
228
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kan transfüzyonunda kanın etkin kullanımına engel olabilecek durumların saptanması ve hemşirelerin bu konudaki görüşleri
Ülkemizde sağlık konusunda temel problemlerden biri ihtiyaç halinde kan ve kan ürünlerinin bulunmayışı ve gönüllü kan bağışındaki yetersizliktir. Bu nedenle kanın temini kadar etkin kullanımı da önemlidir. Bu çalışma Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde kan transfüzyonunda kanın etkin kullanımına engel olabilecek durumların saptanması ve hemşirelerin bu konudaki görüşlerini almak amacı ile yapılmıştır. Veriler kan israfı nedenleri formu ve hemşirelerin sosyo-demografik özellik ve öneri formu ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji, Nöroşirurji, Çocuk Hematoloji ve Pediatrik Yoğun Bakım Klinikleri'nde nakli yapılan kan, atılan kan ve aynı kliniklerde çalışan hemşireler oluşturmuş araştırma kesitsel yöntemle yapıldığı içinde herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Kullanımı en fazla olan kan ürünü %62,8 eritrosit, en fazla kullanılan kan grubunun %54 ile ARh(+) dir. Kan israfı ile ilgili görüşü alınan hemşirelerin %45'i istemin gerektiği zaman yapılmasını, %55'i ise pediatrik torba kullanımını önermiştir. Çalışmaya katılan tüm hemşireler kan israfı yapıldığını söylemiştir. Kan israfı yapılma nedeni olarak; aralarında çok yüksek bir fark olmamakla birlikte birinci sırayı gereksiz istem yapılması, ikinci sırayı ise pediatrik torbanın kullanılmamasının aldığı sonuçlarına ulaşıldı. Anahtar kelimeler: hemşirelik, kan transfüzyonu, kanın etkin kullanımı,
Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda perioperatif dönemde besin tüketimi ve besin tüketimini etkileyen durumların belirlenmesi
Başlık: Açık Kalp Cerrahisi Uygulanan Hastalarda Perioperatif Dönemde Besin Tüketimi ve Besin Tüketimini Etkileyen Durumların Belirlenmesi Amaç: Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda perioperatif dönemde besin tüketim miktarı ile besin tüketimi miktarının hastanın beslenme ile ilgili bazı göstergelerine etkisi ve besin tüketimini etkileyen durumların saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma 4 Şubat-4 Mayıs 2015 tarihleri arasında Gülhane Askeri Tıp Akademisi kalp damar cerrahisinde yapılmış tek merkezli, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Örneklem ölçütlerini sağlayan araştırmaya katılmayı kabul eden 86 gönüllü hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen soru formu aracılığıyla toplanmıştır. Soru formu tanımlayıcı özellikler ve besin alımını etkileyen durumları sorgulayan 25 sorudan oluşmuştur. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 15,0 windows paket programında yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 değeri kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61.25±10.77 yıl, %72.1'i erkek %40.7'si lise mezunu, %53,5'i büyük şehirde yaşamakta, %64'ü protez diş kullanmamaktadır. Hastaların ortalama cerrahi süresi 183.19±27.3 dakika, entübasyon süresi 7.56±1.77 saat, hastanede kalma süresi 7.62±1.33 gündür. Hastalara bir günde verilen yemeğin bitirilme oranlarının ortalaması cerrahiden bir gün önce %38, cerrahiden bir gün sonra % 51 cerrahiden üç gün sonra %47 cerrahiden beş gün sonra %52 dir. Cerrahi sonrası birinci günde en sık görülen semptom bulantı, cerrahiden üç ve beş gün sonra en sık görülen semptom kabızlıktır. Hastaların vücut ağırlıkları ve Beden Kitle Indeksi (BKI) cerrahiden bir gün öncesine göre cerrahi sonrası günlerde azalmıştır. Cerrahi sonrası beşinci günde yaklaşık iki kg azalma olmuştur. Hastalar besin almalarını en çok etkileyen durumlar olarak; cerrahiden bir gün önce (%84.9) hekim ve hemşirelerin aç kalmamı söylemesi, cerrahiden bir gün sonra (%31.4) yemek öncesinde bulantımın olması, cerrahiden üç gün sonra (%25.6) şu anda kabızım kabız olmaktan endişelenmem, cerrahiden beş gün sonra (%33.7) şu anda kabızım kabız olmaktan endişelenmem şeklinde ifade etmişlerdir. Ayrıca hastaların besin alma durumları ile albümin ortalamaları arasında ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Hastaların cerrahi sonrası süreçte kilo kaybettiği, albümin değerlerinin azaldığı belirlenmiştir. Hastaların besin tüketimini etkileyen çok sayıda durum olduğu ve bu durumların önemli bir oranının sağlık bakım profesyonellerinin uygun girişimleri ile değiştirilebilir olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yetersiz beslenme, Besin tüketimi, Kalp Cerrahisi, Hemşirelik
Tip 2 diyabet hastalarında kronik hastalıkların tedavisinde fonksiyonel değerlendirme- yorgunluk ölçeği' nin Türkçe versiyonunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu araştırma, Cella ve arkadaşları tarafından geliştirilen Kronik Hastalık Tedavisi Fonksiyonel Değerlendirmesi Yorgunluk (FACIT Yorgunluk) Ölçeği' ni Türkçeye uyarlamak ve tip 2 diyabet hastalarında geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Balıkesir il merkezinde bulunan üç hastanenin Diyabet İzlem ve Eğitim Polikliniklerine başvuran tip 2 diyabetli 133 hasta ile metodolojik olarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan Tanıtıcı Bilgiler Formu ve FACIT Yorgunluk Ölçeği kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonu çeviri -geri çeviri tekniği kullanılarak yapılmıştır. Ölçeğin Türkçe versiyonunun güvenirliğini değerlendirmek amacıyla, iç tutarlık katsayısı ve madde analizi yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin Cronbach Alfa katsayısı 0.98 olarak bulunmuştur. Ölçeğin madde analizi sonuçlarında, maddeler arasındaki korelasyonların hepsi anlamlı düzeyde yüksektir. Ölçeğin yapı geçerliğini belirlemek üzere açıklayıcı faktör analizi yöntemleri kullanılmış ve tüm maddelerin faktör yük değerleri 0.61 ile 0.81 arasında bulunmuştur. Faktör analizi sonuçlarına göre orijinal ölçekten farklı olarak, ölçeğin Türkçe versiyonunda iki alt boyut bulunmuştur. FACIT Yorgunluk Ölçeği' nin geçerlik ve güvenirlik analizleri sonucunda; Türk toplumunda tip 2 diyabet hastalarının yorgunluk düzeyinin belirlenmesinde kullanılabilecek psikometrik ölçütleri sağladığı kanısına varılmıştır.
Böbrek transplantasyonu sonrası yaşam kalitesinin belirlenmesi
Bu araştırma, böbrek transplantasyonu sonrası yaşam kalitesinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı bir araştırma olarak uygulanmıştır. Araştırmanın evrenini Ocak 2015-Nisan 2015 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçüimam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Transplantasyon Polikliniğine böbrek nakli sonrası kontrol amaçlı başvuran 46 hasta araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Veriler; Hasta Bilgi Formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Sayı, Yüzde Oranları, Bağımlı Gruplarda t Testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis analiz testleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların sosyodemografik özellikleri ve tıbbi-böbrek nakli özellikleri ile yaşam kalitesi alanları arasındaki ilişki incelenmiştir. BKİ, cinsiyet, çocuk sahibi olma, eğitim durumu, doku reddi, diyalize girme durumu ile yaşam kalitesi alanları arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan yarısından fazlasının hastaneye geliş takvimine, diyet kısıtlamasına uyduğu, yaşam bulgularını takip ettiği, enfeksiyondan korunma yollarını bildiği, hastalığı için gerekli laboratuar bulgularını takip ettiği, bulgularının ne anlama geldiğini bildiği, önerilen egzersiz programına uyduğu ve kendisine başlanan her ilacı doktoruna danıştığı, doktorunun sakınmasını istediği durumlara uyduğu saptanmıştır. Hastaların sosyodemografik ve böbrek nakli özelliklerine göre ilaç uyumsuzlukları incelendiğinde erkekler, 41-75 yaş hastalar, evliler, nakil sonrası süreçle ilgili eğitim alanlar, canlıdan nakil, doku reddi, 3-5 sayıda ilaç kullananlar ve nakil sonrası >4yıl geçenlerde ilaç uyumsuzluğunun olduğu saptanmıştır. Sosyo-demografik özellikleri, tıbbi ve böbrek nakli özellikleriyle düşük puan alınan yaşam kalitesi alt boyutlarının değerlendirilmesi, sosyal destek ve rehabilitasyonun sağlanması, çalışmanın fazla kişiyle çok merkezli yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Hemşire, SF-36, hasta uyumu, ilaç uyumsuzlukları
Determination of life quality following liver transplantation
ABSTRACT DETERMINATION OF LIFE QUALITY FOLLOWING LIVER TRANSPLANTATION The research was conducted to perform life quality following liver transplantation. The sampling of the research which was performed in accordance with prospective and descriptive research design consists of 103 volunteer patients who applied to Malatya İnönü University Turgut Özal Medical Center General Surgery Clinic between January 01-May 15, 2015, who had liver transplantation and complied with the sampling criteria. The data was collected using personal details and disease information form, information status and training subjects form and SF-36 life quality scale form. The statistical analysis of the data was performed on SPSS 21.0 for Windows software. Number (n), percentage (%), average±standard deviation, median, highest-lowest number indication were used to indicate the data and t-test, Mann-Whitney U test, Kruskal Wallis Test were used in independent groups in comparative statistics. Level of statistical significance was taken as p<0.05. The physical health life quality score average was found to be 39.90±8.53 and mental health life quality score average to be 43.93±9.86 in the research. The difference between physical health aspect and gender, marital status and chronic disease; and the difference between mental health and education were statistically significant in SF-36 life quality scale of the patients who had liver transplantation (p<0.05). Furthermore, the difference between physical health aspect of the same patient group and the time past subsequent to transplantation, source of transplantation and the presence of negative conditions extending post-operative hospitalization was also statistically significant (p<0.05). The life quality of the patients who had liver transplantation was found to be moderate. Physical health life quality of the male patients and single patients is higher than the others. The mental health life quality improves as the level of education increases. Another finding of the research indicates that physical health life quality improves as the time past subsequent to transplantation increases. Besides, the physical health life quality of the patients who didn't have any condition to cause extending post-operative hospitalization is higher compared to those who had and also the physical health life quality of those who had transplantation from a cadaver is higher compared to those who had transplantation from a live donor. Key Words: Liver Transplantation, Life Quality, SF-36, Nursing
Total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi
Bu çalışma total kalça protezi uygulanan hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitesi ve evde yaşam koşullarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 1 Şubat 2015-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini 1 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Malatya Özel Hayat Hastanesinde total kalça protezi uygulanan tüm hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü hastalar oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak "Hasta Tanıtım Formu" , "Evde Yaşam Koşulları Formu" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler olasılıksız raslantısal örnekleme yöntemi ile yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 50 hastada toplanmıştır. Total kalça protezi uygulanan hastaların yasam kalitesi ölçeği alt grup puan ortalamalarının; Fiziksel İşlev için; 74.40±14.12, Fiziksel Rol için; 56.10±12.91, Ağrı için; 52.14±23.81, Genel Sağlık Algısı için; 76.00±10.92, Yaşamsallık için; 61.80±16.40, Sosyal İşlev için; 69.08±13.15, Mental Rol için; 73.60±23.08, Mental İşlev için; 80.60±16.30 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, büyük bir cerrahi girişim olan total kalça protezi uygulamasının, birçok cerrahi girişimde olduğu gibi bireyi sosyal, psikolojik ve fizyolojik anlamda etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Total Kalça Protezi, Yaşam kalitesi, Evde bakım.
İskenderun'da bir Devlet Hastanesinin genel cerrahi kliniğinde periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit gelişme durumu ve etkileyen durumların belirlenmesi
Bu araştırma, periferik intravenöz kateter uygulanan hastalarda flebit gelişme durumunu ve etkileyen durumların belirlenmesi amacıyla yapılmış, kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma, İskenderun Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde 1 Şubat-31 Mayıs 2016 tarihleri arasında yapıldı. Veriler, Hasta Tanımlama Formu ve Periferik Venöz Kateter ve Tedaviye Yönelik Bilgi Formu kullanılarak toplandı. Flebit ve derecesini tanımlamak amacıyla Görsel Flebit Tanılama Ölçeği kullanıldı. Veri toplama formları hastaların birinci (intravenöz kateter uygulandıktan en az 24 saat sonra), üçüncü ve beşinci yatış günlerinde araştırmacı tarafından dolduruldu. Araştırmanın örneklemini; cerrahi servisinde yatan, en az 24 saattir periferik intravenöz kateter takılan ve örneklem ölçütlerini sağlayan 80 gönüllü hasta oluşturdu. Flebit gelişme hızı %43,75 olarak saptandı. Gelişen flebitlerin çoğu ikinci derece idi ve %22.50'si üçüncü gün gelişti. Çoklu Lojistik Regresyon Analizi sonuçlarına göre erkek cinsiyette olmanın flebit oranının artmasında en etkili faktör olduğu saptandı (OR: 1.21, CI: 0.68-1.49) (p<0.05). Diğer değişkenler (Yaş, kronik hastalıklar, kateter numarası, anatomik bölge, PİK içi antibiyotik ve sıvı uygulaması) flebit gelişmesinde etkili bulunmadı (p>0.05). Sonuç olarak hastaların yarısına yakınında flebit gelişti. Hemşirelerin, flebit için risk oluşturan etmenleri bilmeleri, hastalarını bu yönden daha yakından izlemeleri önerildi. Anahtar Kelimeler: Periferik İntravenöz Kateter, Flebit, Hemşirelik
Kalp ve damar cerrahi yoğun bakım ünitesinde entübe hastalarla iletişim amacıyla geliştirilen resimli iletişim kartlarının etkinliğinin belirlenmesi
Entübe hastalarla iletişim sürecinde kullanılmak üzere geliştirilen resimli iletişim kartlarının hastalar ile iletişimi ve iletişime yönelik memnuniyetlerini arttırmada etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla planlanan tanımlayıcı niteliğindeki bu araştırma Gaziantep Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Erişkin Kalp Damar Yoğun Bakım Ünitesinde yatan açık kalp cerrahisi gerçekleştirilmiş ve entübe edilmiş olan 47 hasta oluşturmuştur. Çalışmada veriler, litaratürden yararlanılarak hazırlanan Resimli İletişim Kartlarında Yer Alacak Konuları Belirleyici Hasta Görüş-Öneri Formu, Entübe Olduğu Süre İçinde Hastanın İletişimle İlgili Deneyimlerini Belirlemeye Yönelik Soru Formu ve İletişim Sürecini Değerlendirme Formu kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra, Pearson Ki-Kare veya Fisher-Freeman-Halton testinden uygun olanı ile incelenmiştir. Hastaların yaş ortalamaları 56±14.6; çoğunluğu erkek, evli, ilköğretim mezunudur. Hastaların %82.98'i sağlık personelinin entübe hastalarla iletişiminde resimli iletişim kartlarının yardımcı olduğunu belirtmişlerdir. Çalışmada yer alan daha önce entübasyon ve yoğun bakım deneyimi olan hastaların sağlık personeli ile iletişimde daha fazla güçlük yaşadıkları belirlenmiştir (p<0.05). Çalışma kapsamında bulunan hastaların %87.2' si sağlık personelinin resimli iletişim kartlarını entübe hastaların iletişiminde kullanmasını önermişlerdir. Sonuç olarak entübe hastalarla iletişimde resimli iletişim kartlarının etkin bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; ĠletiĢim, Mekanik ventilasyon, Resimli iletiĢim kartı, Sözel olmayan iletiĢim, Yoğun bakım ünitesi
Tip 2 erişkin diyabetlilerde beslenme davranışı ve etkileyen faktörler
Bu çalışma Tip 2 erişkin diyabetli hastaların beslenme alışkanlıklarını ortaya koyarak, beslenme ile diyabet arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, 4 Aralık 2015 - 31 Mayıs 2016 tarihleri arasında 25 Aralık Devlet Hastanesi dahili kliniklerinde 210 hastanın katılımı ile gerçekleştirildi. Hastaların kişisel özellikleri, beslenme alışkanlıkları ve diyabet ile ilişkili özellikleri birebir anket formu uygulanarak sorgulandı. Beden kitle indeksi bilgilerine hasta dosyalarından ulaşıldı ya da hastaların kendilerinden bu bilgi talep edildi. Bel çevresi ölçümleri bizzat araştırmacı tarafından yapıldı. Bazı metabolik değişkenlerine ait ölçüm değerlerine (laboratuvar bilgilerine), rutin ölçümlerin kaydedildiği hastane sistemi üzerinden ulaşıldı. Kan basıncı, açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri ölçüm sonuçlarına klinik hemşirelerinin ölçüm kayıtlarından ulaşılarak anket formuna kaydedildi. Araştırmaya katılan bireylerin yaşları 23 ile 92 arasında değişmekte olup, ortalama 58.37 ± 13.11 yıldır. Hastaların bilgi durumlarını belirlemek için kan şekerini yükselten besinler ile ilgili soru sorulduğunda, %84'ü kan şekerini yükselten besinleri bildiğini belirtti. Hastaların yapılan beden kitle indeksi (BKİ) ölçüm sonuçlarına göre; %49'unun beden kitle indeksi normal sınırların üzerindedir. Ailede başka diyabetli bulunması durumu ile yağlı beslenme arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Metabolik değişkenler ile beslenme özelliklerinin ilişkisinin ortaya konulması için yapılan analizlerde, açlık kan şekeri değeri ile beyaz ekmek tüketimi; tokluk kan şekeri değeri ile yağlı beslenme; hemoglobin A1C değeri ile kırmızı et tüketimi; LDL değeri ile tatlı-pasta tüketimi arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Çalışmadan elde edilen bulgulara göre tip 2 diyabete sahip bireylerin daha etkin bir diyabet yönetimi sağlayabilmeleri ve yaşam kalitelerini artırabilmeleri için beslenme konusunda eğitilmeleri gerekliliği ortaya çıktı. Anahtar Kelimeler: Tip 2 diyabet, beslenme, beslenme alışkanlıkları, diyabet yönetimi, hemşirelik.
Erişkin hastaların yattığı servislerde hemşirelerin hastaların düşme riskine yaklaşımının değerlendirilmesi
Bu araştırma; Erişkin hastaların yattığı servislerde hemşirelerin hastaların düşme riskine yaklaşımını değerlendirilmek amacıyla planlandı. Araştırma örneklemini, belirlenen tarihlerde erişkin hastaların yattığı servislerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 113 hemşire oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanıldı. Verilerin analizi bilgisayar ortamında SPSS 16.00 programı kullanılarak değerlendirildi. Araştırma grubunun %48,7'sinin 20-25 yaş aralığında, % 62,8'nin bekar, %11,5'inin kronik hastalığa sahip olduğu belirlendi. Hemşirelerin %38'inin mesleki deneyiminin 2-5 yıl olduğu, %84,1'inin 8-16 saat çalıştığı saptandı. Çalışılan servislerin %62,8'inin 40 ve üzeri yatak sayılı olduğu, %66,7'sinin 4-8 hemşire ile birlikte olduğu, hemşirelerin %98,2'si hastanın düşmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü, büyük çoğunluğunun (%83,2) düşme riski skalası kullandığı ve hemşirelerin %69'u düşme riski değerlendirmesi yaparken zaman yönetiminde sorun yaşamadığı saptandı. Çalışmada hemşirelerin %53,1'i hastanın en çok düşme nedeninin hastadan, hasta yakınlarından ve hastaneden kaynaklandığını, %89,4'ü düşme riski değerlendirme skalasını uygulamadan önce eğitimin gerekliğine inandığını, %70,8'i düşme önlemede bölüm/kurumun yeterli önlemler aldığını ifade etti. Anahtar kelimeler: Hemşire, düşme, düşme riski