İstanbul Beykent Üniversity
Anabilim Dalı

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

İstanbul Beykent Üniversity

506

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Ulusal güvenlik söylemi ve Türkiye-ABD ilişkilerinin değişen dinamikleri: 1 Mart Tezkeresi örneği

Bu araştırmada, Körfez Savaşı'ndan itibaren Türkiye-ABD ilişkileri ulusal güvenlik söylemi üzerinden ve 1 Mart Tezkeresi örneğinde analiz edilmektedir. Çalışmanın temel amacı, iki ülke ilişkilerinin dinamiklerinin Körfez Savaşı'yla birlikte değişmeye başladığı ve ABD'nin bu bölgede yürüttüğü politikaların Türkiye tarafından ulusal güvenliğine tehdit olarak kodlandığını ortaya koymaktır. Tezin teorik iddiası ise Kopenhag Okulu'nun güvenlikleştirme kuramının, Türk-ABD ilişkilerinde Türkiye açısından yaşanan bu değişimi anlamak için yeni bir kavrayış sunacağıdır. Güvenlikleştirme teorisi, politik alanda seyreden iki ülke ilişkilerinin ulusal güvenlik alanına taşınmasında söylem üzerinden alternatif bir perspektif sunmaktadır. Kuzey Irak'ta Kürt oluşumunun ortaya çıkmasıyla beraber Türkiye-ABD ilişkilerine önce güvensizlik siyaseti hâkim olmuştur. 2003 Irak işgali sürecinde ise Kürt oluşumunun bağımsız bir devlete dönüşme olasılığıyla beraber iki ülke ilişkilerinin nasıl güvenlik alanına taşındığı güvenlikleştirme teorisinin sağladığı kuramsal çerçeve ile açıklanmıştır. Bu argümanlar, iki ülke ilişkilerinde kırılma kabul edilen 1 Mart Tezkeresi üzerinde test edilmiştir. Çalışmada, Soğuk Savaş boyunca ortak tehdide karşı askeri işbirliği üzerinden şekillenen ve zaman zaman "stratejik ortaklık" gibi güçlü kavramlarla ifade edilen iki ülke ilişkilerinin, ABD'nin bölgedeki politikaları nedeniyle Türkiye'nin politik elitleri tarafından ulusal güvenliğine tehdit olarak inşa edildiği sonucuna varılmıştır.

1 Mart 2003 TezkeresiAmerika Birleşik DevletleriTürk-Amerikan ilişkileri+4
Ecevit Kılıç
İstanbul Beykent Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'nun medeniyet söylemi ve ben idraki

Karşılaştırmalı siyaset teorisi açısından Ahmet Davutoğlu'da Medeniyet söylemi ve Ben İdraki kavramının analizi ile özellikle İslam ve Batı dünyası arasındaki bireysel bilinç durumundan kolektif bilinç durumuna geçiş ve bunun devlet, toplum ve siyaset alanlarındaki tezahürleri açısından ele alınacak ve daha üst bir kategori olarak değerlendirilen medeniyet kavramının ben idraki süzgecinden geçirilmiş biçimi analiz edilmeye çalışılacaktır. Bu süreç bireylerin hem bireysel hem de toplumsal ilişkilerini etkilemektedir. Özellikle son 20 – 30 yılda kadim medeniyet havzalarında görülen kimlik canlanmaları, Avrupamerkezcilik karşısında ciddi argüman olarak kullanılmaktadır. Aslında bu canlanmalar gerek Batı akademi dünyasında gerekse de Doğu akademi dünyasında hem zengin bir literatürün oluşmasına sebep olmuştur hem de bu canlanmayı anlamaya çalışan teorik ve karşılaştırmalı çalışmalarında ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Aynı şekilde bu tartışmalar ülkelerin kendi içlerinde de gerek iç siyasetlerinde gerekse de dış siyasetlerinde önemli rol oynamaya başlamıştır. Bu noktada Karşılaştırmalı siyaset teorisi ve bu bağlamda bunun Türkiye'de öncülerinden olan Ahmet Davutoğlu'nun Medeniyet Söylemi ve bu söylemde merkezi bir kavram olarak yer alan Ben İdraki kavramının analizi karşılaştırmalı bir biçimde ele alınacaktır.

Davutoğlu, AhmetMedeniyetSiyaset+3
Aykut Karahan
İstanbul Beykent Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Demokratik sosyalizm modelinde siyasal katılım: Türkiye İşçi Partisi örneği 1961–1971

Bu tez çalışmasında, demokratik sosyalizm modelinin yöneten – yönetilen ilişkilerini nasıl ve hangi prensipler dâhilinde ele almakta ve okuduğuna odaklanılmıştır. Bu doğrultuda, yöneten – yönetilen ilişkilerinin yapısı ve uygulama biçimleri irdelenmiştir. Yöneten – yönetilen ilişkilerinin tarihsel süreç içerisinde yaşamış olduğu dönüşümlerde demokrasi kavramının icadı ve gelişiminin rolü sorgulanmıştır. Demokrasi kavramı üzerinden siyasal katılım kavramına ulaşılmıştır. Siyasal katılım kavramı çözümlemesinde bulunularak, kavramın, yöneten – yönetilen ilişkilerini hangi sınırlar dâhilinde çerçevelendirdiği sorularına yanıtlar aranmıştır. Siyasal katılımı etkilediği düşünülen gelir eşitsizliği, cinsiyet, kimlik ve yaş faktörleri demokratik sosyalizm modeli üzerinden okunarak siyasal katılım ve demokratik sosyalizm modeli arasındaki ilişki incelenmiştir. Yöneten – yönetilen ilişkileri ve siyasal katılım kavramı çözümlemelerimiz tezimizin amacı olan demokratik sosyalizm modelinin bulunmuş olduğu politik hattın belirlenmesi sürecinde yol gösterici nitelik taşımaktadır. Bu doğrultuda, demokratik sosyalizm modelinin kavramsallaştırma aşamasına geçilmiştir. Demokratik sosyalizm modelinin doğru bir zeminde kavramsallaştırılmasını sağlayabilmek adına modelin ortaya çıkışını ve gelişimini sağladığını düşündüğümüz düşünsel kaynaklar ve somut olaylar incelenmiştir. Nihayetinde, demokratik sosyalizm modelinin yöneten – yönetilen ilişkilerini hangi ilkeler doğrultusunda örgütlediğinin yanıtı aranmıştır. Bu yanıt arama sürecinde 1961 – 1971 yılları arasında demokratik sosyalizm ilkeleri doğrultusunda hareket ettiklerini ilan eden Türkiye İşçi Partisi, İspanya Komünist Partisi, Fransa Komünist Partisi, İtalya Komünist Partisi ve Halk Birliği (Şili) örgütlerinin, yöneten – yönetilen ilişkilerini nasıl okuduklarının cevabı aranmıştır. Geniş çerçeveden değerlendirilen bir Türkiye İşçi Partisi çözümlemesi ile yöneten – yönetilen ilişkilerinin demokratik sosyalizm modelinde hangi ilkeler üzerinden şekilleneceği belirlenmiştir. Buna göre demokratik sosyalizm modeli etkin siyasal katılım üzerinden yöneten – yönetilen ilişkilerini ele almaktadır. Bunun sonucunda demokratik sosyalizm modelinin uygulanabileceği alan ve modelin bulunmuş olduğu politik hat, liberal demokrasi sınırlarıyla çerçevelendirilmiştir.

DemokrasiDemokratik eğilimDemokratik yapı+6
Erkan İnan
İstanbul Beykent Üniversity · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Devlet inşasında kalpleri ve zihinleri kazanmak: NATO-Afganistan örneği

Devlet inşası müdahaleleri çoğunlukla batılı devletlerce yürütülmektedir. Müdahalede bulunan gruplar, bildikleri batılı demokratik kurumları tanımadıkları toplumlara kabul ettirmeye çalışmaktadır. Ancak her devlet demokratik yönetimi kabul etmemektedir. Tarihten gelen yönetim anlayışlarına körü körüne bağlı toplumlar da bulunmaktadır. Hatta ulus devlet olamamış toplumlarda da devlet inşasına ihtiyaç duyulduğu durumlar yaşanmaktadır. Bazı toplumlar devletin otoritesinden bağımsız bir şekilde bölgesel, kabilesel ya da feodal yapılar şeklinde yönetilmektedir. Bu nedenle, devlet inşası çalışmalarında toplumun ortak beklentilerinin belirlenerek tüm toplumun beklentilerini karşılayacak bir yöntem uygulamak önemlidir. Kısacası topluma ulaşılarak kalplerinin ve zihinlerinin kazanılması kilit bir rol oynamaktadır. Burada belirtilen "kalpler", müdahaleye karşı oluşabilecek isyanlara karşı çıkmanın toplumun faydasına olduğunu; "zihinler" ise müdahil güçlerin toplumu korumayı amaçladığını açıklamaktadır. Toplum tarafından bu iki olgu yeterince kabullenildiğinde, müdahaleye karşı direniş yerine destek verme eğilimi oluşmaktadır. 11 Eylül saldırılarının ardından NATO, Taliban ve El Kaideyle mücadelenin yanında yeni kurulan yönetimin desteklenmesi ve tüm ülkede otoritesinin tesis edilmesine, ülkedeki sosyal reformların tesisine, kalkındırma faaliyetlerinin yürütülmesine ve Afgan güvenlik güçlerinin yetiştirilmesine öncülük etmeye başlamıştır. Ancak tüm bu çabalara rağmen NATO güçlerinin ülkeden ayrılmasının ardından Afganistan devlet yönetiminden eğitime, insan haklarından ekonomiye ulaşılan seviyesini koruyamamış ve tekrar başarısız bir devlet konumuna düşmüştür. Bu durumun bir nedeni de NATO'nun Afganistan'da sorumluluğunu üstlendiği devlet inşası faaliyetlerinin Afgan toplumu tarafından tam olarak kabul görmemesi ve Taliban'ın bu durumdan faydalanması olmuştur.

AfganistanDevlet inşaasıKalpleri ve akılları kazanmak+2
Emre Parlak
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerini iklim ve Avrupa Yeşil Mutabakatı üzerinden okumak

İklim krizi 1990'lı yıllardan itibaren küresel bir sorun haline gelerek Avrupa Birliği'nin (AB) de gündeminde önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Bu çerçevede AB, iklim kriziyle mücadelede öncü bir rol oynayarak, AB ekonomisinin çevresel olarak sürdürülebilir olmasını sağlayacak kapsamlı bir politika paketi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı'nı 11 Aralık 2019'da kabul etmiştir. Türkiye-AB ilişkileri başlangıçtan itibaren inişli çıkışlı bir yapı göstermektedir ve ikili arasındaki köklü ilişkiler nedeniyle Türkiye iklim krizi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi gelişmelerden de doğrudan etkilenmektedir. Her ne kadar Türkiye-AB ilişkileri son yıllarda durma noktasında olsa da taraflar 2012'den beri pozitif gündem çerçevesinde ikili ilişkilerin güçlenmesine çalışmaktadır. Bu kapsamda, vize serbestisi, göç, enerji gibi konular pozitif gündem başlığı altında değerlendirilmiş fakat hiçbiri Türkiye-AB ilişkilerinde pozitif gündem yaratmada uzun ömürlü bir etkiye sahip olamamıştır. Literatürde, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve iklim krizinin uzun bir aradan sonra Türkiye-AB ilişkileri üzerindeki olumlu etkisine odaklanan çalışmalar görebilmek mümkündür. Bu yüksek lisans tezi de Türkiye-AB ilişkilerini iklim krizi ve Avrupa Yeşil Mutabakatı çerçevesinde değerlendirmeyi ve söz konusu gündemlerin ikili arasındaki ilişkilerin iyileşmesine bir etkiye sahip olup olmadığını araştırmayı hedeflemektedir.

Avrupa BirliğiAvrupa Yeşil MutabakatıDöngüsel ekonomi+5
Gaye Gizem Kıymaz
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş Milletler barış gücü operasyonlarında bölgesel örgütlerin hak ihlalleri: Afrika Birliği operasyonları

Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistemin polisi olarak adlandırılan Birleşmiş Milletler'in uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak amacıyla gerçekleştirdiği barış gücü operasyonları uluslararası sistemin revizyon etkileriyle beraber dönüşüme uğramış ve kapsamı genişlemiştir. Soğuk savaş dönemi ve öncesinde daha çok yumuşak diplomasi faaliyeti olan arabuluculuk kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar bu dönemden sonra gerekli görülen durumlarda zorlayıcı eylemleri de içermeye başlamıştır. Bu değişim ve dönüşümde etkili olan temel unsurların başında özellikle Afrika gibi sömürge devletlerini bünyesinde barındıran kıtalarda yaşanan iç savaş ve çatışmalar gelmektedir. Hiç kuşkusuz yaşanan iç savaş ve çatışmaların en büyük etkisi birey üzerinde olmaktadır. Bölgesel düzeyde başlayan şiddetin ulus aşan bir hal alması uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında en büyük engeldir. Bu engelin kaldırılması, dünya barışının sağlanması ve insan haklarının korunması misyonlarına sahip olan Birleşmiş Milletler, Afrika bölgesinde Afrika Birliği ile işbirliği yaparak bölgede aktif rol olmaktadır. BM- AfB iş birliğinde gerçekleşen ve BM bünyesinde "mavi bereliler" olarak adlandırılan barış gücü askerlerinin sığınma kamplarındaki kadın ve kız çocuklarına cinsel şiddet ve sömürü uygulaması uluslararası sistemin üzerinde ciddiyetle durması gereken bir konudur. İç savaş ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı ve bünyesinde birçok insan hak ihlalini barından Somali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti' nde çok ciddi cinsel şiddet ve istismar vakaları yer almaktadır. Birleşmiş Milletler ordusunun olmayışı ve dolayısıyla Afrika Birliği ve Afrika Birliği üye devletlerinin askerlerinden yararlanan Birleşmiş Milletler hakkındaki bu iddialar BM'ye zarar vermekte ve uluslararası sistemdeki imajını zedelemektedir.

Afrika Birliği ÖrgütüBarış gücüBirleşmiş Milletler+3
Ebrar Yağmur Karakaya
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde lobicilik faaliyetlerinin rolü

Decision-making in democratic systems is an open process. It is a process in which before decisions are made, public authorities learn the opinions and views of relevant parties and find a way to compromise. The parties affected by the decisions will try to influence the authorities in line with their interests. These activities, called lobbying, have become an important part of the political culture in modern democratic countries. The aim is to influence the political mechanism in decision-making processes. These structural features in democratic systems are also reflected in the structure of the European Union (EU). Turkey is a unique example for one of the longest membership processes a country has had to the EU and the role of lobbying is valuable in terms of introducing Turkey throughout this process. Lobbying is based on an ethical framework in the EU and transparency is essential. Contrary to this, in Turkey, lobbying activities have not been placed in an official framework nor a legal basis and it is an informal field. Examining the role of lobbying and how it is socially constructed in this relationship accordingly with interests and as a result of interactions, will help to better understand some of the EU's criticisms of Turkey and Turkey's deficiencies in this area. It would not be correct to attribute the current point of Turkey-EU relations entirely to lobbying, but despite this long-standing relationship with ups and downs, both sides do not give up on each other and examining the role of lobbying will bring a different perspective to their relations.

European UnionDecision makingConstructivism+3
Eda Şenel
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-AB ortak eylem planı ekseninde Suriyeli sığınmacı krizinin sivil toplum alanında yönetişim boyutu ve Türkiye incelemesi

2011 yılında Suriye'de başlayan 2014 yılında en yüksek noktaya ulaşan sığınmacı krizinin en önemli yanı sınır komşusu olan Türkiye'yi etkilemiş olmasıdır. Bu etkilerle birlikte ulusal ve uluslararası aktörlerin yanı sıra sivil toplum kuruluşları (STK) Türkiye'de göç yönetişimi alanında önemli insani yardım çalışmalarına imza atmıştır. Özellikle Türkiye-AB arasında imzalanan Ortak Eylem Planı, yönetişim modelinin önemli bir adımı olmuştur. Bu Eylem Planı Suriye'deki krizin yol açtığı duruma koordineli çabalarla geçici koruma altındaki Suriyelilerin desteklenmesi ve küresel göç yönetişimi konusunda işbirliğinin arttırılması yönünde Türkiye ve AB arasındaki önemli bir mutabakatı yansıtmaktadır. Bu mutabakat ekseninde krizin insani yardım kuruluşları aracılığıyla ivedi ve ilkeli bir şekilde yönetilmesi ön görülmüştür. Küresel göç yönetişiminde kapsamlı, bütünsel, hem yapıyı hem de kurumları bir araya getirebilen, sosyo-mekansal analizler yapabilen, dinamik ve göç deneyimlerine sahip gereklilikler önem taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışmada Avrupa Birliği Sivil Koruma ve İnsani Yardım Operasyonu (European Civil Protection and Humanitarian Aid Operations - ECHO) fonu kapsamında sosyal uyum çalışmaları yürüten Türk Kızılayının, koruma programı yürüten Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (United Nations High Commissioner for Refugees - UNCHR) ve geçim kaynakları programını yürüten Birleşmiş Milletler Göç Kuruluşunun (United Nations International Organization for Migration - IOM) küresel göç yönetişim boyutu Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle ele alınmıştır. Neoliberal Kurumsalcılık Nye ve Keohane'nin temsil ettiği uluslararası iş birliğine odaklanan devleti tek başına ana aktör değil, sadece toplumsal grupların çıkarlarının üretilmesinde bir araç olarak konumlandırmıştır. Bu tez çalışmasında yer alan tüm insani kuruluşlar göç konusunda büyük deneyimler elde etmiştir. Uygulanan yönetişim modeli sığınmacı krizinin azalmasında ve sosyal uyumun oluşturulmasında kilit rol oynamıştır. Bu çalışmada cevabı aranan temel soru 'Türkiye-AB Ortak Eylem Planı' ekseninde, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacı krizinin küresel göç yönetişimi boyutunun ve insani yardım çalışmalarının Neoliberal Kurumsalcılık perspektifiyle nasıl değerlendirildiği?'dir. Bu çalışmaya katkı sağlayacak önemli nokta Türkiye-AB Ortak Eylem Planıyla birlikte temeli atılan insani yardım programlarının incelenmesidir. Bu programlar, sığınmacı krizi boyunca kritik önem taşıyan koruma, sosyal uyum ve geçim kaynakları gibi önemli yönetişim çalışmalarıdır.

Avrupa BirliğiGöç yönetimiOrtak eylem+7
Fulorya İnan
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The Polar Silk Road and its impacts on economic security of China

In January 2018, People's Republic of China (hereinafter referred to as "China") State Council Information Office released a White Paper titled, "China's Arctic Policy" (See Appendix 1). In the Arctic White Paper, China formally announced itself as a 'Near-Arctic State' and explained its aims in the Arctic. The Arctic White Paper introduced the 'Polar Silk Road' concept, which refers to China's ambitious plans to develop shipping lanes through the Arctic that would reduce shipping times and costs for trade between Asia and Europe. This would likely positively affect China's economic security by providing a faster and more reliable trade route, potentially reducing their dependence on the more congested and politically unstable shipping lanes through the South China Sea and the Suez Canal. The Arctic White Paper also indicated that China is not only aiming to leverage the shorter passage to Europe by the Polar Silk Road but also to do scientific research, explore natural resources, and implement governance in the Arctic region. This thesis concludes that although leveraging the Polar Silk Road will have significant positive effects on Chinese economic security; it will also present some serious risks such as governance issues in the Arctic, and international power conflict which may lead to political backlash and economic sanctions. Each of the advantages and risks has been examined and evaluated from the Copenhagen School perspective with an aim to predict how leveraging the 'Polar Silk Road' will impact the economic security of China. Keywords: Polar Silk Road, Economic Security, Copenhagen School, Arctic.

Arctic OceanArcticOne Belt One Road Project+4
Özgür Toprak
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Küresel adaletsizlikler ve toplum sözleşmesi: Beş Adalet İlkesi ile Birleşmiş Milletler analizi

Bu tez çalışması günümüzde küresel olarak artan adaletsizliklerin nedenlerini araştırmaktadır. Adalet siyasi tarih boyunca talep edilen bir olgu olsa da adaletsizliklerin radikal bir biçimde arttığı dönemlerde daha fazla aranılan bir kavram olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle adalet arayışımız her ne kadar siyasi tarih kadar uzun bir geçmişe dayansa da her dönemin adalet arayışının kendine özgü nitelikleri; kavramın her dönemde yeniden düşünülmesini ve kümülatif/eklenik bir kuramsal yaklaşımla değerlendirilmesini gerektirmektedir. Çünkü siyasi tarih göstermektedir ki adalet çözülmesi ya da mutlak anlamda tanımlanması gereken bir kavramdan öte, her dönemde yaşanan adaletsizlikleri tanımlayabilen, bu bağlamda siyasi tarihten adalete dair norm ve ilkelerin analizlerine dayanarak sürekli geliştirilebilen kuramsal bir yaklaşımla kümülatif ve dinamik bir süreci ifade etmektedir. Bu ihtiyaç doğrultusunda bu tez çalışması günümüzde yaşanan bazı küresel adaletsizlikleri tanımlayarak, uzun bir adaletsizlik deneyimine sahip siyasi tarihten toplum sözleşmesi kuramı özelinde örneklerle adalete dair norm ve ilkeleri analiz ederek kuramsal bir yaklaşım geliştirmiştir. Bu kuramsal yaklaşım adalete dair mutlak tanımlardan öte, siyasi tarihin günümüzün adaletsizlikleriyle ilişkilendirilebilecek adaletsizlik deneyimlerini analiz ederek ulaştığı norm ve ilkelerin adaletin sağlanmasına dair kümülatif ve dinamik süreçte nasıl konumlanabileceğine dayanmaktadır. Buna göre bu tez çalışması günümüzde yaşanan kimi adaletsizlik sorunlarını siyasi tarihte yaşanan adaletsizlik deneyimleriyle ilişkilendirerek her bölüm sonunda adalete dair ulaştığı normların / ilkelerin birbiri ile olan nedensellik ilişkisini açıklayarak bütüncül bir kuramsal yaklaşım geliştirilmiştir. Sonuç olarak geliştirilen bu kuramsal modelle günümüzde küresel olarak barış ve adaleti sağlaması beklenen Birleşmiş Milletler (BM) analiz edilerek; günümüzde artmaya devam eden adaletsizliklerin ve küresel olarak sağlanamayan adaletin nedenleri açıklanmaktadır.

AdaletBirleşmiş Milletler
Cihan Aydın
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de göçmen kadın emeği ile ilgili yazılmış lisansüstü tezler ve prekarya kavramsallaştırması

Türkiye'de göçmenler, neoliberal kapitalizm ile beraber esnek ve güvencesiz çalışma koşullarından toplumda en çok etkilenen kesimdir. Neoliberal politikaların sonucunda esnek istihdam biçimlerinde güvencesiz bir şekilde çalışan insanlar prekarya olarak tanımlanmaktadır. Uluslararası emek göçü bağlamında, göçmenlerin gittikleri ülkelerde ucuz iş gücü kaynağı olarak, genelde kayıt dışı işlerde ve düzensiz statülerde çalıştıkları görülmektedir. Göçmen kadınlar bu koşullardan daha olumsuz etkilenmekte ve gerek emek piyasasında gerek sosyal yaşamda toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri deneyimlemektedir. Bu araştırmada, Türkiye'deki sosyal bilimler alanında 2013-2023 yılları arasında "kadın göçmen" ile ilgili yayınlanmış yüksek lisans ve doktora tezlerinde kadın göçmen emeğinin nasıl incelendiği, kavramsal ve teorik çerçevede nasıl ele alındığı incelenmektedir ve bu anlamda daha özelde Türkiye'de çalışan göçmen kadınlar, prekaryanın çeşitli tanımlamaları doğrultusunda değerlendirilmiştir.

Dilara Tunç
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

Tunus'ta en-Nahda Hareketi'nin mobilizasyonu (1981-2010)

The research question of this dissertation is how best to explain the nonviolent mobilization of the al-Nahda in Tunisia during a three-decade state repression between 1981 and 2010. This study examines why and how the al-Nahda emerged; founded a political party, created distinct goals different from contemporary Islamist movements in Tunisia, and showed remarkable moderation, pragmatism and flexibility in its preferences of alliance, strategies and policies, involving alliance with the secular groups facing regime repression. This dissertation analyzes the al-Nahda in accordance with the Social Movement Theory, and in this context, applies the Political Process Model (PPM) advanced mainly by Sidney George Tarrow, Doug McAdam and Charles Tilly. The answer to the research question hence lies in uncovering the changing and transforming factors, which are political opportunity structures, organizational dynamics and framing processes, at both international and national levels of the political domain as well as the movement. Process tracing method is also essential to underline these factors at different periods of the movement, which form the strategy of its political engagement. This dissertation contributes to literature by examining mobilization of an Islamist movement in a non-Western semi-authoritarian political setting by applying the PPM. Drawing on the al-Nahda case, this dissertation argues that an Islamist movement can survive and mobilize its base through moderation despite a heavy state repression. Keywords: al-Nahda Movement (Harakat al-Nahda), Tunisia, Social Movement Theory, Political Process Model, Islamist Movements, State Repression, Resilience of Movement

Halil Atilla Sivrikaya
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Neoklasik realist perspektiften Türkiye'nin Kuzey Irak politikası (2002-2017)

Bu doktora tezi "Neden 2002'den beri iktidar olan AK Parti Hükümeti 2008-2017 arası Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yakın siyasi ve ekonomik ilişkiler kurma yönünde Türkiye'nin dış politikasını tanımlamıştır?" sorusunu Neoklasik Realizmin tip III varyasyonu bağlamında açıklamaktadır. Tez, uluslararası sistem ve bölgesel güç dengeleri politikalarından ziyade Türkiye'nin Kuzey Irak politikasının iç siyasi faktörlere göre şekillendiğini ileri sürmektedir. Neoklasik Realizm iç siyasi faktörleri ara değişkenler (lider algısı, stratejik kültür, devlet-toplum ilişkileri ve iç siyasi kurumlar) olarak tanımlamakta ve dış politika inşasında bu unsurların daha belirleyici olabildiklerini ileri sürmektedir. Türkiye'nin 2008-2017 arası Kuzey Irak politikası başta lider algısı ve buna bağlı olarak yeniden tanımlanan stratejik kültür, devlet-toplum ilişkileri ve iç siyasi kurumlar bağlamında askeri güç kullanımı yerine karşılıklı ekonomik bağımlılığa dayalı ilişkiler şeklinde tanımlanmıştır. Bu esnada, AK Parti Hükümeti 2009-2015 arasında Türkiye'de "Demokratik Açılım" politikasını uygulamıştır. PKK terör örgütünün 2015'te tekrar silahlı mücadeleye başlamasıyla "Demokratik Açılım Süreci" sona ererken; 2017'de IKBY'nin bağımsız Kürt devleti kurmak için referandum yapması Türkiye'nin Kuzey Irak'a dair stratejik kültürünün tekrardan askeri güç odaklı olarak tanımlanmasına sebep olmuştur.

Tahir Bekiroğlu
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2023
10
DoktoraAçık ErişimTR

Siyasi partiler arasında kurulan ittifakların seçmenlerin siyasi algıları ve davranışları üzerine etkileri: Samsun'un Atakum, İlkadım ve Terme ilçelerinde bir alan araştırması

Bu çalışmanın amacı, 2018 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen ve siyasi partiler arasında ittifakların kurulmasına imkân tanıyan düzenlemenin seçmenlerin oy verme davranışları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. İttifakların farklı seçim türlerinde seçmenler üzerinde yarattıkları etkinin ölçülmesi için 31 Mart 2019 yerel seçimleri, 14 Mayıs 2023 milletvekili ve cumhurbaşkanı birinci tur seçimleri ve 28 Mayıs 2023 cumhurbaşkanı ikinci tur seçimleri araştırmaya dâhil edilmiştir. Çalışmada Samsun'un Atakum, İlkadım ve Terme ilçelerinde, yukarıda belirtilen seçimlerde oy kullanmış seçmenlerden elde edilen veriler betimsel ve içerik analizi tekniklerinden yararlanılarak analiz edilmiştir. Araştırma temel olarak iki büyük ittifak çatısını oluşturan Cumhur ve Millet ittifaklarının seçmenlerine odaklanmıştır. Araştırma bulguları, ittifakların farklı seçim türlerinde seçmenler üzerinde farklı siyasi ve sosyal etkiler yarattığını göstermektedir. Yapılan çalışma ittifakların seçmenler üzerinde yarattığı siyasi ve sosyal etkilerin temelinde seçmenlerin ideolojik kimliklerinin ve siyasi güven düzeylerinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu iki temel etkenin dışında seçmenlerin; eğitim durumu, yaşadıkları yerin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi, yaş, cinsiyet gibi farklılıkları ittifakların seçmen davranışları üzerindeki etkilerini belirleyen diğer unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırma bulguları, seçmenlerin ideolojik kimlik ve siyasi güven kavramları etrafında oluşan oy tercihleri dikkate alındığında, ideolojik türdeşliğe sahip partiler arasında kurulacak ittifakların seçimlerde başarı şanslarının daha yüksek olacağını göstermektedir. Dolayısıyla siyasi partilerin kuracakları ittifaklarda sadece siyasi etken ve sonuçları değil, aynı zamanda sosyal etken ve sonuçları da dikkate almaları gerektiği ancak bu şekilde kurulan ittifakların seçimlerde başarı şanslarının daha yüksek olabileceği sonucuna varılmıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi
Bora Alkan
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekonomilerin güvenlikleştirilmesi ve blokzinciri uygulamalarının söylem analizi bakımından analizi: ABD hükümet politikası örnekleri

Küreselleşme ile ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılık artmıştır. Bununla birlikte uluslararası para politikaları ve piyasa gözlemleme mekanizmaları dalgalı kur sistemi esasında iş birliği eksikliği yaşamaktadır. Bu eksikliğin en belirgin göstergesi 2008 yılında yaşanan küresel ekonomik krizde görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri konup piyasalarındaki türev ürünlerde yaşanan ödeme sıkıntıları küresel ölçekte resesyona sebebiyet vermiştir. Krizi önlemek veya etkilerini azaltmakla görevli uluslararası kuruluşlar pek çok çevre açısından görevlerini yerine getirememiştir. 2008 ile devam eden yıllarda blokzincir teknolojisi temelinde dağıtık mimaride borç kayıtlarının saklaması fikri Satoshi Nakamoto mahlasıyla kişi veya kişilerce internet üzerinden yayınlanmıştır. Kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalara ve diğer finansal çevrelerin mevcut merkezi borç kayıtlarına dayanan parasal sistemi kötüye kullanması böyle bir alternatifin üretilmesinde etkilidir. Blokzincir teknolojisinin hem değiş-tokuş aracı hem de devam eden süreçte akıllı sözleşmelerle pek çok farklı alanda kullanılabilirliğini göstermiştir. En çok bilinen örnekleriyle Bitcoin ve Etereum internet üzerinden alım satımı ile günümüze kadar uzanan kripto para örnekleridir. Her ne kadar gerek kripto piyasaları açısından yüksek volatilitenin oluşu gerekse halen hukuki manada düzenlenmemiş alanların oluşu bu inovasyona karşı pozitif ve negatif görüşlerin oluşmasını beraberinde getirmiştir. Öyle halen ABD Kongresi kripto yasalarını destekleyenler ve yasaklama yanlıları olarak neredeyse ikiye bölünmüş vaziyettedir. ABD'de piyasaları gözlemlemek ve korumak amacıyla kurulmuş pek çok devlet kurumu bulunmakla birlikte söz konusu teknolojik inovasyonun ortaya çıkışıyla birlikte her kurum kendi çalışma alanında farklı raporlar, basın bildirileri veya konferanslar oraya koymuştur. Söz konusu halka açık bu belgelerin zaman yaygın şekilde toplanıp kelime analizi yöntemiyle kurumların bu husustaki genel kanısı araştırılmıştır.

Ekonomik güvenlikHukuki güvenlikUlusal güvenlik+3
Abdullah Alperen Çerçi
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kıbrıs Türk yönetimi'nin dış ilişkileri (1963 aralık- 1964)

Bu tez, 1963 Aralık krizi ve onu takip eden 1964 yılı boyunca Kıbrıs Türk toplumunun karşı karşıya kaldığı siyasal, askeri ve insani sorunları tarihsel bir perspektifle ele almakta ve bu bağlamda dış ilişkilerini analiz etmektedir. Çalışmada, Osman Örek arşivindeki belgeler, Dr. Fazıl Küçük' ün Birleşmiş Milletler'e gönderdiği mektuplar, Türk Tarih Kurumu arşivinde bulunan raporlar ve dönemin yabancı basın kaynakları kullanılmıştır. Tezde yalnızca krizin kronolojisi değil, aynı zamanda Kıbrıs Türk liderliğinin Türkiye ile koordinasyonu, Birleşmiş Milletler aracılığıyla yürüttüğü diplomatik faaliyetler ve uluslararası kamuoyuna yönelik meşruiyet üretme stratejileri incelenmiştir. Bu çerçevede, genel bir tarihsel arka plan çizilmiş; 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortaklık düzeninin çöküşü, Akritas Planı'nın uygulanması, "Kanlı Noel" saldırıları ve BM Barış Gücü'nün işlevselliği tartışılmıştır. Ortega Raporu gibi uluslararası belgeler, çatışmaların sivil hayat üzerindeki etkilerini teknik bir bakış açısıyla ortaya koyarken; Türk liderliğinin yazışmaları, self-determinasyon ve uluslararası hukuk temelinde geliştirilen diplomatik söylemleri yansıtmaktadır. Bu noktada, Kıbrıs Türk Yönetimi'nin fiilen (de-facto) ortaya çıkan kurumsal yapısı, uluslararası alanda tanınmamış olmasına rağmen, işlevsel bir idari ve diplomatik aktör olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan konstrüktivist yaklaşım, bu dönemde Kıbrıs Türk toplumunun dış ilişkilerinde meşruiyetin ve söylem biçimlerinin nasıl şekillendiğini anlamak açısından analitik bir temel sunmaktadır. Sonuç olarak bu tez, Kıbrıs Türk Yönetimi'nin 1963–1964 dönemindeki dış ilişkilerini hem güvenlik ve insani krizlere verilen tepkiler hem de uluslararası alanda yürütülen meşruiyet arayışları bağlamında inceleyerek, sorunun tarihsel arka planını bütüncül bir şekilde ortaya koymaktadır.

De Facto devletDış ilişkilerKendi kaderini tayin hakkı+2
Simay Koçak
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Feminist öznenin dönüşümü: Teori ve praksis arasında ilişkilenme

2000'lerden sonra gittikçe artan ve Türkiye'de 2017'den sonra tartışılmaya başlayan feminist öznenin kimleri içerdiği/dışladığı ve kadın kategorisi tartışmaları, kadınlık durumu, erkeklik durumu, beden, politika, patriyarka ve iktidar pratikleri üzerinden farklı temalarda yürütülür. Bu tartışma tezin ana araştırma sorusuna ilham verdi: Feminist öznenin dönüşümünün ortaya çıkardığı krizler ile feminist praksis arasında nasıl bir ilişki kurulur? Tez, feminist öznelerin feminizm içi olarak görülen bir tartışmayı yürütürken diğer yandan patriyarka ile mücadelesini nasıl sürdürdüğünü, dayanışma ve mücadele pratiklerini nasıl tekrardan örgütlediğini bulmayı amaçladı. Feminist öznenin dönüşümünün tarihi, teorisi ve praksisi olarak ilerleyen bu yolculuk şunu ortaya çıkardı: Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre'ın varoluşçu özne-oluş süreçleri, ilk olarak feminist öznenin ve öteki olarak patriyarkanın -ve diğer iktidar pratiklerinin- arasındaki ilişkiyi anlamak için, ikinci olarak feminist öznenin içinde bulunduğu maddi koşulların oluşturduğu yapıları ortaya koyabilmek için, üçüncü olarak bu durumun yerine nasıl bir proje ürettiğini, diğer bir deyişle nasıl bir dünya istediğini kavramak için ve dördüncü olarak bu projeye ulaşmak için nasıl bir praksis ürettiğini, eski praksislerini de nasıl dönüştürdüğünü çözümlemek için önemli oldu. Ankara, İzmir ve İstanbul'da örgütlü feminist öznelerle yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatların gerçekleştirilmesi, verilerin toplanması ve analizi süreçleri boyunca feminist eleştirel söylem analizi ve feminist postyapısalcı söylem analizini birbirine eklemleyerek başvurdum. Türkiye'deki feminist öznelerin deneyimleri ve aktarımları, feminist öznenin dönüşümü tartışmaları sırasında feminist öznenin konumu, patriyarka ile mücadelesi, dayanışma ve direniş pratiklerini nasıl örgütlediğine dair bir anlatı kurdu. Bunun sonucu olarak Feminist Diyalog Praksisi, tarihin koşullarına, feminist öznelerin durumlarına, feminist öznenin ötekisi olan patriyarkanın -ve diğer iktidar pratiklerinin- konumlarına göre dönüştürülebilen ve feminist öznenin, dolayısıyla da feminizmin, içinde bulunduğu durumdan aşkınlığını sağlayacak olan alet çantası olarak ortaya çıktı.

Trans dışlayıcı radikal feminizm
Melisa Gündüz
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Demokraside gerileme (Democratıc backslıdıng) sürecinin kavramsal ve olgusal incelenmesi: Türkiye-Polonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı bir analiz

Demokraside gerileme son yıllarda bir fenomen haline dönüşerek dünya demokrasilerinde etkisini hissettirmekte ve en ileri demokrasi olarak ifade edilen ülkelerin dahi bu gerilemenin etkisinden kendilerini kurtaramadıkları görülmektedir. Bu tez çalışması, demokraside gerilemenin neden/niçin oluştuğunu analitik olarak, Türkiye-Polonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı, retrodüktif ve sistem yaklaşımıyla incelenmeye çalışmaktadır. Bu sebeple demokrasi kavramı sistemsel bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Bu çalışmanın öncelikli hedefi, daha genel bir bakışla ve bir sistem yaklaşımıyla demokraside gerilemenin 'niçin/neden' oluştuğunu anlamaya çalışmak ve demokraside gerilemenin kuramsal boyutuna katkı sağlamaktır. Bu bağlamda tezin temel argümanı, demokraside gerilemenin, demokratik bir sistemde esas olarak aktör ve yapı arasındaki gerilimle oluşan, entropinin de yükselmesiyle birlikte meydana gelen düzensizliğin bir sonucu olduğu, kronik bir karakter taşıdığı ve aynı zamanda izlek bağımlı bir süreç olduğu ve bu sürecin belirli evrelerden, kritik dönüm noktalarından geçerek belirli bir aşamaya doğru evrildiğidir. Nitekim bu çalışma göstermiştir ki demokratik sistemde başlayan sıkıntılar ve adına günümüzde 'demokraside gerileme' denilen olgu, demokrasiye geçişle başlayan ve demokratik sistemin olgunlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan, aşama aşama gelişerek derinleşen aktör-yapı mücadelesinin demokratik sistem üzerinde yarattığı aşırı baskı sonucunda oluşmaktadır. Çalışmanın sistem boyutunda, demokratik sistem tasarımı, David Easton'un politik sistem teorisinden yararlanılarak geliştirilmeye çalışılmıştır. Tasarlanan sistemin analitik boyutunu daha da derinleştirmek için demokratik sistemle evren arasında analojik bir ilişki kurularak, demokratik sistemin de evrene benzer işleyen bir yapısının olduğu ve evrendeki gibi demokratik sistemde de entropinin var olduğu kabul edilmiştir. Ancak demokratik sistem, evren gibi kapalı bir sistem değildir. Aksine politik sistem gibi tüketen (dissipative) bir yapıda, açık, yaşayan, negentropic bir yapıdadır. Demokratik sisteme, özellikle katılımla, dışarıdan enerji verildiğinde -diğer ifadeyle demokratik sistemi güçlendirici adımlar atıldığında- sistemdeki entropinin azalacağı ve demokratik sistemin tekrar kendi homeostatik dengesine kavuşacağı, bunun da demokraside gerilemeyi yavaşlatabileceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak demokraside gerileme, demokrasinin temel özelliklerinden birinde ya da birkaçında gözlenecek olumsuzlukla tanımlanabilecek kadar basite indirgenecek bir olgu değildir. Bu çalışma şunu da göstermiştir ki demokratik sisteme içkin entropinin varlığı ister pekişmiş ister pekişmemiş demokrasi olsun, demokratik sistemleri gelecekte de bu fenomen ile karşı karşıya bırakacaktır. Pekişmemiş demokrasiler açısından en sıkıntılı konu bu sürecin doğru yönetilememesinden dolayı sürecin uzaması ve bu durumun demokratik sistemdeki entropiyi yönetilemeyecek bir boyuta taşıması, sistemin kendisini kapatması, ülkenin otoriterleşmesi ve akabinde otokrasi eşiğiyle karşı karşıya kalınmasıdır. Pekişmiş demokrasileri tüm bu risklerden koruyan ise demokratik sistemlerindeki açık, negentropic yapı ve çevrenin/toplumun demokratik sistemle olan sağlıklı etkileşimidir.

Tayyar Süngü
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de göçmen karşıtlığı: Suriyeli ve Afgan göçmenlere yönelik söylemlerin karşılaştırılması

Göçmen karşıtlığı, günümüz dünyasında önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu problem, Türkiye'de de özellikle 2010'lardan sonra gerek Suriye gerekse Afganistan'dan gelen göçlerle birlikte artmıştır. Orta Doğu'da terörizm, ekonomik istikrarsızlıklar ve benzeri sorunların yükselmesiyle birlikte Suriye ve Afganistan gibi ülkeler ciddi oranda göç vermişlerdir. Bu göç hareketlerinin sonucunda ise gerek ekonomik gerek güvenlik gerekse kültürel kaygıların meydana gelmesiyle, bu iki göçmen grubuna yönelik göçmen karşıtı söylemler oluşmuştur. Bu göçmen karşıtı söylemleri inceleneceği bu tezde, Suriye ve Afganistan'dan gelen göçmenlere karşı Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetim kanalı tarafından yapılan söylemlerin içeriksel farklarına değinilerek bir karşılaştırma yapılması hedeflenmiştir. Bu çalışma ile göçmen karşıtı söylemlerin her göçmen grubu için farklı olabileceği gösterilirken, göçmen karşıtı söylemlerin farklı altyapıları olduğu da açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmada ek olarak, göçmen karşıtı söylemlerin içeriği ve altyapısının net bir biçimde anlaşılması, bu sayede Türkiye'de büyük bir tartışma konusu olan Suriyeli ve Afgan göçmenlere yönelik göçmen karşıtı söylemlerin sebepleri ile birlikte öğrenilerek buna karşı yeni politikalar oluşturulup önlemler alınabilmesinin kolaylaştırılması hedeflenmiştir.

Muhammet Efe Erinç
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Macaristan ve İspanya örnekleri üzerinden Avrupa'da popülizmin yükselişi

Bu tez, Avrupa'da yükselen popülizm olgusunu anlamak ve anlamlandırmak amacıyla ortaya konulmuştur. Bu tezde Macaristan, Fransa, Polonya gibi ülkelerde sağ, İspanya, Yunanistan ve Venezuela gibi ülkelerde sol örnekleri olan popülizm olgusu, akademik açıdan derinlikli ve kapsamlı bir biçimde araştırılmaya açık olan popülizm olgusunun ayrıntılarına değinilmiş, geçmiş, günümüz ve gelecek açısından bir etki analizi ortaya konmuştur. Popülizm konusunda literatürde farklı tanımlamalar bulunmakla birlikte, henüz tanımı konusunda net bir fikir birliğine varılamamıştır. Bu çalışmada farklı popülizm tanımlarına ve yaklaşımlarına yer verilmekle birlikte daha çok Cas Mudde ve Cristobal Rovira Kaltwasser'in İnce Merkezli İdeoloji Kuramı üzerinde durulmuştur. Popülizm kavramı sosyolojik, siyasi ve iktisadi açıdan ele alınmış meselenin tüm boyutlarına değinme gayesi ön planda tutulmuştur. Macaristan'da Macar Yurttaş Birliği (FIDESZ) ve İspanya'da Yapabiliriz Partisi (PODEMOS) örnekleri ele alınmış sağ ve sol popülizm karşılaştırmalı olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tüm bu karşılaştırmalar sonucunda, sağ popülizm örneği olan Macaristan'daki FIDESZ, sağ popülizmin tipik bir örneği olarak yabancı karşıtlığı, ötekileştirme, kutuplaştırma ve göç karşıtlığı gibi unsurları içerdiği, sol popülizm örneği olan İspanya'daki PODEMOS'un ise sol popülizmin önemli bir örneğini temsil ettiği ve özelikle "yeni sol" akımının önemli temsilcilerinden biri olduğu ve bu itibarla ülkesindeki yabancı unsurlara yönelik olarak pozitif bir tutum aldığı, kapsayıcı bir anlayışı belirlediği, agonistik bir çoğulculuğu esas aldığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, sağ ve sol popülizmin benzerlik ve farklılıkları ele alınarak, bütüncül bir bakış açısı ile popülizm kavramı açıklanmıştır. Başta Macaristan ve İspanya olmak üzere Avrupa'da yer alan çeşitli ülkelerde sağ ve sol popülizmin yansımaları ele alınmış ve popülizm kavramının çeşitli yönleri vurgulanarak literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Popülizm, Sağ Popülizm, Sol Popülizm, Macaristan, İspanya

Popülizm
Can Güler
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak bağlamında Türkiye-ABD ilişkileri (1990-2003): Neoklasik realizme göre bir değerlendirme

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesi ve Soğuk Savaşın başlaması ile beraber Türkiye ve ABD, iki ülkenin güvenliği ve çıkarlarına ortak tehdit teşkil eden SSCB'ye karşı stratejik bir ittifak ilişkisi geliştirmişti. Bu ittifak ile Türkiye, Sovyetler Birliği'nden gelebilecek herhangi bir saldırıya karşı bir diğer süper gücün güvenlik şemsiyesi tarafından korunurken aynı zamanda stratejik konumu itibariyle ABD'den askeri ve ekonomik destek sağlayabiliyordu. ABD önderliğindeki Batı bloğu stratejilerinde ise Türkiye, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da Sovyet etkisinin yayılmasının önüne geçebilecek ve olası bir Sovyet işgaline karşı Batı Avrupa'nın güvenliğini sağlayabilecek bir kanat ülke görevi görüyordu. Bu dönem ikili ilişkilerde, özellikle Kıbrıs meselesi kapsamında krizlerin yaşandığı ve ilişkilerin gerildiği gözlemlenebilir, ancak ortak güvenlik politikaları ve uzun dönemde uyuşan küresel ve bölgesel çıkarlar ve NATO'nun sunduğu kurumsal işbirliği, stratejik ittifakın sürdürülmesini sağlamıştır. Bu tezin cevaplayacağı soru, Soğuk Savaş boyunca iki kutuplu sistem kapsamında güvenlik temelli yürütülen Türkiye - ABD ilişkilerinin, savaş sonrası ideolojik sınırlarla bölünmemiş ve ABD hegemonyasına dayalı tek kutuplu uluslararası yapıda farklılaşan güvenlik tehditleri ve tehdit algıları kapsamında nasıl şekillendiği ve yürütüldüğüdür. Buna bağlı olarak iki ülkenin ulusal çıkarlarının ve tehdit algılarının nasıl şekillendiği, iki ülkenin ulusal çıkar ve güvenlik kaygılarını tanımlarken nasıl ve hangi konularda farklılaştığı, bu amaç doğrultusunda yanıtlanacak sorular olacaktır. Tez, Türkiye - ABD ilişkilerini müttefiklikten stratejik ortaklık düzlemine taşıyan Irak merkezli politikaların aynı zamanda iki devlet arasındaki tehdit algılarının gözle görülür biçimde farklılaştığı alan olduğunu iddia etmektedir ve bu kapsamda verili tarihler (1990 - 2003) arasındaki ikili ilişkiler, devamlılıklar ve değişkenler ışığında Irak politikaları üzerinden incelenecektir. Liderlerin belirli demeçlerinin yanı sıra özellikle ABD bölümünde Ulusal Güvenlik Konseyi ve Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgeleri, daha kapsamlı bir analiz sunmak adına faydalanılacak birincil kaynaklar arasında yer almaktadır. Klasik realizmi sistemsel faktörlerin belirleyiciliği ile birleştirirken neorealizmi birinci ve kara kutu olarak ele aldığı ikinci imgeler ile barıştırmayı amaçlayan neoklasik realizm, güvenlik algılarının ve politikalarının oluşumunda devlet aygıtı içerisindeki değişkenleri hesaba katması sebebi ile açıklayıcı gücü oldukça yüksek bir kuramsal yol haritası sunmaktadır. Tez, kendisini yapısal bir teoriden ziyade dış politika teorisi olarak tanımlayan neoklasik realizmin, sistemin belirleyiciliği ışığında her iki devletin dış politikasındaki devamlılıkları, değişkenleri, tehdit ve fırsat algılarını ortaya koyabilmek açısından en elverişli kuram olduğunu savunmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriIrakNeo-klasik realist+5
Gökberk Aliyavuz Aydın
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Natural gas relations between Russia and Euroepan Union: An asymmetrical interdependency

The natural gas relationship between the Russia and the European Union is an important issue affecting the long-term and bilateral relationship of each party. Russia is the party that rich in natural gas reserves and resources, the EU is the more dependent party that due to the limited energy resources and demand of its enlargement process. This bilateral relationship has some long-term and short-term consequences as well as it requires a degree of dependency especially in natural gas diplomacy. Russia is willing to continue its natural gas exports with the EU and even export natural gas to other neighboring countries. The EU tends to strengthen its security policies and aims to reduce this dependency, which is always an issue on EU's agenda. While natural gas pipelines in a country's domestic borders do not pose a problem only because they concern domestic consumption, energy policies to be arranged between the consumer country and the exporting country are required for cross-border natural gas pipelines. In addition, natural gas trade concerns not only the two countries that trade with each other, but also the neighboring countries and transit countries like Ukraine and Turkey. As these variables emerge, the policies implemented by the parties against each other (which will be considered between Russia and the EU) should be examined. These arguments should be supported by an appropriate theory of international relations, which is important for the structure and explanation of the relationship. The relationship of interdependence, which is highly mentioned in political economy, is clearly observed in the natural gas relationship between Russia and the EU. The interdependence of the two sides means that the two sides act in the interests of each other. However, as the name suggests, the fact that the two sides are connected to each other but if the existence of a superior state exists, this relationship can be explained as an asymmetric interdependence. In this thesis, Russia-EU natural gas relations are claimed to be asymmetrically interdependent in which less dependent actor (Russia) can often use the interdependence relationship as a source of power in compromise an issue ot more dependent actor (EU). The emphasis on neoclassical realism is emphasized in terms of keeping security and policy ahead in international relations and the existence of an internal level variable (Gazprom) that affects Russia's foreign natural gas policy towards the EU. The conclusion after analyzing the Russia-EU natural gas policies is: It is possible that there is an asymmetrical interdependence between Russia and the EU in terms of natural gas relationship and this dependence will continue in the long term unless alternative projects between the two are realized. Keywords: Natural gas, Russia, European Union, Neoclassical realism, Asymmetric interdependence, Gazprom

Asymmetric dependenceEuropean UnionNatural gas+6
Bengü Yüksel
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Contradictions of German ordoliberalism and their impact on the European Union during the Euro crisis

This thesis sought to look at German economic practices and contrast them with the "guiding principles" of German economic thought, ordoliberalism, which is more commonly labeled the "social market economy". Thus, the first chapter of this thesis looked at ordoliberalism and its view of how the economy should be, and what the views of different "cliques" of ordoliberalism are. The second chapter looks at German economic practices to show the contradictions of ordoliberal economic practice. Ordoliberals argued for a strong "market police" state, and starting from Ludwig Erhard and to this day Germany has prided itself in its ordoliberalism and the "social market economy", yet in practice the state wanted the creation of national champions and a strong export performance to bolster economic strength. Chapter Two shows that the ideals of free market get sidelined when the push comes to shove. Furthermore, Germany while labels itself a liberal (ordo) state, it is commonly considered to be an export-mercantilist country. And another contradiction of German economy shown in Chapter Two was the state of German welfare state, which saw cut-backs starting in the 90's and then in the 2000's with the Hartz reforms to make the economy more competitive (to internally devalue so as to bolster exports), which makes the "social" in the "social market economy" also dubious. The third and final chapter looked at how ordoliberalism also influenced the European Union as a result of rising German economic power which was also mostly a result of the European Monetary Union (EMU), which revalued some currencies (against the Deutschemark) and prevented competitive devaluations, which combined with the internal devaluation of Germany through the Hartz meant Germany would become more competitive. Thus, Germany has been running a surplus since 2002, which is considered to be the cause of the persistent deficits that led to the Eurozone debt crisis. The Eurozone debt crisis is also looked at to show that the ordoliberal austerity measures have not benefited the crisis countries and has not brought their economies back to health. This thesis thus concludes by saying that Germany and its ordoliberalism has not been beneficial to the European Union and Germany has not acted as a benevolent leader acting for the benefit of the Union, but instead acted opportunistically in its own interests.

GermanyEuropean UnionEuro+3
Ali Erdem Bayülke
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türk savunma sanayinin politik ekonomisi: Devleti geri getirmek

Savunma sanayinin politik ekonomisinin ihmal edilmiş bir alan olduğunu söylemek güç olsa da savunma sanayi özelinde devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin üretim ilişkileri temelinde açıklanmasının bir ihtiyaç olduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla öncelikli olarak üretim ilişkilerine dair bir değerlendirme yapılarak bu çerçeve içerisinde devletin rolünün açığa çıkarılması gereklilik halini almıştır. Bu kapsamda küresel üretim ilişkileri ve bu ilişkileri içerisinde devletin rolüne ilişkin Küresel Üretim Ağları Yaklaşımı'nın esas edinildiği bir çizgi takip edilirken Poulantzas'ın devlet kuramı, kurulan teorik yapının temel harcı olmuştur. Üretim ilişkileri esas edildiğinde küresel olarak bir hiyerarşinin kurulduğu ve yeniden üretildiği gözlemlenmektedir. Bahsi geçen bu hiyerarşinin kurulmasında ve yeniden üretilmesinde özellikle ABD'nin oynadığı rolü göz ardı etmek mümkün değildir. Bununla birlikte ABD'nin bu "istisnai" durumunu küresel kapitalizm açısından oynadığı rolden ayrı düşünmek gerekmemektedir. Çalışma kapsamında ABD'nin bu niteliğinin ortaya konulması için ise Panitch ve Gindin'den faydalanılmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma ile devlet-piyasa ilişkisinin niteliğinin neticesi olarak savunma sanayinin istisnai bir durum arz etmediği vurgulanmaktadır. Buna ek olarak savunma sanayinin küresel kapitalizmin ihtiyaç duyduğu hiyerarşinin kurulmasına ve yeniden üretilmesine sağladığı katkı dolayısıyla ABD'nin küresel kapitalizm içerisinde rolünün devamı açısından işlevsel olduğu iddia edilmektedir. Ayrıca üretim ilişkileri açısından ele alındığında Türk savunma sanayinin tarihsel olarak, küresel üretim ağına dâhil olduğu böylece tesis edilen hiyerarşinin kurulmasına ve yeniden üretilmesine katkı sağladığı ortaya konulmaktadır.

DevletDevlet kuramıKüresel üretim ağları+3
Bahadır Gümüş
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neorealist teori bağlamında Çin dış politika stratejilerinin değerlendirmesi

Bu çalışma Çin'in yükselişiyle birlikte güç ağırlık merkezinin Batı'dan Doğu'ya kayması sonrasında Çin dış politikasına hangi yapısal unsurların rehberlik ettiğini ve Çin'in büyük güç statüsüne yeniden nasıl kavuştuğunu anlamlandırmak için Çin'in imparatorluk döneminin geleneksel stratejilerinden, bugünün modern stratejilerini Neorealist bakış açısıyla incelemektedir. Çalışmada Çin dış politika stratejilerinin ben-merkeziyetçi "Orta Krallık" anlayışına yeniden ulaşma ve "Yüzyıllık Aşağılanma" dönemini yeniden yaşamamak için uluslararası sistemin şartları ve yarattığı tehlike unsurlarına göre devamlılık ve değişimler gösterdiği ortaya konmuştur. Özellikle çok kutuplu sistem içerisinde büyük güçlerin bekalarını sağlamak ve bölgesel hegemonyalarını tesis etmeleri için göreceli güçlerini maksimize etme peşinde koştukları bir dünya düzeninde, materyal gücünü artıran Çin'in Xi Jinping dönemiyle birlikte daha proaktif, iddialı ve saldırgan politikalar izlediği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda süreklilik arz eden ve dönüşen Çin büyük stratejisi ortaya konduktan sonra; Çin'in Afrika özelinde uyguladığı kredi tuzağı diplomasisi, Tek Çin Politikası, tarihsel rekabetin ÇinJaponya ilişkilerine etkileri, Güney Çin Denizi'ndeki egemenlik iddiaları, Tibet ve Hong Kong Meseleleri, Doğu Türkistan'daki asimilasyon politikaları tezin temel problematiği olan "Çin'in dış politikasında saldırgan realist bir anlayış takip ettiği" anlayışına referansla incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çin Dış Politikası, Savunmacı-Saldırgan Realizm, Orta Krallık, Büyük Strateji

Defansif realizmOfansif realizmRealizm+4
Muhammet Enes Doğanlar
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlikleştirme perspektifinden bir inceleme: Irak'ta Haşdi Şaabi yapılanması

Bu çalışma güvenlikleştirme kavramı üzerinden Irak'ta Haşdi Şaabi yapılanması incelenerek kavramın yapılanma üzerindeki doğruluğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Ülkede özellikle 2003 yılı sonrasında yaşanan değişimleri devletin inşası teorisiyle birleştirerek anlatan bir çalışmadır. Devletin inşası sürecinde meydana gelen otorite boşluğundan faydalanan devlet dışı silahlı örgütlerin doğuşundan Haşdi Şaabi yapılanmasının oluşumuna kadar geçen süreçte ülkenin güvenlik meselelerinden bahsederken aynı zamanda ülke hakkında siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel olgulara da değinilmiştir. Çalışma tarihsel ve coğrafi olarak desteklenmesi gerektiğinden Irak'ın modern tarihi ve coğrafi yapısı anlatılmıştır. Bu sayede farklı kimliklerin oluşumu ve gelişimi daha iyi anlaşılır hale gelmiştir. Bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kuramsal ve kavramsal çerçeve verilmiştir. İnşacılık ve güvenlikleştirme arasındaki bağ kurulmuştur. Bu kapsamda inşacı kuramın tanımının yanı sıra devletin inşası üzerinden güvenlik paradigması anlatılmıştır. Güvenlikle ilgili kuramların incelenmesinden sonra Kopenhag Okulu'na değinilerek, çalışmanın ana teorisi olan güvenlikleştirme anlatılmıştır. İkinci bölüm, Irak devletinin coğrafi, demografik ve tarihi verilerinin bulunduğu kısımdır. Ayrıca bahsi geçen verilerin ışığında Haşdi Şaabi yapılanmasının öncesi ve ortaya çıkışı aktarılmıştır. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise, Irak devletinin güvenlik sorunları zamansal sıralamada verilmiş, devlet dışı silahlı örgütlere değinilmiş ve Haşdi Şaabi yapılanmasının Irak'ta güvenlikleştirilmesi gereken bir unsur olduğu yapılanmanın detayları, küresel ve tarihsel örnekleriyle anlatılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriDevlet dışı aktörlerDevlet inşaası+7
Merve Sevim Ummahan
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de prekaryanın yükselişi: Ev hizmetlerinde çalışan kadın göçmenler

Türkiye'ye yönelik göç hareketleri uzun yıllardır var olsa da son on yılda dikkat çekici bir şekilde artmıştır. Buna bağlı olarak, göçmenler Türkiye'deki görünürlükleri artmış, hayata ne kadar karıştıkları belirginleşmiştir. Küçük yaşlardan itibaren çalışma hayatına karışmış milyonlarca göçmen Türkiye işgücü piyasalarında varlığını sürdürmektedir. Göçmenlerin neredeyse her sektörde ucuz emek olarak görülmesi ise ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Göçmenler, neoliberalizmle yaygınlaşan esnek ve güvencesiz çalışmadan toplumda en çok etkilenen kesimdir. Esnek istihdam biçimlerinde güvencesiz bir şekilde çalışan insanların prekarya olarak tanımlanan yeni bir sınıfı oluşturduğunu iddia eden yeni bir literatür vardır. Bu literatürde bir sınıf olarak prekarya neoliberal politikaların sonucunda ortaya çıkmıştır ve büyümeye devam etmektedir. Buna bağlı olarak Türkiye'de göçmen emeğinin dikkat çekici derecede fazla olduğu ev içi hizmetler özellikle önem kazanmaktadır. Ev içi hizmetlerin emekçisi göçmen kadınlar, Türkiye'de çalışırken birçok sorunla karşılaşmaktadır. Bu tez, Türkiye'de ev içi hizmetlerde çalışan göçmen kadınların çalışma hayatındaki sorunları değerlendirerek ilgili literatüre sınıf odaklı bir katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirmeyi Guy Standing'in prekarya kavramı çerçevesinde yaparak yeni bir bakış açısı sağlamaya çalışmaktadır. Standing'in yaklaşımından farklı olarak prekarya kavramı ayrı bir sınıf olarak değil proletarya içerisindeki bir kesim olarak değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: prekarya, Türkiye'de ev içi hizmetler, kadın göçü, toplumsal sınıflar

Ev hizmeti sektörüGöçmenlerKadınlar+4
Pınar Akgün
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Artificial intelligence in the context of defense industry: The comparative study on Russian and the US national ai strategies

Every state has to provide its own security since there is no higher authority to apply in the international system. This upper authority gap constitutes the anarchy of states that tend to solve the perceived problems on their own. In this environment of anarchy, states have made many new initiatives to ensure their safety and to maintain their existence. In the 21st century, with the development of technology, states have increased their investments in the defense industry against the elements that threaten their security. In this study, Russian and American national strategies on AI will be analyzed to determine the potential of Russia in AI-integrated defense industry. The study was limited to analyze AI national strategies of the USA and Russia. Due to the fact that China is an important international actor in the artificial intelligence competition, a general assessment will be made of it, but this will be excluded from the scope of the study. Furthermore, this research gives an overview on the capacity of Russia in AI-integrated defense industry and explains aspirations of Russia to be a leading state in the international arena in this field.

United States of AmericaRussiaDefence industry+4
Khaıpnazarova Mılavsha
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği ekonomi güvenliği: Tehdit algısı inşa sürecinde Bir Kuşak Bir Yol Girişimi

Bu çalışma, Çin'in modern ipek yolu projesi olarak nitelendirilen Bir Kuşak Bir Yol Girişimi'ne karşı Avrupa Birliği'nin yeterli düzeyde aksiyon alıp alamadığını ve literatürde önemli bir kavram olan ekonomi güvenliği kavramı çerçevesinde Girişimin Avrupa Birliği üzerinde tehdit algısı oluşturup oluşturmadığını tartışmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde ekonomi güvenliği kavramı ve neoliberal kuram bağlamında AB ekonomi politiğinin değerlendirilmesi yapılmaktadır. Bölüm iki ve üç çalışmanın ana hedefini oluşturan bölümlerdir. İkinci bölüm, AB ve Çin'in ekonomik ilişkilerine açıklık kazandırılan ve devamında Kuşak-Yol Girişimine odaklanılan bölümdür. Üçüncü bölüm ise Avrupa Birliği'nin, Kuşak-Yol Girişimine karşı tehdit algısı inşa sürecini ortaya koymayı hedefler. Bu bölümde hem bir blok olarak AB'yi ele alırken hem de daha geniş anlamda ayrıntılı bir bakış açısı sunmak için Avrupa Birliği üye ülkeleri farklı gruplara ayrılarak incelenmiştir. Çalışmanın Sonuç kısmında ortaya konulan tüm bulgu ve yorumlar çerçevesinde toparlayıcı ve bütünlük oluşturacak bir tartışma yapılarak "AB'nin Kuşak -Yol Girişimi'ne karşı aldığı önlemler yeterli midir?" sorusuna cevap aranmıştır. Böylece Avrupa Birliği üyesi ülkelerin Birlik ve ulusal çıkarları için ürettiği ekonomik güvenlik politikalarının Bir Kuşak Bir Yol Girişimi'nin tamamlanması durumunda ortaya çıkabilecek olası etkileri karşılamaya yeterli olup olmadığı hususuna açıklık getirilmiştir.

Avrupa BirliğiBir Kuşak Bir Yol ProjesiEkonomi+6
Oğulcan Demiroğlu
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de neoliberal politikalara emeğin rızasının inşası: Sınıf hegemonyası mı, parti hegemonyası mı?

Neoliberal politikaların 1980'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanmasıyla Türkiye'de emekçilerin sömürülmesini ve güvencesizleşmesini destekleyen bir yapı oluşmaya başlamıştır. Neoliberal politikalarla birlikte devletin piyasanın bir aktörü gibi görüldüğü ve neoliberal dönüşüme karşı emekçilerin işgücü piyasasıyla baş başa bırakıldığı bir durum ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, neoliberal politikalara emeğin rızasının inşa edilme sürecini hegemonya üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çünkü emeğin, yarattığı esnekleşmeye ve güvencesizliğe rağmen neoliberal uygulamalara rıza gösteriyor oluşu önem arz eden bir konudur. Buradan hareketle çalışmanın birinci bölümünde hegemonyanın tanımından ve hegemonyanın öznesine dair literatürdeki ayrımdan bahsedilmiştir. Türkiye'deki literatür, ülkemizdeki rıza inşa sürecinin açıklamasını yaparken partiye odaklı kalmıştır ve sınıf hegemonyası boyutu ihmal edilmiştir. Bu nedenle Türkiye'de emeğin rızasının oluşumunu derinlemesine analiz edebilmek için, bu çalışmada sınıf hegemonyası da ele alınarak bu boşluğun doldurulması amaçlanmıştır. İkinci bölümde Türkiye'de uygulanan neoliberal politikalar kapsamında atılan adımlardan ve bunların emekçiler üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde neoliberal politikalara kaynaklık ettiği düşünülen sınıf hegemonyası incelenmiş ve hegemonyanın emeğin rızasını üreten aygıtları araştırılmıştır. Sınıf hegemonyasının inşa ettiği emeğin rızası; sendikasızlaşma, işsizlik, tüketim kültürü, kapitalizmin alternatifsizliği, sınıf hegemonyasının değerlerinin kabulü ve medya üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hegemonyanın öznesi olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı netleştirilmiştir. Aynı zamanda da AKP'nin neoliberal politikaların Türkiye'deki sistemik uygulayıcısı olarak emeğin rızasını inşa etmede ne gibi etkileri olduğu incelenmiştir. Bu incelemeler yapılırken AKP'nin sıklıkla kullandığı mağduriyet söyleminden, muhafazakârlıktan, sosyal yardım politikalarından ve popülist söylemlerden yola çıkılmıştır. Bu temel aygıtların yardımıyla parti hegemonyası varsayımının emeğin rızasını nasıl inşa ettiği açıklanmaya çalışılmıştır. İki farklı hegemonya düşüncesinin ve aygıtlarının incelenmesi sonucunda AKP'nin ve burjuva sınıfının, hegemonya tartışmaları içerisindeki konumları netleştirilmiştir.

HegemonyaNeo-liberalizmRıza+7
Şehnaz Dilan Bingöl
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş sonrasında NATO ve yapısal değişiklikler

Bu tezde, NATO'nun uluslararası alanda siyasi etkinliğinin arttırılması sürecinde, örgütün stratejik vizyonunu dönemsel olarak değiştirme girişimlerinin nedenleri incelenecektir. Bu bağlamda NATO'nun Transatlantik alanında, örgütsel faaliyetlerini ve diğer bölgelere de etkisini genişletme politikasında oluşan değişimler gösterilmeye çalışılacaktır. Örgüt kurulduğu tarihten itibaren Rusya Federasyonu'nun, önceki adıyla SSCB'nin, dizginlenmesi ve yayılmasını önleme düşüncesi ön planda yer almaktadır. SSCB dağıldıktan sonra ise NATO gerek kendi üye devletleri tarafından gerekse diğer dünya devletleri tarafından misyonunu tamamlamış bir örgüt olarak görülerek varlığı sorgulanmaya başlanmıştır. Bu tez kapsamında yeni politika açılımları gösteren NATO'nun, Soğuk Savaş koşullarından günümüze kadar olan politik değişim ve karar mekanizmalarındaki önceliklerin dönüşümü açıklanacaktır. Diğer taraftan, NATO'nun üye devletlerinin çıkarları ve dış politikaları arasında farklar gözlenmektedir. Örgütün, süreç içinde Rusya tehdidinden korunma konusundaki ortak politikaları çerçevesinde üye ülkeleri askeri ve ekonomik kaynaklarını bir havuzda toplayarak birleştirmeye yönlendirdiği görülmektedir. Bu durum günümüzde de Çin'in yeni bir tehdit olarak algılanmasından kaynaklı olarak, bu ülkeleri NATO nezdinde önleyici politikalar geliştirmek ve yeni hamleler yapmak zorunda bırakmıştır. Ayrıca tez kapsamında; Libya, Afganistan gibi ülkeleri kapsayan ve NATO'nun etkisini içine alacak bölgesel analizler yapılacaktır. Bu analizler sayesinde NATO'nun zaman içerisinde Kopenhag Okulu çerçevesinde güvenlik algısının ne denli değiştiği ve öncelik sıralamasında devlet güvenliği kapsamından, nasıl farklı sektörlerdeki güvenlik tehditlerine odaklanıldığı ve böylece birey güvenliği gibi farklı sektörlerdeki güvenlikleştirme tutumlarına nasıl geçiş yapıldığı gösterilecektir. Örgütün politik genişleme kapsamında yaşadığı zorluklar ve ikilemler Kopenhag Okulu tarafından öne sürülen argümanlar üzerinden tartışılacaktır. Yeni savaş koşulları altında, yeniden bir politik bütünleşme içerisine giren ittifakın bünyesini sürekli revize ettiği görülmektedir. Değişen dünya düzeni ve savaş konseptlerinin NATO'ya uyarlanması kapsamındaki revizyonlar, yapılan zirveler ve operasyonlar neticesinde şekillenmekte olup, bu tezde dar ve geniş güvenlik anlayışlarının NATO'ya yansımaları gösterilecektir.

Kopenhag Güvenlikleştirme OkuluNATOSoğuk Savaş sonrası+4
Ege Ok
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Jeopolitik bir entite olarak K.K.T.C.'nin Türkiye'nin ekonomik güvenliğine etkileri

Kıbrıs meselesi 1955 yılından bugüne Türk dış politikasının en önemli konuları arasında yer almaktadır. Kıbrıs meselesi tahlil edilirken öncelikle uluslararası sistemdeki güç dağılımındaki değişim tespit edilmelidir. Dünya düzeni 2008 yılından sonra çok kutuplu bir yapıya dönüşmektedir. Çok-kutuplu dünya düzeni neo-realist bir perspektifle devletleri uluslararası ilişkilerde ana aktör olarak ön plana çıkararak güç merkezli politikaların egemen olmasına sebebiyet vermektedir. Bu durum, orta büyüklükte bir devlet olan Türkiye'nin bölgesinde daha aktif bir dış politika izlemesine imkân vermektedir. Türkiye'nin ekonomik güvenliğinin sağlanmasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (K.K.T.C.) jeopolitik bir entite olarak stratejik bir öneme haizdir. K.K.T.C.'nin varlığı, Doğu Akdeniz hidrokarbon kaynakları üzerindeki egemenlik çatışmasında coğrafi konumu sebebi ile Türkiye'nin ekonomik olarak ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları üzerinde hak sahibi olmasına imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra, K.K.T.C.'nin varlığı ve Ada'da Türk askeri gücü, Türkiye'ye alternatif enerji nakil projelerinin gerçekleşmesini engelleyerek, Türkiye'nin enerji merkezi olma politikasını desteklemektedir. Türkiye'nin uluslararası enerji politikası çerçevesinde İskenderun Körfezi kritik öneme sahip bir coğrafi kesimdir. Aynı zamanda dış ticaretinin %60'ını deniz yolu ile yapan Türkiye'nin en önemli ihracat limanları Mersin ve İskenderun Limanlarıdır. Deniz jeopolitiğinin temel prensipleri olan deniz ticaret ve enerji iletim hatlarının korunmasında Türkiye için K.K.T.C.'nin varlığı stratejik önemdedir. Türkiye'nin en önemli gelir kaynaklarından biri olan turizm sektörünün merkezlerinden biri Antalya'dır. Antalya Körfezi'nin askeri güvenliği Türkiye'nin turizm sektöründen ekonomik kazanım elde etmesi için vazgeçilmezdir. Antalya Körfezi'nin güvenliği için de K.K.T.C.'nin varlığı stratejik öneme sahiptir. Türkiye'nin kurulu elektrik gücünün yaklaşık %20'si ve yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Reaktörü Kıbrıs coğrafyasına çok yakın bir mesafededir. Kıbrıs'ta K.K.T.C.'nin varlığını ortadan kaldıracak siyasi bir değişim Türkiye'nin askeri güvenliğini doğrudan tehdit edecek ve Türkiye'nin güney sınırları saldırıya açık hale gelecektir. Bu durum sadece Türkiye'nin genel güvenliğine değil, muhtelif yönlerden ekonomik alt yapısının önemli bir kısmını da barındıran güney coğrafyasının tehdit altına girmesinden dolayı ekonomik güvenliğini de doğrudan etkileyecektir. Bu sebeplerden dolayı, Kıbrıs'ın Türkiye'nin ekonomik güvenliğine etkisinin temel taşı K.K.T.C.'nin varlığıdır.

Doğu AkdenizEkonomiEkonomi politikaları+7
Altuğ Gürkan Bal
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

11 Eylül sonrası değişen güvenlik paradigmaları ışığında NATO'nun dönüşümü ve Türkiye'ye etkileri

Bu tez, 11 Eylül sonrası dönemde NATO'nun güvenlik algısının değişimi ve bu değişimin üye ülkelerden Türkiye Cumhuriyeti güvenliğine olan etkilerine odaklanmaktadır. Tez kapsamında öncelikle dönemsel olarak değişim gösteren güvenlik kavramı ile güvenliğin realizm perspektifinden nasıl anlaşıldığının kavramsal çerçevesi tartışılmaktadır. Müteakiben, NATO'nun özellikle 11 Eylül sonrası dönemde geçirdiği dönüşüm ve güvenlik algısındaki değişiklikler tarihsel olarak incelenmiştir. Tezin odağını Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik algısındaki değişim oluşturduğu için öncelikle tarihsel olarak Türk güvenlik algısı incelenmiş, sonrasında güvenlik algısında değişim olup olmadığını tespit etmek amacıyla 2001 sonrasındaki Milli Güvenlik Kurulu basın bildirileri ile söz konusu tarih aralığındaki hükümet programları incelenmiştir. Yapılan araştırmada NATO'nun Türkiye Cumhuriyeti güvenlik mimarisinde önemli bir sütun oluşturduğu tespit edilmiştir. Yine de NATO ile Türkiye Cumhuriyeti arasında tüm konularda mutabık kalındığını ifade etmek güçtür. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti'nin gerek bulunduğu coğrafya gerek Osmanlı İmparatorluğu'ndan alınan tarihi sorunları olduğu ve bu sorunlarla mücadele etmek için NATO desteği olmadan da çaba sarf ettiği görülmektedir. Bu konuların başında önemli bir güvenlik sorunu olan terörizm gelmektedir. Diğer kemikleşmiş sorun ise Yunanistan ile yaşanan Ege ve Akdeniz kaynaklı sorunlardır. Özellikle 2014 yılında Kırım'ın Rusya tarafından ilhakı sonrası Türkiye, NATO tarafından tekrar tehdit olarak görülmeye başlayan Rusya ile ikili bir ilişki geliştirmektedir. Bunun en önemli sebepleri Rusya'nın tarihi olarak aynı coğrafyada olmasının yanı sıra Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine yaptığı sınır ötesi harekâtlarda Rusya hava sahasını kullanması, Rusya'dan alınan S-400 hava savunma sistemleri ve Mersin'de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin Rusya tarafından yapılması olduğu ifade edilebilir. Sonuç olarak, Türkiye tarihsel olarak bir taraftan NATO'nun güvenlik şemsiyesinden faydalanırken, diğer taraftan da kendi ulusal çıkarlarını korumak adına zaman zaman NATO ile ters düşmektedir. Özetle Türkiye'nin dış politikasını NATO ile paralel olarak yürütmeye çalıştığı fakat ulusal çıkarları doğrultusunda gerektiğinde NATO'nun sorgulayan bir üyesi olduğu öne sürülebilir.

11 Eylül 2001 olayıAvrupa güvenlik sistemiGüvenlik+6
Mutlu Karaca
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği: Güvenlik ve terör

Bu çalışmanın amacı Avrupa Birliği'nde terör, terörizm ve güvenliğinaraştırılmasıdır. Terörizm, tüm dünyayı şiddet ve korku yayarak tehdit eden birsorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünyanın büyük bir bölümünde olduğu gibi,Avrupa Birliği de bu tehdit unsuru ile savunma ve güvenlik politikaları oluşturarakbaşa çıkma yoluna gitmiştir.Jean Monnet ve Robert Schuman tarafından Konfederal bir Avrupafikrinin ortaya atılmasından günümüze kadar Avrupa Birliği önce ekonomik, dahasonra ise siyasal bir yapı oluşturmaya çalışmıştır. Siyasal yapı içerisinde Avrupaiçerisinde oluşturulmuş, Birliğin güvenliğini sağlayabilecek kuruluşlara gereksinimduyulmuştur.Güvenlik ve savunma çalışmaları, Avrupa Ordusu fikrinin hayatageçirilmesini takiben başlamış, Avrupa Savunma Topluluğu ve Batı Avrupa Birliğidüşünceleri ile gelişmiştir. Avrupa sınırları içerisinde teşkilatlı bir bütünlüksağlanamaması nedeniyle savunma fikrini politika olarak benimseme yolunagidilmiş ve bu amaçla çalışmalar yapılmıştır.Terörizm, tüm devletler, etnik yapılar ve toplumun tamamını tehdit edençok önemli bir sorundur. Avrupa Birliği gibi hem nitelik hem de nicelik açısındangiderek genişleyen bir yapının terörle mücadele konusunda sınırlayıcı tedbirleralması gerekmektedir. Uzun süredir söz konusu olan sınırların olmaması durumu veserbest dolaşımın rahatça yapılması terörizmi tetikleyen unsurlar olmakla birlikte,Avrupa Birliği 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerin'de yaşananterörist eylemler ile birlikte terörle mücadele politikalarına önem vermiş, bukonudaki girişimlerini olması gerektiği düzeye taşımak için çalışmalarınabaşlamıştır.

Sinem Muzaffer Şahinoğlu
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği`nde sosyal politikalar Avrupa halkı oluştu mu?

Bu tez çalışmasında Avrupa Birliği'nde Avrupa Halkı oluşumu konusunasosyal politikalar ekseninde yaklaşılmıştır. Konun hangi aşamalar ile elealınacağı ilk bölümde özetlenmiştir. Çalışma beş bölüm halindeörgütlenmiştir.kinci bölümde AB'nin kuruluş amacı ve tarihsel gelişim süreci elealınmıştır. Bu sayede sosyal politikalar açısından Avrupa Halkı kavramıdeğerlendirilirken Birliğin kuruluş amacındaki göstergelerin kullanılmasısağlanmıştır.Üçüncü bölümde ise AB'nin kuruluşundan bu yana sosyal politikalaralanında tarihsel gelişmeler ele alınmıştır. Ekonomi politikalarına bağlıolarak başlayan ve istihdam temelli sosyal politika oluşum aşamalarındagözlemlenen eksikler ortaya koyulmuştur.Dördüncü bölümde ise, incelenen tarihsel gelişmelere dayanarak AvrupaHalkı kavramı teorik bir alt yapıya dayandırılarak açıklanmıştır. ÖncelikleAvrupa Refah Devleti ve farklı Refah Devleti modelleri irdelenmiştir.Ardından Avrupa Toplum Modeli açıklanarak AB yapısı oluşturulmadanönce içinde bulunulan model detaylandırılmıştır. Refah Devleti kavramınadayalı olarak Avrupa Refah Devleti modelleri karşılaştırmalı bir perspektifleele alınmıştır.Sonuç bölümünde ise Avrupa Halkı oluştu mu? Sorusuna alınan olumsuzyanıtın nedenleri genel olarak değerlendirilerek bu sorunun aşılabilmesi içinalınabilecek önlemler konusunda önerilere yer verilmiştir.

İrem Aşçılı
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği demokrasi anlayışının aday ülkelerdeki demokratikleşme üzerinde etkisi: Türkiye, Bulgaristan, Romanya

Bu tezde Avrupa Birliği'ne aday ülkelerde demokratikleşme konusuincelenmiştir. Bu çerçevede örnek ülkeler olarak Türkiye, Romanya ve Bulgaristanele alınmıştır. Her üç ülkenin de demokrasi açısından gelişmesi Avrupa Birliği'neadaylığın getirdiği yeni soluk ve rüzgarla hız kazanmıştır.Demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün korunmasını garanti eden kurumların istikrarının sağlanmasını ilk planda tutan Kopenhag kriterleri, bu üç ülkenin yol haritası olmuştur.Avrupa Birliği demokrasi anlayışının temelinde yer alan hukukun üstünlüğüazınlık hakları ve insan hakları gibi kavramların çerçevesinin her üç ülkede demüzakereler başlamadan önce belirgin şekilde çizilmesi öngörülmüş ve dolayısıylagerekli hukuki düzenlemelerin yapılması ve bunun uygulamaya yansıtılmasıistenmiştir.Sonuç olarak Avrupa Birliği'ne adaylığın ve Kopenhag kriterlerinin adayülkelerdeki demokratikleşme üzerindeki etkisi yadsınamaz biçimde ortadadır. Bu tezçerçevesinde bu etki Romanya, Türkiye ve Bulgaristan incelenerek, ilerlemeraporları bazında ve karşılaştırmalı olarak ele alınacaktır.

Yelda Karagöz
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2005
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği 2004 genişlemesinin KOBİ`ler üzerindeki olası ekonomik etkileri

Bu tezde Avrupa Birliği 2004 genişlemesinin Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler(KOBİ) üzerindeki olası ekonomik etkileri konusu işlenmiştir. Avrupa Birliği 1 Mayıs2004'te tarihindeki en büyük ve en zorlu genişlemesini gerçekleştirmiştir.Avrupa Birliği, 2004 Genişlemesini planlarken Avrupa kıtasınınbölünmüşlüğüne son vermeyi ve Orta ve Doğu Avrupa Ülkelerinin demokrasi ve serbestpiyasa ekonomisine geçmesini sağlayarak istikrarsızlığa yol açabilecek tüm unsurlarınengellenmesini amaçlamıştır.Dünyada tüm ülkeler KOBİ'lerin öneminin farkına varmıştır ve gün geçtikçeekonomideki önemleri de artmaktadır. Çünkü KOBİ bir ülkeye istihdam yaratma,bölgesel kalkınma ve yerel kalkınma gibi hem ekonomik hemde sosyal yönden oldukçaönemli getirileri vardır. Avrupa Birliği genişlemesinin ekonomik etkileri ele alınırkenekonomilerin vazgeçilmez unsurlarından biri olan, KOBİ'lerin bu genişlemelerden nasıletkilendiğinin incelenmesi kanımızca oldukça doğru olacaktır.Sonuç olarak, KOBİ'lerin ekonomideki etkisi yadsınamaz şekilde ortadadır. Butez çerçevesinde 2004 genişlemesinin KOBİ'ler üzerindeki ekonomik etkileri analizedilecektir.

Özlem Yonar
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2006
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrail-Filistin çatışması örnek olayı ve Avrupa dış politikası

iiiÖZETBu tezde srail-Filistin çatışması örnek olayı üzerinden Avrupa Birliği'nin(AB) uluslararası alandaki etkinliğinin ortaya koyulması amaçlanmaktadır.Avrupa dış politikasının niteliği, srail-Filistin çatışması olayı karşısındasergilenen yaklaşım ve eylemlere yansımıştır. Bu olay Avrupa dış politikasınınuzun vadeye yayılan gelişim sürecinin ve sonuçlarının sınanmasında uygun birörneği oluşturmaktadır. Tezde Avrupa dış politikasının, srail-Filistin çatışmasınınve AB'nin çatışmaya yönelik yaklaşım ve eylemlerinin gelişimleri incelenerek,AB'nin örnek olay üzerindeki siyasi, ekonomik, sosyal etkileri analiz edilmeyeçalışılmıştır. Buna göre birinci bölümde Avrupa Ortak Dış ve GüvenlikPolitikası'nın (ODGP) gelişimi anlatılmıştır. kinci bölümde, AB'nin AvrupaSiyasi şbirliği ve ODGP bağlamında çatışmaya yaklaşımı incelenmiştir. Üçüncübölümde ise AB'nin uluslararası alanda örnek olay üzerinden etkinliği analizedilmiştir. Sonuçta, AB'nin srail-Filistin çatışmasına yönelik uluslararasıpolitikaların uygulanmasına yardımcı olan, katkı sağlayan ikincil bir role sahipsivil güç konumunda bulunduğu görülmüştür. Aynı zamanda, AB'ninyaklaşımlarında, eylemlerinde ve üye ülkeler arasında ortaklık, tutarlılıkilkelerinin karşılandığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Siyasi şbirliği, Ortak Dış veGüvenlik Politikası, srail-Filistin çatışması, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı, AvrupaKomşuluk Politikası, Sivil güç.

Süleyman Sezgin Mercan
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği eğitim politikasının öncelikleri: Kavramsal bir analiz

ÖZETBu çalışmanın amacı, AB eğitim politikasının önceliklerini bazı analitikaraçlar yardımıyla tartışmaktır. Modern toplumlarda eğitimin ekonomik, toplumsalve siyasi-ideolojik olmak üzere üç temel işlevi olduğu ve bu işlevlerin ErnestGellner'in de işaret ettiği gibi milliyetçilik ideolojisiyle ilgili olduğu söylenebilir.Sanayi Devrimi sonucu toplumsal yapıdaki değişim, eğitimin işlevlerindekideğişikliğe de yansımıştır. Modern eğitim, modern toplumun ihtiyaçlarına cevapverir ve bu ihtiyaçlardan biri de ortak kimliktir. AB'de entegrasyon süreciniaçıklamak için yola çıkan neo-fonksiyonalist yaklaşım da eğitim politikalarını ABbütünleşmesinin bir türevi olarak görür. Bu bağlamda, çalışmada yapılan tartışma üçaşamadan oluşmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde modern toplumlarda eğitiminişlevleri incelenecek ve AB'de eğitim politikasının bu işlevlerle anlaşılabilirliğitartışılacaktır. kinci aşamada AB'de eğitim alanında `politika oluşturma' ve `politikauygulama' düzeyleri arasındaki farklılıklardan ve eğitim politikasındakiönceliklerden bahsedilecektir. Tartışmanın son bölümünde ise, ulus-devlet düzeyindestandart bir eğitim politikası oluşturma ve uygulamanın ortak bir kimlik duygusunayol açacağı tezinden hareketle Gellner'ci ve neo-fonksiyonalist yaklaşımların ABdüzeyinde geçerli olup olmadığı tartışılacaktır.ANAHTAR KEL MELER: AB, Eğitim, şlevselcilik, Kimlik

Derya Suner
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Avrupa Birliği Katılım Müzakereleri Sürecinde Bölgesel Politikalar

TÜRKİYE - AVRUPA BİRLİĞİ KATILIM MÜZAKERELERİ SÜRECİNDEBÖLGESEL POLİTİKALARHazırlayan: Ecren İSKENDERÖZETTürkiye-Avrupa Birliği(AB) katılım müzakereleri resmi olarak 3 Ekim 2005tarihinde başlatılmıştır. Katılım müzakereleri AB'nin Türkiye'ye adil yaklaşmadığıiddialarıyla gölgelenmiştir. Bu dönemde eleştirilerin odağı, Türkiye için katılımmüzakerelerinin ilke ve esaslarının belirleyen Müzakere Çerçeve Belgesi olmuştur.Tez çalışması Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi'ni analiz ederken belgenin 12.maddesinin içeriğine yoğunlaşmaktadır. Söz konusu maddede AB Komisyonu'nun,Türkiye'nin katılım antlaşması ile ilgili olarak kişilerin serbest dolaşımı, yapısalpolitikalar ve tarım gibi alanlardaki önerilerine geçiş süresi tedbirleri dâhiledebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda araştırma sorusunu katılım müzakerelerikapsamında Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu başlığı altındaTürkiye'nin nelerle karşılaşabileceği oluşturmaktadır. Önceki genişleme süreçlerininincelenmesini takiben tez çalışmasında varılan sonuç; Türkiye'nin yapısal politikaaraçlarından, dolayısıyla AB Bölgesel Politikası'nın araçları olan Yapısal Fonlar veUyum Fonu'ndan, hariç bırakılmasının Türkiye aleyhine bir ayrımcılık olacağı, böylebir durumun Türkiye için üyeliğin fayda ve anlamını büyük ölçüde sınırlayacağıdır.Bu sınırlamanın ne anlama geldiğini ortaya koymak için AB Bölgesel Politikası'nınamaçları, araçları, gelişimi ve önemi çalışma içinde özetlenmiştir. Türkiye'ninnelerle karşılaşabileceğine ışık tutmak üzere üçüncü ve beşinci AB genişlemesüreçleri ve katılım müzakereleri ele alınarak diğer ülkelerin deneyimleri ve aldıklarıgeçiş düzenlemeleri incelenmiştir. Türkiye'nin kendi mevzuat ve işleyişini ABiimüktesebatının Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu ile ilgilifaslına uyumlaştırmak konusunda ne durumda olduğu analiz edilmiştir. Bu suretleTürkiye'nin 12. madde kapsamında yapısal politika araçlarından hariç bırakılmamakiçin atması gereken adımlar vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Türkiye, Katılım Müzakereleri, AB BölgeselPolitikasıiii

Ecren İskender
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve terör

ÖZET21. yüzyılın hemen başında Dünya, 11 Eylül 2001 saldırılarıyla yeni birdöneme girmiş; terörizm, insanların yaşam alanını her zamankinden daha fazlatehdit eder hale gelmiştir. Bu çalışmada terörizm sorunu bilimsel bir şekilde elealınmış, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri temelinde terör örgütlerinin ikiliilişkilere etkisi irdelenmiştir. Çalışmada ilk olarak uluslararası örgütlerin terörizmiele alış biçimleri ve bazı AB üye devletlerinin terörizme yaklaşımları incelenmişve ardından PKK örneği üzerinden Türkiye-AB ilişkilerinin analizi yapılmıştır.11 Eylül sonrasında AB, terörizme karşı kapsamlı bir mücadelebaşlatmıştır. Terörizmin uluslararasılaşması ve terör faaliyetlerinin Avrupatopraklarında yaygınlaşması, terörizmin AB bünyesinde daha fazla sorgulanmasısonucunu doğurmuştur. Tezde, ilerleme raporları üzerinden terörle mücadelekonusunda atılan adımlar sorgulanmış ve yapılması gerekenler ifade edilmiştir.Türkiye'nin AB tam üyesi olabilme yolunda gerçekleştirdiği reformlar,Türkiye'de hem terörle mücadeleye hem de demokrasiye katkıda bulunmuştur.Her ülkenin terörizmi farklı tanımlıyor ve algılıyor olması işbirliği sürecine halatam olarak geçilememiş olunmasının temel nedenidir. Üye devletler, terörizmlemücadelede istedikleri sonuca ulaşılabilmek için aralarındaki bilgi aktarımınıartırmalı ve işbirliği yoluna gitmelilerdir.iiAnahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Türkiye, Ayrılıkçı Terör, Dini Terör,PKK, Hizbullah, İBDA-C, İlerleme Raporlarıiii

Merve Seren
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güvenlik eksenli bir bakış açısından Avrupa'da değişen göç politikaları

Bu tez çalışmasında değişen güvenlik algılarının Avrupa Birliğigöç politikalarına olan etkisi incelenmiştir. Bu çerçevede, hem Avrupa Birliğigenelinde politikalar ele alınmış, hem de Almanya, Fransa ve İngiltere'dekipolitikalar incelenmiştir. Bu incelemenin hangi aşamalarda ele alındığı girişbölümünde özetlenmiştir. Çalışma dört bölüm halinde düzenlenmiştir. Birincibölümde çalışmanın bütününde kullanılacak genel kavramlar ve teorilerdetaylandırılmıştır. İkinci bölümde ulus-devletlerin tarihsel süreç içerisindedeğişen güvenlik algılamaları, temel güvenlik teorileri etrafında ele alınmış,göç ve güvenlik ilişkilendirilmesi değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise,Avrupa Birliği'ne yönelik İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleşen göçüntarihsel gelişimi, Birlik'in genelinde ve ele alınan üç örnek ülkede uygulanmışolan göç politikaları çerçevesinde incelenmiştir. Dördüncü bölümde de, 11Eylül terörist saldırılarının Avrupa Birliği göç politikalarına etkileriirdelenmişti. Sonuç bölümünde ise Avrupa Birliği'nin birçok nedenden ötürü,henüz tam anlamıyla bir ortak göç ve sığınmacı politikası oluşturamamışolduğu sonucuna varılmıştır.

Zeynep Ünsal
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği kültür politikaları'nın Avrupa kimliği üzerine etkileri

Bu çalışmada Avrupa Birliği kültür politikalarının Avrupa kimliği üzerine etkileriincelenmiştir. lk bölümde çalışmanın amacı ve içeriği belirlenmiş, konunun hangi aşamalarile ele alınacağı özetlenmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır.ikinci bölümde kavramsal açıklamalar yer almıştır. Ulus, ulus devlet, kültür vekimlik kavramlarının incelendiği bu bölümde ayrıca Avrupa kimliğine de değinilmiştir.Avrupa kimliğinin tarihsel gelişim süreci ele alınmıştır.Üçüncü bölümde Avrupa Birliği kültür politikalarının ortaya çıkışı ve Avrupa Birliğikültür politikaları sürecinin Avrupa kimliği üzerine etkilerinin dönemsel olarak gelişimiortaya koyulmuştur. Üçüncü bölüm, anlaşmalarda ve araştırmalarda yer alan kültürpolitikaları ve Avrupa kimliği olmak üzere iki ayrı alt bölüm olarak ele alınmıştır.Dördüncü bölümde ise Avrupa Birliği kültür politikalarının Türkiye'ye yansımalarıincelenmiştir. Avrupa Birliği'ne aday ülke konumunda olan Türkiye'nin kültür bağlamındaAvrupa Birliği'ne uyumu tartışılmıştır.Sonuç bölümünde, yapılan incelemeler sonucunda Avrupa Birliği kültürpolitikalarının Avrupa kimliği yaratmada ve oluşmaya başlamış olan Avrupa kimliğinigüçlendirmede nasıl ve ne derece etkili olduğu ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kimlik Kavramı, Kültür Kavramı, Avrupa Kimliği, AvrupaKültür Politikaları, Eurobarometre Sonuçları, Türkiye ve AB Kültürel Uyumu

Selin Tolunay
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa güvenliğinde Türkiye'nin değişen konumu: AGSP ve Türkiye

Bu tez, Avrupa Birligi'nin bir süreden beri gelistirmeye çalıstıgı AvrupaGüvenlik ve Savunma Kimligi ve Politikası içerisinde Türkiye'nin yerini veönemini analiz etmek amacıyla hazırlanmıstır. Bu çalısmada AGSP ve Türkiyebaglamındaki iliskiler Karl Deutsch'un ?güvenlik toplulugu? kavramıçerçevesinde ele alınırken; iliskilerin bu kavram kapsamında geçmisten günümüzekadar ne çesit bir yapıda ilerledigi de sorgulanmıstır. Bu konunun seçilmesinintemel nedeni, Avrupa Toplulugu ve daha sonrasında Avrupa Birligi ile Türkiyearasında gelisen siyasi ve ekonomik iliskilere ragmen; Soguk Savas sonrasındagüvenlik isbirliginde yasanan gerilemenin hangi nedenlerden kaynaklandıgınıortaya çıkarmaktır. Bu baglamda, iki taraf arasında yasanan güvenlik iliskilerininneden sorunlu bir hal aldıgı sorgulanırken; AB ile Türkiye'nin hangi süreçlerdehangi etkenlerden dolayı güvenlik toplulugu iliskisi olusturdukları ya daolusturamadıkları da ele alınmıstır. Bu kapsamda tez içerisinde iki argümanüzerinde önemle durulmustur. Birincisi, Soguk Savas sürecinde NATOçerçevesinde Avrupa ile Türkiye arasında ortak tehdit unsuru olan SSCBtehlikesinden dolayı, enstrümental bir boyutta da olsa güvenlik topluluguiliskisinin gelistirildigidir. kincisi ise; Soguk Savas sonrası AB ile Türkiyearasında farklılasan güvenlik algılamaları ve kültürlerinin de etkisiyle, güvenliktoplulugu iliskisinin mevcut konjonktürde mümkün gözükmedigidir. Bunun yanısıra, özellikle Soguk Savas ve 11 Eylül sonrası degisen dünya sartlarının daetkisiyle gelisen yeni güvenlik anlayısları üzerinde de durulmaktadır.

Pınar Olkaç
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AB-Türkiye ilişkilerinde çifte standartların ve "özel" adaylık statüsünün anatomisi: Farklılıkta birleşememe

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik serüveni yarım yüzyıllık süreci aşmıştır. Ortaklık ile başlayan ilişkiler, üyeliğe ehil olmaya kadar ilerlemiş, 42 yıl gibi uzun bir süreden sonra nihayetinde Türkiye üyelik için müzakere edilebilir bir konuma ulaşmıştır. Müzakerelerin başlaması ise mutlu sona yakınlaşmayı değil, dondurulan ve ilerlenemeyen süreçte daha zorlu mücadelelerin başlangıç temellerini oluşturmuştur.Uluslararası İlişkilerde sadece bölgesel değil, küresel düzeyde de Türkiye'nin AB üyeliği en çok tartışılan konular arasındadır. Konunun küresel düzeydeki önemine atfen, bu tez çalışması inşa edilmeye çalışılan AB örgütlenmesinde ve genişlemesinde Türkiye'nin konumunu incelemektedir. AB genişleme dinamiklerinin Türkiye ile uyumu ve zıtlıklarını bazı üye ülkelerle karşılaştırılmalı açılardan değerlendirilen bu çalışmada; süreçte üyelik için alışılagelmiş biçimde konumlandırılmayan Türkiye tablosu çizilmeye çalışılmıştır.Ekonomik ve siyasi kriterler, Avrupalılık, kültürel ve tarihsel yaklaşımlar, hazmedebilme vb. gibi daha sayılabilecek birçok etmen Türkiye'nin üyelik sürecinde bütünsel açıdan rol oynamakta ve süreçte Türkiye diğer üye ülkelerden farklılaşmaktadır. Bu çalışmada, süreçte farklı konumlandırılan Türkiye'nin üyelik sorunu ve nedenleri incelenmeye çalışılmıştır.

Avrupa BirliğiTürkiyeUluslararası ilişkiler+2
Cihan Aydın
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Din-dış politika etkileşimi ve bu etkileşimin AB entegrasyon politikalarına yansıması

Çizilmiş keskin sınırlar dâhilinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan aktörler -bağımsız devletler, bağımsızlığı sistemde kabul görmemiş topluluklar, özerk bölgeler, uluslararası kuruluşlar ve bireyler- birbirleri ile girdikleri etkileşimler neticesinde uluslararası sistemi oluştururlar. Uluslararası İlişkiler disiplininin yapısı dinamik olduğundan bu etkileşimler süreç içerisinde değişim göstermektedir. Köklerini tarihten alan ancak 20. yüzyıl içerisinde anabilim dalı olabilen Uluslararası ilişkiler disiplini, değişen aktör eylemlerinin ve ilişkilerinin arkasındaki etkenleri açıklamaya çalışmıştır. Etkileşimler doğrultusunda yeni formlar kazanan sistemi bu disiplin, ortaya koyduğu teoriler ve kavramlar ile analiz etmeye odaklanmıştır. Realizm, Liberalizm, Marksizm, Feminizm, Yapısalcılık, İnşacılık, güvenlik, işbirliği, savaş, barış, çatışma, çıkar, adalet ve refah gibi teoriler ve kavramlar ile var olan konjonktür disiplin tarafından irdelenmektedir.Değişen bu yapıda aktör ilişkilerini şekillendiren faktörler nelerdir? Disiplin içerisinde baskın kabul edilen Realizm ve Liberalizm gibi teoriler aktör eylemlerini ve ilişkilerini çıkar odaklı olarak açıklamaya çalışmıştır. Öte yandan, daha az yankı bulan İnşacılık teorisi ise aktör ilişkilerini yalnız başına çıkar parametresinin belirleyemeyeceğini; ulusal kimlikler ile oluşan çıkarların ilişkileri belirlediğini savunmaktadır. Disiplin içerisindeki genel kanı, ilişkileri ulusal menfaatlerin belirlediği yönündedir. Akademik çevrelerce üzerinde uzlaşılamayan husus ise kimlik kavramının aktör ilişkilerinde belirleyici unsur olup olmadığıdır. Bu çalışmanın amacı ulusal kimliklerin dış politika unsurlarından olan entegrasyon eylemleri üzerinde belirleyici etkisi olup olmadığını test etmektir. Bunu yaparken, kimliği oluşturan öğelerin çok geniş bir yelpazede karşımıza çıkması nedeniyle bu unsurların en önemlileri arasında sayılan dini inançlar seçilmiştir. Dini inançların, entegrasyon politikaları üzerinde etkili olduğu hipotezinin desteklenmesi için ise vaka analizi olarak AB'nin Türkiye üyelik sürecinde biçimlendirdiği politikalar seçilmiş ve bu analizden yola çıkılarak Avrupa kıtasında yer alan Hıristiyan toplumlarında var olan İslam algıları incelenmiştir.

Avrupa BirliğiBütünleşmeDin+5
Benay Yakışır
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Valon ve Flaman toplulukları arasında yaşanan sorunun Belçika'nın siyasi yapısına ve Avrupa Birliği üyeliğine etkileri

Bu tez, Belçika'yı bölünme noktasına getiren Valon ve Flaman toplulukları arasında yaşanan siyasi çekişmenin nedenlerini ortaya çıkarmak, Belçika'daki siyasi sistemin Valonlar ve Flamanlar arasındaki mesele nedeniyle nasıl değiştirildiğini araştırmak ve bu sorunun AB ve Belçika ilişkilerini nasıl etkilediği konusuna açıklık getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma kapsamında Belçika'daki mevcut siyasal problemin nasıl ve neden meydana geldiğini anlayabilmek için Valon ve Flaman tarihleri araştırılmış, teorik olarak ele alınan federalizm, ortaklık ve oybirliği demokrasisinin Belçika'da nasıl uygulandığı açıklanmıştır. Bu konunun seçilmesinin temel nedeni uzun vadede Beçika'nın bölünebilme ihtimalini sorgulamak ve AB'nin Belçika meselesinde nasıl bir tavır sergilediğini ortaya çıkarmaktır. İkinci bir neden ise Belçika'daki siyasi sorunlarla ilgili Türkiye'de daha önce akademik bir çalışmanın yapılmamış olmasıdır. Bu çalışma ile Belçika örneklemesiyle federalizm ve özerk yönetimler hakkında Türkçe bilgi sağlayacak bir kaynak oluşturulması amaçlanmıştır. Tez içerisinde iki argüman üzerinde durulmuştur. Birincisi Belçika federalizminde merkezden çevreye dağıtılan yetkilerin siyasal sorunları çözmediği, tam aksine çevre yönetimlerini güçlendirerek sorunların boyutunun büyümesinde neden olduğudur. İkinci argüman ise AB'nin bölgeler politikası vasıtasıyla Belçika'daki federe yönetimleri güçlendirerek Flamanya'daki ayrılıkçı eğilimlerin yükselmesine dolaylı olarak katkı sağladığıdır. AB'nin Belçika krizlerine ve Flamanların ayrılma taleplerine karşı herhangi bir tepki göstermediği de vurgulanmıştır.Anahtar Kelimeler: Belçika, Avrupa Birliği, Valon, Flaman, Federalizm

Avrupa BirliğiAyrılıkçı hareketlerBelçika+5
Altan Karaer
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ve Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma

Sürdürülebilir kalkınma bölgesel kalkınmanın en önemli unsurlarından biri kabul edilmektedir. Bu durumun temel nedeni sürdürülebilirliğin olmaksızın bölgesel kalkınma politikalarının başarıya ulaşamayacak olmasıdır. Bu çalışmada, Güneydoğu Anadolu Projesi'nde (GAP) de Master Plan ile sürdürülebilir kalkınmanın gelişimine değinilmiş, projenin çevresel ve ekonomik sosyal yönünün geliştirilmesi için uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşlarının da desteği ile başlatılan programlar açımlanmıştır. Çalışmada ayrıca mevcut projeler dâhilinde GAP'nin sürdürülebilirliği İtalya deneyimine yer verilerek karşılaştırmalı bir değerlendirme yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, bölgesel kalkınma, Güneydoğu Anadolu Projesi, GAP

Bölgesel kalkınmaGAPKalkınma+3
Tuba Eryılmaz
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The citizenship policies of the Baltic States: Do they conform to the European framework?

The purpose of this thesis is to evaluate whether or not the citizenship policies of the Baltic states conform to the European Union framework. The Baltic states within this context are Estonia, Latvia, and Lithuania. The citizenship policies that are of concern here are those that have affected the Russian-speaking minority living in the Baltic states. These citizenship policies are evaluated within the framework of EU?s liberal democratic tradition and its membership criteria. Prior to the evaluation of these citizenship policies; this thesis provides definitions for the relevant terms, an account of Baltic history, and also an account of the citizenship policies. These are provided to give a historical and theoretical context to the evaluation of the citizenship policies. This thesis concludes that Lithuania?s citizenship policy conforms, while Estonia?s and Latvia?s citizenship policies do not conform to the European framework. This evaluation is based on the fact that Estonia?s and Latvia?s citizenship policies have created a situation in which Russian-speaking minority have difficulty acquiring citizenship, and thus have resulted in a democratic shortcoming that is against EU?s liberal democratic tradition and its membership criteria. Lithuania?s citizenship policy has created no such problem, and is therefore in conformity with the European framework. This thesis? conclusion leads to a further conclusion: the EU, based on its notion of European kinship, behaves differently towards different EU candidates. Therefore this thesis concludes that, in terms of EU?s behavior with regards enlargement, what are written down as rules are not always adhered to in practice.

European UnionMinoritiesBaltic States+4
Mehmet Oğuzhan Tulun
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin Ortadoğu politikasına Amerika Birleşik Devletleri'nin etkisi

Yüzyıllar boyunca Orta Doğu, çok sayıda medeniyetin ve devletlerin ilgi odağı haline gelmiş, paylaşılamayan bölge olarak tarihe geçmiştir. Bölge jeo-stratejik ve jeopolitik önemi sebebiyle uluslararası arenada dikkat çekmektedir. Ayrıca günümüz sanayileşmesinin hammaddesi olan petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık % 65'lik bir kısmının bu bölgede bulunması sebebiyle dünya gündeminde önem teşkil etmekte ve uluslararası sistemde büyük devletlerin sürekli ilgisini çekmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nin de bölge üzerinde menfaatleri bulunmakta ve kendi menfaatlerine uygun bir Orta Doğu politikası uygulamayı arzu etmektedirler.Bu çalışmada AB'nin Orta Doğu politikasına ABD'nin etkisi araştırılmış, bu kapsamda üç farklı dönem incelenmiştir. İlk olarak, Petrol Krizinden sonra AB ve ABD için Orta Doğu'nun öneminin artmasından dolayı 1975-1991 arası Soğuk Savaş dönemi olarak incelenmiştir. Soğuk Savaş döneminde oluşan çift kutuplu sistemin sona ermesinden dolayı 1991'den 2003'e kadar olan dönem ise Soğuk Savaş sonrası olarak değerlendirilirken, 2003-2011 arası dönemin seçilme nedeni ise ABD'nin bölge üzerine yönelik sertleşen politikaları ve AB'nin ise bağımsız hareket etme eğiliminin ABD'nin politikasına paralel olarak hız kesmesidir. Bu çalışmanın amacı ABD'nin ve AB'nin Orta Doğu'da izlediği politikaların etkinliğini bağımsız değişkenler olan yeterlilik ve fırsatlar açısından incelemektir. Bağımsız değişkenlerden yeterlilik; AB'nin ortak dış politika geliştirme ve uygulama yeteneği, bölgeye yönelik ayırdığı kaynaklar olarak, fırsatlar ise sistemin yapısı ve etkisi olarak değerlendirilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriAvrupa BirliğiOrta Doğu politikası+1
Aslı Ato
Baskent University · Avrupa Birliği ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü
2013
00