22
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İstanbul tekkelerinin kültürel hayata etkileri (Özbek tekkeleri örneğinde)
Tezimizde, Osmanlı zamanında İstanbul gibi bir şehirde tarikatlar ve bu tarikatların oluşturduğu tekkelerin neyi amaçladığını, insanları hangi yönde etkilediğini, devletle ilişkilerini ve genel olarak İstanbul'a ne kattığını ele alan bir konu anlatılmaktadır. Osmanlı döneminde, İstanbul'un gelişiminde büyük rollere sahip olan tarikatlar, onların kurucularının hangi yollardan geçtiği, hangi düşünceye sahip oldukları ve insanları neyi amaçlayarak bir tekke altına topladıklarını geniş bir şekilde ele aldık. Tarikatların hangi dönemde güçlü, hangi dönemde zayıf olduğunu ele alarak, Osmanlıda devlet-tekke ilişkisinin birbiri ile tamamen iç-içe geçmiş olan durumunu analiz ettik. Bu tezde, Osmanlı döneminde ki önemli tekkelerin nelerle uğraştığını, önce cemaatine sonra ise diğer insanlara ne vaat ettiğini, bazı tekke şeyhlerinin gelişimde büyük rollere sahip oldukları gerçekleri ortaya konuldu. Tekkelerin bazen bir ilim mektebi, bazen bir yatakhane, bazen de bir hastane rolünü aldığını detaylandırdık. Tüm bu tekkelerin biri biriyle ortak yanlarını, tarikatlar arası münakaşaları, tarikat ve devletin ilişkilerini ele aldık. Devletin tarikatlara karşı bazen çok sert önlem aldığını, bazen de aynı yönde ilerlediğini tasdik ettik. Tekkelerin oluşumu ve cemiyetle bağlantıları bunu göstermektedir ki Osmanlı İstanbul'unda var olmuş tarikatlar ve tekkeler devrin yaşam biçimini, insanların düşüncelerini ve cemaatlerin söz sahipliğini doğrudan etkileyen bir unsur olmuştur.
Balat Mahkemesi Arapça para vakıfları
Çalışmada, İslâmiyet'in ilk yıllarına dayanan vakıf kurumunu temel alarak Osmanlı İmparatorluğu'nda icat edilip yayılan para vakıfları incelenmiştir. Bu kapsamda İstanbul Balat Mahkemesi'nde kayıtlı 28 Arapça para vakfiyesi incelenmiştir. İncelenen vakfiyeler H. 965-1024 (M. 1558-1615) tarihlerini kapsamaktadır. Vakfiyelerin içeriği analiz edilip elde edilen veriler gruplandırılıp yorumlanarak çeşitli grafik ve tablolar meydana getirilmiştir. Vakfedilen para miktarı, işletme yöntemleri, vakfın masrafları, vakfın çeşidi, tescil yöntemleri, çalışanları ve pek çok kalem ele alınmıştır. Ayrıca, vakfiyelerde adı geçen çeşitli yer isimlerine değinilmiştir. Ulaşılan bilgilere göre vakıf eserlerin günümüzdeki durumları da tespit edilmiştir.
19. yüzyıl Avrupalı kadın seyyahların gözünden Osmanlı kadını
19. yüzyılda Doğuya dair yazılan Avrupa notları önceki yüzyıllardan ziyade farklı amaçlara da hizmet etmektedir. Merak uyandıran Osmanlı Devleti'ne ulaşmak için hem sömürge ve keşif niyetiyle hem de oryantalizmin teşvikiyle Osmanlı Devleti'ne dair geniş bir gözlem sahası oluşmuştur. Bu saha içerisinde önceki yüzyıllarda Avrupalı seyyahlarca kaleme alınan gözlemlerle karşılaştırıldığında 19. yüzyıldaki seyahat yazımları, Osmanlı'nın mahrem'ine yani haremine ışık tutulduğunu göstermektedir. Osmanlı kadınının özeline dair üstü kapalı veya kulaktan dolma harem hikayelerini aktaran Avrupalı erkek seyyahların yerine Avrupalı kadın seyyahların yazdıkları, hemcinsleri Osmanlı kadınının yaşantısına şahitlik ederek bilgi aktarımına fırsat tanır. Oryantalizmden ve kendi kültüründen farklı şekillerde etkilenmiş ve temelini oturtmuş Julia Pardoe, Lady Hornby ve Lucy M.J. Garnett gibi kadın seyyahların kalemleri de bu doğrultuda okura önemli içerik sunmaktadır. Osmanlı kadınının mahremini anlatmak ve onu anlamak açısından yine bir kadının penceresinden bakmak seyahatname alanında zengin ve özgün bir perspektif kazandırmaktadır.
İstanbul'da bir kültür rotası örneği (Tasavvuf mirası)
İstanbul tasavvuf mirasının insanı merkeze alan düşünce dünyası; farklı uygarlıkların katkıları ile meydana gelen çok çeşitli, birikimli, özgün kültürel ve kurumsal kimliği ile insanlığın ortak değerini temsil etmektedir. Bu miras, Asya - Avrupa Kıtaları üzerinde, 8000 yıllık sürekli bir yaşamın var olduğu İstanbul'da yer almaktadır. İstanbul, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının başkenti olarak Asya, Afrika, Avrupa Kıtaları'nın hinterlandına uzanan geniş bir coğrafyanın merkezi, kültürler arası doğal bir geçiş alanı ve günümüzde UNESCO Dünya Mirası Alanı'nı bünyesinde barındıran çok ayrıcalıklı ve özel bir şehirdir. Kültür rotası kavramı ise kültür mirasını oluşturan tüm bileşenlerin değerini makro düzeyde kapsayan bütünlükçü, mirasın korunması ve tanıtılmasına yönelik yenilikçi yaklaşımı ile kültür ve turizme yeni nesil bir bakış açısı sunmaktadır. Bu bakış açısı ile miras, tek bir anıt, tarihi alan veyahut doğal mirastan ziyade, mirası oluşturan kültür bileşenlerinin bir araya gelmesiyle sistemli bir birliktelik oluşturmakta ve bu birliktelik ile anlam kazanmaktadır. Aynı zamanda kültür rotası kavramı, mirasın korunmasında etkin, kapsamlı ve katılımcı bir koruma yöntemini benimsemekte, miras yerelden başlamak üzere uluslararası bir koruma programına sahip olabilmektedir. Çalışmanın amacı İstanbul Tasavvuf Mirası Kültür Rotası ile İstanbul'un sahip olduğu zengin ve özgün tasavvuf mirasının korunması, yaşatılması, tanıtılması ve günümüz küresel kültür ve turizm dünyasına eklemlenmesine yönelik bir model önerisi sunmaktır. Model bu zengin mirasın kültür, miras ve turizm kavramları aracılığı ile sertifikalı bir Avrupa Kültür Rotası olarak dünyaya sunulması üzerine kurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul, Tasavvuf, Kültür, Miras, Rota
İSTKA hibe desteklerinin engellilerin kamusal hizmetlere ulaşılabilirliğine etkisi: İBB örneği
İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından kalkınma ve bölgesel kalkınma kavramı ülkelerin ekonomik gelişmişlik seviyesinin belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bölgesel kalkınma kavramının öneminin artmasıyla birlikte bölgenin ihtiyaçları, potansiyeli ve beklentileri göz ardı edilerek gerçekleştirilen kalkınma planlarının yerini, bölgenin potansiyelinden maksimum derecede faydalanmayı hedefleyen, bölgeler arası gelişmişlik seviyesini minimuma indiren bölgesel kalkınma planları almıştır. Bölgesel Kalkınma Ajansları da bölgesel kalkınma planlarını hazırlayan, hayata geçiren, bölgedeki aktörler arasındaki koordinasyonu sağlayarak bölgesel kalkınmayı başarılı şekilde hayata geçiren örnekleri oluşturmaktadır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakereleri kapsamında hayata geçirilen Bölgesel Kalkınma Ajanslarından birisi olan İstanbul Kalkınma Ajansı bölgedeki yerel, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile birlikte hareket ederek İstanbul'un ekonomik kalkınmasına, bölge popülasyonunun yaşam standartlarını yükseltecek projelere çeşitli destek sağlamıştır. Bu tez çalışmasında Bölgesel Kalkınma Ajanslarının tanımı, tarihsel gelişimi, İstanbul Kalkınma Ajansı'nın idari, mali yapısı, destek türleri incelenmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin kurumsal yapısı araştırılarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin genel ve engelli bireylere yönelik hizmetleri ele alınmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin engelli bireylere yönelik İstanbul Kalkınma Ajansı hibesiyle hayata geçirdiği projeler ele alınmıştır. Tezin son kısmında ise çevrim içi anketlerle bu projelerin bilinirliği, işlevselliği, kent ve insan yaşamına katkısı araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: İstanbul Kalkınma Ajansı, İstanbul, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Engelli, Hibe, Kalkınma, Bölgesel Kalkınma.
İstanbul'un ekonomik, sosyal ve mimari değişiminde Beyhan Sultan'ın etkisi: 1766-1824
Osmanlı Devleti tarih sahnesinde askeri ve siyasi zaferleri kadar hanedan içi bireyleriyle de dikkat çekmiştir. Şehzadeler, valide sultanlar ve her zaman denge arayışındaki damad paşalar yaşamlarıyla pek çok araştırma konusu olmuştur. Hanedanın kızları ise ya eşleri ya da annelerinin konumları gereği adlarından söz ettirmelerine rağmen çoğunlukla tarih araştırmalarında da 'Harem' içinde kalmışlardır. Bu nedenle var olan çalışmalar ve dahi 20.yüzyıl prenseslerinin görünürlükleri üzerinden "mutsuz, hüzünlü, şımarık, müsrif" prenses imajı oluşmuştur. Oysa gerçekte hanedanın 'asil kanı'nı taşıyan ve her zaman son derece özel olan bu kadınların hayatları sadece zevk, ihtiras ve hüzünle sınırlı değildi. Onlar seçilmiş bir ailenin mensubu olarak en iyi eğitimi alıp yaşamlarına şehzadelerden bile özgür devam ediyorlardı. Özellikle de 19.yüzyılın ilk yarısında yaşayan Osmanlı sultanları bireyselliklerini kendilerinden önce ve sonrakilerden çok daha farklı şekilde ifade imkânı buldular. Bu dönem sultanlarının her birinin ayrı karakteri İstanbul merkezli Osmanlı İmparatorluğu'nun başka açılardan değişmesine yol açtı. Tabi bu tablo içerisinde şehir ve kadın değişimi kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıktı. İşte bu nedenle bu tez şehirli bir kadın portresi çizen III. Mustafa'nın kızı Beyhan Sultan'ı anlatmaktadır. İstanbul'un 19.yüzyılın ilk yarısındaki mimarisine yaptırdığı saraylarla katkı sağlayan Beyhan Sultan, şehrin tarihi yarımadadan çıkıp Boğaziçi'ne uzanan yeni yüzünün simgesidir. Sultan'ın farklı kimliği, Osmanlı Arşivi'nde bulunan ve kendi tuttuğu defterler üzerinden incelenmiş inşaat faaliyetlerinin hayatının son kısmına kadar sürdüğü görülmüştür. Beyhan Sultan, babası III. Mustafa'nın Cağaoğlu Sarayı'nı henüz küçükken ona tahsis etmesine rağmen III. Selim döneminde hanedan kadınlarının Haliç kıyılarında başlattığı yeni şehirleşmeye ayak uydurmuş ardından Lale Devri'nin meşhur sarayı Çırağan'ı tekrar yaptırarak Boğaziçi Medeniyeti için İstanbul'da öncü olmuştur. Son olarak Akıntıburnu'nda bir saray yaptıran Beyhan Sultan imparatorluk merkezi İstanbul'un yeni kentsel kimliğini sarayları ile takip edilebilen bir çizgiye oturtmuştur. Bu tezde Beyhan Sultan'ın padişah kızı olmasının sağladığı ayrıcalıkla başlayan hayatı, ağabeyi III. Selim'in tahta geçmesiyle sürdürdüğü akılcı yatırımlar ve sonrasında II. Mahmud döneminde de gücünü, otoritesini korumasındaki karakterine dikkat çekildi. Hayatını iktisatlı yaşayan bir kadın olarak öne çıkan Beyhan Sultan'ın yaşam hikayesi ve aile ilişkileri birinci bölümde, ekonomik ve sosyal olarak İstanbul hayatındaki yeri ise ikinci bölümde incelendi. Kalabalık olmayan çevresinde güçlü ve sağlam sosyal, ekonomik ilişkiler yürüten Beyhan Sultan'ın özellikle kadınlar arası ticari faaliyetlerine dikkat çekildi. Son bölümde ise İstanbul'un mimarisine katkısı sarayları üzerinden ele alındı. Sultan'ın su medeniyeti olan İstanbul'a yaptırdığı ve onarttığı çeşmeler gibi hayır amaçlı inşaatları da incelenerek Beyhan Sultan'ın İstanbul'a ve İstanbulluya katkısı ortaya konuldu. Beyhan Sultan'ın yaşamı göstermektedir ki İstanbul'da yaşayan ve yaşayacak olan kadınlar ona tartışmaların ötesinde bir kimlik kazandırmıştır. Tezimizde bu kimlik Beyhan Sultan'ın şahsında öne çıkmayan, geride kalmayan ama önünü gören olarak açıklık kazanacaktır.
Balyan ailesinin 19. yüzyılda İstanbul'un dönüşümüne katkıları
Ermeni kökenli Balyan Ailesi 19 yüzyıldan itibaren, yüz yılı aşkın süre ile Osmanlı İmparatorluğuna hizmet vermiş ve günümüzde hala önemini koruyan birçok anıtsal yapı inşa etmişlerdir. Bugünkü İstanbul'un anıtsal yapılarının çoğunluğu Balyan Ailesi tarafından yapılmış olup hem kültürel hem de ekonomik olarak ülke tanıtımı ve ekonomisine katkı yapmaya devam etmektedir. Tüm yapıtlarındaki ince işçiliği ve ihtişamı tartışmasız bir gerçektir ve çok ciddi bir kültürel mirastır. İstanbul'a olan büyük katkılarından dolayı çalışma konusu olarak Balyan ailesi konu alınmıştır.
1950 1960 arası Türk sinemasında İstanbul imgesi
Türkiye'nin kültürel ve siyasi yaşamındaki en önemli kırılmaların yaşandığı 1950'li yıllar aynı zamanda Türk Sineması için de yeni bir kimlik arayışının ilk dönem-leridir. 1923 yılında temelleri atılan Türk Sineması 1939 yılına kadar Tiyatrocular dö-nemi olarak tanımlanmaktadır. 1950 yılının ilk dönemleri geçiş dönemi olmuş, hem nitelik hem de nicelik olarak çok sayıda film çekilmiştir. Günümüzdeki sektör algısının başkenti gibi görülen İstanbul, 1950-1960 döneminde de Türk Sineması için merkez bir kent imajı çizmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ve uzun yıllardır süren batılılaşmanın üst seviyeye çıktığı 1950'li yıllar ülke için önemli bir dönüm noktasıdır. Batılılaşma, Türkiye özelinde değil, küresel anlamda da kültürel, sosyal, ekonomik, siyasi değişimlere neden olmuştur. Türkiye'de ise yaşanan siyasi gelişmeler, kültürel değişimler, refah seviyesinin büyük kentlerde ani şekilde artması ve göç gibi kitlesel olaylar sonucunda değişen Türkiye'nin en göze çarpan şehri İstanbul olmuştur. Aynı zamanda tarihi dokusu, Bizans'tan Osmanlı'ya uzanan kültürel geçmişi ile kentin kalabalık nüfusu çekilen filmler için de doğal ve güçlü bir fon olmuştur. 1950 yılından başlayarak geçen on yıllık süreçte Türk Sineması'nda İstan-bul'da çok sayıda film çekilmiştir. Bu filmlerdeki İstanbul imgesi, batılılaşmanın ve geleneksel değerlerin ikilemlerini, mimariden ulaşıma kadar kentin siluetini yansıt-maktadır. Gündelik yaşam ve özel alanlar açısından filmlerde kullanılan kimlikler ve sınıf farklıları İstanbul'un birbirinden farklı yüzlerine tanıklık etmektedir. Aynı zamanda Zeki Müren gibi döneme damgasını vuran sanatçıların, kimlik inşasında geleneksel ve modern kalıpları sentezledikleri görülmektedir. Sonuç olarak 1950-1960 arası dönem Türk Sineması'nın ve İstanbul kentinin imajında büyük değişimlerin yaşandığı önemli bir dönemdir. Anahtar Kelimeler: Kent, kent imgesi, sinema, Türk sineması, İstanbul
Tanzimat'tan cumhuriyet'e tarihi kentsel çevrede mekânlar üzerinden bir semt okuması: Cağaloğlu semti örneği
Osmanlı Devleti'nde modernleşme çabaları doğrultusunda hayata geçirilen reformlar kent mekânında önemli değişimleri de beraberinde getirmiştir. Tanzimat'tan sonra uygulanmaya konulan yeni bürokratik örgütlenme modeli, modern eğitim kurumlarının teşekkülü, yazılı basının ortaya çıkışı ve yayıncılığın gelişimi ile birlikte Cağaloğlu, 19. yüzyıl İstanbul'unun merkez semtlerinden biri olmuştur. Semt, hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyet döneminde yönetim ve idare mekânları ile kültür mahfillerinin bir arada ve sürekli etkileşim halinde bulunduğu bir yerdir. Bu mekânların birlikteliği semte siyasal ve kültürel bir kimlik kazandırmıştır. Başta Bâbıâli kompleksi ve çevresinde kümelenen bürokratik kurumlar olmak üzere bazı ekonomik ve siyasi kuruluşlar, parti merkezleri, dernekler ve mektepler semtin siyasal kimliğinin mekânsal göstergeleridir. Semtin kültürel kimliğini oluşturan ana mekânlar ise matbaa daireleri, gazete idarehaneleri, kıraathaneler ve kitapçı dükkânlarıdır. Bu çalışmada, Cağaloğlu semtinin siyasal ve kültürel kimliği semtte bulunan mekânlar üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, Cağaloğlu hafıza mekânı olarak ele alınmış ve kolektif bellekte yer alan bu iki kimlik üzerinden, 1840-1950 yılları arasında semtin geçirdiği değişim ve dönüşüm incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cağaloğlu, Mekân, Kimlik, Hafıza, Yönetim ve İdare, Kültür, Osmanlı Modernleşmesi
Büyük altyapı projelerinin finansmanı: İstanbul (Ulaşım yatırımları) örneği
Büyük Altyapı Projelerinin Finansmanı: İstanbul (Ulaşım Yatırımları) Örneği konulu tez çalışması, üç bölüm olarak incelenmiştir. İlk bölümde Büyük Altyapı Projelerinin tanımı yapılarak özellikleri belirtilmiş ve Büyük Altyapı Projelerinin türleri, faydaları ve etkileri açıklanmıştır. İkinci bölümde Büyük Altyapı Projelerinin ne şekilde finanse edildiği merkezi hükümet ve yerel yönetimler olmak üzere iki başlık altında incelenmiş, otoritelerin yapacakları Büyük Altyapı Projelerinin finansmanlarını ne şekilde karşılayabilecekleri belirtilmiştir. Büyük Altyapı Projelerinin finansmanında merkezi hükümet yap-işlet-devret modelini ağırlıklı olarak tercih ederken yerel yönetimler ağırlıklı olarak harici borçlanma yoluna gitmektedirler. Otoritelerin tercih ettiği finansman türleri ile ilgili takip etmesi gereken yasal süreçler ayrıca belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise Büyük Altyapı Projelerinin finanse edilmesinde İstanbul örneği incelenmiş, İstanbul'da yapılan ulaşım ile ilgili Köprü Projeleri, Raylı Sistemler Projeleri, Tüp Geçit Projeleri ve Havaalanı Projeleri ayrı ayrı incelenerek Büyük Altyapı Projelerinin maliyetlerinin ne şekilde finanse edildiği tek tek gösterilmiştir. İstanbul'da YİD modeli ile finansmanı sağlanan Büyük Altyapı Projelerinde, projenin üstlenicisi konsorsiyumların maliyetlerini ne şekilde finanse ettikleri de ayrıca belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise finansman çeşitleri finansmanı kullanan otoriteye bağlı olarak değerlendirilmiş avantajlı ve dezavantajlı yönleri ortaya konulmuştur. Netice olarak Büyük Altyapı Projelerini gerçekleştiren otoritelerin son zamanlarda projeleri finanse etmek için yöneldiği finansman çeşitlerinin en faydalı yöne doğru yöneldiği tespiti yapılmıştır. Anahtar Kelime: Büyük alt yapı projeleri, finans, mahalli idare, Merkezi hükümet
İstanbul'un duvar yazıları: Sosyolojik bir çözümleme "Eyüp, Tophane, Okmeydanı, Kadıköy ve Cihangir örneği¨
Dünyanın her yerinde insanlar duvarları sevgilerini, aşklarını, sevinç ve hüzünlerini destekleri futbol takımını ya da siyasi partileri, dünya görüşlerini kısacası hayatlarında olup biten şeyleri bir ifade etmek için bir araç olarak kullanmışlardır. Bir sistemin ya da toplumsal kurallar bütününün içinde sıkışıp kalmış ve şehrin karmaşasında kaybolmuş hissetmek, aşk, acı, korku, nefret gibi kavramları tanımlamaya çalışmak, kendini başka türlü yeterince iyi ifade edememek ya da birilerinin dikkatini çekmek istemek, bu dünyada var olduğunu göstermek; işte duvara yazı yazmak nedenlerinden bazılarıdır. Duvara yazılar yazmak bireyin gündelik hayatın karmaşası içinde anlam arayışıdır. Duvar ise bu anlamda onların dertlerini dinleyen, karşılıksız biçimde onlara kucak açan sınırsız mekânlardır. Şehrin bir uçtan bir uca hiç durmadan çalışan kayıt cihazlarıdır. İnsanı insana anlatan, insana insanı öğreten, yıkıma, yapıma ve her türlü değişime açık kamusal mekânlardır. Eyüp, Tophane, Cihangir, Kadıköy, Okmeydanı. Her bir semtin duvarları, önce o semtin kendi kimliğini sonra da diğerleri ile olan benzerlik ve farklılıklarını çıplak ve özgün bir dille ifşa etmektedir. Böylece duvarlardaki yazılardan hareketle genellemelerden sıyrılarak bu semtlerde yaşayanların edimlerine, hayatı ifade ediş biçimlerine, yaşam tarzları ve yönelimlerine şahit olmaktayız. Dünyanın başka yerlerindeki savaşların, yaşadıkları ülkelerindeki siyasi ve sosyal sorunlar, aşklar, sevgiler, acılar, kayıplar, maddi ve manevi durumlar, hayatın tüm gerçeklikleri isimsiz aktörler tarafından bu duvarlara işlenmiştir. Böylece duvarlar mekânsal aidiyetin ve mekânla iç içe geçmişlik durumunun tezahür ettiği, hayata dair her şeyin kaydedildiği belleklerdir. Anahtar Kelimeler: Duvar, Duvar yazıları, Mekân, İfade, Bellek, Şehir, Kimlik, Gençlik, Gündelik Hayat
Fetih öncesi müslüman seyyahlara göre İstanbul
Fetih öncesi Müslüman seyyahlar konusu az çalışılmış bir konudur. Tarihsel olarak Ortaçağ Bizans'ına denk gelen bu süreçte bazı seyyahlar doğrudan İstanbul'u gezmiş ve izlenimlerini seyahatnamelerine aktarmış, bazıları da daha önce buraya elçilik, ticaret, esir değiş tokuşu gibi amaçlarla gelen kişilerin yazdıklarından yararlanmıştır. Daha önce Türkçeye yapılan seyahatname çevirileri, çoğunlukla batılı diller üzerinden çevrilmiştir. Bu çalışmada Harun Bin Yahya, Mesudi, Herevi, İdrisi, İbni Battuta, El Verdi adlı altı seyyahın seyahatnamelerinin İstanbul ile ilgili kısımları Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde İslam uygarlığı, Bizans-İslam siyasi ilişkileri, Arap-İslam edebiyatında İstanbul konuları irdelenmiş, ayrıca, seyyahların neden gezdiği, seyahatlerinin sınırları, seyahatlerini nasıl finanse ettikleri, seyahat esnasında karşılaştıkları zorluklar gibi konulara da değinilmiştir. Seyyahların izlenimlerinin metni olan seyahatnamelerin öznel yorumlar içermesi doğaldır. Bu yüzden seyyahların tasvir ve değerlendirmelerinde yetiştikleri kültürün etkisi kaçınılmazdır. Bu bakımdan, Müslüman kültürde yetişmiş seyyahların fetih öncesi İstanbul'u kendi gözlerinden nasıl anlattıklarını araştırmak bu çalışmanın çıkış noktasıdır.
İstanbul kongre ve fuar turizminin incelenmesi (2000 yılı sonrası)
İstanbul dünyanın en eski ve en önemli şehirlerinden birisidir. Çok büyük bir tarihe ve eşsiz bir coğrafi konuma sahip olan İstanbul'da turizm sektörü önemli bir gelir kaynağıdır. Döviz girdisi ile ekonomiye katkı yapan turizm sektörü hizmet alanında gereksinim duyulan iş gücü ile istihdam sorununa da çözüm sağlamaktadır. Kongre ve fuar organizasyonları turizm sektörünün önemli alanlarından bir tanesidir. Kurumsal şirketlerin, üniversitelerin, siyasi partilerin, vakıf ve derneklerin büyüyerek gelişmesi ile uluslararası kongre toplantılarına talep artmaktadır. Ürettikleri ürünleri tanıtmak, yeni pazarlar yaratmak isteyen şirketler dünyanın önemli şehirlerinde fuarlara katılmaktadırlar. Bu çalışmada İstanbul'da kongre ve fuar turizminin 2000 yılı sonrası gelişmesi, günümüzde gelmiş olduğu yer, İstanbul'un konaklama ile kongre ve fuar merkezleri konusunda potansiyeli, ulaşım ve yeme içme imkanları, turizm sektörünün istihdama katkısı, kongre ve fuar turizmine dair sorunlar ile çözüm önerileri araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda İstanbul'un bu alanda çok önemli potansiyele sahip olduğu, sektör için gerekli olan bütün birleşenlere sahip olduğu ancak bazı dönemler ülke olarak yaşadığı istikrarsızlıklar yüzünden ivme yakalanamadığı bazı dönemler ise yakalanan ivmenin bozulmaya uğradığı tespit edilmiştir. Ayrıca İstanbul'un kongre ve fuar turizmi alanında dünyada ilk 5 şehirden birisi olma iddiasını koruduğu belirlenmiştir.
İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşmasının İstanbul açısından değerlendirilmesi (1930-1964)
1923'te Türkiye ile Yunanistan arasındaki mübadele anlaşmasıyla milyonlarca Türk ve Rum iki ülke arasında yer değiştirmiş; Mübadele dışında bırakılan İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türkleri, Lozan Antlaşmasında yaşadıkları ülkelerin "azınlık" statüsündeki vatandaşları olarak kabul edilerek ikamet ettikleri bölgelerde bırakılmıştır. 1930'da Türkiye ve Yunanistan hükümetleri "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması" adıyla anılan; iki ülke ilişkilerini geliştirmeyi ve mübadeleden kalan sorunlarını çözmeyi amaçlayan bir antlaşma imzalanmıştır. Atatürk ile Venizelos arasındaki antlaşma sayesinde, her iki ülke vatandaşları diğerinin ülkesinde istediği yerde yerleşme (ikamet), mal edinme, serbest dolaşım ve ticaret yapma haklarına sahip olacaklardı. Antlaşma iki yıllık sürelerle yenilenerek 34 yıl boyunca yürürlükte kalmıştır. Antlaşmaya istinaden yaklaşık 12.000 Yunanistan uyruklu Rum İstanbul'a yerleşmiştir. Bu süreçte, askerlik hizmeti yapmak istemedikleri için Türk vatandaşlığından ayrılıp, Yunanistan uyruğuna geçen Rumlarla birlikte İstanbul Rum cemaati 100.000 civarında bir nüfusa erişmiştir. 1963-64'te Kıbrıs'ta alevlenen ve EOKA terör örgütünün Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak amacıyla yaptığı katliamlara Yunanistan'ın açık desteği ve İstanbul'da yaşayan bazı Rumların amacı ENOSİS politikalarına hizmet olan illegal örgütlerdeki faaliyetlere iştirakleri gibi olumsuz gelişmeler karşısında Türk kamuoyunda oluşan infiale istinaden Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, 16 Mart 1964 tarihinde "İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşmasını" tek taraflı olarak feshetmiştir. İllegal faaliyetleri tespit edilenlerin 24 ila 48 saat içinde; Yunanistan uyruklu diğer Rumların ise en geç iki yıl içinde Türkiye'yi terk etmeleri istenmiştir. Antlaşmanın feshiyle yurtdışına çıkarılanlar için günümüzde bazı yayın organlarında, "sürgün" ve "tehcir" gibi yanlı ifadelerin kullanılması ve bu işlemden dolayı Türkiye Cumhuriyeti'nin benzer birtakım mesnetsiz ithamlara maruz bırakılması büyük bir haksızlıktır. Çünkü, 1930'daki antlaşma; iki devletin dostluk ve iyi niyet göstergesi olarak imzaladığı iki yıllık sürelerle tahdit edilmiş olan bir tür geçici oturum ve serbest dolaşım "vize" anlaşmasıdır. 1964'te Türkiye Cumhuriyeti'nin antlaşmayı tek taraflı olarak yürürlükten kaldırması, antlaşmanın 36. maddesinde tanımlanmış olan tek taraflı fesih hakkının kullanılmasından ibarettir ve tamamen hukukidir. Tezimiz, 1964'te antlaşmanın feshine sebep olan unsurlar ile özellikle fesihten sonraki sürecin İstanbul'un ticari ve sosyal hayatına tesirleri ve nihayet İstanbul'un demografik yapısı içinde Rum cemaatinin giderek azalmasında bu fesih işleminden doğan etkilerin olup-olmadığını tespit etmek amacındadır. Çalışmamız, döneme tanıklık edenlerin ifadelerine ve elde edilen bilgi ve belgelere dayandırılmıştır. Anahtar Sözcükler: İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması, Yunan Uyruklu Rum, 1930, İstanbul, 1964
Şerifler yalısı
Bu çalışmada, I. Abdülhamit döneminde yıktırılan Emîr Gûne Sahilsarayı arazileri üzerinde 1782 yılında inşa edilmiş olan ve Abdullah Paşa yalısı olarak da bilinen Şerifler Yalısı; tarihçesi, kullanıcıları, semtle ilişkisi ve mimari özellikleri bağlamında incelenmiştir. I. Abdülhamit, III. Selim ve II. Mahmut dönemlerine ait Bostancıbaşı Defterleri incelenmek suretiyle yapının kullanıcıları ortaya çıkarılmıştır. Bu çalışma semtin sosyal dokusunun anlaşılmasına da imkan tanımıştır. Yapının 1892 tarihinde Şerif Abdiilah Paşa için satın alınmasını ve önündeki rıhtımın tamirini konu alan Osmanlı Arşivi'ndeki belgeler incelenmiş ve transkripsiyonları ekte verilmiştir. Bir bütün olarak inşa edildiği Harem binasını 1946 yılında sahil yolu inşası sırasında kaybetmiş bulunan ve Türk barokunun hâkim olduğu Selâmlık Köşkü'nün bazı odalarının tavan tezyinatlarında klasik, barok ve rokoko üsluplar bir arada görülmektedir. Muhdes İftariye Salonu ise dönemin özelliklerine uygun olarak neoklasik üslup özelliktedir. Geleneksel plan özellikleri taşıyan ve planında bir eksilme olmadan günümüze ulaşabilen Selâmlık Köşkü'nün tavan kuşakları ve yüklüklerinde, I. Abdülhamit ve III. Selim dönemi üslubuna ait mimari konulu manzara tasvirleri görülmektedir. Mekansal dağılımları tablolaştırılmış kuş, çiçek, yemiş ve eşya tasvirleri yapıda görülen diğer tasvirlerdir. Anahtar Kelimeler: Abdullah Paşa Yalısı, Ağa Hüseyin Paşa Yalısı, Bostancıbaşı Defterleri, Emîr Gûne Sarayı ve Kullanıcıları, Emirgân, Şerifler Yalısı, Türk Baroku.
1877-1880 yılları arasında Osmanlı Devleti'nde görev yapan İngiliz büyükelçi Sir Henry Austen Layard'ın Osmanlı Rus savaşı'na bakışı
"1877-1880 Yılları Arasında Osmanlı Devleti'nde Görev Yapan İngiliz Büyükelçi Sir Henry Austen Layard'ın Osmanlı Rus Savaşı'na Bakışı" adlı çalışmamızın amacı, Osmanlı Devleti'nde geniş çaplı değişime sebep olan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın yabancı bir diplomat gözünden değerlendirilmesini ortaya koymaktır. Tezin kapsamı Sir Austen Henry Layard'ın İstanbul'a 1877 yılının Nisan ayında İngiliz Büyükelçi olarak atanmasından itibaren yazmış olduğu hatıratında aynı dönemde başlayan savaşın bitimine kadar yapmış olduğu gözlemler, konuyla ilgili görevi gereğince atmış olduğu adımlar ile sınırlıdır. Çalışmada öncelikle Osmanlı-Rus ilişkileri ve 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Sonrasında söz konusu savaşla ilgili gözlemlerde bulunan Sir Henry Austen Layard'ın hayatını çeşitli başlıklarda ele aldık. Çalışmanın ana kısmını oluşturan hatırat kısmında bir İngiliz büyükelçisinin bakış açısından tarihe damga vurmuş bu savaşın başlangıcından sonlanmasına kadar olan süreçte değerlendirilmesini ortaya koymaktayız. Osmanlı diplomasisi ve savaş süreci hakkında önemli bir kaynak olan bu hatıratı direkt yazan kişinin bakış açısını yansıtarak hiçbir müdahale yapılmaksızın İngilizce 'den kendi dilimize aktardık.
Eyüp Nişancası'nda Sivâsî Efendi tekkesi haziresinin incelenmesi
İstanbul'da mezarlıklar ve hazireler, kentin Osmanlılar tarafından fethedilmesinden önce de, Osmanlıların 600 yıl süren saltanatları süresince de kent dokusunda hatırı sayılır alanlara sahip olmuşlardır. Nüfus artışı ve modernleşme ile birlikte artan kentsel ihtiyaçları karşılamak üzere yapılan düzenlemeler, tarihi kent dokusunda olduğu gibi, yaşam alanlarıyla iç içe geçen mezarlıklar ve hazirelerde de değişim ve dönüşümlere sebep olmuştur. İstanbul'da nicelik olarak ciddi bir çalışma alanını sunan kültürel miras ürünleri Osmanlı mezar taşları üzerine yapılan çalışmalara katkı olarak sunulan tezde, Sivâsî Efendi Tekkesi Haziresindeki mezar taşları incelenmiştir. Bu kapsamda Eyüp Nişancası'nda bulunan tekke, türbeler ve hazirenin bulunduğu alanın tarihsel süreç içerisinde mekansal dönüşümleri tespit edilerek, mezar taşları kitabeleri okunmuş ve medfûn kişilerin biyografik bilgileri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
İstanbul Kadıköy Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin tarihçesi ve1921-1922 yılları faaliyetleri
Türk Kızılayı, dünyaca tanınan bir yardım kuruluşu olup 150. kuruluş yıldönümünü kutlamaktadır. İstanbul'da 11 Haziran 1868'de "Mecruhin ve Marda-yı Askeriyeye İmdad ve Muavenet Cemiyeti" adıyla faaliyete başlayan Kızılay, ilk şubelerinden birini İstanbul Kadıköy'de, Balkan Savaşları (1912-1913) döneminde açmış; ancak uzun soluklu bir faaliyet gösteremeden kapanmıştır. Hilal-i Ahmer Cemiyeti Kadıköy Şubesi 1921 yılında yeniden teşkil edilmiş ve ancak bu dönemden itibaren düzenli bir şekilde yardım faaliyetlerini sürdürebilmiştir. Bu tez, Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadıköy Şubesi'nin tarihçesi ile 1921-1922 yılları faaliyetlerini ele almaktadır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin İstanbul'da ilk şubelerinden biri olan Kadıköy Şubesi'nin kuruluşu ve faaliyetleri; 1923 yılında yayınlanmış olan "Kadıköy Hilâl-i Ahmer Cem'iyeti'nin Tarihçesi ve Hülâsa-i İcraatı (1337-1338)" isimli eserden hareketle incelenmiştir. Öncelikle; bölümde yapılan değerlendirme ve elde edilen sonuçlara ek olarak, tarafımızdan yapılmış olan transkripsiyon metni ile metnin tıpkıbasım (orijinal) fotoları da tezin arkasına eklenmek suretiyle, araştırmacıların kullanımına sunulmuştur. Tez, Osmanlı Devleti'nin son yılları ile Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadıköy Şubesi'nin bağış ve yardım faaliyetleri ile aynı zamanda İstanbul şehir tarihinde Kadıköy semt teşkilatı hakkında bilgiler vererek dönemin sosyal yaşamına da ışık tutma amacındadır.
A field study the contribution of the cultural activities of foundations and associations based in Bağcılar and Esenler to İstanbul (2010-2015)
This study investigates the contribution of the cultural activities of foundations and associations to the development of the city of İstanbul between the years 2010-2015 in the form of a field study. The motivation behind this study is the fact that İstanbul was the capital city of the Byzantine Empire and the Ottoman Empire along with its being home for many civilizations throughout history. Moreover, İstanbul is the most prominent city in Turkey concerning cultural activities, it is rich with the activities of foundations and associations and it was selected the European Capital of Culture in 2010. This study consists of four chapters including the Introduction. The first chapter provides information about the subject, aim, hypotheses, methodology and limitations of this study. The second chapter examines the development processes and the cultural activities of Foundations and Associations, focusing on the conceptual and hypothetical framework. The third chapter focuses on the methodology of the study. In the fourth and last chapter, the technical details of the interviews and analyses are presented along with the results of the analyses including the evaluations and suggestions of the results.
Şems: İstanbul'da yayımlanan bir Farsça gazetenin bakış açısıyla II. Meşrutiyet Dönemi'nin ilk yılı (1908-1909)
Şems gazetesi, II. Meşrutiyet Dönemi'nin başlarında 4 Eylül 1908 tarihinde haftalık olarak İstanbul'da yayımlanmaya başlamıştır. Seyyid Hasan Tebrizî'nin idaresinde Farsça basılan gazetenin yayımı yaklaşık I. Dünya Savaşı'na kadar aralıklarla sürmüş ve toplam 153 sayı yayımlanmıştır. Gazetede başta İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin desteğini alan Encümen-i Saâdet-i İranîyan olmak üzere Komite-i Nisvân-ı İranîyan ve İran İstanbul Sefir-i Kebîri gibi hürriyetperver İranlılar'ın haberlerine ve makalelerine yer verilmiştir. Ayrıca dönemin İstanbul'una dair siyasî, sosyal ve kültürel haberler (Mahmut Paşa'nın naaşının İstanbul'a getirilmesi, 31 Mart Vak'ası, İstanbul'daki İranlı azınlık, İstanbul'da gerçekleştirilen tiyatro vb. etkinlikler gibi) de yer almıştır. Bununla birlikte İran ve şehirlerinden, yakın ve uzak coğrafyalardan haberlerin de yer aldığı gazete, Osmanlı Vilayetleri, İran, Avrupa ve Rusya'da da yayımlanmıştır. Tezde 1908-1909 yılları arasında 48 sayı olarak yayımlanan gazetenin çeviri-değerlendirme-fihrist yöntemiyle irdelenmesi ve döneme, özellikle dönemin İstanbul'una bir başka açıdan ışık tutması amaçlanmıştır.
Şeyhülislamların İstanbul'daki imar faaliyetleri
Bu çalışma, Osmanlı Devleti'nde görev yapmış 27 şeyhülislam tarafından kurulan vakıflara ait Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi'nde bulunan vakfiyelerin imar ve inşa ilişkileri çerçevesinde analiz ve değerlendirilmesini içermektedir. Yalnızca ulemanın ve ilmiye sınıfının değil, aynı zamanda bürokrasinin de en tepe noktasında bulunan şeyhülislamlar, yüksek refah standartlarına ve dini, idari, hukuki, sosyal alanlarda saygınlık ve otoriteye sahip kişilerdi. Bu avantajları sayesinde Osmanlı toplumunun en köklü ve önemli kurumlarından olan vakıf sistemini aktif ve yoğun olarak işletmek için gerekli maddi ve manevi gerekçeye sahiplerdi. Bu sebeplerle şeyhülislamların sivil ve kamusal mimari araçlarıyla İstanbul'un yapılanmasına sağladıkları katkıları göz önüne sermek, kent çalışmaları açısından oldukça önemlidir. Bu tezde yapılan değerlendirme, yapıların işlevleri, adetleri, büyüklükleri, bugüne ulaşıp ulaşmadıkları bilgisiyle bâni şeyhülislamların İstanbul'un bugününe katkısı kadar, hangi amaç ve sebeplerle vakıf kurdukları ve/veya kurmadıklarına da ışık tutacaktır. Bu bağlamda, şeyhülislamların İstanbul'da gerçekleştirdiği imar, inşa ve ihya faaliyetleri, mülklerinin listelenmesinde birincil kaynak olarak kullanılan vakfiyeler üzerinden detaylı olarak kataloglanmış, ikincil kaynaklarda haklarında bilgi bulunan az sayıdaki yapılar da alt başlıklarda detaylandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: İmar, kent, şeyhülislam, vakıf, vakfiye.
XIX. yüzyıl İstanbul kültüründe Ramazan eğlenceleri
Bu çalışma, XIX. yüzyıl İstanbul kültüründe Ramazan eğlence, merasim ve âdetlerini konu edinmektedir. Çalışmamız boyunca, dönemin önemli mecmuaları ile arşiv kayıtlarından, yerli ve yabancı araştırma ve eserler ile seyyahların eserlerinden istifade edilmiştir. XIX. yüzyılın önemli gelişmelerinin Ramazan eğlence ve âdetlerine kuvvetli tesirleri olmuştur. Müslüman ve Gayr-i Müslim topluluklar arasındaki eğlence ve adetler arasındaki uyum varlığını muhafaza etmiştir. Ramazan öncesi ve sürecindeki şehrin iâşe temini hususunda ciddi hazırlıklar yapılmıştır. Ramazan boyunca halkın genel yaşantısına dair dikkat etmesi gereken meseleleri içeren tembihnâmeler ve hükümler yayınlanmıştır. Çalışmamızda, İstanbul'un Ramazan eğlence, âdet ve merasimleri 'konak ve saraylarda', 'sosyal mekânlarda' ve 'dini mekânlarda' ayrı olarak incelenmiştir.