8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Medikal turizmde destinasyon seçimini etkileyen faktörler: Yabancı medikal turistlerin Türkiye algısını ölçmeye yönelik bir çalışma
Sağlık turizminin önemli bir alt dalı olan medikal turizmin, son yıllarda katma değeri yüksek stratejik bir alternatif turizm kaynağı olarak ülkelerin ekonomisine katkılar yapan alternatif bir turizm olduğu kabul edilmektedir. Bu araştırmanın amacı, yabancı medikal turistlerin Türkiye'yi tercih etme nedenlerini tespit etmek ve Türkiye'nin medikal turizm imajını ortaya çıkartmaktır. Araştırma, medikal turizm destinasyonu olarak Türkiye ile ilgili bilgi araştırması yapan ve ingilizce bilen potansiyel medikal turistlere online anket formu gönderilerek gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 317 potansiyel medikal turiste ulaşılmış ve bu kişilerden elde edilen veriler "SPSS 25 Paket Programı" ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, potansiyel medikal turistlerin destinasyon seçimi yaparken en çok güvenlik konularına önem verdikleri (ort=5,1183; ss=1,0020) daha sonra sırasıyla potansiyel medikal turizm destinasyonunun sunduğu tıbbi bakım kalitesine (ort=4,9606; ss=1,0010), istenilen tıbbi tedavinin ülkede bulunurluğuna (ort=4,8486; ss=1,4730), potansiyel medikal turizm destinasyonunun sahip olduğu hijyen seviyesine (ort=4,8155; ss=1,1380), potansiyel medikal turizm destinasyonunun sağladığı tasarruf potansiyeline (ort=4,7603; ss=1,3670) ve potansiyel medikal turizm destinasyonunun sağladığı turizm fırsatlarına (ort=4,7587; ss=1,0770) önem verdikleri tespit edilmiştir. Yüksek iç sağlık kontrol odağına sahip katılımcıların Türkiye ile ilgilenmede daha yüksek motivasyona sahip olduğu tespit edilmiştir (r=0,113; n=317; p=0,02). Yaşadıkları ülkelerdeki tıbbi bakım maliyetlerinin ödenebilir olduğunu düşünmeyen medikal turistlerin, Türkiye için daha yüksek bir motivasyona sahip oldukları tespit edilmiştir (r=-0,227; n=317; p=0,00). Yaşadığı ülkede sağlık bakım hizmetlerine erişim için beklediği sürelere ve gereksiz idari prosedürlere karşı olumsuz tutum sergileyenlerin Türkiye ile ilgilenmede daha yüksek motivasyona sahip olduğu tespit edilmiştir (r=-0,168; n=317; p=0,01).
Türkiye'de gıda takviyelerine ilişkin politikalar: Bir nitel çalışma
Günümüzde sağlık ve beslenme bilinci artmakta ve bu artışla birlikte takviye edici gıdalara olan ilgide büyümektedir. Çalışma, bu ürünlerin tanımından başlayarak, ruhsatlandırılma süreçlerini, dağıtım ve pazarlama yöntemlerini de içeren geniş bir perspektifte ele alınmaktadır.Takviye edici gıdalar, beslenme programını desteklemek amacıyla kullanılan, çeşitli besin öğelerini veya besleyici maddeleri içeren ürünlerdir. Türkiye'de bu ürünlerin ithalatı, üretimi, işlenmesi ve piyasaya arzı için Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan özel bir onay alınması gerekmektedir. Bu süreçler, sağlık ekonomisine önemli etkiler sunmaktadır.Takviye edici gıdaların ruhsatlandırılma süreci, ürünlerin içeriği, etiketlemesi ve piyasaya sürülmesiyle ilgili sıkı standartları içermektedir. Bu süreç, gıda güvenliği ve tüketici sağlığına yönelik titiz düzenlemeler ve standartlar çerçevesinde yürütülmektedir. Bu ürünlerin sağlık ekonomisine olan etkilerini belirlemek, sağlık sektörü ve ekonomi arasındaki ilişkiyi anlamak ve bu alanda etkili politikalar geliştirmek için büyük önem taşımaktadır. Takviye edici gıdaların ekonomik değeri, sağlık sektöründeki genel ekonomik etkilerle de yakından ilişkilidir. Tüketicilerin sağlıkla ilgili tercihleri ve bu ürünlerin sağlık üzerindeki etkileri, pazar büyüklüğüne doğrudan etki etmektedir. Ayrıca, bu ürünlerin sağlık ekonomisine olan etkileri, sağlık politikaları üzerindeki etkisini değerlendirmek içinde önemlidir.Bu çalışma, "Türkiye'de Gıda Takviyelerine İlişkin Politikalar; Bir Nitel Çalışma" kapsamında, takviye edici gıdaların artan popülaritesini ve bu alandaki düzenlemelerin sağlık ekonomisine katkılarını incelemektedir. Çalışmanın; takviye edici gıdaların sağlık ekonomisine olan etkilerini, sağlık ve ekonomi arasındaki karmaşık ilişkiyi aydınlatması ve bu alandaki karar verme süreçlerine katkıda bulunması amaçlanmaktadır.
Sağlıkta geri ödeme sistemlerinin incelenmesi ve Türkiye'de kullanılan geri ödeme sisteminin değerlendirilmesi
Geri ödeme sistemi, sağlık hizmeti sunucularının (bireysel ya da kurumsal) bireylere sunmuş oldukları sağlık hizmetleri ücretinin, ödeyici kurum veya kuruluşça hangi usullere göre geri ödeyeceğini belirleyen mekanizmadır. Hizmet başına, gün başına ve TİG gibi farklı ödeme yöntemleri sıklıkla karşılaşılan yöntemlerdir. Bu çalışmada yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Çalışmaya, Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) Sağlık Bakanlığı'na (SB) bağlı kurumlarda ve hastanelerde görev yapan üst düzey yöneticiler olarak görev yapmış kişiler ile özel hastane yöneticileri ve akademisyenler katılmıştır. Görüşmecilerin sorulara vermiş olduğu yanıtlar içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme neticesinde temalar oluşturulmuştur. Bu çalışmada dünyadan seçilmiş ülkelerin (İngiltere, Avustralya, Amerika v.s) sağlık finansman yöntemleri ve geri ödeme yöntemleri incelenerek; ülkemizde kullanılan geri ödeme yöntemi seçilmiş ülkelerin yöntemleri çerçevesinde değerlendirilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme çalışması ve literatür araması sonucunda ortaya çıkan verilere göre; ülkemizde geri ödeme sistemindeki mevcut durumun bir taraftan sağlık sisteminin diğer taraftan ise hizmet sunucu ve hizmeti talep eden vatandaşlar için sürdürülemez olarak görülen durumlar ortaya çıkmıştır. Özellikle, sağlık hizmetleri finansmanının sürdürülebilirliği konusunda endişeler fazladır. Geri ödeme sistemindeki sıkıntıların temel kaynağının finansal sürdürülebilirlik konusu olduğu ortaya çıkmıştır.
Çok düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlar için yapılan geri ödemelerin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı çok düşük doğum ağırlığı ile üçüncü seviye yenidoğan yoğun bakım ünitesine alınan ve hayatta kalan yenidoğanların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan geri ödemelerine etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Günümüzde çok düşük doğum ağırlıklı bebekler yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde verilen kaliteli bakımlar ve maliyeti yüksek sağlık hizmetleri sayesinde hayatta kalabilmektedir. Bu bebekler yaşam boyu etkisinde kalacakları, sosyal ve ekonomik maliyetleri yüksek olan morbiditelere sahip olabilmektedir. Bu morbiditeler sadece yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatış süresini ve maliyetleri arttırmakla kalmayıp, aynı zamanda bu bebeklerde uzun vadeli kronik hastalık sayısında, yeniden hastaneye yatışlarda, nörogelişimsel gecikmede artış gibi pek çok soruna da neden olabilmektedir. Çalışmaya yenidoğan yoğun bakım ünitesine kabul edilen ve hayatta kalan 774 bebek dahil edilmiştir. Bebeklerin % 50.5 erkek ve doğum ağırlığı ortancası 1150 gram (min: 490; maks: 1495) ve bu bebeklerin hastane yatış süresinin ortancası 53 gün (min:14; maks 357) olarak bulunmuştur. Morbiditesi olmayan bebeklerde geri ödeme ortancası ₺ 33032.53 (min: 12697.29; maks: 146471.82) iken morbiditesi olan bebeklerde ₺ 52141.02 (min: 11973.91; maks: 287088.80) olarak belirlenmiştir. Yapılan bu çalışma ile kurulan regresyon modelinde, doğum ağırlığı ve gebelik süresinde meydana gelen artışın ve fototerapi uygulanmasının geri ödemeler üzerinde azaltıcı bir etkiye sahip olduğu belirlenirken bronkopulmoner displazi, non-invaziv ventilasyon, invaziv ventilasyon, nekrotizan enterokolit, yenidoğan retinopatisi ve çoğul gebeliğin geri ödeme üzerinde artırıcı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Prematüre doğumları ve morbidite gelişme riskini azaltabilecek gebelik öncesine yönelik politikaların geliştirilmesi hem daha sağlıklı bir neslin gelişimine hem de yenidoğan yoğun bakım ünite maliyetlerinin azalmasına katkı sağlayacaktır.
Yoğun bakımda ölen hastalar için sosyal güvenlik kurumu tarafından yapılan geri ödemelerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Ankara'da bulunan 2. basamak bir devlet hastanesinin, 3. seviye yoğun bakım ünitesinde (YBÜ'de) tedavi görürken ölen hastalar için yapılan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) geri ödemeleri (SGKGÖ'ler) üzerinde etkili olan faktörlerin belirlenmesidir. Retrospektif olarak tasarlanan bu araştırma, 01 Ocak 2014- 31 Aralık 2017 tarihleri arasında YBÜ'de ölen 453 hasta için yapılan SGKGÖ'ler üzerinden yürütülmüştür. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 75.02 ± 14.28, cinsiyeti %53.20 (n=241) erkek, YBÜ'de yatılan gün ortalaması 60.65 ± 72.12, ortalama SGKGÖ'sü ₺ 48 979.69 TL ± ₺ 2 785.67 TL olarak belirlenmiştir. Çalışmadaki hastalarda en sık karşılaşılan durumun %60.49 (n=274) ile basınç yaralanması, en sık görülen enfeksiyonunu % 27.15 (n=123) ile üriner sistem enfeksiyonu ve bu enfeksiyonlarda %20.54 (n=92) ile en sık enfeksiyon etkeninin E. Coli, olduğu belirlenmiştir. Hastaların %88.30'u n=400) mekanik ventilasyon ile solunum yaparken, %65.56'sı (n=297) PEG ile beslenmektedir. Hastaların SGKGÖ'lerine etki eden faktörleri inceleyen regresyon modelinin sabiti logaritmik ölçekte 9.997 ± 0.176, normal ölçekte ₺ 21 960 TL olarak belirlendi. Genel durumu kötü olan hastalarda, kanserli hastalarda, kalp damar sistemi hastalığı olan hastalarda geri ödemenin daha düşük olduğu (b<0, p<0.05); hipoksik iskemik beyin hasarı olan, enfeksiyon gözlenen ve PEG'i olan hastalarda geri ödemenin daha yüksek olduğu (b>0, p<0.05) görüldü. SGKGÖ'leri değişkenliğin %26.7'si ilgili model ile açıklanmaktadır. Hastaların yatış süresine etki eden faktörler incelemek amacıyla kurulan regresyon modelin sabiti logaritmik ölçekte 3.354 ± 0.164, normal ölçekte 28.62 gün olarak belirlendi. Genel durumu kötü olan hastalarda, kanserli hastalarda, kalp damar sistemi hastalığı olan hastalarda ortalama yatış süresini kısalttığı (b<0, p<0.05), hipoksik iskemik beyin hasarı olan hastalarda, enfeksiyon gözlenen hastalarda ve PEG uygulanan hastalarda ortalama yatış süresini uzattığı (b>0, p<0.05) saptandı. Yatış süresindeki değişkenliğin %26.5'i ilgili modelle açıklanmaktadır. Yatış süresini arttıran faktörler SGKGÖ'lerinin de artışına katkı sağlamaktadır. Hastaların içinde bulunduğu durumlara göre YBÜ planlamalarının gözden geçirilip yeniden planlama yapılması özellikle akut hasta yoğunluğu fazla olan hastanelerde YBÜ'deki hasta yoğunluğunu azaltabileceği ve SGKGÖ'lerin düşüşüne katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlarda antibiyoterapi giderlerinin analizi
Bu çalışmanın amacı sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlarda (SHİE) antibiyoterapi giderlerinin araştırılmasıdır. SHİE, günümüzde özellikle antibiyotiklere karşı direnç sorununun ortaya çıkmasıyla birlikte sağlık sistemleri için ciddi sonuçlar ortaya çıkaran küresel bir halk sağlığı sorunu olarak önemini halen korumaktadır. Tanımlayıcı türde, retrospektif ve kesitsel olarak planlanan bu çalışma bir devlet hastanesindeki 312 hasta kaydından elde edilen bilgiler doğrultusunda yürütülmüştür. Değerlendirmeye alınan hastaların yaş ortalamaları 73±16 olarak bulunmuştur. Toplam 18 804 hasta yatış gününde ₺ 981 627.48 antibiyoterapi gideri gerçekleşmiştir. Anestezi Yoğun Bakım Kliniği ₺ 704 637.27 ile en fazla antibiyoterapi gideri gerçekleşen klinik olmuştur (min: 6.05; maks: 59 210.38). Hastaların risk faktörü sayıları ile toplam antibiyoterapi giderlerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Risk faktörü sayısı arttıkça giderlerin ortanca değerlerinin de arttığı görülmüştür. Enfeksiyon etkeni mikroorganizma sayısı ile toplam antibiyoterapi giderinin ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamamıştır. Antibiyotik türleri arasında 186 kullanımla en fazla Piperasilin-Tazobaktam kullanıldığı görülmüştür. Piperasilin-Tazobaktam gideri ortanca değeri ₺ 572.41 (min: 16.17; maks: 5 444.37) olarak gerçekleşmiştir. Enfeksiyon grupları değerlendirildiğinde en fazla vaka ventilatör ilişkili olaydır (n=137). SHİE' lerdeki antibiyoterapi giderlerine ait ekonomik yükün ve bu yükü etkileyen faktörlerin daha iyi anlaşılması kaynakların daha iyi yönetilmesi, enfeksiyonların önlenmesi ve kontrolü çalışmalarında yol gösterici olacaktır.
İstanbul'daki özel hastanelerde performans stratejileri üzerine yapılan nitel bir çalışma
Faaliyet türü ve yapısı ne olursa olsun her işletme maliyetlerini ve gelirlerini etkin bir şekilde kontrol altında tutmak zorundadır. Günümüzde artan sağlık hizmet talebi, teknolojide ve hizmet sunumunda yaşanan gelişmeler sağlık hizmetlerinin maliyetlerini arttırmaktadır. Bir ülkenin sağlık hizmeti sağlama sisteminde çok önemli bir organizasyon olarak hastaneler, sağlık hizmetlerinin sunulmasında kritik bir rol oynamaktadır. Hastanelerde maliyetlerin hesaplanabilmesi için maliyeti ortaya çıkaran unsurların incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle özel hastaneler, artan rekabet, değişen sağlık politikaları ve gelişen teknoloji karşısında sürdürülebilir başarıyı elde edebilmek için performans yönetimini ve bu bağlamda uygun performans stratejisini belirlemek ve etkin bir şekilde uygulamak zorundadırlar. Bu çalışmada hastanelerin performansını etkileyen finansal performans, etkinlik ölçüleri, çalışan performansı, hasta memnuniyeti, hasta güvenliği gibi stratejiler üzerine araştırma yapılmıştır. Bu çerçevede literatürde daha az çalışılan nitel araştırma yöntemlerinden biri olan fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmalar, bireylerin dünyayı nasıl anlamlandırdıklarına, yaşantılarını nasıl deneyimlediklerine ve çeşitli fenomenlere yükledikleri anlamlara odaklanmaktadır. Bu doğrultuda İstanbul'daki özel hastanelerde yöneticilik yapan 7 katılımcı ile literatürden ve alanında uzman kişilerden destek alınarak önceden hazırlanmış sorular ile yaşadıkları bilgi ve deneyimlerinin incelenmesi amacıyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; ortaya çıkan bulgular ile literatürdeki çalışmaların hem ortak noktaları hem de her yöneticinin kendine özgü stratejilerinin olduğu görülmüştür. Genel olarak değerlendirildiğinde hastanelerin performansını ölçmede kullanılan faktörlerin yalnızca finansal performans ile değerlendirilemeyeceği ifade edilebilir. Hastanın hastaneye girişinden çıkışına kadar olan bütün süreçlerin ne kadar etkili ve verimli ilerlediğinin dikkatli biçimde takip edilmesi büyük öneme sahiptir.
Sağlık harcamaları ile çeşitli sağlık indikatörleri arasındaki ilişki; karşılaştırmalı ülke analizi
Bu çalışmamızda belirli sağlık harcamalarının çeşitli sağlık indikatörleri arasındaki nedensellik ilişkisi zaman serisi analizleri yardımıyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırma verileri Almanya ve Fransa'nın sağlık indikatörleri için OECD ve Dünya Bankası gibi resmi kaynaklardan 2000-2020 yılları arasını kapsayacak şekilde hazırlanmıştır. Bağımlı değişken olarak; kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasıla, hastane yatak sayısı (bin kişi başına düşen), bebek ölüm oranı (bin canlı doğumda), doğumda beklenen yaşam oranı (bin kişi başına düşen), hekim sayısı (kişi başına düşen), Ar-Ge harcamaları ve hastanede kalış süresi olarak seçilmiştir. Bağımsız değişken olarak tüm analizlerde sabit olacak şekilde; kişi başına düşen mevcut sağlık harcaması, yurtiçi genel hükümet sağlık harcamaları ve cepten ödeme (kişi başına düşen sağlık harcamasına oranı) kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki bağlantılar belirlenmeden önce toplanan tüm veriler durağanlık testinden geçmiştir. Her bir değişken için ADF (Augmented Dickey-Fuller) testi uygulanarak serilerin durağanlık seviyeleri (I(0), I(1)) belirlenmiştir. Analiz sonucunda seriler durağan çıkmamıştır. Değişkenler durağan olmasa bile uygulanabilen bir nedensellik testi olan Toda-Yamamoto Nedensellik testi, serilerin düzey değerlerinde ilişkileri incelemek için kullanılmıştır. Toda-Yamamoto Nedensellik testi sonucuna göre Almanya'da kişi başına düşen mevcut sağlık harcaması ile hekim sayısı ve Ar-Ge harcamaları arasında nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Yurtiçi genel hükümet sağlık harcamaları ile hekim sayısı ve Ar-Ge harcamaları arasında nedensellik ilişkisi bulunurken diğer sağlık indikatörleri arasında nedensellik bulunamamıştır. Cepten yapılan sağlık harcamaları ile diğer tüm indikatörler ile anlamlı istatistiksel ilişki bulunamamıştır. Fransa'da kişi başına düşen mevcut sağlık harcamaları ile bebek ölüm oranı arasında nedensellik ilişkisi kurulabilirken diğer değişkenler arasında nedensellik bulunamamıştır. Yurtiçi genel hükümet sağlık harcamaları ile hastane yatak sayısı, hekim sayısı, Ar-Ge harcamaları ve hastane kalış süresi arasında nedensellik ilişkisi kurulmuştur. Ayrıca cepten yapılan sağlık harcamaları ile doğumda beklenen yaşam oranı, Ar-Ge harcamaları ve hastane kalış süresi arasında nedensellik ilişkisi bulunmuştur.