
134
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Biotinidaz eksikliği bulunan pediatrik gruplarda odyolojik değerlendirme
Biotinidaz, biyotin vitamininin vücutta yeniden kullanımını sağlayan hayati bir enzimdir. Bu enzimin eksikliği, özellikle bebeklik ve çocukluk dönemlerinde ciddi nörolojik ve fiziksel bozukluklara yol açabilmektedir. Biotidinaz eksikliğiyle ilişkilendirilen semptomlardan biri de işitme kaybıdır. Bu çalışmanın amacı, biotidinaz eksikliği olan bireylerde işitme kaybının görülme sıklığını analiz ederek bu iki durum arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışma Harran Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Odyoloji Programı tarafından yüksek lisans tezi olarak yürütülmüştür. Çalışmaya, Harran Üniversitesi Hastanesi Çocuk Metabolizması Polikliniğine biotidinaz eksikliği tespit edilen 0-48 ay yaş arasında bulunan bireyler dâhil edilmiştir. Araştırmanın aday kitlesi; Harran Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran bireyler olup örneklemi ise Harran Üniversitesi Hastanesi çocuk metabolizma Bölümü'ne biotidinaz eksikliği şikâyeti ile başvuran bireylerden oluşmaktadır. Çocuk metabolizmasına başvuran bireylere yapılan tetkiklerde Biyotin seviyesi ''%10 ve altında'' olanlara ''belirgin'', ''%45 ve altında'' olanlara ise ''kısmi biotidinaz eksikliği'' tanısı konulmaktadır. Çocuk metabolizma ise gerekli tetkik ve tedavinin ardından çalışmaya katılmayı kabul eden aileleri Odyoloji birimine sevk ederek çalışmaya dâhil edilmiştir. Araştırmaya biotidinaz eksikliği tanısı almış 50 kişi ve herhangi bir engel ve risk gurubu oluşturmayan 40 birey olmak üzere toplamda 90 kişi dâhil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere biotidinaz eksikliği tanısı konulduktan sonra kulak burun boğaz muayenesi yapılmakta. Ardından tedavi durumu gerektirenler tedavi sonrası dâhil edilirken, kulak muayenesi doğal olanlara ise ABR, OAE ve timpanometri testleri yapılmıştır. Bu Araştırma; biotidinaz eksikliğinin çocuklar üzerinde farklı etkisi olmanın yanında özellikle işitme kaybı açısından risk taşıyıp taşımadığını araştırmak, anlamlı çıkması durumunda bu tanılı bireylerinde rutin uygulanan risk faktörleri kategorisine alarak erken yaşta tanılanıp tedavi sürecinin gecikmeden yapılmasını sağlamak için yapılan prospektif klinik bir çalışmadır. Her katılımcı velisi, çalışma hakkında bilgilendirildikten sonra, katılımcı velinin onayı var ise çalışmaya dâhil edilmiştir. Bireylerin işitsel beyin sapı yanıtları (ABR) incelendiğinde, biotidinaz eksikliği olan grupta 5 bireyde (%10) işitme kaybı ile uyumlu bulgular tespit edilirken, normal bireylerin tamamının ABR sonuçlarının normal sınırlarda olduğu gözlendi. Gruplar arasındaki fark Fisher's Exact Test ile analiz edildi. Analiz sonucunda elde edilen p-değeri ≈ 0.06 olup, istatistiksel anlamlılık sınırına yakın bulunmuştur. Bu durum, biotidinaz eksikliği olan bireylerde subklinik ya da hafif derecede işitsel iletim etkilenmesi olabileceğine işaret edebilir. Biotidinaz eksikliği olan bireylerin %10'unda ABR testinde işitme kaybı bulgusuna rastlanması, sinir iletim yollarının veya koklea sonrası yapılarının etkilenebileceğini düşündürmektedir. Normal grupta bu tür bir bulgunun hiç bulunmaması ise bu farkın klinik olarak anlamlı olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, biotidinaz eksikliği olan bireylerde işitme kaybı oranının daha yüksek olduğunu göstermektedir (%10 vs. %0). İstatistiksel anlamlılık sınırında yer alan p-değeri, daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak çalışmalarda anlamlı farkların ortaya çıkabileceğine işaret etmektedir. Literatürde, biotidinaz eksikliği ile sensorinöral işitme kaybı arasında ilişki kuran çalışmalar mevcuttur. Biotidinaz eksikliği, hücre düzeyinde miyelin sentezini ve enerji metabolizmasını etkileyerek kokleada kalıcı hasara neden olabilir. Bu durum da işitme kaybıyla sonuçlanabilir.
Sivil pilotlarda gürültü maruziyetine bağlı hiperakuzinin değerlendirilmesi
Hiperakuzi, normalde zararsız olduğu düşünülen seslerin dayanılmaz hale geldiği bir ses yüksekliği algısı bozukluğudur. Çoğunluğa kıyasla daha düşük seviyelerde seslere olumsuz tepkilerle karakterize edilmektedir. Ses kaynaklarından kaçınmak ve tıbbi yardım istemek yaygın davranışlardır. Bu durum; sosyal, mesleki ve diğer günlük aktivitelerde önemli sıkıntılara ve bozulmaya neden olabilmektedir. Hiperakuzi semptomları; rahatsız uyku, yorgunluk, olumsuz duygusal iyilik hali, anksiyete ve konsantrasyon güçlüklerini içerir. Hiperakuzinin en yaygın nedeni yüksek gürültü maruziyetidir. Mesleki ve rekreasyonel gürültüye maruz kalma ve gürültüye bağlı işitme kaybı, genellikle başlıca risk faktörleri olarak gösterilmektedir. Gürültü, "istenmeyen ses" olarak tanımlanmaktadır. Gürültüyle birlikte kontrol eksikliği, iyi bilinen iki stres etkenidir. Çevresel gürültü sağlıklı yetişkinler arasında bile dikkat dağıtıcıdır, zihinsel iş yükünü arttırır ve mevcut bilişsel kaynakları ele geçirerek görev performansını düşürür. Bu nedenle, hiperakuzili kişilerin yüksek stres yaşaması muhtemeldir. Havacılıkta çalışma ortamı oldukça gürültülüdür. Özellikle pilotlar, bu gürültüye en çok maruz kalan gruplar içindedir. İşitme bütünlüğü, birçok profesyonel faaliyetin performansı için kritiktir ve havacılık faaliyetleri için daha da önemlidir çünkü algılama hataları havacılık kazalarına neden olabilir. Bu sebeple pilotlarda işitme eşikleri normal sınırlarda olsa bile, işitme sağlığını farklı başlıklar altında araştırmak oldukça önemlidir. Bu çalışmada, sivil havacılıkta pervaneli uçak ve ticari jet uçakları ile uçan, 18-69 yaş arasındaki öğrenci pilotlara, yardımcı pilotlara ve kaptan pilotlara Khalfa Hiperakuzi Ölçeği uygulanarak; cinsiyet, yaş, toplam uçuş saati ve varsa önceki meslek gibi faktörler göz önüne alınarak, sivil pilotlarda hiperakuzi şikayetleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya farklı havayolu şirketlerinde görev yapan 174 (9 kadın, 165 erkek) sivil pilot katılmıştır. Çalışmaya katılan pilotlara, Khalfa Hiperakuzi Ölçeği bir çevrimiçi anket platformundan ulaştırılmış ve yanıtlar aynı kanaldan toplanmıştır. Sonuçlar değerlendirildiğinde, pilotlarda uçuş ve görev saati arttıkça hiperakuzi şikayetlerinin arttığı görülmüştür (p<0,05). Ayrıca, geçmişte askeri uçuş deneyimi olan pilotların, anlamlı bir farklılık ile daha yüksek ölçek skorlarına sahip olduğu bulunmuştur (p<0,05). Geçmişteki işitme sorunları ile ölçek skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak; pilotlarda uçuş süresi arttıkça hiperakuzi şikayetlerinin arttığı ortaya konulmuştur.
Konuşma gürültüsünün farklı ünsüz-ünlü heceler ile oluşturulmuş kortikal n1 cevabı üzerindeki etkisi
Gürültünün kortikal uyarılmış işitsel potansiyeller üzerindeki etkisi konuşma uyaranları ile oluşan kortikal cevapların sessiz ve gürültülü koşullardaki amplitüd ve latans değerleri karşılaştırılarak daha önceki yapılmış çalışmalarda ortaya konulmuştur. Bu etki yapılan çalışmalarda sıklıkla az sayıda farklı uyaranlar kullanılarak değerlendirilmiştir. Mevcut çalışma ise sesli ve sessiz olmak üzere dört ünsüz-ünlü hece kullanarak bu hecelerle oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimlerinin hecelerin sesli-sessiz özellikleri üzerinden karşılaştırmak için yapılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-23 yaş arası 20 katılımcıya (10 Kadın, 10 Erkek) hem sessiz ortamda hem de gürültü arka planında rastgele olmak üzere /bi/,/pi/,/di/ ve /ti/ uyaranları sunulmuştur. Uyaranlar her iki koşulda 65 dB SPL şiddetinde, gürültü ise +5 dB sinyal gürültü oranında (SGO) 60 dB SPL şiddetinde katılımcılara sunularak kortikal N1 cevabı kaydedilmiştir. Yapılan analizlerde bütün uyaranlar için N1 latansları gürültüde uzama göstermiş, amplitüdlerde gürültü etkisi gözlenmemiştir. Uyaranların gürültüden farklı etkilenimleri konusunda /pi/ uyaranının gürültülü arka planda latans uzaması /bi/ uyaranına göre anlamlı derecede yüksek elde edilmiştir. Ayrıca sessiz ortamda /di/ ve /ti/ uyaranının amplitüdleri farklı değilken gürültülü arka planda /di/ uyaranının amplitüdü /ti/ den yüksek elde edilmiştir. Gürültüde /ti/ ile oluşan cevap amplitüdleri /di/ uyaranına kıyasla gürültüden daha fazla etkilenmiş ve bu etki /ti/'nin amplitüdünün /di/'ye göre gürültüde daha düşük elde edilmesiyle sonuçlanmış olabilir. Bu bakımdan hecelerin ötümlülük özelliğinin bu heceler ile oluşan kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerinde etkisi olduğu düşünülebilir. İleriki çalışmalarda farklı akustik özelliklerin kortikal cevapların gürültüden etkilenimleri üzerindeki etkileri değerlendirilebilir, davranışsal yöntemlerle test edilmesi zor olan gruplarda gürültünün hangi akustik özelliğin işlenmesinde zorluklara sebep olabileceği incelenebilir. Anahtar kelimeler: İşitsel kortikal N1, gürültü, konuşma uyaranı, ünsüz-ünlü heceler
Sağlıklı yetişkin bireylerde sanal gerçekliğin postural salınım ve dinamik görsel keskinlik üzerine etkisinin araştırılması
Denge, farklı koşullar altında dik duruşu kontrol etme ve bireyin stabilite sınırlarını belirleme yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Vestibüler sistem oryantasyonu, kas tonusunu ve dengenin modifikasyonunu sağlar. Sanal gerçeklik bilişsel, duygusal ve duyusal-motor süreçlerin test edilmesi, eğitilmesi, öğretilmesi ve tedavisinin fiziksel dünyada kolayca elde edilemeyen ve kontrol edilemeyen uyaran koşulları altında simüle edilmiş ortamlar oluşturmak için kullanılmaktadır. Bu çalışmada sanal gerçekliğin dinamik görsel keskinlik ve postural salınım üzerine etkisi araştırılmaktadır. Çalışmaya 20-39 yaşları arasında 24 (15 erkek, 9 kadın) sağlıklı genç yetişkin katılmıştır. Çalışmaya katılan tüm bireylere objektif olarak Duyu Organizasyon Testi, Statik Görsel Keskinlik Testi, Minimum Algılama Zamanı Testi, Dinamik Görsel Keskinlik Testi, Bakış Stabilizasyon Testi; subjektif olarak VAS(Görsel Analog Skala) uygulanmıştır. Bu testler sanal gerçeklik deneyimi sonrası tüm katılımcılara tekrarlanmıştır, tüm testler aynı gün içinde tamamlanmıştır. Sanal gerçeklik deneyimi öncesi/sonrası kıyaslamasında Duyu Organizasyon Testinin denge skorunda ve Bakış Stabilizasyon Testinde istatistiksel olarak anlamlı farklar elde edilmiştir (p<0,05). Sanal gerçekliğin Duyu Organizasyon Testi görsel, vestibüler, somatosensör, görsel tercih oranlarında ve Konum 1,2,3,4,5,6; Minimum Görsel Algılama Testi, Dinamik Görsel Keskinlik Testi öncesi/sonrası arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. (p>0,05) Sonuç olarak sanal gerçekliğin postural salınımı arttırarak dengeyi ve bakış stabilizasyonunu etkilediği ortaya konulmuştur.
Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların dinleme becerileri ile okuma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Özel öğrenme güçlüğü tanısı olan çocukların okuma güçlüklerinin sebepleri arasında santral işitsel işlemleme bozukluğu veya fonolojik kodlama eksikliğinden kaynaklı dinleme becerilerin yetersizliğinden bahsedilmektedir. Bu çalışmada özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların sözcük bilgisi, sesletim becerisi ve okuma becerileri değerlendirilip işitsel performans becerileri ile arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda 7 ile 12 yaş aralığında özel öğrenme güçlüğü tanısı alan 30 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm çocuklara sözcük bilgisini değerlendirmek adına Türkçe İfade Edici ve Alıcı Dil Testi (TİFALDİ), sesletim ve sesbilgisi becerilerini değerlendirmek için Sesletim ve Ses Bilgisi Testi, okuma becerilerini değerlendirmek için Özel Öğrenme Güçlüğü (ÖÖG) Bataryası Okuma Alt Testi uygulanmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan çocukların öğretmenleri; çocukların işitsel performans becerilerini değerlendirmek üzere Çocuklarda İşitsel Performans Değerlendirme Ölçeği (ÇİPDÖ) anketini doldurmuştur. Katılımcılara uygulanan test sonuçları ile çocukların işitsel performans değerleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma sonucunda özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocuklarda işitsel performans puanları ile okuma becerileri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur(p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda özel öğrenme güçlüğü tanısı alan çocukların tanılanma sürecinde işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi gerekliliği sonucuna varılmıştır.
Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocukların fonksiyonel işitme, sosyal uyum ve motor koordinasyon performanslarının incelenmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanan okul öncesi çocukların fonksiyonel işitmeleri, dil gelişimleri, sosyal uyum becerileri ve motor koordinasyon performansları incelenmiştir. Birbirine bağlı olarak geliştiği ve değiştiği düşünülen bu alanlara yönelik okul öncesi dönemde yapılacak olan çalışmalar, koklear implant kullanıcılarının ilkokul çağına adaptasyonunu sağlar. Çalışmamıza 4 yaş ile 6 yaş 11 ay arasında koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan ailelerden izin alınmak sureti ile 30 gönüllü çocuk katılımcı (14 kız, 16 erkek) dahil edilmiştir. Katılımcılara ''Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL)'', Koklear İmplant Sonrası İletişim Becerilerinin Değerlendirilmesi (PKİİB)'', ''Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği 4-6 yaş (SBDÖ)'' ve ''Bruininks-Oseretsky Test of Motor Proficiency-2 (BOT-2)'' testine ait Manual Dexterity (manuel el becerisi) ve Bilateral Coordination (ikili koordinasyon) olmak üzere 2 alt test uygulanmıştır. Sonuç olarak; PKİİB ile SBDÖ total puanları arasındaki ilişki, TEDİL ile PKİİB total puanları arasındaki ilişki ve TEDİL alıcı dil alt test puanları ile SBDÖ puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). Uygulanan SBDÖ ve BOT-2 alt testleri arasında istatistiksel açıdan bir ilişki saptanmamış olup PKİİB total puanları ile BOT-2 "Manual Dexterity" alt test puanları arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (p<0,05). BOT-2 ''Manuel Dexterity'' alt test puanları ile TEDİL alıcı dil, ifade edici dil standart puanları ve bozukluk dereceleri arasındaki ilişki anlamlı olarak elde edilmiştir (P<0,05). Koklear implant kullanıcısı okul öncesi çocuklara yönelik belirlenen alanlar arası etkileşimin aynı anda incelendiği bu tarz geniş kapsamlı araştırmanın benzerine literatürde rastlanmamış olup bu çalışmaya yönelik ilk hedefimiz; etkileşim içerisinde olduğu belirlenen alanlara yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, uygulanması ve bu sayede olası problemlerin en aza indirgenmesidir.
Yaşlı bireylerde denge ve yürütücü işlev ilişkisinin değerlendirilmesi
Vücudun en önemli yeteneklerinden biri hem dinlenme hem hareket halindeyken yer çekimine göre konumunu korumaktır. Yürüme ve denge kontrolünde yürütücü işlev önemli bir bilişsel faktördür. Yürüme performansı için farklı yürütücü işlev bileşenlerinin etkileşimi gereklidir. İnsanların yaşlanma süreciyle birçok yapı ve organ yaşa bağlı değişiklikler gösterir. Yaşlanmaya bağlı olarak denge sistemi bileşenlerinin ve yürütücü işlevlerin zayıflaması yürüme ve dengeyi etkileyebilir, düşme riskini artırabilir. Bu çalışmanın amacı yaşlı bireylerde denge ve yürütücü işlev becerilerinin ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 60 yaş ve üstü toplam 84 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmada bireylere Zamanlı Kalk Yürü Testi, Mini-BESTest, Digit Symbol Substition Test (DSST), İz Sürme Testi A ve B (İST-A, İST-B) Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği, Geriatrik Depresyon Ölçeği uygulandı. Elde edilen bulgulara göre Mini-BESTest ve Zamanlı Kalk Yürü Testi sonuçları ile DSST, İST-A, İST-B sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki çıkmıştır (p<0.05). Yaşlanma ile hem denge becerilerinde hem de yürütücü işlev becerilerinde azalma görülmüştür (p<0.05). Geriatrik Depresyon Ölçeği ile Zamanlı Kalk Yürü Testi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.05). Yaşlılar için Fiziksel Aktivite Ölçeği ile hem Mini-BESTest hem Zamanlı Kalk Yürü Testi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.05). Bulgularımız doğrultusunda denge becerileriyle yürütücü işlev becerileri arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Denge becerileri yüksek olan bireylerin düşük olanlara göre daha iyi yürütücü işlev becerisi gösterdiği çalışmamızda sunulmuştur. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlara göre denge ve yürütücü işlevlerin birbirleriyle ilişkili olduğu, bu ilişkiye fiziksel aktivite ve depresyonun katkı sağladığı görülmektedir.
Bilateral koklear implant kulllanan çocuklarda lokalizasyon becerisinin araştırılması
Binaural işitme, ses lokalizasyon becerisini üst düzeye çıkararak işitsel sistemin optimum performans göstermesine izin verir. Bilateral koklear implantasyonun ses lokalizasyon becerisinin gelişimini olumlu etkilediği bilinmektedir. Bu çalışma ile eş zamanlı ve ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında ses lokalizasyon becerisini incelemek ve normal işiten yaşıtlarıyla karşılaştırmak, implantlar arası süresi birbirinden farklı olan ardışık bilateral koklear implant kullanıcılarında implantlar arası sürenin ses lokalizasyon becerisi üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaçla İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirme (Auditory Speech Sound Evaluation, ASSE) test bataryası aracılığıyla katılımcıların ses lokalizasyon becerileri değerlendirilmiştir. Çalışmaya 4-18 yaş arası bilateral eş zamanlı koklear implant kullanıcısı 19, implantlar arası süre 4 yıldan daha kısa olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 21, implantlar arası süre 4 yıl ve daha uzun olan bilateral ardışık koklear implant kullanıcısı 19 ve bilateral normal işitmeye sahip 18 çocuk katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Azimut Lokalizasyon Testi ve Interaural Level Difference (ILD) Lokalizasyon Testi uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda, Azimut Lokalizasyon Testi'nde normal işitmeye sahip grubun ses lokalizasyon becerisi ile diğer gruplar arasında, ILD lokalizasyon testinde ise implantlar arası süresi uzun olan çalışma grubu ile diğer grupların ses lokalizasyon becerisi arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.005). Bilateral ardışık koklear implant kullanan bireylerde implantlar arası süre ile ses lokalizasyon becerisi arasında korelasyon bulunmuştur (p=0,003; rho= 0,480). Bilateral koklear implant kullanıcısı çocuklarda implantlar arası süre, kronolojik yaş ve lokalizasyon değerlendirmesinde kullanılan kulaklar arası ipucu türünün, ses lokalizasyon becerisini etkileyen önemli faktörler olduğu sonucuna varılmıştır.
Koklear implant kullanan çocuklarda bilişsel beceriler ile okuduğunu anlama becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, koklear implant kullanan okul çağı çocuklarının okuduğunu anlama becerileri ile bilişsel becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya 7-10 yaş aralığında, düzenli koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan, okumayı öğrenmiş, gönüllü 34 çocuk (20 kız, 14 erkek) dahil edilmiştir. Yaş gruplarına göre 7 yaş, 8 yaş, 9 yaş ve 10 yaş olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. Çocukların dil becerilerini değerlendirmek amacıyla Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), sesletim becerilerini değerlendirmek için Sesletim Ses Bilgisi Testi (SST), bilişsel becerilerini değerlendirmek için Weschler Çocuklar için Zeka Ölçeği-4. sürümü (WÇZÖ-4) ve okuma becerilerini değerlendirmek amacıyla Sesli Okuma Becerisi ve Okuduğunu Anlama Testi (SOBAT) uygulanmıştır. Katılımcıların alıcı ve ifade edici dil becerileri ile doğru okuma (ralıcı dil = 0,62, p = 0,001; rifade edici dil=0,649, p = 0,001), okuduğunu anlama becerileri (ralıcı dil = 0,638, p = 0,001; rifade edici dil=0,631, p = 0,001) arasında ve sesletim becerileri ile okuma hızı (r = 0,696, p = 0,001), doğru okuma (r=0,765, p=0,001), akıcı okuma (r = 0,718, p = 0,01), okuduğunu anlama(r=0,723, p=0,001) ve sesli okuma (r = 0,641, p = 0,001) becerileri arasında pozitif yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Katılımcıların okuduğunu anlama becerisi ile sözel kavrama(r=0,549, p=0,0) çalışma belleği (r = 0,658, p=0,001) ve genel zeka puanı (r = 496, p = 0,004) arasında pozitif orta düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir. Ancak okuduğunu anlama becerisi ile işlemleme hızı (r = -0,063, p = 0,472) ve algısal akıl yürütme(r = 0,280, p = 0,156) becerileri ilişkili bulunmamıştır. Koklear implant olma ve özel eğitime başlama yaşları arasında gruplar arası fark bulunmamıştır. Koklear implant kullanan çocukların okuduğunu anlama becerilerini geliştirebilmek için dil becerileri ve çalışma belleği, sözel kavrama gibi bilişsel becerileri de desteklenmelidir.
Yaşlı bireylerde düşme davranışını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada sağlıklı yaşlı bireylerde yaşlanma ile birlikte artan düşmelerin risk faktörlerini ve bu faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde olan 50 katılımcı (18 erkek, 32 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcılar Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, Yaşlı Bireylerde Düşme Davranışları Ölçeği, Mini Mental Test, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Whoqol-Old Yaşam Kalitesi Ölçeği, İşitme Engeli Ölçeği-Yaşlı, Mini-Bestest: Denge Değerlendirme Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada MMT İle DDÖ-Seviye Değerlendirme alt boyutu arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT-Kayıt Hafızası ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MBT ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Whq-OLD ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. İEÖ ile FES arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak denge yeteneği azaldıkça bireylerin daha fazla koruyucu davranışlar sergilediği, daha fazla düşme korkusu yaşadığı sonucuna varılmıştır. Son bir yıl içerisinde düşme hikayesi olan bireylerin denge puanları daha düşük gözlenmiştir. Ayrıca kadınların erkeklerden daha çok sakınma davranışı gösterdiği ve farkındalık davranış puanlarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Düşme korkusu, işitme engel seviyesi ve yaşam kalitesi ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar düşmenin risk faktörlerinin çoklu değerlendirilmesinin düşmeyi önleme programlarına faydalı olacağını göstermektedir. Denge sisteminin iyileştirilmesinde, koruyucu düşme davranışlarının önlenmesinde ve düşmelerin azaltılmasında vestibüler- postural egzersizlerin kombinasyonu önemli bir yer tutmaktadır.
İşitsel beyinsapı implantı ve koklear implant kullanan çocuklarda dikkat, bellek ve dil becerilerinin değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasının amacı; işitsel beyinsapı implantlı ve koklear implantlı çocuklarda dikkat, bellek ve dil becerilerinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla, 6 ile 9 yaşları arasında 20 işitsel beyinsapı implantlı, 20 koklear implantlı çocuk ve aileleri çalışmaya katılmıştır. Çalışmada dil becerilerini değerlendirmek için "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi", dikkat ve bellek becerilerini değerlendirmek için STROOP Testi Temel Bilimler Araştırma Grubu Formu, Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu, İşaretleme Testi kullanılmıştır. İşitme becerilerinin günlük yaşamdaki fonksiyonel çıktılarını değerlendirmek için "Günlük Yaşam İşitsel Davranış Ölçeği" ve "Çocuklarda İşitsel Performans Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular SPSS v.25 yazılımı kullanılarak yapılmış olup, istatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak saptanmıştır. Buna göre dil testi tüm alt skorlarında ve dinleme, organize etme, konuşma, dil bilgisi, anlam bilgisi, sözlü dil becerilerinde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). STROOP testi 1, 2 ve 5. Bölüm tamamlama süreleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). Sayı dizisi testinde ise işitsel sözel, görsel sözel, işitsel yazılı, sözel tepki, duyular arası kaynaşım ve genel skorda iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). İşaretleme testi tüm alt bölümlerinde testi tamamlama süreleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0,05). Dil, dikkat, bellek skorları ile işitsel performans ölçekleri skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Literatürde yer alan işitsel beyinsapı implantlı ve koklear implantlı çocuklarda müdahale ve takip sürecinde karşılaşılan farklılıklar ve gelişimsel sonuçlar, çalışma bulguları ile uyumludur. Bu çocuklarda takip ve müdahale yaklaşımlarında dikkat ve bellek becerilerinin de gelişiminin göz ardı edilmemesinin önemini ortaya koymuştur.
Koklear implant kullanıcılarında farklı konuşma işlemci modellerinin lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama becerileri üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Yalçınkaya, E.; Koklear İmplant Kullanıcılarında Farklı Konuşma İşlemcisi Modellerinin Lokalizasyon ve Konuşmayı Anlama Becerileri Üzerine Etkisinin Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2021. İleri/çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı olan ve işitme cihazından yeterli yarar sağlayamayan bireylere uygulanan koklear implant (Kİ) sistemleri iç parça ve dış parça olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. İç parçalar derinin altına yerleşmiş iç alıcı ve kokleayı saran intrakoklear elektrot demetini, dış parçalar ise konuşma işlemcisi, konuşma işlemcisi üzerinde bulunan mikrofon ve iletici bobin bölümünü kapsamaktadır. Konuşma işlemcileri, farklı marka ve modellere göre biçim, boyut, yönsellik gibi birçok açıdan değişiklik göstermektedirler. Kİ sistemlerinde tek seçenek olarak uzun yıllardır kullanılan kulak arkası (behind-the-ear; BTE) konuşma işlemcilerine günümüz teknolojisindeki ilerleme ile kablosuz (off-the-ear; OTE) olarak sunulan farklı bir konuşma işlemcisi seçeneği daha eklenmiştir. Bu işlemciler kullanım amacı olarak benzer özelliklere sahip olsalar da dış parçanın başa yerleşim yeri farklılığı göz önüne alındığında mikrofon pozisyonlarının oldukça farklı olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmada Kİ kullanıcılarında BTE ve OTE konuşma işlemcilerindeki mikrofon pozisyonu farklılığının lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama becerisi üzerine etkisi arasındaki farkın araştırılması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında koklear implantasyon cerrahisi geçirmiş olan ve Odyoloji Bölümü'nde rutin kontrolleri için başvuran 20-50 yaş arasındaki tek taraflı koklear implant kullanıcısı bireyler gönüllülük esasına dayalı çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların kullandıkları BTE ve OTE model işlemciler esas alınarak iki araştırma grubu oluşturulmuştur. Katılımcıların hali hazırda kullanmakta oldukları kendi konuşma işlemcileri ile lokalizasyon becerilerinin değerlendirilmesi için Audiqueen programı içerisinde bulunan İşitsel Konuşma Sesleri Değerlendirilmesi test bataryası içerisinden Azimut ve ILD Lokalizasyon testleri, konuşmayı anlama becerisi için Türkçe Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi (T-HINT) kullanılmıştır. Lokalizasyon teslerinde iki grup arasında anlamlı farklılık gözlenmezken (p>0.05), HINT bulgurlarında GÖNKÖN (p=0.014) ve GİLKÖN (p=0.005) koşullarında gruplar arası anlamlı farklılık gözlenmiş (p<0.05), BTE model konuşma işlemcisi kullanıcılarının daha iyi performans gösterdiği belirlenmiştir. GKLKÖN koşulunda anlamlı farklılık gözlenmezken (p>0.05) BTE model kullanıcılarının daha iyi performans (p=0.09) gösterdiği sonucuna varılmıştır. Tüm katılımcılarda pre-op işitme kaybı ve işitme cihazı kullanım süresi, Kİ kullanım süresi, Kİ olma yaşı gibi değişkenler incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre mikrofon pozisyonundaki farklılığın lokalizasyon test sonuçlarını etkilemediği ancak HINT sonuçlarına göre BTE kullanıcılarının daha iyi performans gösterdiği sonucuna varılmıştır.
The relation between human cochlear duct length and head size assessed by MRI and CBCT
The cochlea differs in length and shape among individuals and this might be due to the fact that it is affected by spatial constraints. The head size may restrict the cochlea which is located in the temporal bone, and individuals with smaller head sizes may have shorter cochlear duct lengths (CDL). On the other hand, normal-hearing participants with longer CDLs have an increase in low-frequency sensitivity. Therefore, not only the CDL but also auditory outcomes are thought to be significantly affected by cochlear structures and the factors affecting CDL may also affect outcomes of cochlear implantation. The head in which the cochlea is located and develops together, as well as, the body height in the human body are structures that continue to grow until certain periods after birth. Despite differences in the developmental process, the cochlea, head, and height may have a genetic makeup that is interconnected and affect one another. Hence, these growing parts of the body may influence the CDL during the development process. The present study was conducted with the aim of finding any relations between mentioned structures. It consisted of a study group that contained 112 postlingual-deafened adult participants who were cochlear implant users. Cone Beam Computed Tomography (CBCT) images of the cochlea and Magnetic Resonance (MR) images of the head were performed for each participant in the present study group. CDLs were determined via CBCT, head size measures were determined by 3D conversion via MRI, and the body height was completed. In terms of CDL, head size, and height: females had smaller averages than that males. The results of this study showed that CDL had not any significant correlation with head size but a weak correlation with height. Similar to the literature, the height and the head size showed statistically significant relationships with each other. Only CDL which was measured in the cochlea, may not be sufficient to demonstrate the effect of head size on the cochlea. Future studies might look at the links between the cochlear shape and its surroundings by using micro-CT.
The effects of fine structure strategies on pitch and speech perception by cochlear implant users
Cochlear implant (CI) users show close to normal speech understanding performances in quiet listening conditions. However, skills requiring the better use of Temporal Fine Structure (TFS) cues and low frequency (LF) resolution such as speech understanding in noise, pitch perception and music perception are more challenging. Some CI listeners show better performances in the Disharmonic Intonation (DI) test, which is used for pitch perception evaluation. CI users use two different mechanisms to discriminate pitch: Rate Pitch (RP) which is the ability to discriminate pitch changes within the same intracochlear electrode and Place Pitch (PP) which is to discriminate pitch changes by the change of coding place to an adjacent electrode. Most CI speech processing strategies don't convey TFS information, but Med-El's FS coding strategies provide the listener with the TFS information. Previous studies reported that most CI listeners perform poorly in the DI test, whilst there are also performers with normal/close to normal results. This can be related to speech processing strategies of the CIs. Participants were 15 unilateral and 15 bilateral postlingual adult CI users fitted with FS coding strategies. Pitch and speech perception are evaluated with the DI test, words and sentences recognition in quiet and in noise for +10 and +5 signal noise ratio (SNR) and the Matrix test. Overall group showed an average median just noticeable difference (JND) of 33 Hz in the DI test. RP performers had significantly better DI scores than PP performers, 9 Hz vs 148 Hz, respectively. DI scores within the clinical normal zone are achieved by 33.3% and only by RP performers. Group comparisons for RP/PP performers showed statistically significant differences for word recognition scores in noise and for the Matrix test. With the FS coding strategies, RP ability's positive effect on both pitch and speech perception is observed in this study.
Koklear implant kullanan bireylerde spektral ve temporal çözünürlük becerilerinin araştırılması
Koklear implant kullanıcısı bireylerin günlük yaşamdaki iletişim becerilerini etkileyen işitsel performans, temporal ve spektral bilgiyi kodlama yeteneği ile ilişkilidir. Dil edinimi zamanına göre oluşan işitme kaybı, koklear implant kullanıcılarında konuşma algısını şekillendirirken hangi ipuçlarından daha fazla yararlandığı konusunda fikir birliği yoktur. Mevcut çalışmada, prelingual ve postlingual işitme kayıplı koklear implant kullanıcılarının spektral ve temporal çözünürlük becerileri psikofiziksel yöntemlerle değerlendirilmiş ve bu testlerin, sessizlik ve gürültü koşullarında konuşma algısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Amaç kapsamında çalışmaya 18-55 yaş aralığında koklear implant kullanan 15 postlingual ve 15 prelingual işitme kayıplı birey ve normal işitmeye sahip, aynı yaş aralığında 30 birey dahil edilmiştir. Dahil etme kriterlerini sağlayan tüm katılımcılara sessizlik ve gürültü koşullarında Türkçe Matriks Test (TMT) uygulanmıştır. Spektral çözünürlüğün değerlendirilmesi için Spectraltemporally Modulated Ripple Test (SMRT) ve Easy Quick Spectral Modulation Detection Test (EasyQSMD) uygulanmıştır. Temporal çözünürlüğün değerlendirilmesi için boşluk tespiti paradigmalarından Random Gap Detection Test (RGDT) ve Gaps In Noise Test (GIN); temporal modülasyon eşiğini değerlendirmek için Easy Modulation Detection Threshold Test (EasyMDT) uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, araştırma grupları arasında tüm konuşma testlerinde ve spektral çözünürlük testlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p<0,05). GIN testi, 100Hz ve 200Hz modülasyon frekansındaki MDT'ler araştırma grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterirken (p<0,05); RGDT ve 10 Hz modülasyon frekansındaki MDT'ler araştırma grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark göstermemiştir (p>0,05). Prelingual işitme kayıplı grup, tüm psikofiziksel değerlendirmede her iki gruptan daha zayıf performans göstermiştir. Postlingual işitme kayıplı grupta spektral çözünürlük test bulguları, sessizlikte konuşmayı ayırt etme puanlarıyla istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon gösterirken (p<0,05) GIN sonuçları gürültüde konuşmayı ayırt etme puanları ile istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon göstermiştir (p<0,05). Prelingual işitme kayıplı grupta ise, yalnızca GIN sonuçları, sessizlikte ve gürültüde konuşmayı ayırt etme sonuçları ile istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon göstermiştir (p<0,05). Bulgular, spektral çözünürlük ile konuşma testleri arasında önceki çalışmalarda elde edilen yüksek korelasyon katsayısı göstermemiştir. Fakat koklear implant kullanıcılarında dil edinimi zamanına göre oluşan işitme kaybı nedeniyle, konuşma kodlaması sırasında farklı ipuçlarından yararlandığı kabul edilebilir. Bireysel bağımsız değişkenler incelendiğinde, koklear implant kullanım süresinin testler üzerinde etkisinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu çalışma, prelingual ve postlingual koklear implant kullanıcılarının spektral ve temporal çözünürlük değerlendirmelerini psikofiziksel olarak birçok alt test ile değerlendirmiş ve ilişkili olduğu durumları bir arada incelemiştir. Anahtar Kelimeler: Spektral çözünürlük, temporal çözünürlük, koklear implant, gürültüde konuşma algısı
Çocuklar için işitsel algı testi geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmada işitsel algı becerilerini değerlendirmek için oluşturulan Çocuklar için İşitsel Algı Testi (ÇİAT)'nin geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; çalışmaya 2-15 yaş arası 100 koklear implant kullanıcısı, 80 normal işiten birey dahil edilmiştir. Katılımcıların tümüne ilk oturumda odyometrik değerlendirme ve dil gelişimin değerlendirmek için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) uygulanmıştır. İkinci oturumda yaşına ve gelişim düzeyine uygun olan ÇİAT bataryasının alt testleri uygulanmıştır. ÇİAT bataryasında bulunan alt testlerin güvenirliğinin değerlendirilmesi için iç tutarlılık analizi ve test-tekrar test güvenirliği yöntemleri uygulanmıştır. Normal işiten çocuklar ve CI kullanan çocukların yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırılarak bilinen grup yöntemi ile yapı geçerliği ve klinik özelliklerin işitsel algı becerileri ile ilişkisi incelenerek yordama geçerliği incelenmiştir. Ayrıca CI kullanan çocukların demografik özelliklerine göre işitsel algı performansları karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda; CI kullanan çocukların kronolojik yaş gruplarına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında 48 aydan önceki ikişerli yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). CI kullanım durumuna göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında Bilateral CI kullanıcılarının Unilateral CI kullanıcılarına göre daha yüksek skor elde etmiştir ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). CI olma yaşına göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05) ve bu fark 24-36 ve 12-18 aylar arası ve 24-36 ay ile 36+ aylar arasındaki farktan kaynaklanmaktadır. CI kullanım süresine göre işitsel algı puanları karşılaştırıldığında; tüm alt testlerde CI kullanım süresi grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlenmiştir (p<0,05). Bu fark 1-11 ay ve 36+ aylar ile 1-11 ay ve 24-35 aylar arasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca çalışmada toplam işitsel algı puanını etkileyen değişkenler olarak kronolojik yaş grubu, CI kullanım süresi, CI kullanma durumu ve ifade edici dil yaşı belirlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda elde edilen bulgular doğrultusunda ÇİAT'ın işitme kayıplı çocuklar üzerinde uygulanabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Erken evre alzheimer tipi demans hastalarında santral işitsel işlemlemenin değerlendirilmesi ve işitsel rehabilitasyon etkilerinin araştırılması
Amaç: Çalışmamızın amacı, Alzheimer Tipi Demans (ATD) olan bireylerin Santral İşitsel İşlemleme (Sİİ) becerilerini değerlendirmek ve işitsel eğitim ile işitsel rehabilitasyonun (İR) bu bireylerin Sİİ becerileri ve nöropsikolojik değerlendirme sonuçlarına etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmamıza 65 yaş ve üzeri (73,3 ±6,9 yıl), ATD tanısı alan 21 hasta çalışma grubunu oluşturmaktadır. İR etkisini ortaya koyabilmek adına, çalışma grubuna dahil edilen bireyler, İR alanlar (n=11) ve almayanlar (n=10) olmak üzere Grup 1 ve Grup 2 başlığı altında ikiye ayrılmıştır. 10 sağlıklı erişkin Kontrol Grubu'nu oluşturmuştur. Çalışmamız randomize kontrollü tek kör deneysel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. İlk test/son test kontrol gruplu model kullanılmıştır. Grup 1, Grup 2'nin ilk test son test Sİİ becerileri ve nöropsikolojik değerlendirmeleri incelenmiş ve bu değerlendirmeler, hiçbir uygulama yapılmayan 65 yaş ve üzeri kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Sİİ becerilerinin incelenmesi için, Mistmatch Negativity (MMN), Rastgele Aralık Tespit Etme Testi (RATET), Frekans Patern (FP) ve Süre Patern (SP) testleri ve Türkçe Matriks Testi (TMT) kullanılmıştır. Nöropsikolojik değerlendirmede, Wechsler Bellek Ölçeği Geliştirilmiş Formu'nun (Wechsler Memory Scale, WMS-R) Genel Bilgi (Kişisel ve Aktüel Bilgiler) ve Yönelim (Oryantasyon), Mental Kontrol Geri Birer Sayı (MK-S) ve Gün (MK-G), Düz (DSUT) ve Ters (TSUT) Sayı Uzamı alt testleri, Benton Görsel Bellek Testi (BGBT), Benton Yüz Tanıma Testi (BYTT), Boston Adlandırma Testi (BAT), Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi (Öktem SBST), Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Gruplar İR öncesinde Sİİ becerileri açısından birbirleri ile karşılaştırıldığında, MMN sol ve sağ kulak latans değerleri, TMT ve RATET değerleri, Grup 1 ve Grup 2'de kontrol grubuna kıyasla yüksek bulunmuş (p=0.002, p=0.001, p=0.032 ve p<0.001; sırasıyla); FP ve SP değerleri Grup 1 ve Grup 2'de kontrol grubuna kıyasla düşük saptanmıştır (p<0.001 ve p<0.001; sırasıyla). İlk ve son test skor değişimi açısından gruplar birbiriyle karşılaştırıldığında İR almayan Grup 2 yanıtlarında Grup 1 yanıtlarına kıyasla; sol ve sağ kulak MMN latans değişiminde uzama (p=0.045, p=0.083), amplitüd değişiminde küçülme (p=0.032, p=0.024); TMT'de sinyal/gürültü eşikleri, FP ve SP yüzdeleri ve RATET eşiklerinde kötüleşme (p<0.001, p<0.001, p=0.001, p<0.001; sırasıyla), Aktüel (p=0.034), MK-S (p=0.943), MK-G (p=0.409), DSUT (p=0.001), TSUT (p=0.897), BGBT (p=0.006), BAT (p<0.001), BYTT (p=0.024), Öktem SBST Anlık Bellek (p=0.125), Toplam Öğrenme (p=0.008), En Yüksek Öğrenme (p=0.167), Toplam Hatırlama (p=0.240) puanlarında düşüş, Öğrenme Yanlışı(p=0.447), Yanlış Hatırlama (p=0.778), Yanlış Tanıma (p=0.132), GDÖ (p=0.073) skorlarında artış gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda, ATD hastalarında normallere göre Sİİ becerilerinin daha kötü olduğunu ve İR'nin Sİİ becerileri ve bilişsel işlevlerin korunması üzerindeki potansiyel faydaları olduğunu göstermektedir.
Koklear implant kullanıcılarında ses yüksekliği dengeleme yönteminin etkinliğinin araştırılması
Koklear implant (Kİ) üst uyarım seviyelerindeki (diğer adıyla rahat duyulabilir ses seviyesi) ses yüksekliği dengesizlikleri, seslerin düzensiz, hışırtılı veya yankılı olarak algılanmasına neden olabilir ve Kİ kullanıcısının dinleme performansını olumsuz etkileyebilir. Bu sorunları aşmak için programlama sonrası ses yüksekliği dengelemesi yapılmalıdır. Bu tez çalışmasında hipotezimiz davranışsal ses yüksekliği dengelemeye dayalı programlamanın, konuşmayı daha iyi anlama, daha iyi spektral-zamansal çözünürlük ve müzik algılama puanları ile sonuçlanacağı ve bu puanlar arasında bir ilişki olacağıdır. Çalışmaya 26 tek taraflı Med-EL CI kullanıcısı dahil edilmiştir. Her katılımcı için elektriksel olarak uyarılmış stapes refleks eşiğine (P1) ve davranışsal ses yüksekliği dengelemesine (P2) dayanan iki farklı CI programı kaydedilmiştir. Konuşma algısını değerlendirmek amacıyla Türkçe Matris Cümle Testi (TURMatrix) uygulanmıştır; spektral zamansal çözünürlük becerilerini değerlendirmek için Rastgele Boşluk Tespiti Testi (RGDT) ve Spektral Olarak Modüle Edilmiş Ripple Testi (SMRT); Müzik algısını değerlendirmek için Mini Profil Müzik Algılama Becerileri (mini-PROMS) ve Melodik Kontur Tanıma (ing. Melodic Contour Identification, MCI) testleri uygulanmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. P2 ile gürültülü ve sessiz ortamda yapılan TURMatrix testlerinde daha iyi puanlarla anlamlı bir fark elde edilmiştir. SMRT puanları, sessizlik ve gürültüde TURMatrix ve miniPROMS ses algılama sonuçlarıyla anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. miniPROMS toplam puanı ve MCI için P2 ile daha iyi puanlar elde edilirken, sadece MCI için istatistiksel anlamlı fark bulundu. Bu çalışmadan elde edilen veriler, CI elektrotları arasındaki ses yüksekliğinin dengelenmesinin daha iyi algısal keskinliğe yol açtığını göstermiştir. Ayrıca konuşma algısı, spektral-zamansal çözünürlük ve müzik algısı arasındaki ilişkiyi de ortaya koymuştur.
Normal bireylerde işitme-denge etkileşiminin vestibülo-oküler refleks düzeyinde araştırılması
Amaç: Çalışmamızda, vestibülo-oküler refleks (VOR) düzeyinde işitme-denge etkileşimi değerlendirilerek, VOR mekanizmasının sensör entegrasyon becerisinin gösterilmesi, vestibüler değerlendirme test bataryasına dahil edilebilecek yeni bir video head impulse test (vHIT) modalitesinin literatüre kazandırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza 40 sağlıklı (Yaş: 21,56±1,10) genç erişkin dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara oküler-VEMP (vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller) ve servikal-VEMP testleri uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda sessiz ortamda vHIT gerçekleştirilmiştir. Standart vHIT'e ek olarak farklı işitsel uyaranlar her bir kulağa ayrı ayrı gönderilerek vHIT tekrarlanmıştır. Uyaranlar öncelikle 60 dB SL, ardından VEMP eşiklerinden (servikal ve oküler) yüksek olan düzeyde gönderilirken eş zamanlı olarak vHIT uygulanmıştır. Sessiz durum ile farklı şiddetlerde işitsel uyaranlar varlığında elde edilen VOR kazançları ve asimetrileri karşılaştırılmıştır. Amaç: Çalışmamızda, vestibülo-oküler refleks (VOR) düzeyinde işitme-denge etkileşimi değerlendirilerek, VOR mekanizmasının sensör entegrasyon becerisinin gösterilmesi, vestibüler değerlendirme test bataryasına dahil edilebilecek yeni bir video head impulse test (vHIT) modalitesinin literatüre kazandırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza 40 sağlıklı (Yaş: 21,56±1,10) genç erişkin dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara oküler-VEMP (vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller) ve servikal-VEMP testleri uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda sessiz ortamda vHIT gerçekleştirilmiştir. Standart vHIT'e ek olarak farklı işitsel uyaranlar her bir kulağa ayrı ayrı gönderilerek vHIT tekrarlanmıştır. Uyaranlar öncelikle 60 dB SL, ardından VEMP eşiklerinden (servikal ve oküler) yüksek olan düzeyde gönderilirken eş zamanlı olarak vHIT uygulanmıştır. Sessiz durum ile farklı şiddetlerde işitsel uyaranlar varlığında elde edilen VOR kazançları ve asimetrileri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışma başlangıcı ve sonunda sessiz ortamda yapılan vHIT bulguları arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). 60 dB SL işitsel uyaranlarla ve sessiz ortamda yapılan vHIT sonuçlarında VOR kazançlarında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). Ancak, sessiz ortam ve VEMP eşiğinde işitsel uyaranlarla yapılan vHIT karşılaştırıldığında, bilateral anterior ve lateral semisirküler kanalların (SSK) VOR kazançlarında anlamlı farklar görülmüş (p<0,05), bilateral posterior SKK'larda fark bulunmamıştır (p>0,05). VEMP eşiğinde monaural işitsel uyaranlar horizontal planda asimetriyi artırmış, vertikal planda ise azaltmıştır (p<0,05), fakat anterior ve posterior SSK eksenlerinde bu değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). VOR kazançları üzerinde en fazla etkiyi tone burst uyaranlar göstermiştir. Sonuç: Çalışmamız, işitsel uyaranların SSK ilişkili VOR üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğunu, işitme ve denge sistemleri arasında VOR düzeyinde bir etkileşim olduğunu göstermektedir. Geliştirdiğimiz vHIT protokolünün, superior vestibüler sinir aktivitesinin hızlı ve etkili bir şekilde ölçülmesini sağlayabileceği gibi kliniklerde vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesinde ve tedavisinde yenilikçi yaklaşımlar geliştirilmesine olanak tanıyacağı düşünülmektedir.
Tek taraflı işitme kaybında bilişsel yükün çoklu duyusal sistem üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybının postural denge üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Statik ve dinamik denge, çeşitli test protokolleri kullanılarak değerlendirilmiş ve işitme kaybı tarafının postural stabilite üzerindeki olası etkilerinin ortaya konması hedeflenmiştir. Ek olarak, çift görev paradigmasıyla bireylere sağlanan bilişsel yükün postural kontrol üzerinde sağlayacağı potansiyel farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, sol tek taraflı işitme kaybı olan (n=15, yaş=34,1±14,1), sağ tek taraflı işitme kaybı olan (n=15, yaş=36,1±14,7) ve sağlıklı işiten bireyler (n=15, yaş=28,1±10,2) dahil dilmiştir. Denge değerlendirmesi için tüm bireylere Flamingo Denge Testi (FDT), Zamanlı Kalk ve Yürü Testi (TUG) ve Bilgisayarlı Dinamik Postürografi (BDP) testi uygulanmıştır. Çalışmada uygulanan çift görev paradigması, gürültü ve sözel akıcılık testi varlığında gerçekleştirilmiştir. BDP testindeki tüm dinamik denge değerlendirmeleri her iki durum için (temel durum ve bilişsel durum) ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. BDP ile kompozit denge parametrelerinin değerlendirilmesine ek olarak aynı zamanda bireylerin vücut yerçekimi merkezi (COG) toplam yer değiştirmesi de ayrı olarak formülize edilip değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybı olan bireylerin postural denge performansları normal işiten bireylere kıyasla daha kötü bulunmuştur. Buna göre, sol işitme kaybı olan bireyler daha kötü statik dengeye sahiptir (p<0,05). Dinamik denge bağlamında ise sağ işitme kaybı olan bireyler, ek bilişsel görev olmadığında daha fazla COG salınımı gösterirken (p<0,05), sol işitme kaybı olan bireyler ek bilişsel görev sağlandığında daha fazla COG salınımı göstermiştir (p<0,05). Ek olarak, normal işiten bireyler, ek bilişsel görev sırasında (sabit gürültü kaynağı varlığı dahilinde), tek taraflı işitme kaybı olan bireylere göre anlamlı derecede daha az postural salınım göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmada, tek taraflı işitme kaybının, bireylerin bilişsel performansını ve çoklu duyusal işlemleme gerektiren postural kontrol mekanizmasını etkileyebileceğini göstermiştir. Ayrıca, tek taraflı işitme kaybının postural denge özelinde değerlendirilmesinde, bireylerin COG salınımının incelenmesinin, kompozit denge skorlarına ve performans tabanlı testlere kıyasla daha ayrıntılı veriler sunabileceği gösterilmiştir.
Normal işitmeye sahip ortostatik hipotansiyonu olan hastalarda işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi
Ortostatik Hipotansiyon (OH), ayakta durduktan sonraki üç dakika içinde sistolik kan basıncında en az 20 mm Hg düşüş veya diyastolik kan basıncında en az 10 mm Hg düşüş olarak tanımlanan fiziksel bir bulgudur. OH varlığında işitsel sistem, vestibüler sistem ve santral sistem üzerinde etkilenimler olduğu literatürce gösterilmiştir. Kan basıncındaki azalmaya bağlı olarak kafatası kanlanmasındaki azalmanın, bu sistemleri etkilediği bildirilmiştir. Çalışmamızda, ortostatik hipotansiyonu olan kişilerde, kan basıncı ve kanlanmanın değişimine bağlı olarak işitsel işlemleme becerilerinde bozulma olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmamıza, normal işitmeye sahip ortostatik hipotansiyonu olan hastalarda işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. 18-45 yaş arasında 18 normal işitmeye sahip ortostatik hipotansiyonu olan katılımcıdan oluşan çalışma grubu ve 18 sağlıklı katılımcıdan oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. İşitsel işlemleme becerilerini değerlendirmek amacıyla; Frekans Patern, Süre Patern, RGDT, SMRT ve HINT testleri uygulanmıştır. Yapılan değerlendirme sonuçlarına göre tüm değerlendirme testleri için çalışma grubunun sonuçları, kontrol grubunun sonuçlarına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük çıkmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, OH hastalarının işitsel işlemleme becerilerinde düşüş olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Ortostatik Hipotansiyon, İşitme, İşitsel İşlemleme
Dome boyutu seçiminin gürültüde konuşmayı ayırt etme ve lokalizasyon becerilerine etkisi
Domelar işitme cihazı uygulamalarında hızlı uygulanabilirliği, kulak izi gerektirmemesi, konforlu duyum sağlaması gibi nedenlerle tercih edilmektedir. Farklı çeşit domeların, akustik karakterleri bilinse de gürültüde konuşmayı anlama ve lokalizasyon gibi becerilere etkisi hakkında bilgiler sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı farklı dome çeşitlerinin gürültüde konuşmayı anlama ve lokalizasyon becerileri üzerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya 35-59 yaş aralığında (51,68 ±7,04) 22 katılımcı (10 kadın, 12 erkek) dahil edilmiştir. İşitme cihazı deneyimi olmayan bilateral hafif/orta derecede sensörinöral işitme kayıplı bireylerin cihaz ayarları REM ile open, power ve çift ventli dome için ayrı ayrı yapılmıştır. Gürültüde konuşmayı anlama becerileri değerlendirilirken HINT kullanılarak her dome için test tekrarlanmıştır. Lokalizasyon becerisi değerlendirilirken 45⁰ açıyla yerleştirilmiş 8 hoparlör kullanılmış ve bir konuşma uyaranı sunulmuştur. Her hoparlörden, 2 farklı kayıt alınmış % doğru skorları hesaplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0,05 kabul edilmiştir.Üç dome için HINT sessiz ve gürültülü koşulları arasında anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p>0,05). HINT gürültülü koşulları her dome için ayrı ayrı değerlendirildiğinde; open ve power dome için Gsol-Gsağ, Gsol-Gön koşulları arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,001). Çift ventli dome için Gsol-Gön, Gsağ-Gön koşulları arasında anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0,001). Lokalizasyon testi sonuçlarında 8 farklı açının her biri için domelar karşılaştırılmış ve anlamlı farklılık görülmemiştir (p> 0,05). Açısal yön üstünlüğü her dome için karşılaştırıldığında; open dome 135⁰-90⁰ arasında, çift ventli dome 135⁰-90⁰, 270⁰-135⁰, 315⁰-270⁰ arasında, power dome 90⁰-45⁰, 270⁰-45⁰, 135⁰-90⁰, 270⁰-135⁰ arasında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,002). Bu çalışma domeların, gürültü ve uyaranın farklı yönlerden geldiğinde farklı cevaplar oluşturduğunu göstermiştir. Gürültüde konuşma algısında, open ve power dome benzer sonuç vermişken çift ventli domeun farklılığı dikkat çekmiştir. Lokalizasyonda open dome, yönsel açıdan en şeffaf davranmışken onu sırasıyla çift ventli dome ve power dome takip etmiştir. En konforlu ve uygun dome seçiminin cihaz kullanımını arttıracağı düşünülmektedir.
İşitme cihazı kullanan yetişkinlerde bilişsel işlevler ve işitsel beceriler arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Giriş: İşitme kaybı, psikofiziksel, psikososyal ve bilişsel etkilere neden olabilir. Müdahale edilmemiş işitme kaybının, hızlanmış bilişsel gerileme, yürütücü işlev ve bellek alanlarında bozulmalar ve artmış demans riski ile ilişkili olabileceği görülmüştür. Literatürde işitme cihazı kullanan bireylerde bilişsel ve işitsel becerileri birlikte inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Amaç: Çalışmamızın amacı, işitme cihazı kullanan yetişkinlerde öğrenme ve bellek işlevlerini değerlendirmek ve bu işlevlerin işitsel becerilerle ilişkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmamıza, çalışma grubu olarak 30-59 yaş aralığında, bilateral simetrik sensörinöral tipte işitme kaybına sahip, en az 1 yıldır düzenli bilateral işitme cihazı kullanan 32 birey ve kontrol grubu olarak yaşları eşlenmiş normal işitmeye sahip 32 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara İşitsel Sözel Öğrenme Testi (AVLT), Görsel İşitsel Sayı Dizileri Testi B Formu (GİSD-B), Spectral-Temporally Modulated Ripple Test (SMRT), Rastgele Aralık Tespit Etme Testi (RATET), Türkçe Matriks Testi (TMT) ve Konuşma, Uzaysal Algı ve İşitme Kalitesi (KUİK) Ölçeği uygulanmıştır. Gruplar arası farklar ve testler arası ilişkiler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: AVLT sonuçlarına göre, gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05).GİSD-B'nin işitsel-sözel, işitsel-yazılı ve işitsel uyarım alt testlerinde, çalışma grubunun puanları anlamlı düzeyde daha düşük elde edilmiştir (p<0,05); ancak görsel-sözel, görsel-yazılı ve görsel uyarım alt testlerinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir (p>0,05). GİSDB'nin işitsel-sözel, işitsel-yazılı, toplam puanı ile SMRT, RATET, TMT, KUİK arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). AVLT'nin A1-A5 ortalama puanı, A6 puanı ile SMRT, TMT, KUİK-konuşma algısı arasında anlamlı ilişkiler gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda, işitme cihazı kullanan yetişkinlerde işitsel beceriler ile bilişsel işlevler arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. İşitme cihazı kullanan bireylerin, normal işiten bireylerle benzer öğrenme, uzun süreli bellek ve görsel kısa süreli bellek performansı gösterdiği; ancak işitsel kısa süreli bellek performanslarının daha zayıf olduğu belirlenmiştir. Düzenli işitme cihazı kullanımının, bilişsel işlevlerin korunmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Bimodal koklear implant kullanıcılarında konuşmayı işlemleme stratejisi ve zaman senkronizasyonunun spektrotemporal çözünürlüğe etkisinin incelenmesi
Amaç: Çalışmamızda, gecikme uyumsuzluğu ortadan kalkan ve devam eden bimodal koklear implant kullanıcılarında, gürültüde konuşmayı ayırt etme performansı ile spektral ve temporal çözünürlük becerilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda senkronize ayar yapılan bireylerde sabit ve değişken hızdaki konuşmayı işlemleme stratejilerinin zamansal senkronizasyona uyumu da incelenecektir. Yöntem: Çalışmaya 15-45 yaş aralığında 41 bimodal koklear implant kullanıcısı katılmıştır. Katılımcılar zamansal uyumsuzluk özelliğine sahip olup olmama durumuna göre iki gruba ayrılmıştır (20 Cochlear, 21 Med-el). Katılımcılara sırasıyla Modülasyon Tespit Etme (easy MDT) testi ve Rastgele Boşluk Ayırt Etme Testi (RGDT), Spektral-Temporal Modülasyon Ayırt Etme Testi ve Türkçe Matrix Testi uygulanarak ilk oturum verileri asenkron modda toplanmıştır. Med-el grubunda, katılımcılarının işitme cihazlarının marka ve modeline göre gecikme uyumsuzlukları koklear implant yazılımı üzerinden giderilmiş ve Fine Structure Processing (FSP) ve Continuous Interleaved Sampling (HDCIS) stratejilerinin kombinasyonu kullanılarak, ve yalnızca HDCIS kullanılarak (ayrı ayrı senkron modda tekrar edilmiştir.Bulgular: Çalışmamızda, Med-el kullanıcılarında FSP stratejisinin kullanıldığı senkron modda RGDT kompozit skorunda, easy MDT, Adaptif ve Non Adaptif Matrix testlerinde anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Asenkron modda yapılan karşılaştırmalarda üreticiler arasında yapılan karşılaştırmalar anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: Sonuç olarak, zamansal uyumsuzluğunun ortadan kalkması koklear implant ve işitme cihazı arasındaki entegrasyonu iyileştirir. Bu sayede bireyin hem temporal çözünürlük hem de gürültüde konuşmayı anlama performansı iyileşir. Zamansal uyumsuzluğun giderilmesi bimodal kullanımın faydasını artıran ve bu konudaki geniş varyansı daraltan etkilerden biri olarak düşünülmeli, kullanıcıların implant ayarını bireyselleştirmek için kullanılmalıdır.
Keman çalan müzisyenlerde sağ ve sol kulak arasında işitme fonksiyonlarının odyolojik testlerle değerlendirilmesi
Birçok müzik türüne uyum sağlayan, neredeyse her müzik parçasına sesiyle eşlik eden, duyduğumuz her müzik sesinde melodisiyle var olan keman, işitme kaybına neden olacak şekilde, yüksek seviyede müzik sesi üretebilen bir enstrümandır. Keman çalarken müzisyenin sağ kulağına gelen ses şiddeti 80-90 dB iken sol kulağa gelen ses şiddeti seviyesi 85-105 dB aralığındadır. Bu sol kulağın sağ kulağa göre daha yüksek ses şiddetine maruz kaldığını göstermektedir. Chasin (2011). Bu nedenle yüksek şiddette müzik sesi üretebilen kemanın özellikle tutuş şeklinden dolayı, sağ-sol kulak arasında anlamlı bir işitme farkının olup olmadığının tespiti yanında keman sanatçılarında, mesleki başarıda düşüşe yol açabilecek olası işitme kaybı riskinin önlenebilmesi, erken dönem teşhisi ve koruyucu tedbirlerin gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaya uzun yıllar boyunca keman çalan, konservatuar mezunu, profesyonel olarak müzikle ilgilenen dolayısıyla her gün çalışma ve egzersiz yaparak müzik/gürültü sesine maruz kalan, 18-55 yaş arası kadın ve erkek yetişkin keman sanatçısı bireyler ile müzikle ilgisi olmayan ve enstrüman çalmayan 25 kişiden oluşan kontrol grubu dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara saf ses odyometri, yüksek frekans odyometri, otoakustik emisyon testi ve timpanogram ölçümleri ile odyolojik değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızda keman sanatçısı grubu ve kontrol gruplarında veriler cinsiyete göre, sağ ve sol tarafa göre ayrı ayrı karşılaştırılmıştır. Sol kulak Yüksek Frekans 9000, 10000, 11200, 12500, 14000 ve 16000Hz ölçümlerinde çalışma ve kontrol gruplarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. (p<0,05). Sol kulak Yüksek Frekans 9000, 10000, 11200, 12500, 14000 ve 16000Hz ölçümlerinin tamamında çalışma grubunun ortalamasının kontrol grubunun ortalamalarından daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda keman sanatçısı katılımcıların saf ses odyometri eşikleri beklenenden daha iyi sonuçlar verirken, sol kulak kulak 4000 Hz ölçümü için hesaplanan ortalama değerin kontrol grubundan yüksek olduğu izlenmiştir. Sağ-sol kulak karşılaştırmasında yüksek frekans 14000 Hz'de sol kulakta sağa göre daha zayıf eşiklerin kaydedilmesi işitme kaybı risk tespiti için standart odyometri saf ses eşikleri ile birlikte yüksek frekans odyometri eşiklerine de bakılmasının önemli olduğunu düşündürmektedir.
Biotinidaz eksikliği tanısıyla tedavi gören pediatrik hastalarda işitmenin değerlendirilmesi
Biotinidaz eksikliği (BD), vitamin olan biotinin, vücuda alımından sonra dönüşmesini sağlayan biotinidaz enziminin eksikliği sonucunda ortaya çıkar. BD otozomal resesif (OR) geçişli hastalıklar arasındadır (www.genetiks.com.tr). Sensorinöral işitme kaybı dahil olmak üzere nörolojik ve kutanöz semptomlar ile karakterizedir. (Heller, Stanley, Shaia, Sismanis, Spencer ve Wolf, 2002). Türkiye'de akraba evliliklerinin tercih edilmesi sonucu genetik geçişli olan BD görülme sıklığı dünya ortalamasının çok üzerinde bir oran olan 1:11.000 olarak bildirilmektedir (İçke, Genç, 2017). BD olan yenidoğanların tedavi edilmemesi durumunda %75'inde işitme kaybı gelişebilmektedir. BD sonucu oluşan semptomlar arasında bulunan işitme kaybının, erken dönemde tedavi ile birlikte önüne geçilebilmektedir (Nance,2003). Bu nedenle çalışmamız BD tanısıyla tedavi gören pediatrik hastalarda işitmenin değerlendirilmesine yönelik olarak yapılmıştır. Metabolik tarama testleri sayesinde erken evrede tanılanan BD vakalarında başlanan tedavi sonrası objektif test bataryaları kullanılarak işitme seviyesi tespit edilmiştir. BD olan hastalarda gelişen işitme kayıpları geri dönüşümsüz olduğundan erken tanı ve tedavi ile BD olgularında işitme ile ilgili semptom gelişip gelişmediğinin kontrolü sağlanarak, tedaviye rağmen gelişebilecek işitme kayıplarının da tespitiyle duruma dikkat çekilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın deney grubuna BD tanısı ile tedavi gören 5 aylık ile 65 aylık arasında değişen 9 kız ve 12 erkek olmak üzere toplam 21 çocuk dâhil edilmiştir. Deney grubu katılımcıların %90,5'i ilk 30 günde, geri kalan %9,5'i ise 31-60 günde tanı almış ve tedavileri başlanmış bireylerdir. Katılımcılar, demografik özellikleri benzeyen normal işitmeli 20 çocuk ile karşılaştırılmıştır. Katılımcılar odyolojik yönden değerlendirmeye alınmıştır. İşitsel Uyarılmış Beyinsapı Potansiyel (BİUP) kayıtlarının alınması ile her iki grup katılımcılarının işitmelerinin normal seviyede olduğu tespit edilmiştir. Bilateral BİUP kayıtlarından edinilen bilgi ile I., III. ve V. dalga latansları ile I-III, III-V, I-V interpeak latansları karşılaştırılmıştır. Deney ve kontrol grubu arasında 6 kHz Tone Burst uyaran ile yapılan BİUP kayıtları karşılaştırıldığında deney grubunda I., III. ve V. dalga latansları ile I-III, III-V, I-V interpeak latans aralıkları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiştir (p<0,005). Yaş ve cinsiyet değişkenine göre yapılan istatistiksel analizlerde anlamlı düzeyde farklılık belirlenmemiştir (p>0,005). Click uyaranla yapılan BİUP kayıtları karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı düzeyde farklılıklar gözlenmemiştir (p>0,005). Aynı zamanda BD olanlar ile kontrol grubu Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE) testinde sinyal gürültü oranı(SNR) değerleri karşılaştırılmıştır. Deney grubu katılımcılarının sağ kulak 4 kHz puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,005). Yapılan immitansmetri ölçümlerinde komplians, gradient ve basınç değerleri bakımından tüm katılımcıların sonuçlarında benzerlik görülmüş, katılımcıların tamamında A tipi timpanogram elde edilmiştir. Elde edilen bilgiler BD olgularında erken tanı ve tedavi sonucunda işitme açısından semptom gelişmediğini göstermektedir. BİUP kayıtlarında belirlenen latans uzamalarının BD'nin santral işitmeye olan etkilerinin göstergesi olduğu ve TEOAE 4 kHz'de belirlenen farklılıkların düşük koklear rezervlerin etkisi ile ortaya çıktığı düşünülmektedir.
SWORD Çipi'nin MFA (Made For All) özelliğinin konuşmayı anlama üzerine etkisi
İşitme kayıplı bireyler işitme cihazı kullanmaya başladıkları ilk andan itibaren işitmelerinin düzeleceğini ve farklı ortamlara girdiklerinde rahatlıkla iletişim kurabileceklerini düşünmektedirler. Aslında yapılan birçok çalışma bize kulakların beyne açılan bir kapı olduğunu gösteriyor. İşitme cihazı kullanana kadar geçen zaman da beyin o seslerin yokluğuna alışır, işitme cihazı kullanılmaya başlandığında ise beyin tüm seslere uyum sağlamak için kendini yeniden yapılandırır. İşitme kayıplı bireyler, sosyal yaşantılarında, telefon görüşmelerinde ya da müzik/televizyon vs. dinlerken işitme cihazlarının yetersiz kaldığını belirtmektedirler. İşitme kaybına sahip bireylerin çektiği en büyük zorluklardan biri de telefon görüşmesi sırasında telefon ahizesinden gelen ses sinyalinin parazitlenmesinden kaynaklı olarak konuşmaları anlamakta güçlük çekmeleridir. İşitme cihazı üreten markalar, tüm bu zorluklara karşı zaman içerisinde farklı teknolojiler geliştirmişlerdir. Günümüzde aktif olarak Bluetooth teknolojisi kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, unilateral ya da bilateral işitme cihazı kullanıcılarında, direkt bağlantı özelliğinin, gürültülü ve gürültüsüz ortamlarda test edilerek, kelimeleri anlamada kullanıcıya sağladığı faydalarının araştırılmasıdır.
Notch terapisinin subjektif tinnituslu bireylerde değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı subjektif tinnitusa sahip bireylerde Notch Terapi uygulamasının Tinnitus Engellilik Anketi ve Beck Depresyon Ölçeği ile değerlendirilmesidir. Bu çalışmaya 18 yaş ve üstü bilişsel, duyusal ve sözel iletişim kurmayı engelleyen bir problemi olmayan 30 kişi dahil edilmiştir. Sensörinöral tipte hafif-orta dereceli işitme kayıplı olan sübjektif tinnitusa sahip kişiler seçilmiştir. Tinnitus ölçümleri kapsamında tinnitus pitch ve tinnitus loudness belirlenmiştir. Unilateral ya da bilateral Notch Terapi özelliğine sahip işitme cihazı kullanan kişiler esas alınmıştır. Çalışmada Notch Terapi özelliği bulunan işitme cihazı kullanılmış olup vakaların tümü yeni teşhis konulup merkezimize başvuran kişilerden oluşmaktadır. Beck Depresyon Ölçeği ve Tinitus Engellilik Anketleri; vaka ilk başvurduğunda terapi uygulamasına başlamadan önce bir kez, terapiye başladıktan 3 hafta sonra ve terapi başlangıcından 6 hafta sonra uygulanmış ve anket sonuçları arasındaki puan değişimi oransal olarak hesaplanmıştır.
Düşük gelirli ailelere mensup işitme engelli çocukların tedavisinin ve eğitiminin kıyaslanması
Amaç: Bu çalışma düşük gelirli ailelere mensup işitme engelli çocuklarının tedavisinin ve eğitiminin kıyaslanması ve etkili olabilecek etmenleri belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırmada maddi durumu iyi işitme engelli ve maddi durumu iyi olmayan işitme engelli 9-17 yaş grubunda bulunan çocukların tedavi ve eğitim düzeylerini belirlemek, her iki gruptaki çocukların yaşı, cinsiyeti, ebeveynlerin öğrenim düzeyi, işitme engelin derecesi, cihaz kullanma durumu, eğitime başlama yaşı, ailenin maddi gelir düzeyi, çocuğun haftalık aldığı ders saati gibi değişkenlerin eğitim düzeyinde ve tedavi sürecinde farklılık yaratıp yaratmadığını ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Yöntem: Araştırmaya İstanbul ilinde bulunan Rehabilitasyon merkezine devam eden işitme engelli çocuklar katılmıştır. Çalışma kapsamında araştırmaya 10 kız 10 erkek olmak üzere toplam 20 çocuk taramaya alınmıştır. Bu çalışmada 5 kız ve 5 erkek çocuk eğitim saati yüksek olan geri kalan 5 kız ve 5 erkek çocuk ise eğitim saati sabit olan çocuklardan seçilmiştir. Araştırmada 'Ders Veren Öğretmenlere Yönelik Gönüllü Onam Formu' ile 'Anne- Babalara Yönelik Gönüllü Onam Formu' kullanılmıştır. Çalışmaya işitme kaybı derecesi (hafif-orta-ileri) aynı olan çocuklar katılmıştır. Anket sorularına verilen cevaplar 7 puan üzerinden değerlendirilmiş ve yüksek puanlar daha fazla memnuniyeti göstermiştir. Bulgular: Anket uygulaması yapılan 8 saat ders alan çocuklar ile 8 saatten fazla ders alan çocuklar arasında dil gelişim, sosyal gelişim, motor gelişim gibi alanlarda istatiksel olarak anlamlı farklar saptanmıştır. Bu çalışma alınan ek derslerin çocukların gelişimsel özellerinkilerinde büyük etki yarattığı, ders saatlerinin daha sık olmasının çocukların özellikle dil gelişimlerinde olumlu etkiler yarattığı saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda; aileye ve öğretmenlere uygulanan anketlerle ders saati standart olan işitme engelli çocukların ek ders alan işitme engelli çocuklardan eğitim seviyelerinin daha geride olduğu, alınan ek derslerin işitme engelli çocukların normal işiten akranlarıyla gösterdikleri gelişim seviyeleri aynı seviyede olmasa bile yakın seviyede seyrettiği sonucuna varılmaktadır. Çocukların ders saatlerinin artırılması tedavi ve eğitim sürecinde olumlu sonuçlar yarattığı bilgilerine varılmıştır.
Otizm spektrum bozukluğu tanısı alan çocuklarda DPOAE test bataryası ile işitmenin değerlendirilmesi
2013 yılına kadar "Yaygın Gelişimsel Bozukluk" olarak ifade edilen Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), 2013'te DSM-5'in yayınlanması ile bugünkü ismini almıştır. Tanıda; iki temel hedef basamağı üzerinden ilerlemektedir. İlki toplumsal alanlarda iletişim ve etkileşimdeki yetersizlikler, ikincisi ise birey tarafından kısıtlandırılmış ve rutine bindirilmiş ilgi alanlarıdır. Amerikan Psikiyatri Birliği (2013). OSB, yaşamın ilk yıllarında ortaya çıkar ve etkileri birey üzerinde yaşam boyu devam eder. (Asha. org., t.y.). Otizmli evlada sahip ailelerin yakındığı bir diğer klinik tablo yüksek işitsel hassasiyet (hiperakuzi) durumudur. OSB 'li bireyler işitsel uyaranlara karşı genellikle öngörülemeyen ve aşırıya kaçan tepkiler vermektedir. Tager-Flusberg, Paul ve Lord ( (2005); Klintwall, Holm, Eriksson, Carlsson , Olsson ve Hedvall (2011). İşitme; bir kaynaktan çıkıp, atmosferde yayılan akustik dalgaların, dış kulak yolundan iç kulağa transfer edilmesi, iç kulaktaki sinir hücrelerinin de uyarılmasıyla karakter ve anlam kazanarak üst merkezlere iletilmesiyle oluşur. Akyıldız (1998). İşitme sistemi değerlendirilirken objektif ve subjektif olarak adlandırılan test bataryaları kullanılmaktadır. Periferik işitsel fonksiyonun değerlendirilmesinde otoakustik emisyonlar önemli bir yere sahiptir. Otoakustik emisyon testi, kısa sürede yapılabilmesi, kolay uygulanılabilirliği, sonuçlarının kolaylıkla yorumlanabilmesi ve hastanın aktif katılımına ihtiyaç olmaması (objektif) onu son derece önemli kılmaktadır. OAE 'lar temelde uyaran tipine göre; uyarılmış (Evoked) ve spontan (SOAE) olmak üzere ikiye ayrılırlar. Uyarılmış OAE 'lar ise kendi içinde stimulus frekans otoakustik emisyonlar (SFOAE), geçici uyarılmış otoakustik emisyonlar (TEOAE) ve distorsiyon ürünü otoakustik emisyonlar (DPOAE) olmak üzere üç çeşittir. Bu çalışma, DSM-5'e göre otizim tanısı almış çocukların işitsel uyaranlara karşı verdikleri aşırı tepkinin, kokleada bulunan sensöriyel mekanizmayla ilişki olup olmadığı düşüncesinden doğmuştur. Çalışmada; 6-17 yaşlarında normal işitmeye sahip sağlıklı 20 gönüllü bireye ait sağ ve sol kulak olmak üzere 40 kulak (Kontrol grubu) ve 6-17 yaş arası normal işitmeye sahip OSB tanısı almış 20 bireye ait sağ ve sol kulak olmak üzere 40 kulak (Otizm grubu) DPOAE kullanılarak değerlendirildi. 1 kHz.-1.5 kHz.-2 kHz.-3 kHz-4 kHz ve 6 kHz. 'de, sinyal gürültü oranları (SNR) ve amplitüde değerleri (λ) değerlendirildi. Bu çalışmada otizmli bireylerin DPOAE değerleri, kontrol grubuna göre SNR değerlerinde (3-4-6) kHz. 'de ve amplitüde değerlerinde (4-6) kHz. 'de yüksek olarak elde edilmiştir (p<0,05). Çalışma sonuçları otizmli çocukların iç kulak kaynaklı hiperakuziye sahip olabileceklerini düşündürmüştür. Ancak başka çalışmalarda santral işitsel yollar ve medial olivokoklear sistem uyumsuzlukların da hiperakuziye neden olabileceği ileri sürülmüştür. Bu nedenle ileriki çalışmalarda, hem iç kulağı hem de limbik sistemi değerlendiren çalışmaların kombine bir şekilde yapılması bu problemin çözümü için faydalı olabilir.
İtfaiye erlerinde stresin sese etkisi
İtfaiye erleri, yoğun iş yükü ve hayati tehlike arz edecek olaylarla bire bir karşılaşmaları nedeni ile stres düzeyi yüksek bir meslek grubudur. Stres düzeyi yüksek mesleklerde çalışanların ses kalitesinin etkilendiği bilinmektedir. Bu tez çalışmasında stres düzeyini ölçmek amacıyla ASÖ (Algılanan Stres Ölçeği) anketi kullanılmıştır. Elektroglottografi cihazı ve Laryngograph Speech Studio programı kullanılarak itfaiye erlerine ses ölçümü yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Avcılar ve Kıraç İtfaiye İstasyonunda çalışan 25 itfaiye eri oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan tüm bireyler erkektir. Çalışmada elde edilen akustik analizlerde temel frekans (F0), % Jitter ve % Shimmer, MFZ parametreleri ile ASÖ puanları ve demografik anket verileri SPSS istatistik programı kullanılarak karşılaştırıldı. Çalışmamızda sigara kullanan ve kullanmayan bireyler arasında hijyen öncesi ve sonrasında yapılan pertürbasyon parametrelerine göre F0 ve %jitter parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0.05). Stres puanı yüksek bulunan bireylerin sadece geniş bantta F1 /İ/ ölçümünde negatif yönde anlamlı bir ilişki görülürken, diğer değerlerde anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Bunun nedeni, pandemi döneminin getirdiği kısıtlamalardan dolayı çalışmaya katılan gönüllü kişi sayısının azlığı olabilir. Çalışmamıza katılan bireylerin stres düzeyleri karşılaştırıldığında ise dar ve geniş bantta shimmer /I/ harfi ölçümünde anlamlı fark bulunmuştur. Buna göre, stres düzeyi yüksek olanların dar ve geniş bantta shimmer /I/ ölçümleri, stres düzeyi düşük olanlara göre daha düşüktür. Çalışmamızın sonunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde itfaiye erlerinin iş yükünün hafifletilmesiyle birlikte stres düzeylerinin en aza indirilmesi için terapi ve etkinlikler düzenlenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Ses kalitesinin korunması için doğru nefes alma ve sesi düzgün kullanma konusunda eğitim programları oluşturulabilir.
Vestibüler sistem değerlendirmesinde kullanılan nörolojik testlerden tandem duruş testi'nin multipl skleroz ve sağlıklı bireylerde değerlendirilmesi
Merkezi sinir sisteminin kronik immün hastalıklarından biri olan Multipl Skleroz (MS), yaşam boyu sürmek ile beraber birçok fiziksel ve bilişsel ve vestibüler engellere yol açabilmektedir. MS'li bireylerin neredeyse tamamını etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle çalışmamız 18- 30 yaş arasında 20 sağlıklı birey ve 20 MS'li birey arasındaki vestibüler alanda denge farkını değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmamızda iki deney grubunda Tandem Duruş Testi uygulandı. Tandem Duruş Testi vestibüler değerlendirme için kolay uygulanabilir maliyeti düşük ve güvenirliği yüksektir. Bu testte hastayı düz bir zeminde ayaklarından birini öne alarak diğer öne aldığı ayak topuğunu öteki ayağın parmak uçlarına dokunur vaziyette eller yanda hizalı gözler açık ve karşıya bakarak 30 sn postürünü ve duruşu koruması beklendi. 30 sn boyunca aynı pozisyonda kalmayı başaran birey testte başarılı sayılırken 30 sn'nin altında kalanlar testte başarısız sayıldı. Katılımcıların yaş ortalamaları 26,12±2,99; hasta grubu katılımcıların yaş ortalamaları 26,85±2,41 ve sağlıklı grup katılımcıların yaş ortalamaları 25,40±3,38'dir. Hasta grup katılımcıların en küçüğü 21 yaşında en büyüğü 30 yaşında; sağlıklı grup katılımcıların en küçüğü 19 en büyüğü 30 yaşındadır. Hasta katılımcıların %70'i denge parametresi ölçümleri sonucunda geçti, %30'u denge parametresi ölçümleri sonucunda kaldı olarak tespit edildi. Sağlıklı katılımcıların %95'i denge parametresi ölçümleri sonucunda geçti, %5'i denge parametresi ölçümleri sonucunda kaldı olarak tespit edildi. Yapılan ki-kare analizi sonucunda katılımcıların hasta ve sağlıklı olma durumları ile denge parametresi geçme durumları arasındaki- kare test değeri X2: 4,329 ve anlamlılık düzeyi p:0.037 olarak bulunmuş olup p<0,05 olduğundan istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunduğu tespit edildi. MS'li bireylerde denge arkı sağlıklı bireylerden farklılık göstermiş ve sağlıklı bireylere göre iki grup arasında anlamlı bir fark gözlemlendi. MS hastalarının sağlıklı bireylere göre denge düzeyi olarak daha düşük olduğu tespit edildi.
Özel eğitim öncesi ve sürecinde işitme cihazı veya koklear implant uygulanan çocukların deneyimleri
İşitme kaybı nedeni ile işitme cihazı veya koklear implant kullanan çocuklar, işitme kaybı derecesine ve aldığı özel eğitime göre normal işitmeye sahip çocuklardan farklılık gösterirler. Bu fark dil gelişimi, bilişsel, motor ve psiko-sosyal gelişim alanlarında belirgindir. Çevre seslerini yeterli düzeyde duyamadıkları için konuşma, anlama ve kendini ifade etmede zorluklar yaşarlar. Anlaşılamadıkları takdirde hırçın, sinirli ve agresif tutumlar gösterebilirler. Yeterli iletişim kuramamaları, arkadaş edinme ve sosyal hayata uyumda sıkıntılar yaşamalarına neden olabilir. Bu problemler işitme engelli bireyi doğrudan etkilemekle birlikte bulunduğu aile ve çevreyi de etkilemesi nedeni ile toplumsal bir özellik taşır. İşitme kaybına ek olarak geç tanılanma, geç cihazlanma ile birlikte bilişsel düzeyi ve öğrenme stilleri gibi bireysel özelliklerin yanında ailesel faktörler, ailelerin tutumları, eğitim ve sosyo-ekonomik düzeyi ile özel eğitim merkezlerinde yaşanan sorunlar çocuğu olumsuz etkiler. İşitme kaybı olan çocuklarda özel eğitim sürecinde ve öncesinde yaşanan psiko-sosyal ve duygusal sorunların yanında davranış sorunlarının da tespit edilmesi gerekir. Zamanında önlem alarak ve düzenlemeler yaparak gelişebilecek problemleri en az seviyede tutmak önemlidir. Ailelerin bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi konusunda rehberlik ve danışma hizmetinin uzman kişilerce yürütülmesi gerekir. İşitme kayıplı çocuğun tanısı, takibi, bakımı, desteklenmesi, toplumsal ve ruhsal yönden eğitilmesi, topluma ve kendine kazandırılması temel hedeftir. Bu hedefin multidisipliner olması ekip çalışmasını zorunlu kılar. Odyolog, özel eğitim merkezlerinde görev yapan multidisipliner ekibin vazgeçilmez bir üyesidir. Bu tez çalışmasında özel eğitim öncesinde ve sürecinde dil gelişimi, psiko-sosyal, duygusal ve davranışsal problemlerin erken fark edilerek önlenmesi için yöntem geliştirmek amaçlanmıştır.
25-65 yaş arası erkek ve kadın öğretmenlerin işitme kayıpları, işitme sağlığına verdikleri önem ve tükenmişlik düzeyleri
Yetişkin bireylerde işitme düzeyini gösteren ölçek ile bireyin yaşadığı çevrede duyduğu sesleri işitme, işittiğini anlama ve yer tespitinde ne kadar iyi olduğunu belirlemek amaçlanmaktadır. İşitme sağlığında meydana gelen bir problem istenmeyen sorunlara yol açmakta eğitimcinin ilerleyen yaşlarında zorlu süreçlere girmesine neden olmaktadır. İşitme kaybında kişinin dikkatinde azalma, sözlü iletişimde zorlanma, hafızada zayıflama, iş veriminde düşme, psikolojik sorunlar ve sosyal hayattan uzaklaşma görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek kısa zamanda duyguları gözlemlemek amacıyla geliştirilmiştir. Bireyler sosyal yaşantısında psikolojik sorunlarla başa çıkabilmek için çevresindeki insanların yardımları doğrultusunda bazı girişimlerde bulunup başarılı veya başarısız olabilmektedir. Meslek hayatlarında yaşadıkları problemlerin duygularına ne sıklıkla yansıdıklarını belirtmeleri amacıyla Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ile tükenme durumlarını değerlendirme imkânı bulmaktadır. Tükenmişlik ile insanların bir arada yaşadığı toplumda çevresine karşı beslediği tüm olumlu duygu ve düşünceler zaman içerisinde azalmaya başlamaktadır. Bu tükenmişlik bedensel olabileceği gibi duygusal da olabilmektedir. Duygusal açıdan yaşanan tükenmişlik, karşılıklı ilişkilerde ilginin kaybolması, duygularda azalma bununla beraber sosyal yaşantıdan uzaklaşmaya neden olmaktadır. Tükenmişlik durumu olduğu düşünülen kişilerin topluma kazandırılması ve tükenmişliklerin tespitini yapmak amacıyla tükenmişlik düzeylerini ölçen materyaller geliştirilmiştir. Bu çalışma; 25-65 yaş arası öğretmenlerin işitme kayıplarının tespitini yapmak, işitme sağlığına verdikleri önemi belirtmek ve tükenmişlik düzeylerini saptamak amaçlı yapılmıştır. Öğretmenlere KUİK Ölçeği, Duygudurum Profili Ölçeği, Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu ve kısaltılmış versiyonu uygulanmış olup meslek hayatlarında yaşadıkları duyguların neler olduğunu ve ne sıklıkla yaşadıklarını, işitme kayıplarının tükenmişlik düzeylerine etkilerini ve normal işiten kişilerle karşılaştırmasının yapılmasını amaçlayan bir çalışma olmuştur. Çalışmada 25 katılımcıya erişilmiştir. Katılım sağlayan kadın (n=17) ve erkek (n=8) öğretmenler 25-44 yaş aralığı ve 45-65 yaş aralığı olarak iki grupta toplanmıştır. İşitme düzeyini gösteren ölçeğe bakıldığında normal işitmeli öğretmenlerin ortalamasının işitme kayıplı öğretmenlerinkinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Duygu değişimlerini gösteren ölçek skorları ile işitme kayıplı bireylerin ortalamasının, normal işitmeli bireylerin ortalamalarından daha fazla değer aldığı bulunmuştur. Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış formu skorları gruplar değişkenine göre incelendiğinde, normal işiten kişilerde tükenmişliğin olmadığı işitme kayıplı kişilerde ise tükenmişlik durumu olduğu görülmüştür. Öğretmenlere ait Tükenmişlik Ölçeği'nin kısaltılmış versiyonu skorları ile normal işiten kişilerde bir tükenmişlik olmadığı işitme kayıplı bireylerde ise tükenmişlik için tehlike sinyalleri verdiği söylenebilir. Öğretmenlerimize uygulanan ölçekler sonucu işitme düzeyleri, duygu değişimleri ve tükenmişlik düzeyleri tespit edilmiştir.
Koklear implant kullanan çocukların implant cihazını günlük kullanım sürelerine göre konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi
Çocukların gelişiminde oldukça önemli olan işitsel algı yaşam boyu devam edip; İletişim becerilerinin temelini oluşturmaktadır. İşitsel algı; seslerin ve konuşmanın tanınması, anlamlandırılması ve yorumlanmasını sağlamaktadır. Bu çalışma koklear implantlı hastaların işitsel performanslarının gelişimini analiz etmek amacıyla yapıldı. Hastaların implant cihazını günlük kullanım sürelerinin, yaşı, cinsiyet ve işitsel performanslarına etkileri araştırıldı. Çalışmada konjenital ve prelingual dönemde işitme kaybına uğrayan ve 2 yaşından önce tek taraflı koklear implant uygulanan 60 hasta seçildi. Çalışmaya 7, 8 ve 9 yaşında düzenli rehabilitasyon eğitimi alan hastalar işitsel performansları yönünden değerlendirildi. Değerlendirilmeler yapılırken, Anlamlı İşitsel Deneyim Skalası (MAIS), Dinlemenin Gelişim Profili (LiP) ve Tek-İki-Üç Heceli Kelimeleri Tanıma Testi (MTP) kullanıldı. Cihazın günlük kullanım süreleri 0-7 saat, 8-16 saat ve 17 saat ve üzeri olarak 3 gruba ayırdık. Yapılan testlerin sonuçları hastaların cihazı günlük kullanım sürelerine, cinsiyetlerine ve yaşlarına göre değerlendirildi. Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre cihaz kullanım süreleri (0-7 saat, 8-16 saat, 17 saat ve üzeri) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). Cinsiyet açısından yapılan değerlendirmede Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre kız ve erkek çocukları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı görüldü (p>0,05). Çalışmamızda Lip/Mais/Mtp Puanlarına göre yaş grupları (7 yaş, 8 yaş, 9 yaş) arasında istatistiksel anlamlı olarak bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuç olarak koklear implant kullanıcılarının gün içerisinde implant cihazlarını daha sık kullanmaları; dinleme, sesleri fark etme, sesleri anlamayla birleştirme, kelimeleri tanıma, sese tepki gösterme, sesi ayırt etme ve sesi tanımlama becerilerine katkı sağlayıp konuşma skorlarını arttırıldığı tespit edilmiştir.
COVİD 19 sonrası ses analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, covit 19 rahatsızlığı geçiren bireylerin ses kalitelerinin etkilenmesini ve konuşmanın akustik ve nazal yapısı üzerindeki değişiklikleri değerlendirmektir. Metod: Çalışmaya 26 - 40 yaş arası 100 birey katılmıştır. Çalışmada katılımcılara 2 saniye süre ile /a/, /e/, /i/, /ı/, /o/, /ö/, /u/, /ü/, /m/, /n/ fonemleri söyletilmiştir. Elektroglottografi (EGG) cihazı ile sessiz bir ortamda alınan kayıtlar kaydedilmiştir. Multi Dimensional Voice Programı (MDVP) ile yapılan ses analizi ile vokal shimmer, vokal jitter yüzdelikleri ile temel frekans (F0) ve harmonikleri ve nazalans değerlendirilmiştir. Bulgular: Akustik analizlerin sonuçlarına göre, uygulanan covid 19 rahatsızlığı geçiren ve geçirmeyen sağlık çalışanlarının karşılaştırıldığı çalışmamız da; Temel frekans geniş ve dar band ölçümleri karşılaştırıldığın da "/a/, /m/ , ve /n/" fonemlerinde azalma gözlenirken diğer fonemlerde herhangi bir değişim gözlenmemiş ve seslilerin süresinde hiçbir değişikliğe sebep olmamıştır. Jittter geniş ve dar band ölçümleri karşılaştırıldığın da "/ı/, /u/, /ü/,/e/, /m/, /n/ " fonemlerin de istatiksel olarak anlamlı artış gözlemlenmiştir. "/o/,/ö/,/i/ " seslerinde herhangi bir değişim gözlenmezken HNR sadece "/u/" sesinde artış göstermiştir. Sonuç: Covid 19 rahatsızlığını geçirmiş olmak ünlü ses kalitesini kalıcı olarak değiştirme potansiyeline sahip değildir. Elde edilen bulgulara göre hafif düzeyde bir etkilenme gözlense de sesler tekrar eski durumuna dönmektedir. Bu virüsün ses üzerine etkisinin olmadığı düşünülmüştür
Genç erişkin kardiyopulmoner bypass hastalarında medial-olivokoklear(MOC) refleks cevapları
Koroner hastalıklarda revaskülarizasyon ihtiyacına gereksinim duyulan hastalarda kardiyopulmoner bypass cerrahisi uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı kardiyopulmoner bypass cerrahisi uygulanan hastaların medial-olivokoklear refleks (MOC) cevaplarının cerrahi öncesi ve sonrası karşılaştırılarak etkilenme düzeylerinin belirlenmesidir. Bu çalışmaya 40'ı koroner arter bypass (KAB) ameliyatı olan, 40'ı herhangi bir kalp damar hastalığı olmayan birey katılmıştır. KAB ameliyatı olan hastalara ameliyat öncesinde ve sonrasında timpanometri, safses odyometrisi, transient otoakustik emisyon (TEOAE), ve supresyonda emisyon testleri yapılmıştır. Cerrahi öncesi ve sonrası sonuçlar istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Koroner bypass grubu olguların cerrahi öncesi TEOAE değerleri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların TEOAE ölçümünün cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası değerindeki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Vaka grubu olguların cerrahi öncesi suprese TEOAE değeri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların 1k Hz suprese TEOAE ölçümünün cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası değerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmamış diğer tüm frekanslarda anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Saf ses odyometri sonuçlarına göre vaka grubu olguların preop ve postop değerleri, kontrol grubu olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Olguların preopa göre postop sonuçlarında ise sağ kulak 8000, sol kulak 500, 1000, 2000 ve 4000 hertz frekanslarında değişim anlamlı bulunmuştur. Kokleanın stria vaskülaris kısmı yüksek derecede mikrovasküler yapıya sahiptir. Endoteldeki permeabilite artışı endolenfteki elektrolit dengesini bozar. Bunun sonucu olarak tüy hücreleri arasındaki sinyal geçişini bozulur. Dış tüy hücreler (DTH) üzerinde sinaps yapan MOC liflerinin aktivasyonu ile de seslerin şiddetini düşürme amacıyla baziler membran cevabı inhibe olmaktadır. Hastalarımızda oluşan koklear hasara koroner bypass sonucu oluşan vasküler endotel duvarının etkilenmesinin neden olabileceğini düşünmekteyiz. Ayrıca antioksidanlar ve inhibitörler oksidatif strese bağlı işitme kaybı oluşturabilmektedir. Çalışmamızdaki hastalarımızda da bypass cerrahisi nedeniyle oksidatif strese maruz kalarak ve işitme kaybı oluştuğunu gözlemledik. DTH'leri, iç tüy hücrelerine göre iskemiye daha hassastırlar. Kardiyopulmoner bypass sonucu oluşan vasküler endotel hasarı iskemiye neden olarak DTH kaybına neden olmaktadır. Sonuçlarımızda iskemi sonrası oluşabilecek koklear hasarı destekler niteliktedir. Koroner hastalıklardaki artışa bağlı olarak revaskülarizasyon ihtiyacına gereksinim duyulmaktadır. Kardiyopulmoner bypass cerrahisi sonucunda koklea ve işitsel yollarda bazı komplikasyonlar gelişse de gittikçe daha çok merkez uygulanmaya başlanan alternatif ve güvenli bir yöntem olarak sağlık sisteminde önemli bir yer teşkil etmektedir. İşitme sistemini akustik travmalardan koruyan, frekans seçiciliğini güçlendiren ve gürültüde anlamayı arttıran MOC lifleri kardiyopulmoner bypass cerrahisinden önemli derecede etkilenmektedir.
COVID-19 salgını döneminde özel eğitimli bireyler ile ailelerinin yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın amacı, Covid-19 salgını döneminde özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim almaya devam eden çocukların ve ailelerinin yaşadıkları sorunları tespit etmek ve bu sorunlara çözüm önerileri sunmaktır. Çalışmaya, İstanbul ilinin Çatalca ve Beylikdüzü ilçelerindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde eğitim alan 100 çocuk ve aileleri dahil edilmiştir. Çalışmada, Türkiye'deki salgın döneminin ilk dört ayındaki tam kapanma sürecinde özel eğitime ihtiyacı olan çocukların ve ailelerinin yaşadıkları sorunları belirlemek için 20 soruluk bir anket kullanılmıştır. Ailelerin, hem çocuklarının hem de kendilerinin yaşadığı sorunları ele alarak soruları cevaplamaları istenmiştir. Bu ankette çocukların ve ailelerinin yaşadıkları sorunlara yönelik soruların yanı sıra çocukların yaşları, cinsiyetleri ve tıbbi tanıları ile ilgili sorular da yer almaktadır. Çalışmada istatistiksel analizler için IBM SPSS (IBM Corp., Windows için Versiyon 26.0) kullanılmıştır. Kategorik veriler sayı ve yüzde istatistikleri ile özetlenmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkiler ise Ki-kare testi ile çözümlenmiştir. Ki-kare tablosunda güvenilir istatistikler elde etmek için soru maddelerine ilişkin cevap seçenekleri birleştirilmiş ve exact (kesin) p değerleri hesaplanmıştır. Çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular değerlendirildiğinde; çocuklarda eğitim geriliği olduğu tespit edilmiş ve geriliğin en fazla görüldüğü alan, iletişim becerisi ve algılama olarak saptanmıştır. Ebeveynlerde bu süreçte fiziksel değişimlerin olduğu ve çoğunluğunun bu süreçte kilo aldığı gözlemlenmiştir. Yine bu süreçte ebeveynlerin çoğunun ekonomik sorunlar yaşadıkları ve hem kendilerine hem de çocuklarına virüsün bulaşması korkusu yaşadıkları saptanmıştır. Ayrıca sürecin ebeveynlerde bıraktığı olumsuz etkilerin bunalıma ve aile içi çatışmalara yol açtığı tespit edilmiştir. Cinsiyete göre karşılaştırma sonuçlarında ikinci soru olan "Çocuğunuzun bu süreçte daha agresif olduğunu düşünüyor musunuz?" sorusunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuş, diğer sorularda anlamlı bir fark elde edilmemiştir. Yaş gruplarına göre karşılaştırma sonuçlarında ise istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmamıştır.
İyileşmiş COVID-19 hastalarının odyolojik değerlendirilmesi
Amaç: Viral enfeksiyonlar periferik ve santral işitsel yollara zarar vererek, işitme duyarlılığının azalmasına yol açabilir. Çalışmada Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) geçiren bireylerde enfeksiyonun işitme sistemi üzerindeki etkilerini incelemek, bireylerin odyolojik açıdan karakteristik bulgularını saptamak ve odyolojik takibinin önemini vurgulamak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmanın deney grubuna 41 COVID-19 enfekte olmuş ve iyileşmiş birey; kontrol grubuna ise 41 sağlıklı birey dâhil edilmiştir. Deney grubunda 35 kişi hafif-orta seyirli semptomlar gösterirken 6 kişinin semptom göstermediği gözlemlenmiştir. Bireylere Odyometrik ve İmmitansmetrik Değerlendirme, Distorsiyon Ürünü (DPOAE) ve Geçici Uyarılmış (TEOAE) Otoakustik Emisyon, İşitsel Beyinsapı Cevabı (ABR) testleri uygulanmıştır. Araştırma verileri IBM SPSS 24.0 programıyla analiz edilmiştir. Anlam düzeyi tüm testlerde p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Gruplar arası karşılaştırmada timpanometri tiplerinde anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Akustik refleks eşiklerinde, saf ses ve yüksek frekans odyometri işitme eşiklerinde ve TEOAE ile DPOAE ölçümlerinin Sinyal/Gürültü oranında COVID-19 geçiren bireylerde anlamlı düzeyde farklılık (p<0,05) gözlenmiştir. ABR'de I, III, V. dalga mutlak latansları ve I-III, I-V, III-V interpik latansları karşılaştırıldığında deney grubunda anlamlı şekilde uzama saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmada COVID-19 geçiren bireylerde işitme kaybının varlığına ve tutulumuna yönelik kanıt aranarak bireylerdeki değişiklikler ortaya konmuştur. Odyometrik ve immitansmetrik değerlendirmede, TEOAE ve DPOAE testlerinde elde edilen anlamlı farklılıklar orta ve iç kulakta bir etkilenme görülmesinin kanıtıdır. Nörotrofik olduğu düşünülen koronavirüsün santral işitsel yolları etkileyen bir patolojiye ait bulgusu ABR testiyle elde edilememiştir. Gelecekteki çalışmalar için, hastalığı ciddi seyirli geçiren ve hastanede yatışı sağlanan hasta grubunun çalışmaya dahil edilmesiyle, ilerdeki çalışmaların daha tutarlı yorumlanabileceği düşünülmektedir.
Diyabetes mellitus'lu işitme kaybı gelişen bireylerde diyabet süresi ile işitme kaybı seviyesi ile arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Diyabetes Mellitus mutlak insülin eksikliği veya insüline bağlı direnç sonucu kan glukoz seviyesinin yükselmesiyle karakterize metabolik bir hastalıktır. Klinik bulguları arasında polidipsi, polifaji ve poliüri bulunmaktadır. Tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, gestasyonel diyabet ve spesifik türler olmak üzere alt sınıflara ayrılmıştır. Bireylerde insülin eksikliğine bağlı gelişen diyabete tip 1 diyabet denir. İnsülin direnci sonucu gelişen diyabet ise tip 2 diyabet olarak adlandırılır. Sağlıklı kadınlarda hamilelik sonucu ortaya çıkan diyabet ise gestasyonel diyabettir. Diyabet hastalarında kan glukoz düzeyinin yüksek olmasına bağlı olarak akut ve kronik komplikasyonlar görülebilir. Akut komplikasyonlara diyabetik ketoasidoz, hiperglisemik hiperozmolar durum ve hipoglisemi örnek verilebilir. Diyabet vücutta LDL kolesterol miktarını arttırarak lipit metabolizasyon bozukluklarına sebep olup kardiyovasküler sistemi de etkileyebilir. Ayak kısmında ise ülser oluşumuna neden olabilir. Diyabet sonucu istenmeyen birçok durum ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan akut ve kronik komplikasyonların patofizyolojisi araştırılmalı ve bireyin klinik bulguları da dikkate alınarak en uygun tedavi yöntemi seçilmelidir. İşitme;dış kulak, orta kulak, iç kulak ve bunların alt bölümlerinden ses enerji dalgalarının geçip beyne aktarılması olaylarıdır. İç kulaktaki çekiç-örs-üzengi üç küçük kemikte veya başka minik? Mini sistemler??? sistemlerde hata olması durumlarında gerçekleşecek işitme kayıplarının dereceleri farklı olabilir. İşitme kaybında yapılan testler, doğru tedavi açısından önemlidir. En uygun tedavi yöntemi seçilmelidir. Dünyada doğuştan işitme kaybı insidansı 1/800-1/1500 arasındadır. Türkiye'de bu değer yaklaşık 1/1000 kadardır. Erken tedavi, uygun sağlık çalışanı olarak odyologlarla iletişim, erken yaşta olan bu rahatsızlıkta çocukların sosyal yaşama kazandırılması açısından önem kazanmıştır. İşitme Cihazları, işitme engelinde büyük önem taşır. Yapılan testlerin sonucuna bağlı olarak uygun işitme cihazının kullanılması yaşam kalitesini yükseltecektir.
İşitme cihazı kullanan çocuklarda cihaz kullanım sorunları
İşitme cihazının doğru kullanımı işitsel gelişim, dil ve konuşma gelişimi, sosyal ve bilişsel gelişim açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı çocukların işitme cihazı sırasında karşılaştıkları sorunları belirlemek ve ebeveynleri işitme cihazı kullanımı hakkında bilinçlendirmektir. Çocuklarda işitme cihazı kullanımında karşılaşılan teknik, bireysel ve sosyal boyuttaki sorunlara dayalı 20 soruluk anket soruları çalışılmıştır. Anket çalışması Bitlis Zirve İşitme Merkezi ve Bitlis Dideban Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde yapılmıştır. Çalışmaya bilateral işitme cihazı kullanan, ek engeli bulunmayan 3-12 yaş aralığındaki çocuklar dâhil edilmiştir. Sorulara verilen cevaplarda yaşa ve cinsiyete göre karşılaştırma yapılmıştır. Yaşa göre karşılaştırma yapılırken 3-7 ve 8-12 yaş gruplaması yapılmıştır. Çalışmaya 29 'u kız ve 31'i erkek olmak üzere 60 kişi dâhil edilmiştir. Başlangıçta çalışmanın 80 kişiye uygulanacağı planlanmış fakat 20 kişi istenilen şartları taşımadığından çalışmaya dâhil edilmemiştir. Çalışmada istatistiksel analizler için IBM SPSS (IBM Corp. Windows için Versiyon 26.0) kullanılmıştır. Elde edilen kategorik veriler sayı ve yüzde istatistikleri ile özetlenmiştir. Kategorik değişkenler arası ilişkiler ise Ki-kare testi ile çözümlenmiştir. Ki-kare çözümlemesinde exact (kesin) p değerleri hesaplanmıştır. Tüm analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi % 5 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmada, ' İşitme cihazınızı kendiniz takabiliyor musunuz?' ve 'İşitme cihazınızın pillerini kendiniz değiştirebiliyor musunuz? 'sorunlarına verilen cevapların dağılımında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Yaş gurubu ilerledikçe çocukların cihazlarını ve pillerini kendileri takabildikleri sonucuna varılmıştır. Yaş gruplarına göre yapılan karşılaştırmada 'Okulda veya kreşte cihazınızı düzenli olarak takıyor musunuz?' sorusunda da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Bu soruya 3-7 yaş grubu çocukların çoğunluğu (yaklaşık %74'ü) evet cevabını verirken yaklaşık %26'sı 'bazen ve hayır' cevabını vermişlerdir. 8-12 yaş grubunda bu soruya 'bazen' cevabı veren yoktur ve yalnızca 4 kişi 'hayır' cevabını vermiştir. Buna dayanarak okul veya kreşte işitme cihazını düzenli kullanma davranışı 8-12 yaş grubu çocuklarda daha iyi bir düzeydedir diyebiliriz. Çalışmamızda cinsiyete göre yapılan karşılaştırma sonuçlarında ise anlamlı farklar bulunamamıştır.
COVID-19 sonrası işitme kaybı riski araştırılması
Koronavirusler (CoV), basit soğuk algınlığından Orta Doğu Solunum Sendromu (MERS-CoV) ve Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara neden olan büyük bir virüs ailesidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin'in Wuhan şehrinde görülen etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını 31 Aralık 2019 tarihinde yeni (novel) tip korona virüs (2019-nCoV) kabul etmiştir (WHO, 2020). COVID-19, ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi etkisini belirgin olarak göstermektedir. Nörotropik olduğu bilinen bu virüsün, hastalarda erken ve geç dönemde odyo-vestibüler sisteme nasıl bir etki yaptığı araştırılmaya değer bir konudur. Dünyanın karşı karşıya kaldığı ve henüz tam bir tedavisi olmadığı için etkisinin uzun süreceği, bu nedenle de pek çok araştırmanın konusu olacağı tahmin edilen COVID-19, odyoloji bilim dünyası için de gizemini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı yetişkin bireylerin COVID-19 enfeksiyonu esnasında ve sonrasında işitme kaybı şikayetleri olup olmadığını incelemektir. Araştırma sonucunda odyoloji literatüründe önemli bir yer tutan işitme kaybı olgusunun COVID – 19 ile ilişkisi incelenerek literatürdeki zenginliğin arttırılması amaçlanmıştır. İşitme kaybı; işitme hassasiyetindeki azalma, etraftaki sesleri algılamakta güçlük çekme, kulakta çınlama veya vızıldama gibi seslerin duyulması işitme kaybı olarak tanımlanabilmektedir. COVID-19'un doğrudan işitme ve denge sistemini etkilediğine dair yeterli bilimsel kanıt henüz mevcut değildir. Az sayıda hastada, minimal odyo-vestibüler semptomlar bildirilmekle birlikte, yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu konuda yeni belirmeye başlayan literatürdeki önemli eksik COVID-19 PCR testi pozitif olmuş vakalar üzerinde anket çalışması yapılarak işitme kaybı şikayeti tespiti yapılmasını sağlamaktır. Çalışma kapsamında COVID-19 ile işitme kaybı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmış, bu amaçla teorik yaklaşımın yanı sıra yapılan saha çalışması neticesinde elde edilen veriler analiz edilerek uygulamalı olarak da tespitlerde bulunulmaya çalışılmıştır. Anket sürecinde işitme kaybı süresi, iki kulak arasında hissedilen bir işitme durum farklılığı katılımcılar tarafından yanıtlanmıştır. Katılımcılara işitme kaybı şikayeti yanı sıra baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissi gibi vestibüler sistemi tarama amaçlı sorularda yöneltilmiştir. 92 katılımcı ile gerçekleştirilen anket çalışması işitme kaybı semptomunun geçici bir durum teşkil ettiğini, sürenin 3 hafta veya daha az olduğu kanısına varılmaktadır. Vestibüler sistemi etkileyen baş dönmesi, çınlama, kulakta dolgunluk hissinin daha sık rastlandığı ve durumun geçici olduğunu belirtilmiştir. Diğer enfeksiyonlar ile kıyasla işitme kaybı semptomunun daha hafif seyrettiği söylenebilmektedir. Genellikle rastlanan işitme kaybının türü sensörinöral tip işitme kaybı olmakla beraber COVID-19 enfeksiyonunun iç kulak bazında hasar yarattığını düşündürmektedir. Yapılan analizler sonucunda COVID-19 ile işitme kaybı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu, COVID-19 hastalığına yakalanan bireylerde işitme kaybına rastlandığı bulgusuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte yaşanan işitme kaybının geçici süreli olduğu da belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonuçları, COVID-19 hastaları ile ilgilenen sağlık personelinin bu süreçte işitme kaybı da oluşabileceğini dikkate almaları gerektiğini düşündürmektedir.
Bimodal koklear implant kullanıcılarında, sinyal işleme zaman senkronizasyonunun gürültüde konuşmayı ayırt etmeye etkisi
İşitme kaybının rehabilite edilmesinde kullanılan işitme cihazı amplifikasyonu ve koklear implant uygulaması geliştirilen yeni teknolojiler sayesinde, kullanıcının işitsel ve konuşmayı algılama performansını artırmaktadır. Bimodal kullanıcıların binaural işitmenin sunduğu avantajlardan yararlandığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Bu avantajlar her bireyde farklı olabilmektedir. Bunun nedenlerinden biri implante olmayan kulakta var olan rezidüel işitme miktarı ile açıklanmaktadır. Bimodal kullanımda ortaya çıkan sorunlardan bir tanesi bu iki farklı uygulamadan kaynaklı gecikme uyumsuzluğudur. Bu gecikme uyumsuzluğu süresi 3 ile 11ms arasında değişebilmektedir. MED-EL koklear implant teknolojisi yeni işlemci modellerinde kullandığı Tam Bimodal Senkronizasyon özelliği ile işitme cihazında sinyal işleme gecikme uyumsuzluğundan kaynaklanan probleme çözüm aramaktadır. Çalışmamızda Tam Bimodal Senkronizasyon modunun gürültüde konuşmayı ayırt etmeye etkisi değerlendirilmiştir. Çalışmamızda koklear implantlı, bimodal ve Tam Bimodal Senkronizasyon modunda Türkçe Matriks Testi ile değerlendirme yapıldı. Elde edilen kritik Sinyal Gürültü Oranı(SGO) değerleri karşılaştırıldığında; bimodal uyarım ile koklear implantlı kullanım arasında istatiksel olarak anlamlı fark çıktı (p<0,01). Bu sonuçlar literatür de yapılan çalışmaları desteklemektedir. Bimodal uyarım ile Tam Bimodal Senkronizasyon modunda elde edilen kritik SGO değerleri karşılaştırıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark çıkmadı(p=0,204; p>0,05). Ancak Tam Bimodal Senkronizasyon modundaki kritik SGO değerleri bimodal uyarıma göre düşük elde edildi (Koklear implantlı kritik SGO: 18,14±12,89, Bimodal kritik SGO: 9,49±12,25, Tam Bimodal Senkronizasyon modunda kritik SGO: 6,26±8,45). Tam Bimodal Senkronizasyon modunda serbest alanda sessizlikte yapılan Konuşmayı Ayırtetme(Speech Diskriminasyon=SD) testinden elde edilen skorlar, koklear implantlı ve bimodal uyarımda yapılan SD skorları ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark çıktı (p=0,001; p<0,01). Tam Bimodal Senkronizasyon modunda SD skorlarının yükseldiği gözlendi. Aynı şekilde koklear implantlı ve bimodal uyarımda yapılan SD skorları karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı fark çıktı(p=0,001; p<0,01). Çalışmanın sonuçları gürültüde ve sessizlikte Tam Bimodal Senkronizasyon modunun konuşmayı ayırt etme yeteneğini artırdığı yönündedir. Ancak çalışmadaki sınırlılıklar nedeniyle daha fazla araştırmanın yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Koklear implant, işitme cihazı, bimodal uyarım, Tam Bimodal Senkronizasyon, kritik SGO, Türkçe matriks testi
İşitme cihazı kullanan hastaların cihaz memnuniyetinin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
İşitme kayıpları, insanlarda doğuştan meydana gelebilecek bir durum olmasının yanı sıra yaşamlarında sonradan da ortaya çıkabilen bir durumdur. İşitme kaybı, yaşlılık, gürültüye maruz kalma, çeşitli travmalar sonrasında meydana gelebilmektedir. Her işitme kaybı olan kişi, işitme cihazı kullanma adayıdır. İşitme kaybı hastalarının birçoğu işitme cihazını kullanmazken bir kısmı da işitme cihazı kullanımından oldukça memnun kalarak hayat kalitelerinin yükseldiğini belirtmektedirler. Bu çalışmada ilk olarak işitme olgusu, kulak anatomisi ve fizyolojisi, dış kulak yapısı, orta kulak yapısı, iç kulak yapısı, işitme fizyolojisi, işitme kaybı ve düzeyleri, türleri ele alınmıştır. Ardından işitme kaybı türlerine yönelik bilgiler verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde işitme cihazları kapsamında bilgiler verilmektedir. Bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya 141 kadın 159 erkek olmak üzere toplam 300 katılımcı katılmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda katılımcıların İşitme Cihazı Memnuniyet Düzeyleri ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin yaşam kaliteleri ile kullandıkları cihaz türleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin işitme cihazı deneyim süresi, günlük işitme cihazı kullanım süresi ve işitme kaybı dereceleri ile işitme cihazı memnuniyet düzeyleri ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.
Mastoid cerrahisi yapılan hastalarda preop-postop yüksek frekans işitme eşiklerinin değerlendirilmesi
Tur cihazı kullanılarak gerçekleştirilen mastoid cerrahisinde; ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 3. ayda özellikle yüksek frekanslarda anlamlı bir işitme farkının olup olmadığının kontrolü sağlanarak, işitme sistemine olan etkilerin erken dönemde tespiti ve koruyucu tedbirlerin alınması yönünde dikkat çekmek amaçlanmıştır. Çalışmamıza mastoid cerrahisi kararı verilmiş, yaşları 10 ile 69 arasında değişen, 9 kadın (%33,3), 18 erkek (%66,7) olmak üzere toplam 27 hasta dâhil edilmiştir. Katılımcıların %40,7'si sağ kulaktan, %59,3'ü sol kulaktan ameliyat edilmiştir. Katılımcılar preoperatif dönemde saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi ve yüksek frekans odyometrisi ile değerlendirmeye alınmıştır. Aynı katılımcılar postoperatif dönemde, 3. ayda yeniden ayrıntılı incelemeye alınarak test tekrarları ile işitmede bir değişiklik olup olmadığı kontrol edilmiştir. Elde edilen verilerle yaş, cinsiyet gibi demografik özellikler oranlanmış, preop ve postop olmak üzere sağ-sol kulak işitme eşikleri istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Mastoid cerrahisinin yüksek frekanslara (9000-16000 Hz) kalıcı etkisinin olup olmadığını tespit etmek üzere yaptığımız çalışmada: Yüksek frekans işitme eşiklerinin sağ ve sol kulakta operasyon öncesi ve sonrası karşılaştırmasında tüm ölçüm şiddetleri için (p>0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık olmadığı anlaşılmıştır. Buna göre operasyon öncesi ve sonrası ortalamalar eşit kabul edilmiştir. Ancak havayolu ölçümlerinin sol kulakta HY 1000 Hz değerleri operasyon öncesi ve sonrası karşılaştırmasında (p<0,05) bulunduğundan anlamlı farklılık söz konusudur. Katılımcıların %59,3'ünün sol kulaktan ameliyat edildiği göz önünde tutulduğunda, uygulanan cerrahinin işitmenin iyileşmesine katkıda bulunduğu düşünülmektedir. Elde edilen veriler, mastoid cerrahisinin ve cerrahide kullanılan tur motor sesinin yüksek frekanslarda işitmeye olumsuz ve kalıcı bir etkisinin olmadığı yönündeki görüşünü desteklemektedir.
5– 12 yaş aralığındaki işitme kayıplı çocukların fonolojik ve bellek durumlarının betimlenmesi
ÖZET İşitme kayıplı çocuklar çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyde anlamlı farklılık gösteren bireylerdir. Rehabilitasyon Merkezinde eğitim alan ve cihaz kullanan işitme kayıplı çocukların, akranlarından yaşadıkları farklılıkları ve maruz kaldıkları sıkıntıları gözler önüne sererek ve öneriler sunarak topluma fayda sağlaması amacı ile bu araştırma yapılmıştır. Bu araştırma 5-12 yaş arasında işitme kayıplı çocukların fonolojik ve bellek durumlarının betimlenmesini araştırmak için gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul'un Bağcılar İlçesinde Anaeli Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde eğitim alan 44 işitme kayıplı çocuklar üzerinde yapılmıştır. Veriler elde edilirken 4 değerlendirme testi işitme kayıplı engel grubuna uygulanmıştır. Yapılan araştırmada, niceliksel araştırma yöntemlerinden betimsel yöntem tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma grubunda yer alan işitme kayıplı çocuklara Ankara Artikülasyon Testi, Peabody Resim-Kelime Testi, ROSS Bilgi İşlemleme ve Değerlendirme Testi ve Raven Renkli Progresif Matrisler Testleri uygulanmıştır. Yapılan Ankara Artikülasyon Testinin sonucuna göre; işitme kayıplı çocukların kronolojik yaşları ile test yaşlarında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu saptanmıştır (P<0,05). Yapılan Peabody Resim-Kelime Testinin sonucuna göre; işitme kayıplı çocukların kronolojik yaşları ile alıcı dil yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olduğu saptanmıştır (P<0,05). Yapılan Ross Bilgi İşlemleme ve Değerlendirme Testinde ve Raven Renkli Progresif Matrisler Testinin sonuçlarına göre; işitme kayıplı çocuklarda cinsiyete göre anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (P<0,05). Sonuç: İşitme kaybının çocuklarda artikülasyon, dil gelişimleri ve alıcı dil becerilerine de olumsuz yansımalarının olduğu saptanmıştır. Bilgi işlemleme, düşünme becerileri ve zeka seviyelerinin işitme kaybına ve cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Yapılan bu araştırmada işitme kayıplı çocuklarda cinsiyete göre bilgi işlemleme, düşünme becerileri ve zeka seviyelerinde anlamlı bir fark bulunmamış olsa da erkeklerin kadınlara göre daha düşük puanlar olduğu saptanmıştır. İşitme kaybı gibi risk faktörü olan çocuklarda; dil gelişimlerine, artikülasyon bozukluklarına ve alıcı dil gelişimlerine yönelik testler işitme kaybı tanısı konulup işitme cihazı veya cochlear implant kullanılmaya başladığı zaman alanında uzman kişilerce yapılmalıdır. Yapılan tarama ve değerlendirme programının sonuçlarına uygun olarak çocuklar ve ebeveynler doğru bir şekilde bilgilendirilerek ve yönlendirilerek uygun terapi eğitimine en kısa sürede başlamaları sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, bellek durumu, çocuklarda işitme kaybı
Uzaktan eğitimde (EBA VB.) işitme cihazı kullanan çocukların yaşadığı problemler
Erken çocukluk döneminde ortaya çıkan işitme kaybına ek olarak yaşanılan bir diğer problem ise dil ve konuşma geriliği olabilmektedir. İşitme kaybının ortaya çıktığı döneme bağlı olarak yaşanacak dil gelişimindeki gerilik çocuğun sosyal yaşamında ve eğitim hayatında başarısızlıklara yol açabilmektedir. Prelingual, perilingual ve postlingual dönem olmak üzere bu üç dönemde karşılaşılan işitme kaybının tipi, derecesi ve unilateral/bilateral olması da önem taşımaktadır. Prelingual dönemde ortaya çıkabilecek ve dilin karakteristik özelliklerinin öğrenilmeyecek derecedeki işitme kaybı, perilingual dönemde okadar etkili olmamaktadır. Fakat yine de dil yaşı ile kronolojik yaş arasında bir farka sebep olmaktadır. Postlingual dönemde ortaya çıkan işitme kaybında ise dil ve konuşma gelişimi açısından en az etkilenme olmaktadır. Artikülasyon ve/veya ritim bozuklukları görülebilmektedir. Hangi dönemde ortaya çıktığı fark etmeksizin işitme kaybı olan çocukların erken bir şekilde cihazlandırılmaları gerekmektedir. Kulak gelişimi tamamlanmamış olan pediatrik grup için en uygun cihaz tipi kulak arkası (BTE) işitme cihazlarıdır. Ailenin maddi durumu ve bilinç seviyesine göre bilateral işitme cihazı kullanımı oldukça önemlidir. Sürekli kontroller ile cihaz ayarlaması ve cihazdan aldığı faydanın saptanması gereken pediatrik grupta işitsel rehabilitasyon da büyük önem arz etmektedir. İşitme cihazı veya başka bir yardımcı cihaz kullanan çocuklar için eğitim hayatı diğer çocuklara göre zor iken bide dönem koşullarından dolayı ortaya çıkan uzaktan eğitim faktörü vardır. Amaç: Uzaktan eğitim de çocuklar televizyon, bilgisayar, tablet veya telefon gibi teknolojik aletler vasıtası ile bir eğitime tabii tutulmaktadır. Çalışmamızda ise uzaktan eğitimde işitme kaybına sahip çocukların yaşadığı problemler ele alınmaktadır. Hastalar ve Yöntem: Çalışmaya bilateral sensörinöral işitme kaybı olan ve bilateral işitme cihazı kullanan, 7-14 yaş aralığında 100 çocuk dahil edilmiştir. Son 6 ay içerisinde işitme testi yapılan çocuklara araştırmacının hazırladığı 20 soruluk anket uygulanmıştır. Uygulanan anketten toplanan veriler SPSS (Statistical Program in Social Sciences) 25 programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: İşitme kaybı derecelerine göre derste konuşulanları anlama(p=0,001), öğretmeni görmeme kaynaklı sorun (p=0,001), derste konuşan sayısının etkisi (p=0,001), arkadaş iletişimi (p=0,037), derste soru cevap (p=0,001), derste davranış (p=0,001), derse girme isteği (p=0,001), isteksizlik nedeni (p=0,001), uzaktan eğitim dönemi davranış durumu (p=0,001) dağılımlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. İşitme kaybı başlama zamanı için (prelingual, perilingual, postligual) derste konuşulanları anlama (p=0,027), arkadaş iletişimi (p=0,001), derste davranış (p=0,001), ders başarı değişimi (p=0,001), derse girme isteği (p=0,003), isteksizlik nedeni (p=0,001), uzaktan eğitim dönemi davranış durumu (p=0,001) dağılımlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. İşitme cihazı kullanmaya başlama zamanı için (tanıdan hemen sonra, tanıdan birkaç sene sonra, tanıdan çok sonra) öğretmeni görmeme kaynaklı sorun (p=0,0043), derste konuşulanları anlama (p=0,020), arkadaş iletişimi (p=0,016), derste soru cevap (p=0,001), derste davranış (p=0,001), ders başarı değişimi (p=0,001), derse girme isteği (p=0,001), isteksizlik nedeni (p=0,001) dağılımlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Sonuç: İşitme kaybı derecesi, işitme kaybının başlama zamanı ve işitme cihazının kullanılmaya başlama zamanına göre anlamlı farklılıklar bulunurken yaş ve cinsiyet faktörüne göre anlamlı farklılık bulunamamıştır. Literatürde yüz yüze eğitim ve uzaktan eğitimde işitme kayıplı bireylerin yaşadığı problemlere fazla değinilmediği için literatüre ışık tutmak amaçlanmaktadır.
Benign paroksismal pozisyonel vertigolu bireylerde tekrarlayan terapi manevralarının değerlendirilmesi
Bir hareket yanılsaması olan vertigo, vestibüler disfonksiyonun ana semptomudur. Vertigonun en sık karşılaşılan nedeni Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigodur. BPPV, baş hareketiyle çevrenin ya da kişinin kendisinin döndüğü algısı olan kısa, epizodik, geçiçi baş dönmesi ataklarıyla karakterize olan periferik vestibüler hastalıktır. Bu çalışma Posterior Semisirküler Kanal BPPV tedavisinde kullanılan Epley manevra uygulama sayısının hastalar üzerindeki iyileşme oranlarına etkisini analiz etmek amacıyla yapıldı. Hastaların iyileşme sonuçlarındaki değişimin Vertigo Semptom Skalası-Kısa Formu (VSS-KF) ve Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE) sonuçları üzerindeki etkisi araştırıldı. Bu çalışmaya, Dix-Hallpike (DH) testi ile posterior kanal BPPV tanısı konulan, 19-86 yaşları arasında toplam 124 hasta dâhil edildi. Hastalar iki grupta değerlendirildi. İlk gruba yalnızca bir kez Epley manevrası uygulandı. Diğer gruba aynı günde iki kez Epley manevrası uygulandı. Her iki grupta 1 hafta sonra kontrole çağrıldı. Her iki gruptaki hastaların Vertigo Semptom Skalası cevapları ve Baş Dönmesi Engellilik Envanteri yanıtları Epley manevrası öncesi ve sonrasında kayıt edilerek değerlendirildi. DH testi sonuçlarına göre gruplar arasında uygulama türüne göre nistagmus derecelerindeki düşüşte anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). DH'nin uygulama sayısına göre pozitiflik negatiflik oranları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). BDEE sonuçlarında Epley uygulama sayısının gruplar arasında oluşturduğu değişimde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). VSS-Vertigo skorlarının gruplar arası zamana göre değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). VSS-Anksiyete skorlarının grup içi zamana göre değişimi istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Sonuç: BPPV'li hastalara birden fazla ardışık Epley uygulanmasının, yalnız bir defa uygulanmasına göre hastaların nistagmus derecelerinde azalma sağladığı ve DH'de negatif sonuç elde etme oranlarını arttırdığı belirlenmiştir. BDEE sonuçlarına göre Epley manevra uygulama sayısı farketmeksizin hastaların fiziksel, fonksiyonel, emosyonel durumlarına pozitif yönde katkı sağladığı gözlenmiştir. VSS-Vertigo skorlarının gruplar arası zamana göre değişimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu sonuçlara göre VSS-Anksiyete skorlarının grup içi zamana göre değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olması, aynı seansta birden fazla manevra uygulamasının vertigo şiddet yükünde ve ankisiyete oranlarında anlamlı azalmayı sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: BPPV, Epley Manevrası, BDEE, VSS-KF
İşitsel deprivasyonun sesin lokalizasyonuna etkisi
Yetişkinlik döneminde ortaya çıkan işitme kaybının derecesi, tipi ve konfigürasyona bağlı olarak meydana gelen konuşmayı anlama ve konuşmayı ayırt etmede ki düşüşler iletişim de büyük ölçüde sorunlara sebep olmaktadır. Bulundukları çevre kalabalık veya gürültülü olduğu zaman konuşulanları anlamakta ve sesin yönünü tayin etmekte sorun yaşayan bireyler bazen sessiz ortamlarda da iletişim kurarken sıkıntılar yaşamaktadır. Sesin nereden geldiğini ayırt edemeyen yani ses lokalizasyon beceresi işitme kaybına ve konuşmayı anlama, ayırt etme seviyesine bağlı olarak düşen bireyler çoğu zaman bunu fark etmemektedir. Yaşanılan bu sıkıntılar ile birlikte çevresinden de olumsuz davranım gören yetişkin bireyler konuşmayı takip etmeye çalışmaktan, kalabalık ortamlarda bulunmaktan ve en önemlisi iletişim kurmaktan yoruldukları için çekimser davranmaya başlamaktadır. Bu aşamada çözüm; işitmeyi normal seviyeye getirmeyi amaçlayan işitme cihazlarını düzenli kullanım sayesinde konuşmaları anlaması ve ayırt etmesi gelişen bireylerin lokalizasyon beceresi de gelişecek ve sesin nereden geldiğini ayırt edebilecektir. Amaç: Normal işiten ve işitme kaybına sahip, işitsel algı seviyesi farklı bireylerin ses lokalizasyon becerisini saptamak ve karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 39-61 yaş aralığında hem normal işiten hem de işitme kaybı olup cihaz kullanan46 katılımcı dahil edilmiştir. Bu katılımcılardan 10'u normal işiten kontrol grubu, geri kalan 36'sı ise işitme cihazı kullanan ve işitmeyi ayırt etmesi farklı olan 4 gruptan oluşmaktadır. Saf ses odyometrisi ve konuşma testleri yapılan katılımcılara sonrasında serbest alanda konuşma ve tonal test uygulanarak ses lokalizasyon eşikleri saptanmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan katılımcılarda konuşmayı ayırt etme lokalizasyon fark eşiği; 500 Hz, 1000 hz, 2000 Hz ve 4000 Hz fark eşiklerinde gruplar (kontrol, grup1, grup2, grup3, grup4) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Konuşmayı ayırt etme skoru daha kötü olan katılımcıların bulunduğu gruplardaki lokalizasyon eşiğinin daha yüksek olduğu ortaya konmuştur.
İşitme cihazı kullanan bireylerde işitme cihazı memnuniyetini etkileyen odyolojik faktörlerin araştırılması
İşitme kaybı olan bireyler gerek sosyal gerekse mesleki çevrelerinde kimi zaman rahat bir iletişim kuramadıkları için bulundukları ortamda kendilerini kısıtlamakta veya soyutlamaktadırlar. Bu nedenle bu olumsuzlukları azaltabilmek için işitme kaybına cevap verebilecek nitelikte uygun kazanç ayarları yapılmış, iyi bir performans ve verim sağlayacak işitme cihazı kullanımına başlamak en sağlıklı yollardan bir tanesidir. Bu çalışmanın amacı, bireylerin otoskopik muayenesi yapıldıktan sonra işitme kaybı tespit edilen ve işitme cihazı endikasyonu konan hastaların uygun işitme cihazı kullanmalarını takiben 6 ay ve sonrası işitme eşiklerinde, konuşmayı ayırt etme skorlarında ve konuşmayı alma eşikleri gibi odyolojik faktörler üzerindeki etkiyi Gerçek Kulak Ölçümü (Real Ear Measurement – REM) yaparak İşitme Cihazlı Gerçek Kulak Kazancı (Real Ear Aided Gain – REAG) ile değerlendirmek ve Günlük Hayatta Amplifikasyonu Arttırma Memnuniyeti (Satisfaction with Amplification in Daily Life – SADL) anketini uygulayarak işitme cihazı kullanım memnuniyetini araştırmaktır. Yöntem olarak çalışmaya Samsun Deva Ses İşitme Cihazı Merkezinde işitme cihazı uygulaması yapılmış olan 18 - 65 yaş arası; 45' i kadın, 55' i erkek nörodejeneratif hastalığı olmayan, kulak ameliyetı geçirmemiş, anormal kulak bulgusu bulunmayan 100 birey katılmıştır. Gerçek Kulak Ölçümü (REM) ile 30, 50, 70 ve 90dB şiddetlerindeki seslerin 500, 1000, 2000 ve 4000Hz frekanslarında İşitme Cihazlı Gerçek Kulak Kazancı (REAG - Real Ear Aided Gain) sonuçları kaydedilerek istatistiksel analizleri yapılmıştır. REM öncesi ve sonrası olmak üzere SADL anketi uygulanmıştır. SADL Anketi sorularına ilave sorular eklenerek 0 – 10 arasında puanlandırılmış VAS skorları hesaplanmıştır. Anket sorularına verilen cevaplar 10 puan üzerinden değerlendirilmiş ve düşük puanlar daha fazla memnuniyeti göstermektedir. DSL V5.0 algoritmasında yapılan REAG sonuçlarında target (hedef eğri) ve curve (cihaz yanıtı) arasında anlamlı (p <0.05) pozitif korelasyon gözlemlenmiştir. REM öncesinde ve sonrasında yapılan SADL anketi ile global memnuniyet skorundaki değişimde anlamlı bir fark olduğu istatistiksel olarak saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, işitme cihazının kazanç ayarlarının kullanıcıya uygun olarak yapıldığı takdirde işitme eşiklerinde iyileşme, sessiz ya da gürültülü ortamlarda konuşulanları anlama ve ayırt etmede, ses lokalizasyonu gibi odyolojik parametreler üzerinde olumlu etki sağlanmış olacaktır. Bu da kullanıcının amplifikasyon kullanım memnuniyetini pozitif yönde etkileyeceğini düşündürmektedir.