İstanbul University
Discipline

History of Medicine and Ethics

İstanbul University

15

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

15 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Türk psikanaliz tarihinde bir öncü: Prof. Dr. Ulviye Etaner

Bu tez çalışması, Prof. Dr. Ulviye Etaner'in Türk psikanaliz tarihi içindeki öncü ve özgün konumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Psikanaliz formasyonunu Berlin Psikoterapi Enstitüsü'nde tamamlayan Etaner, Türkiye'deki psikanalitik eğitim çalışmalarına İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı bünyesinde başlamıştır. Etaner'in psikanalitik eğitim çalışmalarını akademiyle sınırlı tutmayıp psikanaliz formasyonunu amaçlayan ilk kurum olan Murat Şefik Etaner Psikoterapi Eğitim Vakfı'nı (MEPEV) inşa etmiş olması tarihsel bir değer taşımaktadır. Nitekim MEPEV 1990'lı yıllarda Türkiye'de IPA bağlantılı örgütlenmenin dayandığı en önemli adreslerden biri olmuştur. Tez çalışması içinde Prof. Dr. Ulviye Etaner'in biyografisi, Türkiye'de psikanalize yaptığı katkıya odaklanılarak açımlanmış, Türk psikanaliz tarihi içindeki özgün konumu önemli tarihsel süreçler bağlamında ve diğer öncü isimlerin katkılarıyla birlikte karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu amaçla, öncelikle, dünya ve Türk psikanaliz tarihiyle ilgili litaratür gözden geçirilmiş, Etaner'in psikanalitik kariyeri ve akademik hayatı, ilgili literatür kaynaklarından, eğitsel ve mesleki hayatına dair arşiv belgelerinden, akademik yayınlarını içeren veri tabanlarından, kendisiyle ve yakınında bulunmuş kişilerle yapılan sözlü tarih görüşmelerinden hareketle tespit edilmiştir. Bulgular, Etaner'in Türk psikanaliz tarihi içindeki öncü ve özgün konumunu destekleyen önemli veriler içermektedir. Tez çalışması, Türk psikanaliz tarihini bütünlüklü olarak ele alan, Türkçe literatürde yayınlanmış ilk çalışma özelliği taşımaktadır.

PsikanalizPsikiyatriPsikoterapi+2
Hakan Kızıltan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi ile mücadelede halk sağlığı alanındaki alınan önlemlerin orantılılık ilkesi bağlamında normatif analizi ve etik açıdan değerlendirilmesi

Dünya tarihinde farklı bir yere sahip olacak olan COVID-19 Pandemisiyle mücadelede aynı zamanda birçok etik soru ve sorunlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlilerinden biri pandemiyle mücadele sırasında alından tedbirlerin bireysel hak ve özgürlükleri kısıtlaması ya da ihlal etmesidir. Bireyin ve toplumun sağlığını korumaya yönelik bu önlemler her ne kadar yüksek değerlere sahip olan amaçlara hizmet etseler bile, sınırsız bir meşruiyet hakkına sahip değillerdir. Salgının yayılmasına ve özellikle ilk dönemlerde can kaybını önlemeye yönelik bu önlemlerin verimli ve etkili olması kadar, temel hak ve özgürlükleri ihlal etmemesi ya da mümkün olan en az düzeyde kısıtlaması önemlidir. İşte tüm bu değişkenler arasında kabul edilebilen ve gerekli bir dengenin kurulması ancak pandemi döneminde özellikle halk sağlığı etiği alanında ön plana çıkan orantılılık ilkesiyle mümkündür. Bu yüksek lisans tezi yukarıda bahsedilen çerçeve içerisinde orantılılık ilkesine odaklanmaktadır. Bu çalışmada orantılılık kavramı hem farklı düşünce geleneklerinde tarihi süreç içerisinde incelenmiş, hem de felsefi teorilerdeki yeri araştırılmıştır. Bu araştırmalar daha çok normatif bir düzlemde gerçekleştirilirken, çalışmamızda aynı zamanda nicel bir analizle mevcut literatürde orantılılık ilkesinin hangi anlam ve içeriklerde ve hangi bağlamlarda kullanıldığı da sorgulanmış ve değerlendirilmiştir. COVID-19 pandemisi kapsamında gerçekleştirilen kapanma, karantina ve izolasyon önlemlerinin genel olarak fayda ve zararları irdelenerek, bu önlemler orantılılık ilkesinin içerdiği kriterlere göre değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede daha önce farklı ülkelerde gerçekleştirilmiş olan empirik çalışmaların sonuçlarından yararlanılmıştır. Bu tez çalışmasında hem tıbbi hem de bilimsel anlamda farklı süreçleri içeren COVID-19 Pandemisinde birçok belirsizliğe rağmen orantılılık ilkesinin neden alınan önlemlerde her daim kullanılması gereken bir ilke olduğu bilimsel bir çerçeve içerisinde ortaya konmuştur. Aynı zamanda konuyla ilgili argümanlar somut hale getirilmiştir. Diğer taraftan etik analiz sonucu pandemi sürecinde önemli etkenlerin değişebilmesinden dolayı orantılılık ilkesinin uygulanmasının neden sürekli güncellenmesi gerektiği argümanlarıyla açıklanmıştır.

COVID 19Halk sağlığıKarantina+4
Ayşenur Daldaban Berberoğlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 sürecinde yoğun bakım ünitelerinde bakıma yönelik alınan kararlarda hemşirelerin rolünün analizi ve etik açıdan değerlendirilmesi

Ülkemizde Covid-19 pandemisi ile mücadelenin çeşitli safhalarında günlük vaka sayılarındaki yüksek artış hastanelerdeki hasta sayısına yansımış, hastane polikliniklerinde, servislerinde ve yoğun bakım ünitelerinde hastaların tedavi ve bakımlarını farklı açılardan olumsuz olarak etkilemiştir. Bu olumsuz etkilenmenin en önemli özelliklerinden biri kaynakların sınırlı olmasından dolayı hastaya ayrılan zamanın kısıtlanmasıdır. Bu durum ise anamnez alma için ayrılan sürenin azalmasının yanında, hastanın karar sürecine müdahil olması, hastanın değerler sisteminin bu kararlarda göz önünde bulundurulması, hasta yakınlarıyla iletişimin kalitesi ve özerklik/otonomi ilkesinin pratik hayata geçirilmesini olumsuz yönde etkilemiştir. Covid-19 özelindeki bu tabloda özellikle yoğun bakım hemşirelerinin farklı bir özelliği ön plana çıkmıştır. Hemşirelerin mesleki görev ve sorumlulukları gereği hastaları yoğun olarak gözlemleme ve yakından değerlendirme imkanları olduğu için hastaların bakım ve tedaviye karşı yaklaşımını, arzu ve isteklerini öğrenmede ve hasta yakınlarıyla iletişimde çok önemli bir görev üstlenmişlerdir. Yoğun bakım ünitelerinde zaten mevcut olan bu özellik Covid-19 Pandemisi özelinde etik boyutu da olan daha büyük bir önem kazanmıştır. Bu yüksek lisans çalışması yukarıda açıklanan sorun çerçevesinde hemşirelerin genelde yoğun bakım ünitesindeki, özelde ise Covid-19 hastaları için ayrılan yoğun bakım ünitelerinde etik boyutu olan kararlardaki mevcut rolünü tespit ve analiz etmeyi amaçlamıştır. Bu amaç doğrultusunda önce nicel bir yöntemle konuyla ilgili sorular anket çalışması çerçevesinde hazırlanmış ve örneklem analizine göre Türkiye genelinde yoğun bakım hemşirelerinin görüşlerini temsil etme gücü olduğu kabul edilen 240 yoğun bakım hemşiresine Online olarak şahsa ait e-posta yoluyla, Telegram ve WhatsApp programlarındaki yoğun bakım hemşire gruplarındaki kişilere sorulmuştur. Bu araştırma Covid-19 özelinde Türkiye'de bir ilk olup konuyla ilgili önemli veriler sunmaktadır. Çalışma sadece nicel araştırma düzeyinde kalmamış olup elde edilen sonuçlar hemşirelik alanında en önemli etik teorilerden biri olan ihtimam etiği (care ethics) teorisi bağlamında ele alınıp normatif olarak değerlendirilmiştir. Anketten elde edilen sonuçlar özellikle özerklik çerçevesinde analiz edilmiştir. Diğer taraftan son zamanlarda tıp etiği tartışmalarında önemli bir yeri olan ahlaki kaygı (moral distress) da hem anket çerçevesinde sorgulanmış hem de çalışmanın tartışma kısmında ele alınmıştır. Etik açıdan önemli olan bu araştırma sonuçları etik açıdan analiz edildikten ve normatif açıdan değerlendirildikten sonra bu önemli etik boyutları olan sorunların anlaşılması, kavranması ve çözülmesine yönelik çalışmanın sonunda bazı önemli tavsiyelerde bulunulmuştur.

COVID 19Etik-hemşirelikHemşirelik bakımı+7
Tuğba Doğan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimler ve hastaların cerrahi kliniğinde aydınlatılmış onam sürecinde yaşadıkları deneyimler: Fenomenolojik bir çalışma

Tıp etiğinin temel ilkelerinden özerkliğe saygı ilkesinin tıp pratiğine yansımasını sağlayan aydınlatılmış onam öğretisidir. Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine uygulanacak tanı ve tedavi yöntemlerinin kapsamını, yararlarını, risklerini ve varsa alternatif yöntemlerini bilerek önerilen tıbbi uygulamayı kabul etmesidir. Hekimler ve hastalar aydınlatılmış onam sürecine farklı anlamlar yükleyerek yaşantılamaktadır. Bu tez çalışmasında, hekimlerin ve hastaların aydınlatılmış onam sürecini nasıl deneyimledikleri, süreçte karşılaştıkları değer sorunları ve değer çatışmalarının belirlemesi amaçlandı. Araştırma, Akdeniz Üniversitesi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi kliniklerinde çalışan hekimler ve ameliyat edilen hastalarla yürütülmüştür. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak, amaçlı ve ölçüt örnekleme yöntemleriyle 12 hasta ve 10 hekim ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonuçları MAXQDA-2024 programına aktarılmış ve bu program vasıtasıyla nitel araştırma tekniklerinden tümevarım analizi tekniği aracılığıyla kodlamalar yapılmıştır. Analiz sonucunda araştırmada 3 tema ve 8 kategori oluşturulmuştur. Hekimler ve hastaların aydınlatılmış onam sürecine yükledikleri anlamlar ve bu süreçte karşılaştıkları etik sorunlar belirlenmiştir. Araştırmada hastaların aydınlatılmış onam sürecinde yaşadıkları deneyimlerinden çıkarılan sonuçlar; hastaların beklentilerinin hekimlerin etkin bir iletişim süreci yönetebilmesi, bilgilendirme sırasındaki yaklaşımı ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde, hekimler de sürecin sağlıklı işlemesinde hastaların bilgi düzeyi, kültürel arka planı ve tutumlarının etkili olduğunu ifade etmişlerdir. Bu araştırma, hekim ve hastaların aydınlatılmış onam sürecini farklı algıladığını, ancak iyi iletişimle etkin ve etik unsurlarla güçlendirilerek kurulmuş bir sürecin çok önemli olduğunu, hastaların haklarını desteklediği kadar hekimlerin de mesleksel motivasyonunu artıracağını göstermiştir. Bu araştırma sonuçlarının tıp etiği alanında yapılacak gelecekteki araştırmalara katkı sağlaması ve sağlık hizmeti paydaşlarının aydınlatılmış onam süreci ile ilgili etik farkındalığının artırılmasına yararlı olması beklenmektedir.

Kübra Erdoğan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebeveynin aşı reddi tutumunun başlıca etik teoriler üzerinden normatif analizi

Tarihte aşısı bulunmadan önce birçok bulaşıcı hastalık, milyonlarca insanı hayattan koparmış ve bundan en çok çocuklar etkilenmiştir. Çiçek hastalığı, salgın hâline gelince bu durumun önüne geçmek ve insanları hayatta tutabilmek için birtakım teknikler geliştirilmiş ve sonunda modern aşılamaya geçilmiştir. Ancak bu çabalara ve bilimsel gelişmelere rağmen aşıya karşı muhalif sesler hiç susmamıştır. Toplumsal bağışıklık elde edildikçe, ebeveynlerin dikkati aşıların yan etkilerine çevrilmiş bunun yanında felsefi ve dini argümanlara komplo teorileri de eklenerek aşıya karşı direnç artmıştır. Bir yandan özgürlükler bağlamında ebeveynin çocuğu hakkında karar verici statüde olması diğer yandan aşısızlığın neden olabileceği salgından toplumun zarar görebilme ihtimali ortaya etik ikilemler çıkarmıştır. Son yıllarda artan aşı karşıtlığı sebebiyle ABD'de ve Avrupa'da görülen kızamık salgınları sonucu çocukluk çağı aşılarına bazı zorunluluklar ya da cezalar getirilmiştir. Bu çalışmada, aşı karşıtı hareketler tarihi süreci içerisinde incelenmiş, günümüzdeki aşı karşıtlığı argümanlarına yer verilmiştir. Tamamen normatif bir çalışma olan bu doktora tezinde, tıp etiğinde en sık başvurulan etik teorilerin sahip olduğu argümanlara göre ebeveynin çocukluk çağı aşılarını reddi tutumu etik açıdan analiz edilmiştir. Bu etik teorilerin kurucularının siyaset felsefesi görüşlerine de girilerek çocukluk çağı aşılarının zorunluluğu sorgulanmıştır. Ebeveynlerin çocukluk çağı aşıları reddi tutumunun ahlaki olarak meşru olup olmadığı etik kuramlara başvurularak gerekçelendirilmiş ve çalışmanın sonunda önerilerde bulunulmuştur.

Ana-babaAna-baba tutumuAşı reddi+6
Merve Erdem
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşamın sonunda yoğun bakımda verilen tıbbi kararların beyhudelik (futility) kavramı çerçevesinde normatif analizi ve etik değerlendirmesi

Teknolojik imkanlarla yoğun bakım tıbbının gelişmesi ve yoğun bakım servislerinin yaygınlaşması sınırlı sayıda olan yoğun bakım kaynaklarının nasıl dağıtılacağı sorusunu gündeme getirmiştir. Bu bağlamda tıbbi beyhudelik sebebiyle tedaviye başlanmamasına ya da son verilmesine nasıl karar verilmesi gerektiği de tartışılmaktadır. Bu doktora çalışmasının amacı öncelikli olarak Türkiye'de yoğun bakım hekimlerinin yaşamın sonunda beyhudelik bağlamında nasıl karar verdiklerini tespit etmek ve devamında nasıl karar verilmesi gerektiğine dair çözüm önerileri geliştirmektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, ampirik ve normatif olmak üzere iki yöntemin bir arada kullanılmasına dayanan karma yöntem kullanılmıştır. Ampirik bölümde kalitatif analiz yöntemlerinden gömülü teori kullanılmış ve on bir yoğun bakım hekimi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA 2022 Analytics Pro programı kullanılarak analiz edilmiş ve yoğun bakım, beyhude tedavi, etik problemler, Covid-19 pandemisi ve karar verme başlıkları oluşturulmuştur. Gömülü teori analizi sonucunda hekimlerin beyhude tedaviye dair kararlarını standardize edilmiş bir istişareye bağlı olmayan tıbbi mutabakat doğrultusunda, hukuki ya da toplumsal baskı altında, kısıtlı imkanlarla, bazen de çıkar çatışmasına muhatap olarak ve bazen de vicdanları ya da kişisel tercihleri doğrultusunda karar verdikleri tespit edilmiştir. Ekip olarak tıbbi mutabakat doğrultusunda karar verme süreçlerine fayda, yaş, adalet ve vicdan normatif kavramları etki etmektedir. Normatif analiz sonucunda ise, yaşamın sonunda ekip olarak, tıbbi veriler doğrultusunda, vicdani olarak karar vermenin sürecin doğru yönetilmesi için yeterli olmadığına ulaşılmıştır. Kişiye göre değişen izafi ve muğlak bir kavram olan vicdanın, normatif bir güce sahip olmamasından dolayı etik meşruiyet sağlayıcı bir fonksiyonu bulunmamaktadır. Bundan dolayı karar verme süreçlerinde etik analiz ve rasyonel değerlendirmeler yapılmalı, klinik-etik rehber kullanılmalı ve gerektiğinde hastane etik kurullarından danışmanlık hizmeti alınmalıdır.

Etik değerlerKarar vermeTedavi+6
Esra Aksoy
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Neonatolojide tedavi sınırlandırma ya da geri çekme kararlarında ebeveyn yaklaşımlarını belirleyen faktörler-istanbul'da bir nitel araştırma

Ülkemizde yenidoğan bebekler için yaşam sonu kararların nasıl ve kimler tarafından verildiğine dair bilgilerin etik bakış açısıyla bir araya getirilmesine ihtiyaç olduğu görülmektedir. Bu ihtiyacın giderilebilmesi için ―Türkiye'de ebeveynler ağır hasta olan yenidoğan bebekleri için karar verme sürecinde hangi karar verme mekanizmaları, duygular, değer yargıları, dini inançlar rol oynamaktadır‖ sorusunu araştıran doktora çalışması yapılmıştır. "Türkiye‟de ebeveynlerin yaşamın sonunda olan yenidoğan bebekleri için karar verme süreçleri bir çok faktörden etkilenebilen ve ebeveynler arasında benzerlikler gösteren davranış yapıları içermektedir. Bu süreç içerisinde ebeveynlerin daha kaliteli bir şekilde bilgilendirilmeleri, gerektiğinde kendilerine etik danışmanlık, psikolojik destek ve manevi destek imkanı sunulması verilen kararlarda etik açıdan kabul edilebilen mutabakatın sağlanmasına katkıda bulunacaktır‟‟ hipotezini destekler nitelikte bir sonuca varılmıştır.

MenfaatNeonatolojiTedavi+4
Tutku Özdoğan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Soy hattına yönelik genetik müdahale karşıtı etik argümanların reflektif analizi

Soy hattına yönelik genetik müdahale (SHYGM) biyomedikal etik disiplinin son yıllarda en çok tartıştığı konulardan biri olmuştur. SHYGM'ye yöneltilen en önemli itirazlar çoğunlukla metafizik temelli olup, bu teknolojinin kalıtsallığı, tersine çevrilemezliği, insanlık şerefi ve insan doğası üzerindeki olası olumsuz etkileri ve kişisel özdeşliği etkileyeceği gibi iddiaları bulunmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı SHYGM teknolojisine yöneltilen bu özcü metafizik temelli argümanları, dünya ile eş zamanlı olarak, reflektif bir şekilde analiz etmek ve bir sonuca ulaşmaktır. Bu amaç doğrultusunda kavramsal alt yapıya da yer verilerek, genetiğin tarihinden itibaren, genetikten epigenetiğe doğru paradigmatik sıçramaya kadar olan süreç derinlemesine bir şekilde değerlendirilmiştir. Konu hakkındaki etik argümanlara, hukuki metinlere, yönetişimsel raporlara ve teolojik görüşlere de yer verilmiştir. Bulguların reflektif bir şekilde değerlendirilmesinden sonra, soy hattına yönelik genetik müdahaleye yöneltilen özcü metafizik itirazların, mevcut halleriyle, SHYGM'nin yasaklanmasını ahlaken gerekçelendirilemeyecekleri savunulmuştur.

BiyoetikEpigenez-genetikEtik+7
Maide Barış
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yahudi, hristiyan ve müslüman kadınların hasta haklarından olan beden mahremiyetine yaklaşımları üzerine bir araştırma

Temel insan haklarının uygulanmasına yönelik talepler her geçen gün artmaktadır. Mahremiyet hakkı da talep edenin insan olması dolayısıyla temel bir insan hakkıdır. Sağlık hizmetleri söz konusu olduğunda mahremiyet taleplerinin olmadığı bir alan düşünülemez. Bireylerin mahremiyet beklentilerinin arka planında ise hukuk, sosyoloji, psikoloji, kültür ve din gibi belirleyenler bulunmaktadır. Mahremiyet hakkının ihlal edilmesi kişilerin onurlarının kırılmasına sebep olmakta ve insan haklarının kullanımını engellemektedir. Sağlık hizmetlerinde; bilgi mahremiyeti, beden mahremiyeti ve mekan mahremiyeti olmak üzere üç temel mahremiyet türü bulunmaktadır. Psikolojik mahremiyet, sosyolojik mahremiyet, bilişsel mahremiyet gibi türler eklense de bunlar daha çok bu üç temel mahremiyet türünün kapsamında değerlendirilebilir.Kişilerin izin alınmadan özel alanlarına girilmesi ve bilgilerinin paylaşılması hukukun yanı sıra tıp etiği açısından da doğru bulunmamıştır. Bu araştırma kapsamında tıpta beden mahremiyeti konusu ele alınmıştır. Çalışmanın amacı aynı hukuki, sosyolojik, kültürel ortamda yaşayan fakat farklı dinlerdeki insanların sağlık hizmetlerinde beden mahremiyeti taleplerinin arka planında hangi belirleyenin olduğunu tespit edebilmektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden çoklu durum deseni kullanılmış, araştırmanın verileri yarı-yapılandırılmış mülakatlar yoluyla elde edilmşitir. Çalışma kapsamındaki literatür taranmış, yapılan saha çalışması sonrasında bulgular elde edilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen bulgular MAXQDA 2020 programı yardımıyla içerik analizine tabi tutulmuştur. Bu çalışmanın ışığında katılımcıların bir kısmının mahremiyetin arka planında dinin etkisi olduğuna vurgular yaptığı saptanmıştır. Katılımcıların tamamı kültürün mahremiyet algısını etkilediğini düşünmektedir. Sonuçta mahremiyet algısında kültürün etkisinin daha fazla üzerinde durulan bir konu olduğu ortaya çıkmıştır. Yine mahremiyetin kişiden kişiye değişen yapısına vurgu yapılmıştır. Sağlık hizmetlerinde kültürel mahrem sınırların belirlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

DinEtikHasta hakları+7
Meryem Öztürk
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Filles de la Charité, on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda hayırseverlik ve sağlık

Bu tez, Filles de la Charité (Hayırseverlik Kızları) ismiyle anılan Fransız Katolik rahibelerin 1839 ve 1918 yılları arasında İstanbul'da vermiş oldukları sağlık hizmetlerini konu etmektedir. Çalışma için Başbakanlık Osmanlı Arşivleri belgeleri ve cemaatin yıllıkları olan Annales de la Congrégation de la Mission'un ilgili tarihlerdeki sayıları birincil kaynak olarak kullanılmış; toplumsal cinsiyet, misyonerlik, hayırseverlik ve geç Osmanlı tarihine ilişkin literatür temel alınmıştır. Çalışma, 19. Yüzyıl'da İstanbul'da pek çok önemli sağlık kurumunda bulunmuş olmalarına karşın çok az sayıda yayında varlık göstermiş olan cemaat rahibelerinin faaliyetlerinin detaylı bir incelemesini sunmayı ve kadın misyonerler ile Osmanlı İmparatorluğu arasındaki etkileşimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada cemaatin Fransa'da kuruluşunu ve Osmanlı topraklarında yayılmasının arka planını oluşturan siyasal, tarihi ve toplumsal etmenler tartışılmakta ve İstanbul'da rahibelerin kurmuş oldukları ya da doğrudan idare etmiş oldukları kurumlara ilişkin elde edilen bilgilere yer verilmektedir. Tezde hastane ve dispanser hizmetlerine odaklanılmakla beraber kimsesiz çocukların bakımı ile eğitim etrafında şekillenen hayır işlerine ilişkin elde edilen veriler de aktarılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler; Osmanlı İmparatorluğu'nda sağlık alanındaki ihtiyaçların karşılanabilmesi için kurulan siyasi dengelerin tarihsel ve kültürel kodlarla şekillenmesi açısından değerlendirilmiş ve İstanbul'un yüzyıl boyunca geçirmiş olduğu salgın, doğal afetler ve savaşların sağlık yarattığı acil durumlar sonucunda rahibelerin hem kendi kurumlarında hem de kendi kurumlarının haricinde pek çok geçici ve sabit Osmanlı kurumunda da hizmet vermelerinin Osmanlı yetklileri tarafından gördüğü desteğin boyutları ve sınırları tartışılmıştır.

Cinsel kimlikFransaHayırseverlik+6
Ceren Gülser İlikan Rasimoğlu
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı tıbbında ilk bahname örneği; Musa B. Mesud'un bahname tercümesi ve modern üroloji açısından değerlendirilmesi

"Cinsel arzu, şehvet" anlamındaki Arapça "bâh" ile "kitapçık, risale" anlamındaki Farsça "nâme" kelimelerinden oluşan "bâhnâme;" genel olarak cinsellik, cinsel yaşam, cinsel istek/işlev bozuklukları ile bu husustaki koruyucu, destekleyici ve tedavi edici uygulamaları konu alan monografileri adlandırmak için kullanılagelmiş olan tarihi bir terimdir. Bahnameler İslam kültür dairesine ait tıp müktesebatının/külliyatının önemli bir bölümünü oluştururlar. Sosyal açıdan değerlendirildiğinde de bahnamelerin en önemli amacının sağlıklı cinsel davranış ve uygulamaların öğretilmesiyle evlilikte mutluluğun ve doyumun sağlanması olduğu söylenebilir. Anadolu'da Türkçe olarak kaleme alınmış ve "bahname" olarak nitelendirilebilecek ilk eserler XIV. yüzyıla ait olup Arapça ve Farsça yazılmış daha önceki bahnamelerin tercümeleridir. Bilinen ilk örnek Saruhanoğlu Yakub b. Devlet adına, Nasirüddin-i Tûsî'ye izafe edilen Farsça "Bahname-i Padişahi"den yapılan tercümedir. Aynı eserin Musa b. Mesud tarafından II. Murad için yapılan tercümesi Osmanlılarda bilinen ilk bahnamedir (XV. yy.). Daha sonra telif niteliğindeki örnekler de ortaya çıkmıştır. İlk dönemlerde bilimsel, tıbbi bilgiler içeren bahnameler XVI. yüzyıldan itibaren erotik, kimi zaman da pornografik kitaplara dönüşmüştür. Türk–İslam kültür dairesine ait tıp külliyatının önemli bir bölümünü oluşturmalarına ve dolayısıyla Osmanlı tıbbında da çok sayıda örneği olmasına mukabil, bahnameler bugüne kadar ülkemizdeki tıp tarihi çalışmalarında yeterince incelenmemiştir. Çalışmalar bahnameler hakkında genel bilgiler vermekle ve metin transkripsiyonu ve dil sadeleştirmesiyle sınırlı olup herhangi bir bahname metninde yer alan bilgilerin günümüz tıp, seksoloji ve üroloji/androloji bilgi birikimi ışığında tetkik ve analizine girişilmemiştir. Bu tez çalışmasında bu doğrultuda Musa b. Mesud'un II. Murad için yapmış olduğu ve Osmanlılardaki ilk bahname olarak bilinen tercüme çalışması, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Kütüphanesi'ndeki el yazması nüsha kullanılarak incelenmiştir. Önce Genel Bilgiler bölümünde bahname kavramı, bahnamelerin tarihçesi, genelde Osmanlı İmparatorluğu'nda bahnameler ve özelde Musa b. Mesud'un tercümesi hakkındaki mevcut bilgiler derlenmiştir. Daha sonra Bulgular bölümünde eldeki Osmanlıca metin transkribe edilerek sunulmuştur. Tartışma bölümünde ise, metin boyunca verilen bilgiler ve tavsiyeler, günümüz seksoloji, üroloji ve androloji bilgi birikimi çerçevesinde irdelenmiş ve yorumlanmıştır. Metindeki ıstılahlar açıklanarak oluşturulan bir sözlük ve orijinal el yazması nüshanın konuya vakıf okuyucuların yararlanabilmesi amacıyla hazırlanmış olan bir kopyası da tezin sonuna eklenmiştir.

BâhnâmeCinsellikKitaplar+2
Muhammet İhsan Karaman
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Durum etiği penceresinden ötanazi ve tarihi

Bu çalışmamızda Dünya ötanazi tarihi incelenmiş, özellikle 1933-1945 Nazi Almanyası'nın ötanazi tarihindeki menfi etkisi üzerinde durulmuştur. Nazilerin işledikleri insanlık suçlarının, ötanazi adı altında sürdürülmüş ve gizlenmiş olsa dahi, gerek niyet, gerek uygulama olarak ötanazi ile bir ilgisinin olmadığı tespit edilmiş, bu nedenle bu karanlık devirin ötanazi tarihinden çıkarılması teklif edilmiştir. Nazilerin ırkçılık ve "üstün insan" tezleri başka şekilde günümüze kadar kimi tıbbi-sosyal uygulamaları belirlemiş olmakla beraber bu başka bir araştırma alanıdır, konumuzla bir ilgisi yoktur. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ötanazi hakkı mücadelesi tüm ülkelerde hızını kesmeden sürmüş, birçok Batılı ülkede bu hakların tanınmasıyla sonuçlanmıştır. Ancak Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde uygulamaların amacı aştığı ve cinayet soruşturmalarına konu olduğu da görülmüştür. Türkiye'de ise, ötanazi hakkı tanınmamış, din ve devletin resmi temsilcilerince bu konu tamamen dışlanmış ve mahkum edilmiş olmakla beraber, çok sayıda ümitsiz hastanın kendini öldürdüğü ve bu trendin arttığı tespit edilmiştir. Bu insanlar bazan vahşice ölüm yöntemlerine dahi başvurabilmektedirler. Genelde tıbbi etik sorunlara, özelde ise ötanazi ile ilgili sorunlara yaklaşımda Dr. Joseph Fletcher'ın "durum etiği" felsefesi bir usul olarak önerilmiş, köklerini Hıristiyan ahlakından alan bu felsefenin Türk - İslam kültüründe karşılıkları olup olmadığı incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmamız, ötanazi konusunda bir karar telkin etmemiş, ancak kişinin kendi hayatı üzerine vereceği karara saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

BiyoetikHospis bakımıIrkçılık+7
Ahmet Altay Ünaltay
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki akademisyenlerin etik algısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olan akademisyenlerin etik algısının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma, tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan 440 akademisyen (Prof. Dr., Doç. Dr., Dr. Öğr. Üyesi, Araştırma Görevlisi) oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi ise güç analizi ile 120 olarak belirlenmiştir. Toplamda 123 veri toplanmıştır. Veriler, Temmuz-Ekim 2021 tarihleri arasında akademisyenler ile yüz yüze görüşülerek, kişisel bilgi Formu ve akademik etik değerler ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ile Kolmogorov Smirnov Testi, Levene testi, Mann Whitney Testi, ANOVA, Duncan Testi, Kruskal Wallis Testi ile yapılmıştır. Yanılma düzeyi ise p<0.05 anlamlı olarak alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların %47.2'sinin araştırma görevlisi, %50.4'nün 5 yılın üzerinde çalıştığı, %34.1'in 31-40 yaş aralığında olduğu, %65'i klinik deneyime sahip, %74'ü ulusal alanda makale yayını olduğu, kendi ifadelerine göre %73.2'sinin akademik etik hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu ve %69.9'unda etik dışı davranışı şikayet edeceği, %14.6'sının etik ihlal ile karşılaştığı saptanmıştır. Katılımcıların etik değerler algısı ortalaması 196.76 ± 16.27 (max: 260; Min: 155)'dir. Sonuç: İnönü Üniversitesini Tıp Fakültesinde görev alan akademisyenlerin etik algısıyla; cinsiyet ve karşılaşılan etik ihlali türleri arasında anlamlı farklılık olmadığı fakat yaş, klinik deneyim durumu, görev süresinde Akademik Etik Değerler Ölçeği alt boyutlarında gruplandığı zaman anlamlı farklılıklar olduğu, etik dışı davranışı şikayet etme, unvan, akademik etik hakkında bilgi, ulusal-uluslararası makalesi olma durumları arasında anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akademisyen, Tıp Fakültesi, Etik Algısı

AhlakAkademik personelAlgı+3
Sibel Kaynak
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakımda çalışan doktor ve hemşirelerin yoğun bakıma özgü etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisi

Yoğun Bakım Ünitelerinde Çalışan Doktor ve Hemşirelerin Etik duyarlılık Düzeylerinin Yoğun Bakıma Özgü Etik Konulardaki Yaklaşımlarının Etik Duyarlılıkla İlişkisi Amaç: Yoğun bakım ünitelerinde görev yapan doktor ve hemşirelerin etik duyarlılık düzeylerinin yoğun bakıma özgü etik konulardaki yaklaşımlarının etik duyarlılıkla ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Meteryal ve metot: Tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde yoğun bakımlarda çalışan doktor ve hemşireler çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Örneklem seçim yöntemine gidilmeyerek dahil edilme kriterlerine uyan tüm doktor ve hemşireler araştırmanın örneklemini oluşturdu. Toplamda 144 doktor ve 144 hemşireye ulaşıldı. Araştırmanın verileri Kişisel bilgi formu, Yoğun Bakıma Özgü Konulara Yaklaşım Anketi ve Ahlaki Duyarlılık Anketi (ADA) ile elde edildi. Veriler medyan (min-maks), ortalama (standart sapma) ve sayı (%) ile verildi. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ve Kolmogorov-Smirnov testi ile yapıldı. Analizlerde Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi uygun olan yerlerde kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalarda Kruskal Wallis testi için Conover testi kullanıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ahlaki duyarlılık anketi puan ortalaması 67.13 ± 22.01 olarak belirlendi. Ölçeğin alt boyutlarından alınan puanlar incelendiğinde bütüncül yaklaşım alt boyutu puan ortalaması 10.53 ± 4.16, yarar sağlama alt boyutu puan ortalaması 9.31 ± 4.29, uygulama alt boyutu puan ortalaması 7.91 ± 4.03, oryantasyon alt boyutu puan ortalaması 6.88 ± 3.66, çatışma alt boyutu puan ortalaması 8.89 ± 3.12, otonomi alt boyutu puan ortalaması 14.91 ± 5.22 olarak belirlendi. Sonuç: Çalışmamıza katılan doktor ve hemşirelerin ahlaki duyarlılık düzeyleri yüksek bulunmuştur. Çalışmaya katılanlardan 36 yaş ve üzeri olanların ahlaki duyarlılık düzeyleri diğer yaş gruplarına göre, erkeklerin kadınlara göre, doktorların hemşirelere göre, cerrahi birimlerde çalışanların dahili birimlerde çalışanlara göre, Etik eğitim alanların almayanlara göre ahlaki duyarlılıkları daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Etik Duyarlılık, Etik Yaklaşım, Hemşirelik Etiği, Kritik Hasta Bakımı, Tıp Etiği, Yoğun Bakım Hekimliği, Yoğun Bakım Hemşireliği

DoktorlarEtikEtik duyarlılık+6
Aybüke Kübra Çelik
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Etik ikilem kavramı ve eczanelerde karşılaşılan etik ikilemlerin analizi kapsamında eczaneler üzerinde yapılan bir çalışma

Amaç: Bu çalışmada eczanelerde karşılaşılan etik ikilemlerin detaylı analizlerinin yapılması hedeflenmiştir. Materyal ve Metot: Çalışmamız tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Evreni Malatya ili merkezinde bulunan 226 eczanenin tümüdür. 25 sorudan oluşan ve özgün olarak hazırladığımız anket ile Mart 2022- Nisan 2022 tarihleri arasında yüz yüze ve on-line olarak katılmaya gönüllü eczacılara ve eczane teknisyenlerine yapılmıştır. Anket verilerinin analizi 'SPSS' programı ile yapılmış olup karşılaştırma testleri için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Katılımcıların %47.24'nün eczacı, %52.76'nın ise eczane teknisyeni olduğu görülmektedir. Ankete katılan teknisyenlerin ilköğretim, lise, ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunu olmalarına göre sırasıyla %77.27, %91.49, %90.32, %66.67 ve %100 oranlarında etik ikilem kavramını bildiklerini belirtmişlerdir. Bu oranın eczacılardan lisans mezunlarında %69.70, yüksek lisans mezunlarında %85, doktora mezunlarında ise %100 olduğu görülmüştür. Sonuç: Ankete katılan eczacıların ve eczane teknisyenlerinin eğitim durumlarına ve meslekteki çalışma sürelerine göre yapılan incelemelerde tüm gruplarda etik algısının ve etik değerlere duyulan hassasiyetin yüksek olduğu, etik ikilem kavramının katılımcıların çok büyük bir kısmı tarafından bilindiği, her iki meslek grubunun da eğitim düzeylerini geçmiş yıllara göre ileri düzeylere taşıdıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Eczacı, Eczane Teknisyeni, Etik İkilem.

Eczacı kalfasıEczacılarEczaneler+2
Onur Avcı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00