
2,453
Archived Theses
14
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam ile Canistan adlı romanlarının söz varlığı karşılaştırması
Çalışmada Yusuf Atılgan'ın ilk ve son romanının söz varlığı incelenip iki roman arasında karşılaştırma yapabilmek, güncel söz varlığı teknikleri kullanılarak Yusuf Atılgan'ın akademik hayatı ve romancı kişiliği dikkate alınarak Yusuf Atılgan'ın yazı dilinde ne gibi değişiklikler olduğu tespit edilmek hedeflenmiştir. Giriş kısmında yazarın hayatı ve eserleri ile ilgili kısa bir bilgi verilmiş, ana konu olan söz varlığının tanımından bahsedilmiştir. Tezin ikinci kısmında, eserlerin söz varlığını oluşturan yabancı sözcükler, deyimler, atasözleri, kalıp sözler, ikilemeler, fiiller ve isimler hakkında bilgiler verilmiştir. Son kısımda ise, belirtilen söz varlığı unsurları çerçevesinde yazarın ilk ve son romanı incelenerek iki eser arasındaki söz varlığı karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmada tespit edilen söz varlığı ögeleri grafiklerle desteklenmiş ve somutlaştırılmıştır. Canistan'ın, Yusuf Atılgan'ın son ve "sonu getirilememiş bir romanı" olması, konusunun belli bir geleneksel kültür çevresinde geçmiş olmasından dolayı, kalıp sözler bakımından Aylak Adam romanından daha zengin olduğu görülmüştür. Çünkü Aylak Adam, yayımlandığı yıllarda bu romanın konusunun işlenmemiş olmasından, anlatımının özgünlüğünden ve aynı zamanda Atılgan'ın romanın baş karakteri C.'nin iç dünyasına eğilişinin izine rastlanılamayacak kadar iyi olmasından dolayı konusu bakımından olduğu kadar söz varlığı bakımından da Canistan'dan daha baskın olacağı kanaati hasıl olmuştur. Fakat sonuçta Aylak Adam romanından hacim olarak da oldukça kısa olmasına rağmen Canistan'ın bazı yönleriyle Aylak Adam'dan daha zengin söz varlığı birikimine sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Kâmuran Şipal'in romanlarında ve hikâyelerinde tradisyonalist yapılanma
Bu çalışmada Kâmuran Şipal'in romanlarında ve hikâyelerinde tespit edilen geleneksel unsurların Tradisyonal Yapılanma çatısı altında incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda gelenekselciliğin normları ve temaları çeşitli başlıklar halinde kategorize edilip bu normların ve temaların tanımlanması ve bilgilendirilmesi yapılmıştır. Modernist anlatı geleneğine sahip bir sanatçı olan Kâmuran Şipal'in eserlerinde geleneksele ait unsurların varlığı irdelenmiştir. Kendi gelenek, görenek ve kültürel değerlerinden kopmuş bir sanatçı olamayacağı düşüncesinden hareketle gelenek-modernizm ilişkisi ele alınmıştır.
Muallim Nâcî'nin "Esâmî" adlı eserinde Türk asıllı ve Türkçe eser veren şahsiyetler (Metin-inceleme-sözlük dizini)
Muallim Nâcî, edebiyat sahasında geniş bir yelpâzede eserler veren gerek edebî çalışmaları gerek yüksek perdede gerçekleşen edebî münâkaşaları ile devrinde güçlü bir figür olarak dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış bir şahsiyettir. Çalışmamıza esâs olan Esâmî, Muallim Nâcî'nin 1308/1891 yıllarında kaleme aldığı biyografik eseridir. Eserde İslâm coğrafyasında bir şekilde ün kazanmış erkek ve kadınların hayatlarına alfabetik olarak yer verilmiştir. ''İsimler'' anlamına gelen Esâmî'de, İslâm coğrafyasında yaşamış ve kendi dönemlerinde ün kazanmış âlim, şair, devlet adamı vb. 850 şahsiyetin hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine kısaca yer verilmiştir. Çalışmamızın ana kaynağını oluşturan Esâmî üzerinde yaptığımız literatür taramasında eserle ilgili daha önce kapsamlı bir çalışmanın yapılmadığı, eserin Latin harflerine dahi aktarılmadığını gördük ve bu metin üzerinde çalışmaya karar verdik. Ancak metin oldukça hacimli olduğundan tez çalışmamıza bir sınırlama getirdik. Muallim Nâcî, kendi döneminde İslâm dünyası tarafından bilinen ve tanınan, eski yeni pek çok kişiye bu eserinde yer vermeye çalışmıştır. Biz, eserde yer alan Türk asıllı şahsiyetler ve aslen Türk olmadığı halde Türkçe yazmış kişileri seçerek bu şekilde yeni bir metin oluşturduk. Yine yaptığımız literatür çalışmalarında 2018 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hayrunnisa Aslan tarafından ''Muallim Nâcî ve Esâmî' isimli kısmi bir lisans bitirme tez çalışması yapıldığını gördük. Bu çalışmada sadece Esâmî'de yer alan kadın şahsiyetler üzerinde durulmuştur. Biz de bundan hareketle dil ve edebiyat alanına uygun olacağı düşüncesiyle yukarıda da belirtildiği gibi Türk asıllı şahsiyetler ve aslen Türk olmadığı halde Türkçe yazmış kişileri seçip üzerinde çalıştık. Tez metni, TDK'nın güncel Yazım Kılavuzu ile Beykent Üniversitesi 2021 Lisansüstü Tez ve Proje Yazım Kılavuzu esâslarına göre hazırlandı. Tezin kaynakça kısmı ve kısaltmalar dizini de bu çerçevede oluşturuldu. Çalışma; müellifin hayatı ve eserleri, inceleme, transkripsiyonlu (çeviri yazı) metin ve sözlük dizini olmak üzere dört konudan oluşmaktadır. Tezin ekler kısmında, eserin üzerinde çalıştığımız bölümlerinin tıpkıbasımı yer almaktadır.
Hikmet Şevki'nin Pembe Yuva romanının incelenmesi
Hikmet Şevki'nin Pembe Yuva romanı, Resimli Gazete'de 7 Nisan-10 Teşrinisani (Kasım) 1928 tarihleri arasında otuz iki tefrika halinde yayımlanmıştır. Pembe Yuva romanı kitap halinde ilk kez 2022 yılında Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanır. Pembe Yuva'nın tespit edilmesinde temel kaynak TÜBİTAK tarafından desteklenen "Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi" projesidir. Bu çalışmada Pembe Yuva romanı tematik bakımdan incelenmiştir. Çalışmanın amacı, daha önce üzerine çalışılmamış olan Pembe Yuva romanının Türk roman tarihindeki yerini tespit etmek ve Cumhuriyet döneminin fazla bilinmeyen edebi şahsiyetini Türk edebiyatına kazandırmaktır. Roman türü, roman unsurları ile ilgili kuramsal bilgiler ve 1928 yılına kadar Türk roman tarihi ile ilgili bilgiler bu çalışmanın kaynakları arasındadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hikmet Şevki'nin hayatı ve edebi faaliyetleri yer almaktadır. İkinci bölümde Pembe Yuva romanı aile, aşk, yalnızlık ve sır temaları esas alınarak tahlil edilmiştir. Bu tezin Hikmet Şevki hakkında yapılacak yeni çalışmalara kaynak olması hedeflenmiştir.
Trabzon masallarında mitolojik unsurlar
Türk halk anlatıları içerisinde yer alan masallar, barındırdıkları mitolojik unsurlarla kültürel bir aktarım aracıdır. "Trabzon Masallarında Mitolojik Unsurlar" başlıklı tez çalışması, Trabzon ilinde derlenmiş ve basılı hale getirilmiş masalların Türk mitolojisi bağlamında incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Masal ve mitolojinin birbirini besleyen bağı düşünülerek bölgede anlatılan masalların mitolojik unsurları tespit edilmiştir. Çalışmanın başlangıcında Trabzon bölgesinin kısa tarihi ve bölgede yaygın olan edebî türler verilmiş ardından masal türü hakkında bilgi verilerek masal ve mitoloji ilişkisi aktarılmıştır. Çalışmanın en önemli bölümü olan Trabzon masalları, içinde mitolojik unsurlar barındıran masallar olacak şekilde elenmiş ve toplamda yirmi sekiz masal tez çalışmasına alınmıştır. Tez çalışmasına konu olan masallar mitolojik bağlamda ele alınırken "Devler, Don değiştirme, Elma, Mağara, Sayılar, Renkler, Ağaç, Yer-Su kültü, Eşyalar, Hayvanlar" ana başlıkları ile açıklanarak yorumlanmıştır. Araştırmaya konu olan masallar motif bağlamında ele alınırken Türkiye'de farklı şehirlerde anlatılan masalları konu alan tez çalışmaları incelenmiş ve birçok masalın benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Literatür tarama, arşiv inceleme, bilimsel veri toplama, analiz ve yorumlama yöntemleri kullanılarak hazırlanan tez çalışmasında kitap, makale, dergi, yayımlanmış tez çalışmaları ve internet gibi kaynaklar vasıtasıyla elde edilen bilgiler bir araya getirilmiştir. Araştırmanın sonucunda Trabzon masallarının, Türk mitolojisi açısından zengin unsurlar barındırdığı ortaya konmuştur.
Kutadgu Bilig'de zaman
Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından Karahanlı Dönemi'nde yazılmış ve toplam 6645 beyitten oluşan bir eserdir. Türk kültür tarihinin ilk siyasetnamesi ve ilk mesnevisi olan Kutadgu Bilig, Türk düşünce sistemini aktarması açısından Türk kültür tarihinin en önemli mirasları arasındadır. Eserde; hukuk, adalet, devlet yönetimi ile ilgili kıymetli bilgiler yer almaktadır. Kutadgu Bilig ile ilgili günümüze değin birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Kutadgu Bilig'deki zaman kavramlarını tespit etmek, bunları köken, biçim ve anlamlarına göre günümüz Türkiye Türkçesi ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Eldeki çalışmada tespit edilen zaman kavramları, beyitlerde tek başına kullanım şekillerine; ikilemeler, tamlamalar, deyimler ve atasözlerindeki kullanımlarına göre sınıflandırılmıştır. Zaman kavramları köken, yapı ve anlam bakımından incelenmesinin yanında, gerektiği yerlerde metafor ve metonimi gibi kelime türetme yöntemleriyle semantik konulara girilerek çok anlamlılık bakımından da ele alınmıştır. Dört bölümden oluşan çalışmanın sonunda, zaman kavramları alfabetik sıraya göre sıralanmış, Türkiye Türkçesindeki anlamları ve eserde yer aldığı sayfa numaraları verilerek bir dizin hazırlanmıştır.
Altay-Tıva masallarının kültler açısından incelenmesi
Tabiatüstü varlıklarla uyum içinde olmak, onların iyiliklerine ve lütuflarından istifade edebilmek, mevcut olumsuz durumu olumlu hâle getirebilmek için bütün olağanüstülüklere atfedilen kelime "kült" tür. Kült, olağanüstü bir hayat görüşüdür. Türk halk kültüründe geçmişten günümüze kadar gelmiş birçok kült bulunmaktadır. Bunlardan öne çıkan kültler: ağaç, yer, su, ateş, gök, dağ, mağara, ölü ve atalar kültüdür. Altay halklarının inanç sistemi olan Şamanizm, Altay mitolojisi ile Altay masallarına yansımıştır. Bu çalışmada, Altay masalları üzerine yapılan çalışmalar esas alınarak Altay-Tıva masallarında yer alan kültler tespit edilmiştir. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın Altay-Tıva Türkleri ve Altay Şamanizmi isimli ilk bölümünde Altay-Tıva sahası ve Altay Şamanizm'i ele alınmıştır. İkinci bölüm olan Altay-Tıva Masalları ise masal hakkında bilgi verilerek masalın genel özellikleri ve tasnifi, Altay masalları/Altay masal anlatma geleneği, Altay masalları ve tasnifi hakkında bilgiler verilerek masalların kaynağı inanç sistemi ile ilişkilendirilecektir. Altay-Tıva Masallarında Kültler adlı üçüncü bölümde; masallarda yer alan kültler; tabiat kültleri(orman, ağaç, su, dağ, taş), ölü kültü, şeytanî(olumsuz) kültler, halk hekimliği kültü başlıkları altında değerlendirilmiştir. Hazırladığımız tezin birbirini tamamlayan üç bölümünde, masallarda tespit edilen kültler örnekleriyle birlikte ele alınmıştır. Dolayısıyla inanç unsuru etrafında oluşan ve gelişen kültlerin Altay-Tıva masallarına hangi ölçüde yansıdığını tespit etmek amaçlanmıştır.
Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" adlı eserinin kelime grupları
Dilin en üst perdesi olarak kabul edilen edebî eserlerin daha iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi, onlar üzerinde yapılan bilimsel çalışmalara bağlıdır. Bir edebî eser pek çok açıdan değerlendirilebilir. Türk edebiyatında "Kaldırımlar" şairi olarak ünlenen Necip Fazıl Kısakürek'in mensur eserleri de vardır. Şiirleri üzerine oldukça fazla çalışma yapılmıştır; ancak mensur eserleri üzerinde bilhassa yazarın dili üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapılmamıştır. Biz bu çalışmada, Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" isimli eserinin kelime gruplarını inceledik. Bunun temel nedeni, bütün söz varlığını incelemenin yüksek lisans seviyesinin üstünde bir çalışma gerektirmesidir. Bu yüzden çalışmamızda bu şekilde bir kısıt belirledik. Çalışmamızın temel hedefi Necip Fazıl'ın mensur eserlerinin ve yaşadığı dönemin söz varlığı hakkında bilgiler elde etmektir. Çalışmamızın birinci bölümünde, Necip Fazıl Kısakürek'in hayatı, edebî kişiliği ve eserlerine değinilmiş, Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" adlı eseri hakkında bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ele alınacak olan kelime grupları incelenmiş, dilbilim araştırmacılarının kelime gruplarıyla ilgili yapmış oldukları tanımlara ve görüşlere yer verilmiş ve söz konusu olan eser baştan sona analiz edilerek kullanılan kelime grupları tespit edilmiştir. Çalışmaya esas olan kelime grupları tablolar hâlinde gösterilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde eserde geçen batı kökenli kelimeler tespit edilmiş, anlamlarıyla birlikte yazılmıştır. "Hikâyelerim" adlı eserde beklediğimizden daha fazla batı kökenli kelime ile karşılaştığımız söylenebilir. Bu kelimeler içerisinde en fazla Fransızca asıllı kelimeler yer almaktadır. "Hikâyelerim" isimli eserin, kelime grupları açısından incelenmesi, Türkçenin kullanımını ve var olan zenginliğini göstermek adına önem teşkil etmektedir. Necip Fazıl'ın eserlerinde zengin bir biçimde kullanılan kelime grupları, onun dili kullanmadaki başarısını ve anlatım tekniklerini birleştirerek okurlarıyla buluşturmaktadır.
Eski Uygurca Maitrisimit'te iyiliği ve kötülüğü temsil eden kavramlar
Maitrisimit, Budizm inancı açısından önemli olan Maitreya Buda'nın efsanevi hayatını anlatan tercüme bir eserdir. Eski Uygur Türkçesi döneminde önce Sanskritçeden Toharcaya sonra da Toharcadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Eser hem Budizm inancına ait kavramları içermesi, bu inanç hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi açısından hem de Eski Uygur Edebiyatı eserleri içinde körünç "tiyatro, sergilenecek şey" olarak nitelendirilen bir eser olması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple bugüne kadar hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda genellikle araştırmacılar, eserde geçen sözcükleri türlerine, aldıkları eklere ya da tematik özelliklerine göre sınıflandırmışlar ve bu çalışmalarının sonuna tespit ettikleri sözcükleri listeleyip bir dizin eklemişlerdir. Çalışmanın amacı, Eski Uygur Türkçesi Dönemi'nin önemli eserlerinden biri olan Maitrisimit'teki Budizm inancı çevresindeki kavramları tespit etmek ve bunları yine Budizm inancında karşıladıkları anlamlar bakımından "iyilik" ve "kötülük" çerçevesinde kategorize etmektir. Bu bağlamda, çalışmamızda tespit edilen kavramlar Türkçe kökenli veya yabancı kökenli olmaları bakımından sınıflandırılmış, Budizm inancı açısından yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda tespit edilen kavramlarla ilgili bir dizin oluşturulmuştur.
Ali Zeki Bey'in Alev ve Duman romanları üzerine bir inceleme
daha sonra doldurulacaktır.Ali Zeki Bey; şiir, roman, hikâye ve tiyatro türünde eserler vermiş bir yazardır. Bu çalışmada hayatı ve eserleri hakkında henüz bir tez yazılmamış olan Ali Zeki Bey, Alev ve Duman romanları üzerinden incelenmiştir. Demet dergisinde yayımlanan şiirlerinden sonra Tanin gazetesinde Rum mezalimine dair makaleler yazar. Matbuat hayatından bir hastalık nedeniyle ayrılan Ali Zeki Bey, 1921 yılında Alev romanını yayımlar. Aynı yıl, İleri gazetesinde Duman romanı tefrika edilir. Alev ve Duman romanları, Çanakkale Savaşı döneminde yaşanan aşk hikâyesini konu alır. Roman ve şiirleri dışında Tanin gazetesinde yayımlanan bir hikâyesi ve tiyatro eseri de bulunan Ali Zeki Bey, matbuat hayatından nedeni bilinmeyen bir küslükle ayrılmıştır. Bu çalışmanın amacı Ali Zeki Bey'in Alev ve Duman romanlarını incelemektir. Romanların temel yapısı; olay örgüsü, anlatıcı, bakış açısı, şahıs kadrosu, zaman, mekân ve anlatım teknikleri başlıkları altında tahlil edilmiştir.
Zâtî'nin Şehr-Engîzi'nin söz varlığı
Dünyanın en eski ve köklü dillerinden biri kabul edilen Türkçe, yazıya geçirildiği ilk metinlerden itibaren her dönem binlerce eserin üretildiği bir bilim ve sanat dili olagelmiştir. Başlangıçta daha ziyade dinî öğretileri yaymak üzere ortaya çıkan eserler, daha sonra konu ve içerik bakımından oldukça geniş alanlara yayılmış, neticede birbirinden değerli dil yadigârları ortaya çıkmıştır. Bir dilin tarihini, söz varlığını tespit etmenin en önemli yolu, bu dil yadigârları üzerine yapılan çalışmalardır. Bir eser; dil, üslup, edebî değer, kültür gibi açılardan ele alınıp çalışılmaktadır. Böylece dilin tüm özellikleri, değişim ve gelişimi bilimsel veriler ışığında gün yüzüne çıkarılmaktadır. Bu dil yadigarlarından biri olan Şehr-engîz-i Edirne; şehrin güzellerini, onların güzellikleri ve mesleklerini anlatması bakımından dil, üslup, edebî değer, kültür gibi açılardan ele alınabilecek bir edebî tür olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İçerik bakımından incelendiğinde dönemin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel gibi yapıları hakkında bilgi veren eserlerdir. Şehr-engîz-i Edirne, ilk yazılan şehr-engizlerden biri olmasıyla Zâtî'nin Dîvânı'nın derkenarına yazılmış bir eser olması ve muhteva bakımından pek çok alanla ilgili çalışmaya olanak sunmasıyla önem arz eden eserlerden biridir. Çalışmanın amacı, Zâtî'nin Dîvân'ının derkenarına yazılmış olan şehr-engîzi dil bilgisel açıdan inceleyerek eserin dil serüvenini aydınlatmak, söz varlığı ve ögelerinin ele alınıp sıklık değerleriyle birlikte kelimelerin kategorize edilmesidir.
Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye (İnceleme-metin-sözlük)
Bu çalışmanın amacı Ahmet Rasim'in eseri olan Osmanlı Türkçesiyle yazılmış Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye metnini günümüz Türkçesine çevirip okuyucuya daha anlaşılır bir şekilde sunmaktır. Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye'de şair Şinasi'nin döneminden eserin yazıldığı döneme kadar olan şairlerin şiirlerinden alıntı yapılarak oluşturulmuş bir eserdir. Bu da eserin 6. sayfasında ''Şu kitâbcıkda muharrer olan cümel hemân Şinâsi merhumun devrinden i'tibaren yetişen üdebâmızın kelâmlarından 'ibâretdir.'' cümlesiyle ifade edilmiştir. Eserde, nasihat amacı taşıyan doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti savunan ahlaki ve eğitici birçok şiir ve beyit bulunmaktadır. Her yaprağın sayfa numaraları verilerek günümüz Türkçesine çevrilmiştir. Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye eserini yazan Ahmet Rasim hakkında bilgi verilmiştir. Alıntı yapılan her şiirin altında şairin ismi bulunmaktadır. İsmi geçen şairler tespit edilmiş hakkında kısa bilgi verilmiş biyografisi oluşturulmuştur. Buna ek olarak şairlerden alınan şiirlerin sayısı tabloyla gösterilmiş ve şiirlerin konu temaları belirlenmiş hangi konu hangi şairlerin şiirlerinden aldığı tespit edilmiştir. Daha anlaşılır olması açısından Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye'de geçen kelimelerin sözlüğü oluşturularak alfabetik sıraya göre sıralanmıştır.
Mehmet Vecihî'nin hikâyelerinin tematikaçıdan incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Mehmet Vecihî'ye ait dokuz hikâye tematik açıdan incelenmiştir. Yazarın hikâyeleri tematik yönleriyle ilk kez bu çalışmada analiz edilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Mehmet Vecihî'nin Hayatı ve Eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde Hakîkât, Teessür, Heyhât, Tekâbül, Pervîz, Hasbihâl, Vuslat, Sâkıb, Netice Yâhut Bir Yetimin Sergüzeşti adlı hikâyeler temaları esas alınarak tahlil edilmiştir. Araştırmada, hikâyelerin Osmanlı Türkçesi ilk baskılarına Millî Kütüphane, İBB Atatürk Kitaplığı ve The Online Books Page veritabanı üzerinden ulaşılmış; alıntılar, eserlerin orijinal imlâ ve noktalama özellikleri korunarak yapılmıştır.
Macar masallarında mitolojik unsurlar
Macar Masalları, Orta Asya'dan Batı Avrupa'ya uzanan Hint-Avrupa ve Türk-Moğol kültürlerinden etkilenmiş, farklı milletlerle olan kültürel etkileşimin izlerini taşıyan zengin bir kültür belleğine sahiptir. Ele alınan çalışmada Macar masallarındaki mitolojik unsurlar değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, Macar halkının tarihî ve kültürel yapısı özetlenmiş, masal türünün temel özellikleri ve mitoloji ile ilişkisi vurgulanmıştır. Masallarda sıkça rastlanan ağaç, sihirli nesne, hayvan, cadı, peri gibi unsurlar sınıflandırılarak işlevleri incelenmiştir. Tezin amacı, mitolojik unsurlarla şekillenen kültürel mirasın toplumsal bellek ve kültür aktarımındaki rolünü ortaya koymak ve bu ögelerin nasıl işlevsel biçimde kullanıldığını göstermektir. İnceleme kapsamında Éva Csáki tarafından derlenen Macar Masalları ele alınmış; literatür taraması, metin analizi ve karşılaştırma yöntemleri kullanılarak mitolojik unsurlar sistemli biçimde incelenmiştir. Sonuç olarak Macar masallarının yalnızca bir halk anlatısı değil; mitolojik unsurlar aracılığıyla toplumun kültürel kimliğini yansıtan ve sürdüren metinler olduğu sonucuna varılmıştır.
Türk romanında savaş (1839-1923)
Savaş, toplumların tarih boyunca oluşturdukları değer ve hedefleri elde etmek veya korumak için verdikleri eylemsel mücadelenin adıdır. Bu çaba, insanlığın gelişimine bağlı olarak farklı şekiller ve tanımlar kazanarak evrilir. Kolektif eylemler ile üzerinde yaşanılan coğrafyada belli bir milletin, kültürel ve toplumsal yapısıyla beraber kendi kaderini çizmesi savaş nedeni ya da savaşın sonucudur. Savaş'ı içinde bulunulan meseleri halletmede kullanan otoriteler; ardından bıraktığı yıkımı, trajediyi ise görmezler veya görmezden gelirler. Bu kısmen zorunlu seçim ile yıkılarak var edilen bütün oluşumlar ise otoritenin gücünden bağımsız şekilde edebiyat vasıtasıyla aktarılır. Türk milletinin tarihi yolculuğunda var olma çabaları belirleyici rol oynadığından yaşanan gerçeklikler, Türk edebiyatında farklı türlerde yansımalarını bulur. 1839-1923 tarihleri arasında Türk milletinin girmiş olduğu dokuz savaşın ardından ortaya çıkan trajik çöküş ve bireyden hareketle toplumun geçirdiği politik-psikolojik aşamalardan sonra meydan gelen "incinme, sarsıntı, korku, kaygı, aidiyet ihtiyacı, kültürel yozlaşma, soykırım, asimilasyon" kavramları seçilen 21 romanda incelendi. Cephede bulunma, savaşın ilk etkilenenlerini kurgusunda merkeze almasıyla belirlenen savaş konulu romanlar; edebî eserin oluşmasında rol üstlenen kültürel, sosyolojik, ekonomik, politik bağlamlar arasındaki ilişkiler üstüne fikir beyan etmek, eserlerin alt metinlerini ortaya çıkarmaya dayanan "Tematik İnceleme" metoduyla psikolojik görüngüler başlığı altında ele alındı. Roman biçimini, yazarın bakış açısından alarak toplumdaki var olan düzenin yazınsal şekle aktarılması halinde inceleyen yöntem için başat konu, roman formu ile bu formun geliştiği toplumsal ortamın yapısı arasındaki bağıntının ortaya konmasıdır ki, bu çalışmanın genel çerçevesini de bu yaklaşım belirlemektedir. Belirlenen yaklaşım bağlamında edebiyat sosyolojisinin ve politik psikolojinin kaynakları kullanılarak savaşların yarattığı bireyden topluma uzanan travmalar, kayıplar, yıkımlar, trajediler gerçek olanın kurmaca ile kesiştiği savaşı merkeze alan Türk romanlarında tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Savaş, Roman, Türk Edebiyatı, Tematik İnceleme, Psikolojik Görüngü/ler
Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı adlı romanında bağdaşıklık
Metin, birbiri ile bağlantılı cümle dizilerinin belli bir bağlamda bir araya getirilmesi; metin dil bilimi, metinlerin metinselliklerini araştıran dil bilimi alanıdır. Metinsellik, genel kabul görmüş yedi ölçüt ile araştırılır ve bütünsellik arz eden bir yapının metin olabilmesi için gerekli yedi ölçütten biri bağdaşıklıktır. Bağdaşıklık, metne yönelik bir ölçüt olup metindeki dilbilgisel ve sözcüksel bağlantıları ifade eder. Metinlerde takip edilebilen ve metnin betimlenmesine hizmet eden bağdaşıklık bağlantılarının tespiti bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Giriş, iki ana bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşan Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı Adlı Romanında Bağdaşıklık isimli bu çalışmada 1905-1993 yılları arasında yaşamış Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı adlı üçüncü romanının bağdaşıklık açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Birinci bölümde çalışmanın temelini oluşturan metin, bağlam, metinsellik ölçütleri ve bağdaşıklık kavramları hakkında bilgi verilmiş, bağdaşıklık unsurları örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde Sâmiha Ayverdi'nin hayatına, intisap ettiği Rifâîlik tarikatına değinilmiş, Ateş Ağacı romanı özetlenmiştir. İkinci bölümün son başlığı olarak Ateş Ağacı metni gönderim, eksilti, değiştirim, bağlaçlar ve sözcüksel bağdaşıklık başlıklarında incelenmiş, bağdaşıklık unsurları metinden örneklerle gösterilmiştir. Bağdaşıklık unsurlarının tespitinde kullanılan tasnif, Halliday ve Hasan (1976), Subaşı Uzun (1995) ve Uzun (2016)'un tasnifinden hareketle oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde elde edilen veriler ışığında Ateş Ağacı'nın metnin temel ölçütlerinden olan dilbilgisel ve sözcüksel bağıntıları taşıyan yapısı ortaya konmuş ve yazarın bir konu etrafında bir araya getirdiği sözcük kadrosuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Metin, Bağdaşıklık, Sâmiha Ayverdi, Ateş Ağacı
Millet Kütüphanesi Ali Emirî manzum 577 numarada kayıtlı şiir mecmuası: Çeviri yazılı metin-inceleme ve MESTAP'a göre tasnifi
Şiir mecmuaları, farklı özelliklere sahip olan metinlerin derleyicisi tarafından seçilerek bir arada toplanmasıyla oluşan eserlerdir. Bu eserlerin içinde bilinmeyen şairler, şiirler ve Eski Türk Edebiyatına kaynak olabilecek değerli bilgiler bulunmaktadır. Tezin konusu olan Millet Kütüphanesi Ali Emirî Manzum 577 numarada bulunan mecmua, bir şiir mecmuasıdır. 72 varaktan oluşan mecmuada toplam 209 şiir vardır. Ayrıca ana metne dâhil edilmeyen ilk dört varakta 8 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin 39'unda mahlas yoktur. Geriye kalan şiirlerde toplam 77 farklı mahlas geçmektedir. Mecmuada yer alan şairlerin çoğu 15. ve 16. yüzyıl şairleridir. Bursalı Rahmî 21 şiirle mecmuada adı en çok geçen şairdir. Mecmuada en fazla kullanılan nazım şekli gazeldir. Gazel dışında murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmen, muaşşer, terkîb-i bend, 14'lü musammat, kıt'a, müfred ve bir türkü bulunmaktadır. İçerik yönünden ise münacat, duâ ve dinî temalı şiirlerin ağırlıkta olduğu bir mecmuadır. Mecmuadaki şiirlerin transkripsiyon harfleriyle çevirisi yapılarak şiirler farklı yönlerden incelenmiş ve MESTAP'a göre içerik tablosu oluşturulmuştur. Bu çalışmayla amaçlanan hem şiir mecmuasının tanıtımını yapmak hem de mecmuanın incelenmesiyle ortaya çıkan yeni bilgilerle Eski Türk Edebiyatına katkı sağlamaktır.
Irak- Kerkük ili Altunköprü ilçesi halk bilimi monografisi
Altunköprü ilçesi, Kerkük'ün 44 km kuzey batısında, Kerkük- Erbil karayolu ve demir yolu üzerinde önemli bir Türkmen bucağıdır. Çok kapsamlı bir yapıya ve tarihe sahip olan bu köprü Kerkük Türklerinin önemli yerlerinden biri sayılmaktadır. Bu nedenle ilçe halk bilimi açısından çok zengin bir yapıya sahiptir. Kültür bakımından incelenen "Kerkük İli Altunköprü İlçesi Halk Bilimi Monografisi" adlı çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Irak'ta Türkmenlerin varlığı, Türkmen aşiretlerinin adları, Irak Türkmenlerinin soysal yapısı, etnik ve nüfus dağılımı, dini yapısı, Türk yerleşim yerleri, Kerkük İlinin tarihi, Irak Türkmenlerine ait siyasal dernek ve cemiyetler. Kerkük iline bağlı Altunköprü ilçesinin tarihi- coğrafi, sosyal yapısı, ekonomisi, nüfus hareketi, beşeri durumu ve en sonunda da Irak'ta bulunan Türkmen Türkçesi, konuşma dili ve yazı dili. İkinci bölümde, ilçenin sözlü kültür ürünleri incelenmiştir. Bu ürünler dualar beddualar, atasözü, deyimler, tekerleme, ninni, mani, türkü, okşama ve destan olmak üzere ayrı başlıklar altında toplanmıştır. Her sözlü ürünler derlenip ve incelendikten sonra Kerkük ağız özelliğine göre yazıya aktarılmıştır. Üçüncü bölümüde, ilçenin gündelik hayatı ve halk bilgisi başlığı altında toplanmıştır. Bu bölümde hayatın geçiş dönemlerine ait törenler, Kerkük'te bulunan mezarlıkm ve mezar taşı geleneği ve inançlar ele alınmıştır. Diğer başlıklar altında toplanan halk bilgisi çalışması, oyun ve eğlenceler, halk inançları, halk takvimi, halk hekimliği, geleneksel beslenme ve yemek kültürü, giyim kuşam, bayram törenleri, mevlüt törenleri, ilçenin geleneksel mimarisi ve el sanatları olarak ilçenin kültürel ve maddi değerleri olarak ortaya konulmuştur. Ayrıca incelenmiş olan bilgiler Türk kültürü alanları ile karşılaştırılmıştır. Sonuç kısmında ilçe üzerine yapılan araştırmanın önerileri yer almaktadır.
Afganistan'ın Kunduz ili Türk boylarının halkbilimi monografisi
Kunduz'un günümüze kadar devam eden paralel bir tarihi vardır. Kunduz şehri tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Kunduz'un geçmişten günümüze çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapması ve farklı etniklerin bulunması yöre kültürünü çeşitlendirmiş ve yörenin halkbilim çalışmaları açısından eşsiz zenginlikler kazanmasını sağlamıştır. Yaptığımız bu çalışmada Afganistan'ın kuzey bölgesi yani "Güney Türkistan'ın" bir parçası olan Kunduz Türk boyları özellikle Özbek ve Türkmen Türklerinin maddi ve manevi kültüründen bahsedilmektedir. Bu çalışmada Kunduz ilinin kültürel varlıkları doğal ortamı içerisinde tespit edilip kayıt altına alınmış ve tespit edilen Kunduz ili halk kültürü ve etnografyası Türk boyları kültürünün tarihsel sürekliliği içerisindeki yeri ve önemi ortaya koyulmuş ve teknolojinin de gelişmesiyle yok olmaya yüz tutan maddi ve manevi varlıklar tespit edilerek yazıya geçirilmiştir. Bu araştırma coğrafi sınırlılık olarak Kunduz il merkezi, ilçe, köy ve kasabalarını kapsamaktadır. Bu araştırma sürecinde elde edilen veriler bir buçuk sene süre içerisinde toplanmıştır. Kunduz ili, ilçeleri ve köylerinde yapılan alan araştırmaları sonucunda elde edilen veriler Türk kültür tarihiyle olan ilişkisi açısından incelenmiştir. Çalışma sürecinde verilere literatür taraması, alan araştırması ve elektronik ortam araştırmalarıyla ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen alan araştırmalarında "katılımlı gözlem" ve "derinlemesine mülakat" gibi iki temel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kunduz il merkezi, ilçe ve köyleri ile birlikte Kunduz'un en yoğun nüfusunu Türk boyları teşkil etmektedir. Başta gelen en yoğun nüfus ise Özbek Türkü'dür. Burada yaşayan Özbek ve Türkmenler, tarım, hayvancılık, ticaret ve dokumacılık gibi iş sahalarında çalışmakta ve geçimlerini bu şekilde sağlamaktadırlar. Kunduz halkbilimi monografisiyle ilgili olarak yaptığımız bu çalışma sonucunda, Özbek ve Türkmen Türklerinin yüzlerce yıllık asimilasyon ve ayrı kalmalarına rağmen kendi kültürlerini koruduklarını gözlemledik. Halkın yaşam tarzı, günlük hayatla ilgili uygulama ve inanışları diğer komşu Türk boylarıyla oldukça benzerdir. Bu uygulama ve inanışlar özellikle Türkmenistan ve Özbekistan'da yaşayan Türk boylarınkine çok daha yakındır. Bilhassa doğum, evlenme ve ölüm gibi geçiş merasimleri Türkistan kadar Anadolu kültürüyle de benzerlik arz etmektedir. Çünkü Kunduz folkloru da Türk dünyasının müşterek kültürünün bir parçasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Güney Türkistan, Monografi, Kunduz, Sözlü Kültür.
17. yüzyıl (M. 1628-1630) Trabzon Şeriye Sicilleri üzerine ad bilimsel bir inceleme
Bir milletin tarih, kültür, din, dil gibi değerlerini topyekûn bünyesinde barındıran adlar; söz konusu milletin düşünce dünyasını, yaşayış tarzını, söz dağarcığını yansıtan birer ayna hüviyetindedir. Nitekim Türk milletinin de köklü bir ad verme geleneğine sahip olduğu görülmektedir. Bu geleneğin ortaya koyulması ve korunması noktasında yola çıkan ad bilimi özel adları köken, anlam, yapı ve veriliş sebepleri gibi açılardan incelemektedir. Bu çalışmanın amacı, 17. yüzyıl Trabzon'unda kaydedilmiş şerʿî mahkeme belgelerindeki özel adları tespit etmek, türlerine göre ayırmak ve köken, yapı ve anlam sözlüğü oluşturmaktır. Tüm bu sürecin, 17. Yüzyıl Trabzon'undaki özel adların durumuna bir ışık tutması ve Trabzon'da ad verme süreci ve geleneğini takip etme imkânı sunması beklenmektedir. Bu çalışmanın konusu, en genel ifadeyle 17. yüzyıl Trabzon'unda kaleme alınmış şeriye sicillerinin özel adlar bakımından incelenmesidir. Özel adlar, dil biliminin dallarından biri olan ad biliminin araştırma sahasına girmektedir. Ad bilimi ile ilgili yapılan tezlerin sınırlı sayıda olması, dil araştırmaları için bilimsel manada bir eksikliğe işarettir. Türklerin zengin ad verme geleneği göz önüne alındığında, bu inceleme alanıyla ilgili çalışmalara daha yoğun bir şekilde eğilmek gerektiği aşikârdır. Dolayısıyla tarih, hukuk gibi alanlardaki araştırmalara konu olan, genellikle Latin alfabesine aktarılan ve ilgili alanların bakış açısına göre incelenen şeriye sicillerinin 'dil' açısından ele alınması Türk dili alanına önemli katkılar yapacaktır. Bu çalışma kapsamında 17. yüzyılın iki yılını (1628-1630) içine alan 464 sicil metni incelenmiştir. Çalışmanın zaman sınırı gözetilerek yüzyılın ortalarından bir kesitin ele alınmasının yerinde olacağı düşünülmüştür. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı'da hukuk sistemi ve bu sistem içerisinde şeriye sicillerinin öneminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde adın tanımı yapılarak varlıklara verilişine göre sınıflandırılmıştır. Adın önemi ve bundan hareketle ad verme geleneği üzerinde durulmuştur. Daha sonra dil bilimi ve çalışmanın esasını oluşturan ad bilimi dalına, terimlerine, alt alanlarına ve tarihî seyrine yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü inceleme kısmı olup tablolar hâlinde sunulmuştur. Birinci tablo metinlerden tespit edilen özel adların türlerine göre sınıflandırılmasını içerirken ikinci tablo bu adların alfabetik sıralamasını, kullanılma sıklığını, geçtiği yerin bilgisini, kökenini, yapısını ve anlamını ihtiva etmektedir.
Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde kayıtlı bulunan 43 ZE 648 numaralı şiir mecmuasının: Çeviri yazılı metin-inceleme ve MESTAP'a göre tasnifi
Divân şiirinin ana kaynaklarından biri de şiir mecmualarıdır. Şiir mecmuaları, yazan kişinin şiir estetiği ve anlayışına bağlı olarak oluşturduğu çoğunlukla müstensihinin ve yazıldığı zamanın belli olmadığı eserlerdir. Bu tezin konusu olan Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde bulunan 43 ZE 648 numaralı Mecmû'a-i Eşâr adlı eser bir şiir mecmuasıdır. 51 varaktan oluşan mecmuada toplam 77 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin 73'ü gazel, 4'ü ise murabba tarzında yazılmıştır. Mecmuada yer alan şairlerden en fazla şiiri tespit edilen eser sahibi 24 şiiriyle Yûnus Emre'dir. 5 şiirin ise mahlası yoktur. Mecmuada adı geçen şairlerin yaşadığı yüzyıllar çoğunlukla 14.yy ve 16. yy olup bu dönemler arasında yaşayan tanınmış mutasavvıf şairlerdir. Şiirler içinde işlenen ana temalar; Allah aşkı, peygamber sevgisi, dervişlik, tarikat kuralları, şeyhe bağlılık gibi tasavvufi konulardır. Şiirler transkripsiyon alfabesiyle yazı harflerine aktarılmış, MESTAP'a göre şiirlerin tabloları oluşturulmuş, daha önce çalışması yapılmış Divânlardaki şiirlerle karşılaştırılmış, şiirlerde tespit edilen eksiklikler, yanlışlıklar, farklılıklar dipnotlarda gösterilmiştir. Bu çalışmada amaçlanan ve tezin konusu olan Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde kayıtlı bulunan 43 ZE 648 numaralı eseri tanıtmak ve bu eser içindeki tespit edilen şiirlerle Klasik Türk Edebiyatı'na katkı sağlamaktır.
Zâtî'nin Letâyif'inin mizah kuramları bağlamında tahlili
Mizah, kelime anlamı ve kullanımı itibariyle içinde bulunulan durumu gülünç, komik ve eğlenceli hâle getirme sanatıdır. Mizah hayatın her alanında olduğu gibi Klasik Türk edebiyatında da yer almakta ve letâyif, hezel, hiciv gibi türünde eserler aracılığıyla varlığını sürdürmektedir. Çalışmada Zâtî'nin Letâyif'i adlı eserin, mizah kuramları ve mizah yapma araçları açısından incelenmesi ve eserden hareketle mizahî bir tür olan latifelerin kurgu ve içeriğini oluşturan unsurların saptanması amaçlanmaktadır. Böylece bir mizah ürünü olan letâyiflerin yapısının ve özelliklerinin ortaya koyularak genel çerçevesi çizilmiş; hezel, hiciv gibi diğer türler arasındaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda eser, mizah kuramları ve mizah yapma araçları ele alınarak iki ana başlıkta tahlil edilmiştir. Zâtî'nin Letâyif'i, mizah kuramları ve mizah yapma araçları üzerinden beş bölümde incelenmektedir. İlk bölümde, bir edebi tür olan letâyifnâme ve bu türde yazılmış Zâtî'nin Letâyif'i adlı eserin tanımı yapılmaktadır. İkinci bölümde, mizahın genel tanımına ve Klasik Türk şiirinde mizahın nasıl şekillendiğine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde, mizah kuramlarıyla Zâtî'nin Letâyif'inden örnekler incelenmektedir. Dördüncü bölümde eserin küfür, argo ve edebi sanatlar gibi mizah yapma araçlarıyla ilişkisi ele alınmaktadır. Zâtî'nin Letâyif'i, çalışmada mizah kuramlarına göre incelenmiştir. Bunlardan biri üstünlük kuramıdır. Kişinin makam, sınıf gibi özelliklerle karşısında bulunan kişilerden kendini üstün görmeye dayandığı bu kuram, Zâtî'nin Letâyif'inde eşit şartlara sahip kişilerin işlerindeki başarılar ya da kişisel özelliklerinden hareketle alay edip üstünlük kurmalarına dayanmaktadır. Rahatlama kuramı ise çalışmada; bilinçaltında bastırılan duygulardan ziyade, gündelik yaşamda herkesin rahatça ifade edebildiği, bilinçaltına yönelik duygu ve düşüncelerle ele alınmaktadır. Latife, uyuşmazlık kuramına göre incelendiğinde, gülmenin ortaya çıkması için olayın öncelikle genel bir giriş yapılıp detaylandırılarak geliştirildiği, sonra okuyucu veya dinleyicide ters bir etki yaratma amacıyla en olmadık, şaşırtıcı şekilde sonuçlandırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda eserde oluşturulan mizahla hem eğlenme hem de yerme eylemi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada mizahın ortaya çıkarılmasında etkili olan küfür, argo, edebi sanatlar ve atışma gibi mizah yapma araçları ele alınmaktadır. Küfür ve argonun eserdeki eleştiri ve komiği ortaya koyarken hayvan, cinsellik, fiziksel unsurlar gibi kavramlarla ilişkileri açıklanmaktadır. Çalışmada edebi sanatlar aracılığıyla mizahın latifedeki ve karşısındaki kişi üzerinde ne denli etki bıraktığı incelenmektedir. Atışma, mizahın ortaya çıkmasındaki temel unsurlardan biridir. Bu bağlamda atışma, kişiler ve konular olmak üzere iki alt başlıkta incelenmekte ve bu başlıklar altında eserden örnek latifelere yer verilmektedir. Çalışma sonucunda Zâtî'nin Letâyif'inin mizah ürünü olarak kendine has özelliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Latifelerin bir olay örgüsü ve şahıs kadrosuna sahip olduğu görülmektedir. Yazar tarafından olaya kısa bir giriş yapılır, ardından gelişmeler verilir ve çarpıcı bir şekilde sonuçlandırılır. Latifelerin genelinde olmakla birlikte özellikle sonuç bölümünde yazar, mizah yapma araçlarından ustaca faydalanmakta ve böylece mizah sayesinde kısacık metinlerin etkileyici bir hâle getirmektedir. Bununla birlikte eserde latifeler, nesir olarak oluşturulduğu gibi nesir ile başlayıp nazım ile bitirilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mizah, Letâyifnâme, Zâtî, Klasik Türk Edebiyatı, Hiciv.
Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid'in bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Klasik Türk Edebiyatı'nın temel kaynaklarından olan tezkireler, şairlerin hayatları hakkında önemli bilgiler ihtiva etmekle beraber onların eserlerinden örnekleri de bünyesinde barındırmaktadır. Anadolu sahasında XVI. yüzyılda Sehî Bey'in yazdığı Heşt Behişt ile başlayan tezkire yazma geleneği asırlarca kesintiye uğramadan devam etmiştir. Kaynaklarda hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmayan Nûrî Osmân Hanyavî, XVIII. yüzyılda Girit Adası'nda yaşamış bir şairdir. Hanyavî'nin Divân'ı dışında kaleme aldığı beş eseri vardır. Bunlardan birisi de Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid'dir. Nûrî Osmân Hanyavî, tezkiresinde geneli kendisi gibi Giritli olan on dokuz şairin biyografisine ve bu isimlerin eserlerinden örneklere yer vermiştir. Eserin, biri Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi'nde diğeri ise "Düstûr" başlığıyla Almanya Millî Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar Ms.or.quart'da bulunan iki nüshası günümüze ulaşmıştır. Bu çalışmada TEBDİZ projesi kapsamında Prof. Dr. Orhan Kurtoğlu tarafından hazırlanan çevriyazı tezkire metninin bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü hazırlanmıştır. Konunun seçilmesindeki ana neden, Nûrî Osmân Hanyavî'nin tezkiresi üzerine daha önce yapılmış herhangi bir bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmasının bulunmamasıdır. Bu çalışma metnin neşri dışında eser üzerine yapılan ilk inceleme ve kapsamlı sözlük çalışmasıdır. Amaç, eserin tanıtılmasının yanı sıra eserin söz varlığının ve anlam dünyasının ortaya çıkarılması ve eserin incelenmesidir. Eser üzerine yapılan inceleme ile tezkirede geçen şiir ve şair niteleyici terimler, tezkirede bahsi geçen şairlerin asıl meslek ve/veya görevlerine dair verilen bilgiler ve tezkirede geçen dua cümleleri değerlendirilmiştir. Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük, eserden elde edilen kalıp ifadeler, deyimler ve atasözleri sayesinde Türk dilinin tarihsel gelişimine dair yapılacak araştırmalar için XVIII. yüzyıl eserleri arasında bir kaynak olarak katkı sağlayacak, eserin söz varlığı üzerine yapılan inceleme ise özellikle üslûp ve mukâyese çalışmaları için bir zemin teşkil edecektir.
Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ında maddî kültür unsurları
Şairler duygu ve düşüncelerini şiirlerine dökerken içinde yaşadığı dönemin ve toplumun çeşitli niteliklerini şiirlerine yansıtırlar. Farklı dönemlerin şairleri incelendiğinde aşk, sevgi, öfke, sitem gibi benzer konuları işledikleri ancak kullandıkları kelimelerin ve maddî kültür unsurlarının değiştiği görülür. O yüzden tarihî bir dönemi tanımak ve anlamak adına tarihî belgelerin yanı sıra şiirler önemli bir işlev görürler. Halktan kopuk, mecazlarla yüklü bir edebiyat olduğu iddia edilen divan edebiyatı da bu işlevi yerine getirmektedir. Divan şiirinin; maddî kültür unsurları bakımından incelendiğinde mimarî yapılar, kıyafetler, yenilen içilen maddeler gibi toplumun yaşamına dair bilgiler barındırdığı görülmektedir. Bu tez çalışmasında 15. yüzyıl divan şairlerinden Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ı incelenmiştir. İncelemeye Halil İbrahim Ersoylu'nun "Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ı" isimli çalışması esas alınmıştır. Tez; "Eşya", "Mimarî", "Yiyecek-İçecek" ve "Coğrafya" başlıklarını taşıyan dört ana bölümden oluşmaktadır. Maddî kültür unsurları benzerliklerine göre alt başlıklara ayrılmış ve bu alt başlıklar altında divanda adı geçen unsurlar alfabetik olarak sıralanmıştır. Her unsurun açıklaması verilmiş, ardından da unsurun yer aldığı beyitlerden örnek/örnekler verilmiştir. Unsurun divanda kaç kez kullanıldığı, kurduğu tamlamalar belirtilmiş divandaki bağlamı, neyle ilgili olarak kullanıldığı açıklanmıştır. Çalışmanın amacı Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ındaki maddî kültür unsurlarını tespit etmektir. Ancak divanın sahibi olan Cem Sultan'ın yaşamının bilinmesinin şiirlerini anlamlandırmada kolaylık sağlayacağı düşünülerek hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında giriş bölümünde kısa bir bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmada sonuç bölümü, kaynakça ve dizin bölümlerine yer verilmiştir Anahtar Kelimeler: Cem Sultan, divan şiiri, maddî kültür, 15. yüzyıl, sosyal yaşam.
Özcan Ergüder'in öykücülüğü
1950 kuşağı öykücüleri arasında yer alan Özcan Ergüder'in Türk öykücülüğündeki konumu ve yenilikçi tutumu bu tez kapsamında ele alınmıştır. Araştırmayı sağlam bir zemine dayandırmak için modernizm kavramı genel hatlarıyla açıklanmış ve modernist öykünün Türk edebiyatındaki iz düşümü değerlendirilmiştir. Maskeli Balo ve Diğer Öyküler'de yer alan öyküler, anlam dünyası ve anlatım teknikleri başlıklarıyla tartışmaya açılmıştır. Öykülerin içeriği incelendiğinde mutsuzluk, yalnızlık, ölüm, şiddet ve cinsellik temaları ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte Ergüder'in psikanalitik kuramdan da beslenen bir yazar olması sebebiyle öykülerinde üzerine düşündüğü anlaşılan Oedipus kompleksi kavramı; kullandığı fantastik unsurlar ile siyasi ve sosyal meseleleri yansıtan öyküleri de içerik kapsamında tartışılmıştır. İçeriğe uygun bir şekilde kurguladığı mekân ve zaman kavramları da modernizm kavramı etrafında değerlendirilmiştir. Alışılmışın dışında konuları işlemesi veya bilinen konuları farklı şekillerde kaleme almasıyla özgünlüğünü ortaya koymuştur. Modernist öykünün temel yapı taşlarını metinlerine başarılı bir şekilde yerleştiren Ergüder, hem içerik hem de biçimde yaptığı yeniliklerle kendine özgü bir üslûp kurmayı başarmıştır. İlk öykülerinde Sait Faik Abasıyanık'ın etkisi açık bir şekilde görülüyorsa da daha sonra yazdığı öykülerinde, kendi sesini oluşturmayı başarmış ve kullandığı şiirsel dille özgünlüğünü ortaya koymuştur. Bu çalışmayla Özcan Ergüder'in yenilikçi tutumu öne çıkarılarak ele aldığı konuları işleyişiyle kendi tarzını oluşturduğu ortaya konmuştur.
Irak Türkmen Türkçesi Tazehurmatu ağzı (Şekil bilgisi)
Türklerin Anadolu'ya gelmelerinden çok önce Irak'a başlayan göç hareketlerini farklı boyların farklı tarihlerde gerçekleştirmesi neticesinde, Irak Türkmen Türkçesi ağızları özellikle fonetik ve morfolojik açıdan çeşitlilik arz eder hale gelmiştir. Irak Türkmen Türkçesinin en dikkat çekici özelliği "ng" sesinin "v" ve "y" olarak değişmesi neticesinde, ağızlarının v ve y ağızlarına ayrılmasıdır. Bu çalışmanın amacı "y" grubuna dâhil olan ve daha önce üzerinde herhangi bir çalışma bulunmayan Tazehurmatu ağzının şekil bilgisini ortaya koymaktır. Çalışma giriş, dört bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezin konusu, amacı, önemi ve yöntemini kapsamaktadır. Birinci bölüm, Irak Türklerinin tarihi ve Tazehurmatu hakkında bilgiler içermektedir. İkinci bölüm, Tazehurmatu ağzının şekil bilgisine dairdir. Üçüncü bölümde yöreden derlenen metinler, transkribe edilmiştir. Dördüncü bölümde derlenen metinlerden bir sözlükçe oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde de Tazehurmatu ağzının morfolojik özelliklerine dair çeşitli tespitlere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tazehurmatu Ağzı, Irak Türkmen Türkçesi, Şekil Bilgisi
Syek Hacı Mahmud Efendi Bölümü 06242-002 numarada kayıtlı Ahmed el-Bûnî Tâbir-i Rüya tercümesi [(1b-38a) transkripsiyon-inceleme-diliçi çeviri]
İnsanlık tarihiyle aynı tarihe sahip olan rüya olgusu en eski dönemlerden başlayarak günümüzde de önemini korumaktadır. En kadim medeniyetlerde de merak konusu olan rüyalar günümüze kadar birçok farklı disiplin tarafından incelenmiş, rüya ve tabiri konusunda pek çok eser kaleme alınmıştır. Hazırlanan çalışmada, söz konusu eserlerden biri ele alınmıştır. SYEK Hacı Mahmud Efendi Bölümü 06242-002 Numarada Kayıtlı Ahmed el-Bûnî Tâbir-i Rüya Tercümesi [ (1B-38A) Transkripsiyon-inceleme-diliçi çeviri] başlıklı bu tezde; müellifin rüya hakkındaki görüşleri, eserin ihtiva ettiği konular, eserin kaynakları, tabirine yer verilen nesneler ve tabir usulleri gibi durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında rüya ve tabir hakkında bilgiler verilmiş, daha sonra Ahmed el-Bûnî'nin rüya, tabir ve muabbir hakkındaki görüşlerine değinilmiştir. İçeriğe kolay ulaşılabilmesi adına yapılan tabirler, eserde geçen ayet, hadis ve kişiler tablolar halinde gösterilmiştir. Çalışmada ele alınan metin, yazıldığı dönemin dil ve kültürel özelliklerini aktarması, bir tabirin farklı türevlerine yer vererek içeriği zengin örnekler barındırması konunun anlaşılırlığını zenginleştirmesi bakımından önemlidir. Ayrıca ayet, hadis, kelam-ı kibar, deyimler ve tarihi kişilerden yapılan alıntılar konuyu daha da anlaşılır kılmıştır.
Giresun efsaneleri
Bu çalışmanın konusu Giresun'da anlatılan efsânelerdir. Buna göre çalışmamız iki ana bölümden oluşur: 1.Efsâneler hakkında teorik bilgilerin, 2.Efsâne metinleri, Şu ana kadar birçok ilimizde anlatılan efsâneler derlenerek yazıya geçirilmiş ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Giresun ve çevresinde oldukça fazla efsâne anlatılmasına rağmen bugüne kadar, bitirme tezlerindekiler hariç, her hangi bir çalışma yapılmamıştır. Bitirme tezlerindeki efsânelerin çoğu da yazılı kaynaklardan alınmışlardır. Giresun da anlatılan efsâneleri çalışarak, bunları yazıya geçirmeyi ve ilim aleminin hizmetine sunmayı amaç edindik. Zira gelişen teknoloji karşısında bu ürünler her gün biraz daha yok olmaktadır. Tezimiz genel olarak efsâne metinlerinden oluştuğu için çalışmamızın çoğunu sahada yaptık. Çalışmamızda yer alan ve sözlü kaynaklardan alınmış efsânelerin genelini kaynak kişilerle sohbet havası içerisinde not alarak yaptık. Bu çalışma yapılırken memleketimizde daha önce yapılmış efsânelerle ilgili birçok çalışma gözden geçirilmiştir. Bu çalışma, iki ana bölüm, sonuç ve bibliyografyadan oluşmaktadır. Giriş kısmında efsânelerin derlenmesiyle ilgili bilgiler, birinci bölümde efsânenin tanımı, özellikleri, diğer türlerle ilişkisi, efsâne üzerine yapılan çalışmalar ve efsânenin toplumdaki yeri vs. konularda bilgi verilmektedir. îkinci bölümde Giresun ve çevresinden derlediğimiz 170 efsâne metni ve bunların epizotları bulunmaktadır. Efsânelerin 51 'i yazılı kaynaklardan alınırken diğerlerinin hepsi sözlü kaynaklardan derlenmiştir. Efsâne metinlerinden sonra "Sonuçve Öneriler", "Kaynak Kişiler. Listesi" ve "Bibliyografya" bulunmaktadır. XIII
Agah Divanı: Edisyon - kritikli metin
Agâh XVIII. yüzyılın meşhur şâirleri derecesinde olmasa bile yine de başaralı bir şâir olarak gösterilebilir. Dîvân Edebiyatı kültürünün vücûda getirilmesinde katkısı bulunan Agâh'ın şiirlerinin günümüz yazısına aktarılmamış olduğunu tespit ederek tezimizin konusunu Agâh Dîvâm'mn edisyon-kritiği olarak belirledik. Dîvânın tespiti, karşılaştırmalı metnin oluşturulması sırasında çeşitli kütüphanelerde el yazması nüshaları bulunan Agâh Dîvâm'mn Süleymaniye Kütüphanesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan 4 nüshadan istifâde ettik. Karşılaştırmayı yaparken. Nüshalardan herhangi birini esâs almadık. Nüshalarda görülen farklar seçtiğimiz 4 nüsha karşılaştırılarak ortaya konulmağa çalışıldı. 4 nüshadaki farklar gösterilirken hem vezin hem de anlam bakımından hatalı olduğu açıkça belli olan farkları belirtmedik. Agâh Dîvânı'ndaki şiirlerin sıralanışında hiçbir nüsha esas alınmamış, nazım şekillerini göz önünde bulunduran bir sıralama yapılmıştır. Metnin tertibinde 4 nüshadaki bütün şiirler hazırlanan dîvâna dâhil edilmiştir. İÜ2 nüshasındaki gazeller edisyon-kritiğe tâbi tutulmamıştır. Şâirin Farsça şiirlerinin olduğu da kaynaklarda belirtilmektedir. Şâirin Farsça şiirleri bu çalışmaya dâhil edilmemiştir. Ayrıca bu çalışmada şâirin hayâtı ve kısmen de sanatı hakkında bilgi verilmiştir. Dîvân şiiri sahasında çalışanların takdîr edeceği üzere, Dîvân'm nüshalarına ve şâir hakkındaki malûmatları bildiren kaynaklara ulaşabilmenin müşkilâtmı taşrada olmamız hasebiyle biz de yaşadık. Çalışmamızda doğruya en yalan bir metin vücûda getirmek için dikkat ve titizlik gösterdik. Buna rağmen hata ve eksiklerimizin bulunacağı ihtimalinin de mevcut olduğunun bilincindeyiz. Bunların düzeltilmesi ilerideki çalışmalarımıza ışık tutacaktır.
İrtika gazetesi (İlk üç cilt) inceleme, tahlili fihrist, seçilmiş metinler
02. ÖZET İrtikâ gazetesi, 1899-1904 yıları arasında yayınlanmış bir gazetedir. II. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatının genel özelliklerini taşıyan bu gazete, eski edebiyat yanlısı olmakla birlikte, Servet-i Fünûn edebiyatı sanatçılarının da yazılarına yer vermiştir. İrtikâ'da sadece edebî yazılara değil; ticarî, ahlâkî, ziraî, fennî... vb. gibi yazılara da yer verilmiştir. Bu çalışmada İrtikâ gazetesinin, II. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatındaki yerinin tespiti, gazetede yer alan edebî şahsiyetlerin ve edebî türlerinin belirlenmesi, dönemin düşünce dünyasının kavranılması amaçlanmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Türkiye'deki basın faaliyetleri ve II. Abdülhamid dönemi Türk basını kısaca tanıtılmıştır. Gazetenin tanıtıldığı bölümde; yayınlamşı, yayın politikası belirlenmiş, yayın hayatı boyunca sergilediği teknik hususiyetler ve yayın periyodu anlatılmıştır. Gazetenin yazar kadrosu belirlendikten sonra gazetede yer alan ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgi verilmiştir. Gazetenin II. Abdülhamid döneminin basın hayatındaki yeri belirlendikten sonra gazetede yer alan şiir ve hikâyeler üzerinde bir inceleme denemesi yapılmıştır. Tahlilî fihrist bölümünde, gazetede yer alan metinler, konu ayrımı yapılmaksızın tanıtılmıştır. Bu bölüm araştırmacılara kolaylık oluşturması açısından yazarlara göre tasnif edilmiş, daha sonra resimler sayılardaki sırasına göre yazılmış, ardından makaleler, şiirler, hikayeler hem yazar, hem de metin adına göre sıralanmıştır. Metinler bölümünde gazeteden alınmış şiirler ve edebî makalelerden seçme metinler yer almıştır. Ekler bölümüne gazeteden alınmış ve yapısının anlaşılmasına yardımcı olacak sayfalar konulmuştur. İrtikâ gazetesi, ismine uygun olarak, toplumun çeşitli alanlarda bilinçlenmesine yardımcı olacak konulan ele almış; 251 sayılık yayın hayatı boyunca bu özelliğini sürdürmüştür. Fakat, ortaya konulan düşüncelerin sıradan olması, büyük bir değişiklik içermemesi, İrtikâ' nın diğer yayın organları arasında kaybolup gitmesine neden olmuştur. VII
Mütalaa mecmuası: Tahlili fihrist, inceleme, metinler
Mütâlâa, H Abdülhamid döneminde Selanik şehrinde yayın hayatına başlayan, edebiyatta yenilikçi ve Osmanlıcılık görüşünü benimseyen haftalık bir fen ve edebiyat mecmuasıdır. Bu çalışmada; E. Abdülhamid dönemi içerisinde yayın hayatına başlayan ve yine bu dönem içerisinde yayın hayatını noktalayan Mütâlâa mecmuasının, dönemi içindeki yerinin tespit edilmesi, mecmua etrafînda toplanan isimlerin belirlenmesi ve derginin günümüz harflerine kazandırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde n. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatının genel bir panoraması çizilmekle beraber Mütâlâada ismi anılan ve Mütâlâanın yayın tarihi ile çakışan belli başlı gazete ve mecmualar tanıtılmaktadır. Mütâlâa mecmuasının tanıtıldığı ikinci bölümde; mecmuamn yayın süresi, dönemi ve gayesi belirtilmekle beraber haftalık 92 nüsha boyunca sergilediği dış yapı ve biçim özellikleri tarif edilmektedir. Ayrıca mecmuamn yazar kadrosu, -hayat hikâyelerine ulaşabildiğimiz kadarıyla- tanıtılmakta, hakkında bilgi bulamadığımız isimler mecmuadaki takdimleri ile sunulmakta ve Mütâlâa mecmuasında yer alan edebi türler ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgiler verilmektedir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde Mütâlâa mecmuasının Tahlilî Fihristi çıkarılarak mecmuada yer alan tüm metinler hakkında açıklayıcı bilgiler ortaya konulmaktadır. Dördüncü bölümdeyse Mütâlaa'nın Fen ve Mütenevvia bölümü, zaman zaman edebî bölümlere karıştırılan fennî metinler ve mecmuamn Hanımlara Mahsûs Kısmı'nda tefrika edilmekte olan Emine Semiye Hanım'ın "Sefalet" adlı romam -yayınlanmış olması nedeniyle- hariç tutularak, mecmuamn edebî değer taşıyan metinleri günümüz harflerine çevrilmektedir. Dönemin birtakım meşhur mecmua ve gazetelerinden zaman zaman yapılan bir kısım alıntılar ise çeviri çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır.Mütâlâa mecmuası, Yeni edebiyatın öncüsü ve temeli olan Servet-i Fünûn mecmuasına yakın muhtevasıyla siyasetten ve güncel hayattan bilinçli olarak uzak durarak, bu yönüyle dönemin diğer mecmualanyla aynı karakter özelliklerini göstermektedir. Sansürün en yoğun yaşandığı günlerde hükümetle barışık olarak yaşayan Mütâlâa, Selanik'te yayımlanmasının getirdiği avantajla n. Abdülhamid sansüründen uzak kalmış; dönemin birçok mecmuası gibi sansür kararıyla değil, mecmuamn imtiyaz sahibi ve müdürü Osman Tevfik Bey' in 1898 yılında İstanbul'da Matbuat Umum Müdürlüğü 'ne atanması nedeniyle yayın hayatım noktalamıştır.
Afak, Güneş, Haver mecmuaları inceleme, tahlili fihrist, seçilmiş metinler
Âfâk, Hâver, Güneş mecmuaları, Il.Abdülhamid döneminin yoğun sansür baskıları altında yayın hayatına başlamış, ancak yazı faaliyetlerini uzun süre devam ettirememiş mecmualardır. Âfâk, 20 Zilhicce 1299 - 25 Cemâziyelevvel 1300 (1882 - 1883) tarihleri arasında 7; Hâver, 15 Cemâziyelahir 1301 - 1 Şâbân 1301 (1885) tarihleri arasında 4; Güneş, 1301 (1886) - ? tarihleri arasında 12 sayı çıkabilmiş mecmualardır. Il.Abdülhamid döneminin basm-yayın hayatına ışık tutmak ve edebiyat tarihi yazıcılarına yardımcı olmak maksadıyle mecmua tedkîkine dayalı bir çalışma yapmağa karar verdiğimiz zaman, gördük ki, adı geçen mecmualardan hiç biri tek başına akademik bir çalışma için yeterli değildir. Bu takdirde, yayın tarihleri birbirine yakın, yazı kadroları hemen hemen aynı kalemlerden oluşan birkaç dergi üzerinde çalışmak, bize faydalı olacak gibi göründü. Esasen, Hâver ve Güneş arasında birbirlerinin devamı olmak gibi organik bir bağın mevcudiyeti de ayrıca bu mecmuaları birlikte ele almayı gerektiriyordu. Çalışmamızın esasını, Afâk, Hâver ve Güneş mecmualarının tanıtılması; muhtevalarının, yayın sürelerinin, dönemlerinin ve gayelerinin belirtilmesi, söz konusu mecmualarda yazı yazanların belirlenip tanıtılması. Âfâk mecmuasındaki fennî yazılardan bir kısmı, Âfâk, Hâver ve Güneş mecmûalarındaki edebî yazıların ise tamamı yeni yazıya çevrilerek Osmanlıcayı bilmeyenlerin de istifade edebilecekleri bir duruma getirilmesi. Adı geçen mecmuaların kronolojik ve yazar adına göre tahlîlî fihristlerinin yapılması gibi konular oluşturmaktadır. VII
Edebiyat-ı Umumiye mecmuası (İnceleme, tahlili fihrist ve seçilmiş metin)
Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası I. Dünya Savaşı'nın sıcak günlerinin yaşandığı yıllarda, 1916-1919 yayın hayatına başlayan İstanbul'un, Anadolu'nun, savaşın nabzını tutmaya çalışan bir dergidir. Başyazar olan ve çekirdek kadroyu oluşturan Celâl Nuri'nin önderliğinde çıkan dergi pek çok ayrı fikir akımının mevcut olduğu ve çarpıştığı dönemde yaşanan hayatı edebî kimliğinin yanında kültür, ekonomi, siyâset başlıklarını da soyutlamadan yansıtmayı amaç edinmiştir. Çalışmanın giriş kısmında I. Dünya Savaşı yılları İstanbul ve Anadolu'daki basm hayatı, siyâsî ve sosyal gelişmeler hakkında genel bilgiler verilmektedir. Dönemin yayınlan kaynaklardan ulaşıldığı oranda tanıtılmaktadır. Mecmuanın tanıtıldığı kısımda ise yayın süresi, dönem, gaye belirtilmekte 110 sayı boyunca sergilediği dış yapı, biçim özellikleri tarif edilmektedir. Ayrıca mecmuanın yazar kadrosunda hayat hikâyelerine ulaşabildiklerimiz tanıtılmakta, baklanda bilgi bulamadığımız isimler mecmuadaki takdimleriyle sunulmaktadır. Diğer bir bölümde ise Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası'nda yer alan tüm türler ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgi verilmektedir. Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası'nda makale, şiir, tiyatro, hikâye, güzel sözler, savaş haberleri vb. pek çok türde yazılar yer almaktadır. Yazıların tümü Tahlili Fihrist bölümünde bunlara ait detaylı bilgilerle tanıtılmaktadır. Mecmuamız hem içerdiği türler, hem yazar kadrosu açısından yayınlandığı yıllardaki sosyal ve kültürel hayatı, savaşı, dünya devletlerini ve izledikleri politikaları gerek edebî içerikli yazılarında gerek diğer tüm türlerde yansıtmaktadır. Dördüncü ve son bölümde mecmuadan seçilen metinler günümüzde kullandığımız Lâtin kökenli Türk alfabesine çevrilmiş şekilleriyle yer almaktadır. Seçilmiş metinler Latin karakterlerle yeniden yazılırken orijinal imla ve fonetik kurallara sıkı sıkıya uyulmuştur.Bilinmeyen isimler orijinal halleri ile yazılmıştır. VI
Şair, Büyük Mecmua ve Güneş dergileri: İnceleme, tahlili fihrist ve seçilmiş metinler
Türk kültür ve edebiyat tarihi için önemli olduğu düşünülen Şair (1918-1919), Büyük Mecmua (1919) ve Güneş (1927) dergilerinin okunup incelenmesinin ve araştırmacıların istifadesine sunulmasının amaçlandığı bu çalışmada, dejgilerin tanıtımı yapılıp tahlilî fihristleri çıkarılmıştır. Fihristten de anlaşılacağı üzere dergilerde Ömer Seyfettin, Ali Canip, Mehmet Emin ve Ziya Gökalp gibi Millî Edebiyat Akımının önde gelen şahsiyetlerinin yanında; Cenap Şebabettin, Abdülhak Hâmit ve Nazım Hikmet gibi diğer bazı önemli edebiyatçıların da yazılarını görmek mümkündür. Bir diğer bölümde, makale ve başka edebî türler hem yazar hem de eser adma göre listelenmiş ve dergilerde hangi yazarın veya hangi eserlerin bulunduğunun kolayca görülebilmesi sağlanmıştır. Dergide yer alan yazılardan seçilen pasajlara dayalı olarak yapılan dil incelemesiyle 1918 - 1919 ve 1927 yıllan arasında yazı dilindeki sadeleşme tespit edilmiş, konuşulan Türkçenin yazı dili hâline gelmekte olduğu anlaşılmıştır. Seçilen pasaj lardaki 8020 kelimenin kökenleri tespit edilmiş ve ulaşılan sonuçlar grafikler hâlinde gösterilmiştir. Ayrıca, Türkçenin sadeleşmesi açısından önemli görülen, Arapça ve Farsça tamlama oranları yine seçilen pasajlardan hareketle belirlenmeye çalışılmıştır. Dergilerdeki 287 şiir tek tek vezin, kafiye, nazım şekilleri ve tema açısından incelenmiş ve sonuçlar tablolar hâlinde gösterilmiştir. Son bölümde, her üç dergiden seçilen edebî ağırlıklı metinler Lâtin menşeli Türk alfabesine çevrilmiştir. Günümüz alfabesine aktarılırken metinlerin aslına sadık kalınmış, anlatımla ve noktalamayla ilgili yanlışlıklar orijinal şekliyle gösterilmiştir. Bu metinler şiir, hikâye, tiyatro, sohbet ve makale türlerinde olup yayımlandıkları dönemin edebiyat ve fikir dünyasını yansıtabilecek yazılardır.
Karagöz metinlerinden günümüz gülmece metinlerine gülmece dili
İnsan, sadece düşünmesiyle değil, gülmesiyle de diğer mahlûkattan ayrılır. İnsana, bir imtiyaz olarak bahşedilen gülme; kişiyi ruhsal açıdan rahatlatan, yalnızca toplumsal yaşamda ortaya çıktığı için onu sosyalleştiren, toplumu kenetleyen ve sosyal yaşamda yanlış olanı göstererek düzeltilmesini sağlayan, kötü düzeni yıkıcı, bu nedenle de iktidarın zaman zaman susturmaya çalıştığı bir güçtür. Gülme hakkındaki olumsuz kanaatler, bu konunun üzerindeki araştırmaların az ve yetersiz olmasına sebep olmuştur. Oysa, insan ve toplum hayatındaki yeri göze alındığında gülmenin en ince ayrıntısına kadar incelenmesi gerektiği görülmektedir. Bu yüksek lisans tezi, gülme araştırmalarındaki eksikliğin kapatılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunmak için oluşturulmuştur. Eserin birinci bölümünde, gülme teorisini bir araya toplayan bir Türkçe eser gayesi gerçekleştirilirken ikinci bölümde, inşam güldüren sebepler ile bu sebepleri yaratırken gülmece dilinin nasıl kullanıldığı konusu tartışılmış ve gülmece dilinin başvurduğu dil oyunları tespit edilmiştir. Bu sırada, şiir dili gibi gülmece dilinin de dil oyunları yaparken sapma, koşutluk ve yineleme ile günlük dilden farklılaştığı gözlenmiş; buradan yola çıkılarak gülmece ve şiir dilinin ortak olduğu ve bu iki dilin "duygu değeri"nin kullanımı ile birbirinden ayrıldığı iddia edilmiş ve bu iddia örneklerle ispatlanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, eski ve yeni mizahı temsil eden üç mizah eseri üzerinde, gülmece dilinin kullanımına dair uygulama yapılmıştır. Bu uygulamada, üç eserde tespit edilen dil oyunları, karşılaştırmalı olarak incelenmiş; mukayese neticesinde yine bir iddia olan "Mizahın konulan değişir; ancak mizahın yapısı değişmez." görüşü, kanıtlanmaya çalışılmıştır. Eserlerde, dil oyunlarının yanı sıra, dil oyunlarının yarattığı yinelemeler, koşutluklar, sapmalar ve tabi gülmeyi sağlayan asıl nedenler yani kuramlar üzerinde de durulmuştur. Sonuç bölümünde ise araştırmanın sonucu yorumlanmaktadır. IX
İnci Aral, romanları ve romancılığı
02. Özet İnci Aral hakkında gazete, dergi, kitap gibi çeşitli yayınlarda çıkmış; sayıları yüz elliyi bulan yazı ve söyleşiden yararlanılarak hazırlanan; yazarın bütün eserlerinin ayrıntılı biçimde tanıtımından, romanları üzerinde biçim ve içerikçe yapılan incelemelerden oluşan bu çalışmada; İnci Aral'ın çoğu zaman belli bir seviyeye gelmiş, düşünen okuyucuya hitap eden; sadece ülkemizde değil dünyada da tanınan, tutturduğu çizgiyi koruyan, özgün, yenilikçi ve usta bir sanatçı olduğu ortaya kondu. Yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda İnci Aral'ın; çeşitli yönlerden birbirine benzeyen, gerçek hayattan beslenen ve okuru eğlendirmekten çok huzursuz eden eserlerinde; yaşantıları, duygu ve düşünceleri çeşitlendirerek insanlığın türlü hâllerini anlattığı, yaşadığı çağın özelliklerinden etkilenerek bireyin meseleleri üzerinde olduğu kadar toplumun meseleleri üzerinde de durduğu, zaman zaman fikirlerini belli etmekle birlikte edebî söylemin dışına çıkmadığı görüldü. Eserleri arasında tutarlı bir bütünlük sağlamaya çalışan sanatçının, hem biçim hem de içerik konusunda oldukça titiz davrandığı, bunları mükemmel denilebilecek bir uyumla birleştirdiği tespit edildi. Bütün bunlardan sonra; denediği her türde belli bir düzeye ulaşan, ancak en büyük başarıyı öykü ve romanlarıyla yakalayan İnci Aral'ın; zaman zaman postmodern özellikler de göstermekle birlikte modernist yazarlara çok daha yakın olduğu; popülaritenin önem kazandığı, modern romanın geniş kalabalıklarca sıkıcı kabul edildiği, aydın okuyucu gerektirdiği günümüzde; bu çizgide zor ve kalıcı eserler verdiği, buna karşılık kendisini hiçbir zaman tek bir edebî akımın kuralları içine hapsetmediği, eserlerinde birçok akımın özelliğinin görüldüğü, son dönem Türk edebiyatında önemli bir yeri olduğu sonucuna varıldı. Bazı konuların iyice netleşmesi için, İnci Aral'la yapılan söyleşi de çalışmaya eklendi. IX
Mecmûa-i Fünûn dergisi ( İnceleme, tahlilî fihrist ve seçilmiş metinler )
Türk bilim ve kültür tarihi açısından büyük öneme sahip olan Mecmûa-i Fünûn (1862- 1883) dergisinin okunup mcelenmesinin ve araştırmacıların istifadesine sunulmasının amaçlandığı bu çalışmada, derginin tanıtımı yapılıp tahlilî fihristi çıkarılmıştır. Fihristten de anlaşılacağı üzere dergide Münif Paşa, Âli Paşa, Ethem Pertev Paşa, Kadri Bey, Mehmet Cemil Paşa, Halil Kâmil Paşa, Ebûbekir Efendi, Muhammed Şevki, Bekir Sıtkı Efendi, Ahmet Rıfat Bey, Aziz Bey gibi bilim ve devlet adamlarını görmek mümkündür. Diğer bölümde dergideki yazıların toplu olarak görünmesini sağlamak amacıyla dergide yer alan yazıların sayı numarasına göre fihristi verilmiştir. Bir diğer bölümde, makale, fıkra, deneme ve diğer türler hem yazar hem de eser adına göre listelenmiş ve dergilerde hangi yazarların veya hangi eserlerin bulunduğunun kolayca görülebilmesi sağlanmıştır. Diğer bölümde dergiden seçilen makale ağırlıklı metinler Lâtin menşeli Türk alfabesine çevrilmiştir. Günümüz alfabesine aktarılırken metin aslına mümkün olduğunca sadık kalınmaya çalışılmıştır. Dergide noktalama işaretlerinden sadece nokta (.) ve iki nokta (:) kullanılmış olup metnin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla diğer noktalamalar tarafımızdan yapılmıştır. Seçilen metinler makale, fıkra, deneme, tenkit, sohbet, tüzük, önsöz, ilân, dil bilgisi türlerinde olup yayımlandıkları dönemin bilim ve kültür dünyasını yansıtabilecek yazılardır. Son bölümde bilim ve devlet adamhğıyla dönemin önemli aydınlarından olan, derginin yayın hayatına başlamasında ve yayın hayatım sürdürmesinde çok büyük hizmetleri olan, Türkiye'de modern eğitimin ve bilimin öncülerinden olan Münif Paşa ve dergiyi çıkaran bilim organı olan Cemiyet-i Hmiye-i Osmaniye hakkında bazı bilgiler verilmiştir. vn
1932-1951 yıllarında Ordu Halkevi'nde yapılan halkbilim çalışmaları
Bu çalışmada İstiklâl Savaşı'nın kazanılmasıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde Kemalist ideolojiyi ve buna bağlı olarak parti prensiplerini yaymak ve inkılâpları halka benimsetmek amacıyla kurulan halkevlerinin 1932-1951 yılları arasında yapmış olduğu etkinlikler ve Ordu Halkevinin halkbilimine katkıları incelenmiştir. Halkevlerinin yaptığı halkbilim çalışmaları millî kültür bilincinin yeniden canlandırılması açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, Batı kültürünün yoğun baskısıyla karşı karşıya kalan millî kıymetlerimiz olan âdet ve geleneklerimiz; inançlarımız, halk edebiyatı ürünlerimiz (masallar, türküler, efsaneler, fıkralar, mâniler, bilmeceler, atasözlerimiz...) kısacası maddî ve manevî kültür varlıklarımız araştırılmaya, tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmamızın birinci bölümünde halkevlerinin kuruluşu hakkında bilgi verilmiştir. Burada halk eğitiminin niçin gerekli olduğu, Türk Ocaklarının bu konudaki çalışmaları ve bunların yerini alan halkevlerinin kurulmasında kimlerin öncülük ettiği ve ne tür çalışmalar yapıldığı açıklanarak, halkevlerinin amaçlan, ilkeleri, parti ile bağları, kuruluş esasları ve 1932-1951 yıllan arasında faaliyet gösteren dokuz şubesinin çalışmaları anlatılmışta, ikinci bölümde halkevlerinin kapatılma nedenleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde Ordu Halkevinin çıkardığı dergilerden yaralanılarak bu halkevinin faaliyetleri anlatılmış, dördüncü bölümde ise araştırmanın asıl amacı olan Ordu Halkevinin 1932-1951 yıllan arasında halkbilimi açısından yaptığı çalışmalar incelenmiştir. Bu çalışmalar içerisinde yöresel halk şairlerinin şiirlerine, türkülere, ağıtlara, mânilere, bilmecelere, atasözlerine, fıkralara ve efsanelere; ayrıca gelenek, görenek ve inanmalarla ilgili yapılan derleme çalışmalarına yer verilmiştir. Son bölümde ise Ordu Halkevinin yaptığı dilbilim çalışmalarıyla diğer edebî çalışmalar ele alınmışta. xn
Mürîdî (Aydınî) (Metin, düzlük-yuvarlak uyumu, bazı imlâ özellikleri)
Eski Anadolu Türkçesine ait olduğunu belirlediğimiz Mürîdî'nin mesnevisinden hareketle dönem Türkçesinin fonetik ve imlâsına ait sonuçlara varmaya çalıştık. İlk bölümde 2935 beyitten oluşan mesnevinin transkripsiyonu verilmiştir. Metnin ortaya çıkarılmasında birkaç kez ön okuma yapılmış sorunlu olan kısımlar fişlenerek beyitler numaralandırılmıştır. Yazıcının eksik bıraktığı harf ve heceler yüzünden anlamsız sesler yığını hâlindeki yazılışlar ile atlanan kelimelerin belirlenmesinde, fişlerin yardımına baş vurulmuştur. Daha sonra üzerinde çalışılacak olan ekler belirlenmiş ve ekler ikinci bölümde düzlük- yuvarlaklık uyumları açısından tüm kelimelerde incelenmiştir. Ortaya çıkan sonuçlardan hareketle o dönem Türkçesinde yer alan eklerin vokallerinin düzlük ya da yuvarlaklık eğilimleri ile düzlük-yuvarlaklık uyum oranlan belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar tablolar halinde ortaya konmuştur. Bölümde mesnevide yer alan yabancı kelime gruplarından aslî imlâsından farklı yazılanlar derlenmiştir. Son bölümde Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerin aslî biçimleriyle mesnevideki kullanımları karşılaştırılmıştır. Metinden alman tüm kelimeler mesnevideki beyit numaralan ile alfabetik olarak verilmiştir. Çalışmanın sonuna eklenen Türkçe kelimeler sözlüğü ile de eserden daha kolay ve hızlı yararlanılması amaçlanmıştır. Tüm bunların neticesinde kullanılan Türkçe söz varlığı, karşılaşılan imlâ özellikleri, düzlük-yuvarlaklık bakımından vokal uyumunun yerleşmeye başladığının görülmesi, Mürîdî'nin mesnevisinin Eski Anadolu Türkçesinin sonlarına ait bir metin olduğunu göstermiştir.
Dîvân-ı Selâmî
Türk Tasavvuf Edebiyatı, içerdiği konular bakımından çok zengin bir alandır. Bu alanda birçok eser gün ışığına çıkarılmış, araştırmacılara kaynaklık etmiştir; fakat bir o kadar eser de tozlu rafların arasında kendilerine uzanacak bir el beklemektedir. Alfabe değişikliği sebebiyle üzerinde sınırlı sayıdaki araştırmacının çalışabileceği bu eserlerin meydana çıkarılması, kültürümüzün gelişimine ve yeni nesillere aktarılmasına katkı sağlayacaktır. Bu tez, Dîvân-ı Selâmî üzerine hazırlanmıştır. Divanın elimizde tek nüshası bulunmaktadır. Yaptığımız araştırmalarda başka nüshalara rastlanmamıştır. Şair hakkında kesin bilgi bulunamaması da çalışmalarımızın odak noktasının elimizdeki metin olmasına neden olmuştur. Şairin edebî şahsiyeti metinden yola çıkılarak izah edilmiştir. Eser, şekil ve muhteva bakımından incelenmiş, bazı konuların aydınlatılmasında eserden o konularla ilgili karakteristik özellikler taşıyan beyitler seçilmiş ve örnek olarak verilmiştir. Bütün bunlar yapılırken Tasavvuf şiiri zevkini en iyi şekilde yansıtacak ayrıntıların aktarılması için de gayret gösterilmiştir. Metnin muhtevasına baktığımızda şairin zengin bir Tasavvuf kültürüne sahip olduğunu görmekteyiz. Ayrıca şairin bu zengin bilgi birikimini metne aksettirmesi açısından bu eser Türk Tasavvuf Edebiyatı içerisinde müstesna sayılabilecek özelliklere sahiptir. Türk Tasavvuf Edebiyatı'nın hemen hemen bütün yönleriyle özet olarak tanınmasında, bu eser, birçok kolaylıklar sağlayacak ve Türk kültürünün sürekliliği içerisinde gelişime katkıda bulunacaktır. VII
Yabancılara Türkçe öğretimi ders kitaplarındaki okuma metinlerinin betimlenmesi
Bu çalışmada Yabancılara Türkçe Öğretim Setlerindeki (Yedi İklim Yabancılar İçin Türkçe, Gazi Üniversitesi TÖMER-Yabancılar İçin Türkçe, İstanbul Yabancılar İçin Türkçe, Yeni Hitit Yabancılar İçin Türkçe) B2 düzeyinde yazılan ders kitaplarında yer alan okuma metinleri, araştırmacı tarafından belirlenen okuma metinleri analiz maddelerinde yer alan hususlara göre karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Seçilen dört kitapta yer alan okuma metinlerinin türlerinin belirlenmesi, sınıflandırılması ve çözümlenmesi aşamasında nitel araştırma yöntemlerinden "doküman analizi" ve "içerik analizi" yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada B2 düzeyinde seçilen dört kitapta toplamda 124 okuma metni incelenmiştir. Araştırmanın amacı, yabancılara Türkçe öğretimi alanında kullanılan kitapların (B2 düzeyi) içerisinde yer alan okuma metinlerinin türlerinin, farklılıklarının ve benzerliklerinin ortaya konulması yoluyla betimlenmesi, B2 düzeyinde kitaplarda çoğunlukla hangi metin türlerinin kullanıldığını belirlemek ve Türkçe öğrenen yabancı öğrenicilerin B2 düzeyinde çerçeve metnin ruhuna uygun okuma becerisine ulaşmasını sağlamaktır. Araştırmanın sonucunda B2 düzeyinde incelenen kitaplarda metin türlerinin kitaplara göre çeşitlilik gösterdiği bununla birlikte benzer metin türlerinden faydalanıldığı gözlemlenmiştir.
Türkiye Türkçesinde şaşırma bildirimi işaretleyicileri
Konuşucu önermeye yönelik şaşırma tepkisini çeşitli yollarla işaretleyebilir. Türkiye Türkçesinde şaşırma bildirimi olarak ifade edebileceğimiz bu yapılar dilbilimde mirativity olarak tanınır. Çalışmada, Türkiye Türkçesine ait seçilen tiyatro metinlerinden ve Türkçe Ulusal Derlemi'nden oluşturduğumuz korpus üzerinde, edimsel yaklaşımla Türkçede şaşırma bildirimi işaretleyicileri incelenmiştir. DeLancey (1997)'nin yaklaşımı temel alınarak şaşırma bildirimi kanıtsallıkla ilişkili ancak bağımsız bir kategori olarak kabul edilmiş ve işaretleyicilerin tespit edilmesinde Aikhenvald (2012)'ın belirlediği beş anlamsal değerden faydalanılmıştır. Semantik sınıflandırma altında belirlenen işaretleyiciler dil bilgisel türüne göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda Türkiye Türkçesinde şaşırma bildiriminde hangi morfolojik, morfosentaktik, söz dizimsel ve sözcüksel işaretleyicilerin, hangi bağlamlarda kullanıldığı incelenmiş ve açıklanmıştır. Ayrıca şaşırma bildiriminde kişi tercihi ve şaşırmanın kaplamında ortaya çıkan diğer anlam alanları ayrı bir bölümde tartışılmıştır. Dil bilgisi çalışmalarına katkı sağlamanın yanı sıra evrensel düzeyde dil tipolojisi çalışmaları için de veri sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: şaşırma bildirimi işaretleyicileri, kaplam, kanıtsallık, yeni bilgi, sürpriz.
Seray Şahiner'in yapıtlarında toplumsal cinsiyet
Kadın hareketinin amacı, kadınların karşılaştıkları temel sorunların nelere dayandığını ortaya koymak ve bunları çözüme ulaştırmaktır. Bu sorunlardan en önemlisi, kadın ve erkeğin farklı toplumsallaşma süreçlerinden geçmek durumunda kalmalarıdır. Bu süreçte kültür aracılığıyla aktarılarak öğrenilen kadınlık ve erkeklik ayrımları, biyolojik cinsiyete değil toplumsal cinsiyete işaret eder. Dolayısıyla kadınlar bu roller aracılığıyla baskılanır ve belli sınırlar içinde tutulurlar. Feminist hareketin bir uzantısı olarak ortaya çıkan feminist edebiyat eleştirisi, kadınların içinde bulundukları sınırların aşılabilmesi için, feminist bir bakış açısı geliştirilmesine aracılık eder. Edebiyat eserlerine bu bakış açısıyla yaklaşmak, kadınların kendilerine özgü bir edebiyatlarının olduğu gerçeğinin ortaya çıkarılmasına ve toplumsal cinsiyet rollerinin aşınmasına katkı sağlar. Dolayısıyla edebi metinlerde çizilen bu rollerin açığa çıkarılması, kadınların özgürleşmeleri yolunda atılan önemli bir adımdır. İlk eserleri 2000'li yıllarda yayımlanan genç bir yazar olan Seray Şahiner'in yapıtlarında en belirgin izlek kadınlık meselesidir. Dolayısıyla yazarın yapıtlarını feminist bir yaklaşımla değerlendirmek, cinsiyet rollerinin kadınlar üzerindeki baskılayıcı etkisinin görünür olmasına ve azalmasına katkı sağlar. Şahiner'in yapıtlarında toplumsal cinsiyet rolleri, yaratılan kadın karakterler aracılığıyla işlenmiştir. Kadınlık, cinsellik ve annelik gibi meseleler etrafında tartışılan bu roller, toplumsal yaşamda karşılaşılan zorlukların kurmaca alanına taşınması ve çözümlenmesine yarar. Yazarın yapıtları, içselleştirilmiş tutum ve davranışların değişimine katkı sağlayacağı düşünülerek, yapıtlar feminist kuram ışığında incelenmiştir.
Esra Türkekul'un romanlarında polisiye kurgu
Esra Türkekul'un Kapalıçarşı Cinayeti ve Cadıbostanı Cinayeti romanlarının yakın okuma yöntemiyle polisiye romanın suç, suçlu, dedektif, polis, olay mahalli, suç aleti, cinayetin işlenme biçimi gibi unsurları göz önünde bulundurularak incelendiği bu çalışma, iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde popüler kültür ve popüler edebiyat kavramları üzerinde durulması popüler kültür etrafında gelişen bir tür olan ve çalışmanın esasını oluşturan polisiye romanın daha iyi anlaşılması için kuramsal bir çerçeve çizmek adına önem taşımaktadır. Bununla birlikte polisiye romanın tarihsel süreçteki gelişimini anlamak için dünya edebiyatındaki ve Türk edebiyatındaki gelişimi hakkında bilgi verilmektedir. Tezin ikinci bölümünde Türkekul'un iki romanı yakın okuma yöntemiyle analiz edilmiştir. Türkekul'un eserleri hakkında şimdiye kadar akademik nitelikte bir çalışmanın yapılmamış olması ve literatürde boşluk görülmesi çalışmanın önemini artırmaktadır. Türkekul'un yazınsallığının ele alındığı ve polisiye kurguya özgü niteliklerin incelendiği ikinci bölümde aynı zamanda Türk edebiyatında yer alan ana karakteri kadın dedektif olan diğer polisiye romanlarla karşılaştırmalar yapılmış ve yazarın polisiyeye özgü unsurlara getirdiği yenilikler ortaya konmuştur. Yazarın romanlarında işçi hakları, ırkçılık, eğitim sorunları, kentsel dönüşüm gibi konulara yer vererek polisiye kurguya derinlik ve yeni bir yaklaşım kazandırdığı tespit edilmiştir.
Topkapı Sarayı Kütüphanesi revan no: 1969'da kayıtlı Mecmū'a-ı Eş'ār (vr. 1-168) (İnceleme-metin)
Bu çalışma Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1969 numarada kayıtlı olan Mecmû'a-i Eş'âr adlı şiir mecmûasının inceleme ve çeviriyazılı metnini içermektedir. Mürettibi ya da müstensihi bilinmeyen mecmûa 168 varak olup içinde 815 şiir bulunmaktadır. Belli bir tertip gözetilmeden düzenlenen mecmûada 639 gazel, 92 ferd, 54 murabba, 12 kıta, 7 mesnevî, 4 rubâ'î, 3 muhammes, 1 müseddes, 1 terkîb-bend, 1 tercî-bend ve 1 lugaz olmak üzere toplam 11 farklı nazım şekli kullanılmıştır. İstinsah tarihi belli olmayan mecmûanın 16. yüzyıl ortalarında yahut sonlarında tertip edildiği düşünülmektedir. Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında mecmûa ve mecmûa türleri hakkında bilgi verilmiştir. İnceleme kısmında çalışmanın konusunu oluşturan eserin şekil ve muhteva özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise eserin çeviriyazılı metni ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mecmū'a, Klasik Türk Edebiyatı, Osmanlı şiiri.
Başlangıçtan günümüze Türkçe dilbilgisi çalışmalarına bakış
Gramer çalışmalarının tarihi kuşkusuz yazının tarihi kadar eskidir. Ulaşabildiğimiz eserleri incelediğimizde herhangi bir kültür alışverişinde bulunmayan farklı coğrafyalardaki milletlerin bile birbirinden bağımsız olarak aynı sorular üzerine düşündüklerini görmekteyiz. Dil üzerine sorulan bu sorular yaklaşık binlerce yıl sürecek bir serüveni başlatmıştır. Türk dilinin ilk metinlerindeki edebi üslup ve ifade duruluğu Türklerin de dil üzerine uğraştıklarının işaretlerini verse de elimize ulaşan eserleri incelediğimizde bu serüvene yaklaşık bin yıldır ortak olduğumuzu görüyoruz. Zaman içerisinde farklı kültür dairelerinin etkisine giren Türk dilciliği bugünkü olgunluğuna erişinceye dek uzun bir gelişim sürecinden geçmiştir. Çalışmamızda amacımız bu gelişim sürecini Türkçe gramer çalışmalarından başlatarak Türkiye Türkçesi üzerinden bu etki alanlarını saptamaya çalışmaktır. Bu durumda dünyada gramerin genel durumu ve etkilendiğimiz çerçevenin gelişim süreci çalışmamızın üzerinde yükseleceği temeller olacaktır. Türk gramerciliği üzerine yapılan çalışmalar ve saptamalara destek olacağını düşündüğümüz bu çalışmamız, genel olarak bilinen tezlerin arka planları ve gelişim evreleri ile birlikte sunulmasını amaçlamaktadır. Bu çalışma ile Türkçe gramer eserlerinin geçirdiği bin yıllık evrim araştırmacılara sunulmak istenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkçe, Türkiye Türkçesi, Türkçe Gramer, Türkçe Dilbilgisi.
Doğu Türkçesi ilk Kur'an çevirilerinde fiiller
Dinsel inançlar beraberinde kendi kültürel birikimlerini de getirirler. Her bir dinin kültürel dünyası, o dini benimseyenlerin inanç tarihinin dışında dil, kültür ve edebiyat tarihlerini de etkiler ve zenginleştirir. Türkler, İslamiyet'i benimsedikten sonra, İslam kültür dairesine eklemlenebilmek için Kur'an'ı Türkçeye çevirirler. Doğu Türkçesine ait bu ilk çevirilerden elimizde TİEM 73, Rylands, Anonim Tefsir, Hekimoğlu ve Özbekistan nüshaları bulunmaktadır. TİEM 73, Rylands, Hekimoğlu ve Özbekistan nüshaları Kur'an'ın Farsçaya ilk çevirisinde olduğu gibi satırarası çevirilerdir. Arapçasını bire bir karşılayan bu çeviriler çoğunlukla Türk dilinin söz dizimine aykırıdır. Bununla birlikte, ilk çevirilerin din terminolojisinin Türk diline aktarımının üstesinden gelerek Türk dilinde daha önce tanıklanmayan sözcükleri de içeren, zengin bir söz varlığıyla, dili geliştirdikleri görülmektedir. Doğu Türkçesi ile ilk Kur'an çevirilerinde fiillerin yapım ve çekim morfolojisi bakımından incelendiği bu çalışmada, bu eserlerin, yalnızca söz varlığı ve sözlük çalışmaları için değerli olmadığı, aynı zamanda tarihî Türk dili grameri bakımından da önemli olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Özellikle çekim morfolojisine ilişkin elde edilen bilgiler, Karahanlı ve Harezm Türkçesi dönemlerine ait birçok bilginin yeniden değerlendirilmesinin yolunu açmaktadır. Anahtar Kelimeler: İlk Kur'an Çevirileri, TİEM 73, Rylands Nüshası, Anonim Tefsir,Hekimoğlu Nüshası, Özbekistan Nüshası, Karşılaştırmalı Fiil Grameri.
Gagauz Balladaları/Türküleri (M. A. Durbaylo'nun metinleri) metin aktarma ve inceleme
Bu çalışmada M. A. Durbaylo'nun "Ballada Türküleri" adlı derleme eserindeki balladalar, metin aktarması ile motif ve şekil incelemesi yapılarak bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eserdeki balladalar, Gagauz Türkçesiyle kaleme alınmış olup Gagauz Türklerinin hayatlarıyla, yaşama biçimleriyle ve dünyaya bakışlarıyla yakından alâkalıdır. 1991 yılında yayımlanan bu eseri Durbaylo, 1970-1990 yılları arasında Gagauzya'nın muhtelif bölgelerindeki Gagauz köylerinden yaptığı derlemelerden oluşturmuştur. Balladalar, Balkan halklarına ait bir türkü tarzıdır ve yaşanmış bir olaya dayanır. Ancak burada şekil olarak Balkanlar'daki halkların edebiyatlarına ait birtakım şekil unsurlarını görsek de içerik olarak Gagauzların eski dönemlerine ait hayat anlayışlarını, gelenek ve göreneklerini, tarihini, dünyaya bakışlarını, inançlarını ve onların ortak Türk tarihine ve Türk dünyası edebiyatına ait izlerini canlı bir şekilde bulmak mümkündür. Çalışmada Gagauz tarihi, folkloru ve balada türü hakkında bilgiler verilip, balladalar şekil incelemesi ve motif incelemesine tabi tutulmuştur. Metinler, Gagauz Türkçesiyle olanları normal harflerle, Türkiye Türkçesiyle olanları ise italik harflerle verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, Gagauz Türkçesiyle ve Kiril harfleriyle yazılı bulunan bu metinleri Latin alfabesine ve Türkiye Türkçesine aktarıp üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunmaktır. Türk dünyasının bir parçası olan ve Türk dünyasında örneği yok denecek kadar az bulunan Gagauz Türklerinin bu balladaları, Türk dünyasının edebiyatının içine dahil etmek ve Gagauzların geçmişine ait bilgilere bu kanaldan ulaşmak suretiyle Türk dünyasını ve bilim dünyasını bu eserden ve dolayısıyla bu balladalardan haberdar etmektir. Anahtar Kelimeler: Ballada, Gagauz, Ballada Türküleri, Gagauz Balladaları
Doğu Türkçesi Kur'an tercümelerinde isim
Bu çalışmada, gramer özellikleri bakımından Eski Türkçe döneminin devamı niteliği taşımasının yanı sıra sınırlı sayıdaki gramer özellikleriyle farklılık gösteren Türk milletinin İslamiyet'i kabulüyle yeni bir kültür ve medeniyet çevresine dahil olup değişim ve gelişim dönemi içine giren Doğu Türkçesiyle yazılmış Kur'an tercümelerinde isim yapıları incelen-meye çalışılmıştır. İlk olarak söz konusu eserler, Kur'an tercümelerinin tarihi ve üzerine yapılmış çalışmalar hakkında genel bilgiler verilmiş olup sonrasında söz konusu eserde geçen ad yapım ekleri tespit edilmiş ve metinlerden alıntılanan örneklerle işlevlerine göre sıralanmıştır. Metin-lerden alıntılanan örnek kelimeler, metinlerden cümle bağlamında alıntı yapılarak gramer ve anlamsal olarak ispatlanmaya çalışılmıştır. Sonraki bölümde ise durum ekleri, sıfat, zarf, zamir ve edat yapılarına değinilmiş olup metinlerden alıntılanan örneklerle pekiştirilmiştir. Çalışmanın asıl bölümünü isim yapıları oluşturmaktadır. Çalışmanın temel amacı; Türkçenin tarihsel dönemlerine ışık tutmak, Türk-çenin yeni bir kültür ve medeniyet çevresine dahil olmasıyla geçirdiği değişim ve gelişmeleri anlamaya çalışmak, bu alanda yapılmış çalışmalara katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Türkçesi, Ad Yapımı, Sıfatlar, Zamirler, Zarflar, Edatlar, Bağlaçlar.
Berlin El Yazmaları Kütüphanesin'deki Eski Anadolu Türkçesi satır-arası Kur'an tercümesi (Giriş-Metin)
İslamiyet, Türkler tarafından 10. yüzyılda benimsendi ve İslamiyet, Kur'an vasıtasıyla öğrenilmeye başlandı. Özellikle İlk Kur'an tercümeleri Karahanlı döneminde yapıldı. Türkler, Kur'an'dan Türkçeye birçok çeviri yaptı. Ayrıca yeni kavramlar, mütercimler aracılığıyla Türkçe kelimeler ile verilerek aktarıldı. Bu yüzden Kur'an tercümeleri Türkçenin söz varlığına katkı sağladığını düşünüyorum. Bunun yanı sıra her bir Kur'an tercümesi Eski Anadolu Türkçesi'nin dil özelliğini yansıtır. Bu sebepten dolayı Kur'an tercümeleri, Türkçe için önemli bir role sahiptir. İlk olarak bu çalışmada, Kur'an tercümeleri tarihi hakkında bazı bilgiler sunulmuş ve çalışmalar tanıtılmıştır. Daha sonra bu çalışma Berlin Kütüphanesi'ndeki A. Fot 45 numarada kayıtlı Satır-arası Kur'an Tercümesinin, Latin alfabesine aktarılmasından oluşur. Sonuç olarak, çalışmanın temel amacı; Türkçenin tarihsel dönemlerine ışık tutmaktır. Bence bu tez Eski Anadolu Türkçesinin söz varlığına katkı sağlamış ve bu çalışma Türkçenin gücünü ortaya çıkarmıştır. Dahası bu çalışma Türk dünyasına faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Satır-arası, Eski Anadolu Türkçesi, Kur'an-ı Kerim