
878
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
4
Enstitü
0%
DOI Oranı
Son Eklenen Tezler
Tümünü GörModernizmin ve postmodernizmin kavşağında: Absürd tiyatro
îki büyük dünya savaşı sonrası toplumlar değişmiş, insanlığın varoluşuna dair sorular akılla açıklanamayacak duruma gelmiştir. Modemizmin insanlara vaat ettiği ilerlemeci görüş sarsılmış ve akla olan güven yitirilmiştir. Savaşların yıkımları, endüstrileşme toplumları dolayısıyla insanları da etkilemiştir. Bu çalışmada modemizmin ve post modemizmin tiyatro sanatına olan etkileri genel olarak incelenmiştir, iki dönem arasında geleneksel tiyatro kurallarına bir başkaldırı olarak ortaya çıkan füturizm, sürrealizm, dışavurumculuk ve dadacılık anlayışının tiyatro üzerinde denenmiş biçimsel özellikleri oyunlar üzerinden örneklerle açıklanmıştır. Değişen toplumlar üzerinden bir kitle insanına dönüşen insan yaşamında ortaya çıkan uyumsuzluk ve iletişimsizlik teması absürd tiyatronun konularını oluşturmuytur. Bu akımlardan etkilenen absürd tiyatronun biçimsel özellikleri ve iletişimsizlik temaları başlıca absürd yazarlar olan Samuel Beckett, Eugene Ionesco, Jean Genet ve Harold Pinter oyunları üzerinde genel olarak incelenmiştir. Temelinde varoluşçu düşüncenin yattığı ve birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan absürd yazarlar ortak özellikler altında toplanmış ve sonuca varılmıştır. Anahtar Kelimeler: absürd tiyatro, absürd tiyatroda temalar, absürd tiyatroda biçim.
Hemiplejik serebral palsili çocukların etkilenmemiş üst ekstremiteleri ile sağlıklı çocukların üst ekstremitelerinin güç, beceri ve fonksiyonellik yönünden karşılaştırılması
Bu çalışmada HSP'li çocukların üst ekstremitelerinin güç, beceri ve fonksiyonellik yönünden incelenmesi ve sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan tarafları ile karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma Kasım 2018 – Mayıs 2019 tarihleri arasında, İstanbul'da yer alan farklı özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde fizik tedavi ve rehabilitasyon alan 6-16 yaşları arasında, mental retardasyon gibi ikincil bir özürü olmayan 30 HSP'li çocuk ve 6-16 yaş aralığında herhangi bir sistemik veya nöromusküler problemi olmayan 30 sağlıklı çocuk ile gerçekleştirilmiştir.Tüm olgularda el kaba kavrama gücü "Jamar Dinamometre" ile, beceriklilik "Nine Hole Peg Test" ve "Tahta Kutu ve Blok Test"ile, fonksiyonellik ise"Jebsen Hand Function Test" ile değerlendirilmiştir. Sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraf verileri ile HSP'li çocukların etkilenmemiş taraf verileri karşılaştırılmıştır.Çalışma sonucunda sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraflarının kavrama gücü ile HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarının kavrama gücü arasında fark bulunmamıştır (p=0.357). Sağlıklı çocukların dominant ve dominant olmayan taraflarının, uygulanan NHPT ve TKBT'inde HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarından daha iyi oldukları anlaşılmıştır (p<0.05). JTHF testindeise birçok alt testteHSP'li çocukların etkilenmemiş kabul edilen taraflarının sağlıklı çocukların dominant tarafına göre anlamlı derecede geride olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sağlıklı çocukların dominant olmayan taraflarının, HSP'li çocukların etkilenmemiş taraflarına göre üstünlüğü NHPT (p=0.001) ,TKBT (p=0.007) ve yalnız bir JTHF alt testinde (p=0.003) gözlemlenmiştir.Sonuç olarak HSP'li çocuklarda el kaba kavrama gücü,beceri ve fonksiyonelliği arttırmaya yönelik tedavi yöntemleri sadece etkilenmiş ele değil etkilenmemiş ele de uygulanmalıdır.
Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve depresyon ile ilişkisini bazı değişkenlere göre incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla yaşları 20-29 yaş arası değişen 375 genç yetişkine Kişisel Bilgi Formu, Beden Algısı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların beden algısı ölçeğinden aldıkları ortalama puan 83,45±25,29 olarak bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların bedenlerinden %27,2 oranında memnuniyetsiz oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların Beck Depresyon Ölçeği'nden aldıkları ortalama puana (9,26±8,69) göre katılımcılarda depresyon bulunmamaktadır. Bulgularda sosyal medya sitelerine üye olup bunları sık sık kullanmanın genel olarak olumsuz beden algısını arttırdığı ve sosyal medya sitelerine üye olmayanlara göre olumsuz beden algısında anlamlı bir farklılaşma gösterdiği tespit edilmiştir. Sonuçlarda katılımcıların sosyal medyayı kullanmaya başladıktan sonra az süre kalarak az sayıda paylaşım yapmaları ve az sayıda takipçiye ve beğeniye sahip olmaları olumsuz beden algısı üzerinde arttırıcı bir etki oluşturduğu görülmüştür. Ayrıca, az sayıda takipçi ve beğeniye sahip olan ve az paylaşım yapan gençlerin depresyonları diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak daha yüksektir. Çalışmanın bundan sonraki sosyal medya kullanımı, beden algısı ve depresyon üzerine yapılan araştırmalara kaynak niteliğinde olması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal medya, Beden algısı, Depresyon
Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırma, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ve psikolojik iyi oluş düzeylerini tespit etmek ve değişkenlerin, belirlenen sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı fark gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni ve örneklemini İstanbul ili Beykoz ilçesindeki 18-25 yaşında 377 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Veri toplamada; bireylerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitimi durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumu gibi değişkenlerin etkisini incelemek üzere araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyo-demografik Bilgi Formu", genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarını belirlemek amacıyla, Akın ve ark. (2013) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılarak Türkçe' ye uyarlanan "Çocukluk Dönemi Mutluluk/ Huzur Anıları Ölçeği" ve psikolojik iyi oluş düzeylerini ölçmek amacıyla, Telef (2011) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılan "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde, araştırmanın alt problemlerine uygun olarak, betimsel istatistiklerde; yüzde, ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede; Skewness, Kurtosis değerleri, ortalama, standart sapma, histogram grafikleri, Kolmogorov-Smirnov normallik testi kullanılmıştır. Değişkenler arası anlamlı fark için; hipotez testlerinden T-Testi ve Varyans Anlizi (ANOVA); veriler parametrik teknikleri kullanmakta elverişli olmadığında testlerin non-parametrik karşılıkları Mann Whitney U- Testi ve Kruskal Wallis H- Testi; değişkenler arası ilişkinin test edilmesinde Spearman Korelasyon tekniği kullanılarak IBM SPSS Statistics 23 paket programıyla analiz edilmiştir. Çalışmada, genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının, babanın eğitim düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anılarının; yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre anlamlı farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Genç yetişkinlerin psikolojik iyi oluş düzeyleri, yaş, cinsiyet, eğitim durumu, gelir durumu, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, ebeveynin evlilik durumu, ebeveynin tutumuna göre farklılık göstermemektedir. Genç yetişkinlerin çocukluk dönemi mutluluk anıları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Üniversite öğrencilerinde borderline kişilik özelliklerinin ayrışma bireyleşme dönemiyle ilişkisi
Bu çalışmada borderline kişilik özellikleri ile ayrışma-bireyleşme dönemi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul ili içerisinde Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü öğrencilerinden 372 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyodemografik bilgilerini edinmek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulmuş olan Sosyodemografik Bilgi Formu geliştirilmiştir. Öğrencilerin borderline kişilik özelliklerini ölçmek için Borderline Kişilik Ölçeği (BPQ), ayrışma-bireyleşme düzeylerini ölçmek için Ayrışma Bireyleşme Ergen Testi (SITA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucuna göre; ayrışma-bireyleşme dönemi özellikleri ile borderline kişilik özellikleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Buna göre ayrışma-bireyleşmedeki sorunlar arttıkça borderline kişilik özellikleri de artıp yoğunlaşmakta ve ağırlaşmaktadır. Bunun yanında ayrışma-bireyleşme özelliklerinin borderline kişilik özelliklerini açıkladığı ve % 33 oranında yordadığı saptanmıştır. Ayrışma-bireyleşme alt ölçekleri olan ayrışma kaygısı, reddedilme beklentisi ve kısıtlanma kaygısının ise borderline kişilik özellikleri ile anlamlı pozitif yönlü bir ilişkisi saptanmıştır.
Sanguinarine ve askorbik asit kombinasyonlarının ıca-bağımlı biyofilm üreten staphylococcus aureus izolatları üzerindeki etkisinin araştırılması
Nozokomiyal ve toplumsal kaynaklı enfeksiyonlara sebep olan Staphylococcus aureus'ların (S. aureus) son yıllarda prevalansı artmıştır. Biyofilm ilişkili enfeksiyonlara neden olan olup, S. aureus' ların tedavileri zordur. Bu çalışmada, farklı etki mekanizmalarına sahip ajanların, biyofilm üreten S. aureus' lar üzerindeki kombinasyon uygulamaları ile daha düşük dozlarda daha etkili tedavi olanağı yaratmak hedeflenmiştir. Çalışmamızda biyofilm oluşturan metisilin duyarlı S. aureus'da (MSSA), icaA, icaD, blaZ, blaI, blaRI ve atl genlerinin varlığı tespit edildikten sonra, izolatlar üzerindeki sanguinarine ve askorbik asitin minimum inhibitör konsantrasyonları (MİK) ve minimum bakterisidal konsantrasyonları (MBK) belirlendi. Planktonik S. aureus klinik izolatlarına karşı dozları 8 kat MİK ile 16 kat alt-MİK arasında değişen 8 farklı doz içeren sanguinarine ve askorbik asit kombinasyonlarının antibakteriyel ve antibiyofilm aktiviteleri sırasıyla, dama tahtası ve MtP yöntemiyle araştırıldı. Ayrıca MBEK metoduyla, MİK'in 1/16 kat alt-MİK' erini içeren ajanların tek ve kombinasyonlarının sesil S. aureus'lar üzerindeki etkisi araştırıldı. 1/4 MİK sanguinarine ve askorbik asitin tek ve kombine uygulamalarının, inkübasyonun 12 saat sonunda, Sesil S. aureus izolatlarının icaA, icaD ve atl genlerinin ekspresyon düzeyleri üzerine etkileri gözlendi. Planktonik izolatlarda sanguinarine ve askorbik asitin tek ve kombine etkilerine bakıldığında MSSA1, MSSA2, MSSA3 ve MSSA4 izolatlarının FİK değerleri sırasıyla 0,745, 0,745, 0,920, 0,699 olarak tespit edilip, kısmı sinerjistik etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Ajan kombinasyonlarının biyofilm oluşumunu ve olgun biyofilmi azalttığı gözlemlenmiştir. MSSA izolatlarının gen ifadelerinde azalma gözlemlenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, sanguinarine ile askorbik asit kombinasyonları, ica-bağımlı biyofilm üreten S. aureus infeksiyonlarında, alternatif bir tedavi opsiyonu olabilir. Anahtar Kelimeler: S. aureus, Ica-bağımlı biyofilm, Sanguinarine, Askorbik Asit, Sinerji