntemleri kullanılmıştır. Pilot uygulama olarak deney grubundaki sporculara SporBes adlı mobil uygulama aracılığıyla spor beslenmesi eğitimi verilmiştir. Kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Çalışmaya 19'u deney grubunda (%63,2'si erkek, %36,8'i kadın), 20'si kontrol grubunda (%75'i erkek, %25'i kadın) toplam 39 sporcu dahil edilmiştir. Deney grubunun medyan yaşı 29 yıl iken kontrol grubunun 25.3 yıldır. Sporcuların ön test spor beslenmesi bilgi düzeyi puanı; kontrol ve deney grubunda sırasıyla 34,5±23,7; 32,1±18,9 puan, son test puanları 37,0±24,9; 54,7±15,3 puandır. Mobil uygulama aracılığı ile spor beslenmesi eğitimi sonrasında deney grubunun bilgi düzeyi 22,6±23,9 puan artmıştır (p<0,01). Sporcuların spor beslenmesi bilgi düzeyini artırmada mobil öğrenme yöntemi etkili bulunmuştur. Sporcu beslenmesi eğitiminde; doğru, bilimsel, ulaşılabilir, ekonomik, teknoloji temelli, çeşitli öğrenme yöntemlerini ve davranış değiştirme stratejilerini içeren mobil uygulamalar tercih edilebilir.

BeslenmeBeslenme eğitimiMobil uygulama+4
Handan Akalın
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğal antioksidan içeren propolis ve yaban mersini ekstrelerinin heterosiklik aromatik amin oluşumu üzerine etkileri

Protein içeriği yüksek et, tavuk, balık gibi besinlerin yüksek sıcaklıkta pişirilmesi ile oluşan Heterosiklik Aromatik Aminler (HAA'lar), karsinojenik, genotoksik ve mutajenik bileşiklerdir. HAA'ların sağlık üzerine olumsuz etkileri nedeniyle, besinlerde oluşumunun sınırlandırılması ve diyetle alımının azaltılması önerilmektedir. Bu çalışma, antioksidan içeriği yüksek propolis ve yaban mersini ekstrelerinin HAA oluşuma etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmada, sığır ve tavuk etleri farklı konsantrasyonlarda (%0, 0,25, 0,5 ve 1) propolis ve yaban mersini ekstresi ile marine edilerek tavada pişirme yöntemiyle 150 ve 200ºC'de her iki yüzeyi 5 dakika olacak şekilde toplam 10 dakika pişirilmiştir. Örneklerin proksimet (nem, kül, protein ve yağ içeriği), kreatin ve kreatinin içeriği ile pH değerleri ve lipit oksidasyonu analiz edilmiştir. Örneklerin HAA düzeyleri (IQx, IQ, MeIQx, MeIQ, 4,8-DiMeIQx, 7,8-DiMeIQx, Norharman, Harman, Trp-P-2, PhIP, AαC ve MeAαC) tayin edilmiştir. Örneklerde, IQx 36,85 ng/g, IQ 1,84 ng/g, MeIQx 3,39 ng/g, MeIQ 10,93 ng/g, 7,8-DiMeIQx 3,04 ng/g, 4,8-DiMeIQx 0,82 ng/g, Harman 33,57 ng/g, Trp-P-2 3,62 ng/g, PhIP 1,61 ng/g ve AαC 5,28 ng/g düzeylerine kadar tespit edilmiştir. Örneklerin hiçbirinde Norharman ve MeAαC saptanmamıştır. Sığır ve tavuk etlerinin toplam HAA düzeyleri sırasıyla nd - 38,27 ng/g ve 0,11 - 47,26 ng/g seviyeleri arasında tespit edilmiştir. %0,25, %0,5 ve %1 konsantrasyonlarında propolis ekstresi eklenmesi toplam HAA düzeylerini sığır etinde sırasıyla %20 - 23,18, %15,36 - 56,35 ve %34,36 - 58,04 oranlarında; tavuk etinde sırasıyla %64,87 - 80,94, %61,91 - 85,07 ve %60,55 - 79,73 oranlarında azaltmıştır. Yaban mersini esktresinin %0,25, %0,5 ve %1 konsantrasyonlarında eklenmesinin toplam HAA düzeylerini sığır etinde sırasıyla %88,90 - 97,78, %90,67 - 100 ve %93,74 - 97,31 oranlarında; tavuk etinde sırasıyla %92,95 - 94,57, %87,28 - 88,41 ve %51,94 - 95,64 oranlarında azalttığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, doğal antioksidan içeren propolis ve yaban mersini ekstrelerinin 150 ve 200ºC'de pişirilen sığır ve tavuk etlerinde HAA oluşumunu azaltıcı etkileri olduğunu göstermiştir. Sığır ve tavuk etlerinin pişirme öncesi antioksidan içeriği yüksek bileşenlerle marine edilmesi HAA düzeylerinin azaltılmasında etkili bir yöntem olarak kullanılabilir.

AminlerAntioksidanlarBesinler+5
Damla Gümüş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni zelanda frenk üzümü özütü tüketiminin dinlenim ve egzersiz sırasında substrat oksidasyonu ve kardiyovasküler yanıtlara etkisi

Yeni Zelanda Frenk Üzümü (YZFÜ) antosiyanin içeriği yüksek olan bir meyvedir. YZFÜ özütünün 7 gün boyunca her gün tüketiminin yağ yakımını arttırdığı ve kardiyovasküler yanıtları desteklediği çalışmalarda gösterilmiştir, ancak bu etkileri en üst seviyeye çıkarmak için optimal YZFÜ özütü tüketiminin ne kadar süre ve sıklıkta olması gerektiği bilinmemektedir. Bu nedenle bu çalışmada farklı süre ve sıklıkta YZFÜ özütü tüketiminin dinlenik durumda ve tempolu yürüyüş sırasında yağ yakımına ve kardiyovasküler yanıtlara etkisi araştırılmıştır. Çalışma University of Chichester'da (İngiltere) 16 erkek birey üzerinden yürütülmüştür. Bireylerin ilk olarak antropometrik özellikleri, diyetle antosiyanin alım miktarları, fiziksel aktivite düzeyleri belirlenmiştir. Daha sonra bireylere 1 gün (akut doz), 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün içerisinde 210 mg antosiyanin bulunan YZFÜ özütü randomize çapraz geçişli dizaynla tükettirilmiştir. Bireylerin her bir tüketim sonrası Douglas Bag yöntemiyle yağ oksidasyon düzeyleri, Portapres cihazıyla kardiyovasküler yanıtları dinlenik durumda ve 30 dakikalık tempolu yürüyüş sırasında ölçülerek kaydedilmiştir. Dinlenik durumda yağ yakım düzeyi 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası ön teste göre % 9,9 arttmıştır (p<0,05). Tempolu yürüyüş sırasında yağ yakım düzeyleriyse ön teste göre 7 gün boyunca her gün ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası sırasıyla %10,3 ve %16,4 arttmıştır (p<0,05). YZFÜ özütünün 1 gün veya 14 gün boyunca günaşırı tüketimi yağ yakım düzeyini etkilememiştir (p>0,05). Bireylerin dinlenik durumda kardiyovasküler yanıtları ön testle karşılaştırıldığında 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi sonrası diyastolik kan basıncının sırasıyla 4 mmHg, 6 mmHg, 7 mmHg düştüğü, ortalama arter basıncının sırasıyla 4 mmHg, 5 mmHg, 6 mmHg düştüğü, kalp debisinin sırasıyla %10,1, %8,9, %8,5 arttığı ve total periferal direncin sırasıyla %12,2, %12,4, %13,6 düştüğü görülmüştür (p<0,05). Tempolu yürüyüş testi içinse aynı tüketimler sonrası diyastolik kan basıncının sırasıyla 5 mmHg, 5 mmHg, 8 mmHg düştüğü, kalp atım hacminin sırasıyla %7,7, %8,0, %9,9 arttığı ve kalp debisinin sırasıyla %8,7, %8,5, %10,1 arttığı saptanmıştır (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre yağ yakımının arttırılması için en ideal YZFÜ özütü tüketim şekli 14 gün boyunca her gün tüketim olarak bulunmuştur. Kardiyovasküler yanıtlar içinse 7 gün boyunca her gün, 14 gün boyunca günaşırı ve 14 gün boyunca her gün YZFÜ özütü tüketimi benzer olumlu etkilere sahiptir. Sonuç olarak en az 14 gün boyunca antosiyanin içeriği zengin olan besinlerin tüketilmesi dinlenik durumda ve egzersiz sırasında yağ yakımını arttırarak ve kardiyovasküler yanıtları destekleyerek sağlığın korunması ve geliştirilmesine yardımcı olmaktadır.

AntosiyaninlerBeslenmeBitki özütü+7
Mehmet Akif Şahin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Obez bireylerde kahvaltının glisemik indeks ve glisemik yükünün iştah ve tokluk üzerine etkisi

Bu çalışmada düşük veya yüksek glisemik indeks (Gİ) ve glisemik yük (GY) içeren kahvaltının kan glukoz regülasyonu, doygunluk durumu, farklı lezzetlere olan ilgi değişikliği ve düşük besin tüketimi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gİ ve GY'si düşük veya yüksek olan kahvaltıların; gönüllü kadın bireylerin açlık, tokluk, doyma hissi, yağlı, tuzlu, ekşi, tatlı besin seçimi, beslenme durumu ve antropometrik ölçümler ile kan glukoz konsantrasyonları ve tükürüklerindeki, leptin, grelin gibi bazı parametreler randomize çapraz olarak planlanarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya 16 normal vücut ağırlığında (kontrol) ve 16 obez toplam 32 kişi dahil edilerek, her gruba sabah kahvaltısı olarak ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş makro besin ögesi dağılımları benzer düşük ve yüksek Gİ ve GY'li kahvaltılar verilmiştir. Çalışma sonucunda düşük Gİ ve GY içeren kahvaltının hem obez, hem kontrol gruplarındaki bireylerde daha yüksek tokluk skorlarına neden olduğu saptanmıştır (p<0,05). Leptin ve grelin düzeyleri verilen kahvaltı türüne göre gruplar arası farklılık göstermezken (p>0,05), tüm bireyler birlikte değerlendirildiğinde grelin düzeyi düşük Gİ ve GY içeren kahvaltı sonrası daha yüksek bulunmuştur. Kontrol grubunda postprandiyal dönemde düşük Gİ ve GY içeren kahvaltı sonrasında tatlı, tuzlu ve sevilen yiyeceğe olan istek daha düşükken (p<0,05), obez grupta böyle bir durum saptanmamıştır (p>0,05). Bireylerin duygudurumları ve günlük alınan enerji ve besin ögesi alımında sunulan kahvaltılar arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Çalışma genel olarak değerlendirildiğinde, düşük Gİ ve GY içeren kahvaltı tüketiminin iştahı baskılayıcı potansiyeli olmakla birlikte, bu durum enerji alımına yansımamaktadır.

Dengeli beslenmeGlisemik indeksKahvaltı+4
Mustafa Volkan Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansCrossrefindexliAçık ErişimTR

Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinde beslenme bilinci, beslenme alışkanlıkları ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesi: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi örneği

Amaç: Bu araştırmanın amacı, Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin beslenme bilinci, beslenme alışkanlıkları ve besin takviyesi kullanım durumlarını belirlemek ve bu değişkenleri öğrencilerin demografik, antropometrik ve egzersiz özellikleri açısından değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Araştırma, Kasım 2025–Ocak 2026 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 194 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırmada veriler, kişisel bilgi formu, Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) ve Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği kullanılarak toplanmış ve SPSS programında istatistik analizleri yapılmış olup anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.61±2.17 yıl olup %37.1’i kadın, %62.9’u erkektir. Öğrencilerin %93.3’ünün temel beslenme bilgisi düzeyi kötü veya orta, %6.7’sinin ise iyi veya çok iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Besin tercihi bilgisi açısından öğrencilerin %53.1’inin iyi veya çok iyi, %46.9’unun ise orta veya kötü düzeyde olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %49.0’ının besin takviyesi kullandığı, %68.6’sının en az bir öğünü atladığı ve %76.8’inin düzenli egzersiz yaptığı belirlenmiştir. Besin takviyesi kullanımı ile temel beslenme bilgisi düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuş (p=0.004), temel beslenme bilgisi ile Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği puanı arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0.336; p<0.001). Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği puanlarının BKİ gruplarına göre anlamlı farklılık gösterdiği ve en yüksek puanların obez öğrencilerde bulunduğu belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin temel beslenme bilgilerinin ağırlıklı olarak orta düzeyde, besin tercihi bilgilerinin ise daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Temel Beslenme Bilgisi düzeyinin sınıf düzeyi ve besin takviyesi kullanımı ile anlamlı

Beslenme BilinciBeslenme AlışkanlıklarıBesin Takviyesi+2
Merve Nur Parlak
Erzincan Binali Yıldırım University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2026
51
doi.org/10.71008/ebyu.thesis.2026.284
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 1 diyabetli bireylerde diyet ve uyku kalitesinin hba1c değeri üzerine etkisi

Dünya genelinde diyabet vakalarının %5-10'luk dilimini tip 1 diyabetli bireyler oluşturmaktadır. Komplikasyonlar için risk altında olan tip 1 diyabetli bireylerde; düzenli beslenme, ilaç tedavisi, egzersiz ve iyi uyku kalitesi vb. faktörlerle komplikasyon riski düşürülebilir. Bu çalışma diyet ve uyku kalitesinin HbA1c değeri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla tip 1 diyabetli 109 kadın ve 35 erkek katılımcı olmak üzere toplamda 144 birey ile yürütülmüştür. Bireylerin sosyodemografik, antropometrik, diyabet ile ilgili özellikleri ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili soruları içeren anket formu, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Bireylerin diyet kalitelerinin hesaplanabilmesi için Sağlıklı Yeme İndeksi (SYİ-2015) kullanılmıştır. Çalışmamızda bireylerin %20,8'inin HbA1c değeri ≤%7, %79,2'sinin >%7 olarak saptanmıştır. SYİ-2015 puanları ve HbA1c grupları arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir (p>0.05). SYİ-2015 puanları ve VKİ grupları arasında negatif yönlü ve anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesi iyi olan bireylerin oranı %38,9 iken, uyku kalitesi kötü olan bireylerin oranı %61,1 olduğu görülmektedir. PUKİ puanları ve HbA1c grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu çalışma sonucunda diyet kalitesinin tip 1 diyabetli bireylerde VKİ değerlerini etkilediği sonucunu çıkarmakla birlikte, VKİ'nin artmasıyla glisemik kontrolün zayıflama riski olduğu unutulmamalıdır. Tip 1 diyabetli bireylerin diyet kalitesi, uyku kalitesi ve glisemik kontrolün kötü olmasına sebep olan faktörlerin araştırılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Diabetes mellitus-tip 1Diyet kalitesiGlisemik indeks+3
Fatıma Nur Özdağ
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin kadınlarda beslenme durumu, uyku kalitesi ve kan lipid profili arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Obezite dünyada sürekli artmakta olan büyük bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Obezitenin temeldeki en büyük nedeni beslenmeye dayanmakla birlikte, çeşitli hastalıkların da temelini oluşturur. Bu çalışma Afyonda özel bir hastanede beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 150 kadının beslenme durumu, uyku kalitesi ve kan lipid profili arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı ve kaydı, Pittsburgh uyku kalite anketi yüzyüze görüşülerek, kan biyokimya bulguları ise hastaların veri dosyasından alınarak, (glukoz, total kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein (low density lipoprotein [LDL]) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (high density lipoprotein [HDL]) kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan katılımcıların yaş ortalamaları 35,3±8,90 yıl çıkmıştır. Beden kütle indeksi (BKİ) ortalamaları 24,5 kg/m2 bulunmuştur. Günlük alınan toplam enerji ortalama 1592,8±381,62 kkaldir. Pittsburgh uyku kalite indeksine göre katılımcıların %28,7'si kötü uyku kalitesine, %71,3'ü iyi uyku kalitesine sahip olarak bulunmuştur. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile uyku kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Katılımcıların BKİ değerleri ile kan lipid değerleri arasında pozitif bir ilişki vardır. BKİ değerleri arttıkça kan lipid değerleri de aynı oranda artmaktadır (p:0,001; r:0,390, p:0,001; r:0,365, p:0,001; r:0,456, p:0,001; r:0,364). BKİ değeri arttıkça uyku sürelerinde anlamlı bir artış, uyku sürelerinin artması ile BKİ de anlamlı bir artış meydana gelmiştir (p:0,048; p:0,001; p:0,030; p:0,002). Sonuç olarak BKİ değerinin artması ile kan değerlerinde bozulmalar ve uyku süresinde azalmalar görülmektedir. Yaptığımız çalışma önceki çalışmaları destekler nitelikte olup konuyla alakalı daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Beslenme durumuKadınlarKan lipidleri+6
Elif Çoşgun
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahi sonrası ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelere etkisi

Bariatrik cerrahi, obez bireylerde ağırlık kaybı ile beraber antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerinde umut verici etkiler göstermektedir. Bu çalışma, bariatrik cerrahi sonrası postoperatif ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelerdeki değişime etkisi ve bu etkinin operasyon yöntemi ile ilişkisini değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2017-2020 yılları arasında Liv Hospital Ankara hastanesinde obezite tanısı almış, toplam 40 sleeve gastrektomi ve mini gastrik bypass operasyonu geçiren birey üzerinde retrospektif çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmaya dahil edilen bireylerin, preoperatif dönem 1.ay ve postoperatif dönem 1.3. 6. 12. ay biyokimyasal parametreleri ve antropometrik ölçümleri değerlendirilmeye alınmıştır. Biyokimyasal bulgular için hastanenin kayıtlı rutin verilerinden yararlanılmıştır. Bireylerin sosyo demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. İstatistatistiksel analizde, bağımsız gruplar t testi ve tkrarlı ANOVA testleri kullanılmış olup p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Hastaların açlık kan şekeri, HbA1C, Total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, B12 vitamini, K, Na, Ca, Fe, ferritin, folik asit, Mg, albumin, total protein sonuçları değerlendirilmiştir. Tüm antropometrik ölçümlerde farklı zamanlarda ölçülen değerlerde anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ameliyat grupları arası tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşüşler yaşanmıştır. Açlık kan şekeri, HbA1c, total kolesterol, ferritin düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. Hastaların postoperatif dönemdeki beslenme durumları postoperatif 12. ayda bireysel besin tüketim kayıtları ve anket formu ile değerlendirilmiştir. Günlük ortalama enerji, protein, yağ, karbonhidrat, posa, çoklu doymamış yağ asitleri, A vitamini, E vitamini, B1 vitamini, B2 ve B6 vitamini, c vitamini, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum, demir, çinko değerlerinin operasyon grupları içinde istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır. Bariatrik cerrahi uzun vadede vücut ağırlığında azalmaya; antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede iyileşmeye neden olmaktadır.

Biyokimyasal özelliklerKilo vermeObezite+1
Betül Yurdakul
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00