İstanbul University
Discipline

Endodontics

İstanbul University

125

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Düşük tork ve hız değerinin kök kanal tedavisi sonrası post operatif ağrıya olan etkisinin incelenmesi: Bir randomize klinik araştırma

Amaç: Bu tez çalışmasının amacı, asemptomatik devital mandibular birinci büyük azı dişlerinde düşük tork ve hız değerlerinin, post-operatif ağrıya etkisini karşılaştırmaktır. Yöntem: Bu randomize klinik çalışmaya 80 hasta dahil edildi. Hastalar kök kanal şekillendirmesi sırasında kullanılan Fanta V Taper Gold döner eğe sisteminin farklı tork ve hız değerlerine göre dörde ayrıldı. Birinci gruba 1N tork ve 250 rpm hız, ikinci gruba 1N tork ve 350 rpm hız, üçüncü gruba 2N tork ve 250 rpm hız ve dördüncü gruba 2N tork ve 350 rpm hız olacak şekilde kanal şekillendirilmesi yapıldı. Hastalar tedavi sonrası ağrı yoğunluklarını 6.,24.,48.,72. saat ve 7. günde 10 cm'lik görsel analog skalasına kaydettiler. Her bir zaman aralığı için grupların karşılaştırılmasında One-Way ANOVA ve Kruskal Wallis, grupların zamana göre karşılaştırmasında tekrarlı ölçümler için varyans analizi (repeated measures ANOVA) kullanıldı. Bulgular: İstatistiksel analiz sonuçlarına göre düşük tork ve hız değerleri işlem sonrası post-op ağrı düzeylerinde anlamlı bir farklılık yaratmamıştır (p>0,005). İşlem anında preparasyon süreleri karşılaştırılmış olup 1N, 250 RPM uygulanan grupta anlamlı olarak daha fazla sürede preparasyon tamamlanmıştır. İşlem sonrası analjezik alınımı açısından gruplar arası anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Sonuç: Bu çalışmanın sınırlamaları dahilinde, üretici firmanın belirlediği değerlerden daha düşük tork ve hız uygulanmasının işlem sonrası post-op ağrıda üstünlük sağlamadığı, ancak düşük tork ve hız değerlerinin işlem esnasında preparasyon süresini uzattığı belirlenmiştir.

Betül Karaağaç
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal patlarının kök kanal tedavisi sonrası post operatif ağrıya olan etkisinin incelenmesi: Bir randomize klinik araştırma

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı kanal patları kullanarak kök kanal tedavisi uyguladıktan sonra postoperatif ağrı seviyesini değerlendirmek ve kanal patlarının ağrı üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Kök kanal tedavisi uygulamasına bağlı ağrının öngörülmesi ve tedavi sonrasında ağrı hissedilmesi hastalar için önemli bir korku kaynağıdır. Diş hekimleri de kanal tedavisi sonrası hastalarının ağrı seviyesi hakkında endişelidir. Tedavi sonrası ağrı hastalar tarafından beklenir, deneyimlenir, hatırlanır ve paylaşılır. Bu nedenle çalışmamızın amacı, kanal tedavisinin ağrı prevalansı ve şiddeti üzerine farklı kanal patlarının etkilerini belirlemek ve kanal tedavisi uygulanan hastalarda tedavi sonrası ağrının prevalansını ve şiddetini tahmin etmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız klinik bir çalışma olarak tasarlanmış olup Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi Endodonti Anabilim Dalı'na başvuran toplam 80 hastanın kanal tedavisi endikasyonu konmuş alt ve üst premolar dişleri üzerinde uygulandı. 80 hasta 4 eşit gruba ayrıldı ve her gruba VDW Gold endomotor yardımıyla V Taper Gold (Fanta Dental Material, Şangay, Çin) eğeleriyle 2 nm torkta ve 300 rpm hızda (devamlı) saat yönünde 360° rotasyon modunda kanal tedavisi uygulandı. Sealapex, AH Plus, MTA Fillapex ve Dia-Root Bioselar patları kullanılarak bitirilen tedavi sonrası ağrı seviyeleri numaralandırılmış ağrı skalası (NRS) ile 6-24-48-72. Saat ve 1. Haftada takip edildi. İstatistiksel analiz için SPSS 26.0 paket program kullanılmış olup, çalışmamız dâhilindeki her bir zaman aralığı için grupların karşılaştırılmasında parametrik testlerden 'Tek Faktörlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA)' ve parametrik olmayan testlerdeki karşılığı olan 'Kruskal Wallis, Friedman' testi kullanılmıştır. Grupların kendi aralarındaki karşılaştırma analizlerinde ise çoklu karşılaştırma testi olan 'Tukey' analizi kullanılmıştır. Ölçümler arasındaki ikili karşılaştırmalar ise 'LSD' testi ile analiz edilmiştir Bulgular: Tüm pat gruplarında cinsiyet ile postoperatif ağrı açısından istatistiksel anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Pat grupları ile yaş ve ilaç kullanımının dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Pat gruplarındaki ağrı ortalamaları karşılaştırıldığında AH Plus patında 6. saat, 48. saat ve 72. saat zaman dilimlerinde, diğer pat gruplarına göre daha yüksek ve anlamlı farklı ağrı ortalamaları bulundu (p<0,05). Her bir pat grubu kendi içerisinde zaman dilimlerine göre analiz edildiğinde Sealapex pat grubunda 6. saat ile 24. saat arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). AH Plus patında bütün zaman dilimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). DiaRoot Biosealer patı kullanılan hastalarda işlemden sonraki 6. saat ağrı seviyeleriyle 24. saat, 48. saat ve 72. saat ağrı seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). MTA Fillapex pat grubundaki ağrı düzeyleri kendi arasında karşılaştırıldığında 6. saat ile 48. saat, 72. saat ve 1. hafta arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). 24. saatteki ağrı düzeyleri diğer zaman dilimleriyle karşılaştırıldığında ise 48. saat ve 1. hafta ağrı ortalamaları ile istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Kanal tedavisi sonrası hissedilen ağrı, hastalarda işlem sonrası konforu azaltan en önemli sorunlardan biridir. AH Plus patı kullanımı sonrası ve diğer patlarla tedavilerden sonraki ilk 48 saat için, hastaların süreçle ilgili daha fazla bilgilendirilmesi ve analjezik ilaç konusunda değerlendirilmesini önermekteyiz

Alperen Doğan
Afyonkarahisar Health Sciences University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı eğe sistemleri ve farklı tork değerlerinde dentin çatlağının incelenmesi: Bir in-vitro çalışma

Amaç: Kök kanallarının hazırlanması, kök kanal tedavisinin başarısında en önemli basamaklardan biridir ve daha sonraki tüm prosedürlerin etkinliğini belirler. Bu aşamadaki prosedürel hatalardan birisi de dentinde çatlak oluşmasıdır. Dentin çatlağı uzun süreli oklüzyon kuvvetleri altında dişin çekimine sebep olacak vertikal kök kırıklarına neden olabilir. Bu çalışmanın amacı farklı eğe sistemleri ve farklı tork değerlerinde çalışılarak dentin çatlağı oluşumunun karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada tek kök ve tek kanallı, 140 adet alt küçük azı diş kullanıldı. Dişlerin kronları düşük hızlı testere yardımıyla kesilerek dişlerin boyu 15 mm'ye eşitlendi.20 diş kontrol grubu olarak ayrıldı. Geriye kalan 120 diş erimiş mum ile kaplandıktan sonra akrilik bloklara gömüldü. Akrilik sertleştikten sonra diş yüzeyindeki mumlar uzaklaştırılıp oluşan boşluğa periodontal ligament aralığını taklit etmek amacıyla polieter ölçü maddesi konularak tekrardan akrilik bloğa gömüldü. Dişler rastgele olacak şekilde 6 gruba ayrıldı. Grup1: one curve eğe sistemi ve 1N/cm tork, Grup 2: one curve eğe sistemi ve 2N/cm tork, Grup 3: one curve eğe sistemi ve 3N/cm tork, Grup 4:one reci eğe sistemi ve 1N/cm tork, Grup 5:one reci eğe sistemi ve 2N/cm tork, Grup 6: one reci eğe sistemi ve 3N/cm tork olacak şekilde preparasyonları tamamlandı. Grup 7'de ise herhangi bir preparasyon yapılmadan kontrol grubu olarak ayrıldı. Preparasyonu tamamlanan dişler su soğutması altında düşük hızlı testere yardımıyla 3,6,9 mm'den olacak şekilde yatay kesit alındı. Dişer çürük belirleyici boya ile boyanıp dental operasyon mikroskobu altında incelendi. Dişlerde oluşan dentin çatlakları ki-kare istatiksel testine tabi tutuldu.Bulgular: Kontrol grubunda hiçbir kesitte dentin çatlağı oluşumu gözlenmedi. Diğer tüm gruplarda çatlak oluşumu gözlendi. Kesitlere bakıldığında orta kesitte Grup 2' de anlamlı derecede diğer gruplara göre daha az çatlak bulundu. Diğer gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı.Kesit seviyesi gözetilmeksizin gruplar arası dentin çatlağı insidansı incelendiğinde Grup 1'de diğer gruplara göre anlamlı derecede az dentin çatlağı bulundu. Grup 4'te ise diğer gruplara göre anlamlı derecede daha fazla dentin çatlağı görüldü. Diğer gruplarda ise anlamlı bir fark görülmedi. Kesit seviyesi gözetilmeksizin çatlak tipi açısından incelendiğinde Grup 4'te anlamlı derecede fazla tamamlanmış çatlak olduğu görüldü. Diğer gruplar arasında anlamlı bir fark görülmedi.Gruplar dikkate alınmadan kesit seviyelerindeki çatlak insidansı karşılaştırıldığında önemli seviyede fark olmasa da apikal kesitte çatlak oranı yüksek bulundu. Sonuç: Resiprokasyon hareketinin rotasyon hareketine göre daha fazla dentin çatlağı oluşturabileceğini söyleyebiliriz. Her ne kadar düşük torkta dişe daha az stres geleceği ve dişte daha az çatlak görüleceği düşünülse de Ni Ti eğelerin ideal önerilen tork kullanımından uzaklaştıkça farklı sonuçlar çıkabilmektedir. Bizim önerimiz Ni Ti eğeleri üretici firmanın önerdiği tork değerlerinde kullanılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Dentin çatlağı, Tork, One Curve, One Reci

Ezgi Çabut
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ısıl işlem görmüş eğe sistemlerinin tekrarlayan kullanımının yüzey pürüzlülüğü ve döngüsel yorgunluk direncine olan etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı ısıl işlem protokolleriyle üretilmiş iki nikel-titanyum (NiTi) eğe sisteminin – Scope UniGold ve Scope UniBlue – döngüsel yorgunluk dayanımı ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Ayrıca, kullanım sayısının ve sterilizasyonun bu parametreler üzerindeki etkileri de araştırılmıştır. Yöntem: Toplamda 120 eğenin, 96 adeti Scope UniGold ve Scope UniBlue sistemlerine ait olmak üzere dört gruba(n=12) (kullanılmamış, 1, 2 ve 3 kez kullanılmış) ayrılmıştır. Eğe sistemleri, 90° eğimli paslanmaz çelik kanallar içinde 37°C sıcaklıkta döngüsel yorgunluk testine tabi tutulmuştur. Ayrıca, geri kalan 24 tanesi yüzey pürüzlülüğü değerlendirmesi için 4 gruba bölünmüş (n=12) ve temaslı profilometre ile SA (aritmetik ortalama pürüzlülük) ve SZ (maksimum tepe-çukur yüksekliği) ölçümleri yapılmıştır. İstatistiksel analizlerde ANOVA, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular: Döngüsel yorgunluk testinde, Scope UniBlue eğelerinin Scope UniGold eğelerine kıyasla anlamlı derecede daha yüksek dayanım gösterdiği belirlenmiştir (p<0,001). Kullanım sayısı arttıkça her iki sistemde de yorgunluk direnci azalmıştır. Yüzey pürüzlülüğü sonuçlarına göre, kullanım sayısına bağlı olarak pürüzlülük değerlerinde belirgin artış gözlenmiştir. Özellikle Scope UniGold eğeleri, ikinci ve üçüncü kullanım sonrası daha yüksek pürüzlülük değerleri sergilemiştir. Sonuç: Scope UniBlue sisteminin, daha yüksek martensitik faz içeriği ve geliştirilmiş ısıl işlem teknolojisi sayesinde döngüsel yorgunluk açısından üstün performans sergilediği görülmüştür. Ayrıca, yüzey bütünlüğünün korunmasında da Scope UniBlue sisteminin daha avantajlı olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, klinik kullanım açısından daha dayanıklı ve güvenli eğe sistemlerinin seçiminde yol gösterici olabilir.

Latif Furkan Kalender
Afyonkarahisar Health Sciences University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Apikal periodontitisli tek köklü daimi dişlerde kanal tedavisinin yenilenmesinde uygulanan farklı dolum tekniklerinin postoperatif ağrı ve radyografik iyileşme üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

APİKAL PERİODONTİTİSLİ TEK KÖKLÜ DAİMİ DİŞLERDE KANAL TEDAVİSİNİN YENİLENMESİNDE UYGULANAN FARKLI DOLUM TEKNİKLERİNİN POSTOPERATİF AĞRI ve RADYOGRAFİK İYILEŞME ÜZERINE ETKİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Bu çalışmanın amacı, apikal periododontitise sahip tek köklü ve tek kanallı dişlerde tek seansta kök kanal tedavisi yenilemesinde farklı dolum tekniklerinin postoperatif ağrı düzeyine ve radyografik olarak iyileşmeye etkisinin değerlendirilmesidir. Mevcut çalışmaya sistemik olarak sağlıklı 48 hastaya (ort. Yaş 34,19+9,75) ait başarısız kök kanal tedavisine sahip 63 adet (tek köklü tek kanallı ) diş dahil edildi. Rezidüel kök kanal dolgu materyalleri Protaper Universal Retreatment döner eğeleri (Dentsply, York, PA) ile uzaklaştırıldı. Tüm dişler Protaper Next döner eğeleri (Dentsply, York, PA) kullanılarak prepare edildi. Ardından uygulanan kök kanal dolgusu tekniğine göre dişler rastgele 3 gruba ayrıldı (n=21) ; Soğuk lateral kompaksiyon (SLK), Devamlı ısı ile kompasksiyon (DIK) ve Termoplastize güta-kor (TGK) teknikler kullanılarak kök kanal dolguları tek seansta tamamlandı. Daimi restorasyonlar aynı seansta direkt kompoit rezin kullanılarak gerçekleştirildi. Tüm vakalarda preoperatif, postoperatif, 3.saat, 24.saat, 48.saat ve 7.günde 'Sayısal Ağrı Değerlendirme Ölçeği (NRS)' kullanılarak ağrı düzeyleri değerlendirildi. Tüm vakalarda preoperatif ve postoperatif 6.aydaki periapikal radyografileri üzerinde PAI skorları kaydedildi. Elde edilen veriler istatistiksel(IBM, Armonk, NY, ABD) olarak analiz edildi. İstatistiksel olarak anlamlılık derecesi %5 olarak belirlendi. Mevcut çalışmanın sonucunda SLK ardından 3.saat aralığında 7.gün aralığına kıyasla anlamlı derecede daha fazla postoperatif ağrı oluştuğu bulundu (p<0.05). DIK ardından hem preoperatif hem de 3.saat zaman aralığında 7. güne kıyasla anlamlı derecede daha fazla postoperatif ağrı varlığı bulundu (p<0.05). Dolum teknikleri arasında değerlendirilen tüm zaman aralıklarında postoperatif ağrı açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Mevcut çalışmada test edilen tüm zaman dilimlerinde uygulanan tüm kök kanal dolgusu tekniklerinden sonra çalışmaya dahil edilen dişlerin postoperatif 6.ayda kaydedilen PAI skorları arasında bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Mevcut çalışmanın sonucunda 6.ayda elde edilen radyografik iyileşme ve postoperatif ağrı açısından SLK, DIK veTGK kök kanal dolgusu tekniklerinin benzer etkinliğe sahip bulundu.

AğrıAğrı-postoperatifDiş apeksi+6
Merve Işık
Bolu Abant Izzet Baysal University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt ve üst 1.molar dişlerde farklı minimal invaziv giriş kavite preperasyonlarının renklenme üzerine etkisinin spektrofotometrik analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmada, alt ve üst molar dişlere açılan farklı minimal invaziv giriş kavite tasarımlarının renklenme üzerine etkisi spektrofotometrik analiz yöntemi ile değerlendirildi. Mevcut çalışmaya, herhangi bir çürüğü ve restorasyonu bulunmayan 40 adet alt molar ve 40 adet üst molar diş dahil edildi. Dahil edilen üst molar dişler kendi aralarında rastgele 4 ana gruba (n=10), alt molar dişler de rastgele 4 ana gruba (n=10) ayrıldı. DOM altında üst ve alt molar dişlere sırasıyla; geleneksel, konservatif, ultra konservatif ve truss giriş kaviteleri açıldı. Çalışma boyu belirlendikten sonra kök kanalları Reciproc R25 yardımıyla prepare edildi. Final irrigasyonunda sırasıyla %5.25'lik NaOCl, %17'lik EDTA ve %5.25'lik NaOCl kullanıldı. 20 numara Irrisafe ultrasonik uç ile irrigasyon aktivasyon prosedürü gerçekleştirildi. Kanallar paper point ile kurulandıktan sonra R25 güta perka ile tek kon tekniğiyle dolduruldu. Kanal patı olarak AH Plus kullanıldı. Güta perka mine sement sınırında kesildikten sonra diş A2 kompozitle restore edildi. Çalışmadaki örneklerin renk ölçümleri Commission International de I‟Eclairage‟in standartlarına uygun bir biçimde işlem öncesi, işlemden sonra ve 1, 7, 30 ve 60. gün olacak şekilde 6 farklı zaman diliminde Vita Easyshade V spektrofotometre cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Renk ölçümleri aynı operatör tarafından, beyaz ışık altında spektrofotometrenin ucu dişlerin vestibül yüzeyinde daha önceden yapılmış kompozit çerçeveye yerleştirilerek aynı noktadan üç kez tekrarlandı. Her ölçümde L*, a* ve b* değerleri kaydedildi ve ortalaması alınarak ΔE değerleri hesaplandı. Renk değişiminin klinik olarak algılanabilirlik eşiği 3,3 birim olarak kabul edildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Mevcut çalışmada test edilen gruplarda çeşitli zaman aralıklarında başlangıca kıyasla klinik olarak algılanabilir renk değişimi (ΔE˃3.3) gözlemlendi. Mevcut çalışmanın sonucunda, üst molar dişlere açılan farklı giriş kaviteleri kıyaslandığında, geleneksel giriş kavitesinin açılmasını takiben 1. ayda başlangıca kıyasla daha fazla renklenme meydana geldiği tespit edildi. Test edilen diğer gruplar arasında, renklenme açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı.

Ayşe Gamze Koca
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İrrigasyon solüsyonlarının ozonlanmasının fiziksel özellikleri üzerine olan etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, irrigasyon solüsyonlarının ozonlanmasının fiziksel özellikler ve dentin tübüllerine penetrasyon üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmada sodyum hipoklorit (%5, %2.5, %1), EDTA (%17), klorheksidin diglukonat (%2) ve salin solüsyonları ile bu solüsyonların ozonlanmış halleri kullanıldı. Ozonlama, gaz fazı ozon konsantrasyonu 80 µg/NmL, gaz debisi 30 L/h ve temas süresi 5 dakika olacak şekilde Ozonette Ozon Jeneratörü (SEDECAL, Madrid, İspanya) kullanılarak gerçekleştirildi. Çözeltilerin pH, yoğunluk ve viskozite değerleri sırasıyla pH metre, piknometre ve Ostwald viskozimetresi kullanılarak belirlendi. Dentin tübüllerine penetrasyon değerlendirmesi için solüsyonlar Rodamin B ile işaretlenmiş, çekilmiş insan dişlerinden hazırlanan örnekler irrigasyon sonrası konfokal lazer taramalı mikroskop (CLSM) ile analiz edildi. Ölçümlerde ortalama ve maksimum penetrasyon uzunlukları ile yayılım alanları belirlendi. Ozonlama, NaOCl ve EDTA çözeltilerinde yoğunluk ve viskoziteyi anlamlı şekilde değiştirdi. CLSM analizleri, NaOCl gruplarında ozonlama sonrası dentin tübüllerine penetrasyonun arttığını, EDTA grubunda ise azaldığını gösterdi. Özellikle NaOCl gruplarında ozonlamanın penetrasyon kapasitesine etkisi, konsantrasyona bağlı farklılık gösterdi. Ozonlama işlemi irrigasyon solüsyonlarının fiziksel özelliklerini ve dentin tübüllerine penetrasyon davranışlarını etkilemektedir. Bu etkinin solüsyon türüne ve konsantrasyonuna bağlı olduğu gözlemlendi. Bulgular, ozonlanmış irrigasyon solüsyonlarının klinik kullanımı açısından dikkate alınması gereken yeni veriler sunmaktadır.

Kök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları
Ali Haraç
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı post sisteminin kök kanalından uzaklaştırılmasında kullanılan farklı tekniklerin etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı endodontik tedavi görmüş, sonrasında fiber ve PEEK post uygulanmış diş gruplarından postun ultrasonik yöntem ve fiber sisteminin drilleri kullanılarak sökülmesinin kök dentini üzerine etkilerini değerlendirmektir. İlk değerlendirme, söküm sırasında geçen süre ve oluşan sıcaklık değişimleri göz önüne alınarak yapıldı. Uygulama süresinin artmasında ve kök yüzeyindeki sıcaklık değişimlerinde; farklı post ve farklı söküm teknikleri kullanılmasının etkileri belirlendi. İkinci değerlendirme ise post sökümü sonrasında farklı irrigasyon aktivasyon yöntemleri kullanılarak, söküm tekniklerinin ve irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin dentin tübülleri üzerindeki etkileri, lazer taramalı konfokal mikroskop kullanılarak gözlemlendi. Drill yöntemi ile gerçekleştirilen post sökümleri, ultrasonik yönteme kıyasla anlamlı derecede daha kısa sürede tamamlanmıştır (p<0.05). Ultrasonik yöntemle yapılan işlemlerde, özellikle fiber postlarda, süre daha uzun bulunmuştur. Sıcaklık ölçümlerinde drill sistemleriyle yapılan sökümler minimal artış göstermiş, ultrasonik yöntemle yapılanlarda ise klinik açısından dikkate değer düzeyde sıcaklık artışları kaydedilmiştir (p<0.05). İrrigasyon aktivasyonu sonrasında dentin tübüllerine penetrasyon miktarı, kullanılan aktivasyon tekniğine bağlı olarak farklılık göstermiştir. PUI, SWEEPS lazer yöntemine kıyasla daha yüksek penetrasyon sağlamış, en düşük penetrasyon ise drill ile söküm sonrası SWEEPS uygulanan grupta gözlenmiştir. Sonuç olarak drill yöntemi, daha kısa süre ve düşük sıcaklık artışı sağlaması nedeniyle klinik açıdan avantajlı bir post söküm yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Ultrasonik yöntem ise süre ve sıcaklık açısından dezavantajlı olmakla birlikte post mobilizasyonunu kolaylaştırması nedeniyle klinikte tercih edilebilir. Post sökümü sonrası siman artıklarını ve smear tabakasını uzaklaştırabilmek için irrigasyon aktivasyonu önerilmektedir.

Yasemin Özdoğan Eser
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Rejeneratif endodontide kanal içi ozon uygulamasının büyüme faktörü salınımına etkisi

Endodontide geleneksel irrigasyon protokolleri dezenfeksiyon sağlarken, dentin matriksinden büyüme faktörlerinin salınımını da etkilemektedir. Ozon, sahip olduğu güçlü antimikrobiyal, biyouyumlu ve biyostimülan özellikleri nedeniyle son yıllarda endodontide irrigasyon solüsyonu, kanal içi medikament ve gaz formunda alternatif bir dezenfektan olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca smear tabakasını ortadan kaldırarak dentin tübüllerini açma ve dentin yüzeyinde biyolojik aktiviteyi artırma potansiyeli, ozonu rejeneratif endodontik tedavi için ilgi çekici bir seçenek haline getirmiştir. Ancak ozonun dentinden büyüme faktörü salınımına etkisine dair literatürde tarafımızca bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu in vitro çalışmanın amacı, farklı formlarda kanal içine uygulanan ozonun dentin matriksinden büyüme faktörü salınımına etkisini değerlendirmektir. Çalışmada periodontal nedenlerle çekilmiş, tek köklü ve tek kanallı toplam 64 insan premolar dişi kullanılmıştır. Örnekler rastgele gruplara ayrılmış ve çeşitli irrigasyon protokolleri uygulanmıştır. İşlemlerin ardından 1. Ve 7. günde toplanan örnekler ELISA yöntemi ile değerlendirilmiş, salınan TGF-β1 ve IGF-1 düzeyleri ölçülmüştür. Her örneğin kök kanal iç yüzey alanı mikrobilgisayarlı tomografi (mikro-BT) ile belirlenmiş, elde edilen veriler bu alanlara göre normalize edilerek ng/mm² biriminde raporlanmıştır. Bulgulara göre TGF-β1 tüm gruplarda salınmış, standart irrigasyon protokolü uygulanan grup ve ozonlu EDTA grubunda 7. günde 1. güne kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir artış gözlenmiştir. Buna karşın ozonlu su grubunda anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. IGF-1 açısından ise tüm gruplarda büyüme faktörü salınımı gerçekleşmiş ancak 1. ve 7. gün değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç olarak, ozon uygulamasının dentinden büyüme faktörü salınımı üzerinde sınırlı düzeyde etkili olduğu, özellikle EDTA ile kombine edildiğinde TGF-β1 salınımını artırabildiği gösterilmiştir.

AktifleştirmeBüyüme faktörleriEndodonti+4
Sude Okur
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bifid apeksli mandibular molar dişlerde midmeziyal kanal oranının ve kanal morfolojisinin mikro-BT aracılığıyla incelenmesi

Giriş: Bu çalışmanın amacı, mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) kullanılarak bifid apeksi olan ve olmayan mandibular molarların meziyal köklerinin internal morfolojisini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Doksan adet çekilmiş mandibular molar, bifid (n=45) ve non-bifid (n=45) gruplarına ayrıldı. Örnekler SkyScan 1172 cihazı ile (piksel boyutu 13,68 μm) tarandı; görüntüler NRecon yazılımıyla rekonstrükte edildi ve CTAn/CTVol programlarında analiz edildi. Kaydedilen parametreler arasında orifis ve ana apikal foramen sayısı, koronal/orta/apikal üçlülerdeki ana kanal sayısı, midmeziyal kanal (MMC) varlığı, meziyobukkal (MB) ve meziyolingual (ML) interorifis mesafesi yer aldı. Veriler Student's t-testi, Mann–Whitney U testi ve ki-kare testi ile analiz edildi; istatistiksel anlamlılık düzeyi 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Bifid kökler, koronal, orta ve apikal üçlülerde anlamlı derecede daha fazla sayıda ana kanal (p < .05) ve daha yüksek oranda MMC (p <.05) göstermiştir. İki orifisli köklerde MB–ML interorifis mesafesi, bifid köklerde non-bifid köklere kıyasla anlamlı derecede daha büyük bulunmuştur (p <.05). Vertucci konfigürasyon dağılımları gruplar arasında belirgin farklılık göstermiştir; bifid köklerde ağırlıklı olarak Tip V (n = 14) ve Tip IV (n = 12) paternleri ile ek kompleks varyantlar (23, 232, 1323) gözlenirken, non-bifid köklerde daha çok Tip I (n = 14), Tip III (n = 11) ve Tip VI (n = 5) paternleri izlenmiştir. Sonuç: Bifid apeksi bulunan mandibular molarların meziyal kökleri, non-bifid köklere kıyasla daha karmaşık kanal morfolojisi sergilemiş; bu durum daha fazla ana kanal sayısı, artmış MMC prevalansı, daha büyük interorifis mesafeleri ve farklı Vertucci konfigürasyon paternleri ile karakterize edilmiştir.

Pembe Büşra Kaygısız
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel üç farklı kırık alet çıkarma tekniğinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Endodontik tedavi sırasında alet kırılması, kök kanal sisteminin temizlenme ve şekillendirilmesini engelleyerek prognozu olumsuz yönde etkileyebilen ciddi bir komplikasyondur. Bu çalışmanın amacı, kırık aletlerin uzaklaştırılmasında kullanılan üç farklı sistemin Terauchi File Retrieval Kit (TFRK), XP-endo Shaper (ultrasonik destekli) ve Meitrac sisteminin etkinliğini başarı oranı, işlem süresi ve dentin kaybı açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada toplam 60 adet insan premolar dişi kullanılmış, her bir grupta 20 örnek olacak şekilde üç deney grubu oluşturulmuştur. Tüm işlemler dental operasyon mikroskobu altında gerçekleştirilmiştir. TFRK grubunda ED87–89 ultrasonik uçlar, XP-endo Shaper grubunda Talal's Endo Kit T6 ucu, Meitrac grubunda ise trepan frezler ve ekstraktör sistemi kullanılmıştır. Kırık aletler apeksin 5 mm gerisinde oluşturulmuş, işlem süreleri kronometre ile kaydedilmiş, başarı kriteri kırık aletin tamamen çıkarılması olarak kabul edilmiştir. Dentin kaybı, işlem öncesi ve sonrası tartımların hassas terazi ile karşılaştırılması yoluyla hesaplanmıştır. Bulgulara göre, XP-endo Shaper ve TFRK gruplarında %85, Meitrac grubunda ise %80 başarı oranı elde edilmiştir. Ortalama işlem süreleri XP-endo Shaper'da 16.38 dk, TFRK'da 18 dk ve Meitrac'ta 26.21 dk olarak kaydedilmiştir. Dentin kaybı ise en düşük TFRK'da medyan 0.0094 g (ÇAA: 0.0053 – 0.0189), XP-endo Shaper grununda medyan 0.0225 g (ÇAA: 0.0070 – 0.0401),en yüksek değer olarak Meitrac'ta 0.0255 g (ÇAA: 0.0104 – 0.0491) bulunmuştur. Sonuç olarak, XP-endo Shaper kısa işlem süresi ile öne çıkarken; TFRK dentin koruyuculuğu, Meitrac ise geniş erişim kolaylığı sağlamıştır. Bu bulgular, klinik uygulamalarda kullanılacak tekniğin, kırık aletin lokalizasyonu, kanal morfolojisi ve operatör deneyimine göre seçilmesi gerektiğini göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Kırık alet çıkarma, TFRK, XP-endo Shaper, Meitrac, Endodonti

Furkan Yılmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller ve mandibular molar dişlerde post boşluğu preparasyonunun kök dentin kalınlığına etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı çaplardaki post boşluğu frezlerinin maksiller ve mandibular molarlarda kalan dentin kalınlığı üzerine etkisini yüksek çözünürlüklü mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) kullanarak değerlendirmekti. Yöntem: Önceden elde edilmiş mikro-BT veri setlerinden seçilen, düz veya hafif eğimli köklere sahip otuz maksiller ve otuz mandibular molar dişler homojen gruplara ayrıldı. Maksiller molarların palatinal kökleri ve mandibular molarların distal kökleri, üç farklı çapta Peeso frez (1.14, 1.25 ve 1.55 mm; her grup için n = 10) ile hazırlandı. Preparasyon öncesi ve sonrası taramalar çakıştırma yapılarak, furkasyon seviyesinden apikale doğru 1 mm aralıklarla farklı yönlerde kalan dentin kalınlığı ölçüldü. Veriler ANOVA ve post-hoc testleri ile analiz edildi (α = 0.05). Bulgular: Maksiller molarlarda, tüm yönlerde ve drill çaplarında dentin kalınlığı genellikle 1 mm'den fazla olarak korunmuş, sadece maksiller molarlarda 1.55 mm drill kullanılan bukkal yönde bir perforasyon saptanmıştır. Bukkal duvarlar, palatinal duvarlara kıyasla sürekli olarak daha kalındı. Mandibular molarlarda, meziyal duvarlar distal duvarlardan anlamlı derecede daha incedir (p <.05). Özellikle 1.14 mm ve 1.25 mm drill gruplarında meziyal yüzlerde postoperatif kalınlık sıklıkla 1 mm ve daha altına düştü. 1.55 mm drill grubunda üç perforasyon meziyal duvarda gözlendi. Distal duvarlar ise genellikle 1 mm'den fazla dentin kalınlığını korudu ve perforasyon görülmedi. Sonuç: Post boşluğu preparasyonunda kullanılan drill çapı, molar köklerde kalan dentin kalınlığını önemli ölçüde etkilemektedir. Maksiller molar dişlerinin palatinal kökleri, daha büyük drillerle bile, minimum perforasyon riskiyle post boşluğu preparasyonu güvenli bir şekilde uyum sağlayabilir. Mandibular molar dişler de distal kökler dentin incelmesi ve perforasyonu açısından yüksek risk altındadır. Konservatif preparasyon veya postsuz restorasyonlar önerilir.

Amine Yiğit
Bolu Abant Izzet Baysal University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı endodontı̇k ı̇rrı̇gasyon solüsyonlarının e.faecalis bı̇yofı̇lmı̇ üzerı̇ndekı̇ antı̇bakterı̇yel etkı̇nlı̇klerı̇nı̇n in vitro olarak ı̇ncelenmesı̇

Bu çalışmanın amacı; klor içermeyen farklı solüsyonların; kök kanallarındaki E. faecalis'e karşı etkilerini incelemek ve bu solüsyonların etkinliklerini endodontik tedavide en sık kullanılan solüsyonlar olan NaOCl, CHX ve EDTA ile in-vitro olarak incelemektir. Çalışmamızda 120 adet mandibular premolar diş kullanıldı. Dişlerin kronları uzaklaştırılarak 15 mm uzunluğunda kök kanalları elde edildi. Kök kanalları ProTaper Next X3 numaralı eğeye kadar şekillendirildi. Tüm kökler otoklavda sterilize edildi. Negatif kontrol grubu haricindeki tüm örnekler E. faecalis ile kontamine edildi ve 7 günlük inkübasyona bırakıldı. Dişler rastgele 6 deney ve 2 kontrol grubuna ayrıldı (n=15). Grup1: pozitif kontrol grubu, grup 2: negatif kontrol grubu; grup 3: % 5.25'lik NaOCl; grup 4: %17'lik EDTA, grup 5:%2'lik CHX; grup 6: Doctor Mady Bitkisel Çamaşır Suyu; grup 7: Green Clean Bitkisel Çamaşır Suyu, grup 8: Seventh Generation Klorsuz Çamaşır Suyu. Dezenfeksiyon işlemi sırasında steril paper pointler ile yüzey sürüntüsü ve steril ProTaper Next X3 eğeleri yardımı ile dentin talaşı alınarak steril ependorf tüpü içindeki besi yerine yerleştirildi ve tekrar inkübe edildi. 24 saat sonraki bakteriyel üreme miktarları (CFU) belirlendi ve istatistiksel analizler Tek yönlü varyans analizi, post-hoc Tukey HSD testi ile yapıldı. Pozitif kontrol grubu ile grup 4 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Grup 3, 5 ve 7 arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Grup 5 ve grup 3, 7 ve 8 arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Grup 6 ve 8 arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Grup 7 ve grup 3, 5 ve 8 arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Grup 8 ve grup 5, 6 ve 7 arasında istatistiksel yönden anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Negatif kontrol grubu, grup 3 ve 5 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamaktadır (p>0.05). NaOCl, EDTA, CHX, Doctor Mady Bitkisel Çamaşır Suyu, Green Clean Bitkisel Çamaşır Suyu, Seventh Generation Klorsüz Çamaşır Suyu bakteri sayısında azalmaya neden olmuştur. NaOCl, CHX ve Green Clean Bitkisel Çamaşır Suyu arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmazken NaOCl en yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahiptir. Anahtar Kelimeler: klorsuz çamaşır suyu, E. faecalis, irrigasyon, ısrarcı enfeksiyon, serbest aktif klor

Antibakteriyel ajanlarAntienfektif ajanlarBiyofilmler+7
Özge Güngör Tunçbilek
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kanal patı aktivasyon yöntemlerinin farklı kök kanal dolum teknikleri ile birlikte uygulandığında dentin penetrasyonu ve bağlantı dayanımına etkisinin incelenmesi: CLSM değerlendirmesi

Bu çalışmanın amacı; üç farklı kanal patı aktivasyon yöntemi kullanılarak farklı dolum teknikleri ile yapılan kanal dolgularındaki dentin tübülü penetrasyon seviyelerinin ve bağlanma dayanımlarının incelenmesi ve bu iki parametre arasındaki korelasyonun değerlendirilmesidir. Çalışmamızda 176 adet üst çene kesici diş kullanıldı. Tüm dişlerin kron kısımları uzaklaştırılarak 15 mm'lik standart kökler elde edildi. Kök kanalları ProTaper Next nikel titanyum döner eğeler ile X4 numaralı eğeye kadar genişletildi. Kullanılan kanal patı aktivasyon yöntemine göre 4 farklı grup oluşturuldu: (1. Aktivasyon yok (kontrol), 2. Manuel dinamik aktivasyon (MDA), 3. Sonik aktivasyon (EDDY) ve 4. Pasif Ultrasonik aktivasyon (PUA)). Daha sonra her bir grup kullanılacak obturasyon tekniğine göre 4 alt gruba ayrıldı: A. Soğuk lateral kondensasyon, B. Tek kon, C. Güta-Perka olmadan sadece pat, D. Devamlı ısı ile obturasyon (Elements) ( n=11 her grup için). Kök kanal dolumları tamamlandıktan sonra her bir örnekten koronal-orta-apikal olmak üzere 1 mm kalınlığında 3'er kesit elde edildi. Önce konfokal lazer taramalı mikroskop ile kesitlerin dentin tübülü penetrasyon yüzdesi, alanı ve derinliği değerlendirildi ve daha sonra aynı kesitler bağlanma dayanımı değerlerini incelemek üzere push-out bağlanma testine tabi tutuldu. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi için tek yönlü varyans analizi, çoklu karşılaştırmalar için Kruskal Wallis testi, değişkenler arasındaki korelasyon için Spearman testi kullanıldı. Çalışmamızdan elde edilen veriler değerlendirildiğinde; soğuk lateral kondensasyon ile doldurulan gruplarda karşılaştırılan hiçbir pat aktivasyon yöntemi penetrasyon yüzdelerinde istatistiksel olarak bir değişiklik oluşturmadı (p>0,05). PUA ve EDDY'nin pat penetrasyon alanı ve derinliğinde azalmaya yol açtığı ancak sadece PUA ile meydana gelen azalmanın istatistiksel bir fark yarattığı gözlendi. (p≤ 0,05). Bağlanma dayanımı değerlerine bakıldığında ise yine PUA ve EDDY'nin bu değerleri azalttığı MDA'nın ise arttırdığı ancak bu değişimlerin de istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlendi (p>0,05). Tek kon tekniği ile doldurulan gruplarda; pat aktivasyonu ile penetrasyon yüzdesi değerlerinde anlamlı bir değişiklik elde edilmedi. Penetrasyon alanı, penetrasyon derinliği ve bağlanma dayanımı değerlerine bakıldığında sadece manuel dinamik aktivasyon ile bu değerlerin anlamlı bir artışı gözlenebilirken (p≤0,05) diğer aktivasyon yöntemlerinin oluşturdukları değişiklikler istatistiksel bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). Sadece pat ile doldurulan gruplarda EDDY grubu en yüksek penetrasyon değerlerini (yüzde-alan ve derinlik) gösterdi ancak hiçbir grup arasında istatistiksel açıdan fark bulunamadı (p>0,05). Ayrıca; tüm aktivasyon gruplarının bağlanma değerlerini azalttığı ancak sadece PUA ile aktive edilen grupta istatistiksel olarak bir fark oluştuğu görüldü (p>0,05). Devamlı ısı ile obturasyon tekniği kullanılarak doldurulan kanallarda ise hiçbir pat aktivasyon yönteminin penetrasyon yüzdesi, alanı ve derinliğinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark oluşturmadığı görüldü (p>0,05). Bağlanma dayanımı değerlerine bakıldığında PUA ve EDDY'nin bu değerleri düşürdüğü ve bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturduğu gözlendi (p≤0,05). Elde edilen veriler değerlendirildiğinde; kök kanalı dentin tübül penetrasyonu (penterasyon yüzdesi, alanı ve derinliği) ve bağlanma dayanımı değerlerinin kanal patı aktivasyon yöntemlerinden değişen oranlarda etkilendiği söylenebilir. Ayrıca bu etki, farklı kök kanal dolum teknikleri uygulandığında farklı sonuçlar gösterebilmektedir. İlave ekipman gerektirmeyen, basit ve ucuz bir yöntem olan manuel dinamik aktivasyon özellikle tek kon tekniğinde tübül penetrasyon değerlerini ve bağlanma dayanımı değerlerini arttırabildiği için tercih edilebilir. Özellikle devamlı ısı ile obturasyon tekniğinde soğutma suyundan yoksun olarak kullanılan sonik ve ultrasonik sistemler çalışmamızda olduğu gibi frekans değerleri ve aktivasyon süreleri arttırıldığında bağlanma dayanımı değerlerini düşürebilmektedir. Bağlanma dayanımı değerleri, kök kanal dolum tekniğine bağlı olarak değişmekle birlikte dentin tübülü penetrasyon değerlerinden bağımsızdır. Anahtar kelimeler: bağlanma dayanımı, konfokal lazer taramalı mikroskop, pat aktivasyonu, pat penetrasyonu, sonik aktivasyon, ultrasonik aktivasyon

Dental bondingDental stres analiziDentin+6
Seda Tan İpek
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ı̇çeriğe sahip ı̇rrigasyon solüsyonları ve çeşitli enzimlerin kombine kullanımının Enterococcus faecalis biyofilmi üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Enterococcus Faecalis (E. faecalis) ile kontamine edilmiş dentin bloklarında final irrigasyon solüsyonu olarak %2,5 sodyum hipoklorit (NaOCl), %2 klorheksidin (CHX), irritrol ve gümüş kitosan nanopartikülü (AgCNP)'nün hem tek başına hem de deoksirübonükleaz 1 (DNase 1) ve tripsin ön enzim uygulamaları ile kombine kullanımının antibakteriyel etkinliğininin konfokal lazer taramalı mikroskop (KLTM) ile araştırılması amaçlandı. Çalışmaya 76 adet tek kök ve tek kanala sahip mandibular dişten elde edilen 4 mm x 4 mm x 0,7 mm boyutlarında 152 adet yarım silindirik dentin bloğu dahil edildi. Tüm dentin blokları otovlavda steril edildi. Smear tabakasının uzaklaştırıldığı ve önceden var olan mikrobiyal kolonizasyonun sterilizasyon işlemi sonrasında elimine edildiği rastgele seçilen 4 örnekte tarama elektron mikroskobu (SEM) ile doğrulandı. 148 adet dentin bloğuna 21 gün boyunca E. faecalis inokülasyonu gerçekleştirildi. E. Faecalis'in dentin bloklarında inoküle olduğunu ve biyofilm formasyonu oluşturduğunu doğrulamak için 4 adet dentin bloğu pozitif kontrol grubu olarak ayrıldı ve SEM ile incelendi. İnokülasyonun doğrulanmasını takiben 144 dentin bloğu test edilecek final irrigasyon protokollerine göre 12 gruba ayrıldı (n= 12); NaOCl, CHX, İrritrol, AgCNP, Tripsin/ NaOCl, Tripsin/ CHX, Tripsin/ İrritrol, Tripsin/ AgCNP, DNase 1/ NaOCl, DNase 1/ CHX, DNase 1/ İrritrol ve DNase 1/ AgCNP. Final irrigasyon protokolleri uygulamalarının ardından dentin blokları üretici talimatları doğrultusunda Live/ Dead BacLight Bakteriyel Canlılık Kiti kullanılarak boyandı. Boyama işleminin ardından dentin blokları KLTM ile görüntülendi. KLTM görüntüleri üzerinde ImageJ yazılımı kullanılarak ölü ve canlı bakterilerin yüzdesi hesaplandı. Elde edilen veriler One-Way Anova ve Post-Hoc Tukey testleriyle, p<0,05 anlamlılık seviyesinde SPSS yazılımı ile istatistiksel olarak analiz edildi. Ön enzim uygulaması yapılmayan ve ön enzim olarak DNase 1 uygulanan gruplarda CHX'de NaOCl'ye kıyasla daha fazla ölü bakteri yüzdesi elde edildi (p<0,05) ve diğer final irrigasyon solüsyonları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). Ön enzim olarak tripsin uygulanan gruplarda ise ölü bakteri yüzdesi açısından istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0,05). NaOCl, CHX ve irritrol'ün yer aldığı gruplarda ön enzim uygulanıp uygulanmaması istatistiksel bir fark oluşturmazken (p>0,05), AgCNP ön enzim olarak tripsin uygulaması ile diğer final irrigasyon solüsyonlarına göre daha fazla ölü bakteri yüzdesi gösterdi (p<0,05). Mevcut çalışmanın sınırlamaları dahilinde test edilen final irrigasyon protokollerinden hiçbiri E. faecalis biyofilmini %100 elimine edememiştir. Ön enzim uygulaması yapılmayan ve ön enzim olarak DNase 1 uygulanan gruplarda CHX, NaOCl'ye göre daha iyi antibakteriyel aktivite göstermiştir. Ön enzim olarak DNase 1 uygulanması hiçbir irrigasyon solüsyonunun antimikrobiyal aktivitesinde artış sağlamamıştır. Ön enzim olarak tripsinin uygulanması AgCNP'ün antimikrobiyal aktivitesini geliştirirken, diğer irrigasyon solüsyonları üzerinde herhangi bir fark oluşturmamıştır. Anahtar kelimeler: DNase 1, E. faecalis, Gümüş kitosan nanopartikülü, İrritrol, Tripsin.

Antienfektif ajanlarBiyofilmlerEnterococcus faecalis+7
Tülin Doğan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fotodinamik terapi nedeniyle oluşan dişrenklenmesinin giderilmesinde pasif ultrasonikirrigasyonun etkinliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı fotosensitizer boyaların PDT'te kullanımı sonrası kullanılan irrigasyon solüsyonlarının pasif ultrasonik irrigasyon sistemi ile aktive edildiğinde dişlerdeki renklenmenin azaltılıp azaltılamayacağını değerlendirmektir. Çalışmamızda 182 adet üst çene keser dişi kullanılmıştır. Kök kanalları X4 boyutuna kadar ProTaper Next döner enstrümanlarla yapılmıştır. Preparasyon sonrası tüm dişlerin başlangıç renkleri (T0), kronlarının her örneğin vestibüler yüzeyinin orta kısmında yapılmış akışkan kompozit çerçeveden ölçülmüştür. Dişler önce 1 adet negatif kontrol grubu (n=14) oluşturulduktan sonra, kullanılan fotosensitizer boyalara göre 3 gruba ayrılmıştır (n=56): 1) Metilen Blue (MB), 2) Toluidin Blue (TB), 3) Indosiyanin Green (ICG). Daha sonra her bir grup boyaları uzaklaştırmada kullanılacak teknik ve solüsyona göre 4'er alt gruba ayrılmıştır: A) Serum fizyolojiğin SNI ile birlikte B) Serum fizyolojiğin PUI ile birlikte C) %5 NaOCl'nin SNI ile birlikte D) %5 NaOCl'nin PUI ile birlikte kullanıldığı gruplar (n=14 her grup için). Daha sonra dişler belirtilen fotosensitizer boyalarla PDT'ye tabii tutulmuştur. Kök kanalları serum fizyolojikle yıkanıp kurutulup lazer sonrası renk ölçümleri yapılıp değerler kaydedilmiştir (T1). Örnekler fotosensitizer boyaların uzaklaştırılması için ayrıldıkları alt gruplara göre SF veya %5 NaOCl'nin SNI veya PUI ile birlikte kullanımıyla irrige edilmiştir. Boya uzaklaştırma sonrası renk ölçümleri yapılıp değerler kaydedilmiştir (T2). Elde edilen L* a* b* değerleri ile ΔL1, ΔL2, ΔE1, ΔE2, Δa1, Δa2, Δb1, Δb2 değerlerinin hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen ΔL1, ΔL2, ΔE1, ΔE2, Δa1, Δa2, Δb1, Δb2 değerlerinin istatistiksel analizinde kontrol grubunun diğer tüm alt gruplarla kıyaslanması için Kruskal Wallis testi ve değişkenler arasındaki korelasyon için 3 faktörlü faktöriyel varyans analizi modeli kullanılmıştır. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde kullanılan 3 boyada da kontrol grubuna kıyasla ΔE1 anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak boyalar arası anlamlı bir fark bulunamamıştır. Boya uzaklaştırmada, teknikler ya da boyalar fark etmeksizin, SF solüsyonunun ΔE2 değerleri NaOCl solüsyonundan anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. SF solüsyonunun SNI ya da PUI teknikleriyle birlikte kullanımında anlamlı bir fark bulunmamıştır. NaOCl solüsyonunun boya fark etmeksizin PUI ile birlikte kullanımında SNI tekniğine kıyasla anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Çalışmada FS boyalar olan MB, TB ve ICG'nin dişlerde PDT uygulanması sonrası renklenmeye sebep olduğu ve %5 NaOCl'nin teknik ya da boya fark etmeksizin SF'ten daha etkili boya uzaklaştırabildiği görülmüştür. Buna ek olarak PDT'de FS boya kullanımı sonrası dişlerde meydana gelen renklenmenin giderilmesinde %5 NaOCl'nin PUI sistemi ile aktivasyonunun önerilebileceği sonucuna varılmıştır.

İrem Cansu Kara
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel iç kök rezorpsiyonu oluşturulmuş ve enterococcus faecalis ile kontamine edilmiş dişlerde farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin etkinliğinin karşılaştırılması

İç kök rezorpsiyonuna sahip dişlerde kök kanal dezenfeksiyonun etkinliğinin artırılması amacıyla farklı irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin kullanılması önerilmektedir. Mevcut çalışmada endodontik başarısızlığa sahip dişlerde en sık rastlanan mikroorganizma türü olan Enterococcus Faecalis (E. faecalis) ile kontamine edilen yapay iç kök rezorpsiyonuna sahip dişlerde farklı irrigasyon aktivasyon tekniklerinin antimikrobiyal etkinliği, konfokal lazer taramalı mikroskop (KLTM) analizi kullanılarak araştırıldı. Çalışmaya tek köklü 109 adet üst anterior diş dahil edildi. Kökler ikiye ayrılarak iç yüzeylerinde standart yapay iç rezorpsiyon kaviteleri oluşturuldu ve tüm örnekler sterilize edildi. Ardından E. Faecalis ile 21 gün süresince kontamine edildi. ProTaper Next döner alet sistemi kullanılarak kök kanalları 50.06 boyutuna kadar preperare edildi. Daha sonra örnekler Standart iğne irrigasyonu, EDDY, Endoactivator, PUI, XP-Endo Finisher, PIPS, SWEEPS olmak üzere 7 deney grubuna (n=15) ayrıldı. Test edilen tüm irrigasyon aktivasyon yöntemleri toplamda 6 ml % 2,5 NaOCl kullanılarak 30 saniyelik 3 döngü şeklinde uygulandı. İrrigasyon aktivasyon prosedürlerinin ardından kökler KLTM ile incelendi ve dentin tübüllerindeki ölü bakteri yüzdeleri hesaplandı. Mevcut çalışmanın sonuçlarında test edilen irrigasyon aktivasyon yöntemlerinin hiç biri % 100 bakteriyel eliminasyon sağlamadı. Test edilen irrigasyon yöntemleri arasında dentin tübüllerindeki ölü bakteri yüzdesi açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). PIPS haricindeki yöntemlerde köklerin koronal, iç kök rezorpsiyonu oluşturulan orta ve apikal bölgeleri arasında ölü bakteri yüzdesi açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05). PIPS grubunda ise orta bölgede apikal bölgeye kıyasla daha fazla ölü bakteri yüzdesi tespit edildi (p<0,05).

DişlerEnterococcus faecalisKök kanal tedavisi+4
Sevim Koşumcu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı irrigasyon solüsyonlarının biyoaktiviteye etkisi

Bu çalışmanın amacı; MTA ve biyoseramik esaslı kök kanal dolgu patlarının biyoaktivitesinin ve farklı irrigasyon solüsyonlarıyla etkileşiminin incelenmesidir. Çalışmada 66 adet çürüksüz tek kök, tek kanallı insan premolar dişleri kullanılmıştır. Elde edilen dişler çalışmada kullanılıncaya kadar +4 derecede buzdolabında serum fizyolojik içerisinde %100 nemli ortamda saklanmıştır. Çalışma esnasında kullanılacak olan dişler rastgele her bir grupta toplam 6 adet diş olacak şekilde 10 deney (n=6) ve 1 kontrol grubuna (n=6) ayrılmıştır. Dişler öncelikle su soğutması altında aeratöre takılmış elmas bir fissür frez yardımı ile mine-sement sınırının yaklaşık 4 mm altından ve kök ucunun yaklaşık 4 mm üzerinden kesilmiştir. Çalışmada sadece dişlerin kökleri kullanılmıştır. Elde edilen kökler, TF Adaptive kök kanal aletleri ile ML3 numaralı kanal aletine kadar şekillendirilmiştir. Şekillendirme sırasında dişlerdeki çatlakların gözlenmesi ve örneklerin standart hale getirilmesi amacıyla dental loop kullanılmıştır. Ayrıca enstrumantasyondan önce ve sonra her örnek optik büyütme ve ışıklandırma altında, kırıklar veya çatlak hattı tespiti için dişler incelenmiştir. Kanallar her eğe değişiminde %5.25'lik 2.5 ml NaOCI solüsyonu ile irrige edilmiştir. Şekillendirmeden sonra ise dişler tekrar sırası ile, %5.25'lik 2.5 ml NaOCI, distile su, %17'lik 2.5 ml sıvı EDTA, distile su ve %2'lik 2.5 ml CHX ile irrige edilmiştir. Bu işlemden sonra İrrigasyon solüsyonlarını dişlerden uzaklaştırmak için distile su ile dişler yıkanmıştır. Dişler distile su ile yıkandıktan sonra, final irrigasyonlar için 10 gruba ayrılmıştır. Gruplar ise Tablo 1'deki gibidir; Tablo 1: Gruplarda kullanılan final irrigasyon solüsyonları ve kanal dolgu patları GRUP FİNAL İRRİGASYON KÖK KANAL PATI Grup 1 % 2'lik 2.5 ml CHX BC sealer Grup 2 % 2'lik 2.5 ml CHX MTA FİLLAPEX Grup 3 % 5'lik 2.5 ml NaOCI BC sealer Grup 4 % 5'lik 2.5 ml NaOCI MTA FİLLAPEX Grup 5 % 17'lik 2.5 ml EDTA BC sealer Grup 6 % 17'lik 2.5 ml EDTA MTA FİLLAPEX Grup 7 Qmix 2.5 ml BC sealer Grup 8 Qmix 2.5 ml MTA FİLLAPEX Grup 9 Distile su 2.5 ML BC sealer Grup 10 Distile su 2.5 ML MTA FİLLAPEX Final irrigasyonlarından sonra kanal duvarları hafif nemli bırakılmıştır. Standardizasyon için bütün dişler 2 adet #40 paper point ile kurulanmıştır. Enjekte edilebilir olarak üretilen kanal dolgu patları direkt olarak final irrigasyonu yapılmış olan dişlere uygulanmıştır. Kanal dolgu patları uygulandıktan sonra kanallar açılı konlar ile doldurulmuştur. Kanallar doldurulduktan sonra ilk sertleşmenin gerçekleşmesi için 24 saat boyunca dişler %100 nemli ortamda tutulmuştur. 24 saatlik süreden hemen sonra ise dişler direkt olarak fosfatlı salin ile dolu olan küçük Eppendorf tüplerine yerleştirilmiştir. Tüpler 14 gün boyunca oda sıcaklığında muhafaza edilmiştir. Bu süre zarfında her 7 günde bir şişelerin içindeki fosfatlı salin değiştirilmiştir. 14 günlük süreden sonra örnekler plastik şişelerden çıkarılıp kurutulmuştur. Kurutulduktan sonra dişler mesio-distal doğrultuda siman spatülü yardımı ile tam ortadan ikiye bölünerek analize hazır hale getirilmiştir. İkiye bölünen dişler, aluminyum tablaya yerleştirilmiştir. Yerleştirilen örnekler enerji dağılımı x-ışını spektrometresi (EDS-EDX) ile incelenerek dentin-materyal arayüzündeki elementel kompozisyon ortaya çıkarılmıştır. Bu işlemden sonra ise taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile dentin-materyal arayüzündeki morfolojik yapı incelenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda kanal patlarının etkisi kendi aralarında karşılaştırıldığında BC Sealer Ca konsantrasyonu bakımından apikal ve kuronal alt gruplarda MTA Fillapex'e istatistiksel olarak üstünlük göstermiştir. İrrigant etkileri kendi aralarında karşılaştırıldıklarında Ca konsantrasyonu bakımından distile su en yüksek değerleri, %17 EDTA ise en düşük değerleri göstermiştir. Kanal patlarının etkisi kendi aralarında karşılaştırıldığında Si konsantrasyonları arasında fark bulunmamıştır. İrrigantların etkisi kendi aralarında değerlendirildiğinde yine Si konsantrasyonu açısından bir fark görülmemiştir. Gruplar arasında ortak etki değerlerine bakıldığında yine Si konsantrasyonu açısından fark görülmemiştir. SEM görüntülerine bakıldığında dentin tübülleri içerisinde hidroksiapatit benzeri oluşumlar gözlenmiştir. Kontrol grubuna göre bütün gruplarda Ca ve Si değerleri yüksek çıkmıştır Çalışmamızda kullanılan taramalı elektron mikroskobu ve enerji dağılımlı x-ray analizi yerine farklı yöntemler kullanılarak ileri çalışmalar yapılabileceği düşünülmüştür. Buna ek olarak dentin nemliliğinin ve vücut sıvılarının birebir taklit edilebildiği in vivo çalışmaların düşünülebileceği kanaatine varılmıştır.

BiyoseramiklerDental restorasyonKlorheksidin+7
Eray Alkan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek ve çift kurvatüre sahip simüle kanallarda farklı hareket şekliyle çalışan ni-ti döner aletlerin şekillendirme yeteneğinin öncesinde kullanılan pathfinder enstrümanlarıyla birlikte kullanımının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; tek ve çift kurvatüre sahip insan dişini taklit eden simüle kanallı rezin bloklarda farklı hareket şekliyle çalışan nikel titanyum (Ni-Ti) döner aletlerin şekillendirme yeteneğinin, merkezlenme kabiliyeti ve kanal transportasyonunun değerlendirilmesi; ayrıca preparasyon öncesinde kullanılan Pathfinder Ni-Ti enstrümanların etkisinin stereo-mikroskopla alınan görüntülerle birlikte karşılaştırılmasıdır. Metot: Çalışmamızda altmış adet tek kurvatüre sahip L kanal ve altmış adet çift kurvatüre sahip S kanal simüle kanallı rezin blok kullanılmıştır. Tek ve çift kurvatüre sahip simüle kanallar preparasyon için kullanılacak Ni-Ti döner aletlere ve öncesinde pathfinder kullanılıp kullanılmamasına göre gruplara (n=10) ayrılmış, ProTaper Next (PTN), TwistedFile Adaptive (TFA), Reciproc (R) ile birlikte ProGlider (PG) kullanılan ve kullanılmayan gruplar oluşturulmuştur. L ve S gruplar için; A grubu: PTN, B grubu: PTN+PG, C grubu: TFA, D grubu: TFA+PG, E grubu: R, D grubu: R+PG. Her simüle kanal preparasyon öncesinde kanal boşluğuna siyah boya enjekte edilerek stereo-mikroskop ile preoperatif görüntüler alınmıştır. Her grup rezin blok test edilecek eğe grubu ile üretici talimatlarına göre ve uygun hareket çeşidiyle prepare edilmiş ve sonrasında kanal boşluğuna kırmızı boya enjekte edilerek postoperatif görüntüleri alınmıştır. Elde edilen pre- ve post-operatif görüntüler bilgisayar programı yardımıyla üst üste çakıştırma yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar birbiriyle karşılaştırılarak elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç: İstatistiksel analiz sonucunda, L kanallarda; R ve R+PG grubunda PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG gruplarına kıyasla en fazla kanal transportasyonunun elde edildiği, elde edilen sonuçların ise istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.05). En az kanal transportasyonu ise PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG eğelerin olduğu gruplarda olduğu elde edilen sonuçlarda ise istatistiksel olarak aralarında anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). S kanallar da ise; en fazla kanal transportasyonu PTN ve R gruplarında elde edilmiştir. En iyi merkezlenme kabiliyeti TFA+PG grubunda elde edilmiş ve PTN, TFA ve R gruplarıyla arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur (p<.05). PTN, PTN+PG ve TFA grubu arasında ayrıca R ve R+PG grupları arasında istatistiksel anlamlı fark bulunamamıştır (p>.05). L ve S kanallarda eğelerin genişletme miktarları ise R>PTN>TFA sonucu elde edilmiştir. En fazla genişletme miktarı R grubunda, en az genişletme ise TFA+PG grubunda elde edilmiş ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.05). Tartışma: Çalışma sonuçlarına göre kullanılan her eğe grubunda çeşitli derecelerde kanal transportasyonu elde edilmiştir. L kanallarda en az kanal transportasyonu PTN, PTN+PG, TFA ve TFA+PG gruplarında elde edilirken aralarında fark olmaması eğe özelliklerinin sonucuna bağlanabilir. En fazla kanalda transportasyon iste R ve R+PG grubunda elde edilmiştir. Bu durumda R eğenin sahip olduğu taper açısının ve eğe özelliklerinin doğal bir sonucu olduğu düşünülmüştür. S kanallar incelendiğinde ise en az kanal transportasyonu TFA+PG grubunda elde edilmiş, PTN+PG ve R+PG arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. PTN ve R grupları ise en fazla kanaldan sapma göstermiştir. PTN, PTN+PG ve TFA arasında anlamlı fark görülememiştir. PG eğelerin merkezlenme kabiliyetini arttırdığı fakat kanal transportasyonunu tamamen engellemediği sonucu çıkartılabilir. Çalışmanın sınırları dahilinde PTN ve TFA arasında anlamlı fark bulmamış, R eğelerin ise L ve S kanallarda kanal transportasyonu yarattığı sonucu elde edilmiştir. Bu sonuçların standardizasyonu sağlanmış insan çekilmiş dişlerinde ve daha yeni kanal eğeleriyle daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Nikel-titanyum döner alet, şekillendirme yeteneği, eğri kanal, kanal transportasyonu, merkezlenme kabiliyeti, ProTaper Next, Reciproc, TF Adaptive, ProGlider, Pathfinder, simüle kanal, resin blok, stereomikroskop

Dental aygıtlarDental kavite preparasyonuDişler+4
Deniz Önal Çengelli
Akdeniz University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal doldurma yöntemleriyle doldurulan kök kanallarının dolgu kalitesinin mikro-bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı kök kanal dolgu yöntemlerinin kalitesinin mikro bilgisayarlı tomografi ve bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile incelenmesi; elde edilen verilerin birbirleriyle karşılaştırılarak sonuçlarının değerlendirilmesidir. Çalışmada 48 adet çürüksüz, tek köklü ve tek kanallı alt premolar insan dişi kullanıldı. Dişler kronlarından ayrılarak tüm kökler 12 mm olacak şekilde ayarlandı. ProTaper Next Ni-Ti döner eğeler ile X4 numaralı eğeye kadar kök kanal preparasyonu yapılan örnekler her bir grupta 12 diş olacak şekilde 4 deney grubuna (Grup 1: Soğuk lateral kondansasyon yöntemi, Grup 2: Ultrasonik lateral kondansasyon yöntemi, Grup 3: Devamlı ısı ile obturasyon yöntemi ve Grup 4: Termoplastik kor yöntemi) ayrılarak, farklı yöntemler ile kök kanal dolguları yapıldı. Kök kanal dolguları tamamlanan gruplar mikro bilgisayarlı tomografi ile taranarak apikal, orta ve koronal bölgelerdeki dolgu hacmi yüzdeleri ile internal, eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından değerlendirildi. Yapılan değerlendirmelerin ardından grupların apikal sızıntı miktarları bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile ölçüldü. Elde edilen tüm veriler karşılaştırılarak bir istatistik yazılımı aracılığı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Yapılan istatistiksel analiz sonucunda bazı gruplar arasında değerlendirmelerin anlamlı olduğu bulundu. Çalışmanın ilk basamağı olan mikro-bilgisayarlı tomografi ölçümlerinin istatistiksel analizi sonucunda; gruplar arasında en az dolgu hacmi yüzdesi Grup 1'de olduğu görüldü. Diğer gruplar arasında ise dolgu hacmi yüzdesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Test edilen bölgeler arasında ise en az dolgu hacmi yüzdesi apikal bölgede görülürken orta ve koronal bölgeler arasında istatistiksel bir farklılık bulunamadı. İnternal boşluk miktarı bakımından gruplar ve bölgeler arasında yine istatistiksel açıdan bir farklılık tespit edilemedi. En fazla eksternal ve kombine boşluk miktarları ise Grup 1'de görüldü. Diğer gruplar arasında eksternal ve kombine boşluk miktarları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamadı. Bölgeler arasında ise apikal bölgede en fazla eksternal ve kombine boşluk görülürken diğer gruplar arasında yine istatistiksel açıdan herhangi anlamlı bir farklılık tespit edilemedi. Çalışmanın ikinci basamağı olan bilgisayarlı sıvı filtrasyon cihazı ile yapılan ölçümlerde ise, en fazla apikal sızıntı Grup 1'de gözlendi. Grup 2 ve Grup 3 en az apikal sızıntı miktarını gösterirken aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu. Grup 4'ün apikal sızıntı değerleri ise Grup 1'e göre istatistiksel olarak daha az olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu tespit edildi. Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, test edilen tüm gruplarda farklı miktarlarda sızıntı ve eksternal ve kombine boşluklar olduğu görüldü. Bununla birlikte istatistiksel olarak en az sızıntı ve/veya eksternal ve kombine boşluk miktarları hem mikro-bilgisayarlı tomografi analizlerinde hem de bilgisayarlı sıvı filtrasyon ölçümlerinde Elements Free Obturation ve LM-ProPower gruplarında görülürken; en fazla sızıntı ve/veya en fazla eksternal ve kombine boşluk miktarı ise soğuk lateral kondasasyon grubunda görüldü. Kök kanal tedavisinde kanal dolgu kalitesinin ve apikal tıkayıcılığının arttırılması amacıyla elde edilen bulgular ışığında vakaya uygun olarak Elements Free Obturation ve LM-ProPower gibi cihazların kullanıldığı devamlı ısıyla obturasyon veya ultrasonik enerjili lateral kondansasyon yöntemlerinin kullanılması tavsiye edilebilir. Ayrıca yapılan istatistiksel değerlendirme sonucunda mikro-bilgisayarlı tomografi ile bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi arasında orta derecede korelasyon olduğu tespit edildi. Elde edilen bu sonuç ışığında mikro-bilgisayarlı tomografi gibi pahalı ve zaman alıcı yöntemler yerine bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi ile kök kanal dolgu kalitesinin daha pratik olarak değerlendirilebileceği sonucuna varıldı. Bununla birlikte bu iki yöntem arasındaki ilişkinin yapılacak başka çalışmalarla da desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kök kanal dolgu yöntemleri, kanal dolgu kalitesi, soğuk lateral kondansasyon yöntemi, ultrasonik yöntem, devamlı ısı ile obturasyon, termoplastik kor, mikro-bilgisayarlı tomografi, bilgisayarlı sıvı filtrasyon yöntemi

KaliteKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+1
Zuhal Ulusoy
Akdeniz University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kalsiyum hipokloritin smear tabakasını kaldırma yeteneğine ısı ve sıvı aktivasyonunun etkisi: Bir taramalı elektron mikroskobu çalışması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kalsiyum hipoklorit (KH) irigasyon solüsyonunun kök kanal tedavisinde smear tabakasını kaldırma yeteneğini ve ısı ile sıvı aktivasyon yöntemlerinin bu etki üzerindeki rolünü değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmada, apikal gelişimini tamamlamış, çürüksüz, tek köklü ve düz yapıda olan 160 adet alt çene küçük azı diş seçilmiştir. Dişler standardizasyon için, çalışma boyları 15 mm olacak şekilde dekoronize edilmiştir. Apikal açıklık, 10 numara K tipi eğe ile şekillendirildikten sonra kök kanalları, sırasıyla ProTaper Next X1, X2, X3 ve X4 ile hazırlanmıştır. Preparasyon işlemleri yapıldıktan sonra örnekler her bir grupta 16 adet diş olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Grup 2, ısıtılmamış (oda sıcaklığında) KH ve XP-Endo Finisher kullanılarak hazırlanmıştır. Grup 3'te kanal dışında ısıtılmış KH ve XP-Endo Finisher uygulanırken, Grup 4'te kanal içinde ısıtılmış KH ve XP-Endo Finisher kullanılmıştır. EDDY cihazı ile yapılan uygulamalarda ise, Grup 5'te ısıtılmamış KH, Grup 6'da kanal dışında ısıtılmış KH ve Grup 7'de kanal içinde ısıtılmış KH uygulanmıştır. Pasif Ultrasonik İrrigasyon (PUİ) ile yapılan uygulamalarda, Grup 8 ısıtılmamış KH, Grup 9 kanal dışında ısıtılmış KH ve Grup 10 kanal içinde ısıtılmış KH ile hazırlanmıştır. Bulgular: Bu çalışmanın sonucunda kanal içinde ve dışında ısıtılmış KH'nin smear tabakasının uzaklaştırılmasında daha başarılı bir etkiye sahip olduğunu gösterilmiştir. Özellikle kanal içi ısıtılmış KH ve aktivasyonun, smear tabakasının ortadan kaldırılma etkinliğini artırdığı bulunmuştur. Sonuç: Kontrol grubunun her bölgede en fazla smear tabakası içerdiğini, kanal içi ısıtılmış PUİ grubunun ise tüm bölgelerde en etkili temizliği sağladığını göstermiştir. KH'nin potansiyelini daha iyi anlamak için ek çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: kalsiyum hipoklorit, aktivasyon, smear tabakası, taramalı elektron mikroskobu

Damla Erkal
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Orijinal ve benzer üretimli farklı nikel- titanyum enstrümanların standardizasyon ve mekanik direnç yönünden karşılaştırılması

1989 yılından günümüze kadar nikel-titanyum aletlerde birçok gelişme gözlenmiş ve günümüzde dizayn, üretim teknolojisi, kullanım şekli ve metalürjik yönden farklı pek çok sistem kullanıma sunulmuştur. Bu gelişmelerde hedef aletlerin etkinliğinin yanında, kırılma dirençlerini arttırmaktır. Tüm bu gelişmelere rağmen alet kırığı hala önemli bir sorun oluşturmaktadır. Son yıllarda, tanınmış ve yaygın olarak kullanılan nikel-titanyum sistemlerin taklit veya benzerlerinin üretimi oldukça yaygındır. Bu sistemlerinin kaliteleri ve performansları ile ilgili yeterli bilimsel veri bulunmaması nedeniyle, kullanımları tedavinin başarısı ve komplikasyonlar yönünden risk oluşturmaktadır. Çalışmamızda ProTaper Next (Dentsply Sirona Ballaigues, İsviçre) ve Reciproc (VDW Münih, Almanya) sistemleri ile bu sistemlerin benzer üretimleri ;SEM ve stereo mikroskop yardımıyla tasarım ve standardizasyon yönünden karşılaştırılmıştır. Ayrıca metalürjik özellikler ve mekanik kırılma direnci (döngüsel yorgunluk ve torsiyonel dayanım testleri) yönünden de değerlendirilmiştir. Sistemlerin tasarım ve standardizasyon yönünden incelenmesinde benzer üretimli eğelerin, daha kesin ve aktif bir uç tasarımı ile daha künt ve yuvarlık hatlı kesici kenarlara sahip olduğu gözlenmiştir. Metalürjik özelliklerin değerlendirildiği EDS analizinde, benzer üretimli sistemler ile orijinal sistemler arasında nikel içeriği yönünden farklılıklar olduğu görülmüştür. Mekanik direnç testlerinde ise ProTaper Next sistemi benzer üretimli sistemi ile benzer değerler gösterirken; Reciproc sistemi benzer üretimli sisteminden daha yüksek değerler göstermiştir. Sistemlerin DSC analizinde, benzer üretimli sistemlerin faz dönüşüm sıcaklıklarının, orijinal sistemlerin faz dönüşüm sıcaklıklarından farklı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Nikel-titanyum, benzer üretimli sistemler, mekanik direnç testleri, standardizasyon, taramalı elektron mikroskobu

Dental aygıtlarEndodontiKırılma değeri+5
Orkun Uslu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin aşırı kron harabiyeti bulunan dişlerde post kor ve üst restorasyon tercihlerinin incelnmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki diş hekimlerinin aşırı kron harabiyeti bulunan endodontik tedavi görmüş dişlerde post kor ve üst restorasyon uygulamalarına yönelik görüşlerini tespit etmektir. Yöntem: Aşırı kron harabiyeti bulunan endodontik tedavi görmüş dişlerde post kor uygulamaları ve üst restorasyon tercihlerine yönelik 16 soru ve Post Kor ve Üst Restorasyon Uygulamalarındaki tercihlerine Yönelik Tutum Ölçeği 'ne ait 40 maddelik anket formu Microsoft Office Word (Microsoft Co, Redmont, ABD) programı ile oluşturulup Google Form (Google, ABD) ile düzenlenmiştir. Anket Türkiye'deki 315 diş hekimine e-posta ve bağlantı linki aracılığıyla iletilmiştir. Bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen ölçekte beşli Likert tipi derecelendirme kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25 ve AMOS istatistik paket programı kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışması AFA ve DFA kullanılmıştır. Cinsiyet ve yaş değişkeni için t-testi, kıdem ve unvan değişkeni için Sheffe testi ve çalıştıkları kurum değişkenine göre Dunnet C testi yapılmıştır. Bulgular: Fiber post uygulaması sırasında yaşanılan zorluklar ve post simantasyonu ve kor uygulamalarındaki geleneksel yöntemlere bakış boyutunda çalıştıkları kurum, fiber post simantasyonunda daha az tercih edilen materyaller boyutunda kıdem, fiber post uygulaması sonrası karşılaşılan komplikasyonlar boyutunda yaş ve rezin simanı post boşluğuna uygulamada kullanılan alternatif yöntemlere bakış boyutunda unvan değişkenine göre anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sonuç: 30 yaş ve üstü katılımcılar fiber post uygulaması sonrası daha sık komplikasyon ile karşılaşmaktadır. Rezin simanı post boşluğuna uygulamada alternatif yöntemleri endodontistler daha fazla tercih etmektedir. Üniversite hastanesinde çalışan katılımcılar fiber post uygulaması esnasında daha çok zorluk yaşarken, kamu hastanesi veya ağız ve diş sağlığı merkezinde çalışan katılımcılar post simantasyonu ve kor uygulamalarında geleneksel yöntemleri daha fazla tercih etmektedir. Anahtar Kelimeler: anket, kron harabiyeti, fiber post, restorasyon, post kor

Metin Can Atilla
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Simüle apikal rezorpsiyonlu alt keser dişlerinfarklı Ni-Ti eğe sistemleriyle kök kanalşekillendirmesi sırasında apikalden taşandebris miktarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, simüle apikal kök rezorpsiyonu bulunan alt keser dişlerde farklı Ni-Ti eğe sistemleri kullanılarak yapılan kök kanal şekillendirmesi sırasında apikalden taşan debris miktarını karşılaştırmaktır. Yöntem: Çalışma için toplamda 108 adet çekilmiş alt keser diş kullanıldı. 54 adet diş kontrol grubu için seçilerek herhangi bir rezorpsiyon oluşturulmadan 3 alt gruba ayrıldı (ProTaper Next, VDW.Rotate, Reciproc). Deney grubundaki 54 diş ise apikal kısmı, apikal kök rezorpsiyonunu simüle edecek şekilde modifiye edildi ve daha sonra bu dişlerde kök kanal şekillendirmesi için kontrol grubuyla aynı olacak şekilde 3 alt gruba (ProTaper Next, VDW.Rotate, Reciproc) ayrıldı. Apikalden çıkan debris önceden ağırlıkları hassas terazi ile tartılmış eppendorf tüplerinde toplandı ve içlerindeki solüsyonlar inkübatörde buharlaştırıldı. Sonrasında hassaslık derecesi 10−5 g olan hassas teraziyle ölçüldü. Veriler, ANOVA iki yönlü varyans analizi ile incelendi. Bulgular: Simüle rezorpsiyonlu grupta apikalden taşan debris miktarı rezorpsiyonsuz gruba göre anlamlı derecede daha fazlaydı. Tüm gruplarda apikalden taşan debris miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sonuç: Çalışmanın sonucunda tüm eğe gruplarında apikalden debris taştığı gözlemlendi. Hem rezorpsiyonlu hem de rezorpsiyonsuz grupta anlamlı olarak en fazla debris taşıran grup Reciproc iken en az debris taşmasına sebep olan grup VDW.Rotate olarak ölçüldü.

Fatıma Ekim
Akdeniz University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şelasyon ajanlarının kök dentini pürüzlülüğü üzerindeki etkisinin incelenmesi

Başarılı bir kök kanalı tedavisi birbirini izleyen birçok basamaktan oluşmaktadır. Kök kanalı tedavisinde başarı sağlamak için; kök kanalının anatomik şekline uygun bir biçimde şekillendirilmesi, tüm kanal sistemininin irrigasyonunun sağlanması ve hermetik bir şekilde kök kanalı dolgusunun tamamlanması gerekmektedir. Bu noktada devreye giren irrigasyon aşaması endodontik başarının en önemli aşamalarından biridir. İrrigasyona destek olma amacıyla şelasyon ajanlarından yararlanılmaktadır. Bu ajanlar artık dokuların uzaklaştırılmasının yanı sıra temas ettikleri dentin dokusu üzerinde fizikokimyasal değişiklikler yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı irrigasyon aşamasında kullanılan farklı şelasyon ajanlarının kök dentini pürüzlülüğü üzerindeki etkisini incelemektir. Bu çalışmada 25 adet çekilmiş üst kesici diş kullanılmıştır. Dişler dikey olarak ortadan ikiye ayrıldıktan sonra 5 gruba ayrılmıştır: Distile su (kontrol), NaOCl (%5), EDTA (%17), fitik asit (%1), sitrik asit (%10). Her grup ilgili solüsyonda 15 dakika boyunca bekletilmiştir. Numuneler sırasıyla yüzey pürüzlülüğü incelemesi için AFM, mineral içeriği (Ca ve P) incelemesi için EDX analizine alınmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizlerinde tek yönlü varyans Anova ve Turkey testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, EDTA, sitrik asit ve fitik asit solüsyonlarının dentin yüzeyinde pürüzlülüğü arttırdığı görülmüştür. Fitik asit ve sitrik asit solüsyonları dentin dokusunda Ca/P oranını düşürmüştür. Diğer gruplarda istatistiksel bir fark görülmemiştir. Fitik asit ve sitrik asit solüsyonlarının kök dentini dokusundan diğer irrigasyon ajanlarına kıyasla daha fazla kalsiyum uzaklaştırması, dentin yüzeyinin pürüzlülük, geçirgenlik, mikrosertlik gibi özelliklerini etkileyecektir. Bu ajanlar kök kanalı tedavisinde kullanılırken, yaratacakları etkiler göz önünde bulundurularak dikkatli olunmalıdır. Kullanılan bu şelasyon ajanlarının ortaya çıkardığı yüzey pürüzlülüğündeki artış, uygulanacak kanal dolgu materyallerinin dentin yüzeyi ile adezyonunu destekleyerek klinik fayda sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Şelasyon, İrrigasyon, Dentin pürüzlülüğü, Fitik asit, Endodonti

DentinEndodontiFitik asit+3
Işınsu Atalay
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanal tedavisi tekrarında solvent kullanımının dentin çatlağı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Yetersiz kök kanal tedavisi sonrası enfeksiyon gelişmesi ya da iyileşmemesi durumunda ilk seçenek, kök kanal dolgu materyallerinin uzaklaştırıp, kök kanallarının yeniden temizlenip, şekillendirilmesi ve sızdırmaz bir şekilde doldurulması ile kök kanal tedavisinin tekrar edilmesidir (retreatment). Kimyasal çözücüler (solvent), güta-perkayı yumuşatarak kök kanalından kolayca uzaklaştırma amacıyla kullanılırlar. Bu tez çalışmasının amacı, kök kanallarında Ni-Ti retreatment sistemi (ProTaper Retreatment Kit) ile preparasyon yaparak, solvent kullanımının, dentin duvarlarında çatlak oluşumu, kalan madde miktarı ve işlem zamanı üzerindeki etkinliğinin mikrobilgisayarlı tomografi (micro-CT) ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada her birinde 10 adet alt büyük azı mezial kökü bulunan iki ayrı deney grubu oluşturulmuştur. Mezial köklerin kanallarından biri AH Plus, güta-perka lateral kondensasyon tekniği ile doldurulmuş, diğer kanal ise boş bırakılarak kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Güta-perkayı uzaklaştırmak için Ni-Ti retreatment eğeler kullanılmıştır. 1.grupta bu işlem sırasında solvent (Guttasolv) kullanılmış, 2. grupta ise kullanılmamıştır. Kök kanalının tüm seviyelerinde çatlak olup olmadığı ve uzaklaştırılamayan madde miktarı micro-CT ile işlem öncesi ve sonrası görüntüler alınarak incelenmiştir. Ayrıca işlem başlanması ile bitişi arasındaki süre ölçülmüştür. Bulgular: Bulgularımıza göre, solvent kullanılarak veya kullanılmadan retreatment yapılan her iki grupta da örneklerin dentin yüzeylerinde çatlak oluşumu gözlenmemiştir. Her iki grupta da kök kanalında artık madde kalmış ancak aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Solvent kullanılan grupta, çalışma süresi daha uzun bulunmuştur. Sonuçlar: Çalışmanın sınırları dahilinde, solvent kullanımının çatlak oluşumu üzerine etkisi olmadığı, ideale yakın bir kanal tedavisi yapılsa dahi kanal duvarında artık madde kaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: retreatment, solvent, micro-ct, çatlak, dentin

Dental sızmaDentinDentin geçirgenliği+5
Pelin Bozbulut
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli irigasyon solüsyonlarının farklı taşıyıcı içerikli kalsiyum hidroksit medikamentlerin kök kanallarından uzaklaştırılması üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı beş farklı kalsiyum hidroksit (KH) taşıyıcısının ve iki farklı şelasyon ajanının (EDTA ve Dual Rinse HEDP) kök kanallarında kalan kalsiyum hidroksit kalıntı miktarına etkilerinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Toplamda 150 diş (n=150) kullanılarak 5 ana grup oluşturuldu. Ana gruplara (n=30) beş farklı taşıyıcılı KH medikamenti yerleştirildi, ardından örnekler 1 hafta etüvde bekledi. Örnekler etüvden çıkarıldıktan sonra, her bir ana grup medikamentin uzaklaştırılmasında kullanılan şelasyon ajanına göre iki alt gruba (A ve B) daha ayrıldı. Böylelikle 10 grup oluşturulmuş oldu. A alt gruplarında medikamentin uzaklaştırılması için %17 EDTA solüsyonu ve EDDY aktivasyon sistemi kullanıldı. B alt gruplarında medikamentin uzaklaştırılması için SH-Dual Rinse HEDP kombine solüsyonu ve yine EDDY aktivasyon sistemi kullanıldı. Ardından stereomikroskopta örneklerin dijital görüntüleri alınıp, görüntü analizi programı kullanılarak alan hesaplaması yapıldı. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu örneklem sayısına bağlı olarak Kolmogorov-Smirnov testi ile incelenmiştir. Gruplar arasında yapılan karşılaştırmalı analizlerde verilerin normal dağılmaması nedeniyle non-parametrik testler tercih edilmiştir. Buna göre, bağımsız iki grup analizlerinde Mann Whitney U testi, bağımsız ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise Kruskal-Wallis H testten yararlanılmıştır. Kruskal Wallis H testin sonucuna göre Post-Hoc Bonferroni Düzeltmesi yapılmıştır. Sonuçlar: KH taşıyıcıları arasında KH kalıntı miktarı açısından anlamlı fark bulunamamıştır. Şelasyon ajanları EDTA ve Dual Rinse HEDP arasında anlamlı fark vardır. Dual Rinse HEDP ile irigasyon yapılan örneklerde daha yüksek KH kalıntı miktarı kalmıştır. Tüm çalışma gruplarına bakıldığında Propilen glikol- Dual Rinse HEDP grubunda saptanan kalıntı miktarı, Silikon yağı- EDTA grubunda saptanan kalıntı miktarına göre anlamlı şekilde yüksek çıkmıştır. Anahtar kelimeler: KH taşıyıcıları, Dual Rinse HEDP, EDTA, stereomikroskop

Aynur Safarova
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik tedavi sırasında kullanılan farklı dizayna sahip irigasyon iğnelerinin postoperatif ağrı üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, endodontik tedavi sırasında farklı dizayna sahip irigasyon iğnelerinin kullanımının postoperatif ağrı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya semptomatik geri dönüşümsüz pulpitis tanısıyla alt çene büyük azı dişine kök kanal tedavisi yapılan 66 hasta dahil edildi. Hastalar kök kanal tedavisi sırasında kullanılan irigasyon iğnesinin dizaynına göre 3 gruba ayrıldı. 1. grupta açık uçlu, 2. grupta kapalı uçlu tek delikli, 3. grupta kapalı uçlu çift delikli irigasyon iğnesi kullanıldı. Kök kanal tedavisi tamamlandıktan sonra preoperatif ve postoperatif 6, 24, 48, 72. saat ve 7. gündeki ağrı düzeyi değerlendirildi. Bulgular: Tüm gruplarda postoperatif ağrı düzeyi en yüksek 6. saatte görüldü. Zamana bağlı olarak ağrı düzeylerindeki azalma tüm gruplarda anlamlıdır (p<0,05). Gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde postoperatif ağrı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Endodontik tedavi sırasında farklı dizayna sahip irigasyon iğnelerinin kullanımının postoperatif ağrı açısından farklı bir etkisi bulunmamıştır.

Ayça Yersel
Akdeniz University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı biyofilmler içeren kök kanallarında şekillendirilmesi esnasında apikalden taşan bakteri miktarlarının belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kök kanal sisteminde dentin tübüllerine yerleşen Enterococcus faecalis (E. faecalis), Candida albicans (C. albicans) ve bu iki mikroorganizmaların (MO) birlikte bulunduğu miks biyofilm ortamlarında, kök kanal şekillendirmesi sırasında meydana gelen apikal mikrobiyal taşmanın nicel olarak değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışma 54 adet çekilmiş insan alt küçük azı dişi kullanılmıştır. Dişler otoklavda steril edildikten sonra, E. faecalis, C. albicans ve her iki MOyı içeren miks kültür ile kontamine edildi. Yedi gün süreyle inkübasyona bırakılan dişlerde biyofilm oluşumu sağlandıktan sonra, her gruptan rastgele seçilen bazı dişler kontrol grubu olarak ayrıldı ve kök kanal şekillendirilmesi yapılmadı. Geriye kalan tüm dişler deney grubunu oluşturdu, bu grupta kök kanal şekillendirmesi mekanik olarak gerçekleştirildi. Daha sonra tüm dişler steril distile su ile irige edilerek apikalden taşan sıvı bakteriyel ekim ve koloni oluşturan birim (CFU) sayımına tabi tutuldu. Gruplardaki dişlerin yarısında optik dansite (OD) tayini, yarısında ise kristal viyole (KV) ile boyama sonrası ışık mikroskobunda morfolojik inceleme ile biyofilm yapısı değerlendirildi. Bulgular: E. faecalis ve miks biyofilm gruplarında, C. albicans grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek koloni sayıları tespit edildi (P < 0.05). Kontrol ve deney grupları karşılaştırıldığında, tüm MO türlerinde deney grubunda koloni sayılarında istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlendi. Sonuç: Mekanik şekillendirmenin biyofilm uzaklaştırmada etkili olduğu, E. faecalis'in tekli ve miks biyofilm ortamlarında baskınlığını koruduğu, C. albicans'ın ise daha düşük üreme gösterdiği bulunmuştur. Bulgular, çoklu biyofilm modelleriyle yapılacak ileri çalışmaların endodontik tedaviye direnç mekanizmalarının anlaşılmasında önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: biyofilm, bakteri, dentin tübülü, apikal ekstrüzyon, E. faecalis, C. albicans, miks biyofilm

Şeyma Nur Pektaş İnal
Akdeniz University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Retreatment olgularında reçine ve biyoseramik esaslı dolgu materyallerinin sızdırmazlık etkinliğinin farklı teknikler ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Kök kanal tedavisi başarısızlıklarında klinik olarak en çok başvurulan ve en konservatif yöntem kök kanal tedavi tekrarlarıdır. Retreatment vakalarında birincil amaç kök kanallarındaki kontamine dolgu materyalini uzaklaştırmak, kemomekanik şekillendirme ile mikrobiyal yükü azaltmak ve kök kanallarını sızdırmaz bir şekilde yeniden doldurmaktır. Hem birincil tedavilerde hem de tedavi tekrarlarında başarıyı arttırmak adına sıklıkla irrigasyon aktivasyon cihazlarına başvurulmaktadır. GuttaFlow Bioseal; geleneksel silikon esaslı kök kanal patlarına biyoaktif cam partiküllerin eklenmesiyle iyileştirilmiş biyouyumluluk, biyomineralizasyon ve örtücülük vadeden hibrit bir kök kanal patıdır. Çalışmamızın amacı retreatment vakalarında standart bir mekanik şekillendirmenin ardından farklı son yıkama aktivasyon prosedürleri uygulanan diş örneklerinde GuttaFlow Bioseal'ın örtüleme etkinliğini glikoz penetrasyon tekniği ile değerlendirmektir. Literatürde GuttaFlow Bioseal materyalinin örtücülüğünü glikoz penetrasyon test metodu ile inceleyen başka bir çalışma mevcut değildir. Çalışmada 70 adet insan sürekli alt çene küçük azı dişi kullanılmıştır. Tüm dişlere standart birincil kök kanal tedavisi uygulanmıştır. Örnek dişler; 2 haftanın ardından retreatment kapsamında mekanik olarak şekillendirilmiş ve son yıkama için farklı aktivasyon protokollerine tabii tutulmuştur: manuel irrigasyon, sonik aktivasyon ve ultrasonik aktivasyon. AH Plus ve GuttaFlow Bioseal ile tek kon tekniğince kök kanal dolgusu gerçekleştirilmiş; dişlerin iki hazneli glikoz penetrasyon deney düzeneklerinden belirli zaman aralıklarında alınan örneklerle glikoz miktarı belirlenerek mikrosızıntı düzeyleri karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analizler Kolmogorov-Smirnov testi, Bağımsız T-Testi, ANOVA Testi, Paired-Samples T-Testi ile yapılmıştır. Örneklerin tümünde mikrosızıntı gözlenmiştir; mikrosızıntı ile zaman arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. GuttaFlow Bioseal ile AH Plus kök kanal patının örtücülükleri arasında ve farklı aktivasyon tekniklerinin kök kanal dolgusunun örtücülüğüne olan etkisinde istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır.

Dental materyallerDental sızmaGlükoz+4
Hanife Şahin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Klorheksidinin, biyoseramik esaslı kök kanal sealerlarının dentin tübüllerine penetrasyon derinliğine olan etkisinin konfokal lazer taramalı mikroskop ile incelenmesi

Çalışmamızın amacı; kök kanal patı olarak endodontik kullanıma birçok olumlu özelliği ile girmiş olan biyoseramik esaslı kanal patları Endosequence BC Sealer (Brasseler ABD, Savannah, GA) ve BioRoot RCS'in (Septodont, Saint-Maur-des-Fossés, Fransa), yıkama protokolünde klorheksidin kullanılarak ya da kullanılmaksızın dentin tübüllerine penetrasyon derinliğinin konfokal lazer taramalı mikroskop ile incelenmesi ve rezin esaslı AH Plus (Dentsply DeTrey GmbH, Konstanz, Almanya) kanal patı ile karşılaştırılmasıdır. Çalışmamızda 60 adet üst santral diş kullanılmıştır. Dişler, şekillendirme sırasında her alet arasında %5,25'lik sodyum hipoklorit (NaOCl) ile yıkanarak ProTaper Next (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) döner alet sistemi şekillendirilmiş ve iki gruba ayrılmıştır. Kanallar %17'lik EDTA ve distile su ardından 1. Grupta 2,5 mL %5,25'lik NaOCl + distile su ile, 2. Grupta ise %2'lik klorheksidin ile son yıkama yapılmıştır. İki grup da kullanılacak kanal patına göre kendi içinde üç gruba ayrılarak kök kanalları Endosequence BC Sealer, BioRoot RCS ve AH Plus patlarına ~%0,1 Rhodamin B katılarak tek kon tekniği ile doldurulmuştur. Dişler su soğutması altında horizontal olarak kesilerek 3,6 ve 9. mm'lerden her dişten apikal, orta ve kuronalden olmak üzere 1 mm kalınlığında üç adet disk elde edilmiş ve bu örnekler konfokal lazer taramalı mikroskop (CLSM) ile incelenmiştir. Endosequence BC Sealer ve BioRoot RCS'in dentin tübüllerine penetrasyon derinliği değerleri iki yıkama grubunda da AH Plus'tan daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). CHX, Endosequence BC ve BioRoot RCS'in penetrasyonuna etki göstermezken AH Plus'ın apikalde penetrasyon derinliğini (p<0,05), apikal ve orta bölgede ise yüzde değerini artırmıştır (p<0,05). Kanal patlarının birbirleriyle penetrasyon yüzde değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05).

Rüya Uluöz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Seanslar arasında kullanılan kalsiyum hidroksit preparatlarının kök kanal dolgusunun kalitesi üzerindeki etkisinin incelenmesi

Enfekte kök kanallarında mikroorganizmalar, yalnızca kök kanal boşluğunda değil, istmuslar, yan kanallar ve dentin kanalcıklarında da bulunurlar. Kemomekanik preparasyon tekniklerindeki önemli gelişmelere rağmen, bunların tümüyle eliminasyonu mümkün olmayabilir. Bu nedenle de, enfekte kök kanallarında dezenfeksiyon amacıyla, seanslar arasında kök kanallarına kalsiyum hidroksit gibi bir kanal içi medikament uygulaması gerekebilir. Kanal içi uygulanan kasiyum hidroksitin daimi kanal dolgusunun dentin duvarlarına adaptasyonunu bozarak apikal sızıntıya neden olmaması için; CH'in, dolum öncesinde kök kanallarından tamamen uzaklaştırılması gerektiği bildirilmiştir. Bu amaçla çeşitli irrigasyon + aktivasyon yöntemleri önerilmiştir. Bu çalışmanın amacı; iki farklı kalsiyum hidroksit preparatı uygulanan dişlerde, kalsiyum hidroksitin uzaklaştırılması amacıyla kullanılan; geleneksel şırınga yıkaması, pasif ultrasonik irrigasyon (PUI) ve EDDY gibi yöntemlerle yapılan yıkamanın, sonradan yapılan kanal dolgusunun apikal sızdırmazlığı üzerindeki etkisini "Bilgisayarlı Sıvı Filtrasyon" yöntemiyle değerlendirmektir. Sonuçta, CH kullanımı mikrosızıntının artmasına neden olmuştur. CH formları arasında bir fark bulunmamıştır. CH uygulanmayan kontrol grubuna en yakın ve en az mikrosızıntı EDDY grubunda görülürken, bunu sırasıyla, PUI ve şırıngayla yıkama yapılan grup izlemiştir.

Gülsüm Kutlu Basmacı
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Post yuvası oluşturmak için kullanılan farklı fiber post sistemlerinin dentinde çatlak oluşumu üzerine etkisinin mikro bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı post yuvası preparasyon sistemi olan Rebilda drilleri (VOCO, Cuxhaven, Almanya) ve RelyX drili (3M Espe, Seefeld, Almanya) ile farklı uzunluktaki preparasyonlarının kök dentini üzerinde çatlak oluşturma etkilerini mikro bilgisayarlı tomografi (µBT) kullanarak değerlendirmektir. Yöntem: 40 adet çekilmiş üst çene iki köklü birinci küçük azı dişi seçildi ve rastgele olarak 4 gruba (n=10) ayrıldı. Dişler 18 mm uzunluğunda dekorone edildi ve standart giriş kaviteleri açıldı. Kök kanal şekillendirilmesi ve dolumu yapıldıktan sonra dişler 1 hafta boyunca 37 oC'de etüvde bekletildi ve sonrasında dişlerin birinci µBT taraması yapıldı. Daha sonra Rebilda post drilleri ile Grup 1 (Rebilda-1/2)'de çalışma boyunun (ÇB'nun) 1/2'sine, Grup 2 (Rebilda-2/3)'de ÇB'nun 2/3'üne; RelyX post drili ile Grup 3 (RelyX-1/2)'de ÇB'nun 1/2'sine ve Grup 4 (RelyX-2/3)'te ÇB'nun 2/3'üne post yuvası hazırlandı. Post yuvaları hazırlandıktan sonra dişlerin ikinci µBT taraması yapıldı. Birinci ve ikinci µBT tarama görüntüleri incelenerek çatlaklar tespit edildi ve "yeni oluşan çatlak", "ilerlemiş çatlak" ve "tamamlanmış çatlak" olarak sınıflandırıldı. Elde edilen veriler istatiksel olarak ki-kare testi kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Tamamlanmış ve ilerlemiş çatlak açısından gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (P>0.05). Yeni oluşan çatlak açısından Rebilda-2/3 grubu, RelyX-1/2 grubundan ve RelyX-2/3 grubu, RelyX-1/2 grubundan istatiksel olarak anlamlı daha fazla çatlak oluşturdu (P<0.05). Sonuç: Çalışmamızın sınırlamaları dahilinde, tüm gruplarda tamamlanmış ve ilerlemiş çatlak gözlenirken, RelyX-1/2 grubunda yeni oluşan çatlak gözlenmemiştir. Kök dentininde en düşün çatlak oluşturma oranının, ÇB'nun ½'sine yapılan post preparasyonlarında olduğu sonucu çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Post yuvası, dentin çatlağı, mikro bilgisayarlı tomografi

Dental pulpa boşluğuDentinKök kanal dolgu materyalleri+3
Ayşe Nur Kuşuçar
Akdeniz University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal patının farklı uygulama yöntemlerinin kanal dolumu homojenitesine etkisinin mikro bilgisayarlı tomografi iledeğerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; şekillendirme işlemi tamamlanan daimî alt çene büyük azı dişlerin meziyal kök kanallarının, farklı kanal patı uygulama teknikleri ile doldurulması sonrası kök kanal patı homojenitesinin incelenmesidir. Bu çalışmada belirli kriterlere göre seçilen ve hazırlanan 36 adet alt çene büyük azı insan dişi kullanıldı. Örnekler deney protokolü öncesi kök kanal morfoloji açısından değerlendirilmek üzere mikro bilgisayarlı tomografi (µBT) taramasına tabi tutuldu. Değerlendirilen örnekler standardizasyonu sağlanarak rastgele 4 gruba ayrıldı. Grup 1, ana kon güta perka grubu (n:9); grup 2, sonik grubu (n:9); grup 3, lentülo grubu (n:9); grup 4, ultrasonik (US) grup (n:9) olarak belirlendi. Grup örnekleri T-Endo MUST eğe sistemi ile şekillendirildi. Şekillendirme sonrası belirlenen kriterlere uygun olarak örneklerin kök kanal dolum işlemi tamamlandı. Tüm gruplarda kök kanal patı olarak epoksi rezin içerikli AH Plus kullanıldı. Kök kanal dolumu tamamlanan örnekler tekrar µBT de incelendi. Çalışma sonuçları değerlendirildiğinde; kanal patı uygulama yöntemleri arasında boşluk hacmi (BH) açısından, incelenen gruplar arasında istatistiksel farklılık gözlenmedi (P >0,05). BH'nin toplam kanal hacmine (TKH) oranı yüzde (%) olarak değerlendirildiğinde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (P >0,05).

AdezyonlarDental materyallerHomojen+3
Cemre Ceylan Küçük
Akdeniz University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı teknolojiler kullanılarak üretilmiş farklı çalışma prensibine sahip güncel nikel-titanyum esaslı tek eğe döner alet sistemlerinin şekillendirme etkinliklerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi

Gelişen teknoloji ile birlikte aletlerin tasarım ve imalatındaki sürekli iyileştirmeler sonucu termomekanik üretim teknikleriyle üretilen Ni-Tİ tek eğe döner alet sistemleri yaygınlaşmış ve böylece daha kısa sürede işlemsel hatalara sebep olmadan ve orijinal kanal formuna sadık kalarak şekillendirmenin tamamlanması amaçlanmıştır. Bu çalışmada resiprokal ve rotasyonel sistemle çalışan ve gelişen farklı teknolojilerle üretilmiş tek eğe döner alet sistemlerinin şekillendirme etkinlikleri 39 adet S şekilli eğimli kanala sahip reçine bloklar kullanılarak karşılaştırılmış ve farklı çalışma prensipleri yanında, farklı üretim teknolojilerinin şekillendirme kapasitesi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmamızda 13'er adet örnek olacak şekilde 3 grup oluşturulmuştur. Resiprokal hareketle çalışan Reciproc Blue ve WaveOne Gold ile rotasyonel hareketle çalışan Hyflex EDM tek eğe sistemi kullanılarak kanalın orijinal şeklinde meydana gelen değişimler, uzaklaştırılan madde miktarı, yer değiştirme yönü ve miktarı, merkezde kalma oranı ve şekillendirme hatalarının yanında şekillendirme süreleri de ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizinde Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçları incelendiğinde; apikal bölgede Hyflex EDM sisteminin daha az madde kaldırdığı bulunmuştur (P<0,001). Her üç eğe grubunun koronal eğim bölgesinde eğimin içine doğru transportasyon yaptığı ancak bu transportasyon miktarının Hyflex EDM grubunda en az olduğu bulunmuştur (P<0,01). Koronal eğim bölgesinde Reciproc Blue ve WaveOne Gold gruplarında 4'er örnekte tehlike bölgesi oluşumu gözlenmiştir. Kanalların tamamında oluşan transportasyon miktarına bakıldığında ise Hyflex EDM sisteminin diğer iki sisteme göre daha az transportasyona neden olduğu bulunmuştur (P<0,01). Şekillendirme sürelerinin WaveOne Gold grubunda en düşük, Hyflex EDM grubunda ise en yüksek olduğu görülmüştür (P<0,001).

Dental aygıtlarEtkinlikEtkinlik analizi+3
Uğur Aksoy
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kanal dolgu maddelerinin sitotoksisitelerinin hücre kültürü yöntemi ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Endodontik tedavinin son aşaması olan kök kanallarının doldurulması esnasında kullanılan kök kanal dolgu patlarının periradiküler dokular ile biyouyumluluğu tedavinin başarısı açısından çok önemlidir. Çalışmanın amacı günümüzde kullanılan 5 farklı kök kanal dolgu patının (Sealapex, Apexit Plus, AH Plus, MTA-Fillapex, TotalFill BC Sealer) sitotoksisitelerini peridodontal ligament fibroblast hücrelerinde MTT ve TUNEL testleri kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Çalışmada hücre grubu olarak dental pulpa kök hücresinden farklılaştırılan insan periodontal ligament fibroblast hücresi kullanıldı. Kök kanal dolgu patları karıştırılıp sertleşmeleri için 24 saat bekletildikten sonra ekstrat eldesi için 24 saat kültür vasatında bekletildi. Her bir pattan elde edilen ekstratlar 1:0, 1:1, 1:2, 1:4 ve 1:8 oranlarında dilüe edildi. Kültür vasatı kontrol grubu olarak kullanıldı. Hücreler (1x10³) 96 gözlü ve 8 gözlü plaklara ekildi ve 48 saat 37°C'de inkübe edildi. Hücreler 24 saat ve 72 saat ekstrakta maruz bırakıldı. Hücre canlılığı ve hücre ölüm oranları MTT ve apoptoz oranları TUNEL ile değerlendirildi. İstatiksel analizler için Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı. Tüm materyaller 72. saatlik temasta 24. Saate göre daha yüksek oranda sitotoksisite göstermiştir. Tüm gruplarda en yüksek sitotoksisiteyi AH Plus, sırasıyla MTA-Fillapex, Apexit Plus, Sealapex ve en düşük sitotoksisiteyi TotalFill BC Sealer göstermiştir. Sonuç olarak diğer patlara göre daha düşük sitotoksik potansiyele sahip olduğu belirlenen TotalFill BC Sealer yüksek derecede biyouyumlu bir materyal olarak kabul edilebilir.

Diş hekimliğiEndodontiHücre kültürü+3
İkbal Sena Çelebi Keskin
İstanbul University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı rehber yol eğe sistemlerinin resiprokal ve rotasyonel Ni-Ti tek eğe sistemlerinin döngüsel yorgunlukları üzerine etkileri

Kök kanal şekillendirmesi öncesinde rehber yol hazırlanabilmesi için günümüzde birçok Ni-Ti rehber yol döner alet sistemi mevcuttur. Bu çalışmada; K tipi el aleti, R-Pilot (VDW, Almanya), One G (Micro Mega, Fransa) ve ProGlider (Dentsply, Almanya) ile şekillendirme öncesi rehber yol hazırlanmasının, Reciproc (VDW, Almanya) ve One Shape (Micro Mega, Fransa) sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençlerine olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda toplam 8 grupta 96 adet alt çene birinci büyük azı dişi kullanılmıştır (n=12). Her grupta öncelikle rehber yol hazırlanmış ve ardından kök kanal sistemi şekillendirilmiştir. Şekillendirme işleminin ardından kullanılan Reciproc ve One Shape eğeleri döngüsel yorgunluk direnci testine tabi tutulmuş ve eğelerin kırılma süreleri ve kırılana kadar yaptıkları tur sayıları (NCF) elde edilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Kruskal Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarını inceleyecek olursak; hangi rehber yol sistemi kullanılırsa kullanılsın m-wire alaşımdan üretilmiş Reciproc sisteminin döngüsel yorgunluk direnci geleneksel Ni-Ti alaşımdan üretilen One Shape sisteminin döngüsel yorgunluk direncine göre çok ileri derecede anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). Bunun yanında ISO #15 K tipi el aleti ile rehber yol hazırlığı yapılan dişlerde kullanılan Reciproc ve One Shape sistemlerinin döngüsel yorgunluk dirençleri Ni-Ti rehber yol döner alet tek eğe sistemlerine göre daha düşük bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca elde ettiğimiz bulgularda; Reciproc sisteminin kullanıldığı gruplarda her üç Ni-Ti rehber yol döner alet sistemi arasında döngüsel yorgunluk direncine etki açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p > 0,05). One Shape sisteminin kullanıldığı gruplarda ise R-pilot sisteminin ardından kullanılan One Shape eğelerinin döngüsel yorgunluk direnci One G ve ProGlider sistemlerine göre istatistiksel açıdan ileri derecede anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p < 0,001).

Kök kanal tedavisiKök kanalı
Bulut Hakan Şahin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Endodontik tedavide kullanılan farklı perforasyon tamir materyallerinin dentine bağlanma oranlarının karşılaştırmalı incelemesi

Endodontik tedavi esnasında görülen perforasyon alanlarının tamiri esnasında kullanılan kök tamir materyallerinin diş dokusu ile biyouyumluluğu ve diş dokusuna olan bağlantısı tedavinin başarısı açısından çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı günümüzde kullanılan kalsiyum silikat içerikli tamir materyallerinin geleneksel olarak kullanılan MTA materyaline göre asidik ve nötr pH ortamlarında diş dokusuna bağlanma oranlarının incelenmesi ve materyallerin biyoaktivite özelliklerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada, tek köklü çekilmiş insan dişlerinin kök orta üçlü kısmından alınan 192 adet 2±0.2mm kalınlığında dentin kesitleri, kesitlerdeki kanal boşluğu 1.3mm çapında olacak biçimde şekillendirilmiştir. MTA, ERRM, Biodentine ve BioMTA materyalleri üretici firma talimatlarına göre hazırlanmış ve kesit içerisindeki boşluklara yerleştirilmiştir. Her materyal için 4 altgrup oluşturulmuştur. Materyaller sırasıyla; 4 gün fosfat tamponlu salin, 4 gün pH 4.5 asetik asit solüsyonu, 34 gün fosfat tamponlu salin ve 4 gün pH 4.5 asetik asit solüsyonu + 30 gün fosfat tamponlu salin solüsyonlarında bekletilmiş ve push-out deney düzeneğinde dentin dokusuna bağlanma dayanımı ölçülmüştür. Materyaller taramalı elektron mikroskobunda incelenmiş ve EDX analizi kullanılarak materyal-dentin arayüzeyinde oluşabilecek çökelti yapının karakterizasyonu incelenmiştir. Tüm gruplarda en yüksek bağlanma oranını ERRM materyali göstermiştir. MTA ve BioMTA materyalleri asidik ortamda yüksek çözünürlük ve düşük bağlanma oranları göstermiştir. 4 gün pH 4.5 asetik asit solüsyonu + 30 gün fosfat tamponlu salin grubunda ise tüm materyallerin bağlanma oranlarının düştüğü gözlenmiştir. ERRM ve Biodentine materyalleri yüksek bağlanma dayanımı ve biyoaktivite özelliği gösterirken, MTA ve BioMTA materyalleri yüksek çözünürlük ve düşük bağlanma dayanımı göstermiştir. Buna göre, ERRM ve Biodentine materyallerinin etkin biyoaktivite ile kullanım ve uygulama kolaylığı açısından geleneksel MTA'ya alternatif olarak kullanılabileceği söylenebilir.

Dental bondingDental materyallerDentin+4
Beliz Özel
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de diş hekimlerinin endodontik tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Endodontik tedavide, kök kanal sistemini enfekte doku ve mikroorganizmalardan tamamen arındırmak, dezenfekte etmek ve kök kanalını foramen apikaleye kadar sırdırmaz olarak doldurmak amaçlanmaktadır. Teknolojik gelişmelerin doğru kullanılarak, tedavilerin bilimsel kriterlere göre yapılması, başarı için büyük öneme sahiptir. Diş hekimlerinin bilgi ve beceri seviyeleri endodontik tedavinin başarısına yansımaktadır. Bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de diş hekimlerinin endodontik tedavi pratiği ile ilgili alışkanlıklarının tespit edilip bilimsel kıstaslara göre değerlendirilmesidir. Çalışmamızda diş hekimlerinin rutin endodontik tedavi alışkanlıklarını değerlendirmek amacı ile 20 adet sorudan oluşan anket kullanılmıştır. Anket, Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) veritabanındaki kayıtlı hekimlere e-mail aracılığıyla gönderilmiş ve sadece anlaşılır olan veriler değerlendirmeye alınmıştır. Hekimlerin anketi cevaplama oranı %3,06 olarak, pratikte endodontik tedavi yapan hekimlerin oranı ise %97,20 olarak bulunmuştur. Hekimlerin %72,84'ü rutin tedavi işlemlerinde NiTi döner eğe sistemlerini tercih ettiklerini belirtmiştir. Hekimlerin %77,96'sı rutinde molar dişleri tedavi ettiklerini belirtmiş, >16 yıl pratik deneyime sahip hekimlerin molar diş tedavi etme oranı 1-15 yıl pratik deneyime sahip hekim grubundan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Hekimlerin %81,15'i rubber dam izolasyonunu hiçbir zaman kullanmadıklarını belirtmişlerdir. Çalışmamızın sonuçları Türkiye'de diş hekimlerinin endodontik tedavi pratiklerinin değerlendirilmesi, eksik yönlerin belirlenmesi, gelecekte yapılacak kurs ve eğitimlere ışık tutması açısından faydalı bilgiler sunduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Endodontik tedavi, anket, diş hekimi

AnketlerDental pulpaDiş hekimleri+5
Didem Akış
İstanbul University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı irrigasyon sistemlerinin kök kanalı dolgu materyalini uzaklaştırmadaki etkinliklerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Kök kanal tedavisi çeşitli nedenlerden dolayı başarısızlıkla sonuçlandığında tercih edilen ilk tedavi şekli retreatment olmalıdır. Yapılacak olan retreatment tedavisinin başarısında, kanal içindeki dolgu materyallerinin bütünüyle uzaklaştırılması ve iyi bir dezenfeksiyon sağlanması büyük önem taşır. Özellikle alt küçük azı dişlerinin oval kanal yapısından dolayı kanal dolgusunun uzaklaştırılmasının daha zor olduğu bilinmektedir. Kanal dolgusunu uzaklaştırmak için çeşitli el aletleri ve döner aletler, yıkama için kullanılan irrigasyon yöntemleriyle birlikte kullanılmaktadır. Daha etkili bir retreatment tedavisi için ultrasonik ve sonik irrigasyon sistemlerinin kullanımı giderek artış göstermektedir. Bu çalışmada, 24 alt küçük azı dişinde iğne ile irrigasyonu, Endoaktivator, VDW Ultra ve LM Mectron cihazlarıyla karşılaştırarak kanal dolgusu uzaklaştırma etkinlikleri incelenmiştir. Çalışmada örneklerin incelenmesi; mikro bilgisayarlı tomografi ile yapılmıştır. Kanal tedavisi ve retreatment yapılan dişlerin hacimsel olarak uzaklaştırdığı kanal dolgusu yoğunlukları değerlendirilmiştir. İstatiksel analizler için Wilcoxon Testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Sonuçlara göre ultrasonik cihazlar iğne ile yapılan irrigasyona göre daha başarılı gözlense de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0.05). Deney gruplarında kanal dolgusu tamamen çıkarılan bir örnek olmamıştır. Ayrıca tüm gruplar apikal 1/3 kısımda gözlenen hacimsel fark en az olmuştur. Anahtar Kelimeler: ultrasonik, micro-ct, endoactivator, vdw ultra Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No:27278

Kök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisiKök kanalı irrigantları+3
Aslı Aban Tıltay
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Isıtılmış güta-perka kanal dolgu tekniklerinin kök yüzeyinde oluşturduğu termal değişimlerin in vitro olarak karşılaştırılması

AMAÇ: Çalışmamızın amacı NiTi döner aletler ile şekillendirilen alt çene küçük azı dişlerinin kök kanallarının farklı sıcaklıktaki ısıtılmış güta-perka teknikleriyle kök kanal dolgularının yapımı esnasında diş üzerine yerleştirilen termo çiftler yardımıyla diş dış kök yüzeyinde meydana gelen sıcaklık artışını incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamızda 96 adet alt çene küçük azı dişi kullanılmıştır. Dişlerin kuron kısımları mine-sement sınırından kesilmiş ve boyları 16±1 mm olacak şekilde ayarlanmıştır. R40 (VDW, München, Germany) döner aletiyle üretici firmanın önerdiği biçimde kök kanalları crown-down tekniğiyle tek eğeli sistemle genişletilmiştir. Kök kanalları %5.25'lik sodyum hipoklorit ile irrige edilmiştir. İlk grupta 32 adet alt çene küçük azı dişlerinin Ultrafil®3D (Coltene, Altstätten, İsviçre) enjekte edilebilir sistem tekniğiyle kök kanal dolgusu yapılmıştır. İkinci grupta 32 adet alt çene küçük azı dişlerinin kök kanal dolguları SuperEndo AlphaII & Beta (B&L Biotech,Ansan,Kore) cihazı yardımıyla ısıtılmış güta-perkanın devamlı obturasyon tekniği kullanılarak yapılmıştır. Son olarak üçüncü grupta ise kök kanal dolguları yapımında Thermafil (Dentsply, Maillefer, Almanya) taşıyıcılı kor sistemi kullanılmıştır. Kök kanal dolguları yapılırken dişlerin kök yüzeyinde meydana gelen sıcaklık artış değerlerini ölçmek amacıyla vestibul yüzeyde, apikal foramenin 3 mm kuronaline (T1 nolu), apikal foramenin 7 mm kuronaline (T2 nolu), apikal foramenin 11 mm kuronaline (T3 nolu) lingualde ise apikal foramenin 5 mm kuronaline (T4 nolu), apikal foramenin 9 mm kuronaline (T5 nolu) ve foramen apikalenin yanına (T6 nolu) termo çiftler yerleştirilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 17.0 programı yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu histogram grafikleri ve Kolmogorov-Smirnov testi ile incelenmiştir. Tanımlayıcı analizler sunulurken ortalama, standart sapma, ortanca ve minimum-maximum değerler kullanılmıştır. Normal dağılım göstermeyen (nonparametrik) değişkenler iki grup arasında değerlendirilirken Mann Whitney U Testi, ikiden fazla grup arasında değerlendirilirken Kruskal Wallis Testi kullanılmıştır. Gruplar arasında ölçülen sıcaklık değişimleri tekrarlayan ölçümler analizi ile incelenmiştir. P-değerinin 0.05'in altında olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar şeklinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Çalışmamızda elde edilen bulgulara göre üç farklı ısıtılmış güta-perka kök kanal dolgu yönteminde de kök yüzeyinde meydana gelen sıcaklık değerleri, kritik değer olan 10°C'nin altında ölçülmüştür. 60 saniye boyunca her bir termo çiftte ölçülen değerler karşılaştırıldığında kök yüzeyinde meydana gelen en yüksek sıcaklık artışı devamlı ısı ile obturasyon tekniğinin kullanıldığı 200°C'ye çıkan SuperEndo cihazıyla yapılan kök kanal dolgularında meydana gelmiştir. En düşük sıcaklık değeri de 90°C'de uygulanan düşük ısılı güta-perkanın enjeksiyon yöntemlerinden olan Ultrafil grubunda görülmüştür. Termo çiftlerde ölçülen sıcaklık değişimleri incelendiğinde kuronla bölgede ısıtıcı uçlara yakın olan termo çiftlerin apikaldekilere göre daha yüksek sıcaklık değerlerini ölçmüştür. SONUÇ: Tüm bu veriler ışığında kök kanal dolgusunun yapımında ısıtılmış güta-perka kök kanalı dolgu teknikleri hekimler tarafından dikkatli bir şekilde uygulandığında güvenle kullanılabileceği söylenilebilir. ANAHTAR KELİMELER: Isıtılmış güta-perka, SuperEndo, Ultrafil, Thermafil, termo çift.

Dental materyallerKök kanal dolgu materyalleriKök kanal tedavisi+2
Mustafa Pekmezci
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Güncel NiTi döner eğe sistemleri ile kök kanalı şekillendirilmesi sırasında farklı çalışma uzunluklarınin dentinde çatlak oluşumuna etkisinin araştırılması

Bu çalışmada, farklı geometrik şekillere, farklı koniklik açılarına ve farklı metaralojik özelliklere sahip güncel olarak kullanılan ProTaper Next (Dentsply, Maillefer, Ballagues, İsviçre), Mtwo (VDW, Munich, Germany), Hyflex CM (Coltene, Allstatten, Switzerland) NiTi döner eğe sistemleri ve Mani Flare NiTi el eğesi (Mani Inc., Tochigi Japan) ile farklı çalışma uzunluklarında çalışıldıklarında dentin üzerinde oluşturdukları çatlaklar gözlemlenmiştir. Çalışmamızın amacı bu değişkenliklerin dentin üzerinde oluşan çatlaklara etkisini gözlemlemektir. Çalışmamızda 260 adet çekilmiş alt çene kesici insan dişi kullanılmıştır. Dişler 12 deney grubu (n:20) ve 2 kontrol grubuna (n:10) rastgele seçilmiştir. Dişlerin kök kanallarının şekillendirilmesi seçilen NiTi döner eğe sistemleri ve NiTi el eğeleri ile 3 farklı çalışma uzunluğunda apikal genişlik 0,30 mm olacak şekilde tamamlanmıştır. Şekillendirme yapılan dişlerden su soğutması altında düşük hızlı testere ile kesitler alındı. Alınan kesitler ve dişlerin apikal yüzeyleri çatlak tespiti için steromikroskop ile incelendi. Çalışma uzunluları değerlendirildiğinde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmamasına rağmen AF+1 gruplarında AF ve AF-1 gruplarına göre daha çok çatlak gözlemlenmiştir. Eğe sistemleri değerlendirildiğinde istatiksel olarak anlamlı fark olmamasına rağmen en çok çatlak MT gurubunda (kesitlerde %10,6 apikal yüzeyde %8,3) gözlemlenmiştir. Bunu sırasıyla PTN (kesitlerde %5,6, apikal yüzeyde %5), HF (kesitlerde %3,9 , Apikal yüzeyde %1,7) , Mani Flare NiTi el (kesitlerde %1,1 , apikal yüzeyde %1,7) grupları izlemiştir. Çalışmamızın sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda NiTi döner eğe sistemleri ile apikal foramenden 1 mm kısa şekillendirme yapmanın ve apikal son 1 mm'de şekillendirme yapılırken NiTi el eğelerinin veya geleneksel olmayan NiTi döner eğe sistemlerinin tercih edilmesinin çatlak oluşumunda en güvenilir yöntem olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Farklı çalışma uzunlukları, Dentin çatlağı, NiTi döner eğe sistemleri

Dental aygıtlarDental pulpa boşluğuDental sızma+3
Münip Çolakoğlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı resiprokal döner alet sistemlerinin çalışması sırasında ortaya çıkan kuvvetlerin sonlu elemanlar analizi yöntemi ile değerlendirilmesi

Kök kanalı tedavisinin en önemli aşamalarından biri olarak kabul edilen kök kanalı şekillendirilmesinde, farklı metalurjik ve fiziksel özelliklere sahip nikel titanyum (NiTi) alaşımlardan oluşan döner alet sistemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada, beş farklı döner alet sisteminin çalışması sırasında ortaya çıkan kuvvetlerin ve bu kuvvetlere bağlı olarak meydana gelen streslerin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmada Reciproc (VDW, Münih Almanya), Reciproc Blue (VDW, Münih Almanya), WaveOne (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre), WaveOne Gold (Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ve Unicone (Medin, Nove Mesto na Morave, Çek Cumhuriyeti) döner alet sistemlerinin bükülme, burulma ve bükülme+burulma streslerine dayanımları Ansys Workbench 2019 R1 programı kullanılarak sonlu elemanlar analizi ile değerlendirildi. Yapılan testler sonucunda Reciproc Blue döner alet sisteminde en yüksek bükülme direnci bulunurken, onu sırasıyla WaveOne Gold, WaveOne, Reciproc ve Unicone takip etti. En yüksek burulma direnci WaveOne Gold sisteminde, en düşük Reciproc sisteminde saptandı. Bükülme + burulma analizinde ise bükülme direncine benzer olarak Reciproc Blue sistemin en yüksek, Unicone sistemin en düşük direnci gösterdiği bulundu. Sonuç olarak, testlerin tümünde, daha fazla martensitik özellik gösteren aletlerde daha az stres oluştuğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: sonlu elemanlar analizi, nikel titanyum, stres, bükülme, burulma

Dental aygıtlarDental stres analiziEndodonti+3
Alper Can Topuz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı resiprokal hareketli nikel titanyum eğe sisteminin dinamik döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılması

Üç Farklı Resiprokal Hareketli Nikel Titanyum Eğe Sisteminin Döngüsel Yorgunluk Dirençlerinin Karşılaştırılması Bu çalışmanın amacı ısıl işlem görmüş üç farklı resiprokal hareketli NiTi kanal eğesinin döngüsel yorgunluk direncinin farklı koşullar altında değerlendirilmesidir. Toplamda 3 farklı eğe sisteminden 90 adet NiTi kanal eğesi kullanıldı (n=30). Grup 1'de (n=30) her kanal eğesi için 3 üst çene büyük azı dişin meziobukkal kök kanalı prepare edildikten ve sterilizasyon işlemi uygulandıktan sonra dinamik döngüsel yorgunluk testi yapıldı. Grup 2'de (n=30) her kanal eğesi toplamda 15 dakika NaOCl irrigasyon solüsyonunda bekletildikten ve sterilizasyon işlemi uygulandıktan sonra dinamik döngüsel yorgunluk testi yapıldı. Grup 3 (n=30) kontrol grubu olarak oluşturuldu ve eğeler üzerine herhangi bir işlem uygulanmadan dinamik döngüsel yorgunluk testi yapıldı. Verilerin normal dağılıma uyup uymadıkları Shapiro-Wilk testi ile varyans homojenliği de Levene testi ile değerlendirildi. Verilerin analizi TwoWay ANOVA testi ile, grup içi karşılaştırmalar Bonferroni testi ile yapıldı. Grup 1'de kırılmaya kadar geçen süre değerlendirildiğinde, T-Endo Must eğe sistemi WaveOne Gold eğe sistemi benzer sonuç gösterirken (p>0,05), One RECI eğe sisteminden daha uzun sürede kırıldı (p<0,05). One RECI ve WaveOne Gold eğe sistemleri benzer sonuçlar gösterdi (p>0,05). Grup 2'de sonuçlar değerlendirildiğinde T-Endo Must ve WaveOne Gold eğe sistemleri benzer sonuçlar gösterirken (p>0,05), One RECI eğe sistemi diğer iki eğe sistemine göre daha kısa sürede kırıldı (p<0,05). Kontrol grubunda T-Endo Must eğe sistemi diğer iki eğe sisteminden daha uzun süre kırılma dayanımı gösterirken (p<0,05), One RECI ve WaveOne Gold eğe sistemleri için kırılma süreleri benzerdi (p>0,05). Kırık parça uzunluğu değerlendirildiğinde, Grup 2'de T-Endo Must eğe sistemi diğer iki sisteme göre anlamlı derecede daha uzun bulundu (p<0,05). Anahtar kelimeler: T-Endo Must, One RECI, WaveOne Gold, döngüsel yorgunluk dayanımı, resiprokasyon

Dental aygıtlarDental eğelerMetal yorgunluğu+1
Mustafa Ercan Turgay
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı resiprokal hareketli nikel titanyum eğe sistemleri ile apikalden taşan debris miktarının incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı resiprokal hareketli nikel titanium (NiTi) eğe sistemleri ile apikaldan taşan debris miktarının incelenmesidir. Yöntem: Bu çalışma için 80 adet tek kök tek kanal yapısına sahip diş kullanıldı ve dişler 4 ana gruba ayrıldı (n:20). Dişler birinci grupta WaveOne Gold (WOG), ikinci grupta One RECI (OR), üçüncü grupta T-Endo Must (TEM) ve dördüncü grupta el eğesi ile prepare edildi. Prepare edilen dişlerden taşan debris, daha önce ağırlıkları hassas terazide tartılan eppendorf tüplerinde toplandı ve tüpteki suyun buharlaşması için 37 °C'de 14 gün bekletildi. Kalan debris hassas terazide ölçüldü. Tüpün önceden ölçülen boş ağırlığından çıkarılarak taşan debris miktarı belirlendi. Mann-Whitney U testi yapılarak taşan debrislerin gruplar arası analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi P<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Tüm eğeler arasında en fazla debris taşması el eğesiyle prepare edilen Grup 4'te meydana geldi. Grup 3'te bulunan TEM eğesi, Grup 1 ve Grup 2'deki WOG ve OR eğelerinden istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla debris taşırdı (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2'deki WOG ve OR eğeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05).. Sonuç: Tüm eğe sistemleri preparasyon sırasında debris taşmasına neden oldu. Test edilen tüm gruplarda en az debris taşması Grup 2'deki OR eğesinde gözlendi Anahtar Kelimeler: debris taşması, Niti eğe, resiprokal

DebridmanDental eğelerDiş apeksi+1
Abdullah Başoğlu
Akdeniz University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kök kanalı preparasyonu ve sterilizasyon işlemlerinin geleneksel ve hafıza kontrollü nikel titanyum eğelerin fiziksel özellikleri üzerindeki etkilerin incelenmesi

Nikel titanyum döner alet sistemleri, geleneksel paslanmaz çelik el aletlerine göre, avantajları olması nedeniyle, kök kanallarının şekillendirilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, torsiyonel ve döngüsel stresler bu aletlerde de kırılmalara neden olabilmektedir. Bu nedenle, Ni-Ti aletlerin fiziksel dirençlerini arttırmak amacıyla çeşitli ısıl işlemler yapılarak üretilen, yeni nesil aletler kullanıma sunulmuştur. Bunlardan biri de hafıza kontrollü nikel titanyum eğelerdir. Ni-Ti aletler, ekonomik nedenlerle klinikte birçok kez kullanılmaktadır. Bu işlemeler sırasında karşılaşılan torsiyonal ve döngüsel stresler, sterilizasyon işlemleri ve yıkama solüsyonları fiziksel değişimlere yol açmaktadır. Bunun sonucunda da, alet kırıkları meydana gelmektedir. Bu çalışmamızda çoklu kullanımların geleneksel ve hafıza kontrollü Ni-Ti eğeler üzerinde yarattığı fiziksel değişimlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Hyflex CM (Coltene-whaledent, Altstatten, İsviçre) ve Revo-S (Micromega, Besancon, Fransa) eğeleri, çekilmiş dişler üzerinde, tıpkı klinik koşullardaki gibi toplam altı kez kanal şekillendirilmesinde kullanılmış ve 1., 3. ve 6. kullanımda meydana gelen fiziksel değişimleri scanning elektron mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Çalışmamızın bulgularına göre, kullanım sayısı arttıkça aletlerde görülen deformasyon miktarında artış saptanmıştır. Aletlerin uç kısımda görülen deformasyon ve mikroçatlak oluşumu yönünden, hafıza kontrollü nikel titanyum döner alet eğeleri, geleneksel nikel titanyum döner alet eğelerine göre daha üstün bulunmuştur. Yüzeyde kalan debris açısından incelendiğinde her iki grupta da organik debrise rastlanmamıştır.

DeformasyonDental aygıtlarFiziksel özellikler+5
Safa Armağan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliği lisans öğrencileri tarafından yapılan kök kanal tedavisi ve üst restorasyonların kalitesinin periapikal sağlık ile ilişkisinin değerlendirilmesi: Retrospektif bir çalışma

Diş Hekimliği Lisans Öğrencileri Tarafından Yapılan Kök Kanal Tedavisi ve Üst Restorasyonların Kalitesinin Periapikal Sağlık ile İlişkisinin Değerlendirilmesi: Retrospektif Bir Çalışma Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'nde stajyer hekimler (Dönem 4 ve Dönem 5 lisans öğrencileri) tarafından endodontik tedavi görmüş dişlerde periapikal sağlığın, uygulanan kök kanal tedavisi ve üst restorasyon kalitesiyle ilişkisini değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'nde stajyer hekimler tarafından endodontik tedavi yapılmış dişlerde periapikal sağlığın; uygulanan kök kanal tedavisi ve üst restorasyon kalitesiyle ilişkisi değerlendirilmiştir. 2017-2022 yılları arasında Dönem 4 ve Dönem 5 lisans öğrencileri tarafından kök kanal tedavisi yapılmış olan dişlerin tedaviden en az 1 yıl sonra alınmış dijital panoromik radyografik görüntüleri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Dijital panoramik radyografik görüntülere fakültemizin veri tabanından erişilmiştir. Panaromik radyografilerin incelenmesinden elde edilen veriler çapraz tablo (Crosstab) ki kare ilişki analizi, frekanslar için Fisher'ın kesinlik testi yapılarak değerlendirildi. Çalışmanın istatistiki testlerinde IBM SPSS Statistics (v. 25) (Windows, Chicago, ABD) kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada hem kök kanal tedavisinin kalitesi hem de üst restorasyonun kalitesi periapikal iyileşme ile anlamlı oranda ilişkili bulunmuştur. Kaliteli ve düzgün kök kanal tedavisi uygulanan dişlerde üst restorasyon kalitesinin periapikal iyileşmeye etkisi yoktur. Kalitesiz uygulanan kök kanal tedavili dişlerde ise yeterli üst restorasyon kalitesi periapikal iyileşmeyi anlamlı ölçüde olumlu etkilemiştir. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda kök kanal tedavisi görmüş dişlerin uzun dönem takibinde periapikal iyileşmenin kök kanal tedavisi ve üst restorasyon kalitesiyle ilişkili olduğu ve bu faktörlerin birbirinden bağımsız olarak periapikal iyileşmeyi etkileyebildiği ortaya konmuştur. Sistematik olarak ilerlendiğinde doğru teşhis, planlama ve kaliteli tedavi uygulamasıyla periapikal sağlığın uzun yıllar olumlu seyrinin sürdürülebileceği fikri umut vericidir.

AntalyaDental restorasyonDiş hekimliği+4
Ahmet Emre Kassap
Akdeniz University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Endodontik tedavi görmüş ve fiber ağ ile güçlendirilmiş mezio-oklüzo-distal (MOD) kaviteli dişlerin kırılma dirençlerinin incelenmesi

Kök kanal tedavisi görmüş dişlerin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri de, yapılan üst restorasyonun kalitesi ve oklüzal streslere olan dayanıklılığıdır. Çalışmamızın amacı; post operatif kırılma sıklığı oldukça yüksek olan kanal tedavisi görmüş MOD kaviteli dişlerin fiber ağlarla güçlendirilmesinin kırılma direncine olan etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda çürüksüz, hiçbir işlem yapılmamış ve ortodontik nedenle çekilmiş 135 adet maksiller premolar diş kullanılmıştır. Tüm dişlere kanal tedavisi uygulandıktan sonra MOD kaviteler hazırlanmıştır. Polietilen ve cam fiber ağlar kullanılarak iki deney grubu oluşturulmuş ve her grupta fiber ağlar gingival, orta, oklüzal ve çevresel olmak üzere 4 farklı pozisyonda yerleştirilmiştir. Herhangi bir fiber ağ uygulanmayıp yalnızca kompozitle restore edilen grup ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Örneklere universal test cihazında 0.5mm/dak hızında vertikal yönde kırılma gerçekleşinceye kadar kuvvet uygulanmış ve elde edilen değerler Newton cinsinden kaydedilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar incelendiğinde; polietilen ve cam fiber ağ kullanımının, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında MOD kaviteli maksiler premolar dişlerin kırılma dayanımını istatistiksel olarak anlamlı derecede arttırdığı görülmüştür (p<0,05). Her iki fiber ağ grubu birbiri ile karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasa da; cam fiber ağ gruplarından elde edilen değerler, polietilen fiber ağ gruplarından elde edilen ortalama kırılma değerlerinden daha yüksek bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak; hem polietilen hem de cam fiber ağ kullanımının, kanal tedavisi görmüş MOD kaviteli dişlerde yapılan restorasyonun kırılma direncini arttırdığı gözlemlenmiştir.

Cam elyaf kompozitlerDental stres analiziDiş kırıkları+6
Tuğçe Timur
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı elektronik apeks bulucuların kök perforasyonlarının tespitinde etkili olabildikleri minimum perforasyon çapının belirlenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, 6 farklı elektronik apeks bulucu (EAB) olan Raypex 6 (VDW, Münih, Almanya), Propex Pixi (PIXI, Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre), Dentaport ZX (J. Morita, Irvine, Kaliforniya, ABD), Apex ID (SybronEndo, Orange, Kaliforniya, ABD), Propex II (PRO; Dentsply Maillefer, Ballaigues, İsviçre) ve Dr.'s Finder NEO (Good Doctors, Incheon, Kore) ile EAB'lerin perforasyon tespitinde etkili olabildikleri minimum perforasyon çapını belirlemektir. Yöntem: 100 adet çekilmiş mandibular premolar diş her grupta 20 adet diş olacak şekilde 5 farklı çaptaki elmas frezle (1,25 mm, 1,0 mm, 0,75 mm, 0,5 mm, 0,25 mm) apikalden 5 mm yukarıda olacak şekilde perfore edildi. Perforasyon alanına kadar olan gerçek uzunluk (GU) ölçüldükten sonra #40 no K tipi eğe kullanılarak dişler aljinat model içine gömülerek elektronik uzunluk (EU) ölçüldü. Her diş için EU, GU'dan çıkarılarak aradaki fark hesaplandı. İstatiksel analiz Two-way Anova testi kullanılarak yapıldı (P<0,05). Bulgular: Çalışmada kullanılan EAB'ler arasında 1,25 ve 1,00 mm perforasyon çapları için anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Perforasyon çapının 0,75 mm olduğu dişlerde Propex Pixi ile Dentaport ZX arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç: Test edilen tüm EAB'ler, 0,5 mm ve 0,25 mm çapları için perforasyon alanını tespit edememiş olsa da 1,25 mm, 1 mm, 0,75 mm çapları için simüle edilmiş kök perforasyonlarının belirlenmesinde oldukça başarılı olmuşlardır. Anahtar kelimeler: Elektronik apeks bulucu, perforasyon, kök kanalı.

Dental aygıtlarDental pulpa boşluğuDiş apeksi+2
Simay Koç Deveci
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fiber post ile restore edilmiş kanal tedavili üst santral kesici dişlerde periapikal lezyon çapının diş yüklenmesi altında ortaya çıkan gerilme dağılımına etkisinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, madde kaybı nedeniyle fiber post ile restore edilmiş ve çeşitli boyutlarda periapikal lezyonlara sahip dişlerde statik yük altında meydana gelen yapısal gerilme dağılımının sonlu elemanlar analizi (SEA) yöntemi ile incelenmesini amaçlanmıştır. Yöntem: Örnek modeller, SEA yöntemi uygulanmak üzere Solidworks 3B CAD modeli kullanılarak simüle edilmiştir. Yapısal analizler için ANSYS Workbench program (ANSYS, Canonsburg, ABD) ara yüzü kullanılmıştır. Cam fiber post (ParaPost Fiber White, Coltène/Whaledent, Mahwah, ABD) ve tam seramik kron (IPS Empress, Ivoclar Vivadent, Schaan, Lihtenştayn) ile restore edilmiş periapikal lezyonu bulunmayan üst santral kesici diş referans modeli ve 2-, 4-, 6-, 8 mm çaplarında periapikal lezyonu temsil eden modeller olmak üzere toplam 5 model analize tabi tutulmuştur. Analiz kurguları, bilimsel literatüre uygun olarak dişin uzun aksına, 135° açıyla 300 N yükleme koşulları altında, modellerin deformasyon davranışını en gerçekçi şekilde simule edebilecek şekilde hazırlanmıştır. Bulgular: Eşdeğer gerilme değerleri Von Mises hipotezine göre hesaplanarak, modellerdeki gerilme dağılımları değerlendirilmiştir. Tüm modellerde yük uygulanması sonucu oluşan gerilmenin, modeller üzerinde benzer bölgelerde yoğunlaştığı görülmüştür. Ancak; lezyonsuz dişten itibaren artan lezyon çapı ile birlikte kökün bukkal orta üçlüsünde oluşan yoğun gerilme alanının dişin koronaline taşındığı gözlenmiştir. Maksimum eşdeğer gerilmenin oluştuğu bölge, tüm modellerde dişin kole bölgesinin bukkali olurken; değerleri birbirine yakın bulunmuştur. Periapikal lezyon içeren tüm modellerdeki lezyon bölgeleri, düşük gerilmelerin gözlendiği alanlar olmuştur. Sonuç: Dişlerde periapikal lezyon varlığı ve boyutunun dişin farklı bileşenlerindeki gerilme dağılımı üzerinde etkiye sahip olduğu doğrulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Periapikal lezyon, fiber post, sonlu elemanlar analizi

Dental restorasyonDental stres analiziKesici dişler+2
Ayşe Işıl Karaoğlu
Akdeniz University
2021
00