
25
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Military media as source of war coverage in international and regional visual media: Israel's october war in Gaza as a case study.
This research focuses on the role of military media in setting the trend for coverage of the October War launched by Israel on Gaza, using two prominent international media outlets: Al Jazeera and CNN. Al Jazeera was selected from the Eastern media, while CNN was selected from the Western media. It analyzes the nature of visual content, its framing, and source selection to understand how these channels constructed competing narratives that sought to influence global and regional public opinion. The research used a mixed approach that combined quantitative content analysis with qual-itative framing analysis to reveal large differences in coverage priorities, reliance on sources, and thematic foci. Al Jazeera strongly favored the humanitarian and social dimensions of the conflict, civilian suffering, destruction, and geopolitical implications for the region. CNN focused more on military operations, political strategies, and official military statements, framing the entire conflict mainly through tactical and strategic lenses. Results have actually shown the juncture where agen-da-setting theory, media framing theory, and gatekeeping practices meet in filtering and using mili-tary sources to serve to conform to editorial policy and audience expectations. This reporting, by Al Jazeera, relies more on humanitarian reporting, social media content, and of-ficial statements, hence more humane and multi-dimensional. In sharp contrast, CNN's far greater reliance on official military and political sources suggests a militaristic framing of war as strategies and combat. The findings of this study contribute to the academic understanding of journalism of war and media practice by highlighting the mechanisms within which military media narratives are produced, distributed, and received within contemporary conflict. Therefore, it underlines the prin-cipal part the media play in stipulating ways through which viewers learn to look at wars as well as humanitarian tragedies, thereby shaping international discourses about them.
1990 sonrası Türk sinemasında zihniyet ve devlet
1990 sonrasında Türk sinemasında devletin görünme biçiminin incelendiği bu çalışmada, ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel unsurlarının filmlerde nasıl yansıtıldığı ve eleştirildiği, devlet zihniyetindeki değişim tartışılmıştır. Zihniyetin, zihniyetteki değişim ve bu değişimin devlet düşüncesine etkisinin, Türk devlet zihniyetinin incelendiği birinci bölümde literatür taraması yöntemi izlenmiştir. Aynı yöntemle, başlangıcından 1990'lara Türk sinemasında devletin nasıl göründüğü incelenmiştir. İlk iki bölüm kuramsal çerçeveyi oluştururken, çalışmanın üçüncü bölümünde, ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel unsurlarının 1990 sonrası Türk filmlerindeki temsili araştırılmıştır. Modern/ulus devletin unsurları olarak sekülerleşme, milli kimlik, tek dil, ülke/vatan/sınır, sivil ve askeri bürokrasi başlıklarının her birine yönelik bir film seçilmiştir. Bu filmler, göstergebilim yöntemiyle analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zihniyet, Devlet, Modern Devlet, Türk Sineması, Takva, Işıklar Sönmesin, İki Dil Bir Bavul, Propaganda, Kâğıt, Beynelmilel.
Kısa filmde anlatı yapısı: Richard Raskin modeli
Bu çalışma, kısa filmlerin anlatı yapısını incelemek amacıyla Richard Raskin'in geliştirdiği yedi parametreli kısa film anlatı modelini temel alan bir çözümleme yöntemi önermektedir. Çalışmanın temel amacı, farklı tür ve biçimlerde üretilmiş kısa filmler üzerinden söz konusu modelin işlevselliğini ve sınırlılıklarını ortaya koymaktır. Raskin'in modeli, odak karakter-karakter etkileşimi, nedensellik-seçim, tutarlılık-sürpriz, görüntü-ses, karakter-nesne/dekor, sadelik-derinlik ve ekonomi-bütünlük gibi temel anlatı ilkeleri arasındaki dengeyi gözeterek kısa filmin yapısal bileşenlerini sistematik biçimde görünür kılmaktadır. Bu yönüyle model, uzun metrajlı filmler için geliştirilmiş geleneksel anlatı kuramlarının kısa film çözümlemelerinde yetersiz kaldığı noktaları tespit etmede özgün bir paradigma sunmakta, aynı zamanda "iyi" bir kısa filmin taşıması gereken ortak nitelikler üzerine kuramsal bir tartışma zemini yaratmaktadır. Araştırmada, Oscar ve Cannes gibi uluslararası prestije sahip iki festivalde "En İyi Kısa Film" ödülü kazanmış, farklı coğrafya, dönem, tür ve sürelerde üretilmiş sekiz kurmaca kısa film niteliksel içerik analizi yöntemiyle incelenmektedir. Analiz sonuçları, klasik dramatik yapıya sahip filmlerin Raskin modeline yüksek düzeyde uyum sağladığını, deneysel ve şiirsel anlatılarda ise bazı parametrelerin örtük veya esnek biçimde temsil edildiğini göstermektedir. Özellikle Oscar ödüllü kısa filmlerin net dramatik çizgiler ve belirgin kırılma anlarıyla modele daha çok uyum gösterdiği, Cannes'da ödüllendirilen filmlerin ise biçimsel deneyler, parçalı yapı ve çoklu anlam katmanlarıyla modelin yeniden yorumlanmasını gerektirdiği tespit edilmiştir. Ayrıca film süresi, modelin uygulanabilirliği açısından belirleyici bir değişken olarak öne çıkmaktadır. Ortalama 6-15 dakika aralığındaki filmler, tüm parametreleri dengeli biçimde yansıtırken, çok kısa veya 20 dakikayı aşan filmlerde bazı unsurların zayıfladığı görülmüştür. Bu bulgu, kısa film anlatısında yapısal bütünlüğün yalnızca içerikle değil, süre ile de doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Raskin modeli kısa film analizlerinde bütüncül ve sistematik bir çerçeve sunmakta, anlatı yapısını biçimsel ve işlevsel düzeyde görünür kılmaktadır. Ancak modelin, özellikle deneysel ve temsile dayalı kısa filmler karşısında esnek biçimde uygulanması, gerektiğinde parametrelerin yeniden yorumlanması ve türsel çeşitliliğe uyum sağlayacak şekilde genişletilmesi önem arz etmektedir. Bu yönüyle çalışma, kısa film dramaturjisine ilişkin analitik ve kuramsal bir katkı sunmaktadır.
Türkiye'de ağalık sisteminin sinemada temsili: Şener Şen filmleri örneği
Ağalık tarihsel süreç içinde Türkiye'nin önemli sosyal meselelerinden bir tanesi olmuştur. Sinemada 1960 yılı sonrasında temsilleri görülmeye başlanan ağalık sisteminin, güldürü ve melodram türleri içerisinde sıklıkla yer aldığı görülmektedir. Ağalık sistemine ve beraberindeki geleneksel yapıya büyük ölçüde olumsuz yaklaştığı tespit edilen sinemanın, ortaya koyduğu filmler üzerinden ağalık sistemi hakkında izleyicisine çeşitli mesajlar verdiği görülmektedir. Tez kapsamında ağalık sisteminin tarihsel arka planından ve otorite ile ilişkisinden bahsedilerek, ağalık yapısının zaman içerisinde geçirdiği değişimler ortaya konmuştur. Türk sinemasında 1960 yılı ve sonrasında toplumsal konulara temas edilmesi açısından önemli gelişmelerin yaşanmasından ve ağalık ile ilgili temsillerin de bu dönemden sonra görülmeye başlanmasından dolayı tezde sinemanın tarihsel süreci bu dönem baz alınarak ele alınmıştır. Türk sinemasında ağalık temsilinin ele alındığı çok sayıda film bulunmaktadır. Ancak bunların tamamını incelemek mümkün değildir. O nedenle toplum tarafından bilinen ve daha çok izleyiciye ulaştığı düşünülen Şener Şen'in, ağalık rolünde olduğu filmler tez kapsamında örneklem olarak seçilmiştir. İlgili filmler Türk sinemasında yer alan ağalık temsillerinin incelenmesi için yeterli örneklemi ve tezin sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Tez kapsamında örneklem filmlerin çözümlenmesinde kullanılan yöntem betimseldir. Bunun yanında karşılaştırmalı analiz yapılarak çalışmanın evrenini oluşturan örneklem filmler kronolojik sırayla incelenmiş ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Böylece filmlerde yer alan ağalık temsillerinin dönüşümü üzerinden çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu sayede ağalık sisteminin Türk sinemasında temsil edilme biçimlerinin ortaya konulması ve bu temsiller üzerinden ağalık sistemi ile ilgili izleyicilere verilmek istenen çeşitli toplumsal mesajların çözümlenmesi amaçlanmıştır. Ağalık meselesi Türkiye'de toplumun, siyasetin ve ekonominin en önemli meselelerinden olmuştur. Bu nedenle ağalık üzerine tarih, siyaset ve sosyoloji gibi alanlarda oldukça fazla araştırma yapılmıştır. Ancak iletişim ve özelinde sinema alanlarında ağalık meselesinin filmlere yansıması hakkında yapılan çalışma sayısı oldukça sınırlı kalmıştır. Tezin önemini ve yapılma nedenini bu durum ortaya koymaktadır. Yeni araştırmalara kaynak olabileceği düşünülen bu tez ile filmlerde değişen ağalık rolleri üzerinden toplumsal dönüşümleri okumak mümkündür. Tezin sonu da bu vurguyu yapmaktadır.
Beden ve zihin politikaları üzerinden 2000'li yıllarda engelli bireylerin Türk sinemasındaki temsilleri
Geçmiş, insanlık tarihini yansıtan bir ayna niteliğindedir. Aynaya bakıldığında yaşanan savaşların, doğal afetlerin vb. durumların beraberinde hem kazançlar hem de kayıplar getirdiği görülmektedir. Bireyler, bazen refaha ulaşırken kimi zaman da zorlaşan hayat ile mücadele etmek zorunda kalırlar. Bu mücadele içerisinde engelli bireyler daha fazla güçlük çekmektedirler. Hayat şartlarının yanında toplumun, iktidarın ve daha birçok etkenin baskıcı ideolojisi ve tavrı yer almaktadır. Öteki konumunda görülüp birtakım yaptırımlar ile karşı karşıya kalırlar. Engelli bireylerin öteki olarak yansıtılması noktasında medya da büyük bir etkiye sahiptir. Bununla birlikte, medyanın engelli bireyler ile ilgili olumsuz düşüncelerinin aktarımını sağlamasının yanında iyileştirici bir yönünün de olduğu unutulmamalıdır. Bu bağlamda büyük kitlelere ulaşabilme gücüne sahip sinema ise hem engelli bireyleri konu alan filmler hem de engelli bireylerin filmlerde oyuncu olarak yer almasıyla dikkat çekmektedir. Bu çalışmada da öncelikle toplumsal sapma ve engellilik durumuyla ile ilgili açıklamalara yer verilerek beden ve zihin politikaları tarihsel süreç dikkate alınarak incelenecektir. Beden politikaları ve zihin politikaları kapsamında bir değerlendirme yapılarak 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireylerin nasıl yansıtıldığına bakılacaktır. Çalışmada, 2000'li yıllarda Türk Sinemasında engelli bireyleri konu alan filmler içerisinden "Benim Dünyam", "7.Koğuştaki Mucize", "Tamam mıyız?" ve "Şuursuz Aşk" filmleri seçilmiştir. Bu filmler üzerinden engelli bireylerin nasıl temsil edildiği içerik analiz yöntemi kullanılarak çözümlenir. Anahtar Kelimeler: Engelli birey, zihin politikaları, beden politikaları, toplum, sinema
Kısa film ile üslup inşası: Ahmet Uluçay sineması
Bu çalışmada, kısa film ve Ahmet Uluçay sineması bir bütün olarak ele alınmıştır. Çalışmanın temel amacı Ahmet Uluçay'ın kısa filmlerinden oluşan filmografisinin incelenmesi yoluyla kısa filmleriyle kendine has bir üslubu kurup kuramadığının ortaya çıkartılmasıdır. Bir alt amaç olarak ise kısa filmin bir tür olarak özelliklerinin ortaya konulması dünyada ve Türkiye'de kısa filmin seyrinin incelenmesiyle literatüre alternatif bir kaynak sunulması amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda da Türkiye'de amatör bir tür ve uzun metraj öncesi ısınma sahası olarak görülen kısa filmin kendine has bir tür olduğu, yönetmenin sadece kısa film ile kendine has film dilini oluşturabileceğinin ortaya çıkartılması, bununla birlikte de var olan olumsuz kısa film algısının değiştirilmesi noktasında katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada öncelikle kısa film üzerine yapılan tanımlamalar literatür bazında tartışılmış ve bu tanımlamalar ışığında kısa filmin tüm özelliklerini kapsayan bir kısa film tanımı yapılmaya çalışılmıştır. Ardından kısa film alt türlere ayırılarak bu türlerin özellikleri ortaya konmuştur. Devamında kısa filmin dünyada ortaya çıkışı, gelişimi ve Türk kısa filmciliğinin seyri irdelenmiştir. Buna ek olarak Türkiye'de kısa filmin algılanış biçimi ve var olan algıların nedenleri açıklanmaya çalışılmıştır. Ardından gelen bölümde, film dilinin anlaşılabilmesi amacıyla Ahmet Uluçay'ın sinemasının oluşumunda biyografisi ve içinde bulunduğu toplumun yönetmenin üslubu üzerindeki etkileri incelenmiştir. Devamında ise yönetmenin filmleri yapısal anlatı çözümlemesi yapılarak tema, anlatı yapısı, karakter, zaman, mekân gibi kavramlar açısından incelenmiştir. Ardından göstergebilimsel analiz yöntemi kullanılarak filmlerin anlatım biçimleri ve anlam yapıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede, filmler, sahne analizi yöntemiyle sinematografik unsurlar açısından incelenmiştir, çünkü bu unsurlar bir filmin temel yapıtaşlarını oluşturmakta ve aynı zamanda yönetmenin üslubunu ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, çerçeveleme, kamera açıları, çekim ölçekleri, kamera hareketleri, kurgu, aydınlatma ve ses gibi özellikler incelenmiştir. Bu analizler sonucunda, filmlerin ortak özellikleri, farklılıkları ve yapıları ortaya konularak çalışmanın temel varsayımı araştırılmıştır. Buna göre, Uluçay'ın kısa filmleriyle kendine has bir üslubu inşa ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçtan hareketle, sadece kısa film çeken bir yönetmenin kendi üslubunu oluşturabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Derviş Zaim filmlerinin geleneksel sanatlarla ilişkisi
Gelenek, toplumların kendilerine özgü olan ve gelecek nesillere aktardıkları maddi ve manevi her şeyi içine alan bir olgudur. İçinden çıktığı toplumun kültürel özelliklerini yansıtan sanat yapıtları; aynı zamanda bu kültürel yapının ve geleneklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında da önemli bir rol üstlenmektedir. Bu anlamda geleneksel Türk sanatları; Türk toplumunun yaşayış biçimi, inanışları ve düşünsel yapıları hakkında bilgi verici ve aktarıcı bir özelliğe sahip olmaları sebebiyle günümüz için bir başvuru kaynağı konumundadır. Sanat yapıtının bir anlam yaratması veya sanatçının bir eser üretebilmesi için yalnızca ilgili sanat dalının bilinmesi ya da ona hâkim olunması, sanatçıyı sınırlandırabilmektedir. Bunun yanı sıra, içinde yaşadığı toplumun kültürünü ve geleneklerini de derinlemesine bilmesi; sanatçının, yaratım sürecinde bakış açısını zenginleştiren bir özellik olarak gösterilebilmektedir. Bu bağlamda Derviş Zaim'in, filmlerini oluştururken içinde yaşadığı toplumun geleneklerine dayanarak; özgün bir sinema dili yaratmayı amaçladığı söylenebilmektedir. Zaim, sinematografinin araçlarından ve imkanlarından yararlanmak suretiyle; geleneksel sanatların formları ile sinema arasında bir bağ kurmaya çalışmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türk sinemasında özgün bir dil yaratma sürecinde geleneksel sanatlardan; minyatür, hat ve gölge oyununun felsefi ve biçimsel özelliklerini, Derviş Zaim'in Cenneti Beklerken (2006), Nokta (2008) ve Gölgeler ve Suretler (2010) filmlerinde nasıl ve ne şekilde kullanıldığını ortaya koymaktır. Bu doğrultuda, minyatür, hat ve gölge oyunu konularında literatür taramasına başvurulmuş, sinemanın Türkiye'de gelişim sürecine değinilmiş, Türk sinemasındaki sinema hareketleri irdelenmiş ve sinemanın sanat olma sürecinde sinematografinin etkisi üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda Cenneti Beklerken, Nokta ve Gölgeler ve Suretler olmak üzere örneklem olarak seçilen üç filmde; Derviş Zaim'in, sinematografinin araçlarından; kamera, kurgu, ışık ve rengi kullanarak, geleneksel sanatlar arasında kurduğu bağ, betimsel içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir.
Zülfü Livaneli filmlerinin auteur kuram ve transaksiyonel yaklaşımla analizi
Bu tezin amacı auteur kuramının esasları üzerinden çok yönlü, tanınmış bir sanatçı olan Zülfü Livaneli'nin senaryolarını yazdığı, müziklerini bestelediği ve yönetmenliğini yaptığı dört filmin eleştirisini yapmak ve transaksiyonel analist Stephen B. Karpman'ın psikoterapinin bir aracı hâline getirdiği Drama Üçgeni Teorisi'nden faydalanmak suretiyle bu filmler içinde öne çıkan karakter ilişkilerini analiz etmektir. Tezin kapsamına giren filmler sırasıyla Yer Demir Gök Bakır (1987), Sis (1988), Şahmaran (1993) ve Veda (2010)'dır. İlk bölümde tarihsel süreç içinde auteur kuramının doğuşuna zemin hazırlayan gelişmeler konu alınırken ikinci bölümde kuramın temelleri ve ilkeleri tanımlanmıştır. Ayrıca burada auteurizme yönelik eleştiriler de kısaca ele alınmış, Türkiye'de auteur sineması anlayışının gelişimi sorgulanmıştır. Üçüncü bölüm dramatik olayı yaratan 'iç dramatik aksiyon' olgusunu başka bir gözle değerlendirmeye ve anlamaya odaklanmıştır. Bu kısımda psikoanalitik bir kuram olan Transaksiyonel Analiz yöntemiyle edinilmiş bilgilerin ışığında bu kuramın bir uzantısı niteliğindeki Karpman Drama Üçgeni'nin film analizinde kullanımı konusunda bir önermede bulunulmuştur. Son bölümde ise önce Livaneli'nin auteurizmle ilişkisi irdelenmiş ardından da filmlerinin tek tek eleştirisine ve analizine geçilmiştir. Burada eleştiriler auteurist bir bakışla yapılırken her bir film içinden seçilen bazı önemli karakter ilişkileri ve karakterlerin ilişkiler içindeki fonksiyonel rol değişimleri Karpman'ın önerdiği drama modeli kullanılarak çözümlenmiştir.
Sinemada su arketipinin kullanımı: 2000 sonrası Japon korku sineması örneği
Dünyada yaşamın devam edebilmesi için birincil elementlerden olan suyun hayati önemi, onun mitoloji, din, edebiyat, psikoloji ve sinema gibi daha birçok alanda temsil olanağı bulmasına sebep olmuştur. Psikoloji disiplininin etkin isimlerinden Carl Gustav Jung'un kolektif hafızanın ürünü olarak belirttiği arketipleri, sinemada karakterin yolculuğuna uyarlanmış bu doğrultuda arketip kavramı hem iyi hem de kötü olabilecek durumların ifadesinde kullanılmıştır. Tür sınıflandırmasıyla birlikte ortaya çıkan ve en popüler türlerden biri olan korku sineması, gerilim ve dehşet atmosferi oluşturmak için kolektif hafızadaki arketiplerden sık sık yararlanmıştır. Bu çerçevede tezin amacı, sinemada su arketipinin kullanımını, kendine ait kolektif belleği kullanma özelliğine sahip Japon korku sineması üzerinden incelemektir. Öncelikle Carl Gustav Jung'un arketip kavramı üzerinde durulmuş ardından su arketipinin, mitoloji, din ve sinemada ne şekilde temsil edildiği irdelenmiştir. Kültür ve inanışlarını sinemaya eklemleyerek korku türünü kendine özgü şekilde yorumlayan Japon korku sinemasının üç örnek filmi, içerik analizi yöntemiyle incelenmiş, söz konusu filmlerde su arketipinin yıkıcı ve tehdit edici özelliklerinin yanı sıra ölüme kaynaklık eden mekân olma yönü araştırılmıştır.
Türk televizyon dizilerinde çocuk imgesi ve çocukluğun temsili
Televizyonda üretilen programların içeriği, hitap ettiği kitleye göre şekillendirilmekte, bu kitlenin hayatındaki gerçeklere dayanılarak hikâyesi oluşturulmaktadır. Aile hikâyelerini konu alan dizilerde, ailenin en küçük bireyi olan çocuklar da etkileyici karakter olarak kullanılmaktadır. Aile konulu Türk televizyon dizilerinde çocuk karakterlerin yer alması, özellikle yıldız çocuk oyuncularla birlikte çocuk karakterlerinin görünürlüğünün artması, dizilerde 'çocuk' kavramının nasıl temsil edildiği sorusunu ortaya çıkartmaktadır. Bu soru, televizyon dizilerinin daha geniş kitleye ve özellikle genel izleyiciyle birlikte çocuklara da hitap etmesinden dolayı önem arz etmektedir. Dolayısıyla Türkiye'de çocukluğun temsili ve çocuk imgesinin televizyon dizilerinde nasıl yansıtıldığı bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Bu konu çerçevesinde; 2015-2020 yılları arasında yayınlanan üç dizi ve bu dizilerde yer alan dört çocuk karakteri örneklem olarak alınmıştır. Örneklemden yola çıkılarak; televizyon dizilerinin hangi çocuk imgelerini kullandığının, çocukluğu nasıl temsil ettiğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; hangi çocuk imgeleri ve nasıl çocukluk sorularına cevap aranmıştır. Araştırma yapılırken nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Örneklem olarak seçilen dizilerdeki çocuk karakterler birçok yönden inceleneceği için ulaşılan kodlar, kategoriler ve temalar betimsel analiz ile yorumlanmıştır.
Kültür endüstrisi kuramı bağlamında Netflix dizilerinin içerik analizi
Bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, dijital platformların gelişmesine olanak sağlamıştır. Dijital platformların yayıncılık anlayışına getirdiği yenilikler, kültürel kodlarla beraber izleyici alışkanlıklarını, dizi-film üretim süreçlerini ciddi ölçüde etkilemiştir. Bilişim teknolojilerinin hızlı bir şekilde gelişimi günlük hayat pratiklerinde dahi kendisini hissettirmektedir. Bu değişim eğlence aktivitesi olarak görülen geleneksel medya ürünlerinin yeni medyada da yer almasına sebebiyet vermiştir. Egemen güç olarak görülen televizyon, tahtını birden çok içerik imkanı sunan ve tercih edilebilirlik imkanı veren dijital dizi platformlarına kaptırmaktadır. Televizyonun kitle kültürü oluşumunda aldığı aktif rol, egemen görüşün yansıması olarak şekillenen eleştirel teori bugün yeni medya içeriklerinde de okumalar yapmamızı sağlayabilmektedir Bilişim teknolojilerinin 2000'li yıllardan itibaren hızla gelişimi küreselleşmeye bağlı olarak oluşkan kitle kültürün yayılma hızını had safhaya ulaştırmıştır Gelişen bilişim teknolojileriyle beraber, yeni medyanın içerisinde yer alan dijital dizi platformlarının barındırdığı kültürel kodlar Netflix özelinde incelenebilmektedir. Bu çalışmada Geleneksel medyanın tek taraflı iletişim tasarımından sıyrılan dijital medya izleyicisinin kültür endüstrisine nasıl maruz kaldığı Netflix'in Sex Education ve Modern Family dizileri üzerinden incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dijital Medya, Kültür Endüstrisi, Medya, Netflix, Televizyon,
Toplumsal travmaların Yunan Yeni Dalga sinemasında mekân kullanımına etkisi
Sinemanın toplumsal olaylara duyarlı bir sanat formu haline gelmesi, dünya genelindeki sosyal, kültürel ve politik değişimlere tepki verme yeteneği ile yakından ilişkilidir. Sinema tarihinde, toplumu derinden etkileyen travmatik deneyimlere karşılık olarak kolektif üretimlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu üretimler, çeşitli savaşlar, krizler ve toplumsal olaylardan etkilenerek "akımlar" şeklinde adlandırılmış ve çıktığı ülkeye göre isimlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın ana odak noktası, Yunan Yeni Dalga sineması olarak kabul edilen akımdır. Eleştirmenler tarafından 'Yunan Yeni Dalga' olarak adlandırılan bu akımın toplumsal travmalarla kurduğu ilişki, mekânsal perspektiften ele alınacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde, toplumsal bellek ve travma kavramlarının açıklanması ve bu kavramların sinema ile ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu açıklamalar, psikoloji ve sosyoloji kökenli araştırmalarla temellendirilmiştir. İkinci bölümde ise çalışmanın ana kavramlarından biri olan 'mekân' konusu incelenmiştir. Bu bölümde mekânın izleyici ve toplum ile ilişkisini, sinema ile kurduğu bağlantıyı araştıran kuramsal bir çerçeve oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde ise toplumsal travmalar ve mekân bağlamında 'Köpek Dişi', 'Şiddet Güzeli', 'L' ve 'Şövalye' filmlerinin detaylı bir göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Bu bölümde, toplumsal travmalar ve sinema akımları arasındaki ilişkinin aydınlatılması ve örneklendirilmesi amacıyla sinema akımlarına yer verilmiştir. Genç bir sinema akımı olarak kabul edilen Yunan Yeni Dalga sinemasının gelişimi ele alınarak, toplumsal travmalarla ilişkisi incelenmiş ve bu travmaların mekânsal olarak Yunan Yeni Dalga sinemasına nasıl etki ettiği seçilen filmler üzerinden açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Travma, Yunan Yeni Dalga, Mekan, Sinemada Akımlar.
İnteraktif filmlerdeki dramatik anlatıya bağlı toplumsal cinsiyet etkisinin psikofizyolojik veri hasadı tekniğiyle araştırılması
Bu araştırmanın temel amacı, interaktif filmlerdeki dramatik anlatının toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkisini psikofizyolojik veri hasadı tekniği kullanarak incelemektir. İnteraktif filmler, izleyici katılımını ve etkileşimini sağlayarak geleneksel sinema deneyimlerinden farklılaşmaktadır. Çalışma, 'Late Shift' ve 'The Complex' interaktif filmleri üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bulgular, dramatik anlatının ve karakter özdeşleşmesinin toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. GSR ve göz izleme verileri, katılımcıların duygusal ve bilişsel tepkilerini ortaya çıkararak, toplumsal cinsiyet rollerine göre nasıl davrandıklarını analiz etmiştir. Özellikle, katılımcıların göz hareketleri ve deri tepkileri, dramatik anlatının yoğunluğuna ve karakterlerin cinsiyet rollerine bağlı olarak değişiklik göstermiştir. Yarı yapılandırılmış görüşmeler ise katılımcıların interaktif filmlerdeki karakterlerle olan etkileşimlerini ve bu etkileşimlerin toplumsal cinsiyet baskılarıyla nasıl şekillendiğini derinlemesine anlamamızı sağlamıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, interaktif filmlerin izleyici davranışları üzerindeki etkilerini, toplumsal cinsiyet rollerinin ve bilinçdışı karar alma süreçlerinin ışığında inceleyerek, interaktif sinema alanına önemli katkılar sunmaktadır. İzleyicilerin bilinçdışı düzeyde yapmak istedikleri seçimler ile toplumsal baskılar sonucu yaptıkları seçimler arasındaki farklar, dijitalleşen dünyada toplumsal cinsiyet algısının yeniden değerlendirilmesini sağlamaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İnteraktif Film, Toplumsal Cinsiyet, Psikofizyolojik Veri Hasadı, Jung Arketipleri, Karakter Özdeşleşmesi
Hercai dizisi bağlamında ataerkil söylemin inşasında kadın temsili
Televizyon medyanın en kolay erişilen dolayısıyla da en yaygın kullanılan etkili kitle iletişim araçlarından biridir. Televizyonda yayınlanan reklam filmleri, soup operalar, reality şovlar, yarışma programları ve diziler gibi televizyon içerikleri belli mesajları iletmede kullanılmaktadır. Medya, içeriklerini üretirken egemen söylemi kullanmaktadır. Böylece içerikler alışılagelmişin dışına çıkmadan belli bir formül üzerinden devam etmektedir. Egemen söylemin dışına çıkmış metinlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu kalıpların dışına çıkan eleştirel bir tutumla hazırlanmış içerikler de izleyiciden rağbet görmemektedir. Buradan hareketle ele alınan çalışmada incelenek olan televizyon içeriği dizilerdir. Diziler (serial) egemen ideoloyi devam ettiren aynı zamanda yeniden üreten programlardır. Ele alınan çalışmada "Hercai" isimli dizi örneklem olarak seçilmiştir. Dizide kadın karakterlerin söylemleri ve davranışlarından yola çıkılarak toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil söyleme bakış açıları ve temsilleri incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi de eleştirel söylem analizi olarak seçilmiştir. Böylece hâkim ideolojiyi üretme bakımından kadınların hangi noktalarda durduğu, nasıl bir tutum sergiledikleri ve ataerkillikle olan ilişkileri ortaya konmuştur.
1990 sonrası Japon anime sinemasında distopik gelecek tasvirleri
Kinetoskop ve sinematografi gibi cihazların icadı ile ortaya çıkan sinema, ilk günden itibaren ilgi çekmiş, farklı türlerde hikâyeleri izleyici ile buluşturarak, en sevilen sanatlardan biri haline gelmiştir. Edebi eserler, toplumsal olaylar, mitolojik öyküler ise filmlerin yaratılmasındaki dayanak noktalarından olmuştur. Ütopyaların antitezi olan distopyalar da, öncelikle edebiyat ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra bilimkurgu türüne eklemlenerek beyazperdeye taşınmıştır. Tezin ana konusu distopik öykülerin, geçmişten bugüne yaşadığı trajedilere rağmen güçlü bir ulus devlet olmayı başarmış Japon anime sinemasına yansımasıdır. Bu çerçevede öncelikle edebiyat ürünü olarak ütopya ve distopya kavramları ele alınmış, daha sonra bilimkurgu ve siberpunk türlerinin tanımı yapılarak distopik kurgular incelenmiştir. Kendine has kültürüyle dikkat çeken Japonya'nın tarihi, mitolojisi ve kimliğinin sanat yapıtlarına yansımasına bakılmış, bu doğrultuda örnek filmlerin analiziyle, 1990 sonrası distopik animelerinin olay örgülerinin oluşmasında, Japonya'nın geçmişinin etkileri araştırılmıştır.
Türk sinemasında melodram ve 1990 sonrası dönüşüm
Tez çalışmasının amacı melodram türünün kavramsal niteliklerinden yola çıkarak Yeşilçam melodramlarının hangi ekonomi-politik ve kültürel süreçlerde ortaya çıktığını, hangi anlatı kodlarını nasıl sunduğu ve 1990'lı yıllarda bu kodların nasıl bir dönüşüm geçirdiğini incelemektir.Bu amaçtan hareketle birinci bölümde melodram tanımı, nasıl ortaya çıktığı ve türün özelliklerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise Türk sinemasında melodramın ortaya çıkışı, bunu hazırlayan ekonomi-politik ve kültürel süreçler ve Yeşilçam melodramlarının kodları anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Gönderilmemiş Mektuplar, Suna ve Hayatımın Kadınısın filmleri melodram kodları bağlamında incelenmiştir.Çalışma sonunda 1990'lı yıllardan sonra Türk sinemasında saf bir melodram türünden bahsedilemeyeceği fakat türe ait bazı temel kodların hala devam ettiği gözlemlenmiştir. Örneğin masalsı zaman ve mekan kullanımı, karşıtlıklara dayalı yüzeysel anlatım, prototip karakterler, ailenin yüceltilmesi gibi Yeşilçam melodramlarına ait bir çok kod dönüşüm geçirmiştir. Fakat aynı zamanda ?hiç bitmeyen aşk, yanlış anlama, iyi- kötü üzerinden kurulan ahlak dünyası, duyguların şarkı yoluyla anlatılması ve erkeğin dürüstlüğü, mertliği temsil etmesi? gibi bazı temel kodların ise varlığını korudu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak melodram, 1990 sonrasında saf bir tür olarak değil de diğer türler içerine girerek ve bazı temel kodlarını devam ettirerek karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda bir zamanlar Türk sinemasında başat bir tür olan melodramın günümüzdeki etkilerini görmek açısından çalışmanın önemli bir fırsat sunduğu düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Melodram2. Melodram kodları3. 1990 sonrası melodramatik unsurlar
Yayın standartları açısından TRT televizyon haberleri
Toplum içinde ve toplumlar arası mesaj alış verişi olarak nitelenen haberin bir çok tanımı vardır. Haber vaktinde verilen, çok sayıda kişiyi ilgilendiren ve etkileyen, bu kişilerin anlayabileceği şekilde verilen, zamanla gelişen ve değişen olay, fikir veya kanaattir. Haberin değişik tanımlarının yapılmasının sebebi, habercilikteki gelişmeleri ve haber niteliklerini ifade edebilmek içindir. Bir habere haber niteliği veren değerler; zamanlama, yakınlık, önemlilik ve kamu yararıdır. Haberde "ne zaman" sorusunun cevabını zamanlama ilkesi verirken, "nerede" sorusunun cevabı yakınlık ilkesini, "nasıl" ve "neden" sorularının cevabı ise önemlilik niteliğini gündeme getirmektedir. Tüm diğer nitelikleri içeren kamu yararı niteliği işin can damarı ve haberi haber yapan bir unsurdur. Haber niteliklerini taşıyan olayların yayınlanması sırasında uygulanan ilkeler olan haber yayın standartları tüm dünyada kabul görmüş değerlerdir. Yayın standardı kavramı toplumla yayıncı arasında bir değer koordinasyonunu içermektedir. Neyin yayınlanıp yayınlanmayacağına karar verirken yayıncıya kılavuzluk edecek bu değerler doğruluk, tarafsızlık ve anlaşılırlıktır. Haberin haber olmasını ve habere güveni sağlayan bir un sur olan doğruluk ilkesi tüm dünya tarafından kabul edilmiş bir habercilik ilkesidir. Doğru haber alma, çağdaş demokrasi anlayışının bir gereği olarak vatandaşın en temel hakkıdır. Haberde doğruluk ilkesi tek başına kamuoyundaki çok sesliliği yansıtmaya yetmez. Bu nedenle yayında farklı görüşlerin dengesini kurmak anlamına gelen tarafsızlık da özgür bir haberleşmenin vazgeçilmez standardıdır. Tarafsızlığı sağlamak için yayın kuruluşunun ve yayıncının özerkliği bir gereklilik tir. Haberlerde dil standardını gündeme getiren anlaşılırlık seyirciye uygun dili kullanmak ve bu dili doğru düzgün telaffuz etmektir. Sadelik, açıklık ve kesinlik unsurlarını içeren anlaşılırlık TV haberini izlenebilir hale getiren bir unsur dur. Tv haberinde izlenebilirliği ve anlaşılırlığı artırmak için günlük konuşma dili kullanmak ve karışıklığa, belirsizliğe ve saçmalığa yer vermemek gerekir. Haber nitelikleri ve haber yayın standartları olarak anlatılan değerler aslında toplumla yayıncının paylaştığı değerler bütünü olan yayıncılık etiğinin içeriğini oluşturur.Bu standartların uygulanması yasal zorlamalarla mümkün olmadığından, bu değerler anılan moral niteliklere sahip, sorumlu ve gönüllü yayıncılar eliyle uygulamaya geçirilebilir. Daha sonra yayın standartları açısından içerik analizi yöntemiyle incelenen TRT TV-1 haberlerinin bu standartlara uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu da yayıncılık etiği dediğimiz moral niteliklerin benimsenmemesinden kaynaklanmak tadır. Bu gerçekleşmediği sürece özgür, özerk ve çoğulcu alternatif arayışları sürer.
Kadına yönelik şiddet haberlerinde karşılaştırmalı bir ı̇nceleme: Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazeteleri
Gazetelerin toplumu şekillendirici ve dönüştürücü etkisi geçmişten günümüze hala devam etmektedir. Tüm gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda olduğu gibi Türk toplumunda da kadına uygulanan şiddetin her türlü hali büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberlerindeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin 01/04/2018 ve 30/09/2018 tarihleri arasında yayınlanan 398 kadına yönelik şiddet haberinin yer aldığı basılı nüshaları sayısal veriler olarak incelemeye tabi tutulmuş ve ortak olan 33 kadına yönelik şiddet haberi dil, üslup, fotoğraf, başlık, seçilen kelimeler ve olayların aktarılış tarzı yönünden Teun A. Van Dijk'in eleştirel söylem analizi ile detaylı incelenmiştir. Araştırmada bahsi geçen her üç gazetede yayınlanan toplam 398 kadına yönelik şiddet haberlerinin %9'unu Yeni Şafak gazetesi, %45'ini Sözcü gazetesi ve %46'sını Hürriyet gazetesi haberleri kapsamaktadır. Hürriyet ve Sözcü gazetelerinin kadına yönelik şiddet haberleri incelendiğinde; haberin yayınlanma sıklığı, haberlerde kullanılan görsellerin yayınlanma biçimi, kullanılan dil ve üslup bağlamında benzerlikler taşıdığı ancak Yeni Şafak gazetesinin kadına şiddet haberlerini daha az sayıda ve farklı şekilde yayınladığı görülmüştür. Araştırma verileri incelendiğinde, Hürriyet ve Sözcü gazetelerinde tiraj odaklı popülist bir söylem kullanıldığı düşünülmektedir. Sonuç olarak; Hürriyet, Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin farklı ideolojileri sebebiyle kadına şiddet haberlerinin paylaşım oranında büyü
Türk sinemasında kaymakam ve belediye başkanı temsili
Türkiye'de sinemanın gelişmeye başlaması Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk yıllarına denk gelmektedir. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti tarihi ile Türkiye sinema tarihinin kronolojik bir örtüşme içinde olduğu görülmektedir. "Türk Sinemasında kaymakam ve belediye başkanı temsili" adlı bu tez çalışmasında kaymakam ve belediye başkanlarının hangi kültürel değerlerle ve siyasi süreçlerle ilişkili olarak temsil edildiği incelenmektedir. İncelenen filmlerde kaymakam ve belediye başkanının, filmlerin çekildiği veya anlatıldığı dönemlerde toplumsal ve kültürel yapıyı nasıl temsil ettiği veya eleştirdiği, ideolojik, siyasal ve kültürel yapıyı nasıl meşrulaştırdığı veya reddettiği ele alınmaktadır. Tezde, filmler aracılığı ile ideolojik, siyasal ve kültürel sistemin kendini nasıl yeniden ürettiğinin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Ulus devlet kuruluş ideolojisinin yani batılılaşma, aydınlanma ve laiklik gibi ilkeleri bünyesinde toplayan Atatürkçülüğün filmlerde nasıl inşa edildiği ve sinemanın bu geleneği sürdürüp sürdürmediğinin tespiti, onay ve kopuş yaşanan dönem özelliklerinin incelenmesi bu çalışmanın amaçlarından biridir. Başrolde kaymakam ve belediye başkanı bulunan filmlerin tümü bu tezin evrenini oluşturmaktadır. Araştırma 'Temsil Teorisi' yöntemine göre yürütülmüştür. Filmler birer metin olarak değerlendirilmiş ve Stuart Hall'ün inşacı yaklaşımına göre, sinemanın kimlik, kültür ve anlam inşası süreçleri çözümlenmiştir. Nitel araştırma tekniklerinden biri olan içerik çözümlemesine göre yapılan analizler sonucunda kaymakam ve belediye başkanı filmlerinin öznel bir ürün olmaktan çok kültürel ve toplumsal olguların temsili olduğu sonucuna varılmıştır. Filmler, olayların yansıması olarak değil, sosyal konuları ve tarihi olayları şekillendirmekte ekonomik ya da materyal 'temel' kadar önemli, 'esas süreç' ve bir inşa olarak görülmektedir. Bu tezde incelenen kaymakam ve belediye başkanı filmleriyle, Türkiye'nin kuruluşuyla birlikte toplumsal hayatta var olan ve günümüzde de varlığını sürdüren çatışmalar ekseninde kurulmuş metaforik anlatıların süreç içinde değişimi izlenmiştir. Çalışma boyunca başrolü veya ağırlıklı rolü kaymakam ve belediye başkanı olan 24 film izlenmiş, filmlerin ortak yanları saptanmıştır. Büyük çoğunluğu komedi türünde olan filmlerin inceledikleri ortak çelişkiler, din sömürüsü, aydınlanma, merkezi idarenin halka uzaklığı, kalkınma, yoksulluk, yolsuzluk, feodalite ile mücadele gibi konulardan oluşmaktadır. Belediye başkanları ve kaymakamlar bu sorunlar karşısında konumlanmaktadır ve bu konumlanma ülkenin gerçek siyasal ve kültürel hayatına uygun düşmektedir.
Moritanya'da görsel kültür; etnografik bir çalışma
"Moritanya'da Görsel Kültür; Etnografik Bir Çalışma", özellikle Moritanya Bidan toplumunda Görme ve Görsellik sorularını inceleyen disiplinler arası bir çalışmadır. Buradaki Vizyon ve Görsellik, basit terimlerle Bidan kültürünün çeşitli pratik, sembolik ve estetik yollar için gözlerini bilinçli ve bilinçsiz şekillerde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Bu terimde, çalışma Bidan'ın gözlerini kullandığı belirli yollarla ilgili farklı problematikleri inceliyor; 1. Gözün diğer duyu organlarının kullanımına kıyasla kullanımı, ağız ve kulak konuşma ve dinleme organları olarak. 2. Sözlü / gerçek ve görselliğin merkeziliği veya marjinalliği. 3. Görünen / görünmeyen dünyalarla ilgili efsanevi inançlar. 4. Özellikle sosyal ve tarihsel bağlamlarda, gözden saklanma ve göz için sergileme ikilemi. 5. İkonik ve resimsel temsilin sorunsallaştırılması ve bu yasağın Bidan göçebelerinin kültürel bağlamında ele alınış biçimi. 6. Estetik ve estetik değerler sorunu. Metodolojik olarak, çalışma çok disiplinli branşlar tarafından bilgilendirilmektedir. Çalışma, insan kültür etkinliklerinin dinamiklerine odaklanan konusunu ve teorik araçlarını Kültür ve Görsel Çalışmalardan alıyor. Çalışmanın disiplinler arası doğası, çalışmada ortaya çıkan sorunsalın uygun tarihsel, sosyal ve antropolojik bağlamlarda doğru bir şekilde analiz edilmesi için diğer disiplin araçlarının kapısını açar. Bu şekilde çalışma, tamamlayıcı analitik araçlar olarak antropoloji, sosyal teori, sözlü gelenek, etnografya, edebiyat teorisi, dilbilim analizi, arkeoloji ve sanat tarihini kullanır. Bu araçlar, bu çalışmanın metodolojik çerçevesine uyan en iyi teorik araçta her problematiği doğru bir şekilde analiz etmek için dinamik bir şekilde kullanılır.
Toplumsal cinsiyet ekseninde alternatif bir anlatı: Şahsiyet örneği
Araştırmanın amacı, toplumsal cinsiyet bağlamında cinsiyet rollerini ve ne yazık ki günümüzde dahi yanlış bir kullanım sayılmayacak "kadın sorunu" kavramı çerçevesinde, medya temsilleri üzerinden incelemektir. Araştırma, toplumsal cinsiyet temsillerine bir yenilik getirdiği varsayılan, İnternet Televizyonu Draması "Şahsiyet" üzerinden bölüm bölüm söylem analizi yöntemiyle yapılmıştır. Analiz esnasında toplumsal cinsiyet çalışmaları, feminizm kuramları, erkeklik çalışmaları, psikanalitik kuram ve medya temsil araştırmalarından teorik olarak yararlanılmıştır. Şahsiyet'e dair, medyada alışılageldik toplumsal cinsiyet temsillerine alternatif bir yaklaşım benimsenmiştir. Dramadaki bazı değiniler, hem kadının hayatta 'sorunlu' varoluşunu hem de erkekliğe atfedilen üstün konumu eleştirmesi açısından, farklı medya temsillerinin mümkün olabileceğini göstermiştir. Gerbner'a göre (2014) Görsel içerik üreticilerinin iddiası, "izlenirliği arttırmak adına alışılageldik cinsiyet rollerine ve bilindik olay örgüsüne" bağlı kalmaktır. Şahsiyet, bu dinamiği sağlamadığı halde yüksek izlenme oranları elde etmiştir ve bu varsayımı geçersiz kılmıştır.
Şöhretin üretimi ve izleyicinin hayatı üzerindeki etkileri
The concrete benefits, which the society and the individuals get from their participation and contribution to the celebrity culture, incite a spirit of curiosity. At its core this thesis explores the functions of the celebrity culture by examining the theories about celebrity culture's vital role for the society, the celebrity and the audience in the contemporary modern world and subsequently by conducting a case study on famous Turkish pop-music singer İrem Derici. In other words, this thesis aims to find out the uses of celebrity culture for the Turkish audience. Specifically, main interest of this study is exploring how the audience makes use of celebrity culture to fulfill their need to form their identities, to satisfy their need for attachment, to be motivated by the promise of social mobility and to fantasize about eventually becoming a celebrity.
Le Journalisme d`internet en Turquie: La structure institutionnelle, le fonctionnement et les problemes
La presentation de la culture de la democratie et de l'actualite politique dans les medias: Les Armeniens Ottomans sous la derniere periode de l'empire la responsabilite scientifique et la democratie (Septembre 2005) étude de cas
Kamusal alanda düşünce geliştirilmesinde önemli rolü olan basın, ülkedeki siyasal yaşamın bir yansımasıdır. Ülkedeki siyasal yaşam ne kadar özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratikse basın da öyle olmaktadır. Resmi ideoloji gereği konuşulması tabu olmuş konulardan birini ilk defa ele alan, ?İmparatorluğun Son Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi? konferansından yola çıkarak basının kamusal alanda çok yönlü düşünce gelişimine ne kadar olanak tanıdığını araştırmıştır. Anahtar kelimleler : Demokrasi, kamusal alan, Türk siyasal tarihi, Türk basın tarihi, Gündem Koyma/İnşa etme
Une analyse sur le discours nationaliste dans le cinéma Turc
Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde; öncelikli olarak sinema ve politika ilişkisi ele alınmaktadır. Daha sonraki bölümde ise, sinemanın icadından bu yana geliştirilmiş olan sinemaya karşı farklı bakış açılarının ışığında sinemanın ?ulus? oluşturma sürecinde nasıl bir rol oynadığı ele alınmaktadır.