İstanbul University
Discipline

General Turkish History

İstanbul University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

13 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Tuna Bulgar Kağanı Simeon ve dönemi (863-927)

Tuna Bulgar Kağanlığı tarihinin "büyük" olarak adlandırılan kağanı I. Büyük Simeon (893-927), I. Bulgar Kağanlığı ya da Tuna Bulgar Kağanlığı'nı Orta çağda ekonomik ve siyasî açıdan güçlendirerek Doğu Avrupa'nın en güçlü devletlerinden biri haline getirmiştir. İstanbul Patriği Nikolaos Mystikos tarafından 913 yılında imparator olarak taçlandırılan Simeon döneminde Bulgarlar, Balkan yarımadasının büyük bir kısmını hâkimiyetleri altına almışlardır. Başarılı bir hükümdar olmasının yanısıra mükemmel bir komutan da olan Kağan Simeon döneminde Bulgar ülkesinin sınırları Karadeniz, Adriyatik ve Ege Denizi'ne kadar yayılmıştır. Kağan Simeon yönetimindeki Bulgar Kağanlığı, Bizans'ın vasalı olmaktan çıkmış hatta birçok konuda onu kontrol eder hale gelmiştir. Bu nedenle Simeon dönemi tarihçiler tarafından "Bulgar Tarihinin Altın Dönemi" olarak adlandırılmıştır. Gençliğinde İstanbul'da aldığı iyi eğitim sayesinde ileride hem çok iyi bir bilgin hem de iyi bir eğitimci olduğunu kanıtlayan Simeon, Bulgar edebiyatına da altın çağını yaşatmıştır. Bulgar Kağanlığı'nda olduğu kadar Slav dünyasında da kültür ve din alanında yaptığı hizmetler açısından önemli bir yere sahip olan Simeon, dindar, alçak gönüllü ve hatta aşırı mütevazı bir insan olmasına rağmen siyasî olarak kendini Bizans imparatorlarından çok daha üstün görmüştür. Bu duygular onun ve Tuna Bulgar Kağanlığı'nın gelecek yıllardaki hayatını çok fazla etkileyecektir. Kaynaklar Simeon'un her zaman "Romalıların ve Bulgarların İmparatoru" olmayı hedeflediğini söylemektedir. 913 yılında İstanbul Patriği tarafından taçlandırılmasına rağmen bazı kaynaklar onun Patrik tarafından aldatıldığını ve sadece Bulgar İmparatoru unvanını aldığından bahsetmektedir. Bu duruma tepki gösteren Simeon 913 yılından ölümüne kadar Bizans topraklarına ve İstanbul'a yaptığı akınlarda hep bu hedefin peşinden koşmuştur. Hükümdarlığının son yıllarında Simeon, mühürlerinde Roma ve Bulgar imparatoru veya sadece Roma imparatoru unvanını kullanmıştır. Simeon'un hangi unvan ile taçlandırıldığı Bizans mı yoksa Bulgar imparatoru mu olduğu konusundaki tartışmalar bir yüzyıl boyunca sürmüştür ki bu bugün bile hâlâ tartışılmaktadır.

Roma İmparatorluğuSimeon ITuna Bulgar Hanlığı+1
Ayşe Kazdal
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

VIII.yüzyılda Türkistan'da iktidar mücadelesi ve Talas Savaşı

Türkistan, tarihî süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, birçok kültürü içerisinde barındırmış, ticaretin merkezi olmuş bir coğrafyadır. Bu da Türkistan'da iktidar ve zenginlik için çetin mücadelenin yaşanmasını kaçınılmaz kılmıştır. Türkistan'ı kendilerine kadim vatan olarak belirleyen Türklerin dışında Çinliler ve Araplar da bu topraklar ile bu özelliğinden dolayı yakından ilgilenmişlerdir. Bu ilgi bir taraftan Çin'i diğer taraftan Arapları bir süre sonra karşı karşıya getirmiştir. Tezimiz Türk, Arap ve Çin'in bu topraklardaki hâkimiyet mücadelesinin bir sonucu olan Talas savaşı üzerinedir. Arapların Türkistan seferleri, Türgişlerin yükselişi, Araplara karşı Türgiş Kağanı Su-lu'nun başarılı mücadelesi ve Talas savaşı detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Türkiye'de Türgişler ve Talas savaşı ile ilgili çok az çalışma yapılmıştır. Öyle ki Türgişler hakkında yapılan özgün çalışma 1998 yılına aittir. Tezimizde Türgişler, Su-lu Kağan ve Talas savaşı kaynakların ışığında üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde Türkistan coğrafyası ve Arapların Türksitan'a ilerleyişleri, ikinci bölümde Türgişlerin siyasî varlığı, üçüncü bölümde ise Talas savaşı ele alınmıştır.

8. yüzyılTalas SavaşıTürk tarihi+3
Muhammed Emir Güler
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Altın Orda Devleti'nin Türkleşme süreci

Türkistan tarihinde oldukça önemli bir yer tutan Altın Orda Devleti, gerek Moğol gerek Türk tarihi açısından kayda değer bir geçmişe sahiptir. XIII. yüzyılın başında Büyük Moğol Devleti'nin kurulmasının ardından Cengiz Han komutasında geniş coğrafyalara yayılan Moğollar, özellikle Türkistan coğrafyasında birçok devlet kurmuşlardır. Türkler tarafından asırlar boyu yurt tutulan Deşt-i Kıpçak coğrafyası da köken olarak Moğol olan Altın Orda devletinin kurulduğu bölge olmuştur. Cengiz Han'ın torunu Batu Han tarafından kurulan Altın Orda Devleti, başta Kuman/Kıpçak, Uygur, Oğuz ve Bulgar boyları olmak üzere birçok Türk boyundan çeşitli alanlarda etkilenmiştir. Siyasi, dinî, kültürel ve dil konularında kurulduğu coğrafyanın etkisinde kalan Altın Orda Devleti, zamanla devletin içindeki nüfus çoğunluğunu oluşturan Türklerin etkisiyle Moğol kimliğinden sıyrılıp bir Türk-İslâm devleti haline dönüşmüştür. İlk olarak bürokrat Uygurlardan, sonra ordu içindeki Kuman/Kıpçak ve Oğuzlardan etkilenen Altın Orda Moğolları, Türkler aracılığı ile hem İslâm diniyle tanışmışlar hem de dil ve edebiyat alanında Türkçe çok önemli eserlerin yazılmasına katkı sağlamışlardır. Bu çalışmada Altın Orda devletinin kuruluşundan önce Deşt-i Kıpçak'taki Türk varlığı, kuruluşundan fetret devrine kadar Altın Orda Moğollarının Türklerden nasıl etkilendikleri ve bu Türkleşme sürecinde hangi faktörlerin öne çıktığı ayrıntıları bir şekilde incelenmiştir

13. yüzyılAltın-Orda DevletiMoğollar+4
Ömür Özdemir
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sovyet iktidarının ilk yıllarında Kırgız Milli Devletinin kuruluşu süreci (1917-1922)

Bağımsız Türk cumhuriyetlerinden biri olan Kırgızistan, Kuzeyde Kazakistan, güneydoğuda ve doğuda Çin'e bağlı olan Doğu Türkistan Bölgesi, batıda Özbekistan ve güneyde Tacikistan ile komşudur. Tanrı dağlarının uzantısı olan dağlar Kırgızistan‟ı dağlık bir ülke yapmıştır. Az yağış alan ülke, karasal bir iklime sahiptir. Ayrıca göl ve akarsular açısından zengindir. Tarihte Kırgızların ilk yurdu Güney Sibirya‟dır. Cengiz Han sonrası Altay Dağlarını ve Cungarya topraklarını geçerek, Tanrı Dağlarına gelmişlerdir. Çok uzun bir dönem olan bu yer değiştirme olayı XVIII. yüzyılın başlarına gelindiğinde bitmiştir. Geldikleri bu yeni bölgede Özbek, Şeybani ve Buhara hanlıkları hâkimiyetinde yaşamışlardır. Bir süre sonra Hokand Hanlığına bağlanan Kırgızlar, bu dönemde bağımsız hareket etmeye çalışmışlardır. Sovyet İktidarının İlk Yıllarında Kırgız Milli Devletinin Kuruluşu Süreci (1917-1922) adlı tezimizin amacı Türkistan bozkırlarında boy halinde geleneksel usullerle yaşayan Kırgızların sahip olduğu 1991 yılında bağımsız olan Kırgızistan Cumhuriyeti‟nin kuruluş sürecini ayrıntılarıyla ortaya koymaktır. Ayrıca bu dönemde geçen olayları, ele almak ve sonuçlarını analiz etmek suretiyle dönemin şartlarına göre değerlendirilmeye çalışılmıştır.

Bağımsızlık mücadelesiDevletlilikHokand Hanlığı+4
Fatih Yavuz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm öncesi Türk kültüründe insani değerler

İnsanı diğer canlılardan ayıran, ona erdem kazandırıp yücelten ve kişilik kazandıran sahip olduğu değerlerdir. Bizde tezimizde bu değerleri ele almaya çalıştık. Önce bu değerlerin sözlük anlamlarını vererek, Kutadgu Bilig, Divanü Lûgat-it Türk ve Codex Cumanicus gibi eski Türkçe kaynaklarda hangi kelimelerle adlandırıldıklarını inceledik. Değerler, bireysel ve toplumsal olarak iki bölüm altında ele alınmaya çalışılmıştır. Bireysel insani değerlerin başlıcaları; affedici olmak, cömert olmak, doğru sözlü olmak, fedakâr olmak, iyiliksever olmak, kanaatkâr olmak, merhametli olmak, mütevazı olmak, namuslu olmak, sevgi dolu olmak, tatlı dilli olmak, güler yüzlü olmak, kişisel temizlik, vefakâr olmak ve yalan söylememektir. Bu değerler, İslâm öncesi dönemde yaşayan Türklerin kaynaklara yansıyan örnekleri ele alınarak açıklanmaya çalışılmıştır. Toplumsal insani değerlerden başlıcalarını şu şekilde sıralamak mümkündür: adaletli olmak, ahlâklı olmak, barışsever olmak, cihanşümul olmak, konuksever olmak, bağımsızlığa düşkün olmak, saygılı olmak, mekânsal temizlik, vatan sevgisi ve yardımsever olmak ile engellilerin durumu, esirlere karşı muamele, hoşgörülü olmak, kadınların konumunu sayabiliriz. Bunlar ise, eski Türk devlet ve topluluklarının uygulamaları esas alınarak izah edilmeye çalışılmıştır. Atasözü, "atalarımızın uzun denemelere dayanan yargılarını genel kural, bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaştıran ve kalıplaşmış biçimleri bulunan kamuca benimsenmiş özsözlerdir." Bu sözler, insani değerler bakımından oldukça zengin bir muhtevaya sahiptirler. Bu muhteva, yüzyıllarca halkın çeşitli olaylar karşısında gösterdiği tepkinin neticesinde oluşmuştur. İslâm öncesi dönemin sözlü ürünlerine dayanan bu özlü sözlerimizden seçmiş olduğumuz atasözleri, insani değerler bakımından taşıdıkları anlamlara göre sınıflandırılmıştır. Bunlar verilirken, bütün Türk dünyası göz önünde tutulmuştur. Bu yolla, insani değerler bakımından Türk dünyasında bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Bütün bu açıklamalardan hareketle, İslâm öncesi Türk devlet ve topluluklarının insani değerler bakımından fevkalade üstün bir haslete sahip oldukları sonucuna ulaşıldığını söyleyebiliriz.

Cahiliye DönemiDeğerlerTürk kültürü+5
Ömer Çanak
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Göçebeyi yorumlamak: Lois Beck'in Nomad eseri özelinde

Tarih boyunca göçebeler seyyahların, sömürgecilerin, misyonerlerin ve akademisyenlerin eserlerinde tasvir edilmiştir. Ancak hem göçebelerle yerleşikler arasındaki çatışmalar hem de göçebelerin aykırı yaşam tarzları söz konusu eserlerde göçebe halkların yanlış yorumlanmasına yol açmıştır. Günümüzde ise göçebeler üzerine değerlendirme yapma ve yorumlama yetkisi sosyal bilimcilere tahsis edilmiştir. Fakat sosyal bilimcilerin de göçebelik olgusunu algılaması mezkûr eserlerdeki kadar yanıltıcı olabilmektedir. Bu nedenle bu çalışma göçebelik olgusunun kendisinden ziyade göçebelerin "ötekiler" tarafından nasıl algılandığı ve tasvir edildiğine odaklanmaktadır. Bu minvalde bu çalışmada Lois Beck'in İran'da Kaşkay Türklerinin bir boyu olan Kırmızı tiresi üzerine yapmış olduğu saha araştırması tahlil edilmektedir. Bunun yanında Lois Beck'in kızı Julia Huang'ın, Kırmızı tiresi hakkında yazdığı eseri bu tahlil için Beck'in eseri ile karşılaştırmalı bir çerçevede incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Kaşkayların tarihî, içtimaî, siyasî ve iktisadî özellikleri hakkında bilgi verildi. Tezin ikinci bölümünde Beck'in Nomad adlı eseri özetlendi. Üçüncü bölümde ise "ötekileştirmenin" zaman içerisinde söylemsel bir pratik olarak akademik çalışmalara nasıl dahil olduğu analiz edilmeye çalışıldı. Tezin son bölümünde, Lois Beck'in "Nomad: A Year in the Life of a Qashqa'i Tribesman in Iran" ve Julia Huang'ın "Tribeswomen of Iran: Weaving Memories Among Qashqa'i Nomads" adlı eserlerindeki değerlendirmeler İran'ın içtimaî, siyasî ve tarihî konjonktürüne bağlı olarak değerlendirildi. Bununla birlikte bu bölümde Beck'in iddia ettiği gibi Kırmızı tiresi içerisinde bir liderlik mücadelesinin var olup olmadığı tartışıldı. Sonuç olarak bu tez, tarih boyunca göçebe halkların algılanışının ve yorumlanışının, göçebelik olgusunun kendisini incelemek kadar önemli olduğunu öne sürmektedir. Böylece söz konusu çalışma, göçebeliğin modern tarih yazımında nasıl tasvir edilip yorumlandığına dikkat çekerek sosyal bilim ve beşerî bilim alanlarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kaşkay, Kırmızı, Göçebe, Göçebelik, İran

Beck, LoisGöçebelerGöçebelik+5
İsa Elbinsoy
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sadaret 349 numaralı Teşrifat Defteri ışığında merasimler

Bu çalışma 1752-1754 yılları arasında yapılan merasimlerin kayıtlarını içeren Sadaret 349 numaralı defterin transkripsiyonu ve bu defterde anlatılan törenlerin değerlendirilmesini içermektedir. XVIII. yy ortasında Osmanlı Devleti'ndeki teşrifat kurallarını ele almaktadır. 349 Numaralı Teşrifat Defteri'nde verilen bilgiler ışığında 1752-1754 yılları arasında hangi törenlerin nasıl yapıldığı, uygulama sırasında neler giyindikleri gibi soruların cevapları aranmaya gayret edilmiştir. Ayrıca 349 Numaralı Teşrifat Defteri'ne göre teşrifatı ve törenleri incelerken, Osmanlı Devleti sosyal ve kültürel hayatı ile ilgili çeşitli bilgilere ulaşılacağı ve ne tür çıkarımlarda bulunabileceği de görülebilir.

18. yüzyılDefter-i TeşrifatDefterler+5
Merve Güner Keleş
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırım ve Kafkasya matbuatında kadın: Âlem-i Nisvan, Işık ve Molla Nasreddin

1905 İhtilali ile birlikte Çarlık Rusya'sında basın ve yayın hürriyetinin sağlanmasıyla birlikte Rusya Türkleri, fikir ve görüşlerini rahatça ifade edebilecek, tartışabilecek ve birbirleriyle paylaşabilecek ortamı bulmuştur. İhtilal sayesinde basın ve yayın faaliyetlerinin artması, toplumun gelişmesi için önünde büyük engel olan kadın meselesinin gündeme getirilmesini sağlamıştır. Kadınların toplum tarafından ikincil bir statüye sahip olması ve bu sebeple birçok hak ve özgürlüklerden mahrum olmasına karşı Türk Dünyası'na seslenen ilk kadın dergisi Âlem-i Nisvan, Şefika Gaspıralı ve İsmail Gaspıralı tarafından 1905 yılında yayın hayatına Bahçesaray'da Tercüman gazetesinin eki olarak başlamıştır. 1905-1911 yılları arasında yayın hayatına devam eden Âlem-i Nisvan, Rusya Türklerinde kadınlara özel olarak hitap eden ilk süreli yayın olmuştur. Kadınların eğitim alarak toplumu şekillendirebileceğine inanan Âlem-i Nisvan, kendi yaktığı özgürlük meşalesini Bakü'de 1911 yılında yayın hayatına Hatice Alibeyova ve Mustafa Alibeyov tarafından yayın hayatına başlatılan Işık gazetesi ile paylaşmıştır. 1911-1912 yılları arasında kadın ve çocukların talim ve terbiyesine önem veren Işık gazetesi toplumun geleceğini kadınların şekillendireceğine dikkat çekmiştir. Kafkasya'da kadın mücadelesini Işık gazetesiyle birlikte paylaşan Molla Nasreddin, 1906-1931 yılları arasında zaman zaman yayın hayatında kesintiler yaşasa da kadın meselesine mizahi üslubunu yansıttığı karikatürleriyle birlikte destek olarak kadınların özgürlük mücadelesine katkı sağlamıştır. Türk Dünyası'nın ilkleri olan bu yayın organları kadınların İdil-Ural'dan başlayan Rusya Türk kadın hareketi'nin önce Kafkasya'ya ardından Türkistan'a uzanan mücadelesini Batı dünyasında gelişen kadın haklarından bahsederek kadınların sosyo-kültürel değişimi için bir kıvılcım oluşturmuştur.

Alem-i Nisvan gazetesiIşık gazetesiKadın hakları+7
Elanur Köse
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Kültürü Dergisi'nde Sovyetler Birliği'ndeki Türkler (1962-2008)

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından kurulan Türk Kültürü dergisi, Türkiye Cumhuriyeti'nde 1962 yılından beri Türk dünyası ile ilgili inceleme ve araştırmalar yapan yayınlar arasında yerini almış, günümüzde ise bu yerini Türk Kültürü Araştırmaları dergisi adı ile hâlâ korumaktadır. 2006 yılına kadar aylık olarak yayın yapan Türk Kültürü dergisi, Türk dünyasını toplu olarak ele alıp incelemeyi hedeflemekle beraber kültür konusu başta olmak üzere daha pek çok alanda Türk dünyasını araştırmayı amaçlar. Bu çalışma Türk Kültürü dergisinin 1962-2008 yılları arasında Sovyetler Birliği hâkimiyetinde bulunan Türklerle ilgili yayınlanan yazılar çerçevesinde oluşturulmuştur. Çalışmada Türk Kültürü dergisinde Sovyet Türklerinin işleniş ve ele alınış biçimi başta olmak üzere, Sovyet Türklerinin yaşadığı güncel olayların dergideki yansımaları ve yaşanan bu olayların dergide nasıl karşılandığı, söylem değişikliğine sebep olup olmadığı incelenmektedir.

DergilerSovyetler BirliğiTürk Kültürü dergisi+3
Damla Demiröz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Güney Sibirya'da Hun Türklerine ait kurganlar, mezarlar ve şehirler

Tarihi kayıtlar ve bulgulara göre Türk kültürünün devlet teşkilatına sahip ilk yapısının Hun Türkleri'ne ait olduğu anlaşılmaktadır. Bu tespitin yapılmasında yıllarca Çin kaynaklarının incelenmesinden faydalanılmıştır. Ancak son dönemlerde Hunlara ait kurganların, mezarların ve şehir kalıntılarının arkeolojik araştırmalara konu olması ile Hunların sahip olduğu kültür zenginliği daha net olarak tespit edilebilmiştir. Çalışmanın amacı da Hun kültürünün zenginliğini ortaya çıkaran son dönem arkeolojik çalışmalarda tespit edilmiş Baykal Ötesi, Altay ve Tuva bölgeleri kurgan, mezar ve şehir kalıntılarını sistematik olarak incelemek ve indekslemektir. Gerçekleştirilen araştırmanın belirtilen bu amacı doğrultusunda çok geniş olan konuya iki farklı şekilde sınır konulmuştur. Araştırmanın birinci sınırı coğrafi olarak hunların ilk yerleşim bölgeleri kabul edilen Baykal Ötesi, Altay ve Tuva Bölgeleri olarak belirlenmiştir. İkinci sınır kronolojik olup, Hunların tarih sahnesinde bulundukları M.Ö. III. ile MS. III. yüzyıl zaman aralığı ile araştırma sınırlandırılmıştır. Belirtilen sınırlar doğrultusunda araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kurgan ve mezarlar, belirtilen sınırlar doğrultusunda indekslenmiş ve arkeolojik betimlemelere yer verilmiştir. İkinci bölümde belirtilen kısıtlar doğrultusunda keşfedilmiş Hun şehirleri indekslenmiş ve arkeolojik raporlar doğrultusunda şehir özellikleri betimlenmiştir. Üçüncü bölümde, ilk iki bölümde toplanan bilgiler doğrultusunda Hun kültürünü yansıtan materyaller indekslenmiş ve açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ise tüm bölümlerden toplanan veriler yorumlanmış ve sonuç olarak Hun Kültürüne ait dağınık halde olan veriler sistematik olarak yorumlanmıştır.

Güney SibiryaHunlarKentler+4
Luiza Kılıç
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk kültüründe bozkurtun yeri ve önemi

Yayılım gösterdiği coğrafya ve devamlılık sağladığı tarihsel süreçte bir bütün olarak ele alınan Türk kültürünün kadîm unsurlarından biri olan bozkurdun Türkler için ifade ettiği anlamın ortaya konulduğu bu çalışma, giriş kısmının haricinde dört bölümde ele alınmıştır. Türk kültüründe bozkurt motifinin gelişim sürecinin ve kozmolojik temellerinin tahlil edildiği giriş bölümünde, bozkurdun totem olup olmadığı gibi bazı ihtilaflı konular üzerinde durulmuştur. Tarihi kaynaklarda bozkurdun izini tesbit etmeye çalıştığımız birinci ve ikinci bölümde, destanlar ve efsaneler gibi sözlü kaynaklardan başlanılarak özellikle yazılı kaynaklar incelenmiştir. Arkeolojik kalıntıların yanısıra Türk yazıt ve kitabelerinde, yabancı milletlerin kaynaklarında ve Türk-İslâm dönemi eserlerinde önemli bulgular elde edilmiştir. Eski Türk dininde, halk inanışlarında ve Türk sosyal hayatında bozkurdun yerinin ve öneminin çeşitli dönem ve coğrafyalardan örneklerle izah edilmeye çalışıldığı ikinci bölümde, bozkurtla ilgili hatırı sayılır miktarda yer, kişi ve boy adının bulunduğu görülmüştür. Yaygın kanaate göre daha çok Türklerin İslâmiyet'i kabulünden önceki çağlarına ait bir kültür unsuru olarak düşünülen bozkurdun aslında böyle bir dönemsel ayrıma tabi tutulmaması gerektiğinin çok sayıda örnekle ispatlanmaya çalışıldığı tezin son bölümünde; Selçuklu ve Osmanlı devrinde bozkurt kültürünün yoğun bir biçimde yaşadığı görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ve Gâzî Mustafa Kemal Atatürk döneminde Türklük şuurunun yeniden tezahürünün bir nişanesi olarak bozkurt motifinin, bizzat Atatürk'ün eliyle işlendiğine şahit olunmuştur. Atatürk sonrasında bozkurdun Türkiye'deki seyri ayrı bir başlık olarak ele alınmış ve en az üç bin yıl öncesinden somut veriler sunan eski Türk çağları ile XXI. yüzyıl Türk kültürü arasında bozkurdun üstlendiği rolün niteliği gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.

BozkurtEski Türk dinleriHalk inançları+3
Volkan Özkan
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tarih-i Ravzatus'safa'ya göre Hüseyin Baykara dönemi

Timur Devleti'nin kurucusu olan Emir Timur, Gürgan'ın Soyundan gelen künyesi tam olarak Hüseyin bin Gıyaseddin Mansur Baykara olan kaynaklarda ise Hakan Mansur olarak zikredilen Hüseyin Baykara miladi 1438'de Herat'ta dünyaya geldi. Hüseyin Baykara 7 yaşına geldiği zaman babası Gıyaseddin Mansur hayatını kaybetti. Annesinin de görüşünü aldıktan sonra Hüseyin Baykara Mirza Ebu'l Kasım Babür'ün hizmetine girdi. Mirza Ebu'l-Kasım Babür Semerkând'ta Sultan Ebu Said ile aralarında bir barış gerçekleşince Hüseyin Baykara da Sultan Ebu Said'e olan akrabalık bağından dolayı onun hizmetine girmek düşüncesiyle Semerkând'a gitti. Birkaç gün burada son derece güzel muamele gördükten sonra Sultan Üveys Mirza'nın isyanı sebebiyle Sultan Ebu Said diğer şehzadelere karşı da güvenini yitirdi ve Hüseyin Baykara'yı 13 adamıyla birlikte tutuklayıp hapise attı. Annesi Firuze Begüm'ün ricası üzerine hapisten kurtulan Hüseyin Baykara tekrar Ebu'l-Kasım Babür'ün hizmetine girerek hayatının son günleri ne kadar onun yanında bulundu. Mirza Ebu'l-Kasım'ın vefatından sonra ise Merv Şah Cihan'a gidip Mirza Muizzüddin Sencer'in hizmetine girerek kızıyla evlendi ve bir süre aralarında baba oğul ilişkisi yaşandı. Mirza Sencer'in yokluğunda Mirza Sencer'in ileri gelen adamlarıyla Hüseyin Baykara arasında anlaşmazlık çıktı. Meydana gelen bu anlaşmazlıkta Hüseyin Baykara başarılı olarak Merv'i ele geçirdi. Ama daha sonra gerçekleşen mücadelede Hüseyin Baykara daha fazla tutunamayıp Merv'den çekilmek zorunda kaldı. Hüseyin Baykara yaptığı mücadele sonucunda Astarabad'ı ele geçirdi. Sultan Ebu Said'in adamlarıyla yaptığı mücadelede yardım istemek amacıyla Ebu'l-Hayr Han'ın yanına gitti. Ama Ebu'l-Hayr Han'ın vefat etmesi üzerine umduğu yardımı alamadan geri döndü. Daha sonra yaptığı mücadelelerde Astarabad'ı ele geçirdi. Turşiz yöresinde yaptığı savaşın aynı yılında Horasan'ın tamamını ele geçirdi. Sultan Ebu Said'in vefatı üzerine Hüseyin Baykara Herat'ta tahta oturdu. Mirza Yadigâr Muhammed ile yaptığı savaştan sonra Horasan, Sistan, Belh ve Hârizm bölgelerine hâkim oldu. Hüseyin Baykara saltanat tahtına oturup hüküm sürdüğü süre zarfında emirleriyle ve kendi oğullarıyla sık sık mücadelelerde bulundu ve onların isyanını bastırmak ile meşgul oldu. Saltanat döneminde İlimi ve kültürel çalışmalara son derece önem veren Hüseyin Baykara Özbek Hanı Muhammed Şeybani Han ile savaşmak için çıktığı seferde Baba İlahi bölgesi yakınlarında hastalanarak vefat etti. Hüseyin Baykara'dan sonra oğulları onun kurmuş olduğu bu büyük devlete sahip çıkamayarak kısa süre içerisinde onu ellerinden kaybettiler. Anahtar kelimeler: Hüseyin Baykara, Mirhand, Handmir, Ali Şir Nevai

Ali Şir NevaiHüseyin BaykaraSiyasi faaliyetler+2
Muzaffer Develi
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İhtifalci Mehmed Ziya Bey'in İstanbul-Boğaziçi Bizans ve Osmanlı Medeniyetinin Asâr-ı Bakiyesi II adlı eserin transkripsiyonu/-metin incelemesi ve eserin sözlüğü

Şehirlerin tarihinin yazılması, çok eski dönemlere dayanır. Ancak tam manasıyla, bağımsız bir disiplin olarak şehir tarihi yazımı, daha yakın yüzyıllarda görülür. Coğrafi keşifler ve aydınlanma hareketinin ardından şehirlerde; siyasî, iktisadî ve sosyal alanlarda canlanma söz konusu olmuştur. Bu durum, XVIII. ve XIX. yüzyıllarda dikkatleri şehirler üzerine çeker. Şehirlerin; iktisadî, İdarî, sosyal alanda gelişmesi ve bu gelişme ile birlikte dış dünyayı etkilemesi şehir tarihçiliğini de geliştirmiştir. Çalışılan şehir, iktisadî ve idarî gelişmeler, şehri oluşturan nüfus ve gruplar, devlet ve şehir arasındaki münasebetler, mimarî yapı, edebiyat vs. noktalar doğrultusunda incelenir. Çalışılan saha, özele indirgenir. Daha detaylı bilgiler edinmemizi sağlar. Söz konusu çalışmamız, bir şehir tarihçiliği örneğini teşkil eder. Bu çalışma, tarafımızdan transkrıbe edilmiştir. Metinde, Bizans ve Osmanlı dönemi İstanbul'u küçük başlıklar halinde anlatılmıştır. Eserde, İstanbul'un semtlerine, mahallelerine, köylerine gidilir. Adım adım İstanbul işlenir. Çeşmesi, mescidi, sarayı, kilisesi, manastırı vs. mimari yapılar konu edilir. Bu bilgiler verilirken, siyasi tarihine dair notlar da verilir. Yazar, yaşadığı dönemin İstanbul'unu anlatırken önceki dönemleri, kaynakların ışığında ele alır. Bu çalışma, Ortaçağ İstanbul'unun siyasi, sosyal, kültürel ve mimari yapısı hakkında da bilgi vermektedir. Anahtar kelimeler: İstanbul, Bizans, Osmanlı, Evliya Çelebi, Saray, Mescit, Kilise,

Bizans eserleriBizans mimarisiBizanslılar+7
Nasibe Polat
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00