Haliç University
Anabilim Dalı

Psikoloji Anabilim Dalı

Haliç University

2.555

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise öğrencilerinde benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinde benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini, 2019-2020 yılında İstanbul'un Fatih ve Gaziosmanpaşa ilçesinde yer alan özel okul ve özel öğretim kurs merkezinde öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, çalışma evreninden %95 güven aralığı %5 düzeyinde hata payıyla hesaplanarak basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan Özel Fatih Sınav Anadolu Lisesi, Vatan Sınav Kurs Merkezi ve İstanbul Gaziosmanpaşa'da yer alan Açı Özel Öğretim Kurs Merkezinde öğrenim gören 16-18 yaş arası 300 (162 kız, 138 erkek) lise 3 ve lise 4 öğrencileri oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Rathus Atılganlık Envanteri (RAE) ve Problem Çözme Envanteri (PÇE) kullanılmıştır. Lise öğrencilerinin benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Problem çözme becerilerinin yordayıcılarını değerlendirmek amacıyla Doğrusal Regresyon Analizi yapılmıştır. Demografik özellikler bakımından katılımcıların benlik saygısı, atılganlık düzeyi ve problem çözme becerileri puanlarının anlamlı derecede farklılık gösterip göstermediğini incelemek amacıyla, Bağımsız Örneklemler t Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, benlik saygısının atılganlık düzeyi ile negatif; problem çözme becerileri ile ise pozitif yönde anlamlı ilişki gösterdiği bulunmuştur. Ayrıca, atılganlık düzeyi ile problem çözme becerileri arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Lise öğrencilerinde benlik saygısı ve atılganlık düzeyi problem çözme becerilerini anlamlı düzeyde yordamaktadır. Atılganlık düzeyi puanlarının demografik özellikler bakımından sınıf düzeyi ve gelir durumu değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmektedir. Problem çözme becerisi puanları ise demografik özellikler bakımından kardeş sayısı, sınıf düzeyi, anne ve baba öğrenim durumu değişkenlerine göre farklılaşmaktadır.

AtılganlıkBenlik saygısıLise öğrencileri+2
Tuba Elma
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Onkoloji ve hematoloji biriminde yatan ve ayakta tedavi gören adolesanların ruhsal işleyiş, anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, onkoloji ve hematoloji biriminde yatarak ve ayakta tedavi gören 14-17 yaş arası adolesanların ruhsal işleyişleri, anksiyete ve depresyon düzeylerinin belirlenerek karşılaştırılması, bulunan bu sonuçlar çerçevesinde bilimsel literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmanın örneklemi İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji birimlerinde 16 yatarak ve 16 ayakta tedavi gören olmak üzere 32 hastadan oluşturulmuştur. Hastalara Sosyodemografik Bilgi Formuyla beraber Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği ve Rorschach Testi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, Onkoloji ve Hematoloji servisinde yatarak tedavi gören adolesanların depresyon ve anksiyete puan ortalamaları ayakta tedavi gören adolesanlardan istatiksel olarak anlamlı derece yüksektir. Yatarak tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Ayakta tedavi gören adolesanların tedavi süresi ile depresyon arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, tedavi süresi ile anksiyete arasında ve depresyon ile anksiyeteleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmaktadır. Depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçmek için Rorschach testi uygulanmıştır. Yatarak tedavi görenlerin ΣCˈ yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek iken ΣC yanıtları ayakta tedavi görenlerden ise istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktür. Yatarak tedavi görenlerin ΣE, Şok ve Red yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksektir. Yatarak tedavi görenlerin Clob yanıtları ayakta tedavi görenlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek değildir. Genel olarak yatarak tedavi gören adolesanların depresif duygudurum ve kaygı ve ketlenme düzeylerini ölçen Rorschach Testi yanıtları ayaktan tedavi gören adolesanlardan daha yüksektir.

AnksiyeteAyaktan tedaviDepresyon+6
Kübra Simge Tüne
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışanlarının algıladıkları sosyal desteğin travmatik stres ve stresle baş etme tutumlarına etkisi

Bu araştırmada emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeyleri ile travmatik stres düzeyleri ve baş etme tutumları arasındaki ilişkiyi belirlenen sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 348 emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışana Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE), Travmatik Stres Belirti Ölçeği (TSBÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeylerinin yüksek, travmatik stres ve baş etme tutumlarının orta düzeyde olduğusaptanmıştır. Sosyal destek düzeylerinin travmatik stres düzeyleri ve buna ait alt boyutlar arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyal destek düzeylerinin problem odaklı ve şakaya vurma haricinde duygu odaklı baş etme tutumlarının tamamı ile işlevsel olmayan baş etme tutumlarından sadece soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki ayrıca şakaya vurma, inkar, zihinsel boşverme, davranışsal olarak boşverme ve madde kullanımı alt boyutlarında ise negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Travmatik stres düzeylerinin soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma hariç işlevsel olmayan baş etme tutumlarının tamamı ve duygu odaklı baş etme tutumlarından sadece şakaya vurma alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal destek düzeyleri ile demografik değişkenlerden evli, geniş ailede doğup büyüyenler, şu an çekirdek aileye ve orta düzeyde gelire sahip olanlar ile TESUD üyeleri lehine anlamlı ilişki bulunmuştur. Travmatik stres düzeyleri ile demografik değişkenlerden ön lisans mezunu, bekar, çekirdek ailede doğup büyüyen, şu an geniş aileye sahip olan, ekonomik düzeyi düşük, TEMAD'a üye, TKK ve JGK kurumlarında çalışan, psikolojik yardım alan, terör saldırısına uğrayan, çatışmada yer alan, yaralanan, birinin yaralanmasına ve ölümüne tanık olan, silah arkadaşı yaralanan ve şehit olanlar lehine anlamlı ilişki bulunmuştur.Baş etme tutumları ile demografik değişkenlerden 71 yaş ve üzeri,ön lisans mezunu, bekâr, çekirdek ailede büyüyen, ekonomik düzeyi orta, TESUD'a üye, TDK kurumunda çalışan, emeklilik süresi 10 yıl ve üzeri olanlar ve yaralananlar lehine anlamlı ilişki saptanmıştır. TSSB, depresyon, diğer meşguliyetleri bastırma, yararlı sosyal destek kullanımı, kabullenme, zihinsel boş verme, madde kullanımı değişkenleri sosyal destek toplam puanını ve aile alt boyutunu yordamaktadır. Arkadaş boyutunu algılanan sosyal destek toplam puan ve aile boyutundan farklı olarak şakaya vurma etkilemekte, madde kullanımı etkilememektedir. Ayrıca depresyon ve yararlı sosyal destek kullanımı değişkenlerinin özel bir insan alt boyutunu yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın bu alanda yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Algılanan sosyal destekEmekliEmeklilik+7
Betül Büşra Şenol
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuk evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası ergenlerde algılanan sosyal destek, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal davranışsal sorunların incelenmesi

Bu araştırmada amaç T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı Çocuk Evlerinde kalmakta olan 12-18 yaş arası gençlerin, algılanan sosyal destek düzeyi, sürekli öfke ve öfke ifade biçimleri ile duygusal ve davranışsal sorunlarını incelemek ve bu durumların bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul Avrupa ve Anadolu yakasında 12-18 yaş arasındaki çocuk evlerinde kalmakta olan 120 genç oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan gençlere Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (Yıldırım 1997), Sürekli öfke ve Öfke İfade Biçimleri (Özer,1994), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada kullanılan sosyo-demografik bilgi formunda katılımcıların yaşı, cinsiyeti, biyolojik aile ile görüşme sıklığı, kurumda kalış süresi, kardeş sayısı, katılımcının kardeşlerine göre doğum sırası, geçmişte bir travmatik öykü var olup olmadığı ve psikiyatrik tanı var olup olmadığı ilgili bilgi toplanmıştır. Davranış sorunlarını yordayan değişkenlere bakıldığında, kurum çalışanından algılanan sosyal destek düzeyi ve sürekli öfke düzeyinin davranış sorunlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Yaş arttıkça öfke kontrol sorunları, öfkeyi dışa vurma düzeyi, aileden algılanan sosyal destek düzeyi ve kurum çalışanlarından algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı görülmüştür. Kurumda kalış süresi arttıkça, öfkeyi dışa vurma düzeyi ve aileden algılanan sosyal destek düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Biyolojik aile ile görüşme sıklığı arttıkça öfkeyi dışa vurma düzeyi artmakta , sürekli öfke düzeyinin ise azaldığı saptanmıştır. İleri araştırmalar için, farklı yaş ve bakım modelleri (sevgi evleri, çocuk destek merkezleri, çocuk bakım merkezleri) içerisinde yeniden araştırılması öfke ifade ve davranış bozukluklarına ilişkin yeni bulguların elde edilmesi düşünülebilir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Evleri, Ergenlik, Öfke İfade, Sosyal Destek, Davranış Bozuklukları

Algılanan sosyal destekDavranış bozukluklarıDuygusal davranışsal bozukluklar+7
Süleyman Emin Derya
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde flört şiddeti, depresyon ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde flört şiddeti, depresyon ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir.Araştırma, İstanbul ili içerisinde çeşitli devlet ve vakıf üniversitelerinin farklı bölümlerinde eğitim görmekte olan 19- 23 yaş aralığında toplam 300 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Bilgi Formu, Flörtte Şiddete Yönelik Tutum Ölçekleri (FŞYTÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır.Araştırma bulgularımıza göre; kişilerin depresyon ve benlik saygısı puanları arasında anlamlı düzeyde, negatif yönlü ve orta şiddette ilişki tespit edilmiştir (p<0.001.)Kişilerin benlik saygısı azaldıkça, depresyon yaşama olasılıkları artmaktadır. Kişilerin depresyon puanları ile flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde, pozitif yönlü ve zayıf şiddette ilişki tespit edilmiştir ( p<0.001). Erkek katılımcıların depresyon düzeyi arttıkça, flörtte psikolojik şiddete yönelik destekleyici tutumları da artmaktadır. Diğer bir bulgumuza göre kişilerin benlik saygısı puanları ile flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları arasında anlamlı düzeyde, negatif yönlü ve zayıf şiddette ilişki tespit edilmiştir( p<.001). Erkek katılımcıların benlik saygısı düzeyi arttıkça flörtte psikolojik şiddete yönelik destekleyici tutumları azalmaktadır. Araştırma kapsamında sonuçlar değerlendirildiğinde, katılımcıların benlik saygıları ve flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumları birlikte öğrencilerin depresyon düzeylerini yordamaktadır. Katılımcıların depresyon düzeylerinin ve flörtte erkeğin uyguladığı psikolojik şiddete yönelik tutumlarının ise birlikte öğrencilerin benlik saygılarını yordadığı görülmüştür.Bu bulgular doğrultusunda üniversite öğrencilerinin flört şiddetine yönelik tutum puanları arttıkça depresyon puanlarının arttığı, benlik saygısı düzeylerinin azaldığı gözlenmiştir. Ayrıca bireylerin flört şiddeti mağduriyeti arttıkça, depresyon düzeyleri artmakta, benlik saygısı düzeyleri azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Flört şiddeti, flört şiddetine yönelik tutum, depresyon, benlik saygısı

Benlik saygısıCinsel şiddetDepresyon+7
Ayşe Mermertaş
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlik dönemi oyun bağımlılığının yalnızlık algısı, sosyal destek, öfke kontrolü ve zihinsel dayanıklılık ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın temel amacı yetişkin bireylerde algılanan sosyal destek, yalnızlık algısı, öfke kontrolü ve zihinsel dayanıklılığın oyun bağımlılığını ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaş aralığı "18-66" arasında olup 93 kadın (%27,2), 249 erkek (%72,8) olmak üzere 26,42 yaş ortalaması ile 342 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında Ucla Yalnızlık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu, Zihinsel Dayanıklılık Ölçeği, Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği ve Oyun Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Demografik Bilgi Formu doldurmuştur. Elde edilen verilerin analizi için "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)", "Korelasyon Analizi", "Post Hoc Scheffe Testi", "Post Hoc LSD" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; oyun bağımlılığı puanları arttıkça sosyal destek algısının azaldığı, öfke kontrol düzeyinin azaldığı görülmektedir. Oyun bağımlılığı ile yalnızlık algısı ve zihinsel dayanıklılık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Yalnızlık algısı arttıkça zihinsel dayanıklılık ve sosyal destek algısının arttığı; yalnızlık algısı arttıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı; zihinsel dayanıklılık arttıkça sosyal destek algısının artmakta olduğu; zihinsel dayanıklılık azaldıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı; sosyal destek algısı azaldıkça öfke kontrol güçlükleri yaşandığı saptanmıştır. Yalnızlık algısı, zihinsel dayanıklılık, sosyal destek algısı ve öfke kontrolü puanlarının oyun bağımlılığı üzerinde % 27 oranında bir etkisi olduğu görülmüştür. Kadınların oyun bağımlılığı puanlarının erkeklere göre daha yüksek olduğu bulgulanmıştır.

Algılanan sosyal destekBağımlılıkOyun bağımlılığı+7
Dilara Çetintaş
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları; algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularının birbirleriyle olan ilişkilerinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada; yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyete bozukluğu semptomları çalışmanın konusu olarak belirlenmiştir. Bu konuya bağlı olarak da yetişkinlikte gözlenen dikkat eksikliği hiperaktivite ile yaygın anksiyete bozukluğu semptomları arasındaki ilişkinin, algılanan ebeveyn ilişkisi ve bilişötesi farkındalık olgularıyla değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Denizli Pamukkale Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde öğrenim gören farklı bölümlerden 501 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında; "Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozukluğu testi-7" "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Tutumu Algısı Ölçeği" ve "Bilişötesi Farkındalık Envanteri" kullanılmıştır. Katılımcıların demografik verilerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların dikkat eksikliği puan ortalaması 20.77 ve hiperaktivite puan ortalamaları 20.78 bulunmuştur. Sosyal bilimler öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlerin, matematik öğretmenliği bölümünde öğrenim görenlere oranla dikkat eksiklikliklerinin olduğu düşüncesine daha fazla sahip oldukları görülmüştür. Sınıf öğretmenliği ve sosyal bilimler öğretmenliğinde öğrenim görenlerin yaygın anksiyetiye bozukluğu puanları bilgisayar ve öğretim teknolojileri ve okul öncesi öğretmenliği bölümlerinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Bilişötesi farkındalığın hata ayıklama alt boyutunda bilgisayar ve öğretim teknolojileri bölümünde öğrenim görenlerin puanları okul öncesi öğretmenliğinde öğrenim görenlere oranla anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca hata ayıklama alt boyutunda dördüncü sınıfta öğrenim görülenlerin puanları birinci sıradakilere oranla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, hiperaktivite ile yaygın anksiyetiye, dikkat eksikliği ve bilişötesi farkındalık envanterinin işlemsel bilgi alt boyutu arasında pozitif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin bilgisi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu, demografik anne tutum algısı arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon, koruyucu baba tutumu arasında pozitif yönde çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Bilişin düzenlenmesi alt boyutu ile ilgisiz, koruyucu anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi olduğu görülmüştür. Bilişötesi farkındalık envanteri ile ilgisiz ve demogratik anne tutumu arasında negatif yönlü çok zayıf bir korelasyon ilişkisi bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Dikkate eksikliği hiperaktivite, yaygın anksiyetiye bozukluğu, algılanılan ebeveyn ilişkisi, bilişötesi farkındalık

Ana-baba tutumuAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+5
Osman Arslan
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığının siber zorbalık ve siber mağduriyet ile ilişkisi

Bu çalışmada üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin cinsiyet, yaş, bir günde kaç saat internet kullanıldığı, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, sosyal ağların daha çok hangi amaçlarla kullanıldığı gibi değişkenlerle ne derece fark gösterdiği araştırılmıştır. Araştırma 380 üniversite öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verileri elde etmek için Young İnternet Bağımlılık Ölçeği (YİBÖ), Üniversite Öğrencileri için Yenilenmiş Siber Zorbalık Ölçeği ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Erkek öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeyleri kadın öğrencilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaşa göre siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinde farklılaşma tespit edilmemiştir. Baba eğitim durumuna göre öğrencilerin çevrimiçi olmaktan kaynaklanan sorunlar, çevrimiçi olmayı günlük hayata tercih etme ve çevrimiçi olma süresini artırma puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Buna göre babasının eğitim düzeyi lise olan öğrencilerin internet bağımlılık puanları ortaokul olan öğrencilerden daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen diğer bir bulguya göre, 7 saat ve üstü internet kullanımı sağlayan öğrencilerin internette çevrimiçi olmayı günlük hayata tercih etme puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. İnternet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyonel ilişkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

BağımlılıkMağduriyetSiber zorbalık+4
Melis Erişli
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesanlarda yeme tutumlarının incelenmesi anoreksiya ve ortoreksiya nervoza risklerinin saptanması

Günümüzde beden ve ruh sağlığının bir bütün olduğu bilinmektedir. Bütün bireyler fiziksel ve ruhsal yapıları ayrıca sosyal davranışları yönleriyle ele alınması gereken bütüncül bir yapıdadır. Beden kavramı bireyin dış görünüşü ve iç yapı sağlığı ile ilgili tüm bilgileri içerir. Anoreksiya nervoza ve ortoreksiya nervozada da tedavi çok boyutlu yaklaşımla yapılmalıdır. Bu çalışmada ulaşılması hedeflenen sonuç adölesanların hastalıklarına göre yeme tutumlarının incelenmesi ve beden imajlarının belirlenmesidir. Anoreksiya ve ortoreksiya nervoza risklerinin saptanması amacıyla yapılan bu çalışma Türkiye'de çeşitli illerde yaşayan yaşları 11-18 arası değişen 100 kadın katılımcı ile yürütülmüştür. Bireylerin gelir durumları, eğitim düzeyleri, yeme tutumları ve beden imajları belirli ölçeklerle ölçülmüş ve yeme tutumlarıyla AN ve ON riskleri SPSS 26.0 programı ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 15.39, ortalama BKİ değerleri ise 20.71 kg/m2 olarak bulunmuştur. Çalışmaya katılanların ortalama ORTO-15 ölçek puanı 33.17 ± 7.46 (dağılım 18.00-51.00) bulunmuştur. Yeme bozukluğu değişkenine göre ORTO-15 ölçek sonuçları anlamlı bulunmuştur. Anoreksik ve ortoreksik bireylerin ölçek puanları sağlıklı olan kontrol grubundan düşük bulunmuştur. Vücut algısı ölçeğiyle değerlendirilen katılımcıların sonuçlarına göre AN olan bireylerin vücut imajları açısından doyumluluğu düşük bulunmuştur. Ayrıca ortoreksik bireylerin vücut algısı ölçeği puanları kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Katılımcıların cevaplandırdığı bir diğer ölçek olan Yeme Tutum Testi-26'da elden edilen ortalama değer 41.41±15.60 olarak saptanmıştır. AN veya ON olan bireylerin aldığı sonuçlar yeme bozukluğu olmayan bireylerden yüksek bulunmuştur.

AnoreksiAnoreksiya nervozaErgenler+2
Servet Aşan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlerde COVID-19 bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, yetişkinlerde COVID-19'la bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu kapsamda araştırma Kasım 2021 - Aralık 2021 tarihleri arasında Konya ilinde yaşamakta olan 18-55 yaş aralığındaki 406 yetişkin ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Sosyo-Demografik Bilgi Formu, COVID-19 Travmatik Stres Ölçeği, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Yöntemleri Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma amacı kapsamında toplanan veriler, SPSS-22 paket programı kullanılarak analiz edilmiş olup araştırma problemlerine yanıt aranmıştır. Araştırma amacı kapsamında, yetişkinlerde COVID19'la bağlantılı travmatik stres ile psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının arasındaki ilişki ele alınmıştır. Araştırma bulgularına göre; katılımcıların %52.2'si erkek ve %47.8'i kadındır. %68'inin geçmiş bir travmatik öyküsü yokken, %32'sinin geçmiş travmatik öyküsü bulunmaktadır.Yetişkin bireylerin COVID-19 bağlantılı travmatik stres düzeyleri; cinsiyet, yaş grubu, medeni durum, çocuk sayısı, psikiyatrik rahatsızlığı bulunma ve travmatik yaşantıya sahip olma durumuna göre anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir. Fakat eğitim durumu, çalışma durumu ve gelir düzeyine göre anlamlı fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 travmatik stres düzeyi ile psikolojik dayanıklılık toplam, yapısal stil, aile uyumu, kendilik algısı, sosyal yeterlik ve sosyal kaynaklar arasında düşük düzeyde ve negatif yönde anlamlı korelasyonel bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte COVID-19 travmatik stres düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ölçeği alt boyutu olan gelecek algısı arasında anlamlı korelasyonel bir ilişkinin bulunmadığı görülmüştür. COVID-19 travmatik stres düzeyi ile iyimser yaklaşım ve kendine güvenli yaklaşım arasında düşük düzeyde ve negatif yönde; çaresiz yaklaşım arasında ise düşük düzeyde pozitif yönde anlamlı korelasyonel bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Bununla birlikte COVID-19 travmatik stres düzeyi ile boyun eğici yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma arasında anlamlı korelasyonel bir ilişkinin bulunmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Bağlantılı Travmatik Stres, Psikolojik Dayanıklılık, Stresle Baş Etme Tarzları.

Başa çıkmaCOVID 19Psikolojik dayanıklılık+5
Esra Tosun
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Romantik ilişkisi olan bireylerde duygusal bağımlılık düzeyinin yordayıcılarının incelenmesi

İnsanlar doğaları gereği, diğer insanlarla yakın ilişki içerisinde olmayı isterler. Bu istekleri ve arzuları doğrultusunda romantik ilişki yaşamaktadırlar. Ancak bazı insanların romantik ilişkiyi sadece sevme duygusuyla yaşamadıkları, kendi olumsuz duygularını ve kaygılarını bastırmak için partnerine karşı bağımlılık geliştirdikleri görülmektedir. Böylece kişilerin sağlıksız olsa dahi ilişkiyi sürdürdükleri ve hayatlarının olumsuz etkilendiği göz önünde bulundurularak, duygusal bağımlılığı ortaya çıkarması olası faktörleri incelemek gelecek araştırmalar ve klinik uygulamalar için önemli bir adım olacaktır. Bu bağlamda, çalışmada benlik saygısı, kişilerarası duygu düzenleme becerileri, yetişkin ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumunun romantik ilişkide duygusal bağımlılık düzeyini yordama düzeyinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya romantik ilişkisi olan 413 kişi (237 kadın ve 176 erkek) katılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 33.78 (SS= 10.31) olarak bulunmuştur. Katılımcılara online platformda doldurulmak üzere, Sosyodemografik Bilgi Formu, Duygusal Bağımlılık Ölçeği, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği, Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi ve İlişki Değerlendirme Ölçeği verilmiştir. Analiz sonucuna göre, duygusal bağımlılık, kişilerarası duygu düzenleme ve alt boyutları ile pozitif yönde, ilişki doyumu ile pozitif yönde ve yetişkin ayrılma anksiyetesi ile negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişkili olduğu saptanmıştır. Regresyon analizi sonucuna göre, yetişkin ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumunun duygusal bağımlılığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Duygusal bağımlılığın gelişmesinde ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumu düzeyinin etkisi olabileceği sonucuna varılmıştır. Kadınların kişilerarası duygu düzenleme alt boyutlarından olumlu duyguları arttırma, ilişki doyumu ve ilişki süresi istatistiksel olarak anlamlı şekilde erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Her iki cinsiyet için de ayrılma anksiyetesi ve ilişki doyumu duygusal bağımlılığı istatiksel olarak anlamlı düzeyde yordamaktayken; kadınlarda duygu düzenleme becerilerinden bakış açısı edinme alt boyutu da duygusal bağımlılığı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışmanın bulgularının işlevsiz olan duygusal bağımlılık yerine sağlıklı ve işlevsel bir ilişki kurabilmek için yürütülecek klinik uygulamalara önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ayrılma anksiyetesi, Benlik saygısı, Duygusal bağımlılık, Duygu düzenleme, İlişki doyumu

Ayrılma anksiyete bozukluğuBağımlılıkBenlik saygısı+6
Merve Günebakan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerde evlilik uyumunun incelenmesi

Bu çalışmada madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerindeki duygu düzenleme ve evlilik uyumunun etkisi araştırılmıştır. Araştırma, Ağustos-Kasım ayları arasında madde kullanımıyla ilgili bir rehabilitasyon merkezinde rehabilitasyon sürecinden geçen madde kullanım geçmişine sahip İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş arasındaki 30 erkek ve onların ebeveynleri ile İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 30 madde kullanım geçmişi olmayan katılımcı ve ebeveynlerine Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form Ölçeği ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği'nden oluşan anket formunun uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, madde kullanım geçmişine sahip çocuğu olan ebeveynlerin, kontrol grubundaki ebeveynlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve daha düşük çift uyumuna sahip olduğu, madde kullanım geçmişine sahip yetişkinlerin de kontrol grubundaki yetişkinlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Aile işlevleriDuygu düzenlemeEvli çiftler+5
Fatih Genç
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parkinson hastalarında subtalamik nükleusa derin beyin stimülasyonu cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi

Bu araştırmada, Parkinson hastalarında Subtalamik Nükleusa (STN) Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) cerrahisinin yaşam kalitesi, depresyon ve bilişsel performansa etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada STN DBS cerrahisi olan 20 hastada öncesi ve sonrası tarama yapılmıştır. Hoehn&Yahr Parkinson Hastalığı Düzeyi Ölçeği (H&Y) ile hastalığın klinik olarak seviyesi tespit edilmiştir. Parkinson Hastalığı Anketi Testi (PDQ-39) ile yaşam kalitesi, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile depresyon düzeyi ve Stroop Testi, İz Sürme Testi ve Sayı Menzili Testi ile de bilişsel preformans değerlendilmiştir. Veriler cerrahi öncesi dönemde ve cerrahi sonrası 1. hafta, 1. ay ve 3. ayda toplanmıştır. Tekrarlı ölçümlerin varyans analizinde parametrik olmayan Friedman testi kullanılmış, anlamlı çıkan sonuçların çoklu karşılaştırması Wilcoxon işaretli sıra testi ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Parkinson hastalığının evresini belirleyen H&Y ölçeği testinden alınan puanlarda cerrahiden 1 hafta sonra anlamlı bir fark yok iken cerrahi sonrası (1. ve 3. aylarda) alınan puanların anlamlı olarak azaldığı görülmüştür. PDQ-39 testinden alınan puanlarda ise cerrahi sonrası puanların cerrahi öncesine göre anlamlı olarak arttığı tespit edilmiştir. BDÖ alınan puanlarda cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı şekilde düşüş görülmektedir, Stroop Testi (A, B, C formu) ve İz Sürme Testi (A ve B formu) reaksiyon süreleri cerrahi öncesi ile cerrahi sonrası (1. ay ve 3. aylarda) karşılaştırmada istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşüş göstermektedir. Sayı Menzili Testinden alınan performans (İleri ve Geri Sayı Menzili) cerrahi öncesi ile karşılaştırıldığında cerrahi sonrası 3. ayda anlamlı olarak artış göstermektedir. Elde edilen bulgulara göre ölçümler cerrahiden sonraki 1.haftada anlamlı bir farklılık göstermezken, yaşam kalitesi, Parkinson belirtileri ve kognitif performansta 1.ayda gözlenen gelişmenin 3.ayda da devam ettiği; bu gelişmelere paralel olarak depresyon düzeyinde 3. ayda pozitif yönde değişim gözlendiği bulunmuştur. Sonuç olarak; STN DBS cerrahisi bu araştırmada incelenen hastaların Parkinson belirtilerini azaltıp, yaşam kalitesini, bilişsel performansını artırarak depresyon düzeyinde iyileşme sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Pakinson Hastalığı, Depresyon, Yaşam Kalitesi, Bilişsel Performans

Biliş bozukluklarıBilişsel değerlendirmeDepresyon+6
Nur Bahar Geylan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastalarda tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin yatış süresi üzerine etkisi

Bu araştırmada, madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastaların tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin elde edilen verilere göre incelenmesi ve yatış süresi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmaya Bağımsız Yaşam Derneği'nde madde kullanımı nedeniyle yatarak tedavi gören, 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu, Sosyo-demografik Veri Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ-KF) Kısa Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BDÖ-KF) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi SPSS v26 (IBM Inc., Chicago, IL, USA) istatistik paket programında yapılmıştır. Demografik değişkenlerin yatış süresi ile ilişkisi Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. BAPİ, BDÖ-KF, TMA ölçeklerinden alınan puanların hastaların rehabilitasyon merkezindeki yatış süresi ile ikili ilişkisi parametrik olmayan Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bütün değişkenlerin yatış süresi üzerindeki etkisi regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin yatış süreleri ile BDÖ-KF 'Toplam' ve 'Motor Dürtüsellik' alt faktör puanı arasında negatif korelasyon olduğu bulunmuştur ( rs: -0,233; -0,276,p<0,05) Madde kullanımı nedeniyle yatışı sağlanan bireylerin yatış süreleri ile TMA, Sosyo-demografik Veri Formu ve BAPİ-KF'den aldıkları puanlar arasında yapılan regresyon analizinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bu araştırma düşünmeden eyleme geçmeyi ifade eden BDÖ-KF alt boyutu 'Motor Dürtüsellik' ile 'BDÖ-KF Toplam'ın madde kullanım bozukluğunun yatılı tedavisinde bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, madde kullanım bozukluğu tedavisi alan bireylerin, tedavide kalma sürelerini uzatabilecek tedavi protokolleri geliştirilmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.

DürtüsellikHastanede yatış süresiMadde bağımlılığı+5
Soner Yalçın
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadınlarda çocukluk çağı travmaları ile beden imajı ve cinsel işlev bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmada, kadınlarda çocukluk çağı travmaları ile beden imajı ve cinsel işlev bozuklukları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma evrenini, sosyal medya platformlarından ulaşılacak 18-25 yaş arası kadınlar oluşturacaktır. Örneklemi ise, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden aktif cinsel hayatı olan 18-25 yaş arası 120 kadın katılımcı oluşturacaktır. Araştırmacı tarafından, çalışmaya katılacak kişilerin yaşantıları hakkında ön fikir edinmek amacıyla sosyodemografik form hazırlanmıştır. Bu formda katılımcıların kimliğini açığa çıkaracak ve gizliliği ihlal edecek sorulara yer verilmemiştir. Araştırmada ölçek olarak ise çocukluk çağlarında istismar yaşantılarını ölçmek için Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, kendi bedenlerinden memnuniyetlik durumlarını ölçmek için Vücut Algısı Ölçeği ve yaşadıkları cinsel problemleri belirlemek için de Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucuna göre, çocukluk yıllarında ailesi tarafından ihmal edilen kadınların, ailesi tarafından ihmal edilmeyen kadınlara göre daha olumsuz beden imajı algısına sahip oldukları bulunmuştur. Bununla birlikte olumsuz beden imajı algısına sahip olan kadınların, diğer kadınlara göre daha çok cinsel problem yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Elde edilen bir başka veriye göre ise çocukluk yıllarında cinsel istismara uğrayan kadınların, diğer kadınlara göre daha çok cinsel işlev bozukluğu yaşadıkları saptanmıştır.

Beden imajıCinsel bozukluklarCinsel işlev bozuklukları-psikolojik+4
Muhammed Üsame Yalçın
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Otizm spektrum bozukluğu olan ve normal gelişim gösteren çocuğa sahip ebeveynlerin tükenmişlik düzeyi ve yaşam kaliteleri bakımından incelenmesi

Bu araştırma, otizm spektrum bozukluğu olan ve olmayan çocuklara sahip ebeveynlerin yaşam kalitelerini ve tükenmişlik düzeylerini incelemek, ebeveynlerin yaşam kalite algıları ve tükenmişlik düzeylerinin hangi değişkenlerden etkilendiğini belirlemek, yaşam kaliteleri ile tükenmişlik düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, İstanbul il merkezinde Tohum Otizm Vakfı Özel Eğitim Okulu'na devam eden otizm spektrum bozukluğu olan çocukların anne ve babaları ile Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı kreş ve ilköğretim okullarına devam eden normal gelişim gösteren çocukların anne ve babalarından oluşan 300 kişilik bir grup dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, aile ve çocuklara dair çeşitli demografik bilgilerin yer aldığı "Bilgi Formu", ebeveynlerin tükenmişlik düzeylerini ölçmeye yönelik "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve algılanan yaşam kalitesini belirlemek amacıyla "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Form" (WHOQOL-Bref Tr) uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre ebeveynlerin yaşam kaliteleri ve tükenmişlik düzeyleri arasında negatif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki vardır. OSB'li çocuğu olan ebeveynlerin tükenmişlik düzeyleri normal gelişim gösteren çocuğu olan ebeveynlere göre daha yüksek, yaşam kaliteleri ise daha düşüktür. Otizmli çocuk anneleri ise babalara göre daha çok tükenmişlik yaşarken daha düşük yaşam kalitesi belirtmişlerdir. Araştırma sonucunda, yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeylerinin ebeveyn ve çocuklara ait demografik özelliklerinden etkilendiği görülmektedir.

EbeveynlerOtizm spektrum bozukluğuTükenmişlik+2
Müge Kurban
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde sürekli kaygı düzeyi ve bilişsel davranışsal kaçınma ilişkisi

Bu araştırma üniversite öğrencilerinin sürekli kaygı düzeyleri ile bilişsel davranışsal kaçınma düzeyleri ve alt boyutları arasındaki ilişkiyi bazı demografik değişkenlere göre incelemeyi esas almıştır. Bu amaçla yaşları 18-27 arasında değişen, 212'si kadın, 184'ü erkek toplam 396 üniversite öğrencisine "Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği – Sürekli Kaygı Formu", ve "Bilişsel Davranışsal Kaçınma Ölçeği" ile "Kişisel Bilgi Formu" uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında üniversite öğrencilerinin sürekli kaygı düzeylerinin orta şiddette, bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin ise bir psikopatolojinin varlığını düşündürmeyecek seviyede olduğu görülmüştür. Bulgular cinsiyete göre incelendiğinde erkeklerin bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin kadınlardan anlamlı derecede daha yüksek; sosyoekonomik düzeye göre incelendiğinde ise düşük gelirlilerin bilişsel davranışsal kaçınma düzeylerinin orta gelirlilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu anlaşılmıştır. Daha detaylı bir inceleme ile; kaçınma alt boyut düzeylerinden bilişsel sosyal ve bilişsel sosyal olmayan kaçınma düzeylerinin erkeklerde daha yüksek olmasının yanında, davranışsal sosyal ve davranışsal sosyal olmayan kaçınma düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı gözlenmiştir. Bununla beraber, sürekli kaygı düzeyinin bilişsel davranışsal kaçınma ve bilişsel davranışsal kaçınmanın tüm alt boyutlarıyla (davranışsal sosyal, davranışsal sosyal olmayan, bilişsel sosyal, bilişsel sosyal olmayan) pozitif yönde anlamlı ilişkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sürekli kaygı düzeyi yaş, cinsiyet, medeni durum, yaşanılan yer ve algılanan gelir düzeyi değişkenlerine göre; bilişsel davranışsal kaçınma düzeyi de yaş, medeni durum ve yaşanılan yer değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşma göstermemiştir. Araştırmanın üniversite öğrencilerindeki kaygı ve kaçınma düzeyleri üzerine yapılacak gelecek çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir.

Bilişsel kaçınmaKaygıSosyal kaçınma+2
Mehmet Güney Ziyalan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

9. ve 11. sınıf öğrencilerinde algılanan anne baba tutumu ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, lise öğrencilerinde algılanan anne baba tutumları ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Öğrencilerin yaşam doyumunun yordanmasında anne baba tutumlarının etken bir rolü olup olmadığı, varsa eğer nasıl bir rolü olduğu, çeşitli demografik değişkenler de dahil edilerek araştırılmış, bu yönde nicel bir yöntem olarak anketlerin uygulanmasıyla veri toplanmış ve sonrasında anketler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Uygulama sırasında öğrencilere kişisel bilgi formu, algılanan anne baba tutumunu değerlendirme ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği verilmiştir. Araştırmada kullanılan 26 maddelik Anne Baba Tutumunu Değerlendirme Ölçeği (ABTDÖ)'nde her madde anne ve baba için ayrı ayrı cevaplanıp ayrı ayrı puanlanmaktadır. Bu ölçeğin Pearson Momentler Çarpımı yöntemiyle ölçülen değişmezlik katsayıları anneler için (.83), babalar için ise (.88) şeklinde bulunmuştur. 5 maddelik yaşam doyumu ölçeğinin güvenirlik katsayısı ise (.88) olarak bulunmuştur. Araştırma bulgularına göre, araştırmanın hipotezini destekler nitelikte, algılanan anne baba tutumlarıyla öğrencilerin yaşam doyumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişkiye göre; anne ve babalar demokratik tutum sergilediğinde çocukların yaşam doyumunun yükseldiği, otoriter tutum sergilediklerinde ise yaşam doyumunun azaldığı tespit edilmiştir. Bu ilişkide çocukların yaşam doyumunu ve anne baba tutumlarını etkileyen başka değişkenler de ele alınarak analiz ve değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik iyi oluş, Yaşam doyumu, Ergenlik, Algılanan anne baba tutumu

Aile tutumuAna-baba algısıAna-baba tutumu+4
Emine Kevser Erdim
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üstün zekâ tanısı almış çocukların sosyal ve duygusal öğrenmelerinin tanı almamış çocuklarla karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı doğrultusunda, üstün zekâ tanısı almış ve tanı almamış öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenme skorları karşılaştırılarak; sosyal ve duygusal öğrenmenin zekâ ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini Üsküdar ilçesinde öğrenim gören tüm öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini Üsküdar ilçesinde özel bir kurumda 5., 6. ve 7. sınıfa giden 201 üstün zekâ tanısı almış ve Üsküdar ilçesinde bir devlet okulunda 5., 6. ve 7. sınıfa giden 199 tanı almamış öğrenciler oluşturmaktadır. Üstün zekâ tanısı almış çocukların sosyal ve duygusal öğrenme becerileri ile tanı almamış çocukların sosyal ve duygusal öğrenme becerilerinin demografik değişkenlerin de göz önüne alınarak karşılaştırıldığı çalışmada nicel bir yöntem olarak anket ve ölçek uygulanmış,veriler toplanmış ve sonrasında uygulanan anketler ve ölçekler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Çalışmaya katılan her bir katılımcıya Kişisel Bilgi Formuyla beraber, Sosyal ve Duygusal Öğrenme (CASEL, 2003) ölçeği uygulanmış, velilerinden Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu alınmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modelinde bir çalışma olup, tanımlayıcıdır. Araştırmanın bulgularında üstün zekâ tanısı almış öğrencilerin sosyal ve duygusal öğrenme ölçeği; öz-farkındalık, sosyal farkındalık, sorumlu bir şekilde karar verme ve ilişki kurma becerileri skorları tanı almamışlara kıyasla daha yüksek olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Zekâ, Üstün zekâ, Sosyal ve duygusal öğrenme

Duygusal öğrenmeSosyal öğrenmeÖğrenme+3
Seda Temelli
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Psikolojik danışmanlık merkezine başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik bağlanma biçimi ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Yapılan araştırmanın temel amacı çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kliniğe başvuran kadınların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediklerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemi Psikolojik Danışmanlık Merkezinde kliniğe başvuran 114 kadından oluşmaktadır. Araştırmanın verilerini incelemek için; Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ); Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II (YİYE-II); Toronto Aleksitimi Ölçeği - TAÖ-20 (Toronto Alexithymia Scale (TAS-20); ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın analizinde IBM SPSS 23 programı kullanılmıştır. Değişkenler arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerine göre çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla iki kategorili değişkenler için bağımsız örneklem t testi ve üç ve daha fazla kategorili değişkenler için tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Buna göre kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi ölçeklerinin alt boyutlarının da kendi aralarında ilişkisi olduğu görülmektedir. Kliniğe başvuran kadınların çocukluk çağı travmaları, yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimleri ve aleksitimi düzeyleri önceden almış oldukları psikiyatrik tanılarına göre farklılık göstermektedir. Kadınların yetişkinlik dönemindeki bağlanma biçimlerinin eğitim durumlarına göre farklılık gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Bununla birlikte aleksitimi düzeylerinde de çalışma durumlarına göre farklılık olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, Yetişkin bağlanma biçimi, Aleksitimi

AleksitimiDanışmanlıkDanışmanlık hizmetleri+7
Duhan Günay Kök
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve depresyon ile ilişkisini bazı değişkenlere göre incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla yaşları 20-29 yaş arası değişen 375 genç yetişkine Kişisel Bilgi Formu, Beden Algısı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların beden algısı ölçeğinden aldıkları ortalama puan 83,45±25,29 olarak bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların bedenlerinden %27,2 oranında memnuniyetsiz oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği'nden aldıkları ortalama puana (9,26±8,69) göre katılımcılarda depresyon bulunmamaktadır. Bulgularda sosyal medya sitelerine üye olup bunları sık sık kullanmanın genel olarak olumsuz beden algısını arttırdığı ve sosyal medya sitelerine üye olmayanlara göre olumsuz beden algısında anlamlı bir farklılaşma gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuçlarda katılımcıların sosyal medyayı kullanmaya başladıktan sonra az süre kalarak az sayıda paylaşım yapmaları ve az sayıda takipçiye ve beğeniye sahip olmaları olumsuz beden algısı üzerinde arttırıcı bir etki oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca, az sayıda takipçi ve beğeniye sahip olan ve az paylaşım yapan gençlerin depresyonları diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak daha yüksektir. Çalışmanın bundan sonraki sosyal medya kullanımı, beden algısı ve depresyon üzerine yapılan araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, Beden algısı, Depresyon

Beden imajıDepresyonGençler+2
Ayça Kuzu
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırma, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ve psikolojik iyi oluş düzeylerini tespit etmek ve değişkenlerin, belirlenen sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı fark gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemini İstanbul ili Beykoz ilçesindeki 18-25 yaşında 377 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Veri toplamada; bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitimi durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumu gibi değişkenlerin etkisini incelemek üzere araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyo-demografik Bilgi Formu", genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarını belirlemek amacıyla, Akın ve ark. (2013) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçe' ye uyarlanan "Çocukluk Dönemi Mutluluk/ Huzur Anıları Ölçeği" ve psikolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek amacıyla, Telef (2011) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, araştırmanın alt problemlerine uygun olarak, betimsel istatistiklerde; yüzde, ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede; Skewness, Kurtosis değerleri, ortalama, standart sapma, histogram grafikleri, Kolmogorov-Smirnov normallik testi kullanılmıştır. Değişkenler arası anlamlı fark için; hipotez testlerinden T-Testi ve Varyans Anlizi (ANOVA); veriler parametrik teknikleri kullanmakta elverişli olmadığında testlerin non-parametrik karşılıkları Mann Whitney U- Testi ve Kruskal Wallis H- Testi; değişkenler arası ilişkinin test edilmesinde Spearman Korelasyon tekniği kullanılarak IBM SPSS Statistics 23 paket programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının, babanın eğitim düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Genç yetişkinlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre farklılık göstermemektedir. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.

AnılarGençlerMutluluk+4
İrem Pehlevan
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde borderline kişilik özelliklerinin ayrışma bireyleşme dönemiyle ilişkisi

Bu çalışmada borderline kişilik özellikleri ile ayrışma-bireyleşme dönemi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul ili içerisinde Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü öğrencilerinden 372 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyodemografik bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Sosyodemografik Bilgi Formu geliştirilmiştir. Öğrencilerin borderline kişilik özelliklerini ölçmek için Borderline Kişilik Ölçeği (BPQ), ayrışma-bireyleşme düzeylerini ölçmek için Ayrışma Bireyleşme Ergen Testi (SITA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; ayrışma-bireyleşme dönemi özellikleri ile borderline kişilik özellikleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre ayrışma-bireyleşmedeki sorunlar arttıkça borderline kişilik özellikleri de artıp yoğunlaşmakta ve ağırlaşmaktadır. Bunun yanında ayrışma-bireyleşme özelliklerinin borderline kişilik özelliklerini açıkladığı ve % 33 oranında yordadığı saptanmıştır. Ayrışma-bireyleşme alt ölçekleri olan ayrışma kaygısı, reddedilme beklentisi ve kısıtlanma kaygısının ise borderline kişilik özellikleri ile anlamlı pozitif yönlü bir ilişkisi saptanmıştır.

Ayrışma-bireyleşmeDepresyonKişilik özellikleri+3
Cihat Sayım
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin benlik saygıları üzerinde kaygı düzeylerinin incelenmesi

Araştırma, üniversite öğrencilerinin benlik saygıları ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi tespit etmeyi ve bu düzeylerin bazı sosyo-demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaşma gösterip göstermediğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla 18 yaş üzeri 374 üniversite öğrencisine "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Spielberg Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği" ve "Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin kaygı düzeyinin ortalama 2,27±0,23 puan olduğu görülmektedir. Bu düzey üniversite öğrencilerinin ortalamanın altında kaygı düzeyine sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının ortalama 2,17±0,20 düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu sonuç üniversite öğrencilerinin benlik saygılarının da düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin benlik saygıları ile kaygı düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre farklılıkları incelenmiş olup; öğrencilerin benlik saygılarının gelir durumlarına göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmüştür. Analizler neticesinde aileleri düşük gelire sahip olan öğrencilerin diğer öğrencilere göre daha düşük düzeyde benlik saygısına sahip oldukları görülmektedir. Benlik saygısı ve kaygı düzeyinin cinsiyet, anne-babanın sağ olup olmama durumları, sınıf düzeyleri ve anne-baba ilişkilerine göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Çalışmanın bundan sonraki benlik saygısı ve kaygı düzeyi üzerine yapılacak araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir.

Benlik saygısıDurumluk kaygıKaygı+3
Mustafa Gözel
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin eşcinsellere yönelik tutumlarında toplumsal cinsiyet algısının etkisi

Araştırma üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet algıları ile eşcinsellere yönelik tutumları arasındaki ilişkiyi ölçmek ve alan yazınına katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma örneklemini Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde öğrenim gören 371 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Bu araştırmada verilerin toplanmasında "Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği ve Lezbiyen ve Geylere Yönelik Tutum (LGYT) Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS 25 programı kullanılmıştır. Araştırma bulgusunda toplumsal cinsiyet algısının lezbiyen/geylere yönelik tutumu ne şekilde yordadığını ortaya koymak için yapılan basit doğrusal regresyonu analizi sonucunda, toplumsal cinsiyet algısı ile lezbiyen/geylere yönelik tutum puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet algısının lezbiyen/geylere yönelik tutum puanının anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulgulanmıştır.

Cinsel davranışCinsel tutumlarEş cinsellik+4
Afide Sinem Özkaya
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklardaki akıcı konuşma bozukluğu ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, akıcı konuşma bozukluğu (kekemelik) olan çocukların, yaşadıkları sosyal, duygusal, iletişimsel zorlukları ile anksiyete bozukluğu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya konu olan çocuklar, 6-16 yaş aralığında olup, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran vakalar arasından seçilmiştir. Toplam 110 kekeme çocuk üzerinde gerçekleştirilmiş olan bu araştırmada; çocuklara, yaş, cinsiyet, okuduğu sınıf, yaşadığı yer v.b. ile ilgili yanıtları alabilmek için geliştirilmiş Kişisel Bilgi Formu, sosyal fobi düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği, sosyal anksiyete düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği ve kaygı bozukluğu düzeylerini ölçebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Kaygı Bozuklukları Özbildirim Ölçeği uygulanmıştır. Ölçeklerde elde edilen verilerin analizinde, SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmanın amaçlarına uygun olarak toplanan verilere uygulanan istatistiksel analizlere yer verilmiştir. İlk olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine ilişkin frekans dağılımları ve yüzdelikleri verilmiştir. İkinci olarak katılımcıların sosyodemografik özelliklerine göre ölçeklerden aldıkları ortalama puanların karşılaştırıldığı normal dağılım gösteren puanlar için bağımsız örneklem t testi; normal dağılım göstermeyen puanlar için bağımsız örneklem Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi bulguları verilmiştir. Üçüncü olarak katılımcıların ölçeklerden aldıkları puanlar arasındaki Pearson korelasyon analizi bulguları verilmiştir. Bu araştırmada yapılan analizler sonucunda; akıcı konuşma bozukluğu olan çocukların anksiyete bozukluğunun, babaların öğrenim düzeyleri ile anlamlı bir ilişki içerdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca, ailenin sosyoekonomik durumu ile yaygın anksiyete bozukluğu ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çocuğun yaşı ile sosyal anksiyete ve ayrılık kaygısı arasında anlamlı ilişki belirlenmiştir. Okul başarısı ile sosyal anksiyete ve okul korkusu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

AkıcılıkAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+3
Hatice Özgünel
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde duygu düzenleme güçlüğü ile yeme bağımlılığı arasındaki ilişki

Araştırmada üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı ile duygu düzenleme güçlüğü arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırmaya Haliç Üniversitesi'nde psikoloji lisans eğitimi gören 214 öğrenci dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik bilgi formu ile birlikte Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği ve Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde SPSS 23.00 kullanılmış; betimleyici istatistikler, t-test, ki-kare ve ANOVA uygulanmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığı ve %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre öğrenciler arasında yeme bağımlılığı olanların oranı %18,7'dir. Yeme bağımlısı olan ve olmayan öğrenciler arasında yapılan karşılaştırmada duygu düzenleme güçlüğü faktörlerinden kabul etmeme, stratejiler ve dürtü ile birlikte duygu düzenleme güçlüğü toplam puanının yeme bağımlısı olan grupta daha yüksek olduğu, açıklığın ise daha düşük olduğu belirlenmiştir. Erkekler arasında yeme bağımlılığı daha yaygın olarak belirlenirken, anne eğitim düzeyi düşük ve aylık harcama tutarı yüksek olanlarda yeme bağımlılığı daha fazla bulunmuştur. Demografik özelliklere göre duygu düzenleme güçlüğünün farklılaşmasını değerlendirmek için yapılan analizlerde de yaş, sınıf, anne ve baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı ve gelir düzeyi açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir.

BağımlılıkDuygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğü+2
Çiğdem Bayram Topal
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığının iletişim becerileri ve yalnızlık algısı bakımından incelenmesi

Genç yetişkinlik dönemine denk gelen üniversite yaşamında öğrenciler; sosyal desteğe ve sağlıklı iletişime ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak hayatlarında yeni ve yabancı bir ortam olan üniversite hayatında bu gereksinimlerini karşılamakta zorlanmaktadırlar. İletişim becerileri düşük ve kendisini yalnız hisseden gençlerin sosyal destek elde etmek, iletişim becerilerini artırmak ve yalnızlıklarını gidermek amacıyla daha fazla mobil telefon kullandıkları ve akıllı telefon bağımlılıklarının arttığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığının iletişim becerileri ve yalnızlık algısı bakımından incelenmesi ve akıllı telefon bağımlılığı değişkeninin araştırma kapsamında elde edilen sosyo-demografik verilerden ne derece etkilendiğini belirlemektir. Bu amaçla yürütülen çalışmaya 221'i erkek 84'ü kadın, toplam 305 üniversite öğrencisi katılmıştır. Katılımcılara kişisel bilgi formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği-KF, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-KF ve İletişim Becerileri Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen sosyo-demografik veriler ile yalnızlık algısı ve iletişim becerilerinin, akıllı telefon bağımlılığını ne derece yordadığını belirlemek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda sosyo-demografik değişkenlerden yaş, cinsiyet, okudukları sınıf ve aylık gelir düzeyi değişkenlerinin akıllı telefon bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir. Akıllı telefon kullanım özellikleri açısından değerlendirildiğinde, günlük yapılan arama sayısının akıllı telefon bağımlılığı üzerinde anlamlı bir etkisi görülmez iken; cep telefonu günlük kullanım süresi ve cep telefonu günlük kontrol sayısı arttıkça, akıllı telefon bağımlılığın arttığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin akıllı telefon bağımlılığı üzerindeki etkisi incelenmiş ve pozitif anlamlı bir sonuç tespit edilmiştir. Bu çalışmada öğrencilerin iletişim becerilerinin akıllı telefon bağımlılığı üzerindeki etkisi incelenmiş ve sonucunda anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Akıllı Telefon Bağımlılığı, İletişim Becerileri, Yalnızlık

Akıllı telefonlarBağımlılıkTeknolojik bağımlılık+4
Özge Tok
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Parçalanmış aile üyesi olan 9-12 yaş aralığındaki çocukların amksiyete ve depresyon düzeylerinin incelenmesi

Aile, kişinin kişilik gelişiminde, bireyin dünyayı algılamasını, değerlendirmesini ve bu değerlendirme doğrultusunda tepki vermesini etkileyen şemalarının ve bilişsel inançlarının gelişmesinde etki eden ilk ve belki de en önemli faktördür. Ailenin dağılmasının ya da parçalanmasının kişi için ciddi bir stresör olduğu bilindiğinden bu konuyla ilgili çeşitli araştırmalar yapılarak, böylesi bir stresin, bireyin ruhsal durumunu nasıl ve ne ölçüde etkilediği tespit edilmeye çalışılmaktadır. Ruhsal problemlerin genel olarak ilk belirtilerini ergenlik döneminde gösterdiği, psikolojik problemlerin ağırlıklı olarak ergenlik döneminde başladığı ya da çeşitli semptomlarla kendini gösterdiği bilindiğinden, bu araştırma da 9-12 yaş aralığındaki çocuklarla yapılmıştır. Anne-babadan birinin hayatını kaybetmesi, ya da ebeveynlerden birinin evi terk etmesi, ya da anne babasın boşanması nedenlerinden birine bağlı olarak aile bütünlüğünün bozulması durumunun 9-12 yaş aralığındaki kız ve erkek çocuklarının anksiyete ve depresyon düzeylerinin İncelenmesi amacıyla, söz konusu çalışma yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ilinın Esnyurt ilçesinde bulunana Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı Esenyurt Sosyal Hizmet Merkezı'ne 01.01.2019-01.05.2019 tarihleri arasında Sosyal ve Ekonomik Destek talebiyle başvuran ailelerin, 9-12 yaş aralığındaki çocuklarının seçkisiz yöntemle belirlenmesiyle oluşturulmuştur. Katılımcılar, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Süreklilik Anksiyete Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu İle değerlendirilmişlerdir. Yapılan değerlendirme sonunda yaş ile anksiyete düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunurken, yaş ile depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunamadığı, katılımcıların anne ve babalarının hayatta olma durumunun, anksiyete düzeyleri üzerinde anlamlı bir etksinin olduğu, anne-baba ölüm yılının, anksiyete ve depresyon düzeylerinde de anlamlı bir etkisinin olduğu, ebeveynlerin ayrılık yılı ile katılımcıların anksiyete düzeyleri arasında anlamlı bir İlişkinin olduğu, ebeveynlerin ayrılık nedenini bilme durumu ile depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu, tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile, Parçalanmış aile, Depresyon, Anksiyete

AnksiyeteBoşanmış ailelerDepresyon+2
Ayşe Suna Dülger
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel eğitim gereksinimi olan çocukların annelerinde psikolojik iyi oluşun, psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalık ile ilişkisi

Özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip annelerde çocuğuna ilişkin bakım yükü ve çocuğunun durumuna yönelik kabullenme düzeyi kaynaklı psikolojik problemlerle birlikte yaşam kalitesinde düşüş ortaya çıkmaktadır. Araştırmada, özel eğitim gereksinimi olan çocuğa sahip olan annelerde psikolojik iyi oluş, psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın belirlenmesi; annelerin psikolojik iyi oluşlarında psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın etkisinin ortaya koyulması hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda İlk Evre Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne 2018-2019 eğitim öğretim yılında devam eden 206 özel eğitim gereksinimi olan çocuk annesine Sosyo-demografik Veri Formu, Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği'nden oluşan anket formu uygulanmıştır. İstatistiksel analiz kısmında SPSS 23.00 kullanılmış olup; psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın psikolojik iyi oluş üzerine etkisi lineer regresyon analizi ile test edilmiştir. Ayrıca psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık ve psikolojik iyi oluşun çocuk ve anneye ait sosyo-demografik özelliklere göre değişiminin belirlenmesi için bağımsız ikili gurupların karşılaştırılmasında t-test, üç ve daha fazla bağımsız grupların karşılaştırılmasında ise ANOVA ve Post Hoc testlerinden LSD Test kullanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında, %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgularına göre göre özel eğitim gereksinimi olan çocuk annelerinde psikolojik sağlamlık ve bilinçli farkındalığın psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı etkisi vardır. Buna göre kişisel güç, yapısal stil, sosyal kaynaklar ve bilinçli farkındalık psikolojik iyi oluşu artırmaktadır. Araştırmanın bir diğer bulgusuna göre yüksek gelir düzeyindeki katılımcıların psikolojik sağlamlık ve psikolojik iyi oluş düzeyleri de yüksektir. Bununla birlikte özel eğitim gereksinimi olan kız çocuğa sahip annelerin psikolojik iyi oluş düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Özel eğitim, psikolojik sağlamlık, bilinçli farkındalık, psikolojik iyi oluş

AnnelerBilinçli farkındalıkFarkındalık+4
Ceren Engin
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanseri hastalarında görülen umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarının hastalık ile başa çıkabilmeleri ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, akciğer kanseri hastalarının umutsuzluk düzeyleri ve hastalık algılarının hastalıkla başa çıkma üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunun tespit edilmesidir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Anket çalışması İstanbul ilinde ve İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümündeki akciğer kanseri hastalarına uygulanmıştır. Araştırmada katılımcıların umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarını ortaya koyan ifadelerin Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.88 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında Başa Çıkma Stratejileri ölçeği içerisinde yer alan ifadelerin 0.78'lik düzeyde bir güvenirliğe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen verilerin çözümlenmesinde, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkilerini ortaya koyan; bunun yanında farklı grupların ölçeklerden aldıkları puanların ortalamaları açısından karşılaştırılması için Bağımsız Örneklem T-Testi ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) Analizi testi kullanılmıştır. Farklılığın kaynağının hangi gruplar arasında olduğunun belirlenmesi için ise Post Hoc testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Yine araştırmada, boyutların birbirleri ile olan ilişkilerinin yönünü ortaya koyan korelasyon analizine yer verilmiştir. Bunun yanında araştırmada yer alan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisini ortaya koyan regresyon analizine yer verilmiştir. Araştırma sonucunda, BUÖ ile yadsıma ve kendini sınırlandırma puanı arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olmadığı ortaya çıktı. Yine BUÖ ile BÇSÖ alt ölçeklerinden olan dine yönelme ve kabullenme puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Araştırmada ayrıca BÇSÖ toplam puanının BUÖ ve değerler ölçeği toplam puanı tarafından negatif yönde yordandığı tespit edildi. Son olarak katılımcıların BUÖ toplam puanı ile cinsiyet, kardeş sayısı ve medeni durum değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.

Akciğer neoplazmlarıBaşa çıkmaDeğer algısı+2
Bengisu İşcan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

7 14 yaş otizmli bireylerde psikodramanın etkinliğinin incelenmesi

Bu araştırma otizmde sosyal beceri eksikliği özelliklerini gösteren atipik otizm tanısı almış 7-14 yaş arası bireylerle yapılan psikodrama grup psikoterapisinin bu belirtileri azaltmada ve duyguları tanıma ifade etme düzeyini arttırmadaki etkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemi 2018-2019 yılı döneminde ''Kağıthane Kum Saati Özel Eğitim ve Rehabilitasyon' merkezinde özel eğitim gören otizmli bireylerden oluşmuştur. Araştırmanın evrenini, 250 otizmli birey oluşturmuştur. Örneklemi kota örneklem seçim tekniği kullanılarak, Deney ve kontrol grubu oluşturularak toplam 70 otizmli bireye psikodrama oturumlarından önce, ABC Kayıt Formu uygulanmıştır. Çalışma için özel eğitim merkezinin konferans salonu kullanılmıştır. Çalışma grupları deney ve kontrol gruplarına ayrılmış, Psikodrama çalışmasından önce ön test ABC Kayıt Formu uygulanmış, Psikodrama çalışmasından sonrada Son test ABC Kayıt Formu uygulanmıştır. Deney grubuyla 8 hafta boyunca haftada 2 oturum olmak üzere 1,5 saatten oluşan 16 oturum yapılmıştır. Kontrol grubuyla psikodrama yapılmamıştır. Araştırmanın çalışma modeli, ön-test son-test kontrol gruplu deneysel desendir. SPSS 21.0 programı kullanılmıştır. Yapılan psikodrama grup psikoterapisi sonucunda deney grubunda bulunan otizmli bireylerin duygularını tanıma ve ifade etme düzeylerinin arttığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca otizm spektrum bozukluğunun bir belirtisi olan etkileşim ve iletişim becerilerinin arttığı otizm belirtilerinde azalma olduğu sonucuna varılmıştır

Otistik bozukluklarOtizm spektrum bozukluğuPsikodrama+1
Adem Çiçek
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

10-12 yaş arası çocuklarda görülen narsisizmin empati, zorbalık ve davranış uyumsuzluğu ile ilişkisinin incelenmesi

Kökeni Yunan mitolojisine dayanan narsisizm kavramı, sudaki yansımasını ilk kez gören Tanrı Narkhissosun kendine âşık olmasıyla bilinmektedir. Narsisizm çok önemli, üstün ve eşi bulunmaz birisi olduğuna inanmasına ek olarak, empati yapamama ve zorbalık gibi özelliklerle karakterizedir. Yaşamın erken evrelerinde ortaya çıktığı bilinen bu bozukluk günümüzde oldukça yaygın bir kişilik örgütlenmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmanın oluşturulmasında yol gösterici olmuştur. Bu çalışmada, narsisistik kişilik özelliği gösteren çocukların empati, zorbalık ve davranış uyumsuzluğu açısından etkilerini incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma Tekirdağ ili Muratlı İlçesinde öğrenim gören 10-12 yaş aralığında aralığındaki ortaokul öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin ve ailelerinin kişisel bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Kişisel Bilgi Formu ve Ebeveyn Bilgi Formu geliştirilmiştir. Öğrencilerin narsisistik kişilik özelliklerini ölçmek için Çocukluk Çağı Narsisizm Ölçeği, zorbalık düzeylerini ölçmek için Çocuklar İçin Zorbalıkla İlgili Bilişler Ölçeği, empati seviyelerini ölçmek için Ka-Si Empatik Eğilim Ölçeği Çocuk Formu ve davranış uyumsuzluklarını ölçmek için DAVUY-Davranış ve Uyum Sorunları Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre, çocukların çocukluk çağı narsisizmi ile zorbalık arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunurken, çocukluk çağı narsisizmi ile empati arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Buna göre çocukluk çağı narsisizmi arttıkça, zorbalık artmakta ve empatik eğilim düzeyi düşmektedir. Buna ek olarak, empati arttıkça davranış ve uyum sorunları azalmış olup, zorbalık arttıkça davranış ve uyum sorunlarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Davranış bozukluklarıEmpatiNarsisizm+4
Sema Senekçi
Haliç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel öğrenme güçlüğü olan öğrencilerden alt ıslatma problemi yaşayan ve yaşamayanların okula uyum sorununun incelenmesi

Bu çalışmada, özel öğrenme güçlüğü tanısı almış çocukların alt ıslatma problemi yaşayan ve yaşamayanların okul uyum sorunları incelenmiştir. Bu çalışmanın evreni, İstanbul ilinde bulunan basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen bir rehabilitasyon merkezinde eğitim gören çocuklardan oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemini 6-11 yaş arasında olan evreni belli örneklem hesabına göre hesaplanmış 35 alt ıslatan ve ona paralel şekilde rastgele seçilen 35 alt ıslatmayan olmak üzere 70 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla katılımcılara "Demografik Form" ile beraber "Okul Sosyal Davranış Ölçekleri" uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Sonuç olarak alt ıslatma problemi yaşayan ve yaşamayan çocukların okul sosyal davranış ölçekleri sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Buna göre; alt ıslatma problemi yaşamayan çocukların kişilerarası ilişkileri, özdenetim becerileri ve akademik becerileri, alt ıslatma problemi yaşayanlara göre daha yüksektir. Ayrıca alt ıslatma problemi yaşayan çocukların, alt ıslatma problemi yaşamayanlara göre daha çok saldırgan-sinirli, ani sosyal-agresif ve yıkıcı-talepkar davranış sergilemektedir.

EnürezisOkula uyumUyum bozuklukları+4
İrem Sayan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliğin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkilendirilmesi

Literatürü incelediğimizde romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik gün geçtikçe dikkat çeken konulardan biri haline gelmiştir. Bu doğrultuda romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ile ilgili çalışmaya ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu açıdan bu çalışmada bireylerin romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçiliklerinin psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi ayrı ayrı incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda 170'i kadın, 205'i erkek olmak üzere 375 üniversite öğrencisinin romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik düzeylerini belirlemek amaçlı Romantik İlişkilerde Mükemmeliyetçilik Ölçeği, psikolojik iyi oluş süreçlerini değerlendirmek için Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve çocukluk çağında yaşadıkları travmatik yaşantıları incelemek içinde Çocukluk Çağı Travma Ölçeği uygulanmıştır. Bu ölçekler doğrultusunda romantik ilişkilerdeki mükemmeliyetçilik psikolojik iyi oluş ve çocukluk çağı travmalarıyla ilişkisi incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri gerçekleştirmiş ve tablo şeklinde sunulmuştur. Bu çalışmada veri bağıntılarını analiz etmek için Pearson Korelasyon Analizi, Hiyerarşik Regresyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik ve psikolojik iyi oluş puanları arasında bazı anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların çocukluk çağı travmaları ile psikolojik iyi oluş puanlarının romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarını yordadığı görülmüştür. Son olarak, katılımcıların romantik ilişkilerde mükemmeliyetçilik puanlarının demografik değişkenlerine göre değişmediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tartışılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

Duygusal ilişkiMükemmeliyetçilikPozitif psikoloji+4
Müge Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erken erişkin bireylerde sosyal anksiyete düzeyleri, algılanan ebeveyn tutumu ve sıkıntıya katlanma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, erken erişkin bireylerde sosyal anksiyete düzeyleri, algılanan anne-baba tutumları ve sıkıntıya katlanma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İstanbul'da yaşayan ve seçkisiz örneklem yoluyla seçilmiş olan ve araştırmaya katılmayı onaylayan 18-30 yaş arasındaki 257 kişiyle yürütülmüştür, katılımcılarla anket çalışması yürütülmüştür. Anket çalışması için Demografik Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği, Anne-Baba Tutum Envanteri ve Sıkıntıya Dayanma Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların sağlamış olduğu verilerin istatistiksel analizi yapılarak, elde edilen sonuçların literatürle karşılaştırılması yapılmıştır. İstatistiksel analiz yöntemleri olarak dağılım normal olması dikkate alınarak, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Ayrıca, değişkenlerin açıklayıcılığını incelemek amacıyla Doğrusal Çoklu Regresyon Analizi uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, cinsiyet, ebeveyn eğitim düzeyi ve öğrencilerin kimlerle yaşadığı değişkenlerine göre algılanan ebeveyn tutumlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Ayrıca, alkol kullanımı, ebeveyn eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve öğrencilerin kimlerle yaşadığı değişkenlerine göre sıkıntıya katlanma güçlüğü, sosyal anksiyete kaygı ve kaçınma alt boyut puan ortalamalarının anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete, algılanan ebeveyn tutumları ve sıkıntıya katlanma güçlüğü puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, algılanan ebeveyn tutumları, sıkıntıya katlanma güçlüğü ve sosyal anksiyete puanları arasında anlamlı korelasyon saptanmıştır. Araştırma değişkenlerinin yordayıcı ilişkisi incelendiğinde, sıkıntıya katlanma güçlükleri, öğrencilerin yaş ve sosyal anksiyete kaçınma alt boyut puanları tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Sonuçlar, yaş azaldıkça ve sosyal anksiyete kaçınma puanları arttıkça, öğrencilerin sıkıntıya dayanma güçlüğü puanları anlamlı düzeyde artmaktadır. Çalışmada elde edilen bulguların algılanan ebeveyn tutumu ve ilgili psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi ile hem ileri çalışmalara hem de uygulayıcılara katkı sağlayabileceği öngörülmektedir.

Ana-baba tutumuGenç yetişkinlerSosyal kaygı+1
Şeyma Karabulut
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarda duygusal dışa vurumun ebeveyn tutumu açısından incelenmesi

Duygular doğduğumuz andan itibaren hayatımızın en temel parçalarındandır. Duygular ifade edilme şekli ve yoğunluğu açısından kişiden kişiye farklılaşmaktadır. Çocuğun duygusunu etkileyen değişkenleri anlamak, çocuğa karşı olan davranışlarımızı tasarlama sürecinde önemlidir. Bu çalışmada, çocukların ortaya koydukları duyguların ebeveynlerin çocuklarına karşı olan tutumları ve bu tutumları etkileyen değişkenler açısından araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda yaşları 2-6 arasında değişen ve basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanarak seçilen 300 çocuk ve ebeveynlerine Ebeveyn Tutum Ölçeği, Çocuk Duygu İfade Ölçeği ve Aile Bilgi Formu uygulanmıştır. Çalışmanın evreni Çekmeköy ilçesinde oturan aileler olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, çocuklarda duygusal dışa vurum ile ebeveyn tutumları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ebeveyn tutumlarından demokratik tutum ile çocuk duygu durum ifadelerinden mutlu arasında pozitif yönlü güçlü düzeyde; üzgün, öfkeli, korkmuş arasında negatif yönlü zayıf düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ebeveyn demokratik tutuma sahip olduğunda çocuğun mutlu duygu ifadesin sahip olma olasılığı artarken, üzgün, öfkeli ve korkmuş duygusu ifadesine sahip olma olasılığı azalmaktadır.

Ana-baba tutumuDuygu dışavurum tarzlarıOkul öncesi çocuklar+3
Evrim Balım
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaokul öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumlarının akran zorbalık ve mağduriyeti ile sanal zorbalık ve mağduriyet üzerindeki etkisi

Bu araştırmanın amacı; geleneksel Akran Zorbalığı ve sanal zorbalığın yaygınlığını ortaya koymak, ebeveyn tutumu, geleneksel akran zorbalığı ve sanal zorbalık düzeylerinin bazı değişkenler açısından farklılık gösterip göstermediğini belirlemek ve ebeveyn tutumu düzeylerinin geleneksel akran zorbalığı ve mağduriyet ile sanal zorbalık ve mağduriyet üzerindeki farklılıkları ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini, İstanbul'un Maltepe ilçesinde yer alan Hasan Şadoğlu Ortaokulu'ndaki 5,6,7 ve 8. Sınıflarda öğrenim gören 303 öğrenciyle anket çalışması yürütülmüştür. Araştırmaya katılan öğrencilere Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ), Geleneksel Akran Zorbalığı Ölçeği (GAZÖ), Sanal Zorbalık Ölçeği (SZÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu olmak üzere toplamda 4 adet form verilmiştir. Araştırmada, sosyodemografik, internet kullanımı ve aile yaşantısı ile ilgili değişkenler bakımından algılanan ebeveyn tutumu, geleneksel zorbalık ve mağduriyeti ile sanal zorbalık ve sanal zorbalık mağduriyetinin farklılıkları değerlendirilmiştir. Ayrıca, geleneksel ve sanal zorbalık ile mağduriyetinin ebeveyn tutumları tarafından yordayıcılığı araştırmada ele alınmıştır. Bulgulara göre, cinsiyet, akıllı gelir düzeyi, ebeveyn eğitim düzeyi, ergenlerin ebeveynleriyle sosyal sorunlarını paylaşma durumu, internet kullanım amacı, ebeveynin internette geçirdiği süre, internet kullanımında ebeveyn kontrolü ve internet erişiminde çocuk filtresinin kullanımı değişkenleri bakımından algılanan ebeveyn tutumları, geleneksel zorbalık, sanal zorbalık ve mağduriyetinin anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Yordayıcı ilişkiye yönelik sonuçlar hem geleneksel hem de sanal zorbalık ile mağduriyetin otoriter ebeveyn tutumu tarafından anlamlı düzeyde yordandığı saptanmıştır. Algılanan otoriter ebeveyn tutumları yüksek olan ergenlerin sanal zorbalık ve mağduriyeti ile geleneksel zorbalık mağduriyetinin yüksek oluşunu yordamaktadır. Bununla birlikte, öğrencilerin geleneksel zorbalık düzeylerinin yüksek oluşu, algılanan demokratik ebeveyn tutumunun düşük oluşu ile anlamlı düzeyde açıklanmaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçların, ebeveyn tutumları, ebeveynlerin internet kullanımına ilişkin alışkanlıkları ve tercihleri, öğrencilerin internet kullanımı ile ilgili değişkenlerinin geleneksel ve sanal zorbalık boyutlarıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Algılanan ebeveyn tutumlarının geleneksel ve sanal zorbalık boyutlarıyla yordayıcı ilişkisi olduğu saptanan çalışmada, okullarda ve sanal ortamda yaygın olarak görülen zorbalık ve ortaya çıkabilecek mağduriyetin önlenmesinde ebeveynlerin dahil olması gerekliliği düşünülmektedir. İleri çalışmalarla farklı sınıf düzeylerinde öğrenim gören öğrencilerle araştırmanın tekrar edilebileceği düşünülmektedir.

Akran zorbalığıAna-baba tutumuMağduriyet+3
Yılmaz Eren Seyhan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal kaygı, öfke, internet bağımlılığı, siber zorbalık ve siber mağduriyet davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinde internet bağımlılığı, sosyal kaygı ve öfke değişkenlerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet davranışları üzerindeki yordayıcı rolü incelenmiştir. Çalışmanın evrenini, İstanbul ili Sütlüce ilçesinde bulunan Haliç Üniversitesi'nde farklı bölümlerde öğrenim gören 18-24 yaş aralığındaki üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde öğrenim gören 375 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Çalışmada verileri değerlendirmek amacıyla, Sosyodemografik Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Sürekli Öfke -Öfke Tarz (SÖÖTÖ) Ölçeği, İnternet Bağımlılığı Ölçeği, Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Ölçeği kulanılmıştır. Verilerin analiz etmek amacıyla, frekans analizleri, bağımsız örneklemler t testi, Pearson Korelasyon Analizi ve Çoklu Regresyon Analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde, cinsiyet, sosyal kaygı, öfke ve internet bağımlılığı değişkenlerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet davranışlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal kaygı, İnternet bağımlılığı, Sürekli Öfke, Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet

MağduriyetSiber zorbalıkSosyal kaygı+4
Ayça Önder
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde öznel iyi oluşun yordayıcıları olarak, anne baba tutumları, benlik saygısı ve özyeterlik arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, anne baba tutumları, benlik saygısı ve öz yeterlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Ek olarak, araştırmada ergenlerin cinsiyetlerine, doğum sırasına ve okudukları sınıf düzeylerine göre de ergenlerin öznel iyi oluş düzeyleri, anne baba tutumları, benlik saygısı ve öz yeterlik ölçeklerinden aldıkları puanlar arasında da bir farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın evreni 2019 – 2020 İstanbul ili Arnavutköy ilçesinde lisede okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Elde edilen verilerin analizinde Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon, Bağımsız Örneklem T testi ve Tek Yönlü Varyans Analizleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; erkek öğrencilerin duygusal öz yeterlik ve benlik saygısı ölçeklerinden aldıkları puanların daha yüksek olduğu, öğrencilerin yaşları ile birlikte Rosenberg benlik saygısı ölçeğinden aldıkları puanların da arttığı gibi sonuçlara varılmıştır. Ayrıca; öğrencilerin anne babalardan algıladıkları demokratik tutum ile benlik saygısı ölçeklerinden aldıkları puanlar arttıkça öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal öz yeterlik ile öz yeterlik (toplam skor) ölçeklerinden aldıkları puanlarda artmakta olduğu, öğrencilerin anne babalardan algıladıkları demokratik tutum ölçeğinden aldıkları puanlar arttıkça Rosenberg benlik saygısı ölçeğinden aldıkları puanlarında artmakta olduğu gibi sonuçlara varılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler ilgili alınyazındaki veriler ışığında tartışılmıştır. İleride yapılacak çalışmalar için de önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Benlik Saygısı, Öznel İyi Oluş, Öz Yeterlik, Ebeveyn Tutumları

Ana-baba tutumuBenlik saygısıErgenler+4
Elif Balota
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ebeveynlerin çocukluk çağı travmalarının, ebeveyn tutumları ve ebeveyn-çocuk ilişkileri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, annelerin yaşamış olduğu çocukluk çağı travmalarının ebeveyn tutumları ve çocukları ile olan ilişkileri üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul'da 4–6 yaş arası çocuğu olan, 389 annenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada katılımcılara demografik bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ), Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Çocuk Anababa İlişki Ölçeği (ÇAİÖ) verilmiştir. Araştırma neticesinde demografik veriler ile yapılan karşılaştırmalarda farklılıklar saptanmıştır. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Demokratik alt boyutu arasında negatif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Otoriter alt boyutu arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile Aşırı Koruyucu alt boyutu arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki bulunmuştur. Çocuk Anababa İlişki Ölçeği ile İzin Verici alt boyutu arasında negatif yönlü çok zayıf bir ilişki bulunmuştur. Demokratik alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında negatif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Otoriter alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Aşırı Koruyucu alt boyutu ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği arasında negatif yönlü orta düzey bir ilişki bulunmuştur. Çocukluk Çağı Travmaları, Demokratik tutum, Otoriter tutum, Koruyucu tutum ve İzin Verici tutum, Çocuk Anababa İlişkisini anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir.

Ana-baba tutumuAna-çocuk ilişkisiDemokratik tutum+2
Arzu Huseynzade
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlerde sosyal ve duygusal yalnızlık ile somatik belirtiler ve aleksitimi ilişkisi

Kişinin arzuladığı ile sahip olduğu ilişki arasında oluşan uyumsuzluk sonucu var olan his şeklinde ifade edilen yalnızlık, birtakım yaşam olayları neticesinde farklı zamanlarda ve durumlarda meydana gelebilmektedir. Yakınlık ve yakın ilişki yoksunluğu duygusal yalnızlık olarak nitelendirilirken, sosyal ağlara karşı yoksunluk sosyal yalnızlık olarak nitelendirilmektedir. Yalnızlık, çok boyutlu olarak ele alınmaktadır. Kişilerarası ilişkilerin sürdürülmesi ve bütünlüğün sağlanmasındaki en önemli öğelerden biri ise duygulardır. Öte yandan duyguları fark etmek ve ifade etmek tarih boyu problem olduğundan dolayı aleksitimi kavramı ortaya çıkmıştır. Nitekim çözülemeyen ruhsal sorunların, duyguların somatik belirtiler aracılığıyla ifade edilmesi somatizasyon olarak tanımlanmıştır. Biyopsikososyal bir varlık olan bireyin duygu, düşünce, davranış ve fizyolojik tepkileri ilişkiler kurmasında bir bütün olarak işlev görmektedir dolayısıyla bütünlüğün bozulması dengeli ve sağlıklı ilişkilerin sürdürülmesinde tehdit olabilmektedir. 18-42 yaş arası yetişkinlerin sosyal ve duygusal yalnızlık türleri ile aleksitimi ve somatik belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi bu araştırmanın amacını oluşturmaktadır. İlişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilen araştırmamız İstanbul'da bulunan 259 kadın ve 129 erkek ile toplam 388 katılımcının verileri incelenerek değerlendirilmiştir. Araştırmada kullanılan veri toplama araçları olarak "Sosyodemografik Bilgi Formu", "SELSA Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği", "Toronto Aleksitimi Ölçeği 20" ve "Bradford Bedensel Belirti Envanteri" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 26.0 paket yazılımı kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkinin incelenmesi için Pearson korelasyonu uygulanmış; korelasyon saptanan değişkenler arasındaki yordayıcı ilişkinin incelenmesi için çoklu regresyon analizi uygulanmıştır. Sosyodemografik değişkenler bakımından yalnızlık, aleksitimi ve somatizasyon puanlarının karşılaştırılması için, örneklem sayısı sebebiyle parametrik ölçümler tercih edilmiştir. İkili grupların karşılaştırılması için bağımsız örneklem t-testi uygulanmıştır. İkiden fazla grup içeren değişkenlerle yapılan karşılaştırmalar için tek yönlü ANOVA uygulanmıştır. Karşılaştırma testlerinin uygunluğu için normallik sınaması yapılmıştır. Normallik sınaması için ölçek puan ortalamalarının çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiştir. Araştırmada anlamlılık düzeyi 0.05 ve 0.001 düzeyinde alınmıştır. Araştırma neticesinde sosyal ve duygusal yalnızlık türleri ile aleksitimik özellikler ve somatik belirtiler arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Aleyna Yazıcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kanser hastası çocukların refakatçi annelerinde görülen ruhsal sorunların bakım yükü ve algılanan sosyal destek bağlamında incelenmesi

Amaç: Kanser tedavisi gören çocukların refakatçi annelerinde çocuklarının tedavi süreci içerisinde girdikleri bakım veren rolünün onlarda oluşturduğu fiziksel, psikolojik, sosyal yükler olmak üzere birçok boyutta bakım yükünün değerlendirilmesi ve yine bu süreç içerisinde aile, sosyal çevre ve tedavi ekibinden algıladıkları sosyal desteğin ruh sağlıklarına etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlam içerisinde hem ayrı ayrı bakım yükü ve algılanan sosyal destek değişkenlerinin ruh sağlığı sorunlarına ne ölçüde etki ettiğinin incelenmesi hem de bakım yükü ve algılanan sosyal destek ile annelerin ruh sağlığı sorunları arasında anlamlı bir ilişkinin varlığının tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırmaya 0-17 yaş arasındaki çocukları kanser tedavisi gören 38 refakatçi anne katılmıştır. Katılımcı annelere Bakım Yükü Ölçeği (BYÖ), Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans ve yüzdelik dağılım, bağımsız örneklemler t-testi, ANOVA, Pearson korelasyon testi, çoklu regresyon ve hiyerarşik çoklu regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda kısa semptom envanteri ile bakım yükü arasında pozitif yönlü güçlü ve anlamlı bir ilişki tespit edilirken, kısa semptom envanterinin algılanan sosyal destek ile negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişkisinin olduğu ve yine bakım yükü ile algılanan sosyal desteğin arasında ise negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişkinin olduğu gözlemlenmektedir. Son olarak, refakatçi annelerin ruhsal sorunlarını algıladıkları sosyal destek ve bakım yükünün beraber yordadığı belirlenmiştir ve hiyerarşik çoklu regresyon analizinde bu iki bağımsız değişkenin bağımlı değişken olan ruhsal sorunları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç: Bulgular, bakım yükü değişkeninin ruhsal sorunları yordamada algılanan sosyal destek değişkenine göre daha kuvvetli olduğunu göstermektedir. Bakım yükü düzeyinde yaşanan artış ruhsal sorunları da arttırmaktadır. Algılanan sosyal destek düzeyinde ise bu tam tersidir; sosyal destek düzeyindeki artışın ruhsal sorunlarda azalmayı sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Sosyal Destek, Bakım Yükü, Kanser, Refakatçi, Ruh Sağlığı Sorunları.

Bakım verme yüküKanser hastalarıRuhsal sorunlar+1
Laçin Sevin
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annenin kapsayıcı işlevi ile 3-6 yaş arası çocuklarda görülen depresif belirtiler arasındaki ilişkide baba rolünün etkisinin incelenmesi

Bu çalışma, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda görülen depresif belirtiler ile annenin kapsayıcı işlevi ve baba rolü arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma nicel olarak tasarlanmış olup çalışmanın araştırma modeli ilişkisel tarama modelidir. Çalışmanın evreni, İstanbul'da alanın uzman hekimi tarafından değerlendirilip, yönlendirilmesi ile 3-6 yaş arası depresif belirtileri olan çocukların anne/babaları oluşturmaktadır. Araştırma, 386 anne-baba çiftinden elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında, çocukların depresif belirtilerini değerlendirmek amacıyla Çocuk Depresif Semptom Ölçeği (ÇDSÖ) kullanılmış, annenin kapsayıcı işlevini ölçmek için Kapsayıcı İşlev Ölçeği (KİÖ) ve baba rolü ile ilgili veriler için Baba Katılım Ölçeği (BAKÖ) uygulanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 28.0 programı ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin dağılımı kolmogorov simirnov, shapiro-wilk test ile ölçülmüştür. Dağılımı normal olmayan nicel bağımsız verilerin analizinde mann-whitney u test uygulanmıştır. Nitel bağımsız verilerin analizinde ki-kare test uygulanmıştır. Korelasyon analizinde ise spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, çocukların depresif belirtilerinin annenin kapsayıcı işlevi ve baba katılımı ile ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Çalışma sonucunda annenin kapsayıcı işlevi ile çocuklarda görülen depresif belirtiler arasında negatif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğunu ve baba katılımının da bu ilişkiyi şekillendiren bir faktör olduğu bulunmuştur. Özellikle, annenin kapsayıcı işlevinin güçlü olduğu durumlarda çocuklarda görülen depresif belirtilerin daha düşük seviyelerde olduğu gözlemlenmiştir. Baba katılımının, annenin kapsayıcı işlevine bağlı olarak çocukların ruhsal durumlarına olumlu katkı sağladığı tespit edilmiştir. Araştırma bulguları ilgili literatür ile tartışılarak önerilerde bulunulmuştur.

Aile işlevleriAnnelerBabalar+5
Buse Onat Yıldırım
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6 Şubat depremini yaşamış, İstanbul'da eğitim gören kadınların deprem sonrası duygu ve deneyimlerinin yorumlayıcı fenomenolojik analiz ile incelenmesi

Bu araştırmada 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerini yaşamış ve sonrasında üniversite eğitimlerine devam etmek üzere İstanbul'a gelen 18-26 yaş aralığındaki kadınların deprem sonrası duygu ve deneyimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden yorumlayıcı fenomenolojik analiz kullanılarak yürütülen araştırmada, deprem bölgesinde depremi yaşadıktan sonra İstanbul'a üniversite eğitimlerine devam etme amacıyla gelen 9 kadın ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak veri toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda İstanbul'a gelişin yarattığı çelişki: sert geçiş ve toparlanma, Depremi görmezden gelerek devam etme, Kendi deprem deneyimiyle depremzede kimliği arasındaki farklılık, Hayata devam etmenin hissettirdiği suçluluk ve utanç, Deprem deneyiminin yarattığı değişim olacak şekilde 5 üst temaya erişilmiştir. Araştırmada, deprem sonrası şehir değiştirmenin, katılımcıların duygusal toparlanma süreçlerinde etkili olduğu, ancak sosyal ve kültürel uyum zorlukları yaşandığı tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların, deprem sonrası "depremzede" kimliği ile ilgili karmaşık duygular yaşadığı ve bu kimlikten uzaklaşma çabalarının belirgin olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma bulguları, deprem travmasının bireysel ve toplumsal etkilerini anlamaya yönelik literatüre katkı sağlamaktadır.

Psikolojik dayanıklılıkPsikolojik travmaYorumlayıcı fenomenolojik analiz
Büşra Cüher
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinin eş seçim tutumları ile kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik ilişkisi

Yapılan araştırmada üniversite öğrencilerinin eş seçim tutumları ile kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik ilişkisinin incelenmesi, eş seçimi ile ilişkili değişkenler ortaya konarak çift ilişkilerine dair literatüre katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. Ayrıca demografik değişkenlerin eş seçim tutumları, kendilik algısı ve mükemmeliyetçilik düzeyi ile ilişkisinin incelenmesi de amaçlardan bir diğeridir. Yapılan araştırma ilişkisel tarama modeli ile tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Yüksek Öğretim Kurumu verilerine göre ülkemizde 4.538.926 lisans öğrencisi bulunmaktadır. %95 güven seviyesine göre örneklem 385 kişi olarak belirlenmiştir. Verilerin analizi için SPSS 21 paket programı kullanılmıştır. Oluşan verilerin normal dağılıp dağılmadığının tespit edilmesi için "Normallik Testi" gerçekleştirilmiş, verilerin normal dağıldığı belirlenmiştir. Parametrik Testlerden, Pearson Korelasyon testi, karşılaştırma analizleri için t-testi ve One Way ANOVA testi kullanılmıştır. Ayrıca romantizm ve eş seçimini yordayan değişkenlerin incelenmesinde çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Bu araştırmada cinsiyet, yaş, akademik yıl, gelir durumu, anne-baba tutumu, anne-baba eğitim düzeyi, romantik ilişki durumu ve en uzun ilişki süresine göre ölçek puanlarında farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Beraber Yaşama ve zıt kutuplar ile kendilik algısı arasında negatif yönde; idealleştirme ve kendilik algısı arasında pozitif yönde; tam güven ve kendilik algısı ile kendine yönelik mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde; idealleştirme ve kendilik algısı ile başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde; zıt kutuplar ile başkalarına yönelik mükemmeliyetçilik arasında negatif yönde düşük şiddette korelasyon vardır. Beraber yaşama, yalnız ve tek doğru, aşk yeterli, zıt kutuplar, tam güven ve rest toplam ile başkalarınca belirlenen mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönde düşük şiddette korelasyon vardır. Başkalarınca belirlenen mükemmeliyetçiliğin, romantizm ve eş seçimi üzerinde pozitif yönlü anlamlı etkisi olduğu belirlenmiştir.

Benlik algısıEş seçimiMükemmeliyetçilik+3
Özlem Odabaşı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Öfke ifade tarzının çocukluk çağı travmaları ve kültürlenme tutumları ile ilişkisi

Bu çalışmada, üniversite eğitimi amacıyla İstanbul'a göç etmiş erişkin bireylerin öfke ifade tarzları ile çocukluk çağı travmaları ve kültürlenme tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek hedeflenmiştir. Çalışma İstanbul ilinde öğrenim gören 289 kadın ve 118 erkek olmak üzere toplamda 407 birey ile yürütülmüştür. Katılımcıların tamamına Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kültürlenme Tutumları Ölçeği ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS for Windows 24 programı kullanılmıştır. Eğitim durumları incelendiğinde katılımcıların çoğunluğunun yüksek lisans öğrencileri oluşturmaktadır. En az ön lisans öğrencilerinden katılımcı vardır. Kültürlenme tutumları ölçeğinin alt boyutu olan erime ortalama puanının beklenti düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği, en yüksek erime puan ortalamalarının beklenti düzeyi çok fazla olanlarda, en düşük erime puan ortalamalarının beklenti düzeyi düşük olanlarda olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara göre, gelmeden önce beklenti düzeyi çok fazla olanların; beklenti düzeyi biraz ve orta olanlar ile arasında anlamlı farklılık görülmezken, hiç beklentisi olmayanlar ve beklenti düzeyi fazla olanlar ile arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Beklenti düzeyi çok fazla olanların, erime puanlarının diğer beklenti düzeylerine göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Araştırmada istatistiksel açıdan, çocukluk çağı travması ile öfke düzeyi arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke içe atma arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke dışa vurma arasında pozitif yönde bir ilişki, öfke kontrolü arasında negatif yönde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Diğer yandan çocukluk çağı travmasının öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atmanın yordayıcısı olduğu ve pozitif yönde etkilediği; öfke kontrolünün de yordayıcısı olduğu fakat negatif yönde etkilediği de araştırmamızın bulguları arasında yer almaktadır. Çocukluk döneminde maruz kalınan travmaların yetişkinlik döneminde etkilerini gösterdiğini ve de hem bu çalışmada hem de alanyazın incelendiğinde çocukluk çağı travmalarının öfke düzeyini ve öfke ifade biçimine etkisinin olduğunu söylemek mümkündür. Kültürlenme tutumlarından bütünleşme ile çocukluk çağı travması, öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atma arasında negatif yönlü ilişki olduğu; bütünleşmenin öfke düzeyi, öfke dışa vurma ve öfke içe atmanın anlamlı yordayıcısı olduğu ve negatif yönde etkilediği saptanmıştır. Ortaya çıkan bu sonuç, kültüre olumlu biçimde uyum sağlama tutumuna karşılık gelen bütünleşme tutumunun, uyumun ortaya çıkmasına engel teşkil edebilecek öfke düzeyi, öfke dışa vurma, öfke içe atma ve çocukluk çağı travması gibi değişkenleri dışladığı, bu kavramların ters orantılı olması sebebiyle de ortaya çıkan durumun doğal bir sonucu olduğu şeklinde yorumlanabilir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Kültürlenme Tutumları, Öfke İfade Tarzı

KültürleşmePsikolojik travmaÇocukluk çağı travmaları+3
Ebrar Sultan Güner
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerin Geştalt temas biçimleri ve romantik ilişkide bilinçli farkındalık bağlamında incelenmesi

Bu araştırmada romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin ve Geştalt temas biçimlerinin romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtilerle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın verileri, 18-60 yaş aralığında bulunan ve süregiden bir romantik ilişki içerisinde olup araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 360 kişiden çevrimiçi mecralar aracılığıyla toplanmıştır. Veri toplama aşamasında demografik bilgi formu, Geştalt Temas Biçimleri Ölçeği Yeniden Düzenlenmiş Formu (GTBÖ-YDF), Romantik İlişki Obsesyon ve Kompulsiyonları Ölçeği (RİOKÖ), Partnere İlişkin Obsesif Kompulsif Belirti Ölçeği (PİOKBÖ) ve Romantik İlişkide Bilinçli Farkındalık Ölçeği (RİBFÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Pearson çarpım korelasyon analizi, bağımsız grup T-testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları, romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeyleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki; kendine döndürme ve saptırma temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bunun üzerine yapılan çoklu regresyon analizlerinde romantik ilişkide bilinçli farkındalık düzeylerinin negatif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı görülmüştür. Bununla birlikte, Geştalt temas biçimlerinden kendine döndürme temas biçiminin pozitif yönlü olarak romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtileri yordadığı saptanmıştır. Araştırmada bu sonuçlarla birlikte cinsiyet, medeni durum ve psikiyatrik tanı alma değişkenlerine ilişkin karşılaştırma sonuçlarına ve değişkenler arasında saptanan diğer ilişkilere de yer verilmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Bunlara ek olarak, mevcut araştırma bilindiği kadarıyla romantik ilişkide bilinçli farkındalık ve Geştalt temas biçimleri ile romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif belirtiler arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırmadır. Araştırmada elde edilen bulgular, klinik uygulamalarda karşılaşılan romantik ilişki ve partner temalı obsesif kompulsif semptomların değerlendirilmesinde romantik ilişkide bilinçli farkındalığı ve Geştalt temas biçimlerini göz önüne almanın önemini göstermesi ve literatüre katkı sağlaması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler : Geştalt temas biçimleri, obsesif kompulsif bozukluk, partner temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişki temalı obsesif kompulsif belirtiler, romantik ilişkide bilinçli farkındalık.

Bilinçli farkındalıkDuygusal ilişkiGestalt yaklaşımı+5
Hilal Sena Balandı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kişilerarası ilişkilerdeki manipülasyonun çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri bağlamında incelenmesi

Bu çalışmada yetişkinlerin sosyal ilişkilerinde manipülasyona başvurma düzeylerinin çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özellikleri çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çocukluk çağı travmaları, kendilik nesnesi ihtiyaçları ve karanlık üçlü kişilik özelliklerinin birlikte manipülasyon üzerindeki yordayıcı etkisi incelenmiştir. Ayrıca kişilerin manipülasyona başvurma düzeyleri üzerinde yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, ebeveynlerden algılanan çocuk yetiştirme tutumu, anne-baba eğitim düzeyine göre farklılık olup olmadığı değerlendirilmiştir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı bu araştırmanın örneklemi, uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 18-65 yaş aralığındaki 480 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada Sosyodemografik Bilgi Formu, İnsan İlişkilerinde Manipülasyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (CTQ-33), Kendilik Nesnesi İhtiyaçları Envanteri, Kısaltılmış Karanlık Üçlü Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler tek yönlü varyans analizi, bağımsız gruplar t-testi, Pearson momentler çarpımı korelasyonu ve çoklu regresyon analizi ile incelenmiştir. Analizler neticesinde ulaşılan sonuçlar tablolar halinde sunulup değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre manipülasyon ile çocukluk çağı travmaları, karanlık üçlü kişilik özellikleri, idealizasyon/ikizlik ihtiyacından kaçınma ve aynalanma/idealizasyon/ikizlik ihtiyacına yaklaşma ihtiyaçları arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu; karanlık üçlü kişilik özelliklerinden subklinik psikopati, makyavelizm ve subklinik narsisizm; çocukluk çağı travmaları; aynalanma/ idealizasyon/ikizliğe yaklaşma ve idealizasyon/ikizlikten kaçınma ihtiyaçlarının birlikte manipülasyon davranışının %47'sini yordadığı ve yetişkinlerin ikili ilişkilerinde manipülasyonu kullanma düzeylerinin bazı demografik değişkenlere göre farklılaştığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, Karanlık Üçlü Kişilik Özellikleri, Kendilik Nesnesi İhtiyaçları, Manipülasyon.

Karanlık kişilik özellikleriKaranlık üçlüKendilik+6
Burcu Tekiner
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukluk çağı travmaları ve bilişsel duygu düzenlemenin kadınlardaki evlilik uyumuna etkisinin incelenmesi

Bu araştırmada çocukluk çağı travma yaşantısı ve bilişsel duygu düzenlemenin evlilik uyumu üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Konya merkezde yaşayan yaşları 20 ila 60 arasında değişen en az 1 senedir evli olan kadın katılımcılardan meydana gelmektedir. Bu çalışma kapsamında veri toplama aşamasında örneklem grubunun çocukluk döneminde maruz kalınan istismar ve ihmal durumlarını saptamak amacıyla çocukluk çağı travmaları ölçeği, kullandıkları uyumlu ve uyumsuz bilişsel duygu düzenleme stratejilerini bulmak maksadıyla bilişsel duygu düzenleme ölçeği, evlilikteki uyum düzeylerini saptamak için evlilik uyum ölçeği ve katılımcıların ekonomik düzeyleri, eğitim durumu, yaş, evlenme yılı, çocuk sayısı ile alakalı bilgilerin olduğu sosyodemografik bilgi formu kullanılmıştır. Çalışma sonucu elde edilen verilerin istatistiki analizinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Man-Whitney U testi, Spearman Sıralama Korelasyon analizi, Bağımsız Gruplar T testi Kruskall Wallis H test uygulamıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular da evlilik uyumu çocukluk dönemi travmaları ile bilişsel duygu düzenleme puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki durumunun var olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada çocukluk dönemi toplam puanları ile evlilik uyumu puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiki açıdan pozitif yönde anlamlı bir ilişkiye rastlanılmıştır. Bu duruma göre çocukluk çağı travmaları ölçeği ve ölçeğin alt boyutlarından alınan puanlar yükseldikçe evlilikte uyum puanlarının arttığı söylenebilir. Evlilikte uyum toplam puanları ile bilişsel duygu düzenleme ölçeğinin alt boyutları olan pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma puanları arasında pozitif; evlilikte uyum toplam puanı ile tekrar gözden geçirme puanı arasında ise pozitif yönde manada bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Duygu Düzenleme, Çocukluk Çağı Travmaları, Evlilik Uyumu.

Bilişsel duygu düzenlemeEvlilik uyumuKadınlar+1
Hatice Üstüner
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00