22
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Hukuk açısından yapay zekanın incelenmesi
Yapay zekadaki gelişmeler insan hayatının hemen her alanını etkilemektedir. Diğer alanlar gibi hukukun da bu gelişmelerden bağımsız olması mümkün değildir. Nitekim yapay zeka alanındaki gelişmelerle birlikte yapay zekanın hukukta kendisine yer bulması her geçen gün daha arzu edilir bir hale gelmektedir. Burada öne çıkan husus, yapay zekanın etkisinin yalnızca değiştirici değil aynı zamanda dönüştürücü olmasıdır. Bu bağlamda yapay zeka, hukukun geleneksel anlayışlarına karşı bozucu olma potansiyelini taşımaktadır. Ancak yapay zekanın hukuku nasıl etkileyeceği, yapay zeka alanındaki gelişmelere bağlı olduğu kadar hukuk alanındaki tartışmalara da bağlıdır. Bu bakımdan yapay zeka ile hukuk arasındaki ilişkinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışma, yapay zekanın hukuk alanına mevcut ve olası etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada temel olarak "Yapay zekanın yargıç olması mümkün müdür?" ve "Yapay zekanın hukukta kullanılması halinde ne gibi sonuçlar ortaya çıkacaktır?" sorularının cevapları araştırılmıştır. Bu kapsamda yapay zeka ve ilgili kavramların teorik çerçevesi incelendikten sonra hukuktaki mevcut uygulama örnekleri verilmiş ve yapay zekanın hukukta uygulanması halinde ne gibi sonuçların ortaya çıkacağı değerlendirilmiştir. Çalışmada ilk olarak mevcut gelişme ve olgular çerçevesinde yapay zekanın yargıç olmasının mümkün olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Bu kanaate ulaşılmasının sebebi, mevcut yapay zeka modellerindeki temel çalışma prensiplerinin oluşturduğu kategorik bir imkansızlık olarak görünmesidir. İkinci olarak yapay zekanın hukukta kullanılması halinde bir paradigma değişimi yaşanacağı ve geleneksel hukuk anlayışıyla uyuşmayan sonuçların ortaya çıkarak hak ihlallerinin yaşanabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Yapay zekanın çalışma prensipleriyle hukuki muhakeme süreci arasında büyük bir farklılık bulunmaktadır. Bu farklılık geleneksel anlamda hukukun yöneldiği ve korumaya çalıştığı birtakım değerlere zarar verme potansiyeli taşımaktadır. Bu bakımdan yapay zeka alanındaki gelişmeler hukuka uygulanmadan önce hukukun kendi bakış açısıyla ele alınmalıdır. Bu çalışmada doküman analizi yapılarak yapay zekanın teorik çerçevesi genel hatlarıyla çizilmiş, uygulamadaki örnekleri de nazara alınarak hukukla olan ilişkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda literatüre teorik ve kavramsal çerçevede katkı sağlanması amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Yapay zeka, yapay zeka modelleri, hukuk, yapay zeka yargıcı, hukuki muhakeme
İslamcılığın liberalizasyonu bağlamında 1980 sonrasında Türkiye'de devlet-toplum ilişkisinin ele alınışı: Girişim Dergisi çerçevesinde bir analiz
Bu tez çalışması, 1980 sonrası İslamcı düşüncedeki liberalleşme eğilimleri bağlamında Türkiye'de devlet-toplum temalı tartışmalara odaklanmaktadır. Bu odaklanmayı da İslamcı düşüncenin 80 sonrası önemli aktörlerinden olan İslamcı dergilerden Girişim dergisi üzerinden yapmaya çalışmaktadır. Belli kavramlar üzerinden İslamcı düşüncedeki kırılmalara ve sürekliliklere bakmaya gayret edecektir. Dergiler dönem okuması açısından kritik olmakla birlikte tartışmalara yön verme açısından ayrıca dikkate değerdir. İslamcı dergiler arasında temsil gücü yüksek ve yeterince çalışılmamış olan Girişim dergisinde 1980 sonrası "İslam devleti", "ümmet", "İslam birliği", "özgürlük", "birey", "demokrasi ve şura", "değişim", "çoğulculuk" gibi kavramlar etrafında zengin tartışmalar gerçekleşmiştir. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden olan içerik analizi yöntemi ile yapılmıştır. Tezin temel hipotezi, İslamcı düşüncenin 1980 sonrası iktisaden değil ancak söylem açısından liberalleştiği ve demokrasi, özgürlükler gibi konularda sert-radikal söylemlerden daha ılımlı bir aşamaya geçildiğidir.
Makedonya'da iş hayatında kadınların karşılaştığı kültürel problemler
Bu çalışmada, kadının Makedon toplumundaki rolünü, Makedonya Cumhuriyeti'ndeki toplumsal cinsiyet eşitliği mevzuatını ve iş dünyasında, politikada ve iş sektöründe kadınlara ilişkin istatistikleri sunacağım. İstihdam ve terfi sürecinde kadınların karşılaştığı kültürel sorunları, yani geleneksel değerlere dayanan kalıplaşmış düşüncelere bağlı kalmanın bir sonucu olan ayrımcılığı sunacağım. Sonunda, yaptığım anketin sonuçlarını sunarak, Makedonya Cumhuriyeti'nde kadınların, rolleri ve pozisyonları için genel kabul görmüş standartlar nedeniyle, iş dünyasında, yani istihdam ve kariyer ilerlemesi sürecinde kültürel problemlerle karşılaştıkarı yönünde olan hipotezi ispatlayacağım. Anket Makedonya Cumhuriyeti'nin şu 4 şehrinde yapılmıştır : Üsküp, İştip, Kalkandelen ve Pirlepe. Anket toplam 1040 katılımcı üzerine yapılmıştır. Bunların 520'si erkek, diğer 520'si ise kadındır. Katılımcılar 20 ve 65 yaşları arasındadır ve (üniversite öğrencileri, çalışanlar ve emekliler gibi) farklı vatandaş gruplarına aittirler.
Yapay zekâ ve geleceğin toplumu: Bilimkurgu sineması üzerinden bir yakın gelecek tasavvuru
Makinenin tarihi insanlığın üretimle beraber şekillenen tarihiyle paraleldir. Makinenin tarih içindeki gelişim ve dönüşüm süreçleri ise bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerle mümkün olmuştur. Bu anlamda makine üretim teknolojilerindeki gelişmelerin neden olduğu tarihteki büyük dönüşüm anları olan sanayi devrimlerinin ortaya çıkmasında da itici güç olmuştur. Kısaca makine, doğa bilimleri ile beşeri bilimlerin araştırma alanının tam ortasında konumlanmaktadır. Bu bakımdan makinenin tarihinin araştırılması ve incelenmesi hem toplumsal süreçleri daha iyi anlamak hem de bilim ve teknolojinin toplumsal etkilerini kavrayabilmek için çok önemlidir. Bu tez de bu düşünceden hareketle makinenin tarihine bu çok katmanlı noktadan bir bakış geliştirmiştir. Makinenin günümüzde geldiği en gelişmiş hali yapay zeka teknolojileridir. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak gün geçtikçe daha kompleks bir hal alan makine kavramı, toplumları ve bireyleri pek çok farklı yönden etkilemeye devam etmektedir. Fakat ilerleme için ilerleme anlayışına paralel bir şekilde üstel hızla gelişen teknolojinin yakın gelecekteki etkileri üzerinde düşünme konusu her zaman pozitif bilimlerin eksik bir alanı olarak kalmıştır. Bu çalışma bu eksik alan üzerine makine kavramı üzerinden bir düşünme denemesidir. Yapay zeka ile ilgili gelişmelerin somut olarak hayatlarımıza dahil olmaya başladığı ve dördüncü sanayi devrimi olarak adlandırılan bir dönem içinde yaşamaktayız. Bu noktadan geleceğe bakarak şu an yaşanan sürecin insanlık için getirilerinin ya da zararlarının neler olacağını düşünmek, insanlığın neredeyse tarihin başlangıcından beri ulaşmaya çalıştığı "daha iyi bir yaşam" ütopyasına ulaşabilmek için atılması gereken en önemli adımdır. Düş kurmak, insanı ait olduğu zamana ve mekana yabancılaştırarak ona uzaktan bakabilmek, onu değerlendirebilmek için bir fırsat sunar. Bilimkurgu sineması ise geleceğe dair bilimsel ve teknolojik gelişmeler ışığında gerçekleşmesi mümkün düş ürünü dünyaları izleyici ile buluşturarak böyle bir değerlendirme yapabilmek için imkan sunar. Bu çalışma bu sebeple geleceğe dair düş kurma gücünü, bilimkurgu sinemasındaki yapay zeka tahayyülleri etrafında şekillenerek yaratılmış dünyaları inceleyerek kullanmak amacındadır. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde makinenin tarihi, sanayi devrimleri öncesi dünyaya kısa bir bakış ile başladıktan sonra birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sanayi devrimleri ekseninde konu edilmiştir. Dördüncü sanayi devrimi, tezin ana konusu olan makinenin günümüzdeki en gelişmiş hali olan yapay zekanın içinde geliştiği dönem olarak ele alınmış ve bu yeni teknolojinin hayatlarımızı nasıl dönüştüreceği incelenmiştir. İkinci bölümde ise yakın gelecek tahayyülü için insanın düş gücüne başvurulmuş ve bilimkurgu sineması yapay zeka bağlamında incelenmiştir. Buna göre insanların makineye karşı fikirlerinin dönemin toplumsal koşulları altında nasıl şekillendiği ve sinemada yansıtıldığı tartışılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde distopyan bilimkurgu sinemasına ait yapay zekayı konu edinen örneklerle film analizleri yapılmıştır. Yapay zeka algısı distopyan bilimkurgu filmlerindeki yansımaları ile incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda gelecekte yapay zekanın insan hayatında nerede konumlanacağı, toplumları nasıl etkileyeceği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Seküler iktisat ve İslam iktisadının ahlaki boyutları üzerine: Ali Şeriati'nin kapitalizm eleştirisi
Bu tezin ana amacı İktisat biliminin tarihi gelişim sürecinde yer alan "homo economicus" kavramı üzerinden şekillenen ahlaki alt yapının incelenmesini esas alır. Bu süreçte ortaya konan insan algısı üzerinden İktisat biliminin ahlaki boyutları sorgulanmaktadır. Çalışmada, mevcut iktisat anlayışının ortaya koyduğu hedonist, rantını maksimize eden rasyonel insan kavramı üzerinden 'Seküler İktisat' ve 'İslam İktisadı' anlayışı olmak üzere bir ayrım yapılmaktadır. Bu anlayış üzerinden İslam'ın öngördüğü insan ve ahlak kavramı, modern iktisat biliminin öngördüğü anlayışla karşılaştırılmaktadır. Bu süreçte İranlı sosyolog Ali Şeriati'nin kapitalizmin ahlaki eleştirisi, kavramlar üzerinden Batı düşüncesiyle mukayeseli olarak incelenmektedir. Bu çalışmayla modern bilim düşüncesi ve iktisadın ahlaki bir varlık olan insanı 'homo economicus', 'animal rationabile' gibi kavramlarla tanımlaması karşında, İslam'ın öngördüğü 'eşref-i mahlukat' ve ona ait 'isar' anlayışı öne çıkarılmaktadır.
Vejetaryenliğin motivasyon, değer ve inanışları ve bunların mekânlara yansıması: İstanbul'da nitel bir çalışma
Vejetaryenlik ve veganlık günümüzde çok sayıda birey tarafından benimsenen bir yaşam tarzıdır. Çalışmalar bireylerin bu yaşam tarzını benimsemelerinin ardında etik, sağlık ve çevresel motivasyonlar bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca çağdaş vejetaryenliğin gelişimi sosyal ve ekonomik değişme süreçleriyle, değerler ve risk kavramıyla yakından ilişkilidir. Bu bağlamda vejetaryen yaşam tarzlarının gelişimiyle paralel olarak vejetaryen piyasa ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı katılımcıların vejetaryenliği tercih etmelerinde etkili olan motivasyonlara ulaşılarak, bu motivasyonlar ve vejetaryenlikle ilişkili değerler ile bunların mekânlara yansıması arasındaki ilişkiyi tartışmaktır. Bireylerin algıları, bakış açıları ve deneyimleri hakkında derinlemesine bilgiye ulaşabilmek için nitel araştırmada etnografik yöntem kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 8 vejetaryen/vegan mekân sahibi, 9 vejetaryen/vegan tüketici ve fiziksel olarak toplamda 12 mekân oluşturmaktadır. Veriler katılımlı gözlem, yarı-yapılandırılmış görüşmeler, alan notları ve fotoğraflar aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizinde temel sınıflandırma analizi olarak kodlama uygulanmıştır. Analizde kolaylık sağlaması açısından "Doctools ExractData" kullanılmıştır. Çalışmada katılımcıların çoğunun vejetaryenliği etik motivasyonlarla benimsediği görülmüştür. Ayrıca katılımcılar açısından vejetaryenliğin yalnızca bir beslenme tarzı değil, demokratik, altruistik, evrensel ve geleneksel değerlerle yakından ilişkili bir yaşam tarzı olduğuna ulaşılmıştır. Bireysel açıdan ulaşılan vejetaryenliğin motivasyon ve değerlerin, kullanıcı – mekân ilişkisi bağlamında mekânlara yansıdığı bulunmuştur.
Sosyal sermaye unsurlarından "Sosyal ağların" incelenmesi: İkitelli OSB'de ampirik bir çalışma
İktisadi kalkınma düzeyleri ülkeler arasında farklılık gösterebildiği gibi aynı ülkenin farklı bölgelerinde, aynı bölgenin farklı kuruluşlarında da farklılık göstermektedir. Özellikle, 90'lı yıllarda küresel rekabet koşullarının giderek ağırlaşması, bölgesel farklılıkları azaltmak ve kalkınmayı gerçekleştirebilmek yönünde geliştirilen çabaları sonuçsuz kılmıştır. Bu başarısızlıklar, araştırmacıları alternatif arayışlara itmiş ve sosyal unsurlar da çalışmaların sınırları içerisine dâhil edilmiştir. Neredeyse tüm sosyal bilimler alanındaki araştırmalarla ilişkilendirilebilir bir kavram olan "sosyal sermaye" hem sermaye kavramının yeni bir boyut kazanmasını sağlamış hem de kalkınma konusunda önemli bir zenginlik kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Sosyal sermaye; ilişkiler, ağlar ve normlar üzerinden piyasanın etkin ve etkili bir şekilde işlemesinde önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye piyasasında kayda değer sayılarda yer alan KOBİ'lerin yeni piyasa düzenine eklemlenmesini sağlayacak hızlı, farklı, etkili bilgiye ve maliyetleri minimize eden faktörlere erişebilmeleri önem arz etmektedir. Bu bilgi ve faktörlere ise mevcut veya potansiyel sosyal sermayeleri ile erişebilmeleri mümkündür. Bu kapsamda istenilen iktisadi hedeflere ulaşılması için sosyal sermayenin ne derece etkin ve etkili olduğu çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde sosyal sermayenin kavramsal ve kuramsal yazın taraması yapılmış, 'ağlar yaklaşımı' çerçevesinde çeşitli ağ yapıları ele alınmıştır. İkinci bölümde sosyal sermayenin girişimciler ve bölgesel kalkınma üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Üçüncü bölümde İOSB'de faaliyet gösteren KOBİ segmentindeki 129 işletme ortağının sosyal sermayesinin işletme faaliyetleri üzerindeki etkisi incelenmiş olup sosyal ağ analizi yapılmıştır. SPSS programı ile ortakların demografik bilgileri ve işletmelerin özellikleri, GEPHİ programıyla da sosyal ağ özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmamız, bazı hipotezlerin doğrulandığını göstermekle beraber mevcut ve potansiyel sosyal sermayenin işletme faaliyetlerindeki amaç doğrultusunda kolaylaştırıcı bir araç olarak etkili olabileceği söylenebilir.
Müzikte telif haklarının sosyal ve ekonomik yansımaları
İnternet teknolojisi ile birlikte müzikte ve telif haklarında büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu tezin amacı telif hakları alanında güncel bir problem haline gelmiş̧ olan bu dönüştürücü etkinin analiz edilmesi ve konu hakkında geniş̧ bir perspektif sunulmasıdır. Bu çalışmada tarihsel süreç içerisindeki telif hakları müzik açısından ele alınmış, ekonomik ve sosyal yansımaları üzerinde tartışılmıştır. Öncelikle fikri mülkiyet kavramı sosyolojik ve ekonomik açıdan incelenmiştir. Ayrıca fikri mülkiyetin tarihsel süreçte farklı coğrafyalarda yaşadığı değişimlere değinilmiştir. Fikri mülkiyet haklarının güncel hukuki durumu bu çalışmanın önemli bir parçasıdır. Bu sebeple birinci bölümün sonunda dijitalleşen müziğinin hukuku, mali haklar ve eser sahipliği konusu işlenmiştir. Ayrıca telif haklarının ekonomik yansımaları ayrıntısı ile incelenmiş, fikri ekonomilerin ve müzik endüstrisinin analizi yapılmıştır. Korsan ekonomisi müziğin ekonomi politiği ile birlikte incelenmiş ve telif haklarına karşı oluşturulan alternatif lisans modelleri sunulmuştur. Çalışmanın bütünlüğü açısından alanında uzman kişilerin görüşlerine konu dahilinde yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: fikri mülkiyet, telif hakları, müzik, lisans, korsan ekonomisi
Aile şirketlerinin devamlılığında ekonomik sosyalleşmenin önemi, İstanbul'da bulunan yüzyıllık şirketler örneği
Bu araştırmanın amacı aile şirketlerinin devamlılığında etkili olan sosyal, kültürel, etik değerler bilincinin ekonomik sosyalleşme yolu ile gelecek kuşaklara aktarılıp aktarıl(a)madığını veya nasıl aktarıldığını veya neden aktarıl(a)madığını ortaya çıkarmaktır. Yüzyıllık aile şirketleri açısından bu değerlerin önemi ve gelecek kuşaklara aktarımı, kurucuya ve kurucu değerlere bağlılık, liderlik, ekonomik sosyalleşme konuları ele alınmıştır. Aile şirketlerinin sorunlarına değinilmiştir. Üç aile şirketi ile görüşme yoluyla (Şirketlerin biri soruların cevaplarını yazılı olarak göndermiştir.) nitel araştırma yapılmıştır. Açık uçlu sorular sorulmuş ve istedikleri gibi cevaplamaları sağlanmıştır. Ayrıca İstanbul'da bulunan çeşitli yüzyıllık aile şirketlerinde gözlem ve mülakat teknikleriyle veri toplanmaya çalışılmıştır. Yüzyılı aşkın süredir faaliyet gösteren şirketlere yöneltilen soruların tamamına yakını aynıdır. Bu görüşmelerin sağladığı fayda, aile şirketlerini derinlemesine analiz etme imkanı vermiş olmasıdır. Hem bu üç şirketin kültürüne ve karakterine özgü cevaplar elde etmeye yönelinmiş hem de bütün aile şirketlerini kapsayan soyut nitelikli değerlendirmeler yapılması sağlanmıştır. Görüşmelerden önce elde edilen verilerin akademik amaçlı kullanılacağı belirtilerek katılımcıların kaygı duymamaları, mümkün olduğunca doğal davranmaları sağlanmıştır. Ayrıca cevap esnasında da katılımcıya içeriğin özü ve süre bakımından da bir sınırlama getirilmemiştir. Bu sayede akademik perspektiften görülmesi belki daha zor olan fakat aile şirketleri açısından önem arz eden çeşitli hususların katılımcılar tarafından belirtilmesi sağlanmıştır. Araştırmada, İstanbul'daki asırlık şirketlerin tamamına yakınının büyük şirket olmadığı tespit edilmiştir. Araştırmada bu konu derinlemesine incelenmeye çalışılmış ve ana sorun olarak ele alınmıştır. Bunun istenmeyen bir sonuç mu yoksa bir tercih mi olduğu da incelenmiştir. İstanbul'daki asırlık aile şirketleri neden büyük şirket haline gelmedi? Anahtar Kelimeler: Aile Şirketleri, Asırlık Şirketler, Ekonomik Sosyalleşme, Sosyal-Kültürel-Etik Değerler, İstanbul'daki Asırlık Şirketler, Küçük İşletmeler, Yerli Şirketler, Büyüyememe Sorunu, Kurumsallaşma, Şirket Kültürü
Bireylerin çevre ve kalkınmaya yönelik tercihleri üzerine etki eden faktörler
Bu çalışma, ekonomik gelişme performans farklılıkları nedeniyle ülkelerin değişen çevresel ve sosyoekonomik koşullarının bireylerin çevre koruma tercihleri kapsamında etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çevresel sorunların yoğunlaşarak çevresel kaynakların kıtlaştığı günümüzde, uzun vadede toplum ile çevre sistemi arasında dengenin sağlanması adına, farklı ekonomik gelişme süreçlerinde, bireylerin ülke bazında ekonomik gelişme yerine çevre koruma tercihlerine etki eden sosyoekonomik ve çevresel faktörlerin araştırılması önem arz etmektedir. Bu bağlamda, farklı ekonomik gelişme süreçlerinde, ülke bazında çevre koruma tercihlerine etki eden faktörlerin değişkenliklerinin farklı olacağından hareketle, bu çalışmaya dahil olan 47 ülke 10 senelik ekonomik gelişme performanslarına göre üç gruba ayrılmıştır. Üç ülke grubunda, tercihlerin rasyonel olduğu varsayımı altında bireylerin, ülke bazında ekonomik gelişme yerine çevre koruma tercihine etki eden ortak çevresel (ekosistem direnci/çevresel kaynak stoku, çevresel sağlık) ve sosyoekonomik (post-materyalizm, cinsiyet, yaş, eğitim, gelir, meslek) faktörler ile üç adet çok boyutlu binary regresyon analizi gerçekleştirilmiştir. Böylelikle, üç ülke grubunda; (i) her bir ekonomik gelişme evresinde çevre koruma tercihlerine etki eden çevresel ve sosyoekonomik faktörler ortaya çıkarılmış ve (ii) ülke grupları arasında ekonomik gelişme performansındaki farklılıklar nedeni ile değişen etken faktör deseni ortaya konulmuştur. Yapılan analizler sonucu, bireylerin çevre koruma tercihlerinde; düşük ekonomik gelişme performansı ülke grubunda çevresel kirleticilerin toplum sağlığı üzerine etkilerini belirten çevresel sağlık ve gelir faktörleri, orta ekonomik gelişme performansı ülke grubunda post-materyalizm endeksi, cinsiyet ve eğitim düzeyi, yüksek ekonomik gelişme performansı ülke grubunda ise, ülkelerin çevresel kaynak stokunu belirten ekosistem direnci, postmateryalizm endeksi, cinsiyet, eğitim, yaş ve meslek faktörlerinin etkin olduğu tespit edilmiştir. Nihayetinde ekonomik gelişme performansına bağlı olarak bireylerin çevre koruma tercihlerinde etken faktör deseni değişim geçirmektedir. Ayrıca, düşük ekonomik gelişme performansı ülke grubunda bireylerin çevre koruma tercihinde en etkin faktörün çevresel sağlık değişkenliği iken yüksek ekonomik gelişme performansı ülke grubunda ise çevresel direnç değişkenliği olduğu ortaya konularak, artan ekonomik gelişme ile çevre koruma tercihlerinde etken çevresel faktörün değiştiği tespit edilmiştir.
Kentsel yoksullukla mücadelede sosyal belediyecilik faktörü ve bir uygulama; belediyelerin gıda yardımlarının memnuniyeti analizi
Bu çalışmanın amacı; bireysel ve toplumsal açıdan önemli bir sorun teşkil eden yoksulluk, yoksullukla mücadele biçimini ifade eden sosyal politika ve bunun yerelde uygulama biçimlerinden biri olan sosyal belediyecilik kavramlarına temas edilerek sosyal belediyecilik uygulamalarından biri olan gıda yardımlarına ilişkin vatandaş memnuniyetinde, yardımların yapılış biçiminin etkisini incelemektir. Çalışmada; yoksulluk, sosyal politika, yerel yönetim, belediyecilik ve sosyal belediyecilik kavramları inceleme altına alınarak belediyelerden gıda yardımı alan vatandaşların aldıkları yardımlardan memnuniyetini, belediyelerin sunmuş oldukları sosyal yardımlara ilişkin miktar, ihtiyacın karşılanması, arzulanan ürünlere ulaşım, sosyal yardımların yoksullar için önemi, belediyelerin öncelikli hizmet alanı ve belediyelerin yoksul kesime yardım yapma amacı gibi konulardaki algılarını tespit etmek amacıyla gıda yardımını farklı biçimlerde sunan Tuzla, Eyüpsultan ve Ümraniye Belediyeleri'nden yardım desteği alan vatandaşlara yönelik anket çalışması yapılmıştır.
Sosyal sermaye ve toplumsal eşitsizlik
Sosyal sermaye kavramı, gitgide gücünü günlük yaşamımızda hissedebildiğimiz ve oldukça etkilendiğimiz bir hal almıştır. Her ne kadar 19. yüzyıldan itibaren etkileri sosyal bilimciler tarafından hissedilmeye başlandıysa da 20. yüzyılın son çeyreğinde ancak kuramsallaşabilmiştir. Hatta bu konuda Putnam, sosyal sermayenin 20 yüzyıl boyunca en az altı kez keşfedildiğini fakat kimsenin dikkatini çekmediğini söylemiştir. Sosyal sermaye kabaca, sosyal iletişim ağlarını bir servet olarak yorumlayıp ondan belirli faydalar sağlama olarak tanımlanabilir. Herkesin eşit oranda sahip olduğu bir servet olmadığı için toplumsal adaleti zedelediği düşünülse de sosyal sermayenin temel sosyopolitik sorunlar olan eğitim, sağlık, çalışma ve barınma ihtiyaçlarını sorunlara çözüm getirdiği açıktır. Çalışmanın ilk bölümünde sosyal sermaye kavramı, gelişimi, türleri ve ölçümü incelenmiştir. Bölümün sonunda yer alan temel sosyopolitik sorunlar olan eğitim, sağlık çalışma ve barınma ile ilişkileri tartışılmıştır. Bu kısım ayrıca araştırmamızın desenini de oluşturacaktır. İkinci bölüm ise tamamen toplumsal eşitsizlik kavramına ayrılmıştır. Tüm yönleriyle toplumsal eşitsizlik kavramı ele alındıktan sonra kavramın içini dolduran yaklaşımlara yer verilmiştir. Bu bölümün son kısım ise toplumsal eşitsizliğin doğurduğu sonuçlara ayrılmıştır. Çalışmanın son bölümüne gelindiğinde ise çalışmaya da adını veren sosyal sermaye ve toplumsal eşitsizlik ilişkisi Dünya Değerler Araştırması verilerinden hareketle açıklanmaya ele alınacaktır. Sosyal sermayenin unsurlarına ve toplumsal eşitsizliği gözlemleyebildiğimiz temel sosyopolitik sorunlara ilişkin betimleyici istatistiklerin incelendiği ilk iki kısmın ardından, sosyal sermayenin her bir unsurunun eğitim, sağlık, çalışma ve barınma alanlarına doğrudan etkisi araştırılmış ve yorumlanmıştır.
Türkiye'de yaşayan Filistinli göçmenlerin sosyo-kültürel adaptasyonu: Entegrasyon deneyimlerine dair bir araştırma
Bu Çalışmada, Türkiye'deki Filistinli göçmenlerinin sosyoekonomik entegrasyonları , Türk toplumunda yaşadıkları göç tecrübesi üzerinden gözden geçirir. Sonuçların gündelik yaşama dair açıklamalar sunduğundan emin olmak için örnek veriler olarak kişisel mülakatları kullandık ve sonuçları yaş, cinsiyet, ikamet süresi, sosyal çevre, sosyal ve kültürel bağlantılar bakımından karşılaştırdık ve gördük ki ırkçılık bakış açıları hem Türkiye'ye göç etme fikrinin oluşma sürecini hem de ev sahibi ülkede kalma fikrini ciddi miktarda etkiliyor. Araştırmadan elde olunun bulgular Türkiye'deki genç Filistinli Gençlerin büyük ölçüde yüksek öğrenim payına sahip olduklarını, çevre ile daha çok iletişime geçtiklerini, daha çok sosyal ve kültürel bağlantılar kurduklarını ve yerli halk tarafından daha çok güvenildiklerini ve kabul edildiklerini gösteriyor. Bu etkiler özellikle iş yaşamında ve ikamet edilen bölgede genellikle yerel Türk insanının ve diğer etnik grupların etkisinde kalma ve bu kişilerle çeşitli etkileşimlerde bulunma sebebi ile gerçekleşmektedir. Bunlardan ayrı olarak, her ne kadar Sınırlı etkilerinin olduğunu gözlemlesek de eğitimsel başarılar, iş bulma oranları ve maaşlar ile ilgili de etkiler elde olunun bulgular arasında yer almaktadır. Diğer bir yandan yeni gelen Göçmenler Arasındaki Türkiye'de ikamet etme fikri hala bir belirsizlik faktörü barındırmaktadır , Bu özellikle beş yıldan az süre boyunca Türkiye'de bulunan Filistinlilerin sosyal entegrasyon süreçleri henüz tam olarak Tamamlanmadığının bir göstergesidir. Uzun ikamet süreleri göçmenlerin entegrasyon ve adaptasyon süreçleri üzerinde güçlü bir etkiye sahip Olduğu araştırma bulguları arasında almaktadır. Anahtar Kelimeler: Göç, Entegrasyon, Asimilasyon, Sosyal-Kültürel Entegrasyon,Sosyal Ağ Kurma.
Airbnb ve Couchsurfing kullanıcılarının paylaşım ekonomisine katılım motivasyonları arasındaki farklılıklar: Türkiye örneği
Ingbank'ın 2015'te yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre 15 ülke içerisinde Türkiye'nin %9'luk oranla en aktif katılım sağladığı paylaşım ekonomisi hiç şüphesiz günümüz ekonomisini eşi benzeri görülmemiş bir şekilde dönüştürmektedir. Paylaşım ekonomisine katılım motivasyonları hem Türkiye'de hem de uluslararası düzlemde araştırmacılar tarafından ilgi çeken bir konu haline gelmiş bile olsa, bu konuda yapılan çalışmalara literatürdeki eksikliği giderememiştir. Bu çalışmanın amacı, kâr amacı güden ve paranın hizmet takasında araç olarak paranın kullanıldığı bir paylaşım ekonomisi platformu olan Airbnb kullanıcıları ile kâr amacı gütmeyen ve paranın hizmet takasında araç olarak kullanılmadığı bir paylaşım ekonomisi platformu olan Couchsurfing kullanıcılarının paylaşım ekonomisine katılım motivasyonları arasındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Çalışma paylaşım ekonomisine katılım motivasyonlarına dair literatürdeki eksikliğin giderilmesine katkı sunmasının yanı sıra paranın bir araç olarak kullanıldığında paylaşım ekonomisine katılım motivasyonlarını ne yönde etkilediğini ortaya koyması açısından da önem arz ettiği düşünülmektedir. Bu bağlamda, 140'ı Airbnb, 164'ı Couchsurfing kullanıcı olmak üzere toplamda 304 kişi üzerinde 5'li likert tipi derecelendirme ölçekli bir nicel bir araştırma yapılmıştır. Türkiye'de veya yurt dışında yaşayan Türk katılımcılar hedef kitle olarak seçilmiştir. Çalışmada, platformdaki rol, yaş, cinsiyet, meslek, çalışılan kurum türü, günlük internet kullanımı, medeni hal, misafir olma ve misafir ağırlama sayısı, aylık gelir, eğitim düzeyi ve yaşanılan şehir olmak üzere toplam 12 değişkenin oluşturduğu demografik bilgililer ve anti-kapitalizm, paylaşmadan keyif alma, ürün çeşitliliği, aidiyet hissi, sosyal deneyim, tutumluluk, yaygınlık, çevresellik, sürdürülebilirlik, gelecek öngörüsü, konfor, kişisel alan ve kesinlik olmak üzere toplam 13 alt boyuttan oluşan motivasyon çeşitleri arasındaki ilişkisel farklılıklarının yanı sıra her iki platform kullanıcılarının alt boyut toplam puanlar arası ilişkilerdeki farklılıklar da ortaya konmuştur. Yapılan analizler sonucunda, Airbnb ve Couchsurfing kullanıcılarının demografik bilgileri ile ölçek toplam alt boyutları ile arasındaki anlamlı farklılıkların yanı sıra her iki uygulama kullanıcılarının alt boyutlar arası ilişkilerdeki farklılıklar saptanmış ve karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Buna ek olarak, Airbnb ve Couchsurfing kullanıcılarının paylaşım ekonomisine katılım motivasyonları arasındaki farklılıklar da ortaya konmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Paylaşım Ekonomisi, Motivasyon, Airbnb, Couchsurfing, Sürdürülebilirlik
Sabahattin Ali'nin romanlarında yabancılaşma meselesi
Sosyoloji, teoloji ve psikoloji gibi birçok farklı disiplinde merkezî bir kavram olan "yabancılaşma", ayırmak, alıp götürmek, uzaklaştırmak anlamına gelen Latince alienare sözcüğünden türemiştir. Yabancılaşma kavramı, başlangıçta bir kişinin kendi malını bir satış anlaşmasıyla başkasına devretme ve başkasının mülkiyetine geçirme anlamında bir hukuk terimi olarak kullanılıyordu. Başka bir ifadeyle hukuk dilindeki yabancılaşma, kişinin önceden kazanmış olduğu malından, değişim sonucu, uzaklaşma (yabancılaşması) fiili olmakla birlikte bu kavram daha sonra geniş bir kullanım yelpazesine sahip olmuştur. Bu kavram ekseninde Sabahattin Ali'nin romanlarındaki yabancılaşma meselesini ele aldığımız çalışmada yabancılaşma kavramı, kelimenin edebiyatta kavramsallaşma süreci ele alınmış ve kavramın geçirdiği evreler, literatür çerçevesinde tahlil edilmeye çalışılmıştır. Bu kavram hakkında ortaya konulan teoriler çerçevesinde Sabahattin Ali'nin romanlarındaki yabancılaşma temaları değerlendirilmişir.
Üniversite öğrencilerinin girişimcilik özelliklerinin girişimcilik eğilimlerine etkisi
Ülkemizde genç nüfusun artışı ve işsizlik oranlarındaki yükseklik yeni iş alanlarının yaratılmasının önemini büyük ölçüde arttırmıştır. Yeni istihdam yaratmada kilit rol oynayan yeni girişimler ekonomik kalkınmada da büyük katkı sağlamaktadır. Ancak bu girişimlerin sayıca artabilmesi için ülkemizin genç girişimcilere ihtiyacı vardır. Kuşkusuz bu rolü üstlenebilecek potansiyele sahip kişiler üniversite öğrencileridir. Özellikle üniversitelerin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri'nde öğrenim gören öğrenciler, hem geleceğin iş insanları olarak yetiştiklerinden hem de girişimcilik dersi aldıklarından yeni bir girişimin nasıl olması gerektiğini, nasıl başarılı olunabileceğini ve bunun için neler yapılması gerektiğini başka insanlardan daha iyi öğrenmektedirler. Ancak öğrencilerin tüm bunları öğrenmeleri girişimci olacakları anlamına gelmemektedir. Girişimci olmak için her şeyden önce kişinin motivasyonunun olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, bu motivasyonun var olmasını sağlayan belirli kişilik özelliklerini kendinde barındırması ve koşullarının bir girişimde bulunmaya elverişli olması gerekmektedir. Bu çalışmada, geleceğin potansiyel girişimcileri olarak kabul edildiğinden üniversite öğrencilerinin girişimcilik eğilimleri ve girişimci kişilik özellikleri ölçülecek ve bunların arasında ilişki olup olmadığı araştırılacak. Daha sonra ise, girişimci olma niyetini etkilediğine inanılan belirli faktörlerin öğrencilerin girişimcilik eğilimlerini etkileyip etkilemediği araştırılacaktır. Bu bağlamda, İstanbul'da dört farklı üniversitenin işletme bölümü dersleri ziyaret edilerek öğrencilere girişimci kişilik özellikleri ve girişimcilik eğilimlerini ölçen anket dağıtılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuçlar, ankete katılan öğrencilerin girişimcilik eğilimlerinin yüksek olduğunu ve girişimci kişilik özelliklerine sahip olduklarını göstermiştir. Öğrencilerin girişimcilik eğilimleri kişilik özelliklerinin yanı sıra, okudukları üniversite türüne göre, girişimci rol modellerinin olup olmamasına ve girişimci olmak istedikleri durumda gerekli maddi kaynaklara erişimlerinin olup olmamasına göre de anlamlı olarak değişmiştir. Elde edilen önemli bir başka sonuç ise girişimcilik eğiliminin öğrencinin okuduğu bölüm ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığını; fakat girişimcilik dersi almış olma ile anlamlı bir ilişkisinin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Girişimci, Girişimcilik, Girişimci Kişilik Özellikleri, Girişimcilik Eğilimi, Girişimcilik Eğitimi, Üniversite Öğrencileri
Çalışma ve öğrenim yaşamında kadınların toplumsal cinsiyet karşısında değer ve tutumları, otomotiv sanayi örneği
Ülkemiz ihracatında son 13 yıldır ilk sırayı alan otomotiv sanayi, dünyadaki genel eğilime uygun olarak kadın çalışanların istihdamını artırmayı talep etmektedir. Kadın çalışanlardan beklenen ise yetenek krizini aşmak ve verimliliği arttırmak üzerine odaklıdır. Kadınların otomotivle ilişik alanlarda istihdam edilmeleri ve görünür olmaları yaygın toplumsal cinsiyet rolleri ile düşünüldüğünde, sıra dışı durmaktadır. Geleneksel kalıplar bağlamında; otomotiv sektörü, onarım, araç bilgisi ve araç kullanımı gibi işler erkek işi kabul edilir ve kadınların bu işlerde yeterli olamayacağı düşünülür. Benzer kalıpyargılar, kız öğrencilerin otomotivle ilişik bir bölüm olan, motorlu araçlar teknolojisi alanında ve mesleki ve teknik eğitim kurumlarında öğrenim görmeleri için de geçerlidir. Gerek kadın çalışanlar gerekse kız öğrenciler erkek egemen bir alanda var olamaya çalışmanın karşılığını, dikkate alınmama, yadırganma ve alay edilme olarak deneyimlemektedir. Böylece kadın çalışanlar ve kız öğrenciler çalışmak istedikleri birimlerden uzak kalmaktadırlar. Sektörde çalışırken ve alanda öğrenim görürken karşı karşıya kaldıkları ayrımcı uygulamaların, onlar üzerinde yıpratıcı sonuçları olmaktadır. Kadın çalışanların ve kız öğrencilerin toplumsal cinsiyet bağlamında yaşadıkları bu olumsuz deneyimler, onların söz konusu cinsiyet rollerine karşı daha duyarlı olmaları sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Sektörde çalışan kadınlar ve alanda öğrenim gören kız öğrenciler, toplumsal ve ekonomik dönüşümlerle kadın-erkek cinsiyet rolleri için de dengelerin değişmeye başladığını düşünmektedir. Bunun en önemli göstergelerini, kadınların çalışma hayatına etkin olarak katılması ve erkeklerin de hane içi görev ve sorumluluklarının eskiye oranla artması olarak belirtmektedirler. Bu ek olarak, cinsiyete dayalı toplumsal iş bölümünün çocuk sahibi olduktan sonra kadınlar tarafından makul karşılandığı da görülmüştür. Araştırmada, otomotiv sanayinin satış sonrası teknik servis alanında çalışan 20 kadınla, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarının, motorlu araçlar teknolojisi alanında öğrenim gören 20 kız öğrenciyle yüz yüze görüşmeler yapılarak veriler toplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Otomotiv Sanayi, Motorlu Araçlar Teknolojisi Alanı, Cinsiyete Dayalı İş Bölümü, Tutumlar
Yeni nesil ebeveynlik ve sosyal medya bağlamında blogger anneler
Dünya'da değişen birçok olgu, duygu, düşünce gibi annelik kavramı da değişmiştir. Anneliğin çerçevesi değiştiği gibi özünde hissettirdiği duyguda değişmiştir. Annelik özelinde ebeveynlik algısı bu denli değişirken bunun tarihsel süreçte değişen şartlara, hissedilen ihtiyaçlara ve eleştirilen uygulamalara karşı bir tepki niteliğinde evrim geçirdiği de görülmektedir. Çünkü bilinen geleneksel ebeveynlik yaklaşımları artık yeni nesil ebeveynleri tarafından kabul görmezken yeni nesil ebeveynler eski düzene bir tepki ve ön yargı düzeyinde söylemler geliştirmiştir. Bunların ötesinde anneliğin aslında çocukluk döneminin keşfi ile kendini bulduğu kabul edilmelidir. Bu çalışma da tarihsel süreç içinde; çağlar arasındaki değişimin çocuğu, çocukluğu ve ebeveynliği ne ölçüde etklediği görülmektedir. Çalışmadaki bulgular, dönemin ihtiyaçlarının ortaya çıkması ve eleştirilen yaklaşımların incelenmesi sonucunda çocuğun ve çocukluğun geldiği noktayı göstermektedir. Tüm bunlar literatür taraması ile yapılmaktadır. Kısıtlı ve yetersiz kitap sayısı olmakla birlikte bu alanda mevcutta bulunan aile sosyolojisi ve çocukluk sosyoloji kitapları ile yayımlanmış dergiler, makaleler, tezler ve uzman görüşleri bu çalışmanın kaynağıdır. Yaklaşık on beş aylık bir çalışmanın sonucunda oluşan bu araştırma da yazılı kaynakların dışında; sosyal medya da fenomen olan instagram anneleri ve blogger annelerin hesapları bu süre içinde takibe alınmış ve neler paylaştıkları gözlenmiştir. Gelinen noktada değişen anneliğin son saç ayağı sosyal medya ekseninde ortaya çıkan fenomen annelerdir. Son durum ise; tanınan ve ünlü hale gelen bu annelerin artık maddi çıkar ve gösteriş uğruna çocuklarını sosyal medyada ifşa etmeleri ve bu sebeple çocukların ruhsal ve karakter değişimleri üzerinde yaratığı olumsuz etkilerin yüksek düzeye çıkmasıdır.
Piyasa aktörlerin değer biçme yönelimleri ve Türkiye'de alternatif müzik piyasası örneği
Bu araştırmada Türkiye'de müzik piyasası içerisinde alternatif müzik türü aktörleri olan icracı, dinleyici ve satıcı aktörlerin piyasa ürünlerine karşı gelişen değer biçme yönelimleri incelenmiştir. Aynı piyasada çeşitli roller üstlenen aktörlerin müzik piyasasının inşasına olan etkileri ve değer konusu, iktisat sosyolojisinin bakışıyla ele alınmıştır. Buradan hareketle değerin müzik piyasasındaki etkisi ile piyasa koordinasyonun sağlanmasında değer probleminin çözümünün önemi araştırılmıştır. Bu araştırma, Türkiye'deki alternatif müzik piyasası içinde bulunan icracı, dinleyici ve satıcı aktörlerin değer açısından üretim, tüketim ve satış yönelimlerini derinlemesine inceleyebilmek için, durum çalışması olarak desenlenmiş bir nitel çalışmadır. Araştırmada kullanılan veriler, yarı yapılandırılmış görüşmeler, alan ile ilgili dokümanlar ve araştırma sırasında tutulan notlardan oluşmaktadır. Görüşmeler içerik analizi yapılarak kodlanmış ve analiz edilmiş, dokümanlar taranarak araştırma içeriğine uygun veriler, şekiller ve tablolar paylaşılmıştır. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgulara göre, aktörlerin birbirleriyle etkileşim içinde olan ve bu etkileşimleriyle piyasaya yön veren sosyal varlıklar oldukları belirlenmiştir. Aktörlerin piyasa ürünlerinin değerlerini belirleyebilmeleri için çeşitli değer ölçütlerini kullandıkları ortaya çıkmıştır. Bu ölçütlerin, aktörlerin ürünlere karşı geliştirdiği değerin etkisiyle oluştuğu ve değer biçme yönelimlerini etkilediği görülmüştür.
Lise öğrencileri arasında okul sonrası çalışmanın, öğrenci başarı düzeyleri üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, lisede okul sonrası her hangi bir işte çalışmanın öğrencinin başarı durumuna etkisini ortaya çıkarmaktır. Okul sonrası çalışan öğrencinin ders başarı düzeyinin, çalışmadan nasıl etkilendiği, okula bakış açısı, akranlarından kendini farklı görüp görmediği, hedef ve beklentilerinin neler olduğu, ders motivasyonun nasıl etkilendiği, başarı beklentisinin ne olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de banka kredilerinde sosyal sermaye potansiyelinin önemi
Sosyolojik ve ekonomik teori bağlamında artan bir etki ile öne çıkan sosyal sermaye kavramı bireyler ve kurumlar arasındaki güven temelindeki bağların ekonomik boyutta ele alınmasıyla değerlendirilmektedir. Kısa bir tanımla, sosyal sermaye çeşitli türden sosyal ağların ekonomik süreçte geliştirilmesi ve kullanılması yeteneğidir. Bu çalışma ile müşteri kabul ve kredilendirme sürecinde banka müşterilerinin sosyal sermaye potansiyellerinin ölçülmesinde, Türkiye'de mevcut bankacılık uygulamalarının yeterlilik düzeyinin bir saha uygulaması ile analiz edilerek; banka müşterilerinin sosyal sermaye potansiyellerinin, müşteri kabul ve kredi değerlendirme süreçlerinde etkin şekilde kullanılmasına yönelik, bankaların içsel uygulamalarında geliştirme ihtiyacı olup olmadığına yönelik tespitlerin sağlanması ve banka çalışanlarının görüşleri çerçevesinde; müşteri kabul ve kredilendirme aşamalarında, müşterilerin sosyal sermaye potansiyellerinin etkin bir şekilde kredi-tahsis değerlendirmesine aktarılabilmesi için yapılması gereken çalışmaların neler olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma ile bankalarda müşteri kabul ve kredi değerleme aşamalarında müşterilerin sosyal sermaye potansiyellerinin analiz edilmesinin bir ihtiyaç olduğu; Türkiye'de yerleşik bankaların mevcut uygulama ve prosedürleri çerçevesinde müşterilerin sosyal sermaye potansiyellerini dolaylı olarak ve kısmen değerlendirdikleri ancak müşteri kabul ve kredilendirme süreçlerinde etkinlik düzeyinin artırılması için bu konudaki farkındalık ve doğrudan uygulamaların geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Reklam filmlerinde kullanılan küresel ve yerel öğeler:2018 yılında türkiye'de yayınlanan reklam filmleri üzerine bir karşılaştırma
1980'lerden itibaren etkisini iyice artıran küreselleşme kavramı günümüzde çok sık kullanılmaya başlanmıştır. Küreselleşmenin ekonomi, siyasi, coğrafi, teknoloji gibi birçok alana etkisinin yanında kültür üzerindeki etkisi de günümüzde çok konuşulmaktadır. Bazıları küreselleşmeyle birlikte dünyanın tek bir küresel kültüre doğru gittiği iddiasını ortaya atarken bazıları ise küreselleşmenin yerelliklerin ortaya çıkmasına olanak sağladığını iddia etmektedir. Bu çalışma küreselleşmeyle birlikte küresel ve yerel arasında nasıl bir ilişkinin ortaya çıktığını ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla 2018 yılında Türkiye'de yayınlanan televizyon reklamları değerlendirmeye alınarak reklam filmlerinde kullanılan küresel ve yerel ögelerin ne sıklıkta ve ne şekilde kullanıldıkları rakamsal değerler olarak ortaya konmuştur. İçerik analizi yöntemi kullanılarak yapılan bu çalışmanın örneklemini 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında yayınlanan 253 televizyon reklam filmi oluşturmaktadır. Yapılan analizin sonucuna göre reklam filmlerinde kullanılan küresel ve yerel ögelerin toplam sayı değerlerinin birbirlerine yakın olduğu tespit edilmiştir. Küresel markalar ile yerel-ulusal markaların kullandıkları küresel ve yerel ögelerin sayıları da birbirlerine çok yakın çıkmıştır. Ayrıca markaların ait olduğu ürün-hizmet kategorileri ve kullandıkları küresel-yerel ögeler arasında tutarlı sonuçlar bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda küreselleşmeyle birlikte yerelliklerin tamamen kaybolmadığı ve etkisini devam ettirdiği, küreselin ve yerelin iç içe geçtiği sonucuna varılmıştır.