
4
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Tip A davranış örüntüsü ve koroner kalp hastalıkları üzerine bir çalışma
Bu çalışma Tip A Davranış Örüntüsü özelliklerinden atılganlık, saldırganlık ve öfke-öfke-tarz biçimlerinin koroner kalp hastalıkları için risk faktörü oluşturduğu varsayımları üzerine kurulmuştur. Ayrıca sosyo-demografık faktörlerle koroner kalp hastalıkları ve Tip A Davranış Özellikleri arasındaki ilişki de araştırılmıştır. Bu çalışmada Rathus Atılganlık Envanteri, Saldırganlık Envanteri ve Sürekli Öfke - Öfke Tarz Envanterleri ile birlikte sosyo demografik faktörleri içeren bir anket uygulanmıştır. Örneklem grubunu Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Konya Devlet Hastanesi Kardiyoloji Servisinde yatan 168 erkek ve 80 kadın hasta ve kontrol grubunu da sağlıklı 118 erkek ve 80 kadın oluşturmaktadır. Çalışma Ekim 1996 - Aralık 1997 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde tek yönlü varyans analizi, post hoc student Newman Keults testleri, t testi, ki kare testi ve pearson korelasyon metodu kullanılmıştır. Hasta grubu ile kontrol grubu arasındaki karşılaştırma sonuçlarına göre göre Tip A Davranış Örüntüsü özelliklerinin koroner kalp hastalıkları için bir risk faktörü oluşturmadığı görülmektedir.
Psikiyatri kliniğine başvuran 65 yaş üstü bireylerde; yaşlı ihmali-istismarı ve psikolojik destek ihtiyacının değerlendirilmesi
İnsan gelişiminin son aşaması olan yaşlanma, beraberinde birçok değişimi ve sağlık sorununu da getirmektedir. Yaşlıların sağlığını etkileyebilecek olan yaş ayrımcılığı ve yaşlı ihmali-istismarı güncel yaşlı ruh sağlığı sorunlarındandır. Bu araştırma da tanımlayıcı, analitik klinik araştırmalar kapsamında, 65 yaş üstü bireylerin maruz kaldıkları yaş ayrımcılığı, ihmali-istismarın düzeyi ve ihtiyaç duydukları psikolojik destek ihtiyacı değerlendirilmiştir. Araştırma örneklemi, KTÜ Farabi Hastanesi Psikiyatri Kliniğine başvuran 65 yaş üstü 135 yaşlı bireyden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik veri formu, "Yaşlı Bireyler İçin Çok Boyutlu Gözlem Ölçeği", "Geriatrik Depresyon Ölçeği" "Hwalek-Sengstock Yaşlı İstismarı Tarama Testi" ve "Yaş Ayrımcılığı Ölçeği" kullanılmıştır. Elde edilen araştırma veriler SPSS 22.0 programı aracılığıyla tanımlayıcı istatistiksel metotlar ve verilerin gruplar arası değerlendirmelerinde, Mann-Whitney U testi ile istismara maruz kalma, depresyon ve yaş ayrımcılığına dair veriler ise Kruskal Wallis testi ile analiz edilmiştir. Katılımcıların psikolojik destek ihtiyacının belirlenmesi için bir standart regresyon analizi kurulmuştur. Ayrıca psikolojik destek ihtiyacı ile depresyon, ihmal-istismar ve yaş ayrımcılığı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla Spearman's rho korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlarda; sosyal aktivitelere katılım göstermeyen yaşlı bireylerin depresyon, ihmal-istismar ve yaş ayrımcılığı düzeylerinin diğerlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanan ve ayrımcılık yaşamayan yaşlı bireylerin sosyal destek düzeyleri daha yüksek bulunmuştur. Hastaneye yatış yapan yaşlı bireylerin yapmayanlara göre; sosyal destek düzeyinin daha düşük ve depresyon düzeylerinin ise daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaşlı bireylerin psikolojik destek ihtiyaçlarının %77'sinin depresyona, ihmal-istimara ve yaş ayrımcılığına bağlı olarak açıklanabildiği ve depresyonun psikolojik destek ihtiyacını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir (F(3-134)=152,04, p<0.05). Araştırmada yaş ayrımcılığı ve yaşlı ihmal-istismarına yönelik psikolojik desteğin önemli bir ihtiyaç olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Geriatrik depresyon, psikolojik destek, yaşlılık, yaş ayrımcılığı, yaşlı ihmali ve istismarı
Genç yetişkinlerde obsesif kompulsif semptomların algılanan ebeveyn ilişkileri ve bağlanma stilleri ile ilişkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı genç yetişkinlerin obsesif kompulsif belirtiler ile algılanan ebeveyn ilişkileri ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Örneklem Trabzon'daki üniversitelerde eğitim gören ve çeşitli kurumlarda çalışan, 402 kişidir. Katılımcıların %72.1 kadın, %27.9 erkektir. Yaşları 18 ile 45 olup, ortalama yaş 23.78'dir. Araştırmada "Kişisel Bilgi Formu", "Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği", "Algılanan Ebeveyn İlişkisi Ölçeği" ve "Padua Envanteri-Washington Eyalet Üniversitesi Revizyonu: Türkçe Versiyonu" kullanılmıştır. Elde edilen verileri analiz etmek amacıyla Mann-Whitney U testi ile Spearman Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı tekniğinden yararlanılmıştır. Obsesif kompulsif belirtiler, algılanan ebeveyn ilişkileri ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkiye göre kontrol etme obsesyon ve kompulsiyonları ile kirlenme obsesyonları ve kompulsiyonları, anne otoriter tutum (r= .11, p<.05), anne koruyucu tutum (r= .14, p<.01), baba otoriter tutum (r= .11, p<.05), baba koruyucu tutum (r= .17, p<.01), baba demokratik tutum (r= .12, p<.05), kaçınan bağlanma (r= .19, p<.01) ve kaygılı kararsız bağlanma (r= .28, p<.01); kirlenme obsesyonları ve kompulsiyonları ile anne otoriter tutum (r= .11, p<.05), anne demokratik tutum (r= .12, p<.05), baba otoriter tutum (r= .11, p<.05), baba koruyucu tutum (r= .13, p<.05), baba demokratik tutum (r= .13, p<.01), kaçınan bağlanma (r= .17, p<.01) ve kaygılı kararsız bağlanma (r= .29, p<.01); başkalarına / kendine zarar vermeye yönelik obsesyonel dürtüler ile anne otoriter tutum (r= .12, p<.05), anne ilgisiz tutum (r= .10, p<.05), baba otoriter tutum (r= .18, p<.01), baba ilgisiz tutum (r= .10, p<.05), kaçınan bağlanma (r= .25, p<.01) ve kaygılı kararsız bağlanma (r= .29, p<.01); Düzenleme ile anne koruyucu tutum (r= .16, p<.01), anne demokratik tutum (r= .16, p<.01), baba otoriter tutum (r= .11, p<.05), baba koruyucu tutum (r= .18, p<.01), baba demokratik tutum (r= .16, p<.01), kaçınan bağlanma (r= .15, p<.01) ve kaygılı kararsız bağlanma (r= .15, p<.01); Başkalarına / kendine zarar vermeye yönelik obsesyonel düşünceler ile anne otoriter tutum (r= .13, p<.01), anne koruyucu tutum (r= .11, p<.05), baba otoriter tutum (r= .18, p<.01), baba koruyucu tutum (r= .14, p<.01), kaçınan bağlanma (r= .13, p<.01) ve kaygılı kararsız bağlanma (r= .39, p<.01) arasında pozitif yönde ilişki vardır. Bu bağlamda ebeveyn ve uzmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Şizofreni hastalarında tütün kullanımı ve sağlıklı yaşam davranışının psikopatoloji şiddeti, yürütücü işlevler ve umutsuzluk ile ilişkisi
Şizofreni farklı klinik görünümlerle kendini gösterebilen ve sosyal yaşamda ağır yeti yitimlerini beraberinde getiren bir bozukluktur. Şizofreni hastalarında fiziksel hastalıkların yüksek oranda görüldüğü ve bu durumun ilaç yan etkilerine ek olarak sağlıksız yaşam tarzı ile ilişkili olabileceği de düşünülmektedir. Şizofreni hastalarını bu sağlıksız yaşama iten nedenler hala tam olarak bulunamamış olup çalışmamızın amacı; şizofreni tanılı hastalarda tütün kullanımı ve sağlıklı yaşam davranışının içgörü, umutsuzluk, yürütücü işlevler ve psikopatoloji ile ilişkisini araştırmaktır. Çalışmamıza Mart-Ağustos 2022 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı şizofreni polikliniğine ayaktan başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden, DSM-V tanı ölçütlerine göre şizofreni tanısı almış olan 86 katılımcı dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Pozitif ve Negatif Belirtileri Değerlendirme Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Beck Umutsuzluk Ölçeği, İz Sürme Testi ve İçgörünün Üç Bileşenini Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda şizofreni hastalarında sağlıklı yaşam davranışını etkileyen etmenler cinsiyet, çalışma durumu, umutsuzluk, iz sürme testi puanları, PNBDÖ pozitif, negatif, dezorganize ve taşkınlık belirtileri olarak bulunmuştur. Regresyon analizine bakıldığında, toplam sağlıklı yaşam davranışı puanını yordayan etmenler negatif belirti şiddeti ve umutsuzluk olarak saptanmıştır. Çalışmamız negatif belirtiler ve umutsuzluğun sağlıklı yaşam davranışlarını olumsuz etkilediğini göstermektedir. Hastadaki umutsuzluğu tanımak ve bu yönde iyi planlanmış bir tedavi hastalığın seyri ve tedavisine katkıda bulunabilir. Umutsuzluğun beraberinde getirdiği bu sedanter yaşamı önleme amacıyla tedavi planlamasına sağlıklı yaşam becerilerini geliştirmeyi de kapsayacak şekilde düzenlemeler getirilmesi önemli gözükmektedir. Fiziksel egzersiz, sağlıklı beslenme, sosyal beceri eğitimi gibi müdahalelerin bütünleştirilmesi hastaların sağlıklı yaşam davranışları geliştirmeleri için hedef olarak belirlenebilir. Anahtar Sözcükler: Sağlıklı yaşam davranışı, şizofreni, tütün kullanımı