
630
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Bombus terrestris arısında ana arı ve işçi arı kaynaklı erkek arılar ile çiftleşen genç ana arıların koloni oluşturma performansı ve koloni gelişim özelliklerinin karşılaştırılması
Doğada yaşayan veya kültüre alınmış böcekler sürdürülebilir tarımın devamlılığı ve doğal floranın korunması için önemlidir. Bu hususta en etkili rol oynayan tozlayıcı vektörler arılardır. yirmi binden fazla türü bulunan arı familyası içerisinde bal arılarından sonra en çok yetiştiriciliği yapılan arı türleri bombus arılarıdır. Bombus arıları bal arılarındaki gibi haplodiploid üreme sistemine sahiptir. Bal arılarının aksine Bombus terrestris kolonilerinde yaşam döngüsünün sonlarına doğru ana arı ile birlikte işçi arılar da yumurtlamakta ve hem kurucu ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan bu haploid yumurtalardan erkek arılar üretilmektedir. Kolonilerde ana arı ve işçi arı yumurtalarından gelişen erkek arıların morfolojik olarak ayrılabilmesi söz konusu olmayıp, kitlesel yetiştiricilikte kolonilerde üretilen tüm erkek arılar çiftleştirme amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışma B. terrestris arısında hem ana arı hem de işçi arılar tarafından yumurtlanan haploid yumurtalardan üretilen erkek arılar ile çiftleşen ana arıların oluşturduğu kolonilerin gelişim özelliklerini karşılaştırmak amacı ile yürütülmüştür. Araştırmada yaşlı işçi arı grubu ve çiftleşmemiş ana arı grubu oluşturularak her iki grup için erkek arılar üretilmiş ve bu erkek arılar standart kolonilerde üretilen genç B. terrestris ana arıları ile çiftleştirilmiştir. Diyapoz dönemi sonunda bu ana arıların oluşturduğu kolonilerde bazı koloni gelişim özellikleri belirlenmiştir. İki farklı erkek arı grubu ile çiftleştirilen ana arıların oluşturduğu koloniler karşılaştırıldığında iki grup arasında yalnız koloni oluşturma oranı arasındaki fark önemli bulunmuş (p<0.05), diğer belirlenen tüm özelliklerde ise iki grup arasındaki farklılıklar önemli bulunmamıştır.
Kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanılan korunmuş yağların süt bileşenlerine etkileri
Ruminantların beslenmesinde korunmuş yağlar hem enerji sağlamak hem de süt bileşenlerini iyileştirmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu tez de ise, kıvırcık koyunların beslenmesinde kullanımının süt bileşenleri üzerine etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, her grupta 7 hayvan olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Koyunlar, bireysel bölmelerde barındırılmıştır. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki kez olarak beslenmişlerdir. Hayvanlar haftalık olarak tartılarak canlı ağırlıkları belirlenmiştir. Koyunlardan, sabah ve akşam olmak üzere iki kez süt örneklemesi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, korunmuş yağ kullanımının canlı ağırlık üzerine etkisi istatistiki olarak önemli bulunmamıştır (P>0.05). Ancak, süt yağı ve süt iletkenliği bakımından gruplar arasında fark önemli bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak, koyunlarda korunmuş yağ kullanımı süt bileşeninde özellikle de süt yağının artırılmasında etkili olduğu ve laktasyondaki hayvanlarda enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılabileceği kanısına varılmıştır.
Sütten kesilmiş saanen erkek oğlaklarının besi performansı üzerine canlı maya kültürünün etkileri
Bu tez çalışması sütten kesilmiş erkek Saanen oğlaklarında, kesif yeme ilave edilen Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae)'ın besi performansları ve İn Vitro gaz sindirilebilirliği üzerine etkisini araştırmak amacı için düzenlenmiştir. Çalışmada, 3-3,5 aylık yaşta 18 baş sütten kesilmiş erkek saanen oğlak her biri 6 adet içeren bir kontrol 2 deneme grubuna ayrılmıştır. Gruplar kesif yem ve fiğ samanı ile beslenmişlerdir. Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) kesif yem ve fiğ samanı üzerine 0 g, 25 g/baş, 50 g/baş olacak şekilde katılarak verilmiştir. 8 haftalık deneme sürecince canlı maya kültürü takviyesi canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı üzerine önemli bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Ayrıca Canlı Maya Kültürü, (Saccharomyces cerevisiae) In vitro gaz sindirilebilirliği ve ME (Metabolik Enerji) etkisi olmamıştır. Sonuç olarak sütten kesilmiş erkek saanen oğlaklarında kesif yem ve kaba yeme Canlı Maya Kültürü katılmasının canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerine ve in vitro gaz sindirimine etkisinin olmadığı gözlemlenmiştir. Bununla birlikte besleme zamanının ve verilen canlı maya kültürünün miktarı artırılırsa, maya kültürünün daha etkili olduğu gözlemlenebilir.
Süte Katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyu ilavesinin holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Süte ilave edilen katran ardıcı (Juniperus oxycedrus) aromatik suyunun Holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacı ile yapılan çalışmada 12 Holstein buzağı kullanılmıştır. Deneme grupları; KNT: Buzağı başlangıç yemi (BB) + katkısız süt (kontrol grubu), D1: BB + sütün %1.25'i oranında katran ardıcı aromatik suyu (KAAS) ilaveli süt, D2: BB + sütün %2.5'i oranında KAAS ilaveli süt, D3: BB + Sütün 5'i oranında KAAS ilaveli süt şeklinde oluşturulmuştur. KAAS'nun buzağıların sütten kesim yaşı, canlı ağrılık (CA) ortalamaları üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Ancak 2. hafta CA artışı üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin 2. haftada beden derinliği ölçüsü, 4 ve 5. haftalarda cidago ve sağrı yüksekliği ölçüleri üzerine etkileri önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS buzağıların yem tüketimlerini artırma eğilimi göstermiştir (P>0.05). Buzağıların solunum sayısı, nabız sayısı, solunum skoru, dışkı puanı ve rektal sıcaklıkdeğerleri arasındaki rakamsal farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesinin D1'nin ayakta durma, oturma, yem yeme ve çevre ile ilgilenme davranışları üzerine etkisi önemli bulunmuştur (P<0.05). KAAS ilavesi deneme gruplarının daha fazla uyumalarına neden olmuştur (P<0.05). Materyal yalama davranışı ise kontrol grubu ve D2'te daha çok gözlemlenmiştir. Biyokimya kan analizleri üzerine KAAS'nun etkisi ise önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak KAAS ilavesi buzağıların canlı ağırlık ve vücut ölçülerini iyileştirme etkisi göstermiştir. Bunların yanı sıra buzağıların ishal ve hastalık vakalarının görünme sıklıklarında ise KAAS ilavesi olumlu etkiler göstermiştir. En iyi gelişim Grup 2'de yani %1.25 katran ardıcı ilavesinde gözlenmiştir.
Rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun Japon bıldırcınlarının gelişim ve yumurta verimine etkisi
Yapılan bu çalışmada rasyona ilave edilen çörek otu (Nigella sativa L.) tohumunun, bıldırcınların gelişim ve yumurta verim özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla %1, %3, %5, %7 ve %10 çörek otu tohumu doz grupları oluşturulmuştur. Çalışmada ayrıca çörek otu tohumu ilave edilmeyen %0 doz grubu bulunmaktadır. Gelişim özelliği olan, 4 haftalık yaşa kadar bıldırcınların haftalık canlı ağırlık ve ağırlık artış özellikleri bakımından çörek otu tohumu doz grupları arasında önemli bir farklılık (P>0.05) bulunmamıştır. Ayrıca 4 haftalık yaşa kadar çörek otu tohum dozu gruplarından elde edilen haftalık yem tüketimi ve yemden yararlanma oranlarında da bir farklılık belirlenmemiştir. Ancak yalnızca dişi bıldırcınların 6 ile 9 haftalık yaşlar arasındaki günlük yem tüketiminin en yüksek olduğu grup %0 doz grubudur. Bu doz grubu çörek otu tohumu kullanılan ve en düşük yem tüketiminin olduğu %1 doz grubundan %12.58 oranında daha fazla yem tüketmiştir. Bunun yanı sıra %0 doz grubundan elde edilen haftalık yumurta ağırlık ortalamaları bazı çörek otu tohumu doz gruplarından daha düşük bulunmuştur. Çalışmada deneme doz gruplarında bıldırcın başına yumurta sayıları bakımından farklılık bulunmamaktadır. Araştırma sonucunda çörek otu tohumunun bıldırcınların yumurta dönemi yem tüketimini yumurta ağırlık ortalaması ve yumurta sayılarında herhangi bir olumsuzluk meydana getirmeden düşürdüğü belirlenmiştir.
Bombus (Bombus terrestris L.) arısında bazı morfolojik özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmini
Model sosyal böcek türü olan bal arılarında olduğu gibi bombus arılarında da dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri tozlaşma performansını etkileyen morfolojik özelliklerdendir. Bu özelliklerin kalıtım derecelerinin tahmin edilmesi için pedigri kayıtlarının tutulmuş olması gerekmektedir. Sunulan bu çalışmada, üç generasyon pedigri kayıtları bilinen Bombus terrestris arılarında bazı morfolojik (dil uzunluğu, kanat ve arka bacak özellikleri) özellikler ölçülmüş ve bu özelliklerin kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmada birinci generasyonda 43, ikinci generasyonda 115 ve üçüncü generasyonda ise 42 adet koloni kullanılmıştır. Her bir koloniden 3 adet işçi arı alınarak toplamda 600 adet işçi arıya ait morfolojik özellikler ölçülmüş ve bu özelliklere ait kalıtım dereceleri tahmin edilmiştir. Çalışmanın sonucunda B. terrestris işçi arılarının tarlacılık performansına etki eden bazı morfolojik özelliklerin kalıtım dereceleri (h2) işçi arı ağırlığı için 0.48 0.045, dil uzunluğu için 0.48 0.045, ön kanat uzunluğu için 0.50 0.045, ön kanat genişliği için 0.48 0.045, arka kanat uzunluğu için 0.49 0.045, arka kanat genişliği için 0.47 0.045, kanat indeksi için 0.42 0.046, arka bacak uzunluğu için 0.46 0.045, femur uzunluğu için 0.30 0.046, tibia uzunluğu için 0.49 0.045, metatarsus uzunluğu için 0.42 0.046, metatarsus genişliği için 0.43 0.046 ve metatarsus indeksi için 0.40 0.046 olarak tahmin edilmiştir.
Parametrik olmayan regresyon metotların hayvancılıkta kullanımı
Çalışma 58 adet Japon bıldırcınlarından elde edilmiş hayvancılık verisi üzerinde mevcut parametrik olmayan regresyon yöntemlerinden Hodges-Lehmann, Theil-Sen, Mood Brown ve OLS yöntemleri kullanılarak, yöntemlerin nasıl uygulanacağı, parametre tahminlerinin nasıl yapılacağı ve gerçekleşen hata terimleri birlikte irdelenmiştir. Regresyon denklemindeki katsayılar incelendiğinde farklı yöntemlerde benzer katsayılar bulunduğu tespit edilmiştir. Hata terimi incelendiğinde Hodges-Lehman yönteminin daha yüksek hata terimine sahip olduğu, tahminlerdeki isabetin nispeten daha yüksek olduğu söylenebilir. Hata teriminin düşüklüğü bakımından Theil-Sen Regresyon Yönteminin çoğu özellikte düşük değerler alması yöntemin kullanabilirliğini destekler niteliktedir. Özellikle bağımsız değişkenin normal dağılım göstermediği ve aykırı gözlemlerin bulunduğu özelliklerde Theil-Sen Regresyon Yönteminin daha küçük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. OLS tahmin yöntemi genel olarak düşük hata terimine sahipken, özellikle bağımsız değişkenin normal dağıldığı durumlarda daha düşük hata terimlerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Hodges-Lehmann tahmin yöntemi bazı özelliklerde katsayıları farklı ve hata terimleri değişken yani tutarsız sonuçlar vermiştir. Sonuç olarak parametrik olmayan regresyon analizi yöntemleri parametrik testlerin önşartlarının gerçekleşmemesi durumlarında, sapan değer, çoklu bağlantı gibi istenmeyen durumların gerçekleştiği durumlarda, gerek kullanım kolaylığı gerekse kolay hesaplanabilmesi bakımından araştırmacılar tarafından tercih edilebilecek alternatifler olarak değerlendirilebilir.
Protein kaynağı olarak kullanılan sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvalarının mavi-göğüslü bıldırcının (Excalfactoria chinensis) yumurta özelliklerine etkisi
Yapılan bu çalışmada mavi göğüslü bıldırcınların (Excalfactoria chinensis) bazı yumurta özellikleri, iki farklı deneme rasyon kullanılarak incelenmiştir. Bu rasyonlardan birisinde protein ve yağ kaynağı olarak sarı un kurdu (Tenebrio molitor) larvaları, diğerinde ise (kontrol) geleneksel bitkisel protein ve yağ kaynağı olan soya küspesi ve bitkisel yağ kullanılmıştır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen mavi göğüslü bıldırcınların yumurtalarının ağırlığında %14.1'lik bir artış olurken, yem tüketiminde %5.65'lik bir azalış ortaya çıkmıştır. Her iki deneme grubunda en çok bulunan yağ asit metil esterleri; oleik asit, palmitik ve linoleik asit asittir. Bunların böcek deneme grubunda toplam yağ asit kompozisyonundaki oranı sırasıyla; 48.92, 28.59 ve 11.60'dır. T. molitor larvalarının kullanıldığı rasyon ile beslenen grubun yumurtaları kontrol grubundan %2.49 oranında daha fazla doymamış yağ asitleri içermektedir. Ayrıca bu doymamış yağ asitlerinden omega 9 grubu yağ asitleri kontrol grubuna göre %6.94 oranında daha yüksektir. Araştırmada elde edilen sonuçlar dikkate alındığında E. chinensis kurutulmuş yumurta tozu üretimi için, T. molitor larvaları geleneksel protein ve yağ kaynaklarından soya ve bitkisel yağa alternatif olabilecek bir kaynakdır.
Grup karşılaştırmalarında ön şartlar sağlanmadığı durumlarda transformasyon tekniklerinin I. tip hata ve testin gücü bakımından irdelenmesi
Bu tez çalışmasında varyans analizinde ön şartlar sağlanmadığında uygulanabilecek olan bazı transformasyon yöntemleri farklı dağılımlar, farklı grup sayıları, farklı gözlem sayıları, farklı varyans oranları ve farklı standart sapma cinsinden farkların oluşturulmasıyla hem I. tip hata olasılığı hem de testin gücü değerleri bakımından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada kullanılan materyal, Python programlama dilinde Numpy kütüphanesindeki random fonksiyonu kullanılarak N (0, 1), χ2(3), t(10) ve β(15, 5) dağılımlarından üretilen tesadüf sayılardan oluşmaktadır. Söz konusu dağılımların her birinde 3, 4, ve 5 grupta her bir gruptaki gözlem sayısı 3, 5, 10, 15, 30 ve gruplar arası varyans oranı son grubun varyans oranının diğer grupların varyans oranından 1, 3, 5 ve 10 katı, ortalamalar arasındaki standart sapma cinsinden farklar 0, 0.5, 1, 1.5 ve 2 olacak şekilde simülasyon düzenleri kurulmuştur. Her bir simülasyon programı 100 000 tekrarlı olarak ele alınmıştır.Çalışmanın sonucunda, I. tip hata olasılığı bakımından varyansların homojenliğindeki bozulmalara bağlı olarak verilere 0.5 ve 0.375 eklenerek karekök alınan transformasyon tekniklerinin diğer transformasyon tekniklerine göre nispeten daha güvenilir sonuçlar verdiği fakat her durumda hem transformasyon uygulanmadan hem de uygulandıktan sonra deneme başında belirlenen I. tip hata olasılığının arttığı gözlenmiştir. Verilerin dağılım şekli normal dağılım, t(10) ve β(15, 5) iken varyansların homojenliği bozulduğunda transformasyon tekniklerinin testin gücü üzerinde dikkat çeken bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Özellikle sağa yatık dağılımda, üçüncü ve dördüncü dereceden kök transformasyonlarının testin gücü değerlerinde daha yüksek sonuçlar verdiği dikkat çekici bir biçimde gözlemlenmiştir.
Süt sığırcılığında ırk ve verim seviyesinin karbon ayakizi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı teorik olarak her gün sağılan 100 başlık sağmalı bulunan ve değişik verim seviyelerindeki Siyah-Alaca ve Simmental ırkı işletmeleri karbon ayakizi bakımından karşılaştırmaktır. Bu amaçla Siyah Alaca ırkının günlük 20, 25, 30 ve 35 kg süt verimi, aynı şekilde Simmental ırkının günlük 15, 20, 25 ve 30 kg süt verdiği varsayılarak rasyondaki yem çeşitleri aynı olmak kaydıyla, NRC normlarına göre rasyonlar hazırlanmıştır. İşletmelerde kurudaki inek sayısı 20 baş, Siyah Alaca ineklerin canlı ağırlığı 550 kg, Simmental ineklerin canlı ağırlığı 650 kg olarak alınmıştır. 500 kg canlı ağırlık 1 büyükbaş hayvan birimi (BBHB) kabul edilmiştir ve her bir ırk için toplam BBHB bulunmuştur. Metan ve diazot monoksiti karbondioksit eşdeğerine dönüştürürken IPCC (2021) tarafından bildirilen 27.2 ve 273 değerleri kullanılmıştır. İşletmelerde BBHB başına salınan karbondioksit miktarını yem için harcanan emisyon, enterik fermantasyon kaynaklı emisyon, gübre kaynaklı metan emisyonu, gübre kaynaklı karbondioksit emisyonu, gübre kaynaklı diazot monoksit emisyonu, ahır kaynaklı diazot monoksit emisyonu ve antropojenik kaynaklı emisyonun toplamı oluşturmuştur. Siyah Alaca ırkın sütü % 3.62 yağ ve %3.11 proteine göre, Simmental ırkın sütü ise % 4.04 yağ ve % 3.47 proteine göre standardize edilerek yağ ve proteine göre düzeltilmiş süt (FPCM) miktarı bulunmuş ve inekler haricinde üretilen toplam canlı ağırlık artışı FPCM'ye bölünerek etin süte oranı bulunmuştur. Siyah Alaca ve Simmental ırkı işletmelerinde toplam sera gazı emisyonlarının sırasıyla %81.75 ve %75.75'i süte, %18.25 ve %24.25'i ise ete tahsis edilmiştir. Toplam emisyon içinde en yüksek payı sırasıyla enterik fermantasyon kaynaklı emisyon ve yem için harcanan emisyon almıştır. Yapılan çalışma sonucunda Siyah Alaca için (20, 25, 30, 35 kg süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.04 CO2-eq, ,Simmental ırk inek için (15, 20, 25, 30 kg, süt verimlerine göre) 1 kg FPCM sütün karbon ayakizi ortalaması 1.25 CO2-eq olarak bulunmuştur. Süt verimi arttıkça 1 kg FPCM ve et için karbon ayakizinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu da, süt sığırcılığında karbon ayakizini azaltmada verim seviyesi ve ırkın önemini göstermektedir.
Süt içirme sıklığının buzağıların gelişimi ve davranışları üzerine etkileri
Çalışmada, süt içirme sıklığının süt içme döneminde buzağıların gelişimi, davranış ve sağlıkları üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 5 günlük yaşta 10 adet (Her grupta 5 buzağı) Holstein buzağı kullanılmıştır. Çalışmada Bilgisayar Kontrollü Besleyici (BKB) kullanılmıştır. Birinci grup buzağılara, sabah-akşam olmak üzere 4 lt/gün süt ikame yemi (G1) verilmiştir. İkinci gruba ise doğal emzirme davranışı olan sabah (05:00-08:00), öğlen (10:00-13:00), akşam (16:00-20:00) olmak üzere azami 12 lt/gün süt ikame yemi tüketmelerine müsaade edilmiştir. Grupların canlı ağırlıkları, toplam ve günlük canlı ağırlık artışları ve vücut ölçüleri arasında önemli farklılık bulunamadı. Ancak G1 buzağıları G2 buzağılarına nazaran daha fazla (P<0.05) yem tüketmişlerdir. Yemden yararlanma oranında G2 buzağıların lehine önemli olmayan bir iyileşme elde edildi. Besleyici olmayan BKB ziyaretleri çalışmanın ilk zamanlarında G1 buzağılarında fazla gözlemlenmiş, denemenin sonuna doğru G2 buzağıların ziyaretleri artmıştır. Yemlik ziyaretlerinin G1 buzağılarında G2 buzağılarına nazaran fazla olduğu gözlemlenmiştir. Ruminasyon için harcanın zaman gruplarda birbirlerine yakın olmuştur. Çapraz emme davranışı G1 buzağılarında fazla görülmüştür ancak yaşla beraber bu davranış kalıbında azalma olmuştur. Dil çevirme davranışı ise G2 buzağılarda fazlaca görülmüş ancak bu davranış kalıbı yaşla beraber ortadan kalkmıştır. Bağırma davranışı G1 buzağılarında fazlaca gözlemlenmiş ancak yaşla beraber bu davranış ortadan kalkmıştır. Kan biyokimya değişkenlerinden GGT, inorganik fosfor ve glukoz konsantrasyonları G2 buzağılarında yüksek olmuştur (P<0.05). Hematolojik kan değerlerinden hemoglobin, hematokrit, eritrosit ve trombosit G2 buzağılarda önemli oranda artmıştır. Ancak buzağıların oksidatif stres, antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi üzerine önemli olmayan bir etki gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, süt içirme sıklığının buzağıların gelişimleri, davranış kalıpları, sağlıkları üzerine önemli etkisinin olmadığını göstermiştir.
Süt içme döneminde tam yağlı süte ilave edilen kefir yan ürününün holstein buzağıların gelişimi ve genel sağlık parametreleri üzerine etkisi
Buzağılara oral yolla uygulanan kefir yan ürününün Holstein buzağıların süt içme döneminde gelişim ve sağlık parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 21 baş Holstein buzağı kullanılmış ve buzağılar gruplara canlı ağırlık ortalamaları dikkate alınarak dağıtılmışlardır. Buzağılara 4 lt/gün süt iki öğün olarak (sabah 2lt-akşam 2 lt) verilmiştir. Deneme gruplarına kefir yan ürünü 0, 20 ve 40 mL/gün/buzağı olacak şekilde ticari yem katkı maddesi ise 15 g/gün/buzağı olacak şekilde süte ilave edilerek verilmiştir. Buzağıları ardışım üç gün 800 g/gün başlangıç yemi tükettiklerinde sütten kesilmişlerdir. Buzağılara başlangıç yemi ad libitum olarak verilmiş, yonca kuru otu ise sütten kesildikten sonra verilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar; kefir yan ürününün buzağıların toplam ve günlük canlı ağırlık artışları önemli oranda arttırdığını ve gelişimlerini iyileştirdiğini göstermiştir. Ancak buzağıların sütten kesim yaşı üzerine önemli etkisi olmamıştır. 20 mL/gün kefir yan ürünü buzağıların toplam ve günlük yem tüketimlerini önemli ölçüde arttırmış ve yemden yararlanma oranını ise önemli ölçüde iyileştirmiştir. Kefir yan ürünü buzağıların nabız ve solunum sayısını, solunum skorunu, rektal sıcaklığını, genel görünüşünü, hastalıklı gün sayısını, dışkı skorunu ve ishalli gün sayısını önemli olmayan oranda etkilemiştir. Buzağıların bağışıklık ve antioksidan belirteçlerinin konsantrasyonu kefir yan ürünü ilavesi ile önemli olmayan ölçüde artmış ve oksidan belirteçlerinin konsantrasyonu ise önemli olmayan ölçüde azalmıştır. Araştırma sonucunda kefir yan ürününün sağlıklı buzağı yetiştirmesinde kullanılma potansiyeli olduğu ancak farklı çevre koşullarında ve farklı dozlarda çalışılarak potansiyelinin net bir şekilde ortaya konulmasında yarar olacağı düşünülmektedir.
Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix Japonica) GH, VIPR-1 ve PRL gen bölgeleri üzerindeki polimorfizmler ile bazı verim özellikleri arasındaki ilişkilerin araştırılması
Gerçekleştirilen doktora tezinde toplam 150 adet Japon bıldırcınında GH (MspI), VIPR-1 (BsrDI ve HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) genleri üzerindeki bazı polimorfizmler PCR RFLP yöntemi kullanılarak incelenmiş, tespit edilen polimorfizmlerin bazı verim özellikleri ve farklı büyüme modelleri parametrelerine etkileri araştırılmıştır. Yumurta verimi, ortalama yumurta ağırlığı, yumurta iç ve dış kalite özellikleri; kuluçka sonuçları; iki farklı yaşta kesim ağırlığı ve karkas ağırlığı ile karkas randımanı ve 3 farklı büyüme modelinde parametre tahminleri incelenmiştir. İncelenen gen bölgelerinden VIPR-1 (HpyCH4IV) ve PRL (Csp6I) için polimorfizm tespit edilememiş ve bu bölgeler monomorf bulunmuştur. Bu iki bölge monomorf olduğu için verim özellikleri ile ilişki analizi yapılamamıştır. GH geni MspI polimorfizmine ait A (%52) ve B (%48) allelleri ile AA (%28), AB (%48) ve BB (%24) genotipleri belirlenmiştir. VIPR-1 (BsrDI) polimorfizmine ait G (%68) ve T (0.32) allelleri GG (%48), GT (0.39) ve TT (0.13) genotipleri belirlenmiştir. Popülasyonun polimorfizm görülen genler bakımından Hardy-Weinberg dengesinde olduğu bulunmuştur. Her bir gene ait genotip yapıları ile verim özellikleri arasında yapılan ilişki analizleri sonucunda GH (MspI) geni ile yumurta verimi arasında önemli (p<0.05) ilişki olduğu belirlenmiştir. GH (MspI) ve VIPR-1 (BsrDI) genlerinin diğer verim özellikleri bakımından istatistik olarak önemli etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Verim özellikleri değerlendirildiğinde kesim yaşının ve cinsiyetin kesim ağırlığı, karkas ağırlığı ve randımanını etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Sürü yaşının kuluçka randımanı ve döllülük oranına etkisinin olduğu (p<0.05) fakat çıkış gücüne ise etkisinin istatistik olarak önemli olmadığı bulunmuştur. Büyüme eğrisi modellerinde BNY ve BNA parametreleri arasındaki farklar istatistik olarak önemli bulunmuştur (p<0.05).
Küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde çoban köpeklerinin etkinliğinin belirlenmesi
Yırtıcı hayvanların özellikle küçükbaş hayvancılığa verdiği kayıplar ekonomik açıdan oldukça önemli boyutlara ulaşmaktadır. Tüm çiftlik hayvan türleri içinde, yabani hayvan saldırılarına en kolay hedef olan ve en çok saldırılara maruz kalan türler koyun ve keçidir. Çoban köpeklerinin etkin biçimde kullanılması köpeklerin özellikle sahip oldukları davranış ve fiziksel faktörler (vücut yapısı, güçlü bir kondisyon, koku alma yeteneği, cesaret, görme ve işitme yeteneği) köpeğin etkinliğini belirleyen özelliklerdir. Bu tez çalışmasında; Burdur, Isparta ve Antalya illerindeki küçükbaş hayvancılık işletmelerinde kurt saldırılarının neden olduğu kayıpların işletmelerdeki önemi konusunda bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Küçükbaş hayvancılıkta yabani hayvanlardan dolayı doğan kayıpları en aza indirmek için çoban köpeklerinin etkinliği araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Koyun yetiştiricilerinin %40'ı, keçi yetiştiricilerinin ise %45.5'i yırtıcılar nedeniyle zarar gördüğünü ifade etmiştir. Bu yetiştiricilerde, yabani-yırtıcı zararlılar nedeniyle son iki yılda Çalışma yapılan Burdur, Isparta ve Antalya illerinde kaybedilen hayvan sayısı toplamı 3629 baş koyun, 3297 baş keçidir. Bu zararın 2023 yılı içerisinde parasal karşılığı, zarar gören koyun yetiştiricileri için yaklaşık 27 217 500 TL, keçi yetiştiricileri için ise 24 727 500 TL'dir. Her üç ilde de son iki yılda kurt saldırılarının neredeyse iki katına çıktığı görülmektedir. Sürülerde hangi köpek ırkının kullanıldığı illere göre bağımlı olup, istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Köpeklerin nereden temin edildiğine dair illere göre oluşturulan iki yönlü tabloda khi kare test istatistiği 16.509 olup istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.05).
Burdur ili süt sığırcılığı işletmelerinde hayvan refahının barınak ve yetiştirme şartları yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı Burdur ili ve ilçelerinde süt sığırcılığı yapılan işletmelerin hayvan refahı açısından değerlendirilmesidir. Çalışmada 56 süt sığırı işletmesi kullanılmıştır. Çalışmada 61 soruluk bir anket formu kullanılmış ve yerinde ölçüm yapılarak işletme sahipleri ile birebir yapılan görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İşletmecilerin %32.1'i lise ve %26.8'i üniversite mezunu olup %35.7'si babadan kalma bir meslek olduğu için 20 yılı aşkın süredir sektör içerisinde olduğunu belirtmiştir. İşletmecilerin büyük çoğunluğunun mesleki eğitimi olmadığı sadece %19.6'sının besleme ile ilgili eğitim aldıkları belirlenmiştir. İşletmelerin büyük çoğunluğu şahıs işletmesi olup aile bireyleri ile çalıştıkları belirlenmiştir. İl genelinde yarı açık barınak tipi tercih edilmiş ve barınaklar planlanırken işletmeciler kendi tecrübelerini kullandıklarını belirtmişlerdir. Barınaklarda tuğla duvar, sac çatı ve beton zemin tercih edilmiştir. İşletmeler büyük çoğunlukla koruyucu veteriner hekim hizmeti almaktadırlar. Barınaklar çoğunlukla ayda bir kez traktör ile temizlenmektedirler. İşletme sahipleri tırnak problemleri yaşadıklarını ve tırnak bakımı yaprak üstesinden geldiklerini bildirmişlerdir. Barınaklarda topallık sorunu olmadığı ancak ineklerde bacak, uyluk ve meme-karın bölgeleri incelendiğinde kirlilik problemi olduğu belirlenmiştir. Barınaklarda ineklerin %38.9'unun vücut kondisyon skorunun 2.25-3.5 arasında olduğu, %38.1'inde rumen doluluk skorunun 3 olduğu belirlenmiştir. Barınaklar inek başına düşen alan bakımından (<7 m2, 7-9.1 m2, >9 m2) incelenmiş ve %67.9 oranında 9.1 m2 daha fazla birim alan belirlenmiştir. Barınak yerleşim sıklıklarının 7-9.1 m2 olması ineklerin serum protein ve globulin konsantrasyonunu önemli ölçüde arttırdığı belirlenmiştir. Antioksidan savunma mekanizması ve bağışıklık sistemi de söz konusu yerleşim sıklığında önemli olmayan ölçüde iyileşmeler gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, Burdur ili ve ilçelerinde barınaklarda hayvan refahı ile ilgili önemli oranda problem tespit edilememiş, ancak azda olsa yönetimsel sorunlar olduğu belirlenmiştir.
Burdur ilinde yetiştirilen Siyah Alaca ırkı sığırların süt verimine ait genetik parametrelerin farklı hayvansal modeller ile tahmini
Bu çalışmada, Burdur ilinde yetiştirilmekte olan Siyah Alaca ırkı süt sığırlarının, süt verimlerine ait genetik parametrelerinin, farklı hayvansal modeller ile tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 2005-2010 ve 2016-2023 yılları arasında Siyah Alaca ırkı süt sığırlarına ait iki ayrı veri setinde yer alan toplam 131 169 adet süt verim kayıtından yararlanılmıştır. Çalışmada, 305 günlük süt verim ortalaması 6 189.6 kilogram, laktasyon süresi 266.2 gün ve kuruda kalma süresi 127.8 gün tespit edilmiştir. Buzağılama mevsiminin, buzağılama yılının, işletmelerin ve laktasyon sırasının süt verim özelliklerine etkisi önemli bulunmuştur. Kuruda kalma süresi bakımından, laktasyon sıraları arasında herhangi bir farklılık belirlenmemiştir. Araştırmada tek özellikli model kullanılarak her laktasyon sırasına göre 305 günlük süt veriminin kalıtım dereceleri tahminleri edilmiştir. Buna göre ilk veri setinde 0.16 - 0.28 aralığında, ikinci veri setinden ise 0.28 - 0.43 aralığında tahminler elde edilmiştir. Tekrarlamalı model ile 305 günlük süt verimlerine ait kalıtım derecesi ve tekrarlanma derecesi sırasıyla, ilk veri setinde 0.31 ± 0.04 ve 0.34 ± 0.03, ikinci veri setinde 0.30 ± 0.08 ve 0.42 ± 0.07 olarak tahmin edilmiştir. Tekrarlamalı modelde denetim günü süt verimine ait kalıtım derecesi ve tekrarlanma derecesi sırasıyla, ilk veri setinde 0.23 ve 0.28, ikinci veri setinde ise 0.32 ve 0.46 olarak tahmin edilmiştir. Araştırmada denetim günü süt verimlerine ait genetik parametreler, şansa bağlı regresyon modeli kullanılarak da tahmin edilmiştir. Bu model ile tahmin edilen kalıtım dereceleri, ilk veri seti için 0.013 - 0.51, arası, ikinci veri seti için ise 0.013 - 0.49 aralığındadır.
Melisa aromatik yağ ve suyunun antioksidan ve antibakteriyel özellikleri ile in vitro ruminal fermentasyon parametrelerinin belirlenmesi
Özelikle sığırlarda rumen fermentasyonun manipülasyonu ile yemden yararlanmayı iyileştirerek verim seviyesini artırma hedeflenmektedir. Melisa'dan (Melissa officinalis) elde edilen aromatik yağ ve suyunun beslenme potansiyeli ve ruminal mikrobiyal fermentasyon özelliklerini belirlemek amacı ile tasarlanmıştır. Bu çalışmada, Melisa aromatik yağının ve suyunun rumen fermentasyonu ve uçucu yağ asitleri (UYA) üretimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Rumen sıvısına 0 μL, 100 μL, 400 μL, 800 μL ve 1600 μL aromatik yağ ve 1 mL, 2 mL ve 4 mL aromatik su ilave edilmiştir. Aromatik yağın fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitesi aromatik suya nazaran yüksek olduğu belirlenmiştir. Melisa aromatik yağının süt sığırı rasyonuna/rumen sıvısına ilavesinin in vitro toplam gaz üretimi (TGÜ), metan gazı üretimi (MGÜ), metabolik enerji (ME) ve organik madde sindirimini (OMS) önemli oranda azaltmıştır (P<0.05), ancak aromatik suyun söz konusu parametrelere etkisi önemli bulunmamıştır. Toplam UYA üzerine hem aromatik yağın hem de aromatik suyun etkisi önemli bulunmamıştır. Aromatik yağ ilavesi valerik asit ve isovalerik asit miktarını ve yüzdesini önemli oranda azaltırken diğer parametrelerin konsantrasyonları üzerine etkisi önemli bulunamamıştır. Bunun yanı sıra, aromatik suyun tüm parametreler üzerine etkisi önemli bulunmamıştır. Elde edilen sonuçlar, Melisa aromatik yağ ilavesi rumende TGÜ, MGÜ, ME ve OMS'ni önemli oranda azaltırken rumen uçucu yağ asitlerinin üretimini önemli oranda etkilemediğini göstermiştir. Melisa aromatik yağı ya da suyunun anti-metanojenik etkili olduğu saptanmasına karşın, bu dozlarda süt sığırı rasyonunda kullanılmasının rumen fermentasyonu üzerine olumsuz etki yaptığı anlaşılmıştır.
Farklı rakımlarda yetiştirilen kıl keçilerinde bazı verim özelliklerinin karşılaştırılması
Ülkemiz, küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde önemli merkezlerdendir. Akdeniz bölgesi özellikle ülkemiz keçi yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı yerlerin başında gelmektedir. Isparta ili keçi yetiştiriciliği bakımından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu araştırmada Isparta ilinde yetiştiriciliği yapılan kıl keçilerin farklı rakımlarda döl verim özellikleri, morfolojik özellikler ve bazı kan parametreleri bakımından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Elde edilen verilere göre yüksek rakımda ikiz doğuran keçi sayısının daha yüksek olduğu, toplam oğlak sayısının da aynı şekilde yüksek rakımda daha fazla olduğu tespit edilmiş olup, bir doğumda oğlak sayısının 1500 m üzeri rakımda 1.29, 1500 m rakımda ise 1.13 olduğu saptanmıştır. Farklı rakımlarda yetiştirici koşullarında elde edilen verilere göre canlı ağırlık, sütten kesim ağırlığı ortalamaları yüksek rakımda yetiştirilen Kıl keçilerinde canlı ağırlık ortalaması 63.04±0.55, 1500 m rakımdaki keçilerin ortalaması 55.97±0.51 olarak bulunmuş olup ve bu fark istatistik olarak önemlidir (p<0.01). Yüksek rakımda yetiştirilen hayvanların sağrı yüksekliği, cidago, göğüs derinliği, göğüs çevresi ve vucüt uzunluğu verileri sırasıyla 82.24±0.35, 84.93±0.37, 36.27±0.17, 94.42±0.38 ve 80.98±0.44 cm olarak bulunmuştur. 1500 m rakımda ise bu değerler sırasıyla 77.19±0.30, 81.73±0.34, 35.54±0.15, 97.37±0.44 ve 77.66±0.29 cm olarak bulunmuştur. Kan değerlerinden WBC değeri 1500 m rakımda ortalama 10.19±0.70 ve yüksek rakımda ortalama 13.32±0.66, GRAn değeri yüksek rakımda ve 1500 m rakımda sırasıyla 9.60±1.82 ve 35.02±1.72, LYM değeri 55.28±2.02 ve 58.77±1.92, Mon A değeri 5.30±0.30 ve 4.94±0.28, RBC değeri 14.20±0.48 ve 13.86±0.46, Hgb 7.68±0.17 ve Hct 20.21±0.45 ve 20.11±0.43, Mcv 14.47±0.32 ve 14.57±0.30, RDW Cv 19.89±0.23 olarak bulunmuştur.
Lavanta kuru otu ve aromatik suyunun antioksidan ve antimikrobiyal etkisi ile in vitro ruminal fermantasyon düzeylerinin belirlenmesi
Aromatik bir bitki olan ve uzun yıllardır alternatif sağlıkta kullanımı olan lavanta (Lavandula intermedia) kuru otu ve aromatik suyunun in vitro ortamda rumen toplam gaz üretimi, metan gazı üretimi, metabolik enerji, organik madde sindirimi ve uçucu yağ asitler üzerine etkisi araştırılmıştır. Lavanta kuru otu buğday samanına alternatif olarak düşünülmüş ve saman yerine ikame edilmiştir. Lavanta kuru otu rasyona %0, 25, 50, 75 ve 100 olarak ilave edilmiştir. Bunun yanı sıra lavanta aromatik suyu 1, 2 ve 4 mL/ olarak rumen sıvısına ilave edilmiştir. Lavanta kuru otunun fenolik madde miktarı ve antioksidan kapasitesinin lavanta aromatik suyundan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Lavanta kuru otu metan (CH4) üretimi önemli ölçüde azaltırken (P<0.05), aromatik su toplam gaz üretimi (TGÜ), CH4, metabolik enerji (ME) ve organik madde sindirimini (OMS) önemli ölçüde azaltmıştır (P=0.00). Hem lavanta kuru otu hem aromatik suyu in vitro fermentasyon sıvısındaki toplam uçucu yağ asitlerinin (TUYA) üretimini önemli ölçüde etkilememiştir. Ancak, %75 ve 100 oranında ilave edilen kuru ot asetik (AA), propiyonik (PA) ve bütirik asit (BA) miktarını artırma eğilimi gösterirken, 4 mL aromatik su sadece PA miktarını artma eğilimi göstermiştir. Çalışma, lavanta kuru otu ve lavanta aromatik suyunun ruminant diyetlerine eklenmesinin metan emisyonlarını azaltmada etkili olabileceğini ve bu bileşiklerin hayvancılığın çevresel etkilerini hafifletmede kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak bu katkılar kullanılırken rumendeki besin madde sindirimini olumsuz etkilenerek rasyonun enerjisinin dışkı ile atılma ihtimalide göz ardı edilmemelidir.
Diallel melezleme uygulanan japon bıldırcını (coturnix coturnix japonica) hatlarında canlı ağırlıklara ait genel ve özel kombinasyon kabiliyetleri
Bu tez çalışmasında, tüy rengine göre ayrılan dört farklı Japon bıldırcının (Coturnix coturnix japonica) büyüme özellikleri incelenmiş olup, arasında uygulanan diallel melezleme sonucu oluşan kombinasyonların büyüme özellikleri, genetik parametreleri ve kombinasyon Kabiliyetlerini incelemesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eğitim Araştırma ve Uygulama Çiftliği bünyesindeki Kanatlı Yetiştirme Biriminde bulunan damızlık Japon Bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) hatları kullanılarak tez çalışması yürütülmüştür. Çalışmada, ebeveyn bıldırcınlar Griffing diallel melezleme yöntemi kullanılarak melezlenmiştir. Griffing yöntemiyle yapılan diallel melezleme analizi sonucunda, farklı tüy renklerine sahip hatlar arasında genel ve özel kombinasyon kabiliyetleri değerlendirilmiştir. Çalışmada, ebeveyn ve melezlerin haftalık canlı ağırlıkları incelenmiş ve büyüme performansı Gompertz büyüme eğrisi modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca, genetik parametrelerin tahminiyle eklemeli ve eklemeli olmayan gen etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, özel kombinasyon kabiliyeti (ÖKK) ve genel kombinasyon kabiliyeti (GKK) analiz ederek farklı hatların üstünlükleri belirlenmiş ve heterosis (melez gücü) etkisi incelenmiştir. Çalışmada elde elden sonuçlara göre tüm haftalar için en yüksek canlı ağırlık ortalamaları beyaz tüy rengi (BEY) ebeveyn popülasyonundan elde edilmiştir (4 ve 5 haftalık yaştaki ortalamalar sırasıyla 246.40 ve 295.68 g). Ayrıca uygulanan diallel melezleme sonuçlarına göre en iyi melezleme kombinasyonları BEY hattı ile yapılan melezlemelerin olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar, bıldırcın yetiştiriciliğinde et verimi açısından BEY hattının ve BEY ile yapılan melezlemelerin tercih edilmesini desteklemektedir. Araştırmanın tüm yaş gruplarında BEY genotipi en yüksek pozitif GKK değerine sahip olup, canlı ağırlık açısından en üstün performansı sergilemiştir. Diğer genotipler (SAR, SIY ve YAB) genellikle negatif GKK değerleri göstermiştir. ÖKK ise en yüksek değerleri genellikle BEY x SIY, BEY x SAR ve BEY x BEY kombinasyonlarından elde edilmiştir. Eklemeli genetik varyansı; tüm haftalar için yüksek bulunmuş ve eklemeli gen etkilerinin canlı ağırlık üzerinde baskın olduğu görülmüştür. Maternal etkiler; bazı yaş gruplarında istatistiksel olarak önemli bulunmuş, ancak genel olarak katkılarının sınırlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmada tahmin edilen dar anlamlı kalıtım derecesi (h²) değerleri 0.55 ile 0.74 arasında değişirken, geniş anlamlı kalıtım derecesi (H²) değerleri 0.67 ile 0.81 arasında bulunmuştur. Bu çalışma genetik ıslah programlarında kullanılabilecek bilgi sağlamakta ve Japon bıldırcınlarının ticari potansiyelini artırmaya yönelik öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Japon bıldırcını, Griffing diallel melezleme, Genel ve özel Kombinasyon Kabiliyeti, Genetik Parametreler, Gompertz modeli, Heterosis.
Flupyradifurone'nun (Butenoloid) bombus (Bombus terrestris L.) arılarında bazı fizyolojik, davranış ve koloni gelişim özellikleri üzerine etkisi
Bombus arıları, hem doğal hem de tarımsal ekosistemlerin sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir. Bombus arılarının korunması bitki çeşitliliği, gıda güvenliği ve ekosistem sağlığı açısından kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada, doğa dostu bir insektisit olarak tanıtılan Flupyradifurone (FPF) etken maddeli insektisitin (Sivanto, Bayer) Bombus terrestris arılarının fizyolojik, davranışsal ve koloni gelişimi üzerindeki etkileri incelenmiştir. FPF'nin tavsiye edilen arazi kullanım dozu üzerinden hazırlanan dozlarıyla beş grup (kontrol, FPF 1/100, FPF 1/10, FPF 1/1, FPF 2/1) oluşturulmuş ve arıların yaşam süreleri ile ölüm oranları mikro koloni yöntemiyle 28 gün boyunca değerlendirilmiştir. En kısa yaşam süresi ve en yüksek ölüm oranı FPF 2/1 grubunda kaydedilmiştir. Koloni gelişimi üzerinde FPF'nin işçi ve ana arı üretimi ile ilk erkek arı çıkış zamanını etkilediği, ancak rekabet noktası, ilk ana arı çıkış zamanı ve cinsiyet üretim stratejileri üzerinde etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Hafıza ve öğrenme testlerinde FPF'nin olumsuz bir etkisi belirlenmemiştir. Yuva yeri bulma davranışında da FPF maruziyetinin yön bulma performansını etkilemediği tespit edilmiştir. Beyin dokusu incelemelerinde tüm doz gruplarında nöropil düzensizlikleri gözlemlenmiş, en yüksek düzensizlik FPF 2/1 grubunda saptanmıştır. FPF'ye maruziyet arttıkça hemosit sayılarının azaldığı belirlenmiştir. Genel olarak, FPF'nin B. terrestris arıları üzerinde yıkıcı bir etkisi olmadığı ve tozlaşma performansını olumsuz etkilemediği sonucuna varılmıştır.
Mikroenkapsüle kekik yağı ile beslenen Japon bıldırcınlarında (coturnıx coturnıx japonıca) kalite ve verim parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışmanın birinci amacı kekik (Origanum onites) yağının mikroenkapsülasyon tekniği uygulanarak hayvancılıkta kullanılabilen, çevre koşullarına dayanıklı bir ürün olarak elde edilmesi olup, ikincisi amacı ise üretilen ürünün uzun süreli beslemede bıldırcınlarda verim ve kalite parametrelerine etkisinin incelenmesidir. Çalışma için Japon bıldırcını melezi hattan elde edilen 336 civciv kullanılmıştır. Deneme düzeni bazal rasyon ile beslenen grup kontrol grubu (K), mikroenkapsüle kekikyağı (MKY) ve kekik yağı (KY) 100, 300 ve 600 mg/kg dozda olmak üzere yedi grup (K, MKY100, MKY300, MKY600, KY100, KY300, KY600) olarak oluşturulmuştur. Her deneme grubu 3 tekerrürle 21 adet alt gruba ayrılmış ve her alt grupta 16 hayvan olacak şekilde kafeslere yerleştirilmiştir. Denemede büyütme (2-6. haftalar) ve yumurtlama (9-12 haftalar) dönemi olmak üzere iki dönemde performans verileri incelenmiştir. Kekik yağı sodyum aljinat ile kaplanarak enkapsule edilmiş böylece çalışmanın en kritik adımı başarı ile gerçekleştirilmiştir. Bıldırcınlarda büyütme döneminde kullanılan kekik yağı dozajı artmasının birçok verim parametresine olumsuz etki ettiği ve elde edilen verilerinde de gerileme olduğu gözlemlenmiştir. Büyümekte olan bıldırcınlarda kekik yağı dozunun düşük düzeylerde kullanılması tavsiye edilmelidir. İncelenen kan parametreleri, karkas randımanı, rölatif organ ağırlıkları, et kalitesi ve duyusal analiz sonuçlarında gruplar arası fark bulunamamıştır. Patolojik inceleme sonuçlarına bakıldığında yüksek dozda KY'nın karaciğer ve testis dokularını olumsuz etkilediği görülmüştür. Yumurtlama döneminde kekik yağı oranı artıkça hayvan performansının artırdığı gözlemlenmiştir. Çalışma sonunda yumurta kalite parametrelerinde gruplar arasında faklılık gözlemlenmiştir. Büyütme ve yumurtlama döneminde mikroenkapsüle 100-300 mg/kg dozajının kullanımı üreticiye tavsiye edilebilir.
Isparta ili yetiştirici koşullarında kıl keçilerinin bazı morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasının amacı Isparta İlinde Yetiştirilen Kıl keçilerinin Bazı Morfolojik ve Fizyolojik Özelliklerinin belirlenmesidir. Bu çalışma Isparta İlinde Tarım ve Orman Bakanlığı, Damızlık Koyun-Keçi Yetiştiriciler Birliği ve Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi ile birlikte on iki yıldır yürütülmekte olan "Ülkesel Halk Elinde Islah Projesi" kapsamında Kıl keçilerinin ıslah projesine ait işletmelerden belirlenen sürülerde yürütülmüştür. Elde edilen sonuçlar istatistik olarak analiz edilerek Isparta İlinde yetiştirici koşullarında Kıl keçisine ait temel bazı verim özellikleri ortaya konmuştur. Araştırma bulgularına göre oğlak doğum ağırlığı bakımından yıllar, ana yaşı ve doğum tipi istatistik olarak önemli bulunmuştur (P<0.001). Araştırmada, günlük canlı ağırlık artışlarına ana yaşının etkisi ve cinsiyetin etkisi istatistik olarak önemli (P<0.05) bulunmuştur. Kıl keçisi oğlaklarının sütten kesimde yaşama gücü oranı ortalama %82.25 olarak tespit edilmiştir. Döl verimi özelliklerinden ikizlik oranı %43 olarak tespit edilmiştir. Kıl Keçilerinde Canlı Ağırlık ortalama olarak 63.04 kg olarak belirlenmiştir. Sağrı yüksekliği 82.24 cm, Cidago yüksekliği 84.93 cm, Göğüs Derinliği 36.27 cm, göğüs çevresi 94.42 cm ve vücut uzunluğu özelliği 80.98 cm olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak yükselen değer olan Kıl keçisinin saf olarak yetiştirilmesi ve sahip olduğu genetik potansiyelin ortaya konması önemlidir. Bu tez çalışması ile yerli ırklarımızın gerçek verim kabiliyetleri ortaya konmuş, ırk olarak detaylı tanımlaması yapılmış ve verim performanslarının düşük olmadığı bilimsel olarak gösterilmiştir.
Isparta ilinde bulunan at çiftliklerinde hayvan refah düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırma, Isparta ilindeki at çiftliklerindeki refah düzeylerini değerlendirmek amacıyla Avrupa Birliği tarafından geliştirilen AWIN protokolü çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. İldeki dört farklı çiftlikten toplam 41 at çalışmaya dâhil edilerek hayvan ve çevre bazlı parametreler sistematik olarak incelenmiştir. Araştırma bulguları, ad libitum beslenme eksikliğinin ve uzun yemleme aralıklarının stres riskini artırdığını göstermiştir. Barınak koşulları, havalandırma kalitesi ve alan yetersizliği gibi konularda farklılıklar saptanmış; modernizasyon ihtiyacı vurgulanmıştır. Ayrıca, deri lezyonları, topallık ve solunum problemleri gibi sağlık sorunlarının düşük standartlara sahip çiftliklerde daha yaygın olduğu tespit edilmiştir. Davranış analizleri, sosyal etkileşim fırsatlarının artırılması gerektiğini ortaya koymuştur. Modern beslenme ve barınak teknikleri uygulayan çiftliklerde daha yüksek refah düzeyleri saptanmıştır. Bulgular, havalandırma sistemlerinin iyileştirilmesi, ad libitum yemleme sistemlerinin uygulanması ve personel eğitiminin refah standartlarını iyileştirmek için önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, etik ve sürdürülebilir at yetiştiriciliği için önemli bir rehber niteliği taşımaktadır.
Isparta ili halk elinde kıl keçisi ıslahı projesine dahil işletmelerin karbon ayakizinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında Isparta ilinde yer alan Kıl keçisi işletmelerinin karbon ayak izi incelenmiştir. Çalışmada yer almayı kabul eden 40 işletmeye anketler yapılmıştır. İşletmeler hayvan varlıkları sayılarına göre 3 gruba ayrılmıştır. Keçi yetiştiriciliğinde uygulanan yemleme ve otlatma için yem tüketimi hesaplamaları yapılırken canlı ağırlıkları üzerinden rasyon değerleri alınmıştır. Fabrika yemi için işletmelerde kullanılan farklı markaların Ham Protein ve Enerji içeriğine göre yüzdeleri hesaplanarak rasyon oluşturulmuş ve her bir yemin CO2 emisyon değerleri ile çarpılarak yemleme kaynaklı karbon ayak izi bulunmuştur. Rasyon ihtiyaçlarına göre tüketilen yemlerin brüt enerjileri hesaplanmış referans değerler ve denklemlere göre enterik fermentasyon kaynaklı karbon ayak izi, gübre kaynaklı karbon ayak izi, metan, doğrudan ve dolaylı nitröz oksit ve insan kaynaklı emisyonlar bulunmuştur. İşletmelerde yer alan keçi ve tekeler haricinde üretilen toplam canlı ağırlık artışı ve işletmede 1 yıl içinde üretilen süt miktarı hesaplanmış, bulunan değerler sonucunda işletmelerin sera gazı emisyonlarında %86.72'si et üretimi %13.28'i süt üretimi kaynaklı olduğu saptanmıştır. Çalışmalar sonucunda 1 kg süt üretimi için oluşan karbon ayak izi 0.83 kg CO2e/1 kg, 1 kg et için ise 4.96 kg CO2e/1 L olduğu sonucuna varılmıştır. İklim değişikliğinde önemli rol oynadığı ileri sürülen hayvancılık sektöründe Kıl keçisi yetiştiriciliğinin rolü değerlendirilmiş, iklim değişikliğinde hayvancılık bağlamında keçi yetiştiriciliğin diğer yetiştiricilik çeşitlerine göre sahip olduğu etkinin düşüklüğü tespit edilmiştir. Bu bağlamda dünya üzerindeki her bireyin sorumluluklarını daha da iyi benimsemesi amacıyla sera gazı emisyonlarını düşürebilmek adına uygun yöntemler önerilmiştir.
Tavşan beslemede kültür mantarı saplarının alternatif protein kaynağı olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada yemlerde kullanılan protein kaynaklarına alternatif olarak kültür mantarı saplarının protein kaynağı olarak tavşan yemlerinde kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Kültür mantarı yetiştiriciliği yapan işletmelerden mantar sapları toplanmış daha sonra bir dizi işlemlerden geçirilerek kuru veya yaş haldeki mantar saplarından protein ekstraksiyonu yapılmıştır. Mantar sapları iki uygulama ile farklı aşamalardan geçirilerek protein ekstraksiyonunda kullanılmıştır. Birinci uygulamada mantar sapları kurutulduktan sonra; Eleme, yıkama, kurutma, öğütme, on kat suyla sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama, kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi işlemlerden geçirilmiştir. İkinci uygulamada ise mantar sapları yaş olarak protein ekstraksiyon işlemi için kullanılmak üzere eleme, yıkama, öğütme, üç kat sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama ve kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi benzer işlemlerden geçirilmiştir. Mantarın saplarının işlendikten sonra proteini ekstrakte edildiğinde tavşan beslenmesinde kullanılabilecek bir kalitede ürün olduğu gözlemlenmiştir. Bu şekilde atık olarak tanımlana ve değerlendirilemeyen ürünlerden elde edilecek yüksek saflığa sahip protein içeren katkı maddelerinin ekonomiye katkı sağlanacağı gerek insan beslenmesinde gerekse hayvanların beslenmesinde protein ihtiyacının karşılanmasında alternatif bir ürün olarak değerlendirilebileceği kanısına varılmıştır. Ayrıca mantar üretimi sonunda çevreye atık olarak bırakılan mantar saplarının işlenerek atık materyalin yeniden geri kazanımı sağlandığından çevreye zarar vermesi de önlenmiş olacaktır.
Yapay zeka destekli gerçek zamanlı bazı süt sığırı ırklarının tespit edilmesi
Bu tez çalışması, büyükbaş hayvan ırklarının yapay zeka destekli gerçek zamanlı tespiti üzerine odaklanmıştır. Farklı büyükbaş hayvan ırklarını doğru ve hızlı bir şekilde tanımlayabilen bir sistem geliştirilmiştir. Geliştirilen sistem, görüntü işleme ve derin öğrenme tekniklerini kullanarak ırkları sınıflandırmayı hedeflemiştir. Çalışmada, büyükbaş hayvancılık sektöründe sıklıkla karşılaşılan zorluklar ele alınmış ve yapay zekâ ile bilgisayarla görme teknolojilerinin bu sektöre sağlayabileceği faydalar araştırılmıştır. Tezde kullanılan veri seti, Kaggle platformundan temin edilen çeşitli büyükbaş hayvan ırklarına ait 1208 görüntüden oluşmaktadır. Bu görüntüler Ayrshire, Brown Swiss, Jersey, Red Dane ve Holstein-Friesian ırklarını içermekte olup, görüntülerin farklı açılardan ve çevresel koşullarda çekilmiştir. Derin öğrenme modelleri arasında, ResNet50 ve DenseNet121 gibi mimariler kullanılmış, bu modellerin performansları Python ve TensorFlow/Keras kütüphaneleri ile değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında uygulanan modeller arasında sınıflandırma işlemlerinde en başarılı model evrişimsel sinir ağları (CNN) modeli olmuştur. Araştırmanın bulguları, büyükbaş hayvan ırklarının doğru bir şekilde tespit edilmesinin hem besleme programlarının optimize edilmesi hem de sağlık kontrol süreçlerinin etkinleştirilmesi açısından önemli olduğunu göstermiştir. Tezde geliştirilen sistemin, büyük çiftliklerde ve sürülerde ırk tespitini manuel gözlem süreçlerinden bağımsız hale getirdiği ve böylece hem zaman hem de iş gücü tasarrufu sağladığı belirlenmiştir. Gerçek zamanlı çalışma yeteneği ile sistem, hayvanların durumlarına göre anında geri bildirim verebilmektedir ve hayvancılık sektörünün verimliliğini artırma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.
Su mercimeği bitkisinden elde edilen proteinlerin enkapsüle edilerek rumende korunmuş protein haline getirilmesinin incelenmesi
Su mercimeği dünyada insan beslenmesinde ve hayvan beslenmesinde kullanılabilecek besin içeriğine sahip esansiyel aminoasitlerce zengin bir su bitkisidir. Su mercimeğinin yetiştiriciliği yurt dışında yapılmakla birlikte ülkemizde doğal alanlarda bulunan bir bitkidir. Bu bitkinin birçok çeşidi bulunmakla birlikte burada kullanılacak olan su mercimeği Eğirdir gölünde bulunan Lemna minor L yapay havuzlarda yetiştirilmesiyle elde edilmiştir (SM). Elde edilen bitkiler önce yıkanmış, gölgede kurutulmuş ve öğütülmüştür. Öğütülmüş su mercimekleri sulandırılarak proteinlerin ayrışması sağlanmış posa (SMPO) ve ayrışan protein (SMP) ayrı ayrı kurutulmuştur. Toz halinde bulunan SM, SMP ve SMPO palm yağı kullanılarak enkapsüle edilerek ESM, ESMP ve ESMPO elde edilmiştir. Elde edilen tüm ürünlerde KM, HK, HP, HY, ADF ve NDF analizi yapılmıştır. 24 saatlik, In vitro gaz sindirimine tabi tutulmuş ve ME, NEL ve IVSO değerleri hesaplanmıştır. Tüm verilerin analiz, grafik ve çizelgeleri jamovi ile yapılmıştır. İşlem görmemiş SM, SMP ve SMPO yapılan HP analizi sonucunda sırasıyla %25.64, 43.14 ve 18.46 çıkmıştır. Örneklere By-pass yağ ilavesi tüm analiz değerlerini düşürürken sadece yağ oranını artırmıştır. Enkapsülasyon işleminden sonra kesif yem için hesaplanan In vitro gaz ME, NEL değerlerinin arttığı görülmüştür. Enkasülasyon işlemiyle palm yağı ile kaplanan örneklerde gaz çıkışının neredeyse sıfıra yakın olduğu gözlemlenmiştir. Enkapsülasyon işleminin başarıyla gerçekleştirilerek rumende korunmuş protein özelliği aldığı görülmüştür. Yüksek kaliteli protein kaynaklarının rumende korunmasına yönelik çalışmanın başarıyla gerçekleşmiş olup bu çalışmaya ilave olarak in vivo çalışmalara ve işleme teknolojisinin endüstriyel boyut kazandırılmasınada ihtiyaç vardır.
Sığırlar için rumen kanül dizaynı ve imalatı
Bu çalışmada, sığırlar için Rumen kanülü üretimi amaçlanmıştır. Literatürde yer alan bilgiler ışığında ve piyasadaki mevcut kanüller dikkate alınarak hayvan sağlığına uygun malzemelerden kanül yapılmıştır. Birinci çalışmada su boşaltım ve aktarım işlerinden kullanılan polivinil klorür (PVC) depo rekoru kullanılarak kanül yapımı gerçekleştirilmiştir. Bunun için hazır alınan depo rekoru sanayide işlenip uygun ölçüde hazırlanmış, bombeli diyafram lastiği ve kapak kullanılarak rumen kanül imalatı gerçekleştirilmiştir. Daha sonra ikinci kanül imalatında polivinil klorür (PVC) plastisöl materyali kullanılmıştır. Kanül şeklini alabilmesi için metalden kanül ve kapağının kalıbı yaptırılmıştır. Bu kalıplar etüvde 180°C sıcaklıkta 15 dakika ısıtıldıktan sonra üzerine pvc plastisölün yapışması sağlanmıştır. Daha sonra tekrar 180°C sıcaklıkta 15 dakika daha bekledikten sonra soğutulmuştur. Soğumuş olan kalıptan plastisöl çıkartılarak kanül üretimi gerçekleştirilmiştir. Her iki kanül 12 yaşında tahmini canlı ağırlığı 350 kg olan yerli melezi dişi sığıra takılmıştır. ilk yapılan kanül hayvanın rumeninden ilk günlere düştüğü için kullanılmamış onun yerine ikinci plastüsölden yapılan kanül üç ay boyunca test edilmiştir. Hayvanın yem ve su tüketimine, VKS değerine etki etmemiştir ayrıca kanülden rumen sıvısı sızması görülmemiştir. Daha sonra plastisolden imal edilen kanül in vitro gaz çalışmasında kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmanın başarı ile tamamlandığı ve iyi sonuç verdiği söylenebilir. Buradaki amacımız kolay bulunabilir malzemelerle rumen kanülü imalatı yapılmasını sağlanması planlanmış bir kısım aksaklıklarla da olsa sonuç alınmıştır fakat iki kanülde de çalışma sonucunda bazı eksiklikleri gözlemlenmiştir. Bu konuda eksikliklerin giderilmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır
Burdur ili orta ölçekli süt sığırı işletmelerinde hayvan refahının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Burdur ili orta ölçekli süt sığırcılığı işletmelerinde hayvan refahı düzeyini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 91 işletme örneklem olarak seçilmiş ve anket yöntemi ile barınak yapısı, beslenme, sağlık uygulamaları, hijyen, davranışsal göstergeler ve refah uygulamaları gibi değişkenler değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre işletmelerin büyük çoğunluğunda serbest barınak sistemi (%76.92) kullanıldığı, barınakların tamamının karkas sisteminde ve çelik taşıyıcı ile inşa edildiği belirlenmiştir. İşletmelerin büyük çoğunluğunda doğum bölmesi (%94.87) ve hasta hayvan bölmesi (%97.37) bulunmamaktadır. Ayrıca padok kullanım oranı düşüktür (%12.82). Hayvanlara yönelik refah uygulamalarında; düzenli yemleme, su temini ve sağlık kaydı tutulması yaygın olarak yapılmakla birlikte, parazit kontrolü, tırnak bakımı ve davranışsal izleme sistemlerinin kullanım oranı düşüktür. Buzağı refahı açısından kolostrum uygulamaları büyük ölçüde doğru zamanda yapılmakta, ancak buzağılara özel bakım programı yetersiz kalmaktadır. Tüm bu bulgular, refah düzeyinin belirli açılardan yeterli olmakla birlikte yapısal eksikliklerin ve yönetimsel uygulamaların refahı olumsuz etkilediğini göstermektedir. Sonuç olarak, Burdur ili orta ölçekli süt sığırı işletmelerinde hayvan refahını artırmaya yönelik yapısal iyileştirme, eğitim ve farkındalık çalışmaları önerilmektedir.
Yeni süt numune alma cihazı dizaynı ve imalatı
İnek sütü, dünya genelinde insan beslenmesinde yüksek besin değeriyle öne çıkan bir gıda ürünüdür. Ülkemizde de çiğ süt üretimi önemli bir düzeydedir. 2024 yılında üretilen çiğ süt miktarı 22 milyon 487 bin 757 ton olarak belirtilmiştir. Sütün kimyasal kompozisyonu çeşitli çevresel, genetik ve yönetimsel faktörlerden etkilenmektedir. Bu değişimleri ölçmek için sütte yapılan analizler hayvanın beslenmesi, sağlık durumu, genetik potansiyeli, sütten elde edilebilecek ürünlerin değeri ve sütte yapılan hileleri göstermesi açısından önem arz etmektedir. Süt sağımı sırasında besin içerikleri homojen bir şekilde gelmediği için sütün tamamı sağıldıktan sonra ya da zamana bağlı olarak örneklenerek analizi yapılmalıdır. Manavgat Süt ve Süt Ürünleri Üreticileri Birliğine bağlı çiftliklerden elde edilen süt örneklerinin analizleri yine birliğe bağlı süt analizi laboratuvarında yaptırılmıştır. 130 çiftlikten alınan süt numunelerinde yapılan analiz sonuçlarında süt besin elementlerinin Ulusal Süt Konseyinin (USK) verdiği standartların altında olduğu gözlemlenmiştir. Örnek alınan çiftliklerde süt yağ ve protein oranının değerlendirilmesi sonucunda çiftliklerin %17'sinde asidosiz ve %3.1'inde ketozis olduğu belirlenmiştir. Diğer çiftliklerde ise hayvan besleme ile ilgili eksikliklere bağlı olarak süt besin içeriklerinin düşük olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada sağım sırasında sütlerin doğru örneklenebilmesi için 3 farklı aparat üretilmiştir. İlk aşamada krom nikel ve PVC den iki aparat geliştirilmiş, prototipleri geliştirilen bu aparatlardan PVC olanının daha kullanışlı olduğu tecrübe edildikten sonra son olarak 3D yazıcı ile PLA dan geliştirilmiş ve süt örnekleme aparatı imalatı gerçekleştirilmiştir. Üretilen aparat ve ticari satılan süt örnekleme aparatı ile toplanan süt örnekleri analizleri kıyaslanmıştır. Elde edilen sonuçlar toplanan örnek miktarı hariç aralarında herhangi bir fark olmadığını göstermiştir. Yeni geliştirilen süt örnekleme prototipinin sağım sistemini etkilemeden doğru örnekleme yaptığı ispat edilmiş olmakla birlikte bu prototipe ticari boyut kazandırılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
İvesi koyunlarda GHRHR (Growth hormone releasing hormone receptor) geninde indel mutasyon polimorfizmi
Bu çalışmada, İvesi Koyununda ülkemizdeki yerli ve yağlı kuyruklu bir koyun ırkı olup, ülkemizin güneydoğusunda bulunan Şanlıurfa,Gaziantep,Hatay,ve Mardin bölgelerinde ayrıca Suriye ,İsrail, Kuzey Afrika ülkeleri ve Arap ülkelerinde yetiştirilir. Sıcak ve kurak iklime karşı son derece dayanıklı ve sütçü bir koyun ırkıdır. Bu çalışma ile GHRHR (Growth Hormon Releasing Hormone Receptor) yani büyüme hormonu salgılayıcı hormonun receptöründeki gende indel mutasyon olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışma için Şanlıurfa ilinde yetiştirilen 50 adet akraba olmayan İvesi Koyunu seçilmiş ve kan numunesi alınmıştır. Bu kan numunesindeki DNA izole edilerek PCR'da çoğaltılıştır. Agaroz jel elektroforezi ile yürütülüp görüntüleri incelenmiştir. Çıkan sonuçlar popülasyon genetiği parametrelerince değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Hardy- Weinberg dengesinin dengede olduğu İvesi Koyunların doğal evrim sürecini yaşadığı tespit edilmiştir. PIC (polimorfik bilgi içeriği) değerinin sınırlı olduğu tespit edilmiştir, ancak aynı gende farklı markörler ile yapılacak çalışmaların İvesi Koyunun et,süt,yapağı,döl ve doğurganlık gibi verimiyle ilişkilendirilmesi , bu ırkın soyunun korunması ve ıslahı için son derece önemlidir.
Faselya (phacelia tanacetifolia) bitkisinin silajının yem değerinin belirlenmesi
Faselya bitkisi arıların ihtiyacını karşılayabilecek nektar ve polen kaynağı oluşturabilen ender bir bitki olmasından dolayı arı otu olarak da adlandırılır. Aynı zamanda kaba yem gereksinimini de karşıla maktadır. Bu projenin amacı ruminant hayvan beslemede kullanılan faselya bitkisinin silajın yem değerine ve metan üretim potansiyeline etkisini belirlemektir. Silaj gruplarında 56 günlük silolama süresi sonunda kuru madde, ham protein, pH, ham kül, ham yağ, ham selüloz, ADF ve NDF düzeyleri tespit edilmiştir. Çiçeklenme öncesi ve çiçeklenme ortası dönemde faselye silajının besin madde içerik değerleri KM 23-22.4 HP 16,3-13,7 HY 2,7-3,2 HK 9,5-9,7 ADF 34,2-35 NDF 41,1-48,5 olarak ölçülmüştür. Çiçeklenme öncesi dönemden çiçeklenme ortası döneme doğru ilerledikçe taze materyal içerisindeki ham protein miktarının azaldığı; ham yağ, kuru madde, ham kül, nötr deterjanda çözünmeyen lif, asit deterjanda çözünmeyen lif miktarlarının arttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yaptığımız çalışmadan çıkardığımız bir diğer sonuç itibariyle silajın pH değerinin düşük olması durumunda daha iyi kaliteye sahip olduğunu ve besin değerlerinin korunması açısından önemli olduğunu ortaya koymaktadır.
Bıldırcın rasyonlarına katılan Şanlıurfa kırmızı acı biber tohumunun performans, kesim özellikleri ve kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma, japon bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) rasyonlarına farklı miktarlarda ilave edilen kırmızı acı biber tohumunun performans, kesim özellikleri, kan parametreleri ve oksidatif stres üzerine etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Denemede 240 adet Japon Bıldırcın civcivi kullanılmış ve çalışma 42 gün sürmüştür. Kontrol ve 3 farklı kırmızı acı biber tohumu (%0, 2, 4, 6) kullanılarak deneme grupları oluşturulmuştur. 0-6 haftalık dönemde canlı ağırlık bakımından gruplar arasında çok önemli (P<0.01) fark görülmüş, BT gruplarında CA düşmüştür. Yem tüketimi gruplar arasında çok önemli olup, en düşük YT %2 BT grubunda gerçekleşmiştir. Yemden yararlanma oranı gruplar arasında çok önemli (P<0.01) bulunmuş, en düşük YYO %6 BT grubunda gerçekleşmiştir. Yaşama gücü bakımından gruplar arasında önemli bir fark bulunmamıştır. Karkas, karaciğer, kalp ve abdominal yağ ağırlığı bakımından önemli bir fark görülmezken, taşlık ağırlığı kontrol grubunda önemli derecede (P<0.05) düşük bulunmuştur. Oksidatif stres parametrelerinden, total antioksidan durumun (TAS) BT gruplarında kontrole göre çok önemli (P<0.01) düzeyde artarken, total oksidan durum (TOS) ve oksidatif stres indeksinin (OSİ) düşmüştür. Kan parametrelerinden, total kolesterol gruplar arasında önemli (P<0.05) olup, en düşük kolesterol kontrol grubunda elde edilmiştir. HDL kolesterol gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup en yüksek HDL kolesterol %2 BT grubunda gerçekleşmiştir. LDL kolesterol gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup, en düşük LDL kolesterol kontrol grubunda gerçekleşmiştir. Trigliserit değeri gruplar arasında çok önemli (P<0.01) olup en düşük trigliserit %2 BT grubunda bulunmuştur. Sonuç olarak en iyi yemden yararlanma oranına (YYO) bakıldığında, biber tohumunun alternatif bir yem kaynağı olarak bıldırcın rasyonlarına %4 düzeyinde katılabileceği söylenebilir.
The effect of moringa oleifera leaf, canola seedpowder, acetic acid, and thyme oil on fattening, layingperformance, carcass yield, plasma blood parameters,and microbiota in japanese quails (Coturnix corturnix Japanica)
Two different studies were conducted in quails to understand the effects of different additives on fattening performance and animal health in poultry rations. Both trials lasted for 52 days, including 35 days of fattening performance and 14 days of spawning. In the first trial, it was aimed to determine the effect of Moringa leaf, canola seed and their mixture as a feed additive on the fattening performance of Japanese quails. The 1st group was additive-free control, the 2nd group added 0.4% Moringa leaf to the standard ration, the 3rd group added 0.4% canola seed to the standard ration, and the 4th group added 0.4% canola seed + 0.4% Moringa leaf to the standard ration. Final body weight, feed conversion and egg production did not differ significantly at the end of the trial (P<0.05). Feed consumption differed significantly between the groups (P<0.05), and canola groups consumed more feed. Feeding with Moringa leaf and canola seed significantly increased carcass, liver, gizzard, abdominal fat, total protein, blood P, and Ca levels compared to the control group. Among all groups, triglyceride, HDL and cholesterol, LDL, ALT, and glucose levels did not change in blood analysis, but only the total protein level was higher in the groups that consumed Moringa leaf powder. Moringa leaf and canola + Moringa treatment groups reduced many pathogenic bacteria in the digestive tract, and this had a positive effect on the digestive and immune systems. In the second experiment, it was aimed to determine the effects of adding acetic acid to feed and thyme oil to drinking water, especially on feed hygiene, fattening and laying performance of Japanese quails. The formation of the groups is in the form of 1st group additive-free standard control feed, 2nd group standard feed + 2% acetic acid, 3rd group standard feed and thyme oil (5ml/L) for drinking water. As a result of the study, it was seen that acetic acid and thyme oil significantly affected body weight gain and feed consumption and changed the feed conversion value negatively at 0-3 and 0-7 weeks. There was no significant difference in egg production between the groups. In addition, some visceral values did not differ between the groups, except for the gizzard weight. Blood values did not change between groups. There were no differences in ALT, LDL, magnesium and phosphorus values between groups and genders. Significant results were obtained in the second experiment in terms of small intestine microbial flora and cecum pH decreased significantly in acetic acid and thyme oil groups, and also E. coli, Coliform bacteria counts, and yeast and mold levels showed a numerical significant decrease in Acetic acid and thyme oil groups (P<0.05).
Ceylanpınar tarım işletmelerinde yetiştiriciliği yapılan siyah alaca sığırların süt verimine etki eden çevre faktörlerinin belirlenmesi ve genetik parametrelerin tahmini
Bu çalışmanın birinci amacı Ceylanpınar tarım işletmesinde yetiştiriciliği yapılan Siyah Alaca süt sığırlarında buzağılama yılı, buzağılama mevsimi, laktasyon sırası ve laktasyon dönemi ile birlikte sıcaklık ve nem gibi çevre faktörlerinin süt verim düzeyine etkisini belirlemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise buradan elde edilen bulgularla, hayvanların ısı stresine maruz kaldığı koşullarda genetik parametrelerin konfor koşullarına göre nasıl değiştiğini tespit etmek ve bununla birlikte gerek ısı stresi gerekse de konfor koşullarında en uygun damızlık seçiminin ne zaman yapılacağını şansa bağlı regresyon modeli yardımıyla ortaya koymaktır. Araştırmada 690 süt sığırının birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü ve üzeri laktasyon sırasına ait toplam 207 003 adet günlük süt verim kaydı ve hayvanlara ilişkin soy kütüğü bilgileri kullanılmıştır. Sıcaklık ve nem değerlerine ilişkin meteorolojik veriler ise işletmeye yaklaşık 15 km uzaklıktaki meteoroloji istasyonundan temin edilmiştir. Sıcaklık nem indeksi (SNİ) için maksimum hava sıcaklığı ve minimum nispi nem değerleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda süt verimi üzerine buzağılama yılı ve mevsiminin, laktasyon dönemi ve sırasının, buzağılama çağının ve SNİ'nin etkileri oldukça önemli bulunmuştur (P<0.0001). SNİ değerinin 77'nin üzerine çıkması durumunda süt veriminin düşüşe geçtiği ve 92 olması durumunda da SNİ 77 değerine göre süt veriminin 1.09 kg azaldığı saptanmıştır. Isı stresinin sürüde hem genotipik, hem de kalıcı çevre varyanslarında ve bu doğrultuda kalıtım derecesinde genel olarak artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Konfor dönemi (KD) ve ısı stresi dönemi (ISD) olarak belirlenen dönemlerde günlük olarak tahmin edilen kalıtım derecelerinin ortalamalarının sırasıyla 0.13±0.007 ve 0.18±0.010 olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte gerek KD gerekse de ISD için söz konusu işletmede yapılacak en doğru seleksiyon zamanının sırasıyla laktasyonun yaklaşık 120. ve 60. günleri olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada, sıcaklık ve nem gibi iklim faktörlerinin genetik değerlendirme çalışmalarına istatistiksel modeller aracılığıyla dahil edilmesinin, daha doğru genetik parametre tahminlerin yapılmasına ve sürü verimliliğinin artırılmasına yardımcı olacağı ve bunun sonucu olarak, ısı toleransı daha yüksek süt sığırı genotiplerinin elde edilmesini sağlayacak ıslah programlarının geliştirilmesine imkân vereceği sonucuna varılmıştır.
Şanlıurfa şartlarında farklı sistemlerde yetiştirilen linda ırkı kazların (Anserinae sp.) besi performansı, yumurta verim özellikleri ve kuluçka sonuçları bakımından karşılaştırılması
Bu çalışma, Linda kazlarının Şanlıurfa şartlarındaki besi ve yumurtlama performansları üzerine değişik besleme sistemlerinin etkisini araştırmak amacıyla yürütülmüş ve bu amaçla biribirini takip eden iki farklı çalışma yapılmıştır. İlk çalışmada, 150 adet kaz kullanılmış olup, kazlar iki gruba ayrılmış ve her grup kendi arasında 3 tekerrüre ayrılarak gruplar (25'er adet) oluşturulmuştur. Gruplardan biri kapalı şartlarda (sürekli içerde), diğeri ise yarı entansif şartlarda (meraya çıkarılmış) yetiştirilmişlerdir. Besleme şekilleri ise, kesif yem ağırlıklı ve mera (rye grass)+kesif yem beslemesi şeklinde uygulanmıştır. Tüm gruplar, 0-6 haftalar arasında %23 ham protein ve 3100 kcal/kg ME, 7-17 haftalar arasında ise %20 ham protein ve 3100 kcal/kg ME içeren rasyonlarla beslenmiştir. Yarı entansif grubun rasyonu 7. haftadan sonra %20 oranında arpa ile seyreltilmiş ve hayvanlar 10. haftadan itibaren merada otlatılmaya başlanmıştır. Canlı ağırlık kazancı, her iki grupta benzer olmuş, barınak içinde kalan kazlar daha fazla kesif yem tüketmişlerdir (P<0.05). Her iki besleme şeklinde kazlar yem proteinini benzer düzeyde sindirmişlerdir. Meraya çıkarılan grupta sindirimle ilgili iç organ ağırlıklarında artma görülmüş, ancak karkas ağırlığı düşmüştür (P<0.05). Besiyi sonlandırma yaşını tahmin için büyüme eğrilerine bakılmış, Bertalanffy, Logistic ve Gompertz büyüme modellerine göre ortalama kesim yaşı 4 ve 5 aylık olarak belirlenmiştir. Kesif yemle beslemenin, daha erken ve daha yüksek kesim ağırlığına ulaşmayı sağladığı, ancak bunun ekonomik olmadığı görülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde, mera beslemesine ek olarak kesif yem takviyesinin Linda kazları için en iyi ve ekonomik besleme şekli olduğu ortaya konulmuştur. Çalışmanın ikinci aşaması, farklı besleme şekillerinin Linda kazlarında ilk yumurtlamaya başlama yaşı, yumurta verimi ve kuluçka özellikleri üzerine etkisini ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada, denemeye alınan 90 adet kaz palazı, günlük yaştan itibaren yumurtlama dönemi başlayıncaya kadar iki gruba ayrılarak izlenmiştir. Hayvanlar, ilk denemedeki besleme şekli ile aynı olan entansif (kesif yem ağırlıklı) ve yarı entansif (mera+kesif yem) şartlarda beslenmişledir. Her iki gruptaki kazlar da, ortalama 9 aylık yaşta iken yumurtlamaya başlamıştır. Ancak, entansif yetiştirme koşullarında yumurtlama bir hafta daha erken başlamıştır. Kazlarda yumurtlama dönemi yaklaşık 13 hafta sürmüş ve bu dönemde kaz başına ortalama 36 adet yumurta elde edilmiştir. Denemede, her iki grup için, toplam yumurta verimi, haftalık yumurta verimi, yumurta ağırlığı ve kuluçka randımanı gibi özellikler bakımından elde edilen ortalamalar arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur. Yarı entansif gruptaki kazlar günlük ölçülebilen yem tüketimi bakımından daha düşük değerlere sahip olmuşlar ve dolayısıyla bu grupta yumurta için yemden yararlanma oranı daha düşük olmuştur (P<0.05). Kesif yem beslemesi, daha erken yumurtalamayı teşvik etmesine rağmen, grupların yumurta verimleri ve yumurta dış kalite özellikleri benzer bulunmuştur. Sonuç olarak, Linda kazlarında mera beslemesine ek olarak kesif yem takviyesi (yarı entansif) ile yapılan yetiştiriciliğin, kesif yeme dayalı entansif sisteme göre daha uygun ve ekonomik olduğu söylenilebilir.
Şanlıurfa yöresindeki keçilerde mitokondriyal sitokrom b (CYTB) gen polimorfizmi ve filogenetik analizler
Bu araştırmada, Şanlıurfa ili keçilerinin filogenetik ağaçlarının moleküler tekniklerle belirlenmesi amaçlanmıştır. Toplam genomik DNA izolasyonu için keçilerden kan örnekleri toplandı. DNA numunelerinde, mitokondriyal Sitokrom b (CYTB) gen bölgesini çoğaltmak için ileri ve geri primerler kullanılmıştır. Mitokondriyal CYTB gen bölgesi polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) tekniği kullanılarak amplifiye edildi ve PCR ürünlerinin gen sekansı bilgileri elde edilmiştir. Keçilerde, CYTB gen dizisinde, toplam alan sayısı, G+C oranı, polimorfik bölge sayısı, haplotip sayısı, haplotip çeşitliliği, nükleotid çeşitlilik değerlerine dayanan DNA polimorfizmi 560, 0.407, 81, 13, 1.000±0.0030, 0.03395±0.00434 olarak bulundu. Keçilerde, genetik uzaklık 0.0000-0.0299 arasında değişmektedir. Filogenetik analizlerde; genetik ilişkileri göstermek için UPGMA (Aritmetik Ortalama ile Ağırlıklı Eş Grup Yöntemi) yöntemi ve Kimura-2-parametre modeli kullanılmıştır.
Kapsaisin bazlı doğal ve işlenmiş yem katkı maddelerinin Japon bıldırcınlarının (Coturnix japonica) besi performansına etkisi ve refah düzeyinin istatistiksel modellemesi
Bu çalışma, Japon bıldırcınlarının (Coturnix japonica) performansı ve refahını inceleyen iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, farklı seviyelerde Urfa biberi atığı (Capsicum annuum L.) ve kapsaisin bazlı ticari yem katkı maddelerinin (ID Phyt Capcin) bıldırcınların performansı, karkas özellikleri, kan parametreleri ve yumurta verimi üzerindeki etkileri araştırılmıştır. İkinci aşamada ise, refahın büyüme, fiziksel aktivite, biyolojik ve fizyolojik stres ile bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Performans aşaması toplam 9 hafta sürmüş, çalışma yedi deney grubunu içermiştir. Urfa biberi atığı ve ID Phyt Capcin katkıları %2.5, %5 ve %7.5 seviyelerinde uygulanmıştır. Sonuçlar, %7.5 Urfa biberi atığı grubunun ilk 3 haftada en yüksek canlı ağırlığa ulaştığını (p<0.05), ancak 6. haftada gruplar arasında anlamlı fark bulunmadığını göstermiştir (p>0.05). Yem tüketimi açısından %5 ve %7.5 Urfa biberi atığı grupları 0-3 haftalık dönemde en yüksek değere sahipken (p<0.05), 4-6 haftalık dönemde gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p>0.05). Yemden yararlanma oranı %5 ID grubunda en düşük, %7.5 Urfa biberi atığı grubunda ise en yüksek bulunmuştur (p<0.05). Karkas ölçümlerinde, Urfa biberi atığı grubunda taşlık ağırlığı artarken (p<0.05), kalp ve dalak ağırlıkları azalmıştır (p<0.05). Trigliserit seviyeleri Urfa biberi atığı gruplarında düşük, ID gruplarında ise yüksek bulunmuştur (p<0.05). Yumurta verimi en yüksek %7.5 ID grubunda tespit edilirken (p<0.05), Urfa biberi atığı gruplarında yumurta sarısı rengi belirgin şekilde koyulaşmıştır (p<0.05). Çalışma, yem katkılarının türü ve dozajının performans üzerinde farklı etkiler yarattığını göstermektedir. Refah aşamasında, Japon bıldırcınlarının refah düzeyinin değerlendirilmesi için kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (PLS-SEM) uygulanmıştır. Hiyerarşik bileşen modeli (HCM) kullanılarak refah, yüksek dereceli bileşen (HOC) olarak ele alınmış, fizyolojik değişkenler alt bileşenler (LOC) olarak modellenmiştir. Sonuçlar, refahın fiziksel aktivite (0.791), bağışıklık sistemi (0.567) ve büyüme (0.903) üzerinde anlamlı etkileri olduğunu göstermiştir. Refah, fiziksel aktivitedeki varyansın %62.6'sını, bağışıklık sistemindeki varyansın %32.1'ini ve büyümedeki varyansın %81.6'sını açıklamaktadır. Bu bulgular, refahın hayvanların temel biyolojik süreçlerini şekillendirmedeki kritik rolünü ortaya koymakta ve refah değerlendirmesi için sağlam bir metodolojik çerçeve sunmaktadır.
Kuzularda direkt ve anaya bağlı genetik etki içeren modellerin karşılaştırılması
Bu çalışma, Orta Anadolu Merinosu kuzularının 90. gün canlı ağırlığına ilişkin genetik parametrelerin ve varyans bileşenlerinin altı farklı hayvan modeli kullanılarak tahmin edilmesini amaçlamaktadır. Araştırmada, doğrudan ve maternal genetik etkiler ile bu etkiler arasındaki genetik kovaryansların belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma materyalini, 2024 yılında T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Bahri Dağdaş Uluslararası Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nden temin edilen ve 49 koç ile 706 koyundan doğan toplam 1693 kuzuya ait veriler oluşturmaktadır. Veri analizleri, BUGA yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Uygulanan modelleme sürecinde Model 1 yalnızca doğrudan genetik etkiyi, Model 2 doğrudan genetik ve maternal çevresel etkileri, Model 3 doğrudan ve maternal genetik etkileri, Model 4 bu bileşenlere ek olarak doğrudan × maternal genetik kovaryansı, Model 5 ayrıca maternal kalıcı çevresel etkiyi ve Model 6 tüm bu varyans bileşenlerini birlikte içerecek şekilde yapılandırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, doğrudan genetik varyans 1.793–3.5674, maternal genetik varyans 1.415–4.005, hata varyansı 11.257–13.542 ve fenotipik varyans 17.056–17.109 aralığında değişkenlik göstermiştir. Doğrudan kalıtım derecesi (h²ₐ) 0.105–0.208 ve maternal kalıtım derecesi (h²ₘ) 0.083–0.234 aralığında tahmin edilmiştir. Doğrudan ve maternal genetik etkiler arasındaki kovaryans, Model 4 için 1.533 ve Model 6 için 0.477 olarak, genetik korelasyonlar ise sırasıyla 0.728 ve 0.299 düzeyinde hesaplanmıştır. Ayrıca, kalıcı çevresel varyansın fenotipik varyansın 2.112–4.005 birimlik kısmını oluşturduğu belirlenmiş ve bu durum çevresel faktörlerin canlı ağırlık üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koymuştur. Model karşılaştırmaları sonucunda; AIC kriterine göre en uygun model Model 1, BIC kriterine göre ise Model 6 olarak belirlenmiştir. Log likelihood (LogL) değerlerine göre Model 2, 3, 4, 5 ve 6 yüksek uyum gösteren modeller arasında yer almıştır. Genel değerlendirme sonucunda, maternal genetik etkiler ile kalıcı çevresel etkilerin modellere dahil edilmesinin, genetik parametre tahminlerinin doğruluğunu artırdığı ve varyans bileşenlerinin daha gerçekçi şekilde ortaya konmasına olanak sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgular, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşiminin daha derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlamakta ve koyunculukta yürütülecek seleksiyon programlarının etkinliğini artırma açısından önemli bir bilimsel temel sunmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Doğum ağırlığı, Varyans unsurları, Genetik parametre, Genetik etki, Maternal etki
Şanlıurfa'da yetiştirilen bazı ağaç yapraklarının besin madde içeriği ve sindirilebilirliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Şanlıurfa'da yetiştiriciliği yapılan dut (Morus sp.), akasya (Robinia pseudoacacia) ve çınar ağaçlarından (Platanus orientalis) 45 gün aralıklarla 4 kez alınan (15 Temmuz- 1 Aralık Dönemi arasında) yaprakların besin madde kompozisyonu ve in- vitro kuru madde sindirim değerleri belirlenmiştir. Çalışma sonunda, ağaç yapraklarının besin madde kompozisyonları bakımından ADF değerleri hariç diğer besin madde içerikleri üzerine ağaç türü x hasat zamanı interaksiyonlarının etkisi gözlenmiştir (P<0.01). ADF değerleri üzerine ağaç türü ve hasat zamanın etkisi önemli bulunmuştur (P<0.0001). Benzer şekilde de in vitro kuru madde sindirimi, kuru madde alımı ve nisbi yem değerleri üzerine ağaç türü x hasat zamanı interaksiyonları gözlenmiştir (P<0.01). Sindirilebilir kuru madde değerleri üzerine ağaç türü ve hasat zamanın etkisi önemli bulunmuştur (P<0.0001). Sonuç olarak, in vitro kuru madde sindirimi ve ham protein değerleri açısından dut ve akasya ağacı yapraklarının iyi kalitede kaba yem kaynağı olabileceği fakat çınar ağacı yapraklarının bu özellikler açısında yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Halk elinde yetiştirilen Tatvan heriği (Hamdani X Akkaraman melezi) koyunlarının döl, süt ve yapağı verimi özellikleri
Bu tez çalışmasında, Tatvan Heriği (Hamdani x Akkaraman melezi) koyunlarının döl, süt ve yapağı verimi özellikleri incelenmiştir. Hayvan materyalini, Bitlis iline bağlı Yoncabaşı köyünde 150 baş koyun ve bunlardan elde edilen kuzular oluşturmuştur. Her koyuna ait kirli yapağı gömleği ve canlı ağırlığı 100 g'a duyarlı elektronik dijital baskül ile tartılarak koyunların kirli yapağı ağırlığı ve kırkım sonu canlı ağırlığı belirlenmiştir. Daha sonra, analize yetecek miktarda ve örnek alma tekniğine uygun bir şekilde sürüden şansa bağlı seçilen 45 baş koyunun sağ omuz ve son kaburga bölgesinden yapağı numuneleri alınarak uygun numune poşetlerine bırakılmıştır. Tatvan Heriği koyunlarında belirlenen döl verim özelliklerinden; gebelik oranı % 96.67, kısırlık oranı % 3.33, yavru atma oranı % 2, kuzulama oranı % 94.67 ve ikizlik oranı % 11.97 olarak bulunmuştur. Koçaltı koyun başına doğan kuzu sayısı (KAKBDKS) 1.06, doğuran koyun başına kuzu sayısı (DKBDKS) 1.12 ve150. gündeki yaşama gücü % 100 olarak tespit edilmiştir. Kuzularda ortalama doğum ağırlığı 3.05±0.03 kg, koyunların doğumdaki ortalama canlı ağırlığı 56.93±0.62 kg ve gebelik etkenliğine ilişkin ortalama ise 6.34±0.02 kg olarak saptanmıştır. Tatvan Heriği koyunlarında En-Küçük Kareler ortalamaları, laktasyon süt verimi için174.50±0.58 l ve laktasyon süresi için 221.77±1.57 gün olarak tespit edilmiştir. Kirli yapağı verimine ilişkin genel ortalama 2.51±0.04 kg olarak bulunmuştur. Kırkım sonu canlı ağırlığın genel ortalaması 64.97±0.27kg olarak belirlenmiştir. Yapağı randımanına ilişkin genel ortalama % 71.44±1.08 olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Canlı ağırlık, Döl verimi, Kırkım, Laktasyon süt verimi, Tatvan Heriği, Yapağı randımanı.
Genelleştirilmiş procrustes analiz yöntemi: duyusal veri üzerine bir uygulama
ÖZET GENELLEŞTİRİLMİŞ PROCRUSTES ANALİZ YÖNTEMİ: DUYUSAL VERİ ÜZERİNE BİR UYGULAMA ASLAN, İpek Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Tez Danışmanı Doç. Dr. Gazel SER Haziran 2019, 41 sayfa Bu çalışmada farklı besleme gruplarında yetiştirilen kuzuların et örnekleriyle, duyusal özellikleri arasındaki ilişkilerin Genelleştirilmiş Procructes Analiziyle (Generalized Procructes Analysis, GPA) değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Duyusal analizde, et örneklerinin sululuk, lezzet, koku, yumuşaklık ve genel beğeniden oluşan özellikleri, 41 yarı-eğitimli panelist tarafından 1-9 arasında değişen hedonik skala ile değerlendirilmiştir. Buna göre, GPA analizinden elde edilen ilk iki faktör, et örneklerinin duyusal özellikleri arasındaki değişkenliğin yaklaşık % 76.74'ünü açıklamıştır. Toplam değişimin açıklanmasında en fazla katkıyı sağlayan ilk faktörün (% 40.72) oluşumunda, yumuşaklık, sululuk ve genel beğeni özellikleri önemli rol oynamıştır. Et örneklerine ilişkin hatalar genel olarak birbirine yakın bulunmuştur. Aynı zamanda, GPA'dan elde edilen uzlaşma konfigürasyon haritasında, panelistler tarafından et örneklerinin açıkça ayırımı yapılmıştır. Aynı zamanda, panelistlerin çoğunluğu duyusal özellikler bakımından et örnekleri arasında bir uzlaşma sağlamışlardır. Sonuç olarak, duyusal analiz testleri pek çok çalışmada referans metot olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle duyusal analize katılan panelistlerin, panel davranışlarının incelenmesi ve panelistler arasındaki değişkenliğin azaltılmasında, GPA yöntemi etkili ve alternatif bir çözüm yolu sunmaktadır. Anahtar kelimeler: Procrustes analiz, Transformasyonlar, Uzlaşma haritası.
Türkiye'de hayvancılığa ilişkin yapılan yasal düzenlemeler ve sonuçları
Bu tezin amacı geçmişten günümüze Türkiye hayvancılığında yapılan yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin hayvancılığımız üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu değerlendirmeyi daha sağlıklı yapabilmek bakımından bir anket çalışmasıyla da konuyla ilgili çevrelerin yasal düzenlemeler konusunda ne ölçüde bilgi sahibi oldukları da irdelenmiştir. Ayrıca Türkiye hayvancılığının mevcut durumu, sorunları ve çözüm önerileri de konu bağlamında tartışılmıştır. Hayvancılığa ilişkin özellikle son dönemde yapılan çok sayıda yasal değişiklikler hayvancılığımızın dünya ile ve özellikle de Avrupa Birliği ile entegre olma ve yarışabilmesi bakımından son derece önemli düzenlemeler içermektedir. Ancak bu önemli yasal düzenlemeler ve bunlara bağlı olarak yapılan iyileştirmelere rağmen hala ülkemizde hayvancıkta türlere özgü çok çeşitli ve önemli sorunların olduğu da bir gerçekliktir. Özellikle üretimden pazarlamaya ve hatta ürün işleme süreçlerinde sağlıklı bir altyapının oluşmasına önemli katkı sunacak olan sivil örgütlenmelerin yeterli ve etkili olamaması ve var olan mevcut örgütlerin de örgütlenme biçimleri ve etkinliklerinin daha çok kamu eli ile yürütülmesi, buna ilişkin yasal düzenlemelerin AB standartlarında olmaması hayvancılığımızı olumsuz yönde etkilemektedir. Hayvansal üretime yönelik yasal düzenlemeler yapılırken daha çok günün koşullarında mevcut sorunları çözmekten ziyade uzun vadede ve kalıcı çözümler getirecek, toplumun mevcut gerçekliği ile dünya gerçeklerine eş zamanlı cevap verebilecek içerikte olmalıdır. Bunun yapılabilmesi içinde konuyla ilgili tüm toplum kesimlerinin görüşleri alınarak ve dünyadaki sorun çözen uygumlalar ve düzenlemeler dikkate alınmalıdır.
Batman'da birinci ürün, Mardin'de ikinci ürün olarak yetiştirilen mısırın verim, besin madde ve toksikasyon içeriklerinin belirlenmesi
Mevcut çalışma, Batman'da birinci ürün ve Mardin'de ikinci ürün olarak yetiştirilen mısır çeşitlerinin verim, besin madde ve toksikasyon içeriklerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada nem oranı % 9.17-14.05, kuru madde oranı % 85.95- 90.83, ham kül oranı % 0.13-1.22, ham protein oranı % 5.60-6.89, ham yağ oranı % 0.97-1.69, ham selüloz oranı % 2.55-2.96, azotsuz öz madde oranı % 75.73-79.50, ADF oranı % 2.69-3.03, NDF oranı % 8.58-13.08, ADL oranı % 3.00-3.03, nişasta oranı % 642.17-649.45, şeker oranı % 12.01-12.03 arasında değişmekte olup, metabolik enerji ruminatlarda (Mcal/kg) 2.86-2.90, kanatlılarda (kcal/kg) 3126.96-3194.61, bin dane ağırlığı 291.93-377.60, hektolitre ağırlığı 76.98-79.10 kg/hl, dekara verimleri 1107- 1385.9 kg/da, L* 56.30-61.71, C* 37.39-4410, h° 73.27-76.51, a* 8.70-10.94, b* 35.95-42.63, palmitik asit 3.50-3.68 g/kg, oleik asit 8.16-8.63 g/kg, linoleik asit 16.00-16.98 g/kg, omega 6 16.00-16.98 g/kg, doymuş yağ asitleri 32.27-34.17 g/kg, AFB1 2.54-15.52 ppb, AFB2 0.74-01.5 ppb ve toplam aflatoksin 2.54-16.25 ppb arasında bulunmuştur. 48 mısır örneğinin 17'sinde maya ve küflere rastlanmıştır. Bu örneklerde tanımlanan funguslar maya (% 4.16), Penicillium spp. (% 31.2), Alternaria spp. (% 14.6) ve Aspergillus spp. (% 12.5) olarak bulunmuştur. Ayrıca birinci ürün mısır ekili arazilerin geneli killi yapıda iken, ikinci ürün mısır yetiştiriciliği yapılan arazilerin toprak özelliği killi-tınlı yapıda olduğu tespit edilmiştir.
Koyunlarda mizacın analık davranışları ile kuzularda büyüme ve yaşama gücüne etkileri
KOYUNLARDA MİZACIN ANALIK DAVRANIŞLARI İLE KUZULARDA BÜYÜME VE YAŞAMA GÜCÜNE ETKİLERİ AYDOĞDU, Neclan Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Serhat KARACA Ağustos 2019, 60 sayfa Bu çalışmanın amacı, koyunlarda mizacın analık kabiliyeti, kuzularda doğum sonrası erken dönem davranışları ile büyüme-gelişme özelliklerine etkisinin belirlenmesi olmuştur. Araştırmanın hayvan materyalini iki veya daha fazla sayıda doğum yapmış 100 baş multipar Norduz koyunu ve bunlardan doğum ve doğum sonrası davranışlarının belirlenmesi için seçilen 30 koyundan doğan toplam 30 kuzu oluşturmuştur. Korku testleri sonucunda koyunlar, reaktif (pasif) ve proaktif (aktif) olarak iki gruba ayrılmıştır. Ayrıca ana yavru ayırma testleri ile analık kabiliyeti değerlendirmeleri de yapılarak, kuzularda büyüme ve gelişme sütten kesime kadar takip edilmiştir. Reaktif ve Proaktif koyunlarda korku testi sonrası serum kortizol düzeyleri sırasıyla 1.57 ng/ml ve 0.86 ng/ml olarak belirlenmiştir (p<0.001). Korku testlerinde, doğum sonrası ana ve kuzu davranışları ile serum kortizol düzeyleri arasında orta-yüksek düzeyli bazı önemli korelasyonlar belirlenmiştir (p<0.05). Doğum sonrası erken dönemde proaktif koyunların reaktif koyunlara göre daha fazla yüksek frekanslı ses çıkarttıkları ve kuzularını yalnız bıraktıkları belirlenmiştir (p<0.01). Ana-yavru ayırma testlerinden takip puanı bakımından reaktif koyunlar daha yüksek puana sahip olmuş (p<0.05); emme sayısı ve süreleri toplamı reaktif koyunların kuzularında daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Büyüme ve gelişme bakımından da reaktif koyunların kuzuları daha iyi performansa sahip olmuşlardır (p<0.001). Çalışma sonucunda, mizacın seleksiyon programlarında analık kabiliyetinin geliştirilmesinde kullanılabilme potansiyeline sahip bir özellik olduğu kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Ana-yavru bağı, Kamera, Kortizol, Korku testleri, Neonatal davranışlar.
Kınalı kekliklerde (Alectoris chukar) selenyumun in ovo enjeksiyon ve yeme ilavesinin kuluçka sonuçlarına, karaciğer antioksidan düzeyine ve civciv gelişimi üzerine etkisi
Bu çalışmada; kapalı sistemde yetiştirilen kınalı keklik yumurtalarının in ovo selenyum (Se) enjeksiyonu yolu ile zenginleştirilmesinin ve çıkış sonrası yeme Se ilavesinin kuluçka parametreleri, besi performansı, karaciğer dokusunda GPx enzim aktivitesi ve karaciğer, göğüs kası dokularında Se konsantrasyonu üzerine etkileri incelenmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla; 560 adet döllü kınalı keklik yumurtalarını in ovo enjeksiyonu için 4 ayrı gruba [kontrol (in ovo uygulanmayan), salin (30µl % 5'lik salin çözeltisi), Se 0.4 (% 5'lik salin çözeltisine 0.4 µg Se ilavesi), Se 0.8 (% 5'lik salin çözeltisine 0.8 µg Se ilavesi)] ayrılmıştır. Bu gruplara kuluçkanın 21. günü in ovo enjeksiyonu uygulanmıştır ve daha sonra kuluçkadan çıkan civcivler, yemlere farklı dozlarda (0.4 ve 0.8 mg/kg) Se ilave edilerek beslemeye tabii tutulmuştur. Araştırma sonunda; 0.4 µg Se enjeksiyonu kuluçka sonuçları üzerine pozitif etkiye sahip olmuştur. Fakat 0.8 µg Se enjeksiyonu 0.4 µg Se enjeksiyonu kadar etkili olmamıştır. In ovo Se uygulaması günlük yaştaki kekliklerin göğüs kası dokularındaki Se düzeyini ve bir haftalık yaştaki kekliklerin karaciğer dokularındaki GPx enzim aktivitesini önemli düzeyde (p<0.05) arttırmıştır. Bu araştırma sonucunda; 0.8 µg Se in ovo uygulamasının yüksek doz görünmekle beraber, kontrol grubu ile kuluçka ölümleri açısından benzerlik göstermekte, dokularda Se birikimi, yem tüketimi üzerine olumlu etkisi saptanmış olup doz ile ilgili ileri çalışmaların yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ancak, in ovo uygulamalarının sınırlı düzeydeki etkisi nedeniyle yumurtalara hem in ovo 0.4 µg ve 0.8 µg hem de yemlere 0.4 mg/kg ve 0.8 mg/kg'a kadar Se takviyesinin mümkün olduğu da görünmektedir.
Ticari yumurta tavuğu rasyonlarında saptanan renk pigmentlerinin yumurta sarısı pigment düzeyi üzerine etkisi
Bu çalışmada, Muş ve Van illerinde ticari yumurta işletmelerinde yetiştirilen 32 haftalık Novagen, 44 haftalık Tinted, 45 ve 58 haftalık Lohman ırkı yumurtacı tavuklardan yumurta örnekleri ile yem örnekleri 1'er ay ara ile 3 ay süre ile alınmıştır. Yem ve yumurta sarısı öneklerinde, toplam karoten, lutein, zeaksantin kantaksantin, apoester, betakaroten gibi bireysel karoten ile vitamin A (retinol) ve vitamin E içeriği HPLC ile tespit edilmiştir. Bu çalışmada yumurta sarısı roche pigment skoru ile Minolta L*, a* ve b* değerleri ırk ve dönemler bazında belirlenmiştir. Yumurta sarısı roche pigment skala sonuçları 2. dönemde Tinted ırkı tavuklar hariç genelinde Lohman ırkı tavuklarda; 1., 2., 3. dönemde Novagen ve Tinted ırkı yumurtalarından önemli ölçüde yüksek saptanmıştır. Minolta a* değerleri genelde Lohman ırkı tavuk yumurta sarılarının Novagen ırkı yumurta sarılarından daha koyu kırmızı olduğunu göstermiştir. Minolta b* değerleri 2. dönemde ırklar arasında istatistiksel farklılık tespit edilmezken; 1. dönemde Novagen ve Tinted ırkı tavuk yumurta sarılarının Lohman ırkı tavukların yumurta sarılarından önemli düzeyde daha sarı oldukları ancak 3. dönemde bunun tersi gözlenmiştir. Yumurta sarısı toplam karoten içerikleri 1. dönemde en düşük Tinted ırkı yumurtalarında saptanırken, 2. dönem bir farklılık saptanmamış olup, 3. dönemde en düşük total karoten içeriği Novagen ırkı tavuk yumurtalarında saptanmıştır. Bu çalışma sonuçları marketteki her bir yumurtanın pigment ve vitamin içeriklerinin tüketilen yemlerin bir yansıması olarak değişik olabileceği sonucuna varılmıştır.
Başkale ilçesinde verilen hayvansal üretim desteklemelerininin mevcut durumunun belirlenmesi
Bu çalışma, Van İli Başkale İlçesi'nde tarımsal desteklemelerin içerisinde özellikle hayvancılık desteklemeleri alan işletmelerin sosyo-ekonomik yapısı ile hayvancılık desteklemelerinin kullanım şekli, tekrar tarımsal faaliyette kullanıp kullanılmadığı, yeterli görülüp görülmediği, ödeme zamanı ve üretim açısından sağladığı olumlu-olumsuz etkilere üreticilerin yaklaşımını değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Başkale İlçesi'ni temsil eden 184 işletmenin hayvansal desteklemelerle ilgili olarak anket yolu ile elde edilen verileri değerlendirilmiştir. 184 işletmeye ait elde edilen veriler değerlendirildiğinde; işletmelerin %90.2'sinin tarımsal destekleme aldıkları, yetiştiricilerin genellikle ilkokul mezunu ve yaşlarının 50 yaş ve üzerinde oldukları görülmüştür. İşletmelerin %70.1'inin destek ödeme döneminden memnun olduğu, çiftçilerin %66.8'inin hayvancılık desteklemelerinin işletmelerde üretimi teşvik ettiği ve desteklemeler sayesinde çiftçilerin %74.8'i hayvan sayısında artış olduğu belirlenmiştir. Çiftçilerin %95.7'si aldıkları desteğin yetersiz olduğunu ve bu desteğin girdiği karşılamadığını savunmuştur. Sonuç olarak, Van İli Başkale İlçesi'ndeki çiftçilerin devletin vermiş olduğu tarımsal desteklemeleri az bulmakla birlikte destekten memnun oldukları ve bilinçli, karlı bir hayvancılık yapılması için çiftçilerin modern hayvansal üretim teknikleri konusunda hem teorik hem de uygulamalı olarak eğitilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Norduz kuzularında vücut konformasyon özellikleri üzerine cinsiyet etkisi
Bu çalışmanın amacı dişi ve erkek Norduz kuzularında bazı vücut konformasyon özelliklerini koyunlar için geliştirilen doğrusal tip değerlendirme şemasından yararlanarak belirlemek ve konformasyon kusurları üzerine cinsiyetin etkisini ortaya koymaktır. Çalışmanın hayvan materyalini 5-7 aylık yaştaki 40 baş dişi ve 41 baş erkek kuzu oluşturmuştur. Kuzularda canlı ağırlık ve vücut ölçüleri belirlenmiştir. Kuzularda vücut konformasyon özellikleri olarak çene hizası, sağrı (pelvis eğimi), sırt hattı, but ve bacaklar dikkate alınmıştır. Dişi ve erkek kuzularda canlı ağırlık ve vücut ölçüleri ile linear vücut konformasyon özellikleri arasındaki korelasyonlar belirlenmiştir. Vücut konformasyon kusurları bakımından dişi ve erkek kuzular arasında arka bacakların yandan görünümü özelliği dışında önemli farklılıklar bulunmamıştır. Ülkemizde mevcut koyun ırkları üzerinde uygulanabilecek doğrusal tip değerlendirme şemalarının geliştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Vücut konformasyon özellikleri üzerine cinsiyet etkisinin belirlenmesi amacıyla farklı ırklar ve büyük popülasyonlar üzerinde yapılacak çalışmalar daha fazla ve yararlı bilgi sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Cinsiyet, Konformasyon, Kuzu, Norduz